Etiket: unesco

  • Kemaliye Tarihi Kenti ile Mardin Midyat Çevresi Dünya Geçici Miras Listesi’ne eklendi

    Kemaliye Tarihi Kenti ile Mardin Midyat Çevresi Dünya Geçici Miras Listesi’ne eklendi

    PİRHA-Kültür ve Turizm Bakanlığı, Erzincan Kemaliye Tarihi Kenti ile Mardin Midyat Çevresi (Tur Abdin) Geç Antik ve Orta Çağ Kilise-Manastırları’nın Dünya Geçici Miras Listesi’ne eklendiği duyurdu.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Erzincan Kemaliye Tarihi Kenti ile Mardin Midyat Çevresi (Tur Abdin) Geç Antik ve Orta Çağ Kilise-Manastırları, Dünya Geçici Miras Listesi’ne eklendi. Türkiye’nin böylelikle Dünya Miras Geçici Listesi’ndeki kültür varlığı sayısı 85’e yükseldi.

    Kemaliye Tarihi Kenti

    Kemaliye ilçesi, tarihsel süreçte İpek ve Kervan yolları üzerinde bulunan kendisine özgü kent dokusu, mimarisi ve özgün evleri ile öne çıkıyor. Doğayı yapılaşmada temel unsur olarak gören bir anlayışla topografyaya oturan yerleşim, Fırat Nehri’nden itibaren yükselen üç ana sekiden oluşuyor. Fırat Nehri, kentsel mekân kurgusunu ve mimariyi etkilemiş; yerleşim birimleri bu etkiye göre oluşturulmuş ve tasarlanmış durumda.

    Kemaliye yerleşim bütününün ayrılmaz bir parçası olan ve tüm uzunluğu ile yaklaşık 35 kilometre olan Karanlık Kanyon da nehir tabanı ile vadi kenarı arasındaki kot farkı bin metreye kadar ulaşıyor. Bu haliyle Karanlık Kanyon dünyadaki ilk beş derin kanyon arasında yer alıyor. Karanlık Kanyon, gerek jeolojik yapısıyla, gerekse sert kayaların içinden oyularak inşa edilmiş “Taş Yol” u ile istisnai bir doğal güzelliğe ve estetik öneme sahip.7 kilometre uzunluğundaki Taş Yol, 400-500 metre yüksekliğe sahip büyüklü küçüklü 38 tünelden oluşuyor ve dünyadaki “Tehlikeli Yollar” kategorisinde bulunuyor.

    Kemaliye yerleşim merkezine 4-5 kilometre uzaklıktaki Dilli Vadisi’nde de eski Türk izlerine rastlanıyor. Dilli Vadisi içerisinde yer alan petroğlifler ve damgalar üzerinde yapılan çalışmalar sonucu elde edilen veriler Türk kültür tarihi açısından önemli bilgiler içeriyor.

    Midyat Çevresi (Tur Abdin) Geç Antik ve Ortaçağ Kilise-Manastırları

    Hıristiyanlığın erken dönemlerinden itibaren yoğun imar faaliyetinin yaşandığı manastır mimarisinin erken örneklerini sunan Tur Abdin Bölgesi, tarih boyunca Süryani Ortodoks cemaati ile ilişkilendirilebilen yeni ve kendine özgü bir mimari dilin ortaya çıkışına tanıklık ediyor. Bir kireçtaşı plato olan Tur Abdin, çeşitli dönemlere ait yaklaşık seksen köy ve yetmiş manastırın yer aldığı eşsiz bir kültürel peyzaja sahip.

    Seri adaylık için seçilen manastır ve kiliseler ise, Mor Sobo Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi (Yoldath Aloho), Deyrulzafaran Manastırı, Mor Gabriel Manastırı, Mor Abai Manastırı, Mor Loozor Manastırı, Mor Yakup Manastırı, Mor Quryaqos Kilisesi ve Mor Azozo Kilisesi. Bazı ortak özelliklere sahip olan ve 6 ile 8’inci yüzyıllara tarihlenen bu yapılar bölgenin karakterinin bir bütün olarak anlaşılmasını sağlıyor. Çevresindeki teraslı üzüm bağları, zeytin ve badem ağaçları ile etkileyici bir peyzaj oluşturuyor. Türkiye’deki farklı inançlara ait zengin kültürel mirasa da önemli bir örnek teşkil ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ADFE; Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Ahi Evran yılı nedeniyle bir dizi etkinlik yapacak

    ADFE; Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Ahi Evran yılı nedeniyle bir dizi etkinlik yapacak

    PİRHA-Alevi Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’a atfetmesinin ardından yıl içerisinde bir çok etkinlik yapacaklarını anlattı. Fırat, “Hacı Bektaş, Yunus Emre ve Ahi Evran’ın çevresine kattığı o güzellikler günümüzde daha da yoğunlaşarak devam etmekte. Her gün onların fikirlerinden faydalanmaktayız” dedi. 

    UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’a adamasının ardından Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Yönetim Kurulu 28 Nisan’da toplanarak yıl içerisinde yapacakları programlara dair çalışma yürüttü.

    ADFE yönetimi ile bileşenlerinin katıldığı toplantıda, İstanbul başta olmak üzere ülke genelinde etkinlikler yapma kararı alındı.

    ADFE Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, UNESCO kararının ardından yapılacak programlara dair bilgi verdi. “Hacı Bektaş Veli, gelenek ve göreneklerimizde maneviyatı çok olan, Alevilerin olmazsa olmazlarından bir tanesidir” diyerek UNESCO’nun kararını olumlu bulduklarını belirtti.

    “HER GÜN ONLARIN FİKİRLERİNDEN FAYDALANMAKTAYIZ”

    Celal Fırat ayrıca, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’ın, insanlık tarihine önemli değerler kattığının altını çizerek “Hacı Bektaş, Yunus Emre ve Ahi Evran’ın çevresine kattığı o güzellikler günümüzde daha da yoğunlaşarak devam etmekte. Her gün onların fikirlerinden faydalanmaktayız. O anlamda Hacı Bektaş Veli biz Aleviler için çok büyük bir değer, Alevilerin olmazsa olmazıdır” ifadelerini kullandı.

    “HER YERE GÜZELLİK KATMAK İSTİYORUZ”

    Celal Fırat, ADFE’nin, bileşenleri ile bütün cemevlerinde yapacakları programlara ilişkin şöyle konuştu:

    “Özellikle İstanbul’daki cemevlerimizde, pandemi sürecini de göz önüne alarak paneller, etkinlikler düzenleyeceğiz. Özellikle Dersim coğrafyasında, Erzincan’da, Sivas’ta, Çorum’da, İzmir ve Ankara gibi yerlerde etkinlikler yapmak istiyoruz. Bu etkinlikleri, gittiğimiz yörenin özgünlükleri ile kanaat önderleriyle, sanatçılarıyla, o bölgenin yazarları ile buluşturmak istiyoruz. Bunları da ocaklarımızla birlikte yapmak istiyoruz.

    Belediyeler de bizimle bu konuda çalışma yürütmek istiyorlar ancak biz bu süreci kendi gelenek ve göreneklerimizle, sadece bir konser havasında değil, tamamen Hacı Bektaş’ı anlayarak, günümüze ışık verecek bir pozisyonda yarınları aydınlatmak istiyoruz. Yunus Emre der ya hani ‘Cümle alem birdir bize, düşmanımız kindir bizim’ sözü ile her yere güzellik katmak istiyoruz. Şu an mevcut iktidar da ‘Bizim Yunus’ gibi tanımlamada bulunuyor. Oysa ki bizim Yunus’un onların dünyasına uyacak bir pozisyonu da yok. Bunları da biz haykıracağız.

    Ahi Evran ile ilgili de yine aynı çerçevede, yoğun bir anlamda pandemi sürecini yaşıyoruz ama gelin görün ki esnaf şu an kan ağlıyor. Ahi Evran’in de günümüz koşuluna dair kelamları olacak. Tarihçi ve yazarlarımızın, Ahi Evran’ın düşüncelerini bizlere yansıtmalarını arzuluyoruz.”

