PİRHA-Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesine ilişkin PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Zorunlu din dersleri ve Diyanet başta olmak üzere Alevileri yok sayan, bu eşitsizliği derinleştiren her türlü yaklaşıma karşı Alevi kurumları ile Alevi toplumuyla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
Alevilerin yıllardır sürdürdüğü eşit yurttaşlık mücadelesine yönelik PİRHA‘ya konuşan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel BaşkanıErkan Baş, zorunlu din dersleri ve Diyanet’in kaldırılması başta olmak üzere Alevilerin temel talepleri için mücadele edeceklerini söyledi.
“ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIĞINI SAVUNUYORUZ”
TİP’in ülkede yaşayan herkesin eşit yurttaşlık talebini savunduğunu belirten Baş, şöyle konuştu:
“Türkiye İşçi Partisi bu memlekette yaşayan tüm yurttaşların eşit yurttaşlık taleplerinin savunucusu bir partidir. Dolayısıyla Alevi yurttaşlarımızın da eşit yurttaşlar haline gelmesi gerektiğini savunur. Bu ne demek? Bu, Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaş olmadığı gerçeğini gördüğümüzü ve buna karşı Alevi yurttaşlarımızla birlikte mücadele ettiğimizi ifade etmek anlamına geliyor. Bu nedenle bizim kırmızı çizgimizdir. Aleviler diğer bütün yurttaşlar gibi eşit yurttaş muamelesi görmelidir.
“ALEVİLERİN TALEPLERİ BİZİM DE TALEBİMİZ”
Peki, iktidar böyle mi yapıyor diye baktığımızda iktidarın böyle yapmadığını görüyoruz. Aksine, “Alevilerin eşit olmayan koşullarını nasıl devamlı hale getirebilirim, nasıl Alevilerin haklarını vermeden sanki Alevilerin hakları ile ilgilenmiyormuş gibi yaparım” yaklaşımıyla hareket ettiklerini görüyoruz. Sadece iktidarın bir seçim yatırımı olarak değerlendirmiyorum. AKP’nin yaptığı şeyin mutlaka bir seçim yatırımı boyutu var. AKP bugüne kadar sırtını döndüğü tüm toplumsal kesimlere sanki yüzünü dönüyormuş gibi bir takım göstermelik adımlar atıyor.
Alevi toplumuna böyle, Kürtlere böyle. EYT meselesi biliyorsunuz emekçilere dönük 20 yıldır hak gasplarını sanki ortadan kaldırıyormuş gibi. Bizim açımızdan mesele net. Alevi yurttaşlarımızın talepleri bizimde talebimiz. Biz Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık hakkı savunucusuyuz bu mücadeleyi büyüterek vermeye devam edeceğiz.”
“ALEVİ YURTTAŞLARIMIZLA BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”
Erkan Baş, Alevi kurumları ve Alevi yurttaşları ile birlikte, ortak hareket edeceklerini de kaydederken, “Zorunlu din dersleri ve Diyanet başta olmak üzere Alevileri yok sayan, bu eşitsizliği derinleştiren her türlü yaklaşıma karşı da Alevi kurumları ile Alevi toplumuyla, Alevi yurttaşlarımızla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu haklar tamamen eşit bir biçimde sağlanana kadar da bu kavga aynı zamanda bizim de kavgamız olacak” ifadelerini kullandı.
PİRHA- TİP Aleviler için Eşit Yurttaşlık Komisyonu, yazılı bir açıklama yaparak, cemevlerinin yönetiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na verilmesi konusunda uyardı. “Amaçları Alevileri aldatmak ve cemevlerine el koymak” diyen TİP, “Aleviler çocuklarını zorunlu din dersi dayatmasından kurtarmak istiyor. İnanç ve ibadethanelerinin tanınmasını istiyor” ifadesini kullandı.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Aleviler için Eşit Yurttaşlık Komisyonu, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, cemevlerinin yönetiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na verilmesi konusuna ilişkin yazılı açıklama yaptı.
“ALEVİLERİN SORUNLARI FATURA, İMAR YA DA MAAŞA İNDİRGENEMEZ”
TİP Aleviler için Eşit Yurttaşlık Komisyonu’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Belediye başkanı olduğu dönemde Aleviler için kutsal sayılan bir yere “ucube” diyen, cemevleri için “cümbüş evi “ifadesini kullanan, Sivas Katliamı sanıklarının avukatlarını partisinden milletvekili ve bakan yapan Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Cemevleri Başkanlığı kurulacak’, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığımız bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, cemevlerinin tamamının yönetimini yürütecek’ ifadeleri iktidar medyası tarafından Alevilere ‘müjde’ olarak sunuldu. Daha birkaç gün önce muhalefet tarafından gündeme taşınan başörtüsü konusunu, tarikatları daha fazla memnun edecek gerici uygulamalar için fırsata çevirmeye çalışan Erdoğan’ın niyeti Alevilerin sorunlarını çözmek olamaz! Demokratik reform adı altında Alevilere müjde diye sundukları pakete baktığımızda, söylenenin aksine, yeni anti demokratik saldırıları görüyoruz. Amaçları Alevileri aldatmak ve cemevlerine el koymaktır. Bu topraklarda binlerce yıldır yaşayan Alevilerin sorunları fatura, imar ya da personel maaşlarına indirgenemez” dedi.
“İBADETHANELERİNİN TANINMASINI, ZORUNLU DİN DERSLERİNİN KALDIRILMASINI İSTİYORLAR”
Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşamak istediğine vurgu yapılan açıklamaya şöyle devam edildi:
“Aleviler çocuklarını zorunlu din dersi dayatmasından kurtarmak istiyor. İnanç ve ibadethanelerinin tanınmasını istiyor. Alevileri cumhuriyetten, demokrasiden eşitlikten ve özgürlükten vazgeçiremeyecekler. Aleviler yüzlerce yıldır baskıya, sömürüye ve zulme karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesinin saflarında duruyor. Mücadeleleri mücadelemizdir. Yakında bu zalim iktidara hep birlikte son vereceğiz ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılında eşit, özgür, laik bir ülkeyi hep birlikte kuracağız!”
PİRHA- Cumhurbaşkanlığı’na adayı olabileceği konuşulan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinin gündeme getirilmesi ve tartışılması tepkilere neden oluyor. ADFE Başkanı Celal Fırat, “Siyasi bir parti liderinin Alevi kimliğinin tartışılması bizleri rahatsız ediyor. Türkiye’de artık net bir anlamda halkların Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğludur. Sonuna kadar sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanındayız.” dedi.
Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı için en güçlü adaylarından olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği gündeme getirilmişti.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık katıldığı bir televizyon programında, “Kemal Kılıçdaroğlu’nın, Alevi olmasının Türkiye toplumu ve siyaseti için bir mesele olduğunu kavrayarak hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Hiç kimse ‘iktidar oradan söz kurmaz’ diye düşünmesin. Bakın bu öyle kötü bir iktidar ki bize her gün Madımak’ı yaşatabilecek bir iktidar” dedi.
