Etiket: tüm bel-sen

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri:Bizim çocuklarımız sizin sarayınızdan daha kıymetlidir!-VİDEO

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri:Bizim çocuklarımız sizin sarayınızdan daha kıymetlidir!-VİDEO

    PİRHA- Urfa Siverek ve Maraş’ta eğitim camiasına yönelik yaşanan ölümlü saldırılar, Antalya’da kitlesel bir eylemle protesto edildi. Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen “Yaşam Hakkı Nöbeti”nde, şiddetin sorumlusu olarak iktidarın politikaları gösterildi ve Milli Eğitim Bakanı istifaya çağrıldı.

    “SORUMLU ÇEYREK ASIRLIK İKTİDARDIR”

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına ortak açıklamayı Tüm Bel-Sen Antalya Şube Başkanı İlhan Karakurt okudu. Karakurt, okullarda yaşanan şiddetin münferit bir güvenlik zafiyeti olmadığını vurgulayarak, “Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin nasıl bu noktaya sürüklendiği sorusunun muhatabı, çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidarın kendisidir” dedi.

    ŞİDDET SARMALI BİR TESADÜF DEĞİL”

    Açıklamada, ekonomik krizin derinleşmesiyle oluşan boşluğun mafya ve çeteler tarafından doldurulduğuna dikkat çekildi:

    Gençlerin geleceksizliğe mahkûm edildiği, şiddetin sıradanlaştırıldığı ve cezasızlık politikasının toplumsal bir çürüme yarattığı belirtildi.

    Suça sürüklenen çocukların ve büyüyen şiddet sarmalının kapitalist sistemin ve mevcut yönetim anlayışının doğal bir sonucu olduğu ifade edildi.

    MİLLİ EĞİTİM BAKANI’NA İSTİFA ÇAĞRISI

    Eğitimin piyasaya ve tarikatlara açıldığını savunan Emek ve Demokrasi Güçleri, ÇEDES ve MESEM projelerini sert dille eleştirdi:

    “Bunca can kaybına rağmen, eğitimi gerçek sorunlarından koparan Milli Eğitim Bakanı’nın hala görevde kalması kabul edilemez. Bakan derhal istifa etmelidir! Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin hayatı bu kadar değersiz değildir.”

    “KARANLIĞI BİRLİKTE DAĞITACAĞIZ”

    Eylemin sadece bugüne değil, geleceğe sahip çıkma iradesi olduğunu belirten İlhan Karakurt, tüm velileri, işçileri ve kamu emekçilerini dayanışmaya çağırdı. Açıklama, meydanda yankılanan şu sloganlarla sona erdi:

    “Çocuklar mezara değil okula!”

    “Okulda şiddet, sorumlusu hükümet!”

    “Bizim çocuklarımız sizin sarayınızdan daha kıymetlidir!”

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, şiddet iklimine karşı “Yaşam Hakkı Nöbeti”ne devam edeceklerini ilan etti.

    PİRHA/ANTALYA

  • TÜM BEL-SEN yöneticisi Alpergin: 2025 bütçesi bugüne kadarki bütçelerin en vahşisi- VİDEO

    TÜM BEL-SEN yöneticisi Alpergin: 2025 bütçesi bugüne kadarki bütçelerin en vahşisi- VİDEO

    PİRHA- TÜM BEL-SEN Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitinginin son zamanlarda yapılan en kapsamlı miting olduğunu söyledi. Alpergin, “2025 bütçesi bugüne kadar yapılan bütçelerin en vahşisi olarak tanımlayabiliriz. Bütün bileşenlerimizle ve bu bütçede payını almayan herkesle birlikte payımızı talep etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde Meclis’in önünde de etkinliklerimiz olacak” dedi.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitingine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “SON ZAMANLARIN EN KAPSAMLI MİTİNGİ”

    30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitinginin son zamanların en kapsamlı mitingi olduğunu belirten İzettin Alpergin, “Biz de mitingi planlarken bütün kurullarımızı işlettik. Ankara’da KESK’in danışma kurulu dediğimiz KESK bileşenleri, KESK’e bağlı iş kollarının bütün şube başkanlarını 6-7 Eylül’de topladık. Daha sonra KESK’in karar organı olan genel sendikanın merkez yöneticilerinden oluşan yaklaşık yüze yakın birleşiminden karar haline getirdik. Böyle bir süreçten geçerek bütçeye yaklaşımımızı tartışarak, aşağıdan yukarıya bir tartışma sürecinden sonra bu seneki bütçeye ilişkin değerlendirmelerimizi somutlaştırdık ve Ankara’da 10 Ekim Gar patlamasından sonra ilk defa KESK’in öncülük ettiği miting düzenlendi” dedi.

    “10 EKİM’DEN SONRA MERKEZİ MİTİNGLER KONUSUNDA TEDİRGİNLİK YAŞANIYORDU”

    Alpergin şöyle devam etti:

    “10 Ekim’de de dörtlü olarak emek barış demokrasi mitingi düzenlemiştik. Maalesef karanlık güçler ve IŞİD olarak tanımlanan örgüt tarafından bir saldırıya uğradık ve 103 arkadaşımızı şehit verdik orada. O günden sonra merkezi mitingler konusunda bir tedirginlik yaşanıyordu. Gönül isterdi ki bu mitingi Türkiye’deki bütün emekçilerle, bütün bileşenlerle birlikte yapalım, bunun çabası içinde de olduk. Ancak diğer kurumlar bu dönem biraz destekçi konumunda kaldılar. Ama KESK işin öznesi olmakla birlikte yaklaşık 60 il gezdik bu dönem. Bu bütçe mitingine giderken işyeri işyeri gezdik. Gittiğimiz illerde bütün kurumları, demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri, o ildeki sivil toplum örgütlerinin tamamıyla nasıl bir miting, ne talep ettiğimizi kendileriyle paylaştık ve bu mitinge davet ettik.”

    “BUGÜNE KADAR YAPILAN BÜTÇELERİN EN VAHŞİSİ”

    Bütçenin siyasi bir belge olduğunun altını çizen Alpergin, 2025 bütçesinin bugüne kadar yapılan en vahşi bütçe olduğunu kaydetti. Alpergin konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu mitinge nasıl yaklaştık? Bu miting bütçeyi anlatır. 2025 bütçesinde emekçilerden toplanan vergilerin yüzde 70’şinin vergi vermeyenlere aktarıldığını söyledik. Bugüne kadar yapılan bütçelerin en vahşisi olarak tanımlayabiliriz. Bütçe aynı zamanda siyasi bir belgedir, iktidarın o toplumu nasıl yöneteceğini, nasıl yaklaşacağını, kimden yana olduğunu anlatan siyasi ve ekonomik belgelerdir. Bu mevcut hükümet de bütçeyi böyle planladı. Kalemlerine baktığımızda her üç liradan birisi faize ve güvenlik politikalarına ayrılmış bir bütçe. Vergi gelirlerine yüzde 55-60 oranında zam yapacaklarını söylüyorlar ama emekçilere geldiğinde bunu ancak yüzde 20’lerde zam yapabileceklerini söylüyorlar. Yani o da öngördükleri, TÜİK’in yalan enflasyon rakamlarının öngördüğü bir rakam. Bütçeyi emekçilerden, halktan, ezilenlerden topluyorlar, köprülere, otoyollara vergi muafiyetleri getiriyorlar.

    “YAKLAŞIK HER 2 TRİLYONU FAİZE AKTARMIŞLAR”

    Örneğin bütçe kalemleri arasına baktığımızda yaklaşık her 2 trilyonunu faize aktarmışlar. Türkiye’de nüfusun yüzde 93’üne hizmet veren yerel yönetimlere bir nokta üç ayırmışlar, yani faizin neredeyse yarısına yakını bütün belediyelere ayrılmış bütçe. Bunu da belediyeleri işte son zamanlarda kıskaca alan iki genelge yayınladılar. Bir tasarruf tedbirleri adı altında bir de kendilerinin borçlandırdıkları SSK primleri adı altında belediyelerde önümüzdeki dönem, 2025 bütçesinde 80 milyar kesinti yapacaklarını söylüyorlar ve başladılar da. Aynı zamanda belediyeleri de çalıştırmama ile karşı karşıyayız.”

    “BU MİTİNG NE BİR BAŞLANGIÇ NE DE SONDUR”

    “Miting son zamanların en kitlesel ve en coşkulu mitinglerden biriydi” diyen İzzettin Alpergin, “Ankara Tandoğan’da bizim hesaplarımıza göre mitinge 30 bin civarında kitle katıldı. Net mesajlarımızı ilettik, bu KESK için de önümüzdeki dönem umuttur. Bizim için bu miting ne bir başlangıç ne de sondur. Ankara’da bütçeye karşı bir emeğin kürsüsünü kurduk, bu bütçeden ve bu yönetim anlayışından muzdarip olan herkesi orada ses vermeye, herkesin kendi rengiyle, kendi diliyle, kendi pankartıyla katılmaya davet ettik” dedi.

    “TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 16 KÜSUR MİLYON EMEKLİ YAŞIYOR”

    Mitinge emeklilerin yoğun bir ilgi gösterdiğini belirten Alpergin, “Türkiye’de yaklaşık 16 küsur milyon emekli yaşıyor ve bugün 12 bin-12 bin beş yüz lira ile bir yaşam ile karşı karşıyayız. Ortalama büyük şehirlerde 25 bin lira kira verildiği bir ortamda siz varın 12 bin 500 lira ile nasıl geçineceklerini düşünün. Dolayısıyla bir kitle açısından ve önümüzdeki dönem mücadele açısından bir moral bulmuştur. Bizim açımızdan da önümüzdeki dönem hem yeniden herkesi örgütleme, en azından kamu çalışanları, kamu emekçilerini örgütleme açısından da KESK ve KESK bileşenleri açısından bir moral olmuştur. Biz başarılı bir miting yaptığımızı düşünüyoruz. Umarım mesajlarımız doğru yere ulaşmıştır ve gereğinin karşılanmasını bekliyoruz” diye ekledi.

    “ÖNÜZMÜDEKİ GÜNLERDE MECLİSİN ÖNÜNDE DE ETKİNLİKLERİMİZ OLACAK”

    Bütçe maratonunun devam ettiğini de belirten İzzettin Alpergin, bütçeye ilişkin faaliyetlerinin devam edeceğini söyledi. Alpergin, “Bütçe 17 Ekim’de Meclis’e sunuluyor. ilk 55 gün artı 20 gün yani yaklaşık 75 günlük bir süreci var. Şu an komisyonlar tamamlanmak üzere sanırım, önümüzdeki günlerde Meclis’e gelecek. Meclis’e geldiği günlerde de konfederasyonumuzun kararlaşması var. Bütçeye karşı bu bütçenin adil, halktan, emekçilerden yana bir bütçe olması için gerekli mücadeleyi hem alanda hem diplomaside sürdüreceğiz. Bütün bileşenlerimizle ve bu bütçede payını almayan herkesle birlikte payımızı talep etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde meclisin önünde de etkinliklerimiz olacak.”

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Tüm Bel Sen İstanbul 2 No’lu Şubesi, Beşiktaş Belediyesi önünde açıklama yapacak

    Tüm Bel Sen İstanbul 2 No’lu Şubesi, Beşiktaş Belediyesi önünde açıklama yapacak

    PİRHA- Tüm Bel Sen İstanbul 2 No’lu Şubesi, Beşiktaş Belediyesi ile yapılan toplu iş görüşmelerinin sonuçsuz kalması nedeniyle 26 Ekim’de belediye önünde basın açıklaması yapacaklarını duyurdu. 

    Tüm Bel Sen İstanbul 2 No’lu Şubesi, Beşiktaş Belediyesi ile toplu iş sözleşmesinin belediye yönetiminin oyalaması ve sıfır zam nedeniyle 8 ay sonunda imzalanabildiğini duyurdu.

    Yazılı bir açıklama yapan sendika, toplu iş sözleşmesi imzalandıktan sonra enflasyon karşısında hızla eriyen kazanımlarını iyileştirmek adına başlattıkları ek protokol sürecinde de yine Beşiktaş Belediye Yönetiminin süreci uzatması, taleplerden çok uzak bir teklifle gelmesi dolayısıyla tüm görüşmelerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

    Tüm Bel Sen İstanbul 2 No’lu Şubesi, 26 Ekim Perşembe günü saat 12:30’da Beşiktaş Belediye Başkanlığı önünde konuya ilişkin basın açıklaması yapacaklarını kaydetti.

