PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki son gelişmelere ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi. Bakırhan, demokrasiden ve yaşamdan yana olan herkesin emeğiyle doğan bir süreçte kritik bir eşiğin daha aşıldığını belirtirken, Hatimoğulları, ” Bu sürecin yeni aşamasında hukuki ve siyasi adımların atılması son derece önemli olacaktır. İkitidar, toplumun sesini, barış, demokrasi talebini duymalıdır” dedi.
Halkların Eşitklik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Kürt Özgürlük Hareketi yönetiminin güçlerini geri çekme kararını ve süreçte gelinen son aşamaya ilişkin basın toplantısı düzenledi.
“BARIŞTAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, demokrasiden ve yaşamdan yana olan herkesin emeğiyle doğan bir süreçte kritik bir eşiğin dah aşıldığını belirterek şunları ifade etti:
“uzun bir yürüyüşün kritik bir dönemecine gelmiş bulunuyoruz. Toprağa düşen her bir canımızın acısını yüreğimizde taşıyoruz. Dün tarihi bir gelişme yaşandı. Geride bıraktığımız aylara, günlere dönüp bakalım. Bahçeli ezber bozan bir açıklama yaptı. İmralı’dan yükselen ses büyük yankı uyandırdı. Çağrı bir dönüm noktasıydı. PKK’nin kendini fes etme kararı ardından silahlar yakıldı. Son olarak PKK silahlı güçlerini sınır ötesine çekerek önemli bir kararlaşmanın en somut ifadesidir.
21 yüzyıl barışın, ortak geleceğin, demokrasinin yüzyılı olacaktır. Geleceğe ışık tutuan bir adım olacaktır. Geçmişin acılarını tekrar etme değil, geleceğin umutlarını inşa etme zamanıdır. Artık kucaklaşma, birleşme zamanıdır. Gelinen aşamada birinci aşama tamamlanmıştır. Şimdi çözümü başka bir yerden beklemeden kendi hikayemizi yazma zamanıdır.
Çok daha kritik ve hayati olan hukuki ve siyasi aşamaya geçme zamanıdır. Bu Türkiye’nin barışıdır. Süreç yasalarla, haklarla, özgürlüklerle gelişmelidir. Siyaset ve demokrasi dili güçlendirilmelidir. Sayın Öcalan büyük bir kararlılık ortaya koymuştur. Bugün geldiğimiz noktada Öcalan’ın rolü belirleyicidir. Daha fazla rol oynaması için koşulları oluşturulmalıdır.
Tüm halklar ve inançlar barış etrafında birleşme zamanıdır. Tarih kardeşliği ve güveni yeniden tesis etmek için fırsat veriyor. Meclis bu tarihi süreçte sorumluluğuna uygun davranmalıdır. Bugün Meclis bu süreci kolaylaştırmalıdır. Bunlar barışın tesisi, demokratikleşmesi için gereklidir. Bu süreçte tüm kurumlar sorumludur. Barış iradesine uygun hareket etmelidir.
Medya barışa köprü olmalıdır. Düşmanlaştırıcı yayın yerine barışı öne çıkarmalıdır.
Bu sürecin kazananı herkes olacaktır.
Geçiş hukuku ve demokratik entegrasyona uygun hareketler gerekiyor. Buna karşı provakasyonlar gelişebilir. Biz barıştan asla vazgeçmeyeceğiz. İktidar, muhalefet, medya, akademisyenler bu süreçten sorumludur.”
“MÜCADELE EDEREK BARIŞI BİRLİKTE KURALIM”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da, “Türkiye’nin siyasi tarihinde nadir anlardan birinden geçiyoruz” diyerek şunları dile getirdi:
“Tarihi çağrıyla başlayan büreç yeni bir eşikten geçiyoruz. Bu aşamada 86 mülyon için demokrasi, özgürlük için bir kapı olmasını istiyoruz. Şimdi hepimizin görevi demokratik bir Türkiye’yi inşa etme zamanıdır. Süreç başladığından bu yana sayısız buluşma gerçekleştirdik. Hedefimiz barış umudunu büyümesi oldu. Kalıcı barışı inşa etmek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu sürecin başarısı ortadoğuda yaşayan tüm halkların ve inanç topluluklarının da başarısı olacaktır.
Yüzyıldır çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Artık bu ülkenin geçmişin acılarını yaşamaya zamanı yoktur. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak önümüzde görev olarak duruyor. Demokratik Cumhuriyeti inşa etmenin tarihi bir arifesindeyiz.
Demokratik entegrasyon anlayışla barışı inşa etmek çok önemlidir. Bu aşamayı el ele vererek tamamladığımızda demokratik bir cumhuriyete yakınlaşmış olacağız.
Bütün toplumsal kesimlere çağrımızdır; bu sürecin dışında durmayalım.
Barışın baş mimarı biz kadınlar olmalıyız.
Gençlerin barışı kurma sorumluluğu vardır. Sürecin sürükleyeci gücü olmalısınız.
Bu süreç herkesinidir, hepimizindir. Tüm toplumsal bu sürece daha fazla sahiplenirsek sürecin onurlu barışa dönüşmesine yol açacağız. El ele vererek barışı inşa edebiliriz. Bu sürecin yeni aşamasında hukuki ve siyasi adımların atılması son derece önemli olacaktır. Toplumun sesi, barış, demokrasi talebi duyulmalıdır.
Barış, ortak insanlık değerinde buluşmasının en derin yansımasıdır. Barışın kaybedeni olmaz. Gelin hep birlikte mücadele ederek barışı birlikte kuralım. Mutlaka başarcağız.”
PİRHA – 32. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödül Töreni’nde Abdullah Öcalan’ın mesajı okundu. Uzun süre ayakta alkışlanan mektupta “Edebiyat konusunda Yaşar Kemal ne ise o da odur. Yaşar Kemal Türkçe’de o da Kürtçe’de. Bu çok değerliydi. Bu anlamda ilksel bir özelliği var. Zaten öyle olduğu için kontralar tarafından katledildi” ifadeleri paylaşıldı.
Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, sahiplerine takdim edildi. Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılan törene, katılım bir hayli yüksek oldu.
Törenin yapıldığı salona, Gurbeteli Ersöz ile Musa Anter’in fotoğrafları asıldı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Tevgera Jinên Azad aktivistleri, Barış Anneleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile milletvekilleri, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Uçar, Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve Demokratik Aleviler Derneği (DAD) üye ve yöneticileri de programda yer alan isimler arasındaydı.
Gecede ilk olarak basın şehitleri adına saygı duruşunda bulunuldu. Programın açılış konuşmasını ise Gazeteci Ahmet Güneş yaptı. Güneş, katledilen basın emekçilerinin izinden gittiklerini vurgulayarak barışın önemine vurgu yaptı. Güneş, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemine de değinerek “Kürdistan’da barış, küresel anlamda barışı getirecektir” dedi.
“CİDDİ YURTSEVERDİ”
Programın devamında Abdullah Öcalan’ın, ödül törenine gönderdiği mektup okundu. Musa Anter’in, alanında ilksel başarılarına vurgu yapılan mektupta şu ifadelere yer verildi:
“1970’Ier ortamı Kürtler açısından iyi anlaşılmak durumundadır. İnkâr ileri boyutta. Kaçış çok ileri boyutta. Kürt adını bile kendisine koymaktan kaçınıyor, ortam inkârla örülmüş. Adını bile söylesen, her şeyi kaybettin demektir. 1970’lere girişte tarihsel bir dönüşüm yapmak istiyordum. İstanbul’da derneklere giderek ilk hamlemi yaptım. ‘Kürt kavramını kullanayım’ dedim ve kullandım. Musa Anter’i de ilk kez orada gördüm. Bu ilk ve son görmemdi. Ape Musa çok kıymetlidir, değerlidir. 1940’lardan sonra ilk ses çıkaranlardandır. Belki de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tek ciddi yurtseverdi. Tek başına bir parti gibi hareket etti. Yarım asır bir tek parti gibi davrandı. Parti kurmamış, fakat Kürtler için edebiyat yoluyla bir şeyler söylemeye çalışmıştı. Edebiyat konusunda Yaşar Kemal ne ise o da odur. Yaşar Kemal Türkçe’de o da Kürtçe’de. Bu çok değerliydi. Bu anlamda ilksel bir özelliği var. Zaten öyle olduğu için kontralar tarafından katledildi.
Kendisi ile İstanbul’daki görüşmemizde kısa da olsa birlikte yürüme imkânımız oldu. Bize nasihati vardı. ‘Kendinize sahip çıkın’, dedi. Biz de onu yapmaya çalıştık, hala çalışıyoruz. Oradan bugüne geldik.
Şu anda da Barış ve Demokratik Toplumun inşası amacıyla bir süreç yürütüyoruz. Bunun başarısı da özlü ve değerli bir çaba gerektirecek. Başarıya dair inancım ve umudum yüksektir.
Sözün hakikatle buluştuğunda çok etkili olduğu; yaratıcı ve yürütücü olduğu unutulmamalıdır. Bu hakikatle değerli basın çalışanlarının bu konuda sorumlu ve katkı sunucu rolünü oynaması tarihi sorumluluk durumundadır.
Sözlerime son verirken özgür basın şehitlerimizi saygıyla anıyor, Musa Anter’in izinden yürüyerek ideallerini gerçekleştirmeye çalışan basın çalışanlarına başarılar diliyorum.”
Ardından Özgür Basın tarihi ve mücadelesine dair sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi.
“APE MUSA VE YOLDAŞLARININ BİZE BIRAKTIĞI MİRASI HER ALANDA TAŞIYACAĞIZ”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bugün ödül törenindeyiz. Bu izlediklerimizden sonra basına bin değil, milyon değil, dünya kadar ödül versek bile emin olun az kalır. İnkârcı bir sistem karşısında, infazcı bir sistem karşısında, yok sayan bir sistem karşısında yaşamını ortaya koyan değerli özgür basın emekçilerini saygıyla anmak gerekiyor. Çok önemli şeyler yaptılar. Doğanın, bütün canlıların sustuğu bir ortamda Kürt’ün, emekçinin, Alevi’nin, kadının ve ezilenin sesi oldular. Köşe bucak arayarak hakikati Türkiye halklarına ulaştırmaya çalıştılar. İnfazlara boyun eğmediler, işkencelere boyun eğmediler. Cezaevlerinde uygulanan zulmün karşısında boyun eğmediler ve hakikatle bizleri buluşturdular. Bu hakikatin en önemli temsilcilerinden biri Ape Musa‘dır. Ape Musa duruşuyla, mücadelesiyle ve çalışmasıyla aslında sadece bir basın emekçisi değildi; aynı zamanda sesi, dili yok sayılan Kürt’ün sesiydi. Yok sayılan kadının sesiydi; Nusaybin’deki ağacın, canlının, doğanın sesiydi; ezilenin, emekçinin sesiydi. Bugün Ape Musa’nın devamcısı olan yüzlerce, binlerce genç basın emekçisi arkadaşı görmek, onlarla bir arada olmak gerçekten bizi mutlu ediyor, umutlandırıyor. Bu hakikatin sesi, bu hakikatin emekçileri, bu hakikatin mücadelecileri ve taşıyıcıları olduğu müddetçe emin olun ki kazanacağız. Kürt’ün, Alevi’nin, emekçinin, kadının eşit yurttaş olduğu; herkesin diliyle, kimliğiyle eşit yurttaş olduğu demokratik bir Türkiye’de hep birlikte yaşayacağız. Ape Musa’nın mirasını, Ape Musa ve yoldaşlarının bize bıraktığı mirası sözümüzde, sesimizde, eylemimizde, yaşamın her alanında taşıyacağımızın sözünü veriyorum.”
“BARIŞ GELENE KADAR ÜSTÜMÜZE DÜŞEN SORUMLULUK İÇİN HAZIRIZ”
Barış Annesi Rewşan Döner ise “Söz veriyoruz biz sizin yolunuzu takip edeceğiz. Barış Anneleri yıllardır her şeye rağmen mücadelesini yürüttü ve çalmadığımız kapı kalmadı ve buradan söz veriyoruz; demokrasi, barış gelene kadar biz üstümüze düşen sorumluluk için hazırız. Onurlu bir barış bu ülkeye gelsin hep beraber yaşayalım. Başar yakındır ama çalışmamızı devam ettirmeliyiz” diye belirtti.
“HAKİKATİN YOLUNU AÇTI”
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da “Ape Musa katledildiği günden bu yana failler açığa çıkmadı ve dosyalar kapandı. Onlar da bizler de failler kimler biliyoruz. Özgür basın emekçileri de Rojava’da, Süleymaniye’de katledildi. Yeni bir süreçteyiz demokratik toplumun inşası çok önemli. Ape Musa’nın kalemi bugüne kadar yolumuzu aydınlattı ve hakikatin yolunu açtı” dedi.
Konuşmaların ardından sanatçı Haluk Tolga sahne aldı.
“BÜYÜK BİR ONUR, AĞIR BİR SORUMLULUK”
Devamında ödüller sahiplerine teslim edildi. Türkçe haber dalında birincilik ödülü “Welatê Xerîbîye’ye Yolculuk” çalışmasıyla Bir+Bir Express’ten Adem Özgür’e verildi.
Ödülünü Asrın Hukuk Bürosu avukatı Raziye Öztürk, Özgür yerine gazeteci Ömer Sönmez’e verdi. Özgür, sürgünde olduğu için törende olamadığını belirttiği mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Musa Anter adına verilen bu ödülü almak, benim için hem büyük bir onur hem de ağır bir sorumluluk. Apê Musa’nın mirasını taşımak; Kürtlerin ve sesleri bastırılmış tüm toplulukların hikâyelerini anlatmaya devam etmek demektir. Bu görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışacağım.”
“ÖCALAN’IN SELAMINI GETİRDİM”
Raziye Öztürk ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın selamını getirdiğini söyledi. Raziye Örtürk, “Sayın Öcalan bu süreçte çalışan herkese özel selam iletti. Uzun zamandan sonra avukatları olarak kendisini gördük. Biz bir kere daha Sayın Öcalan’ın süreci yürütme ve nihayete erdirme inancını bir kez daha gördük. Bu bir süreç en önemli taraflarından biri de toplum. Toplumun sürece destek vermesi önemli. Bu yüzden dilimize, kültürümüze, şehitlerimize saygı duymalıyız, diyorum” dedi.
‘BARIŞ DİLİ’ VURGUSU
Türkçe Haber dalında Jüri Özel Ödülü “Kavga ettikleri çocuğun babası kaymakam çıkınca hayatları karardı: Mezitli karakolunda yaşananlar kan dondurdu” haberiyle HalkTv.com.tr’den Cengiz Karagöz’e verildi. Ödülünü Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nden Zeynep Çelik verdi. Cengiz Karagöz, Ercüment Akdeniz’in tutuklu bulunduğunu ve ilk özel haberini onunla birlikte yaptığını belirterek, selamlarını yolladı. Zeynep Çelik ise “Hepimizin barışa ihtiyacı var. Herkesin elini taşın altına sokmaya basının da barış dilini kullanmaya davet ediyorum” dedi.
“YOLUNUZ AÇIK OLSUN”
Görüntülü Haber dalında birincilik ödülü Voys Media’dan gazeteciler Tunca Öğreten ve Murat Baykara’nın imzasını taşıyan “Vatan’da İşkence” röportajına verildi. Ödülünü Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar verdi.
Gazeteciler Öğreten ve Baykara, ödüle layık görüldükleri için teşekkürlerini iletti. Çiğdem Kılıçgün Uçar ise “Siyasal ve basın alanı Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde çok önemli bir konumu var. Nasıl ki Apê Musa kalemini yere düşürmediyse gazeteci arkadaşlarımız da bunu yere bırakmadı. Yolunuz açık olsun, gözümüz yolunuzda” dedi.
“BU ÖDÜLÜ BÜTÜN ŞEHİT GAZETECİLER ADINA ALIYORUM”
Fotoğraf dalında Zana Deniz’in “göç” temalı fotoğrafına birincilik ödülü verildi. Ödülünü MKM’den Engin Cengiz verdi. Zana Deniz adına ödülü gazeteci Aziz Oruç aldı.
Zana Deniz’in geceye gönderdiği mesaj okundu. Mesajda şu ifadelere yer verildi:
“Musa Anter ve Gurbeteli Ersöz şahsında Şehit Seyit Evran, Aziz Köylüoğlu, Nagehan Akarsel, Gülistan Tara, Nazım Daştan, Cihan Bilgin ve Egid Roj’u anarak onların bıraktığı mirasın devamcısı olarak mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün beni layık gördüğünüz bu ödülün fotoğrafını çekerken Cihan ile birlikte Tabqa’daydık o halkın arasındaydı ben sınır kapısına gitmiştim, belki Cihan aramızda olsaydı oda haberiyle, fotoğrafıyla ödül alacaktı. Çünkü şehit Cihan ve Şehit Nazım’da Rojava’nın her karış toprağında hakikati sizlere ulaştırmaktan asla geri durmadılar. Onların izinden yürümek bizim için büyük sorumluluktur. Ben bu ödülü şehit Cihan Bilgin ve Nazım Daştan şahsında tüm şehit gazeteciler adına alıyorum.”
“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BİR PARÇASIDIR”
Karikatür Dalı birincilik ödülü Nuri Doğan’ın “Keder Değil” adlı karikatürüne verildi. Ödülünü Modernite Dergisi’nden Rojdan Erez verdi. Nuri Doğan yerine ödülü gazeteci Mehmet Ali Çelebi aldı. Çelebi, Doğan’ın şu mesajını okudu:
“Basın özgürlüğü halkların özgürlüğünün bir parçasıdır. Onun için destek vermek de insanidir.” Rojdan Erez ise “An serkeftin, an serkeftin” dedi.
