Etiket: Üryan Hızır Ocağı

  • Dede Kenan Akbaba: Zulme zulümle karşılık vermeyeceğiz-VİDEO

    Dede Kenan Akbaba: Zulme zulümle karşılık vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına yönelik eleştirilerde bulunarak, Düzgün Baba Ziyaretgâhı ve Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları kınadı. Akbaba, Alevilerin taleplerinin karşılanmadığını belirterek, “Kötülüklere karşı kötülükle cevap vermeyeceğiz, ilimden ve birlikten yana olacağız” dedi.

    Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü  Kenan Akbaba, Alevi kurumlarının ve toplumunun başından beri Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına karşı çıktığını belirterek, Alevilerin yıllardır inançsal ve demokratik talepler için mücadele verdiğini söyledi.

    Alevilerin öncelikli taleplerinin cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinden Alevi öğrencilerin muaf tutulması ve katliamların yaşandığı mekânların müzeye dönüştürülmesi olduğunu ifade eden Akbaba, “Bu taleplerin hiçbiri karşılanmadan bazı Alevi dedelerinin bu yapıya dahil olması doğru değildir” dedi.

    Alevi yolunun rızalık yolu olduğuna dikkat çeken Akbaba, “Toplumun rızalığı alınmadan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına teslim olunmamalıydı” ifadelerini kullandı.

    DÜZGÜN BABA VE ELİF ANA’YA YÖNELİK SALDIRILARA KINAMA

    Düzgün Baba Ziyaretgâhı ile Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları da hatırlatan Akbaba,  “İnanç merkezlerimizi tahrip etmeye çalışan bu zihniyeti bir kez daha kınıyorum. Bu tutum Türkiye’ye yakışmayan, zalimce bir anlayışın ürünüdür” diye konuştu.

    Maraş Katliamı’nın acılarının hala unutulmadığını vurgulayan Akbaba, Elif Ana Türbesi üzerinden Alevilere gözdağı vermeye çalışan anlayışı da sert sözlerle eleştirerek, “Bu zalim ve faşist zihniyeti kesinlikle kınıyor, lanetliyoruz” dedi.

    “ZULME ZULÜMLE KARŞILIK VERMEYECEĞİZ”

    Konuşmasının sonunda birlik ve dayanışma vurgusu yapan  Akbaba, “Bize karşı ne kadar zalimlik yapılırsa yapılsın bizler tarih boyunca acılarla yoldaş olmuş bir halkız. Kötülüklere karşı kötülükle cevap vermeyeceğiz. İlimden, irfandan, birlikten ve beraberlikten yana olmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSALAN/ANTALYA

     

  • ‘Bozatlı Hızır Suriye’de katliama maruz kalan Alevilerin ve Kürtlerin yardımcısı olsun!’ -VİDEO

    ‘Bozatlı Hızır Suriye’de katliama maruz kalan Alevilerin ve Kürtlerin yardımcısı olsun!’ -VİDEO

    PİRHA- Hızır’ın bölgelere göre farklılıklar arz ettiğini belirten Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba, “Önemli olan birbirimizin Hızır’ı olabilmektir. Suriye’de Alevilere, Kürtlere ve farklı inançlara yönelik katliamlar yapılıyor. İster Suriye’de olsun ister başka bir yerde olsun birliğimizi, beraberliğimizi pekiştirmemiz için birbirimizin Hızır’ı olmak zorundayız” dedi.

    Alevi inancında kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Ocak ayının sonları ile şubat ayının ortalarına denk gelen bu dönemde Hızır oruçları tutuluyor, cem erkânları yürütülüyor, lokmalar paylaşılıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinde Hızır oruçlarının tarihleri, coğrafi koşullara ve pirlerin talipleriyle buluşma zamanlarına göre değişiklik gösteriyor.

    Hızır ayının anlam ve önemine dair PİRHA’ya konuşan Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba, Hızır’ın halk inancında darda zorda kalanlara, yardım dileyenlere yetiştiğini belirtti.

    “HIZIR’IN KARŞILANMASI BÖLGELERE GÖRE DEĞİŞKENLİK GÖSTERİR”

    Anadolu Alevileri olarak Hızır ayında 3 gün oruç tuttuklarını belirten Akbaba, “Bazı bölgelerimizde ise 5 gün oruç tutulur. Özellikle, ocak ayının 15’inde başlayarak şubat ayının 15’ine kadar süren Hızır ayı, Alevi pirlerinin tamamına yakını Dersim bölgelerinde çıktığından dolayı önce kendi bölgesinde bulunan taliplerinin cemlerini yaparlardı. Daha sonra ise pirler Anadolu’ya dağılarak cemlerimizi o şekilde yapardık” dedi.

    Hızır’ın karşılanmasının bölgelere göre farklılıklar arz ettiğini ifade eden Akbaba, “Örneğine Sivas, Zara, İmranlı, Divriği, Erzincan, Erzurum Kars bölgelerinde kavurgalar yapılırdı. İşte küçük küçük bıcık yapılır. Anadolu deyimiyle de küçük kete denir. Onları damların üzerine koyarlardı. onu kuşlar ne tarafa götürürse orada onun nasibinin açılacağını, o evde evleneceği inanılırdı. Hızır günü lokmalar pişmeden önce annelerimiz, eşlerimiz unları elerler onun üzerini örterdiler. Hızır o gece gelip onun elini veya atının nalını vurduğu zaman o yıl bolluğun bereketin var olacağına inanırdık” diye belirtti.

    “HIZIR HER İNSANIN KENDİ İÇİNDE VAR OLAN BİR KURTARICIDIR”

    Hızır ayında yaşadığı bir anıyı paylaşan Akbaba, “Bir gün eşim Hızır’ı için un eleyip dışarıya bırakıyor. Sabah kalkıyor önce işarete bakıyor. Hızır işaret vermiş mi, vermemiş mi? diye. O anda bakıyor ki hiçbir şey yok. Ya diyor Hızır senden de çok bir şey istemedim bir işaret koyaydın kurban olduğum diyor. Sonra lokma yapmak için bakkaldan yağ alıp eve döndüğünde tepsiyi tekrar açıyor bakıyor içinde bir yıldız işareti. Tabii o an bizi çok duygulandırmıştı” diye konuştu.

    “SURİYE’DE KATLİAMA MARUZ KALAN ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN BOZATLI HIZIR YARDIMCISI OLSUN”

    Birbirinin Hızır’ı olabilmenin önemine vurgu yapan Akbaba, “Birbirimize dayanışma içinde olalım. Eğer bir fakirimiz varsa, onun elini tutuyorsak, ona yardımcı olabiliyorsak onun Hızır’ı oluruz. Suriye’de Alevilere, Kürtlere farklı inançlara yönelik katliamlar yapılıyor. İster Suriye’de olsun ister başka yerde olsun yaşananlar bizim acılarımızdır. Biz her zaman bu katliamların karşısındayız. Boz atlı Hızır o canlarımıza yardımcı olsun. Birliğimizi, beraberliğimizi pekiştirmemiz için yardımlarımızı esirgemeyelim. Dayanışma içinde olacağız. Onlara yardımcı olacağız. Çünkü Hızır her yerde hazır ve nazırdır” şeklinde ifade etti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Üryan Hızır Ocağı’nı anlatan köylüler: Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur-VİDEO

    Üryan Hızır Ocağı’nı anlatan köylüler: Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pertek ilçesinin Zeve (Dorutay) köyünde bulunan Üryan Hızır (Sultan Hıdır) Ocağı, yıl boyunca Alevilerin sıkça ziyaret ettiği bir Alevi ocağı. Üryan Hızır Ocağı’nı PİRHA’ya anlatan köylüler, “Üryan Hızır’ın şifası boldur. Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur. İnsanlar buraya hasta gelip iyileşmiş olarak geri dönüyorlar” dedi.

    Üryan Hızır (Sultan Hıdır) Ocağı, Dersim’in Pertek ilçesinin Zeve (Dorutay) köyünde bulunuyor. Yıl boyunca Alevilerin sıkça ziyaret ettiği Üryan Hızır Ocağı pek çok ocağın da mürşit ocağıdır. Üryan Hızır Ocağı’nın talipleri Dersim, Malatya, Erzurum, Erzincan, Sivas, Ordu, Amasya, Adıyaman, Maraş, Adana, Çorum, Antep gibi bir çok şehir ve ülkede yaşamaktadır.

    Üryan Hızır Ocağı’nın bulunduğu Zeve köyünde yaşayan Elif Koyun ve Reyhan Kıt, ocağın tarihini, yapılan ritüelleri ve kerametleri PİRHA’ya anlattı.

    “HASTA OLANLAR BURADA ŞİFA GÖRÜP GİDİYORLAR”

    Üryan Hızır Ocağı’nın tarihini anlatan Elif Koyun, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Sultan Hıdır gölün orada durmuş ve gölün aşağısında da çıra yakıyorlar. Paşa, Sultan Hıdır’ı görüyor ve bakmaları için askerlerini gönderiyor ve diyor ki, ‘Gidin bakın orada ne çırası yanıyor. Eskiden böyle bir şey yoktu.’ Askerler geliyor bakıyor çıra yanıyor. Çıraların yanında da yerde küçük bir seccadenin üzerinde oturan fukara birisi var. Askerler Sultan Hıdır’a, ’Paşa seni istiyor’ diyor. Sultan Hıdır’da ‘Ben gelmem, paşa buraya gelsin’ diyor. Askerler her şeyi denemiş ama Sultan Hıdır gitmemiş. Sultan Hıdır’ı alamadan dönen askerler, paşaya her şeyi denediklerini ama Sultan Hıdır’ı getiremediklerini söylüyor. Sultan Hıdır’ın gelmemesi üzerine paşa askerleriyle birlikte onun yanına gidiyor. Sultan Hıdır’ın yanına vardıklarında paşa ve askerleri seccadenin üzerine oturuyor. Kim geldiyse seccadeye sığıyor. Sultan Hıdır, güveçte pişirdiği yemeği getirip misafirlerinin önüne koyuyor. Sofraya oturan herkes doyup öyle kalkıyor. Güveçteki yemekte hiç bitmiyor.

    Sultan Hıdır, paşanın hayvanlarının da olduğunu görünce arpadan davarlara dağıtmaya başlar. Bütün davarlara arpa verildiği halde arpanın hala bitmediği görülür. Tüm bu olanları gören paşa, bu işte bir keramet var der. Paşa, Sultan Hıdır’a kimsesinin olup olmadığını sorar. Sultan Hıdır’da kimsesinin olmadığını söyler. Paşa, ‘Üç askerimi sana versem kabul eder misin’ diye sorar. Sultan Hıdır, ‘Gelsinler kabul ederim’ der. Askerlerden birinin adı Munzur, diğerinin adı Delil ve bir diğerinin adı da Resul imiş. Her üç askeri Sultan Hıdır’a vermişler. Bu köydekiler de bu askerlerin soyundan türemişler. İşte Hızır dedikleri budur. Hasta olanlar buraya geliyorlar. Burada şifa görüp gidiyorlar. Yine çocuğu olmayanlar buraya geliyor dualarını edip gidiyorlar.