    Sendika yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Bizler Beşiktaş Belediyesinde emeğimiz ve alın terimizle insanca çalışma ve insanca yaşam mücadelesi veren kamu emekçileriyiz!
    Ülkemizin adım adım içine itildiği ekonomik, siyasal, toplumsal kriz gittikçe derinleşiyor. Rekor üstüne rekor kıran enflasyon, hayat pahalılığı soframızdaki ekmeğimizi küçültüp, geleceğe güvenle bakmamızın önüne set çekiyor.
    Sayıştay ve zimmet sopası üzerinden toplu sözleşme ile güvence altına aldığımız haklarımız merkezi hükümetçe geri alınmaya çalışıldığı gibi belediye yönetimleri de antidemokratik yasaya karşı yanımızda durmak, uluslararası hukukun üstünlüğünü anlatmak yerine, sürekli mazeret üreterek merkezi politikaya paralel bir tutum almaktadır.

    “GÖRÜŞMELER SONUÇSUZ KALDI”

    Tüm Bel Sen İstanbul 2 Nolu Şubesi olarak, Beşiktaş Belediye Başkanlığı ile 2022-2023 yıllarını kapsayan Toplu İş Sözleşmesinin belediye yönetiminin oyalamaları ve taleplerimize sıfır zam ile karşılık vermesi nedeni ile 8 ay sonunda imzalanabilmiştir. İmzalandıktan sonra enflasyon karşısında hızla eriyen kazanımlarımızı iyileştirmek adına başlattığımız ek protokol sürecinde de yine Beşiktaş Belediye Yönetimi süreci uzatma ve farklı seçimleri bahane ederek, gerçeklikle ilgisi olmayan ve taleplerimizden çok uzak bir teklif ile gelmiştir. Yapılan tüm görüşmeler sonuçsuz kaldığından, Tüm Bel Sen İstanbul 2 Nolu Şubesi olarak 26.10.2023 tarihinde (Perşembe) saat 12:30’da Beşiktaş Belediye Başkanlığı önünde basın açıklaması yapma kararı almış bulunmaktayız.

    Bize açlık sınırında bir yaşamı reva gören, haklarımızı, özgürlüklerimizi yok sayan, her seferinde taleplerimizi öteleyen, umudumuzu başka baharlara erteleyen zihniyete “artık yeter” diyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • TİS görüşmeleri yarın başlıyor; TÜM BEL-SEN’den 47 bin 500 TL talebi-VİDEO

    TİS görüşmeleri yarın başlıyor; TÜM BEL-SEN’den 47 bin 500 TL talebi-VİDEO

    PİRHA- TÜM BEL-SEN Genel Sekreteri Yılmaz Yıldırımcı, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde kamu emekçilerinin yararının gözetilmesi gerektiğini belirterek, “Hiçbir ayrım yapılmadan, memuru ve emekliyi enflasyona, yoksulluğa mahkum etmeyecek bir ücret talep ediyoruz” dedi. Yıldırımcı, 4 kişilik ailenin harcamasının ve insanca yaşayabilecekleri bir ücretin 47 bin 500 TL olmasını talep ettiklerini belirtti.  

    Yaklaşık 4 milyon kamu emekçisini ve 2 buçuk milyon memur emeklisini ilgilendiren 2023 yılı 7’inci Dönem Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmeleri yarın başlayacak. Ağustos ayı boyunca sürecek olan görüşmelerde memuru ve memur emeklilerini Memur Sen temsil edecek.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) Genel Sekreteri Yılmaz Yıldırımcı, konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Yıldırımcı; sendika yasasının değiştirilmesi, büyük şehirlerde yaşayanlar için konut, sağlık, gıda hakkının sağlanması ve enflasyona karşı insanca bir ücret taleplerinin olduğunu belirtti.

    “AÇIKLANAN RAKAMLAR İLE GERÇEK ARASINDA UÇURUM VAR”

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Merkez Bankası’nın enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtmadığına değinen Yılmaz Yıldırımcı, “Merkez Bankası yıl sonu itibariyle yüzde 58 enflasyon olacak, diyorsa bilinsin ki yaşamın her alanında enflasyon kesinlikle yüzde 90’ın aşağısında olmayacaktır. Bu da cebimize giren ücretlerin yüzde 58’inin alınacağı anlamına gelmektedir. Açıkladıkları rakamlarla pazarda, bakkalda, manavdaki rakamlar arasında uçurum var” diye konuştu.

    MEMUR SEN ELEŞTİRİSİ

    Yılmaz Yıldırımcı, Memur Sen’i kamu emekçisinin yararına olmayacak kararlara imza atmakla eleştirdi. Bu yıl da aynı şeyin olmaması için mücadele ettiklerini belirten Yıldırımcı, “Her toplu sözleşmeden sonra Memur Sen Konfederasyonu, hükümetle, kamu emekçilerini açlığa sefalete mahkum eden bir sözleşmeye imza atıyor. Yapılacak olan yedinci dönem görüşmeleri için kamu emekçilerinin talepleri var. Biz bu talepleri onlar adına dile getirip kabul ettirmeye çalışacağız” dedi.

    HERKES İÇİN EŞİT BİR ÜCRET TALEBİ

    Yıldırımcı, 3600 ek göstergenin bir seçim vaadi olduğunu ve eşitlikten uzak olduğunu söyledi. Hiçbir ayrım yapılmadan, tüm kamu emekçilerine insanca bir ücret verilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırımcı, kamu emekçilerinin taleplerine ilişkin şunları söyledi:

    “En düşük emekli maaşın 15 bine liraya çıkartılmasını ve zamların üstüne eklenmesini talep ediyoruz. Enflasyonu ve zamları gören bir yerden 4 kişilik ailenin harcamasının ve insanca yaşayabilecekleri bir ücretin 47 bin 500 TL olacağını düşünüyoruz ve bu ücretin verilmesini talep ediyoruz. Büyük şehirlerde kirada yaşayan kamu emekçilerine 7 bin 500 TL kira yardımı yapılmasını talep ediyoruz. Diğer şehirlerde yaşayıp konutu olmayanlara da 5 bin lira kira yardımı yapılmasını istiyoruz.”

    Türkiye’de farklı bir çalışma rejiminin yaşandığına dikkat çeken Yıldırımcı, “Aynı masada çalışıp aynı işi yapan kamu emekçileri arasında hem özlük hakları anlamında hem de ekonomik haklar anlamında uçurum farkı var. Bu farkın kapatılmasını ve eşit iş yapanların eşit ücret almalarını istiyoruz” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Tüm Bel-Sen’den zamlara tepki: Sefalete teslim olmayacağız -VİDEO

    Tüm Bel-Sen’den zamlara tepki: Sefalete teslim olmayacağız -VİDEO

    PİRHA- Son süreçte gelen fahiş zamlara karşı açıklama yapan Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt; “Herkes biliyor ki; yaşanan bu durumun tek sorumlusu tek adam rejimi ve onun emek düşmanı politikalarıdır. Biz yerel yönetim emekçileri de bu sese sesimizi katıyor, ülkemizin dört bir yanında bu faturaları ödeyemiyoruz diyenlerle aynı paydada buluşuyor artık yeter diyoruz” dedi.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) Ankara şubesi son süreçte neredeyse her kaleme gelen fahiş zamlara karşı Çankaya Belediyesi önünde basın açıklaması yaptı.

    Yapılan basın açıklamasında, ‘Artık yeter zamlar geri alınsın’ pankartı açılırken sendikacılar ‘AKP elini cebimizden çek’, ‘Evlerimizde elektrik çarptı, doğalgaz yaktı’ dövizleri taşıdı.

    Açıklamayı okuyan Tüm Bel- Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt, her yeni güne yeni bir zam haberiyle uyanıldığını belirterek, fahişi oranda artan elektrik ve doğalgaz zamlarına dikkat çekti. Bozkurt, yapılan zamlarla fatura bedellerinin en az 3 katına çıktığını ve bu zamlardan sadece hanelerin değil, birer kamu kurumu olan yerel yönetimlerin de olumsuz etkilediğini vurguladı.

    “YANDAŞLARIN KASASI DOLARKEN HALKIN SEFALETİ VE AÇLIĞI BÜYÜYOR”

    Ekonomik krizin giderek daha da derinleştiğini ifade eden Bozkurt; “Salgın döneminde yaşanan kısıtlamalar nedeniyle tüm birikimlerini tüketen esnaf ve halk, kredi ve daha fazla borçlanarak her gün biraz daha batağa saplanmaktadır. Herkes biliyor ki; yaşanan bu durumun tek sorumlusu tek adam rejimi ve onun emek düşmanı politikalarıdır. Kendi yandaşlarının kasaları daha fazla dolsun diye, çıkar çevrelerinin çarkları dönsün diye halk yoksullaştırılıyor, sefalet ve açlık büyüyor” dedi.

     “SEFALETE TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Milliyetçilik ve din istismarı üzerinden iktidarlarını sürdürmeye çalışan Cumhur İttifakının halkın sesini kısmaya çalıştığını belirten Bozkurt sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Her gün sömürülen ve ezim ezim ezilen milyonların sesini kısamıyor. Birbirinden ve dayanışmasından güç alan emekçiler ve halk, baharın müjdecisi olan direnişleri, umudu yeniden yeşerten mücadele birlikteliklerini çoğaltarak aydınlık yarınlara yürüyor. Biz yerel yönetim emekçileri de bu sese sesimizi katıyor, ülkemizin dört bir yanında bu faturaları ödeyemiyoruz diyenlerle aynı paydada buluşuyor artık yeter diyoruz. Sefalete teslim olmayacağız diye haykırıyoruz.”

    Bozkurt son olarak Tüm Bel-Sen üyelerinin taleplerini sıraladı;

    “ -Tüm tüketim maddelerine gelen zamlar geri alınsın,

    -Enerji üretim ve dağıtım şirketleri kamulaştırılsın,

    -Belediyelerin başta ulaşım, su gibi temel kamu hizmetleri üzerindeki ağır maliyetleri oluşturan elektrik ve akaryakıttan ÖTV ve KDV sıfırlansın,

    -Temel tüketim maddelerindeki KDV oranında indirim değil, KDV tamamen kaldırılsın,

    -Devlet Maliye Hazinesi kara deliğini oluşturan ‘Hazine garantili işlerde dolar ve Euro üzerinden garanti ve ödemeler’ kaldırılsın,

    -Herkese yoksulluk sınırı üzerinden insanca yaşayabilecekleri ücret verilsin,

    -Gerçek bir toplu sözleşme ve grev hakkını içeren bir yasal düzenleme hemen yapılsın,

    -Herkese güvenceli iş, güvenli gelecek sağlayacak bir yasal düzenleme ile yerel yönetim emekçilerine ayrımsız 3600 ek gösterge verilsin.”

    PİRHA/ANKARA

  • İşten atılan işçiler Samandağ Belediye Başkanı Eryılmaz’dan şikayetçi oldu

    İşten atılan işçiler Samandağ Belediye Başkanı Eryılmaz’dan şikayetçi oldu

    PİRHA- Samandağ Belediye Başkanı Refik Eryılmaz tarafından işten atılan Tüm Bel-Sen üyesi 6 sözleşmeli memur, Samandağ Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulundu.

    Geçtiğimiz günlerde işten atılan sosyolog Kenan Kahlıoğulları, Mimar Enver Paşa, Biyolog Yücel Aslan, Mühendis Onur Toprak, Eğitmen İlkan Doğru, Tekniker Gülşah Değiştirici, Samandağ Belediye Başkanı Refik Eryılmaz ve Başkanvekili Pelin Ray hakkında görevi kötüye kullanmak, eziyet ve işkence suçlarından suç duyurusunda bulundular.

    Suç duyurusuna dair yapılan açıklamada, şunlara yer verildi:

    “31/12/2019 Tarihinde yani 31 Mart 2019  Seçiminden 9 ay  sonra Belediye Başkanlığına seçilen Refik ERYILMAZ haksız ve hukuksuz bir şekilde benimle  birlikte 13 kişiyi daha  hakkımızda iftiralar atarak bizi işten çıkarmıştır.

    Tek suçumuz bir önceki belediye başkanı zamanında işe alınmış olmamızdır.

    İlk işten çıkarma işlemine karşı idari mahkemede iptal davası açtık. Hatay İdare Mahkemesinde görülen  davaları kazandık. İlgili kararda sözleşmemizin yenilenmemesinin hukuka uygun olmadığına karar verilmiştir. Bu karar üzerine bizi işe almıştır. Belediye başkanının mobingine maruz kaldık. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen çalıştık. Resmen sürgün yeri olarak gösterildi.

    Daha sonra 22/12/2021 tarihinde işten çıkarıldığıma dair tebligat aldık. Kazandığım dava daha istinaf aşamasında iken kararın üzerinden sekiz ay geçmeden beni bir daha işten çıkaran belediye başkanından davacı ve şikayetçiyiz.

