PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda NATO Zirvesi öncesinde yaşanan gözaltılar, tutuklamalar ve erişim engellerine tepki gösterdi. Bakırhan, “Bu ülkenin, kendi yurttaşına sıkıyönetim uygulamasına değil, demokrasiye, adalete ve barışa ihtiyacı var” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, X hesabından yaptığı açıklamada, NATO Zirvesi öncesinde ülke genelinde gerçekleştirilen gözaltılar ve erişim engellerini eleştirdi.
Bakırhan, “NATO zirvesi bahane edilerek ülke baştan başa gözaltı merkezine çevrildi. Adı konmamış sıkıyönetim günlerinden geçiliyor” ifadelerini kullandı.
Paylaşımında akademisyen ve yazar Sibel Özbudun ile Temel Demirer’in de aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçi ve aktivistin gözaltına alındığını belirten Bakırhan, akademisyen Bülent Bilmez’in akademik çalışma alanının Kürtler ve Aleviler olması nedeniyle görevinden uzaklaştırıldığını, komedyen Deniz Göktaş’ın ise yaptığı bir mizah nedeniyle tutuklandığını ifade etti.
Bakırhan ayrıca, Nûmedya24, Azadiya Welat, Ajansa Welat ve Sendika.org’a erişim engeli getirildiğini belirterek, “Habere, gerçeğe, farklı sese tahammül kalmadı” dedi.
Türkiye’nin ekonomik kriz, adaletsizlik, tarımdaki sorunlar ve gençlerin geleceksizlik kaygısıyla karşı karşıya olduğunu kaydeden Bakırhan, iktidarın ise enerjisini muhaliflere, akademisyenlere, sanatçılara ve gazetecilere yönelik gözaltılar ile haber sitelerine erişim engellerine harcadığını savundu.
Açıklamasının sonunda iktidara çağrıda bulunan Bakırhan, “Elinizi akademisyenlerden, sanatçılardan, gazetecilerden, muhaliflerden çekin. İnsanların bam teline basmaktan vazgeçin. Bu ülkenin, kendi yurttaşına sıkıyönetim uygulamasına değil, demokrasiye, adalete ve barışa ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair konuştu.
Bakırhan, konuşmasının başında yaşamını yitiren sanatçı Kadir İnanır ile Barış Annesi Behiye Sevim’i andı.
Bakırhan, Ankara’da yapılacak NATO toplantısına dikkat çekerek, “Dünyada kurallara dayalı sistem artık çözülüyor, çöküyor. Kural dinleyen yok, dünyada neredeyse herkesin gücü oranında söz kullandığı, yetki kullandığı, kendisine göre davrandığı bir süreci yaşıyoruz. İnsanlığın birlikte yaratmış olduğu ortak değerler gittikçe kayboluyor. Herkesin uyacağını söylediği kurallar çöküyor. Bunun yerine gücü yeten yetene mantığı dünyada egemen. Kuralsızlık büyüdükçe diplomasi geri çekiliyor, savaş dili normalleşiyor. Savaş çığırtkanlığı yapanlara insanlar artık normalmiş gibi bakacak durumda yaşıyor. İşte tam böyle bir kırılma anında NATO’nun ne işe yaradığını bir sormak gerekiyor. NATO, halkın bütçesini güvenlik gerekçesiyle silaha aktarıyor. Hepsinden önemlisi bütün bunlar halkların gözünden uzakta yapılıyor. Hiçbir denetim yok. Ne olup bittiğini bilen yok, şeffaflık yok, hesap verme yok. Neyin nereye harcandığını bilen zaten yok” dedi.
“YENİ SAVAŞLAR YAPILMASINA İTİRAZ EDİYORUZ”
2026 NATO Zirvesi Ankara’da yapılacak olmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Bakırhan, “Çünkü küresel siyasetin hayat düğümü Ortadoğu’dadır. Bütün büyük kararların test edildiği coğrafya neredeyse Ortadoğu olmuş durumda. Biz bu zirveyi daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz. Ankara’da yeni cepheler çizenlerin zirvesi kurulurken biz bugün burada ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, savaştan bıkmışların, barışı hak edenlerin sesi olarak bir aradayız ve o devam edeceğiz. Yeni cepheler açılmasına, yeni savaşlar yapılmasına itiraz ediyoruz. İtiraz edeceğiz ve kabul etmiyoruz” diye belirtti.
NATO Zirvesi öncesi gözaltı ve tutuklamalara tepki gösteren Bakırhan, “Ne yapalım? Dünyada yeni savaş kararları alacak bir zirveyi alkışlayalım mı?” diye sordu.
Bakırhan’ın konuşmasının devamında şunları ifade etti:
“Türkiye’de hanelerin yüzde 51.8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç aile sayısı 30 milyona yaklaştı. Bu acı veriler iktidarın gözünde bir askeri zirvede kadar, bir askeri anlaşma kadar değer görmüyor. Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Kalıcı barışın yolu, bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zemininden geçer.
Atılan adımların üzerine kalıcı barışı kurmak istiyoruz. 10 yıllık bir meseleyi şiddet zemininden hukuk zeminine çekmek kolay değil ama başarmalıyız. Çerçeve yasa mutlaka yapılmalı. Halkın gözü bu yasadadır. Bu yasa özlemini duyduğumuz barışın zemini olacaktır.
Çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalı. Halka güven vermeli.
Bu yasa eğer gerçekten doğru ve cesur bir şekilde geçerse, belki bugüne kadar özlemini duymuş olduğumuz bir demokratik zemine giriş yapmış olacağız. Onun için çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalıdır. Güvenlikçi yorumlara kapalı olmalı ve topluma güven veren bir yasa olmalıdır diyoruz. Hukuk yoksa güven olmaz. Güven yoksa dönüş olmaz. Dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz. Dönenler arasında ayrım yapılmamalı. Bazı yetkililerden duyuyoruz; ‘şunu kapsar, bunu daha az kapsar’ denilmemeli. Böyle bir şey olmaz. Barışın kapısına girmek isteyen herkese o kapı açık olmalıdır. Yasa da buna uygun yapılmalıdır. İnsanların geleceğini bir memurun, bir savcının, bir mahkemenin keyfine teslim edemezsiniz. İstinaf Mahkemesi’ni görüyoruz işte, diğerlerinin de böyle davranmayacağının bir garantisi var mı? Dönüş varsa güvence olmalıdır. Hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Şu yararlanır, bu yararlanmaz, şu daha az yararlanır. Böyle bir barış mı olur? Onun için tekrar sesleniyorum. Kapsayıcı, cesur, muğlak olmayan, insanları bir savcının hakimin insafına bırakmayan bir açıklıkta bir yasa yapılmalıdır.
HUKUKA BAĞLAMALIDIR
Bu yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır. İnsanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır. Mesele sadece birkaç maddelik teknik bir düzenleme değildir. Mesele bu ülkenin birlikte yaşama iradesinin hukuka bağlanmasıdır. Birlikte yaşayacaksak bunu hukuka bağlamamız lazım. Söz ile başlayan yasayla mühürlenmek zorundadır. Herkes gayet güzel sözler söyledi; Şimdi hadi bunu hukukla yasayla mühürleyelim. Biz önemsiyoruz. Çünkü bu yasa aynı zamanda bir geleceği açma yasasıdır. Doğru, samimi ve cesur kurulursa 100 yıllık bir düğümün çözüldüğü ilk haklı halka olabilir. Altını önemle çizmek istiyorum; Bu yasa kim kazandı, kim kaybetti sorusuna göre ele alınamaz. Barış yapılıyorsa kimin kazandığı, kaybettiği burada önemli değil. Asıl soru şudur; Bu ülke artık birlikte nasıl yaşayacak? Kürtler, Aleviler, bütün halklar ve inançlar eşit, özgür, onurlu bir geleceği nasıl kuracak? Bu yüzden Meclise, iktidara, muhalefete ve bütün siyasi partilere sesleniyoruz; Bu mesele günlük hesaplara kurban edilemez. Barış bekletilecek bir dosya değildir. İyi ve hayırlı işlerde acele etmek gerekir.
Barış gibi hayati bir işte gecikmek kötülüğe alan açmaktır. Çünkü barıştan korkanlar var. Çünkü onlar için savaş bir kazançtır. Kavga bir koltuktur. Düşmanlık bir sermayedir. Halklar yan yana geldiğinde bu sermayelerin biteceğini çok iyi biliyorlar. İşte bu yüzden her gecikilen gün barışı boğmak isteyenlere verilmiş bir fırsattır. Hukuki düzenleme yapılmadıkça eski ezberler, güvenlikçi normlar, çözüm karşıtı odaklar kendisine zemin bulurlar. Bu nedenle çerçeve yasa ertelenemez. Öyle sonbahara falan bırakılamaz. Bırakılan her adım barışın önüne konulmuş yeni bir taş ve engel olur. Tarihin kapısı bugün açıktır. O kapı açıkken içeri girmek gerekir. Kapı her zaman açılmıyor çünkü. Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle artık meclise gelmelidir. Bu ülkenin umudu daha fazla yorulmayı değil, çatışmayı değil, acı biriktirmeyi değil, artık hukuka kavuşmayı bekliyor. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz. Yasa hemen şimdi, barış hemen şimdi.
Bu halkın ne istediğini görmek isteyenler hafta sonu yaptığımız dört mitinge baksın. İstanbul, Amed, Mersin ve Van’da özgürlük mitingleri yaptık. Ben de İstanbul’da katıldım. Büyük bir coşku, büyük bir sahiplenme vardı. Sahiplenen herkesin emeğine sağlık. Saygı, sevgilerimi sunuyorum. Dört mitingde de temel bir talep göz ile görülür şekilde öne çıktı. Katılan bütün halklar dedi ki: ‘Sayın Öcalan’la artık buluşmak istiyoruz.’ Bu sahiplenme bize şunu gösterdi. Toplum barışın ağırdan alınmasını istemiyor. İzmir’deki annenin söylediği gibi 18 yıldır cezaevinde dünya kadar hastalıkla boğuşuyor. Doğru düzgün tedavi edilmiyor. Ayıptır. Bir an önce çıkarın. Ya insanlar artık cezaevinde yaşamı yitirmesin. Toplum bu süreçte Sayın Öcalan’a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç o halde. Hem muhatap hem 12 metrekarelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor. Tekrar ediyoruz; Sayın Öcalan iletişim, yaşam ve çalışma şartları artık bu sürece uygun bir şekilde kavuşmak zorundadır.
Halk sürecin ciddiyetle ilerlemesini istiyor. Demokratikleşme adımlarının gecikmeden atılmasını istiyor. Yerel demokrasinin önünün açılmasını istiyor. İki yıldır bir masada oturuyoruz. Hala kayyımlar yerinde duruyor. Van’da esnaf odaları yöneticisi arkadaşlarımız da burada. Belediyenin olanaklarını AK Partili yetkililerinin özel işleri için kullanılıyor. İşte kayyımcılık böyle bir şeydir. Halkın olanaklarını, imkanlarını gidiyor bireysel işler için kendi AKP’ye yakın insanların işlerinde kullanılıyor.
Yerel demokrasinin önü açılmalı. İnsanlar, kayyım siyasetinin son bulmasını istiyor. Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz.
100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz. Dünya silaha yatırım yaparken, biz birlikte yaşama yatırım yapalım diyoruz. Dünya yeni savaşların hesabını yaparken biz yeni bir barışın hukukunu kurmaya çalışıyoruz. Dünya çatışmaları büyütürken Türkiye yarım asırlık bir çatışma sarmalını bitirebilir. Eğer bu topraklarda kalıcı bir barış kurulursa emin olun bunun yankısı sadece Türkiye’de değil, savaşın gölgesinde bütün coğrafyalarda hissedilecektir. Bunu elbirliğiyle başaracağız. Kadir Abi’nin de dediği gibi ‘büyük barış er ya da geç bu topraklara mutlaka gelecektir.’
Umudumuzu yitirmeyeceğiz, mücadele edeceğiz, barış yolunda yürümeye devam edeceğiz. İnşallah bir gün en kısa sürede bu ülkede herkesin eşit ve onurlu yaşadığı bir demokratik cumhuriyet kuracağız.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, süreçte somut adımlar atılması gerektiğini belirterek Meclis’e çerçeve yasa çağrısı yaptı. Kalıcı çözüm için dört temel yasal düzenlemenin gerekli olduğunu söyleyen Bakırhan, “Meclis kapanmadan çerçeve yasa kesinlikle çıkarılmalıdır. Bu Meclis önümüzdeki günlerde çerçeve yasayı çıkararak tarih yazmalıdır” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü binasına dönük 17 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirilen silahlı saldırıda yaşamını yitiren Deniz Poyraz’ı anarak konuşmasına başlayan Bakırhan, sadece katilin yargılanmasını değil arkadaki güçlerin açığa çıkartılarak yargılanması çağrısı yaptı.
Bakırhan ayrıca 30 yıllık tutsaklığın ardından tahliye olan ve grup toplantısına katılan Necati Keklik ile cezaevlerinde bulunan siyasi tutsakları selamladı. Muharrem Orucu’nun başladığını ifade eden Bakırhan, “Muharrem Kerbela’dan bugüne kadar zulme karşı direnenlerin hakikati savunanların mazlumdan yana olanların bir simgesi olarak günümüze kadar geldi.” dedi.
“Alevi canlarımızın 12 gün sürecek Muharrem Orucu başladı. Muharrem, Kerbela’dan bugüne, zulme karşı direnenlerin ve mazlumdan yana olanların simgesi haline geldi. Bu vesileyle oruç tutan tüm canların lokmalarının ve ibadetlerinin kabul olmasını diliyor; Muharrem Ayı’nın toplumsal barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşam umuduna vesile olmasını temenni ediyorum. ”
İRAN-ABD-İSRAİL ANLAŞMASI VE BÖLGESEL BARIŞ
“28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta anlaşmaya varıldı. Anlaşmanın hayata geçirilmesi bekleniyor. DEM Parti olarak öncelikle ölüme ve savaşa son veren bu anlaşmayı olumlu karşılıyoruz. Anlaşmanın kalıcı olmasını ve yapıcı gelişmelerle devam etmesini umut ediyoruz. Bölgesel gerilimlerin bu denli yüksek olduğu bir ortamda, toplumsal barışı inşa etmek her ülkenin öncelikli görevidir. Dışarıda silahları susturan bir devlet, içeride kendi halklarıyla savaş halinde kaldığı sürece gerçek anlamda barışa ulaşmış sayılmaz. Bu nedenle bizim için en güçlü barış, toplumsal barıştır.”
İRAN’DAKİ İDAMLARA TEPKİ
İran’da Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamları hatırlatan Bakırhan şunları söyledi:
“İran; Kürtlerin, Belucilerin, Azerilerin ve en başta kadınların doğal, meşru ve demokratik taleplerini karşılamalıdır. Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamlara derhal son vermelidir. DEM Parti olarak temennimiz, bu anlaşmanın halkların iradesine dayanan, kimseyi dışlamayan, demokratik ve kalıcı bir barışın başlangıcı olmasıdır. Ortadoğu’nun gerçek huzuru ne büyük güçlerin vesayetiyle ne de içeride otoriterlikle sağlanabilir. Huzur, istikrar ve refah ancak bu toprakların bütün halklarının özgürlüğüyle mümkündür.”
EKONOMİK KRİZ VE TÜRKİYE’NİN YÜZYILLIK SORUNLARI
“Bugün bu kürsüde, gündelik siyasetin sığ çekişmelerinden ve anlık hesapların gürültüsünden biraz uzaklaşarak konuşmak istiyorum. Türkiye’nin yaşadığı krizler yalnızca bugünün krizleri değildir. Bu ülkenin sorunları yüzyıldır katman katman birikti. Ertelendi, bastırıldı, yok sayıldı. Üstü örtülen her mesele, gün geldi daha ağır bir fatura olarak toplumun karşısına çıktı. Bugün ödediğimiz fatura, adeta yüzyılın birikmiş faizidir.