    “ZULÜM YAPANLARI TEŞHİR EDECEĞİZ”

    Celal Fırat, yapılacak programların takviminin ise 21 Mayıs’ta ADFE genel kurulunda açıklanacağını söyledi. Etkinlik içeriklerine dair çalışmaların sürdüğünü belirten Fırat, şunları kaydetti:

    “Bütün yörelerimizde, oradaki canlarımızın öncülüğünde, örneğin Dersim coğrafyasına gittiğinizde o yörenin paydaşlarıyla birlikte muhabbetlerimizi yapmak isteriz. Örneğin Hacıbektaş’a gittiğimizde oradaki kanaat önderlerimiz, bölge halkı ile çalışma yapmak istiyoruz. Özellikle İstanbul’da yoğun bir şekilde paneller düzenlemeyi planlıyoruz.

    Şah-ı Merdan Ali buyurur ya ‘Bir yerde bir haksızlık, zulüm var ise ve onu engelleyemiyorsan zulmü yapanları teşhir et’ bizde programımızı bunun üzerine kurgulayacağız.

    Hacı Bektaş’ın ‘Dili, ırkı, rengi, kökeni ne olursa olsun iyiler iyidir’ ama gelin görün ki şu an Hacı Bektaş Veli’yi bir kalıbın içerisine hapsetmeye gayret gösteriyorlar. Anadolu’yu Türkleştirmek, Müslüman yapmak mantıyla geldiğini dinlendiriyorlar. Bizler gerçeği biliyoruz ama bu söylemler arasındaki tezatlığı da her canımızın bilmesini, etkinliklerden faydalanmasını istiyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ankara’da Saraçoğlu Mahallesi’nde katliam gibi restorasyon

    Ankara’da Saraçoğlu Mahallesi’nde katliam gibi restorasyon

    PİRHA-Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin Saraçoğlu Mahallesi’nde restorasyon bilimine aykırı şekilde inşai faaliyetler yapıldığını söylemesi üzerine ‘ÇED gerekli değildir’ kararına dönük açılan dava ardından mahallede bilirkişi keşfi incelemesi yapıldı.

    Özgün değerlerinin korunmadığı, peyzaj bütünlüğünün parçalandığı, restorasyon bilimine aykırı şekilde inşai faaliyetlerin yapıldığı Saraçoğlu Mahallesi’nde, koruma amaçlı imar planı davası ve koruma kurul kararlarına açılan davalar devam ediyor. Çevresel etki değerlendirme (ÇED) gerekli değildir kararına açılan davada, Saraçoğlu Mahallesi’nde bilirkişi keşfi incelemesi yapıldı.

    Davacı taraf olarak Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Cumhuriyet’in ilk toplu konut alanı olan Saraçoğlu Mahallesi’nde yürütülen inşaat faaliyetlerin, Saraçoğlu Mahallesi’ni katliam alanına dönüştürdüğünü bildirdi. Mahkeme tarafından yerinde yapılan keşfe Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ve Mimarlar Odası Ankara Şube Sekreteri Nihal Evirgen ve şube avukatı Gökçe Bolat katıldı.

    “GÖZLERİMİZ TAHRİBATI, KÜLTÜR BİLMEZLİĞİ, KATLİAMI GÖRDÜ”

    Keşif sonrası açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan “Cumhuriyet’in ilk toplu konutları ve Kentsel SİT alanı olan her bir taşı, binası, toprağı, ağacı, bitkisi ve varlık değerleri bir bütün olarak koruma altında olan Saraçoğlu Mahallesi’nde gördüklerimiz içler acısı idi. Yaptıkları bu vicdansızlığın görünmemesi için sürekli fotoğraf çekimine müdahale etmek isteyen EMLAK GYO yetkililerinin tavrı ise ayıplarının kamuoyu tarafından bilinmemesi içindi. Saraçoğlu Mahallesi’nde gözlerimiz tahribatı, acımasızlığı kültür bilmezliği, katliamı gördü” dedi. 

    “BİTKİ VARLIĞI VE AĞAÇLAR YOK EDİLMİŞ”

    Tezcan Karakuş Candan “Bir zamanlar gölgesinden yararlandığımız, Hıdırellez’i kutladığımız, dilek fenerlerini uçurduğumuz alanlar tahrip edilmiş, ağaçlar kesilmiş, peyzaj bütünlüğü bozulmuş, ağaçların altını çimenler ve toprak değil, çakıl taşları kaplamış” diyerek şu izlenimlerini aktardı:

    “Dip sokağa çıkan depresyon atma sokağı dediğimiz merdivenli alan tahrip edilmiş, ağaçlar kesilerek arka bahçede yollar açılmıştı. Bir kapının önüne saksı içinde palmiye ağacı koyulmuştu. Isı merkezinin olduğu alandaki kestirme yoldan geçerken, arka bahçelerdeki ağaçlardan bir ucunu göremediğimiz alanda, ağaçlar yoktu artık ve arka iç yolar açılmıştı. Çatılar sökülmüş, özgün malzemeler orta yerde, kırık dökük birçoğunun da akıbeti bilinmiyordu. Ağaçların üzerinde numaralar vardı, en son 1674 sayısını görebildik. Neden numaralı diyen soranlara taşınacak ağaçlar denildiğini duyduk. Saraçoğlu Mahallesi’ne ‘sözde restorasyon adı altında’ telafisi mümkün olmayan zararlar veriliyor. Saraçoğlu Mahallesindeki sözde restorasyon işlemleri durdurulmalı, yerel yönetimler suskunluğunu bozmalı.”

    ANIT AĞAÇLAR YOK SAYILDI!

    Tezcan Karakuş Candan, hukuksal süreçler devam ederken, mahalleye dönük projeye ilişkin ‘ÇED gerekli değildir’ kararının alınmasına ilişkin gerekçeleri de bilirkişilerin ve mahkeme heyetinin önünde şu şekilde sıraladı:

    Projenin etki alanı belirlenmemiştir. ÇED yönetmeliğine aykırıdır.

    Proje tanıtım dosyasında proje alanında anıt ağaçların varlığından bahsedilmiş, ancak anıt ağaçların yerlerine ilişkin koordinat belirlemesi yapılmamış, anıt ağaçlarla ilgili alınacak önlemlere değinilmemiştir.

    UNESCO dünya miras listesine girme potansiyeli taşıyan alana parçacıl müdahale edilmiştir. Kamusal özelliğini yitirerek ticarileşen bu alanla Başkent UNESCO Dünya Miras listesine girme potansiyelini kaybetmektedir.

    Saraçoğlu Mahallesi’nin proje müellifi Paul Bonatz’dır, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca değişiklik yapılması için mirasçılarının muvaffakati alınması gerekirken, alınmadan proje alanında müdahale başlamıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Çorum’da cemevi bahçelerine deyişler ve semahlar eşliğinde karadut fidanı dikildi-VİDEO

    Çorum’da cemevi bahçelerine deyişler ve semahlar eşliğinde karadut fidanı dikildi-VİDEO

    PİRHA-UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı ilan edilmesi nedeniyle Çorum’da sevgi ve bereketin simgesi olan karadut fidanları toprakla buluşturuldu.

     

    UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’a atfetmesi ardından başlatılan karadut fidanı dikme kampanyası günden güne genişliyor.

    Çorum’da da sevgi ve bereketin simgesi olan karadut fidanları toprakla buluşturuldu. Hacı Bektaş Veli’yi anmak için ülke genelinde cemevlerinin, dergahların, kutsal mekanların bahçelerine karadut fidanları dikiliyor.

