Etiket: tutuklu

  • İHD Mersin Şubesi Hapishane Komisyonu: Tutukluların sağlığa erişimi engelleniyor-VİDEO

    İHD Mersin Şubesi Hapishane Komisyonu: Tutukluların sağlığa erişimi engelleniyor-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi Hapishane Komisyonu, hazırladığı 4 aylık hapishane raporunu açıklayarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri konusunda gereğinin yapılması için Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Hapishane Komisyonu, Mersin’de bulunan cezaevlerinde hak ihlallerine ilişkin hazırladığı raporu açıkladı. Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarını kapsayan rapor, dernek binasında düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

    “İNFAZLAR HAKSIZ YERE YAKILIYOR”

    Açıklama öncesi konuşan İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci, 31 ilde yapılan gözaltıların hukuksuzluğuna dikkat çekti.

    Ardından rapora dair basın açıklamasını okuyan İHD Mersin Hapishane Komisyonu Üyesi Muammer Derince, hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri ve ölümlerin büyüyerek devam ettiğine vurgu yaptı. Tarsus ve Aksaray Hapishanelerinde yapılan ziyaret notlarını aktaran Derince, “Cezaevi idarelerince verilen haksız disiplin cezaları gerekçe gösterilerek, Cezaevi İdare ve Gözlem  Kurulu kararları ile mahpusların cezaları altışar ay ertelenmekte ve böylece şartlı salıverme hakları ihlal edilmektedir. Ereğli Yüksek Güvenlikli Mahpushanesi’nde kalan mahpus M.Z.B., E.Ş. ve  Ö.S’nin infazları bu gerekçeyle iki defa altışar ay ertelenmiştir” dedi.

    İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE

    Tutukluların sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerinin ceza tehdidi ile engellendiğini ve bu haklarını kullanmak isteyenlere karşı cezaevi idaresince baskı, şiddet uygulandığını söyleyen Derince, “Özellikle Yüksek Güvenlikli Cezaevlerinde kalan mahpusların birbirlerinden yalıtık ve her türden hak mahrumiyeti ile cezalandırıldıkları, giysi ve yataklarının havalandırmaya ve güneşe çıkarılmaya izin verilmediği için bu mekanların ‘Güneş Görmeyen Cezaevi’ olarak adlandırıldığını ve buna bağlı olarak sağlıklarının bozulduğunu beyan etmişlerdir” diye kaydetti.

    SAĞLIĞA ERİŞİM HAKKI ENGELLENİYOR

    Hasta tutukluların çeşitli hak ihlallerine maruz kaldığını belirten Derince, şunları aktardı:

    “Hasta mahpusların doktora götürülmediğini, ağız içi arama, kelepçeli muayene ve özellikle kadın mahpusların, ahlaka aykırı bir şekilde kolluk kuvvetlerinin yanında muayeneye zorlanmaktalar. Böylece sağlığa erişim hakkı ihlal edilmekte ve mahpuslar hapishanelerde hastalıkları artarak sağlıksız ortamda kalmaya devam etmektedir. Başta Yüksek Güvenlikli Hapishaneler olmak üzere, bölgede bulunan tüm hapishanelerde durum bu şekildedir. Manavgat S Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalan M.K., Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishane’de kalan S. Y., Tarsus T-2 Kapalı Hapishanesi’nde kalan H.T. ve B.Ö., F.G, Ş.K. ve birçok mahpusun bu şekilde sağlığa erişim haklarının ihlal edildiği, başvuru ve avukat görüşmelerinden de anlaşılmaktadır.

    Bahsettiğimiz uygulamalara bağlı olarak, özellikle hasta mahpusların yaşamlarını çekilmez hale getirdiği, ağır kronik rahatsızlıkları bulunan mahpuslara makul yaşam ve tedavi koşullarının sunulmadığı, sağlığa erişim haklarının ihlal edildiği gözlemlenmiştir. Özetle söylersek; mahpuslara kelepçeli muayene dayatılması, muayene esnasında toplumsal ahlak anlayışıyla, insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmayan tavırlar sergilenmesi, mahpusların tedavi olmalarının önündeki en büyük engeldir ve bu durum ağır bir insan hakkı ihlalidir.

    Mahpusların yemeklerinin ya çok az geldiği ya da yenilemeyecek durumda olduğu, besin ihtiyaçlarının karşılanmadığı, kantin fiyatlarının çok yüksel olduğu ve gardiyanların hijyen kurallarına uymadığı gözlemlenmiştir.”

    Derince, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Valilik İnsan Hakları Birimi, Hapishane İzleme Kurulu, Adli Birimler, Siyasi Partiler, İnsan Hakları Örgütlerine çağrıda bulunarak, “Tüm hapishanelerde onurlu ve insani bir yaşamın tesisi için gereğinin yapılmasını talep ediyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    PİRHA/MERSİN

  • Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, ağır hasta mahpus Melek Akgün’ün durumuna dikkat çekti-VİDEO

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, ağır hasta mahpus Melek Akgün’ün durumuna dikkat çekti-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi yaptığı açıklamada, ağır hasta mahpuslardan Melek Akgün’ün durumuna dikkat çekerek, “Melek Akgün’ün hapishanede tutulması, yaşam hakkı ve sağlık hakkı ihlalini de beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Bir an önce tahliye edilmesini ve ailesinin yanında sağlıklı koşullarda tedavilerine devam edilmesini talep ediyoruz” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek üzere düzenledikleri eylemlerini Sakarya Meydanı’nda yaptı. Bu haftaki eylemde, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Melek Akgün’ün durumuna dikkat çekildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi açıklamayı İHD MYK üyesi Nuray Çevirmenn okudu.

    Çevirmen, hapishanelerde hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunlar, sağlığa erişim haklarının önündeki engeller, uzun süren hapislik koşulları, temiz suya, gıdaya erişimlerdeki yaşanan sıkıntılar, tek kişilik ring araçlarıyla sevkler ve kelepçeli muayene gibi hasta haklarını yok sayan uygulamalarla birlikte mahpuslar adeta ağır yaşam savaşı verdiğine dikkat çekti.

    “SAĞLIK HAKKININ KESİNTİSİZ OLARAK SAĞLANMASI ZORUNLUDUR

    Çevirmen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildiğimiz kadarıyla hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunmaktadır. Bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek durumda olanlar hapishanelerde ısrarla tutulmaya devam edilmektedirler.

    Hapishanelerden sürekli olarak ölüm haberleri gelmektedir. Oysa gerek iç hukukta gerekse Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yaşam hakkının korunması devletin sorumluluğundadır. Hapishanelerde mahpusların tüm yaşamları ve sağlığa erişimleri de devletin kontrolü altındadır. Bu nedenle gerek yaşam hakkının korunması gerekse sağlık hakkının kesintisiz olarak sağlanması zorunludur.”

    “KALP HASTALIKLARI İÇİN BİR AN ÖNCE TEDAVİSİNİN YAPILMASI GEREKİYOR

    Bu hafta, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Melek Akgün’ün durumunu paylaşan Çevirmen, “58 yaşındaki Melek Akgün’ün pek çok hastalığı bulunmaktadır. Kalp hastasıdır, mitral kapak yetmezliği mevcut ve kalbine stent takılmıştır, tekrardan anjiyo olması gerekiyor. Hipertansiyon hastasıdır ve hapishanede yapılan ölçümlerinde sürekli olarak yüksek çıkıyor ve aynı zamanda koroner arter hastasıdır. Kalp hastalıkları için bir an önce tedavisinin yapılması gerekiyor. KOAH hastasıdır ve yapılan tetkiklerde akut alevlenmeler teşhis edilmiştir. Osteoporoz yani ileri derecede kemik erimesi rahatsızlığı mevcuttur ve sendelese dahi kemikleri kırılacak düzeye gelmiştir. Romatoid artrit hastalığı bulunmakta ve bu hastalık için 20 yıldır kortizon kullanıyor. Bel kayması mevcuttur. Eklemi çevreleyen kas ve diğer yumuşak dokuların çeşitli sebeplerden esnekliğini yitirmesinden dolayı hareket kabiliyeti kısıtlıdır ve eklem ağrıları çekmektedir” dedi.

    “BÖBREK RAHATSIZLIĞINDAN DOLAYI %50 ENGELLİDİR

    Kronik böbrek yetmezliği hastalığı bulunan Melek Akgün’ün böbrekleri yaklaşık %37 oranında çalıştığını vurgulayan Çevirmen, şunları dile getirdi:

    “Tedavileri yapılmadığı ve diyetle beslenemediğinde diyaliz hastası olma riski meydana gelecektir ve böbrek rahatsızlığından dolayı %50 engellidir. Yine kulaklarda işitme kaybı mevcut ve gözlerde katarakt gibi rahatsızlıkları da bulunmaktadır.

    Tüm bu hastalıklarından kaynaklı olarak 21.12.2023 tarihinde %82 engelli olduğuna dair rapor düzenlenmiştir. Hastalıklarından kaynaklı olarak sürekli olarak hastaneye götürülüp getirilmektedir. Ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesine dahi yürüyerek gelemeyen Melek Akgün, gardiyanların koluna girmesi ile getirilmiş ve dengede durması sağlanmıştır.