Bu fatura bazen ekonomik kriz olarak geldi, bazen adaletsizlik, bazen şiddet, bazen yoksulluk, bazen de siyasal meşruiyet sorunu olarak karşımıza çıktı. Türkiye bugün bunların hepsini aynı anda yaşıyor. Çünkü bu sistem, ürettiği gerilimi çözmek yerine yönetmeyi seçti. Sorunları iyileştirmek yerine dondurdu. Hakikate yüzünü dönmek yerine onu bastırdı. Ama hiçbir sorun yok olmadı. Derinde büyüdü, çürüttü ve sonunda bütün toplumu kuşattı.
Bizler yıllardır bu ülkede aynı filmi farklı aktörlerle izliyoruz. Muktedir olan kendi hukukunu kuruyor, kendi ötekisini yaratıyor. Ötekine düşmanlık üzerinden iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu döngüsel intikam makinesi ve rövanşist öfke, bu ülkede acı, yoksulluk ve korku üretti. 86 milyon devri sabıklardan bıktı, usandı. Artık zaman devri sabıkların değil, adaleti, eşitliği ve demokratik yaşamı sağlamanın zamanıdır.”
YARGININ SİYASETE MÜDAHALESİ ELEŞTİRİSİ
“Türkiye’nin siyasi tarihine bakın. Darbeler, muhtıralar, parti kapatmalar, siyaset yasakları, cezaevine konulan seçilmişler, görevden alınan belediye başkanları, kayyımlar ve yargı eliyle siyasete verilen ayarlarla dolu bir tarih görüyoruz. Her dönemin dili farklıydı ama refleksi aynıydı.
Bu ülkede Kürtler, Aleviler ve sosyalistler hep tehdit sayıldı. Ermeniler, Rumlar, farklı inançlar ve kimlikler tehdit sayıldı. Bir dönem muhafazakârlar, başka bir dönem milliyetçiler dahi tehdit olarak görüldü. Devlet aklı, toplumu zenginliğiyle görmek yerine sürekli bir tehdit haritası çizdi. O haritada yurttaş hep şüpheliydi; hak değil güvenlik, çözüm değil bastırma vardı.
En çok da demokratik siyaset hakkı tehdit sayıldı. Kürt siyasi hareketinin partileri birbiri ardına kapatıldı. HDP’ye yönelik kapatma davası ise hala sürüyor. Ama her kapatmanın ardından halk yeniden sözünü söyledi, yeniden örgütlendi ve yeniden siyaset sahnesine çıktı.
Bugün CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla karşı karşıyayız. Bugün muhatap CHP olabilir ama refleks tanıdıktır. Biz bu kararı bir partinin iç meselesi olarak okumadık. Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır.
Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Yarın bu halkaya kimin ekleneceği belli değildir. Biz o gün de söyledik: Hukuku sopaya çevirmeyin; bu yanlış bir gün herkesi sarar. Bugün yine söylüyoruz: Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir. Mahkeme salonları, halk iradesinin yerine geçirilemez. Hukuk eğilip bükülemez. Adalet Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işleyemez.”
KORKU, ERTELEME VE TEKRAR SİYASETİ
“Türkiye’yi bu hale getiren üç tarz-ı siyaset var: Korku siyaseti, erteleme siyaseti ve tekrar siyaseti. Topluma sürekli bir tehdit anlatıldı, sürekli bir beka meselesi sunuldu ve sürekli yeni düşmanlar üretildi.
Cumhuriyetin ilk yıllarında parçalanma korkusuyla, Soğuk Savaş boyunca komünizm tehdidiyle, 1990’larda Kürt meselesiyle toplum baskı altında tutuldu. Sonrasında irtica, dış güçler, göçmenler ve toplumsal hareketler adı altında tehditler bir türlü bitmedi. Korku üzerine kurulan siyaset, bu ülkeye güven değil; daha fazla güvensizlik, sefalet ve hukuksuzluk getirdi.
Erteleme siyaseti ise hep ‘Bugün değil, sonra’ dedi. Kürt meselesi ertelendi, yargı reformu ertelendi, yerel demokrasi ertelendi, emekçinin hakkı ertelendi. Ama ertelenen her hak, toplumsal maliyeti daha da artırdı.
Korku ve erteleme siyasetlerinin kaçınılmaz sonucu ise tekrar siyasetidir. Aynı krizler, aynı yöntemlerle yeniden üretildi. Türkiye aynı sorunları tekrar tekrar yukarı taşımaya zorlandı.”
DEMOKRATİK CUMHURİYET VE EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU
“Korkuya, ertelemeye ve tekrara karşı kurucu demokratik siyaseti savunuyoruz. Bu ülkenin bir çıkış yolu vardır. O yolun adı güçlü demokrasi, bağımsız hukuk, eşit yurttaşlık, emeğin hakkı ve toplumsal barıştır.
DEM Parti olarak ortaya bir öneri seti koyuyoruz. Türkiye gerçek bir çoğulculuğa ve demokratik bir düzene ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacın adı demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir.”
EMEK HAKLARI VE KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ
“Sendika hakkı, grev hakkı ve toplu sözleşme hakkı anayasal haklardır. Bu haklar kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde güvence altına alınmalıdır.
Bütün bu çözüm başlıklarının kilidi, Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Bunu açıkça söyleyelim: Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin demokrasisi de ekonomisi de dış politikası da kalıcı istikrara kavuşamaz. Çünkü bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu mesele, Cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanma meselesidir. Bu mesele, hukukun bütün yurttaşlar için eşit işlemesi meselesidir. Bu mesele, Türkiye’nin kendi halkıyla barışma meselesidir.
Yüz yıl boyunca bu düğüm baskı ve inkârla çözülmeye çalışıldı; düğüm her seferinde daha fazla dolandı. Oysa bu düğümü siyaset çözer. Hukuk çözer. Cesaret çözer.”
ORTADOĞU’DAKİ DÖNÜŞÜM VE KÜRT SORUNU
“Bugün dünya sarsılıyor. Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Enerji yolları, ticaret koridorları, ittifaklar ve sınırlar yeniden tartışılıyor.
Ortadoğu 100 yıldır durulmadı; ancak son birkaç yıldır bölgede çok büyük altüst oluşlar yaşanıyor. Bölge bir taraftan küresel rekabetlerin sahnesi oluyor. Diğer taraftan, yüz yıldır etnik ve dinsel gerilimlerle kaynayan kazan patlama noktasına yaklaşıyor. Böyle bir dönemde Kürt meselesini çözümsüz bırakmak, Türkiye’yi tarihsel bir riskin eşiğinde bekletmektir. İç barışını kuramamış, kendi yurttaşıyla kavgalı bir devlet, dışarıdan esen her rüzgârda savrulur.”
ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI
“Yaklaşık iki yıldır süren bu sürecin artık somut, hukuki ve demokratik bir zemine kavuşması gerekiyor. Bunun yolu çerçeve yasadır. Kürt meselesini çatışma zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zeminine taşıyacak bir çerçeve yasa artık ertelenemez.
Biz dört temel düzenlemeyi zorunlu görüyoruz: Kalıcı çözüm için Çerçeve Yasa; demokratik bütünleşme ilkelerini güvence altına alacak Demokratik Toplum Yasası; yerel demokrasiyi, sivil toplumu ve siyasal katılımı güçlendirecek Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası ve Özgür Yurttaş Yasası…
Bu adımlar taviz değildir. Bunlar eşit yurttaşlığın gereğidir. Kimliklerin ve inançların anayasal güvence altına alınması birlikteliğimizi zayıflatmaz; aksine sağlamlaştırır. Yerel yönetimlerin güçlenmesi devleti küçültmez; demokrasiyi büyütür, merkezin yükünü azaltır. Kürtlerin kazanması Türklerin kaybetmesi değildir. Alevilerin kazanması Sünnilerin kaybetmesi değildir. İşçinin kazanması ülkenin kaybetmesi değildir. Bir halkın hakkı, başka bir halkın kaybı değildir.”
MECLİS’E ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI
Meclis’e çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi:
“Bu nedenle çağrımız açıktır: Meclis kapanmadan çerçeve yasa çıkarılmalıdır. Oyalanmadan, yokuşa sürülmeden, yeni belirsizlikler yaratılmadan bu adım atılmalıdır. Çünkü barış geciktikçe güvensizlik büyür. Bunu sahada görüyoruz. Hukuk geciktikçe umut zayıflar. Demokrasi geciktikçe toplum yorulur.
Biz bu Meclis’te bu iradenin sesi olmaya devam edeceğiz. Bu Meclis, önümüzdeki günlerde çerçeve yasayı çıkararak tarih yazmalıdır. İkinci yüzyıla güçlü bir damga vurmalıdır.”
BARIŞ, DEMOKRASİ VE EŞİTLİK VURGUSU
“Hepimizin ortak ihtiyacı; hukuka dayalı bir düzen, işleyen bir demokrasi, onurlu bir yaşam ve kalıcı bir barıştır. Birinci yüzyılın paslı sarkacını kırmanın zamanı geldi. İkinci yüzyılı yasaklarla, kayyımlarla, butlan kararlarıyla ve yoksullukla değil; barışla, eşitlikle ve emekle yazalım.
Biz korku siyasetine karşı demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz. Erteleme siyasetine karşı çözüm siyasetini büyütmeye devam edeceğiz. Tekrar siyasetine karşı dönüşüm siyasetini savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu ülkenin halkları bunu hak ediyor. Siz bunu hak ediyorsunuz.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Be One Festivali resepsiyonunda yaptığı konuşmada, Türkiye’de demokrasi güçlerinin ortak mücadele zemininde buluşmasının tarihsel bir zorunluluk haline geldiğini belirterek, “Hiçbir dönem olmadığı kadar bir olmaya ihtiyacımız var” dedi. Müzakere sürecinin mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurgulayan Bakırhan, demokratik çözüm, barış ve eşit yurttaşlık taleplerinden geri adım atılmayacağını söyledi.
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), 30 Mayıs’ta Köln’de geniş katılımlı bir açık hava festivali düzenlemeye hazırlanıyor. “BE ONE adıyla, “Yarınlara Umut Ol” sloganıyla Tanzbrunnen’de gerçekleştirilecek etkinlik, binlerce canı ortak bir buluşmada bir araya getirecek.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Be One Festivali kapsamında gerçekleştirilen resepsiyonda konuştu. Festivalin adının taşıdığı anlamın günümüz siyasal koşulları açısından büyük önem taşıdığını belirten Bakırhan, demokrasi güçlerinin ortak mücadele zemininde buluşmasının zorunlu hale geldiğini söyledi.
Bakırhan, dünyayı yöneten kapitalist ve emperyalist sistemlerin muhalefet eden toplumsal kesimleri parçalamaya çalıştığını belirterek, demokrasi güçlerinin birlik oluşturamadığı her durumda baskı politikalarının güç kazandığını ifade etti.
“BAŞIMIZA NE GELİYORSA ASLINDA BİR OLMAMAKTAN KAYNAKLIDIR”
Festivalin adındaki “Bir Ol” çağrısına dikkat çeken Bakırhan, yaşanan sorunların temelinde birlikte hareket edememe halinin bulunduğunu söyledi.
Türkiye’de demokrasi mücadelesi yürüten kesimlerin amaçlarına ulaşmaması için çeşitli mekanizmaların devreye sokulduğunu kaydeden Bakırhan, bu tabloyu aşmanın yolunun ortak mücadele ve ortak söz üretmekten geçtiğini belirtti.
“MÜZAKERE ETMEK MÜCADELEDEN VAZGEÇMEK DEĞİL”
Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen sürece değinen Bakırhan, müzakerenin mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı.
Müzakerenin Kürt halkının anadil hakkından, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinden, kadınların özgürlük ve demokrasi mücadelelerinden vazgeçilmesi anlamına gelmediğini ifade eden Bakırhan, değişenin yalnızca mücadelenin yöntemi olduğunu söyledi.
DEM Parti’nin yürüyen müzakere süreci nedeniyle hiçbir zaman sessiz kalmadığını belirten Bakırhan, CHP’ye yönelik operasyonlardan gazetecilerin tutuklanmasına, gençlere dönük baskılardan kayyım uygulamalarına kadar her konuda dayanışma içinde olduklarını kaydetti.
“HİÇBİR DÖNEM OLMADIĞI KADAR BİR OLMAYA İHTİYAÇ VAR”
Türkiye’de toplumun demokrasi istediğini ve kayyım politikalarına karşı çıktığını belirten Bakırhan, mevcut koşulların demokrasi güçleri açısından önemli fırsatlar sunduğunu söyledi.
Bu dönemde iç tartışmaların geri plana bırakılması gerektiğini ifade eden Bakırhan, farklı toplumsal kesimlerin omuz omuza mücadele etmeyi sürdürmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
Birlik sağlanamadığında kayyım politikalarının, yargı müdahalelerinin ve antidemokratik uygulamaların önünün açıldığını söyleyen Bakırhan, kent uzlaşısı deneyiminin ise ortak mücadelenin başarı sağlayabileceğini gösterdiğini dile getirdi.
“40 YILLIK MÜCADELE MASADA OYUNA GELMEZ”
Yürütülen müzakere süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Kürt özgürlük mücadelesinin onlarca yıllık birikime sahip olduğunu ve temel hedeflerinden vazgeçmeyeceğini söyledi.
Bugüne kadar Kürt tarafının çeşitli adımlar attığını belirten Bakırhan, bundan sonraki aşamada iktidarın sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti. CHP’ye yönelik operasyonlar ve Ortadoğu’daki gelişmelerin bazı adımları geciktirdiğini söyleyen Bakırhan, geciken her adımın demokratik çözüm sürecini olumsuz etkilediğini kaydetti.
“TEMMUZ AYINA KADAR BİR YASA BEKLİYORUZ”
İmralı görüşmelerine de değinen Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın son görüşmede temmuz ayına kadar yasal düzenleme beklentisini dile getirdiğini aktardı.
Bakırhan, yapılacak düzenlemelerle silahlı yapıların sona erdirilmesinin ardından insanların siyasal ve toplumsal yaşama katılabileceğini, sürgündeki siyasetçilerin dönebileceğini ve siyasi tutukluların özgürleşebileceğini söyledi.
Ayrıca milyonlarca insan hakkında açılan soruşturma ve davaların da gündeme geleceğini belirten Bakırhan, demokratik zeminin genişlemesinin demokrasi güçlerini zayıflatmayacağını, tam tersine güçlendireceğini ifade etti.
“DEMOKRATİK ZEMİN AÇILDIKÇA BİZ BÜYÜYECEĞİZ”
Sürecin hiçbir toplumsal kesimin aleyhine olmadığını dile getiren Bakırhan, demokratik alan genişledikçe sosyalistlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve emekçilerin daha güçlü örgütlenme imkanlarına kavuşacağını söyledi.
Müzakere sürecinin dönem dönem aksadığını ancak tamamen sona ermediğini ifade eden Bakırhan, ilk aşamanın sonuna gelindiğini ve artık iktidarın gerekli yasal düzenlemeleri yapması gerektiğini belirtti.
“SANDIK İRADESİNİN YOK SAYILMASINI KABUL ETMİYORUZ”
Konuşmasının önemli bölümünü CHP’ye yönelik baskılara ayıran Bakırhan, halk iradesinin yargı operasyonları ve farklı yöntemlerle etkisizleştirilmesine karşı olduklarını söyledi.
Kendisine güvenen siyasal aktörlerin sandıkta yarışması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, halktan destek alamayan iktidarın farklı yöntemlere başvurduğunu ifade etti.
DEM Parti’nin CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yaptığı görüşmeye de değinen Bakırhan, yaşananların muhalefeti bölme ve etkisizleştirme amacı taşıdığını belirtti.
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ BÖLÜNMEDEN BU SÜREÇTEN ÇIKMALI”
Muhalefetin temel görevinin CHP’nin birlik ve bütünlük içinde bu süreci aşmasını savunmak olduğunu söyleyen Bakırhan, sosyalistlerin, Kürtlerin ve Alevilerin de bu tutumu desteklemesi gerektiğini ifade etti.
