Etiket: Tv10

  • Şükrü Samsunlu’nun annesi toprağa sırlandı!

    Şükrü Samsunlu’nun annesi toprağa sırlandı!

    PİRHA – Alevi medyasının tanınan emekçilerinden Şükrü Samsunlu’nun annesi Müzeyyen Samsunlu, Giresun’da toprağa sırlandı.

    TV10 Emekçilerinden Şükrü Samsunlu’nun 89 yaşında annesi  Müzeyyen Samsunlu, yaşlılığa bağlı hareketsizlik ile ödem ve enfeksiyon nedeni ile 16 Nisan’da Hakk’a yürüdü.

    Giresun Devlet Hastanesi’nde son nefesini veren Samsunlu, Giresun Merkez Yeni Mezarlık’ta toprağa sırlandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • TV10’un avukatlarından Zülfikar Erden Hakk’a yürüdü

    TV10’un avukatlarından Zülfikar Erden Hakk’a yürüdü

    PİRHA- İnsan hakları savunucusu, TV10’un avukatlarından Zülfikar Erden kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü.

    Tv10‘un KHK ile kapatılmasına karşı başvurlar yapmış, hukuksal mücadele yürütmüş insan hakları savunucu Derviş Cemal Ocağı evladı avukat Zülfikar Erden geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü. Erden’in Hakk’a yürümesi derin üzüntü yaratırken, sevenleri sosyal medyada mesaj paylaştılar.

    Avukat Zülfikar Erden, Ovacık Cemevi’nde saat 12.00’de yürütülecek Hakk’a Uğurlama Erkanı sonrası köyünde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Avukat Erden: TV10’un kapatılması akıl dışı ve siyasi bir karardır-VİDEO

     

  • Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Alevilerin lokmalarıyla kurulan TV 10, Alevi medya geleneğinde bir çığır açarak ihtiyaca cevap olmuştu.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalgada İMC TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    17 Ağustos 2011 yılından kapatılana kadar Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, Yol erkanını, Türkiye’nin her bölgesinden ekranlarına taşıyan Alevilerin sesi TV10’un yayınının KHK ile kesilmesi ve kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. TV10 çalışanları, kapatılan TV10’un geri açılması için 82 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı.

    KARARTMA SIRASI TV10’DA!

    4 Eylül 2016 tarihinde polislerin TV 10’u mühürlemek üzere binaya geldiği sırada, Alevi kurumları yöneticiler, sanatçılar ve Alevi pirlerinin oturma eylemiyle karşılaşmış, sanatçılar ve TV 10 çalışanları kapatma kararını türkülerle protesto etmişlerdi.

    TV10’a polis ve maliye ekipleri tarafından ikinci baskında bina mühürlenmek istenmiş, polis ve TRT görevlileri içeride sayım yaparak Alevilerin lokmaları ile alınan teknik malzemelere el konulmuştu.

    TV 10 binasının olduğu İkitelli’de 3-4 gün gece-gündüz insanlar orada nöbet tutup açlık grevi yaptılar, orada cem tutuldu, deyişler okundu, şarkılar, türküler söylendi.

    OHAL KOMİSYONU REDDETTİ

    TV10 kapatıldıktan sonra bütün hukuki girişimlerde bulunuldu. En son AİHM’ye başvurma kararı alınmıştı. Ancak AİHM ve Anayasa Mahkemesi, mağduriyetleri gidermek için oluşturulan OHAL Komisyonu’nu gösterdi.

    Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıklarının ihale yoluyla Eylül 2017’de satışa çıkarılmasının ardından 13 Eylül 2017’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.

    82 HAFTA BOYUNCA EYLEM YAPILDI

    TV 10’un KHK ile kapatılmasının ardından mücadelelerini sokağa taşıyan TV 10 çalışanları, 82. hafta boyunca eylemlerini de Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi.

    Alevi medya geleneğini lokmaları ile yaratan TV 10 çalışanları ve Alevi toplumu 82. hafta boyunca kürsü açarak ayrıca ülke gündemini de işledi. TV 10 çalışanları aşurelerini, Hızır lokmalarını bu meydanda dağıtarak paylaştı. Bu kolay teslim olunmayacağının da göstergesiydi.

    TV10’un çalışanları, televizyonlarının açılması için 82 hafta sürdürdükleri eylemi 28 Nisan 2018 tarihinde sonlandırdı.

    “ALEVİ MEDYASI TV 10’UN AÇMIŞ OLDUĞU YOLDAN BÜYÜK TECRÜBELER EDİNDİ”

    TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya verdiği demeçte, TV10’un Aleviler için önemini şu sözlerle dile getirmişti:

    “Sadece Aleviler değil, bütün toplumsal kesimler kendi talepleri, ihtiyaçları için yeni araçlar yarattılar. Aslında TV10 da Alevilerin bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştı. Aleviler özellikle kentleşmeyle birlikte bir örgütlenme faaliyeti içine girdiler. Cemevleri kurdular. Kentlerde daha çok görünür olmak istediler. Örgütlendiler, bir araya geldiler. Kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Tabii bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıktı. TV 10 da bu ihtiyaçtan aslında açığa çıkan bir yayın kuruluşuydu.

    2011 yılında kurulan TV10 Alevi medya geleneğinde bir çığır açtı, Alevi toplumunun kendi ihtiyaçlarını, sorunlarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve taleplerini daha görünür kıldı. TV10’da, mikrofon uzatılmayan, ekrana çıkartılmayan Aleviler daha görünür oldu. TV10 ve emekçileri, programcıları, çalışanları yüz binlerce kilometre giderek her ay neredeyse Alevilerin tümüne kameralarını çevirdiler, mikrofonları uzattılar, Alevilere ses oldular. Bu anlamda TV10 Aleviler açısından çığır açan bir yayın kuruluşu oldu. Bugün de belki Alevi medyası TV10’un açmış olduğu yoldan çok büyük tecrübeler edinmiş oldu. Bugün bazı Alevi medya kuruluşları varsa bunda TV10’un açtığı yolun çok büyük payı var. Hakikaten Türkiye’de ilk defa bir çok şey yaptı TV10.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Gazeteci Büyükşahin ile Güleç’in yargılandığı dava sonuçlandı!

    Gazeteci Büyükşahin ile Güleç’in yargılandığı dava sonuçlandı!

    PİRHA- TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandığı davadan karar çıktı. Mahkeme, her iki isim için örgüt üyeliği yönünden beraat kararı verirken, Veli Büyükşahin’e propaganda suçundan 1 yıl 3 ay 22 gün, Veli Haydar Güleç’e ise 1 yıl 6 ay 22 gün ceza verdi.

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandıkları davada karar açıklandı.

    Gazeteci Büyükşahin ve Güleç’e “örgüt üyeliği ve propaganda” suçlaması yöneltilmişti.

    60’tan fazla kişinin yargılandığı dosyada 2011-2012 yıllarında Barış ve Demokrasi Partisi siyaset akademilerinde yürütülen eğitimlere dair olduğu söylenen tapeler iddianameye eklenmişti.

    Dosya kapsamında Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç, 16 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmişlerdi.

    Büyükşahin ve Güleç’in de aralarında bulunduğu 60’dan fazla kişinin yargılanmasına 7 Mayıs’ta devam edilmişti.

    MAHKEME, BAŞKA DOSYALAR SEBEBİYLE İHBARDA BULUNDU!

    Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmadan bir gün sonra kararını açıkladı. Her iki isime de örgüt üyeliği yönünden beraat kararı çıktı. Mahkeme heyeti ayrıca, Veli Büyükşahin’e propaganda suçundan 1 yıl 3 ay 22 gün, Veli Haydar Güleç’e ise 1 yıl 6 ay 22 gün ceza verdi.

    Mahkeme heyeti, Büyükşahin hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13.08.2012 tarihli ve Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.12.2012 tarihli erteleme kararlarının olduğunu belirterek “sanığın denetim süresi içerisinde dosyamıza konu suçu işlediği anlaşılmakla karar kesinleştiğinde adı geçen mahkemelere ayrı ayrı ihbarda bulunulmasına” yönünde karar verdi.

    Yargılama sonucunda mahkeme, Veli Haydar Güleç hakkında da Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17.12.2012 tarihli “kovuşturmanın ertelenmesi” yönünde karar olduğunu belirterek “sanığın denetim süresi içerisinde dosyamıza konu suçu işlediği anlaşılmakla karar kesinleştiğinde adı geçen mahkemelere ayrı ayrı ihbarda bulunulması” kararını verdi.

    Av. Seyit Demir, İstinaf Mahkemesi’ne başvuracaklarını söyledi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER: Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar

  • Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar- VİDEO

    Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar- VİDEO

    PİRHA – TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandığı davanın duruşmasının görülmesine Çağlayan Adliyesi’nde devam ediliyor. Dosya kapsamında hiçbir somut delilin olmadığını belirten Veli Büyükşahin, “Zorla bir örgüt çıkarma çabası var. O günün koşullarında demokratik hakkım olarak çalıştım, beraatimi istiyorum” dedi. Güleç ise “Demokratik bir ülkede bırakın tutuklamayı bu iddianame ile kimse yargılanamaz. Gayri ciddi suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz” dedi. 

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilerek çok sayıda basın yayın kuruluşu Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatıldı.

    Alevilerin sesi olan TV10 da kapatılan kuruluşlar arasında yer aldı. TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç, kapatılmanın hemen ardından 10 Ocak 2018’de gözaltına alınmıştı. Gazeteci Büyükşahin ve Güleç’in, bir yıllık tutukluluğunun ardından iddianameleri hazırlanarak “örgüt üyeliği ve propaganda” suçlaması yöneltilmişti.
    60’tan fazla kişinin yargılandığı dosya dahilinde hiçbir somut delil yer almazken, 2011-2012 yıllarında Barış ve Demokrasi Partisi siyaset akademilerinde yürütülen eğitimlere dair olduğu söylenen tapeler iddianameye eklenmişti.
    Yargılama sonucunda 16 kişinin tutuklanması yönünde karar çıkmış, Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç de 16 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmişlerdi.

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de aralarında bulunduğu yargılamaya bugün devam ediliyor.
    Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10:00’da başlayan duruşma, kimlik beyanları ardından savunmalarla devam ediyor.

    VELİ BÜYÜKŞAHİN: BANA AİT OLMAYAN SES KAYITLARI VAR

    Duruşmada ilk olarak sanık sıfatıyla Veli Büyükşahin esasa ilişkin savunma yaptı. Büyükşahin şunları dile getirdi:

    “Bu dava 2012 yılında hazırlandı. Dolayısıyla bu dönem savunma yapmak çok zor. Sosyal medya paylaşımlarımız ve diğer suçlamalar, bugünün koşullarında değerlendirmek çok eksik kalır. Tapelerle benim görüştüğüm herkes, o gün yasal olan bir partinin yöneticileriydi. Ayrıca akademiye dair yapılan tüm görüşmeler de aynı kapsamda değerlendirilmedi. İnsani duyarlılıkla yaptığımız paylaşımlar, örgütü öven şekilde ele alınmış. Yasal bir partide faaliyet yürütmek neden yasa dışı olsun? Akademide olan herkes parti yöneticileri. Ve bu telefon görüşmelerini dinlemek yasal değil. Bu toplumu zapturap altına almak demektir. Benim tapelerimin çoğunda kızımla yaptığım özel görüşmeler mevcut. Bu durum, demokratik bir ülkede olmaması geren bir durum. Kaldı ki bana ait olmayan ses kayıtları da var. Gerçi onların içeriğinde de bir suç yok.

    “BİZİ HER AŞAMADA DİNLEMİŞLER”

    Ben uzun yıllardır Alevi medyasında çalışmalar yürüttüm. Bütün çalışmalarım bunun üzerinedir ama şunu görüyoruzki bizim yaralarımızı Alevi toplumu olarak daha da derinleştiriyorlar. Bizi her aşamada dinlemişler. Ben aynı zamanda Alevi Ocağı mensubuyum. Yakınımızda bir çatışma varsa ve IŞİD, herkesi öldürüyor ve bizim de taliplerimiz oradaysa elbette ki duyarlılığımız olacak.