    SEMAH VE DEYİŞLER EŞLİĞİNDE KARADUT FİDANI DİKİLDİ

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Merkezi ve Osmancık Koyunbaba Kültür Derneği öncülüğünde Osmancık İlçesindeki Bektaşi Dergahı Koyunbaba Türbesi’nde karadut fidanı gülbeng ve deyişler eşliğinde toprakla buluşturuldu. Aşık Mustafa Alegöz ile İsmail Güçlü de deyişleriyle programa eşlik etti.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı bahçesinde de karadut fidanı dikim etkinliği siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

    Karadut fidanı dikilirken, gülbeng ve deyişler okunup, semahlar dönüldü. Etkinliğin sonunda lokmalar gelen canlara pay edildi.

    Dede Nurettin Aksoy ve Dede Şahin Polat, bereket, huzur, birlik ve beraberlik için temennilerde bulundu.

    KARADUT PROJESİNE DEVAM EDİLİYOR

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Dede Nurettin Aksoy, karadut dikme projesine dair bilgi vererek “Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı ve Postnişimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy’un talimatı ile anma etkinlikleri kapsamında dergahlarımıza, kutsal mekanlarımıza karadut ağaçları dikiyoruz” dedi.

    Karadutun sevginin, hoşgörünün, bereketin simgesi olduğunu ve karadut fidanlarını kutsal mekanların bahçesinde toprakla buluşturduklarını ifade eden Aksoy, projenin ülke genelinde devam ettiğini kaydetti.

    PİRHA/ÇORUM

  • Ulusoy: 21 Mart’ta tüm Alevi örgütleri ile birleşmeliydik-VİDEO

    Ulusoy: 21 Mart’ta tüm Alevi örgütleri ile birleşmeliydik-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, UNESCO’nun ‘2021 Hacı Bektaş Veli Yılı’ ilan etmesini değerlendirdi. Ulusoy, “12. asırda Hünkar Hacı Bektaş, insan haklarını en güzel şekilde ifade ederek günümüze taşımış. Onun felsefesini benimseyen herkes bu yola hizmet edecektir” dedi. Ulusoy, bazı Alevi örgütlerinin 21 Mart Hacıbektaş’ta olmamasını da “Herkes farklı görüşlerde olabilir ama eski deyimle asgari müşterekten birleşme imkanımız olmalıydı” şeklinde değerlendirdi. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Uluslararası Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) ‘2021 Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı’ ilan etmesinin ardından duygu ve düşüncelerini PİRHA ile paylaştı.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, UNESCO ilanından sonra birçok Alevi kurum temsilcisinin 21 Mart’ta, Hacıbektaş ilçesinde buluşmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

    “HACI BEKTAŞ VELİ’NİN FELSEFESİNİ BENİMSEYEN HERKES YOLA HİZMET EDECEKTİR” 

    Ulusoy, UNESCO ilanından sonra başlatılan karadut dikme projesine dair de konuşarak, “Hacıbektaş kültürünün daha fazla tanıtılması adına vakfınızın yol ve yöntemi nedir?” sorumuza ise şu yanıtı verdi:

    “Önce şunu belirteyim; UNESCO başlangıçta ‘ölüm yıldönümü’ şeklinde ifade kullanmıştır ama sonradan bunu düzelttiler. Bizler de buna çok sevindik. Çünkü ölüm yıldönümünde hiçbir şey yapılmaz. Ölüm acıdır. Ama bu durum artık dönüştü. İkincisi, bizler Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak karadut dikim projesi yaptık. Nedeni ise şu; Velayetname’de geçen Karadut ki bugün önünde çerağımızı uyandırdık. Hacı Bektaş Veli’nin buraya gelmesine vesile olarak, yarı yanmış odun parçası buraya fırlatılmış ve ‘git oraya hizmet et’ denilmiş. Ve ben nereye gittiysem Hacı Bektaş dergahlarının hepsinde o karadut ağaçlarını gördüm. Ondan dolayı da bu sene karadut dikme projesi başlattık. Urfa’dan, Mersin’den, Isparta’dan ve pek çok yerden deyiş ve duvazlarla karadutlar dikildi. Bu da bizim vakfımız için mutluluk nedenidir. Zaten burada Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı 2000’in üzerinde fidan dikmişti. Bu dikime devam da edilecek.

    Hacı Bektaş’ı tanıtma yönüne gelecek olursak eğer, Hacı Bektaş Veli’yi tanıyan tanıyor. Onun felsefesi, onun insan hakları ile ilgili olan görüş ve sözleri bugüne kadar gelmiş.
    İnsan Hakları Bildirgesi daha çok yeni ama 12. asırda Hünkar Hacı Bektaş Veli, insan haklarını en güzel şekilde ifade etmiş ve bunu günümüze taşımış. Tabii ki onun felsefesini, inancını benimseyen herkes bu yola hizmet edecektir.”

    “BİRLEŞME İMKANIMIZ OLMALIYDI”

    Veliyettin Hürrem Ulusoy, kimi Alevi kurumlarının 21 Mart Hacıbektaş buluşmasında yer alamamasına dair de konuştu. “Keşke bütün Alevi dernekleri burada olsaydı” diyen Ulusoy, “Ne yazık ki görüşler farklı olduğu için parçalanma da oluyor. Aslında el ele vermenin zamanıdır, kötülemenin değil. Herkes farklı görüşlerde olabilir ama eski deyimle asgari müşterekten birleşme imkanımız olmalıydı” dedi.

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/HACIBEKTAŞ

     

  • Alevi örgütleri Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandırdı-VİDEO

    Alevi örgütleri Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandırdı-VİDEO

    PİRHA- UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş, Ahi Evran ve Yunus Emre yılı ilan etmesinin ardından Alevi örgütleri  Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandırdı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ,Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) öncülüğünde Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandırıldı.

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişi Veliyettin Ulusoy’un çerağ uyandırdığı etkinlikte ayrıca deyiş ve nefesler seslendirildi.

    UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan edilmesinden dolayı, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda buluşup birlikte delil uyandırarak anma etkinliklerini başlattı.

    Hacı Bektaş Dergahı’nda yapılan ve kurumlar adına ortak açıklamayı okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül, “Burada da uyandıracağımız çerağımızın ışığıyla, barıştan, kardeşlikten yana, karanlığa ışık olanların yolundan yürüyeceğiz. 73 millete bir nazarla bakmaya, bu topraklara eşitlik, kardeşlik ve barışı getirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Aşk olsun bu yolu sürdürenlere” diye konuştu.

    “ALEVİ İNANCI BU TOPRAKLARDA OLMASADA DÜNYADA HAK ETTİĞİ DEĞERİ GÖRDÜ”

    Tarih boyunca yok sayılan Alevi inancının, felsefesinin, yol önderlerinin bu topraklarda olmasa da dünyanın farklı alanlarda hak ettiği değeri gördüğüne işaret eden Güzelgül, “Sizleri Pir Sultan gibi direnen, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Ahi Evran gibi bilim ve sevgi öğreten, Kadıncık Ana gibi yoluna sahip çıkan, ulularımızın, pirlerimizin, mürşitlerimizin bize ulaştırdığı delilin narındaki ışıkla, aşkla selamlıyoruz. Tarih boyunca yok sayılan inancımız, felsefemiz, değerlerimiz, yol önderlerimiz, bu topraklarda olmasa da dünyada farklı alanlarda hak ettiği değeri görüyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, 2021 yılını Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı ilan etmesi, çok renkliliğimizi hiçbir baskın düşüncenin değiştiremeyeceğinin en güzel örneğidir. Görmezden gelinen her şey, daha da görkemli haliyle çıkar karşınıza” dedi.

    “TAŞIDIĞIMIZ, YAKTIĞIMIZ ÇERAĞ İNSANLIĞIN ÇERAĞIDIR”

    “Bugün doğanın uyandığı, zalime karşı direniş ateşinin yakıldığı, Şahı Merdan Ali’nin doğduğu Newroz bayramında, iyiye ve doğruya bağladığımız özümüzle bu meydandayız!” diyen Güzelgül, uluların, erenlerin ışığını tüm dünyaya ellerinden geldikçe her yere ulaştırmanın, anlatmanın başlangıcı olan çerağı yaktıklarını dile getirdi.