    Mahkeme kararına karşı hile kullanarak önce işe almış gibi gösteren daha sonra bana mobing uygulayarak işten bezmemiz ve kendimizin işten çıkmamıza sebep olmaya çalışan; işten çıkarıldıktan sonra basına yaptığı açıklamada ” işten çıkarılanların işe yaramadığı verilen işi yapmadığı, verilen görevlendirmeleri yerine getiremediği, belediye üzerinde kambur oldukları şeklinde onurumuzla, kişiliğimizle alay eden ve bizi toplumda küçük düşürecek şekilde işten çıkaran belediye başkanı mahkeme kararına resmen karşı gelmiştir. Bizi tekrar tekrar dava açmaya bizi hukuk mücadelesinde bezdirmeye çalışmaktadır. Bu bir eziyettir işkencedir.

    Ben ve diğer altı arkadaşımızda bütün mobinglere rağmen bize verilen her türlü işi ve görevi yerine getirdik. Başkan Refik Eryılmaz yasal sorumluluk almamak amacıyla vekil olarak atadığı Pelin Ray’a bizi işten çıkarmak için talimat vermiş ve onun talimatıyla işimize son verilmiştir.

    Başkanın yapmış olduğu hareket mahkeme kararlarını muvazalı uygulayıp daha sonra karara karşı hile kullanarak tekrar bizi işten çıkarmasıdır. İşe aldıktan sonra her türlü mobing zorlama ve sürgün denilecek işler vermiştir. Belediye başkanı ve vekili açıkça görevi kötüye kullanmışlardır.

    Hakkımızı arayıp hakkımız mahkeme kararınca tespit edilmiş olmasına rağmen bize mobing uygulayan, bizi hilelerle işten atan, hakkımızda olur olmaz ithamlarda bulunarak beni toplum gözünde rencide eden ve sürekli olarak bana bunu sistematik halde gerçekleştiren Samandağ Belediye Başkanı Av.Refik Eryılmaz hakkında davacı ve şikayetçiyiz.”

    Samandağ Belediyesi, 2019 yılının Kasım ayında sözleşmeli memur olan 21 kişinin işlerine son vereceğine dair tebligat göndermiş, yapılan itirazlar üzerine işten çıkartılan 21 kişiden 8’i işe geri alınmış ve 2020 Ocak ayında 13 kişinin işine son verilmişti. İşine son verilen memurların mahkemeye başvuru yapması sonucu mahkemeye başvuran sözleşmeli memurdan 9’u göreve iade davasını kazanmıştı. Davayı kazanan 9 kişi 2021 Nisan ayında işlerine geri dönmüş ancak davayı kazanmalarına rağmen, Tüm Bel-Sen üyesi 6 sözleşmeli memur, işe döndükten 8 ay sonra tekrar işten çıkarılmıştı.

    PİRHA/SAMANDAĞ

  • DAD Ankara Şube 3. olağan kongresini yaptı

    DAD Ankara Şube 3. olağan kongresini yaptı

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube, 3. olağan kongresini yaptı. Mustafa Karabudak ve Meral Gökokuş başkanlığındaki yönetim yeni dönemde de eşbaşkanlık görevini yürütecek.

    DAD Ankara Şube, 3. olağan kongresini yaptı. Tüm Bel Sen toplantı salonunda yapılan kongreye HDP Ankara il ve ilçe yönetimi, Özgürlükçü Hukukçular Derneği yöneticileri, 78’liler Girişimi üyeleri, Yeşiller Sol Parti Yöneticileri, Vartolular Derneği yönetimi, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu yöneticileri, Sinema yönetmeni Medet Dilek, Yazar Adıgüzel Özgüven, İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “Mazlum çaresiz, mekan rızasız, zaman sahipsiz değildir” çağrısıyla yapılan kongre açılışında ilk olarak bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Çerağ uyandırılması ardından Zakir Hıdır Çelebi Kürtçe ve Türkçe deyişler okudu.

    Kongrenin yapıldığı salona Pir Seyit Rıza’nın fotoğrafının yanı sıra “Tekçi, doğaya ve kadına düşman, nahak zihniyete karşı, barışa ikrar veriyoruz” pankartı da asıldı.

    KADIN HAKİKATİN KAPISIDIR”

    DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Meral Gökokuş, kongrenin ilk konuşmacı ismi oldu. “Kadın hakikatın kapısıdır” diyen Gökokuş, Hakk ve hakikat mücadelesi yürüten tüm kadınları selamlayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Tarihini bilmeyen toplumlar geleceğini kuramazlar. Bizler Ana Fatma’nın, Zeynep’in, Zarife’nin, Kadıncık Ana’nın mirasçıları ve gelecekleriyiz. Bizler Kırklar Meclisindeki kadınlarız. Alevi inancında kadınlar, bir cins değil, yolun kendisidir. Kadını eşit görmeyen zihniyet, her daim sebep ne olursa olsun kadına yönelmiştir. Bizim inancımızda kadın eşittir, kadın yaşamın her alanındadır.

    Baş köylü hasan efendi, kadını tarif ederken ‘Kubbe-i rahman’ der. Şeyh Bedrettin de ‘kadın dünyanın ta kendisidir’ der. Hace Bektaş-ı Veli, tüm sözlerinde kadını eşit görmüştür. İnancın ikrarlaşmasında, günümüze gelmesinde ocak pirlerimiz, kadın anaların emeği çoktur. Ana Fatmalar, Kadıncık Analar yol sürekleridir. Alevi kadınlar olarak Zarife gibi mücadele etmeli, Bese gibi inançlı olmalı, Kadıncık Ana gibi öğretici, Zeynep gibi dilden dile mücadele yaymalıyız.

    Katledilen tüm kadınlar, çocuklar, hayvanlar ve doğa adına özümüz dardadır.”

    ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN DEVLETE YEDEKLEMESİ İSTENMEKTEDİR”

    DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak da Demokratik Alevi Dernekleri / Ana Fatma Cemevi Yönetim Kurulu adına konuşma yaptı. “Nefsine yenilerek tekçi akla bulaşanların inşâ ettikleri rızasızlık, ikrârsızlığın her yerde ve her alanda sorgulanmaya başladığını belirtmek isteriz” diyen Karabudak, şu konuşmayı yaptı:

    “Nâhak zihniyetin zamana hükmederek, mekâna rızasız girerek, zapt etme çabası beyhude olsa da; yaşam alanlarımıza, inanç mekânlarımıza inceltilmiş politikalarla, acımasız vahşi biçimlerle saldırılar devam etmektedir.

    Yaşadığımız toprakları, işgal zihniyeti ile yöneten, adalet ve vicdandan yoksun, kâr hırsına odaklı iktidarları; sağlıktan, sosyal güvenliğe, kültürden, ekonomiye kadar yaşamın her alanında en ağır saldırılarla varlığını, nahak iktidarlarını sürdürmeye gayret etmektedir.

    Nâhak akıl, hiç bir şekilde farklı bir sese, renge, dil ve inanca, düşünceye yaşam hakkı tanımamaktadır. Bu minvalde muktedirlerin ilk hedeflerinden biri Aleviler, Kürtler, doğa, kadın ve gençlik, yoğun bir saldırı ve imha konseptiyle karşı karşıyadır. Oysa kadim yol düsturumuz; Küllî evrende, gönül gözü ile hâkkı görerek, rızalığa göre, her bir şeyin diğeri ile var olması gerektiğini söyler. Bu nedenle, yolumuz bölen, bir başka canı yok sayıp karşıtlaştıran değil, doğa- insan ve insan- insan ilişkisinde birlikteliğe, uyuma dayanmaktadır.

    Yaşanan ekolojik felaketler, doğaya sonsuz sahip olma anlayışı ve doğayı metalaştırma hali coğrafyayı yaşanmaz hale getirmiştir. Öte yandan toplumumuzun binlerce yıldan bugüne sırrını koruduğu, ikrâr ve itikadın yaşatıldığı, rızalık mekânı Ocaklarımız, inanç mekanlarımız saldırı, yok etmenin odağına yerleştirilmiş durumdadır.

    Tekçi aklın son dönemlerde yolumuzu kadimden günümüze getiren ocaklarımız, cemevlerimiz ve inancımızı kaosa, içten çürütmeye yönelik geliştirdiği hamleler oldukça manidar ve bir o kadar da tehlikelidir. Çok ince ve derin Osmanlı oyunları oynanmaktadır. Dergâhlarımızın gasp edilmesi, zorunlu din dersleri, siyasal iktidar eliyle alevi pirlerine pasaport verilmesi, Alevilik adı altında okullar açılması, Diyanet İşleri Başkanlığı ve yerel yönetimlerin bir asimilasyon üssü olarak kullanılması, hala Alevi inancını, Alevi toplumsallığını içine sindiremedikleri aksine her alandan yoğun bir saldırı altında olduğumuzu göstermektedir.

    Değerli canlar; son zamanlarda Alevilere yönelik yeni bir hamle geliştirilmek istenmektedir. Bin yıllardır bu coğrafyanın kadim inancı olan Alevilik ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakları yasal statüye kavuşturmak yerine, belediyeler eliyle Alevi örgütlenmesinin devlete yedeklemesi istenmektedir.

    Yolumuzdan, ikrar, inancımızdan uzak sadece cemevi yapımı ve verilecek yardımlara dayanan bu asimilasyon politikasına Alevileri sistemin yedeğine sokan bu akla karşı, Alevi örgütlülüğü uyanık olmalı ve alevi toplumunun haklarını anayasal güvencelere kavuşturulması için, kesintisiz, uzun soluklu bir mücadele yürütmelidir.

    Okulların yeni öğrettim yılına açıldığı şu günlerde Alevi çocuklarının an ve an, gün ve gün devlet eliyle asimile edilmesine daha fazla göz yummamalı ve zorunlu din derslerine kaşı verilen mücadeleyi bir üst boyuta taşımalıyız.

    Çözüm Alevilerin ruhsal, inançsal ve örgütsel yeniden yapılanmasından ve birliğinden geçmektedir.

    Türkiye’de Kürt sorununun çözümsüzlüğe itilmesi beraberinde güvenlikçi tekçi ve ırkçı politikaların esas alınması siyasal, toplumsal, ekonomik bir krize ve derin bir yoksullaşmaya toplumsal nefes alma kanallarının tıkanmasına neden olmuştur. Bugün AKP-MHP iktidarı döneminde toplum kayyım siyasetiyle yönetilmek istenmiş adeta tecrit politikası yaşamın her alanında yürütülerek, toplum tecritte tabi tutulmuştur. Bugün bu manada gerek cezaevlerinde üç yüz güne yaklaşan açlık grevindeki tutsakların tecrit politikasına karşı bedenlerini açlığa yatırmaları sadece cezaevlerindeki tutsakların sorunu değil cümle canın sorunu olarak görülmelidir.

    Bu manada doğa ve yaşam alanlarını talan ettirmemek için direnenlere, akademik özgürlükler için direnen gençliğe, kadın kırımına direnen kadın canlara yanlarında olduğumuzu, mücadelelerini aynı zamanda Alevi hak mücadelesi olarak gördüğümüzü belirtmek isteriz.

    Değerli, canlar; yaşanan karanlığın kırılması daha fazla toplumsal birlikteliklere, dayanışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Onun için pirim Pir Sultan;

    Gelin canlar bir olalım

    Münkire kılıç çalalım

    Hüseynin kanın alalım

    Tevekkeltü teâlallah

     

    Özü öze bağlayalım

    Sular gibi çağlayalım

    Bir yürüyüş eyleyelim

    Tevekkeltü teâlallah diyerek seslenmiştir.

    Kadimden günümüze; Derisi yüzülen Nesimi, Enel hak deyip asılan Hallacı Mansur, Serez çarşısında Şeyh Bedrettin, Kerbela’da Yezid’in zulmüne direnen Hüseyin’in, bir ölüp bin diriliriz diyen Pir Sultan’ın, Pir Seyit Rıza’nın, Mazlum’ların, Deniz’lerin, İbo’ların, Mahirler’in serden geçenlerin örnekleri ile doludur. Dolayısıyla karanlığa asla teslim olmayacağız. Mazlum Çaresiz, Mekan Rızasız, Zaman Sahipsiz Değidir! Sizleri cümle ocaklarımızın kerameti, Harde Dewreş’in hakikati ve direnciyle selamlıyorum.”

    Yapılan konuşmalar ardından faaliyet raporları okunup, gelir-gider tablosu katılımcılar ile paylaşıldı.

    Tek listenin yer aldığı kongrede Mustafa Karabudak, Meral Gökokuş, Kenan Akın, Melahat Teke, Hıdır Çelebi, Hatun Şimşek ve Pınar Altay, yeni yönetim kurulu üyeleri oldu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Ankara Şube, 12 Eylül’de 3. olağan kongresini yapacak!

    DAD Ankara Şube, 12 Eylül’de 3. olağan kongresini yapacak!

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube, 3. olağan kongresine hazırlanıyor.