    Eskiden buraya araba gelmezdi, yol yoktu. İnsanlar hayvanlarıyla ya da yürüyerek gelirlerdi. Şimdi de arabayla gelip arabayla gidiyorlar. Eskiden köyümüzde elliden fazla hane vardı. Şimdiyse kimse yok. Herkes bir yere dağıldı. Gençler buraya gelsin Üryan Hızır’ı ziyaret etsinler, şifa görsünler. Neden uzaklaşıyorlar? İtikatlarını bırakmasınlar.”

    “ESKİDEN İNSANLARIN İNANÇLARI DAHA GÜÇLÜYDÜ”

    Eskiden insanların Sultan Hıdır Ziyareti’ne yalın ayak geldiklerini belirten Reyhan Kıt da, “Ziyareti gördüklerinde ayakkabılarını çıkarıp, yalın ayak yürüyerek gelirlerdi. Eskiden insanların inançları daha güçlüydü. Buraya gelenler ibadetlerini gerçekleştiriyor. Biz buraya gelenlere her türlü yardımı ediyorduk, bizim evlerimizde yatarlardı. Ama artık böyle değil. Şimdi insanlar kurbanlarını kesip hemen geri dönüyorlar. Bu ziyaretin kerameti çoktur. Eğer biz Üryan Hızır’ın önünde doğru durursak işimiz, gücümüz de doğru gider. Ama Üryan Hızır’ı tanımamız, bilmemiz lazım. Üryan Hızır’ın şifası boldur. Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur. İnsanlar buraya hasta gelip iyileşmiş olarak geri dönüyorlar. Bu yüzden Üryan Hızır’a hasta çok gelir. Kör olan, topal olan, sakat olan da geliyor. Buradan şifalarını görüp gidiyorlar. Eğer biz doğru olursak Üryan Hızır her isteğimizi de kabul ediyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dede Akbaba: Alevi köylerine zorla cami yapılması kabul edilemez-VİDEO

    Dede Akbaba: Alevi köylerine zorla cami yapılması kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA – Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Alevi köyü Hakis’te (Büyükyurt) İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine yönelik tepkiler büyüyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi’nde dedelik hizmeti yürüten ve Üryan Hızır Ocağı yol evlatlarından olan Kenan Akbaba, Alevi köylerine dönük cami dayatmalarının asimilasyon politikası olduğunu belirterek sert tepki gösterdi.

    Hakis’te planlanan cami yapımına ilişkin PİRHA’ya konuşan Akbaba, son dönemlerde Alevi köylerine yönelik benzer girişimlerin arttığını vurguladı.

    “ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPMA GİRİŞİMLERİ SON YILLARDA HIZ KAZANDI”

    Akbaba, Alevi nüfusunun yoğun olduğu köylere cami yapılması ya da boş evlerde merkezi sistemle ezan okutulması gibi uygulamaların giderek yaygınlaştığını belirterek bunun ciddi rahatsızlık yarattığını söyledi.

    “Anadolu, geçmişten bugüne tüm inançların kendisini yaşattığı bir yer. 72 milleti bağrına basmış bir coğrafya. Bu çeşitlilik bizi zenginleştirirdi, güzelleştirirdi. Ancak bugün geldiğimiz noktada Alevi köylerine zorla cami yapılarak inançlarımız yok sayılmak isteniyor” dedi.

    “MUHTARLARA BASKI YAPILIYOR”

    Cami yapım taleplerinin bazı köylere hizmet götürme şartına bağlandığını belirten Akbaba, mevcut siyasi iktidarın muhtarları baskı altına aldığını ifade etti:

    “‘Köyünüze hizmet istiyorsanız cami yapılacak, yapılmazsa hiçbir hizmet gelmez’ denilerek muhtarlar tehdit ediliyor. Bu kabul edilemez. Bu baskılarla köylerde cami yapılmasına mecbur bırakılıyorlar.”

    Dersim’in yanı sıra Sivas, Erzurum, Çorum ve Aşkale gibi birçok bölgede de benzer uygulamaların yaşandığını söyleyen Akbaba, “Bu köylerde Sünni vatandaş yaşamamasına rağmen cami yapıldı, ezan okutuluyor” dedi.

    Her inancın kendi ibadet alanını yaşatmasının doğal ve değerli olduğunu vurgulayan Akbaba, ancak hiçbir cemaatin bulunmadığı köylere cami yapılmasının açık bir dayatma olduğunu ifade etti:

    “İnançlarımızı yaşatmak elbette güzel ama o inanca mensup kimsenin olmadığı bir köye zorla cami yapılmasını istemiyoruz. Bu doğru değil, kabul etmiyoruz.”

    Alevilerin asimile edilmesine kimsenin hakkı olmadığını vurgulayan Akbaba, eşit yurttaşlık çağrısı yaptı:

    “Biz bu ülkede kardeşçe yaşamak istiyoruz. Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Laz, Abaza, Ermeni, Süryani, Ezidi… Hiçbirini ayrıştırmaya gerek yok. Her toplumun inancına saygı duyulmalı. Mevcut hükümet farklılıklara saygı duymadığı sürece bu ülkede huzur olmaz, kendisi de kaybeder.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Celal Fırat: Kutsal mekânlarımızın olduğu bölgeyi madenciliğe açmayın-VİDEO

    Celal Fırat: Kutsal mekânlarımızın olduğu bölgeyi madenciliğe açmayın-VİDEO

    PİRHA- Üryan Hızır Ocağı, Ağuçan Ocağını ve kutsal mekanların bulunduğu Dersim’in Pertek ilçesi ve köylerinin mera alanlarına yapılmak istenen Pomza kum ocağı maden sahasınına ilişkin Meclis’te konuşan Celal Fırat, “Bölge halkı, muhtarlar, inanç önderleri, sivil toplum örgütleri yapılan toplantılar sonucu buraların madenciliğe açılmasına rıza göstermemektedir” dedi.

    Dersim’in Pertek ilçesinde Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından, pomza kum ocağı yapılmak isteniyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)  İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

    “BÖLGEDEKİ İNANÇSAL YAPIYI OLDUKÇA OLUMSUZ ETKİLEYECEKTİR”

    Üryan Hızır Ocağı, Ağuçan Ocağını ve kutsal mekanların bulunduğu Dersim’in Pertek ilçesi ve köylerinin mera alanlarına yapılmak istenen Pomza kum ocağı maden sahasını kabul etmediklerini belirten Celal Fırat, “Alevi inancı açısından önemli olan bu bölgeye yılın her zamanında çok sayıda insan inanç ziyaret yapmaktadır. Yapılmak istenen Pomza kum ocağı kutsal mekânlarımızın olduğu bölgedeki inançsal yapıyı oldukça olumsuz etkileyecektir” dedi.

    “COĞRAFYAYI BOZMAYIN”

    “Coğrafyayı bozmayın, kutsal mekânlarımızın olduğu bölgeyi madenciliğe açmayın” diyen Fırat konuşmasında şunları kaydetti:

    “Ayrıca, bölgenin en önemli geçim kaynaklarından olan hayvancılık zarar görecek, tarım alanları olumsuz etkilenecek, ekosistem bozulacak, halkın yaşam alanları yok olacaktır. Bölge halkı, muhtarlar, inanç önderleri, sivil toplum örgütleri yapılan toplantılar sonucu buraların madenciliğe açılmasına rıza göstermemektedir.
    Buna rağmen yetkililer ‘ÇED gerekli değildir’ kararı vermişler. Buradan tekrar belirtmek isteriz ki bu bölgenin halkına rağmen coğrafyayı bozmayın, kutsal mekânlarımızın olduğu bölgeyi madenciliğe açmayın.”

    PİRHA/ANKARA

  • Rıza Tanrıverdi Cemevinde Hızır Cemi yürütüldü-VİDEO

    Rıza Tanrıverdi Cemevinde Hızır Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da, Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Xızır ayı ve orucu vesilesiyle lokmalar yapılıp yüzlerce yurttaşın katılımıyla Hızır Cemi yürütüldü.

    Alevilerin yoğun yaşadığı Adıyaman’ın birçok köyünde yurttaşlar orucunu tutup, lokmalarını paylaştıktan sonra akşam saatlerinde de cemevine gelip ibadetlerini yerine getirdi. Adıyaman Rıza Tanrıverdi Cemevi’nde Hızır ayı vesilesiyle lokmalar yapılıp cem yürütüldü. Hızır Cemi’nin yapıldığı yere çok sayıda yurttaş katılırken çocuklardan oluşan bir ekiple saz çalınıp, semah dönüldü.

    Sabah saatlerinde Xawra lokmasının içi hazırlandıktan sonra çevreden gelen kadınlar imece usulü yoğurdukları hamurun içine soğan, ceviz, et ve farklı baharatlardan oluşan lokma içini, yufka şeklinde yapılan hamurun arasına koyarak kızarmış yağda pişirdi. Yapılan bu lokmalar gelen kişilere bölüştürüldü.

    Hızır lokmasına çok sayıda yurttaş katılırken, verilen lokmaların öncesinde 6 Şubat depreminde hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundular.

    “ADIYAMAN’IN ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞÜ BİRARADA”

    Lokmaların verildiği yerde konuşan Adıyaman Belediye Başkanı Tutdere, 6 Şubat’ta hayatını kaybedenleri anarak sözlerine başladı. Tutdere, depremde binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir kentte birarada yaşamak zorunda kaldığını belirtti. Tutdere, konuşmalarını şu şekilde sürdürdü:

    “Bu kentte birlik içerisinde, beraberlik içerisinde hayata tutunuyoruz ve geleceğe umutla bakıyoruz. Hep beraber bu anlamlı günlerde aynı sofralarda yine beraber olacağız. Adıyaman’ın çok kültürlülüğü bugün burada birarada. Bu kentte yine hep beraber birlik içerisinde geleceğe yürüyeceğiz.”