    Güzelgül, uyandırdıkları çerağın ışığıyla, barıştan, kardeşlikten yana, karanlığa ışık olanların yolundan yürüyeceklerini ifade ederek, “Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’den öğrendik, barışın, sevginin insanların yüreğini yeşerttiğini, iyinin kötüden üstün olduğunu ve 73 millete bir nazarda bakabilmeyi, İnsanlığa çağrımız da böyledir. Taşıdığımız, yaktığımız çerağ, insanlığın çerağıdır. İnsanlığa, sevgiye, akla, bilime, eşitliğe, kardeşliğe, adalete, birliğe, özgürlüğe delil olsun diye yakarız. Bu zulüm kokan topraklar, bu kanlı tarih bizi defalarca haklı çıkardı ki; yol kardeşlik yoludur. Yol eşitlik yoludur. Yol akıl ve bilim yoludur. Yol barış yoludur. Burada da uyandıracağımız çerağımızın ışığıyla, barıştan, kardeşlikten yana, karanlığa ışık olanların yolundan yürüyeceğiz. 73 millete bir nazarla bakmaya, bu topraklara eşitlik, kardeşlik ve barışı getirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Aşk olsun bu yolu sürdürenlere” şeklinde konuştu.

    Çerağ uyandırmanın ardından Alevi kurum temsilcileri ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişi Veliyettin Ulusoy dergah bahçesine karadut ekti.

    PİRHA/NEVŞEHİR

     

  • Karadut dikme projesi günden güne büyüyor-VİDEO

    Karadut dikme projesi günden güne büyüyor-VİDEO

    PİRHA- Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2021 yılını Türkiye’de Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı olarak ilan etti. Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı da bu kapsamda “Karadut dikme” projesi başlattı. Toplum tarafından ilgiyle karşılanan projeye son olarak Isparta ve Antep’ten destek geldi.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın başlattığı “Karadut dikme” projesi günden güne yayılıyor.

    Isaprta’nın Gönen ilçesindeki Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, yurttaşlarla birlikte karadut fidanlarını toprakla buluşturdu.

    Isparta’da projeye bir destek de Veli Baba Sultan Dergahı’ndan geldi. Hüseyin Keskin Dede, okuduğu gülbengler eşliğinde karadut fidanı dikti.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’ndaki karadut ağacından esinlenerek hayata geçirilen karadut dikme projesinin bir diğer adresi de Antep oldu. Şahinbey ilçesi Çapalı köylüleri, İsa Babanın okuduğu gülbeng ve Fatma Çakıt’ın deyişleri eşliğinde çok sayıda karadut fidanı toprakla buluştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurumları, 21 Mart günü Hacıbektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandıracak-VİDEO

    Alevi kurumları, 21 Mart günü Hacıbektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandıracak-VİDEO

    PİRHA- UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş Veli yılı olarak ilan etmesi dolayısıyla Türkiye ve Avrupa’dan birçok Alevi kurumu Hacıbektaş Dergahı’nda çerağ uyandıracak.

    Unesco 2021 yılı Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı olarak ilan etti.

    UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan edilmesinden dolayı, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları 21 Mart’ta Hacı Bektaş Dergahı’nda buluşup birlikte delil uyandırarak anma etkinliklerini başlatacak.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) öncülüğünde 21 Mart günü saat 13.00’te Hacı Bektaş Dergahı’nda çerağ uyandırılıp etkinliklerin başlangıcı yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kürtçenin Türkiye’de yasal olarak güvenceye alınması için başvuru

    Kürtçenin Türkiye’de yasal olarak güvenceye alınması için başvuru

    Kürtçenin Türkiye’de yasal olarak güvenceye alınması ve eğitim dili olması için Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) başvuruda bulunuldu.

    Kürtçe Dil Hareketi (HEZKURD), UNESCO’ya yapılan başvuruda, şunlar ifade edildi:

    “UNESCO; eğitim, kültür, tarihi mirası ve insanlık değerlerini savunan uluslararası bir kurumdur. UNESCO, demokratik yaşamı, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü amaç edinerek, dünya barışı ve insanlık için önemli bir misyon üstlenmiştir. Bizler, Türkiye’de yaşayan ve nüfusu yaklaşık olarak 25 milyonu bulan Kürtlerin, anadili olan Kürtçe, ne yazık ki resmi olarak hâlâ tanınmamakta ve okullarda Kürtçeye dönük anadilde eğitim, devlet engeli yüzünden verilmemektedir.

    ASİMİLASYON GERÇEĞİ CİDDİ BOYUTLARA ULAŞMIŞTIR

    1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, kurulurken Kürt ulusunu inkar etmiş ve anadilini yasaklamıştır. Bunu kabul etmeyen Kürt ulusu, tarihin belli dönemlerinde toplumsal refleksler biçiminde haklı tepkisini göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti ise, ne yazık ki Kürtlere katliamlar, sürgün ve ölümler, planlı ve bilinçli asimilasyon politikası ile karşılık vermiştir. Tüm bu baskılara rağmen Kürt ulusu asimile olmayıp anadilini ve kültürünü koruyabilmiş ve bugüne taşımıştır. Fakat gelinen aşamada, sürdürülen asimilasyon politikası yüzünden, kültürel soykırım tehlikesi devreye girmiş ve asimilasyon gerçeği ciddi boyutlara ulaşmıştır.

    KÜRT ULUSUNUN YASAKLI KADİM DİLİ İÇİN DUYARLILIK GÖSTERİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ

    Bizlere bu beyana tam bağlılık taahhüdünde bulunuyoruz. Ama aynı zamanda bu duyarlılığın Bunun için sizden Türkiye Cumhuriyeti devletine, kamuoyuna açık biçimde Kürt dilinin yasal güvenceye alınması ve eğitim dili olmasının sağlaması için çağrıda bulunuyoruz”

    (HABER MERKEZİ)

  • Renkler ve Diller Korosu’ndan Dünya Anadil Günü mesajı-VİDEO

    Renkler ve Diller Korosu’ndan Dünya Anadil Günü mesajı-VİDEO

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Renkler ve Diller Korosu üyeleri kendi dillerinde 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne dair mesajlarını paylaşarak, anadilin insan için önemine vurgu yaptı, dilleri koruma çağrısında bulundu.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat’ı “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlandı.

    BM verilerine göre dünyada her iki haftada bir dil, içinde geliştiği entelektüel ve kültürel ortamla birlikte yok oluyor. Dünya üzerinde konuşulan dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesi altında. Bütün dünyada 7 binden fazla dil konuşuluyor, 5 binden fazla “yerli” kültür yaşıyor, 370 milyondan fazla “yerli” insan yaşıyor.

    Bugün, 21 yıldır dünyada dilsel alanda farkındalık oluşturmak ve çok dilliliği teşvik etmek için etkinlikler düzenlenip mesajlar yayınlanıyor.

    Mersin’de faaliyet yürüten Renkler ve Diller Korosu da, çalışmalarını çok dillik üzerine yürüten, dillerin yok olmaması ve farklılıkların zenginlik olarak görülmesi için  çaba sarf ediyor.

    21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan koro üyeleri, kendi dillerinde 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne dair mesajlarını paylaşarak, anadilin insan için önemine vurgu yaparak, dillerimizi ve renklerimizi koruyalım çağrısında bulundu.

    Diren KESER/MERSİN

  • Garo Paylan, tehlike altındaki dillerin korunması adına kanun teklifi sundu

    Garo Paylan, tehlike altındaki dillerin korunması adına kanun teklifi sundu

    PİRHA-Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesi ile yok olma tehlikesi altındaki dillerin korunması adına TBMM’ye kanun teklifi sundu. Paylan “Çeşitliliği yok sayan, çoğulculuğu dışlayan, Türkçe dışında, tüm dilleri yok olmaya mahkûm eden mevcut politik anlayış, Türkiye coğrafyasındaki dillerin yok olma tehlikesini beraberinde getirmiştir” dedi.