    “BU ÜLKEDE ALEVİLER, KÜRTLER, ERMENİLER, ARAPLAR AŞAĞILANIYOR”

    Sivas’ta insanlar diri diri yakılıyor. IŞİD Ankara’nın ortasında insanlarımızı öldürüyor. Tarihte hep benzer durumlar var. Dolayısıyla biz duyarlıyız ve tepki gösteriyoruz. Hepimize inancımız ve kimliğimizden dolayı tanınan haklar var. Ama malesef biri daha çok diğeri daha az yurttaş. Bir grubun itibarını öne çıkarmak diğer grubu aşağılamak anlamına gelir. Bu ülkede Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Araplar ve diğer gruplar malesef aşağılanıyor, ötekileniyor. Bu ülkede biz özgür ve eşit olmak istiyoruz. Bunun için daha fazla ses çıkarmak istiyoruz. Bunu biz okuyan, yazanlar yapmazsak kim yapacak?

    “ZORLA BİR ÖRGÜT ÇIKARMA ÇABASI VAR”

    Bakın Anayasa tartışması yeniden başladı. Alevilerin, Kürtlerin eşit yurttaşlık talebi var. Şimdi bunun altından neden başka bir niyet aransın? Benim, pirlerime olan sorumluluğum gereği barıştan yana söylemlerim vardır evet ama kırın dökün diye bir söylemim yoktur. Yani dosya hazırlanırken o ikinci yurttaş, aşağılama tavrını da görüyorum. Mesela dosyada Alevi dedesi olduğum yazıyor. Hem Alevi dedesi olduğumu yazıp hem de beni emniyette IŞİD’li biriyle yan yana tutuyor. Demek ki beni hedef haline getirmek istediler. Zorla bir örgüt çıkarma çabası var. Benim tüm yaşamım açık. Ama bir gazeteci, dede ve aydın olarak görüşlerim hep açıktır.

    “ALEVİLERİN SINIRLARINI SÜNNİLER BELİRLİYOR”

    Alevilerin sınırlarını Sünniler belirliyor. Biz sadece sınırları belirlenenleriz. Ama biz kimsenin sınırlarını belirlemiyoruz. Hükümet yetkilileri, bizim cemevine ‘cümbüşevi’ dedi mesela. Bunun bir yasal yaptırımı olmuyor. Ama ben tapeler sonucu 16 ay ailemden uzak kaldım. Çocuğum o süreçte beni belgesel çekimi için uzakta biliyordu. Bizi, yaşam tarzımızdan koparmak istiyorlar. Babam, bu inancı bana aşıladı. Şimdi ben, toplumuma nasıl sırtımı dönerim? ‘Aleviliğinizi, dilinizi, Kürtlüğünüzü ve insanlığınızı da bırakın ve bizim çizdiğimiz sınırlar içinde kalın’ deniliyor. Suriye ile ilgili paylaşım yapmışım ve hapis yatmışım. Neden? Siyaset yapma hakkı herkese var ama bize yok! Bu nedenlerle istinat edilen bütün suçları reddediyorum. Ben, düşünceleriyle hep açık bir insanım. Milletvekili adaylığı yapmam dahi dosyaya eklendi. Ne var şimdi bunda, neden suç oluyor?
    Yasadışı hiçbir eylemim, çağrım yok. O günün koşullarında demokratik hakkım olarak çalıştım, beraatimi istiyorum.”

    VELİ HAYDAR GÜLEÇ: AİLE OLARAK DERSİM KATLİAM’INDAKİ O TRAVMAYI YAŞIYORUZ

    “Veli haydar Güleç ise yapılan o toplantıların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek,” Bu hakkı yargılamak ise deyim yerindeyse demokrasiye kurşun sıkmaktır” dedi.

    Güleç savunmasına şöyle devam etti:

    “Yargılanmamızın sebebi sahip olduğumuz bu ölümcül kimliklerdir. Alt kimlikler… Ben Alevi Kürt kimliği taşıyan biriyim. Türk ve İslam olmayanların tasviyesi büyük sonuçlar çıkarmıştır. Aile olarak Dersim Katliamı’ndaki o travmayı yaşıyoruz. Alevilik cumhuriyetin kuruluşundan beri din dışılık olarak tarif edilip, düşmanca yaklaşılmış. Dersim Katliamı’nda da oradaki halka bu şekilde yaklaşıldı. O katliamda yer alanların sonradan ifadeleri ortaya çıktı. Dönemi anlatmak, o kişide utanç sebebi olmuş. Büyük bir kötülükten bahsediliyor yani. Şimdi biz bu ülkede bu sorunları yaşadık. Sorunlar halen çözülmedi. Biz toplumsal duyarlılığımız gereği siyasetin içinde yer aldık. Yasalar parlamentoda yapılıyor.

    “ALEVİLER HEP ZULME UĞRADI”

    Bakın Alevilik dedik. Neden Aleviler bu kadar zulme uğradı? Neden hiçbirinin faili ortaya çıkarılmadı? Çünkü Aleviler hep reddedildi. Alevilik kendi başına bir inanç, bir Yoldur. Alevi pirleri, toplumun kanaat önderidir. Böyle bir toplumdan bahsediyoruz.
    Bakın Diyanet, ‘Orası inanç kurumu değil, faturalarını ödeyemeyiz’ diyor. Diyanet bu ülkedeki ayrımcılığın kendisidir. Aleviler, eşit yurttaş olmak istiyor. İnancını özgürce yerine getirmek istiyor. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyor çünkü asimilasyon hedefleniyor. Bunların değişmesi için siyasetle uğraştık.
    Evet benim bir de Kürt kimliğim var. Birçok katliam yaşadık. Uzağa gitmeyeceğim, doksanlarda binlerce faili meçhul yaşadık. Biz bu sorunları çözemezsek, bizden sonraki kuşaklara kötülük, ölüm bırakacağız. Bir bedel ödenecekse bizimle sınırlı kalsın. Bu sorunlar bize miras kaldı, dilerim ki sonraki kuşaklara kalmaz. O yüzden Kürtlerin temel hakkı tanınmaktır. Bu devlet, Kürtlerle barışmak zorunda. Halen parlamentoda Kürtçe ‘bilinmeyen dil’ olarak görülüyor. Biz bu dilde eğitim de görmek istiyoruz. Kürt sorununu çözmek istiyorsanız ana dil önündeki engeli kaldırmalısınız. İnkar ederek bu olmaz!
    Cumhurbaşkanı, yakın zamanda Kürdistan’a gitti ve Kürdistan bayrağı önünde fotoğraf verdi.

    “GAYRİ CİDDİ SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUZ”

    Bu iddianamede tapeler dışında ne var? Çok ilginçtir oluşturulan iddianame 2 kere reddedildi. Neden? Yetmedi savcı, bizim ses analizlerimizi istedi. Aradan 12 yıl geçmiş. Bu iddianame bir yargı malzemesi olamaz. Demokratik bir ülkede bırakın tutuklamayı bu iddianame ile kimse yargılanamaz. Gayri ciddi suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz.

    “BİZ VİCDANLIYIZ, DUYARLIYIZ”

    DTK, devlet tarafından resmi görülmüş. Devletin orayla teması olmuş. O iddianamenin bir yerinde diyorum ki ‘Ateşkes konusunda bir süreç yürütmeliyiz’ şiddetten arınmadan bahsediyorum. İstakoz partileri yapanlar, kolunda Rolex saat takanlar için savaş kolaydır. Kürt’ün, Alevinin sorununun çözümü bu ülkeyi geleceğe taşıyacaktır. Bunun için mücadele yürütüyoruz. Dersim’i, Koçgiri’yi, Sivas’ı yaşadık buna rağmen kimseye kin gütmedik. Biz vicdanlıyız, duyarlıyız. Bu yaşananlar artık yetmez mi? Bu ülke her 10 yılda bir darbeler yaşandı çünkü iyi yönetilemedi. Bu sorunların çözümü hepimizin boynunun borcudur. Bunun için hep siyaset içerisinde olduk.

    “BU DAVA YARGILAMA KONUSU OLMAMALI”

    4 yılda bir oy kullanmak, sonrasında siyasete bulaşmamak bu ülke vatandaşına dayatılıyor. Bu demokrasi değil.
    Mahkemeler, vatandaşın hak arama yeridir. Mahkemelerde adalet olmazsa vatandaş hak arayamaz. Bugün yargı, siyasetin vesayeti altında. O yüzden bizim beklentimiz adalet duygusuyla bakılmasıdır. Suçlamalara ilişkin ciddiye alınabilecek bir suçlama görmüyorum. Basın açıklamasına katılmak bir haktır. Sokak, hak aramanın merkezidir. Buraları yasaklar, baskı uygularsanız başka şeyler ortaya çıkacaktır. Bakın yeni bir anayasa tartışılıyor ama yöneticiler mevcut anayasayı dahi uygulamıyorlar. Bunları da geçtim, Aleviler içim AİHM kararları bile uygulanmıyor. Şimdi vatandaş neye güvenecek? Değiştirmeden önce mevcuda sadık kalalım.
    Beklentimiz, bu yargılama süreci uzun sürdü. O gün de söyledik, bu dava yargılama konusu olmamalıdır.”

    MEHMET AKAR: SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUM

    Yazar Mehmet Akar ise “Osmaniye Cezaevinde açlık grevinde olduğum iddia ediliyor. Bu dönemde telefonlarımın da dinlenildiğine rastlanıyor. Ben o cezaevinde kalmadım. Dolayısıyla mesnetsiz iddialar” dedi.

    Akar şöyle devam etti:

    “Arnavutköy’de bir emlak alım satımı için bulunduğum dönemde bir arkadaşımla yaptığım telefon görüşmesi de mesnetsiz şekilde suçlamaya dönüştürülmüş. Örgüt için çalıştığım ifade edilmiş.
    Parti içerisinde yasal faaliyet yürüttüm. Uzun yıllardır Kürt dili üzerinde çalışmaktayım. Demokrasiyi hayatıma yansıtan bir insanım. Şiddete karşı tavrımı hep açık ifade ederim. Sosyal medya paylaşımlarım suçlamalara konu edilmiş.
    Demokrasi, binlerce yıl önceden günümüze gelen en naif olanıdır. Gönül ister ki günümüzde herkesin kendisini özgürce ifade ettiği bir hayat yaşansın. İddia makamının suçlamalarını kabul etmiyorum.
    İstanbul’da yaşadığım süre içerisinde ticaretle uğraştım ve en son bir yapı kooperatifinin yöneticiliğini üstlendim. Uzun süre kamusal alanda faaliyet gösteren birinin, yasa dışı bir örgütte yer alması mümkün değildir.
    Sosyal medyadaki paylaşımlarımı sorumlu vatandaş sıfatıyla yaptım. 4 yıl süren, yerel bir gazetede de yöneticilik yaptım. Yazdığım kitaplarda da herhangi bir yasaklama, toplatma olmadı. Ama 2011 yılından itibaren telefon görüşmelerinde yapılan dinlemelerinin hiçbirinde yasadışı bir konuşma yok. Sadece parti il ve ilçe başkanlarıyla yaptığım konuşmalar var. Üyelikler, toplantılar konusunda yapılan konuşmalar…
    Şu anda bir bedel ödüyorum. Bir pişmanlık da duymuyorum. Ülkenin demokrasi gibi bir nimetle tanışması bazıları için kabul görmedi. Herhangi bir suç işlemediğimi belirtiyorum, beraatimi istiyorum.”

    AV. İNAN POYRAZ: BU DAVA BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ’NİN FAALİYETLERİNİN KRİMİNİLAZE EDİLMESİDİR

    Semra Demir, Adnan Kaçmaz, Binali Palandöken ve Mehmet Akar’ın Avukatı İnan Poyraz, “Bir yargılama yapılıyor ve elimdeki donelerin yüzde 99’unu mahkemeye sunmuş durumdayım. Bu dava Barış ve Demokrasi Partisi’nin faaliyetlerinin kriminalize edilmesidir. Parti akademisinin nasıl kurulduğu parti tüzüğünde de yazmakta. Düşünce özgürlüğü kapsamında bu akademinin değerlendirilmesi yönünde mahkeme kararları da mevcut. Bu dosyanın yüzde 90’ını oluşturan hakim ve savcılar, kaçak halde aranmakta. Müvekkillerimizin hepsi iş güç sahibi. Karadenizli, gidip Kürtçe öğreniyor, sırf yurt dışına gidebilmek için. Ama müvekkillerimiz buradalar, bir yere de gitmiyorlar. Müvekkillerimin beraatini talep ediyorum” dedi.