    “YAPILAN ALT YAPI ÇALIŞMALARINDAN DOLAYI MAĞDURİYET YAŞANIYOR”

    Tutdere, şehirde yaşanan sorunlara da değinerek şu ifadelerde bulundu: “Adıyaman’da zorlu bir süreçten geçiyoruz. Şehirde yaşanan alt yapı çalışmaları, diğer yapılan hizmetlerden dolayı sizleri zaman zaman mağdur ettiğimizi biliyoruz. Sizlere daha yaşanılabilir, konforlu bir şehir sunabilmek amacıyla bütün ekibimizle sahalarda çalışıyoruz. Bu zor süreçte sizlerden destek istiyoruz. Bu şehri yeninden ayağa kaldırabilmek için bizlere desteğinizi bekliyoruz.”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Yardımcı Mahmut Nedim Evli, burada söz aldı. Evli, Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde yaşamak istediğinin altını çizerek şunları belirtti:

    “Biz Aleviler eşit yurttaşlık istiyoruz. Sadece Alevilere değil bu ülkede yaşayan bütün inançların, kimliklerin eşit bir şekilde yaşayabileceği bir ülke istiyoruz. Biz Türkiye’de yaşayan 25 milyon Alevi olarak cumhuriyetin ikinci yüzyılında inancımızın tanınmasını ve Anayasa’da yer almasını talep ediyoruz. Alevi Kültür Dernekleri olarak bu mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

    Evli, Kürt sorununa da dikkat çekerek Türkiye’de yaşanan en önemli sorunun Kürt sorunu olduğunu ifade etti. Evli, “Kürt sorunu bir an önce Türkiye’nin gündeminden düşmeli ve çözüme kavuşturulmalıdır. Dileriz en kısa zamanda bu sorun çözülür ve Türkiye’nin enerjisi ve kaynakları başka şekillerde kullanılır” dedi.

    Konuşmaların ardından rızalık alınıp, Hızır Cemi’ne geçildi.

    Hızır Cemi’ne Kureyşan Ocağı evlatlarından Erdal Bozkurt, Ağuçan Ocağı evlatlarından Hüseyin Güzel, Dede Kargın Ocağı evladı Kazım Sultan, Qureyşan Ocağı evladı Mehmet Ali Tutak, Üryan Hızır Ocağı evladı Deniz Büyükşahin katılarak cemi yürüttü.

    Kureyşan Ocağı evladı Pir Erdal Bozkurt, Alevilerde önemli olan 4 makam ve ehlibeyt ile ilgili konuştu. Yapılan Hızır lokmasının gülbangını da Qureyşan Ocağı evladı Pir Mehmet Ali Tutak verdi.

    Alevilerde Hızır’ın kim olduğu, ne anlama geldiği hakkında konuşan Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Deniz Büyükşahin, Hızır ayının Şubat’ın ortalarında başladığını, 3 veya 7 gün arasında tutulduğunu ve ayın sonunda kurbanların tığlandığını, cemlerin eda edildiğini ifade etti.

    Hızır lokmasının ardından insanlar cem erkanının yürütüldüğü bölmeye geçti. 12 hizmetin yapıldığı cemde Türkçe ve Kürtçe deyişler okunup semah dönüldü.

     PİRHA/ADIYAMAN

     

     

  • Her yıl Hızır ayında bir araya gelen Azikan köylüleri geleneklerini devam ettiriyor-VİDEO

    Her yıl Hızır ayında bir araya gelen Azikan köylüleri geleneklerini devam ettiriyor-VİDEO

    PİRHA- Azikan köylüleri Hızır ayının gelmesiyle birlikte lokma yaptı. Azikan köyünda cem yürüten Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Deniz Büyükşahin, Alevilerin inançsal olarak dayanışması gerektiğinin söyleyerek, “Eğer Aleviler olarak örgütlenmezsek yok olup gideriz” dedi.

    Aleviler açısından kutsal kabul edilen Hızır ayı devam ederken Yazıbaşı (Azikan) köyünde de sabahın ilk saatlerinde kurbanlar kesilip imece usulü tığlandıktan sonra herkese eşit bir şekilde paylaşıldı. Köylüler, diğer gün de Xawra (kömbe) yapar. Yapılan lokmalar komşulara ve çevredeki yakınlarına pay edilir.

    Üryan Hızır Ocağı evladı olan Pir Deniz Büyükşahin, talipleri olan köylülerin cemini yürüttü. Pir Büyükşahin, Xıdırsor aşireti içerisinde en kalabalık köyün Azikan Köyü olduğunu ve yaptıkları dayanışma örneğinden dolayı teşekkür ederek, bu şekilde devam ettirilmesi gerektiğini söyledi.

    “HIZIR DARA DÜŞENİN YANINDADIR”

    Hızır ayının Aleviler açısından kutsal olduğunu söyleyen Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Deniz Büyükşahin, Hızır’ın dünyanın kuruluşundan bu yana olduğu ve ölümsüzleştiği Abu Hayat denilen suyu içtiği söylenir. Büyükşahin, “Biz Aleviler ne zaman dara düşsek ‘Yetiş ya Hızır’ deriz. Eğer canı gönülden Hızır’ı çağırırsak yardımımıza gelir. Hızır, insanın duasını kabul edip başka suretlerde dualarını kabul eder” dedi.

    Köyde yaşayan Zeynep adlı yurttaş, Hızır ayıyla ilgili, “Evliyaların, 12 İmamların, ehlibeytin yolunda oruç tutuyoruz, lokma yapıyoruz. Yaptığımız bu lokmaları çevremize, komşularımıza paylaşıyoruz. Hızır ayında hepimiz biraraya geliriz. Kızgınlık, kırgınlık yoktur, hepimiz aynıyız, hepimiz kardeşiz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN ÖRGÜTLENMEKTEN KORKMAMASI GEREK”

    Lokmaların pay edilmesinden sonra Deniz Büyükşahin, köyde bulunan cemevinde talipleriyle birlikte cem tuttu. Cemde konuşma yapan Büyükşahin, “Eğer Aleviler olarak örgütlenmezsek yok olup gideriz. Cemaat olgusunu gerçekleştirmediğimiz için örgütlenemedik. Örgütlenmeden korkulmaması gerekiyor. Bizler ne kadar birlik ve beraberliğimizi perçinleştirirsek o kadar güçlü oluruz. O zaman sözümüzü kabul ettirmiş oluruz” şeklinde konuştu.

    Pir Büyükşahin, Cemlerde kadın ve erkek eşitliğinin önemine de vurgu yaparak, “Bu kapıya giren herkes cinsiyetini dışarda bırakarak gelir. Çünkü ceme giren herkes candır. Can olmanın dışında cinsiyetçi bir açıdan bakarsak Hakk’ın huzurunda o günahtır” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    PİRHA/ ADIYAMAN

  • Dede Akbaba: Suriyede Alevilere yönelik yapılanları tüm topluma ulaştırmamız lazım-VİDEO

    Dede Akbaba: Suriyede Alevilere yönelik yapılanları tüm topluma ulaştırmamız lazım-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de Alevilere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin tepki gösteren Üryan Hızır Ocağı yol yürütücüsü Kenan Akbaba, Suriye’de yaşanan katliama daha fazla sessiz kalınmaması gerektiğini ifade ederek, “Avrupa’daki Alevilerin de buna karşı mücadele yürütmesi gerekiyor” diye belirtti.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı. Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesi ardından HTŞ’ liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.

    Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor.

    Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı. Arap Alevileri Humus, Hama, Tartus ve Lazkiye’de bu ölümlere karşı protesto düzenledi ancak HTŞ, yapılan protestolara da silahla karşılık verdi.

    Üryan Hızır Ocağı yol yürütücüsü Kenan Akbaba, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “SURİYEDEKİ KARLİAMLARIN GÖRÜNTÜLERİ TAM BİR TRAJEDİ”

    Suriye’de Aleviler üzerinde bir katliam yaşandığını ve yaşananların kabul edilebilecek bir durum olmadığını vurgulayan  Akbaba, “Basında ve sosyal medyada çıkan görüntüler adeta bir trajedi. Bu görüntüler bizi yürekten yaralayan görüntüler. Suriye’de sosyal medya üzerinden izlediğimiz bu olaylarda tamamen oradaki Alevilere karşı ırkçı ve şöven bir saldırı var. Suriye’de insanları kadınları gençleri yerlere yatırarak kafalarına ayakları ile basarak adeta çocukların yanında işkence yapıyorlar” diye belirtti.

    “HTŞ YÖNETİMİ SURİYEYE BARIŞ GETİRECEKTİ BARIŞTAN ANLADIKLARI BU MU”

    Suriye’deki mevcut HTŞ ülke yönetimini devraldığında barış getireceğiz diyerek işe başladığını aktaran Akbaba, “Suriye’de yaşayan bütün kimliklere inanç ve kültürlere eşit yaklaşacak ona göre davranacağız diyerek açıklama yapmışlardı. Ama sözlerinde durmadılar” dedi.

    “ESAT’TA KATLİAMCIYDI HTJ DE KATLİAMCI”

    HTŞ’nin Esad’tan farkı olmadığını belirten Akbaba, “Esad Alevi olsa da Esad’ta işkenceci bir insandı, Aleviler olarak Esad’ı da kınıyoruz. Ama bunlar Esad yönetiminden daha beter çıktılar. Katliamcı zihniyetin hepsini kınıyoruz ve lanetliyoruz. Umarım Suriye’de bir an önce sağduyulu bir hükümet kurulur” diye konuştu.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN SESİNİN DAHA GÜR ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Suriye’de Aleviler üzerinde yapılan katliama karşı ivedi olarak kamuoyu oluşturmak gerektiğini belirten Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Derneklerimizin sivil toplum örgütlerimizle birlikte büyük bir kamuoyu oluşturarak yaşananları tüm topluma ulaştırmamız lazım. Avrupa’daki Alevi hareketine de büyük görevler düşüyor. Avrupa’daki Alevi örgütleri de bir an evvel sesini çıkarması lazım” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • İşkencede katledilen Mehmet Ceren’in ailesi AİHM’den çıkacak kararı bekliyor-VİDEO

    İşkencede katledilen Mehmet Ceren’in ailesi AİHM’den çıkacak kararı bekliyor-VİDEO

    PİRHA-12 Eylül 1980 askeri darbe döneminde hakkında yakalama kararı çıkarılan ve jandarmaya teslim olduğu gün ‘Filistin Askısı’ olarak bilinen işkence yöntemiyle katledilen Mehmet Ceren’in ailesi Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’nden çıkacak sonucu bekliyor. Mehmet Ceren’in yeğeni Önder Ceren, AİHM’den umutlu oldukların söyledi.

    12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Ali Ekber Yürek ve Fehmi Özarslan ile birlikte işkencede yaşamını yitiren Mehmet Ceren dosyası AİHM’de.

    Mehmet Ceren dosyası, Anayasa Mahkemesi’nce 12 Şubat 2016’da zaman aşımından dolayı takipsizlik kararı verilince Ceren ailesi tarafından AİHM’ye taşındı.

    PİRH’ye konuşan Mehmet Ceren’in yeğeni Önder Ceren, AİHM’den umutlu olduklarını söyledi.

    MISIR: MEHMET RUHEN ARAMIZDA

    Mehmet Ceren’in mezarını ziyaret eden Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Mustafa Mısır, “Her ne kadar bedeni aramızda olmasa da ruhen aramızda. Bugün toprak ananın kucağında da olsa o burada. Bu bölgenin genç insanıydı. Mehmet bu değerler için Hakk’a yürüdü. Bu bölgenin birçok Mehmet’i oldu kendisinden sonra. Onun için türküler, ağıtlar söylendi. O hala yüreğimizde” dedi.

