Etiket: unesco

  • Kirmanckî/Zazakî için Meclis’e acil eylem çağrısı!

    Kirmanckî/Zazakî için Meclis’e acil eylem çağrısı!

    PİRHA-DEM Parti milletvekilleri,  UNESCO’nun “güvensiz” kategorisinde yer alan Kirmanckî/Zazakî için Meclis Araştırması açılmasını istedi. Önergede, kuşaklar arası aktarımın durma noktasına geldiği vurgulandı, dilin korunması ve kamusal alanda kullanımının yaygınlaştırılması için “Acil Eylem Planı” çağrısı yapıldı.

    DEM Parti milletvekilleri Salihe Aydeniz, Ayten Kordu, Adalet Kaya, Cengiz Çiçek ve Ömer Faruk Hülakü, Kirmanckî/Zazakî/Dimilkî/Kirdkî dilinin yok olma riskiyle karşı karşıya bulunduğu gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Meclis Araştırması açılması talebiyle önerge sundu.

    Önergede, dilin korunması, geliştirilmesi, kamusal alanda kullanımının yaygınlaştırılması ve kuşaklar arası aktarımın sağlanması amacıyla gerekli yasal, idari ve kurumsal tedbirlerin belirlenmesi istendi. Başvuru, Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddelerine dayandırıldı.

    UNESCO UYARISI VE DİLDEKİ GERİLEME

    Gerekçede, UNESCO’nun Tehlike Altındaki Diller Atlası’nda Kirmanckî’nin “güvensiz (vulnerable)” kategorisinde yer aldığı anımsatılarak, acil önlem çağrısına rağmen dildeki kan kaybının hızlandığı vurgulandı. Dilbilimcilerin saha verilerine atıfla, Kirmanckî’nin ev içi iletişim dili olma vasfını yitirmek üzere olduğu ve ebeveynlerden çocuklara doğal aktarımın ciddi biçimde zayıfladığı ifade edildi.

    Metinde, Vate Grubu’nun sözlük ve yayın faaliyetleri, sivil toplumun dil kursları, belediyeler bünyesindeki anadilde kreş (Zarokîstan) girişimleri, tiyatro oyunları, çocuk koroları, ders materyalleri ve Kirmanckî basın-yayın çalışmaları örnek gösterildi. Bingöl ve Munzur üniversitelerindeki Zaza Dili ve Edebiyatı bölümleri ile TRT Kurdî yayınlarının olumlu adımlar olduğu, ancak dilin yaşatılması açısından yeterli görülmediği belirtildi.

    ACİL EYLEM PLANI ÇAĞRISI

    Önergede, Kirmanckî’nin konuşulma oranları ve bölgesel dağılımının güncel verilerle tespiti, öğretmen ihtiyacının neden karşılanamadığının araştırılması, anadilinde eğitimin önündeki engellerin incelenmesi ve kamusal alanda kullanımın teşvikine yönelik düzenlemelerin ele alınması talep edildi. Sivil inisiyatifler ve akademik birikimden yararlanılarak bir “Acil Eylem Planı” hazırlanması gerektiği kaydedildi.

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti: Hızır’ın tüm insanlığa adalet, barış ve özgürlük getirmesini umut ediyoruz

    DEM Parti: Hızır’ın tüm insanlığa adalet, barış ve özgürlük getirmesini umut ediyoruz

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ile Mahfuz Güleryüz, Hıdırellez Bayramı’na ilişkin açıklama yaptı. Hıdırellez’in tüm halklara bereket ve neşe getirmesini dileyen eş sözcüler, “Yoksulluk kıskacında yaşayan yurttaşlarımızın tuttuğu dileklerin yerini bulmasını, Hızır’ın tüm insanlığa adalet, barış ve özgürlük getirmesini umut ediyoruz” ifadelerine yer verdi. 

    Hıdırellez bayramı, Orta Asya, Orta Doğu, Anadolu ve Balkanlar’da kutlanmaya devam ediliyor. “Hızır günü” olarak da adlandırılan Hıdırellez, darda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ile denizlerin hakimi olduğuna inanılan İlyas’ın, yeryüzünde buluştukları gün olarak tarif edilir.

    5-6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez Bayramına dair Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yazılı açıklama yaptı.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ile Mahfuz Güleryüz imzasıyla yapılan yazılı açıklamada “Hızır’ın tüm insanlığa adalet, barış ve özgürlük getirmesini umut ediyoruz” denildi.

    “HIDIRELLEZ BÜYÜK BİR UMUT VE HEYECANLA KUTLANMAKTA”

    Açıklamada, Alevi toplumunun Hızır niyetine 3 gün boyunca oruç tuttuğuna da vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Hızır, Alevi halk takviminde doğanın uyanışına giden süreci başlatır. Bu süreç cemrelerle Newroz’da yıl dönüme taşınır. Sonrasında ise toprağın ve doğanın bir bütün olarak çiçeklendiği Hıdırellez ile taçlanır. Alevi geleneksel yaşamında Hızır’da oruç tutmak, Hızır günlerinde misafir ya da diğer canlıları karşılamak kutsaldır.

    Alevi toplumu tarafından doğanın bereketini artırdığı, yoksulun ve çaresizin derdine derman olduğu inancıyla Hızır niyetine 3 gün boyunca oruç tutulan Hıdırellez, başta Mezopotamya, Anadolu ve Balkan halklarının bu önemli bayramı Roman toplumu dahil çok farklı halklar tarafından büyük bir umut ve heyecanla kutlanmaktadır. İnsanlığın ortak bayramı olması nedeniyle Hıdırellez, 2010 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne alınmıştır.

    Binlerce yıldır farklı pek çok halk ve inanç tarafından, topraktaki yaşamın koruyucusu olan Hızır ile sudaki yaşamın koruyucusu olan İlyas’ın buluşması ile doğanın uyandığına inanılan 5-6 Mayıs tarihlerinde kutlanan Hıdırellez’in tüm halklara bolluk, bereket ve neşe getirmesini diliyoruz.

    İçinden geçtiğimiz ağır ekonomik kriz koşullarında yoksulluk kıskacında yaşayan yurttaşlarımızın tuttuğu dileklerin yerini bulmasını, halkların ve inançların özgürce bir arada yaşadığı bir ülke özlemi ile Hızır’ın tüm insanlığa adalet, barış ve özgürlük getirmesini umut ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim İnşa Kongresi, 3. Olağan Genel Kurulunu yaptı

    Dersim İnşa Kongresi, 3. Olağan Genel Kurulunu yaptı

    PİRHA – DİK, 3. Olağan Genel Kurulunu Almanya’da gerçekleştirdi. Yapılan konuşmalarda Dersim’in inanç ve doğasına yönelik saldırılara vurgu yapıldı.

    Dersim İnşa Kongresi (DİK), 3. Olağan Genel Kurulu Frankfurt kentindeki Oberursel Alevi Kültür Merkezinde gerçekleştirdi.

    6-7 Nisan’da gerçekleşen genel kurul, Dersim’de 1937-1938’de katledilenlerin şahsında saygı duruşu ile başladı. Ardından yapılan divan seçimine FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Özlem Yılmaz ve Haydar Uç seçildi.

    Genel Kurula, Dersim Tarih ve Araştırma Merkezi, Kurmeşliler Derneği, Uluslararası Kürecikliler Meclisi, Eski HDP Dersim Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, KCDK-E Ekoloji Komitesi, KAWA Federasyonu, Yeşil Sol Parti Avrupa, FEDA ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği temsilcileri de katıldı.

    Dersim Belediyesi Eş Başkanları Birsen Orhan ve Cevdet Konak’ın ve DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun mesajları okundu.

    Kurum temsilcileri, yaptıkları değerlendirmede DİK’in öneminin ve çalışmalarının UNESCO, AB ve BM’ye taşınması, Dersim Soykırımı, devam eden kültürel ve doğa kırımının kabul edilmesine yönelik birlikte çalışma yapılmasına vurgu yaptı.

    Yapılan konuşmaların ardından Dersim İnşa Kongresi’nin iki yıllık çalışma raporu değerlendirildi. Dersim ve çevresinin güncel ve tarihsel sorunlarının dile getirildiği raporda Dersim’in inanç ve doğasına yönelik saldırılara vurgu yapıldı.

    Kurulda, Dersim’in sorunlarına yönelik çaba harcayan kurumların devletin asimilasyonuna ve doğa tahribine karşı birlikte çalışmasının önemine vurgu yapıldı.

    Kurulun devamında seçimler yapılarak Dersim İnşa Kongresi’nin 7 kişilik yönetimi belirlendi. Yeni yönetim ilk toplantıda, eş sözcüler başta olmak üzere görev dağılımı yapacak.

    PİRHA/ALMANYA

  • PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Aşık Veysel anıldı – VİDEO

    PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Aşık Veysel anıldı – VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde  Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Aşık Veysel’in 109 yıllık sazını çalıp türküler söyleyen Şentürk İyidoğan, sazın 1999’da kendisine verildiğini belirtti.

    UNESCO’nun ilan ettiği 2023 Aşık Veysel Yılı kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde  Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Sivaslı Saz Ustası ve Halk Ozanı Şentürk İyidoğan, Aşık Veysel’in sazıyla ozana ait türküleri seslendirdi.

    “AŞIK VEYSEL ÖNEMLİ BİR HALK OZANIDIR”

    Etkinlikte konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı şunları dile getirdi:
    “2023 yılı UNESCO tarafından Aşık Veysel’i anma yılı olarak kabul edildi. Bu nedenle de bir etkinlik düzenlemek istedik. Sözlü kültürün ve aşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Aşık Veysel Şatıroğlu’nu özlemle anıyoruz. Aşık Veysel olarak bilinen Veysel Şatıroğlu 1894 yılında Sivas’ta doğmuştur. Türk edebiyatına kazandırdığı eserleriyle ölümsüzlük katan Aşık Veysel önemli bir halk ozanıdır. ‘Uzun ince bir yoldayım, ‘Benim sadık yarım kara topraktır’, ‘Dostlar beni hatırlasın’ gibi büyük eserlerin sahibi olan Aşık Veysel ölümünün 50. yıl dönümünde saygıyla anılıyor.”

    “AŞIK VEYSEL BENİM HAYATIMDA HEP OLDU”

    Aşık Veysel’in sazının 1999 yılında kendisine verildiğini söyleyen Şentürk İyidoğan, “Asıl bana türküyü söyleten rahmetli Muhlis Akarsu olsa da benim hayatımda hep Aşık Veysel olduğu için size hem Aşık Veysel’den çalıp hem de anlatmak istiyorum” dedi.

    İlgi ve beğeni toplayan etkinlik, Aşık Veysel’e ait türkülerin dinletisiyle son buldu.

    Ferhat GÜRGEN/DİYARBAKIR

  • Aşık Veysel, Hakk’a yürümesinin 50. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Aşık Veysel, Hakk’a yürümesinin 50. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Aşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50. yıl dönümü nedeniyle Sivas’ta Emlek Ortaköy’de anıldı. Aşık Veysel’in mezarı başında konuşmalar yapılıp ‘Kara toprak’ deyişi söylendi. 

    UNESCO 41. Genel Konferans kararıyla Aşık Veysel’in Hakk’a yürüyüşünün 50. yıl dönümü nedeniyle 2023 Anma ve Kutlama programına alındı. Aşık Veysel Kültür Merkezi, Utrecht Alevi Kültür Merkezi ve Emlek Ortaköy Muhtarlığı ortaklığında yapılan 2 günlük anma yapıldı.

    Etkinlik sonunda Aşık Veysel’in mezarı başında konuşmalar yapılıp ‘Kara toprak’ deyişi söylendi.

    PİRHA/SİVAS

  • Fintoz Dikme: Biz vazgeçersek başkaları bizim dilimiz için hiçbir şey yapmaz-VİDEO

    Fintoz Dikme: Biz vazgeçersek başkaları bizim dilimiz için hiçbir şey yapmaz-VİDEO

    PİRHA-Kırmancki kaybolduğu zaman öykülerinin, masallarının ve atasözlerinin de kaybolacağını ifade eden CAN TV Programcısı Fintoz Dikme, “Dilimizin yok olmasıyla karşı karşıyayız. Bu konuda tedbir almalıyız, çalışmalıyız” dedi.

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin ana dili olan Kırmançki yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    CAN TV Programcısı Fintoz Dikme ile Kırmancki edebiyatının durumunu, gençlerin Kırmancki edebiyatına ilgisini ve Kırmancki dilinin kurtulması için neler yapılması gerektiği konularına dair konuştuk.

    “DİLİN YAŞAMASI İÇİN BİRLİKTELİK OLMALI”

    -Kırmancki dilinin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Dil kaybolduğu zaman sadece dil değil aynı zamanda bir hazine yok oluyor. Bunun da farkında olmamız lazım. O farkındalığı geliştiremezsek burada politikalar geliştirilip çocuklarımıza o aktarımı sağlayamazsak çok büyük bir tehlike ve çok büyük bir renk kaybı olacak.”

    Bir dilin yaşaması, kaybolmaması için birlikteliğin olması gerekiyor. Kurumlardan, belediyelerden, sosyal alanda çalışan psikologlardan, antropologlardan çok geniş bir kesimin bir araya gelip bir oluşum geliştirmeleri lazım. Herkesin oraya bir değer katması lazım.

    “TEDBİR ALMALIYIZ”

    -Kırmancki dilinin kurtulması için acil olarak neler yapılmalı?

    Biz bir anaokulu açsak onunla ilgili de dili bilenlerle görüşmeler yapıp alabilirsek, çocuklar da temel olarak okuldan dili alırlarsa bu dilin aktarımı daha mümkün olur. Biz gerçekleri görmek zorundayız. Eğer bu gerçekleri kaçırır da böyle hayali şeylerin peşine takılırsak ben çok zor olacağını düşünüyorum. Eğer bir dili çocuk konuşmuyorsa o dilin kurtuluşu mümkün değil.

    Bu diller gittiği zaman bizim öykülerimiz, masallarımız, atasözlerimizin hepsi gidiyor. Bu dil bitecek bunlarla biz karşı karşıyayız. Tedbir almalıyız, çalışmalıyız, demokratik haklarımız için mücadele edip bu çabamızdan vazgeçmememiz lazım. Biz vazgeçersek başkaları bizim dilimiz için hiçbir şey yapmaz. Bunun için de biz gerçekten de vazgeçmeden ama bunu da başkalarının eline bırakmadan her dilin kendi konuşanı o dilin tınısını bilen vazgeçmeden bunun için çaba göstermeli.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Kırmancki’nin gelişip, hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor’-VİDEO
    -‘Türkçe daha üst bir kültürü temsil ediyor algısı yaratılarak Kırmancki köşeye atılmaya çalışıldı’-VİDEO
    -Yazar Munzuroğlu: Evimize, düğünümüze ve cemimize Kırmancki’yi geri getirmeliyiz-VİDEO
    -‘Bir dilin kurtulması sadece devletten beklenilerek yapılabilecek bir şey değil’-VİDEO
    -‘Kırmancki’nin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar açılmalı; duyarlılık olmalı’-VİDEO

  • ‘Kırmancki’nin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar açılmalı; duyarlılık olmalı’-VİDEO

    ‘Kırmancki’nin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar açılmalı; duyarlılık olmalı’-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Hakan Kerimoğlu, yok olma tehlikesi olan Kırmancki dili için, “Böyle giderse biz konuşanlar öldükten sonra yeni nesil öğrenmezse bu dil bizlerle beraber yok olacaktır” dedi. Kerimoğlu, “Kırmancki dilinin yaşatılması için toplumun seyirci kalmaması gerekiyor. Toplumda farkındalık, duyarlılık ve bu dilin yaşaması için alt yapı çalışmaları yapmamız lazım” ifadelerini kullandı. 

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin ana dili olan Kırmançki yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    Kırmancki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Araştırmacı-Yazar Hakan Kerimoğlu ile Kırmancki edebiyatının durumunu, gençlerin Kırmancki edebiyatına ilgisini ve Kırmancki dilinin kurtulması için neler yapılması gerektiği konularına dair konuştuk.

    Kerimoğlu, yeterli duyarlılığın olmadığını söyleyerek kurumlara ve topluma Kırmancki dilinin yaşatılması çağrısında bulundu.

    “DİLİMİZ BUGÜN YÜZDE 15 CİVARINDA KONUŞULMAKTA”

    PİRHA- Kırmancki dili nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya?

    HAKAN KERİMOĞLU: UNESCO tarafından kaybolmakla yüz yüze olan diller içerisinde olan dilimiz, bugün yüzde 15 civarında konuşulmaktadır. 1937-38’de yaklaşık yüzde yüz konuşulan Kırmançki dilimiz bugün gerçekten çok vahim bir durumda ve böyle giderse biz konuşanlar öldükten sonra yeni nesil öğrenmezse bu dil bizlerle beraber yok olacaktır.

    “DİLİ YAŞATINCA KÜLTÜRÜMÜZÜ DE YAŞATMIŞ OLUYORUZ”

    -Kırmancki’nin kaybolmaması için neler yapılabilir?

    Kırmancki dilinin yaşatılması için toplumun seyirci kalmaması gerekiyor. Toplumda farkındalık, duyarlılık ve bu dilin yaşaması için alt yapı çalışmaları yapmamız lazım. Bunu kendi başımıza değil kurumlarla yapmamız lazım. Kurumda yönetime gelen kişilerin de bu farkındalığı bilmeleri lazım. Toplumun da buna seyirci olmaması lazım. Dilin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar, resmi olarak da bu dilin üretilmesi için de uğraşlar vermemiz lazım. Orada da kabul görmesi lazım ki biz dilimizi yaşatalım. Dili yaşatınca kültürümüzü de yaşatmış oluyoruz.

    “KURUMLARIMIZ ÇOK YETERSİZ”

    -Sizce siyasi kurumlar kültür-sanat faaliyetlerinde Kırmancki’ye yeterince yer veriyorlar mı?

    Hem kurumlarımız çok yetersiz, hem kurumdaki yöneticilerimiz çok yetersiz. Benim söylediklerimi iyi değerlendirsinler, yanlış anlamasınlar. Çünkü yeterli bilinç ve duyarlılık yok. Olsaydı çok fazla sayıda kurumumuz var ama maalesef bugüne kadar hiçbir kurumumuz bir adım atmış değil. Köy derneklerinden federasyonlara kadar hiçbiri ciddi bir adım atmamıştır. Bugün geldiğimiz durum çok acı bir şey. Bütün dernek, kurum yönetimlerine, başkanlarına ve toplumumuza kadar lütfen bu güzel, akademik olan Kırmancki dilimizi yok etmeyelim. Can olalım, yaşatalım.”

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Kırmancki’nin gelişip, hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor’-VİDEO
    -‘Türkçe daha üst bir kültürü temsil ediyor algısı yaratılarak Kırmancki köşeye atılmaya çalışıldı’-VİDEO
    -Yazar Munzuroğlu: Evimize, düğünümüze ve cemimize Kırmancki’yi geri getirmeliyiz-VİDEO
    -‘Bir dilin kurtulması sadece devletten beklenilerek yapılabilecek bir şey değil’-VİDEO

  • Aşık Veysel şiir yarışması düzenlenecek

    Aşık Veysel şiir yarışması düzenlenecek

    PİRHA- Aşık Veysel’in Hakk’a yürüyüşünün 50. yıl dönümü nedeniyle Aşık Veysel Kültür Derneği şiir yarışması düzenleyecek. Katılımcıların şiirlerini 28 Haziran ile 20 Temmuz tarihine kadar göndermeleri gerekiyor.

    UNESCO’nun 41. Genel Konferansı’nda Aşık Veysel’in Hakk’a yürüyüşünün 50. yıl dönümü nedeniyle 2023 Anma ve Kutlama Programı’ na alınması kararlaştırıldı. UNESCO’nun bu kararıyla birlikte Aşık Veysel Kültür Derneği, şiir yarışması düzenleyecek.

    Şiir yarışmasını kazananlara plaketleri Emlek Yöresi Sivrialan- Ortaköy ve Amsterdam Aşık Veysel UNESCO 2023 Sanat-Kültür, Edebiyat Festival Töreni’nde takdim edilecek. Katılımcıların şiirlerini 28 Haziran ile 20 Temmuz tarihine kadar göndermeleri gerekiyor.

    Şiir yarışmasının jürisinde Musa Eroğlu, Mustafa Özarslan, Esra Öztürk, Abbas Tan, Hasan Harmancı, Nadir Sayın, Kamber Nar, Haydar Ergülen, Haydar Eroğlu, Fuat Doğan ve Enver Cemal Şahin bulunuyor.

    ŞİİR YARIŞMASINA KATILIM KOŞULLARI

    -En fazla 12 (on iki) dörtlükten oluşan uyaklı/vezinli halk şiiri, 1 (bir) sayfayı (A4 sayfaya 300 kelime) geçmeyen serbest şiir olması, yarışmaya gönderilen şiirin daha önce hiç bir yerde (sosyal medya dahil olmak üzere) yayınlanmamış olması,

    -Yarışmaya katılan şairlerin özgeçmişlerini 50 (elli) kelimeyle sınırlayarak, yaşadıkları ülke ve şehri beyan etmesi, şiir yarışması öncesi yayınlanmış kitabı varsa belirtmesi,

    -Şiirlerin en geç 20 Temmuz 2023 tarihinde ndrnsi42@gmail.com ve harmanci_hasan@hotmail.com mail adreslerine gönderilmesi,

    -Katılımcıların “UNESCO 41. Genel Konferans kararıyla Aşık Veysel’in Hakk’a Yürüyüşünün 50. Yıl Dönümü nedeniyle 2023 Anma ve Kutlama Programı” çerçevesinin gözetilmesi,

    -Türkiye’den yarışmaya katılanlardan 1., 2. ve 3. olmak üzere seçilecek 3 (üç) adet şiir ve Diğer Ülkeler Kategorisi’nden yarışmaya katılanlardan 1, .2. ve 3. olmak üzere seçilecek 3 (üç) adet şiir “Aşık Veysel’in Hakk’a Yürüyüşünün 50. Yıl Dönümü” çerçevesinde plaket verilerek ödüllendirilmesi ve bir Türkiye’den, bir tane de Türkiye dışından olmak üzere değer nitelikte olan 2 şiirlerin bestesinin yapılması,

    -Yayınlanmaya ve bestelenmeye değer görülen şiirler “AŞIK VEYSEL UNESCO 2023 SEÇİLEN ŞİİRLER” başlığıyla yayınlanmasına, seçilen şiirlerin şairlerince telif hakkı istenmeden yayınlanmasına onay verdiği, başka hiç bir maddi-manevi hak talep edilemeyeceği,

    -Gerek organizasyon ve gerekse jüri üyelerinin bir şiirlerinin ya da kitaba önsöz veya Aşık Veysel’e atfen bir sayfayı geçmeyen metninin yer almasına,

    -Kitabın bir adetinin, Sivrialan Köyünde bulunan Aşık Veysel Müzesine yerleştirilmesi ve bu vesileyle gönüllü olarak gelenlerle birlikte kabrinin ziyaret edilmesine,

    -Kitabın Türkiye ve Türkiye dışı tüm dillerde yayın, çeviri Telif hakkı gelirlerinin Aşık Veysel Kültür Derneği’ne bağışlanmasına karar verilmiştir.

    Değerlendirmeye giren 2x 1.2.3. şiirler (1. Türkiye’den katılımcılar ilk 3 (üç) şiir, 2. Diğer Ülkeler Kategorisi’nde ilk 3 (üç) şiir aşağıda belirtilen tarihlerde açıklanacak, şairlere ya da temsilcilerine plaketleriyle birlikte, basılan kitaplardan birer adet olmak üzere; Emlek Yöresi Sivrialan- Ortaköy ve Amsterdam Aşık Veysel UNESCO 2023 Sanat-Kültür, Edebiyat Festival Töreni’nde takdim edilecek, “AŞIK VEYSEL UNESCO 2023 SEÇİLEN ŞİİRLER” kitap imza günüyle okuyuculara sunulacaktır.

    Kitabın basım, dağıtımı dışında kalan geliri Aşık Veysel Kültür Derneği’ne aktarılacaktır. Ayrıca ancak yukardaki amaçlar doğrultusunda katkı sunacak sponsorluklar kabul edilecektir.

    FESTİVAL TARİHİ VE YERİ

    – 23/24 AĞUSTOS 2023 Sivas Emlek Yöresi Ortaköy-Sivrialan

    – 21/22 EKİM 2023 Amsterdam-Hollanda

    İLETİŞİM

    – Mustafa Özarslan : +905325548630

    – Nadir Sayın            : +31645143955

    PİRHA/İSTANBUL

  • UNESCO 2023’ü Aşık Veysel yılı ilan etti

    UNESCO 2023’ü Aşık Veysel yılı ilan etti

    PİRHA – Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Âşık Veysel’in Hakk’a yürüyüşünün 50’nci yıl dönümü sebebiyle 2023 yılında Aşık Veysel’i anacağını ilan etti.

    Aşıklık geleneğinin büyük temsilcilerinden Veysel Şatıroğlu’nun ismi, UNESCO’nun Paris’te düzenlenen 41. Genel Konferansı’nda alınan kararla anma listesine eklendi.

    UNESCO’nun 2023 yılı anma programında halk ozanı Âşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50’nci yıl dönümünde yad edilecek.

    AŞIK VEYSEL KİMDİR?

    Âşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Çiftçi bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Veysel’in iki kız kardeşi, yörede yaygınlaşan çiçek hastalığına yakalanarak yaşamlarını yitirdi. Ardından Veysel de yedi yaşında aynı hastalıktan dolayı iki gözünü de kaybetti.

    Baba Ahmet Şatıroğlu’nun aldığı bağlamayla Veysel, önce başka ozanların türkülerini çalmaya başladı. 1930 yılında Sivas Maarif Müdürü olarak görev yapan Ahmet Kutsi Tecer ile Kutsi Bey tarafından düzenlenen bir şairler gecesinde tanıştı. Kutsi Bey tarafından verilen destek ile birçok ili dolaşmaya başladı.

    Âşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Âşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970’li yıllarda Selda Bağcan, Gülden Karaböcek, Hümeyra, Fikret Kızılok ve Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Âşık Veysel’in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı. Âşık Veysel’in çocuklarından öğretmen olan Bahri Şatıroğlu, babasının yaşamını gün gün deftere almış ve pek çok çalışmaya kaynak kişi olarak katılmıştır. Ayrıca babasının saz ve söz geleneğini sürdürmektedir.

    Veysel’in şiirlerinde yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de vardır. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimli kitaplarında toplandı. 1973 yılında akciğer kanseri sonucunda öldü. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Doğan Çelik’in yeni albümü ‘Kılamâ Vayi’ (Rüzgarın Şarkıları) çıktı-VİDEO

    Doğan Çelik’in yeni albümü ‘Kılamâ Vayi’ (Rüzgarın Şarkıları) çıktı-VİDEO

    PİRHA- Doğan Çelik’in yeni albümü ‘Kılamâ Vayi’ (Rüzgarın Şarkıları) Kalan Müzik etiketiyle çıktı. Albümde 13 eser yer alırken, Doğan Çelik, içinde doğduğu dile-kültüre karşı sorumluluk duyduğunu ve bu bilinçle sanatını biçimlendirdiğini ifade ediyor.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) yok olmayla karşı karşıya olduğu lehçeler arasında gösterdiği Kirmanckî (Dımilki) yer alıyor. Kurmancki’nin yok olmaması için sanatsal çalışmalar yapılmaya devam ediliyor.

    Kurmancki’nin yok olmaması için çalışma yürüten Sanatçı Doğan Çelik yeni bir albüm çıkardı.

    Etnik folk müzik sanatçısı Doğan Çelik, dokuz yıl sonra ikinci solo albümü ‘’KILAMÊ VAYÎ’’ (Rüzgarın Şarkıları) ile dinleyicisiyle buluşuyor. İlk albümü ‘’ZEWT’’ (Beddua) ile farklılığını hissettiren sanatçı, ikinci çalışması Kilamê Vayî ile anadilinin olanaklarını genişletiyor. Bu albümde kendi tarzını kalıcılaştırma uğraşı içine giren sanatçı, çabasının karşılığını, başarılı bir işe imza atarak alıyor.

    Doğan Çelik, ilk solo albümü olan Zewt’ten dokuz yıl sonra hazırladığı Kilamê Vayî’de, ilk albümünde olduğu gibi kendi eserlerini icra ediyor. Sadece kendi eserlerini okuyan sanatçı bu yönüyle çağdaş ozanlık geleneğini de sürdürüyor.

    Söz ve müzikleri sanatçıya ait olan çalışmanın 11 eseri Kirmanckî, 2 eseri de Türkçe dillerinde. Albüm bu yönüyle yok olma tehlikesi altında olan Kirmanckî (Zazaca) için bir olanağa dönüşme iddiasında. Doğan Çelik bu pratiğiyle toplumsal bir misyon da yüklenmiş oluyor.

    “DERSİM’İN DERDİNİ DERDİM BİLEREK ŞARKILARIMI EZGİLİYORUM”

    İçinde doğduğu dile-kültüre karşı sorumluluk duyduğunu ve bu bilinçle sanatını biçimlendirdiğini ifade eden Doğan Çelik, ‘’Çünkü ana ve atalarım, çocukken kulağıma bu dili, bu dilin müziğini, sevincini ve hüznünü fısıldadılar. Bunlardan azade müzik yapmam mümkün değil. Etno dinsel kimliğinden dolayı yüz yıllardır tahrip edilen yurdum Dersim’in derdini derdim bilerek şarkılarımı ezgiliyorum’’ diyor.

    Sanatçı Kilamê Vayî çalışmasında, ilk albümü Zewt’te olduğu gibi geleneksel Kürt Alevi müziği temalarını kullandığı gibi, dünya müziklerinden de temalar kullanmış. Örneğin bir eserde folklorik Anadolu ezgisi tonu duyulurken, ötekisinde Country, Caz, Reggae tonlarını duymak mümkün. Böylece yerelden evrensele akan bir ırmak olarak, kendi mecrasını oluşturuyor, onun sekanslarından akıyor.

    ÜNLÜ MÜZİK İNSANLARININ İMZASI VAR

    Sanat yönetmenliğini Doğan Çelik’in yaptığı albümün eser düzenlemelerinde Kemal Dinç, Cansun Küçüktürk, Erdem Altınses, Serhat Ayebe, Ümit Uçar, Ari Hergel gibi ünlü müzik insanlarının imzaları dikkat çekiyor.

    Geçmişten geleceğe bu topraklarda yaşayan halklar için bir köprü olmayı hedefleyen ‘’KILAMÊ VAYÎ’’ (Rüzgârın Şarkıları) tüm müzik marketlerde ve dijital platformlarda!

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Avustralya’da Aleviler karadut fidanlarını toprakla buluşturdu

    Avustralya’da Aleviler karadut fidanlarını toprakla buluşturdu

    PİRHA- UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı ilan edilmesi nedeniyle Avustralya Hallac-ı Mansur Cemevinde sevgi ve bereketin simgesi olan karadut fidanları toprakla buluşturuldu. Avustralya’nın şu an kış ayını yaşaması nedeniyle fidanlar bu tarihte ekilebildi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2021 yılını Türkiye’de Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı olarak ilan etti. Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı da bu kapsamda “Karadut dikme” projesi başlattı. Toplum tarafından ilgiyle karşılanan projeye son olarak Avustralya’da bulunan Hallac-ı Mansur Cemevinden destek geldi.

    UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’a atfetmesinin ardından başlatılan karadut fidanı dikme kampanyası sürüyor.

    Hacı Bektaş Veli’yi anmak için ülke genelinde cemevlerinin, dergahların, kutsal mekanların bahçelerine karadut fidanları dikiliyor.

    Proje kapsamında Avustralya’da bulunan Hallac-ı Mansur Cemevi yöneticileri, yurttaşlarla gülbengler eşliğinde karadut fidanlarını toprak ile buluşturdu. Hallac-ı Mansur Cemevinin bahçesine toplamda 50 adet karadut fidanı dikildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dertli Divani Almanya’da bulunan Hamm Cemevi’ne konuk oldu

    Dertli Divani Almanya’da bulunan Hamm Cemevi’ne konuk oldu

    PİRHA-UNESCO tarafından 2010 yılında “yaşayan insan hazinesi” olarak kabul edilen Dertli Divani, Almanya’da bulunan Hamm Cemevi’ne konuk oldu. Burada yaptığı konuşmada bağlamanın kutsal bir enstrüman olduğunu belirten Dertli Divani, “Bağlama bizim kültürümüzde telli bir Kurandır, göğsü peygamber ağacından, kılıfı Ali bezindendir. Bağlamanın sapı gibi, insanın da doğru, düz olması lazım” dedi.

    Alevi-Bektaşi geleneğinin temsilcilerinden ve UNESCO tarafından 2010 yılında “yaşayan insan hazinesi” olarak kabul edilen Aşık Dertli Divani, Almanya’da Hamm Cemevi’ne konuk oldu. Cemevi salonunda düzenlenen muhabbet, dernek yöneticisi Cansel Kaplan’ın konukları selamlaması ile Dertli Divani’nin kısa biyografisinin okunmasıyla başladı.

    Buluşmaya, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan dede, Hamm Alevi Kültür Merkezi Başkanı Mehmet Akbaba, dernek yöneticileri, Marl, Bergkamen, Hakbir Cemevi yöneticileriyle birlikte 150‘ye yakın dernek üyesi katıldı.

    Program kapsamında Dertli Divani’nin Alevi öğretisinde sazın önemi, deyişler, Şah-ı Merdan Ali’ye yüklenen anlam ve cenaze erkanlarında saz çalınması gibi konulara değinildi. Alevi-Bektaşilik kültürü ile ilgili çeşitli konularda bilgilendirme yapan Dertli Divani, yaklaşık iki saat süren muhabbette, ilk ve ikinci bölümde üçer defa olmak üzere toplamda altı deyiş söyledi. Muhabbet akşamında sanatçılar Onur Kocamaz ve Murtaza Salper de sazları ve nefesleriyle Dertli Divani’ye eşlik ettiler.

    “BİZ DE SAZ KUTSAL BİR ENSTRÜMANDIR” 

    Dertli Divani, Hamm’daki muhabbette “Bağlama bizim kültürümüzde telli bir Kurandır, göğsü peygamber ağacından, kılıfı Ali bezindendir. Bağlamanın sapı gibi, insanın da doğru, düz olması lazım. Saz gibi sarı turnalar da kültürümüzde önemli bir yere sahiptirler. Çünkü bu güzel kuşlar da bağlama gibi bizi alır, uzaklara götürür, rahatlatır, dinlendirirler. Sazda üçüncü perde Şah perdesi, yedinci perde ise niyaz perdesidir” dedi.

    Yapılan konuşma sonrasında Dertli Divani ve sanatçı arkadaşları, programın ilk bölümünde Aşık Veli, Sadık Baba ve Nesimi’den değişlere nefes verdiler, yorumladılar.

    “METROPOLLERE GÖÇ İLE MUHABBET KÜLTÜRÜ BİTTİ” 

    Cafer Kaplan dedenin de kendi tecrübelerinden kesitler paylaştığı muhabbet akşamında Cafer Kaplan “Köyden kırsala geçilince metropollerdeki telaşlı yaşam bu önemli geleneğimizi yok etmiştir. Bu çok üzücü bir durumdur. Küçüklüğümüzdeki, o candan muhabbetleri ve pirlerimizi çok özlüyoruz. Bu akşam Hamm’daki cemevimizde bizlere muhabbetleriyle eşlik eden, Dertli Babaya ve her iki değerli sanatçımıza teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Birlikte yenilen lokmanın ardından muhabbet akşamının final bölümünde ise Aşık Daimi’yi “üstadım” diyerek anan Dertli Divani önce Alevilerin en önemli ozanlarından Aşık Daimi, Muhlis Akarsu ve Ali Cemali’den nefesler okudu, daha sonra da içlerinde Serçeşme eserinin de olduğu çok beğenilen eserlerini yorumladı.

    “MUHABBET DÜNYAMIZI GÜZELLEŞTİRDİ” 

    Deyişlerin manalarını bu tür muhabbetler-sohbetler sayesinde tam olarak öğrendiklerini söyleyen izleyiciler, “Deyişlerin yorumlarını dinleyip, öğrenmek bizi çok mutlu ediyor ve öğretilerimizi daha fazla öğrenme konusunda bizleri teşvik ediyor, olgunlaştırıyor, bilgilerimizi tazeliyor. Böylece bizler inancımıza daha fazla sahip çıktığımız gibi, bağlama ve saz öğrenmeye ilgimiz daha fazla artıyor ve kendimizi geliştiriyoruz” dediler.

    Mehmet TANLI/ ALMANYA

  • Ürgüp’te tarihe beton dökülüyor!

    Ürgüp’te tarihe beton dökülüyor!

    PİRHA – Mimarlar Odası Ankara Şubesi, UNESCO Dünya Miras Listesinde olan Kapadokya bölgesindeki betonlaşmaya dair Kültür Bakanlığı’nı göreve çağırdı.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde belediye eliyle yapılan işhanı projesi, Ürgüp Sarıhıdır Mahallesine yapılan otel, Ürgüp Millet Bahçesi adı altında yürütülen konut ticaretinin derhal durdurulması gerektiğini belirtti.

    UNESCO Dünya Miras Listesinde olan bölgeye dair yazılı açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Kapadokya’da bir yandan tarihi ve doğal alanlar tahrip ediliyor, bir yandan yeni sermaye ilişkilerine olanak sağlanacak uygulamalar yapılıyor” dedi.

    “TARİHE BETON DÖKEREK İŞHANI YAPMAK İHANETTİR” 

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi 13 Aralık 2021’de Ürgüp belediyesinin, tarihi mağaraları tahrip ederek işhanı yapmasının usulsüz olduğunu belirterek Ürgüp Belediye Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Kamuoyunun verdiği tepkilerden kaynaklı, Ürgüp Belediyesi işhanı projesi bir süre durdu ancak inşaata yeniden başlandı.

    “Tarihin üzerine beton dökülmektedir” diyen Tezcan Karakuş Candan, konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Hukuksuz bir şekilde devam eden bu inşaat sürecinde yapım ihalesinin iptal edilmesi ve inşaatın ivedilikle durdurulması, bugüne kadar yapılan inşai faaliyetlerin ise kaya formasyonuna yeni bir zarar vermesini önleyecek tekniklerle sökülerek alandan uzaklaştırılması gerekmektedir. Ürgüp’te yapılan bu tahribat sürecinde UNESCO Dünya Miras Listesinde olan ve Kapadokya’da Belediyenin ve alan yönetiminin tahribata yol açan uygulamalarına yönelik Kültür Bakanlığını göreve davet ediyoruz.

    Ürgüp Belediyesi tarafından Temenni Tepesi eteklerinde gerçekleştirilen ve tarihi mağaraların tahrip edildiği işhanı projesi aynı zamanda kültürel bir kıyımın da göstergesidir. Çok kültürlülüğün simgesi olan Kapadokya bölgesi, bu zengin kültürel birlikteliğin de yok edilmesinin ana mekanı haline gelmiştir.

    Sistematik şekilde devam eden bu uygulamalar hem Kapadokya bölgesine hem Ürgüp’te son günlerde yapılmaya çalışılan içerisinden hızlı tren geçen otel projesi, ikişer katlı villalar ve ranta hizmet eden millet bahçesi ve proje üretim süreçlerinde ücretlerin talep edildiği işlemler tarifesi Kapadokya’da düzenin nereye gittiği konusunda tereddüt uyandırmaktadır. Başka Kapadokya yok, Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak hukuksal süreçlerimiz devam edecek. Kapadokya’da katliamı durdurun.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Eğitim sistemi çok dilli ve çok kültürlü olmalıdır’-VİDEO

    ‘Eğitim sistemi çok dilli ve çok kültürlü olmalıdır’-VİDEO

    PİRHA-21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle açıklama yapan Eğitim-Sen Mersin Şubesi Eğitim Sekreteri Duygu Taner, 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde milyonlarca çocuğun kendi anadilini kullanamadığı, anadilinde eğitim göremediği için başta eğitim süreçleri olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında mağduriyet yaşamayı sürdürdüğüne dikkat çekerek, “Eğitim sisteminin mevzuatı çok dilli, çok kültürlü, toplum gerçeği dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir” dedi.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle sendika binasında basın açıklaması düzenledi. Sendika binasında yapılan açıklamayı okuyan Duygu Taner, ‘Dünya Anadil Günü’nün tarihçesine değinerek, “UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre Türkiye’de 18 yok olmuş veya yok olma tehlikesi altında olan dil olduğunu gösteriyor. Bunların üçü tamamen yok olmuş durumda” dedi.

    “ANADİLDE EĞİTİM TEMEL HAKTIR”

    Duygu Taner, egemenlerin eğitim politikalarına karşı çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal açıdan güçlenmesi ve içinde bulunduğu toplumu, dünyayı değerlendirebilecek, eleştirebilecek donanım kazanması için güçlü bir mücadele yürütüldüğüne işaret ederek, “Eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, insan haklarını, çocuk haklarını güçlendirmeyi talep eden, dolayısıyla biz yönetilenlere dayatılan yaşamın ötesinde başka bir hayatı var etmenin peşine düşen, farklılıklarla birlikte eşitçe yaşanabilecek bir hayata rehberlik eden bir eğitim politikasının ısrarla savunulması gerekiyor. Şüphesiz bu mücadelenin önemli bir parçasını anadilinde eğitim hakkı oluşturuyor” diye konuştu.

    “ANADİLDE EĞİTİM ALINMASININ ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALIDIR”

    21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde milyonlarca çocuğun kendi anadilini kullanmadığını, anadilinde eğitim göremediği için başta eğitim süreçleri olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında mağduriyet yaşamayı sürdürdüğüne dikkat çeken Duygu Taner, “Türkiye’de yaşayan bütün halkların dillerini özgürce kullanmalarının önündeki engellerin kaldırılması ve anadilinde eğitimin yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini savunmaktayız. Kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim anlayışının ayrılmaz bir parçası olan farklı anadilleri üzerindeki sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi anadilini öğrenmesi ve eğitim almasının önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır” diye belirtti.

    “ÇOK DİLLİ, ÇOK KÜLTÜRLÜ EĞİTİM SİSTEMİ OLUŞTURULMALI”

    Duygu Taner, Eğitim Sen olarak, UNESCO’nun 1999 yılında aldığı kararın ardından dünya çapında kutlanan ’21 Şubat Dünya Anadili Günü’nün yaşadığımız topraklarda gerçek bir kutlamaya dönüşebilmesi için talepleri şu şekilde sıraladı:

    “Türkiye’nin çocuk haklarını düzenleyen ilgili uluslararası sözleşmelerdeki maddelere koyduğu çekincelerin kaldırılarak onaylanması gerekmektedir.

    1982 Anayasası yerine toplumu bütün dilsel/kültürel çeşitliliği içinde kucaklayacak demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır. Yeni anayasanın eğitim ve öğrenim hakkına ilişkin bölümü, insan hakları ve temel özgürlükler ile çocuk hakları konularında düzenlenmiş uluslararası belgeler dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

    Eğitim sisteminin mevzuatı çok dilli, çok kültürlü toplum gerçeği dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.

    Devlet, dil konusuna sınırlayıcı olarak karışmayı bir kenara bırakmalı; bunun yanı sıra bütün vatandaşlara anadillerinde ve resmi devlet dilinde bir gelişimi garanti etmelidir.

    Söz konusu dillerin başta eğitim olmak üzere kamusal alanda kullanılabilmesi için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.

    Türkiye’de kullanılan anadillerine ilişkin net bir envanter oluşturulmalıdır.

    İyi bir dil eğitimi için öncelikle öğrencilere nitelikli bir anadili eğitimi verilmelidir.

    Okul öncesi dönemde sözlü anlatım, okuma, yazılı anlatım çalışmaları ağırlıklı olmak üzere anadili eğitimi örgün bir cetvel içerisinde başlatılmalıdır.

    Halk eğitim merkezlerinde çok kültürlü, çok dilli eğitim ortamları ve olanakları yaratılmalıdır.

    Üniversitelerde ülkede kullanılan farklı anadillerine ve kültürlere ilişkin anabilim dalları ve enstitüler kurulmalı ya da kurulanlar dâhil bunların sayısı, niteliği ve etkinlikleri artırılmalıdır.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Ensemble DİWAN, Yunus Emre’nin bilinmeyen eserlerini müzik dünyasına kazandırdı!

    Ensemble DİWAN, Yunus Emre’nin bilinmeyen eserlerini müzik dünyasına kazandırdı!

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Ensemble DİWAN’ın, Yunus Emre’nin unutulmuş ve ‘kaybolmuş’ eserlerini besteleyerek albüme taşıdığı çalışmasını, dinleyiciler ile buluşturuyor.

    Yunus Emre’nin unutulmuş eserleri Kasım 2021’de Ensemble DİWAN tarafından albüm haline getirildi. Alevi müzik arşivinde önemli bir yer edindiği söylenen çalışma hakkında Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu yazılı bir açıklama yaptı.

    “YUNUS EMRE YENİDEN ARAMIZDA”

    ‘UNESCO’nun 40. Genel Kurul Kararı ve Yunus Emre’nin Hasreti’ başlıklı yazıda, Yunus Emre’ye dönük “doğrudan ve dolaylı olarak saldırılar her zaman vardı” vurgusu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Dünyadaki kültür ve tarih değerlerini koruma kurumu olan UNESCO 2021 yılını “Hace Bektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi ve Ahi Evren’i Anma Yılı” olarak ilan etmişti. Bu kararla UNESCO, Alevi felsefesinin, kültürünün ve kurumlaşmasının Anadolu’daki önderleri olan Hace Bektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi ve Ahi Evren’i ‘dünyanın kültür ve tarih mirası içinde yer aldığını’ ilan etmiş oldu. Bizim açımızdan bu, mutluluk verici tarihsel bir fırsattır.

    Bu bilinçten hareketle Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) olarak Ensemble DİWAN’ın büyük ve titiz bir çaba ile Yunus Emre’nin unutulmuş ve ‘kaybolmuş’ eserlerini besteleyerek albüme taşıdığı çalışmasını, siz canlar ile buluşturuyor.

    ‘Ölür ise, tenler ölür/Canlar ölesi değil’, demişti Yunus Emre.

    Yunus Emre, ‘canlar ölmez’ derken bundan, adı ile birlikte insanın geride bıraktığı evrensel değerdeki toplumsal eserlerini ifade ediyor. Aslında ‘Yunus Emre’ adı, her ad gibi sadece bir simge veya işarettir. Asıl olan, dışlanmış da olsa onun değerlerini yüzlerce yıl boyunca toplumsal hayatın gündeminde tutan şey, miras olarak bıraktığı eserleridir. O’nun eserlerindeki yargılayıcı gücüne karşı gizliden ve açıktan, doğrudan ve dolaylı olarak saldırılar her zaman vardı. Fakat bir dünya mirası olan Yunus’un eserlerini işlevsizleştirerek yok etme çabalarının hiç birinin işe yaramadığını şimdi görebiliyoruz. Yedi yüz yıl sonra ‘Ten’ olarak değil, fakat topluma bıraktığı eserleri ve değerleriyle ‘Can’ olarak Yunus Emre yeniden aramızdadır. Sefa gelmiş, hoş gelmiş!

    ‘Yeniden aramızdadır’ derken, neye işaret ediyoruz? Şuna:

    Aleviliğin en büyük felsefe ozanı ve bilimin-bilginin piri Serçeşme’nin çağdaşı-yoldaşı olan Yunus Emre genel olarak toplumsal hayatımızdan dışlanmıştı. Daha da vahim olan, Yunus Emre, Aleviler’in hayatından da dışlanmış ve bu dışlama bir alışkanlığa dönüşmüştü. Burada dışlanan ve unutturulan Yunus’un adı değil, onun boyun eğmeyen devrimci eserleridir. Bugün Aleviler’i İslamcı-asimilasyon girdabına çekmek isteyenlerin aldığı en büyük cesaret bundandır. Bu nedenle, dışlanmış olmanın acısıyla yedi yüz yıl boyunca Yunus’un çektiği hasreti anlamak hiç de zor olmasa gerek.

    Yargılayan her sanat erbabı gibi Yunus da – belki de pek çok sanatçıdan daha fazla özlem duyduğu ve hasretle beklediği o güzelim dünyasını eserlerinde en ustaca ve en ilkeli tarzda dile getirmiştir. Yaşadığı dönemde, kaynağını sömürüden, dinden, milliyetçilikten, güç ve zorbalıktan alarak insanlığın eline kelepçe, ayağına pranga olmuş her türlü kötülüğe ve gericiliğe en derinden karşı çıkmıştı Yunus Emre. Aynı zamanda bunun karşısına, yeryüzündeki bütün insanların sevgi ile birbirlerine baktığı ve barış içinde yaşadığı bir dünyayı koymuş ve son nefesine kadar ‘ten olarak ölünceye kadar’ hasret ile özlem duyduğu bu dünyayı beklemekteydi. Hala da bekliyor!

    “SU AKAR, YOLUNU BULUR”

    ‘Su akar, yolunu bulur’ diyor bir halk deyimi. Yunus’un hasretini kalbinde hisseden Ensemble DİWAN, büyük ve titiz bir çaba harcayarak O’nun dışlanmış, unutturulmuş ve unutulmuş eserlerini Kasım 2021’de ilk albüme taşıdı. Umuyoruz ki bu albümü başkaları takip edecek, çünkü Yunus sonsuz bir deryadır. Çünkü Yunus dünyayı, dünya Yunus’u arıyor. Bu bilinçten hareket eden Ensemble DİWAN, Yunus’un hasretine cevap olmak ve sesini, özlemini duyduğu dünyaya taşımak amacıyla O’nun toprağa gömülmüş ve ‘bilinmeyen’ eserlerini gün ışığına çıkararak müzik hayatımıza kazandırmıştır. Çok mutluyuz! Biz AABF olarak bu mutluluğu en başta bütün Alevilerle, fakat aynı zamanda bütün dünya ile paylaşmak istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü!

    Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü!

    PİRHA-Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 20 Kasım 1989’da kabul edilmesiyle birlikte dünya genelinde her yıl 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak anılıyor. Peki Dünya Çocuk Hakları Günü tam olarak ne anlam ifade ediyor; detayları haberimizde.

    Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 20 Kasım 1989’da kabul edildi. Türkiye ise Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye 14 Eylül 1990’da imza attı.

    20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü, söz konusu sözleşmeyle birlikte çocuk haklarının yasalarca tanınmasının kutlandığı bir gündür. Bu gündeki asıl amaç; çocuk hakları ve bu haklara ulaşamayan çocuklar hakkında farkındalık oluşturmak olarak görülür.

    ‘ÇOCUK HAKLARI’ NE ANLAM İFADE EDİYOR?

    Çocuk hakları, kanunen veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, yaşama, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramdır.

    Çocuk hakları, insan hakları kavramının içinde ele alınması gereken bir konudur. Bugün, dünyanın birçok yerinde var olan insan hakları ihlalleri, çocuk boyutunda daha geniş kapsamlı ve büyüyerek, müdahale edilmesi daha zor bir şekilde yer almaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün belirttiğine göre; az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, emek sömürüsü, pornografi, şiddet, yasa dışılık gibi olumsuz etkenlerin dahilinde, çocuk hakları ihlalleri daha büyük boyutlarda olmaktadır.

    Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi ile şekillenmiştir. Günümüzde çocuk hakları ile ilgili olan uluslararası belge 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 193 ülke tarafından onaylanmış olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmedir.

    20 Kasım günü günümüzde Evrensel Çocuk Günü (Universal Children’s Day) veya Çocuk Hakları Günü olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında çeşitli ülkelerde farklı günlerde çocuk günü kutlanmaktadır.

    EĞİTİM VE SAĞLIK HAKKI

    Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin çok sayıda maddesi çocukların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerini desteklemektedir. Sözleşme’nin 6. maddesine göre her çocuk esas olarak yaşama hakkına sahiptir. İlaveten, 24. madde gereğince her çocuk ulaşılabilir en yüksek sağlık standartlarından; gerekli tedavi ve iyileştirme hizmetlerinden faydalanabilmelidir. İhmal edilen, terk edilen, istismara uğrayan ya da işkenceye tâbi tutulan çocukların iyileştirilmesi ve yeniden topluma kazandırmasından devletler sorumludur.

    Eğitim hakkı ise çocukların en önemli haklarından biridir. UNICEF’in 1999 tarihli raporunda da belirttiği gibi okuma-yazma bilmeme çok ciddi sorunlara neden olmaktadır. Anne ve çocuk ölümlerinin önde gelen etkenlerinden biri, annenin eğitim düzeyinin düşüklüğü veya okuma-yazma bilmemesidir. Kız çocuklarının okullaşma oranındaki 10 puanlık bir artış sonunda bebek ölüm hızı binde 4.1 azalmaktadır. Bu halde çocuğun en temel hakkı olan yaşama hakkı ile eğitim hakkı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır.

    Kız çocukların da gereksinimlerini karşılayacak ve kendilerine yaşam becerisi kazandıracak nitelikli eğitim görmeye hakkı vardır. Oysa tüm Dünya’da okula gitmeyen 6-11 yaşlarındaki 130 milyon çocuğun 73 milyonunu kız çocukları oluşturmaktadır.

    İsveç, Finlandiya ve Ukrayna başta olmak üzere pek çok ülke, çocuk haklarını korumaya yönelik şikayet merciileri oluşturmuştur. Çocuk hakları ihlallerinin değerlendirilmesine yönelik ilk şikayet mercii, 1981 yılında Barneombudet adı altında Norveç’te kuruldu. Başlıca görevleri arasında tehlike altında olan çocukların güvenliğini sağlamak, çocukların toplum içinde söz sahibi olmalarını teşvik etmek ve eğitim, sağlık, kültür gibi konuları esas alarak çocukların içinde yetiştikleri koşulları denetlemek olan ombudsman, yasalar çerçevesinde bağımsız ve tarafsız olarak hareket etmektedir. Ukrayna, dünyada çocukları bu merciiye atayan ilk ülkedir.

    ÇOCUK İŞÇİLİĞİ

    Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi’nin 9. maddesi, çocukların her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmasını ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamasını beyan etmektedir. Ayrıca, çocukların uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmamasını; sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak; fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmamasını gerektirmektedir.

    Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre dünya genelinde 200 milyondan fazla çocuk işçi bulunuyor. Bu ülkelerin başında ise Hindistan geliyor. Çocuk işçiler için en tehlikeli sektörler arasında tarım, inşaat ve madencilik yer alıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü, yaşları 5 ila 14 olan 132 milyon çocuğun tarım sektöründe çalışmaya zorlandığına ve bu nedenle eğitim ve sağlık olanaklarından yoksun kaldığına dikkat çekiyor. Ayrıca çocukların mafya ve çetelerin elinde; zorla gasp ve yankesicilik suçlarına yönlendirilmesi, duygusal istismarı göz önünde bulundurarak dilenciliğe teşvik ettirilmeleri verilecek örneklerden bazılarıdır.

    ÇOCUKLARIN YAŞAMA HAKKININ İHLALİ

    2003’ten bu yana, çocukken işledikleri suçlar nedeniyle Çin, İran ve ABD’de altı kişi idam edildi. Pakistan, Filipinler ve Sudan’da da çocuk suçlular infazı bekliyor. İran’da hâlen çocuk idamları sürmektedir.

    Savaşlar sebebiyle de çocukların hayatları altüst olmuştur. Bu etkilerin sonucunda sayısız çocuk ölmüş, birçoğu da sakat veya öksüz kalmıştır. Savaşlar nedeniyle çocuklar aç kalmış veya açlıktan ölmüştür. Milyonlarcası sevdiklerinden ayrılarak mülteci ya da yerinden-yurdundan edilmiş olarak, yollara dökülmeye zorlanmıştır. Çoğu; şiddet, korku ve zorluk dolu ortamda travma içinde yaşamaktadır.

    Binlerce çocuk cinayetlerde rol oynamaktadır. Eğitim hakkından yoksun kalan çocukların, topluma genel olumsuz etkisinin yanı sıra, suça eğilimli bireyler olma oranı yüksektir. Çoğu güvenlik güçleri ve silahlı muhalif güçler tarafından işe alınmış, diğerleri ise başka seçenekleri olmadığını düşündüklerinden gönüllü olmuşlardır. Deneyimsiz, korkusuz oluşları ve özellikle zor görevlerde kullanılmaları dolayısıyla çocuk askerler arasındaki ölü ve yaralı oranı çok yüksektir.

    UNICEF’in hazırladığı bir rapora göre çocuk ölümleri yapılan çalışmalar sonucunda giderek azalmaktadır. Buna göre dünyada 5 yaşından küçük ölen çocukların sayısı 2006’da, yılda 10 milyon barajının altına inerek 9,7 milyona düştü. Bütün bu gelişmelere rağmen Orta ve Batı Afrika’nınsa çocuk ölümlerinin en fazla görüldüğü bölgeler olmaya devam etmektedir. BM Nüfus Fonu’na göre Afrika kıtasında 5 yaşın altındaki her 1000 çocuktan 155’inin öldüğü belirtilirken bu çocukların büyük çoğunluğu kızamık, tetanos ve çocuk felci gibi, aşısı olan hastalıklar yüzünden ölüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Dernekleri Federasyonu’nun iki günlük Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri sona erdi-VİDEO

    Alevi Dernekleri Federasyonu’nun iki günlük Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri sona erdi-VİDEO

    PİRHA-Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ve bileşenlerinin düzenlediği iki günlük Hacı Bektaş Veli anma programında konuşan ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, “Aleviler, insanı, tüm canlıları ve doğayı her şeyden üstün ve değerli görmüş ve sonrasında bunu sevgiyle, bağlılığa dönüştürmüştür. Her dönem Sünni dindarlığa zorlanan Aleviler buna tepki olarak daha çok Bektaşi, Alevi, Kızılbaş olmayı başarmış; Şah Hüseyin gibi yolundan dönmemiş ve dönmeyecektir. Toplumsal yapımızın farklılıklarıyla birlikte yaşamayı önemseriz” dedi.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ve bileşenlerinin iki günlük Hacıbektaş ziyareti, Kapadokya gezisi, kurban lokması paylaşımı ve konserler ile sona erdi.

    UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş Veli yılı olarak ilan etmesiyle beraber Hakka yürüyüşünün 750’inci yıl dönümünde Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri devam ediyor. Bu kapsamda Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesini ziyaret eden ADFE, çeşitli programlar düzenledi. İkinci günde Kapadokya gezisi yapılırken; gezinin ardından kurban lokmaları paylaşıldı.

    Hacıbektaş Belediyesi önünde yapılan konserler ile sona eren anma programına; Garip Dede Cemevi, Bağcılar Cemevi, Esenler Cemevi, Uğur Mumcu Cemevi, Güvercintepe Cemevi, Gazi Cemevi, Bahçeşehir Cemevi, Habibler Cemevi, Okmeydanı Cemevi, Avrupa Yakası Dersimliler Derneği, Varto Cemevi, Esenler Ana Fatma Cemevi, Ümraniye Kazım Karabekir Cemevi, Yunus Emre Cemevi ile çok sayıda kişi katıldı.

    “ALEVİLER BU TOPLUMUN MERKEZİDİR”

    ADFE İnanç Kurulu Başkanı Eren Yıldırım‘ın verdiği dua ile başlayan kapanış programında ilk sözü Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok aldı. 2021 yılının ayrı bir anlam taşıdığını ifade eden Altıok; “UNESCO Hacı Bektaş Veli’nin Hakka yürüyüşünün 750’inci yılı dolayısıyla anma listesine aldı. Türkiye’nin ve Avrupa’nın birçok yerinde anma etkinliği yaptık. ADFE ve bileşenleri ile de yapıyoruz. Barıştan, sevgiden, kardeşlikten yana olan milyonlarca insanın yüreğinde Hacı Bektaş sevgisi var.

    Merkezi yönetime seslenmek istiyorum. Ağzımızı her açtığımızda Hünkar’dan bahsediyoruz. ‘Aleviler bu toplumun çimentosudur’ diyoruz. Ama hizmete geldiği zaman maalesef bu karşılığı göremiyoruz. Biz ne çimentoyuz ne başka bir şey. Biz Aleviler bu toplumun tam merkeziyiz. Sizler bizi ne kadar ötelemeye, yok saymaya, hakkımızı yemeye çalışsanız da biz Aleviler bu topluma sevgiyi, barışı, dostluğu devam ettirmek için çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “BİZLERİ ÖZVERİYE GÖTÜREN TEK ŞEY SEVGİDİR”

    “Sevgi her şeyin içinde var olabilmektir” diyen ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, “Sevgi gelince tüm eksikle biter; bütün kötülükler yok olur der, Yunus Emre. Yolumuz ilim irfan insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur der, Hünkar Hacı Bektaş Veli. Aleviler, insanı, tüm canlıları ve doğayı her şeyden üstün ve değerli görmüş ve sonrasında bunu sevgiyle, bağlılığa dönüştürmüştür. Tanrı yeryüzüne aslında kendisini resmetmiştir. Sureti sıfatımızda, adaleti vicdanımızdadır. Sevginin gücü inancımızın güzelliklerine hakikat ile tutkuyla bağlanmamızı sağlamıştır. Bizleri özveriye götüren tek şey sevgidir” ifadelerini kullandı.

    “UNESCO, ALEVİLİĞİN DÜNYADA AZ BULUNUR BİR YAŞAM FELSEFESİ OLDUĞUNU KABUL ETMİŞTİR”

    UNESCO’nun Alevi inancı ile ilgili olarak attığı adımlara da değinen Fırat, “UNESCO Alevi-Bektaşi inancının dünyada az bulunur bir yaşam felsefesi, inanç öğretisi olduğunu, yol göstericisi Hacı Bektaş Veli’nin de insanlık adına bir yol göstericisi olduğunu kabul etmiş ve 2021 yılını Hacı Bektaş Veli yılı olarak tanımıştır. Alevi inanç ve felsefesinin yüzyılları aşarak insanlığa yol göstericiliğini tescil etmiştir. Bu neyin tescilidir?

    İnsanlar arasındaki ilişkinin sadece mal, mülk ve iş olmadığının tescilidir. Ekonomik sisteminin belirlediği yaşam pratiklerinin insan duygu ve düşüncelerini yok edemediğinin tescilidir. İnsana kişiliğini ve gücünü veren şeyin para olmadığını sadece öz değerler olduğunun tescilidir” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLER YAŞADIĞI HER YERDE ÖRNEK OLURLAR”

    Fırat son olarak şunları söyledi; “Bu inanç zalimleri hep korkutmuştur. Her dönem Sünni dindarlığa zorlanan Aleviler buna tepki olarak daha çok Bektaşi, Alevi, Kızılbaş olmayı başarmış; Şah Hüseyin gibi yolundan dönmemiş ve dönmeyecektir. Toplumsal yapımızın farklılıklarıyla birlikte yaşamayı önemseriz. Aleviler yaşadıkları her ülkeye ve dünyaya örnek olurlar.”

    Konuşmaların ardından sanatçılar Tolga Sağ, Özlem Taner, Muharrem Temiz, Demali Çelik ve Gülcihan Koç sahne alırken; ADFE’nin düzenlediği anma etkinlikleri sona erdi.

    Barış KOP / HACIBEKTAŞ

  • Hacı Bektaş Veli Festivali’ne ilişkin İBB’den Mahir Polat sorularımızı yanıtladı-VİDEO

    Hacı Bektaş Veli Festivali’ne ilişkin İBB’den Mahir Polat sorularımızı yanıtladı-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) organize ettiği Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali bugün başlıyor. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat “Özellikle toplumların büyük çatışmalar yaşadığı bu dönemde böyle büyük tarihsel isimleri yad etmek çok önemli” diyerek festival programına ilişkin bilgi verdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali bugün itibariyle başlıyor. 1 Ağustos’a kadar sürecek olan festivalde 45 usta sanatçı sahneye çıkacak.

    Festival kapsamında belgesel film gösterimleri ve sergilerin yanısıra çocuklar için çeşitli atölyeler de yapılacak. Üç günlük program dahilinde araştırmacı ve yazarların katılımıyla söyleşiler de yapılacak.

    Yenikapı etkinlik alanında yapılacak festivale ilişkin İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ile konuştuk.

    Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a yürümesinin 750. yılında yapılan bu program ne anlam ifade ediyor, Mahir Polat yanıtladı.

    “İNSANIN, KİMLİĞİNDEN ÖTÜRÜ AYRIŞTIRILDIĞI BİR DÖNEMDEYİZ”

    PİRHA: UNESCO 2021 yılını Hacı Bektaş Veli yılı olarak ilan etti. UNESCO’nun bu kararını İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

    MAHİR POLAT: Çok isabetli güzel bir karar. Çünkü Hacı Bektaş’ın bilinen ölüm tarihinin 750. Yılı. Sadece Hacı Bektaş değil; Ahi Evran ve Yunus Emre’nin de yıl dönümleri. Birisinin doğum gününü birisinin de ölüm yıldönümü olarak bir yad etme hatırlama ilanı yaptı. Çok değerli çünkü Anadolu’dan dünyaya haykıran büyük bir insanlık ve kardeşlik sesi Hacı Bektaş Veli. Onun 800 yıl önceden gelen düşüncelerini bütün dünyayla, İstanbullularla ve Türkiye’yle paylaşmak çok değerli. Özellikle bugünlerde paylaşmak çok değerli. Çünkü insanlık değerlerinin ayaklar altına alındığı dünyada ötekileştirmenin; insanın kimliğinden, varlığından, inancından ötürü ayrıştırıldığı ve büyük eziyetler gördüğü zamanlarda özellikle toplumların büyük çatışmalar yaşadığı dönemde böyle büyük tarihsel isimleri yad etmek çok önemli. Şu kadarını bile söyleyebiliriz: Bugün Balkanlar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyası büyük sancılar yaşıyor. Ama bu coğrafyaların tamamında en önemli etkin ortak değerlerden bir tanesi ne dersiniz, Hacı Bektaş Veli. Bütün bu coğrafyalarda çok özel Hacı Bektaş Veli dergahları ve sevgisi, hürmeti, tarihsel kökleri olan bir muhabbet iklimi vardır. Sadece bu coğrafyaların bile kendi çatışma kültüründen arınabilmesi için bu tarihsel ortak değerlerin hatırlanması bakımından 2021 yılının Hacı Bektaş yılı olması çok anlamlıydı. Çok değerli buluyoruz.”

    “İBB YAPMASI GEREKEN GÖREVİ YAPTI”

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli festivali düzenliyorsunuz. Buna neden ihtiyaç duydunuz? Amacınız nedir?

    “Bu yıl UNESCO yılı ilan edildiğinde bir ortak genelgeyle Türkiye Cumhuriyeti en üst seviyede Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle bu yılı ilan etmiş oldu ve etkinliklerle yad edilmesine teşvik eden ve görevlendiren bir yazıda kaleme almış oldu. Ama bundan daha bağımsız olarak Hacı Bektaş Veli kültürünün 750. yılında anılması için İstanbul gibi tarihinden bugüne Hacı Bektaş Veli kültürüne sahip çıkmış bir kentin aktif olarak güçlü bir etkinlik yapması ve sesi yüksek volümle duyurması gerekirdi. Bu da böyle bir festivali hak ediyordu. Festival de sadece İBB’nin yapacağı bir etkinlik olamazdı. Hacı Bektaş Veli kültürüne; öğretisine yıllarca emek vermiş kurumların, insanların, yazarların, sanatçıların buluşacağı büyük bir duygu ortaklığı olması gerekirdi. İBB yapması gereken görevi yaptı ve İstanbul’un en büyük kültürel değerleri olarak gördüğümüz Hacı Bektaş Veli’nin değerlerini, kültürünü anlatacak bir etkinlik yapmış oldu. Burada önemli olan şudur: İBB’nin bu tür etkinlikleri onun kendi bileşeni olan kurumlarla, yapılarla yani İstanbullularla beraber yapmayı her zaman önemsiyor. Bu etkinlik de öyle bir etkinlik. İstanbul’daki bütün Alevi Bektaşi kurumları, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar vb. aktörlerle oluşturulmuş güçlü bir ortak etkinlik.”

    DOLU DOLU BİR PROGRAM”

    Etkinlik hakkında bilgi verir misiniz?

    “Çok yoğun bir sanatçı programı var. 45’e yakın müzisyen sahne alacak. Bunların içerisinde çok özel isimler var: Arif Sağ, Musa Eroğlu, Kardeş Türküler, Moğollar, İlkay Akkaya, Metin-Kemal Kahraman gibi… Farklı dönemlerde kültürel hizmetleri, özellikle Hacı Bektaş kültürü çerçevesinde sunmuş özel insanlar var. Onlardan bazıları yıllar sonra ilk defa böyle bir etkinlikte sahne alıp, halkla buluşacaklar. Bu çok anlamlı ve değerli.

    İkincisi; etkinlik bileşeni olan kurumların hepsine buradan çok teşekkür ediyorum. Çok özel bir yapıyla ilerledi. Kısaca sayayım… 6 büyük Alevi federasyonu: Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Cem Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Hünkar Hacı Bektaşi Veli Dergahı, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu ve İstanbul’da yüze yakın cemevi ve kültür kurumu bu etkinliğin paydaşı. Onlarla gerçekleştirdiğimiz yoğun bir etkinlik programı var. Konuşmalar, buluşmalar, sunumlar… Burada iki tane etkinlik çadırımız var. Hemen hemen çok farklı kültürel, inançsal; demokrasiyle, toplumsal travmayla ilgili bir dizi konuşmanın olacağı, uzmanların konuşacağı bir etkinlik programımız var. O etkinliğe gelen dostlarımıza hemen girişte sunacağız ve öncesinde medya ile de duyuracağız.

    Çok özel sergimiz var. Özellikle İBB’nin 100 yıl önceki oluşmuş koleksiyonlarından gelen Alevi Bektaşi kültürüne ilişkin eşsiz eserlerin ilk defa sergileneceği bir sergi yapıyoruz. Bu sergide aynı zamanda Hacı Bektaş Veli dergahının 360 derece tam zamanlı üretilmiş görsellerini insanların görebilecekleri dev bir ekran yapıyoruz. Birbirinden değerli birçok etkinliğimiz, atölyeler var. Dolu dolu bir program. 3 gün boyunca her dakikası bir başka etkinlikle geçecek bir program.”

    “AHİ EVRAN VE YUNUS EMRE İÇİN DE PROGRAM YAPACAĞIZ”

    İstanbul’da milyonlarca Alevi var. Bu toplumsal kesime ilişkin başka çalışmalarınız olacak mı?

    “Daha öncesinde olduğu gibi bundan sonra da İstanbul’daki her türlü farklılığa, kimliğe, yaşamsal gruba, özellikle kutsal değerler üzerinden yan yana gelmiş topluluğa ilişkin hizmetlerimizi görevimiz gereği yapmaya devam edeceğiz. Bu sene 750. Yıl Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri kapsamında başka etkinliklerimiz de devam edecek. Bunların bir kısmı daha lokal ölçekli olacak. Bu yıl kapsamında yayın çalışmalarımız var. Özellikle Hacı Bektaş Veli prestij kitabını şu an hazırlıyoruz. Alanında uzman birçok akademisyenin yazdığı özel bir kitap olacak. Bunun yanı sıra İstanbul’un Hacı Bektaş Veli kültürüne ilişkin tarihsel izlerini taşıyan özellikle dergahların üzerinden bir yayın hazırlıyoruz. Bu da büyük bir aşama kaydetti. Bu yıl içerisinde dolu dolu bir program var. Ama bu sene biz Ahi Evran ve Yunus Emre için de iki program daha yapacağız. Onlar da çok büyük değerlerimiz. Ve aynı şekilde onların da hatırlanmaları ve değerleri üzerinde söyleyecek ortak sözümüz olarak benimsediğimiz sözler, üzerinde belirlediğimiz etkinlikler var. Bu sene çok dolu geçecek. Dostlarımızın İBB’yi takip etmeye devam etmelerini isterim.”

    Berfin YILDIZ/İSTANBUL

  • Çorum’da bugün Veliyettin Ulusoy’un katılımıyla Hacı Bektaş Veli anılacak

    Çorum’da bugün Veliyettin Ulusoy’un katılımıyla Hacı Bektaş Veli anılacak

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği, UNESCO’nun 2021 yılını Türkiye’de Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan etmesi ile ilgili 17 Haziran Perşembe günü saat 17.00’de etkinlik düzenledi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği, UNESCO’nun 2021 yılını Türkiye’de Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan etmesi ile ilgili 17 Haziran Perşembe günü saat 17.00’de etkinlik düzenledi.

    Program şu şekilde:

    Katılımcılar: Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Dertli Divani, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez.

    Etkinlikte, konuşmalar, deyişler söylenip, semah dönülecek.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği Başkanı Nurettin Aksoy dede, vakıf merkezinde yapılacak olan etkinlikte deyişlerin söylenip semahların dönüleceğini belirterek, Hacı Bektaş Veli evlatlarından postnişin Veliyettin Hürrem Ulusoy ve UNESCO tarafından Yaşayan İnsan Hazineleri ödülüne layık görülen “Dertli Divani”, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’in katılımcı olarak Çorum’lu canlarla buluşacağını söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • FUAF’tan yarışmayı kazananlara hediye paketi

    FUAF’tan yarışmayı kazananlara hediye paketi

    UNESCO 2021 Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre Yılı çerçevesinde, FUAF Kültür Sanat Komisyonu’nun düzenlediği yarışmada resim dalında katılan 22 çocuk veya ergenlerimize, boyama kalemleri hediye edildi.

    UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı ilan edilmesi nedeniyle Fransa Alevi Birlikleri’nin (FUAF) düzenlediği yarışmada kazananlara teşekkürnameleri takdim edildi.

    Boyama kalemleri AKM Başkanları tarafından ergenlere, teşekkürnameleri ile takdim edildi.

    Yarışmada dereceye girenler şöyle:

    Marsilya AKM
    – Dilan DEMİR
    Toulouse AKM
    – Ezgi AKHAN
    – Léna Göktaşlar
    Nancy AKM
    – Ezel BULUT
    – Ela BULUT
    Metz AKM
    – Elin ESKİCİNDİL
    – Toprak FİDAN
    St Avold AKM
    – Zöhre ŞAPKUR
    – Hatice ŞAPKUR
    – Azad Süleyman ALADA
    – Soline UĞUR
    – Idil UĞUR
    – Ali ŞAPKUR
    – Havin ŞAPKUR
    – Asmin ŞAPKUR
    Saint Louis AKM
    – Seyid Ali KIZILYATAK
    Reims AKM
    – Hayat KARADEMİR
    Paris AKM
    – Fatmagül UĞURLU
    – Azra AKDOĞAN
    Montbeliard AKM
    – Okan DASTAN
    – Volkan DASTAN
    Avignon AKM
    – Selin ÜNCÜCAN BOLLENE
    Istanbul
    – Sevnur ATEŞ

    (HABER MERKEZİ)