İYİ Parti Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral da yine katıldığı bir televizyon programında Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması nedeniyle “Müslüman kesim tarafından bu bir endişedir” yorumunda bulunmuştu.
Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat Dede, “Sol, sosyalistlerden tutunda gerici siyasi partilere kadar bütün yazarlar, çizerler tarafından Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinin konuşulması yüzyıllardır Alevilerin ötekileştirilmesinin getirdiği bir korkunun ürünüdür. Holdingleşen Diyanet gibi kurumların konuşulması gerekirken, tek bir kelime dahi dillendirmeyen bu şahısların Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini toplumsal bir mesele boyutuna dönüştürmeleri bizleri rahatsız ediyor” dedi.
Celal Fırat, Türkiye’de yaşanan adaletsizliklere ve yoksulluklara değinerek, şöyle devam etti:
“Türkiye’de çok acayip işler oluyor. Haksızlıkların, hukuksuzlukların, yolsuzlukların konuşulması gereken bir süreçte; Türkiye siyasi bir arenaya da girmiş vaziyette. İnsanlar bu kadar ekonomik problem yaşarken, yoksulluk diz boyundayken, bunların konuşulması gerekirken, siyasi bir parti liderinin Alevi kimliğinin tartışılması bir Alevi yurttaş ve kurum yöneticisi olarak son derece bizi rahatsız ediyor.”
“KATLİAMLARLA YORULMUŞ BİR HALKIN ÖTEKİLEŞTİRİLMESİNE İÇİMİZ ELVERMİYOR”
Celal Fırat, tarih boyunca yöneticilerin Sünni kökenli yurttaşlar olduğunu ancak Alevilerin yöneticilere karşı mezhebi sebebiyle cephe almadığını belirterek, Alevi yurttaşların ötekileştirildiğini kaydetti.
Fırat, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun son süreçle beraber söylemlerinin yerinde olduğuna inanıyorum. Ama maalesef Türkiye’de kurulduğu günden bugüne kadar hep Sünni kökenli vatandaşlar bu ülkeyi yönettiler. Hiçbir Alevi, ‘bunlar ülkeyi batırdılar, batıranlar Sünnidir, oy vermeyelim’ gibi bir mantık gütmedi. Bizler insanı insan olduğu için seviyoruz. Ötekileştirmiyoruz, sınıflara büründürmüyoruz. Katliamlarla yorulmuş bir halkın ötekileştirilmesine de içimiz elvermiyor” diye konuştu.
“KILIÇDAROĞLU’NUN YANINDAYIZ”
Fırat, “Türkiye’de artık net bir anlamda halkların Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğludur. Kılıçdaroğlu olmalı. Bu konuyla ilgili üzerimize ne düşüyorsa sonuna kadar sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanındayız. Aşk ile…”
PİRHA-Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleri Gezi direnişinin 9’uncu yılında Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” pankartı astı. Polisler milletvekillerine müdahale ederken, pankartı kesti.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ErkanBaş ile İstanbul Milletvekilleri AhmetŞık ve SeraKadıgil, Gezi direnişinin 9’uncu yıl dönümünde Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” yazılı bir pankart astı.
Pankartın asılma anları Ahmet Şık’ın kişisel Twitter hesabından canlı yayınlanırken; köprüye gelen polislerin “Bu bayrağı buraya asamazsın” diyerek milletvekillerine müdahale ettiği ve pankartı kestiği görüldü. Polislerin ayrıca çıkan arbedede milletvekili Sera Kadıgil’in telefonunu denize düşürdüğü belirtildi.
PİRHA-Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Müdahale Kongresi’nde konuşan Erkan Baş, altı muhalefet liderinin verdiği fotoğrafa değinerek, “Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. AKP’yi, AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakındadır” dedi.
Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) “Müdahale Kongresi” partinin 61. kuruluş yıldönümünde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlendi. TİP Genel Başkanı Erkan Baş yaptığı konuşmada “Biz bu kabusu bitirme konusunda kararlıyız. Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. AKP’yi, AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakındadır” dedi.
TİP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in konuşmasıyla başlayan kongreye Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkevleri, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Sol Parti, İşçi Demokrasisi Partisi (İDP), Yeşiller Parti, Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) temsilcileri de katıldı. Ayrıca enflasyon altındaki zam teklifine karşı günlerdir eylemde olan işçiler ve sendikalar da kongrede yer aldı.
“SARAY REJİMİNİ YENECEĞİZ”
Açılışta konuşan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, “Adıyla sanıyla şanıyla sosyalist Türkiye Cumhuriyeti istiyoruz, bu kadar basit. Bu ülkenin yüzde 99’u çalışıyor, yüzde 1’i ise yiyor. Biz gece gündüz çalışalım, bunlarda yattıkları yerden yesinler. Bunca yalanın sebebi bu. Saçma olan bizim istediğimiz dünya değil, saçma olan içinde yaşadığımız, maruz kaldığımız bu dünya.
Bizim bir davamız var, planımız var. Saray rejimini yeneceğiz, sonrasında da ülkeyi patronlara teslim etmemizi bekleyenler varsa açıkça söylüyoruz çok beklerler. Biz sadece AKP’den değil, AKP’ler yaratan bu düzenin kendisinden kurtulmak istiyoruz. Bu yüzden diyoruz ‘Haydi başlayalım’ diyoruz. Okullarımızı, meclisimizi, derelerimizi, hastanelerimiz, hepsini bu haramilerden geri alacağız. Bu yolda yalnız değiliz” ifadelerini kullandı.
DİRENİŞTEKİ İŞÇİLER SAHNEYE ÇIKTI
Kadıgil’in konuşmasından sonra ise Moğollar grubu sahneye çıktı. Moğolların ardından da etkinliğe katılamayan Rıza Türmen, Şebnem Gürsoy, Afşar Timuçin, Müjdat Gezen, Rutkay Aziz, Mustafa Alabora ile Selahattin Demirtaş’ın gönderdiği tebrik mesajları okundu. Selahattin Demirtaş’ın mesajının okunmasının ardından salonda “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları yükseldi. Tebrik mesajlarının ardından TİP’in sonuç bildirisi okundu.
Türkiye’nin her yanında direnişte olan işçiler de sahneye çıktı. Farplas Fabrikası’nda çalışan ve haklarını istediği için işten atılan TİP Gebze İlçe Başkanı Nejla Dolaşık, kürsüde tüm işçiler adına söz aldı. Taleplerinin yalnızca insanca yaşamak olduğunu söyleyen Dolaşık, “Bizler Türkiye’deki işçi sınıfı hareketinin genişlemesi, sosyalist mücadelenin büyümesi, kan emici burjuvazi ve onun siyasi temsilcilerine karşı mücadeleyi büyütmek için toplandık. Bizler bu göreve talibiz. Büyük bir tarihin yanında bizim direnişimiz belki bir damla” şeklinde konuştu.