“BU ÜLKENİN ZİNDANLARI İŞKENCE VE KATLİAMLARLA DOLU”
Karikatür Dalı Jüri Özel Ödülü Konya Ereğli Cezaevi’nde tutsak olan Mahmut Ulusan’a verildi. Ödülünü Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MATUHAYDER) Eşbaşkanı Nurten Karagöz verdi. Mahmut Ulusan adına ödülü Musa Şanak aldı.
Burada konuşan Nurten Karagöz, “Bu ülkenin zindanları işkence ve katliamlarla dolu. Ama ne kadar tecrit etseler de özgürlük sınır tanımıyor ve çıkıp ödüle geliyor. Bize düşen yoldaşlarımızın mücadelesine destek vermek” ifadelerini kullandı.
“HAKİKATİN İZİNDE OLACAĞIZ”
Kadın Haberciliği dalında Jüri Özel Ödülü JİNNEWS muhabiri Elfazi Toral’ın “İlmek İlmek Barış Mücadelesi” haberine verildi. Ödülünü TJA aktivisti Hatice Başkale verdi.
“Kalemleriyle gerçekleri yazan Gurbeteli Ersöz, Musa Anter şahsında şehit düşen tüm arkadaşlarımız saygı duyuyorum” diyen Elfazi Toral, Barış Anneleri’nin de baskıya rağmen direnmeye devam ettiklerini vurguladı. Elfazi Toral, Barış Anneleri’nin “barışın umudu” olduklarını söyledi.
Elfazi Toral, “Kadın gazeteciler olarak, kadınların maruz kaldığı şiddeti halka yansıtmaya kalemimizle devam edeceğiz. Vicdanın ve ahlakın sesi olan kadın gazeteciler olarak hakikatin izinde olacağız. ‘Jin Jiyan Azadî’” dedi.
BİLGİN VE DAŞTAN’A ONUR ÖDÜLÜ VERİLDİ
Onur Ödülü katledilen gazeteciler şahsında Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’a verildi. Ödülü Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın ailelerine verildi. Ödülü, gazeteciler Ender Önder ve Hüseyin Kalkan ailelere takdim etti.
Nazım Daştan’ın babası Mehmet Ali Daştan ve annesi Zozan Daştan ile Cihan Bilgin babası Nesim Bilgin, herkesi selamladı ve ödül için teşekkürlerini iletti. Ender Öndeş ise katliamlarının birer halka olarak günümüze kadar geldiğini söyledi. Hüseyin Kalkan da Daştan ve Cihan Bilgin’in savaş alanında gazetecilik yaptıklarını ve kendilerinin de onların izinden gideceklerini ifade etti.
Yeni Özgür Politika Gazetesi emekçileri ise “Hiç olmadığı kadar çok farklı bir dönemin içindeyiz. Bir dönemin sonlandığı, yeni bir dönemin bütün inşa edici unsurlarının henüz ortaya çıkmadığı, diğer bir ifadeyle tam anlamıyla bir geçiş sürecinin yaşandığı bu zamanda özgür basının rolünün ne kadar hayati olduğunun bilincindeyiz” mesajını ödül töreninde okundu.
Ödül gecesi Koma Vejîn’in seslendirdiği stranlar ile son buldu.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, CHP İl Başkanlığı’na kayyım atanması sonrası ‘Genel Başkanlık Çalışma Ofisi’ne dönüştürülen binada CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz demokrasinin yanında olacağız. Sessiz kalmayacağız. İktidar, seçilmiş irade ve belediyelerle uğraşmaktan vazgeçmelidir” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, “Dimdik ayaktayız. Zulümle duruşumuzu değiştiremezler. Onların bize çizdiği yere mahkum kalmayız. Milletvekillerine bariyer çekersiniz ama CHP’nin çizgisine bariyer çekemezsiniz” diyerek, mücadele vurgusunda bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan beraberindeki heyetle birlikte, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i İstanbul’da ziyaret etti.
İstanbul’un Sarıyer ilçesinde bulunan şu anda da Özel’in çalışma ofisi olarak kullandığı CHP eski İstanbul İl Başkanlığı’na gelen heyet Özel beraberindeki parti yöneticileri tarafından karşılandı.
Karşılamanın ardından DEM Parti ve CHP heyeti, Özgür Özel’in çalışma ofisine geçti. Görüşme sonrası Özel ve DEM Parti Eş Genel Başkanları kameraların karşısına geçti.
“BU UYGULAMALAR DEMOKRASİYE KARŞI DURUŞTUR”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yapılan ziyaretin nezaket ziyareti olmadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:
“Bu hukuksuzluğa ortak bir irade göstermenin ziyaretidir. Siz de izliyorsunuz halkın seçmiş olduğu iradeler yargı eliyle işlevsizleştiriliyor. Maalesef iktidar tarafından kayyum uygulamaları sadece siyasi partilerle sınırlı olmadan Türkiye’nin dört bir yanına yayıldı. Biz bu hukuksuzluklara karşıyız. Biz bu hukuksuzluklara karşı CHP’nin yanında olacağımızı buradan duyuruyoruz. Bizler yıllardır demokrasi mücadelesi yürütüyoruz. Bu uygulamalar demokrasiye karşı duruştur” dedi.
Siyasi iradenin gasp edilmesi, kayyım atanması da hukuksuzluktur. Biz demokrasinin yanında olacağız. Sessiz kalmayacağız. İktidar, seçilmiş irade ve belediyelerle uğraşmaktan vazgeçmelidir. Demokrasi ile Ortadoğu’ya örnek bir model olabiliriz ama yapay gündemleler halkımızı yormaya çalışıyoruz. Bu topraklar üzerinde demokrasi ve adalet istiyoruz. Demokratik olmayan rejim bugün CHP için risk oluşturuyor ama yarın AKP için de risk oluşturacaktır. Bir an önce bu hukuksuzluğun ortadan kaldırılması gerektiğini belirtiyoruz.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, DEM Parti Eş Genel Başkanlarının gerçekleştirdikleri ziyaret için teşekkür ederek şunları ifade etti:
“Büyük bir hukuksuzluğun karşısındayız. Bu bina kazanan binaya dönüştü. Bu bina İstanbul’u kazandı. İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazandığı gerçeğiyle bu bina hedef haline geldi. Seçim kazanıyoruz baş eğmiyoruz diye bunlar oluyor. Bundan 2 saat önce bu bina işgal altındaydı. Her yerinde polisler vardı. İstanbul’daki CHP bir bütün olarak kayyuma itiraz etti. ‘Biz kayyuma karşı olağanüstü kongre istiyoruz’ denmiş. Seçilmiş iradenin yerine geçmeye çalışıldı. Biz baba evine davette bulunduk. 5 bin polisle gelindi. Bina ablukaya alındı. Bu ablukanın benzeri Ankara’daki gar katliamında alınsaydı 104 canımız gitmezdi. Orada alınması gereken tedbirin 50 katını burada aldılar. Bir kayyum partisine karşı suç işlemiş 30 kişi ile geldi. Bizim niyetimiz sokağı karıştırmak değil haneye tecavüze mani olmak.
DEMOKRASİNİN OLMADIĞI YERDE HAYATI DURDURURUZ
Bina bizim binamız. Polislerimizin hepsi vatan evladı ama burada hukuksuzluğa alet ediliyorlar. Bugün işgal sonlandı. Sayın Bahçeli’nin ifadelerinde var ‘sokakları mı karıştıracaksınız? diyor. Erdoğan ‘kimsenin sokakları karıştırmasına izin vermeyiz’ diyor. Bizim niyetimiz sokakları karıştırmak değil; haneye tecavüze engel olmakdtır. Buradaki direnişin hukuktaki adı ‘meşru müdafaadır. AKP’lilere soralım birileri sizin seçtiğiniz kişilerin yerine kayyum atanmış ve birileri kendi kafasına göre birilerini koymaya çalışıyor. Ne yapacaksınız? Elinizde çiçekle mi karşılayacaksınız? Evet biz demokrasinin olmadığı yerde hayatı durdururuz.
DİMDİK AYAKTAYIZ
Bundan sonra da buradayız. Dimdik ayaktayız. Zulümle duruşumuzu değiştiremezler. Onların bize çizdiği yere mahkum kalmayız. Milletvekillerine bariyer çekersiniz ama CHP’nin çigisine bariyer çekemezsiniz. Mücadelemiz sürecek. Hepinize gayretleriniz için teşekkür ederiz. Bundan sonra da hem il başkanlığında hem buradaki ofisimizde görevimizi yapmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- “Aydınlar ve sanatçılar barışı konuşuyor” buluşmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz başarırsak Türkiye kazanır. Eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten Kürtler ve Aleviler kazanır. Her gün katledilen kadınlar kazanır. Umutları çalınan gençler kazanır. Onun için bu süreç önemlidir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Dil Kültür ve Sanat Komisyonu’nun “Aydınlar ve sanatçılar barışı konuşuyor” şiarıyla “Barışa adanmış yürek Sırrı Süreyya Önder anısına” başlıklı panel düzenledi.
İstanbul Fatih’te Ali Emiri Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sürece işaret ederek, “Sürece dair, olası mı değil mi, koşullar uygun mu, kim iyi niyetli kim değil, güvenelim mi güvenmeyelim mi gibi sorulara da hep birlikte yanıtlar aramaya çalışarak, süreci tartışıyoruz. Biz en çok bütün renklere, bu hareketin birikimine, geçmişine güveniyoruz. Bu toplantının Sırrı Süreyya anısına düzenlenmesi de çok değerlidir. Sırrı Süreyya barış ve demokrasi olsun diye büyük çabalar gösterdi. Sayın Sırrı Süreyya Önder şahsında bugüne kadar bu mücadelede yaşamını yitiren bütün arkadaşlarımızla tekrar bir kez daha bütün kalbi duygularımla saygıyla anlıyorum” dedi.
‘BARIŞI BAŞARIRSAK TÜM TÜRKİYE KAZANIR’
“Biz başarırsak Türkiye kazanır. Eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten Kürtler ve Aleviler kazanır” diyen Bakırhan şöyle devam ett:
“Ortadoğu’da haklara, inançlara baskı kurulması sorunun temel kaynaklarından birisidir. Çözümü de buradan kurmak gerekiyor. Dürzilerin mutlu olmadığı ve sürekli katliam tehdidiyle karşı karşıya kaldıkları bir Suriye, devlet olsa ne olur olmasa ne olur? Kürtlerin kendi kimlikleriyle yaşamadıkları bir Suriye’nin etrafı metrelerce duvarla kaplansa ne olur? Bu bölgedeki rejimler, bu meseleleri bir türlü idrak edemedi. Çatışmaya, savaşa ciddi bir yatırım var. Hegemonik güçler, silahlanma yaparken Türkiye de barışı konuşuyor. Bu çok kıymetlidir. Silah ve çatışmaların olmadığı bir zemini konuşmak kadar değerli ve kıymetli bir şey yok. Onurlu bir barışı sağlayamazsak egemenlerin ve tekçi kimlik devletlerinin egemenliğine maruz kalmış oluruz. Türkiye’de bir kesim süreci desteklemiyor. Bu sürecin ülkeyi böleceğini söylüyorlar. Barış nerede hangi ülkeyi bölmüş bilmiyorum, ama ırkçılık öyle bir beladır ki masaya oturmayı bile ülkeyi bölmek olarak gören bir anlayış. Yüzyıllık politikalar buna çok önemli bir zemin yarattı. Barışı savunma yerine barış karşısında konumlanmaya çalışıyorlar. Biz başarırsak Türkiye kazanır. Eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten Kürtler ve Aleviler kazanır. Her gün katledilen kadınlar kazanır. Umutları çalınan gençler kazanır. Onun için bu süreç önemlidir.”
“DİYARBAKIR’IN ÖZGÜRLÜK, İSTANBUL’UN ADALET ARAYIŞI AYNI”
Barışın anlamını savunarak inşasına katkı sunmanın tarihsel sorumluluk olduğuna vurgu yapan Bakırhan, “Trabzon’da ekmek, Kürt ilinden daha ucuz değildir. Diyarbakır’ın özgürlük talebiyle İstanbul’un adalet arayışı aynıdır. Bu ikisini birbirinden ayrıştıramayız. Diyarbakır’ın adalet talebiyle İstanbul’un özgürlük talebiyle birlikte yürümesi bu ülkeyi demokratikleştirir. Ayrıştırırsak da mevcut güçler bundan yararlanırlar. Ortak gelecek nasıl kurulur? Türk’ün güvenlik ve istikrar arayışıyla Kürt’ün hak ve tanıma talebini buluşturmakla alınacak. Biz tam da onu yapmaya çalışıyoruz. Barışın anlamını savunmak, inşasına katkı sunmak hepimizin aynı zamanda tarihsel sorumluluğudur. Yalanların ve kara propagandaların kol gezdiği ortamlarda gerçeği dile getirmek savaşı körü diyen sahte söylemleri boşa çıkarmak tam da bu salonun işidir. Aydınların, sanatçıların, yazarların işidir. Barış, Ağrı Dağı’nın eteğindeki Şakiro’nun klamıyla, İç Anadolu’daki Neşet Ertaş’ın türkülerinin birbirine misafir olmasıdır. İkisinin kardeşleşmesidir. Barışı kelimelerle, notalarla, renklerle sanatçı ve aydınlar inşa edebilir. Barışın inşası toplumun bütün dinamiklerinin aktif katıldığı, mücadele ettiği bir zeminde inşa edilebilir. Bunun için bizler de aydınlarımıza, yazarlarımıza, sanatçılarımıza, halklarımıza, emekçilere, ezilenlere güveniyoruz. Örgütlü yapımıza güveniyoruz” diye konuştu.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliğinden kaynaklı toplumun CHP’den beklentisinin çok yüksek olduğunu belirterek, bu beklentilere uygun bir pratik çalışma tarzı ortaya koymasını beklediklerini kaydetti. Bakırhan, ayrıca yakın zamanda kurulmasu beklenen Meclis komisyonun zamana yayılmadan göreve başlaması gerektiğini ifade ederek, “Bu komisyon Türkiye barış modelini yaratabilir. Bu fırsat bu komisyonun önündedir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi, partinin genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, toplantı öncesi gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.
Bakırhan, konuşmasına HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği ihlal kararına rağmen tahliye taleplerinin reddedilmesine tepki göstererek başladı. Bakırhan, “Yaklaşık 9 yıldır cezaevinde kalıyor arkadaşlarımız. Hemen tahliye edilmeleri gerekirken bir sessizlik, bir suskunluk. Bu siyasi rehine durumu yönünde kararlar veriliyor. Mahkeme, açıkça uluslararası hukuka, Anayasa’nın 90’ıncı maddesini çiğneyerek ağır bir suç işliyor. Bu ayıba, bu akıl tutulmasına artık bir son verilmesi gerektiğini belirtiyorum. Tam da bu süreçte cezaevindeki tutsak arkadaşlarımızın bizimle birlikte bu süreci yürütmeleri, katkı vermeleri aslında sürecin de hayrına, yararına olacaktır. Umarım arkadaşlığımız tez zamanda özgürlüklerine kavuşarak bizimle birlikte burada çalışmalara aktif bir şekilde katılırlar” dedi.
SON 3 AYDAKİ KADIN KATLİAMLARI
Son 3 ayda 100’ün üzerinde kadının katledildiğini ifade eden Bakırhan, “Kadın cinayetleri politiktir. 22 yaşındaki Ayşe Tokyaz’ın katledilmesi de politiktir. Son 3 ayda katledilen kadınların sayısı neredeyse 100’ü geçti. Ama sorumlular bir türlü bunun önüne geçemiyorlar, önlem alamıyorlar. Resmen bir savaş hali gibi. 3 ayda 100’ün üzerinde kadının katledilmesi ve bu konuda hala bu cinayetlerin devam etmesi, kabul edilir değil. Biz DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de yarın da bu cinayetler karşısında duracağız. Kadınların verdiği mücadeleyi savunacağımızı, onların yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum” diye konuştu.
“ÇOK TARİHİ GÜNLER YAŞANIYOR”
Bakırhan şöyle devam etti:
“Ortadoğu’da çok tarihi günler yaşanıyor. Hegemonik güçlerin mücadeleleri şiddetli bir şekilde devam ediyor. Savaş ve güç rekabeti gittikçe Ortadoğu’da, özellikle Suriye’de yoğunlaştığını hep birlikte görüyoruz. Ülkeler bazen gerek kendileri bazen vekil güçler üzerinden orayı kan gölüne çevirdiler. Orada belirsizlikler yaratarak aslında kendi konumlarını güçlendirmeye çalışıyor hegemonik güçler.
DÜRZİLERE YÖNELİK SALDIRILAR
Savaşın yeni yüzüne dair en güncel örnek de Süveyda’da yaşananlardır. Dürzi halkına karşı gelişen katliamlar ve saldırıları lanetlediğimizi belirtmek istiyoruz. Yani farklı bir inanç grubundan insanların böylesine katledilmesi, inançlarının aşağılanması, yani sakallarının bıyıklarının kesilerek kurşuna dizilmeleri kabul edilebilir değil. Bunu kim yaparsa yapsın lanetliyoruz. Bunun karşısında olduğumuz bir kez daha belirtmek istiyorum. Bu vesileyle de bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Birincisi Suriye’nin etnik mezhepsel çeşitliliğini ulus devlet potasında eritmeye çalışmak artık bir çare değil. Esat yıllarca bunu yaptı. Suriye halkları on yıllar boyunca büyük bedeller ödedi ve gün yüzü görmediler. Eğer bu tekçilik çare olsaydı Esat ve Ortadoğu’daki diğer ülkelerin uyguladığı politikalar bugüne gelmezdi. Suriye oluşturan Kürt, Dürzi, Alevi Süryani Arap gibi tüm farklı halkların ve inançların kimliklerini ve iradelerini yok sayan zihniyet ülkeleri iç savaşa sürükleyen temel nedenlerden birisidir. Eğer tekçilik olmasaydı bugün bu katliamlar bu savaş ve çatışmalar olmayacaktı. Şayet bu tekçi zihniyetten vazgeçilmesi eskisinden daha şiddetli bir savaş potansiyeli olduğunu Dürzilere yapılan saldırılarda gördük.