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesi ile Türkiye’de yok olma tehlikesi altındaki dillerin korunması ve yaşatılması adına Meclis’e kanun teklifi sundu.

    Garo Paylan, “Ülkemizde, anadilim olan Batı Ermenicesi gibi çok sayıda kadim dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır” diyerek kanun teklifinin yasalaşması durumunda “Bu toprakların yok olmakta olan dillerine can suyu olacaktır” dedi.

    “ÇOK DİLLİLİĞİ İNKAR ETMEYİN” 

    Garo Paylan, Tehlike Altındaki Dillerin Korunması Amacıyla Bazı Kanunlarda ve Bir Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinde şu ifadelere yer verdi:

    “Ülkemizde var olan tekçi bakış açısı; anayasada yer alan insan haklarına saygılı, demokratik, eşitlikçi ve sosyal hukuk devleti olma iddiasıyla çelişmektedir. Çeşitliliği yok sayan, çoğulculuğu dışlayan, Türkçe dışında, tüm dilleri yok olmaya mahkûm eden mevcut politik anlayış, Türkiye coğrafyasındaki dillerin yok olma tehlikesini beraberinde getirmiştir.

    21 Şubat, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından, ‘Uluslararası Anadili Günü’ ilan edilmiştir. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillere ilişkin veriler, UNESCO tarafından ‘Tehlike Altındaki Diller Atlası’nda sıralanmaktadır. Söz konusu diller, risk altında olma durumlarına göre ‘kırılgan, tehlike belirgin, tehlike ciddi, tehlike ağır derecede ve kaybolmuş dil’ olarak sınıflandırılmaktadır. UNESCO Diller Atlasında, Türkiye’de üç dilin tamamen yok olduğu, on beş dil için ise çeşitli seviyelerde yok olma tehlikesi bulunduğu belirtilmektedir. Kapadokya Yunancası, Mlahso, Ubik dilleri kaybolmuş dil durumundadır. UNESCO’ya göre, Türkiye coğrafyasında bulunan, Batı Ermenicesi, Abhazca, Adigece, Kabar-Çerkes, Zazaca, Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romanca, Suret, Gagavuzca, Ladino, Turoyo ve Hertevin dil/lehçeleri ise yok olmak üzeredir.

    Tarih içinde, bu topraklarda var olmuş kadim halklara ait dillerin, gelecek nesillere aktarılamaması ve günden güne yok olması, çoğulculuğu ve kültürel çeşitliliğin getirdiği zenginliği dışlayan hâkim bakış açısının bir sonucudur.

    Bu bağlamda, yalnızca bulunduğumuz coğrafya için değil bütün dünya halkları için kültürel ve yaşamsal önem arz eden anadillerin korunması ve yaşatılması adına sorumluluk alınmalı ve etkin politikalar yürütülmelidir. Türkiye Devleti, bulunduğu topraklardaki çok kültürlülüğü ve çok dilliliği inkâr etmeyip, bilakis birer değer olarak kabul edip yaşatmaya çalışarak, dünya mirasını korumak adına önemli bir adım atmış olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bir yurttaşın Hacı Bektaş Veli sevgisi duygulandırdı-VİDEO

    Bir yurttaşın Hacı Bektaş Veli sevgisi duygulandırdı-VİDEO

    PİRHA- Milyonların gönlünde yer edinmiş Alevi inanç önderlerinden Hacı Bektaş Veli sevgisi, bir yurttaş tarafından çekilen görüntülere yansıdı.

    Yüzyıllar öncesinden, “Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocağımızda/ Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda/ Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda/ Aslanlarla ceylanlar, dosttur kucağımızda” der Hacı Bektaş Veli.

    Hırsın, kinin, nefretin hakim olduğu bir dünyada, insanlığın çıkışı da Hacı Bektaş- Veli’nin sözlerinde saklı.

    Milyonların gönlünde yer edinmiş Hacı Bektaş-ı Veli sevgisi, bir yurttaş tarafından çekilen görüntülere yansıdı.

    Yaşlı bir yurttaşın bir panoda asılı olan ve ‘ne olursan ol gel’ sözünün yazılı olduğu Hacı Bektaş Veli posterini temizlemesi, bir kez daha Hacı Bektaş Veli’nin ne kadar sevildiğinin bir göstergesi olarak nitelendirildi.

    Diren KESER/PİRHA

  • Çerağ-ı Hacı Bektaş Veli gülbenkler ile uyandırıldı-VİDEO

    Çerağ-ı Hacı Bektaş Veli gülbenkler ile uyandırıldı-VİDEO

    PİRHA- Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 2021 yılını “Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre Yılı” ilan etti. Alınan karar doğrultusunda, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre, 2021 yılında tüm dünyada farklı toplumsal, inançsal ve siyasi kesimler tarafından çeşitli etkinliklerle anılacaklar.

    UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan edilmesinin ardından Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı tarafından çerağ uyandırıldı.

    Dertli Divani’nin deyiş-i duazları eşliğinde ve Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişi Veliyettin Hürrem Ulusoy’un gülbenkleri ile gerçekleşen çerağ uyandırılmasında ana tema olarak Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin çerağı uyarması ve aydınlanmayı gerçekleştirmesi sembolize edildi.

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı  tarafından yapılan bu çalışma Alevi Bektaşi inancı ibadetlerinden On İki hizmetten biri olan “Delil/Çerağ Uyarma Hizmeti” temel alınarak hazırlandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avanos’taki ağaç katliamı Meclis gündeminde

    Avanos’taki ağaç katliamı Meclis gündeminde

    PİRHA-HDP’li Ali Kenanoğlu, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Avanos’taki Ziyaret Dağı’nda, Kanadalı maden şirketinin ağaç keserek yaptığı sondaj faaliyetini Meclis gündemine taşıdı.

    Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı Özkonak kasabasındaki Ziyaret Dağı’nda Kanadalı bir altın madeni şirketi, ağaçlandırma alanında, ağaçlara keserek ‘altın arama’ çalışmaları başlatırken, çevre örgütleri, aktivistler ve yurttaşlar sosyal medya üzerinden tepkilerini dile getirdi. Change.org sitesinde ‘Özkonak’ta Doğa Katliamına Dur Diyelim!’ ismiyle kampanya başlatırken, doğa katliamı Meclis gündemine taşındı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Kapadokya bölgesinde yürütülen maden faaliyetlerini Meclis gündemine getirdi.

    Kenanoğlu, Avanos’taki Ziyaret Dağı’nda Kanadalı maden şirketi Centerra Gold’un altın arama çalışmaları kapsamında ağaç katliamı yaptığını ifade etti. Kenanoğlu, Kanadalı şirketin 1998 yılında Kırgızistan’da 1.7 ton siyanürü içme suyuna karıştırması sonucu 5 bin insanın zehirlendiği olayı hatırlatarak bölgede oluşacak riskleri Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sordu.

    Kenanoğlu, yönelttiği soru önergesinde “Tarihi bir bölge olan Avanos Özkonak’ta, içme ve tarımsal sulama kaynaklarının yer aldığı, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü Ziyaret Dağı Maksut Mevkiinde, altın arama faaliyetlerini başlaması bölgede yaşayanların itirazları ile birlikte tedirginliğe yol açmıştır” diyerek şu soruları yöneltti:

    “-Ağaçlandırma alanında maden araması çalışması için ÇED raporu alınmış mıdır?

    -Maden arama sahasında kaç ağaç kesimi yapılacaktır?

    -İçme suyu ve tarımsal sulama kaynaklarının bulunduğu alanda bu faaliyetlerin yürütülmesi halinde insan sağlığına ve bölgeye vereceği olası zarar hususunda etki analizi yapılmış mıdır?

    -Bu maden sahasından etkilenecek olan yöre halkı bilgilendirilmiş midir?

    -Tarım ve hayvancılığın devam ettiği bölgede yöre insanının itirazları neden dikkate alınmamaktadır?

    -İnsanların yaşam ve geçim alanlarına, su kaynaklarına, tarım arazilerine, kültürel geçmişe, doğaya ve canlılara zarar vermesi muhtemel olan bu maden işletmesine izin verilecek midir?”

    PİRHA/ANKARA

  • UNESCO, 2021 yılını  ‘Hacı Bektaş Veli Yılı’ ilan etti

    UNESCO, 2021 yılını  ‘Hacı Bektaş Veli Yılı’ ilan etti

    PİRHA- Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), bütün dünyada 2021 yılını “Hacı Bektaş Veli Yılı” ilan etti.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından, Hacı Bektaş Veli’nin 750. Ölüm yıldönümünü nedeni ile 2021 yılını “Hacı Bektaş Veli Yılı” ilan etti.

    HACI BEKTAŞ VELİ KİMDİR?

    Hacı Bektaş Veli’nin 13.yüzyılda temellerini attığı ve günümüzde de geçerliliğini koruyan düşüncelerinin ışığını, şiirleri ve özdeyişlerinde, hakkında anlatılan söylencelerin satır aralarında buluyoruz.

    Hacı Bektaş Veli’nin sevgi, eşitlik, tanrı, din, paylaşım, hoşgörü, bilim, eğitim gibi kavramlarda da günümüze taşınan görüşleri tüm dünyada aydın ve sağduyulu toplumlarca kabul görmüş ve Alevi toplumu tarafından yüzyıllardan günümüze taşınmıştır.

    Barışın simgesi olan bir güvercin donuyla Anadolu’ya geldiği söylencesi oldukça anlamlıdır. Hacı Bektaş Veli’nin, savaş yerine barışı; düşmanlık yerine dostluğu; kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü benimseyen, hümanist bir anlayışa sahip olduğunu bilmekteyiz.

    Anadolu’da sınıfsal kavgaların başlangıç noktasında Alevilerin yok sayılmasına, bir duruş ve örgütlenme temelli bir dergâh kurmuş, Kadıncık Ana  ile birlikte Alevi–Bektaşi kültürünü tüm Anadolu’ya yayarken felsefi düşüncesini kültürün temellerinden biri yapan “Yetmişiki milleti bir nazarda gör” sözleri ile toplumların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğunu ifade etmiştir.

    Alevi –Bektaşi felsefesi “Eline, beline, diline sahip ol”“Yetmişiki milleti bir nazarda gör” anlayışı ile yoğurulur.

     “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”, ” Okunacak en büyük kitap insandır” , “Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur” diyen  diyen Hacı Bektaş Veli; öğretisinin temel ilkelerini oluşturan bu dizeleriyle, yüz yıllar geçse de felsefesinin derinliği ve gerçekliği ile günümüz toplumlarına da ışık tutmaktadır.

    “Hararet nardadır, sac’da değildir,
    Keramet baştadır, tac’da değildir,
    Her ne arar isen, kendinde ara,
    Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir”

    Hacı Bektaş Veli, her şeyi insanda arayan; Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta bulan anlayışıyla, barışı, sevgiyi ve bilimi kendisine rehber kılmıştır. Hacı Bektaş Veli’ye duyulan ilgi, saygı ve sevgi, Alevi-Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan İnsan-Tanrı-Doğa sevgisine  dayanan hümanist yaşam felsefesi ve öğretisinden kaynaklanmaktadır. O’nun anlayışında dinin kaynağı Hak korkusuna değil, Hak sevgisine dayanır.

    ” Kadınları okutunuz”,  Hacı Bektaş Veli, akla, mantığa ve sevgi temeline dayandıran; kadın ve erkek eşitliğini savunan ve döneminde Hatun Ana (Kadıncık Ana) önderliğinde kurulan Anadolu Bacıları teşkilatına büyük destek veren bir düşünce adamı ve düşünürdür.

    Ayhan KARDAŞLAR/ ANKARA

  • Dünya mirası olan Narman Kanyonu’nda yaşanan tahribat Meclis gündeminde

    Dünya mirası olan Narman Kanyonu’nda yaşanan tahribat Meclis gündeminde

    PİRHA – UNESCO’ya jeopark olarak önerilen Narman Kanyonu’na iki katlı binanın yapılmasını HDP’li Kenanoğlu Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, “Yaklaşık 2.5-3 milyon yıllık bir jeolojik geçmişi olan Narman Kanyonu’na hançer vurularak doğa tahribatında geri dönüşü olmayan bir yola girilmektedir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Erzurum’un Narman İlçesinde bulunan UNESCO Türkiye Milli Komitesi tarafından ülkemizde Jeopark adayı olarak kabul edilen 15 aday alandan biri olan ve içerdiği jeolojik oluşumlar ve kendine has ekosistemi nedeniyle bir dünya mirası sayılan Narman Kanyonu’na yapılan inşaatı Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a verdiği soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.

    Dünya mirası olan Narman Kanyonu’nun tehdit altında olduğuna dikkat çeken Kenanoğlu, bu alanın, özellikle karasal çökeller açısından bir jeoloji laboratuvarı ve eşsiz bir doğal anıt niteliğinde olup, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından da korunması gereken alan statüsüne alındığını söyledi.

    3 Aralık 2019’da Resmi Gazete’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı Bakanlık Olur’u ile ‘nitelikli doğa koruma alanı’na ait sınırlar yeniden belirlenerek yayınlandığını belirten Kenanoğlu, ancak son zamanlarda Dipsiz Göl ve Salda Göl’ünde yapılan tahribatın bir benzerinin Narman Kanyonu’nda da yaşandığını kaydetti.

    “BİR KEZ YOK EDİLDİĞİNDE GERİ DÖNÜŞÜ YOK”

    Narman Belediyesi inşaat yapılacak onca yer dururken alanın önemli sekiz vadisinden biri ve en önemlisi olan Göndere Vadisi’nin girişine iki katlı bir bina yapmaya başladığına vurgu yapan Kenanoğlu, önergede şu ifadelere yer verdi:

    “Dünyada ender görülen, bir kez yok edildiğinde bir daha yerine konulması imkansız nitelikteki doğal varlıkların koruma alanlarının içerisine, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmaması gerekirken, betonarme bir binanın yapılmasının kabul edilemez.

    Narman Kanyonu, içerdiği doğal varlık niteliğindeki jeositlerle dünya ölçeğinde jeopark olabilecek niteliklere haizdir. Yapılan çok sayıdaki bilimsel çalışmalar bunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak yapılan bilimsel ve teknik çalışmalar görmezden gelinerek, böyle bir noktaya yapılacak beton bir bina, hem muhteşem bir peyzaja sahip vadinin görünümüne büyük bir zarar verecek, hem de kanyonun UNESCO dünya doğal miras alanı içerisine alınmasına da engel olacaktır. Yaklaşık 2.5-3 milyon yıllık bir jeolojik geçmişi olan Narman Kanyonu’na hançer vurularak doğa tahribatında geri dönüşü olmayan bir yola girilmektedir. UNESCO kriterlerine göre bir jeoparkta olması gereken özellikleri taşıyan Narman Kanyonu, ne yazık ki Göndere Vadisi içinde yapılmaya başlanan bu çirkinlik abidesi ile bu şansını tamamen kaybedecektir. UNESCO’nun en çok önem verdiği kriterlerden biri olan ‘Doğa Korumaya Hizmet Ediyor Olma’ şartı da bu binayla birlikte ortadan kalkacaktır.”