BAŞ: AMACIMIZ BU DÜZENE SON VERMEK
Kürsüden halka seslenen TİP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, “Türkiye’nin aydınlık geleceğini alkışlayalım” diyerek; Lila işçilerini, Migros depo, Yemeksepeti, Farplas işçilerini selamladı. Baş, “Kayyuma direnen Boğaziçilileri, Barış Akademisyenlerini, Gülsüm-Sami Elvan’ı alkışlayalım. Bizim kahramanlara ihtiyacımız yok, işte buyuz, bu salonu dolduranlarız, biz ülkenin aydınlık yüzüyüz. Bizim sahte kahramanlara ihtiyacımız yok. İşte biz buradayız” ifadelerini kullandı.
Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Biz bu ülkeyi işçiler düzeltecek dediğimizde güvendiğimiz işte bu işçi sınıfı. Bugün TİP, Türkiye’nin her yerinde emekçilerin yan yana geldiği bir odak haline geldi. Amacımızı gizlemiyoruz. Amacımız bu düzene son vermek. Biz artık başka bir dünya mümkün demiyoruz. Bu dünyayı yeniden başka şekilde kuracağız diyoruz.”
“ERDOĞAN’LA ANT OLSUN Kİ HESAPLAŞACAĞIZ”
“Erdoğan ile ant olsun ki hesaplaşacağız!” diyen Baş, “Hesaplaşacağız ki geri dönmesinler. Bu büyük yürüyüşün temel hedefi bir yeniden kuruluştur. Bizden çaldıklarını geri alacağız. Gönlümüz rahat, ufkumuz açık. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin çözülmeyecek sorunu yok. Biz bu ülkenin insan gücünün zenginliğine güveniyoruz. Biz bu ülkeyi yeniden laik bir ülke haline getireceğiz.
“AKP’Yİ, AKP’NİN EMEKLİLERİ İLE YENEMEZSİNİZ”
Biz bu kabusu bitirme konusunda kararlıyız. Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. Bugün AKP’nin yıkılışı için gün sayıyorsak, bu en çok halkın eseridir. AKP’yi AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakıdır. Türkiye’de siyaseti yeniden kurmak istiyoruz. Saray soytarıları size sesleniyoruz, bugün büyük bir adım attık. Saray iktidarı yıkılacak, emekçilerin düzeni kurulacak” ifadeleri kullandı.
PİRHA- 4-6 yaş grubu çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararına karşı Aleviler öncülüğünde başlatılan kampanyanın destekçisi olduklarını söyleyen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar. 4 yaşındaki çocuklara dahi din eğitimi verir hale gelmiş durumdalar. Buna net bir biçimde karşı çıkmadan Türkiye’de laiklik tartışması yapmak mümkün değildir. Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil, bu tüm Türkiye’nin sorunudur” dedi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil ve Ahmet Şık, ajansımız PİRHA‘nın da katıldığı kahvaltıda gazeteciler ile bir araya gelerek gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
1-3 Aralık 2021 tarihlerinde yapılan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubundaki çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararı ile karara karşı Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğünde başlatılan imza kampanyasını değerlendiren TİP Genel Başkanı Erkan Baş, parti olarak kampanyaya tam destek verdiklerini kaydetti.
Baş ayrıca Alevilerin ibadethanelerine gelen yüksek elektrik faturalarıyla ilgili olarak da “Cemevlerine ticarethane muamelesi yapılıyor. Devlet ısrarla yok saymaya ve Alevi yurttaşlardan aldığı vergiyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na aktarmaya, Alevi çocuklarına kendi din anlayışını istediği gibi dayatmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
“SORUN YALNIZ ALEVİLERİN DEĞİL BÜTÜN TÜRKİYE’NİN SORUNU”
Milli Eğitim Şûrası’nda alınan tavsiye kararının, geçtiğimiz hafta Alevi kurumları ile yaptıkları toplantıda da gündeme geldiğini belirten Baş, “Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil. Bu Türkiye’nin tümünün sorunu” dedi. Baş, şöyle konuştu:
“Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil, bütün Türkiye’nin sorunudur. Lise öğrencisi olduğum dönemde de zorunlu din derslerine karşı kampanyalar yürütülüyordu. Fakat şu an hemen her ders dini içerikli. Benim yüksek lisans tezim, “Osmanlı’da Darwinizm” idi. 1911 yılında Manastır Askeri Lisesi’nde “Darwinizm” diye bir ders vardı. 1911 yılında Osmanlı topraklarında “Darwinizm” diye özel bir ders vardı. Bugün 111 yıl sonra fen bilgisi derslerinden bile evrim kuramı çıkarılmış durumda. Aradaki yıkımın boyutu bence bu kadar net. Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar. 4 yaşındaki çocuklara dahi din eğitimi verir hale gelmiş durumdalar. Buna net bir biçimde karşı çıkmadan Türkiye’de laiklik tartışması yapmak mümkün değildir.
Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil. Bu Türkiye’nin tümünün sorunu. Çünkü iktidar kendi din anlayışını toplumun tümüne ilkokul öncesinden başlayarak dayatıyor. En çok da yoksul, emekçi çocuklara bunu mahkum ediyor. Parası olanlar çocuklarını istedikleri okulda okutuyorlar. İstedikleri düzeyde din eğitimi verdikleri okullarda okutuyorlar. Ama işçilerin, yoksulların çocukları iktidar neyi dayatırsa ona mahkum kılınıyor. Burada net bir pozisyon almak zorundayız. Biz o kampanyanın hem bir imzacısı, parçasıyız hem de sonuna kadar arkadaşlar ile birlikte davranacağız.”
Alevilerin ibadethanelerine gelen yüksek elektrik faturalarına tepki gösteren Baş, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin arkasında olduklarını belirterek, şunları söyledi:
“Cemevlerine ticarethane muamelesi yapılıyor. Tartışılacak bir şey yok. Bir kısım yurttaşımız diyor ki “Biz Aleviyiz ve cemevleri bizim ibadethanemiz.” Buna kim ‘değil’ diyebilir? Devlet ısrarla yok saymaya ve Alevi yurttaşlardan aldığı vergiyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na aktarmaya, Alevi çocuklarına kendi din anlayışını istediği gibi dayatmaya devam ediyor. Bu kadar akıl dışı ve açıklanamaz bir tablo yok. Kabul edilebilir bir şey değil. Devletin en asgari tanımı “Din ve devlet işleri birbirinden ayrılır.” Devlet tüm dinlere eşit mesafede yaklaşır. Ülkede bunun yaşandığını söyleyebilecek bir tane insan yok. Aleviler, açık bir haksızlığa, eşitsizliğe, ayrımcılığa maruz kalıyor. Alevilerin, eşit yurttaşlık talebinin arkasında duracağız. Sadece Alevi yurttaşlarımızın derdi değildir bu. Laik bir toplumdan söz ediyorsak, herkesin bu taleplerin arkasında durması gerekiyor” dedi.
“AKP ASLINDA SÖYLENENİN AKSİNE ÇOK BECERİKLİ!”
“Her an bir seçim gerçekleşebilir ama daha önemlisi Türkiye’nin bir an önce bu iktidardan kurtulması gerekiyor” diyen Baş, AKP iktidarının yürüttüğü ekonomik model için “Aslında bunlar çok becerikliler. Bilerek ve isteyerek bu ekonomi modelini uyguluyorlar. Bu modelin temelinde de Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i zengin etme var. Burada bir strateji var” yorumunda bulundu.
Baş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bakıldığında AKP’nin, Erdoğan’ın, saray rejiminin beceriksiz olduğu yönünde bir fikir var. Muhalefette ısrarla bunu işliyor. Biz tam tersini söylüyoruz. Aslında bunlar çok becerikliler. Bilerek ve isteyerek bu ekonomi modelini uyguluyorlar. Bu modelin temelinde de Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i zengin etme var. Burada bir strateji var. Halk toplantılarında da bunun altını özellikle çiziyoruz.
İktidar şuna karar vermiş durumda: “Toplumun çoğunluğunun ihtiyaçlarını karşılayabilecek, onlara hayal kurdurabilecek bir ekonomik model oluşturamam. Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i mutlu eden, onun servetini garanti altına alan, servetini artırmasının yol ve yöntemlerini açık tutan bir ekonomi modeli uygularsam; Türkiye’de iktidar koltuğunda oturmaya devam ederim.” Biz de bunun tam karşı kutbunda konumlanmak gerektiğini söylüyoruz. Toplumun yüzde 99’unun çıkarlarını merkeze koyan bir ekonomik modeli hayata geçiren bir yaklaşım olmadığı sürece Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi mümkün değil.
“AKP ARTIK ESKİSİ GİBİ ‘HAYAL’ SATAMIYOR”
Herkes elektrik faturalarından şikayetçi. Pastanın en büyük dilimini alan ve devlet eliyle, halkın temel ihtiyaçları üzerinden servetlerini büyüten sermaye çevreleri hiç tartışılmıyor. Elektriksiz, doğalgazsız, internetsiz, susuz yaşamak mümkün değildir. Bunlar lüks değil temel insani ihtiyaç. Türkiye’deki ekonomik model, en temel insani ihtiyaçları bile patronlar için kâr kapısı haline getirme biçiminde kurulmuş. Doğal olarak da halk her geçen gün yoksullaşmaya devam ediyor.
Isparta’da bir yurttaşımız soğuktan donarak hayatını kaybetti. 1930’ların öncesindeymişiz gibi. 10-20 yıl öncesindeki AKP için “En azından hayal satıyor” diyorlardı. Bugün artık bu kalmamış durumda.”
İttifak tartışmaları ile ilgili olarak ise TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, “Türkiye milliyetçi-muhafazakar bir kutba sıkıştırılmak isteniyor. Temsil edilmediğini hisseden milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede. En geniş üçüncü ittifaka bu nedenle ihtiyaç olduğumuzu hissediyoruz” dedi.
“GÜÇLÜ BİR ÜÇÜNCÜ SEÇENEĞİN PARLAMENTODAKİ VARLIĞI ÖNEMLİ”
Baş, iktidarın parlamentoyu işlevsizleştirmeye çalıştığını savunurken; parlamentoyu önemli hale getirmek gerektiğini söyledi. Güçlü bir üçüncü ittifakın önemine değinen Baş, “Türkiye’deki iktidar parlamentoyu işlevsiz bir kurum haline getirmek istiyor. İktidarın bu talebinin reddedilmesi gerekiyor. Parlamentoyu önemli kılmak gerektiğini düşünüyoruz. Sokaktaki mücadeleyi parlamentoya taşıyabildiğimiz sürece parlamento önemli olur. Eğer hedefimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ortadan kaldırmaksa ve onun yerine seçilecek kişinin o sistemi ortadan kaldıracak bir geçiş sürecine moderatörlük edecekse o aşamada parlamento bileşeninin son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.
Geride kalan yüz yılda emekçiler, Kürtler, gençler, Aleviler siyasal temsil noktasında kendilerini var edemediler. Siyaset dar bir elite sıkıştı. Memleket sürekli sağa yatan bir gemiye benziyor. Nihayetinde AKP ile beraber gemi battı. Halkın özne olduğu daha katılımcı bir siyasal sistem yaratılmalıdır. AKP’den kurtulabiliriz. Fakat AKP’yi var eden temel sorunlar ile köklü bir hesaplaşma içerisine girişmezsek, bir sonraki seçimde AKP’nin başka bir versiyonu iktidara gelir. Bu da Türkiye’nin gelecek 30-40 yılının kaybedilmesi anlamına gelir. Parlamentoda da halkın sigortası işlevini görecek bir üçüncü seçeceğin güçlü biçimde varlığı bizim için önümüzdeki seçimlerin temel problemlerinden birisidir” diye konuştu.
“TÜRKİYE’NİN ANAYASASI, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU’NUN KENDİSİDİR”
TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise Bekir Bozdağ’ın yeniden Adalet Bakanlığı’na getirilmesiyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye bir kanun devleti bile değil. Türkiye anayasasız bir ülkedir. Türkiye’nin anayasası Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) kendisidir. Bekir Bozdağ bir rehinedir. Bank Asya’nın önünden geçen, cemaatin herhangi bir yayına abone olanların içeride olduğunu düşündüğümüzde Bekir Bozdağ ömür boyu hapis cezası alacak bir kişidir. Tam da o nedenle Adalet Bakanı yapıldı. Ben iki kere tutuklandım. İki tane milat var. Bir Ergenokon’culuk, diğeri FETÖ’cülük. Ergenekon’culuktan beraat ettiğim davaya FETÖ’cülükten tutuklu olarak geldim. Yargının özeti bu. Türkiye’de hukuk tartışması yapmak çok anlamsız. Mafya ile hukuk diliyle konuşmanız mümkün değildir.”
“LAİKLİK, KAZANILMASI GEREKEN BİR MÜCADELE KONUSUDUR”
Erkan Baş, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy‘un, AKP’ye yönelik TBMM’de yaptığı konuşmada sarf ettiği “Size neden gerici diyoruz biliyor musunuz? Çünkü sizler 500 yıl geride kalmış Osmanlı’yı, 1500 yıl geride kalmış din esaslı toplum düzenini yeniden hortlatmaya çalışıyorsunuz” sözlerine gelen tepkilere de değindi. “AKP rejimini tartışırken mutlaka bir “ilericilik” ve “gericilik” tartışması yapmak gerekir” diyen Baş, şunları söyledi:
“AKP bir patron partisidir. Aynı zamanda siyasal İslamcı bir parti. Özellikle toplumun yoksullaştırılmış kesiminin din aracılığıyla yönetebilmesini amaçlar. AKP rejimini tartışırken mutlaka bir “ilericilik” ve “gericilik” tartışması yapmak gerekir. Kaçınma şansımız yok. Toplumun geniş yoksullaştırılmış kesimlerini siyasal İslamcı kimlikleri çerçevesinde düzen yasaları içinde tutabildikleri için iktidar koltuğuna oturtulmuş bir partiden söz ediyoruz. 20 yıldır da her geçen gün gericileştiren bir parti. Bunları söylemeden AKP’ye karşı muhalefet etmek çok da mümkün değil.
Türkiye’de bir “laiklik” başlığı artık kazanılması gereken bir mücadele konusudur. Diyanet İşleri Başkanı ordu teftişi yapıyor. Daha neyi tartışıyoruz? AKP belli ki oy kaybettikçe kendisini buradan yükseltme arayışı içerisinde. Oya Ersoy’un söyledikleri üzerinden yapılan linç kampanyası yürütmek, AKP’nin olayı bu alana sıkıştırmayı tercih ettiğini gösteriyor. AKP’nin bu oyununu bozmak lazım. Ama bozmak, bu tartışmaya hiç girmemek demek değil. Bu tartışma ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi doğru kurarak yapmak gerek.”
PİRHA- ‘Geçinemiyoruz, hükümet istifa’ çağrısı yapan TİP Mersin İl Örgütü, “Emekçi halkımızı, sarayın ihanetine karşı birlikte mücadeleye, sendikaları ve demokratik kitle örgütlerini genel grevi örgütlemeye çağırıyoruz” dedi.
Ülkenin her yanından ‘Geçinemiyoruz, hükümet istifa’ diyen insanlar, polis müdahalesine rağmen sokaklardan ses çıkarmaya devam ediyor. Mersin’de de sokağa çıkan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Örgütü, “Hükümet derhal istifa etmeli ve hemen erken seçime gidilmelidir” çağrısı yaptı.
Polis müdahalesi ardından gözaltına alınılmasına rağmen sokağa çıkarak açıklama yapan TİP üyeleri, ‘Hükümet istifa’, ‘Bu daha başlangıç, mücadeleye devam’, ‘Her yer kriz her yer yoksulluk’, ‘Krizin sebebi AKP düzeni’ sloganları attılar.
Basın açıklamasını okuyan TİP Mersin İl Komite üyesi İpek Arapoğlu, “Dolar 13 lirayı, Euro 14 lirayı aştı. Türk Lirası tarihi bir değer kaybı yaşıyor. Saray’ın yarattığı ekonomik kaos sonucunda marketler gıda satışına sınırlama getiriyor, gübre ve zirai ilaç satışı yapılamıyor, eczanelerde ilaç stokları tükeniyor, bankaların internet şubelerine ulaşılamıyor. Maaşlarımız günden güne erirken, undan mazota her şey bir bir zamlanıyor. Tahıl ambarı denilen ülkemiz, buğdayı bile dolarla ithal eder hale geldiği için ekmeğin fiyatı 4 liraya dayanmış durumda. Uzatmamıza gerek yok. Hepimiz bu kaosun içinde yaşıyoruz, görüyoruz” şeklinde konuştu.
‘‘EKONOMİNİN KİTABINI YAZDIK’ DİYEN ERDOĞAN, BU ÇÖKÜŞÜN BAŞ SORUMLUSUDUR’
“Tüm bu yaşananlar, Saray Rejimi’nin ülkeyi a’dan z’ye batırdığının resmidir.” diyen Arapoğlu, konuşmasının devamında “Kendileri Saraylarda yaşar, lüks makam arabalarıyla gezerken halkı soğan ekmek yemeğe davet edenler bu ülkenin asalakları, ihanetin mimarlarıdır. ‘Ekonominin kitabını yazdık’ diyen Erdoğan, bu çöküşün baş sorumlusudur. İş bilmezlik ya da hata sonucu değil, göz göre göre, bile isteye ülkeyi uçuruma sürüklemiştir. Her geçen gün yoksullaşan halk, geçinemeyenler, barınamayanlar, atanmayanlar, maaşı gün be gün eriyen işçiler, bir çıkış umudu bulamayan, yurt dışına gitmek dışında seçeneği kalmayan gençler Erdoğan’ın umurunda değildir” sözlerine yer verdi.
Yandaş patronların dolarla ödeme sözü nedeniyle servetlerini katladıklarını kaydeden Arapoğlu, “İhale baronlarını, TÜGVA gençliğini nasıl besleyeceğini düşünmektedir. Bir avuç asalağa karşı bu ülkenin emekçilerine de korku, tutuklama ve polis şiddeti düşmektedir” diye konuştu.
‘KADINLAR BİR YANDAN DA EKONOMİK ŞİDDETLE MÜCADELE EDİYOR’
İstanbul Sözleşmesi’ne dikkat çeken Arapoğlu, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“Kadınlar fiziksel şiddete karşı sokaklarda seslerini duyurmaya çalışırken, bir yandan da ekonomik şiddet ile mücadele ediyor. Ev emekçisi kadınlardan erkek egemen toplum bir kuru soğanla yemek yapmasını beklerken, Emine Erdoğan fiyatından dolayı lüks olan mangoyu hayatında görmemiş kadınlara ‘Mangoyu kurutup saklayın’ tavsiyesini utanmadan veriyor!
Türkiye’nin dört bir yanından ‘Geçinemiyoruz’ diyerek sokağa dökülen halk polis şiddetine maruz kalıyor, gözaltına alınıyor, korkuyla sindirilmeye çalışılıyor.
Gözaltılar, saldırılar bizleri yıldıramaz! Anayasal hakkımızı kullanarak, bizleri açlığa mahkum eden iktidarı istifaya davet ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Bu böyle gitmez. Ülkemizin, Saray Rejimi altında kaybedecek tek bir saati bile kalmamıştır.
‘ÜÇ BEŞ ASALAĞIN, 80 MİLYONU FELAKETE SÜRÜKLEMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ’
Hükümet derhal istifa etmeli ve hemen erken seçime gidilmelidir. Üç beş asalağın, 80 milyonu felakete sürüklemesine izin vermeyeceğiz. Emekçi halkımızı, Saray’ın ihanetine karşı birlikte mücadeleye, sendikaları ve demokratik kitle örgütlerini genel grevi örgütlemeye çağırıyoruz.”
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, kadın hareketinden korkan iktidarın keyfi uygulamalara başvurduğunu belirterek, ” Birçok ilde gerçekleşen eylemlerde gökkuşağı bayraklarının, gökkuşağı renklerini taşıyan şemsiyelerin bile eylem alanlarına sokulmak istenmediğini gördük. İnsanlık bu tür resmi ayrımcılık uygulamalarını tarihin hiçbir döneminde affetmemiştir” dedi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin haftalık basın açıklamasında gündemi değerlendirdi. Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yaptığı konuşmaya, “Değerli basın mensupları, sevgili yurttaşlar hepinizi mücadeleci kadınların yarattığı 8 Mart’ın coşkusuyla, moraliyle, umuduyla, heyecanıyla sevgiyle selamlıyoruz” sözleriyle başladı.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:
“KADINLAR SARAY REJİMİ’NİN KORKULU RÜYASIDIR”
Gündemimiz bir kez daha kadın mücadelesi var. Öncelikle, sömürüye, saray rejimine, patriyarkaya, erkek-devlet şiddetine ve diline, LGBTİ+fobiye karşı güçlü duruşlarıyla mücadelenin yolunu açan-aydınlatan tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyorum.