    “AİHM’DEN UMUTLUYUZ”

    Önder Ceren ise Türkiye’deki iç hukukta dava sürecinin sonlandırıldığını, davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındığını ifade etti. Ceren, AİHM’den umutlu olduklarını belirterek, “Amcamıza zulmedenler inşallah hesap verirler. Türkiye’den sonuç alamasak da AİHM’den alacağımıza eminiz. Hiçbir hastalığı ve hiçbir sorunu olmamasına rağmen sağlam bir şekilde teslim oluyor. Hiçbir suçu yoktu, tek suçu insanlığı savunmaktı. İnsanlık için can verdi. Türkiye’den bir sonuç alamadık, en büyük umudumuz AİHM’den sonuç almak” diye konuştu.

    MEHMET CEREN KİMDİR?

    Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Büyüktatlar köyünde 1957’de dünyaya gelen Mehmet Ceren, Vahip ve Eşe Ceren’in 5 çocuğundan biriydi. İlkokulu Büyüktatlarda, Ortaokulu Afşin’de okudu, Maraş Ticaret Meslek lisesini bitirdikten sonra, yüksek öğrenimini Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde tamamladı.

    “ÖNCESİNDE ÖLÜMLE TEHDİT EDİLMİŞTİ”

    “Mehmet Ceren üniversiteyi okuduktan sonra Afşin-Elbistan Termik santralinde işe girdi. Afşin-Elbistan Termik santralinde işçilerin çalışma koşulların düzeltilmesi ve işçi ölümlerini protestosunda en önde yerini alan Mehmet Ceren gözaltına alınıp, Maraş’a götürüldü. 2 hafta boyunca işkence gördü ve serbest bırakıldı. Dönemin Maraş Sıkıyönetim Komutanı yardımcısı Tümgeneral Yusuf Haznedaroğlu’un Mehmet Ceren’e “Bir daha buraya gelirsen cenazeni ailene teslim ederim” dediği belirtildi.

    “DOSYA 2014’TE ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞTÜ”

    Haznedaroğlu ile çok sayıda asker ve polisin şüpheli olduğu dosya 2014’te zaman aşımından düştü.

    Mehmet Ceren’nin ağabeyi Yemliha Ceren, 3 Mayıs 2011’de Afşin Savcılığı’na başvurdu. Buradan Maraş, Adana, Malatya ve ardından Afşin’e geri dönen dosya en son Ankara’ya gönderildi. 26 Mayıs 2011’de zaman aşımı ve takipsizlik kararı alındı.

    Takipsizlik kararı verilen dosya sayısı 14 klasör ve 7 bin sayfadan oluşuyor. Ceren ailesi, devletin bir kurumundan başka bir kurumuna taşınması için bu 7 bin sayfaya fotokopi ve aslı gibidir damgası vurulması için yüklü bir ödeme yapmak zorunda kalmıştı.

    15 Temmuz 1981 tarihinde hakkında tutuklama kararı çıkan Mehmet Ceren ailesine yapılan işkenceyi sonlandırmak için 5 Ekim 1981’de Adana Sıkıyönetim Komutanlığı’na teslim oldu.

    Adana’da 15 gün tutulduktan sonra 20 Ekim 1981 akşamı Maraş Sıkıyönetim Komutanlığı’na teslim edilen Mehmet Ceren, 21 Ekim 1981 tarihinde işkenceyle infaz edildi.

    Ölüm raporunda kalp krizi yazılsa da dönemin itirafçı polisi Sedat Caner ifadesinde Maraş’ta çok kişinin maruz kaldığı Filistin askısından indirilirken baş üstü düştüğünde boynunun kırıldığını söylemişti.

    1986 yılında Baba Vahip Ceren oğlunun ölüm sebebinin açıklanması ve mezarın açılması için Maraş Savcılığı’na bir dilekçeyle başvuru yaptı ancak takipsizlik kararı verildi. Baba Vahip Ceren verdiği mücadelelerin ardından 2004 yılında Hakk’a yürüdü.

    Mehmet Ceren dosyası, Anayasa Mahkemesi’nce 12 Şubat 2016’da zaman aşımından dolayı takipsizlik kararı verilince AİHM’ye taşındı.

    Ceren ailesi, 43 yıldır Türkiye’de bulamadıkları adaleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) bekliyor.

    Kamber YILDIZ/MARAŞ

     

    İLGİLİ HABER

    38 yıldır bitmeyen mücadele: Mehmet Ceren dosyası AİHM’de

  • Haçova Kültür Derneği Xızır Cemi tuttu: Aleviliği siyasete kurban etmeyelim- VİDEO

    Haçova Kültür Derneği Xızır Cemi tuttu: Aleviliği siyasete kurban etmeyelim- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Haçova Kültür Derneği Xızır Cemi yürüttü. Burada konuşan Üryan Hızır Ocağı’ndan Pir Deniz Büyükşahin, Aleviliğin siyasete kurban edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

    Aleviler Xızır ayı sebebiyle birçok yerde lokmalarını pay etmeye ve Xızır Cemi yürütmeye devam ediyor. Mersin’de bulunan Haçova Kültür Derneği Mersin Cemevi’nde Xızır Cemi tuttu. Üryan Hızır Ocağı’ndan Deniz Büyükşahin, İbrahim Boztepe, Kazım İlhan, Mahmut Büyükşahin pirlerin yürüttüğü ceme Haçova Kültür Dernek Başkanı Hüseyin Yazı ve çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.

    “ALEVİLİK BARIŞ DEMEKTİR”

    İlk olarak konuşan Pir İbrahim Boztepe, Alevilik değerlerinin topluma doğru bir şekilde aktarılması durumunda barış ortamının sağlanabileceğini belirterek, “Alevilik önce insanın kendisiyle, çevresiyle, doğayla barışık olma öğretisidir. Kavga yerine kardeşliği, bencillik yerine paylaşımı, düşmanlık yerine dostluğu, savaş yerine barışı öğütleyen inancın adıdır Alevilik. Alevilik değerleri bugün doğru bir şekilde aktarılabilse savaşlar olmayacak, herkes barış içerisinde yaşamını sürdürecektir” dedi.

    Üryan Hızır Ocağı’ndan Pir Deniz Büyükşahin ise Alevilik inancının siyasete alet edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Siyasetle kendi toplumumuza asla ve asla siyasete kurban etmeyelim. Biz yüzyıllardır inancımızı ocak-talip ilişkisini sürdürdük, hiçbir siyasi güç bu ilişkimizi bozamadı. Bunu devam ettirelim, siyasetle kendi toplumumuza asla ve asla siyasete kurban etmeyelim” dedi.

    12 hizmetin yürütüldüğü cemde Zakir Rıza Aydın deyişler okudu, semahlar dönüldü. Cemin ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Cahil ve ümmetçi bir toplum yaratılmak isteniyor’-VİDEO

    ‘Cahil ve ümmetçi bir toplum yaratılmak isteniyor’-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Kızılarık Cemevi Dedesi Kenan Akbaba, ÇEDES projesine ve okullara mescit açılmasına tepki göstererek, “Okullara mescit açılması bir ülke için acı bir tablodur. Bu tamamen bilimin, ilimin önünü keserek cahil ve ümmetçi bir toplum yetiştirmenin adımıdır” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Dedesi Üryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

     “ÜMMETÇİ TOPLUM YETİŞTİRMENİN ADIMIDIR”

    Ülke genelinde ortaokuldan başlayarak ilkokullara kadar mescitlerin açılmasını şeriata doğru gidişin adımı olduğunu belirten Akbaba, “Bu bir ülke için, bu dünya için acı bir tablodur. Bu tamamen bilimin, ilimin önünü keserek cahil ve ümmetçi bir toplum yetiştirmenin adımıdır” dedi.

    Ülkenin sahipsiz olmadığının altını çizen Akbaba, “3 yaşında 5 yaşında anne kucağında olan bu çocukların dinle ne ilişkisi var. Oysaki bu okullarımızda sadece Sünni vatandaşlarımız Alevi vatandaşlarımız gitmiyor, her dinden insan okula gidiyor” diye belirtti.

    OKULLARA MESCİT YAPILMASI UTANÇ VERİCİ BİR DURUM”

    Eğer bir insan inancını öğrenecekse buna ilişkin ibadet yerleri olduğuna işaret eden Akbaba, “Buralar ilim yuvaları. Dünya teknolojiyle uğraşırken biz dinin içinden çıkamıyoruz. Bunun gündeme gelmesi bile utanç vericidir. Onun için tekrar bunu protesto ediyor, gereken neyse bizler katkıda bulunacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO
    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO 
    > ‘ÇEDES’le toplum kandırılıyor, Siyasal İslamcılar tarihin en büyük ayıbını yapıyor’ -VİDEO 
    > ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO 
    >‘ÇEDES ile amaç bütün okulları imam hatipleştirmek’ -VİDEO

     

  • Üryan Hızır Ocağı’nda yürütülen cemde Alevi inancının evrenselliği anlatıldı-VİDEO

    Üryan Hızır Ocağı’nda yürütülen cemde Alevi inancının evrenselliği anlatıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de Üryan Hızır Ocağı’nda yürütülen cemde Alevi inancının çocuklara öğretilmesi gerektiği vurgulandı. Ağuçan Ocağı evladı Mithat Güler, “Alevi inancı evrenseldir, zorlayıcı değildir. Peki bu inanç kime yaramıyor ki biz bugün inancımızı terk etmişiz” dedi.

    Dersim’in Pertek ilçesinin Zeve köyünde bulunan Üryan Hızır Ocağı’nda Muhabbet cemi yürütüldü. Cem erkanını Ağuçan Ocağı evladı Mithat Güler yürüttü.

    “ALEVİ İNANCI ZORLAYICI DEĞİLDİR”

    “Birleşmezsek, beraber olmazsak ve inancımızı çocuklarımıza öğretmezsek inancımız kaybolur” diyen Ağuçan Ocağı evladı Mithat Güler, “Alevi inancı evrenseldir, zorlayıcı değildir. Büyüklerimiz birbirine rahatsızlık yaratan insanları asla mahkemeye götürmemişlerdir, çünkü Alevi hukukunda yalancı hâkim, yalancı avukat, yalancı savcı ve yalancı şahit yoktur. Böyle evrensel bir inancımız var bizim. Peki bu inanç kime yaramıyor ki biz bugün inancımızı terk etmişiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Milletvekili Özen, Üryan Hızır Ocağı’na ait tarihi evin yıkılmasını meclise taşıdı

    Milletvekili Özen, Üryan Hızır Ocağı’na ait tarihi evin yıkılmasını meclise taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Zeynel Özen, Üryan Hızır Ocağı’na ait 150 yıllık tarihi evinin neden yıkıldığını Bakan Murat Kurum ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sordu. Milletvekili Özen, verdiği soru önergesinde “Bu mekânın tarihsel, kültürel ve inanca dair durumu neden dikkate alınmadan rastgele bir yıkım işlemi gerçekleşmiştir?” dedi. 

    Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Pınarbaşı (Bulam) köyündeki Üryan Hızır Ocağı’nın yaklaşık 150 yıllık evi, 6 Şubat depreminin ardından valilik kararıyla yıkıldı. Alevi toplumunda tepkiyle karşılanan yıkımı, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdı.

    Milletvekili Zeynel Özen, yaklaşık 150 yıllık, cem ibadetinin yapıldığı bir Alevi inanç merkezinin yıkılmasındaki gerekçeleri, soru önergesi ile ilgili makamlara sordu.

    “MEKÂNIN KOLONLARI SAĞLAM DURMASINA KARŞIN…”

    HDP’li Zeynel Özen, toplum tarafından kutsal görülen mekanın yıkılmasına ilişkin hazırladığı önergede şu ifadelere yer verdi:

    “Tarihsel süreçte Hasan efendilerin, büyük Hamo dedelerin, Kalender dedelerin, Opi (Ape) Usun, Ali ağanın, Yusuf Dedenin, Sabri Dedenin, Hüseyin Dedenin ve nice inanç önderlerinin 1850 yıllardan bu yana ibadet hizmeti yürüttükleri bu kültürel miras niteliğindeki ocak merkezinin bir kısım duvarları 6 Şubat depreminde yıkılmıştır.

    Akabinde bu tarihsel mekânın kolonları sağlam durmasına karşın şeritler çekilip, hasar tespitinde hızlı bir şekilde “acil yıkılma” kararı verilmiştir. Asırları aşkın bu kültürel ve inanç mirası tüm itirazlara rağmen yıkılma tehlikesi var denilip, bir enkaz muamelesi gösterilerek iş makinalarıyla yıkılmıştır.

    Oysa orada Üryan Hızır Ocağımızın tarihsel, kültürel ve inanç anlamında bu toprakların kadim mirasından izler taşıyan bir mekâna onun bu özellikleri dikkate alınarak bir uygulama yapılması gerekirdi. Dolayısıyla öncelikle bu mekânın koruma altına alınması üzerine durulmalıydı. Eğer tüm itirazlara rağmen yıkılması zorunluysa da, buna uygun tedbirleri almak, o dokuyu korumak, oradaki taşın da, ahşabın da zarar görmemesi için tek tek çıkarmak ve aslına uygun bir şekilde yeniden inşasına müsait bir biçimde yapılmalıydı.”

    “ACİL YIKILMASINA DAİR KARAR HANGİ ESASLARA GÖRE ALINMIŞTIR?”

    Milletvekili Zeynel Özen, konuyla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    -Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’daki Üryan Hızır Ocağı’nın merkezi niteliğindeki 150 yıllık kültürel ve tarihsel miras niteliğindeki mekân, 6 Şubat depreminde bazı duvarları hariç yıkılmamasına karşın neden itirazlar dikkate alınmadan direkt yıkım işlemi uygulanmıştır?

    -Bu tarihsel ve kültürel inanç mekânının acil yıkılmasına dair karar hangi esaslara göre alınmıştır?

    -Bu mekânın tarihsel, kültürel ve inanca dair durumu neden dikkate alınmadan rastgele bir yıkım işlemi gerçekleşmiştir?

    -Bu mekânın yıkımı zaruriyse, manevi ve kültürel dokuyu korumak adına içindeki taşın, ahşabın ve Aleviler için kutsal kabul edilen parçaların da zarar görmeden tek tek çıkarılması ve aslına uygun bir şekilde yeniden inşasına müsait bir biçimde bunun gerçekleştirilmesi neden sağlanmamıştır?

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO
    Alevi Ocak evinin yıkılmasına ABF Başkanı’ndan tepki: Alevi inancına saygısızlar!-VİDEO

  • Alevi Ocak evinin yıkılmasına ABF Başkanı’ndan tepki: Alevi inancına saygısızlar!-VİDEO

    Alevi Ocak evinin yıkılmasına ABF Başkanı’ndan tepki: Alevi inancına saygısızlar!-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evinin, valilik emriyle yıkılmasına tepki gösterdi. Aslan, “Enkaz altındaki insan bedenine dahi enkaz gözüyle bakan bir devletten tabii ki kutsallarımıza, değerlerimize saygı beklemek boş olacak” dedi. Aslan, bu yıkımın milletvekilleri tarafından mecliste dile getirilmesi gerektiğini belirterek “Hukuksal mücadele de verilmeli” dedi. 

    Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Pınarbaşı (Bulam) köyündeki Üryan Hızır Ocağına ait en az 150 yıllık olduğu belirtilen ev, 6 Şubat depreminde hasar aldığı gerekçesiyle yıkıldı.
    Uzun yıllar cem erkanlarının yürütüldüğü ev, valilik kararının ardından iş makineleri ile yıkıldı.

    Bölge halkı tarafından kutsal görülen evin duvarlarında depremden sonra yıkıntılar oluştuğu, ancak bölgeye gelen yetkililerin aceleyle “ağır hasarlı yapı” değerlendirmesini yapıp yıkım yaptığı aktarıldı.

    “SAYGISIZLIK YAPMAYI KENDİLERİNE İLKE EDİNMİŞ İKTİDAR”

    Bulam köyündeki yıkıma ilişkin bir tepki de Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan’dan geldi.

    Yaşanan ilk depremin ardından bölgeye giderek 17 gün kaldığını belirten Aslan, “Alevi toplumunun, bu topraklarda mevcut iktidar tarafından ne kadar ötekileştirildiklerini biliyorduk ama deprem sürecinde bunu daha çıplak gözle görebildik” diye de ekledi.

    Mustafa Aslan, AKP iktidarı döneminde Alevilerin kutsal gördükleri birçok mekana yönelik saldırı olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Deprem sonrası bölgeye gittiğimizde acıda dahi ayrımcılık yapan bir anlayışla karşı karşıya kaldık. Tabii bu Üryan Hızır Ocağı Cemevinin, bir pir evinin yıkılma olayını duyduk, aslında AKP bunu geçmişte de yaptı. Birçok Alevi ocaklarına dergahlarına bu anlamdaki saldırı ve bakış açılarını bizler biliyoruz. Tarihe, mirasa, kutsala karşı; özellikle Alevilere dair olan ya da kendileri dışındaki diğer toplumsal kesimlerin kutsallarına karşı saygısızlıklarını bir kez daha gösterdiler. Evet deprem bölgesinde hasar görmüş olabilir ama bir tarihi yapıdır, inanç değeri olan bir mekandır, en azından bizler şunu beklerdik; ailenin bir fikri alınırdı, ocak evlatlarına sorulmalıydı, o ocakta duran pirin fikri alınmalıydı. Bu evin teknik anlamda yeniden restorasyonu mümkün değilse en azından buna ilişkin bir açıklama yapmaları lazımdı. Sıradan bir binaymış gibi davranmaları, kutsala, inançsal mekana, özellikle söz konusu Aleviler olunca buna karşı saygısızlık hat safhada. Bu sadece Adıyaman’da değil Hatay, Antakya, Samandağ bölgesinde birçok Alevi kutsal mekanları yok edildi. Halen daha bir enkaz gibi ortadan kaldırılıyorlar. ‘Devlet, arama kurtarmaya gelmedi, enkaz kaldırmaya geldi’ diyen bir arkadaşım var. Enkaz altındaki insan bedenine dahi enkaz gözüyle bakan bir devletten tabii ki kutsallarımıza, değerlerimize saygı beklemek boş olacak. Çünkü anlayışları, yok etmek üzerine. İnkar etmeyi, saygısızlık yapmayı kendilerine ilke edinmiş bir iktidarla karşı karşıyayız.”

    “MECLİS’TE DİLE GETİRİLMELİ, HUKUKSAL MÜCADELE VERİLMESİ LAZIM”

    Mustafa Aslan, Üryan Hızır Ocağı’ndaki yıkıma yönelik demokratik kamuoyunun da ses çıkartması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Depremin yaşandığı bölgedeki tüm tarihi eserler, miraslar, kutsal mekanlarla ilgili başta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki muhalefet partilerinin bunu kesinlikle kürsüde dile getirmeleri lazım. Hukuksal olarak bir mücadele verilmesi lazım. İnsan hakları savunucularının da insanın ne kadar yaşamsal hakkı varsa, aynı zamanda insanların kutsallarıyla, değerleriyle, mekanlarıyla da bu hak bütündür. Bunun da bir insani hak olduğunu unutmamak lazım. Bu konuda da mücadele vermeye ihtiyaç var.”

    Eren GÜVEN/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

  • Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

    PİRHA – Depremin üzerinden bir ay geçti. Binlerce insan hayatını kaybetti, binlerce bina yıkıldı. Bazı binalar da yetkililerin kararıyla yıkıma uğratıldı. Yıkıma uğrayan yapıların arasında Alevilerin kutsal mekanları var. Adıyaman Bulam’da Üryan Hızır Ocağı’na ait 150 yıllık ev de valilik kararıyla yıkıldı. 

    6 Şubat’ta Maraş merkezli depremlerde büyük yıkım gerçekleşen Adıyaman’da çok sayıda insan hayatını kaybetti, yaralandı. Binlerce bina yıkılırken, çoğu da ağır hasarlı.

    Adıyamanlı, Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin, Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da Ocak evinin valilik emriyle yıkıldığını PİRHA‘ya anlattı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN KÜLTÜREL MİRASLARI ENKAZA DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENİYOR”

    150 yıllık tarihi olan Alevi Ocak evinin kaymakamlık ve valilik emriyle yıkıldığını belirten Büyükşahin, “Bu mirasa enkaz muamelesi yapılmamalıydı. Bu tür tarihi, kültürel ve inançsal özellikleri dikkate alınarak bir uygulamanın yapılması gerekirdi. Çok ama çok üzgünüz” dedi.

    Büyükşahin, “Deprem felaketiyle birlikte maalesef çok sayıda canımızı kaybettik. Felaket her yönüyle devam ediyor. Göçük altındaki canlarımıza bile enkaz muamelesi yapıldı. Bilmemiz gerekir ki insani dramın yanında o coğrafyanın kültürel, inançsal tarihide yok ediliyor. İnsani kırımın yanında bir kültürel kırımında da eşiğindeyiz. Depremin olduğu Alevi coğrafyasında Alevi toplumunun çok önemli kültürel mirasları var. Yüzlerce yıl öncesinden gelmiş olan miras var. Bu konuda yetkililerin çok hor yaklaştığını onu enkaza dönüştürmek istediklerine tanık oluyoruz. Bunun örneklerinden bir tanesi benim de evladı olduğum Üryan Hızır Ocağı’nın Adıyaman Çelikhan İlçesi’ne bağlı Pınarbaşı Bulam’da bir ocak evimiz var. Yüzyılı aşkın süredir cemlerin yapıldığı bir evimiz, Kutsal Tarik’in olduğu evimiz, cem evimizin olduğu büyük odamız var. Burası maalesef iki gün önce iş makinalarıyla yıkıldı, param parça edildi. Orası öyle bir yer ki beş kuşak dedemizin babam Hasan Dede, amcam Hamo Dede, onun babası Hüseyin Dede, kardeşi Mamo dede, babaları Miro Dede, onun babası Hüseyin Dede… Hasan efendilerin, büyük Hamo dedelerin,  Kalender dedelerin, Opi Usun, Ali ağanın, Yusuf Dede, Sabri Dede, Hüseyin Dede ve nicelerinin 1850 yıllardan beri var olan en az 150 yıllık tarihi olan, cem cemaat olunan, bir evden bahsediyoruz. Orada hem ocağımızın tarihi var hem de o günden bugüne sürekli cem cemaatlerin yapıldığı bir yer. Tarihsel, kültürel ve inanç anlamında bize akan bir miras ve dolayısıyla yapılması gerekli olan tek şey onun bu özelliklerinin dikkate alınarak bir uygulama yapılmasıydı” dedi.