    DAD Ankara Şube, 3. olağan kongresi için hazırlıklarını tamamladı. 12 Eylül’de Tüm Bel Sen toplantı salonunda yapılacak kongre saat 13.00’te başlayacak.
    “Mazlum çaresiz, mekan rızasız, zaman sahipsiz değildir” çağrısı ile duyurusu yapılan kongreye tüm yurttaşlar davet edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Tüm Bel-Sen: Halk can derdinde, AKP Saray yönetimi rant!’-VİDEO

    Tüm Bel-Sen: Halk can derdinde, AKP Saray yönetimi rant!’-VİDEO

    PİRHA-Tüm Bel-Sen, ‘Ekonomik buhran, salgın, yangınlar ve afetler’ başlıklı basın açıklaması yaparak iktidarın bu yönlü politikalarını masaya yatırdı. Genel Başkan Erdal Bozkurt yaptığı açıklamada Yaşananlar doğal afet değil, sermaye ve ortaklarının rant politikasının sonucudur” dedi.

    Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinin 2 Ağustos’ta başlamasının ardından sendikalar da bu yönlü taleplerini dile getirmeye devam ediyor. Konuya ilişkin basın açıklaması yapan Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) 4,2 milyon kamu emekçisi ile 2,2 milyon kamu emeklisini yakından ilgilendiren sürece dair görüşlerini belirtti.

    KESK, teklifini 2 Ağustos’ta hükümete sundu. Çalışma Bakanlığı’nın, 12 Ağustos’ta iktidara sunduğu teklif ise emekçilerin tepkisine neden oldu.

    “DEMOKRATİK TİS TALEBİMİZ GÖZ ARDI EDİLİYOR”

    Tüm Bel-Sen Genel Merkez binasında yapılan açıklamada Genel Başkan Erdal Bozkurt, “Teklif diye sunulan şey aslında çalışanları, emeklilerle birlikte yoksulluk ve sefalete itmek, açlıkla terbiye etmenin adıdır” dedi.

    Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt, konuşmasının devamında, “TÜİK’in zorlama kalemlerle yazdırdıkları, devletin, ‘şu rakamları çıkartın’ dediği enflasyon rakamlarının dahi çok altında bir rakamla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla bu teklifin kabul edilir bir yanı yok. Bu masanın gerçek bir toplu sözleşme masası olmadığını ifade ettik. Bu yaşananların sevindirici bir de şöyle yanı vardı; işveren güdümüyle büyümüş ‘hormonlu sendika’ dediğimiz sarı sendika da o masada aynı cümleleri kurmuştu. Demokratik bir toplu sözleşme yasasından bahsedildi. Fakat hükümet üzerinden bunların göz ardı edildiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Erdal Bozkurt, konuşmasının devamında ülke genelinde yaşanan afetlere de dikkat çekti. “Yaşananlar doğal afet değil, sermaye ve ortaklarının rant politikasının sonucudur” diyen Bozkurt, şu açıklamayı yaptı:

    “Doğanın ve emeğin sınırsız sömürüsüne dayalı kapitalist ekonomi politikaları sonucu dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de iklim koşullarının değişmesi, ormanlık alanların rant elde edilecek araziler olarak görülerek ve imara açılması, kontrolsüz ve kuralsız madencilik, insanlarımızın ve tüm canlıların yaşam alanlarını ve geleceğini tehdit etmeye başlamıştır.

    Ülkemiz de yıllardır benimsemiş olduğu hatalı kentleşme politikalarının bir sonucu olarak, giderek artan ve görünür hale gelen iklim değişikliğinin etkisi altındadır. Dere yataklarını daraltarak beton kanallara hapsedilip imara açılması, aynı dere üzerinde sayısız HES inşa edilmesi, kapitalist sistemin yarattığı ilkim krizinin etkisini daha da arttırdığını acı bir şekilde deneyimliyoruz. Yangın ve Sel riskini gözetmeden sürdürülen doğaya ve insana yabancı kentleşme, tarım, turizm ve sanayi politikalarıyla felaketlere davetiye çıkarılmıştır.

    Yaşanan felaketlere karşı hazırlık amaçlı en temel sorumluluklarını yerine getirmeyen hükümet, bir yandan yangınlara müdahale amacıyla oluşturulan kriz merkezlerine yangın bölgelerini en iyi bilen, oradaki insan ve canlıları en yakından tanıyan yerel yönetimleri dahil etmeyerek; diğer yandan da yangınlara müdahale ederken gösterilen zafiyetin sorumluluğunu yerel yönetimlere atarak hesap vermekten kaçmak istemektedir.

    Yaşadığımız yangınlara ilişkin siyasi rant elde etmek için çeşitli spekülasyonlar yapılsa da, yangınlar devam ederken Resmi Gazetede yayımlanan 7334 sayılı ‘Turizmi Teşvik Kanunu ile bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ ile, orman alanlarındaki yapılaşma tasarrufunun Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkisine bırakılması; yangını dahi rant ilişkilerine araç eden bir iktidarın insanlarımızın ve canlıların yaşam alanlarını korumaktan ne kadar uzak olduğunu gözler önüne sermiştir.

    Şurası açıktır ki, yaşadığımız bu felaketlerin birinci düzeyde sorumlusu; haftalar öncesinde bu dönemde yaşanabilecek yangın ve sel riskine yönelik acil önlemlere dikkat çeken bilim insanlarına kulak tıkayan; uyarıların tam tersine hiçbir tedbir almayan, ilgili bakanlıklar ve onun bağlı olduğu tek adam rejimidir.

    Tüm Bel SEN olarak, yangın ve sel bölgelerinin acilen afet bölgesi ilan edilmesini, zarar gören tüm vatandaşların kayıpları geri ödemesiz biçimde devlet tarafından karşılanmasını, yapılan tüm uyarılara rağmen gerekli tedbirleri almayarak yangınların ve selin ulusal afete dönüşmesine neden olan sorumluların derhal istifa etmesini ve yargılanmasını istiyoruz.”

    “ORMAN VE İNSAN YAKANLAR MADIMAĞI YAKANLARDIR”

    KESK ve Eğitim Sen kurucularından Milletvekili Kemal Bülbül de basın toplantısında konuşarak “Hiçbir devrimci; can, orman ve insan yakmaz. Orman ve insan yakanlar Madımağı yakanlardır, Gar Katliamını yapanlardır, Konya katliamını yapıp evi ateşe verenlerdir. Bunların da AKP ile politik soydaş oldukları açık şekilde ortadadır” dedi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Hükümet ve devlet Karadeniz sele gitmiştir Akdeniz’de ise yanmıştır” diyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Sel ve orman yangını mağdurlarına çay atan devlet ne kadar çaresiz, aciz ve pespaye olduğunu da açık bir şekilde ortaya koymuştur. Dolayısıyla doğaya, kadına, insanlığa, kainata karşı işlenmiş bir suç vardır. Biz Alevi toplumu olarak Kerbela yassı içerisindeyiz. Memleket de Kerbela’ya dönmüş durumda. Kerbela’yı kerbela yapan Yezit zihniyetidir. Şu anda iktidarda olan da ırkçı, faşist Yezit zihniyetidir.

    Emekçiler, Kürt halkı, Alevi toplumu, kadınlar, gençlik ve bütün sivil toplum kuruluşları olarak bir araya gelip, insanlığa, doğaya ve her şeye karşı sorumluluğumuzun yapmanın yeri ve zamanıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tüm Bel Sen Dersim Şubesi: Kamu çalışanları olarak gücümüzü birleştirelim

    Tüm Bel Sen Dersim Şubesi: Kamu çalışanları olarak gücümüzü birleştirelim

    PİRHA-Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel Sen) Dersim Şubesi, Dersim Belediyesi önünde ağustos ayında başlayacak toplu iş sözleşmesi görüşmelerine (TİS) ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Tüm Bel Sen Dersim Şube Başkanı Mazlum Doğan okudu. Doğan, “Temmuz ayında verilen zamların ceplerine girmeden enflasyona yenik düşüp eridiğini ifade ederek “Haklarımız için ayrımsız bütün kamu çalışanları olarak gücümüzü birleştirelim, bölünmeyelim” dedi.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel Sen) Dersim Şubesi, Dersim Belediyesi önünde ağustos ayında başlayacak toplu iş sözleşmesi görüşmelerine (TİS) ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Tüm Bel Sen Dersim Şube Başkanı Mazlum Doğan okudu. TÜİK rakamlarının gerçek enflasyonla çeliştiğini belirten Doğan, “Çarşıda pazarda sokakta markette yaşanan gerçek enflasyon oranında insanca yaşamaya yetecek bir maaş istiyoruz. Asgari ücretli emekli kamu emekçisi ve dar gelirli olan tüm kesimler günden güne hızla eriyen ücretleriyle satın alma güçlerinde ki düşüş devam ediyor. Vergi dilimleri, maaşlara yapılan zamları adeta bloke etmektedir. Sendikalı ya da sendikasız 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon emeklinin iradesi ve ihtiyaçları yok sayılıyor” dedi.

    “LİYAKATSİZ ATAMALAR DURDURULSUN”

    Kamu emekçilerinin 2022-2023 dönem toplu sözleşmeye gitme sürecinde yüzde 3’lük kısmının toplu sözleşmeden kaynaklanan yüzde 5,45 kısmının ise enflasyon farkı olarak “lütfedilen” yüzde 8,45’lik zamla karşılaştığını söyleyen Doğan şunları söyledi:

    “Üstelik Haziran ayı resmi, enflasyon oranı üzerinden verilen zam daha maaşlara yansımadan temmuz ayından geçerli olmak üzere elektriğe yüzde 15, konutlarda kullanılan Doğalgaza ise yüzde 12 zam yapılıyor. Siyasi iktidarın kaşıkla verdiğini kepçeyle alma politikasına artık yeter diyoruz. Tüm yükü emekçilerin sırtına yıkan vergi adaletsizliğine son verilmeli. Yerel yönetim iş kolu dahil olmak üzere ayrımsız bütün kamu çalışanlarına karşı bu sözün yerine getirilmesini hala bekliyoruz. Liyakatsiz atamalar durdurulsun istiyoruz” dedi.

    “DERHAL GREVLİ TOPLU SÖZLEŞME MEKANİZMASI KURULMALI”

    İtfaiye ve zabıta çalışanlarının sorunlarının çözüm beklemekte olduğunu söyleyen Doğan, “Bu alanlarda çalışanlar işleri hariç her işe koşturmaktalar. Bunun engellenmesi için meslek statüsünün tanımlanması yapılmalıdır. Teknik hizmet veren itfaiyeciler teknik hizmetler sınıfına alınmalı maktu mesaileri yeniden gözden geçirilmelidir. 4688 sayılı yasa TİS ve grev hakkını engellemektedir. Tüm kamu emekçilerine ve emeklilere çağrımız açık ve nettir. Biz bu gidişe dur demediğimiz sürece samimi bir şekilde yan yana gelip el ele vermediğimiz sürece kapalı kapılar ardında rakamlarla oynadıkları gibi hayatlarımızla da oynamaya devam edeceklerdir. Uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan grev hakkının engellenmemesi gerekiyor. Derhal grevli toplu sözleşme mekanizması kurulmalı, bunun için 4688 sayılı yasa baştan sona yeniden düzenlenmelidir. Ağustos ayında kamu TİS görüşmeleri başlarken, TİS masasını takip etmek için, güçlü bir TİS oluşturmak için, haklarımız için, ayrımsız bütün kamu çalışanları olarak gücümüzü birleştirelim, bölünmeyelim” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Üniversiteliler: Polisin işkencesine rağmen ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ diyebildik-VİDEO

    Üniversiteliler: Polisin işkencesine rağmen ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ diyebildik-VİDEO

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ile dayanışmak için Güvenpark’ta yapacakları eylemde gözaltına alınan Ankara’daki üniversiteliler, yaşadıklarına dair açıklama yaptı. Polisin, öğrenciler arası dayanışmayı engellemek için işkence yaptığını söyleyen öğrenciler, “Ancak yine de başarılı olamadılar. ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ sesini Ankara sokaklarında yükselttik” dediler.

    Ankara’da eğitim gören üniversiteliler, Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektöre karşı 8 Ocak’ta Güvenpark’ta eylem yapmak istemiş ancak polisin sert müdahalesi ile karşılaşmıştı.

    Üniversiteliler, gözaltında tutuldukları süre boyunca polisin, kendilerine işkence yaptığını belirterek üniversiteler üzerindeki siyasi baskının son bulması için Tüm-Bel-Sen Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.