    Bu bağlamda Bakan Kurum’a şu sorular yöneltildi:

    • UNESCO Türkiye Milli Komitesi tarafından da Jeopark adayı olarak kabul edilen 15 aday alandan biri olan Narman Kanyonu’ndaki Göndere Vadisi’nin girişine Narman Belediyesi tarafından iki katlı bir bina yapılmasına kim izin vermiştir?
    • İçerdiği çok sayıdaki jeosit niteliğindeki doğal varlıkların yok edilmesinin engellenmesi amacıyla, sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılacak mıdır?
    • Narman Kanyonu’nun Unesco’nun önem verdiği Kriterleri Kaybetmemesi için bu yapılaşma durdurulacak mıdır? (HABER MERKEZİ)
  • Kemeraltı, UNESCO Geçici Listesi’ne dahil edildi

    Kemeraltı, UNESCO Geçici Listesi’ne dahil edildi

    Kemeraltı Çarşısı ve çevresini kapsayan İzmir Tarihi Kent Merkezi, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edildi.

    İzmir Tarihi Kent Merkezi’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmesinde ilk adım olan Geçici Liste’ye girme süreci başarıyla tamamlandı. Kemeraltı Çarşısı ve çevresini kapsayan tarihi kent merkezinin UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edildiği açıklandı.

    Tarihi alan için asıl sürecin şimdi başladığını söyleyen TARKEM Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Yüce yaptığı açıklamada, “Şehrin tüm paydaşlarının şimdi daha da sıkı sıkıya bağlanması gerekiyor. Sıkıntılı süreçlerden geçtiğimiz şu günlerde bu haber bizi çok sevindirdi. Önümüzde daimi listeye girmek için yaklaşık 3 yıllık bir süreç var. Bu süreç hem bu alana, hem de İzmir’e çok şey katacaktır” ifadelerini kullandı.

    “KEMERALTI İZMİR’İN LOKOMOTİFLERİNDEN BİRİ OLACAK”

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de daimi listeye girmek için önlerinde 3 yılın bulunduğunu ifade etti.

    Bu süreyi çok iyi değerlendireceklerini belirten Soyer, şunları dile getirdi:

    “Kemeraltı’nı 24 saat yaşayan bir mekan haline getirmeyi hedefliyoruz. Çarşıyı kültürel faaliyetlerle hareketlendireceğiz. Yürüyüş rotaları belirlenerek, Kemeraltı’nda rehberli turları başlatacağız. Dünya’nın en eski ve en güzel alışveriş merkezi olarak Kemeraltı, İzmir’in turizm lokomotiflerinden biri olacak. UNESCO Dünya Mirası olarak kabul edilmesiyle birlikte Kemeraltı’nı tüm dünya tanıyacak.”

    UNESCO Dünya Miras Listesi nedir?

    Dünya Miras Listesi, UNESCO’ya bağlı Dünya Mirasları Komitesi tarafından belirlenmiş ve bulundukları ülkenin devleti tarafından korunması garanti edilmiş, tüm dünya için önemli bir değer taşıdığı kabul edilen doğal ve kültürel varlıkla­rın listesidir.

    Dünya Kültür ve Doğal Mirasının Korunması Söz­leşmesi’ne dayanılarak 1978 yılında oluşturulmuştur.

    Amaç doğal ve kültürel mirasın daha iyi tanınmasını, tartışılmasını ve korunma – kullanma şartlarında uluslararası üst normların oluşturulmasıdır.

  • ‘Her ot kendi kökünde biter, her kuş kendi dilinde öter’ – VİDEO

    ‘Her ot kendi kökünde biter, her kuş kendi dilinde öter’ – VİDEO

    PİRHA – Dersimli sanatçı, yazar ve siyasetçiler, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuştular. Anadile sahip çıkılması, konuşulması gerektiğini, Sey Qaji’nin ‘Her vaş serê koka xo de reseno, her têyr zonê xo de waneno’ sözüyle ifade ettiler. 

    Haberin videosu

    Dersimliler, verilere göre kaybolmaya yüz tutan diller arasında yer alan Kırmancki’nin yaşaması için ailelerin çocuklarına bu dili öğretmesini istiyor.
    Bugün 21 Şubat Dünya Anadil Günü, Birleşmiş Milletler Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) verilerine göre, dünya üzerindeki 6 bin dilden 2 bin 473’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

    Her 2 haftada 1 dil yok oluyor. Türkiye’de de konuşulan ve kaybolmaya yüz tutan 18 dil arasında Kırmancki bulunuyor. Nüfusunun büyük bölümünün Kırmancki konuştuğu Dersim’de 1993-94 yılında köy boşaltmaları ve ardından asimilasyon politikaları nedeniyle dil, günlük yaşam içinde kullanılmamaya başladığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

    Edebiyat alanında çıkan çok sayıda kitap ise dilin konuşulmamasından kaynaklı okuyucular tarafından ilgi görmemeye başladığı için yok olma tehlikesi devam ediyor.

    “DİL, İNSANIN YÜREĞİDİR”

    Dersim’de yurttaşlar, sanatçılar, edebiyatçılar ve siyasetçiler Kırmancki’nin anadilde eğitim alınması ve yurttaşların da evlerinde bu dili çocuklarına öğretmesi ile bu dilin yaşatılacağına inanıyor.

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Sanatçı Zeynep Kılıç, “Bizim dilimiz türkülerde şimdi. Belki türkülerde, ezgilerde unutulmaz. Dil, insanın yüreğidir. Dilin içerisinde itikatımız var, biz varız. Dil kaybolursa biz de kayboluruz” dedi.

    “İNSANIN İKİ RUHU VAR; BİRİ DİLİ, BİRİ DE CANIDIR”

    Şair-Yazar Ferhat Yıldız ise Dersim’in inancına, kültürüne, diline yönelik asimilasyon politikalarını değerlendirdi.

    Yıldız, “Geçmiş, bugün ve yarın. Kimse Türkçe bilmiyordu. Devlet öyle asimilasyon politikaları uyguladı ki, bizim dilimizi hiçbir zaman tanımadılar. Gençlerin dilimize sahip çıkması, unutturmaması gerekiyor. İnsanın iki ruhu var; biri dili biri de canıdır” diye konuştu.

    “DİLİMİZ, XIZIR’IN DİLİDİR”

    Sanatçı Metin Kahraman, “Dilimizi çocuklarımıza öğretelim” diyerek çağrı yaptığı konuşmasında şunları kaydetti:

    “Dilimiz üzerine türküler, klamlar söylüyoruz. Dilimizin kaybolmaması için çalışmalarımız var. İnsanlar hep bizim dilimizi güzel buluyor. Bizim dilimiz gerçekten de çok güzel, sahip çıkmamız gerekiyor.

    Dilimiz, Xızır’ın dilidir, dervişlerin dilidir.”

    “HER KUŞ KENDİ DİLİNDE ÖTER”

    HDP’li Belediye Meclis üyesi Nurgül Yalay da, Sey Qaji’nin ‘ Her vas koké xode reweno, her theyr zone xode waneno’ sözüyle başlıyor. Her ot kendi kökünde biter, her kuş kendi dilinde öter.

    Yalay, “Dilimizi unutmayalım. Sahip çıkalım. Bizim dilimiz üzerine okullar, kurslar açılsın ki çocuklarımız öğrensin, dilimizi konuşsun. İstiyorum ki bundan sonra hep birlikte dilimizi konuşalım” diyerek çağrı yaptı.

    “HERKES ANADİLİNİ KONUŞSUN, DİLİNE SAHİP ÇIKSIN”

    Dersim Belediyesi Kırmancki tiyatro ekibinden Veli Akyol ve Bahar Karademir de Kırmancki oyunlarla dile ilişkin çalışmalar yürütüyorlar.