“TEK ÇÖZÜM KÜRTLERİN ÇÖZÜMÜ”
Yoğun çatışmalar oluyor ama kimsenin bir çözüm projesi yok. Dürziler katledilince fark ediyorlar. Başka bir pürüz ortaya çıkınca kervanı yolda düzmeye çalışıyorlar. Tek çözüm önerisi olan güç Kürtlerdir, DEM Parti’dir, programımızdır. Halkların kimliğini farklılığını tanıyan eşit yurttaşlar olarak demokratik bir zeminde yaşamalarını sağlayan bir sistemin dışında başka bir çarenin olmadığı hep birlikte şahitlik ediyoruz.
DEMOKRATİK ENTEGRASYON: KARŞILIKLI DÖNÜŞÜM
Çalışmalarımız durmayacak, çeşitli biçimlerde devam edecek. Tüm bu çalışmalar Sayın Öcalan’ın ifade ettiği pozitif Demokratik Entegrasyon ve bütüncül hukuk içindir. Peki, nedir pozitif Demokratik Entegrasyon? Demokratik Entegrasyon bir tarafın kendini diğere tarafa tümüyle teslim etmesi değildir. Biraz öyle anlaşılıyor kimi çevreler tarafından. Asimilasyon, tekçi inkarcı politikalar tek taraflı yatmak hiç değildir. Bunların tam tersidir. Karşılıklı dönüşüm ve katılım esasına dayanarak ortak ve eşit yaşamı, eşit yurttaşlığı inşa etmektir. Demokratik toplumdur, Demokratik bir cumhuriyettir. Bu yaşam çabasının garantisinin adı da bütüncül hukuktur. Bütüncül hukuk sadece bir yasal düzenlemenin adı değildir. Demokratik entegrasyonun aynı zamanda sigortasıdır. Bütün hukuk demek geçmiş dönemlerde ders çıkararak bu süreci yasal olarak bağlayıcı ve kurumsallaşmış bir dönüşümle hayata geçirme çabasıdır.
“SÜRECİ ZAMANA YAYMADAN SORUMLULUKAR YERİNE GETİRİLMELİ”
Bu süreci, dışarıdan oluşabilecek sabotajlara, provokasyonlara kapalı tutmaktır. Bunun için de bu süreci uzatmadan herkes üzerine düşen görev ve sorumlulukları bir an önce yerine getirmelidir. Değerli arkadaşlar işte bu gerçeklerden yola çıkarak oluşacak yeni komisyona çok büyük bir anlam biçtiğimizi belirtmek istiyoruz. Bildiğiniz üzere 12 Temmuz’da Sayın Erdoğan da bu konuda önemli bir konuşma yaptı. Konuşmasında ilk adım olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir komisyon kuracak, sürecin yasal ihtiyaçlarını konuşmaya başlayacağız dedi. Bu kısım gerçekten çok önemlidir. Evet, bu komisyon geçmiş ve önceki deneyimlerden dersler almalıdır. Sonuç alıcı ve net olmalıdır. Biraz önce söylediğim gibi süreci zamana yaymadan gereklerini yerine getirmelidir.
“ADIMLAR ATILMALI”
Bakın Sayın Öcalan Türkiye ile Ortadoğu’nun karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri fark ederek bu adımları tek taraflı bir biçimde bugüne kadar arttı. Eğer iktidar da aynı riskleri görüyor ve aynı ciddiyetle yaklaşıyorsa ülkenin selameti için gereken adımlar atılmalıdır. Neredeyse 3-4 tek taraflı adım atıldı, gelişmeler yaşandı. AİHM ve AYM kararlarına rağmen halen burada olması gereken Kobanê kumpas davasındaki mahpus yoldaşlarımız aramızda değil. Sadece bunu belirtmek istemiyorum. Birçok alanda atılması gereken adımlar var. Artık ivedikle ve ciddiyetle Kürt tarafının Sayın Öcalan’ın ne kadar samimi ve ciddi olduğunu attığı adımlarla kamuoyu görmelidir. Bunun karşısında yürütme erki gereken adımları bir an önce atmalıdır.
“BARIŞ MODELİNİ YARATABİLİR”
Bu komisyon sadece silahları bırakmaya dönük bir çaba içerisinde olmamalıdır. Bu tür şeyler de tartışılıyor. Bu, sürecin sadece bir yönüdür. Esas konu Kürt sorununda demokratik bir çözüm ve bu çözümün önünde büyük engelleri kaldırmak iradesidir. Bu komisyon Türkiye barış modelini yaratabilir. Bu fırsat bu komisyonun önündedir. Gerçekten de dünyada bundan sonra çatışma ve çözüm sürecinde belki de Türkiye’deki barış modeli diye Türkiye’de devam eden süreç bu çatışma ve çözüm tarafları tarafından dikkatle incelenebilinir. 9 ve 11 Temmuz’da gerçekleşen somut adımları ve ortaya çıkan iradeyi yasayla bu komisyon mühürleyebilir.
“YENİ BİR TARİH YAZALIM”
Bakın bir konuya daha değinmek istiyorum. Güvenlik bürokrasisi ve yargı da sürece göre adım atmalıdır. Bir süreç yürüyor ama bürokrasi hala durduğu yerde. Yargı zaten bir süreç varmış gibi davranmıyor. Sürecin onlara ulaşması zaman alıyor. Bu kadar uzaktan izliyorlar. Madem Türkiye barışa niyet etmiş, yargı bu niyetin yeşermesini sağlayacak bir an önce kararlar almalıdır. Cezaevlerindeki durum yargının vermiş olduğu kararlar ortadadır. Bu sebeple diyoruz ki gelin tüm enerjimizler on yıllardır beklenen düzenleme ve çözümleri gerçekleştirelim. Yeni dönemin şafağında yeni bir tarih yazalım, demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir zemini hep birlikte oluşturalım.
MÜCADELEYE DEVAM EDERİZ
Süreç şimdiye kadar büyük bir toplumsal ve siyasal destek aldı. Gittikçe de bu destek yükseliyor. Fakat çok net ifade edelim. Siz de takip ediyorsunuz. Bazı odaklar örtük ve açık bir şekilde bu süreci bozmak için elinden gelen bütün çabaları ortaya koyuyorlar. Silahların yakıldığı, tarihi anların yaşandığı ve kararlılıkların teyit edildiği bir dönemde teslim olun bildirileri atılıp hala operasyon görüntüleri geliyorsa Suriye’deki Kürtlerle ilgisi olmayan hareketlikte bile aman Kürt nefes almasın düşüncesine kapılanlar oluyorsa dil, kültür, kimlik için çözümü konuştuğumuz bu günlerde Kürtçe müzik dinlediği için bir kadın karnındaki bebekle tekmeleniyorsa bir savcı tam da Sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa, yargı sopasıyla muhalifler, seçilmişler susturuluyorsa sandıktan çıkan irade eziliyorsa DEM Parti’ye dönük yapay gündemler ve karalama çabaları her gün geliştiriliyorsa, medyada iktidarın sözcüsü kabul edilen kalemlerden barış yerine fitne, fesat yayma ateşi çıkıyorsa, AYM’nin aldığı kararlar uygulandığında bundan faydalanan Kürt halkına terörist diye manşet atan, savaşın ve inkarın sözcüleri halkları birbirine düşürmek istiyorsa kimse kusura bakmasın biz bunlara eyvallah etmeyiz, sesimizi de, sözümüzü de yükselterek doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz.
“YARGI BEYAZ TOROSLARDAN İNSİN”
Halliye diyoruz ki yargı beyaz Toroslardan inmelidir. Hukuk Kürtçe düşmanlığı mahkum etmelidir. Anadilimize tekme atma artık son bulmalıdır. Cüppeler siyasetin pelerini olmaktan çıkmalıdır. Savaş değil, barışı büyüten manşetler atılmalıdır. Siyaset iftirayla değil, fikirlerle yapılmalıdır. Biz şu anda barışı inşa etmeye çalışıyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz. Kimseye insan ve söz beğendirme derdimiz yok. Böyle bir amacımız da yok. Kimse kusura bakmasın. Onların istediği tipte, profilde insanlar ve onların istediği sözleri asla söylemeyeceğiz. Çünkü onların bugüne kadar uyguladığı politikalar bu ülkeyi çıkmaza, kaosa, krize, çatışma noktasına getirdi. Kimse hakem değil, kimse jüri değil. Kürtler de DEM Parti de yarışmacı değil. Herkes aklını başına alsın, haddini bilsin.
“PUSULAMIZ DEMOKRATİK ULUS MUTABAKATI”
DEM parti olarak pusulamız Türkiye’yi oluşturan tüm halkların kimliklerin, inançların ve kültürlerin bir arada eşit ve özgürce yaşayacağı demokratik ulus mutabakatıdır. Ya bir zahmet bu söylediklerimi de bir manşete çıkarın. DEM Parti bunları da diyor deyin. Sizin ne kadar Kürt düşmanı olduğunuzu bilmeyen yok. Sizin aslında direkt bu düşmanlık yerine dolaylı bu süreci bu süreci yürüten, alın teri döken, mücadele eden kadrolarımızı, insanlarımızı, onların sarf ettiği sözleri öne çıkararak o düşmanlığı gizlemeye çalıştığınızı da bilmeyen yoktur. En iyi PM’miz bu işleri bilir. Çünkü sahada olan onlardır, çalışan, bu tür şeylerle yüz yüze kalan kendileridir. Geçtiğimiz süreçlerde yaşadığımız her deneyim atlattığımız her badire bizi zayıflatmadı. Aksine büyük bir değişim ve dönüşümle perçinledi. Bugün bu toplantıyı yaptığımız bu mekan bir zamanlar genel merkezimizin bombalanan, kurşunlanan yöneticilerinin katledildiği genel merkezimizin bodrumuydu. Eğer o zor, baskı, sindirme o beyaz Türkçülerin, ulusal solcuların dediğini yapsaydık bugün Türkiye’nin üçüncü büyük zemini olmazdık.
“TOPLUMUN CHP’DEN BEKLENTİSİ YÜKSEK”
Son olarak, son birkaç gündür yaşanan güncel tartışmalar ilişkin de bir iki noktaya değinip bitirmek istiyorum. Değerli basın mensupları Türkiye’nin yüz yıllık yapısal sorunları günümüzün siyasi krizleri iç içe geçmiş durumda ve birbirini besliyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu bu iki gündemi birbirinden ayırmak değil aralarındaki bağı anlatmak görmekten geçiyor. Çok içten ve inanarak söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun CHP’den beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm çabasından yer almak hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım olacağı inancındayız. Tüm toplumun siyaset kurumundan siyasi partilerden beklentisi bu yöndedir. Umarım siyaset ve siyaset kurumu da bu beklentilere uygun bir pratik bir çalışma tarzı ortaya koyar.”
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları Edirne Cezaevi’ne gerçekleştirdikleri ziyaretin ardından yaptıkları açıklamada, “Hazır bir süreç başlamışken, hazır Türkiye’de büyük bir destek varken ve bu destek her geçen gün büyüyorken, bunu onurlu bir barışa evriltmemiz için arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor” dediler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, dün Kocaeli’nde bulunan Kandıra Cezaevi’de Figen Yüksekdağ ve Semra Güzel’le görüşme gerçekleştirmişti.
Eş Başkanlar bugün ise Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Selçuk Mızraklı ile Edirne Cezaevi’nde görüştü.
Eş Genel Başkanlar görüşme sonrası Edirne Cezaevi açıklama yaptı.
“ARKADAŞLARIMIZIN BU SÜREÇTE BİZİM YANIMIZDA OLMALARI GEREKİYOR”
Tuncer Bakırhan, şunları ifade etti:
“En başta şunu belirteyim; bu yürüttüğümüz süreci içeriden çok iyi takip ediyorlar, destekliyorlar. Bu sürecin onurlu bir barışla, çözümle taçlanmasını onlar da umut ediyorlar. Çalışıyorlar, kafa yoruyorlar. Dünya kadar tartıştık, önerilerini ve eleştirilerini aldık. Çok kıymetli önerilerde bulundular. Bu sürecin ilerlemesi için de üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getireceklerini belirttiler. Onlar dile getiremediler ama biz dile getiriyoruz. Barışı tartıştığımız, silahların törenle bırakıldığı böylesi bir süreçte, Kobanî Kumpas Davası ile yargılananların; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımızın bu süreçte bizim yanımızda olmaları gerekiyor. Bu süreci yürütmek için onlara ihtiyacımız var. Bugün cezaevlerinde önemli bir birikim ve deneyim var. Ortada da bir AİHM kararı var. Bu sürecin gereklerinin yerine getirilmesi için bir şeylerin yapılması gerekiyor. Onun için Edirne Cezaevi önünden yetkililere de bir çağrımızdır. Bu sürecin daha nitelikli, daha iyi bir şekilde yürümesi için en son AİHM’in vermiş olduğu kararı da dikkate alarak Kobanî Kumpas Davasında yargılanan arkadaşlarımızın serbest bırakılması gerekiyor.
Bu süreci daha derli toplu yürütmemiz için onların katkılarına ihtiyacımız var. Hazır bir süreç başlamışken, hazır Türkiye’de büyük bir destek varken ve bu destek her geçen gün büyüyorken, bunu onurlu bir barışa evriltmemiz için arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor. AİHM’in Demirtaş ile ilgili verdiği ihlal kararı ortada. Umarım yakın zamanda bu süreci arkadaşlarımızla birlikte götürdüğümüz günlere şahitlik ederiz.”
“KARAR GEREĞİ DIŞARIDA OLMALILAR”
Tülay Hatimoğulları ise şunları dile getirdi:
“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve kısa zaman içerisinde sonuca varabilmesi için kendileri en güçlü şekilde destek sunduklarını, tamamen bu süreci sahiplenen bir yerde olduklarını ifade ettiler. Çok kıymetli ve önemli gelişmeler bunlar. Türkiye’de şu anda içinde bulunduğumuz gelişmeler çok önemli. Ortada AİHM Büyük Dairenin çok önemli bir kararı var. Çıkan karar, geçmiş kararlarla kıyasladığımızda son derece kapsamlı. Bu karar gereği arkadaşlarımızın bir dakika bile içeride kalmamaları ve bir an önce dışarıda olmaları gerekiyor.
Biz bu süreci konuşuyor olmasak da hem Türkiye’nin kendi yasaları gereği hem de AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararının bağlayıcılığı gereği arkadaşlarımız dışarıda olmalıdır. Bütün bunların yanı sıra, bir de barışın ve demokratik toplumun inşasını konuştuğumuz bu süreçteyiz. Silahların sustuğu, barışın dilinin yükseldiği bu dönemde elbette biz böyle bir sonucun acilen hayata geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye toplumunu; Türk, Kürt, Laz, Çerkes, ezcümle 72 milletten insanımızı son derece mutlu edecektir. Bu sürece olan inancın daha da büyümesine ve derinleşmesine çok büyük katkı sunacaktır.”
PİRHA –DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis Grup Toplantısında Sivas Katliamı’nı gündeme getirdi. Yaşamını yitirenleri anmak üzere 2 Temmuz’da Sivas’ta olacaklarını belirten Bakırhan, “Hiçbir kitapta, hiçbir inançta ve felsefede yazmayan bir katliamı Türkiye gördü. Bu katliam bize ayrımcılığın ve inkarcılığın yarattığı acı sonuçları bir kez daha gösterdi” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
“BU KATLİAM BİZE AYRIMCILIĞIN, İNKARCILIĞIN YARATTIĞI ACI SONUÇLARI BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ”
Madımak Katliamı’nın yıl dönümüne değinen Bakırhan, katliamda “sazın, sözün ve türkünün” yakıldığını, “fikirlerin, şiirin ve kalemin” ateşe verildiğine söyledi.
Bakırhan, şunları söyledi:
“Şiir yakıldı, kalem yakıldı. Sazın ateşe verildiğini de gördük. Çok şey görmüştük ama bunları da yaşadık. Hiçbir kitapta, hiçbir inançta, felsefede yazmayan bir katliamı Türkiye gördü. Bu katliam bize ayrımcılığın, inkarcılığın yarattığı acı sonuçları bir kez daha gösterdi. Madımak Oteli’nde alevler sadece bir binayı yakmadı; aslında bu toprakların birlikte yaşam umudunu yakmaya yeltendi.”
“YANGINLAR İHMALLER SONUCU ÇIKIYOR”
İzmir, Manisa ve Hatay’da başlayan orman yangınlarına dikkati çeken Bakırhan, yangınların ihmaller sonucu ortaya çıktığını söyleyerek, “Yıllardır orman yangınlarına karşı önlem alınsın diye parlamentoda defalarca uyarılarda bulunduk. Ama çok dikkate alan yok. Her yıl aynı şeyleri yaşıyoruz. Gelinen noktada orman yangınları ihmallerin sonucudur. İhmali olanlar gözaltına alınmalı, açığa çıkarılmalı ve haklarında yasal işlem başlatılmalıdır. Her sene aynı şey olur mu? Ciğerlerimiz yanarken suçlu mu arayacağız? Dünyanın her yerinde ormanlar yanıyor ama böylesine yoğun, böylesine önemsiz yangınlar da başka bir yerde yok” diye kaydetti.