    AV. BÜLENT ÇOBAN: TAPELER TEK BAŞINA SUÇ TEŞKİL ETMİYOR

    Adem Can’ın avukatı Bület Çoban da savunmasında, “Neden zahmet edilip teknik araç götürülerek partideki toplantılar dinleniyor? Buna gerek yoktu, çağrılsalar zaten açıkça anlatılacak konular, 10 yıl önce o toplantılarda konuşuldu. Kürt sorunu, Abdullah Öcalan, kadın sorunu, Alevi sorunu… bu başlıkları konuşmak suç olmamalı. Hatta bu sorunları diğer partiler konuşmadığı için sorun oluşuyor. Tüm bunları geçtim, hayatın gizlilik ilkesi nerede? Neye istinaden, hangi hakla dinleme yapılıyor? Zaten bu tapeler tek başına da bir suç teşkil etmiyor. O nedenle müvekkillerimizin beraatini talep ediyorum”  ifadelerini kullandı.

    AV. ZÜLFİKAR ERDEN: TAPELER ÜZERİNDEN HUKUKA UYGUN BİR DELİL OLUŞTURMAK SÖZ KONUSU DEĞİL

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç‘in avukatlığını yapan Av. Zülfikar Erden ise SEGBİS yoluyla duruşmaya katılıp savunma yaptı.

    Erden şu ifadeleri kullandı:

    “Soruşturma 2012 yılında başlıyor ve 2019 yılına kadar kalem dahi oynatılmıyor. Bunun sebeplerinin başında savcılık ve kolluğun kimlerden yana olduğuna girmeyeceğim ama birçoğunun FETÖ suçlamalarıyla tutuklandığı, arandığı aşikar. Savcılık makamı bazı müvekkiller üzerinden ceza talep ediyor ancak şöyle çelişki var. Örneğin müvekkillerden Süleyman Savaş, akademiye kayıt yaptığını ama vazgeçip katılmadığını söylüyor ama savcılık makamı örgüt üyeliğinden ceza istiyor. Tapeler üzerinden hukuka uygun bir delil oluşturmak söz konusu değil. Hangi sesin hangi isme ait olduğu konusunda bir netlik de yok. Yargıtay’ın bu konudaki tavrı da açık; eğer net bir değerlendirme yoksa somut delil olamaz deniliyor. Dosyada gelinen noktada, BDP’nin çalışmalarını kriminalize etme çabası var. Diğer partiler, benzer bir organizasyon yaptığı zaman alkış tutuyoruz ama BDP yapınca yasadışı faaliyet olarak yorumlanıyor.
    Kan davalı bir aileyi AK Partili birileri barıştırdığı zaman olumlu karşılanıp, BDP’liler yapınca neden örgütsel faaliyet olarak yorumlanıyor?
    Bu nedenlerle tahliye talep ediyoruz?

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç‘in avukatlarından Seyit Demir de şu savunmayı yaptı:

    “Müvekkillerin duruşu bir aydın duruşudur. Birçok davada, hatta boşanma davalarında dahi FÖTÖ tartışması yapılmakta ama bu dosyada direk FETÖ izi var. 2010’lu yıllarda akçeli işler bir ortağın, güvenlik bürokrasisi ise diğer tarafın elindeydi. FETÖ’cüler kurdukları düzenin 1000 yıl süreceğini düşünüyordu ama öyle olmadı. Dönemin 61. Hükümetinin başbakanı ‘Analar ağlamasın’ diye bir süreç yürütürken Hakan Fidan’ı gözaltına alıp KCK operasyonu yürütmek ve Gülen’in ‘Ocaklarını yakın’ söylemini görmemek mümkün mü? Haklarını vermek lazım, kumpas kurmayı iyi bilirlerdi. Bunun eğitimini de Amerika’dan aldılar. KCK operasyonlarında binlerce insanı bu yollarla yargıladılar.
    DTK bir platform ve bu konuda cevap vermeyi gerek görmüyorum. Bu konuda mahkemelerin beraat kararları da var. Bizim müvekkillerin DTK’yla da alakası yok.
    Her siyasi partinin akademi eğitimleri var. Müvekkillerim de aydın duruşu sergileyip söylediklerinin arkasında duruyorlar. Facebook paylaşımları söz konusu edilmiş. Müvekkilim bir gazeteci. Müvekkilim darbe günü kesintisiz 7 saat yayın yapıyor ama ne yazık ki KHK ile kapatılıyor.
    Dosyadaki ilk hakim 2 defa iddianameyi geri gönderdi. Bu dosyada cezası netleşen hakimin imzası da var!
    Müvekkillerim, insan hakları konularında dersler vermiş. Müvekkilim PM üyesi (Barış ve Demokrasi Partisi). Gizli, saklı bir durum yok. Sanki el yapımı patlayıcı yapmayı öğretmiş gibi… Oturma eylemini örgütle bağlandırmaya karşı söyleyecek söz yok.
    Bizim dosyamızda 11 ardışık dinleme kararı var. Hedef kişi belli değil, olta atılıyor, kim takılırsa… Müvekkilim Çanakkale tarafına gidiyor, çocuğunun astım hastalığı nedeniyle. Orada yaptığı bu konuşmalar dahi tapeye giriyor. 2 yıl boyunca devam eden böyle bir dinleme yapılabilir mi?
    Bilal Bayraktar, Sadrettin Sarıkaya’yı anmadan olmaz. Dosyada bu iki ismin imzaları var. Siyasi iktidara yönelik ilk operasyonu bunlar yaptı. Soruşturma açısından murdar olmuş, pis ve kirli bir soruşturma yürütülmüş. En azından bu sayfayı artık kapatalım. Beraat kararı verilsin, talep ediyorum.”

    Mahkeme heyeti, davaya dair kararını 8 Mayıs’ta açıklayacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kapatılan TV10’un yöneticilerinin yargılanmasına 7 Mayıs’ta devam edilecek

    Kapatılan TV10’un yöneticilerinin yargılanmasına 7 Mayıs’ta devam edilecek

    PİRHA – TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandığı davanın görülmesine 7 Mayıs’ta devam edilecek. Büyükşahin ile Güleç, yargılama kapsamında son kez savunma yaparak tahliyelerini talep edecek.

    Fetullah Gülen örgütünün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilerek çok sayıda basın yayın kuruluşu Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatıldı.

    TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyon kanalının yayını da 28 Eylül 2016’da durdurulmuştu.

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç, 10 Ocak 2018’de evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmıştı. Gazeteci Büyükşahin ve Güleç’in, bir yıllık tutukluluğunun ardından iddianameleri hazırlanarak “örgüt üyeliği ve propaganda” suçlaması yöneltilmişti.

    60’tan fazla kişinin yargılandığı dosya dahilinde hiçbir somut delil yer almazken, 2011-2012 yıllarında Barış ve Demokrasi Partisi siyaset akademilerinde yürütülen eğitimlere dair olduğu söylenen tapeler de iddianameye eklenmişti.

    Sürdürülen yargılama sonucunda 16 kişinin tutuklanması yönünde karar çıkmış, Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç de 16 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmişlerdi.

    YARGILAMADA SONA GELİNDİ!

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de aralarında bulunduğu yargılamaya 7 Mayıs’ta devam edilecek. Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 09:00’da başlayacak duruşma, 2 gün sürecek.

    Müşteki avukatları, suçlamalara dair mahkemeye sunulan tapelerin somut delil olarak yorumlanamayacağını belirtiyor. Bu nedenle 7 Mayıs’ta görülecek celse sonucunda kararın da açıklanması bekleniyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazeteci Hüseyin Narlı, Hakk’a yürüyüşünün 2’nci yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Gazeteci Hüseyin Narlı, Hakk’a yürüyüşünün 2’nci yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- TV10 ve CAN TV kurucusu olan Gazeteci Hüseyin Narlı Hakk’a yürüyüşünün 2’nci yılında yol arkadaşları, sevenleri ve ailesi tarafından mezarı başında anıldı.

    Uzun zaman kanser tedavisi gören Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden, TV10 ve CAN TV kurucusu ve programcısı Hüseyin Narlı, Almanya’nın Bochum kentinde Hakk’a yürümüştü.

    Narlı, Hakk’a yürümesinin 2’nci yıl dönümünde Bochum’da bulunan mezarı başında anıldı. Anma töreni Ey Reqip ve Enternasyonal Marşı’nın birlikte okunmasıyla başladı. Yol arkadaşları, sevenleri ve ailesi Narlı’nın mezarına çiçekler bıraktı.

    Yazar Suat Bozkuş ve Gazeteci Ali Köylüce’nin konuşmalarıyla devam eden anma töreninde, Suat Bozkuş Narlı’nın mücadelesinin mirasına vurgu yaparken, Gazeteci Ali Köylüce ise Alevi inancındaki devriyeye atıfta bulunarak duygularını paylaştı.

    HÜSEYİN NARLI KİMDİR?

    Hüseyin Narlı, 1955 yılında Maraş Pazarcık’a bağlı Çiğli köyünde dünyaya geldi. 1970’li yılların henüz başında Maraş’ta lise yıllarında devrimci mücadeleyle tanıştı. 1972 yılında Ankara ODTÜ Kimya bölümünde üniversite eğitimine başladı. 1975 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesinde Elektronik Mühendisliği bölümüne başladı. Narlı, 1977 yılında SGB’nin kurucu kadrosunda yer aldı ve genel başkanlık görevini üstlendi. Narlı, son 30 yılında Alevi toplununum örgütlenme, kurumlaşma ve medya alanına adayan bir Alevi aydını olarak öne çıktı. Alevi toplumuna önemli katkılar sağlayan TV10 ve CAN TV’nin kurucularından olan Narlı, üç yıldır kanser tedavisi görüyordu. 

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • TV10’nu  izledi hayatı değişti: TV10 Alevilerin sesiydi, yaşamımızı değiştirdi-VİDEO

    TV10’nu izledi hayatı değişti: TV10 Alevilerin sesiydi, yaşamımızı değiştirdi-VİDEO

    PİRHA-AKP tarafından KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılan TV10’un Alevi toplumu üzerindeki etkisine dair onlarca örnekten bir tanesi Çamalan’da yaşandı. Adıyamanlı Abuzer Kaplan, TV10’da izlediği program sonrası Tahtacı Alevi köyü olan Çamalan’a yerleşti. “TV10 Alevilerin sesiydi, bir programı hayatımızı değiştirdi” diyen Kaplan, TV10’un önemine dikkat çekti.

    Alevilerin sesi TV10, Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) 28 Eylül 2016’da kapatılırken, yayın hayatı boyunca bir çok ilk gerçekleştirdi. Alevilerin hak mücadelesini yansıtan TV10 aynı zamanda Alevilerin yaşamına da önemli etkilerde bulundu. TV1o’da izlediği bir programdan etkilenip Çamalan’a yerleşen Abuzer Kaplan, TV10’nun yaşamlarındaki yerini anlattı.

    TV10’U İZLEDİ, ÇAMALANA YERLEŞTİ!

    Adıyamanlı Abuzer Kaplan, TV10’da izlediği program sonrası Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Tahtacı Alevi köyü olan Çamalan’a yerleşti. Verdiği karardan mutlu olduğunu anlatan Kaplan, “TV10’u seyrediyordum. Programda Çamalan köyü anlatılıyordu. Bende yerleşebilirim dedim ve bir kaç yıl sonra yerleştim” dedi.

    “TV10 ALEVİLERİN SESİYDİ”

    TV10’nun Alevi köylerini tek tek gezmesinin Alevi toplumu açısından önemli olduğunu aktaran Kaplan, “TV10 Alevilerin sesiydi, bir programı hayatımızı değiştirdi. Alevilerin nerelerde yaşadıklarını, kültürlerini, geleneklerini bu programlar sayesinde öğrendik. Bu da bizi toplum olarak güçlü kılıyor” diye ifade etti.

    Çamalan Cemevi’nin her zaman açık olduğunu da belirten Kaplan, “Perşembe akşamları bir araya geliyoruz. Cemimizi yapıyoruz, lokmalarımızı paylaşıyoruz. İnancımızı yaşıyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABER

    >Büyükşahin: TV10, 7 yıl önce KHK ile kapatıldı; hala kapatmaya gerekçe yasal metin yok– VİDEO

  • Celal Fırat: TV10’un yayın lisansı, el konulan tüm varlıkları iade edilmelidir-VİDEO

    Celal Fırat: TV10’un yayın lisansı, el konulan tüm varlıkları iade edilmelidir-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, KHK ile kapatılan TV10’un tüm yasal haklarının geri iade edilmesi gerektiğini söyledi. Konuyu Meclis’te gündeme getiren Fırat, yaptığı konuşmada “Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise iktidar yasal dayanağı olmayan keyfi uygulamalarla kapattığı televizyonların yasal haklarını vermek zorundadır” dedi.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü halin getirdiği yetkilere dayanılarak kapatılan televizyon kuruluşları arasında TV10 da yer alıyordu.

    HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, hiçbir gerekçe sunulmadan kapatılan Alevi basın kuruluşu TV10 hakkında Meclis’te söz aldı. El konulan TV10’un geri iade edilmesi gerektiğini belirten Fırat, şunları söyledi:

    “2016 yılında 668 numaralı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek maddesine dayanarak birçok yayın kuruluşu kapatıldı. TURKSAT üzerinde yayın yapan TV10 da tüm varlıklarına el konulan televizyonlar arasındaydı. Alevilerin kendi alın teri ile kurdukları bu televizyon hakkında hiçbir mahkeme kararı olmadığı gibi yürütülen hiçbir soruşturma da yoktu. En büyük haksızlık yine bizlere yapıldı. Açılan davalar sonuçsuz kaldı. KHK’da adı geçmediği için OHAL komisyonuna itiraz başvurusu dahi işleme alınmadı. Anayasa Mahkemesi önceki yıl kapatılmaya dayanak yapılan KHK ile ilgili maddeyi iptal etti yani şimdi bu kanalı kapatmanın, tüm varlıklarına el konmanın hiçbir gerekçesi, kanun zemini kalmamıştır. Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise iktidar hiçbir yasal dayanağı olmayan bu keyfiyattan derhal vazgeçmelidir. TV10’un yayın lisansı, tüzel kişilik hakları, ticari kayıpları, el konulan tüm varlıkları iade edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Büyükşahin: TV10, 7 yıl önce KHK ile kapatıldı; hala kapatmaya gerekçe yasal metin yok– VİDEO

    Büyükşahin: TV10, 7 yıl önce KHK ile kapatıldı; hala kapatmaya gerekçe yasal metin yok– VİDEO

    PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 7 yıl geçti. TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un Alevilerin lokmalarıyla kurulduğunu hatırlatarak, “Anayasa Mahkemesi, bizi kapatma gerekçesi yapan Kanun Hükmündeki Kararnameyi iptal etti. Şu anda aslında bizim kapatılmamıza gerekçe gösteren hiçbir yasal metin yok ortada” dedi.

    15 Temmuz 2016’daki Fetullah örgütünün (FETÖ) darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    OHAL KHK’leri ile kapatılan en az 28 televizyon kanalının arasında yer alan Üryan Hızır Ocağı evladı ve kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un Aleviler için önemini, neden kapatıldığını, kapatılma sürecinde yaşananları, Galatasaray Meydanı’nda 82 hafta sürdürülen eylemleri PİRHA‘ya anlattı.

    “ANCAK 3-4 GÜN SONRA KAPIMIZI MÜHÜRLEYEBİLDİLER”

    Büyükşahin, TV10’un kapatılmasının üzerinden 7 yıl geçtiğini belirterek, “Alevi toplumunun hem ihtiyaçları, hem sorunlarını, hem sıkıntılarını hem de kendi kimliğini, öz kimliğini yeniden ifade en temel araçlarından birisi haline gelmiş. Asimilasyon önündeki en büyük engellerden biri olmuş. Tam da bugün 28 Eylül’de 7 yıl önce bizim televizyonumuzla birlikte diğer muhalif medya organları da KHK ile kapatıldı” dedi.

    Büyükşahin, TV10’un kapanma sürecinin biraz daha uzun sürdüğünü de belirterek, “Çünkü Alevi kurumları geldi. Alevi canlarımız geldiler, sanatçılar geldiler. Bizi destekleyenler geldiler. Semahlar döndük mesela. Üç dört gün sürdü bu. Ve ancak üç dört gün sonra kapımızı mühürleyebildiler” diye belirtti.

    “TAKSİM’DE 87 HAFTA EYLEM YAPTIK”

    Büyükşahin, Taksim’de 87 hafta sürdürdükleri eyleme ve hukuk sürecine dair şunları kaydetti:

    “Tabii 87 haftayı içine alan Taksim’de hak talebimizi, mücadelemizi devam ettirdik. Arkasından tutuklandık. Nihayetinde bir taraftan bir mücadele yürüdü ama bir taraftan da bir hukuk mücadelesi yürüttük. Davalar açtık, büyük oranda davaları kaybettik. Arkasından Anayasa Mahkemesi (AYM), bizi kapatma gerekçesi yapan Kanun Hükmündeki Kararnameyi iptal etti. Şu anda aslında bizim kapatılmamıza gerekçe gösteren hiçbir yasal metin yok ortada.”

    “TV10 ALEVİLERİN LOKMALARIYLA KURULDU”

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un, Hakk’ın ve hakikatin sesi olarak yoluna devam ettiğini, Alevilerin lokmalarıyla kurulduğunu belirterek,  “Mücadelesinden bir gıdım geri atmadı. Kapatılan medya organları içerisinde bir gıdım geri atmayan, sokağa çıkan, eylem yapan, bütün çalışanlarıyla, sunucularıyla, ortaklarıyla, yayıncılarıyla, halkla, Alevi örgütleriyle birlikte böyle bir mücadeleyi yürüttü. Bu tek başına bile Alevi toplumuna büyük bir mirastır” ifadelerini kullandı.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Güzel Ana’nın aramızdan ayrılışının 6’ıncı yıldönümü-VİDEO

    Güzel Ana’nın aramızdan ayrılışının 6’ıncı yıldönümü-VİDEO

    PİRHA-  Cumartesi Anneleri’nin eylemi başta olmak üzere hak arama eylemlerinin önemli isimlerinden Güzel Şahin Ana yaşamını yitireli 6 yıl oldu. Güzel Ana, geçen yıl mücadele arkadaşları ve sevenleri tarafından deyişlerle, marşlar ve sloganlar eşliğinde omuzlarda toprağa sırlanmıştı.

    Güzel Ana, 6 yıl önce bugün Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden Serdar Can’ın cenaze töreninde geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmişti. 6 yıl önce sloganlar ve marşlar eşliğinde son yolculuğuna uğurlanan Güzel Şahin’in vasiyeti gereği türküler ve marşlar hep bir ağızdan okunmuş ve mezarına güller bırakılmıştı.

    Güzel Ana uzun yıllardır Cumartesi Annelerinin eylemlerinin yanı sıra F Oturumlarının ve hükümetin kapattığı Alevilerin sesi TV10 çalışanlarının kanalını geri almak için Galatasaray’da yaptığı eylemin de bilinen simalarındandı.

    “BEN HER ŞEYDEN ÖNCE BİR İNSANIM”

    Aleviler’in sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının ardından çalışanlarının kanallarını geri almak için başlattığı eylemin 37. haftasında söz alan Güzel Ana, “Ben ne bir Alevi ne bir Sunni vatandaşıyım. Ben her şeyden önce bir insanım. Bu nedenle nerede bir ezilen, bir haksızlığa uğrayan ve darda kalan varsa onun yanındayım. Alevi darda ise Alevinin yanındayım, Sünni darda ise Sünninin yanındayım, Çerkes darda ise Çerkesin yanındayım” dedi.

    “TÜM ANNELER BİRLEŞİRSE KATLİAMLAR DURUR”

    Son olarak tüm annelere seslenen Güzel Şahin Anne, “Biz yaz, kış, sıcak, soğuk demeden buradayız ve çocuklarımıza sahip çıkıyoruz. Asker ve polis anneleri de buraya gelip çocuklarına sahip çıkmalıdır. Eğer tüm anneler birleşirse bu katliamlar durur, kimse ölmez ve analar ağlamaz” diye konuşmuştu.

    Önceki dönem HDP İstanbul Milletvekili olan Filiz Kerestecioğlu, Güzel Ana’nın Hakk’a uğurlama erkanında “Herkese mücadeleyi öğreten, hiç yılmayan direnişçi bir kadındı. 80’lerden, 90’lardan bu yana biraz nefes alabiliyorsak, alabildiğimiz zamanlar oluyorsa o zamanların hepsinde Güzel Ana’nın da payı vardır. Güzellikler içinde uyusun, onu çok özleyeceğiz, hiç vazgeçmedi. Biz de zulüm var olduğu sürece hiç vazgeçmeyeceğiz” derken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticisi Hasan Gülüm “Üşüdüğümüzde bize battaniyesini çeken, aç kaldığımızda ekmeğinin büyük parçasını bize veren bir Ana’ydı. Uzun yıllar demokratik kurumlardan yöneticilik yaptım. Demokrasi mücadelesi dendiği zaman akla ilk gelen Güzel Ana’ydı. Güzel Ana’yı işçilerin direnişlerinde görebiliyordum, Alevilerin mitinginde görebiliyordum” ifadelerini kullanmıştı.

    Gözaltı kayıplarından Hasan Ocak’ın ağabeyi Hüseyin Ocak’ta Güzel Ana’nın ardından kelimelerin yetersiz kaldığını belirterek şöyle konuşmuştu: “Güzel Anne’yi anlatmak zor. Kendi başına bir cepheydi. Güzle Anne 1 Mayıs’ların, 8 Mart’ların yasak olduğu zamanlarda hep alanlardaydı. Emek mücadelesinin hep yanındaydı. Sur yıkılırken, Dersim yakılırken, HES’lere karşı mücadele yürütülürken Güzel Anne hep onların yanındaydı.”

    O BİZİM DE ANNEMİZDİ

    Gezi şehitlerinden Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfi Sarısülük ve Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da, “O bizim bir annemizdi. Toprağı bol olsun. O da gitti bizim çocuklarımızın yanına. İnşallah çocuklarımıza iyi bakacak. Bir anamız daha gitti. Onun yolundan gitmeye devam edeceğiz. Eminim ki Güzel Ana orada da mücadelesini sürdürecek” şeklinde konuşarak Güzel Ana’nın mücadelesini ifade etmişlerdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • TV10 davasında aleyhte karar: Erdoğan’ın avukatlarının ücretlerini de istiyorlar-VİDEO

    TV10 davasında aleyhte karar: Erdoğan’ın avukatlarının ücretlerini de istiyorlar-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen TV10’nun KHK ile kapatılmasına karşı açılan davada aleyhte karar verildi. Kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, “Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz yıl ilgili KHK’yı iptal etti. KHK’nın anayasaya aykırı olduğu, televizyonların bu şekilde kapatılamayacağını söyledi. Birkaç gün önce de bu dava Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen aleyhimize sonuçlandı. Sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar” dedi.

    15 Temmuz 2016’da darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Alevilerin sesi TV10, 28 Eylül 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 668 sayılı KHK ile kapatılmış, 04 Ekim 2016 tarihinde mühürlenmiş ve mal varlıkları TMSF tarafından satılmıştı.

    Yaşana sürece ilişkin açtıkları davanın geçtiğimiz günlerde aleyhleri yönünde sonuçlandığını açıklayan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Can TV’de yayımlanan “Can Aktüel Gün Ortası” programında kararı değerlendirdi. Hükmün, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu belirten Büyükşahin, “İlginç olan bir diğer yön ise sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar” dedi.

    “CUMHURBAŞKANI AVUKATLARININ VEKALET ÜCRETLERİNİ DE BENDEN İSTİYORLAR”

    Büyükşahin‘in açıklamaları şöyle:

    “Olağanüstü hallerden, bu sistemden en çok mağdur olan emekçiler, yoksullar, Aleviler, Kürtler gibi toplumsal kesimlerdir. TV10 Alevi toplumunun araçlarından bir tanesiydi. Görünür olma, ihtiyacını belirleme, asimilasyona dur deme araçlarından bir tanesiydi. Yeni sonuçlanan bir davamız var. Danıştay’a bir dava açmıştık. Anayasa Mahkemesi ilgili KHK’yı iptal etmişti. Bunun üzerine yeni davalar açtık. Yeni sonuçlandı ve reddedildi. İlginç olan bir diğer yön ise sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar. TV10 ile ilgili hiçbir mahkeme kararı olmadan, uyduruk bir KHK ile kapatıldı. Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz yıl ilgili KHK’yı iptal etti. KHK’nın anayasaya aykırı olduğu, televizyonların bu şekilde kapatılamayacağını söyledi.