Kürt hareketinin yıllar boyunca çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldığını ancak bölünmediğini belirten Bakırhan, bugün yürüyen müzakere sürecinin de bu direncin sonucu olduğunu kaydetti.
“BU SİSTEMİ ALT ETMENİN YOLU OMUZ OMUZA MÜCADELEDEN GEÇER”
Dünya ve Türkiye’deki mücadele deneyimlerinden ders çıkarılması gerektiğini söyleyen Bakırhan, kent uzlaşısı deneyiminin farklı toplumsal kesimlerin bir araya geldiğinde nasıl sonuç alabileceğini gösterdiğini ifade etti.
Kimin daha haklı olduğuna ilişkin tartışmalar yerine ortak mücadeleyi büyütmenin önemine işaret eden Bakırhan, mevcut sistemin bölme politikalarının boşa çıkarılması gerektiğini söyledi.
“ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİ HAKLIDIR”
Avrupa’daki Alevi kurumlarının uzun yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttüğünü belirten Bakırhan, bu kurumların önemli kazanımlar elde ettiğini söyledi.
Türkiye’nin Avrupa’daki Alevi kazanımlarını tehdit olarak görmemesi gerektiğini vurgulayan Bakırhan, eşit yurttaşlığın Aleviler, kadınlar, Kürtler, gençler ve tüm ezilen kesimler için temel bir hak olduğunu ifade etti.
Alevi kurumlarına teşekkür eden Bakırhan, Avrupa’daki demokratik kazanımların Türkiye’de de elde edilebileceğini kaydetti.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ kurulmasını öneren Bakırhan, sürecin hızlanması gerektiğinin altını çizdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin konuştu.
Tuncer Bakırhan, Dersim Katliamı’nda katledilenleri anarak, devletin özür dilemesi gerektiğini ifade etti:
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu’daki zirve “belirsizliklerin zirvesi” ve bu zirve devam ediyor. ABD-İsrail, İran savaşının yarattığı büyük sarsıntıların bölgedeki bütün dengeleri yeniden harekete geçirdi. Körfez ülkelerinin eski güvenlik konumlarını kaybetti. Hürmüz Boğazı artık bir hegemonya mücadele alanına döndü. Irak’ta kalıcı bir yönetim mimarisinin kurulmaması Lübnan’da bitmeyen savaş halklar arasında ciddi tehditler ve tehlikeler yaratıyor. Böylesi bir tabloda Türkiye açısından en rasyonel yol dostlarını çoğaltmak ve düşmanlarını azaltmaktır. Türk’ün tarihsel dostu Kürt, Kürt’ün tarihsel dostu da Türk’tür. Kürt jeopolitiği bir risk değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz. Eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış temelinde kurulacak yeni birliktelik yalnızca içeride değil, bölgede de Türkiye’yi stratejik bir güç haline getirir. T
Türkiye’nin Ortadoğu’da stratejik önemi ve gücünü korumasının yolu 22 Ekim ve 27 Şubat’tan geçiyor. Çözüm Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Biz Kürt meselesini çözeceksek her defasında Ortadoğu’daki gelişmelere, Balkanlardaki gerilimlere, Kafkasya’daki çatışmalara, Akdeniz’deki hesaplara bakarak mı karar vereceğiz? Bu mantık doğru bir mantık değildir. Son 20 yılda sadece yanıbaşımızda 14 büyük savaş yaşandı. Bu bakımdan erteleme ile yol alabileceğimiz bir eşlikte değiliz. Barış kaygı ve tereddütlerle değil, barış cesaretle olur. Bugün barış için tüm şartlar uygundur. Ama ne yazık ki temel sorun siyasetsizliktir. Esnaf soruyor, asker annesi soruyor, cezaevindeki tutsak ailesi soruyor, öğrenci soruyor, emekli soruyor. Siyaset neden cesaret edemiyor? İktidar neyi bekliyor diye. Altını önemle çizmek istiyorum. Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur. Süreci ciddiye alan onu hukuka bağlar. Barış bir tohumsa hukuk onun toprağıdır. Toprağı olmayan bir yerde tohum yeşerir mi?
Özel yasayı Meclis’e sunalım. Bir haftada gereğini yapalım. Türkiye rahat bir nefes alsın. Sayın Öcalan’ın özgür müzakere koşulları sağlansın.
Kayyımı atayanlar, kayyımı geri çekemiyor mu? Bu süreci enfekte eden uygulamalardır. Bunlar sürecin ruhuna aykırı olan adımlardır. Bir taraftan süreç, bir taraftan verilen cezaları toplum kabul etmiyor. Komisyonun hazırladığı raporun gereğini yerine getirilsin.
Bugün sayın Bahçeli’nin statü açıklamasının altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan’ın “süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir” sözüne bide diyoruz ki; tarih cesaret edenleri yazar, buyrun tarihi birlikte yazalım. Yüzyıldır hasret kaldığımız barışı mutlaka bu topraklarda kuracağız.
Bu süreci risklerden uzak tutacak bir komisyon kuralım. Adı ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ olsun. Meclis’in vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Atılması gereken adımları hızlandırır. Bu kurul, akademi ve sivil toplumla istişarede bulunabilir.
Türkiye’nin adalet meselesi, artık yargı paketleriyle geçiştirilecek bir sorun değil. İhtiyaç bütünlüklü bir hukuk reformudur. Cezaevlerinde 414 bini aşan tutuklu ve hükümlü var. Toplumda adalete olan inanç neredeyse sıfırlandı. Hapsetmeyi büyüten düzen toplumu daha güvenli, daha adil kılmadı. Yasalar mahkumiyeti öncelememeli. Tutuklu yargılama müessesi artık istisna olmalıdır. İnfaz düzenlemesi, hasta mahpusların özgürlüğü, uzun tutukluluğun son bulması, idare ve gözlem kurullarının kaldırılması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi adımlar acil açılması gereken adımlardır.
Yarın Hıdırellez Bayramı’nın kutlanacağı gündür. Bu toprakların kadim geleneklerinden biridir. Hıdırellez’i kutluyorum. Yine yarın Deniz Gezmiş, Yusuf ve Hüseyin’in idam edilişlerinin yıl dönümüdür. Deniz, Yusuf, Hüseyin’i de saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Onların demokratik, özgür, bağımsız Türkiye ideallerinin temsilcileri olacağımızın sözünü veriyoruz. ”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Alevi örgütleri temsilcileri ile bir araya geldi.
Alevi kurum temsilcileri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile bir araya geldi.
DEM Parti genel merkezinde yapılan görüşmede Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Saymanı Nurullah Esat Ünsal ve beraberindeki heyet yer aldı.
Yapılan görüşmede, ortak mücadele ve dayanışma vurugusu yapılırken, Hüseyin Mat Bakırhan’ı Almanya’da yapacakları “Be Ona-Birlik Festivali”ne davet etti.
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Avrupa’da katıldığı programda yaptığı konuşmasında sürece değinerek “Kürt’e de demokrasi, İstanbul’a da demokrasi” dedi.
Avrupa Kürt İşverenler Birliği (AKEE), 2026 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısını Almanya’nın Königswinter kentinde gerçekleştirdi. Kongreye Avrupa’nın farklı yerlerinde yaşayan Kürt iş insanlarının yanı sıra DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve DEM Parti Dış İlişkiler Sorumlusu Ebru Günay da katıldı.
Genel Kurul’da konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürt sorunun çözümü için devam eden sürece değindi.
Bakırhan, “Sayın Öcalan da savaşın miadını doldurduğunu görerek 27 Şubat’ta bir çağrı yapmıştır. Bu çağrıda, 40 yıldır süren çatışmaların büyük acılar ve yıkımlar yarattığı, artık helalleşme ve barış zamanının geldiği ifade edilmiştir. Sorunların diyalog ve müzakere ile çözülmesi gerektiği, bu şekilde Türkiye’nin daha demokratik ve güçlü bir geleceğe ulaşabileceği vurgulanmıştır. Geçen süreçte atılan adımlar da bu iradenin ciddiyetini göstermektedir” dedi.
“KÜRT’E DE DEMOKRASİ, İSTANBUL’A DA DEMOKRASİ”
“Peki, bu süreç nedir, ne olacak?” diyen Bakırhan, sürecin başarıya ulaşması durumunda ortaya çıkacak sonuçlara ilişkin ise şunları söyledi:
“Bu süreç birilerinin söylediği gibi değil. Bu süreçte Kürtlerin dili özgür olacak. Cezaevinde siyasi tutsak kalmayacak. Selahattin Demirtaş, Sayın Öcalan Amed halkıyla, Dersim halkıyla, diğer Kürt coğrafyasındaki Kürtlerle ve dostlarıyla buluşacak. Bu süreçle birlikte siz değerli diasporadaki halkımız doğduğunuz topraklara rahatlıkla gidip gelebileceksiniz, sürgünde tek bir kişi kalmayacak. Bu süreçle birlikte elinde silah olan silahlı güçler demokratik zemine, demokratik sisteme katılabilmeli. Bu süreçle birlikte kayyımlar artık ortadan kalkmalı ve kalkacaktır inşallah.
Artık hiç kimse Amed halkının, Van halkının, Siirt halkının, Mardin halkının iradesine bir devlet memuru atamamalıdır. Sandık varsa sonuçlarına saygı gösterilmelidir. Kürtler üç dönemdir kayyımlara rağmen kendi iradesine sahip çıkıyor ve herkes de buna saygı duymalıdır. Bu süreç ilerlerse düşüncelerimizi rahat ifade edebileceğiz, rahat örgütlenebileceğiz. Hiç kimse bizim örgütlenmelerimizi kriminalize edemeyecektir. Bu süreç ilerlerse Trakya’dan Hatay’a, Sinop’a kadar herkes demokratik bir zeminde özgür ve eşit yaşayacaktır. Biz sadece bizim belediyelere atanan kayyımlar gitsin demiyoruz. Şu anda Türkiye’de 13 tane belediyenin başkanı tutuklu ya da görevden el çektirilmiş. İstanbul Belediyesine de Siirt Belediyesine baktığımız gibi bakıyoruz. Siirt Belediyesindeki Safiya ve Mehmet Başkan nasıl bizim irademizse İstanbul’da 15.000.000 insanın oy vererek seçmiş olduğu Ekrem İmamoğlu da İstanbul’da yaşayanların iradesidir. Kürt’e de demokrasi, İstanbul’a da demokrasi.”
“DİASPORA BİRLİK DUYGUSUYLA HAREKET ETMELİ”
Diasporada yaşayan Kürtlerin de ulusal birlik çalışmalarına katkı sunması gerektiğini ifade eden Bakırhan, şunları belirtti:
“Sizden beklentimiz çok. Hiçbir dönem olmadığı kadar Kürtler arasında bir ulusal birlik, duygu ve dayanışma var. Ben diasporanın da bu birlik ve dayanışma ruhuna büyük bir katkı sunabileceğine inanıyorum. Burada neredeyse dört ülkede yaşayan Kürt temsilcilerinin bulunduğu bir salondayız. İşte diaspora bu demokratik birliği sağlamak için öncü bir rol oynayabilir. Bugün bu salonda olanları çoğaltabilir. Onun için sizden ricam Kobani’den Qamışlo’ya kadar, Süleymaniye’den Hewler’e kadar, Mahabad’dan Urmiye’ye kadar, Amed’den Kars’a kadar nerede ne kadar Kürt varsa, nerede ne kadar Kürt işveren varsa hepsini bir çatı altında toplayın ve ulusal demokratik birliğe büyük bir katkı sunun. Bunu yapacağınıza inanıyorum. Diaspora birlik duygusuyla hareket etmeli ve buna öncülük etmelidir.”
PİRHA- Diyarbakır’da belediye eşbaşkanlarıyla bir araya gelen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kayyım atamalarının sona erdirilerek görevden alınan eşbaşkanların iade edilmesinin yeni sürecin ilk somut adımı olabileceğini söyledi.
Diyarbakır’da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla “İrademize sahip çıkıyor, kayyım uygulamalarına karşı sesimizi yükseltiyoruz” sloganıyla açıklama gerçekleştirildi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde yapılan buluşmaya DEM Partili il ve ilçe belediye eşbaşkanları da katıldı.
Burada konuşan Bakırhan, belediye eşbaşkanlarıyla kapsamlı ve verimli bir değerlendirme toplantısı yaptıklarını belirtti. 1999’dan bu yana yerel yönetimlerde önemli bir deneyim biriktirdiklerini ifade eden Bakırhan, farklı dönemlerde kesintilere uğrasa da demokratik, şeffaf ve katılımcı belediyecilik anlayışıyla önemli projelere imza attıklarını söyledi. Kadın özgürlükçü, çevreye duyarlı ve dezavantajlı kesimleri gözeten çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Bakırhan, mevcut dönemde yapılan ve yapılamayan hizmetlerin masaya yatırıldığını, önümüzdeki süreçte yerel yönetimlerin daha güçlü projelerle sahada olması için atılması gereken adımların ele alındığını aktardı.
“3 DÖNEMDİR HALKIN İRADESİ GASP EDİLİYOR”
Kayyım uygulamalarının da toplantının önemli başlıklarından biri olduğunu belirten Bakırhan, 2016’dan bu yana üç dönemdir halkın seçme iradesinin yok sayıldığını ifade etti. Belediyelerin usulsüz biçimde yönetildiğini savunan Bakırhan, kayyım uygulamalarının kamuoyunda da tartışma yarattığını ve artık ülke açısından bir utanç haline geldiğini söyledi. Son yerel seçimlerde seçmenin kayyım politikasına karşı tavrını ortaya koyduğunu dile getiren Bakırhan, halkın iradesinin tanınması gerektiğini vurguladı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin konuşulduğu bir dönemde belediyelerin yeniden halkın seçtiği temsilcilere bırakılması gerektiğini ifade eden Bakırhan, kayyım atanan 13 belediye eşbaşkanının görevlerine iade edilmesi çağrısında bulundu. Bu adımın yeni bir başlangıç olabileceğini söyleyen Bakırhan, gerekli yasal düzenlemelerin yapılması halinde bunun kısa sürede mümkün olabileceğini kaydetti.
“AYRIMCI UYGULAMALAR SON BULMALI”
Belediyelerin bürokratik engellemelere rağmen çalışmalarını sürdürdüğünü dile getiren Bakırhan, yerel yönetimlere yönelik ayrımcı tutumların sona erdirilmesi gerektiğini söyledi. Halkın yaşamını kolaylaştıracak projeler için herkesin katkı sunması gerektiğini belirten Bakırhan, eksikliklerin de özeleştiriyle giderileceğini ifade etti. Tutuklamaların, gözaltıların ve kayyım atamalarının olmadığı bir ortamda belediyelerin daha nitelikli hizmet sunacağını dile getirdi.
“SÖZ DEĞİL SOMUT ADIM BEKLENİYOR”
Açıklamanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan, hem Devlet Bahçeli’nin hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de Abdullah Öcalan’ın yeni bir aşamaya işaret ettiğini söyledi. Bu yeni dönemin sağlıklı ilerlemesi için kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi gerektiğini belirten Bakırhan, toplumun artık yalnızca açıklama değil, somut adımlar görmek istediğini vurguladı.