Kadınların eşit ve adil bir dünya için verdiği mücadelenin her geçen gün yeni kazanımlar yarattığını görmek hepimize umut veriyor. Heyecan veriyor. Kadınlar dün Türkiye’nin dört bir yanında tüm yasaklamalara, baskılara rağmen bütün enerji ve renkleriyle sokaklara çıktılar. “Ayaktayız” dediler.
Daha önce defalarca söylemiştim. Kadınlar, Türkiye’nin en büyük muhalefet gücüdür. Kadınlar AKP iktidarının, Saray Rejimi’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyasıdır!
Erkeklerle eşit ve hatta onlardan fazla iş yapmalarına rağmen daha düşük ücretlere çalıştırılan kadın işçiler… Evlerdeki emekleri görmezden gelinen kadın emekçiler… Sigortasız çalıştırılanlar… Çalışamayanlar… Atanmayanlar… İktidarın erkeklerle eşit görmediği kadınlar… İş yerinde, evde, sokakta, sosyal medyada, gözaltında şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınlar…
“LGBTİ+’LARA YÖENLİK AYRIMCILIĞIN BEDELİNİ ER GEÇ ÖDEYECEKSİNİZ”
Kadın hareketinden korkan iktidar, elbette boş durmuyor. 8 Mart’ta da başta İstanbul olmak üzere birçok ilde çeşitli hukuksuz-keyfi yasaklamalarla karşılaştık. Örneğin, Diyarbakır’da “İstanbul Sözleşmesi Uygulansın” yazılı pankart ve dövizlerin yasak olduğunu gördük. Diyarbakır Valiliği, altında devletin imzası olan bir sözleşmeye ilişkin bir talebi hangi gerekçeyle yasaklamaktadır? Derhal bir açıklama bekliyoruz.
Ancak bununla bitmiyor. Birçok eylemde gökkuşağı bayraklarının, şemsiyelerinin alanlara sokulmadığını gördük. Translara dönük şiddete tanık olduk. Diğerleriyle aynı eyleme katılmalarına rağmen özel olarak translara dönük bir gözaltı işlemi uygulandı ve 2 yurttaşımıza ev hapsi verildi.
Kadın ve LGBTİ+ hareketine karşı bu genel düşmanlığın yanı sıra LGBTİ+’lar resmi bir ayrımcılığa maruz kalıyor. Yine daha önce defalarca söyledim. Bu uygulama, altında imzanız olan her türlü evrensel hukuk ve insan hakları sözleşmelerine ihanet etmektir.
Resmi ayrımcılık ağır bir suçtur ve bunun bedelini er ya da geç ödeyeceksiniz. İnsanlık bu tür resmi ayrımcılıkları tarih boyunca hiç affetmedi. Bu Nazi artıklarını da affetmeyecek!
LEVENT GÜLTEKİN’E SALDIRI
Çete iktidarı derken, iktidarın yanında yer almayan gazeteci ve siyasetçilere dönük saldırılar devam ediyor. Sevgili Ahmet Şık’ın sözleri dün bir kere daha gündem oldu; “devletten hukuku çekerseniz geriye mafya kalır, çete kalır.” İşte olan budur.
Gazeteci-yazar Levent Gültekin, dün Halk TV’de katılacağı program öncesinde 20-25 kişilik organize bir güruhun saldırısına uğradı. Kendisine geçmiş olsun diliyorum. Elinde kalemi, klavyesi dışında hiçbir şeyi olmayan bir medya mensubuna 25 kişinin saldırması korkaklıktır, alçaklıktır.
Yalnızca bu yıl yani 3 ayda 10’dan fazla gazeteci sivil görünümlü kişilerin saldırısına uğradı. Ayrıca, pek çok eylem ve basın açıklamasında gazeteciler polis şiddetine maruz kaldı.
“AİLELERE ÜSTÜ KAPALI TEHDİTLERDE BULUNULUYOR”
Kadınlar, LGBTİ+’ler, gazeteci ve aydınlar… Ve zincire bir kesimi daha ekleyelim: Gençler! Boğaziçi Üniversitesi ve tüm ülkedeki kayyum uygulamalarına karşı sokaklara çıkan gençler şiddete maruz kaldı, gözaltına alındı, tutuklandı. Polis tarafından kaçırıldı, ölümle tehdit edildi, hakarete uğradı, şiddete uğradı.
Bugünlerde genç arkadaşlarımızın aileleri emniyette görevli polisler tarafından aranıyor, ailelere “Çocuğunuz eylemlere karışıyor, teröristlerle kol kola geziyor, çocuğunuza sahip çıkın dikkatli olun” şeklinde üstü kapalı tehditlerde bulunuluyor.
Aklı başında ve reşit olan öğrencileri yıldırmayı beceremeyen, kayyumunu rektör kabul ettiremeyen Saray, şimdi de aileler üzerinden gençlerin üzerine baskı kuruyor. Tek bir şey sormak istiyoruz: Bu gencecik insanlardan korktuğunuz, çekindiğiniz kadar bu ülkede bir kadının vahşice katledilmesinden korkuyor musunuz?
Bu gençler eylem yapmasın, taleplerini dile getirmesin diye aldığınız önlemlerin yüzde 1’ini sokağın ortasında bir kadın öldürülmesin, bir işçi fabrikada iş cinayetine kurban gitmesin diye alıyor musunuz? Biz cevabını biliyoruz ama, belki oralarda bir yerlerde vicdanınızdan kırıntı kalmıştır diyerek sorduk bu soruları…
İşçiye, kadına, gence, gazetecilere dönük bu düşmanlığı sürdürmenize izin vermeyeceğiz. Kirli ve kanlı ellerinizi derhal gençlerin üzerinden çekin, Nazi döneminden esintiler içeren uygulamalarınıza son verin.
“10 EKİM DAVASINI TAKİP ETMEK İNSANLIK BORCUDUR”
Türkiye’de bu faşizan iklimin oluşmasının önemli kilometre taşlarından biri de 10 Ekim Katliamı’dır. 10 Ekim 2015’te Ankara’da Emek ve Barış mitingine dönük bombalı saldırıyla 103 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan katliamın yarın davası görülecek.
Katliamın ardından başlatılan soruşturma neticesinde 36 kişi hakkında açılan dava, bütün eksikliklere rağmen alelacele bitirilmiş ve yakalanan 19 sanık için çeşitli mahkumiyet kararları verilmişti. Firari 16 sanık için devam eden yargılama ise aynı eksiklikler ve hatalarla kapatılmak isteniyor.
Davanın avukat komisyonu, başından bu yana yargılamayı sürdüren heyet ile duruşma savcısının “dağıtılması” ve bugün yaklaşık 300 klasörü bulan davanın sorumluluğunun dosyayı hiç bilmeyen yeni bir heyete ve savcıya teslim edilmesinden büyük bir kaygı duyduğunu belirtiyor.