    Bunun üzerine biz bunu gerekçe yaparak Danıştay’a bir kez daha dava açtık. Yürütmenin durdurulmasını talep ettik. Cumhurbaşkanlığı ve RTÜK’ün de aralarında olduğu belli kurumlara dava açtık. Birkaç gün önce de bu dava Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen aleyhimize sonuçlandı. AYM kararına göre bütün haklarımızın olduğu gibi teslim edilmesi, süreç içerisindeki maddi, manevi kayıplarımızın giderilmesi gerekiyordu. Fakat mahkeme AYM’nin kararına karşı bir karar alıyor ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı ve RTÜK avukatlarının vekalet ücretlerinin de benden tahsil edilmesine hükmediyor.

    “ALEVİ TOPLUMU İLK DEFA BU KADAR GÖRÜNÜR OLDU”

    TV10 süreci Alevi ve Türkiye demokratik kamuoyu açısından çok önemli. Alevi toplumu belki de ilk defa bu kadar görünür oldu. Asimilasyonun önüne bir set çekti. Aynı zamanda Türkiye demokratik muhalefeti ile Alevileri bir araya getirdi. Ana akım medyanın, belli sermaye gruplarının beslediği, yönlendirdiğinin ötesinde daha katılımcı, demokratik, basın, yayın ilkelerine uyan, bunu kendine rehber edinen ve Alevi toplumunun lokmalarıyla ayakta duran bir televizyon oldu. Dolayısıyla bu toplumda çok büyük karşılık buldu. TV10’nun kapatılma sürecinde yalnızca Alevilere bir darbe vurulmadı. Kadın, çevre hareketi, demokratik muhalefet, Kürtler, gençlere vuruldu bu darbe.

    Soma katliamı olduğunda günlerce canlı yayın yaptık. Tek gündemimizdi bu. Çünkü Soma Alevidir. Yani inanç olarak demiyorum. Orayı Alevi olarak görürüz. Emekçiyi Alevi olarak görürüz. Kadın Alevidir. Çevre katliamlarına Alevi bakış açısı olarak baktığımızda sahipleniriz. Toplumun her kesimine yönelik bütün saldırılarda, katliamlarda TV10 sorumluluk alanı olarak gördü. Bunun için mücadele etti. Ekranlarına taşıdı. Ayrıca çok dilli bir televizyon. Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Arapça’yı ve farklı sürekleri ekrana taşıdı. Tam da devletin, sistemin rahatsız olduğu noktalar bunlardı.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • Alevilerin sesi TV10’un kapatılmasının üzerinden 6 yıl geçti

    Alevilerin sesi TV10’un kapatılmasının üzerinden 6 yıl geçti

    PİRHA- Alevilerin sesi TV10’un Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 6 yıl geçti. Hukuksuz bir şekilde TV10’un lisansı, el konulan malzemeleri TMSF’ye devredildi. 

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Alevilerin sesi TV10, 28 Eylül 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 668 sayılı KHK ile kapatılmış, 04 Ekim 2016 tarihinde mühürlenmiş ve mal varlıkları TMSF tarafından satılmıştı.

    17 Ağustos 2011 yılından kapatılana kadar Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, Yol erkanını, Türkiye’nin her bölgesinden ekranlarına taşıyan Alevilerin sesi TV10’un yayının KHK ile kesilmesi ve kapısının mühürlenmesinin üzerinden 6 yıl geçti. TV10 çalışanları, kapatılan TV10’un geri açılması için 82 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı.

    TV10 kapatıldıktan sonra bütün hukuki girişimlerde bulunuldu. En son AİHM’e başvurma kararı alınmıştı. Ancak AHİM ve AYM, mağduriyetleri gidermek için oluşturulan OHAL Komisyonu’nu gösterdi.

    Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıklarının ihale yoluyla Eylül 2017’de satışa çıkarılmasının ardından 13 Eylül 2017’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.

    HUKUKİ SÜREÇ

    TV10’un Yönetim Kurulu BaşkanıVeli Büyükşahin, PİRHA‘ya verdiği demeçte, hukuki sürece ilişkin de bilgiler verirken, şunları dile getirdi:

    “TV10’un kapatmasını gerektirecek hiçbir mahkeme kararı yok. Sadece KHK’ya dayanarak kapatıldı. Hukuksuz bir şekilde TV10’un lisansı, el konulan malzemesi vs. bütün bunlar önce TMSF’ye devredildi. TMSF de bunları bir şekilde ihaleyle yandaşlara peşkeş çekti ve sattı. Şu anda KHK kalkmış durumda. Kapatılmamızı gerekçe gösterecek hiçbir yasal mevzu yok ortada. Sadece idarenin keyfi bir yaptırımı söz konusu. Aynı zamanda bu süre içerisinde şirket ortaklarının bütün varlıklarına da icra gelmiş durumda. Hala bir intikam savaşı veriyorlar aslında.”

    PİRHA/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER
    > Veli Büyükşahin: TV10’un açtığı yolda Alevi medya geleneği yürümeye devam ediyor-VİDEO

  • Veli Büyükşahin: TV10’un açtığı yolda Alevi medya geleneği yürümeye devam ediyor-VİDEO

    Veli Büyükşahin: TV10’un açtığı yolda Alevi medya geleneği yürümeye devam ediyor-VİDEO

    PİRHA-15 Temmuz darbe girişiminden sonra KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, kanalın Alevi medya geleneğinde çığır açtığını belirtirken, “TV10 Alevi toplumunun kendi ihtiyaçlarını, sorunlarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve taleplerini daha görünür kıldı. Mikrofon uzatılmayan, ekrana çıkartılmayan Aleviler daha görünür oldu. Bu da iktidarı elbette ki çok rahatsız etti” dedi.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    OHAL KHK’leri ile kapatılan en az 28 televizyon kanalının arasında yer alan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un Aleviler için önemini, neden kapatıldığını, kapatılma sürecinde yaşananları, Galatasaray Meydanı’nda 82 hafta sürdürülen eylemleri PİRHA‘ya anlattı.

    “TV10 ALEVİ MEDYA GELENEĞİNDE ÇIĞIR AÇTI”

    Büyükşahin, TV10’un Aleviler için önemini şu sözler ile dile getirdi:

    “Sadece Aleviler değil, bütün toplumsal kesimler kendi talepleri, ihtiyaçları için yeni araçlar yarattılar. Aslında TV10 da Alevilerin bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştı. Aleviler özellikle kentleşmeyle birlikte bir örgütlenme faaliyeti içine girdiler. Cemevleri kurdular. Kentlerde daha çok görünür olmak istediler. Örgütlendiler, bir araya geldiler. Kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Tabii bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıktı. TV 10 da bu ihtiyaçtan aslında açığa çıkan bir yayın kuruluşuydu.

    2011 yılında kurulan TV10 Alevi medya geleneğinde aslında bir çığır açtı. Hakikaten Alevi toplumunun kendi ihtiyaçlarını, sorunlarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve taleplerini daha görünür kıldı. TV10, mikrofon uzatılmayan, ekrana çıkartılmayan Aleviler daha görünür oldu. O yüzden zaten TV10 ve emekçileri, programcıları, çalışanları yüz binlerce kilometre giderek her ay neredeyse Alevi coğrafyanın tümüne kameralarını çevirdiler, mikrofonları uzattılar. Alevilere ses oldular. Bu anlamda TV10 Aleviler açısından hakikaten çığır açan bir yayın kuruluşu oldu. Bugün de belki Alevi medyası TV10’un açmış olduğu yoldan çok büyük tecrübeler edinmiş oldu. Bugün bazı medya Alevi medya kuruluşları varsa ki bunda TV10’un açtığı yolun çok büyük payı var. Hakikaten Türkiye’de ilk defa bir çok şey yaptı TV10.

    “TV10, GEZİ’DEKİ GAZ BULUTLARININ ARASINDA YAYIN YAPTI”

    TV10 hakkında hiçbir davanın açılmadığını belirten Büyükşahin, kanalın neden kapatıldığına ilişkin ise şunları söyledi:

    “TV10’a ilişkin aslında açılmış bir tane bile dava yoktu. Hiçbir mahkemeden bir karar falan da yoktu. Ama bence TV10’un yayınları, işlevi iktidarı elbette ki çok fazla rahatsız etmişti. Hem darbe girişiminde bulunanları hem de mevcut iktidarı çok rahatsız etmişti. Niye? Çünkü Aleviler görünür olmaya başlamışlardı. Çünkü Aleviler kendi çevrelerinde kendi dışında olan, mücadele yürüten, özgürlük talebinde bulunan birçok kesim ile temas etmeye başladılar. TV10 belki de bunun için bir araya gelmenin aracı haline geldi.

    O yüzden Alevi dedeleri, pirleri, kurumları Kobane sınırına gittiğinde TV10 oradaydı. Günlerce canlı yayın yaptı. Ya da Dersim‘de ya da Şırnak’ta ya da Muş’ta ormanlar yakılırken TV10 oradaydı. Ya da Karadeniz’de ya da Ege’de emekçiler haklarını ararken mücadele ederken TV10 oradaydı. Gezi’de ağaçlar, çadırlar yakılırken, Gezi’de milyonlar ayağa kalktığında TV10 o gaz bulutları içerisinde yayın yapmaya devam etti.

    Kadınlara, gençlere, çevrecilere, Kürtlere ve bütün toplumsal kesimlere mikrofon tuttu. Çünkü Aleviler aynı zamanda çevreci aynı zamanda kadın, emekçi, Kürt, Rojovalı, genç aslında. TV10 böyle bir bağ kurdu. Yani Aleviler bunların tümüydü. Dolayısıyla bütün bunların yan yana gelmesi, ekrana taşınması ihtiyacı vardı ki TV10 buna vesile oldu. Bu açıdan iktidarın, güç merkezlerinin çok dikkatini çekti. Böyle olunca müdahalede bundan kaynaklı aslında.

    “ALEVİLERİN LOKMALARIYLA AYAKTA KALDI”

    Çünkü Aleviler tek başına özgürlük mücadelesi yürütmekle, kendi taleplerinin peşinde koşmakla tek başına bir sonuca ulaşamayacağını biliyor. Niye? Çünkü Türkiye’de bunla ilgili talepte bulunan başka toplumsal kesimler, halklar var. Emekçiler, yoksullar, kadınlar, Kürtler ile gücünü bir araya getirdiğinde, birlikte hareket ettiğinde elbette ki daha iyi bir sonuç alabilirsin. Yani tam demokrasinin, özgürlüğün olduğu bir ortamda Aleviler de özgürce yaşayabilirler. O yüzden bunu talep eden kişiler Alevilerle birlikte yürümek zorunda. TV10 bütün bunları ekrana taşıyan bir medya kuruluşu oldu.

    Hiçbir sermaye kesimine, politik güce dayanmadan tümden kendi emeğine ve zaten slogan haline getirdiğimiz “Alevilerin lokmalarıyla” ayakta kaldı. TV 10’un temel sloganı da “Hakkın ve hakikatin sesiydi”. Bu yüzden kapattılar. Temel gerekçesi, hakkı ve hakikati ekranlara taşıması, Alevileri diğer demokrasi güçleri ile bir araya getirme noktasında bir rol üstlendi. Gerçeğin üstüne gitti. Rojava‘ya gitti. Rojava sınırında, Terolar’da, yakılan ormanlarda, Gezi’de, Alevilerin üstü kapatılmak istenen yok edilmek istenen ocaklarını geleneklerini ziyaretleri tekrar açığa çıkardı, onları ekranlara taşıdı.

    Bu ülkede ve dışında yaşayan birçok farklı Alevi toplumsal grupları birbirleri ile tanıştırdı, bağını kurdu. Yani Kırmançki Alevileri, Zazaki Alevileri, Türkmen Alevileri, Hubyarlısı, Çepnicisi, Tahtacısı, Bektaşisi, hakikatçısı, Yaresanlısı bunları yaptı. Aynı zamanda çok dilli bir yayıncılık yaptı. Türkçe, Arapça, Kürtçe hem Zazaki hem de Kurmanci dillerinde yayınlar yaptı. Bu anlamıyla da çok dili bir yayıncılık yaptı. Bu Türkiye’de ilk. Çok büyük ve önemli bir şey. Bu tam da Alevilerin 72 millete aynı nazarla bakma meselesi ile örtüşen bir şey. Bu boyutuyla da önemli bir farkı vardı. Bu elbette ki iktidarı çok rahatsız etti esas kapatma gerekçeleri bunlar.