“ULUS DEVLET VE KAPİTALİZM ÇIKMAZA GİRDİ”
Dünyanın büyük bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirten Bakırhan, ulus devlet, endüstriyalizm ve kapitalizmin bu dönüşüm sürecinde çıkmaza girdiğini vurguladı. Bakırhan, şöyle devam etti:
“Kapitalist modernite, savaşı her yere yayarak silah satışlarıyla sermaye biriktirme derdinde. Enerji yollarıyla bu tıkanmış sisteme nefes aldırmaya çalışıyor. NATO’nun 2025 yılı toplantı sonuçlarına baktığımızda, dünya savaşının ayak seslerini duyuyoruz. Milyonlarca insan açlıkla mücadele ederken, işsizlikle boğuşurken, hak ve hukuk her yerde askıya alınmışken, NATO ülkeleri dünyadaki sorunların çözümsüzlüğünü derinleştirecek.
Güvenliği sağlamanın yolu daha fazla silahlanmada değil, daha fazla eşitliktedir, adalettir. Daha fazla bombayla, topta, tüfekte değil, daha fazla özgürlük ve eşitliktedir. Dünya savaşının ayak izlerini Ortadoğu’da net bir şekilde görüyoruz. Soğuk Savaş’ın bitiminden Körfez Savaşı’na, oradan günümüze uzanan çizgi, Ortadoğu’da yeni bir nizam dayatmaktadır. Gazze’den Tahran’a, Kiev’den Şam’a kadar süren bu ateş tesadüf değildir. Kapitalist modernite, krizini bombalar, füzeler, savaş uçakları olarak dışa vuruyor. Dünya sistemindeki değişim arayışlarının en sert ayak sesleri Ortadoğu’da yankılanıyor. Her gelişmeyi küresel ve bölgesel hegemonya kavgasından ayrı düşünemeyiz. İran-İsrail gerilimi bölgesel güç matrisini baştan yazıyor. Suriye’deki çalkantı, Irak’taki istikrarsızlık, enerji koridorları üzerindeki rekabet birbirini besleyen dinamiklerdir. Hint-Avrupa Enerji Koridoru Projesini anlamadan, dünya ve Ortadoğu’daki gelişmeleri anlayamayız. Bu proje tam bir emperyal enerji projesidir. Batının ihtiyacını karşılamayı hedefliyor. Bu proje için jeopolitik alt üst oluş hayata geçiriliyorlar.
Ortadoğu’daki tüm senaryoların merkezinde Kürt halkı varken bölgesel hükümetin kurulması hayati önemdedir. Kürtler başta olmak üzere bölgedeki halkların iç istikrarını ve demokrasisini sağlaması önemli bir zemin yaratabilir.”
“Maşallah kırtasiyelerde herhalde A4 kararı kalmadı. 33 bin sayfa. Sanırım o sayfaları birbirine yapıştırsak Ankara’dan Muş’a kadar yol olur. Malazgirt’e kadar da gider. Belki barışa da katkısı olur. 9 yıldır Kobanê Davası demokratik siyasete yapılan saldırıların ana simgesi oldu. gerekçeli kararı açıklandı. 33 bin sayfa da olsa 100 bin sayfa da olsa bu kağıt siyasi kumpas ve demokratik siyasete müdahalenin adıdır. Artık siyasi davalarla siyaseti dizayn etme zihniyetinden vazgeçilmelidir. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Kobanê Kumpas Davası’nda yargılanan arkadaşlarımız bizimle birlikte yürüyen bu sürece katkı sunmak için dışarıda yanımızda olmalılar.
“MECLİS’E BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR”
Haksızlıklar ve hukuksuzlukların son bulmasında, Türkiye’nin demokratikleşmesinde Meclis’e artık büyük görevler düşüyor. Meclis’te Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini önüne alan komisyon artık hızlanmalı ve kurulmalıdır. Bu süreç bir madalyonun iki yüzü gibidir. Birinci yüzünde demokratikleşme adımlarının atılması, ikinci yüzünde silahsızlanma sürecinin yürütülmesi vardır. Silahsızlanma kapsamında PKK’ye ilişkin yasanın çıkarılması sürecin yasal temelini oluşturacaktır. Silahsızlanmanın sağ salim gerçekleştirilmesi kardeşlik hukuku kapsamında kucaklaşmayı sağlayacaktır. İnsanların bu sürece güvenini artıracaktır. Bu ülkenin bütün yurttaşları kardeşlik hukuku içerisinde kucaklaşsın istiyoruz. Selamlaşsın istiyoruz, birbirinin camını çerçevesini indirmesin diyoruz. Birlikte bu ülkenin geleceğini inşa edelim diyoruz. Bu konuda da Meclis’i göreve çağırıyoruz.
“KOMİSYON KURULURSA DEMOKRASİNİN ÖNÜ AÇILIR”
Komisyon sonuç alıcı bir şekilde çalışırsa ve uygun bir içerikte kurulursa emin olun Türkiye demokrasinin önü açılır. Çünkü demokratik çözümün ve barışın istikameti Ankara’dır, mekanı Meclis, muhatabı ise 86 milyon insandır. İçte huzurlu bir Türkiye’yi Ortadoğu’da istikrarın sigortası yapmak için herkesi siyaset yapmaya, barışı büyütmeye davet ediyoruz. En başta da Meclis başkanlığını. DEM Parti olarak Ortadoğu dinamiklerini ve siyasetini sanırım ey iyi bilen Türkiye’deki yapılardan birisi biziz. Bu kapsamda Ortadoğu’ya dair hem aktif güç hem de fikri ve siyasi olarak yeni dönem için en güçlü öznelerden biri Kürtlerdir. 3’üncü yol yaklaşımımız geleneksel ulus devlet modelini delen demokratik bir alternatif sunuyor.”
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Marmara Cezaevi’nde olan tutuklularla sürece ilişkin görüşmeler yapacak.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Eş Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki’den oluşan DEM Parti heyeti, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü gündemiyle Silivri’deki Marmara Cezaevi’ndeki tutuklu siyasetçi ve gazetecilerle görüşecek.
Heyet, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Van önceki dönem Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay, gazeteci Ercüment Akdeniz siyasetçiler Halil Aksoy, Nesimi Aday ve Ahmet Saymadi ile görüşecek.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Eş Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki’den oluşan DEM Parti heyeti görüşmelerini gerçekleştirmek üzere cezaevine giriş yaptı.
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki Grup Toplantısında konuştu. Ortadoğu tarihinin “en büyük siyasi ve toplumsal deprem riskiyle” karşı karşıya olduklarını söyleyen Bakırhan, “Türkiye bu fırtınalardan nasıl kurtulabilir? Reçete açık ve net; Türkiye Kürt sorunun demokratik çözümünü sağlayarak bu fırtınalardan kurtulabilir. Türkiye demokratik bir cumhuriyet inşa ederek bu fırtınalardan kurtulabilir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, 17 Haziran 2021 tarihinde DEM Parti İzmir İl Örgütü’nde yönelik saldırıda katledilen Deniz Poyraz’ı anarak, “Bu alçakça saldırıyı unutmayacağımızı, bu alçak saldırıyı yapanları ve onun arkasındaki karanlık güçler açığa çıkıncıya kadar bu sürecin takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum. Değil 4 yıl, 40 yıl geçse de Deniz Poyraz’ın katillerini bulup bu sürecin aydınlatılması için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.
İran ve İsrail arasındaki çatışmalı sürece değinen Bakırhan, “Suriye’de henüz bir istikrar olmamışken bir anda Gazze’de, insanlığın sıfır noktasında birlikte gördük neler olduğunu. Yüreğimiz Gazze’de atarken, Ortadoğu’nun en keskin fay hattı kırıldı 13 Haziran’da. İsrail-İran savaşıyla bölgenin kaderi neredeyse kökten değişebilecek bir noktaya geldi. Bu savaş öyle bildiğimiz yol ve yöntemlerle yürüyen bir savaş değil. Uzaktan ve yapay zekayla yürütülen bir savaşı görüyoruz. Bu savaş büyürse bölgede devasa jeopolitik kırılmalara yol açabilecek bir süreci yaşayabiliriz. Suriye’deki göç ve ölümlerin kat ve kat üzerinde bir sürece tanıklık edebiliriz. Bölge uzun süreli bir kaos kriz ve çatışma süreci içerisine girebilir” dedi.
Ortadoğu tarihinin “en büyük siyasi ve toplumsal deprem riskiyle” karşı karşıya olduklarını söyleyen Bakırhan, şunları söyledi: “Tek bir Fars’a, Arap’a, Türk’e, Kürt’e, Yahudiye faydası olmayan bu çatışmaların derhal bitmesi gerekiyor. DEM Parti olarak çatışmaların sorunları derinleştireceğini biliyoruz. Bu vesile ile herkesi diyalog kurmaya ve müzakere masasına çağırıyoruz. Hem İran ve hem de İsrail bu savaşı kendi tarihsel misyonlarının ve ideolojik meşruiyetlerinin bir testi olarak görmemelidir. Artık ne yüzyıl öncesinin ne de birkaç yıl öncesinin Ortadoğu’sunda yaşamak mümkün değil. Ortadoğu değişiyor, kendisine bir yol arıyor. Dolayısıyla bu yolu iyi algılamak, bu yola uygun yol ve yöntemler geliştirmek artık Ortadoğu’daki ülkelerin tek seçeneğidir.
Ortadoğu’da savaş, çatışma ve kaosun ritmi yükselirken Türkiye’de de çözüm ve barışın ritmini hep birlikte yükseltmemiz gerekiyor. İran ve İsrail arasındaki bu çatışmalardan dersler çıkarıp, Türkiye’de sessiz bir şekilde yürüyen barış ve çözüm iradesinin güçlü bir şekilde devam etmesini sağlamak gerekiyor. Ateş çemberi ülkemizin etrafını sararken maceracı senaryolara yaslanmak doğru değil. Türkiye halklarının iç barışını sağlamak en güvenli yoldur. Daha fazla demokrasi, adalet, özgürlük tek parolamızdır. Bölge ve Türkiye silahlarla masa başı küresel planlamalarla değil demokratik, eşit, ortak yaşamla anca huzura kavuşabilir.
NE BASKICI REJİM NE DE İSRAİL’İN SALDIRILARI
Türkiye bu fırtınalardan nasıl kurtulabilir? Reçete açık ve net; Türkiye Kürt sorunun demokratik çözümünü sağlayarak bu fırtınalardan kurtulabilir. Türkiye demokratik bir cumhuriyet inşa ederek bu fırtınalardan kurtulabilir. Sayın Öcalan’ın PKK kongresine sunduğu perspektif bu coğrafyada yaşayan her halkın güvenliğini sağlayacak bir perspektiftir. Sayın Öcalan, İsrail-Filistin çatışmasının, mezhep çatışmalarının, ulus devlet çatışmalarının panzehiri demokratik konfederalizmdir demişti. Bu model Ortadoğu’nun çok katmanlı sorunlarına barışçıl ve demokratik çözümler geliştirebilir. Acının, yıkımın, göçün önüne geçebilir. Bu yaklaşım etnik ve dini farklılıkların bir arada ve barış içerisinde yaşamasını sağlayarak topraklarımıza yüzlerce yıldır uğramayan barışı istikrar ve huzuru getirebilir. Kendi içinde demokrasiyi kuramayanlar belaları üzerine çekiyor. İran’da bugün hiçbir toplumsal kesim gerçek anlamda mutlu değil. Kürtler, Farslar, Belluciler, Azeriler hepsi aynı acıyı paylaşıyor. Kadınlar temel haklarından mahrum, halk yoksullukla boğuşuyor. Çözüm ne savaşta ne de gerçekleri inkar etmekte yatıyor. Gerçek çözüm tüm halkları eşit gören, farklı kimlik ve inançları tanıyan demokratik bir rejimden geçiyor. Artık bunu anlamak gerekiyor. İran için üçüncü yol budur. Ne baskıcı rejim ne de İsrail’in saldırıları. İsrail de Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırma pozisyonundan bir an önce vazgeçmeli. İsrail güvenliğini başka ülkelere saldırarak sağlayamaz. Güvenlik ne Demir Kubbe’de ne siber sonik füzelerdedir. Güvenlik barıştadır, huzurda, demokrasidedir. Çözüm herkesin sınırsız sömürüsüz adalet içinde yaşadığı demokratik Ortadoğu birliğindedir.
KÜRT’E KAPAN KURMA AKLINDAN HERKES VAZGEÇMELİ
Sayın Bahçeli’nin vurguladığı Türkiye yüzyılına mühür vuracak kutlu hedefler için yol bellidir. Bir an beklemeden barış sürecinin başarısı için artık adımlar atılmalıdır. Güncel siyaset hesabıyla jeopolitik tehlikeler savuşturulamaz. Seçime, ankete, küçük hesaplara takılan siyaset Ortadoğu’daki fırtınalı sularda ülkeyi rotasız bırakır. Kürt sorunu ve demokratikleşmeyi halen güvenlik bağlamında konuşmak yüzyılın en büyük hatası ve yanlışı olur. Sayın Öcalan, güvenlikçi aklın kurduğu Kürt kapanını 27 Şubat’ta asrın çağrısıyla kırdı. Ortadoğu kaos içerisindeyken artık Kürt’e kapan kurma aklından herkes vazgeçmeli ve bir daha aklına getirmemelidir.
Sayın Öcalan’ın dediği gibi eşikten atlamak istiyoruz. Nedir bu eşik? Savaştan barışa, çatışmadan demokratik bütünleşmeye doğru gitmektir. Ortadoğu yanarken yüzyıldır süren kaybet-kaybet formülünü kazan-kazan formülüne birlikte çevirebiliriz. Bunun yolu demokratik bir rejim kurmak ve Kürtlerle uzlaşmaktır. Bu formülle sadece Kürtler değil, Manisa’daki emekçiler, işçiler, kadınlar, emekliler, Aleviler kazanır. Yoksulluktan yorulan emekli, geleceksizlikten bunalan gençler kazanır. Bu ülke enerjisini, ekonomisini çatışmaya ve Kürt anadilini konuşmasın diye bugüne kadar harcadığı için Manisa’nın bolluğu ve bereketinden yararlanamıyoruz. İşte eğer barış gelirse en fazla Manisalı çiftçi, tarımcı kazanacak. Emekçi kazanacak, Manisa kazanacak. Bu vesileyle Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’e de tekrar saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
BARIŞIN BÜYÜMESİ VE GÜÇLENMESİ İÇİN İMRALI YOLLARI HERKESE AÇIK OLMALI
Önümüzdeki günlerde Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunacağız. Barışın büyümesi ve güçlenmesi için sadece bizim değil, İmralı yollarının herkese açık olması gerekiyor. Sayın Öcalan istediği kişi ve kesimlerle görüşebilmeli. Siyasi parti temsilcileriyle, akademisyenlerle, Ortadoğu’daki aktörlerle, gazetecilerle görüşebilmeli. Emin olun bu görüşmelerin Türkiye’ye büyük katkıları olur. Sayın Öcalan Ortadoğu’da demokratik konfederalizm dediği dönemlerde bu dünyanın en gelişmiş ve süreçlere hakim olduğunu söyleyen ülkeler bile Ortadoğu’nun bugün bu noktaya geleceğini tahmin etmiyordu. Ama 2015’lerde Sayın Öcalan Ortadoğu’da büyük bir şiddet ve çatışma dalgası geleceğini, ulus devlet gömleğinin Ortadoğu’daki halklara ve inançlara dar geldiğini, bu tekçi bu inkarcı rejimlerin çatışma ve dışarıdan müdahalelere sebebiyet verdiğini, bunun çözüm yolunun da demokratik konfederalizm olduğunu söylediği zaman birileri ne diyordu? ‘Demokratik konfederalizm nedir’ diyordu. 20 yıl önce bu süreci tahmin eden bir halk önderi cezaevinde, ama dünyanın en büyük en gelişmiş ülkesini temsil eden insanlar da ‘hele bir İsrail İran çatışsın yolda kervanı düzeriz’ diyorlar. Artık Ortadoğu’yu ve dünyayı iyi okuyan, Ortadoğu’daki halkların nasıl yaşayacağını perspektifiyle ortaya koyan Sayın Öcalan’ın gerçekten özgürleşmesi gerekiyor. Bu okumalarını dışarıda özgürce yapması gerekiyor.
Sayın Öcalan kısa bir süre önce ‘süreci hukuki ve siyasi bir zemine çekebilirim’ demişti. O zaman yine birileri acaba yine ‘Öcalan’ın böyle bir kudreti var mı, gerçekten süreci çatışma ve şiddetten siyasi ve hukuki zemine çekebilir mi’ dedi. Bakın kısa bir sürede gereğini yaptı, sözünde durdu. Süreci hukuki ve siyasi bir zemine çekti. Peki iktidar da aynı cesareti ve iradeyi sergiliyor mu? Sözünde duran Sayın Öcalan’ın yapmış oldukları karşısında iktidarı da cesaret ve irade sergileyerek bu sürece Türkiye’ye büyük bir iyilik yapmaya davet ediyoruz. Çözüm de barış da Ankara’nın iradesinde, İstanbul’un desteğinde ve Diyarbakır’ın kararlığındadır. DEM Parti olarak bizler hep Türkiye’nin iyiliğini düşündük.
Hafta sonu Diyarbakır’da Kürt partileriyle çok verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Bu buluşmalar da tarihi önemdedir. Kürt partileri bir kez daha çözümden yana olduklarını belirtiler. Barış konusunda ortak bir irade ortaya çıktı. Ortaya çıkan önemli şeylerden biri de Kürt halkının değerlerin hepimizin ortak değerleri olduğu ve bu değerlere layık onurlu bir barışı getirme kararlılığını hep birlikte teyit ettik. Diyarbakır’da yükselen ses net ve açıktır. Kürt siyasi birlik halinde onurlu bir barış istiyor. Bu birliktelik barış sürecinin ne kadar güçlü bir zemine oturduğu çok iyi bir şekilde gösteriyor. Kürt partileri arasındaki bu uzlaşı tüm Türkiye halklarına emekçilere umut veriyor. Diyarbakır’daki buluşma barış iradesinin ne kadar kararlı olduğunun da bir ilanıdır.