Kayyım uygulamalarına son verilmesinin ve görevden alınan eşbaşkanların iade edilmesinin yeni sürecin en önemli pratik başlangıcı olabileceğini ifade eden Bakırhan’ın konuşması alkışlarla sona erdi.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. HTŞ ve SDG arasındaki anlaşmaya dikkat çeken Bakırhan, “Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ESP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyona tepki gösteren Bakırhan, “Bu operasyonlar tam da bu süreçte neyin nesidir? Gerçekten anlamakta zorlanıyoruz. Operasyonsuz duramıyorlar. Yani bir karşıt yaratmadan, onlara yönelmeden duramıyorlar. Umarım bu alışkanlıkları da değişir. Gazeteciler neden gözaltına alınır, siyaset yapanlar neden gözaltına alınır? Partinin eş genel başkanları, haber yapanlar neden alınır? Haber yapmak suç mudur? Ekolojiyle ilgilenmek suç mudur? Örgütlenmek suç mudur? Bu arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmaları gerektiğini talep ediyoruz. Yanlıştan bir an önce dönülsün” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Başta Hakkari ilimizde ve ilçelerimizde olmak üzere bölgenin birçok yerinde çok yoğun gözaltı ve tutuklamalar var. Bunlar toplumsal barışı zedeliyor. Rojava ile dayanışmak suç değildir. İnsanlar Rojava’daki kardeşleriyle dayanışıyor. Sonuna kadar da bu dayanışmalar sürecek. Biz de dayanışıyoruz. Dayanışmamız sürecek diyoruz.
Amed Kent Konseyi’nin kuşatma altında olan Kobanê kenti ile dayanışmak amacı ile başlattığı yardım kampanyaya ve kampanya kapsamında TIR’lara yüklenen yardımların Riha’nin Pirsûs (Suruç) ilçesinde bekletilmesine de tepki gösterdi. Bakırhan, “TIR’lar günlerdir Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bekletiliyor. Niye bekliyor? Suriye’ye sık sık araçlarla geçirip fotoğraf veren bürokratlarımıza sormak gerekiyor; Gidin gezin, resimler çekin ama ya orada ihtiyaç var. İnsanlar da dayanışmak için ihtiyaç malzemelerini toplamış, göndermiş. Niye bekletiyorsunuz? Bir an önce Mürşitpınar Sınır Kapısı’na açılarak bu yardım tırlarının Kobani’deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını bekliyoruz. İnsanlıkla bağdaşmıyor bunlar. Yani 1071 kapılar bizim için önemli. Kapıyı açan bir toplum olduğumuz için kapların kapalı olması, bu insani yardımların ulaştırılmaması insanları rahatsız ediyor. Bu devlet aklı için bir utançtır. Bu fiili engellemeler artık kaldırılmalı. Bu meseleler siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.
Ekonomi iyi gitmiyor. Bunun önemli göstergelerinden biri de neredeyse Türkiye’nin dört bir yanında çeşitli kurum ve fabrikalarda çalışan emekçilerin grev yapması. Direnmeleri fotoğrafı net bir şekilde ortaya koyuyor. Migros Depo işçileri de günlerdir direnişteler. İnsani olmayan koşullarda çalıştıkları için direnişteler. Onlar depoda alın teri döküyor. Alın terlerinin karşılıklarını almadıkları için direnişteler. Migros depo işçilerinin direnişini buradan selamlıyoruz. Yanlarında olduğumuzu belirtiyor, haklarını alıncaya kadar onlarla omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtiyoruz.
2026 yılında dünyanın birçok yerinde çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava’da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep’te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik saldırılar katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgısına karşı dünyanın 4 bir yanında Rojava’yla dayanışma eylemleri yapıldı ve hala devam ediyor. Bu eylemler beraberinde Kürtler neden itiraz ediyor? Kürtler ne istiyor? sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüz yılda Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüz yıldır dayatılan yok saymaya ve statüssüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular. Büyük bedeller ödediler. Direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü ve ilan edildi.
Dün can simidi denilen Kürt halkı, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Bunu biz de son 40-50 yılda yoğun yaşadık ve gördük. Bu nasıl mı oldu? Gelin biraz zamanı geriye doğru saralım. O tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım. Bu dediklerimi açık bir şekilde örnekleriyle siz de göreceksiniz. 1919 ve 1922’de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923’de hukuk dışına itildi. Hukukları tanınmadı. 1937’de Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı’nda kendi aralarında büyük çelişkiler olan devletler dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleşti. 1946’da Mahabat Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Antlaşması olsun, bir halkın kaderini nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük. 1988 Enfal soykırımına, Halepçe’ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hala hafızalarımızdadır. 2015 sonrası Suriye’de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken, dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye’de bir kez daha gördük.
İşte bu tarihsel gerçeklerin en son halkası; 10 Ocak 2026’da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi de büyüyerek devam etti. Kürtler bu riyakâr döngüye ‘hayır’ diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar, ve hileler artık bitsin diyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil eşit yurttaşları olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef hala doğal olarak görülmüyor bunlar.
İki dersle karşı karşıyayız. Birincisi: Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye hakiki bir barış getirmediği dersidir. İkincisi ise şudur; hangi halk olursa olsun; bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalığı üretiyor. İşte bu yüzden Suriye’de yok sayma, İran’da bastırma, Irak’ta boğma, Türkiye’de inkar 100 yıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir diyoruz.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP ziyareti sonrası açıklama yaptı. Tuncer Bakırhan, IŞİD sadece Kobani için bir tehdit olmadığının altını çizerek, “IŞİD Diyarbakır için de, İzmir için de Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması çağrısında bulunarak, “Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir seferde. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin düzenleyeceği siyasi parti ziyaretlerinin ilkini Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yaptı. Rojava gündemli görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iyi bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, “Halep saldırısı başladığı günden bugüne kadar yapmış olduğu yapıcı, sağduyulu açıklamalarını takip ettik. Bu süreçte sağduyuya, yapıcı davranmaya, kapsayıcı açıklamalar yapmaya hepimizin ihtiyacı var. Suriye’yi konuştuk, bölgeyi konuştuk. Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri konuştuk. Orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Deyim yerindeyse ateşe benzinle gidenler var. Bir de ateşi soğutmaya çalışanlar var. Biz oradaki çatışmanın, şiddetin son bulmasını; meselenin diyalogla, müzakereyle barışçı bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Ama maalesef Türkiye’de bir nefret korosu var. Sabah akşam neredeyse Kürt karşıtı propaganda yapıyorlar. Suriye’de sanki demokratik bir rejim zemin var da Kürtler oyunbozanlık yapıyormuş gibi bu koro, 7/24 saat Kürt karşıtı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Tekrar ediyoruz. Kürtler yaşamış olduğu ülkelerde hiçbir zaman yaşadıkları ülkeleri ve komşu ülkelere tehdit olmadılar. Bundan sonra da olmayacaklardır. Bu, aslında biliniyor ama bu konuda bir ezber var. Bu ezberlerin artık bozulması gerektiğini belirtmek istiyoruz” dedi.
Bölgede kirli oyunların oynandığına dikkat çeken Bakırhan, bu oyunu her an takip ettiklerine işaret ederek devamla şunları söyledi: “Aslında bu oyunu bilmeyen yok. Bölgede hakları kabul etmeyen halklara isyan ülkelere de onları bastırma zemini bırakılmış. Bu oyun ülkeye kan, savaş ve çatışma getirdi. Artık 100 yıldır devam eden bu oyunu, bu kısır döngüyü kırmak gerekiyor. Bunu kırabileceğimize inanıyoruz. Aslında 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı da tam da bölgede 100 yıldır oynanan bu kısır döngüyü ortadan kaldırmaya dönüktü. Ama maalesef tam bu süreçte Halet’te bir sabotaj gerçekleşti. Halep’te bir saldırı gerçekleşti. Orada silahsız, günahsız yaşayan Kürtler saldırı altında kaldı. Göç etmek zorunda kaldılar. Bir insanlık dramı yaşandı ve insanlar yaşamını yitirdi.
Birileri istiyor ki halklar sürekli çatışsın. Hegemonik emperyal güçler de bu çatışmalardan rant elde etsin. Ama Kürtler Suriye Araplarla çatışmak istemedikleri için bir halklar arası çatışma savaş yaşanmasın diye Halep’i terk ettiler. Kürtlerin yaşamış olduğu kentlere çekildiler. Bu oyunu görmek gerekiyor. Büyük bir oyun var. Tehlikeli bir oyun var. Biz DEM Parti olarak bu oyunun farkındayız. Umarım ülkemizi yöneten iktidar da halkları karşı karşıya getiren hegemonik emperyal güçlerin çıkarına oluşturulan bu zemini görür. Bu oyunların olmaması için de üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir.
Suriye bizim için önemli. Ülkemizi de yakinen ilgilendiriyor. Suriye’deki rejimin karakteri de çok önemlidir. Suriye’de rejim selefi mi olacak? Kadın düşmanı, Kürt düşmanı, Dürzi, Alevi düşmanı mı olacak yoksa demokratik mi olacak? Türkiye’yi de yakinen ilgilendiriyor. Biz DEM parti olarak Suriye’de Selefi bir zemin ve mantık yerine demokratik Arapları, Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, kadınları kapsayan demokratik bir zemin oluşmasının mücadelesini yürütüyoruz. Ama Suriye’de bugün sahada ciddi bir insani kriz var. Özellikle Kürtlerin yaşadığı kentler abluka altında. En başta da Kobanî’de ciddi bir abluka var. Elektrikler yok, sular akmıyor. Çocuklar soğuktan yaşamını yitiriyor. Neredeyse ateşkes olmasına rağmen her gün ciddi çatışmalar var. Kürtler kendi kentlerinde yaşamasına rağmen bir türlü rahat bırakmıyorlar. Bunun için öncelikle Kobani başta olmak üzere Suriye’de Kürtlerin yaşamış olduğu yerlerde acil insani koridorların açılması gerekiyor. Türkiye, Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapılarını açabilir. Daha önce Kobani kuşatmasında da bu kap Mürşitpınar sınır kapısı açıldı. Oradan geçişler sağlandı. 25 milyon Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye’nin tekrar bu kapıları açmasını, önüne koyması gerektiğini, oradaki insanlık dramını giderecek bir pratik içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyorum.
Suriye’de ateşkes var ama bir türlü tam olarak ateş kesilmedi. Ateşkesin sürmesi gerekiyor. Sorun silahlarla, çatışmalarla değil, diyalogla, müzakereyle çözülmeli. Türkiye, Suriye üzerindeki rolünü yapıcı bir şekilde kullanmalı, değerlendirmeli. Türkiye sadece HTŞ rejimini değil, orada Kürtleri de önceleyen, dikkate alan, onların demokratik hak ve özgürlüklerini de gören bir süreç içerisinde olmalıdır. Siz de izlediniz. Kürtlerin SDG’nin çıktığı bölgelerde IŞİD bayrakları açıldı. Türkiye kamuoyuna şunu söylemek istiyorum. IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değil. Diyarbakır için de, İzmir için de Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir. IŞİD’in canlandığı bir zemini iyi okumak, iyi görmek gerekiyor. Kürtler çekilince bir zafer ortaya çıktığını sananlar orada palazlanan, canlanan, örgütlenen IŞİD belasını da iyi görmeliler.
Yine günlerdir kimi medya yayın organları ve kimi siyasetçiler Kürtleri kıran, ötekileştiren bir dil kullanıyorlar. Bu dilin kimseye bir yararı yok. İçinde bulunduğumuz süreç hassas. Bu süreçte Kürtleri de merkezine alan onların demokratik haklarını da gören barışçıl bir dile ihtiyacı var. DEM parti olarak biz bu dili kullanmaya devam edeceğiz. Ama kırıcı, ötekileştirici dilin de başta medya olmak üzere siyasetin kimi aktörleri olmak üzere vazgeçmeleri gerektiğini belirtmek istiyoruz. Bu süreci hep birlikte dayanışmayla atlatacağız. Artık bölgemiz yeterince çatışma, kan, şiddet gördü. Türkiye’de iktidara, siyasi partilere başta da bugün bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi’ne hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Başta bölge olmak üzere sorunların diyalog ve müzakere ile çözülmesi için siyasette bir rol üstlenmeli.”
“HERKES CESARETLE İNİSİYATİF ALMALI”
Bakırhan’ın ardından konuşan CHP Lideri Özgür Özel ise, Türkiye’nin barışıyla Suriye’nin barışını iç içe gördüklerini vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akılla mantıkla bağlam dışı bir durum değildir. Suriye’de bir an önce istikrarın sağlanmasını, Suriye’de hem Türkmenleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Dürzileri, hem Alevileri kapsayan bir anayasal güvence altına alan ve Suriye’de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye’nin barışına da katkı sağlayacaktı. Daha önce de de söyledim; ortada bir sınır çizgisinin olması iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi Türklerin Türkmenlerin de, Kürtlerin de, Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukukun sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım.
Türkiye’deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor. Türkiye’de Kürt kardeşlerimiz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz. Ancak işler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler; birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Biraz önce Sayın Genel Başkan’ın da ifade ettiği gibi bir nefret söylemine varan Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar. Bunların tamamını reddediyoruz. Biz burada iki eş genel başkan, bir genel başkan yan yana duruyoruz. Bir Türk, bir Arap, bir Kürt var ve hepimiz kardeşiz.
Bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez. Düşmanlık üzerinden gerilimi üzerinden beslenemez. Sadece şu soruyu sormak gerekir: Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı? Yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı? Niye kilometrelerce ötede ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, ömürleri boyunca dünyanın neresinde petrol varsa, neresinde maden varsa, neresinde sömürülecek bir şey varsa oraları sömürmüş olanlar buradan yine kazançlı çıksın. Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir seferde. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor.
Öncelikle Suriye’deki gelişmeler ve şu anda Suriye’de yaşanan insanlık dramını dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Bir yandan Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Kobane’ye ulaştırılacak olmasını, ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ancak orayı bu hale kim getirdi? Bir de ona bakmak lazım. Yani orada birtakım selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatıldı. Elektrikler kesilince, beş tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım tırları yollamak yerine bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp; hep söylediğimiz gibi diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor.
Bir yandan da şunu söylemek lazım; şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak? Yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk. Bu yardımların Mürşitpınar’dan Halep’e, Halep’ten Kobani’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik lojistik olarak da aklın gereği olan çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapımız var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gerektiği yere ulaşıyor. Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.
Sanayi ve Ticaret Odası’nın, akademik odaların oluşturduğu Kent Konseyi’nin girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Orayla da diyalog halindeyiz. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz yardım ulaştırmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili bir koordinasyonun sağlanması noktasında hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi’mizi (Sodenbek) hem de Türkiye Belediyeler Birliği’nin değerli başkanı, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçeri’yi konuyla ilgili bugün içinde arayacağım. Bunların koordine edilmesi lazım. Bir yandan da yeni bir felaketin yeni kötü haberlerin gelmemesi için ateşkesin mümkün olduğu kadar tam olarak uyulmasını sonuç alınana kadar uzatılmasını ateşkeste geçen sürenin bir savaşa tahkimat yapmak değil.
Ayrıca Suriye’nin barışıyla birlikte Türkiye’de de bir süreç yürüyor. Komisyon rapor yazma aşamasındadır. Suriye’de savaş varken, Suriye’de barışın sağlanması, kalıcı barışın sağlanması nasıl mümkün olacak sorularına komisyonun da kendi çalışmalarında yanıt araması gerekmektedir. Bu açıdan, Suriye’nin kalıcı barışına katkı sağlamak için komisyon ki Meclis’teki partilerden oluşmuştur. İnisiyatif almasını ve çalışmalar yapmasını önemsiyoruz. Bu konuyu da arkadaşlarımız gündemlerine alacaklar. Komisyon gündeminde tartışacaklar.
HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle, dünyanın dört bir yanından ölmeyi göze almış, daha doğrusu bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen; hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen, tabu yani sandıktan nefret eden, demokrasiyi Allah’a şirk koşmak olarak gören birtakım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen düzen değildir. Orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye’ye huzur yoktur. Ayrıca, İdlib’in yıllarca Türkiye tarafından da güvenliği sağlanan bir bölge olduğunu ve sentetik uyuşturucu konusunda ana üretim merkezi olduğunu da hatırlayalım. Bugün Türkiye, ‘bu kadar uyuşturucu nereden geldi? Türkiye nasıl oldu da dünya uyuşturucu hareketinin haplarından, kavşak noktalarından birisi haline geldi?’ meselesine bakarken, Türkiye’nin Suriye sınırının, Afganistan sınırının, Irak sınırının durumlarına bakmak ve kimlerin nerede cirit attığını da iyi görmek gerekir.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları, hem insani hem askeri kuşatmanın ortadan kalkması gerektiğinin altını çizerken, Bakırhan’da, Kürtlerin çekildiği bölgelere IŞİD bayrağı dalgalandığını, bunu tüm dünyanın sessizce izlediğini dile getirerek, insani yardım koridorunun açılması çağrısında bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’de HTŞ’nin saldırılarına dair değerlendirmede bulundu.
“ASIL AMAÇ KÜRT-ARAP SAVAŞI BAŞLATMAKTI”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kuzey ve Doğu Suriye ziyaretine ilişkin yaptığı açıklamada, SDG’nin 10 Mart Mutabakatı’na uyduğunu ancak HTŞ’nin süreci bilinçli bir şekilde uzattığını, komisyonların kurulmaması için çabaladığını belirterek, şunları dile getirdi:
“Ateşkese uymayan tarafın HTŞ güçleri olduğunu, bizzat muhataplarından dinledik. Kendileri, Halep’te başlayan saldırıların uluslararası ve bölgesel bir komplo olduğunu, asıl amacın da ‘Kürt-Arap çatışmasını başlatmak’ olduğunu söylüyorlar. SDG, Deyrizor ve Rakka’dan da bu yüzden çekildi. Direkt elektrik kesildi. İnternet ve su kesildi. Bu insanlık dramıdır. Kendi halkına bunu reva gören bir yönetim Suriye’yi nasıl yönetebilir? Yönetim iddianız var ama siz yönetimi ele geçirdiğiniz günün ertesi gününde elektriği kesiyorsunuz. Bu yurttaş size nasıl inansın ve güvensin? Hem insani hem askeri kuşatma ortadan kalkmalı. Gece – gündüz halk sokakta ve kentlerini savunuyor. Okullar, hastaneler, yaşam alanları işlevsiz. Sadece Haseke’de, Rakka’da, Kamışlı’da değil neredeyse tamamında yaşam dediğimiz şey ortadan kaldırılmış. Bir ülkenin bu şekilde bu hayatı sürdürebilmenin olasılıklarını Şam yönetimi ortadan kaldırıyor. Şam yönetimi SDG ile yapılan anlaşmanın gerekliliklerini yerine getirmeli, fiili ateşkes sürmeli. Ortak yurt olan Suriye’nin yeniden inşası için herkes görevini yerine getirmeli.
Kürt’süz bir Suriye hedefleniyor. Öleni öldürmek, kalanı da göç ettirmek istiyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkler, Araplar, Acemler gibi onların da bu topraklar da yaşam hakkı vardır. Bu topraklar bize ait olduğu kadar onlarındır da. Kürt’süzlük zaten fiilen yapılabilecek bir şey değil, buradan savaşı sürdürmenin anlamı yoktur. Rojava halkını yalnız bırakmayacağız.”
“MESELE IŞİD’LE MÜCADELE DEĞİLDİR, KÜRTLERİN VARLIĞIYLA ALAKALIDIR”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, Kobani’de dört (beşe yükseldi) çocuğun donarak öldüğünü ifade ederek, insani yardım koridoru açılması çağrısında bulundu.
Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ateşin kesilmesi gerekiyordu. Sanırım ateşkes sadece Kürt’lerin ateş etmemesi olarak anlaşılıyor. Ateşkes herkes için geçerlidir. Rojava’da ateş kesilmedi, saldırılar devam ediyor. Orada IŞİD barbarlığı karşısında hayatını yitirenlerin mezar taşları harap ediliyor.Kobani kuşatma altındadır. Selefi örgütler tarafından Kürt’ler katlediliyor.
Ciddi bir yanlış algı oluşturulduğunu izliyoruz. Yaklaşık bir haftadır bölgedeyim, izlenimlerimi paylaşmak istiyorum. Rojava’da soykırıma verecek düzeyde saldırılar olduğunu gördük. İnsanlar orada kardeşleri katledilirken burada alkış çalacak değil. Vicdanı olan herkese sesleniyorum. Katliama karşı dünyanın dört bir yanında demokratik kamuoyunun ortaya koyduğu tepkilerin anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Ateşin kesilmesi gerekiyordu. Sanırım ateşkes sadece Kürt’lerin ateş etmemesi olarak anlaşılıyor. Ateşkes herkes için geçerlidir. Rojava’da ateş kesilmedi, saldırılar devam ediyor. Orada IŞİD barbarlığı karşısında hayatını yitirenlerin mezar taşları harap ediliyor.
Kürtler yine göç ediyor. Artık bu göç yollarındaki kayıplara başta ülkemiz olmak üzere artık tüm dünya kamuoyu olumlu bir tepki koymalı. Kobani kuşatma altındadır. Selefi örgütler tarafından Kürt’ler katlediliyor. Bu saldırıları teşvik edenleri biliyoruz. Rojava’da kimin onarıcı, yapıcı kimin çatışmacı olduğunu Kürt’ler çok iyi biliyor. Kesilen suların açılması gerekiyor. Yakıt yok. Kürtler ne kadar onurlu bir halk, yıllardır petrolü yönetiyorlar ama eşit dağıtılmış. İlacı istiflememiş, şimdi ilaçsızdır. Dört çocuk Kobani’de donarak yaşamını yitirdi. 21. yüzyıldayız!
Kürtlerin çekildiği bölgelere IŞİD bayrağı çekiliyor. Tüm dünya sessiz izliyor. Mesele IŞİD’le mücadele değildir, Kürtlerin varlığıyla alakalıdır. İnsani koridorlar açılsın. Bir an önce bu kapıların açılması gerekiyor. Oradaki susuzluk, açlık, elektrik kesintilerine karşı çare bulunmalıdır. Temel haklar güvence altına alınmalıdır. Çözüme herkes samimi bir şekilde katkı sunmalı. Sadece konuşarak değil gücünü kullanmalıdır. Her seferinde yeni bir kirli mutabakatla karşı karşıya kalıyoruz. Demokratik kamuoyunun birlikte mücadele etmesi gerekiyor.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan Meclis Grup Toplantında konuştu. Halep’te yeni bir Halepçe denemesi yapıldığını vurgulayan Bakırhan, “Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz: Kürtleri ‘soykırım kıskacında’ tutarak, çürümüş rejimlerinizi ayakta tutamayacaksınız. Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır!” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.
Tuncer Bakırhan, şunları ifade etti:
“2026’ın ilk günleri yeni bir dönemin habercisi oluyor. Artık kimse yastığa başını huzurla koyamıyor. Dünya, temeli çatlamış bir bina gibi sallanıyor. Dünyada artık kural değil pazarlık işliyor. Egemenlik bir tapu senedi gibi değil, her an ihlal edilen bir olguya dönüştü. Hukuk, iktidarın elinde halkı hizaya sokan bir sopaya çevriliyor.
Savaşlar da artık cepheden ibaret değil. Avrupa’da yıpratma, Ortadoğu’da sıcak çatışma, batı yarımkürede tahakküm var. Pasifikteki gerilimler ise tüm dünyayı ilgilendiriyor. Peki tüm bunlar bize ne anlatıyor? Bu yeni dönemi doğru okumayan, kendi siyasetini de doğru kuramaz. Bizim görevimiz, korku siyasetine karşı kurucu demokratik bir siyaset inşa etmektir. Üçüncü yolu çok daha fazla sahiplenmektir. İçeride toplumsal barışı büyütmek, dışarıda ise halkların eşitliği ve hukuk için yeni bir dayanışma hattı örmektir.
İran’daki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Sokak, çarşı, esnaf, işçi, kadınlar ve gençler ‘yeter’ diyor. Kürt kentlerinde yoğunlaşan baskı, ayrımcılık ve şiddet ise rejimin tekçi, mezhepçi ve merkeziyetçi karakterini tüm dünyaya ilan ediyor. Yüksek enflasyonun, işsizliğin, ağır yaşam koşullarının altında ezilen halklar, barışçıl biçimde itiraz ediyor. Bu itiraz, en temel ve meşru haktır. Rejimin cevabı ise yine aynı: Cop, gözaltı, cezaevi, idam tehdidi.
Hiçbir iktidar, kendi yurttaşlarının iradesine rağmen kalıcı olamaz. Ülkenin internetini, iletişimini komple keserek sessizlik karantinasına alarak çözüm getiremezsiniz. Şalterleri indirerek meşruiyet üretemezsiniz. Ülkeyi ‘açık hava hapishanesine’ çevirmekle sorunları çözemezsiniz. Demokrasi, İran için bir beka tehdidi değil, tek çıkış kapısıdır. İran’ın ve Ortadoğu’nun geleceği; copların ve darağaçlarının gölgesinde kurulamaz. Kürt’ün, Fars’ın, Azeri’nin, Beluç’un ve kadınlar ile gençlerin eşit yurttaş olduğu demokratik bir zeminde kurulabilir. 21. yüzyılın siyasi formülü şudur: Demokratik rejimler tüm tehditlere rağmen ayakta kalır. Demokratik olmayan ve iç barışını sağlamayan rejimler ise kuralsız dünyada darmadağın olma riskini hep yaşar.
Safımız da çağrımız da nettir: Halkların haklı direnişinin yanındayız. Baskının değil demokrasinin, yasakların değil özgürlüklerin yanındayız.
Bugün Halep gündemi üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Son on gündür hepimizin gözü kulağı Şeh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayipler’deki haydutlukları konuşurken, yanı başımızda, Halep’te sessiz bir soykırım provası yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Şam rejimi ve Türkiye’nin güdümündeki çeteler, IŞİD’in yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere harekete geçtiler. Şeh Maksud ve Eşrefiye mahallesinde yaşayan yüz yıllık sakinlerine terörist diyenler gerçeği çarpıtıyor. Biz canlı yayınlarda IŞİD’in mahallelere akın ettiğini gördük. Öyle ki üniformaları bile değiştirme gereği duymamışlar. Biz bu zihniyeti iyi tanıyoruz. Enfal’den tanıyoruz, Şengal’de kadınları köle pazarlarında satan, Kobani’de vahşeti dayatan o zifiri karanlıktan tanıyoruz. Biz bunları daha geçen gün esir aldıkları bir Kürt kadın savaşçıyı binadan aşağı attıkları alçaklıklarından da tanıyoruz.
Bakın, Halep’te bir binadan aşağı atılan kadın savaşçıya sessiz kalan da, bu vahşeti yapanları destekleyen de gün yüzü görmez. Hiç sözü eğip bükmeden net olarak ifade edeyim: Halep’te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı. Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz: Kürtleri ‘soykırım kıskacında’ tutarak, çürümüş rejimlerinizi ayakta tutamayacaksınız. Kürde soykırım salık vererek siyasi hesaplarınızı gerçekleştiremeyeceksiniz, çünkü biz biz izin vermeyeceğiz. Suriye’nin sorunu; topraklarını savunan Kürtler, inançlarını koruyan Aleviler ya da Dürziler değildir. Suriye’nin sorunu Selefi, tekçi, ırkçı yönetim anlayışıdır. Kürt anasını görmesin diye tüm imkanlarını seferber eden iflas etmiş akıldır.
İnsanlıktan nasibini almamış çeteler, Halep’in Kürt ve Süryani mahallelerine saldırdığında BM Genel Sekreteri itidal çağrısı yaptı. ABD’den AB’ye, Kanada’dan Kürdistan Bölgesel Yönetimine kadar herkes sağduyu çağrısı yaptı.
Peki kim rejime hemen destek vermeye hazırız dedi? Türkiye Milli Savunma Bakanlığı.
Sadece birkaç dakika empati yapın. Kendinizi bu ülkenin vatandaşı bir Kürdün yerine koyun. Bu manzara size ne anlatır? Hangi duygular içerisinde olursunuz? Dönüp herkes kendisine bir sorsun. Hangi ülkenin televizyon kanallarında Kürt düşmanı ve ırkçılar buradaki kadar var? Kardeşlik edebiyatı yapanlara sesleniyorum: Kıbrıs Türkünün hakkını savunduğun kadar Halep’teki Kürdün de hakkını savunsaydın bu manzara, bu buz gibi gerçeklik ortaya çıkmazdı. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, muhafazakâr, laik, demokratlar olarak ölüm ve savaş isteyen azınlığa karşı cesur olmalıyız. Hep birlikte barış istemeli, ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz.
İnsanlıktan nasibini almamış çeteler, Halep’in Kürt ve Süryani mahallelerine saldırdığında BM Genel Sekreteri itidal çağrısı yaptı. ABD’den AB’ye, Kanada’dan Kürdistan Bölgesel Yönetimine kadar herkes sağduyu çağrısı yaptı.
Peki kim rejime hemen destek vermeye hazırız dedi? Türkiye Milli Savunma Bakanlığı.
Sadece birkaç dakika empati yapın. Kendinizi bu ülkenin vatandaşı bir Kürt’ün yerine koyun. Bu manzara size ne anlatır? Hangi duygular içerisinde olursunuz? Dönüp herkes kendisine bir sorsun. Hangi ülkenin televizyon kanallarında Kürt düşmanı ve ırkçılar buradaki kadar var? Kardeşlik edebiyatı yapanlara sesleniyorum: Kıbrıs Türkünün hakkını savunduğun kadar Halep’teki Kürt’ün de hakkını savunsaydın bu manzara, bu buz gibi gerçeklik ortaya çıkmazdı. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, muhafazakâr, laik, demokratlar olarak ölüm ve savaş isteyen azınlığa karşı cesur olmalıyız. Hep birlikte barış istemeli, ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz.
“Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır”
Tek derdi Kürtlere dönük saldırı gerçekleştirmek isteyenlere soruyoruz: Şam’ın 50 kilometre ötesinde, Golan’da başka bayraklar dalgalanırken, İsrail Şam’ın göbeğinde başkanlık binanızı bombalarken ‘görünmez’ olan egemenliğiniz, neden söz konusu Kürtler olunca görünür oluyor? Halep’te hastaneler vuruldu, sivil yerleşimler ağır silahlarla dövüldü. Yüz binler aç susuz bırakıldı. İsrail’in Gazze’de uyguladıkları, dün Kürtlere karşı iki mahallede uygulandı. Gazze için gözyaşı döküp, ertesi gün Halep’i Gazzeleştirmeye çalışanların ikiyüzlülüğünü herkes görüyor. Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır.
“Paris’te İsrail ile istihbarat anlaşmaları yapıp, Halep’te Kürt’ün kafasına bomba yağdırıyorlar”
Paris’te İsrail ile istihbarat anlaşmaları yapıp, Halep’te Kürt’ün kafasına bomba yağdırmak, ‘anti-Kürt’ mutabakatının en kirli halidir. Bunların derdi ne İsrail’in genişlemesi ne İran’ın güçlenmesi ne de IŞİD’in canlanmasıdır. Bunların tek derdi Kürt düşmanlığıdır. Allah başınıza Kürt kadar taş yağdırsın.
Altını tekrar çizmek istiyorum; IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz cinayettir. Çağrımız herkesedir: Halep’teki bu insanlık suçuna sessiz kalmak, IŞİD zihniyetine onay vermektir. Suriye halklarının ve Kürtlerin geleceği, bu kanlı pazarlık masalarında değil, halkların onurlu direnişinde ve demokratik birliğinde yazılacaktır. Saldırılar kalıcı şekilde durdurulmalı, ambargo kaldırılmalı, insani koridor açılmalıdır. Rehin alınanlar serbest bırakılmalı, sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. BM rolünü oynamalıdır. Günlerdir dünyanın dört bir yanında yükselen protestoları herkes görmeli ve gerekli adımları atmalıdır.
Kürt düşmanlığından ülkenin ahvalini unutanlar ya da unutturmak isteyenler şöyle bir toplum içinde gezsinler; yoksulluğun, açlığın ve madde bağımlılığının diz boyu olduğunu görecekler. ‘Kürt anasını görmesin’ mantığı, dış politikada Türkiye’nin elini kolunu bağladı, toplumsal çürümeyi büyüttü, ekonomiyi çökertti, demokrasiyi felç etti, toplumu şiddet sarmalına soktu.
“Halep’te savaş tamtamlarını çalan iktidar, aynı günlerde yoksulluğun zilini de çalıyor”
‘Program tuttu, başarılı’ deniyor. Kürt düşmanlığı oldukça, ülkede demokrasinin esamesi okunmadıkça ne programlar tutar ne yoksulluk sorunu çözülür ne de refah gelir. Bakın, Halep’te savaş tamtamlarını çalan iktidar, aynı günlerde yoksulluğun zilini de çalıyor. Ne diyor? En düşük emekli maaşı 20 bin TL olsun. Bunu reddediyoruz. Değerli emekli kardeşim, sana reva görülen bu sefalet bir zorunluluk değil, tercihtir. SMO çetelerine maaş ödenmese, senin maaşın artar. Kürt ölsün diye cenge gidilmese senin karnın doyar. Faize milyarlar verilmese sen mutlu yaşarsın. Savaşa hep birlikte hayır desek, Kürt düşmanlığına karşı dursak, demokrasi ve hukuk istesek emin olun en düşük emekli maaşı 20 bin değil, bizim dediğimiz miktara yani en az 49 bine kadar rahatlıkla çıkarırız.
“PKK ve sonuçlarına ilişkin çerçeve yasayı bir an önce çıkarmalıyız”
Bölgede fırtına büyürken en büyük güç, iç barıştır. Suriye’de çözümün yolu anti-Kürt siyasetin bitmesinden; Türkiye’de demokrasinin yolu da barışın ciddiyetle sahiplenilmesinden geçiyor. Bu bağlamda barışa giden yolda Meclis’in masasında duran ortak raporu çok önemsediğimizi tekrar belirtelim.
Ortak rapor, bu ülkenin ortak geleceğinin pusulası olmalıdır. Gelin bu pusulaya çekinerek değil, hakiki ve cesur bir uzlaşıyla sarılalım; çünkü çözümde ortaklaşmak, herkese kazandıracaktır. Bütün partiler Kürt meselesini hukuki zemine taşıyacak adımlar konusunda cesur olmalı. PKK ve sonuçlarına ilişkin çerçeve yasayı bir an önce çıkarmalıyız.
DEM Parti olarak biz, barışa ulaşmak için her türlü çabanın içinde olacağız.”
“10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir”
Grup toplantısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına da yanıt veren Bakırhan, “Siyasette olması gerekenlere değil olanlara bakalım. Halep’teki vahşete bakalım. 10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir. 1 Nisan anlaşmasıyla SDG, Halep mahallerindeki ağır silahlarını çekmedi mi? Silahlı militanlarını çekmedi mi? Buna rağmen oraya saldırılıyorsa 10 Mart mutabakatına uymayan Şam yönetiminin kendisidir. Daha kısa süre önce Alevilere, Dürzilere açık katliam yapanlar bugün Kürtlere yerini çevirmiştir. Bu da somut bir gerçek değil mi? Biz buna sessiz kalmayacağız sayın Bahçeli. Size düşen oradaki Kürtlerin hakkını, hukukunu müdafaa etmektir. Türk-Kürt kardeşliği diyorsunuz, alın size fırsat” diye konuştu.
“Halep’te IŞİD çeteleri ve rejim, sivil Kürtlere saldırdığında bu ülkenin Savunma Bakanı değil mi ‘Desteğe hazırız’ diyen?”
“Sayın Bahçeli, ‘Türkler ve Kürtler kader ve kederde birliktedir’ diyor. Kürtler de soruyor, ‘Neden keder kısmı hep bize düşüyor’ diyor. Hani ikisinde de ortaktık?” diyen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
“Halep’tekinin kederi biraz da sizi ilgilendirsin. Halep’te IŞİD çeteleri ve rejim, sivil Kürtlere saldırdığında bu ülkenin Savunma Bakanı değil mi ‘Desteğe hazırız’ diyen? Hani kederde ortaktık? Kürtler Ankara’da, Şam’da çözümü ararken, Halep’te katliamla yüz yüze bırakılmasının bir izahı var mıdır?
“27 Şubat çağrısının arkasındayız, Meclis de artık somut atsın”
Sayın Bahçeli haklı bir şey söyledi. Sayın Öcalan’ın rolünü vurguladı. Biz de soruyoruz; 40 günü aşkındır sayın Öcalan ile bir görüşme yok. Bir yıldır rolünü oynayacağı koşulların oluşması için çağrı yapıyoruz ama ortada henüz bir şey yok ya da bizim bildiğimiz bir şey yok. Diyoruz ki; sayın Öcalan’ın özgür yaşam ve iletişim koşullarının sağlanması gerekmiyor mu?
DEM Parti elbette sürecin sağlığı ve selameti için, kalıcı bir barış için önerileri olur ve olacaktır. Sayın Bahçeli parmak sallayanları görmek istiyorsa lütfen bu akşam televizyon kanallarını izlesin. Parmak sallayan iktidar yöneticileri ve medyadaki yüzleri bizzat kendisi görecektir. Bizim uyarılarımız parmak sallamak değil, barış için el uzatmaktır. DEM Parti olarak 27 Şubat çağrısının arkasındayız, çözümden yanayız, barıştan yanayız. Sorumluluk sahibi olan yürütme erki de Meclis de artık somut adımlar atarak bunun arkasında durduğunu pratik adımlarla kanıtlasın.
Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Federasyonu verilerine göre Türkiye’de madde bağımlısı sayısı 2025’te 15 milyona yaklaştı. Kullanım yaşı 12’lere, hatta bazı çalışmalara göre 9’a kadar düşmüş. Bu tablo dehşet verici. Çocuk ve gençler bağımlı hâle getiriliyor, suç ağlarında kullanılıyor.
Sosyal medyada insan öldürmeye ilişkin olarak fiyat listeleri yayınlanıyor. Sokaklarda uyuşturucu çeteleri cirit atıyor. Türkiye’de uyuşturucu sorunu münferit bir sorun değildir. Toplumsal çürümenin sonucudur. Sistematik bir sorundur. Halkın içi yanıyor: Uyuşturucu, kumar, ekran bağımlılığı her yere yayıldı. Bu çürümeden çeteler para kazanıyor, sistem görmezden geliyor; sonuçta yaşamlar dağılıyor. Gelecek karartılıyor. Bu durum toplumda yaşanan çöküşün en sarsıcı göstergelerinden biridir.
Bağımlılıkla mücadele yalnızca tedavi ya da rehabilitasyon politikalarıyla çözülemez. Bağımlılık, bireysel tercihlerden çok toplumsal koşulların, çevresel etkenlerin ve sistemin neden olduğu bir halk sağlığı sorunudur. Bağımlılıkla mücadele barınma, eğitim, istihdam, sosyal destek, çevre düzeni ve toplumsal adalet politikalarının da bir parçasıdır. Yani bir toplumda bu koşullar iyileşmeden bağımlılığın azalması mümkün değildir.
Bileşeni olduğumuz HDK, uyuşturucuyla mücadele konusunda çok önemli bir çalışma yürütüyor. HDK Sağlık Meclisi’nin bu konuda yaptığı çalışma son derece değerli. Yerel yönetimlerimiz bu alanda yoğun çaba harcıyor. Belediyelerimiz bünyesinde Madde Bağımlılığı ile Mücadele Merkezleri kuruldu, önemli çalışmalar yürütülüyor. Durum vahimdir. Öyle medya önünde yapılan göstermelik birkaç operasyonla bu işi sonlandırmak mümkün değildir. Her bir yurttaşımızı ve kurumları uyuşturucu ve madde bağımlılığına karşı kolektif mücadeleye davet ediyoruz.
Artık emeklinin sofrasının dolmasıyla Kürt’ün hukukunun tanınması, işçinin hakkını almasıyla Alevinin eşit yurttaş olması aynı başlığın konusu, aynı çözümün pencereleridir. Bir kere daha tekrar ediyoruz. Gelin Kürt’ün canıyla emeklinin aşını birlikte koruyalım. 86 milyonun hukukuyla işçinin hakkını birlikte büyütelim. Bu vesileyle 14 Ocak tarihinde KESK tarafından Türkiye genelinde iş bırakma eylemi kararı alındı. Yeni yıla girer girmez iğneden ipliğe yapılan zamlara karşı kamu emekçilerine verilecek maaş artışının hiçbir değeri kalmamıştır. KESK emekçilerinin zam ve gösterge başta olmak üzere haklı taleplerinin tümünü destekliyoruz. 14 Ocak eylemine de tüm gücümüzle destek vereceğiz.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırılara ilişkin açıklama yaptı. BM, uluslararası toplum ve Türkiye’ye acil çağrı yapıldı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırılara ilişkin yazılı açıklamalarda bulundu. Her iki eş genel başkan da sivillerin risk altında olduğunu vurgulayarak Birleşmiş Milletler’i, uluslararası toplumu ve Türkiye’yi acil harekete geçmeye çağırdı.
Tülay Hatimoğulları, “Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırıların başladığı, ev ve iş yerlerinin tahrip edildiği haberlerini büyük bir endişe ile takip ediyoruz. Bu organize saldırılar acilen durdurulmalıdır! Başta BM ve uluslararası toplum olmak üzere herkesi harekete geçmeye Suriye’de yaşananlara karşı kalkan olmaya çağırıyoruz. Suriye’de yaşanacak olası katliamların önüne geçmek mümkün! Suriye’deki Alevi toplumunun sesi olalım!” dedi.
Tuncer Bakırhan ise, geçici Şam hükümetinin gerekli önlemleri almadığını belirterek, “Suriye’nin Lazkiye kentinde Alevilere yönelik organize saldırılar başladığı yönünde bilgiler geliyor. Binlerce sivil insanın risk altında olduğu bu durumda her geçen saat kritiktir. Sivilleri korumakla yükümlü olan Geçici Şam Hükümeti’nin gerekli önlemleri almadığı görülmektedir. BM ve uluslararası toplum acilen harekete geçmeli. Türkiye siyasi ve diplomatik kanallarla devreye girmelidir. Sivil halk acil koruma altına alınmalıdır. Tüm siyasi ve toplumsal çevreleri, daha büyük katliamlar yaşanmadan üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Arap Alevi örgütlerinin temsilcileri, DEM Parti yönetimiyle bir araya geldi. Kurum temsilcileri, Suriye’de yapılan soykırımın önüne geçebilmek adına DEM Parti’ye talep ve önerilerini sundu.
Suriye’de devam eden Alevi soykırımına ilişkin Ankara’da eylem yapan Arap Alevileri, Mecliste CHP grubunu ziyaret ettikten sonra DEM Partililerle de bir araya geldi. Alevi kurum temsilcilerini DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra Yüksel Mutlu, Celal Fırat, Ayten Kordu karşıladı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevi örgütlerinin yapmış olduğu protestonun çok kıymetli olduğunu vurgulayarak konuşmasına başladı. Hatimoğulları, “Bugün yaptığınız eylem çok kıymetliydi. Çok sayıda örgütün biraraya gelmesi çok önemliydi. Suriye’deki Alevi katliamı Mart ayında başladı ancak demokratik haklar inşa edilmediği sürece katliamlar devam edecektir. Bunun için daha çok örgütlenip, bir araya gelip adım atmalıyız” diye belirtti.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Alevi katliamının Türkiye’de çok gündem olmadığının altını çizdi. Gerekirse bir heyet oluşturulup Suriye’ye gidilmesi gerektiğini söyleyen Bakırhan “Alevi dünyasına da bize de önemli görevler düşüyor. Suriye’de anayasal güvenceye kavuşmak istiyorsak buradan izlemek yetmez. Yaşananların yeterince sahiplenilmediğini düşünüyorum. Bunun için hepimize görev düşüyor” dedi.
Toplantının sonraki aşaması basına kapalı şekilde sürdürüldü.
PİRHA- DEM PARTİ Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Roman halkının maruz kaldığı ayrımcılığa ve Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekerken, Kürt meselesinin çözümü için de barışa dayalı, eşitlikçi bir siyaset çağrısı yaptı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında önemli açıklamalarda bulunarak, Türkiye’nin toplumsal sorunlarına dair çözüm önerilerini paylaştı. Bakırhan, Roman halkının maruz kaldığı ayrımcılığa dikkat çekerken, Kürt meselesi ve Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılar gibi güncel gelişmelere de değindi. Suriye’nin kuzeydoğusunda çözüm arayışındaki yönetimle diyalog kurulması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, Türkiye’nin barış sürecine dair önemli bir adım atması gerektiğini belirterek, “Söz değil, pratik adımlar zamanı” diyerek, siyasetçilere çözüm odaklı bir yaklaşım çağrısında bulundu.
“ROMAN HALKI ADALETSİZLİK VE AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYOR”
Bakırhan, Roman halkının yıllardır sistematik ayrımcılığa uğradığını ve yoksullaştırıldığını belirtti. Romanların yaşadığı mahallelere hizmet götürülmediğini, çocuklarının okullarda farklı sınıflarda okutulduğunu ve iş başvurularında soyadları nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını ifade etti.
Bakırhan, Roman halkının haklarının savunulması gerektiğini vurgularken, “Roman halkı yıllardır ciddi bir adaletsizliğe uğruyor. Mahallelerine hizmet götürülmüyor, çocukları okullarda ayrı sınıflarda okutuluyor. Oysa Romanların kapısı herkese açıkken onlara açılan kapılar kapatılıyor” dedi. Bakırhan, belediyelere Roman vatandaşlara hizmet sunma çağrısı yaparak, “Roman dilinin ve kültürünün görünür olmasını sağlamalıyız” dedi.
“KÜRT MESELESİN ÇÖZÜMÜ TÜM TOPLUMUN SORUMLULUĞUDUR”
Kürt meselesinin çözümü için atılacak adımların önemine de değinen Bakırhan, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun İmralı Adası’ndaki görüşmesini önemli bir adım olarak nitelendirdi. Bakırhan, çözüm için atılan bu adımın Türkiye’deki siyasal zemin için bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.
“Barış kapısı açıldığında eşikte durmak siyaset değildir” diyen Bakırhan, Türkiye’nin çözüm için toplumsal mutabakatı güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. Kürt meselesinin yalnızca Kürt halkının sorunu olmadığının altını çizen Bakırhan, “Kürt meselesi yalnızca Kürtlerin değil, 86 milyonun sorumluluğudur; çözüm de birlikte üretilmelidir” şeklinde konuştu.
Bakırhan, Meclis’te barış için adım atılması gerektiğini ve bu sorunun çözümünün artık geciktirilmemesi gerektiğini söyledi.
Bakırhan, CHP lideri Özgür Özel’in partisinin ve tabanına yönelik yaptığı eleştirilere de sert bir şekilde yanıt verdi. Özel’in kendilerini “Stockholm sendromu” ile suçlamasını eleştiren Bakırhan, “Biz barış için mücadele ederken, siz neden ucuz polemiklere giriyorsunuz?” diye sordu. Özel’in Kürt halkına saygısızlık ettiğini belirten Bakırhan, “Halkımız barış içinde eşit ve özgür yaşamak istiyor. Böyle bir halkı sendromla itham etmek demokratik siyaset midir?” diye konuştu.
Bakırhan, şunları söyledi:
“Biz ortak paydaları büyütmeye çalışırken ana muhalefet partisinin lideri, partimize ve tabanımıza bazı ithamlarda bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Özel, kurultay kürsüsünden bize ‘Stockholm sendromu’ teşhisi koyuyor, ‘Celladına aşık olmayın’ diyor. Biz de soruyoruz; Meclis’te barış için yasa konuşurken, sokaklarda barışı toplumsallaştırırken, siz kürsüden neden bir halkı aşağılayıcı sözler kullanıyorsunuz? Sözü çözüm için kurmak varken, ucuz polemikler ve anlamsız kavgalara başvurmak siyasetsizliktir. Biz demokratik siyasi çözümü esas alan mücadele ve müzakere partisiyiz. Halkımız barış içinde eşit ve özgür yaşamak istiyor. Böyle bir halkı sendromla itham etmek demokratik siyaset midir? Kürt halkına saygı duymak bu mudur? Biz bu coğrafyada halklar, inançlar, devrimciler, ezilenler olarak celladı iyi tanırız. Cellatları mezarlıklarımızdan, faili meçhullerden, yakılmış köylerimizden, direndiğimiz o zindanlardan iyi biliriz. Kimse bu hafızanın üzerine ucuz metaforlarla yaklaşmasın. Cellatlığımıza soyunan çok oldu, haklısınız, ama bizi kurban yapmaya kimsenin gücü yetmedi ve yetmeyecek.
Herkes çok iyi bilsin ki ‘cellat’ defterini açacaksak, geçmişi konuşacaksak hepiniz borçlu çıkarsınız. Herkesi polemikçi ve tutarsız dilden vazgeçmeye; çözüme ve barışa katkı sunmaya çağırıyorum. Açık konuşun. Bu sorunun çözümünün karşısındaysanız, sağa sola çekmeden, yaftalamadan sözünüzü söyleyin. Ana muhalefet partisi süreç karşıtlarının çekim merkezi olmaya adaysa büyük bir yanlış yapar. Buradan iktidara yürürüm stratejisini düşünüyorsa kaybeder. Bu vesileyle bir kez daha CHP Genel Başkanlığına seçilen Sayın Özgür Özel’i tebrik ediyoruz. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalefet partilerine, yüz yıllık meselenin çözümünde ellerini taşın altına koymaya, sorumluluk ve inisiyatif almaya çağırıyorum. Barışa ve çözüme ortak olan kazanır.”
“SURİYE’DEKİ SALDIRILAR KABUL EDİLEMEZ”
Suriye’deki Alevi halkına yönelik artan saldırılara da değinen Bakırhan, bu saldırıların kabul edilemez olduğunu ve en güçlü şekilde kınandığını belirtti. Bakırhan, Türkiye’nin, Suriye rejimini Alevilere yönelik saldırılar konusunda uyarması gerektiğini söyleyerek, “Türkiye’nin ve bölgenin en önemli gündemlerinden biri de Suriye’deki gelişmelerdir. Suriye’de Ahmed Şara ismini, kıyafetini, rejimi değiştirdi. Ama soru şu; tekçi yapıyı da değiştirecek mi? Pratiklere bakınca görünen tablo, yeni bir sayfa değil, eski kitabın devamı. Tekçi ve inkarcı zihniyet Suriye’nin 60 yılına mal oldu. Suriye’nin sahil bölgesinde yaşayan Alevilere yönelik saldırılar kabul edilemez. Bu saldırıları en güçlü bir şekilde kınıyoruz. Binlerce yıldan süzülüp gelen çoğulcu yapısını yok etmek isteyen herkes, kendisini de ülkesini de ateşe atmış olur. 10 Mart’ta Alevilere dönük yapılan sistematik ve toplu katliamların cezasız bırakılması bugünkü saldırıları teşvik ediyor. Suriye üzerinde ilişkileri olan Türkiye, Alevilere dönük saldırılara karşı rejimi uyarmalı, bu yanlıştan vazgeçmelerini sağlamalı. Dünyanın ve bölgenin neresinde olursa olsun Alevi kardeşlerimize vurulan en ufak fiskeyi kendimize vurulmuş bir tokat olarak değerlendiririz” dedi.
“SURİYE İÇİN DİYALOG ZAMANI”
Suriye’nin Kuzeydoğusundaki yönetimin, çözüm arayışı içinde olduğunu belirten Bakırhan, bu çözüm sürecinin Türkiye ile daha fazla temas kurarak ilerlemesi gerektiğini ifade etti. Bakırhan, şu ifadeleri dile getirdi:
“Meclis, siyasi parti üyelerinden oluşan bir komisyon kurarak Suriye’ye gitmeli ve Alevi halklarının sorununu dinlemeli. Koalisyon güçlerini ve Suriye üzerinde ilişkileri olan bölge devletlerini de Alevilere dönük saldırılara karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.
Öte yandan bunlar olurken Suriye’nin Kuzeydoğusundaki yönetim bir yandan Suriye’de çözümü arıyor, bir yandan da komşu ülkelere dost eli uzatıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’den özellikle Türkiye’ye uzanan bir dostluk eli var. Artık bu elin tutulması gerekir. İlham Ahmed, bu hafta sonu partimizin düzenleyeceği uluslararası konferansa davetliydi. Henüz bir dönüş sağlanmadı. Sorusu olanlar sorularını sorsun, endişelerini yerine getirsin. Diplomasi ne için var? Çözümden kaçmak, Kürtlerin Suriye’de elde edeceği kazanımlardan kaçmak kimseye kazandırmaz. Getirin, oturun, konuşun, anlaşın. Diplomasi bunun için var. Diyalog bunun için var. Çözümden kaçmak kimseye kazandırmaz ama diyalog ve temastan bütün bölge kazanır.”
PİRHA- Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bugün almış olduğu İmralı’ya gidiş kararına ilişkin açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Karar, 86 milyonun ortak geleceğine, demokratik birlikteliğimize ve kalıcı barışa vesile olsun” dedi.
Mecliste kurulan komisyon, Abdullah Öcalan ile görüşmeyi oy çokluğuyla kabul etti. CHP, toplantıyı terk ederken, Öcalan’la görüşmenin hafta başında yapılması bekleniyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun almış olduğu İmralı’ya gidiş kararına dair açıklama yaptı.
“Türkiye’nin demokratik olgunluğunun ve barış iradesinin en somut ifadesi olarak karşılıyoruz” denilen açıklamada, şunlar ifade edildi:
“Gerçekleşecek İmralı ziyareti, on yıllardır yaşanan acıların kalıcı olarak sona ermesi ve toplumsal uzlaşının tesis edilmesi yolunda atılmış tarihsel bir adım olacaktır. İmralı’da kurulacak diyalog zemini ve geliştirilecek şeffaf temas kanalları, Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından eşsiz bir fırsat penceresi sunmaktadır. Komisyonun İmralı’ya gitmesi Türkiye’de yeni bir dönemin kapısını aralayacak; korku siyasetinin yerini birlikte yaşam umudu ve güven alacaktır. Bu görüşme, sürecin şeffaflığını ve samimiyetini pekiştirecek ve toplumun her kesiminin barışın inşasına katılımını güçlendirecektir.
Sayın Öcalan ile yapılacak görüşmelerin, sürecin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesinde belirleyici bir rol oynayacağına olan inancımız tamdır. Bu ziyareti gerçekleştirecek olan Komisyon üyelerini yürekten kutluyor, Komisyon çalışmalarında yapıcı rol üstlenen tüm siyasi partilere ve Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Ayrıca Komisyonun kurulması, süknet içinde çalışmalarını gerçekleştirmesi, halkların barış talebini görmesi ve İmralı’ya gitme iradesini cesaretle ortaya koyması dolayısıyla siyasi sorumluluk alan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye ve ittifak partilerimiz EMEP ve TİP’e teşekkür ediyoruz.
Siyasetin esas rolü, ülkenin ve halkların ortak çıkarını gözetmek ve çözüm üretmektir. Bugün alınan bu karar, tam da böylesi bir sorumluluğun nişanesidir. Ne var ki, bazı siyasi çevrelerin bu tarihi adıma mesafeli yaklaşımlarını da üzüntüyle karşıladığımızı belirtmeliyiz. Barış süreçlerinde cesaret ve ileri görüşlülük her zaman takdir edilmeyi hak eder. Tereddütler ve kaçınmalar toplumsal vicdanı yaralar. Demokratik siyasetin gereği, böylesi tarihsel bir süreçte halkların ortak geleceğine dair alınacak kararlarda yan yana durmak, omuz omuza yürümektir.
Bu vesileyle, barış iradesinin güçlendirilmesinde herkesin üzerine düşen tarihi sorumluluğu bir kez daha hatırlatıyoruz. Bugün atacağımız cesur adımlar, kardeşlik hukuku içinde bir gelecek kazandıracaktır. Bu ziyaretin, 86 milyonun ortak geleceğine, demokratik özgür birlikteliğimize, eşit yurttaşlık ve kalıcı barışa vesile olmasını diliyoruz. Barışı inşa etmek hepimizin ortak görevi ve sorumluluğudur. Siyasal görüşlerimiz farklı olsa da, ortak geleceğimiz ve kalıcı barışın inşası için bu ülkenin geleceği adına sözü olan herkesi çözüm ve barış ortak paydasında buluşmaya çağırıyoruz.”
PİRHA-Bingöl’de yapılan halk toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci sadece biz götüremeyiz bu süreç Türkiye’de yaşayan bütün halkların sürecidir. Meclis Komisyonu artık dinleme işini bırakıp Abdullah Öcalan ile görüşmelidir. Bu yüzden bu süreç sadece Kürtleri değil 86 milyonu rahatlatacak” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan’ın katılımıyla Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları kapsamında Bingöl’de halk toplantısı gerçekleştirildi.
Toplantıya DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, DEM Parti Kültür Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“BU SÜREÇ SADECE KÜRTLERİ DEĞİL 86 MİLYONU RAHATLATACAK”
Türkiye’nin demokrasiye kavuşmasının DEM Parti ile olacağını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Yüzyıldır bu ülkede isyanlarla, katliamlarla, bu ülkenin ekonomisini emmiş bir meseleyi konuşuyoruz. Bin yıllardır bu topraklarda yaşayan ama bugün hak ettiği haklara sahip olmayan Kürtler bugün haklı mücadelesini sürdürüp mücadelesini sürdürüyor. Halkımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Eğer sizin direnişiniz olmasaydı ne masa olurdu ne de Kürt halkı konuşulurdu. Bizler de demokratik haklarımızın mücadelesi için masada konuşacağız. Kürt var ama hukuku yok. Eğer Kürt kimliği varsa Kürt’ün de hukuku da olmalı. Yeterince gözyaşı birikti şimdi artık hasretleri sona erdirip cumhuriyeti demokratikleştirip eşit yurttaş olmak zorundayız. Bu mesele çözülürse hem siyasi hem de ekonomik olarak daha iyi bir ülkeye dönüşeceğiz. Eğer başarabilirsek emin olun güzel günlere ulaşmak mümkündür. Bu mesele çözülmediği için Türkiye’de ciddi bir çürüme var. Bu süreci sadece biz götüremeyiz bu süreç Türkiye’de yaşayan bütün halkların sürecidir. Meclis Komisyonu artık dinleme işini bırakıp Abdullah Öcalan ile görüşmelidir. Bu yüzden bu süreç sadece Kürtleri değil 86 milyonu rahatlatacak” dedi.
PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada acilen Geçiş Dönemi Yasası’nın çıkarılması gerektiğini belirtti. Bakırhan, Meclis Komisyonu’nun İmralı’ya gitme tartışmalarına da değinerek, “Meclis Komisyonunun artık bir gün bile kaybetmeden kararını alarak İmralı’ya gitmesi gerekmektedir. Yüz yıllık bir meselenin tanımı ve çözümü konusunda biraz ciddi olmak gerekiyor” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis grup toplantısında konuştu. Güncel gelişmeleri değerlendiren Bakırhan, barış sürecine dair kamuoyunun beklentisinin net olduğunu dile getirdi:
“7’den 70’e halkla, demokratik kitle örgütleriyle, emek meslek örgütleriyle yaptığımız bütün buluşmalarda insanlar barış olsun istiyor. Demokrasi ve adalet istiyor. Biz de barış, demokrasi ve adalet isteyen halklarımıza layık bir mücadele yürüteceğiz” ifadelerini kullandı.
“SURİYE İÇİN BİR FIRSAT PENCERESİ ARALANIYOR”
Ortadoğu’daki gelişmelere dikkat çeken Bakırhan, Suriye’deki siyasi sürecin tüm halkları kapsaması gerektiğini vurguladı. Bakırhan, Suriye Geçiş Hükümeti Başkanı Ahmet El Şara’nın ABD ziyaretini ve Sezar yaptırımlarının kaldırılmasına dair tartışmaları hatırlatarak şunları söyledi:
“Suriye için bir fırsat penceresi aralanıyor. Bu süreç Kürtleri, Dürzileri, Alevileri, Arapları, Türkmenleri, Çerkesleri, Süryanileri kapsayan ve haklarını garanti altına alan bir süreç olmalı.”
Türkiye’nin Suriye’de demokratik dönüşüme yardımcı olabileceğini ifade eden Bakırhan, “Türkiye yapıcı bir rol oynayabilir, Suriye halklarının kardeşliğini destekleyebilir” dedi.
“İDDİANAME DEĞİL ADETA BİR LABİRENT”
Konuşmasında Türkiye’deki adalet sorununa da dikkat çeken Bakırhan, Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan 3.900 sayfalık iddianameyi eleştirerek, “İddianame değil, adeta bir labirent. Bir doğruya çıkmıyor. Parçalı, maskeli, kaygan bir yorumlama çabası içeriyor” dedi.
AİHM ve AYM kararlarının uygulanmamasını “hukuksuzluğun büyütülmesi” olarak nitelendiren Bakırhan, Van ve Iğdır’da verilen ağırlaştırılmış müebbet cezalarına değinerek yargıdaki keyfiyeti örneklerle anlattı.
“Siyaseti iddianame esaretinden kurtarma zamanı geldi” diyen Bakırhan, siyasetin itibarsızlaştırılmasına karşı mücadele ettiklerini söyledi.
EKONOMİK KRİZ VE BÜTÇE ELEŞTİRİSİ
2026 bütçesine ilişkin değerlendirmesinde Bakırhan, faize 2 trilyon 742 milyar lira ayrıldığını belirterek, “Faiz savunmadan önce geliyor. Bütçe gelirlerinin yarısı ayrıcalıklı çevrelere gidiyor. Milyonlarca insan açlığa ve yoksulluğa terk ediliyor” dedi.
Emeklilerin derin bir yoksullukla yaşadığını söyleyen Bakırhan, “Neden bu sefalet? Çünkü kaynaklar yanlış yere kullanılıyor” ifadelerini kullandı.
“GEÇİŞ DÖNEMİ YASASI ÇIKARILMALI”
1 Ekim 2024’ten beri barışa doğru yol alan süreci hatırlatan Bakırhan, kalıcı bir barış için atılması gereken adımları şöyle sıraladı:
Geçiş Dönemi Yasası çıkarılmalı ve demokratik entegrasyon sağlanmalı.
Kayyımlar tamamen kaldırılmalı, yerel yönetimler güçlendirilmeli.
İdare ve gözlem kurulları kapatılmalı, hasta tutuklular serbest bırakılmalı.
Barış akademisyenleri ve hukuksuzca ihraç edilen KHK’liler iade edilmeli.
Yargı reformu yapılmalı; TMK kaldırılmalı, ifade ve basın özgürlüğü güvence altına alınmalı.
Hasta tutuklulara yönelik uygulamaları “belirsiz bir esaret süreci” olarak tanımlayan Bakırhan, cezaevlerindeki ağır hasta tutukluların bir an önce serbest bırakılması çağrısı yaptı.
“Komisyon İmralı’ya gitmeli”
Meclis Komisyonu’nun bugün gerçekleştireceği toplantıya işaret eden Bakırhan, komisyonun tarihi bir sorumluluk taşıdığını belirterek, “Komisyon artık bir gün bile kaybetmeden kararını alarak İmralı’ya gitmelidir” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Komisyon gitmiyorsa ben giderim” sözlerini de hatırlatan Bakırhan şöyle konuştu:
“Sayın Bahçeli’nin bu çıkışı tarihi bir sorumluluk alma cesaretidir. ‘Üç maymunu oynamaktan vazgeçelim’ çağrısı isabetlidir. Süreci korumak için bu adımlar bir an önce atılmalıdır.”