    “CEM YAPTIĞIMIZ ODAYA AHŞAP BİR TAHTA DEĞERLENDİRMESİ YAPAMAZSINIZ”

    Veli Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Depremden sonra gördüğümde duvarlarında yıkıklar vardı. Şeritler çekildi ve hızlı bir şekilde ağır hasarlı denilip, yıkılma tehlikesi var diye iş makinalarıyla yıktılar. Dolayısıyla kültürel mirası da inanç mirasını da beş kuşakla gelen mirası da yok ediyorsunuz aslında. Orası sadece bir ev değil; büyük oda dediğimiz cem yaptığımız odaya sadece bir ahşap tahta muamelesi yapamazsınız. Çünkü orada en az 5 tane Alevi piri cem yapmış, cemaat yapmış, ikrar almış, yol sürdürmüş, hızır cemleri yapmış, müsahiplik cemleri yapmış. Tarik orada müsahiplerin sırtına çalınmış, hızır lokmaları, aşureler orada yapılmış ve orada toplumun sorunları çözülmüş. Dolayısıyla devletin yapması gereken onu koruma altına almak. Eğer yıkılması zorunluysa da buna uygun tedbirleri almak o dokuyu korumak oradaki taşın da ahşabın da zarar görmemesi için tek tek çıkarmak ve aslına uygun yeniden yapması gerekirdi.”

    “ALEVİ PİRLERİNİN SÖZLERİNİN, DUALARININ SİNDİĞİ BİR OCAK EVİ”

    Haber aldığımız anlardan beri bazı girişimlerde bulunmaya çalıştık ancak sonuç alamadık. Niye? Kepçeler girdi. İlk önce yaptıkları cemlerin yapıldığı odayı yıkmak oldu. Dolayısıyla yetkililerin o bölgede deprem bölgesinde bizim kültürel mirasımızda, inancımızda çok önemli bir yeri olan mekanlarımıza nasıl hor yaklaştıklarının gösterilmesi açısından çok önemli bir veri. Orası sadece bir taş, tahta, duvar yada bir kerpiç değil. Alevi tarihselliği içinde kendi kültürü, inancı, yolu barındırıyor. Bu evde en az beş altı pirin sözleri, gülbengleri, duaları, o sazlardan çıkan deyişler ve aramızda olmayan yüzlerce yıl önceden yaşamını yitirmiş çok sayıda insan orada cem cemaat olmuş. Onların ruhunu taşıyor. Onların sözlerinin içine sindiği bir ocak evinden evden bahsediyoruz. Orası sadece dört duvarı olan bir ev değil.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Büyükşahin, bu yıkımın incitici olduğunu söyledi ve Alevilere çağrıda bulundu.

    Büyükşahin, “Bunun hesabının sorulması lazım. Alevi coğrafyasındaki mirasa sahip çıkmak gerekiyor. Kim sahip çıkacak? Elbetteki başta bizler… Ocakzadeler, talipler ve Alevi örgütlerinin buna dönük bir proje geliştirilmesi gerekiyor. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki enkaz altında canlar varken bile orayı bir moloz yığınına çevirdiler. Oraya da öyle yaklaşıyorlar. Orası sadece bir moloz yığını değil; orası bir ocak evi. Bir ocak evine yaklaşmak gerektiği gibi saygıyla, hürmetle yaklaşmak gerekir. Pir Hüseyin’in, Pir Miro’nun, Pir Mamonun, Pir Hüseyinin emanetine saygılı yaklaşmak gerekiyordu. Ocağımızın Tarik’ine kim olursanız olun saygılı yaklaşmak gerekirdi. Çok büyük bir haksızlık ve saygısızlıkla karşı karşıyayız. Bu saatten sonra neler yapılabilir tartışmak gerekiyor. Ben de o evde doğmuş, orada büyümüş ilk cemlerine orada katılmış biri olarak,  her Adıyaman’a gittiğimde orayı ziyaret etmeden geçemezdim.  O odada oturup babamın dedelerinin dedeleriyle bağ kurmaya çalışan biri olarak Alevi yolundan yürüyen biri olarak çok incindim.  Orayı yıkmak, orayı herhangi bir moloz yığını gibi görmek Alevi yoluna, inancına, ocaklarına büyük bir hürmetsizlik. Çünkü o mekanlar kendiliğinden kutsal olmuyorlar. O mekanlar insanlar orada yaşadıkları, orada yaptıkları cemler, orada okudukları deyişler, okudukları kitaplar, oradaki Alevi toplumsallığı kutsallaştırdı. Toplumun bu konuda duyarlı olması, Alevi toplumunun sahip çıkması gerekiyor. Acı bir olay. Dur dememiz gerekir” diye konuştu.

    Berfin YILDIZ/ PİRHA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Adıyaman’da Pir Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazı enkazdan çıkarıldı-VİDEO

    Adıyaman’da Pir Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazı enkazdan çıkarıldı-VİDEO

    PİRHA-Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazını bulunduğu enkazdan çıkaran halk müziği sanatçısı Muharrem Temiz, yıkılan evin önünde deyişler söyledi. 

    Merkez üssü Maraş olan depremlerin etkilediği kentlerden biri de Adıyaman. Deprem sonrası şehrin Çelikhan ilçesine bağlı Recep Köyü‘nde en az 35 kişinin Hakk’a yürüdüğü ifade edildi.

    Halk müziği sanatçısı Muharrem Temiz, Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ile Üryan Hızır Ocağı mensubu ve Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin, Recep Köyü’nü ziyaret ettiler.

    YÜZYILLIK SAZ ENKAZ ALTINDAN ÇIKARILDI

    Ziyaret sırasında Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Hüseyin Büyükşahin‘in (Kêk Hüseyin) yüzyıllık sazı da göçük altından çıkarıldı. Sanatçı Muharrem Temiz enkaz altından çıkardığı tarihi saz ile göçüğün önünde deyiş söyledi.

    Saza ilişkin bilgiler veren Veli Büyükşahin, “Bu saz ile çok cemler, muhabbetler yapılmış. Şu an Yusuf dedenin oğlu Hasan Basri onun deyişlerini çalıyor. Burası emanet almış sazı. Yol, erkânlarını bununla sürdürmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Dede Kenan Akbaba: Alevilere nefret söyleminde bulunanlar edepsizlik yapıyor -VİDEO

    Dede Kenan Akbaba: Alevilere nefret söyleminde bulunanlar edepsizlik yapıyor -VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Antalya Şubesi Dedesi Kenan Akbaba, AKP’li Hüseyin Besli’nin Alevilere yönelik ‘çifte kavrulmuş yalancılar’ şeklindeki nefret söylemine tepki gösterdi. Akbaba, Alevilere ve Kürtlere bu tür nefret söyleminde bulunanların edepsizlik yaptığını ve farklılıklara tahammül edemediklerini kaydetti. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Dedesi Üryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba, Akşam Gazetesi yazarı /eski AKP Milletvekili Hüseyin Besli’nin Alevilere ve Kürtlere yönelik ‘çifte kavrulmuş yalancılar’ şeklindeki nefret söylemine ilişkin konuştu. Akbaba, bu tür nefret söylemlerinde bulunan zihniyetlerin Aleviler ve Kürtlerin bir araya gelmesine, dayanışma göstermesine tahammül edemediğini belirterek, Aleviler olarak inançlarından asla vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    “ALEVİLERLE KÜRTLERİN BİR ARAYA GELMESİNE TAHAMMÜL EDEMİYORLAR”

    Alevilere ve Kürtlere bu tür nefret söyleminde bulunanların edepsizlik yaptığını ve farklılıklara tahammül edemediklerini ifade eden Akbaba şunları dile getirdi:

    “Bunlar edebi bilmezler. Bunlar edepsizliğin en büyüğünü yapıyorlar. Aleviler ve Kürtler bugünlerde yan yana olduğu için bunlarda bu ülkenin birliğine, beraberliğine, temeline, taş koymak istedikleri için buna tahammül edemiyorlar. Çünkü bizim yolumuz bilim ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur. ‘Bilim, gerçeği ve yolu aydınlatan ışıktır’ diyor Hünkâr Hacı Bektaşi Veli. Yunus diyor ki, ‘Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim. Dünya kimseye kalmaz.’ Muhyiddin İbnü’l-Arabî diyor ki, ‘Canı bizim canımızdır, teni bizim tenimizdir, sevgi bizim dinimizdir, başka dine inanmayız.’  Mevlâna da şunu söylüyor, ‘Sevgi dolu gönüller daima gül bahçesi olarak kalırlar. Dünya dikenlerle dolu olsa da.’”

    “BİZ ALEVİLER HER ZAMAN GÜZELLİKLER YARATMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Nefret söyleminde bulunanların düşüncesinde ve kalbinde sevgi, saygı ve hoşgörü olmadığını söyleyen Akbaba, “Bunlarda sevgi kalmamış. Bunlar insan haklarını ihlal eden, mazlumun, fukaranın hakkını yiyen, zalimden yana olan bir zihniyet. Nasıl ki Ebu Süfyan, Yezi,t yüzyıllarca Alevilere Kerbela olaylarını yaşattılar, bugün de bunlar böyle saldırılarda bulunuyor. Ama biz korkmuyoruz, buradayız. Her zaman o güzelliklerimizi yaratmaya devam edeceğiz. Çocuklarımıza öğreteceğiz. Bizim silahımız kalemimiz olacak. Biz bilime uyan, karanlığı kovan, ışığa koşan canlardan olacağımızı bir kez daha buradan söylüyoruz. Bunu güzel sözlerle tamamlamak istiyorum ve diyor ki, Alim ölse de yaşar, cahil yaşarken de ölür. Arifler hem arıtır hem de arıtıcıdır. Akıl gibi zenginlik, iyi huy gibi dostluk, edep gibi miraç yoktur” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Pir Ali Büyükşahin, Hakk’a yürüdü!-VİDEO

    Pir Ali Büyükşahin, Hakk’a yürüdü!-VİDEO

    PİRHA-Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, Covid-19 nedeniyle tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüdü. Büyükşahin 24 Eylül’de Bulam Cemevinden uğurlanacak. 