    “KANAL HİÇBİR MAHKEME KARARI OLMADAN KAPATILDI”

    Büyükşahin, TV10’un kapatılma sürecine dair de şöyle konuştu:

    “28 Eylül’de ekranlarımız karartıldı. Birçok medya kuruluşunun stüdyoları basıldı. Eşyalarına hemen el konuldu. Bizim de aynı şekilde karartıldı ama biz internet üzerinden yayınımıza devam ettik. O yüzden bizim kapatma sürecimiz uzun sürdü yani 4-5 Ekim’e sarktı. O süre içinde hakikaten bütün Alevi toplumu, Alevi kurumları, Alevi dedeleri, Alevi canlar, siyasi partiler, sendikalar, odalar, gençler, kadınlar aslında ekrana taşıdığımız birçok kimse o gün yanımızda oldu. Bizim merkez binamızın olduğu İkitelli’de 3-4 gün gece, gündüz insanlar orada nöbet tuttular. Açlık grevi yaptılar, orada cem tutuldu, deyişler çalındı, şarkılar, türküler söylendi.

    Televizyonunuzun bütün varlıklarına el konuldu. Mühürlendi ve kilitlendi. Tabi çok duygusal anlar yaşandı. Yani özelikle çalışanlarımız, ekranlarında çıkan Alevi canlar bize desteğe gelenler çok zor anlar yaşadık. Lokmalarla büyüttüğünüz, topluma mal ettiğiniz bir yayın organı hiçbir mahkeme kararı olmadan kapatıldı. Tam da 12 imam orucunun olduğu günlerde oldu. Çok değer verdiğim bir dedemiz demişti ki; “Veli dedem burası şu anda bir Kerbela. Biz Kerbela’yı yeniden yaşıyoruz. Sadece oruç tutmakla Kerbelayı anlayamayız. İşte burada yaşadığımız zaten Kerbela‘dır.”

    “82 HAFTA GALATASARAY MEYDANI’NDA EYLEM YAPTIK”

    Ama TV10 süreci de çok şey öğretmişti. Dolayısıyla pes etmemek gerekiyor. Alevi medya geleneğini nasıl dişimiz, tırnağımızla, lokmalarla yarattıysak, biz bunu çok kolay teslim etmemeliydik. O yüzden diğer basın organları ile birlikte çeşitli açıklamalar, eylemler yaptık. Tam 82 hafta Taksim Galatasaray’da kışın soğuğunda kar altında yağmurun altında soğukta, yazın kavurucu sıcağında tam 82 hafta çalışanlarımız, programcılarımız orada kürsümüzü açtık. Orada televizyon açıkmışçasına hem bu konudaki eleştirimizi yaptık. Televizyon hakkımızı istedik ama aynı zamanda Türkiye’nin gündemini orada işledik.

    Mesela aşuremizi orda dağıttık. Hızır lokmasını orda da dağıttık. Ekranlarımıza çıkan kadınlar, çevreciler, farklı etnik gruplar, halklar, gençler, Alevi kurumları her hafta biri gelip orada televizyon adına konuştu. Sanatçılar bizi yalnız bırakmadılar. Orada deyişlerini dinlendirdiler. Semahlarını döndüler. Çünkü bizim kolay kazandığımız bir şey değildi. Kolayda teslim etmek istemiyorduk.

    Orada bizimle birlikte olan Güzel Ana’yı da orada kaybettik. Aynı zamanda bir Cumartesi Annesi’ydi. İlk baştan beri hep bizimle oldu. Şunu söyledi: “Sakın pes etmeyin.” Biz pes etmedik tam 82 hafta. Arkasından tutuklandık. Yine pes etmedik. Hiçbir arkadaşım pes etmedi ama TV10 geleneğinin açtığı çığırda yeni Alevi medyaları, kanalları, ajansları ortaya çıktı. Bence en büyük başarımız budur.

    “ŞÜKRÜ SAMSUNLU TV10’DA ÇALIŞIRKEN YAŞAMINI YİTİRDİ”

    TV10’da çalışırken hayatını kaybeden Şükrü Samsunlu’yu da anan Büyükşahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şükrü Samsunlu’yu anmadan edemeyeceğim. Şükrü, Giresunlu güzel bir dostumuzdu. TV10’da çalışırken yaşamını yitirdi. Hakikaten çok büyük zorluklarla arkadaşlarımız sahada çalışmalar yaptılar. İlk defa belki Alevi dünyasında bu kadar farklı sürek bu kadar farklı topluluk farklı coğrafyalardan her şeyi bir şekilde ekranlara taşıdık. Bu da TV10’un büyük başarısı. Ama tabi Alevi kurumlarımızın, Alevi toplumunun desteğiyle bütün bunlar oldu diye düşünüyorum.

    “TV10’UN AÇTIĞI YOLDA ALEVİ MEDYA GELENEĞİ YÜRÜMEYE DEVAM EDİYOR”

    Büyükşahin, hukuki sürece ilişkin de bilgiler verirken, şunları dile getirdi:

    “TV10’un kapatmasını gerektirecek hiçbir mahkeme kararı yok. Sadece KHK’ya dayanarak kapatıldı. Hukuksuz bir şekilde TV10’un lisansı, el konulan malzemesi vs. bütün bunlar önce TMSF’ye devredildi. TMSF de bunları bir şekilde ihaleyle yandaşlara peşkeş çekti ve sattı. Şu anda KHK kalkmış durumda. Kapatılmamızı gerekçe gösterecek hiçbir yasal mevzu yok ortada. Sadece idarenin keyfi bir yaptırımı söz konusu. Aynı zamanda bu süre içerisinde şirket ortaklarının bütün varlıklarına da icra gelmiş durumda. Hala bir intikam savaşı veriyorlar aslında.

    Ama nihayetinde öyle ya da böyle önümüzdeki zaman içerisinde hukuki süreç bizim lehimize sonuçlanacak. Olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz. Ama en nihayetinde bizim bu işten kazancımız.”

    TV10’un açmış olduğu çığırdan Alevi medya geleneği yürümeye devam ettiğinin altını çizen Büyükşahin, “Aleviler görünür olmaya toplumun farklı kesimlerini ekranlara çıkarmaya, haber olmaya devam ediyor. Yani TV10 hakkın ve hakikatin sesi bir iz bıraktı. Bizi kapatmakla hakikati yok etmek istediler. O yüzden Alevi toplumunun da Türkiye toplumunun da TV10’u hiçbir şekilde unutmaması lazım. Çünkü TV10 hakikatten bu topluma, ülkeye, Alevi toplumuna çok önemli şeyler kazandırdı diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP / Cebrail ARSLAN – İSTANBUL

  • CAN TV: Arkadaşımız Hüseyin Narlı’yı kaybettik; ailesinin, Alevi toplumunun başı sağolsun!

    CAN TV: Arkadaşımız Hüseyin Narlı’yı kaybettik; ailesinin, Alevi toplumunun başı sağolsun!

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Gazeteci Hüseyin Narlı için açıklama yayımlayan CAN TV, “TV10 ve CAN TV kurucularından, programcısı, her adımın emekçisi ve daima yol göstericisi sevgili arkadaşımız Hüseyin Narlı’yı (Ökkeş Ünlübayır) kaybettik. Üzüntümüz sonsuzdur. Başta ailesine, arkadaşlarına, yoldaşlarına ve Alevi toplumuna baş sağlığı dileriz” dedi. Narlı, 13 Ocak Perşembe günü Almanya’nın Dortmund kentinde Hakk’a uğurlanacak.

    Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden, TV10 ve CAN TV kurucusu ve programcısı Hüseyin Narlı’nın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı.

    CAN TV, Hakk’a yürüyen programcı ve yorumcusu Gazeteci Hüseyin Narlı için yazılı bir açıklama yaptı. Narlı’nın üç yıldır kanser tedavisi gördüğünü belirten CAN TV açıklamasında, “Umutla süren direnişi maalesef acıyla sonuçlandı. Üzüntümüz sonsuzdur. Başta ailesine, arkadaşlarına, yoldaşlarına ve Alevi toplumuna baş sağlığı dileriz” ifadelerine yer verdi.

    “YOL GÖSTERİCİ ARKADAŞIMIZI KAYBETTİK”

    CAN TV tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Hüseyin Narlı Hakk’a yürüdü.

    TV10 ve CAN TV kurucularından, programcısı, her adımın emekçisi ve daima yol göstericisi sevgili arkadaşımız Hüseyin Narlı’yı (Ökkeş Ünlübayır) kaybettik.

    Hüseyin Narlı 70’li yıllardan bu yana Türkiye devrimci hareketinin militan bir öncüsü, özgürlük ve hak arayışı mücadelecisidir. Türkiye devrimci hareketindeki öncülüğü ile beraber Kürt özgürlük hareketi ve Alevi hak arayışının da yılmayan bir neferi idi.

    Hüseyin Narlı, 1955 yılında Maraş Pazarcık Çiğli köyünde dünyaya geldi. 1970’li yılların henüz başında Maraş’ta liseyi okurken devrimci mücadeleyle tanıştı. 1972 yılında Ankara ODTÜ Kimya bölümünde üniversite eğitimine başladı. 1974’te TİSİP üyesi ve yönetim kurulunda öncü bir devrimci oldu. 1975 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Elektronik Mühendisliği bölümüne başladı.

    Devrimci mücadeleye en önde kesintisiz devam eden Narlı, 1977 yılında SGB’nin kurucu kadrosunda yer aldı ve genel başkanlık görevini üstlendi. 12 Eylül süreci sonrası 1981 yılında yoldaşlarıyla birlikte Suriye’ye geçti. Filistin halkının direnişine katılan devrimciler arasındaydı. 1983 yılında Avrupa’ya Paris’e geçen Narlı, TKP(B) merkez komitede yer alıyordu. YKK (Yekitiya Koministen Kurdistan) MK üyesi ve genel sekreteriydi.

    “AVRUPA ALEVİ HAREKETİNİN ÖNCÜLERİNDEN OLDU”

    Bütün hayatı mücadeleyle geçen Hüseyin Narlı 1990’lı yılların başında Zülfikar dergisinin kuruluşunda yer alarak Avrupa Alevi Hareketinin ilk öncülerinden oldu. Zülfikar dergisinin sahibi olarak sorumluluk üstlendi. FEK’in ( Federasyona Aleviye Kurdistani ) kuruluşunda da yer alan Narlı aynı zamanda ilk başkanı olarak hizmet verdi.

    Son 30 yılını Alevi toplumunun örgütlenme, kurumlaşma ve medya alanına adayan değerli bir Alevi aydını ve mücadele öncüsü olarak sürdürdü. Alevi toplumunda saygın bir yeri olan Narlı, geniş bir dost çevresi olan, herkesin yardımına koşan sevilen bir kişiliğe sahipti.

    Bilgisayar ve yazılım konusunda mesleki uzmanlığı olan Narlı, Alevi medyasının teknik altyapısının oluşturulmasında yer aldı. Alevi toplumuna önemli katkılar sunan TV10 ve CAN TV’nin kurucularından olan Narlı, üç yıldır kanser tedavisi görüyordu. Umutla süren direnişi maalesef acıyla sonuçlandı.

    “13 OCAK PERŞEMBE GÜNÜ HAKK’A UĞURLANACAK”

    Yaşamının son gününe kadar mücadeleyi, umudu ve direnci elinden bırakmayan Hüseyin Narlı, 09.01.2022 Pazar günü Almanya’nın Bochum kentinde Hakka yürüdü. Üzüntümüz sonsuzdur. Başta ailesine, arkadaşlarına, yoldaşlarına ve Alevi toplumuna baş sağlığı dileriz.

    Hakka uğurlama erkanı / anma 13 Ocak 2022 Perşembe günü Dortmund – Dakme / Alevi Akademisi’nde saat 10:00’da yapılacaktır ( Adres: Körnebachstraße 49-51 44143 Dortmund.