    Ağır hasta olan ve sürekli olarak doktor kontrolü altında olması gereken, hastalıkları nedeni ile ağır engelli olduğu raporlanmış Melek Akgün’ün hapishanede tutulması, yaşam hakkı ve sağlık hakkı ihlalini de beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Halihazırda tutuklu olarak yargılaması devam eden Melek Akgün’ün tutuksuz olarak yargılamasına devam edilmesi mümkündür. Bir an önce tahliye edilmesini ve ailesinin yanında sağlıklı koşullarda tedavilerine devam edilmesini talep ediyoruz.

    Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 531. haftada, hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar ortadan kalkıncaya kadar bu sorunları kamuoyu ile paylaşmaya ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ölüm orucundaki Nurettin Kaya’nın durumu kritik; TAYAD’dan Bakanlığa tepki – VİDEO

    Ölüm orucundaki Nurettin Kaya’nın durumu kritik; TAYAD’dan Bakanlığa tepki – VİDEO

    PİRHA-259 gündür ölüm orucunda olan tutuklu Nurettin Kaya’nın sağlık durumunun kritik aşamada olduğunu belirten TAYAD’lı Doğan Karataştan, “Adalet Bakanlığı’nı uyarıyoruz, insanlık suçu işlemekten vazgeçin. Şehit düşecek ve sağlık problemi yaşayacak her arkadaşımızın sorumlusu Adalet Bakanlığı olacaktır” dedi.

    Nurettin Kaya, S, R, Y Tipi hapishanelerin kapatılması, tutukluların ailelerinin ikamet ettiği yerlere yakın cezaevlerine sevk edilmesi ve arkadaşları ile kalabileceği cezaevine sevk edilme talebiyle 259 gündür ölüm orucunda.

    Buca Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan Oktay Kelebek ve Grup Yorum üyesi Cem Dursun 132, Erzurum Dumlu 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan Grup Yorum üyesi Cemil Kurt ve Alişan Gül, 116, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Grup Yorum üyeleri Vedat Doğan 93, Rezzan Şengül ise 98 gündür süresiz açlık grevi eylemini sürdürüyor.

    TAYAD’lı Doğan Karataştan, cezaevlerinde devam eden ölüm orucu ve süresiz açlık grevlerine dair PİRHA‘ya konuştu.

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELERDE İNSAN SESİ DUYAMIYORSUN, İŞKENCELİ ÖLÜM”

    S, R ve Y Tipi hapishaneler ile tecritin daha da derinleştirildiğini söyleyen Doğan Karataştan, “Yeni tip hapishaneler daha önce 2000’li yıllarda hayata geçirilmeye çalışılan F Tipi tecrit hücrelerinin işkenceyi daha da derinleştiren ve insanı izole eden bir ölüm kuyusudur. O yüzden biz bu tip hapishanelere kuyu tipi hapishane diyoruz. Bu hapishaneler yasadışıdır çünkü buralarda doğayı göremiyorsun, insan sesi duyamıyorsun. Kuyu tipi hapishaneler işkenceli ölümdür diyoruz” dedi.

    “NURETTİN KAYA İMHA EDİLMEK İSTENİYOR”

    Nurettin Kaya’nın sağlık durumunun kritik aşamada olduğunu ifade eden Karataştan, şunlar ifade etti:

    “Nurettin Kaya ölüm orucunun 259. gününde, diğer hapishanelerdeki 8 arkadaşımız da süresiz açlık grevinde ve 100’lü günleri geride bıraktılar. TAYAD’lı Aileler olarak, kuyu tipi hapishanelerde yaşanan insanlık dışı uygulamaları duyurmaya çalıştık. Ölüm orucunun 259. gününde olan Nurettin Kaya, Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla gardiyanlar tarafından iki saatte bir kaldırılıyor. Ölüm orucu ve açlık grevinde olan kişilere şeker, tuz ve su dışında hiçbir şeyin verilmemesi gerekiyor ama Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla ölüm orucu ve açlık grevi yapan arkadaşlarımıza fındıklı şeker veriliyor. Hapishane müdürleri ile görüşen arkadaşlarımıza ‘Biz Adalet Bakanlığı ile görüşüyoruz’ deniliyor. Buradan anlaşılıyor ki Adalet Bakanlığı planlı ve programlı bir şekilde ölüm orucu ve süresiz açlık grevinde olan arkadaşlarımızı imha etmek istiyor. Ölüm orucunda olan bir insana fındıklı şeker verilmesi ahlaksızlıktır ve o kişiyi öldürmek istemektir. 2000’li yıllarda F Tipi hapishanelerin yapılmaması için 122 arkadaşımız şehit düştü, 600’den fazla arkadaşımız da sakat kaldı. O dönemde olduğu gibi günümüzde de Adalet Bakanlığı suç işliyor. Adalet Bakanlığı’nı uyarıyoruz, insanlık suçu işlemekten vazgeçin. Şehit düşecek ve sağlık problemi yaşayacak her arkadaşımızın sorumlusu Adalet Bakanlığı olacaktır.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Ayten Öztürk: Ev hapsindeyken üzerime suç yüklendi, herkesi dayanışmaya çağırıyorum

    Ayten Öztürk: Ev hapsindeyken üzerime suç yüklendi, herkesi dayanışmaya çağırıyorum

    PİRHA- 2,5 yıldır ev hapsinde tutulan ve 10 Şubat’ta tutuklanan Ayten Öztürk, Kocaeli Kandıra 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden gönderdiği mesajda, “Ev hapsi koşullarındayken bir komplo sonucu tutuklanmam hak, adalet mücadeleme engel olma çabasıdır. Herkesi bu adaletsizliğe karşı sesime ses katmaya çağırıyorum” dedi.

    İstanbul Küçük Armutlu’da 970 gündür ev hapsinde tutulan, Mart 2018 yılında gözaltında gördüğü işkenceler sonrası vücudunda 898 yara oluşan Ayten Öztürk, Çağlayan Adliyesi önündeki polis noktasına yönelik eylemle ilgili soruşturmada 10 Şubat’ta tutuklandı. Marmara (Silivri) Hapishanesi’nde tutulan Ayten Öztürk 22 Şubat’ta Kocaeli Kandıra 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’ne sürgün edilmişti.

    Ayten Öztürk, tutukluluğunun 83. gününde Kocaeli Kandıra 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden mesaj gönderdi.

    “HUKUKSUZCA BİR KOMPLO SONUCU TUTUKLANDIM”

    “Ev hapsi sürerken hukuksuzca bir komplo sonucu tutuklandığını söyleyen Ayten Öztürk, gönderdiği mesajda şunları dile getirdi:

    “Ben 6 yıldır adalet mücadelesi veren bir insanım. Ev hapsi koşullarındayken bir komplo sonucu tutuklanmam hak, adalet mücadeleme engel olma çabasıdır. Benim adalet talebime hiçbir cevap verilmeden hakkımda sürekli suç üretilmeye çalışılıyor. Sırf işkence altında 6 ay boyunca direndiğim için şu ana kadar iki dosyadan hakkımda 4 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Son 2,5 yıldır ev hapsindeydim. 24 saat boyunca İstanbul Denetimli Serbestlik Merkezi, Ankara İzleme Merkezi, evime 100 metre uzaklıktaki karakol ve emniyet mensupları tarafından gözetlendiğim, mahkeme hastane izni vermeden hastaneye bile gitmediğim koşullarda üzerime yüklenen suçlamaların boş ve dayanıksız olduğu açıktır. Herkesi bu adaletsizliğe karşı sesime ses katmaya çağırıyorum. Daha önce 6 ay boyunca gizli bir işkence merkezinden halkımın, siz değerli dostlarımın ve sevdiklerimin sahiplenmesiyle nasıl çıktıysam şimdi de bu hukuksuzluğu destek ve dayanışmanızla, adalet mücadeleme katkınızla ortadan kaldıracağıma inanıyorum.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • ‘Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA-ÇHD ve ÖHD İstanbul şubeleri, 9 Şubat’ta ÇHD üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarının tutuklanmasına dair basın toplantısı gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Bir komplo ile karşı karşıyayız. Karşımızda çok arsızlaşmış bir kolluk ve iktidar güdümünde yargı söz konusu. Geçerli delil dahi bulma, yaratma kaygısına bile girmemişler” denildi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul şubeleri, 9 Şubat’ta ÇHD üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarının tutuklanmasına dair Beyoğlu’nda bulunan dernek binalarında basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya, ÇHD ve ÖHD üyesi avukatların yanı sıra çok sayıda hukukçu katıldı. Toplantının yapıldığı salona, “Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz” yazılı pankart asıldı.

    Açıklamada basın metnini okuyan ÇHD İstanbul Şube Yöneticisi Çiğdem Akbulut, okudu.