BARIŞIN VE ÇÖZÜMÜN TATİLİ OLMAZ
Böylesi tarihi kırılma döneminde barışın ve çözümün tatili olmaz diyoruz. Zaman takvimleri tatile değil, barışa kurma zamanıdır. Meclis derhal ‘Demokratik Toplum ve Barış Komisyonu’nu’ kurarak tarihi sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bu komisyon fikri ve tartışma kulübü biçiminde çalışmamalıdır. Genel Kurul’a yasa gönderen, sonuç alıcı bir yapıda çalışmalıdır. Bu komisyon barış misakının mimarı olabilir. Komisyonu kuran irade ve komisyonun her bir üyesi bu yüzyıllık meselenin çözümünü eğer sağlayabilirse isimlerini altın harflerle tarihe yazabilirler. DEM Parti olarak barışın şerefine ve onuruna nail olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum. Gelin bu komisyonu ertelemeden kuralım, Türkiye’nin dört bir yanında barışın umudunu yeşertelim.
ALEVİ CANLARIN DEDİĞİ GİBİ YOL CÜMLEDEN ULUDUR
27 Şubat çağrısı ve 12 Mayıs PKK’nin kongre açıklaması Türkiye’de büyük bir umudu yarattığını hep birlikte görüyoruz. Manisa’dan gelen arkadaşlarımız da bunu belirttiler. Kürt halkının hakları ve demokratikleşmenin önündeki şiddet ve silah bahanesi artık hükümsüzdür. Artık herkes bir an evvel demokrasi barış ve eşitlik gelsin diyor. Kapılar aralandı, umut yeşerdi. Umudumuz büyük. Herhalde umudu en büyük olan siyasi partilerden biziz. Çünkü sahadayız, her yerdeyiz. Bu meseleye inandığımız için herkesi inandırmaya, herkese anlatmaya çalışıyoruz. Ama bu büyük umudun sonuç alabilmesi için biraz daha birlikte güçlü bir şekilde çalışmamız gerekiyor. Emin olun aydınlığa en yakın günlerdeyiz. Dünyada karmaşa Ortadoğu’da kaos varken Türkiye’yi barış adasına çevirebilir bunu yapmak hepimizin elinde. Savaş tamtamları çalanlara bombalarla ölüm kusanlara karşı barış isteyenler inatla yürüyecek. Alevi canların dediği gibi yol cümleden uludur. Bu büyük yürüyüşte ezilenler asla yalnız yürümeyecek. Hep birlikte barışa yürüyeceğiz.”
PİRHA- DEM Parti eş genel başkanları ile Alevi çatı örgütlerinin başkanları Meclis’te bir araya gelerek sürece dair toplantı yaptı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Alevi kurum başkanlarıyla toplantı yaptı.
1,5 saat süren toplantıda DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın yanı sıra Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz yer aldı.
DEM Parti ve Alevi kurumları arasında yapılan toplantıda “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na dair görüş alış verişinde bulunulduğu öğrenildi.
Basına kapalı yapılan görüşmede, Suriye’de devam eden Alevi soykırımı hakkında da değerlendirmeler yapıldığı bilgisi alındı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iktidara güven verici adımlar atma çağrısında bulunarak, “Bu sürecin menziline demokrasi ve hukuku koyduk. Bu sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır. Bizim rotamızı Türkiye halkları belirlesin. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bizim rotamız olsun. Demokratik bir cumhuriyet bizim rotamız olsun. Kürt’ün, Alevinin eşit yurttaş olduğu bir rota, bizim rotamız olsun” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptıkları görüşmeye işaret ederek, görüşmenin yapıcı geçtiğini ve temaslarının devam edeceğini aktardı.
“DEMOKRATİK CUMHURİYET BİZİM ROTAMIZ OLSUN”
Bakırhan, Ortadoğu coğrafyasının yeniden şekillendiğine işaret ederek, “Kimi güçler yer değiştiriyor. Ortadoğu yine bu işlerin merkezinde ve yine hedeftedir. Eski dengeler çözülüyor, herkes gelecek yüzyılın rotasını çizme telaşında. Haliyle biz de hem dünyadaki hem Ortadoğu’daki gelişmelerden azade değiliz. Türkiye de hemen Ortadoğu’da bu gelişmelerin yanı başında duruyor. Biz de tam bu sürecin başlamasıyla birlikte diyoruz ki gelin kendi rotamızı, yolumuzu birlikte çizelim” diye konuştu.
Bakırhan, şunları söyledi:
“Bir başkası bizim rotamızı, yolumuzu belirlemesin. Bizim rotamızı Türkiye halkları belirlesin. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bizim rotamız olsun. Demokratik bir cumhuriyet bizim rotamız olsun. Kürt’ün, Alevinin eşit yurttaş olduğu bir rota, bizim rotamız olsun. Aksi halde rotasını belirlemeyenlerin rotası; emperyal ve hegemonik güçler tarafından belirleniyor. Onların belirlediği rotalar da hem o ülkelere hem de o bölgede yaşayan insanlara kan, acı ve gözyaşı getiriyor. Kansız, acısız, gözyaşısız bir Türkiye ve Ortadoğu, hepimizin özlemini duyduğumuz bir gelişme olur. Bunun mücadelesini veriyoruz.
“ARTIK HAYAL DEĞİL”
Bu topraklarda Türk var, Kürt var, Alevi var, Sünni var. Toplumun her renginden insanlar yaşıyor. Bu toprağın bütün renklerine uygun bir yaklaşım içerisinde olabilirsek; emin olun rotasını en doğru yere sürükleyen bir halde olabiliriz. Kimse bu ülkede kimsenin üzerinde değil ve kimse kimsenin gerisinde değil. Hepimiz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Bu süreçte Demokratik Ulus mutabakatıyla gerçek bir eşitlik zemini kurabiliriz. Ortadoğu halkları ilk defa belki de başkasının senaryosuna bağlı kalmadan kendi senaryosunu yazabilir. Biz kendi senaryomuzu birlikte yazalım diyoruz.
Sayın Öcalan’ın çağrısı, rotamızı ve senaryomuzu yazabileceğimiz, çizebileceğimiz ve birlikte hareket edebileceğimiz bir kapı aralıyor. Kendi sözünü söyleyen, kendi kararını veren bir irade ortaklığı sağlamak bu süreçte mümkün. Demokratik bir Ortadoğu ve demokratik bir Türkiye geçmişte belki hayaldi, ancak emin olun, bu son süreçle birlikte artık hayal değil.
“GÜVEN İNŞA ETMEK CAN DAMARIDIR”
Bu tarihi dönemde güven inşa etmek bu sürecin can damarıdır. Hem Kürt halkında hem de Türkiye halklarında bu sürece ilişkin bir tereddüt var. Bir güven sorunu var. Muhtemelen Adıyaman’dan gelen arkadaşlarımızın kafasında da aynı sorular var. Bir sürecin layıkıyla devam edebilmesi için güven ortamının tesis edilmesi gerekiyor. Bu güveni yeniden tesis etmek için hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. En başta da AKP’ye ve ortağına düşüyor. Bütün siyasi partilere sorumluluk düşüyor. Özellikle bu süreçte güveni tesis etmek, toplumu bu konuda ikna etmek ve toplumu bu sürecin yanında konumlanmaya sevk edecek bir söylem ve pratik içerisinde olmamız lazım.
“AKP SÖZ KURMALI”
Bu konuda, başta AK Parti olmak üzere birçok siyasi partide deneyimi olan, birikimi bulunan ve geçmişte bu süreçte yer almış insanların da bu süreçte söz kurması, öne çıkması gerekiyor. Bu sürecin toplumsallaşması için onların da sürece katkı sunacağı bir pratik içinde olmaları gerekiyor. Yani bu süreçte sadece DEM Parti değil, herkes daha cesur olmalı, daha büyük bir sorumlulukla hareket etmeli ve bu sürece katkı sunacak söz, pratik ve eylem içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyoruz.
MHP’nin de kendi teşkilatına ve tabanına bu süreci anlatmak için bir çaba ve gayret içinde olduğunu biz de görüyoruz. Muhalefetteki siyasi partilerin bu konudaki duruşu fena değil; ama bunun sadece sözle değil, onların da bu süreçte aktif görev alarak kendi tabanlarını bilgilendirmeleri, sürece aktif katılımlarına destek sunacak çağrılar, açıklamalar ve planlamalar yapmaları gerektiğini belirtmek istiyoruz. Gittiğimiz her yerde toplum bize çok net bir soru soruyor. Diyor ki: ‘Aylardır bu süreç başladı, siz sahadasınız; iktidar neden bu konuda ürkek davranıyor?’
İktidar niye sahada yok? Seçimlerde ilçe ilçe, köy köy dolaşan iktidar, Türkiye’nin yüzyıllık meselesi tartışılırken, çözüm yolu aranırken, neden Siirt’in Şirvan ilçesine, Kars’ın Digor ilçesine gelmiyor? Neden anlatmıyor bu süreci?
Gittiğimiz her yerde insanlar diyor ki: ‘Barış için toplumsal sahiplenmeyi büyütmek sadece sizin mi görevinizdir? İktidarın görevi değil mi, ana muhalefet partisinin görevi değil mi?’ Biz de burada, sizin huzurunuzda, grup toplantımızda iktidara ve ana muhalefet partisine soruyoruz: toplumsal rızayı yaratmak sadece bizim mi görevimizdir? İnşallah önümüzdeki günlerde, başta iktidar olmak üzere, birçok siyasi partinin sahada bizim gibi ter dökerek, mücadele ederek, bilgilendirerek, bilinçlendirerek bu sürece katkı sunacakları bir tabloya hep birlikte şahitlik ederiz.
GÜNDE İKİ CENAZE, TABUT ÇIKIYOR
Adalet Bakanlığının verilerine göre cezaevlerinde ortalama günde 2 hasta tutuklu hayatını kaybediyor. 515 günde bin 26 hasta tutsak yaşamını yitirmiş. Yanlış duymadınız ya bin 26 hasta tutsak yaşamını yitirmiş. Tedavi edilse belki bugün yaşayacaklardı. Onları bekleyen eşlerinin, çocuklarının, ailelerinin yanında olacaklardı. Her gün neredeyse 2 cenaze, 2 tabut çıkıyor ve insanların omuzlarında gömülüyorlar. Bu dehşet tabloyu sona erdirmek, barışın ilk ve en acil adımıdır. Bir diğer adım da infaz düzenlemesine ilişkin olmalıdır. Yıllardır keyfi nedenlerle cezaevlerinde kalan binlerce insan, adaletin aşınmasına neden oluyor. Bunu artık herkes görüyor.
“CEZAEVLERİ BOŞALMALIDIR”
Bu sürecin odağında olan adalet duygusunu zedeleyen infaz kanunu, artık demokratik standartlara göre yeniden düzenlenmelidir. Cezaevleri boşaltılmalı, cezaevlerinde bulunan tutsakların aileleri çifte bayram yapabilmelidir. Bu konuda, bu çerçevede çıkacak infaz paketini destekleyeceğimizi; aksi takdirde, kendi düşüncelerimizi dile getireceğimizi ifade ediyoruz.
“BARIŞ DİLDE BAŞLAR, TOPLUMA YAYILIR”
Sabah akşam bize, değerlerimize hakaret edenlerin dili, çözüm zemini zehirliyor. Çok açık söylüyorum; biz de tabanımız oldukça rahatsızız. Sevgili Adıyamanlılar, gece dümdüz bize hakaret eden, bu kimi medya yayın organlarındaki dili siz gerçekten kabul ediyor musunuz, katılıyor musunuz?
Dolayısıyla bu süreç en başta dille başlar; dilin başta medyada çözülmesi gerekiyor. Medya çözüm dilini ne kadar benimser, ne kadar konuşursa, barışın toplumsallaşması da o kadar güçlü olur. Barış toplumda başlar, barış dilde başlar, toplumda hayat bulur. Evet, bir süreç yürüyor; bu süreçte gerçekten kaygıları olan insanlar da var. Herkes bizim gibi düşünmüyor. Yüz yıllık algılar, yüz yıllık tekçi, inkarcı yaklaşım, kabul etsek de etmesek de, haklı haksız insanların kafasında kimi soru işaretleri ve endişeleri de yaratmış durumdadır. defalarca söyledik ama yine söylüyorum: bu ülkenin başkenti, dili ve bayrağıyla hiçbir sorunumuz olmadı; hiçbir zaman da bizi tartışma konusu değil.
“NE İSTİYORUZ?”
Kürt’ün dilinin, kültürünün, kimliğinin ve varlığının dışlanmadığı; Alevilerin eşit yurttaş olacağı bir ülke istiyoruz. Demokratik eşit vatandaşlık istiyoruz. Var mı burada kimseyi rahatsız edecek bir şey? Ülke demokratik olsun; Kürt de, Arap da, Çerkez de, Alevi de, Azeri de, Sünni de eşit olsun. Düşünün, biz bunları istiyoruz, bunları savunuyoruz.
Televizyon kanallarında gerçekten insan şaşırıyor; insanın aklıyla alay ediyorlar. Birisi çıkmış, adı da Barış, diyor ki ‘Bu barış süreci ülkeyi böler.’ Şaşırarak bunları izliyoruz. Demokratik eşit vatandaşlık, güçlü yerel demokrasi istiyoruz. Batman iradesine kayyım atanmasını istemiyoruz. Batman’da yerel yönetimlerin yetkileri artırılsın, yerele daha rahat hizmet sunsun istiyoruz. Kayyım olmasın istiyoruz.
“BARIŞ BİZDEN BÜYÜKTÜR”
Bazı vatandaşlar da şunu soruyor: demokrasiyi hedeflemeyen de barış mı olur? Bizler bu sürecin menziline demokrasi ve hukuku koyduk. Bu sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır. Barış, demokratik topluma ulaşmamızı sağlayacak yegâne köprüdür.
Ne yapacağız? Barış köprüsü ile birlikte demokrasiye ulaşacağız. Bu köprüyü hep birlikte inşa edeceğiz. Çünkü barış, solcuların, sekülerlerin, sağcıların, muhafazakârların, milliyetçilerin hepimizin ortak hakkıdır; sadece bizim değil. Bu ortak hakkı birlikte savunmalı ve bu köprüyü birlikte inşa etmeliyiz. Bazıları bize sürekli, bilerek, isteyerek bunu yapıyorlar. ‘MHP ve AKP ile iş birliği mi yapacaksınız?’ türünden sorular yöneltiyorlar. Net söyleyelim: Barış ve demokrasi bizden de, Cumhur İttifakı’ndan da büyüktür.
“BARIŞ MİSAK’İ YÜZYILIN KAPISINI ARALAYABİLİR”
Emin olun barış karşıtları ne yaparsa yapsın asla bunlara pirim vermeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan vazgeçmeyeceğiz. Kimsenin imtiyazlı yaşamı için milyonların geleceğini heba etmesine izin vermeyeceğiz. Bunun sözünü veriyoruz. Kim ne der ne hesabın peşine düşerse düşsün biz artık omuzlarımızda bu ülkenin çocuklarının tabutlarını taşımak istemiyoruz. Biz barışı omuzlamak istiyoruz. Yaşamın kutsallığına inanıyoruz. Ortak vatanda demokratik bir yaşam için dün de hazırdık bugün de hazırız. Varız ve çalışacağız. Türkiye’nin yeni yüzyılda barış misakına ihtiyacı var. Barış misakının kaynağı da toplumdur. Barış misakı ile ölümlerde ayrışarak değil, yaşamda birleşerek bir arada olacağız. Barış misakı Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir yüzyılın kapısını aralayabilir. Bu misak sadece bugünün değil, gelecek yüzyılların da refahını, huzurunu ve kardeşliğini garanti edecek taahhüttür.
ANAYASAL GÜVENCE
Bin yıllık kardeşliğimizi, eşit yurttaşlığa dayalı demokratik bir anayasa ile güvence altına alabiliriz. Bugün 27 Mayıs’ın yıl dönümündeyiz. Buradan bir kez daha seslenmek istiyorum: askeri vesayet ve darbe kültürünü demokratik bir sözleşme ile tamamen kapatabilir ve bu topraklardan kaldırabiliriz. Darbenin panzehiri özgür siyasettir, evrensel hukuktur, demokratik uzlaşıdır. Siyaseti kişisellikten arındırıp kurumsal çözümlere odaklanma zamanıdır. Siyasetin “benden” “bize”, kişisel hedeften ortak gelecek eksenine kayması anayasal dönüşümü hazırlar. Anayasa tartışması tabu değildir; demokrasi, adalet ve özgürlük ekseninde samimi bir müzakere alanı olmalıdır.
Ne eski vesayete sığınırız, ne de mevcut merkezileşmeyi kabul ederiz. Biz Üçüncü Yol’uz. Biz demokratik zeminiz. Biz 86 milyon insanın barış içerisinde, kardeşçe yaşamasını savunan bir yoluz ve öyle olmaya devam edeceğiz. Biz kimsenin yedeği ya da pazarlık unsuru değiliz; ha, biz DEM Parti’yiz. Arkasında yüzlerce, binlerce arkadaşımızın yaşamını yitirdiği, 40 yıldır bütün zulüm ve acılara rağmen ayakta durmayı bilen Türkiye’nin en temel zemin haline gelen bir partiyiz.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu. Sırrı Süreyya Önder’in durumunun stabil olduğunu belirten Bakırhan, mevcut sürece ilişkin de konuştu. Bakırhan, “Silahlar elden çıkmalı ama zihinlerde de silahsızlanma olmalı. Ret ve inkar da zihinlerden çıkmalı” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi.