Türkiye tarihinin ilk “insanlığa karşı suç” iddianamesinin davası olma özelliğini de taşıyan bu yargılamayı takip etmeyi insanlık borcu olarak görüyoruz.
Bütün failler yargılanıp ceza alana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Yarın Ankara Adliyesi’nde gerçekleşecek duruşmaya katılmak üzere orada olacağız.
“BERAT ALBAYRAK FİRARDA AMA FİKİRLERİ İKTİDARDA”
Bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile patronlara işçileri ücretsiz izne çıkarma hakkı veren uygulama 2 ay daha uzatıldı. Sözde işten çıkarmanın yasaklandığı bu düzenleme ile işçiler günde 47 liraya mahkûm edilirken, patronlar da işten çıkarmak istedikleri işçileri SGK’nİn Kod29 maddesini kılıf yaparak, kapı dışına koyabiliyor.
Türkiye’de milyonlarca işçi 2 ayda daha asgari ücretin yarısı bile etmeyen ücrete mahkûm oluyor. Gerçek işsizlik de bir yandan artıyor. Berat Albayrak firarda ama fikirleri iktidarda…
İşçileri emekçileri borç içinde, yoksulluk içinde yaşatan bu rejimin ekonomi yönetiminde de üst üste yeni gelişmeler oluyor. Önce Rıza Zarab dosyasındaki yeri nedeniyle ABD’yle gerilim konularından biri olan Hakan Atilla Borsa İstanbul’un yönetiminden, dikkat edin “kendi isteğiyle istifa ettiğini” duyurdu.
Biliyorsunuz iç siyasette ABD’ye, Batı’ya esip gürleyen bu iktidar, kritik tüm konularda ABD ve Batı’nın bir dediğini iki etmiyor. Hakan Atilla da, Biden yönetimi ve Avrupa borsalarının hakkında kuşku duyduğu bir isim olması nedeniyle görevden el çektirilmiştir. Anlaşılan budur…
“BİLAL’İN SINIF ARKADAŞINA GÜVENEBİLİYORLAR”
Bugün bir de Türkiye Varlık Fonu’nun Genel Müdürlüğü’ne Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip Lisesi’nden arkadaşı Arda Ermut’un getirildiğini öğrendik. Bu görev değişikliğinin, Damat Berat Albayrak’ın kadrosu olarak bilinen Zafer Sönmez’in tasfiyesi anlamına geldiği söyleniyor.
Ama bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Zafer Sönmez hakkında daha önce uluslararası ekonomi gazetelerinde, “başarılı bir teknokrat ama yeterince partizan olmadığı için uzun süre görev yapamaz” şeklinde değerlendirmeler yapılmıştı. İktidarın yapısına bakar mısınız? Türkiye’nin tüm kaynaklarını Saray’a hortumlamak için kurdukları düzende bile iş bilir bir teknokrat değil de Bilal’in sınıf arkadaşına güvenebiliyorlar.
Ve daha vahimi, ekonomik kurtuluşun reçetesi gibi sunulan Türkiye Varlık Fonu’nun finans dışı borcu 2019 yılında 284,2 milyar TL olmuş. Bir yılda yüzde 50 civarında borç artmış.
Türkiye’nin emekçileri, Türkiye’nin zenginlikleri bu perişanlığı, bu rezilliği hak etmiyor. Bütün kepazeliğiyle bu Saray Rejimi’ni yıkıp elbet emekçiler için aydınlık günleri getiren bir ülke yaratacağız. Söz veriyoruz…
DİRENEN EMEKÇİLERLE DAYANIŞMA ÇAĞRISI
Bu vesileyle Türkiye’nin dört bir yanında direnen tüm işçi kardeşlerimize, ama özel olarak Migros Gebze deposunda DGD-Sen’e üye oldukları için ücretsiz izne çıkarılan işçi kardeşlerimize bir selam göndermek istiyorum.
Sadece sendikalı olmak istedikleri için, anayasal haklarını kullandıkları için kapının önüne konulmak istenen Migros Gebze deposunda çalışan kardeşlerimizin haklı mücadelelerini destekliyor, Migros patronlarının işçilere karşı hukuk dışı uygulamalarına karşı herkesi işçi kardeşlerimizle dayanışmaya çağırıyorum.
Bingöl’ün Solhan ilçesinde kurulan Binses ve Alan Tekstil Fabrikaları’ndan işçi arkadaşlarımızın da seslerini duyuyoruz. Çoğunluğu kadın olan işçiler, sözde işsizliği azaltmak için devlet destekli kurulan fabrikalarda, sigortasız, asgari ücretin altında ve sağlıksız koşullar altında çalıştırıldıklarını söylüyorlar.
12 saat çalıştırılan işçiler, ücretlerini eksik ve geç alırken; sağlıksız, soğuk ortamlarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Tehdit ve mobbinge uğradıklarını da belirten işçiler, “İstihdam sağlanamadı, yalnızca umut tacirliği yapıldı. Sağlığı, bedeni, iradesi, zamanı sömürülen işçiler şikayet ederlerse işten kovuluyor, kovulmayanlar ise işten çıkarma tehdidi ile çalıştırılıyor” ifadelerini kullanıyorlar.
RASİM ÖZTEKİN UNUTULMADI
Basın toplantımıza, dün yitirdiğimiz çok değerli bir sanat emekçisini Rasim Öztekin’i anarak sonlandırmak istiyorum. Ferhan Şensoy’dan aldığı kavuğu, Şevket Çoruh’a devreden, hep üretimleriyle, emeğiyle, yarattığı güzelliklerle aklımızda yer eden Rasim Öztekin dün hayatını kaybetti. Başta sevenlerine ve tüm halkımıza, sanat camiasına baş sağlığı diliyorum.
PİRHA- TİP Van İl Örgütü’nün yeni binası Genel Başkan Erkan Baş’ın katıldığı bir toplantıyla açıldı. Leyla Güven’in sesinin duyulması gerektiğini belirten Baş, ayrıca kayyum politikalarına karşı HDP’yi destekleyeceklerini söyledi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Van İl Örgütü’nün yeni binası, bugün TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın katılımıyla açıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van milletvekilleri Muazzez Orhan ve Murat Sarısaç, HDP Van İl Eşbaşkanı Ümit Dede, çok sayıda partilinin katıldığı toplantıda konuşan Baş, TİP’in Van’da oluşumunun Türk ve Kürt halklarının kardeşliği için bir köprü olacağını belirtti.
“HDP İLE OMUZ OMUZ KAYYUMU SÖKÜP ATACAĞIZ”
Suphi’lerden aldıkları mirası devam ettirdiklerini söyleyen Baş, yerel seçimlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Kürt illerinde HDP’nin kayyum gaspına karşı çıkartacağı yerel yönetici adaylarının tamamının TİP tarafından 31 Mart seçimlerinde desteklenmesi kararı alınmıştır. Halkın seçtiği belirlediği yöneticilerin rejimin karakterini yansıtır biçimde zorla baskıyla, görevden alınması, tutuklanması bunların yerine devletin memurlarının atanması bu ülke emekçilerinin, yoksullarının, kabul edebileceği bir şey değildir. Buna karşı HDP’nin açtığı mücadele bayrağını yükseltmek TİP’in de hem eşitlik ve özgürlük mücadelesinin hem Kürt ve Türk halklarının ortak mücadelesi büyütme çabasının kaçınılmaz sonuçlarından bir tanesidir. Elimizden geldiğince gücümüz yettiğinde her yerde kayyumların sökülüp atılmasında HDP’li arkadaşlarımızla omuz omuza yan yana bir mücadele süreci olarak tarif edeceğiz 31 Mart seçimlerini.”
“GÜVEN’İN SESİNİ DUYMALIYIZ”
Tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için 66 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevini sürdüren Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemine dikkat çeken Baş, “Leyla Güven bir halkın iradesidir. Haksız ve hukuksuz olarak şuan tutuklu bulunuyor. Güven şuan açlık grevinde ve kritik bir duruma girdiğini hepimiz görüyoruz. Bu meseleyi sadece Hakkarililerin meselesi değil, Türkiye’de yaşan tüm halkların meselesi olarak görüyoruz. Güven’in sesini duymalıyız. Talepleri bir an önce karşılanmalı” diye konuştu.
Son olarak konuşan HDP Van İl Eşbaşkanı Ümit Dede ise, TİP’in Van’da oluşumunu desteklediklerini ve sürekli yan yana mücadele edeceklerini belirtti. Güven’in taleplerinin bir an önce karşılanması gerektiğini belirten Dede, “Sayın Öcalan üzerinde süren tecrit insanlık suçudur. Bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi gerekilior. Buradan bir kez daha söylüyoruz. Leyla Güven’in talepleri talebimizdir” dedi. (MA)
PİRHA- Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Erkan Baş verdiği soru önergesinde, Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır’ın 30 yıllık arayışının ardından 2013 yılında oğlunun mezarının yerini dahi bilmeden hayatını kaybettiğini ifade etti.
12 Eylül sonrası gözaltına alınarak işkencede katledildiği ve cenazesinin kaybedildiği 2011 yılında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları Komisyonu tarafından da kayıt altına alınan Cemil Kırbayır’la ilgili, o dönem komisyon tarafından savcılığa yapılan suç duyurusuna rağmen henüz bir adım atılmadı.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Erkan Baş, konuyla ilgili Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi.
12 Eylül 1980 darbesinin ardından birçok siyasetçi, sendikacı ve vatandaşın gözaltına alındığını belirten Baş, bu süreçte işkenceli sorgular, gözaltında ve cezaevlerinde siyasi tutuklulara dönük baskı ve infazlar yaşandığını vurguladı.
Kırbayır’la ilgili TBMM İnsan Hakları Komisyonu Raporu’nda kayıt altına alınan süreci aktaran Baş, Kırbayır’ın öldürülmesinden 31 yıl sonra dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumartesi Anneleri/İnsanları ile yaptığı bir toplantıda Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır’a oğlunun bulunması için “gerekli her türlü çabayı gösterecekleri” yönündeki sözlerin yerine getirilmediğini ve Berfo Kırbayır’ın 30 yıllık arayışının ardından 2013 yılında oğlunun mezarının yerini dahi bilmeden hayatını kaybettiğini ifade etti.
“DEVLET SORUMLU DAVRANMAMIŞTIR”
Baş, “Sorumlular ortada iken bu güne kadar, Cemil Kırbayır’ın öldürülmesine ilişkin herhangi bir işlemin olmaması ve mezarının nerde olduğuna dair ailesine bilgi verilmemesi, etkin bir soruşturma yürütülmediğini ve devletin bu konuda sorumlu davranmadığını göstermektedir.” dedi.
HERHANGİ BİR ÇALIŞMA YAPILDI MI?
Gül’ün yanıtlaması istemiyle verilen sporu önergesi ise şöyle:
1- Cemil Kırbayır’ın akıbeti hakkında herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Yapılmış ise gelinen aşama ne olmuştur?
2- Cemil Kırbayır’ın mezarının nerede olduğu bilinmekte midir? Bilinmekte ise bu konuda ailesine bilgi verilecek midir?
3- Cemil Kırbayır’ın gözaltında işkence sonucu öldürüldüğü TBMM raporlarında dahi kabul
edilmişken, dönemin sıkıyönetim ve emniyet görevlileri neden belirlenememektedir. Sorumluların isimlerinin tespit edilmesi için bir çalışma yapılmakta mıdır?
4- Cemil Kırbayır’ın ailesinin de parçası olduğu, yakınları gözaltında kaybedilen ailelerin taleplerini karşılamak için bir çalışma yapılmakta mıdır? Cumartesi Anneleri/İnsanları olarak tanınan kayıp yakınlarının 700 hafta boyunca haklı biçimde sürdürdükleri arayışın, şiddetle bastırılmaya çalışılmasının gerekçesi nedir?
5- Bakanlığınızın haksız gözaltılar ile gözaltında işkence suçu işlenmesine karşı ve devlet güçleri tarafından kaybedilen insanlar hakkında bir çalışması bulunmakta mıdır?
NE OLMUŞTU?
Cemil Kırbayır,13 Eylül 1980 tarihinde Kars’ın Göle ilçesinde emniyet güçleri tarafından gözaltına alınmış, Göle’de bir süre tutulduktan sonra diğer 17 kişi ile birlikte Kars’a götürülmüştür.
Kırbayır, 8 Ekim 1980 tarihinde kendisine yapılan işkence sonucu öldürülmüş, bedeni kaybedilmiş ailesine ise “binadan atlayarak kaçtığı” bilgisi verilmiştir. Ancak Cemil Kırbayır ve diğer gözaltına alınan kişilerin tutulduğu Kars Dedekorkut Eğitim Enstitüsü’nde olağanüstü güvenlik önlemlerinin alındığı ve tutukluların kaçmasının imkansız olduğu dönemin tanıklıklarına yansıdığı gibi, devlet güçleri tarafından da bilinmektedir.
Ayrıca, Cemil Kırbayır’ın gözaltında tutulduğu 7 Ekim 1980 tarihinde Abisi Mikail Kırbayır Kars Dedekorkut Eğitim Enstitüsü’ne kardeşi Cemil Kırbayır için elbise ve harçlık bırakmış ve Cemil Kırbayır tarafından kendisine gönderilen notu almıştır. 9 Ekim günü ise Kars Dedekorkut Eğitim Enstitüsü’nde Mikail Kırbayır’a kardeşinin kaçtığı söylenmiştir. Mikail Kırbayır 9 Ekim günü mahkum zimmet defterine baktığında 4 kişinin o gün sorguya gittiğini, 3 kişinin getirilip imza karşılığı teslim edildiğini, kardeşinin isminin karşısında kırmızı kalemle “getirilmedi” yazıldığını görmüştür. (HABER MERKEZİ)