    “SORGUYA KAR MASKELİ POLİSLER GİRDİ”

    Gözaltı ve sonrasındaki hukuki sürecin bir keyfilikle ilerlediğini belirten Çiğdem Akbulut, “Meslektaşlarımız sorgu hakimliğinde savunmalarını gerçekleştirirken, salonda yüzlerinde kar maskesi olan silahlı terörle mücadele polisleri de hazır bulundu. Bu ölçüde keyfi bir sürecin sonunda meslektaşlarımız, Halkın Hukuk Bürosu’nda el konulduğu söylenen CD, flash bellek gibi materyallerin incelemesinin bitmemesi gerekçesi ile tutuklandı. Her ne kadar ana akım medya bu operasyonu ‘Çağlayan Adliyesi Operasyonu’ olarak adlandırıp, meslektaşlarımızın yaşanan çatışmayla bir ilgisi olduğu algısını yaratmaya çalışsa da, meslektaşlarımız hakkındaki tutuklama kararı da dahil evrak içeriğinde, bu tür bir delile dayanılmadığı gibi, böyle bir iddia dahi ileri sürülmedi. Ancak ana akım medya, siyasi iktidar eliyle kendisine servis edildiği şekliyle, masumiyet karinesini çiğneyerek, meslektaşlarımızla ilgili bu yalanı yaymaya inatla devam etti” dedi.

    “BU UYGULAMA KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİNİN İHLALİDİR”

    Meslektaşlarının aleyhinde tek bir delil olmadan tutuklandığını belirten Akbulut, “Bu uygulama en basit ifadesi ile kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlalidir. Kaldı ki, el konulan CD ve flash bellek içeriğinin meslektaşlarımızın müvekkillerinin dosyaları ile ilgili olduğu gözetildiğinde avukat-müvekkil ilişkisinin gizliliğinin de ihlal edildiği görülecektir. 6 Şubat’ta 11.30 sıralarında bir silahlı çatışma gerçekleşti. Ardından saat 15.00 gibi HHB’ye savcı eşliğinde bir polis operasyonu gerçekleşti. Hakkında sadece Seda Şaraldı’ya yakalama kararı ile geliniyor. Seda hakkındaki yakalama kararının da somut hiçbir dayanağı bulunmamakta. Bu eylemle ne tür bir bağ kurulduğuna dair hiçbir gerekçesi olmayan bir karar. Büroda diğer üyelerimiz ve Genel Merkez yöneticimizi de de gözaltına alıyorlar. Görme engelli Berrak adli kontrol ile serbest bırakılırken, ona refakat eden eşi Sinan Çağlar ise tutuklandı. Operasyon sırasında da ne ile suçlandıklarına dair hiçbir ayrıntı verilmemişti. Emniyette diğer avukat arkadaşlarımız hakkında da yakalama kararı çıkartılarak gözaltı yapıldı” diye belirtti.

    “BİR KOMPLO İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Gözaltındaki avukatlara çatışmadaki kişileri tanıyıp tanımadığının sorulduğunu dile getiren Akbulut, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Büroda ele geçirilen dava dosyalarına dair yazılı içerik, görüntü ve dijital materyallerdi. Bunun dışında bir soru sorulmadı. 9 Şubat’ta adliyeye çıkartıldıklarında, bir yöneticilik suçlamasında bulunuldu ve 6 Şubat eylemini gerçekleştirenleri tanıyıp tanımadıkları soruldu. Hiçbir delil yok ellerinde. Bu eylemle hiçbir alakalarının olmadığını, ne üyelik ne de yöneticiliğin söz konusu olmadığını ve hiçbir delilin olmadığını da savcılık aşamasında belirttik. Çok ağır bir suç isnadı ile karşı karşıyayız. Tutuklama gerekçesine dahi HHB bürosundaki dijital materyallerin henüz çözümlenmediği yazıldı. Bir komplo ile karşı karşıyayız. Karşımızda çok arsızlaşmış bir kolluk ve iktidar güdümünde yargı söz konusu. Geçerli delil dahi bulma, yaratma kaygısına bile girmemişler. Bunun bir kurgu olduğunu, arkadaşlarımızı beraat alıncaya kadar söylemek istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Anayasa Mahkemesi’nden Can Atalay kararı!

    Anayasa Mahkemesi’nden Can Atalay kararı!

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında ihlal kararı verdi. Avukatların, AYM’nin kararının yerine getirilmesi için hüküm veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunacağı öğrenildi. 

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Türkiye İşçi Partisi (TİP) tutuklu Hatay Milletvekili Can Atalay’ın bireysel başvurusuna dair kararını açıkladı. AYM, Can Atalay’ın seçilme hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönlerinden hak ihlali olduğuna karar verdi. AYM, aynı zamanda yeniden yargılamaya da hükmetti.

    Karar, 9’a karşı 5 oy çokluğuyla alındı. Avukatların, AYM’nin kararının yerine getirilmesi için hüküm veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunacağı öğrenildi.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş da Hatay’dan başlattığı “Özgürlük yürüyüşü” 25’inci gününde Ankara sınırları içinde devam ediyor. AYM’nin vereceği kararın yürüyüşü nasıl etkileceği önümüzdeki saatlerde belli olacak.

    NE OLMUŞTU? 

    Gezi Davası’nda 18 yıl hapse mahkûm edilerek tutuklanan Can Atalay, milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmedi.

    Gezi Davası’nın gönderildiği Yargıtay Başsavcılığı, Gezi Parkı Davası’nda temyiz talepleriyle ilgili görüşünü 7 Temmuz’da açıklamış, görüşte mimar Mücella Yapıcı dışındaki beş kişinin mahkumiyet kararının onanması talep edilmişti. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, TİP’ten milletvekili seçilen Can Atalay’ın tahliye talebini reddetmiş, bu karara karşı yapılan itiraz da 4. Ceza Dairesi tarafından reddedilmişti.

    Can Atalay’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, başvuruda, Atalay’ın milletvekili seçilmiş olmasına karşın tahliye edilmemesinin anayasal hak ihlali olduğu belirtilmişti. Atalay’ın ‘adil yargılanma hakkının’, ‘seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının’ ve ‘kişi hürriyeti ve ‘güvenliği hakkının’ ihlal edildiği aktarıldı.

    Atalay’ın başvurusunu 5 Ekim’de görüşen AYM 1. Bölümü, başvuruyu Genel Kurul’a sevk etmiş, 12 Ekim’de yapılan ilk değerlendirmenin ardından karar bugüne bırakılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • “Tutuklularla birlikte aileler de sürgün ediliyor”- VİDEO

    “Tutuklularla birlikte aileler de sürgün ediliyor”- VİDEO

    PİRHA-Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor, sadece sürgün edilen tutuklular değil ailelerde sürgün ediliyor” dedi.

    Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.

    Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.

    Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.

    Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.

    2010 yılında ‘Örgüt kurma’ ve ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla yargılanıp 24 yıl hapis cezası alan Ali Kılıç, 13 yıldır Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor.

    Ali Kılıç’ın vasisi Elvan Özerli, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı.

    “TUTUKLULAR BİLİNÇLİ OLARAK UZAK YERE SÜRGÜN EDİLİYOR”

    Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Tutuklular görüşçü yazmada sorun yaşıyor, eğer görüşçü olarak yazmak istediği kişi bir soruşturma geçirmişse o kişi görüşçü olarak yazılmıyor. Ben kışın İstanbul’da yazın Dersim’de yaşıyorum o yüzden görüşe gitmek için sıkıntı yaşamıyorum ama ailesi Diyarbakır’da yaşayıp tutuklu kişinin İstanbul’da veya Tekirdağ’da olan var. Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor ve tutuklunun cezaevindeki malzemesi kendisine verilmiyor. Aileler evlatlarına yeniden para gönderip malzeme almak zorunda kalıyor. Sadece sürgün edilen tutuklular değil aileler de sürgün ediliyor, aileler zor durumda bırakılıyor” dedi.

    “PİŞMANLIĞI KABUL ETMEYEN TUTUKLULAR TAHLİYE EDİLMİYOR”

    Tutuklulara hapishanede pişmanlık dayatıldığını belirten Özerli, “Pişmanlığı kabul etmeyen tutuklular cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor. Eskiden devrimciler biz sizin yasanızı tanımıyoruz diyordu ama son yıllarda tutsaklar artık devlete kendi yasanızı uygulayın diye bağırıyor, ülkenin durumu şu anda bu. Sadece tutuklulara ceza vermiyorlar ailelere de ceza veriyorlar. İçeridekiler farklı bir ceza görüyor, dışarıdakiler farklı bir ceza görüyor. Dışarısı da içerisi gibi cezaevi aslında” diye konuştu.

    Cihan BERK-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Özlem Aksoy: Hamileydim, eşim tutuklandı; çocuklar babasız büyümesin-VİDEO
    -Ali Kamer Yıldırım: Kardeşim cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi-VİDEO
    -‘Babamın cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor, işkenceye dönüştü!’-VİDEO

  • Tutuklu 15 gazetecinin ilk duruşması yarın; ‘Gazeteciler fiilen cezalandırılıyor’

    Tutuklu 15 gazetecinin ilk duruşması yarın; ‘Gazeteciler fiilen cezalandırılıyor’

    PİRHA- TGS Başkanı Gökhan Durmuş “örgüt üyeliği” iddiası ile tutuklanan ve 13 aydır hakim karşısına çıkarılmayan gazeteciler için, “Gazetecileri yıldırmak üzere ceza çektiriliyor. Diyarbakır’da bunun en uçuk örneklerinden biri görülüyor” dedi. DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren ise “Kürt gazeteciler için bu baskı çok daha ağır, çok daha yoğun. Sistematik bir baskı ve bu baskı bölgede daha ağır yaşanıyor” dedi.

    Haziran 2022’de tutuklanan 15 gazetecinin ilk duruşması, 11 Temmuz’da Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Tutuklu gazeteciler hakkında Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK) Basın İş Başkanı Faruk Eren PİRHA‘ya konuştu.

    Gökhan Durmuş, “Geçtiğimiz yıl haziran ayında gözaltına alınmıştı meslektaşlarımız ve 15’i tutuklandı. 13 aydır özgürlüklerinden mahrum bir şekilde cezaevlerinde tutuluyorlar. Diyarbakır’daki meslektaşlarımızın tutuklu olduğu dosyada çok önemli iki sorun var. Biri iddianamenin 9 ay sonra hazırlanması, bir diğeri de cezanın fiilen çektiriliyor olması. Hızla hazırlanıp suçlu ya da değil şeklinde karar verilmesi gereken dosya, meslektaşlarımızın 13 aydır hakim karşısına çıkmayı beklemesiyle sonuçlandı” dedi.

    “GAZETECİLERİ YILDIRMAK İÇİN CEZA ÇEKTİRİLİYOR”

    Gazetecilere ceza çektirildiğini belirten Durmuş, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Peşinen gazetecilere ceza çektiren bir sistem var. Sadece Diyarbakır’daki meslektaşlarımız değil diğer gazetecilerin de gazetecilik faaliyeti dışında bir şey yapmadığı ortadayken hakim karşısına çıkmaları geciktiriliyor. Gazetecileri yıldırmak üzere ceza çektiriliyor. Diyarbakır’da bunun en uçuk örneklerinden biri görülüyor. Hakim karşısına çıktıklarında serbest bırakılacakları bilindiği için bu kadar uzun süre hakim karşısına çıkmaları engellendi. 11 Temmuz’da hakim karşısına çıkacaklar ve çok büyük bir ihtimalle tamamı serbest bırakılacaklar. Çünkü ortada bir suç yok. Bu kadar uzun süre tutuklu şekilde cezaevinde tutulan meslektaşlarımızın özgürlüklerine kavuşacaklarını düşünüyorum.

    “BASIN ÖRGÜTLERİNİ DAVET EDİYORUM”

    Ben de davayı izlemek için Diyarbakır’a gideceğim. Sizin aracılığınızla bütün basın örgütlerini ve tüm halkı davayı takip etmeye, oradaki haksızlıkları görmeye, haber alma özgürlüğüne sahip çıkmaya, davet ediyorum. Türkiyede tutuklanan bütün gazeteciler terör örgütüyle ilişkilendirilerek tutuklanıyor. Türkiye Anayasa’ının ‘basın hürdür ve sansürlenmez’ diye bir yasası var. Dolasıyla Türkiye hukukunda gazetecilik suç olmadığı için terör örgütüyle ilişkilendirilerek gazeteciler içeri atılmaya çalışılıyor. Serbest bırakılacakları bilindiği için uzun süre gazetecileri hakim karşısına çıkarmayarak, yıldırmaya çalışıyorlar. Bu saldırılar yeni değil. AKP iktidarı boyunca kademeli olarak düşen ve yükselen saldırılar bunlar. Bu açmazdan çıkmanın yolu gazetecilerin kendi arasındaki dayanışmayı güçlendirmesiyle olacak. Ötekileştirmeden benden değil demeden bu mesleği korumak üzere gazetecilerin dayanışmayı güçlendirmesiyle mümkün olacak. Basın meslek örgütlerinin de birbirlerini rakip görmeden dayanışmaları gerekiyor, basın ve ifade özgürlüğünü Türkiye’de bu şekilde tesis edebileceğimizi düşünüyorum.”

    “HABERLER VE GAZETECİLİK YARGILANIYOR”

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK) Basın İş Başkanı Faruk Eren de, 13 aydır hakim karşısına çıkarılmayan meslektaşları hakkında konuştu.

    Eren “Diyarbakır’da olacağız, davaya destek vereceğiz. Vahim bir olay. Türkiye’de gazeteciler uzun yıllardır büyük baskı altında ama özellikle Kürt gazeteciler için bu baskı çok daha ağır, çok daha yoğun. Sistematik bir baskı ve bu baskı bölgede daha ağır yaşanıyor. Bölgede yaşanan baskınların kamuoyu tarafından bilinmesi istenmiyor. Bu yüzden de meslektaşlarımızı tutukladılar. Boş bir iddianame sadece haberler ve gazetecilik yargılanıyor. Bu baskıları hep birlikte dayanışarak aşacağız” şeklinde konuştu.

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

     

  • Sağlık sorunları devam eden tutuklu Mücella Yapıcı için Adalet Nöbeti!

    Sağlık sorunları devam eden tutuklu Mücella Yapıcı için Adalet Nöbeti!

    PİRHA- TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu, ‘Hak ihlalleri son bulsun’ diyerek 21 Haziran 2023 saat 19.00’da Adalet Nöbeti ve açıklama yapacak. 

    Gezi Davası’nda hakkında 18 yıl ceza yıl hapis cezası verilen Mücella Yapıcı’nın sağlık sorunları devam ediyor.

    Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu yapacakları basın açıklamasına, katılım çağrısı yaptı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Mücella Yapıcı hukuksuz tutukluluğu sürerken insanlık dışı kelepçe uygulaması nedeniyle hastaneye gitmeyi reddediyor. Bu insan hakkı ihlaline karşı, Mücella’nın yanındayız demek, onun sesi olmak için için 21 Haziran Çarşamba 19.00’da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi önünde basın açıklamasında buluşalım. Tüm yol arkadaşlarımızı bekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Tutuklu Ergin Doğru: Yolumuzda boyun eğmek ve zalimle bir olmak yoktur

    Tutuklu Ergin Doğru: Yolumuzda boyun eğmek ve zalimle bir olmak yoktur

    PİRHA-AKP iktidarının cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamak istenmesinin Alevi inancına darbe olduğunu belirten BDP Dersim eski il eş başkanı Ergin Doğru, “AKP’nin oyunu inkar üzerine kurulu ve devletin Alevisini yaratma amaçlıdır” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasına ve tasarının yasalaştırılmak istenmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili düzenlemelerin de yer aldığı torba kanun teklifinin ilk 8 maddesi kabul edildi. Düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’ndan geçmesi durumunda belediyeler imar planlarken, bölgenin şartları ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak cemevleri için yer ayıracak. Ayrıca cemevi inşası için kaymakam veya validen de izin alınması gerekecek. İsteyen dedelere ise kadro verilerek, maaş bağlanacak, dedeler memur statüsünde olacak. Bu uygulamaya Aleviler sert tepki gösteriyor.

    Elazığ Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan BDP Dersim eski il eş başkanı Ergin Doğru, AKP iktidarının cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanma planına ilişkin PİRHA’ya yazı yazdı.

    “ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE DARBEDİR”

    AKP iktidarının Alevi açılımı planının Alevi inancına darbe olduğunu dile getiren Doğru, “AKP’nin oyunu inkâr üzerine kurulu ve devletin Alevisini yaratma amaçlıdır. AKP hükümeti Alevilerin haklarını tanımak ve Alevi inancını kabul etmek yerine inkârcılığa kılıf giydirip Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi İşleri Başkanlığı’ kuruyor. Bu mantık Alevi örgütlülüğü ve kurumsallaşmasına darbedir. Bununla devletin Alevisi yaratılmaya çalışılıyor. Alevilerin bu yaklaşımı birçok yönden kabul etmesi mümkün değildir. Aleviler, Diyanet gibi bir gericilik ve antilaik merkezin kapatılmasını isterken Aleviliğe dayatılan yeni kurum bir nevi Alevi Diyanetine dönüştürülecektir” diye belirtti.

    “CEMEVLERİ İBADETHANEDİR DİYEMİYORLAR”

    Yazısında cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasının altında yatan nedenin Aleviliği inanç olarak tanımama olduğunu belirten Doğru, “AKP iktidarı Aleviliği hala tek başına Ali’yi sevmek ve kültür olarak görüyor. O yüzden de hala cemevleri ibadethanedir bile diyemiyorlar. Alevilik inançtır diyemezler; Diyanet izin vermez. Bu yüzden Aleviliği Kültür Bakanlığı’na bağlayarak Alevileri kandıracaklarını sanıyorlar. AKP hükümeti ve resmi ideoloji eskiden beri devletin Alevisini yaratmak istiyor ama Alevi düşmanlığından buna bile cesaret edemiyorlar. Sanki Alevilik tek başına kültürdür, inanç boyutu yoktur. Sanki Alevilik kültür sanat kulübüdür. Maaşlarını ödeyecekleri Pir-dedelere verilen mesaj net olduğu gibi Alevilere de devletin Alevisi olacaksınız mesajını verilmek isteniyor” dedi.

    “ALEVİ AÇILIMININ KISA VADELİ HEDEFİ SEÇİM ODAKLIDIR”

    AKP hükümetinin bugünkü Alevi açılımının geçmişte yaptığı Alevi çalıştayları gibi özü boş ve tamamen tuzaktan ibaret olduğuna vurgu yapan Doğru, “Adına Alevi açılımı denilen bu yeni oyunun hedefleri Aleviler açısından sürpriz ve bilinmeyen bir şey değil. Açılım tuzağının kısa ve uzun vadeli iki temel hedefi var. Öncelikle kısa vadeli hedef seçim odaklıdır. AKP büyük oranda kaybettiği Kürt oylarını telafi etmek için para ve oyunlarla Alevilerin oylarını almak istiyor. Uzun vadede ise hedef geçmişten bu yana bitmeyen asimilasyon politikalarıyla Aleviliği İslamlaştırmak ve devletin Alevilerini yaratmaktır” diye yazdı.

    “ALEVİLERİ KANDIRACAKLARINI DÜŞÜNEN YAVUZ VE YEZİT ZİHNİYETLERİ YANILIYORLAR”

    Devletin Aleviliğinin sadece Hz. Ali olmadığını, Aleviliğin eşitlik, adalet ve paylaşmak olduğunu kabul etmeyeceğini ifade eden Ergin Doğru, yazısını şöyle sürdürdü:

    “Bunlar Aleviliğin bilim olduğunu, Aleviliğin mazlumla birlik olduğunu bilmezler. Bunlar Aleviliğin Hz. Hüseyin, Pir Sultan Abdal, Seyit Rıza olduğunu ve Aleviliğin direniş olduğunu kabul etmezler. Birkaç Hınzır Paşa ve düşkünle Alevileri kandıracaklarını sanan Yavuz, Yezit zihniyetliler yanılıyorlar. Aleviler bu oyuna gelmez ve devletin Alevisi olmayı kabul etmez. İkrarımızda, yolumuzda boyun eğmek ve zalimle bir olmak yoktur.”

    PİRHA/DERSİM

  • Ayışığı Ekin Sanat Derneği, Çizgili Özgür Sergisi düzenleyecek

    Ayışığı Ekin Sanat Derneği, Çizgili Özgür Sergisi düzenleyecek

    PİRHA-Ayışığı Ekin Sanat Derneği, tutuklular ile dayanışmak amacıyla 22 Ekim-19 Kasım tarihlerinde Çizgili Özgür Sergisi düzenleyecek. 

    Ayışığı Ekin Sanat Derneği, tutuklular ile dayanışmak amacıyla onların hazırladıklarıyla bir sergi düzenleyecek.

    22 Ekim-19 Kasım tarihleri arasında Çizgili Özgür Sergi adıyla yapılacak olan etkinlikte kolaj atölyesi, film gösterimi ile kitap söyleşisi ve imza günü de gerçekleştirilecek. Sergi, derneğin İstanbul Şişli’deki binasında yapılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 16 gazetecinin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi

    16 gazetecinin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi

    PİRHA- Yaklaşık 2 aydır tutuklu bulunan 16 gazetecinin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

    Diyarbakır’da 16 Haziran’da tutuklanan 16 gazeteci hakkında Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nin aylık tutukluluk değerlendirilmesinde, ikinci kez tutukluluğun devamına karar verildi.

    Müvekkillerinin tutuksuz yargılanmasını isteyen gazetecilerin avukatı Resul Temur, gözaltı sırasında dosyada kısıtlılık kararının bulunmadığı halde dosyaya erişimlerinin kısıtlandığını, yaptıkları itirazlardan sonuç alamadıklarını belirterek, hiçbir delilin savunmanın denetimine açılmamasının “silahların eşitliği ilkesine” aykırı olduğunu söyledi.

    Müvekkillerinin meşru ve hukuki olmayan sebeplerden kaynaklı tutuklandığının açık olduğunu, bu nedenle adli kontrol tedbirleri kapsamında tahliye edilmesini istedi.

    Diyarbakır Sulh Ceza Mahkemesi ise tutuklu gazetecilerin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller olduğunu, delil durumunda şüpheli gazeteciler lehine herhangi bir değişikliğin olmadığı, üzerlerine atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen katalog suçlardan olması, verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu öne sürerek, tutukluluklarının devamın karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tutuklu yakınlarına polis müdahalesi protesto edildi-VİDEO

    Tutuklu yakınlarına polis müdahalesi protesto edildi-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Adalet Sarayı önünde infazı yakılan ve hasta tutukluların yakınları tarafından devam ettirilen adalet nöbetine polis yasak olduğu gerekçesiyle müdahale etti. HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar’ın gözaltına alındığı eylemde HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm “Her gün cezaevlerinden çığlık sesleri geliyor. Cezaevlerinde yükselen sesin kamuoyuna yansımaması için buradaki açıklamayı engelliyorsunuz. Herkes işlediği suçlardan yargılanacak” dedi.

    İnfazı yakılan ve hasta tutukluların yakınlarının İstanbul Adalet Sarayı önünde başlattığı ancak Kağıthane Kaymakamlığı’nın yasaklama gerekçesiyle her hafta polis müdahalesine maruz kaldığı adalet nöbetinde HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar gözaltına alındı. Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Dilşad Canbaz, Züleyha Gülüm ile Musa Piroğlu da destek verdi.

    “Ya tutuklular intihara sürükleniyor ya da işkence ile katledildiği haberleri geliyor. Bugüne kadar cezaevlerinde iyi bir haber alma şansımız olmadı. Buna karşı anneler uzun bir süredir nöbetlerini sürdürmeye çalışıyor. Ama her hafta engellemeyle karşı karşıya kalıyor ya da valilik kararıyla yasaklanıyor” diyen Gülüm, konuşmasını sürdürürken, polis eylemin yasak olduğunu belirterek engellemeye çalıştı. Gazetecileri de engellemeye çalışan polis, HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar‘ı gözaltına aldı.

    “CEZAEVLERİNDEN HER GÜN ÇIĞLIK SESLERİ GELİYOR”

    Polisin engellemesine rağmen konuşmasına devam eden Züleyha Gülüm, müdahaleye tepki göstererek, “Görüyorsunuz annelerin seslerini duyurmaması için buradaki eyleme engel olmaya çalışıyorlar. Cezaevlerinde yaşananlar bilinmesin diye müdahale ediliyor. Ülkede hiçbir hukuk, Anayasal uluslararası sözleşme kalmadı. Hukuksuz bir şekilde sesimiz kısılmaya çalışılıyor. Gerçekten cezaevlerinde bir sorun yoksa neyi açıklamamızdan korkuyorsunuz. Madem öyle cezaevi kapılarını açın sivil toplum örgütleri tarafından denetlensin. Gerçekten tutuklulara kötü muamele yoksa bu tutukluları neden kapalı kapılar ardında tutuyorsunuz. Tutukluların aileleriyle yapmış olduğu telefon görüşmelerinde aktardığı işkenceleri burada dile getirmelerinden neden rahatsız oluyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Gülüm sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Her gün cezaevlerinden çığlık sesleri geliyor. Cezaevlerinde yükselen sesin kamuoyuna yansımaması için buradaki açıklamayı engelliyorsunuz. Bu şeklide tutuklu yakınlarının sesini kısmaya çalışacağınızı mı düşünüyorsunuz. Cezaevlerinde yaşananlardan, her yaşanan zulümden Adalet Bakanlığı ve Cezaevleri yetkilileri sorumlularıdır. Bu yargı düzeni bir gün değişecek. Yargılanacağınızı düşünmüyor musunuz? Herkes işlediği suçlardan yargılanacaktır.”

    “AYSEL TUĞLUK MAHKEMEDE SORULAN SORULARA CEVAP VEREMİYOR”

    Hastalığına rağmen tahliye edilmeyen Aysel Tuğluk’u da hatırlatan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise şöyle konuştu:

    “Aysel Tuğluk çıkarıldığı mahkemede kendisine sorulan sorulara cevap veremiyor. Çünkü artık hastalığından dolayı kavramıyor. Ağır hastalığına rağmen bugün cezaevinde kalabilir raporu veriyor ATK. Bugün sadece siyasi tutsaklar yatmıyor cezaevlerinde. Binlerce hasta tutuklu yatıyor. Hapishanelerdeki bu cehennem bu ülkenin aynasından başka bir şey değildir. Hapishanelerdeki bu durumu şimdi çevrenizde görüyorsunuz. Bugün HDP’liyseniz ve zulme başkaldırıyorsanız size her şey yasak. Bugün bu yaşananlara sessiz kalınırsa yarın bu yasaklar herkese yasak olur. Bugün bizlere yapılanlar ülkenin geleceğine yapılıyor demektir. Ülkede artık kimsenin can güvenliği değildir. Bizler hasta tutukluların yanında olmaya ve onların sesi olan yakınlarının sesi olmaya devam edeceğiz. Bütün işkenceciler eninde sonunda yargılanacaktır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Polis, Çağlayan’da tutuklu yakınlarına müdahale etti; çok sayıda gözaltı var

    Polis, Çağlayan’da tutuklu yakınlarına müdahale etti; çok sayıda gözaltı var

    PİRHA-Hasta ve infazı yakılan tutuklular için Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yapmak isteyenlere müdahale eden polis, bir kişiyi darp ederek gözaltına aldı. 

    Hasta ve infazı yakılan tutuklu yakınlarının her perşembe günü Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde yaptıkları basın açıklaması Kağıthane Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştı. Yasaklama kararını gerekçe gösteren polis Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun da katıldığı bugünkü eyleme müdahale etti.

    Açıklama yapmak isteyen tutuklu yakınları darp edilerek, gözaltına alındı. Müdahale anını görüntülemek isteyen gazeteciler de darp edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kelepçeli muayeneye karşı çıkan mahpusa işkence: Dakikalarca darp etmişler!

    Kelepçeli muayeneye karşı çıkan mahpusa işkence: Dakikalarca darp etmişler!

    PİRHA- Hasta mahpus olan ağabeyinin tedavi olmak için götürüldüğü hastanede asker ve doktorun işkencesine maruz kaldığını aktaran Dilan Mollaahmetoğlu, “Kelepçeli şekilde tedavi olamayacağını söyleyen ağabeyime doktorun gözleri önünde askerler saldırıp dakikalarca darp etmişler. ‘Burası devletin hastanesi, seni öldürürüz’ deyip küfürler etmişler ve yüzüne tükürmüşler” dedi.

    Cezaevlerinde yaşanan kötü muamele, işkence ve hak gasplarına bir yenisi daha eklendi.

    Son olarak hasta mahpus olan abisinin maruz kaldığı durumu dile getiren Dilan Mollaahmetoğlu, hasta ağabeyinin tedavi olmak için götürüldüğü hastanede asker ve doktorun işkencesine maruz kaldığını aktardı. Mollaahmetoğlu, abisinin elleri kelepçeli bir şekilde muayene edilmek istendiğini, bu duruma karşı çıkınca da askerlerin dakikalarca işkencesine maruz kaldığını anlattı.

    Hapishane yönetiminin ise yaşanan işkenceyi raporlamadığını vurgulayan Mollaahmetoğlu, işkencenin üstünün örtülmek istendiğini kaydederek, işkenceyi gerçekleştirenler ve üstünü örtmeye çalışanlar hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

    “20 YILLIK CEZANIN ÜSTÜNE DİSİPLİN SORUŞTURMALARIYLA 20 YIL DAHA EKLEDİLER”

    Dilan Mollaahmetoğlu, ağabeyi Latif Mollaahmetoğlu’nun 9 buçuk yıldır siyasi nedenlerle tutuklu olduğunu ve bu sürenin son 5 yılını hükümlü olarak geçirdiğini belirtti. Abisinin 20 yıl kesinleşmiş cezası olduğunu da kaydeden Mollaahmetoğlu, abisinin kaldığı hapishanelerde yaşadığı hak ihlallerine karşı direndiği için hakkında disiplin soruşturmaları açıldığını ve bu soruşturmalar sonucunda 20 yıla yakın daha ceza aldığını söyledi. Mollaahmetoğlu; “Siyasi tutsaklar disiplin cezalarıyla sindirilmeye çalışılıyor. 20 yılın üstüne 20 yıl daha eklediler. Bu durumun hukuka, vicdana, ahlaka sığar bir yanı yok. Bu da aslında bir çeşit işkence yöntemidir” dedi.

    “KELEPÇELİ BİR ŞEKİLDE MUAYENE ETMEYE ÇALIŞMIŞLAR”

    Ağabeyinin şu anda İzmir 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde kaldığını aktaran Mollaahmetoğlu yaşanılan işkence olayına dair şunları dile getirdi:

    “Ağabeyimi 4 Mart günü mide ağrısı sebebiyle İzmir Yeşilyurt Hastanesi Gastroentoloji bölümüne götürüyorlar. Burada ki doktor abimin ellerinde bulunan kelepçenin çıkarılmamasını istiyor. Kelepçeli bir şekilde muayene etmeye çalışıyor. Abim de bunun üzerine doktora durumunu anlatıyor. Bu şekilde sağlıklı bir tedavinin gerçekleşemeyeceğini, kendisini mahkum olarak değil hasta olarak değerlendirmesi gerektiğini söylüyor. Ancak doktor tavrından vazgeçmiyor. Tartışmaya devam edip, “Bunu buraya niye getirdiniz, alın götürün. Ben imza atarım endoskopi olsun” diyor. Bunun üzerine abim itiraz ediyor ve “Beni muayene etmeden imza atamazsınız” diyor. Abim karşı çıkınca tartışıyorlar ve askerler doktorun isteği üzerine abimi çekerek zorla dışarı çıkarıyorlar.

    “SLOGAN ATARSAN SENİ BURADA ÖLDÜRÜRÜZ”

    Ağabeyim onu çeken askere durumu anlatmaya çalışıyor ama onlar tüm düşmanlığıyla davranmaya devam ediyor. Bir de üstüne “Slogan atarsan seni öldürürüz” diyorlar. Ağabeyim de “Tedavi hakkımız engellenemez” diye slogan atmaya başlıyor. 4 asker bir anda abime işkence yaparak, sürükleyerek yere yatırıyorlar. Postalları ile yüzüne ve boynuna basmışlar. “Burası devletin hastanesi, burada öldürürüz seni” deyip küfürler etmişler ve yüzüne tükürmüşler. Sonra yangın merdiveninin boşluğuna çekip dakikalarca orada tüm vücuduna tekme ve yumruk atmaya devam etmişler. Tüm bu işkencelere maruz kalırken elleri kelepçeli halde. Kelepçelerine askerler ayakları ile basıp kollarını kırmaya çalışmışlar. Yüzüne boynuna basmaya devam etmişler. Sonrasın da merdivenlerden sürükleyerek aşağı boş bir alana götürmüşler. Orada da işkence yapmaya devam etmişler. Bu sefer 4 asker daha katılmış.”

    “HAPİSHANE İDARESİ İŞKENCENİN ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYOR”

    İşkence izlerinin ağabeyi Latif Mollaahmetoğlu’nun vücudunda hala mevcut olduğunu ancak bunun raporlaştırılmayarak üstünün örtülmeye çalışıldığını vurgulayan Mollaahmetoğlu; “İşkencelerin ardından ağabeyim hapishaneye getiriliyor. Israrı sonucu Adli Tıp’a götürülüyor ama orada hiçbir film, emar v.s çekilmeden sadece doku zedelenmesi denilerek bir rapor tutuluyor ve geri gönderiliyor. Günlerdir boynu, burnu ve kuyruk sokumundan dolayı yatamıyor. Boynunu kullanamıyor. Etkin bir şekilde muayene edilmiyor. Hapishane idaresine “Bu yaraların fotoğrafını çekin” demesine rağmen yapmamışlar. “Bizlik bir durum yok” diyerek üzerlerinden atmaya çalışmışlar. Ağabeyimi linç etmeye çalışan bu askerler ve linçi destekleyen doktorun tavrı tamamen düşmancadır” şeklinde konuştu.

    “HAPİSHANELERDE YETERLİ VE SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE TEDAVİ OLABİLME SİSTEMİ İŞLETİLMİYOR”

    Ağabeyinin şu an hasta olduğunu ve tedavi görmesi gerektiğini belirten Mollaahmetoğlu, ağabeyi gibi onlarca hasta mahpusun olduğunu anımsatarak, “Biz ailecek hem abim için, hem de diğer hasta tutsaklar için elimizden geleni yaptık. Hasta tutsakların tedavi hakları engelleniyor. Yeterli ve sağlıklı bir tedavi olabilme sistemi işletilmiyor. Hastaneden randevu almak istediklerinde aylar sonrasına gün veriliyor. Pandemi sürecinde ağabeyimin safra kesesi patlamıştı ve zehirlenme ihtimali vardı. Ameliyat oldu ve tek kişilik bir hücrede, tek başına tutuldu. Kendi öz bakımını yapamayacak durumdaydı. Safra kesesi ameliyatının önemli bir şey olmadığını, ağabeyimin yardım alabileceği birisine ihtiyaç duymadığını söyleyerek yanında olmamızı engellediler. Ağabeyim uzun yıllardır hapishanedeydi ve zaten bağışıklık sistemi çökmüş durumdaydı. Bu durumdaki bir insan tek başına kalamaz. Ayrıca pandemi süreci olmasına rağmen temizlik için gerekli gereçlerde kendisine verilmedi. Defalarca hapishane idaresi ile görüştük. Hiçbir talebimizi yerine getirmediler. O süreçte Bolu F Tipi’ndeydi. Pandemi süreci olmasına rağmen maske ve çamaşır suyu dahi kendisine verilmedi. Biz orada bulunan tutukluların aileleri olarak suç duyurularında bulunduk, bu durumu basında gündeme getirdik de ondan sonra çamaşır suyu ve maske verilmeye başlandı. En basit ve temel haklar bile bu şekilde engellenebiliyor” dedi.

    “TUTSAK AİLESİ OLARAK BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Mide ağrısı var diye gittiği hastaneden ağabeyinin cenazesini göndermeye çalıştıklarını söyleyen Mollaahmetoğlu son olarak şunları aktardı:

    “Sadece mide ağrısı var olarak çıktı o hapishaneden ancak döndüğünde birçok yerinde darp ve işkence izi vardı. Kendisi bu haldeyken revire çıkmak istediğini, kendisine yapılan işkenceleri rapor altına aldırmak istediğini söylemiş ancak bu durum hapishane yönetimi tarafından engellendi. Biz aileler olarak avukatlarımız ile birlikte hukuki süreci başlattık. Hem hapishaneye yönetimi, hem de bu işkenceyi yapan askerler ve doktor hakkında suç duyurusunda bulunduk. Birçok insan hakları deneğine, vakfına da başvurduk. Milletvekilleri ile de görüştük. Vekiller işkence olayı ile ilgili önerge verdi. Biz bir tutsak ailesi olarak bu işin peşini bırakmayacağız. Bu işkenceyi de her yerde teşhir edeceğiz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • İstanbul ATK önünde nöbet tutan tutuklu yakınlarına polis müdahale etti

    İstanbul ATK önünde nöbet tutan tutuklu yakınlarına polis müdahale etti

    PİRHA-Hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için İstanbul Adli Tıp Kurumu önünde nöbet eylemine devam eden tutuklu yakınlarına polis müdahale ederken, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Yaşananlara tepki gösteren HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, “ATK bir tıp kurumu olmaktan çıkmış, mahpuslara ölümü, baskıyı ve her türlü işkenceyi dayatan bir yer haline gelmiştir” dedi.

    İstanbul Yenibosna’da bulunan Adli Tıp Kurumu (ATK) önünde “Hasta tutsaklara özgürlük” talebiyle başlatılan nöbet eylemine polis müdahale etti. Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nin, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla 20 Ocak 2022 günü başlattığı ve her hafta perşembe günü sürmesi planlanan nöbet eylemi devam ederken; ATK önünde açıklama yapmak isteyenlere müdahale eden polis çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

    ATK önündeki açıklamaya Birleşik Mücadele Güçleri ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm ve Zeynel Özen de destek verdi. Yapılan polis müdahalesine tepki gösteren Özen, ATK’nin hasta tutuklular için verdiği “cezaevinde kalabilir” raporlarına değinerek, şunları söyledi:

    “İDAM CEZASI PRATİKTE DEVAM EDİYOR”

    “Bugün Adli Tıp önüne geldik. Fakat bu ceberut devlet, iktidar ölümlerin durması için yapılacak bir basın açıklamasına dahi tahammül edemiyor. İdam cezasını bu ceberut iktidar kaldırdı ama pratikte devam ediyor. Geçen ay cezaevlerinden yedi cenaze çıktı. Ölümler yine devam ediyor. Adli Tıp Kurumu da bu ölümlere ortak oluyor.

    Aysel Tuğluk hakkında Kocaeli Adli Tıp’ta verilen raporu yok sayıldı. Yine buraya getirilip, üç hafta gözetim altında tutulacak. Bu cinayetlere ortak olmayın. Ölümlere sebebiyet vermeyin. Tek adamın iki dudağı arasındaki hakimler, mahkemeler, savcılar onların emirlerinden çıkmıyor. Ölümlerin karşısında direneceğiz.

    Onlarca polis bir basın açıklamasına izin vermiyor. Bu hukuksuzluktur. Fakat şunu iyi bilsinler ki, bu ölümlerin hesabı demokratik mahkemelerin önünde sorulacak. Güvenlik güçlerine de sesleniyorum. Bu kanunsuz talimatlara uymayın. 15 Temmuz’da da gördük. FETÖ’nün polisleri suç ortaklığı yaptılar. Bugün neredeler? Cezaevindeler. Sizler de bu kanunsuz emirlere uyarak, suç işliyorsunuz. Bir gün siz de bunların hesabını vereceksiniz.”

    “CEZAEVLERİ, KATLİAM EVLERİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR”

    HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ise cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çekti. “Cezaevleri bir katliam evlerine dönüştü” diyen Gülüm, şu ifadeleri kullandı:

    “Aslında bir kez daha siyasi iktidarın cezaevi meselesinde nasıl bir katliamcı çizgi izlediğiyle karşı karşıya kaldık. Bugün aileler burada bir açıklama yapmak istedi. “Çocuklarımız ölüyor, cezaevlerinde öldürülüyor. Bunu durdurun” demek istediler. Adli Tıp önünde açıklama yapma gerekçeleri ise özellikle bu kurumun hasta mahpuslar için sürekli “cezaevinde kalabilir” raporu vermesiydi.

    Ölümü yaklaşmış, tedavisi mümkün olmayan hastalara dahi “cezaevinde kalabilir” raporu vererek, onları ölüme sürükleyen, aslında idam kararlarını veren kurumlardan birisidir Adli Tıp Kurumu. ATK bir tıp kurumu olmaktan çıkmış, bu iktidarın ideolojik zemininde hareket eden, aynı dışarıda toplumsal muhalefete yaptığı gibi içeride de mahpuslara ölümü, baskıyı ve her türlü işkenceyi dayatan bir yer haline gelmiştir.”

    Gülüm, ATK’nin verdiği raporlar nedeniyle binlerce hasta tutuklunun cezaevlerinden tahliye edilemez durumda olduğunu belirterek, “Cezaevleri bir katliam evlerine dönüştü. ATK, siyasi iktidar ve kendisine bağımsız diyen ama direkt iktidara bağlı mahkemeler nedeniyle maalesef insanlar ölüme götürülüyor. Bu da yetmiyor; cezaevlerinde uygulanan baskılar ile insanlar intihara sürüklenmeye çalışılıyor. Açıklama yapmak isteyen arkadaşlarımız yakınlarına sahip çıktıkları, “Hasta mahpuslar ölmesin” dedikleri için gözaltına alındı” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li kadın milletvekilleri: Garibe Gezer’in ölümünü ‘intihar’ olarak kabul etmiyoruz-VİDEO

    HDP’li kadın milletvekilleri: Garibe Gezer’in ölümünü ‘intihar’ olarak kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kadın milletvekilleri Garibe Gezer’in ölümüne ilişkin Meclis’te açıklama yaptı. HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Gezer’in ölümünü “intihar” olarak kabul etmediklerini söyledi. 

    Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde hayatını kaybeden Garibe Gezer ile tutuklu bulunan Aysel Tuğluk’a dair Meclis’te açıklama yapan HDP milletvekilleri, hak ihlallerinin arttığını kaydetti. Türkiye’deki cezaevlerinin 1980’li yıllarda Diyarbakır Cezaevi’ni aratmayan uygulamalarla karşı karşıya olunduğunu belirten Başaran, “Her gün hak ihlallerinin artırıldığını, her gün cezaevlerinde tutsakların ve mahpusların insanlık onuruna aykırı bir biçimde kötü muamele ile yüz yüze kaldıklarını ifade ediyoruz. Bunu biz ifade ederken kulağını kapatan, görmezden gelen iktidarın politikaları sonucunda en son önceki akşam Garibe Gezer’in şüpheli ölümü oldu” dedi.

    “SÜNGERLİ ODA UYGULAMASI DİYARBAKIR CEZAEVİ’NDE YAPILANLARIN BENZERİDİR”

    Başaran, Gezer’in 15 Mart’a Kayseri Bünyan Cezaevi’nde tek kişilik hücreye alındığını hatırlatırken; “Bunun karşısında itiraz etti, akabinde hukuksuz bir biçimde Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. 22 günlük hücre cezasından sonra 3 kişilik koğuşa geçmek istedi. Ancak bütün başvurularına rağmen hiçbir talebi kabul edilmedi ve Garibe hukuksuz bir biçimde tek kişilik bir hücrede tutulmaya devam edildi. Buna itiraz ettiğinde süngerli odada tutuldu.

    Süngerli oda 80’li yıllardaki Diyarbakır Cezaevi’ndeki uygulamaların bir benzeri olarak bugün işletiliyor. Gezer’in avukatları ve ailesine aktardığına göre, 24 Mayıs günü erkek ve kadın gardiyanların işkencesine ve kötü muamelesine uğradı o gün cinsel saldırı ile yüz yüze kaldı. Garibe bunu kamuoyu ile paylaştı, bunun karşısında yine, tekrar ısrarlı bir biçimde tek kişilik hücrede kalmak istemediğini belirterek dilekçeler verdi, bu dilekçeler işleme alınmadı.

    7 Haziran günü hücresini yakmak istedi, öncesinde intihar girişiminde bulundu ısrarla hücrede tutuldu. Vekillerimize yaşadığı işkence, cinsel saldırı ile ve kötü muamele ile ilgili mektup yazdı. Bunların bir kısmı vekillerimize ulaşmadı, bir kısmı vekillerimize ulaştı. Bununla ilgili Meclise onlarca soru önergesi verdik, defalarca gündeme getirdik” ifadelerini kullandı.

    “GEZER’İN ÖLÜMÜNÜ İNTİHAR OLARAK KABUL ETMİYORUZ”

    Gezer’in intihar ettiği yönündeki açıklamaları kabul etmediklerini söyleyen Başaran, şöyle konuştu:

    “Garibe Gezer devletin, Adalet Bakanlığı’nın gözetimde olan cezaevinde kötü muamele ve cinsel saldırıya uğradı ve hala tek kişilik hücrede tutuluyor bu hukuksuzluğa son verilsin çağrısı yaptık. Meclis’te, sokakta, alanda Garibe’nin sesi olmaya çalıştık ama maalesef iktidar ve Adalet Bakanlığı her defasında olduğu gibi bütün çağrılarımızı yanıtsız bıraktı ve en nihayetinde önceki gece avukatlarının ve ailesinin açıkladığı biçimde Garibe şüpheli bir biçimde yaşamını yitirdi. ‘İntihar’ diye ailesine aktardılar, ama ailesi ve avukatları bunun intihar olduğuna inanmıyor. Biz de intihar olduğu konusunda ikna değiliz. Bu kadar sistematik bir biçimde işkence ve kötü muameleye uğrayan bir kadının ölümünü ‘intihar’ olarak kabul etmiyoruz.”