Konuşmasını barış vurgusuyla tamamlayan Bakırhan, “Kararsız olanların kaybedeceği, kararlı olanların kazanacağı bir sonu hep birlikte göreceğiz” dedi.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Yerel Yönetimler kurulunun toplantısına katıldı. Toplantı öncesi konuşan Tuncer Bakırhan, “Barış demek aktif yerel yönetimler demektir. Barış sizin alanınızın büyümesi demektir. Barış demek seçilmişlerin yerine devlet memurlarının atanmaması demektir. Barış demek iller bankasının belediyelere eşit şekilde yaklaşması demektir. Bazı belediyelere destek sunarken, bazı belediyelerin projesini engellemek değildir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğlulları ile Tuncer Bakırhan, “Belediye Eşbaşkanları ve İl Genel Meclisi eşbaşkanları buluşması”na katıldı. ÇandAmed Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen buluşmaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Tuncer Bakırhan, yaşamını yitiren, katledilen belediye eşbaşkanları ile siyasetçileri anıp, tutuklu siyasetçilere selam gönderdi.
Tüm siyasi mahpusların serbest bırakılması çağrısında bulunan Bakırhan, şunları idle getirdi:
“Çok garip bir ülke. Neyini tutsak bir bozukluk, hukuksuzluk var. Bir türlü bitmedi. 2 gün önce Selçuk Mızraklı’nın şartlı tahliye talebi reddedildi. ‘Örgütten kopmadığı’ gerekçe gösteriliyor. Evet, örgüt üyesidir, TTB’ye bağlı, partimizin üyesi. Başka bir üyeliği olmadı. Cezaevi İdare Gözlem Kurulları çok ilginçtir. Neye hizmet ettiklerini anlamak zor. Böylesi bir süreçte arkadaşlarımızı bilerek, isteyerek cezalandırmaları, infazlarını yakmalarını incelemek gerekiyor, araştırmak gerekiyor. Başka bir şeye hizmet ediyorlar. Bu akıl tutulması kararlardan vazgeçilmesi gerekiyor. Bu intikamcı yaklaşımın kimseye faydası yok. Bundan vazgeçilmelidir. Bu ülke halkın iradesini hapsettiği için hiçbir şey kazanamadı bugüne kadar. Barışı konuşuyoruz, tartışıyoruz ama Selçuk Mızraklı ‘örgütten ayrılmamış’ diye kurul karar veriyor. Bu hatadan artık vazgeçilmeli, tekrar edilmemeli. Bu provokasyonlara geçit vermeyeceğiz.
27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde de sizlere de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Yerel demokrasi mücadelesi yürütüyoruz. Haliyle bu süreçte yerel yönetimlerimizi yakınen ilgilendiriyor. Arkadaşlarımızın bu konuda duyarlı, sorumluluk bilinciyle hareket edeceğini, bu sürece nasıl katkı sunacağı bilinciyle daha fazla süreci toplumsallaştırmaya katkı sunacağını biliyorum.
Barış demek aktif yerel yönetimler demektir. Barış sizin alanınızın büyümesi demektir. Barış demek seçilmişlerin yerine devlet memurlarının atanmaması demektir. Barış demek iller bankasının belediyelere eşit şekilde yaklaşması demektir. Bazı belediyelere destek sunarken, bazı belediyelerin projesini engellemek değildir. Bu süreç o yüzden sizi ilgilendiriyor. O yüzden katkılarımızı sunarak devam ettireceğiz.
Belediyeleri komin olarak değerlendireceğiz, halkın sorunlarını çözme merkezi haline getireceğiz. Halka net sözler verdik. Uyuşturucuyla mücadele edilecek, aç kimse kalmayacak, ulaşım parasını bulamadığı için kimse okulunu durdurmayacak, kimse gelire sahip olmadığı için okulunu bırakmayacak, kardeşlik olacak dedik. Barış sürecini yakinen takip etmek seçilmiş arkadaşlarımızın sorumluluğundadır. En başa yerel yöneticilerin tutuklanmadığı bir talebi ortay koyuyoruz. Bu süreç tam da yerel yönetimlerin odağında olduğu için süreci izleyen, okuyan değil; hayata geçiren sorumluluk alan, toplumla buluşturan, toplumun soru işaretlerini gideren sizler olmalısınız. Sürecin asli yürütücüleri belediye eşbaşkanları arkadaşlarımızdır. Yeni dönemde bu süreci iradeyle, hevesle, coşkuyla karşılayacağımıza inanıyorum.
Eğer Türkiye’de bir süreçten, demokrasiden bahsedeceksek, kayyımları ortadan kaldıran adımlar atmak gerekiyor. Belediye eşbaşkanlarımızın yeniden görev başına dönmesi gerekmektedir. Toplumun beklentisi tutsakların özgürleştirilmesidir. Bu sürecin önünü açacak olan bir taleptir. Talebimiz nettir. Kayyım atanan belediyeler halkın seçilmiş iradesine tekrar teslim edilmelidir. Halkın seçmiş olduğu irade kenti yönetmelidir. Sadece Kürt illerinde değil, Türkiye’nin tamamında artık kayyım kelimesini duymak durumunda kalmayalım. Bu garabeti artık bitirelim.
Belediyelerin bir yandan kayyım gaspıyla uğraşırken, bir yandan da hizmet üretmeye çalışıyor. Bu yönetimleri kaybeden iktidar, bizim belediyelerle özel bir uğraş içine girdi. Bunun yanlış olduğunu belirtmek istiyoruz. Belediyelerimiz yıllarca borçlandırıldı. Şimdiye kadar kimse onlara, ‘Borçlarınızı ödeyin’ demedi. Sayıştay’ın tuttuğu raporların üzerinde kimse durmadı. Dünya kadar yolsuzluk olduğunu Sayıştay ortaya çıkardı. Biz alınca devlet bürokrasisinin aklına geldi. Kayyımların çarçur ettiği borçları bir anda hatırladılar ve bizden tahsis etmeye çalıştılar. Bu ayrımcı politikalardan vazgeçilmelidir. İller Bankası ayrımcı akılla davranmamalıdır. Bu iktidar gider iller bankası kalır. Bu ayrımcı tutumu asla unutmayız. İller bankasını eşit ve adil davranmaya çağırıyoruz. ‘Hırsızlığa sınırsız kaynak ama hizmete sıfır kaynak’ yaklaşımını eleştiriyoruz. Bu ülke demokratikleştiğinde hırsızlığa sınırsız kaynak aktaranlardan davacı olacağız. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Biz kazandığımız kentlerde sadece bize oy verenleri temsil etmiyoruz. İktidara oy verenleri de temsil ediyoruz. Kentin tamamını mağdur ediyorlar. Bu ayrımcı politikalar artık son bulmalıdır. İler bankası ayrımcılık değil, işini yapmalı. Borç yapanlardan tahsil etmeyi unutuyor, biz aldıktan sonra borcu hatırlatıp, araçları bağlıyor. Bunlara artık son verilmelidir. Yine birçok projelerimiz hayat bulmuyor. Ayıptır.
Kürt sorunu nedir? Kürt sorunu iller bankasıdır, yaklaşımıdır. Cezaevlerindeki İdare ve Gözlem Kurulları’dır. Kürt sorunu DEM Parti olduğu için projesi engellenen belediyelerdir. Bundan vazgeçilmelidir. Bizim başarısız kılmaya çalışıyor. Sen kılsan da dişiyle, tırnağıyla oy vermiş insan buna kanar mı? Engelliyor, yetmiyor belediyemiz dışarıdan krediler almaya çalışıyor, projelere onay vermiyorlar. Kredi buluyor, ona da izin vermiyor. AKP belediyelerinin travmaya bilmem, yola ihtiyacı var. Sıra Amed’e gelince yokmuş. Belediyelere karşı ayrımcı tutumlar seçilmiş belediye eşbaşkanlarının haksız yere içeride tutulması sürece uygun olmayan Gözlem Kurulları’nın tavırları sürece olan inancı kırıyor, en başta da bizi kırıyor. Bu yaklaşımlar tedavisi olmayan yaralara yol açıyor. Yine buna benzer tasarruf genelgesi çıkardılar. Belediye el değiştirince yasalar çıkmaya başlıyor ne hikmetse. O şatafatlı konvoya binenleri de engelliyor, Diyanet İşleri Başkanlığını da engelliyor. Oralara niye tasarruf yok? Kimi belediyelerimizin makam araçları yok. Tasarruf tedbirleri varmış ama Wan’daki kayyıma tasarruf yok. Sêrt belediyesi kayyımına tasarruf genelgesi işlemiyor. Bunu kabul etmiyoruz. Bunların Türkiye kamuoyuna da duyurulması gerekiyor. Nerede görülmüş belediye eşbaşkanlarının makam aracı yok. Olsun arkadaşlarımız yine yapar, Edip Solmaz makam aracına mı biniyordu, problem yok ama ayıptır.
Kadın yaşam merkezleri neredeyse birçok belediyemizde var. Bu çok kıymetli. Alo Şiddet Hattı, Jinkart, meslek kursları, kadın kent bostanları, gençler için merkezler. Biz gençleri uyuşturucu belasından uzaklaştırmaya çalıştırıyoruz, onlar sokağa salıp iyice bu belaya bulaştırmaya çalışıyor. Çocuklar için Zarokistanlar var, film gösterimleri, yaz spor okulları, engelli kardeşlerimiz için daire başkanlıkları… Kültür ve dil alanında ciddi çalışmalar yaptılar belediyelerimiz. Kitap fuarları, dil kursları, çok dilli hizmetler, sosyal belediyecilik konusunda dünyaya örnek olacak çalışmalara imza attı belediyelerimiz. Yoksul öğrencilere burslar, halk lokantaları, tandırlar… Belediyelerimiz kırsallara hizmet götürdü. Kürt sorunu iki köy arasındaki farktır. Aslfalt dökülüyor oy verene, bir metre ileriye gitmiyor, diğer sınıra gitmiyor. Çünkü oy vermemiş. Kürt sorunu neymiş? Al sana Kürt sorunu. Bugüne kadar hizmet götürülmeyen kırsala, hizmet götüren il genel meclis üyelerimiz oldu. Adil bir şekilde davranmamız gerekiyor. Yine çok önemli bir şeye hizmet ettik; Katılımcı Bütçe Modeli. Çok önemli şeyler yapıyor arkadaşlarımız. 2026 bütçesini hazırlarken ilk önce halkın talebini aldılar. Buna göre projeler oluşturuldu. Öncelikler halk oylamasıyla belirlendi. Çünkü halkın talebi çok. Hizmet gitmemiş. Dolayısıyla hizmeti de halk oylamasıyla belirlendi. Bu yerel demokrasinin şeffaf ve çoğulcu şekilde uygulanmasının ilk örneğidir. Halk talep etti, oy verdi, önceliğini belirledi, belediyelerimiz hayata geçirdi. Bu katılımcı bütçe modelini hayata geçiren belediyelerimizi tebrik ediyorum.
Halkın değerlerine sahip çıktıkça var oluruz, büyürüz. Halkın değerlerine dayanmak, o değerlerle yürümek bizim için yol açıcıdır. Halkın değerlerine sahip çıkın, yoksulluğu da halkın değerlerine sahip çıkara aşarsanız. Eğer bugünlere geldiysek, Edip Solmaz’dan bu günlere geldiysek işte bizi ayakta tutan bu değerlerdir. Dayanacağımız tek şey halkın kendisi ve değerleridir.
Ortadoğu’da çok ciddi gelişmeler oluyor, yeni bir dünya kuruluyor. Suriye’de, Rojava’da tarihi gelişmelere tanıklık ediyoruz. Belki de önümüzdeki yüz yıl Ortadoğu’da şimdi yazılıyor. Dolayısıyla yüz yılın belirleneceği bir aralıkta yöneticilik yapıyoruz, kentlerimizi yönetiyoruz. Bu aralıkta büyük riskler de olabilir, büyük kazanımlarda elde edebiliriz. Büyük kazanmak, riskleri bertaraf etmek biraz bizim elimizdedir. Değerlere sahip çıkarsak, örgütlenebilirsek, halkın gücünü yanımıza alabilirsek, Ortadoğu’da çok önemli bir yerde durabiliriz. Buna umudum tam. Kuzey Doğu Suriye’deki halklar bahçesinin nasıl var olduğuna şahitlik ediyoruz. Tam da burada yerel yönetimler çok önemlidir.
Örgütlenme alanımız yerel yönetimlerdir. Dünden daha çetin bir mücadele içindeyiz. Bu süreci doğru yöneteceğiz. Doğru örgütleyeceğiz, doğru hizmet üreteceğiz ve büyük kazanacağız.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kars’ta düzenledikleri Halklar ve İnançlar Buluşması’nda konuştu. Bakırhan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teki bir inanca hizmet ettiğini belirterek, “Devlet Alevi inancını tanımalı, sadece tanımakla kalmamalı bir hukuk oluşturmalıdır. Bir hukuk oluştur ki kafası esen bir ırkçı gelip bu böyle değildir demesin. Bu değerleri yaşatmak için bir hukuk oluşturmak gerekiyor” dedi.
DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Kars’ta Halklar ve İnançlar Buluşması düzenliyor. Bir çok halktan ve inançtan temsilcinin yer aldığı buluşmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuşuyor.
Kars’ın halklar ve inanaçlar bahçesi olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında şunları ifade etti:
“Kars’ı Kars yapan, dayanışmasıdır, paylaşmasıdır, kollektif ruhudur. Düğünlerimizde halaylarımız iç içedir, acılarımız, ağıtlarımız gibi. Kars’ın savaş karşıtlığı tarihinden gelir. Bu toplantının bu kentte yapılması bu anlamıyla önemlidir. Kars’ın bize öğreteceği bir çok şey vardır. Bu topraklar hepimizi kucaklar ve besler. Bugünde kendi barışını arayan Türkiye’nin gündemine almalıyız.
Barış sadece siyaset masalarında değil, mahallelerde, sokaklarda, toplumun çok kültürlü yapısında, gönüllerinde kurulur. Biz cumhuriyet demokrasiyle barışsın. Herkes için talep ediyoruz. Barış ülkeyi böler diyen, Alevinin inancı ülkeyi böler diyenler üç, beş oy için bunu yapıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Kars’taki ortak yaşam genelleşsin. Türkiye burdan dersler alsın. Biz yasalarda, hukukta, devletin her kurumunda bir eşitlik, adalet istiyoruz. Zor birşey mi istiyoruz? Sistemin resmi argümanları boşa çıkmıştır.
Geri çekilmenin tarihi bir adım olduğunu ifade etmek istiyorum. Silahın ortaya çıkmasının nedenlerinin ortadan kalkması gerekiyor. Barışı, birlikte yaşamı, demokratik bir anayasayı birlikte sesli bir şekilde dile getirmemiz gereken bir sürece girdik.
Diyanet İşleri Başkanlığı var, teki bir inanca hizmet ediyor. Caferileri yok mu sayacağız. Alevilerin ibadet yaptığı yeri yasadışı mı ilan edeceğiz. Tam da bizler bu tabuları yıkacak, bariyerleri ortadan kaldıracak çok ciddi bir pratik içerisine girdik. Ülkenin 3 trilyon dolarını çatışmaya ayıranlar, artık bu ülkenin bütün renklerini kapsayacak bir hukuk yaratmalıdır.
2’inci aşamadayız. Çözüm alanında odaklanacağız. Caferiler, Çerkesler, Aleviler benim sorunum değildir dememeli, ‘Bu süreç hepimizindir’ demenin zamanıdır. Hepimiz bu sürece sahip çıkmalıyız.
Devlet Alevi inancını tanımalı, sadece tanımakla kalmamalı bir hukuk oluşturmalıdır. Bir hukuk oluştur ki kafası esen bir ırkçı gelip bu böyle değildir demesin. Bu değerleri yaşatmak için bir hukuk oluşturmak gerekiyor.
İktidar iyi niyetli midir, samimi midir? Biz bu soruları soracağımıza, barış, hukuk arayışnda kendimizi dahil ediyor muyuz? sorusunu sormak lazım. Bizle rumutluyuz, umudumuzu koruyarak Demokratik Cumhuriyeti hep birlikte kuracağız.”