    Narlı, anmadan sonra aynı gün saat 13.00’te Bochum’da toprağa verilecek. ( Adres: Hauptfriedhof Immanuel-Kant-Str 52 44803 Bochum )”

    PİRHA / ALMANYA

  • ‘Hüseyin Narlı, Türkiye devrimci hareketinin öncüsü, Alevi hak arayışının da yılmaz neferiydi’

    ‘Hüseyin Narlı, Türkiye devrimci hareketinin öncüsü, Alevi hak arayışının da yılmaz neferiydi’

    PİRHA- Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle Hakk’a yürüyen CAN TV programcısı ve yorumcusu Gazeteci Hüseyin Narlı’nın kaybı büyük üzüntü yarattı. Türkiye devrimci hareketindeki öncülüğü ve Alevi hak mücadelesindeki emeği ile tanınan Narlı için, bir çok isim sosyal medyada üzüntülerini dile getirdiler.

    Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden, TV10 ve CAN TV kurucusu ve programcısı Hüseyin Narlı (Ökkeş Ünlübayır) Hakk’a yürüdü. Mücadele ve çalışma arkadaşları haberi akşam saatlerinde sosyal medyadan duyurdu. Narlı, 3 yıldır kanser hastalığı ile mücadele ediyordu.

    Hüseyin Narlı’nın Hakk’a yürümesi kamuoyunda büyük üzüntü yarattı.

    Sosyal medya hesaplarından şu mesajlar yayınlandı:

    CAN TV Ailesi:

    TV 10 ve CAN TV’nin kurucularından ve programcılarından, her adımda emeği olan değerli dostumuz Hüseyin Narlı’yı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Işıklar içinde uyusun. Hüseyin Narlı 70’li yıllardan bu yana Türkiye devrimci hareketinin öncüsü, özgürlük ve hak arayışı mücadelecisidir. Türkiye devrimci hareketindeki öncülüğü ile beraber Kürt özgürlük hareketi ve Alevi hak arayışının da yılmayan bir neferidir.

    CAN TV Kurucusu ve Programcısı Ali Güler:

    Yıllardır tanıdığım ve her zaman, duruşuyla saygı duyduğum, özellik TV 10 ve CAN TV sürecinde her konuda yardımlarını gördüğüm abimiz Hüseyin Narlı, bu gece Hakk’a yürüdü. Işıklar içinde uyu abim. Tüm sevenlerine sabır diliyor. Onu hep saygı ile anacağım.

    CAN TV kurucusu ve yorumcusu Şiyar Munzur:

    İnanılması kolay olmayan acı haber. Sevgili Hüseyin abiyi kaybetmişiz. Türkiye’deki devrimci mücadelenin öncülerinden, 30 yıldır beraber çalıştığımız, bilgisinden, öncülüğünden, yol göstericiliğinden anbean yararlandığım, son 10 yıl içinde de TV10 ve CAN TV kurucularından, programcılarından ve yol göstericisi bilge Hüseyin Narlı…. Çok üzgünüm.

    CAN TV’de ŞAH DAMARI Programını Hüseyin Narlı ile birlikte yaptığı Gazeteci Şükrü Yıldız ise şunları yazdı: Devrimci bir yürek sustu. Hüseyin Narlı. Devrim ve Sosyalizme olan inancını bir ömür yüreğinde taşımış, bu mücadelenin her alanında yer almış devrimci, Hüseyin abi aramızdan ayrıldı. Yolun açık olsun Hüseyin abi. Toprak seni incitmesin!

    CAN TV Kurucusu ve Programcısı Zeynel Gül:

    Hüseyin Narlı’nın Hakk’a yürümesi kamuoyunda büyük üzüntü yarattı. Sosyal medya hesaplarından şu mesajlar yayınlandı:

    35 senelik dostum, yoldaşım, iş arkadaşımdı Hüseyin. Bir toplantıda tanıştığımızı hatırlıyorum. Arkadaş olduk, yoldaş olduk, TV10’da birlikte programlar yaptık, CANTV’nin kurucusuydu. İki senedir amansız hastalığına direniyordu. Daha iki hafta önce telefonda konuşmuştuk ve “Bir gün görüşelim” sana haber vereceğim demişti. Akşam Hasan Aygün dostumuzdan aldım acı haberi. Hüseyin Narlı’yı, güzel bir insanı, devrimci bir yüreği, yeri doldurulmayacak bir değerimizi kaybettik. Ailesinin, sevenlerinin, yoldaşlarının başı sağolsun. Uyuyamadım, sadece üzgünüm.

    Veli Büyükşahin: Alevi medyası ve devrimci hareket büyük bir değerini kaybetti. Çok üzgünüz. Hüseyin abinin (Hüseyin Narlı) mütevaziliği ve emekleri unutulmayacak.

    Yoldaşlarından Ali Mahir:

    Sosyalist Hareketin en soluklu, kararlı neferlerinden birini daha yitirmenin derin yası içindeyiz. 70’li yılların SGB ve TSİP saflarında, sonrasında TKP/B ve Özgürlük Mücadelesinde kesintisiz yer alan, CAN TV Programcısı Yoldaşım Ökkeş Ünlübayır da bizi bırakıp gitti.

    O zor bir hastalığın pençesinde savaşırken, diğer yandan yaşama ilişkin görevlerini, becerilerini, birikimlerini katmakta cansiperane emek vermeyi sürdürdü. Yılmaz bir savaşçı, sabırlı, toparlayıcı, alçak gönüllü bir uzlaşı eriydi. Farklılıkların bileşkesinde cömertçe emek harcadı. Ta ki doğa onun bütün dermanını kesinceye dek.

    O kadar çok anılar biriktirdik ki Yoldaş! Elbette yüreklerimizin en yüksek mertebesinde, sana sonsuza dek selam duracak, acını bir an olsun unutmayacağız. Seni özleyeceğiz. En çok üzüldüğümüz şu ki, zalimlerin yıkıldığını görmeden bırakıp gidiyorsun. Ne ki senin ısrarla savunduğun ilkelerini, kavga hedeflerini şiar edinecek, senin hatırana eşsiz bir kardeşlik toplumu armağan etmeyi boynumuzun borcu bileceğiz.

    Güle güle Yoldaş güle güle. Kavgamızın tüm adı bilinen, bilinmeyen bu dünyadan göçmüş tüm Yoldaşlarına senin şahsında binlerce selam olsun. Güle güle Ökkeş Ünlübayır. Canım Yoldaşım.

    Yoldaşlarından Suat Bozkuş:

    Acı haber. Elli yıldır okul arkadaşlığı ve yoldaş olarak birlikte olduğum arkadaşım, kardeşim, yoldaşım Ökkeş Ünlübayır’ı (Hüseyin Narlı’yı) bugün akşam kaybettik. Üzüntüm sonsuzdur. Her ölüm erkendir derler. Bu da çok erken ve acı bir ölüm oldu. Üç yıldır umutla süren direnişi maalesef acıyla sonuçlandı. Canım yoldaşım, eliyle, diliyle, bileğiyle, beyniyle, yüreğiyle, kalemiyle her zaman devrimciydi.

    “O mükemmel bir kafa

    mükemmel bir yürek,

    yumruklarıyla erkek

    gözleriyle çocuktu.

    Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o.

    Yoldaştı o..”

    Cenazesi ile ilgili olarak ailesi ve yoldaşları olarak bir netleşme olduğunda ayrıca yazacağım. Hepimizin başı sağolsun.

    AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat:

    Yıllarca halkların demokratik hak mücadelesinde yeri geldi yazılarıyla, yeri geldi tv programlarıyla çok büyük emekleri olan değerli Hüseyin Narlı abimizi maalesef kaybettik. Devri asan, yattığı yer nur olsun.

    ADFE Genel Başkanı Celal Fırat:

    Kendisini tanımakla mutlu olduğum, TV 10 ve Can TV ekranlarında büyük bir hayranlıkla fikirlerinden yararlandığımız Hüseyin Narlı hocamız Hak ile Hak oldu. Can TV ailesine ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Işıklar Yoldaşın olsun.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen:

    Hayatını Alevi toplumunun hak mücadelesine adayan ve medya alanında yıllardır emek veren 68 kuşağı devrimcilerinden, değerli hemşehrim Hüseyin Narlı çok erken aramızdan ayrıldı. Toprağı bol, devri daim olsun. Işıklar içinde uyusun.

    AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker:

    Yaşamının son otuz yılını Alevi toplununun örgütlenme, kurumlaşma ve medya alanına adayan değerli bir Alevi aydınıydı. Çok erken aramızdan ayrıldı. Tüm sevenlerinin başı sağolsun, toprağı bol, devri daim olsun!

    Sanatçı Ferhat Tunç:

    Yine bir eksildik bu gün. Yine bir emektar ağabeyimiz sessizce aramızdan ayrılıp hakka yürümüş. Hayatını Alevi toplumunun hak mücadelesine adayan bir gazeteci olarak tanıdık onu. TV 10 ve CAN TV dahil bir çok alanda onun emeği var. Gazeteci Hüseyin Narlı ağabeyimizi kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz. Ailesi başta olmak üzere tüm sevenlerinin başı sağolsun. Devri daim olsun. Uğurlar olsun Hüseyin Abi…

    Yazar Erdal Yıldırım:

    Değerli bir devrimciyi, bir Alevi örgütçüsü, aydını ve basın-yayın çalışanını, sevgili Hüseyin Narlı’yı yitirdik. Devri daim, menzili ışık, yıldızlar yoldaşı olsun..

    Yoldaşı Kemal Hızlı:

    Hüseyin Narlı abinin acı haberi Sabah sabah nefesimizi kesti. Bir Abi iyi bir Devrimci iyi bir Gazeteci iyi bir Yazar bütün güzellikleri ne ararsak onda bulurduk . Kederli Ailesine yoldaşlarına ve bütün Dostlara baş sağlığı sabırlar diliyorum. Yolun açık olsun Yoldaşım Saygıyla anıyorum

    Selda Kavak Torunoğlu:

    Devrimci ruhu ve durusu Ile bizlere örnek olan bir cok kurumumuzda emek veren ve Can Tv emektarlarindan degerli büyügümüz Sevgili Hüseyin Narlı hevalimiz Haq ile Haq olma yolcusu olmuş. Çok üzgünüm devrin daim olsun, ışıklar içinde uyu hevalim. Toprak Ana seni sarıp sarmalasın seni incitmesin. Basta halkımız olmak üzere tüm sevenlerinin başı sağolsun.

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Nesimi Aday:

    Canlar bir değerini daha yitirdi. Gazeteci Hüseyin Narlı Hakk’a yürüdü, devri daim olsun…

    Sanatçı Ali Matur (Maksudi Ali):

    Ne çok kaybolduk sürgünde. Kırk yıldır sürgünde yaşayan yöremizin 68 kuşağı Devrimcilerinden Ökkeş Ünlübayır (Hüseyin Narlı) dostumuz Hakk’a yürüdü. Başta Ünlübayır ailesine, sevenlerine ve mücadele arkadaşlarına sabır diliyorum. Devrin daim olsun ışıklar içinde uyu güzel dost.

    Sanatçı Hasan Sağlam:

    Hüseyin Narlı’yı kaybetmişiz. Çok üzüldüm. Epey hasbihal etmiş olmanın ve bilgisinden faydalanmış olmamın gururu var elbette. Yıldızlar içinde uyu değerli abim. Devrin daim olsun.

    Yoldaşı Doğan Yeşil:

    Otuz küsur yıllık dostum, yoldaşım, ağabeyim sevgili Hüseyin Narlı (Ökkeş Ünlübayır) canı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyim. Devrin daim güzel ruhun şad olsun, seni çok özleleyeceğiz güzel insan…

    Almanya Tilkililer Sosyal Dayanışma Derneği:

    Hüseyin Narlı hayatını kaybetti. Aslen Maraş- Çiğli köyünden olan Türkiye Sosyalist hareketinin önemli isimlerinden TV 10 ve CAN TV kurucularından Gazeteci Hüseyin Narlı 9 Ocak akşamı hayata gözlerini yumdu. Ailesinin, sevenlerinin, yoldaşlarının başı sağolsun!

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Hapis cezası alan TV10’un kameramanı Kemal Demir, İstinaf’a başvurdu

    Hapis cezası alan TV10’un kameramanı Kemal Demir, İstinaf’a başvurdu

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un kameramanı Kemal Demir, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kendisine 3 yıl 9 ay hapis cezası verilmesinin ardından avukatı Seyit Demir aracılığıyla İstinaf’a başvurdu. 

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan TV10’un kameramanı Kemal Demir ve TV10 çalışanı Kemal Karagöz’ün “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı davanın 11. duruşması 16 Aralık Perşembe İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Mahkeme, Kemal Karagöz’ün “örgüt üyeliği” suçlamasından beraatine karar verdi. Kemal Demir ise “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçlamasından 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının aldığı cezanın infazının başlamasına kadar devamına hükmedildi.

    Kemal Demir’in Avukatı Seyit Demir, kararı İstinaf’a götürdü.

    PİRHA‘ya bilgi veren Av. Demir, “Biz, dosyanın istinafını yaptık. Gerekçeli karar henüz yazılmadı. Yazılınca gerekçeli karar istinafı yapacağız. İddianamede hayali, gerçekle bağdaşmayan şeyler var. Akıl dışı isnatlar var. ‘Himmet’, ‘kurban’ adı altında yardım şeklinde ifadeler var. FETÖ iddianamesinden kopyala yapıştır yapılmış” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul’da 25 Kasım 2017 tarihinde evlerine yapılan baskın sonucu TV10 çalışanları Kemal Karagöz ve Kemal Demir gözaltına alınmıştı.

    Kemal Karagöz 1 Aralık 2017 tarihinde çıkarıldığı Sulh Ceza Hâkimliğince adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken, kameraman Kemal Demir tutuklanarak Silivri 5 Nolu Cezaevine gönderilmişti.

    Karagöz ve Demir hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla iddianame hazırlandı. “Örgüt adına televizyon kurulması için malzeme temin” ve bu sebeple ödeme yapıldığına ilişkin iddialar İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bahtiyar San imzalı iddianamede yer aldı.

    Altı ay iddianamesi hazırlanmadan cezaevinde tutulan Demir’in ilk duruşması 3 Temmuz 2018 tarihinde İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Mahkeme Demir’in dosyası Mersin’e gönderdi, Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise dosya hakkında yetkisizlik kararı vererek Demir’in dosyasını uyuşmazlık mahkemesine gönderdi. Uyuşmazlığı karara bağlayan Yargıtay 5. Ceza Dairesi, dosyayı İstanbul’a geri gönderdi.

    Kemal Demir, 9 Şubat 2019 tarihinde İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma açmadan dosyayı incelemesi sonucu tahliye edilmişti.

    PİRHA/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -Tv10 Kameramanı Kemal Demir tahliye edildi

     

  • ‘PİRHA pes etmeyenlerdendir’-VİDEO

    ‘PİRHA pes etmeyenlerdendir’-VİDEO

    PİRHA-Beşinci yılını geride bırakan Pir Haber Ajansı’nın kuruluş sürecine ilişkin konuşan gazeteci ve Alevi aktivist Çilem Küçükkeleş, “Aleviler ölmediği sürece ana akım medyada hiç yer bulmuyor. TV10’da çalışırken “Keşke bir ajansımız olsaydı” diyorduk. Çünkü biliyoruz Alevi toplumu hareketli ve sürekli bir gelişme vardı. Biz sadece ölürken haber olan toplumlar olarak bu kez ne yaşıyorsak haber yapma imkanı bulduk. Süreklilik Alevilikte çok önemlidir. PİRHA pes etmeyenlerdendir” ifadelerini kullandı. 

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) 5’inci yılını geride bıraktı. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan TV10 içerisinde emek veren gazeteci ve Alevi aktivist Çilem Küçükkeleş, PİRHA’nın kuruluş sürecini anlattı.

    Çilem Küçükkeleş, “Biz sadece ölürken haber olan toplumlar olarak bu kez ne yaşıyorsak haber yapma imkanı bulduk; aynı zamanda bunu başkasına yorumlatmayı bırakıp, kendimiz üzerine cümle kurduk. Alevi haberciliği bugün geldiği yer açısından çok değerlidir.  Süreklilik Alevilikte çok önemlidir. Bir şeyi yapıp, olmadığında da pes edip gittiğiniz zaman hiçbir yere erişemiyorsunuz. PİRHA pes etmeyenlerdendir. Sürekliliğinin devam etmesini, başta kadınlar olmak üzere bu toplumun dilini mikrofonlarına taşımasını diliyorum. Birçok şeyi de başardı. Bundan sonrasını da başaracağını düşünüyorum” dedi.

    “ALEVİLER ÖLMEDİĞİ SÜRECE ANA AKIM MEDYADA YER BULMUYOR”

    Çilem Küçükkeleş, TV10 sürecine değinirken, “Ajans meselesini anlayabilmek için biraz habercilik yapmak gerekiyor. Ben de TV10’da haber masasında çalışmış biriyim. O dönem haber yapmak için tüm internet sitelerini, görsel basını, Alevi kamuoyunun bilindik, tanındık sosyal medya hesaplarını tarayarak, günde zorla 5-6 haber çıkartabiliyorduk. Çünkü Aleviler ölmediği sürece ana akım medyada hiç yer bulmuyor. Adına demokratik diyebileceğimiz özgün gazetecilik yapan kesimler açısındansa başına bir şey gelmediği sürece ilgi çeken bir alan değildi. Dönem dönem yazı dizileri oluyordu. Fakat onun dışında “Bu toplum ne yapıyor, bir şey sorduğunuzda ne söylemek istiyor?” bu çok eksikti” ifadelerini kullandı.

    “TV10 MİKROFONUNUN GİRMEDİĞİ KÖY NEREDEYSE KALMADI”

    TV10 döneminde bir ajans hayallerinin olduğunu aktaran Çilem Küçükkeleş, şunları söyledi:

    “Haber yaparken de en büyük hayallerimizden biri “Keşke bir ajansımız olsaydı.” Çünkü biliyoruz Alevi toplumu hareketli, sürekli bir gelişme vardı ama haberi yapacak muhabirimiz çok yoktu. TV10 mikrofonunun Türkiye’de girmediği köy kalmadı neredeyse. Fakat onun mikrofonu bir köydeyken başka bir köyde başka bir şey oluyordu. Görüntüleme imkanımız olmuyordu. Toplum bize muhabirlik yapabilir mi diye düşündük. Bir alışkanlık oluştu ve belki hala devam ediyor.”

    “ALEVİ TOPLUMU NE KADAR ÇOK VE RENKLİ OLDUĞUNU TV10 EKRANLARINDA GÖRDÜ”

    “TV10 bir dergah gibiydi. Katkı ile yürüyordu. Topluma hizmet ediyordu” diyen Çilem Küçükkeleş, PİRHA’nın kuruluşuna ilişkin de şu ifadeleri kullandı:

    “Bütün bu koşullar içinde haber yapmanın büyük zorluğu vardı. Ajansımız olsaydı o dönem açısından dünyamız değişecekti. Alevi haberciliğini çok önemseyen birisiyim. İlk gelenek oluşuyor. Yeni yapıyorduk. Şu heyecanı da hep yaşadık. Bir şeyin temel taşlarını örüyoruz ve bu titizlikle çalışmak gerekiyor. Aleviler dışında kimi haberini yaparız, sorusunu şöyle cevapladık: Mazlum olanın. Devletin hışmına uğrayan, ötekileştirilen herkese de Aleviler gibi yaklaşmak ve onların sesini mutlaka yansıtmak gerekir diye düşünüyorduk.

    PİRHA, habercilik yapanlar için çok kıymetli. Alevi toplumu açısından da çok kıymetli bir yerde duruyor. Bizim de bu dünyaya bir bakışımız, hayatımızın bir akışı vardı. Bununla ilgili olarak birbirimizi haberdar etmek istiyorduk. Bir Alevi kurumu açıklama yaparken, eskiden hiç mikrofon olmazken; önüne birkaç Alevi medyasının mikrofonu dizildi. Alevi toplumu ne kadar çok olduğunu TV10 ekranında fark etti. Herkes bulunduğu yerde kendisini küçük ve az sanıyorken; tam tersi Türkiye’nin her yerinde olduğunu gördü. O ekran bize gösterdi ki; o kadar çok ve renkliyiz ki, hepimiz açısından müthiş bir özgüven gelişti.”

    “ALEVİ TOPLUMUNDA GELİŞEN ÖZGÜVENİN ÖNÜ KESİLMEK İSTENDİ”

    Çilem Küçükkeleş, TV10’nun kapatılmasıyla Alevi toplumunda gelişen özgüvenin önünün kesilmek istendiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi toplumunda gelişen bu özgüvenin önü kesilmek istendi. Mikrofon tutmanın, duyguyu, bakışı dışarı yansıtmanın yolunu bulmak, toplumu tarif etmeye çalışan devlete öyle olmadığını anlattı. Bu da ciddi rahatsızlıklar oluşturdu. Biz sadece ölürken haber olan toplumlar olarak bu kez ne yaşıyorsak haber yapma imkanı bulduk; aynı zamanda bunu başkasına yorumlatmayı bırakıp, kendimiz üzerine cümle kurduk. Alevi haberciliği bugün geldiği yer açısından çok değerlidir. Bu toplumun kadınlarının en çok sesi de PİRHA ve CAN TV gibi daha eşit yaklaşan yerden durduğu için çok daha fazla yansıdı.

    “PİRHA PES ETMEYENLERDENDİR”

    Dönem dönem dosyalar hazırlanırken; mutlaka bir denge kuruluyor. Kadınlar düşüncelerini aktarıyor. Ne kadar değerli cümleler kurduklarını, bazen erkekleri çok aşan yerde durduğunu açığa çıkarıyor PİRHA. Beşinci yaşını doldurdu. İyi ki de oldu PİRHA. Ömrü uzun olsun. Süreklilik Alevilikte çok önemlidir. Bir şeyi yapıp, olmadığında pes edip gittiğiniz zaman hiçbir yere erişemiyorsunuz. PİRHA pes etmeyenlerdendir. Sürekliliğinin devam etmesini, başta kadınlar olmak üzere bu toplumun dilini mikrofonlarına taşımasını diliyorum. Birçok şeyi de başardı. Bundan sonrasını da başaracağını düşünüyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • KHK ile kapatılan TV10’un çalışanları Demir ve Karagöz’ün duruşması görüldü

    KHK ile kapatılan TV10’un çalışanları Demir ve Karagöz’ün duruşması görüldü

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV 10 çalışanları Kemal Demir ve Kemal Karagöz’ün yargılandığı davanın duruşması ertelendi.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan 23 kanaldan biri olan TV10 kameramanı Kemal Demir ile kanal çalışanı Kemal Karagöz’ün “örgüt üyesi olmaksızın örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul 28’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya Demir ve Karagöz katılmazken, avukatı Bertan Öztunç hazır bulundu.

    Mahkeme, hakkında yakalama kararı bulunan sanık Şükrü Yıldız’ın beklemesine ve Demir ve Karagöz’ün yurtdışı çıkış yasağının devamına karar vererek duruşmayı 20 Mart’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK ile kapatılan TV10’un çalışanı Rohat Emekçi’nin duruşması ertelendi

    KHK ile kapatılan TV10’un çalışanı Rohat Emekçi’nin duruşması ertelendi

    PİRHA- Alevilerle ilgili hazırladığı belgesellerden dolayı hakkında dava açılan TV10 çalışanı Rohat Emekçi’nin üçüncü duruşması görüldü. Gizli tanığın duruşmaya katılmaması üzerine, dava 23 Mart 2021 tarihine ertelendi. 

    KHK ile kapatılan, Alevilerin sesi TV10 çalışanlarına yönelik asılsız beyanlarla yargılama süreci devam ediyor.

    Alevilerle ilgili hazırladığı belgesellerden dolayı hakkında dava açılan gazeteci Rohat Emekçi’nin üçüncü duruşması bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulanan 26. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

    Mahkemede Rohat Emekçi’nin avukatı Bertan Öztunç yaptığı savunmasında, “Yaklaşık bir yıldır tanığın getirilmesini bekliyoruz. Ne MASAK raporu, ne HTS kayıtları ne de tanık beyanlarında müvekkil aleyhine tek bir delil bulunmamaktadır. Biz bu iddiaları kabul etmiyoruz. Dosya içerisinde tek bir gizli tanık dışında başkaca bir delil yoktur. Tek bir gizli tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulması hukuken mümkün değildir. Bu nedenle müvekkilin beraatını talep ederiz” ifadelerini kullandı.

    Mahkeme heyeti gizli tanığın duruşmaya katılmaması üzerine, davayı 23 Mart 2021 tarihine erteledi.

    Rohat Emekçi, Irak’ın Süleymaniye şehrinde Kakai ve Yaresan Alevilerinin yaşamı ve inancı hakkında yaptığı belgesel üzerine gizli tanık beyanıyla yargılanıyor.

    PİRHA/İSTANBUL