    Covid-19 sebebiyle Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Pir Ali Büyükşahin Hakk’a yürüdü. 76 Yaşındaki Büyükşahin, bir süredir uyutularak tedavi görüyordu.

    Pir Ali Büyükşahin’in naaşı 24 Eylül sabahı Malatya’dan alınarak Adıyaman’a getirilecek. Büyükşahin için Bulam kasabasında cemevinde öğle saatlerinde Hakk’a uğurlama erkanı düzenlenecek.

    AFRİN’DE DE TALİPLERİ VARDI

    Üryan Hızır Ocağı, Hubyarın Mürşit Ocağıdır. Ali Büyükşahin Üryan Hızır Ocağı’nın pirliğini yapıyordu. Büyükşahin’in Suriye’nin Afrin kentinde, Adıyaman, Malatya, Maraş Çorum, Erzincan, Erzurum ve diğer büyük metropollerde talipleri bulunur.

    6 Ekim 2017 yılında PİRHA’nın yaptığı mülakatta Pir Ali Büyükşahin, Afrin’de yaşayan Üryan Hızır Ocağı’na bağlı taliplerle ilgili bilgiler vermişti.

    Afrin’deki Alevilerin inançlarına daha çok ilgi gösterdiklerine dikkat çeken Büyükşahin, “Gençlerin bir kısmı saz öğreniyor, deyiş öğreniyor. Türkçe bilmediği halde öğrenmeye çalışıyor ve saz çalarak, deyiş okuyarak kendi aralarında semah dönüyorlar” ifadelerini kullanmıştı.

    Savaş dolayısıyla Afrin’e gidemediğini kaydeden Büyükşahin, “Onları öyle bırakmak doğru değil. Biz pirleri olarak gitmek zorundayız. Çünkü onların bize ihtiyacı var, bizim de onlara ihtiyacımız var. Toplumsal bir görüş olarak birlik beraberliği sağlamak, dünyada kardeşliği sağlamak bu hepimizin amacı olmalı” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Aleviliğin temel taşı Dar meydanı sembolik mahkemedir; hoşgörünün oluştuğu meydandır’

    ‘Aleviliğin temel taşı Dar meydanı sembolik mahkemedir; hoşgörünün oluştuğu meydandır’

    PİRHA-Pir Ali Büyükşahin, “Aleviliğin temel taşı” dediği ‘Dara Çekme’ ritüeli hakkında konuştu. Büyükşahin, “Dar Meydanı, eşitlikçi, paylaşımcı, barışçı, hoşgörülü olmak ve kimseyi incitmemek için eğitimden geçilen bir yerdir” diyerek inancın temel öğesi olan Dar konusunu anlattı.

    Aleviliğin temel taşı Dar meydanı dargınların barıştığı, hoşgörünün oluştuğu meydandır.

    Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, ‘Dara durmak, kendi özünü dara çekmek, dara çekilmek’ ritüelleri hakkında bilgi verdi.

    ‘Dar’ sözcüğünün Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça ve birçok dilde farklı anlamlarda kullanıldığını söyleyen Ali Büyükşahin, Türkçede kullanılan ‘Dar’ kelimesinin ‘ensiz nesne, sıkıntı, yetersiz, meydan, elverişsiz, duruş vb.’ anlamını taşıdığını söyledi. Büyükşahin, ‘Dar’ kelimesinin Arapçada; ‘yurt, ev’; Farsçada ise, ‘sahip olma, darağacı’ anlamında kullanıldığını belirtti. Ali Büyükşahin, ‘Dar’ kelimesinin Kürtçede ise, ‘ensiz, elverişsiz, ağaç’ gibi anlamlar taşıdığını da ekledi.

    “Alevilik ve Bektaşilikte ise ‘Dar’ sözcüğü tasavvufi ve batıni anlamda; meydanda, huzurda, cemde, erenler meydanında sorgulanmak ve arınmak için başvurulan bir duruş biçimidir ve önemli bir ibadet ritüelidir” diyen Pir Ali Büyükşahin, Dar ritüele hakkında şunları söyledi:

    “Dar meydanı, Alevilerin kendini kötülüklerden arındırmak (olgun insan) olmak, insan sevgisiyle donanmak, kul hakkına saygı duymak, eşitlikçi, paylaşımcı, barışçı, hoşgörülü olmak ve kimseyi incitmemek için eğitimden geçilen bir yerdir.

    Dar, Alevi-Bektaşilerin Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek için ikrar verdikleri yerdir. Musahip canlar eşleriyle birlikte dede (Mürşit, Pir, rehber) huzurunda, Hakk didarında, Hallac-ı Mansur Darı’nda ve erenler meydanında ‘Görgüden’ geçerler. Görgüden geçmek, yeniden doğmak gibi kabul edilir ve bir kutsallık taşır. Bu bakımdan ‘dar’ eylemi cemde ön planda olup her Alevi canın benimsemesi ve önemsemesi istenir.”

    “YOLA GİRENLER YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ OLURLAR”

    Pir Ali Büyükşahin, ‘Dara Durma’ ritüelinin nasıl gerçekleştiği hakkında da bilgi verdi. Alevi inancında yola girmek için ikrar vermenin gerekliliğine vurgu yapan Büyükşahin, “İki Musahip kardeş eşleriyle birlikte yol-erkan kurallarına göre darda dururlar. ‘Durulan dar’ Hakk didarında, Pir önünde (divanında) erenler meydanında ve Mansur Darı’ndan durulan duruştur. Dara duranların ayakları mühürlüdür. Alevi deyimiyle ‘Peymaçan duruş’ ile dara durulur” ifadelerini kullandı.

    Pir Ali Büyükşahin, Dar’da duranların yalınayak, baş açık, belleri; Allah, Muhammed, Ali üçlemesini sembolize eden üç düğümlü bel bağı (Kemerbest) ile bağlı olduğunu belirterek, şunları anlattı:

    “Sağ ayağın baş parmağı sol ayağın baş parmağının üstündedir. Buna ayak mühürleme denir. Kollar çaprazlama göğüs üzerindedir, parmaklar açıktır. İkrar vererek erenler meydanında yola girenler yeniden doğmuş gibi olurlar. Çünkü ikrarda maddi alemden manevi aleme geçmek inancı vardır. Ayrıca Alevi-Bektaşi inancında musahiplik ikrarı dışında da canların herhangi bir sorunu varsa ‘dara durmak, sorgudan geçmek durumu vardır.”

    “SEMBOLİK BİR MAHKEMEDİR”

    Pir Ali Büyükşahin “Kendi Özünü Dara Çekmek” ifadesine de açıklık getirdi. Büyükşahin, “Canların çözülmesi gereken bir sorunları varsa Pirin önderliğinde (rehber de hazır bulunur) yapılan sorgulamadır” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu sembolik bir mahkemedir. Hatalı görülen veya düşkün duruma düşmüş canlar sorgulanır ve cem erenlerinin onayı ile sorun çözüme kavuşturulur. Özünü dara çekmek Alevi-Bektaşi canların en çok önem verdikleri bir eylemdir. Çünkü bu darda arınmak, aklanmak ve kendini arındırmakla çok önemli bir duruş sergilenmiş olunur.”

    HOŞGÖRÜNÜN OLUŞTUĞU MEYDAN: DAR

    Ali Büyükşahin ‘Dara Çekilmek’ hizmetinin de nasıl yapıldığını şu sözlerle anlattı:

    “Canın, herhangi bir kusuru, hatası ve yol-erkan kurallarına aykırı bir hareketi varsa dede (Mürşit, Pir ve rehberin de hazır bulunması gerekir) önderliğinde erenler meydanında dara çekilmesidir. Talip hatalarından ve suçlarından ötürü erenlerden bağışlanmasını ister. Can (talip) yol-erkanla ve toplumla iyi ilişkiler kurması için çalışması öğütlenir. Talip bu darda kendini dedikodulardan ve suçlardan arındırır. Talip dara çekildiğinde, ‘her cezaya razı olacağını, Hakk için, yol için asılmaya hazırım’ der.

    Dar meydanı, küskünlerin, dargınların barıştığı, hoşgörünün oluştuğu meydandır. Alevi inancında ve geleneğinde küskünler ve dargınlar barıştırılmadan, cem erenlerinden rızalık alınmadan cem ibadetine başlanmaz.”

    “DARA DURMA RİTÜELLERİ AKSAMAKTA”

    Pir Ali Büyükşahin, kentlerde ‘dara durma’ ritüelinin ne derece yaşatıldığını da anlattı. Büyükşahin, Alevilikte Yol-erkan sisteminin düzensizliğine işaret ederek şunları ifade etti:

    Geleneksel Alevilikte canların birbiriyle iletişimi daha kolaydı. Dede, taliplerine kavuşabilmek, görüşmek ve onların sorunlarını çözebilmek için olanak bulabiliyordu. Ama şimdi kentlere göç eden ve göç etmek zorunda kalan Aleviler zor koşullar altında yaşamaktadırlar. Önce geçim sıkıntısı baş göstermektedir ve ayrıca dağınık bir şekilde kentlere yerleşenler arasında iletişim zor kurulmaktadır. Yapılan cemevleri tam anlamıyla gereken gereksinimi karşılayamamaktadır. O bakımdan dede, kendi ocağına bağlı taliplerle görüşmesi onların sorunlarını çözmesi ve yol erkan yürütmesi oldukça zorlaşmaktadır. Onun için ‘dara durma ritüelleri’ aksamaktadır.

    Yaşadığımız bu çağda Alevilerin geleneksel Alevilikte olduğu gibi bir düzenleri yoktur. Alevilikte yol-erkan sistemi düzenli yürüyememektedir. Toplumsal, dinsel, kültürel ve sosyal olarak gelişmek için büyük çabalar gösterilmelidir. Alevilik aydınlıktır, evrenselliktir, insan sevgisiyle donanımlıdır. Onun için Alevilik tüm ritüel ve yaşam şekliyle yaşatılmalıdır. Çağın ve demokrasinin buna gereksinimi vardır diye düşünüyorum. Şunu önemle belirtmek istiyorum ki, Alevi-Bektaşiliği özünden uzaklaştırmamak koşuluyla eğer geleneksel Aleviliği yaşatamıyorsak hiç olmazsa modern Aleviliği donanımlı bir şekilde sürdürmeye çalışalım. Her ocak dedesi kendi ocağına bağlı erenlerle Aleviliği yaşatmaya çalışmalıdır.

    Alevilik, Musahiplik kurumu ile, ikrar, görgü cemiyle, Hızır ve Muharrem orucuyla, Hıdrellez ve Nevruz cemiyle, insan sevgisiyle, hoşgörüyle, eşitlik ve paylaşımcılığıyla, barışçılığıyla insan-ı kamil kavramıyla ve kul hakkına saygı duymasıyla bütünleşen ilkeleriyle yaşatılmalıdır.”