    “POLİS, HER TÜRLÜ İŞKENCEYİ DENEDİ YİNE DE BAŞARILI OLAMADI”

    Basın metnini okuyan Yaren Tuncer, “Arkadaşlarımıza gözaltında çıplak arama dahil olmak üzere çeşitli işkenceler yapıldı. LGBTİ+ arkadaşlarımız tecavüzle tehdit edildi” diyerek şunları paylaştı:

    “Başından beri tepeden inme kararlarla, baskıyla, gözaltıyla, işkenceyle her istediğini yapabileceğini sanan iktidar, gençliğin itirazından, mücadelesinden ve dayanışmadan korktu. Cuma günü, bütün Ankara’da bu korkunun bir perdesini izledik. Bu korku sahnelerini iyice açıklamak istiyoruz çünkü bu korkunun altında faşizme karşı mücadelenin umudu yatıyor. Sabah saatlerinden itibaren Ankara’nın çeşitli semtlerinde birçok arkadaşımızın evinin önü, birçoğunun Güvenlik Şube’den olduğunu tahmin ettiğimiz sivil polisler tarafından tutulmuştu. 2 arkadaşımız evlerinin önünden önce GBT bahanesiyle durdurulup, geçerli hiçbir sebep gösterilmeden zor kullanılarak gözaltına alındılar.

    Bütün bu saldırılara rağmen, üniversite öğrencileri olarak Güvenpark’ta basın açıklaması yapmak için Kızılay’da bir araya geldik. Güvenpark’a doğru yürüyüşümüze başladığımız sırada polis saldırısı da başladı. Burada 32 arkadaşımız işkenceyle gözaltına alındı. Polis saldırısı sırasında bir arkadaşımızın bacağı iki yerden kırıldı, çapraz bağları koptu ve çok sayıda lezyonu oluştu. Gözaltındayken götürüldüğü hastanede tüm itirazlara rağmen ‘bir şey yok’ denilerek gönderildi. Arkadaşımızın bugün ameliyat olma ihtimali var.

    İşkenceciler bir başka arkadaşımızın omzunu yırttılar. Kaçımıza tomografi çekildi bilmiyoruz. Çok sayıda arkadaşımızın vücudunun çeşitli yerlerinde çeşitli yaralanmaları var.

    Güvenpark eylemine polisin saldırdığını öğrenen ODTÜ öğrencileri, bu saldırıya karşı çıkmak için 100. Yıl’da sokağa çıktılar. Burada da 13 arkadaşımız eylemin yapılacağı yere giderken aynı polis saldırısında işkence ile gözaltına alındı. Buradan gözaltına alınan arkadaşlarımızın da birçoğunda işkence izleri var.

    8 Aralık Cuma günü, polis dayanışmayı engellemek için Ankara’da her türlü baskıyı, zorbalığı, işkenceyi denedi. Ancak yine de başarılı olamadı. Ankara’da ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ sesi yükselmesin diye bütün bu anlattıklarımız dahil olmak üzere ellerinden geleni yaptılar. Ancak bütün imkanlarını, bütün güçlerini kullanmalarına rağmen Ankara sokaklarında bu sesi yükselttik.”

    “KORKMASALARDI BİNAYI ABLUKAYA ALMAZLARDI”

    Basın açıklaması ardından söz alan HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz ise muhalefet edenlerin sıklıkla baskı ile karşılaştıklarını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hukuka, yasaya uymayan bir şekilde yoldaşlarmış sürekli baskıya, şiddete maruz kalıyor. Bu tam da yoldaşlarımıza aslında duyulan kinin aynı zamanda onlardan duyulan korkunun da bir göstergesidir. Bu kadar vahşice saldırmasının temel sebebi yaratmaya çalıştıkları bir korku imparatorluğudur. Eğer bugün korkmasalardı içerde yapılan bir basın açıklamasına bile bu binayı komple ablukaya almayacaklardı. Ya da yoldaşlarımızın hepsinin neredeyse evine kadar teker teker takip edip taciz etmeyeceklerdi.”

    İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sevil Turgut ise “Üniversitelere atanan kayyumlara itiraz etmek hepimizin hakkı” diyerek şunları söyledi:

    “Üniversiteler bilim üreten, saygın olması gereken yerlerdir. Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayıp diğer şehirlere yayılarak devam eden üniversite öğrencilerinin barışçıl geleceğine, okuluna sahip çıkan, anayasal hakkını kullanarak yapmak istediği eylemlerin şiddetle bastırılmaya çalışılmasını kınıyoruz. Özellikle Ankara’da işkenceye maruz kalanları şubemize başvuru yapmaya bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tüm Bel-Sen Başkanı: Belediyelerde hizmet veren emekçilerin hakları yok sayılıyor

    Tüm Bel-Sen Başkanı: Belediyelerde hizmet veren emekçilerin hakları yok sayılıyor

    PİRHA-Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt, kayyım belediyeleri başta olmak üzere salgın sürecinde belediyelerde hizmet veren emekçilerin haklarının yok sayıldığını belirtti.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), başta kayyım atanan belediyeler olmak üzere birçok kurumda yaşanılan disiplin cezaları ve sürgünlere ilişkin Genel Merkez binasında basın toplantısı yaptı. Toplantıya Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt, Genel Sekreter Yılmaz Yıldırımcı, Mali Sekreter Satı Buruncu ve Genel Örgütlenme Sekreteri Mumtaz Başar katıldı.

    Basın açıklaması Genel Başkan Erdal Bozkurt tarafından okundu.

    Bozkurt, koronavirüs vaka ve ölüm sayısındaki artışa dikkat çekerek, salgının kontrolden çıktığını belirterek, salgının yönetilemediği eleştirisinde bulundu. Salgınla ilgili gerekli önlemler alınmadığını belirten Bozkurt, en güvenilir meslek örgütü olan Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) de hedef alınmasıyla, demokratik kitle örgütlerinin susturulmaya çalışıldığına dikkat çekti.

    Irkçı saldırılarda yaşanan artışa değine Bozkurt, resmi kolluk güçleri tarafından işkence ve kötü muamelenin köylülerin helikopterden atılması boyutuna ulaştığını söyleyen Bozkurt, “Siyasi iktidar salgını fırsata dönüştürür bir biçimde, yaşamın her alanında baskı ve yasaklar yoğunlaştırıp tekçi rejim güçlendirmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    COVİD-19 SALGINI KONTROLDEN ÇIKMIŞTIR.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Güvenilirliği şüpheli resmi rakamlarda dâhil hasta ve ölüm sayılarının her geçen gün daha da arttığı görülen Covid-19 salgını sağlıkçıların ve bilim insanlarının önceden uyardığı gibi kontrolden çıkmıştır.
    Salgına karşı halka açık bir yönetim anlayışı ile hareket edilip toplumda güven yaratılması, önleyici sağlık hizmetlerinin etkin kullanılıp yaygın test uygulanması, çalışma saatlerinde değişikler ile dönüşümlü ve uzaktan çalışma biçimlerinin uygulanmasıyla çalışma yaşamı başta olmak üzere toplumsal yaşamı salgın riskine göre düzenleyip sosyal devlet uygulamalarıyla vatandaşlarına destek olunması gerekirken içinden geçtiğimiz bu süreçte tam tersi uygulamalara şahit oluyoruz.”

    “TTB VE TÜM DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ SUSTURULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    ATO’nun açıklamasına göre vakaların %70’i fabrikalar, işyerleri ve kamu çalışanlarıdır. Patronları koruma adına “çarklar dönsün” mantığıyla ücretinden başka geliri olmayan milyonlarca emekçi gerekli önlemler alınmadan çalışmak veya ücretsiz izin ödemesi adı altında asgari ücretin dahi altında ödemlerle yaşamak zorunda bırakılıyor, ekonomik ve sosyal hakları ellerinden alınıyor, salgından etkilenen sağlık çalışanlarına dâhil çalışamayan emekçilere hiçbir ekonomik sosyal destek sunulmuyor hatta bunları talep edenler “hainlik” ile suçlanıyor. Bunlar da yetmezmiş gibi salgınla ilgili gerekli tedbirlerin alınmadığına ve salgından kaynaklı sağlık emekçilerinin ölümlerine dikkat çekmeye çalışan hekimlerin en güvenilir meslek örgütü TTB’nin hedefe konulması gibi iktidar dışında tüm demokratik kitle örgütleri susturulmaya çalışılıyor. Ve yine bir yandan ekmek parası için mevsimlik işçi olarak metropol kentlere gelen emekçiler ırkçı ve ayırımcı saldırılara uğruyor; diğer yandan da resmi kolluk güçleri tarafından gözaltına alınan köylülerin helikopterden atılmasına varacak düzeyde işkence ve kötü muamele yaygınlaştırılarak siyasi iktidar salgını fırsata dönüştürür bir biçimde, yaşamın her alanında baskı ve yasaklar yoğunlaştırıp tekçi rejim güçlendirmeye çalışıyor.”

    “SALGIN” BAHANESİYLE KAZANILMIŞ HAKLARIMIZ YOK SAYILIYOR”

    Bozkurt, salgın sürecinde belediyelerde hizmet veren emekçilerin haklarının yok sayıldığını belirterek, 1 Haziran’dan sonra birçok belediyenin merkezi bütçeden aldığı paylarda yüzde 40 oranında kesintilere gidildiğini aktardı. Bozkurt, “Salgından dolayı belediyeler normal tahsilatlarını dahi yapamazken, gelirleri oldukça düşmüş olmasının yanında yapılan kesintilerle birçok belediyeyi bırakın salgınla mücadele etmeyi, çalışanların ücretlerini dahil ödeyemez noktaya getirmiştir. Ve bir kısmının hesaplarına bloke konulmuş veya haciz getirilmiştir” diye konuştu.

    EMEKÇİLERİN YAŞADIĞI HAK İHLALLERİ

    Bozkurt, kayyımlar tarafından yönetilen ve diğer bazı belediyelerde emekçilerin yaşadıkları hak ihlallerini ise şöyle sıraladı:

    *Sayıştay belediyelerin taraf olduğu toplu sözleşmelerin mali haklarına yönelik “yasaya aykırı” gerekçesiyle “kamu zararı” tespitleri yaparak yerel yönetim emekçilerinin Anayasanın 53. Maddesi ile Anayasa’nın 90. Maddesi gereğince iç hukukta doğrudan uygulanması gereken Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvenceye alınan “toplu sözleşme” hakkını özgürce kullanması hukuka aykırı bir biçimde engellenmeye çalışılıyor.

    “KAYYIM ATANAN BELEDİYELERDE BİRÇOK HUKUKSZLUKLAR YAŞANMAKTADIR”

    *Kayyum atanan belediyelerde dışardan atama ile getirilen ve birçoğu daha sonraları yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma ve taciz gibi suçlarla yargılanan yöneticiler eliyle, emeği ile geçinen aldığı maaşıyla onurlu bir yaşam mücadelesi veren üyelerimizi hedefe koymuş; meşruluğu tartışılan disiplin kurullarında, asılsız ve hukuk dışı iddialarla ya kademe durdurma, maaştan kesme yâda memuriyetten men cezalarına maruz bırakmıştır. Bu kapsamda daha önce kamuoyu ile paylaştığımız hak ihlallerine aşağıda belirtilen yenileri eklenmiştir;

    “SENDİKA ÜYEMİZ SOSYAL MEDYADA KÜRCE MÜZİK PAYLAŞIMINDAN DOLAYI İHRAÇ EDİLMİŞTİR”

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinde çalışan 37 üyemiz açığa alınmış ve ardından memuriyetten çıkarma talebiyle haklarında yüksek disiplin kurulunda soruşturma açılmıştır. Mardin Büyükşehir Belediyesinde sosyal medya da kürce müzik paylaşımından dolayı hakkında disiplin soruşturması açılan bir üyemiz daha hiçbir hukuki gerekçe olmadan kamu görevinde ihraç edilmiştir. Van Büyükşehir Belediyesinde son kayyum ataması sonrası gözaltına alınan 7 üyemiz adli yargıda haklarında takipsizlik verilmesine rağmen yüksek disiplin kuruluna sevk edilmiştir. Ağrı Diyadin belediyesinde çalışan Sendikamız Van Şube Kadın sekreteri göreviyle ve mesleğiyle ilgisiz biçimde sürgün edilmiş ve kadın mücadelesi nedeniyle hakkında adli soruşturma başlatılmıştır.

    *Yerel yönetim emekçileri olarak bu süreçte yaşadığımız hak gaspları maalesef ki sadece kayyum atanan belediyelerde yaşanmamaktadır.

    “SALGIN KOŞULLARI BAHANE EDİLEREK TOPLU SÖZLEŞME SÜREÇLERİ SONUÇLANDIRILMIYOR”

    Yerel yönetim emekçileri salgın sürecinin en başından bu yana her türlü riski göze alıp büyük özverilerle kent halkına hizmet sunmaya çalışmasına rağmen ülke genelinde birçok belediyede salgın koşulları bahane edilerek toplu sözleşme süreçleri sonuçlandırılmıyor veya mevcut toplu sözleşmelere tek taraflı keyfi müdahaleler yapılarak emekçilerin toplu sözleşme ile kazandığı ekonomik ve sosyal haklarında kayıplara neden olacak biçimde kısıtlamalara gidiliyor.

    “SALGIN KOŞULLARI BAHANE EDİLEREK ÜYELERİMİZ UZAK YERLERE SÜRGÜN EDİLİYOR”

    Bazı işverenler, salgın maliyetini bahane ederek, yol ve yemek ücretlerine son verme, karşılığını ödemeden yemekhaneleri kapatma, mesai-tazminat, toplusözleşme kesintisi, maaşları ödememe gibi kazanılmış haklarımıza göz dikiyorlar.

    Yine salgın koşulları bahane edilerek emekçiler keyfi biçimde meslekleriyle alakasız yerlerde ve işlerde görevlendiriliyor ya da uzak yerlere sürgün ediliyor. Veya adeta cezalandırılır gibi keyfi biçimde filyasyon ekiplerinde görevlendiriliyor.

    “ZABITA VE İTFAİYE EMEKÇİLERİNİN MESAİLERİ ÖDENMİYOR”

    Başta Zabıta ve itfaiye emekçilerinin maktu mesai ücretleri olmak üzere birçok yerel yönetim emekçisinin sosyal hakları ya ödenmiyor ya da eksik ve geç ödeniyor. Halk sağlığını tehdit eden bu salgınla mücadelede, başta işyerlerimizdeki insan hareketliliği ve yoğunluğunun en az seviyeye indirilmesi, Cumhurbaşkanı genelgesindeki çalışma biçimlerine (idari izin, dönüşümlü çalışmak, kronik rahatsızlığı olanların uzaktan çalışması vb. ) uygun düzenleme yapılması zorunlu hale gelmiştir. Mevcut durumda yerel yönetim hizmetlerinin yürütüldüğü işyerlerinde enfekte olma riski en yüksek orana dayanmış durumdadır. Bulaşının yeni zinciri; -işyeri-toplu taşıma-ev şeklinde uzmanlarca da belirtilmektedir. Yerel yönetim emekçilerinin sağlığı kent halkının da sağlığıdır. Bu yüzden tüm yerel yönetim kurumlarında derhal ve hızla gerekli tedbirler koruyucu önlemler yoğun testler işyerlerinden başlayarak yapılmalıdır.

    “İKTİDAR SALGINA KARŞI TEDBİR ALMAK YERİNE HER ŞEYİ FIRSATA ÇEVİRİYOR”

    Bununla birlikte salgına karşı gerekli tedbirleri almak yerine adeta bu salgını fırsata dönüştürür gibi bu süreci esnek çalışmayı hayata geçirmek, emekçiler üzerindeki baskı ve denetimi arttırmak, sendikasızlaştırmak, sürgünleri, açığa alma ve ihraç uygulamalarını hayata geçirmek isteyen işverenler belediye emekçilerinin örgütlü mücadelesi ile cevaplarını alacaklardır.

    Yerel yönetim işkolunda gasp edilen bütün haklarımızı yeniden kazanacak, belediye emekçilerinin birliğini ve haklarını koruyarak mücadelemizi yükselteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • TÜM BEL-SEN’den kayyım tepkisi

    TÜM BEL-SEN’den kayyım tepkisi

    PİRHA – TÜM BEL-SEN yaptığı yazılı açıklamada iktidar tarafından HDP’li belediyelere uygulanan kayyım politikalarını kınadı. Yerel yönetimlerin toplumsal yaşam için önemine de vurgu yapılan açıklamada, iktidarı bu yanlıştan dönmeye çağırdı. 

    KESK’e bağlı Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) HDP’li belediyelere kayyım atanmasının halk iradesine ve demokrasiye yapılan bir darbe olduğunu bildirdi.

    Halkın koronavirüs salgınına karşı hayatta kalma ve insanca yaşama derdiyle uğraşırken AKP ve Saray rejiminin belediyelere kayyum atayarak hakkı gasp etmeye, halkın sandıkta ifade ettiği iradeye ve demokrasiye darbe yapmaya devam ettiği kaydedilen açıklamada, İçişleri Bakanlığı’nın, HDP’li Iğdır, Altınova, Siirt, Kurtalan ve Baykan Belediyesi eş başkanlarını görevden alarak kayyım atadığı, eş başkanları da evlerine yapılan baskınla gözaltına aldığı belirtildi.

    “AKP DEMOKRASİYE TAHAMÜLSÜZ”

    AKP rejiminin bir yandan halkın seçtiği yerel yöneticileri hukuksuz bir şekilde görevden alıp yerlerine kayyım ataması, diğer yandan da elinde olmayan büyükşehir belediyelerinin salgından zarar gören halkla dayanışma faaliyetlerini engelleyip soruşturmalar açtığına dikkat çekilen açıklamada, bu uygulamaların AKP’nin demokrasiye ve halk iradesine tahammülsüzlüğünün göstergesi olduğu belirtildi.

    Yerel yönetimlerin toplumsal yaşam için önemli olduğuna vurgu yapılan açıklamada, merkezi yönetimin yerel yönetimleri çalışmaz hale getirmeye çalıştığı belirtildi.

    “İKTİDAR BU YANLIŞTAN GERİ DÖNMELİ”

    Kayyım atamalarının halkın seçme ve seçilme hakkının yok sayılması anlamına geldiği kaydedilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Halkın seçme ve seçilme hakkının yok sayılması anlamına gelen kayyum atamalarının biz yerel yönetim emekçilerine de baskı, zulüm ve sömürüden başka bir şey getirmediğini bugüne kadar kayyum atanan tüm belediyelerde somut olarak yaşadığımız için çok iyi biliyoruz. Kuruluşundan bu yana yerel yönetimlerin merkezi iktidar karşısında demokrasi kaleleri olması gerektiğini savunan biz TÜM BEL SEN’liler içinde bulunduğumuz bu salgın günlerinde halk sağlığı ve insanca yaşam için ne kadar önemli olduğu çok daha net görülen yerel yönetimlerin kayyum atamaları veya yasaklamalarla hizmet üretemez kılınması ve halktan koparılması girişimlerini akıl ve bilim dışı olmasının yanında demokrasiye ve hukuka aykırı buluyoruz.

    Ve iktidarı bir kez daha, halkımızın demokrasiye olan inancına darbe vurarak ülkemizi geri dönülmez bir kaosa sürükleyen bu uygulamalardan vazgeçmeye; kayyım hukuksuzluklarına ve yerel yönetimleri hizmet üretemez hale dönüştürme girişimlerine son vermeye ve seçilmiş belediye eş başkanlarını görevlerine iade etmeye çağırıyoruz.”  PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da, Tüm Bel-Sen belediyelerde 1 Mayıs’ı kutladı-VİDEO

    Ankara’da, Tüm Bel-Sen belediyelerde 1 Mayıs’ı kutladı-VİDEO

    PİRHA – Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası Ankara 2 Nolu Şubesi, Çankaya, Mamak ve Yenimahalle Belediyeleri önünde 1 Mayıs etkinliği gerçekleştirdi. 

    Tüm Bel-Sen Ankara 2 Nolu Şube, 1 Mayıs için Ankara’da Mamak, Çankaya ve Yenimahalle belediyelerinde basın açıklamaları düzenledi.

    Mamak Belediyesi önünde konuşan Tüm Bel-Sen Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Mehmet Aslan, belediye başkanının genelgelerle personeli göreve çağırması ve sosyal denge sözleşmesini iptal etmesine tepki göstererek, “Yani fatura yine belediye emekçilerine kesilmiştir. Tüm çalışanlarımızın örgütlü mücadelesiyle bu zorlukları aşacağız” dedi.

    Aslan, Mamak Belediye Başkanı Murat Köse’nin yayınladığı genelgeye tepki gösterdi.

    Aslan, “Kamuda hiçbir yerde idari izin ve dönüşümlü çalışma ilişkilerini yeniden düzenlemek gibi bir adım atılmazken, Cumhurbaşkanlığı genelgesi ortadayken, normal yaşama dönülmüşçesine ve hiçbir gerekçesi olmaksızın tüm personeli göreve çağırması sorumlu bir kamu yöneticisinin tavrı ve tutumu olmadığı gibi, alınacak tedbirleri de tehlikeye sokacağı açıktır” diye konuştu.

    Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt, sendika genel merkezi önünde yapılan açıklamada, iktidarın emekçileri salgında ölmeye mahkum ederken sermayenin kârını artıracak yeni kaynak transferleri yapmaya başladığını söyledi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

    YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ

     

     

     

    TÜM BEL SEN ANKARA

  • Tüm Bel-Sen: Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir

    Tüm Bel-Sen: Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir

    PİRHA- Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası Merkez Yürütme Kurulu, Elazığ merkezli gerçekleşen 6.8 büyüklüğündeki depremle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Elazığ’da yaşanan depremden kaynaklı ortaya çıkan felaket ülkemiz için önemli bir uyarıdır. Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir” denildi. 

    Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası Merkez Yürütme Kurulu,  depremle ilgili açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Ülkemizde geçmişte yaşanan  depremler sonrası yasal düzenlemelerle denetimin arttırılmaması gerekirken ranta dönük kentsel dönüşüm uygulamalarına izin verilerek çarpık kentleşme ile yaşam alanlarımızın afet alanlarına dönüştürülmesine davetiye çıkarılmıştır” denildi.

    Bu kış koşullarında depreme yakalanan yurttaşların acil ihtiyaçlarını karşılamak, yaşanan acının yaralarını sarmak için tüm imkân ve olanakların seferber olduğunu belirten Tüm Bel-Sen, Türkiye’nin bir deprem bölgesi olduğunu ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini kaydetti.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    Elazığ’da yaşadığımız deprem Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatmıştır. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada deprem gibi bir doğa olayının bir afete dönüşmesi Taktidir-i İlahi değil; depremin yaşandığı bölgede o güne kadar insan hayatını merkezine almayan, bilim ve tekniği yadsıyan ekonomik ve siyasal tercihler ile bunlara dayalı sağlıksız yapı ve yapılaşma, imar afları, denetimsizlik, rant ve çıkar ilişkilerinden kaynaklıdır.

    Ülkemizde geçmişte yaşanan  depremler sonrası yasal düzenlemelerle denetimin arttırılacağı mesajları her defasında verilmesine rağmen, tam aksi şekilde denetimler özelleştirilmiş, kamu otoritesi, önceliği olması gereken bu konudan uzaklaştırılmış, depreme karşı güvenli yapılaşma sağlama yerine ranta dönük kentsel dönüşüm uygulamalarına izin verilerek çarpık kentleşme ile yaşam alanlarımızın afet alanlarına dönüştürülmesine davetiye çıkarılmıştır.

    ’DEPREM DEĞİL, RANT ÖLDÜRÜR’’

    1999 yılında yaşanan büyük depremin ardından yaraların sarılması ve depreme karşı dayanıklı yaşam alanları inşa edilmesi için geçici olarak çıkarılan ve sonrasında kalıcı olan Özel İletişim Vergisi ile toplanan milyarlarca liranın ise nereye kullanıldığı bilinmiyor. Bu paralarla depremlere karşı ne gibi tedbirler alınmıştır?

    Sonuç olarak Elazığ’da yaşanan depremden kaynaklı ortaya çıkan felaket ülkemiz için önemli bir uyarıdır. Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir.

    İstanbul gibi metropol kentlerimiz de dahil ülkemizin hemen her yerinde yaşanması muhtemel deprem gibi doğal bir olayın bir felakete dönüşmemesi için başta ülkeyi yönetenler olmak üzere herkes bilim insanlarımızın, meslek odalarımızın yıllardır yaptığı uyarılara kulak vermelidir.

    Depremin can ve mal kayıplarını artıran bir felakete dönüşmesini sağlayan, plansız ve çarpık kentleşme ile sonuçlanan ranta dayalı imar politikalarından, imar affı gibi kaçak yapılaşmayı olağan hale getiren politikalardan derhal vazgeçilmelidir.

    Halkın can güvenliğini temel alarak bu yanlış politikaları eleştirenleri her fırsatta hedef tahtasına koyan söylem ve uygulamalar terk edilmelidir.

    Bilim insanlarımızın, meslek odalarımızın ve konunun uzmanlarının görüşleri alınarak acilen bilimsel yeni bir deprem politikası kapsamında master planlar oluşturulmalı ve ülkemiz kaynakları birkaç zengine rant sağlasın diye “Kanal İstanbul” gibi projelere değil ülke çapında bu deprem politikasının hayata geçirilmesine yönelik kullanılmalıdır.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Dersim Belediyesi ile Tüm Bel-Sen arasında toplu sözleşme imzalandı

    Dersim Belediyesi ile Tüm Bel-Sen arasında toplu sözleşme imzalandı

    PİRHA- Dersim Belediyesi ile Tüm Bel-Sen arasında imzalanan sosyal denge sözleşmesine göre eşine şiddet uygulayan çalışanlar, sosyal haklardan yararlanamayacak.

    Dersim Belediyesi ile Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Sendikası (Tüm Bel-Sen) arasında belediye çalışanlarına yönelik sosyal denge sözleşmesi imzalandı. Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Başkan Yardımcıları Canan Ay Doğan ve Ümit Kaya ile Tüm Bel-Sen Şube Başkanı Mazlum Doğan ve sendika temsilcilerinin katılımıyla yapılan sözleşmeye göre, eşine şiddet uygulayan, kumar ve alkol alışkanlığı bulunan ve çok eşli olan çalışanların belediyenin sosyal haklardan faydalanamayacak.

    Sözleşmenin ardından konuşan Tüm Bel-Sen Dersim Şube Başkanı Mazlum Doğan, “Açlık sınırlarının, rakamların yükseldiği bu dönemde belediyemizde 44 kişiyle yapılan bu toplu sözleşme çok anlamlıdır. 2020-2021 yılını kapsayan bu sözleşmenin, birliğimize, dayanışmamıza, emeğimizin kutsallığına hizmet edeceğine inancım tamdır” ifadelerini kullandı.

    Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu da sözleşmeyi önemli buldukları belirtti.

    Sözleşmede yer alan maddeler şöyle:

    Çalışan, birden çok eşli evlilik yapar ise sözleşmeden doğan haklardan faydalandırılmayacaktır.

    Çalışanların hizmet verdikleri alanda, halk ile daha iyi iletişim kurmalarını sağlamak amacıyla ana dil ve yerel dillerde öğrenim görmelerine belediye olanak sağlar.

    Belediye yönetim ve çalışanlar, verdiği hizmetlerde ekolojik dengeyi korumayı esas alır.

    Aralık ayında maaş ve temel haklar ile birlikte 1250 TL yılbaşı ikramiyesi ödenir.

    1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Bayramı’nda 2000 TL net bayram ikramiyesi ödenir.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kadın çalışanlar izinli sayılır.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde kadın çalışanlar izinli sayılır.

    Çalışanların alkol, kumar vb alışkanlıklar ile aile içi şiddet uyguladığı anlaşıldığı takdirde, sözleşmeden elde ettiği hak ve alacaklardan faydalandırılmayacaktır.

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara Valiliği İklim Krizi Mitingi’ne yasak getirdi

    Ankara Valiliği İklim Krizi Mitingi’ne yasak getirdi

    PİRHA – Ekoloji Birliği tarafından 26 Ekim Cumartesi günü Ankara’da “İklim Krizine ve Ekolojik Yıkıma DUR Diyoruz” çağrısıyla yapılması planlanan miting Ankara Valiliği tarafından yasaklandı.
    Ekoloji Birliği’nin iklim krizine dikkat çekmek amacıyla Cumartesi günü yapmayı planladığı mitinge valilik tarafından yasaklandı.
    Karara tepki gösteren Ekoloji Birliği “Yaşamı savunma mücadelemize getirilen bu antidemokratik yasaklama kararını protesto ediyoruz” diyerek şu açıklamayı paylaştı:
    “Mitingden bir gün öncesine kadar bu kararın açıklanmaması ayrı bir demokrasi ayıbıdır. Yasaklar yaşamı savunma mücadelemize engel olamayacaktır. İklim Krizine, ekolojik yıkıma, talana, ve soyguna daha gür sesle DUR demeye devam edeceğiz.”
    Çevreciler, valilik yasağına dair TÜM BEL SEN Genel Merkezinde, saat 13.00’te basın açıklaması yapacaklarını da duyurdu.
    PİRHA/ANKARA
  • ‘Binlerce emekçi, zorla üye yapıldıkları sendikadan istifa ediyor’- VİDEO

    ‘Binlerce emekçi, zorla üye yapıldıkları sendikadan istifa ediyor’- VİDEO

    PİRHA- 31 Mart yerel seçimleri ardından birçok belediyede görev yapan kamu emekçileri, geçmişte zorunlu nedenlerle üye oldukları sendikalardan istifa ediyor. TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt, iktidara yakınlığı ile bilinen Memur-Sen’e bağlı Bem Bir Sen’in açıklamalarıyla yerel yönetim emekçilerinin sendikal özgürleşme adımını karalamaya çalıştığını söyledi.

    TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt, 31 Mart seçimleri ardından yerel yönetim emekçilerinin zorla üye yapıldıkları sendikadan ayrılarak yeni bir arayışa girdiğini söyledi.

    Konuya ilişkin genel merkez binasında yapılan basın açıklamasında konuşan Bozkurt, sendikalarından istifa eden çok sayıda kamu çalışanının, yeni bir sendikal örgütlenme içerisinde olduğunu söyledi.

    Bozkurt, seçimlerden sonra iktidarın, kazanan adaylara ‘KHK ile ihraçsınız’ gerekçesiyle mazbata vermemesini ‘hukuksuzluk’ olarak değerlendirirken şunları da sözlerine ekledi:

    “Mazbata tartışmalarının sürüp ve büyük bir bölümünün bu tartışmalar içinde sonuçlandığı bir zamanda 25 yıldır yerelde ve genelde siyasi iktidarların memur örgütlenmesi olarak idarenin emir ve talimatlarıyla kurulan, kısa sürede şişkin üye sayısına ulaşan ve hatta yine AKP’nin emriyle EMEK alanını temsilen uluslararası toplantıların katılımcısı olarak atanan yandaş sendika, AKP’nin kaybettiği yerellerde baskı ve şantajla üyelerinin istifaya zorlandığı konusunda avaz avaz bağırmaya başladı.”

    “YANDAŞ SENDİKA, BUGÜN NİYE BAĞIRIYOR”

    Bozkurt, yerel seçimler sonrası TÜM BEL-SEN’in hızla üye kazandığını belirterek şunları söyledi:

    “Yıllardır baskı ve tehditle sendikamızdan zorla istifa ettirdikleri yerel yönetim çalışanı ve sendikamız üyesi binlerce emekçi, idarenin baskı ve zoru üzerlerinden kalkar kalkmaz, gerçek emek örgütü, sendikal hak ve özgürlüklerin savunucusu sendikamız Tüm Bel Sen’e kendi iradeleri ile hızla üye olmaya başlamışlardır. Bu durum gücünü özellikle yerel yönetimlerde kaybeden yandaş sendikayı zora sokmuş ki hemen karalama kampanyası ve asılsız iddialarla kamuoyunda algı oluşturmaya başlamışladır.

    4688 sayılı kamu sendikaları kanunu yürürlüğe girdikten sonra, sendikaların üye sayıları konusundaki tespit, her yıl 15 Mayıs itibari ile önce iş yerlerinde sendika ve kurum yetkililerinin gözetiminde, sonra illerde valiliklerde oluşan ve tarafların temsilcileri ile birlikte tutulan tutanaklarla Çalışma Bakanlığına ulaşan belgelere göre Bakanlık tarafından sendikaların üye sayıları açıklanır.

    Şimdi Yıllara göre vereceğim bazı örneklerde de görüleceği gibi, kim kime kimin eliyle baskı yaparak zorla üye kazanıldığını daha net olarak göreceğiz:

    2003 yılı üye sayıları                                                         2018 yılı üye sayıları ne olmuş;

    KESK                         :           295.830                                  KESK                           :146.287

    Tüm Bel Sen            :           28.442                                    Tüm Bel Sen             : 18.794

    Memur Sen              :           98.146                                    Memur Sen               : 1.010.298

    Bem Bir Sen            :           7.256                                      Bem Bir SeN              : 69.633

    Peki, üye oranları bu dönemler arasında yüzde olarak ne olmuş, yüzde 1437,1 Memur Sen’in üye sayısı artmış, yine Bem Bir Sen, yüzde 514,6 oranında üyesini artırmış.

    Konfederasyonumuz KESK ise, yüzde 50,5; Sendikamız TÜM BEL SEN ise yüzde 33,9 oranında üye kaybetmiştir.

    Ülkenin Cumhurbaşkanı olarak Anayasanın sendikal tarafsızlık ve özgürlük ilkelerinin birincil derecede koruyucusu olması gereken Sayın Tayyip Erdoğan’ın açıkça bir sendikadan yana olarak emekçilerin oradan istifa etmesini devlet gündemine alması başlı başına bulunduğu makamı Anayasal tanım açısından tartışmalı hale getirmiş, tarafsızlığını bu konuda da yitirmiş bir cumhurbaşkanlığı makamına dönüştürmüştür.”

    “EMEKÇİLERİN AİDATLARINI AKP PROPAGANDASINA HARCADILAR”

    Bozkurt’un işaret ettiği bir diğer nokta ise; Memur Sen’in, üyelerinden topladığı aidatlar ile AKP’ye destek verdiği iddiası oldu.

    Bozkurt şöyle devam etti:

    “AKP iktidarıyla birlikte üye sayısı yüzde bin beş yüz artan sözde sendikalar, en yakın 31 Mart seçimleri öncesinde üyelerinden topladıkları aidatlarla düzenledikleri şatafatlı ‘büyük teşkilat buluşmalarında’ AKP’li belediye başkan adayları, milletvekilleri hatta bakanlarla kol kola açıkça sadece bir siyasi partinin propagandasını yapmamışlar mıdır? Adına “büyük teşkilat buluşmaları” dedikleri birçok ilde yapılan bu etkinliklerin hiçbirisinde siyasi iktidara yandaşlık ve yaranma dışında, emekçilerin hakları veya özgülüklerine ilişkin bir tek kelam edilmiş midir?  Ülkemizin bazı belediyelerinde halkın iradesi gasp edilip kayyumlar atanır ve yüzlerce belediye emekçisi haksız ve hukuksuz bir şekilde bir gecede işten atılırken bu sözde sendikacıların iş güvencesinden, haktan, hukuktan yana bir tek açıklaması dahi var mıdır? Bırakın bu hukuksuzluklara karşı durmayı tam tersine kayyumlarla kol kola işyerlerini gezerek emekçileri işten atma tehditleriyle zorla üye yapan bu sözde sendika ve yöneticileri değil midir?

    Bugün yerel yönetim emekçileri AKP ve onun yandaşı sendikanın sopasının kalmadığı her yerde bu sözde sendikadan istifa edip gerçek bir sendikal örgütlenme arayışına girmişse bu yıllarca süren baskı ve zordan kurtuluşun işaretidir.

    Bugün emekçiler iş ve aş korkusuyla yıllarca giymek zorunda kaldıkları sarı sendika gömleğini çıkarıp parçalıyorsa bu baskıdan değil tam tersine özgürlüğe olan özlemden kaynaklıdır.

    Emekten yana gerçek bir demokrasinin, laikliğin, adaletin ve toplumsal barışımızın ülkenin her noktasında yaşandığı bir siyasi iklim ve siyaset dilinin oluşması için,

    Çocuklarımızın güvenle büyüyeceği, yaşam kaygısının olmadığı,  aydınlık yarınlar düşüyle özgürlüklerimiz için örgütlenerek birlikte güçlü olmaya davet ediyoruz.”

     PİRHA/ANKARA

     

  • “Özerk, katılımcı, şeffaf, yerel yönetim anlayışını savunuyoruz” – VİDEO

    “Özerk, katılımcı, şeffaf, yerel yönetim anlayışını savunuyoruz” – VİDEO

    PİRHA – TÜM BEL-SEN yerel seçimler öncesi tutumunu açıkladı. Belediyelerde yaşanan sorun ve taleplerini kamuoyu ile paylaşan emekçiler, “Seçimlere eşitsiz ve adil olmayan şartlarda giriyoruz” dedi.

    Belediye emekçilerinin Kızılay Sakarya Caddesi’nde yapmak istediği basın açıklamasına emniyet güçleri izin vermedi. Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) üyeleri, yapılan müzakereler ardından Mithatpaşa Caddesi’ne yönelerek 31 Mart Seçimleri’ne dair açıklama yaptı. Ortak basın metnini 2 Nolu Şube Başkanı Devrim Kahraman okudu.

    Kahraman, “Kendimizi çalıştığımız belediyelerin asli unsurları olarak görüyoruz” diyerek belediye çalışanlarının emeğinin yok sayıldığını ifade etti.

    “BELEDİYELERDE EMEĞİMİZ VAR”

    Devrim Kahraman “Belediyelerde emeğimiz var” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hayatımızı buradan kazanıyoruz. En zor koşullarda görev yapıyoruz. Bu nesnel duruma karşın biz emekçilerin görüş ve düşünceleri alınmamakta, adeta bizler yok sayılmaktayız. Belediye başkan adaylarının tüm görsel propaganda malzemelerinde sadece belediye başkanlarının isimleri öne çıkmakta, yapılan hizmetlerde çalışanların emeği de yok sayılmaktadır.”

    “KAMU KAYNAKLARI İKTİDAR PARTİSİNİN HİZMETİNDE”

    31 Mart yerel seçimlerine adil olmayan şartlarda girildiğini belirten Kahraman, tüm kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanıldığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Özellikle TRT ve yandaş medya muhalefeti görmezden gelmekte, siyasi iktidar kendisine oy vermeyecek seçmenleri ötekileştirmekte, yereli ilgilendiren bu seçimi ‘Beka sorunu var’ söylemiyle referandum havasına sokmakta, seçimlerde kamu gücü ve kamu kaynakları iktidar partisinin hizmetine sunulmaktadır. 16 yıllık AKP iktidarının yerel yönetimlere ilişkin politikalarını değerlendirdiğimizde gelinen aşamada yerel yönetimlerin Kanun Hükmünde Kararname’lerle by-pass edildiği, halkın seçtiği yöneticilerin yerine kayyum atandığı ya da belediye başkanlarının istifaya zorlandığı, ‘mega – çılgın projeler’ adı altında kamunun ihtiyaçlarından çok rantiyenin ve yandaşların ihtiyaçlarının dikkate alındığını, kentlerin beton yığınına dönüştürüldüğünü görürüz. Elbette ki bu politika ve uygulamalar bizlere ulaşımdan sağlığa, eğitimden altyapıya sorunlar olarak dönmekte kentlerimiz her geçen gün yaşanılmaz hale gelmektedir.”

    “HİZMET PLANLANMASINDA KATKI SUNMAK İSTİYORUZ”

    Kahraman, “Yerel yönetimlerde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini biliriz” diyerek Ankara’da yaşanan sorunlara da şu sözlerle dikkat çekti:

    “Ulaşım, temiz su, alt yapı, yeşil alan, sosyal tesisler, engellilerin kent hizmetlerinden faydalanamaması, kadın, gençlik, çocuk ve yaşlılar gibi sosyal sınıfların ihtiyaçlarının kent hizmetlerinin planlanmasında yeterince dikkate alınmaması, hava kirliliği, çarpık kentleşme ve sokak hayvanlarının barınma sorunları gibi yaşamsal sorunları sıralayabiliriz. Ayrıca yapılan planlamaların rantiye ve yandaşların ihtiyaçlarına göre sürekli değiştirilmesi, planlamada kentin ekolojik durumunun göz ardı edilmesi, kentteki sendikaların, meslek odalarının ve sivil toplum kuruluşlarının görüş ve önerilerinin dikkate alınmaması, yapılan harcamaların gelir-gider ve mali raporların halka bildirilmemesi de sorunların devam etmesine neden olmaktadır. Sendikamız demokratik, özerk, katılımcı, şeffaf, hesap verebilen, halkçı yerel yönetimler anlayışını savunmaktadır. Yerel yönetimlerde hizmet üreten ve yer alan emekçiler olarak kentte ve çalıştığımız belediyelerde alınacak kararların, verilecek hizmetlerin planlanması aşamasında katkı sunmak istiyoruz. Ülkemizde demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesi için yerel yönetimlerin şeffaf ve demokratik bir işleyişe kavuşabilmesi için mücadelemize devam edeceğiz.”

    Basın açıklaması ardından söz alan TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt ise valiliğin eylem yasağı kararını eleştirerek “Taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmak için bir araya geldiğimizde kalan ufacık alanları dahi bizlere güvenlik gerekçesiyle kapattılar. Tehdit ve şantajın kol gezdiği bu günlerde belediye emekçilerini sürgüne, mobbinge zorlayanlara elbette sandıkta söyleyecek sözümüz var” dedi.

    PİRHA / ANKARA

     

  • ‘Kayyum değil; özgür, demokratik, katılımcı yerel yönetimler istiyoruz’-VİDEO

    ‘Kayyum değil; özgür, demokratik, katılımcı yerel yönetimler istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA – TÜM BEL-SEN, kayyum atanan belediyelerdeki politikalar ile 31 Mart seçimlerine sayılı günler kala yapılan kadrolaşma girişimlerine karşı açıklama yaptı. “Belediyelerin içleri boşaltılıp enkaz haline getirilmesine sessiz kalınmayacaktır” denilen açıklamada AKP’nin bölge illerinde kaybedip ‘yağma ve talan’ politikasına başvurduğu da ifade edildi.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) belediyelere atanan kayyumlar ile ihraçlara yönelik genel merkez binasında açıklama yaptı. Basın metnini okuyan TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt, “Kentlerimiz seçilmişler eliyle değil, atanmışlar eliyle yönetilir hale getirilmiş, zaten yetersiz olan Yerel Demokrasi böylece tamamen ortadan kaldırılmıştır” dedi.

    Bozkurt, son iki yılda belediyeler üzerinde yaşananlara dikkat çekerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “OHAL rejimi ile, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp kayyum atanması, yine farklı gerekçelerle büyük metropol illerin de içinde olduğu yerlerde belediye başkanlarının görevden istifa ettirilerek yerlerine atama yapılması, belediye meclislerinin rutin toplantılarının kayyumun çağrısı keyfiliğine bırakılarak fiilen devre dışı bırakılması, Dolayısıyla ülkemizin nüfus yoğunluğu bakımından %60’ına yakının yaşadığı kentlerimiz seçilmişler eliyle değil, atanmışlar eliyle yönetilir hale getirilmiş, zaten yetersiz olan yerel demokrasi böylece tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu Anti-Demokratik ve hukuksuz uygulamanın gölgesinde atanan kayyumlar, hukuk tanımaz uygulamalarını da geldikleri günden bu yana hem emekçilere, hem de bölge halkına yaşatır olmuşlardır.”

    “13 BELEDİYEDE 196 USULSÜZLÜK TESPİT EDİLDİ”

    Bozkurt, kayyumların atanması ile belediyelerdeki mali kaynakların yandaş müteahhit, vakıf ve derneklere aktarıldığını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Her adımı uygulaması ilgililerce denetim altında olan belediyelerin kasalarındaki milyonlarca liralık bütçeleri, kayyumların bu uygulamaları ile talan edilmiş, kurumların milyarlara yaklaşan düzeyde borçlandırılmasıyla adeta enkaza dönüştürülmüştür. Sayıştay raporlarıyla birçok belediyede yaşanan bu durum resmi olarak da ortaya çıkarılmıştır. Sayıştay, kayyum atanan üçü büyükşehir başta olmak üzere 13 belediyede 196 usulsüzlük tespit etmiştir. Diğer birçok AKP’li yönetimlerin iş başında olduğu belediyelerde de Sayıştay tarafından benzer usulsüzlük ve yolsuzluklar tespit edilmiş olmasına rağmen şu ana kadar herhangi bir hukuki işlem ne yazık ki başlatılmamıştır. Yine bölgede kayyum atanan bazı belediyelerde bir yıl önce Sayıştay raporlarına ek olarak İçişleri Bakanlığı müfettişlerince “yolsuzluk, iltimas, ihaleye fesat karıştırma, ranta” dair şikâyetler sonucunda belediyeye atadıkları 9 kayyum daha önce görevden alınmıştı. Seçimle iş başına gelen belediye yönetimleri, kadın dayanışma merkezleri ile kadın sığınma evleri başta olmak üzere, kadının çalışma yaşamı dışında bırakılması, kadına yönelik şiddet ve benzer kötü uygulamalara karşı geliştirilen projeleri, yok sayılarak kapatılması Kayyumların ilk icraatları arasında olmuştur. Kamusal hizmet birimi olan belediyeleri, Halk için hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkarmaya dönük uygulamaları bununla kalmamış, çok dilli ve çok kültürlü belediyecilik anlayışıyla hizmet üretmeye çalışan,  kültür merkezleri, tiyatrolar, halk eğitim merkezleri, kreşler, kütüphaneler ve hatta taziye evleri dahi kapatılmış, buralarda çalışanlar, sanatçılar ve eğitimciler işten atılmıştır.”

    “BİN 567 ÜYEMİZ KHK’LERLE İŞTEN ATILDI”

    Erdal Bozkurt’un dikkat çektiği bir diğer nokta da kayyum atanan belediyelerde sendika üyelerinin hedef gösterilip istifaya zorlanmaları konusu oldu. Bozkurt, şunları aktardı:

    “Bu baskı ve tehditlere boyun eğmeyen üyelerimiz önce sürgüne gönderilmiş, sonrasında OHAL kapsamında yargı yolu kapatılarak açığa alınmış, daha sonra ise genel merkez ve şube yürütme kurullarından arkadaşlarımızın da içinde olduğu 1.567 üyemizin birçoğu kayyumla yönetilen belediyelerde, kadrolaşmayı tamamlamak mantığı ile bir gecede KHK’lerle işten atılmıştır. Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Van, Derik gibi belediyelerde sendikamızın geçmişte imzaladığı ve halen yürürlükte olan toplu sözleşmeleri tek taraflı olarak feshederek, emekçilerin hakları da gasp edilmekte ve yetkisiz yandaş sendikayla geçerliliği olmayan sözleşmeler imzalanmaktadır.”

    “SEÇİME BEŞ KALA HUKUKSUZ BİR SÜREÇ BAŞLATILDI”

    Bozkurt, yerel seçimlere günler kala kayyum atanan belediyelerin etik olmayan uygulamalara hız verdiğini söyleyerek şunları kaydetti:

    “Toplu sözleşmelerimizi feshederek kazanılmış haklarımızı gasp etmek isterken, ihraçlar yoluyla belediye kadrolarını boşaltan kayyumlar, şimdi de buraları kendi yandaşlarıyla doldurmak için alelacele mülakatla personel alımlarına girişmeye başladılar. Van Büyükşehir Belediyesine 127 sözleşmeli, 75 naklen, sınav ile 140 memur, İpekyolu Belediyesine 37 sözleşmeli memur, VASKİ’ye 40 ve Gürpınar Belediyesine 4 sözleşmeli memur açıktan atama ve nakiller yoluyla liyakatına bakılmaksızın alındığını tespit etmiştik. Geçtiğimiz günlerde de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi seçime beş kala benzer hukuksuz bir süreci başlatmıştır. İhraç ettikleri kamu emekçilerinden boşalan kadroları doldurmak için 387 kişilik personel alım ilanı yayınladı. İhraç edilen ve sözleşmeleri feshedilen kamu emekçilerinin yaşadıkları hukuksuzluklara karşı fiili ve hukuki alanda hak mücadelesi sürerken, üyelerimizin dosyaları OHAL İnceleme komisyonunda karara bağlanmamış ve yargı yolu henüz tüketilmemişken onlardan gasp edilen kadroların seçimlerin hemen öncesinde mülakatlara dayalı personel alımlarıyla doldurulması girişimi AKP’nin kadrolaşmada geldiği hukuk tanımaz tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte; kayyumların gelmesiyle halkla arasında bağı kopartılan, hem bütçe hem de mal varlıkları olarak içi boşaltılıp borçlandırılan belediyelerin bugüne kadar yapılan açıktan atamalar ve nakiller aracılığıyla değiştirilen personel yapısının, yandaş kadroların doldurularak 31 Martta halkoyuyla seçilerek işbaşına gelecek belediye başkanlarının, çalışmalarında da iş yapamaz, hizmet üretemez hale getirilmesi, işlerin kilitlenmesi de amaçlanmaktadır.”

    Erdal Bozkurt ayrıca “TÜM BEL-SEN, belediyelerin içlerinin boşaltılıp enkaz haline getirilmesine sessiz kalmayacaktır” ifadelerini kullanarak “Yerel seçimlerde belediyeleri halkçı, demokratik katılımcı ve özgürlükçü kamusal hizmet üreten, çevreye saygılı toplumcu bir anlayışla yönetilen demokratik değerlerin yeşerdiği ve filizlendiği kurumlar olması için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    “AKP YAĞMA VE TALAN POLİTİKASINA BAŞLADI”

    Basın açıklaması ardından söz alan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise kayyum atanan belediyelerdeki mal varlıklarının TÜRGEV ve benzeri kurumlara peşkeş çekildiğini söyledi. Bozgeyik “AKP iktidarı belediyeleri yeniden kaybedeceklerini anlayınca yoğun bir yağma ve talan politikasını hayata geçirmeye başladı” diyen Bozgeyik sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Üsküdar belediyesinde Bilal Erdoğan’a ait bir vakıfa 49 yıllığına belediyenin taşınmaz gayri menkulleri kiraya verilip talan politikası hayata geçirilmiş. Yine yakın zamanda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin su arıtma tesisleri ile ilgili Sayıştay raporunda açıkça ifade edilen yolsuzluk raporlarına rağmen maalesef hem İçişleri Bakanı hem de hükümet bu konuda bir soruşturma, açmayarak yolsuzluğu yapanlarla ilgili herhangi bir yasal işlem başlatmamıştır. Kamu emekçileri, 31 Mart Yerel Seçimleri’nde AKP’nin, halkın öz kaynaklarını talan ederek kendi yandaşlarına peşkeş çekme politikalarına artık dur diyecektir.”

    PİRHA/ANKARA