    Tiyatro ekibi, “Herkes gelsin, diline sahip çıksın. Biz eskiden köydeyken dilimizi konuşuyorduk. Şehirlere geldiğimizde sadece ismimizi Türkçe biliyorduk. Büyük küçük hepimiz dilimizi konuşuyorduk. Şehirlerde doğan çocuklar hiç konuşamadı. Bundan sonra istiyoruz ki; herkes diline sahip çıksın, konuşsun, dilimiz unutulmasın. Tiyatrolara katılsınlar. Kırmancki korolar, tiyatro ekipleri, dil kursları var. Tüm gençlere çağrı yapıyoruz. Dilimizi öğrensinler” diyerek topluma çağrıda bulundu.

    “DİLİMİZ, TARİHİMİZDİR”

    Dersim Dernekler Federasyonu Temsilcisi Ali Mükan ise önceki dönemlerde Kırmancki tiyatro oyunlarında yer aldığını ifade ederek anadile ilişkin şunları aktardı:

    “Köylerimizi boşalttılar, yaktılar. Şehirlerde kimse dilini konuşamadı. Yeni nesil ne anlıyor ne de konuşabiliyor. Dile ilişkin çalışmalara destek oluyoruz. Olmamız gerekiyor.

    Dilimiz türkülerimizdir, klamlarımızdır, tarihimizdir. Dilimiz; acılarımız, sevinçlerimizdir.

    Bugüne kadar sözlü gelmiş bizim dilimiz. Bundan sonra istiyoruz ki artık yazılı hale gelsin. Herkese çağrımızdır. Dilinize sahip çıkın, unutmayın.”

    Hüseyin YAŞAR/DERSİM

  • Kaz Dağları için UNESCO’ya açık mektup

    Kaz Dağları için UNESCO’ya açık mektup

    Zülfü Livaneli, Kaz Dağları’nda yaşanan ağaç katliamına dikkat çekmek için UNESCO’ya açık mektup yazdı.

    1996 – 2017 yılları arasında UNESCO İyi Niyet Elçisi ve Genel Müdür Danışmanı olan Zülfü Livaneli, altın madeni çalışmaları kapsamında ağaç katliamının yaşandığı Kaz Dağları için UNESCO’ya bir mektup yazdı.

    Livaneli açık mektubunda siyanür kullanımı yöntemiyle altın çıkarmayı planlayan bir Kanada firmasının Kaz Dağları’nda yaklaşık 200 bin ağaç kestiğini hatırlatıyor.

    Milyonlarca insanın protestolarına rağmen firmanın projesine devam ettiğini belirten Livaneli, “Bu durum dünyamızın maddi ve manevi mirasına bir saldırıdır” ifadelerini kullandı.

    Livaneli’nin UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay’a hitaben yazdığı mektubun devamı şöyle:

    “İlk önce yeni görevinizden dolayı sizi tebrik etmek, ikinci olarak Türkiye’nin Kuzeybatı bölgesinde bulunan dünyanın doğal ve kültürel mirası olan Kaz Dağları’na (ünlü mitolojik adı İda Dağı) karşı işlenen suça dikkatinizi çekmek istiyorum.

    “Üzülerek belirtmeliyim ki bir Kanada firması burada yakın zamanda yaklaşık 200 bin ağaç kesti. Firma bu güzel cenneti yok edecek siyanür kullanımı yöntemiyle altın çıkarmayı planlıyor. Milyonlarca insanın protestolarına rağmen, firma projesine devam etmektedir. Bu durum dünyamızın maddi ve manevi mirasına bir saldırıdır.

    “Sizin hükümetler arası bir kuruluş olarak bu tür konularda yaptırım gücünüzün sınırlı olduğunu biliyorum. Ancak tarihi İda Dağımıza ve İda Dağı’nın yerli halkına yapılan bu imha hareketi karşısında, uluslararası kamuoyu farkındalığı oluşturmak için yardımınıza ihtiyacımız var.

    “Lütfen bu mektubumu UNESCO ideallerinin hatırlatılması ve acil eylem için bir çağrı olarak kabul edin.”

     

  • 17 baro başkanı Hasankeyf’te: Bırakın Dicle özgür aksın

    17 baro başkanı Hasankeyf’te: Bırakın Dicle özgür aksın

    Hasankeyf’te bir araya gelen 17 kentin baro başkanları, tarihin yok edilmemesi için Ilısu Baraj Projesi’nden vazgeçme çağrısında bulundu. 

    Aydın, Antalya, İzmir, Tekirdağ, Kırklareli, Yalova, Diyarbakır, Bursa, Bitlis, Urfa, Şırnak, Ağrı, Bingöl, Mardin, Dersim, Muş ve Siirt baro başkanları ve avukatların katılımıyla Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin sular altında bırakılmaması için basın açıklaması yaptı. Batman Barosu’nun çağrısıyla Hasankeyf Seyir Terası’nda yapılan açıklamada, “Tarihi yaşatalım insanlığı yaşatalım Hasankeyf’i yaşatalım” ve “Bırakın Dicle özgür aksın” yazıl pankartlar açıldı.

    “SÖZLEŞMELERE UYULMAMIŞTIR”

    17 baro adına açıklama yapan Batman Barosu Başkanı Abdulhamit Çakan, Hasankeyf’in kurtarılabilir ve yaşatılabilir olduğunu dile getirerek, Hasankeyf’in binlerce yıldır kesintisiz bir şekilde insan yaşamına ev sahipliği yaptığına dikkat çekti. Türkiye’nin Ortaçağ’a ait bütünlüğünü koruyan tek tarihi alan olduğuna vurgu yapan Çakan, 1978 yılında sit alanı ilan edilmesine rağmen gerekli kazıların yapılarak sonraki nesillere bırakılması için ise hiçbir işlemin yapılmadığını söyledi. Kazı uzmanları tarafından 70 yıla yakın bir çalışmanın gerekli olduğunun belirtildiğini dile getiren Çakan, “Tüm bunlar bilinmesine rağmen ömrü 50 yıl olabilecek Ilısu Barajı ve HES projesine feda edilmek isteniyor. Ilısu yapılırken ulusal ve uluslararası hiçbir sözleşmeye uyulmamıştır. En basitinden ÇED raporu dahi bulunmamaktadır” dedi.

    “UNESCO SESSİZ KALDI”

    UNESCO’nun da Hasankeyf’e ilişkin sessiz kaldığını ifade eden Çakan, AHİM’in de kısa zaman önce verdiği ret kararıyla yıkıma ortak olduğunu vurguladı. Tüm yaşananlara rağmen yapılan yıkıma rağmen Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılabilir olduğunu söyleyen Çakan, “Yakında su tutmanın başlayacağının farkındayız. Bu baraj dolayısı ile çok ciddi anlamda maddi harcamaların da yapıldığının ve pek çok alanın kamulaştırıldığının da farkındayız. Ancak tüm bunlara rağmen Hasankeyf’in, Dicle Vadisi’nin tarihi ve kültürel dokusu düşünüldüğünde, bu baraj nedeniyle bunların yok olacağı göz önüne alındığında iptal edilmesi, ülkemizin daha faydasına olduğunu düşünmekteyiz” dedi.

    “KOD DÜŞÜRÜLSÜN”

    Baraj kodunun düşürülerek Hasankeyf’in sular altında kalmasını engelleyecek bir seçeneğin daha olduğunu öneren Çakan, “Hasankeyf gerisinde kalan kamulaştırılan alanların ıslah yolu ile park, mesire ve orman alanlarına dönüştürülmesi ayrı bir seçenek olarak düşünülebilir. Böylece bu bozkır yeşil bir havzaya da dönüşür. Sonuç olarak bütün yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılması için harekete geçmelerini bekliyor ve bu yolla ayrı ayrı saygı ve şükranlarımı iletiyorum” diye konuştu.

    “PROJEDEN VAZGEÇİN”

    Çakan’ın ardından batı illerinden gelen baro başkanları da kısa konuşmalar yaparak, Hasankeyf’in yok edilmemesi için baraj projesinden vazgeçme çağrısında bulundu.

    (Kaynak: MA)