Kalp krizi ve ciddi bir ameliyat geçiren ve tedavisi yoğun bakımda süren Sırrı Süreyya Önder için “görülmemiş bir dayanışma ve sahiplenme ortaya çıktığını” söyleyen Bakırhan, “Sırrı Süreyya Önder’in birleştirici gücü barışın da ortak paydası oldu. Barışın şifası önce Sırrı arkadaşımıza, sonra bütün ülkeye yayılsın, umut büyüsün, yaşam büyüsün” dedi.
KÜRT GAZETECİLER GÜNÜ’NÜ KUTLADI
Bakırhan, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü’nü kutlayarak, “O günden bugüne, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü olarak kutlanıyor. 127 yıl önce sürgünde başlayan Kürt gazeteciliği, bugün de son derece zor koşullar altında varlığını ve çalışmalarını sürdürüyor. Bu coğrafyada hakikatleri yazma çabasında olan çok sayıda gazeteci katledildi; birçok gazeteci, gerçekleri yazdığı için ömrünü hapishanelerde geçirdi. Özgür gazetecilik geleneğinden taviz vermeyen, hakikatleri yazma konusunda kararlılık gösteren tüm özgür basın emekçilerini Apê Musa şahsında saygıyla anıyor, Kürt Gazeteciler Günü’nü kutluyorum” dedi.
SIRRI SÜREYYA ÖNDER’İN DURUMU
Bakırhan, DEM Parti İmralı Heyeti Sırrı Süreyya’nın sağlık durumuna işaret ederek, “Geçtiğimiz hafta çok talihsiz bir olay yaşadık. Meclis Başkanvekilimiz, İmralı Heyeti üyemiz, aynı zamanda barış için büyük emek veren bir barış emekçisi olan Sayın Sırrı Süreyya Önder, çok ciddi bir kalp krizi geçirdi. Hemen hastaneye kaldırıldı ve büyük bir operasyon geçirdi. Biliyorsunuz, Sırrı Süreyya Önder barış çalışmalarını yürütüyordu; İmralı Heyeti üyesiydi. Birçok rahatsızlığı bulunmasına rağmen asla çalışmalardan geri kalmadı, sağlık sorunlarına rağmen çalışmalara aktif bir şekilde katıldı. Umarız en kısa zamanda iyileşir, aramıza döner ve kaldığı yerden daha güçlü bir şekilde mücadeleye devam eder. Buraya gelmeden önce hem hastane yönetimiyle hem de hastanede bulunan arkadaşlarımızdan bilgi aldık. Durumu stabil, yani hâlâ direniyor, mücadele ediyor. Bu durumu yenmeye çalışıyor. Yeneceğine olan inancımızla, bir kez daha ailesine, sevenlerine ve partimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” diye konuştu.
“GÖRÜLMEMİŞ BİR DAYANIŞMA VE SAHİPLENME ORTAYA ÇIKTI”
Bakırhan, şöyle devam etti:
“Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. İlk günden beri Türkiye’nin bütün renkleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri hastane önündeydi. Mesaj gönderdiler, bizi aradılar. Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumunu yerinde incelediler, ilgilendiler. Gerçekten görülmemiş bir dayanışma ve sahiplenme ortaya çıktı. Bu vesileyle, süreci en başından beri takip eden, bizi arayan ve soran Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a, ana muhalefet partisi genel başkanına, siyasi parti genel başkanlarına ve yöneticilerine, bileşen partilerimize, ittifak güçlerimize dayanışmalarından ve sahip çıkmalarından dolayı teşekkür ediyorum.
“BARIŞIN ORTAK PAYDASI OLDU”
Sayın Mesut Barzani şahsında, bizi yurt dışından arayan siyasi parti liderlerine, siyasetçilere, sanatçılara da teşekkür ediyorum. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın birçok yerinden kurumlar ve kişiler bizi aradı. Dünyanın her yerinden mesajlar aldık. Ayrıca aydınlar, sanatçılar, demokratik kitle örgütleri, bireyler, kadınlar, gençler; herkes oradaydı, bizimle dayanışma halindeydi. Bu nedenle ilgilenen, arayan, soran herkese bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum. Sırrı Süreyya Önder’in sağlığına kavuşması için canı gönülden emek veren hastane çalışanlarına ve doktorlarına da şükranlarımı iletmek isterim. Bir kez daha gördük ki tüm farklılıklara rağmen insanlar, Sırrı arkadaşımızın sağlık durumu etrafında ortak bir duyguda buluştular. Bu, gerçekten çok kıymetlidir. Sevgili Sırrı’nın birleştirici gücü, aynı zamanda barışın da ortak paydası oldu. Sadece hastalıklarda, acıda ve tasada değil; çok önemli günlerde, barış sürecini tartıştığımız bu dönemde de ortak duygu ve dayanışma içinde olmayı umuyor ve istiyoruz.
“TOPLUMUN BARIŞLA KURDUĞU BAĞ HALA GÜÇLÜDÜR”
Sırrı Süreyya Önder arkadaşımız barış için gösterdiği çabaya, halklar için yürüttüğü mücadeleye hepimiz tanıklık ettik, hepimiz şahidiz. Sırrı arkadaşımızın hastalığıyla birlikte ortaya çıkan bu büyük dayanışma, halkların gönlündeki yerini bir kez daha gözler önüne serdi. Tüm bu yaşananlar bize bir gerçeği gösterdi; Toplumun barışla kurduğu bağ hâlâ güçlü. Toplum hala canlı ve güçlü bir şekilde, Sırrı Süreyya Önder şahsında barışa verilen emeği sahiplendi. Bu çok değerli, çok kıymetliydi. Milyonlarca insan, onun sağlığını kendi sağlığı gibi hissetti ve öyle değerlendirdi.
“ARTIK BARIŞIN TAKVİMİNİ ÇEVİRELİM”
Bu dayanışmada gerçekten çok berrak ve sade bir umut vardı. Siyaset yoktu. Bu dayanışmada barışa güçlü bir refakat vardı. Biz bunu çok önemsiyoruz. Çünkü biliyoruz ki barış, aynı zamanda sağlıktır. Barış, bir toplumun iyileşmesidir. Barış, toplumsal şifadır. Bu ülkenin her karışında, her köyünde, her parça toprağında barış uğruna bedel ödemiş insanların canları vardır. Biz takvim yapraklarını çevirdiğimizde, emin olun, her gün yitirdiğimiz insanları o takvim günlerinde anıyoruz. Artık istiyoruz ki, bundan sonra çevirdiğimiz takvimlerde yitirdiğimiz insanlar değil, barışın tarihi yazılsın. Artık barışın takvimini çevirelim.
BARIŞ TÜRKİYE İÇİN TERCİH DEĞİL ZORUNLULUKTUR
Hem dünyada hem de bölgemizde fırtınalı bir dönemden geçiyoruz. Küresel dengeler alt üst olmuş durumda. Büyük güçler arasında kıyasıya bir kavga, kıyasıya bir rekabet var. Böylesi bir dünyada, hala iç barışını kuramamış, siyasetini normalleştirememiş, hukukun işlemediği bir ülkenin ayakta kalması çok zorlaşır. Ayağını yere sağlam basmayan bir ülke, emin olun fırtınalarda savrulur. İşte tam da bu nedenle bugün Türkiye için barış ve demokratik toplum süreci, sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu süreç, Türkiye’nin en büyük şansıdır. En büyük fırsatıdır. Umarım bu şans ve fırsatı hep birlikte değerlendiririz.
İç barışını sağlamış bir Türkiye, 85 milyon insanıyla bu fırtınalara hazır olur. Büyük şair Shakespeare, yapmış olduğu ilk oyunda aynen şöyle der: ‘İnsan ilişkilerinde gelgitler vardır. En yüksek dalgayı doğru zamanda yakalayan başarıya ulaşır.’ Biz de diyoruz ki içinden geçtiğimiz bu barış süreci tam da böylesi bir dalgadır. Doğru zamanda 85 milyonla bu dalgayı yakalarsak, bu ülkenin kaderini değiştiririz. Bu ülke demokrasi ve adaletle buluşur. Ama bu barış dalgasını eğer elimizden kaçırır, ıskalarsak, emin olun 85 milyon olarak en başta ekonomisinden demokrasisine kadar birçok ceremesini çekeriz. Dolayısıyla Shakespeare’in dediği gibi, bu dalgayı yakalayabileceğimiz en önemli aşamadayız. Umarım herkes, bu dalgayı yakalamak için siyasi iradesini ortaya koyarak Türkiye’yi yeni döneme demokratik bir zemine kavuşturuz. ”
“ÖCALAN SÜREÇTEN UMUTLU”
Dün heyetimiz Sayın Öcalan ile görüşmek için İmralı Adası’na gitti. Verimli, önemli ve değerli bir görüşme gerçekleştirdi. Elbette görüşmenin önemli bir gündemi Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu olmuştur. Sayın Öcalan geçmiş olsun dileklerini iletmiştir. Çok önemli bir aktör olduğu için üzüntülerini belirtmiştir. Ancak yürütülmekte olan ve ivme kazanması gereken çözüm tartışmaları ile sürecin genel değerlendirmesi de aynı şekilde ele alınmıştır. Bu kapsamda Sayın Öcalan’ın yüksek bir tempoda ve yüksek bir moral ile çalışmalarını sürdürdüğünü arkadaşlarımız bizlere ilettiler. Sayın Öcalan önümüzdeki haftalarda sürece ivme kazandıracak gelişmelerin yaşanmasının herkesin ortak beklentisi olduğunu dile getirmiştir. O da süreçten umutlu. Önümüzdeki günlerde bu sürecin ivme kazanacağını düşünüyor. Sayın Öcalan’ın çalışmalarını bu çerçevede yaptığını arkadaşlarımız bizlere aktarmıştır. Yapılan görüşme kurullarımız tarafından değerlendirilecek ardından kamuoyuna bu görüşmeyle ilgili bir açıklama yapılacaktır.
HASTA TUTUKLULAR
İktidara da muhalefete de sesleniyoruz: Türkiye siyaseti artık normalleşmeli, barış süreci ivme kazanmalı ve devlet demokrasiye duyarlı bir hale gelmelidir. Başta infaz kanununda ve cezada adalet olmak üzere yasal düzenlemelerin yapılması, hasta tutsaklardan siyasi nedenlerle cezaevinde tutulanlara kadar cezaevlerinin boşalması Türkiye’ye rahat bir nefes aldıracaktır. Gelin, hep birlikte bu ülkenin yolunu açalım.
YENİ ANAYASA ÇAĞRISI
Nasıl ki sağlam bir çınar kökleriyle dimdik duruyorsa, bu ülke de köklerindeki çoğulculukla yeşerecek. Tarihsel korku ve önyargılardan çıkmak görev olarak önümüzde duruyor. Silahlar devreden çıkmalı. Sadece eldekiler değil, zihinlerde de bir silahsızlanma olmalı, ret ve inkar son bulmalı. Gelin, 23 Nisan’ın yapıcı ve ortaklaştırıcı ruhunu yeniden canlandıralım. Demokratik ulus mutabakatıyla eşit, adil, demokratik bir anayasa yaparak gelecek yüzyılı birlikte inşa edelim.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İBB’ye yönelik operasyon sonrasında başlayan protesto ve boykot dalgasına değinerek, temel demokratik haklarını kullanan yurttaşların yanında olduklarını söyledi. İktidarı süreç konusunda adım atmamakla eleştiren Bakırhan, Erdoğan’ın 27 yıl önceki sözlerine işaret ederek, “Demokrasinin, adaletin, demokratik hakların, barışın aciliyeti artık ertelenemez” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, 8 Mart’ın Dünya Romanlar Günü olduğuna işaret ederek, Romanların adalet ve özgürlük mücadelelerini desteklediklerini dile getirdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.
Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.
Bakırhan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) tutuklanan üyelerine yönelik baskılara da tepki gösterdi. ESP’lilerin yanlarında olduklarını ifade eden Bakırhan, “Her sabah Türkiye’nin bir kentinde bir şey gerekçe yapılarak, aslı astarı olmayan gerekçelerle bir gözaltı ağı devam ediyor. Bunlardan vazgeçilmelidir. İnsanlar protesto edebilir. Protesto hakkı, boykot hakkı bir haktır. Dünyanın her yerinde var. Burası dünyadan yalıtık bir yer değilse, burada da haksızlık karşısında protesto ve boykot hakkı kullanılabilir. Gayet normaldir. Buna saygı duymak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“BOYKOT HAKTIR”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.
Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.
ERDOĞAN’A SÖZLERİ İLE YANIT VERDİ
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçmiş yıllarda yaptığı “Hukukun siyasallaştırılması ve yargının siyasete alet edilmesi demokrasiyi yaralar. Demokrasi hukuksuz yaşayamaz demiş. Türkiye’de bugün gelinen noktada demokrasinin geliştirilmesine ve hürriyetlerin artırılmasına ihtiyaç var demiş” sözlerini anımsatan Bakırhan, “Hak arayanların dile getirdiği düşünceleri dile getirmiş. 27 yıl önce söylemek iyi de, şimdi söyleyince cezaevlerini doldurmak mı gerekiyor? Cezaevlerinde yer yok, biliyorsunuz değil mi? Yüzde 130’ları geçti doluluk oranı” dedi.
“BARIŞIN ACİLİYETİ ERTELENEMEZ”
Bakırhan, şunları söyledi:
“27 yıl önce söylediğinizi bugün hayata geçirme günü olduğunu sizlere hatırlatmak istiyorum. Bugün Türkiye’nin acil meseleleri var. Demokrasinin aciliyeti, adaletin aciliyeti, demokratik hakların aciliyeti, barışın aciliyeti artık ertelenemez. Yaşadığımız en temel meseleler bunlardır. Suni gündemlerle Türkiye’nin gündemini meşgul etmesin kimse.
Sayın Öcalan 27 Şubat’ta bir çağrı yaptı. Üzerinden 40 gün geçti. Eskiler, ’40’ı devrimek’ diyorlardı. Resmi anlamda 40 gündür aslında barışı konuşuyoruz. Yeni bir başlangıç olduğunu söyledik sizlerle yaptığımız toplantılarda. Sizlere umut verdik. Kürt halkı, Türkiye halkları hiç olmadığı kadar barış için kenetlenmiş bir durumdadır. Newroz meydanlarında, Newroz etkinliklerine katılan arkadaşlarımız da çok iyi biliyorlar. Emin olun, ben de en büyük Newroz’lara katılım gösterdim. Oradaki emekçiler, halklar, Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını desteklediklerini dile getirdiler. Destek verdiler, ses verdiler. Dünyanın gözü kulağı artık Türkiye’de. Yani devlette, iktidarda. Onların atacağı adımlarda.
“YENİ ŞEYLER KONUŞMAK İSTİYORUZ “
Fakat beklenen adımlar konusunda bir rehavet ve rahatlık var. Bir bekleme durumu söz konusu. Türkiye’nin en temel meselesi tartışılıyor ama bir bekleme durumu var. Bekleyerek dünyanın neresine barış gelmiş acaba bilen var mı? Bunun bir örneği varsa söylesinler; biz de rahat rahat evimizde oturalım. ‘Nasıl olsa barış gelecek’ diyelim. Madem 40’ı devirdik; artık yeni şeyler duymak, yeni şeyler konuşmak istiyoruz. Bu sadece DEM Parti’nin talebi değil, bütün toplumun talebidir. Demokrasi korkulacak bir şey değil, sahiplenecek bir değer, bir onurdur dedik. Korku değil, cesaret zamanıdır dedik. Gerilim değil, demokratik uzlaşı ve barıştan yanayız dedik ve demeye devam edeceğiz.
Yürütme erki tarafından topluma güven ya da güvence verecek bir duruş sergilenmiyor. Biz de doğal olarak soruyoruz; barış, korkulacak bir şey midir? Barış, utanılacak bir şey midir? Barış, yenme-yenilme ikileminde küçük, dar siyasi hesaplara kurban edilecek bir şey midir? Barış, beklenerek, zamana yayarak kendi kendine gelen bir olgu mudur? Yoksa büyük çaba ve emek işi midir? Bu soruları, sizin huzurunuzda başta iktidar olmak üzere yönetenlere soruyoruz. Barışı konuşmaktan uzak duruldukça, ertelendikçe, yetmezmiş gibi İstanbul’da olduğu gibi anti-demokratik uygulamalar arttıkça nasıl bir güven tesis edilecek? Kürtler, emekçiler nasıl inanacak? Eşit ve özgür yurttaşlık böyle sağlanabilir mi? Lütfen, iktidardan bir kişi çıkıp biraz önce sorduğumuz sorulara cevap versin. Siz de merak etmiyor musunuz? Barış, bekleyerek, durarak, izleyerek geliyorsa bizi ikna etsinler. Bu rehavete, bu sessizliğe artık son vermek gerekiyor diyoruz.
“SÜREÇ YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAK KABUL EDİLEMEZ”
Barış ve demokratikleşme süreci bir tutarlılık, bir samimiyet ister. Bizim yaptığımız gibi. Bir yandan barış ve çözüm denilirken diğer taraftan da bu süreç yokmuş gibi davranmak ve tecridi sürdürmek kabul edilmez. Sayın Öcalan kalıcı çözüm için çalışırken ve bu kadar çaba sarf ederken, bu çabalara karşı duyarsızlık başta Kürt halkı olmak üzere çözüme inanan herkeste kaygıları artırıyor. İktidarın bu hassasiyeti doğru anlamasını, doğru okumasını ve buna göre davranmasını bekliyoruz. Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğü güvence altına alınmalı. Toplumsal barışın önündeki engeller lafla değil, somut güven verici, cesur adımlarla ortadan kaldırılmalıdır. ‘Dar bi xweziyê şîn nabe’ diyor Kürtler. Yani ağaç sadece temenni ederek yeşermez. Bu devletin en büyük sorunu da budur. Bir şey söylüyor ama gereklerini de yapmıyor. Umarım önümüzdeki günlerde bu söylediğimiz şeyleri de dikkate alarak gerekleri yaparlar. Tarihin bizi izlediği çok önemli bir kavşaktayız. Yüz yıllık bir eşikteyiz. O halde bu tarihi döneme uygun adımlar atılmasını bekliyoruz.
UMUT HAKKI GÜNDEME ALINMALI
Umut hakkının gündeme alınması önemlidir. Sayın Öcalan tarihte eşi görülmemiş bir sorumluluk alarak büyük bir yükün altına girmiştir. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma şartları hayati olup düzenlenebilir. Siyasi görüşler suç kapsamından artık çıkarılmalıdır. Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılabilir. Herkesin başına bela olmuş ‘Terörle Mücadele Kanunu’ artık değişmelidir. Bu konuda Meclis acil adım atabilir. Biz geçmiş yıllarda da çok somut öneriler sunduk, bu günde yüzlerce somut öneri sunabiliriz. Bu konuda komisyonlarımız ve partimiz iyi çalışma yürütüyor. Yeri ve zamanı geldiğinde; gündemler ve konular hakkında da bu önerilerimizi söylemeye devam etmeliyiz. Siyasetler, iktidarlar ve konjonktürel gündemler gelip geçicidir. Çok gördük. Kalıcı olan halklardır, halkların iradesidir, onurlu barış mücadelesidir. Kalıcı onurlu barışa emek harcayanlardır.
TÜRKİYE YOL AYRIMINDA
Şimdi bu sistemi hep birlikte inşa edelim diyoruz. Biz buna hazır olduğumuzu bir kez daha sizin huzurlarınızda tekrar etmek istiyoruz. Niye acele etmeliyiz? Niye biz de iktidar gibi rahat değiliz? Niye kaygılıyız? Bu soruların cevabını size söyleyeyim; çünkü Türkiye’de yaşayan halklar, emekçiler, ezilenler bu süreci 100 yıl daha ıskalamasın. Barış olsun. İnsanlar 100 yıl daha sorunlarından dolayı kavga etmesin. Devlet, enerjisini ve ekonomisini insanların demokratik taleplerini bastırma için kullanmasın. Çünkü Türkiye bir yol ayrımındadır. Onun için acele ediyoruz. Biz istiyoruz ki Türkiye tercihini barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana yapsın. Onun için kaygılıyız. Onun için acele ediyoruz.”
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, hasta tutsaklar ve Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın sağlık durumu hakkında sosyal medya hesabından tepki gösterdi.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, hasta tutsaklar ve Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın sağlık durumu hakkında sosyal medya hesaplarından paylaşım yaptı.
“TÜRKİYE, HASTA MAHPUS SAYISI VE CEZAEVLERİNDEKİ ÖLÜMLERLE DÜNYADA İLK SIRALARDA YER ALIYOR”
Hatimoğulları, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ağır hasta haliyle, tüm açık raporlarıyla göz göre göre cezalandırılıyor” diyerek şu ifadeleri kullandı:
“Mahir Polat zaten suçsuzken tutuklanmıştır. Yetmemiş şimdi hastalığı üzerinden bedel ödettiriliyor. Bu ahlaki ve vicdani durumdan, bu ayıptan artık kurtulmalıdır iktidar. Geçtiğimiz son iki yılda cezaevinde yaşamını yitiren hasta tutsak sayısı yüz kadardı. Hasta tutukluların temel hukuki hakları başta olmak üzere tüm yaşam hakları ihlal edilmeye devam ediliyor. Türkiye, hasta mahpus sayısı ve cezaevlerindeki ölümlerle dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Siyasi iktidar; cezaevlerini muhalifler için ölüm evlerine çevirmekten vazgeçmeli, ağır hasta tutsakların tahliyesini bir an önce sağlamalıdır. Tüm siyasi tutsaklar derhal tahliye edilmelidir. Sağlık ve tedavi hakları sağlanmalıdır.”
“AĞIR HASTA VE DURUMU GÖZLER ÖNÜNDE OLAN TÜM TUTUKLULARIN TEDAVİYE ERİŞİMİ SAĞLANMALIDIR”
Bakırhan da paylaşımında şunları kaydetti:
“Halil Güneş, Güler Zere, İsmet Çardak, Sabri Kaya, Abdülhalim Kırtay, Cemal Tanhan, Yıldırım Han, Reber Soydan, Ercan Çakar, Ergün Akdoğan ve Şefik Esen, Nebi İlhan…Hangi birini sayalım bilmiyorum. Bu isimler, kısa süre önce tedavileri yapılmadığı için, insanlık dışı şartlarda kalmak zorunda kaldıkları için kaybettiğimiz ağır hasta tutsaklar. Hasta tutsaklar bu ülkenin ciddi bir meselesidir. Siyasi iktidar, hasta tutsakların sağlığa erişim hakkını insan onuruna yakışır hale getirmek ve ağır hasta tutsakların durumuna ilişkin çözüm sağlamak yükümlülüğü altındadır. Günlerdir ağır hasta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın durumunu izliyoruz. Hastaneden cezaevine, cezaevinden hastaneye sevk edilip durmaktadır. Bu duruma son verilmeli ve en uygun şartlarda tedavisi yapılmak üzere tahliye edilmelidir. Ağır hasta ve durumu gözler önünde olan tüm tutukluların tedaviye erişimi sağlanmalıdır. Gerekli prosedürler hayata geçirilmelidir.”
PİRHA-DEM Parti ve CHP liderleri, Newroz’un ardından demokrasi ve barış için ortak mücadele vurgusu yaptı. Özgür Özel, “Newroz yeni bir başlangıçtır” derken Tuncer Bakırhan, “Siyasi darbeler halkın iradesini yok ediyor” dedi.
İstanbul’da gerçekleştirilen Newroz kutlamalarının ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP’li yetkililerle Saraçhane’de bir araya geldi. Saraçhane’de düzenlenen buluşmada DEM Parti ve CHP liderleri, Türkiye’nin demokratikleşme süreci ve barışa dair ortak bir açıklama yaptı.
ÖZEL: NEWROZ YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanlığı adaylığı için oy verme sürecinin saat 19.00’a kadar uzatıldığını duyurdu. Özel, “Newroz, tüm Anadolu’da ve şehirlerde kutlandı. Bu kutlamalar, yeni bir başlangıç ve uyanışın simgesidir. Barış umutlarının yeşermesi için demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Özel, DEM Parti ile ortak mücadelenin önemine vurgu yaparak, “Türkiye’nin barışı ve demokrasisi için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmelere ilişkin sert eleştirilerde bulundu. Bakırhan, “Bu topraklarda darbelerle mücadele eden bir siyasi geleneğin temsilcileriyiz. Yargı eliyle demokratik siyaseti diz çöktürme girişimleri, halkın gücüne çarparak paramparça olacaktır” dedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına da değinen Bakırhan, “Dünyanın en önemli kentlerinden birinin belediye başkanının tutuklanması, barış sürecine ve demokratikleşme çabalarına zarar veriyor” şeklinde konuştu.
Bakırhan, Türkiye’nin askeri ve siyasi darbelerden kurtulması gerektiğini belirterek, “DEM Parti olarak hukuk dışı yollarla halkın iradesinin gasp edilmesine karşıyız. Nerede bir haksızlık varsa, orada olmaya devam edeceğiz” dedi.
“85 MİLYONUN YARARINA DEĞİL”
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan, son dönemde yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelere de değindi. “Türkiye’de yoksullaşma artıyor. Bu operasyonların 85 milyona hiçbir yararı yok. İktidar, halkın sesine kulak vermeli. Demokrasiye ihtiyacımız var” diyen Bakırhan, İmamoğlu’nun tutuklanmasının Türkiye’nin demokratik geleceği açısından olumsuz bir adım olduğunu vurguladı.
MANSUR YAVAŞA İLİŞKİN SORUYA YANIT
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın son açıklamalarına ilişkin bir soruya, “Partimizin bu konudaki mesajı, genel başkanın ağzından duyduğunuz mesajdır” şeklinde yanıt verdi.
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepki göstererek, “Kimsenin kendi çıkarı uğruna yargıyı kullanarak 85 milyon insanın aleyhine halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepki gösterdi.
“KİMSENİN HALK İRADESİNE MÜDAHALE ETMEYE HAKKI YOKTUR!”
Tülay Hatimoğulları, tutuklamaları adalete ve demokrasiye vurulmuş darbe olarak yorumlarayak, şunları ifade etti:
“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının iktidar talimatlı yargı tarafından tutuklanması adalet ve demokrasiye dönük darbedir. Şimdiden kara bir leke olarak tarihe geçmiştir. Sayın İmamoğlu’nun tutuklanmasını en güçlü şekilde kınıyoruz. İstanbul, Türkiye’nin tamamı demektir. Bu kentin seçilmiş iradesine yönelik tamamen siyasi saiklerle verilen tutuklama kararı bu iktidarın utancı olacaktır. ‘Biz sivil darbelerden çok çektik, haksızlık ve hukuksuzluğa çok uğradık’ diyerek siyasi kariyer yapanların bugün vardıkları liman hukuksuzluklar silsilesi olmuştur. Tarihe en büyük kumpasçılar ve iktidarları uğruna 85 milyonun hayatıyla oynayanlar olarak geçecekler. Sayın İmamoğlu ile ilgili bu kararın gözden geçirilmesi ve kendisiyle birlikte tutuklanan herkesin bir an önce serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Kimsenin kendi çıkarı uğruna yargıyı kullanarak 85 milyon insanın aleyhine halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!”
“HAKKÂRİ’DEN İSTANBUL’A UZANAN İRADE GASPLARINA KARŞI MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ!”
Tuncer Bakırhan ise, sanal medya hesabından şu tepkide bulundu:
“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun uydurma gerekçeler ve siyasi saiklerle tutuklanmasını en güçlü şekilde reddediyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla, milyonlarca yurttaşın iradesine siyasi müdahale yapılmıştır. Türkiye’de günlerdir gerilimi arttıran ve toplumu huzursuzluğa sürükleyen bu anlayış, Türkiye’nin iç barışına en büyük zararı vermeye devam ediyor. 16 milyonun iradesine darbe yapılması Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal gerilimleri daha fazla tetiklenmiştir. İstanbul halkının seçme-seçilme hakkını hiçe sayan, yargıyı siyasi bir müdahale aracına dönüştüren bu hukuksuzluğu en güçlü şekilde kınıyorum. Bu karardan hızlı şekilde dönülmesi çağrısı yapıyorum. Hakkâri’den İstanbul’a uzanan irade gasplarına karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “umut hakkı”na dair açıklamalarına, “Umut hakkı vardır, bir haktır” yanıtı verdi. Bakırhan, ayrıca Suriye’deki geçici anayasa taslağını kabul etmediklerini belirterek, “Suriye’den Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya Aleviler demokratik toplumun garantisidir. Alevinin olmadığı bir geçici geçici anayasa mı olur? Onayını almayan bir anayasa mı olur? Tam da Sayın Öcalan’ın Demokratik Toplum dediği çağrı; aslında Alevilerin de haklarını yaşamlarını garanti altına alan bir çağrıdır. Onun için demokratik toplum diyoruz” ifadelerini kullandı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısı sonrasında ayrıca gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan
Bakırhan, konuşmasına Newroz’u kutlayarak başladı. Newroz’un “barış ve özgürlük” getirmesi temennisinde bulunan Bakırhan, “Önümüzdeki günlerde de Van’dan Amed’e, İzmir’den İstanbul’a kadar her yerde yine özgürlük Newroz’unu büyük bir coşku ve şevkle kutlamaya devam edeceğiz. Çünkü bu Newroz, milyonlarca Kürdün aslında dünya âleme ‘Em li vir in’ deme Newrozu’dur. Milyonlarca Kürt, barış ve demokratik toplum çağrısının yapıldığı bu süreçte nasıl durduğunu sadece Türkiye kamuoyuna değil, dünya kamuoyuna da göstereceği bir Newroz’dur” dedi.
MEŞALE ÇAĞRI OLACAK
Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yolumuzu aydınlatacak olan meşale, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır. Önümüzdeki dönem demokratik toplum çağrısı Newroz’un aydınlığı gibi, Newroz’un ateşi gibi aydınlatmaya devam edecektir. Günlerdir siz de takip ediyorsunuz. Mahabat’tan Kirmanşah’a kadar, Süleymaniye’den Hewlêr’e kadar, Kobanê’den Kürt coğrafyasının dört bir yanına kadar Asrın Çağrısı destekleniyor. O alanları dolduran milyonlar, Asrın Çağrısı’nı arkasında durduklarını ifade ediyorlar. İrademizdir, bizi temsil ediyor diyorlar. Dolayısıyla biz de önümüz dönem yapacağımız çalışmalarda bu asrın çağrısını ne kadar destek verdiğimizi, sözümüz, eylemimiz, etkinliklerimizle ortaya koyacağız.”
ANKARA İYİ OKUMALIDIR!
‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenmesini anlattım ama bence bunu Ankara’da doğru okumalıdır, iyi okumalıdır, bu çağrıya verilen destekleri de iyi anlamalıdır. Bu çağrıya milyonların verdiği destek, aynı zamanda bu ülkenin demokratikleşmesini de inşallah bu Ramazan ayında beraberinde getirecektir. Bu Newroz, Kürt-Türk ilişkilerinde bir dönüm noktası olacaktır. Bu Newroz, 85 milyon için umut ışığı olacaktır. Sadece 85 milyon için değil, eğer bu süreci başarıya ulaştırabilirsek, doğmamış çocukların geleceği için de bir umut ışığı olmaya devam edecektir.
TÜM BÖLGEYİ YAKINDAN İGİLENDİRİYOR
Ortadoğu bir kez daha çok tarihi bir dönemeçten geçiyor. Suriye’de yaşanan gelişmeler, sadece Suriye halklarını değil, Türkiye ve tüm bölgeyi yakından ilgilendiriyor. Suriye’de özerk yönetimi ile geçici Şam hükümeti arasında imzalanan anlaşma ile birlikte, Suriye’de önemli gelişmelerin kapısı aralandı. Halkların statülerinin tanındığı, demokratik, eşit, adil bir Suriye için büyük bir fırsat ortaya çıktı. Suriye’deki anlaşmaya ve Türkiye’deki barış sürecine, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı damgasını vurmuştur.
GEÇİŞ ANAYASASI UMUDU ZEDELEYEN BİR YAKLAŞIM
Sayın Erdoğan da QSD ile geçici Şam hükümeti arasında yapılan bu anlaşmaya pozitif bir şekilde yaklaştığını belirtmişti. Fakat bu mutabakata atılan imza henüz kurumadan, halkların ve inançları görmezden gelen bir geçiş anayasası yürürlüğe girdi. 13 Şubat’ta siz de takip ettiniz, Suriye geçici anayasası açıklandı. Bu, Suriye’yi yeni bir karanlığa sürükleme potansiyeline sahip bir girişimdir. Bu geçiş anayasası, bölgesel barış umudunu zedeleyen bir yaklaşıma sahiptir. 15 gün önce, geçici hükümet o geçici kelimesi hala duruyor çünkü kalıcı olmak için demokratik, kapsayıcı, adil olmak gerekiyor. Eşitlikçi, hakkaniyetli bir politika yürütmek gerekiyor, katletmemek gerekiyor. Göçertmemek gerekiyor. Onun için geçici diyoruz, bu rejimin demokratik karakteri ortaya çıkana kadar halklar nezdinde geçici olmaya devam edecek. Bu geçici Şam hükümeti, 15 günde geçici bir anayasa hazırlık komisyonu kurmuş. Maşallah, nasıl çalışıyorlar. Biz bu ülkede 10 yıldır demokratik bir anayasa yapım aşamasına dahi geçemedik. 15 günde kurduğu geçici komisyon bir taslak hazırladı ve kamuoyuna açıkladılar. Hangi dinamiklerle görüştüler, ne zaman görüştüler, kimsenin haberi olmadı.
KÜRTLER KENDİNİ NEREDE GÖRECEK?
Kürtlerle, Alevilerle, Süryanilerle, Dürzilerle görüşülmemiş. Kadın devrimi dediğimiz Rojava’daki kadınlarla görüşülmemiş ama Suriye geçici anayasa taslağı diye kamuoyuna açıklandı. Böyle bir anayasa olabilir mi, bu anayasa kapsayıcı olabilir mi? Bu Suriye’nin anayasasıdır; bütün demokratik şekliyle, bütün farklılıkları kapsıyor diyebilir miyiz? Ülkenin adını da koymuşlar, 15 günlük çalışma içerisinde. Suriye Arap Cumhuriyeti diye mezhepçi, tekçi, yüzyıldır oranın sorun yaşamasına sebebiyet veren o tekçi bir mantıkla Suriye Arap Cumhuriyeti demişler. Şimdi en başta Suriye Arap Cumhuriyeti dersen, Kürtler kendisini nerede görecek?
BU ANAYASAYI TANIMIYORUZ
Soruyu sormaya devam edeceğiz. Bunun yerine yüz yıldır o coğrafyanın çatışma ve savaş içerisinde yaşamasına sebebiyet veren o tekçiliği kullanmaması gerekiyordu. Sanki yangından mal kaçırırcasına beş yıllık geçiş süreci anayasası diye anlattılar ve bununla birlikte yeni istikrarsızlıklara, yeni gerginliklere, yeni provakasyonlara da maalesef zemin açtılar. Biz bu anayasayı tanımıyoruz. Kimse unutmasın ki halkları ve inançları yok sayan anlayış artık miadını doldurmuştur. Yok, sayanlar kaybediyor. Suriye’den Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya Aleviler demokratik toplumun garantisidir. Alevinin olmadığı bir geçici geçici anayasa mı olur? Onayını almayan bir anayasa mı olur? Tam da Sayın Öcalan’ın Demokratik Toplum dediği çağrı; aslında Alevilerin de haklarını yaşamlarını garanti altına alan bir çağrıdır. Onun için demokratik toplum diyoruz.
ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR SURİYE’DEN BAŞKA BİR SEÇENEK YOK!
Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Dürziler yani Suriye’de yaşayan bütün halklar ve inançların kendi iradelerine sahip olduğu demokratik laik özgürlükçü bir Suriye’den başka seçenek de yok yol da yok. Demokratik, laik, özgürlükçü bir anayasanın dışında orayı kapsayacak bir yol da yok, seçenek de yok. Onun için erkenden bu antidemokratik, yok sayan, geçici olan hükümet gibi adının geçici olduğu bu anayasanın demokratik bir öze ve kapsayıcı bir ruha kavuşması için Suriye yetkililerine de çağrımı yapmak istiyorum.
BARIŞA KURULMUŞ BİR SABOTAJDIR
Suriye’de geçici Şam yönetimi ile Özerk Yönetim arasında görüşmeler devam ederken, siz de hakkını vereceksiniz, evet eleştirilecek birçok yanımız var ama özellikle bu tartışma süreci başladıktan sonra 7/24, kadın meclisimizle, bütün parti kurum ve kurullarımızla birlikte barışı örgütlemeye çalışıyoruz. Barış umudunu büyütmeye çalışıyoruz. Biz bunları yapmaya çalışırken, henüz meclis koridorlarında ziyaret programımızı uygulamaya çalışırken, Kobanî’de 7’si çocuk 9 kişilik bir aile katledildi, acımasızca. Hem de Ramazan ayında ve sahura insanlar kalkmışken. Bu katliamı kınıyoruz, bu katliamı kabul etmiyoruz. Barış umudunu büyütelim derken birileri katliamlarına devam ediyor. Bu katliam kabul edilir gibi değil. Bu katliam barışa, bu sürece kurulmuş bir provokasyon ve sabotajdır.
ABDULLAH ÖCALAN UYARMIŞTI
Sayın Öcalan’la yaptığımız görüşmelerde Sayın Öcalan da provokasyonlara dikkat çekmişti. Ve İmralı Adası’nda kendisiyle görüşen bütün heyetlere devlete sürekli yaptığı en önemli çağrılardan biri: ‘Aman ha, provokasyonlar, sabotajlar olmasın.’ Provokasyon ve sabotaj derken, uzaydan, gökten, dışarıdan gelip bir şeyler yapabilecekleri sadece kastetmemişti. Bizim sözümüzden eylemimize kadar, iktidarın pratiğine, sözüne, eylemine kadar aslında büyük çerçeve çizmiştik. Bu işin lamı cimi yok! Bu katliamı yapan akıl, barış umutlarını katletmiştir. Barış umuduna sabotajda bulunmuştur. Bu saldırı asla sıradan bir saldırı değil, öyle değerlendirmiyoruz. Barış çabalarını ortadan kaldırmaya dönük bir mesajdır. Sayın Erdoğan daha kaç gün önce bu süreçte gelebilecek her türlü provokasyona karşı en üst seviyede dikkat sergileyecek, gereken bütün tedbirleri alacağız demişti. Bunu yürütmenin başı söylüyor, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Şimdi buradan Sayın Erdoğan’a soruyoruz: Kobanî’de 7’si çocuk 9 kişilik bir ailenin öldürülmesi sabotaj değil de nedir? Provokasyon değil de nedir? Bahsettiğiniz en üst seviyede tedbirleri ne zaman alacaksınız? Yoksa bu değerlendirmeyi yaparken “Kürtler hariç, Kobanî’dekiler hariç” mi dediniz? Dolayısıyla verdiğiniz söze uygun bir pratik ortaya çıkmalıdır. Bir kez daha bu saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz, lanetliyoruz. Bu saldırıyı yapanların peşini bırakmayacağız. Açığa çıkıncaya kadar, bu saldırıyı yapanlar yargılanıncaya kadar hep birlikte mücadele edeceğiz.
MESAJI 50 BİN KİŞİYE AYRINTILI ANLATTIK
Değerli arkadaşlar, barış yolunu örmek için siyasi parti, sivil toplum, inanç örgütleri başta olmak üzere toplumun birçok çevresiyle görüşmeler yaptık. Buluşmalar gerçekleştirdik. Demokratik çözüm gündemiyle bütün kurullarımız, kadın arkadaşlarımız başta olmak üzere büyük bir çaba içerisinde. Parti olarak barış ve demokratik çözüm çağrısını büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında halklarımızla, emekçilerle buluşuyor, demokratik siyasetin gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz. 139 ayrı merkezde halk toplantıları gerçekleştirdik. Bu toplantılara 50 bin arkadaşımız, yoldaşımız katıldı. Sayın Öcalan’la mesajını bu 50 bin kişiye ayrıntılı şekilde anlattık, birlikte tartıştık. Dünyada 50 bin kişi ile barışı topluma anlatacak başka bir örnek yok. Hep model oluyoruz, hep öncülüğünü yapıyoruz, 50 bin kişi ile barışı anlatacağız topluma. Bakın haritadan da göreceksiniz, bu mor renginde olan bütün kentlerde toplantılar yaptık. Neredeyse Türkiye haritasının 4’te 3’ünü gezdik. Kalanını da hep birlikte yine tamamlayarak demokratik toplumu ve barışı anlatmaya çalışacağız.
SIRA KİMDE?
Evet, bütün ziyaret ve toplantılarda gördüğümüz netti. Halkımız barış, adalet, özgürlük istiyor. Zemin hazır, irade hazır, umut var. O halde neden yol almayalım sorusunu bir kez daha soralım. Biz de hazırız. Yol açık, 27 Şubat asrın çağrısı, aynı zamanda demokrasinin pusulasıdır. Bu süreci, barışla taçlandırmak için, pedal çevirmeye devam etmeliyiz. İlk pedalı Sayın Öcalan büyük bir cesaretle, büyük bir sorumlulukla yerine getirdi. Şimdi pedal çevirme sırası iktidarda, devlettedir. Hadi buyurun çeviren pedalı devam ettirin. Bu ülkeyi barışa, huzura kavuşturalım diyoruz. Sayın Öcalan’ın çağrısının üzerinden 24 saat bile geçmeden, PKK kendini fesih etme kararı aldı. Fesih kongresinin yapılması da sürecin en kritik eşiğinin aşılması için ne lazım. Güvenli bir ortam lazım. Güvenli bir ortam lazım. buyurun güvenli ortamı sağlayın. Madem çok istiyorsunuz, kongre toplansın, Sayın Öcalan’ın çağrısını yerine getirsin. Sayın Öcalan ile kendi partisini kuracağı kongreyi yöneteceği, mekanizmayı bir zahmet oluşturun.
85 MİLYON SAHİPLENMELİ
Bu da pedalı çevirmenin en önemli aşamalarından birisidir. Türkiye’de çözüm ve barış sadece Kürtlere değil, bütün Türkiye’ye kazandıracaktır. 85 milyon kazanacaktır. Demokrasi gelecek. Rantın, sermayenin zenginleştiği, emeklinin, emekçinin perişan olduğu bu zemin ortadan kalkacak. Eşit olacağız, kardeş olacağız, kavga bitecek. O yüzden bu çağrıyı 85 milyonun sahiplenmesi gerekiyor. Türkiye’de çözüm herkese kazandıracaktır. Ortadoğu’da olduğu kadar, yenidünyada da Türkiye’yi büyük bir güç haline getirecektir. İşte son günlerde hep birlikte takip ediyoruz. Dün AKP sözcüsü de açıkladı, iktidar AB sürecini ilerletme
BAKAN TUNÇ’A YANIT
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’ın “Umut hakkı bizim mevzuatımızda, kanunlarımızda olan bir konu değil” açıklaması sorulan Bakırhan, “Bu konuda uluslararası mahkemelerin vermiş olduğu kararlar var, AİHM kararı var. Sanırım bu mesele Sayın Adalet Bakanı’nı aşan bir meseledir. Uluslararası evrensel kuralları uygulayacaksa, ‘umut hakkı’ diye bir şey de var. Bu bizim icat ettiğimiz, ürettiğimiz bir mesele değil. Çözüm olacaksa, barış olacaksa, yeni ve demokratik bir zemin oluşturulacaksa da ‘umut hakkı’, cezaevlerindeki bu kumpas davaları da gözden geçirilmelidir” dedi.
Bakırhan, şöyle devam etti:
“Adalet Bakanı bu sürecin neresindedir, bu cevap bu sürece ne katkı sunuyor? Tecrit yokmuş! Biz inandık mı buna. Dört yıldır Sayın Öcalan avukatlarıyla, ailesiyle mi görüştü? Ayıptır. Kimin nerede durduğunu bir zahmet biraz netleştirmesi gerekiyor. Bizim cephemizden derli toplu net somut bu sürece nasıl yaklaştığımızı siz değerli basın emekçileri çok iyi biliyorsunuz. Sade ve net bir şekilde saklamadan her şeye yanıt olmaya çalışıyoruz. Bizim muhatabımız kim? Her gün bir AK Partili yetkili bakana cevap vermek durumunda kalmayalım. ‘Umut hakkı’ da vardır, ‘umut hakkı’ bir haktır. ‘Umut hakkı’, evrensel hukukun karar verdiği, AİHM’in karar verdiği uluslararası, evrensel bir haktır. Bu süreç yürüyecekse, çözüm olacaksa umut da olmalı, ‘umut hakkı’ da olmalıdır. İnsanlar sonsuza kadar cezaevinde mi kalacaklar?”
Bakırhan, Adalet Bakanı Tunç’un “yazılı mesaj olabileceğine” dair sözlerine dair ise, “Barışa dönük verilecek her olumlu mesaj biçimi, şekli ne olursa olsun takip ediyoruz. Dolayısıyla oradan gelecek mesajın içeriğini çok önemsiyoruz, Newroz öncesi böyle bir mesajın gelmesinin değerli ve kıymetli olduğunu belirtiyoruz” dedi.
Bakırhan, “21 Mart’ta heyet İmralı’ya gidebilir mi?” sorusuna dair, “Gidebilir, Adalet Bakanı her şeye cevap veriyor, bence bunu da sorsanız söyler” yanıtı verdi.
Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın Newroz’da çağrı yapıp yapmayacağına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı: “Dün Ak Parti gurubu ile görüşürken de dile getirdik. Heyetimizin tekrar İmralı’ya gidilmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz. Çağrı sonrası Sayın Öcalan’ın meseleye dönük ne diyeceğini, nasıl mesajlar vereceğini de toplum merak ediyor. Newroz öncesi olursa oradan halka bu çağrıyı perçinleyecek, güçlendirecek bir çağrı gelirse memnun oluruz.”
PİRHA- 2025 Newroz deklaresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’deki mutabakat metninin Alevileri de kapsayan bir mutabakat olduğunu söyledi. Bakırhan, “O metinde ateşkes var. Alevileri katletmeme çağrısı var. Alevilere eşit yurttaşlık hakkı ver çağrısı var. Dolayısıyla bu yapılan mutabakat metnine Alevi yurttaşlar hemen katliamdan sonra gelmesinden dolayı biraz kaygılı yaklaşıyor olabilirler ama o metinde ne kadar Kürt varsa o kadar Alevi var” diye belirtti.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti), 2025 Newroz programının deklaresi basınla paylaşıldı.
Newroz deklaresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’deki gelişmelere ve dün SDG ile HTŞ arasında imzalanan mutabakata değinerek, “O da çok önemliydi. O da yine halkların baharı olan, direnişin bayramı olan Newroz bayramının haftasına denk geldi. Orada yapılan mutabakat çok net. Sayın Öcalan’ın çağrısına uygun, tekçilikten, mezhepçilikten uzak, Kürt’ün, Alevi’nin, Arap’ın, Dürzi’nin, Hristiyan’ın, Ermeni’nin, halkların ve inançların demokratik bir zeminde kendi kimlikleriyle yaşayabilecekleri bir mutabakatın altına imza atıldı. Bu Newroz niye önemlidir? Hem Suriye’deki mutabakatın Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerine ulaşmaları için, hem Sayın Öcalan’ın çatışma ve şiddet yerine barışçıl ve demokratik zeminde daha güçlü bir mücadele yürütme çağrısına bir cevap olacaktır” dedi.
“MUTABAKAT ALEVİLERİ DE KAPSIYOR, ALEVİLERİ KATLETMEME ÇAĞRISI VAR”
Bakırhan, mutabakat metninin Alevileri kapsayan bir metin olduğunu ifade etti. Mutabakat metinin katliamı durdurma çağrısıyla birlikte eşit yurttaş olma çağrısını da kapsadığını sözlerine ekleyen Bakırhan şunları söyledi:
“Suriye’de Alevi yurttaşlarımıza dönük yapılan katliamı hep birlikte izledik, gördük. Bunu kınadık ve bunu eleştiriyoruz. Ama sizin aracılığınızla şunu da söylemek istiyorum. Aslında Suriye’deki mutabakat metni aynı zamanda Alevileri de kapsayan, dışlamayan bir metindir. O metinde ateşkes var. Alevileri katletmeme çağrısı var. Alevilere eşit yurttaşlık hakkı ver çağrısı var. Dolayısıyla bu yapılan mutabakat metnine Alevi yurttaşlar hemen katliamdan sonra gelmesinden dolayı biraz kaygılı yaklaşıyor olabilirler ama o metinde ne kadar Kürt varsa o kadar Alevi var. Ne kadar Alevi varsa o kadar Hristiyan var. Ne kadar Hristiyan varsa o kadar Arap var, Türk var. Suriye’nin bütün renkleri var.”
PİRHA- Suriye’de Alevi halklarına yönelik saldırıları kınayan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Uluslararası kamuoyunu yaşanan bu katliamlara karşı etkin bir tutum almaya ve Alevi halkıyla dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’deki Alevi katliamına dair yazılı açıklama yaptı.
“ETKİN KATILIM SAĞLANMADI
“Suriye’deki Alevi katliamı durdurulmalıdır; uluslararası kamuoyunu etkin bir tutum almaya çağırıyoruz” başlıklı açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
“Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana, ülkedeki tüm toplumsal kesimleri ve farklılıkları tanıyan kapsayıcı ve demokratik bir anayasal çözümü savunduk. ‘Farklılıkların tanınması, demokratik birliğin teminatıdır’ anlayışıyla hareket ettik. 8 Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesinin ve HTŞ’nin Suriye’nin önemli bir kısmında denetimi ele geçirmesinin ardından kurulan Ahmed El Şara (Colani) yönetimi, bu ilk 3 aylık süreçte ısrarla Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, kadınları ve ‘kendisinden’ olarak tanımlamadığı tüm toplumsal kesimleri dışlayan bir politika izledi. Geçici hükümetin belirlenmesi, ulusal diyalog konferansının düzenlenmesi ve anayasa hazırlık komitesinin oluşturulması gibi Suriye’nin geleceğine yön verecek tüm kritik aşamalarda halkların ve inançların temsilcileriyle ortaklaşılmadı, onların sürece etkin katılımı sağlanmadı. Bu dışlayıcı yaklaşımın, yıllardır barış ve huzur bekleyen Suriye’de yeni gerilim ve çatışmalara neden olacağına dair endişelerimizi defalarca dile getirdik.
SALDIRILARA SON VERİN
Son olarak Lazkiye ve Tartus’ta Arap Alevilerine yönelik gerçekleştirilen katliamlar, bu tekçi ve dışlayıcı anlayışın acı bir sonucudur. Yine Hama, Humus ve birçok köyde yoğunlaşan ve failinin HTŞ olduğu katliamlara tanık oluyoruz. Bu olağanüstü gelişme, 2011’den bu yana devam eden iç savaşın halen bitmemiş olduğunun da açık bir göstergesidir. Durum son derece ciddidir ve dünya kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşen tarihin en büyük Alevi katliamlarından birine seyirci kalınmaktadır. HTŞ yönetiminin Alevi halkına yönelik bu katliamlarını ve zorla yerinden etme politikalarını en güçlü şekilde kınıyoruz. HTŞ yönetimi, derhal bu saldırılara son vermeli ve Arap Alevilerinin meşru ve demokratik taleplerini tanımalıdır.
ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI
Bu trajik gelişmeler bir kez daha göstermektedir ki Suriye’de kalıcı barışın ve toplumsal huzurun yolu, farklılıkların tanınmasından ve tüm halkların, inanç gruplarının eşit ve adil bir şekilde temsil edildiği adem-i merkeziyetçi bir yönetimin oluşturulmasından geçmektedir. Son 3 aydır tek taraflı yürütülen idari, hukuki ve siyasi girişimlere derhal son verilmeli, tüm kesimlerin uzlaşabileceği yeni bir diyalog ve inşa süreci başlatılmalıdır. Türkiye’deki iktidarı, HTŞ yönetimiyle kurduğu yakın ilişkiyi ve her türlü işbirliğini gözden geçirmeye, bu katliamları önlemek üzere yapıcı bir yaklaşım sergilemeye davet ediyoruz. Uluslararası kamuoyunu ise Lazkiye ve Tartus’ta yaşanan bu katliamlara karşı etkin bir tutum almaya ve Suriye’deki Alevi halkıyla dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”