    “GEZER’İN CENAZESİ 2 BUÇUK SAAT BEKLETİLDİ”

    Başaran son olarak Gezer’in cenazesini almaya gidildiğinde yaşananlara değinerek, şunları söyledi:

    “Garibe yaşamını yitirdi avukatlar cenazesini almak için morga gittiler; avukatlar darp edildi, polisler ‘cenazenizi de alın gidin ulan’ diye hakaret ettiler. Bu da yetmedi, cenaze Mardin’e getirildi. 2 buçuk saat bekletildi. Düşmanlık bitmiyor, yetmiyor,  yaşamını yitirmesi bile birilerinin içini soğutmamış. 2 buçuk saat Garibe’nin cenazesi bu şekilde bekletildi. Mardin Büyükşehir Belediyesi cenaze aracı geldi ancak polisler aracı geri gönderdiler, aileye kendi imkanlarınızla cenazeyi alın dendi. Bu görüntü Türkiye’nin bütün utanç tablosu olarak bütün Türkiye’nin gündemine yansıdı.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Elazığ Cezaevi’nde 9 tutuklu koronavirüse yakalandı

    Elazığ Cezaevi’nde 9 tutuklu koronavirüse yakalandı

    Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda 9 tutuklunun salgına yakalandığı belirtilirken, MED TUHAD-FED, yetkilileri sorumluluk almaya çağırdı. 
    Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu Salih İlmin, Zeynel Akşahin, Adnan Çakı, Salih Erdem,  Şakir Kandemir, Murat Sevinç, Ahmet Tekin, Abdulhekim Güze ve Murat Mengüç’ün koranavirüse (Covid-19) yakalandığı belirtildi. Tutuklu yakınları, cezaevinde olup bitenlere ilişkin Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu’na (MED TUHAD-FED) başvurdu.  Ailelerin başvuruları ardından MED TUHAD-FED yetkilileri, 9 tutuklunun Covid-19 testinin pozitifi çıktığını belirterek, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm kurumları sorumluluk almaya davet etti.
    Cezaevinde yapılan Covid-19 testleri sonrasında 9 tutuklunun testlerinin pozitif çıktığı ve tutukluların dış temas yaşamadığını bilgisini veren MED TUHAD-FED yetkilileri, salgını infaz koruma memurları tarafından yayıldığını dile getirdi.
    ‘TEDBİRLER TUTUKLULARA YÖNELİK DEĞİLDİR’ 
    Cezaevinde tedbirlerin yetersiz olduğu ve salgının gardiyanların koğuşlarda arama yapıldıktan sonra yayıldığı ifade eden MED TUHAD-FED yetkilileri, şunları kaydetti.
    “Testi pozitif çıkan dokuz tutsak yaklaşık bir haftadır karantinadalar. Yine testi pozitif çıkanlar ile birlikte kalan bazı tutsakların da karantina kaldığı belirtilmiştir. Ancak testleri negatif çıkmıştır. Alınan tedbirler tutsaklara yönelik değil sadece memurlara yöneliktir. Testi pozitif çıkan tutsaklara uygulanan tedavi hakkında bilgileri yok. Tutsaklar kaygılı ve tehlike durumu söz konusudur. Telefon odaları ve görüş yerlerinin hepsinin ortak olması hususuyla ciddi bir tedbirsizlik söz konusudur.”
    MED TUHAD-FED yetkilileri, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm kurumları sorumluluğa çağırdı.
    (HABER MERKEZİ)
  • İnfaz yasasında, İstihbaratçılara mahpusları 14 gün süreyle sorgulayabilme yetkisi

    İnfaz yasasında, İstihbaratçılara mahpusları 14 gün süreyle sorgulayabilme yetkisi

    TBMM’de yasalaşan infaz paketinde istihbarata, hükümlü ve tutukluların rızası alınarak; tutukluları 14 günü geçmeme koşuluyla ceza infaz kurumundan alabilme yetkisi verildi.

    TBMM’de yasalaşan infaz paketinden, terör suçlarıyla ilgili bilgilerin araştırılması için “ilgili makam” ya da savcılıkların talebi ve sulh ceza hakiminin kararıyla, mahkumların cezaevinden alınabilmelerine olanak veriliyor.

    “TERÖR VE ÖRGÜT FAALİYETLERİ ÇERÇEVESİNDE İŞLENEN SUÇLAR” İBARESİ EKLENDİ

    Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre; bu düzenleme yasalaşırsa, savcılıkların yanı sıra istihbarat birimleri, tutuklu ve hükümlüyü cezaevinden alarak sorgulayabilecek. İnfaz Yasası’nın 92. maddesinde yer alan düzenleme, daha önce Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 250. maddesindeki suçlar için uygulanıyordu. Ancak Özel Yetkili Mahkemeleri düzenleyen CMK. 250. maddesi 2012’de kaldırılınca, düzenleme dayanaksız kalmıştı. Bu kapsamda AKP ve MHP, infaz paketindeki ilgili yasaya, “terör ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen” ibaresi eklettirdi.

    İSTİHBARAT, HÜKÜMLÜ VE TUTUKLULARI İSTEDİĞİ ZAMAN ALABİLECEK

    Buna göre bu suçlarla ilgili olarak alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması bakımından zorunlu görülen hallerde, hükümlü veya tutuklular, rızaları alınmak koşuluyla, ilgili makamın ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine sulh ceza hâkimi kararı ile geçici sürelerle ceza infaz kurumundan alınabilecek.

    Bu süreler, hükümlü veya tutuklu dinlendikten sonra işin niteliğine göre, her defasında 4 günü ve hiçbir surette 15 günü geçmemek üzere hakim tarafından tayin olunacak. Ceza infaz kurumundan ayrılış ve dönüşlerinde hükümlü veya tutuklunun sağlık durumu doktor raporu ile tespit edilecek. Yer gösterme sırasında yapılan işlemlere ilişkin belgelerin bir örneği ilgilinin dosyasında muhafaza edilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilecek.

    Siyasi tutukluları kapsam dışı bırakan infaz yasa teklifinin ilk 30 maddesi Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Buna göre İnfaz Hakimliği’nin yetkileri genişletilirken, hakkında yakalama emri çıkartılan kişi için tüm kapalı alanlarda arama yapılabilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hasta tutuklu Elif Kısa’nın duruşması 1 Nisan’da görülecek

    Hasta tutuklu Elif Kısa’nın duruşması 1 Nisan’da görülecek

    PİRHA – Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta tutuklu  64 yaşındaki Elif Kısa’nın ilk duruşması 1 Nisan’da görülecek. 

    Görüşçüsü olduğu bir tutukluya giysi götürmesi ve para yatırması suç delili sayılarak tutuklanan 64 yaşlarındaki Elif Kısa’nın yargılandığı davanın ilk duruşması 1 Nisan’da görülecek. Duruşma Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    “HAKSIZ TUTUKLULUK SON BULUR”

    Duruşma öncesi dosyayı değerlendiren Elif’in avukatı Özgür Çıkın, “Ortada savunma yapabilecek bir suçlama yok. Muhalifleri örgüt üyesi olarak gören anlayış karşısında savunma yapacağız” dedi. 1 Nisan’da görülecek duruşmadan tahliye kararı çıkmasını beklediklerini söyleyen Özgür, “Adli tedbirler uygulanarak bırakılabilir. Ancak ‘Deliller toplanmadı, karartma şüphesi’ gibi ifadelerle tutukluluğun devamı gibi bir karar da çıkabilir. Umarım hukuk adalet yerini bulur. Haksız tutukluluk son bulur” ifadelerini kullandı.

    “ANNEM SERBEST BIRAKILMALI”

    Elif’ Kısa’nın kızı Hatice Özdemir ise annesi için dayanışma çağrısında bulundu. Özdemir, “Tüm duyarlı dostlara, avukatlara sesleniyorum. Lütfen annemi yalnız bırakmayın. Annemin serbest bırakılacağını umuyorum, bırakılmalıdır da. Annem hasta bir tutuklu ve onu arayan 44 yaşında zihinsel engelli bir bebeği var. Tüm yetkilileri bu konuda duyarlı olmaya çağırıyorum. Daha kötü sonuçlar olmadan gereken önlem alınsın, cezaevleri boşaltılsın” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Maraş’ın Elbistan ilçesinde 3 Aralık’ta gözaltına alınan Elif ve Ali Kısa çifti, “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiası ile tutuklanmış, çiftin bakıma muhtaç ağır engelli İsmail (44) ile işitme ve konuşma engelli Ahmet Kısa (41) isimli çocukları, yalnız başlarına kalmıştı. Avukatların çiftin tutukluluklarına yapılan itiraz sonucu HDP Elbistan İlçe Örgütü yöneticisi olan Ali Kısa adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, anne Elif Kısa’nın (64) ise tutukluluğunun devamına karar verilmişti.

    PİRHA/MARAŞ