    ALEVİLER, DAR İLE BİRLİK VE BERABERLİKLERİNİ SAĞLAMIŞLARDIR

    Pir Ali Büyükşahin, Dar ritüelinin “kutsal bir duruş” olduğunu ve aynı zamanda Alevi inanç temel taşlarının en başında geldiğinin altını çizdi. “Bu duruşta arınmak, arındırmak, aklanmak ve sorgulanmak vardır” diyen Büyükşahin, şu sözlerle anlatımını sürdürdü:

    “Aleviler yüzyıllardan bu yana ‘dara durmak, dara çekilmek’ kurallarını uygulayarak kendi varlıklarını ve inançlarını yaşatmışlardır. Bu konuda hiç ödün vermemişlerdir. Dik durmuşlardır. Kendi içlerinde ne sorunlar varsa çözmeye uğraşmışlardır. Hatta bu yolda canlarını bile vermekten geri kalmamışlardır. Birlik ve beraberliklerini bununla sağlamaya çalışmışlardır.

    Alevi toplumu, tarih boyunca gerici ve baskıcı yönetimler tarafından dışlanmış, asimile edilmiş, hor görülmüş, sürgün edilmiş ve hatta yok edilmiştir. Bu durum karşısında varlıklarını sürdürebilmek için büyük mücadeleler vermiştir. Varlık ve inançlarını yaşatmak için kendi içinde mürşidiyle, piriyle, rehberi ve topluluğu ile sosyal, toplumsal, dinsel ve kültürü ile bir bütünlük sağlamış. İnançları uğruna canını veren, büyük erenleri kendine önder olarak seçmiştir. Bu büyük önderlerin özellikle ‘Dar’ sisteminde daha çok ön planda olduklarını görüyoruz.

    Darda duruş biçimlerini dört büyük piri (ereni) örnek olarak almışlardır:

    • Mansur Darı
    • Fazlı Darı
    • Nesimi Darı
    • Fatma (Hüseyin) Darı

    Mansur (Hallac-ı Mansur) Darı: Darağacına asılarak idam edilmiştir. Dara asılı gibi, pirin huzurunda erenler meydanında elini sallandırıp durmaktır.

    Fazlı Darı: Karnına hançer vurularak şehit edilmiştir. Yüzü secdededir.

    Seyyid Nesimi Darı: Derisi yüzülerek şehit edilmiştir. Darda diz üstü oturarak.

    Fatma (Hüseyin Darı da denilir) Darı: Hüseyin darındaki duruş biçimidir. Hz. Fatma, Hz. Muhammed’in biricik ve sevgili kızı, Hz. Ali’nin sevgili eşi, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in sevgili annesidir.”

    DARDA DURUŞ BİÇİMİ NASIL OLUR?

    Pir Ali Büyükşahin, Darda duruş biçimleri hakkında da bilgi verdi. Dar esnasında ayakların mühürlü olduğunu belirten Büyükşahin, “Sağ ayağın baş parmağı, sol ayağın baş parmağı üzerindedir, eller çapraz göğüstedir” dedi.

    Dar çeşitlerine de değinen Pir Ali Büyükşahin, anlatımını şu iki balıkla sürdürdü:

    1-İkrar (Musahiplik) Darı

    Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek için dardan geçilir.

    2-Düşkün Kaldırma Darı

    Yol-erkan kurallarına aykırı hareket edenler için yapılan dar.

    ‘DARDAN İNDİRME’ NASIL YAPILIR?

    Pir Ali Büyükşahin, Dardan İndirme ritüeline dair “Hakk’a yürüyen için yapılan helallik merasimidir” diyerek şöyle devam etti:

    “’Darda duruş’ biçimini göz önüne aldığımız zaman Aleviliğin inanç biçimini ve önemini daha iyi anlıyoruz. Bütün dinlerde ve mezheplerde tanrısal varlığa secde etmek, yakarmak, yalvarmak vardır ve uygulanmaktadır. İşte Alevi de eğer varlığını ve inancını yaşatmak istiyorsa ibadetin ritüellerine bağlı kalması gerekiyor. Alevi’nin ibadetinde hiçbir ritüelde gericilik ve batıl inanç yoktur. Çünkü Alevi aydınlığa, çağa ve gerçeğe açıktır. Ama ne var ki Alevi gençlerimiz bu konuda gerekli ilgiyi göstermemekteler. Eğer maddi ve manevi bir destek sağlanırsa iyi bir düzene girer sanıyorum.

    Sonuç olarak şunu söylemekte yarar var. Alevi toplumsal, siyasal, dinsel, sosyal ve kültürel olarak gereken desteği alamamaktadır. Özellikle maddi ve manevi alanda yalnızlık, yoksunluk, yoksulluk içinde yaşamamaktadır. Bütün bu sorunlar karşısında Alevi, inanç ritüellerini sürdürmede zorluk çekmektedir.

    Her dinin ve mezhebin kendine ve inancına özgü ibadet kuralları vardır. Ama hiçbiri Alevilikteki ‘Dara Durma’ ritüeline uymamaktadır. Çünkü Alevilikte, İslam ile birlikte değişik dinlerin, kültürlerin ve uygarlıkların az da olsa etkisi bulunmaktadır. O bakımdan ‘Alevilikte evrensel bir inanç sistemi vardır’ diyoruz.

    Alevilik, İslam’ı tasavvufi ve batıni anlamda yorumlar, Ehl-i Beyt’in düşünce ve duruşunu benimser ve bütün dinlere, inançlara hoşgörüyle bakar. Din, dil, mezhep, ırk, düşünce, cinsiyet ayrımı yapmaz, kadın-erkek eşitliğini ön planda tutar ve insan sevgisine önem verir.”

    “ALEVİLİĞİ YAŞATMAK BİZİM İÇİN BİR GÖREVDİR”

    Pir Ali Büyükşahin, son olarak Yol önderlerinin, hizmetlerin kaybolmaması konusunda nasıl rol alması gerektiğine değinerek şunları söyledi:

    Alevilik, atalarımızdan bize miras olarak kalmıştır. Alevilik tarihin akışı içerisinde bunca baskı ve asimilasyon hareketlerine karşın mücadelesini sürdürerek bu zamana kadar ödün vermeden gelmiştir. Bu mücadelede Mürşitlerin, Pirlerin, Anaların, rehberlerin ve Alevi inançlı erenlerin büyük emekleri vardır. Onlara saygı duymak bir borçtur. Bundan ötürü Aleviliği yaşatıp, gelecek nesillere aktarmak bizim için bir sorumluluktur ve görevdir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler:

    ‘Dara durmak, kişiyi yargılamak değildir, canı hatasının bilincine vardırmaktır’

  • Dede Akbaba: Hakka yürüme erkanlarımızı dört kapı esasına göre yapıyoruz-VİDEO

    Dede Akbaba: Hakka yürüme erkanlarımızı dört kapı esasına göre yapıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Hakka uğurlama erkanına dair konuşan Üryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba, Hakka uğurlama erkanlarını dört kapı esasına göre yaptıklarını belirterek, “Şeriat kapısı yıka bedenini kirli varılmaz erenler can yıkanır, meydana gelir, tarikat kapısı helallik alınır, helallik verilir. Marifet kapısı Hakk ile Hakk olunur, hakikat kapısı ise can toprağa sırlanır ve toprağa turab olur” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na (HBVAKV) bağlı Antalya Cemevi’nde hizmet yürütün Üryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba, Hakka uğurlama erkanına dair sorularımızı yanıtladı.

    “HAKKA UĞURLAMA ERKANLARIMIZ ALEVİ RİTÜELLERİNE GÖRE YÜRÜTÜLÜYOR”

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi olarak  hakka yürüme erkanları ile ilgili çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz? Hakka uğurlama erkânları Alevi ritüellerine göre yerine getiriliyor mu?

    Alevi canların son dönemlerde Hakka yürüme erkanları tamamen Alevi ritüellerine göre yapılıyor. Zaten çok eskiden de biz Anadolu’nun Erzincan Erzurum bölgelerinde 70’lerden bugüne hemen hemen büyük bir bölümü Hakka yürüme erkanlarının Türkçe yapıldığını biliyoruz. Burada da elimizden geldiğince ekranlarımızı Türkçe yapıyoruz. Çünkü bizler çok yozlaştırılmışız.

    Aleviler kendi ibadetlerini yaparken sanki böyle  şeriatın içindeymiş gibi yapılıyor. Oysaki Alevilik bir kadim inançtır.  Sırdan geldiği söylenen Ali’yi sembol, Ehlibeyti rehber edinmiş, Gülfi Naci’yi olgunlar meclisine girme çabasında olan bir toplumun, yolunun ismidir.

    Yolumuz rıza yoludur, yediğimiz hak lokmasıdır, içtiğimiz vahdet şarabı, bilgi demimiz döndüğümüz semahla hakka ulaşmak için bir çırpınmadır.

    İşte onun için erkanlarımızı da sürekli Türkçe yapmaya çalışıyoruz. Dört kapı esasına göre yapıyoruz.  Birinci kapı şeriat kapısı, ikinci tarikat kapısı, üçüncüsü hakikat kapısı, dördüncüsü marifet kapısıdır.

    Şeriat kapısı yıka bedenini kirli varılmaz erenler can yıkanır, meydana gelir, tarikat kapısı helallik alınır, helallik verilir. Marifet kapısı Hakk ile Hakk olunur, hakikat kapısı ise can toprağa sırlanır ve toprağa turab olur.

    İşte bizler bu dört kapı esasına göre cenaze erkenlarımızı yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Elimizden geldikçe toplumumuzu bu eski Arap kültüründen uzaklaştırıp tamamen Türkçeye yönlendirmek için elimizden gelen çabayı yapacağız.

    “SÜNNİ VATANDAŞLARDAN DA CENAZELERİNİN ALEVİ RİTÜELLERİNE GÖRE YAPILMASINI İSTEYENLER VAR”

    Antalya bölgesinde Hakka yürüyen  Alevi canlarımız Hakka uğurlama erkanları genellikle nereden kaldırılıyor?

    Genellikle %95’i Alevi cemevlerinden kaldırılıyor ve bu yola uyuyorlar. Çok azı kendisini daha Sünni iştiha tından ayıramamış bölgeler var. Bunlar henüz fazla bu yolun içerisine giremediler, kurumlarımızın çalışmalarıyla, derneklerimizin var olmasıyla yavaş yavaş onları da buraya getirmeye çalışacağız.

    Bırakın Alevileri Sünni canlardan bile cenaze erkanımızın cemevinde yapılmasıyla ilgili vaat edenler var.  Yani Antalya yöresinde o kadar beğeni kazanıyoruz ki gerek Ali Baba gerek ben, Gazi Metin dede,  Servan Ana bu yolda Antalya’da gereken hizmetleri vermeye devam ediyoruz, vereceğiz de. İyi gidiyoruz, toplumumuzu ikrar verdiği bu yola tabi etmeye çalışıyoruz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA