Etiket: Üryan Hızır Ocağı

  • Pir Ali Büyükşahin: Hz. Hüseyin’i kendimizde yaşatmalıyız

    Pir Ali Büyükşahin: Hz. Hüseyin’i kendimizde yaşatmalıyız

    PİRHA- Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, yaklaşmakta olan Muharrem orucu ile ilgili PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Muharrem ayı ve Muharrem orucu Alevi inanç ve toplulukları açısından çok önemlidir, Aleviler oruç tutarlarken aynı zamanda Kerbela yasını da tutmuş olurlar” dedi.

    Aleviler için önemli günlerden olan ve direnişin, baş eğmemenin sembolü olan Hz. Hüseyin şahsında Kerbela’da Hakk’a yürüyenler için tutulan Muharrem orucu (yas orucu) 20 Ağustos’ta başlıyor.

    Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin Muharrem orucuna dair PİRHA’nın sorunları yanıtladı.

    “MUHARREM ORUCU AYNI ZAMANDA KURTULUŞA KARŞILIK TUTULAN BİR ORUÇTUR”

    Aleviler açısından gerek Muharrem ayının, gerekse de Muharrem orucunun önemi nedir bize açıklar mısınız?

    Pir Ali Büyükşahin: Muharrem ayı ve Muharrem orucu Alevi inanç ve toplulukları için çok önemlidir. Muharrem ayı  önemli bir aydır çünkü Muharrem ayında hem oruç tutarız hem de Kerbela yasını tutarız. O bakımdan Aleviler açısından çok önemsenir. Her toplumun kendisine özgü inançları ve ibadetleri vardır. Allah diyor ki orucun mükafatını ben veririm. Çünkü Allah için oruç tutulur. Orucun da tabi ki çeşitleri olduğu gibi aynı zamanda her inancın, her dinin, kendine özgü kuralları vardır. Tabii ki Muharrem ayında oruç tutarken Hz. Hüseyni’nin ve Kerbela şehitlerinin anısını yaşatmak ve bunlara saygı duymak için eğlence yerlerine gitmemek, içki içmemek kurban kesmemek, kan akıtmamak düğün ve nişan yapmamak gerekir. Bu konularda sakınılmalıdır.

    Muharrem orucu aynı zamanda kurtuluşa karşılık tutulan bir oruçtur. Örneğin derler ki Hz. Adem, Hz. Hava ile buluştuğu zaman, Hz. Nuh’un tufandan kurtulduğu, Hz. İbrahim’in hapisten kurtulduğu Hz. Yunus’un balığın karnından çıktığı gün, Hz. Musa Firavunun askerlerinden kurtulduğu, Hazreti İsa’nın göğe yükseldiği, Hz. Muhammed’in ise de Mekke’den Medine’ye göç ettiği için oruç tutukları bu konuda geçmişteki  kaynaklardan anlaşılmaktadır. Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye zoraki bir göç yaptı. Çünkü Mekke’de rahat bırakılmadı, bu niyetle oruç tutmuştur.  Tabi bir takım kaynaklar bu konuda fikir veriyor. Her şeye rağmen Alevilik orucu oluşturulurken Muharrem orucu da farz olarak kabul edilmiştir. Alevi inancına ait topluluklar yüz yıllardan bu yana orucunu tutmaktadır.

    Elbette ki orucun çok çeşitleri vardır, daha doğrusu çok süreçleri vardır. Bir bedensel, bir de nefsi oruç vardır. Nefsi oruç kötülüklerden arınmak, eline, diline, beline sahip olmak, kötülükler varsa tamamen onlardan uzak olmaktır. Bedensel olarak tutulan oruç ise insanların aç kalmasıdır. Önemli olan aç kalmak değildir, önemli olan nefse hakim olmak, herkese hoşgörüyle yaklaşmak sevgi ve saygı konusunda herhangi bir kusur işlememektir. Hatta Hz. Ali efendimiz derki “kalbinin orucu dilin orucundan, dilin orucu da midenin orucundan daha hayırlıdır.” Yani önemli olan kalbin orucudur. İnsan kalben temiz olmalı insan kalben Allah’a yönelmeli. Oruç tutarken ebetteki aç olan insanların da nasıl ve neler çektiğini hisseder, bilir, onun farkına varır. O bakımdan aç kaldığı zaman, herhangi birinin açlık çektiğini hatırlar, neler çektiğini göz önüne getirir ve ona göre kendine bir düzen verir. Muharrem orucunun muhteviyatı budur.

    “HZ. HÜSEYİN BİR ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISIDIR”

    Tabii ki yüz yıllardan bu yana da geleneksel olarak devam eden bu oruç Alevi ibadetler içeresinde önemli bir yer tutmuştur. Ayrıca Aleviler Muharrem ayında bir araya gelirler, sohbet ederler, Hz. Hüseyin’i anarlar ve birbirlerine hoşgörüyle yaklaşırlar, daha çok bu konuda hassasiyet gösterirler, Hz. Hüseyin’i Kerbela şehitlerini yad ederler. Hz. Hüseyin bizim için çok önemlidir. Kerbela şehitleri de ebetteki önemlidir. Çünkü Hz. Hüseyin Hz. Muhammed’in torunudur. Torunu olmakla birlikte, Hz. Hüseyin bir özgürlük savaşçısıdır. Hz. Hüseyin zulme karşı direnmiş, karanlığa karşı savaşmış, halktan yana tavır almış, haksızlığa karşı direnerek başını vermiştir. Onun için, Hz. Hüseyin özgürlük savaşçıları içerisinde çok önemlidir. Hatta! Gandi bile, Hazreti Hüseyin’i bu konuda kendisine örnek almıştır. Pakistanlı şair Muhammet İkbal Hz. Hüseyin’e bu konuda çok büyük saygı duymuştur. Ve dünyanın birçok yerlerinde bir takım komutanlar, bir takım özgürlük savaşçıları, bir takım yöneticiler Hz. Hüseyin’i bu konuda kendilerine örnek almıştır.

    “HZ. HÜSEYİN’İ KENDİMİZDE YAŞATMALIYIZ”

    Yaklaşmakta olan Muharrem ayı dolayısıyla yıllardır Alevi Hakk yolunda hizmet etmiş bir Pir olarak Alevilere yönelik neler söylemek, ne gibi bir mesaj vermek istersiniz?

    Ebetteki oruç Allah içindir, Allah için ibadet edilir. Oruç tutmak güzel bir şeydir, önemli olan ibadete sadık kalmak, ibadet yaparken gönülden ve kalben Allah’a yönelmektir. Alevi toplulukları eskiden geldiği gibi bu geleneği sürdürmelidir. Oruç her şeyden önce insanlara daima istikamet veren bir olgudur. Alevi inançlı insanlarımız bu konuda hassasiyet göstersinler, oruç tutsunlar ve oruç tutarken de Hazreti Hüseyin’i ansınlar, örnek alsınlar. Çünkü Hz. Hüseyin Kerbela’da susuz bırakılmak kaydıyla Yezit tarafından katledildi. Ve bu konuda ben Yezidi lanetliyorum. Hz. Hüseyin de çok yaşasın, çünkü bu yolun önderi, bu yolun öncüsüdür.

    Bu bakımdan Hz. Hüseyin’i kendimizde yaşatmalıyız. Alevi olsun, hatta Sünni kardeşlerimiz olsun bu konuda bence Muharrem ayında oruç tutmaları, Muharrem ayında yas tutmaları gerekir. Bunu söylerken de çağa uygun olarak hareket etmek, çağın yenilikleri neyse ona göre davranmakta yarar vardır. Ebetteki dünya değişiyor, toplumlar çok değişiyor, dünyanın gelişmesi ile birlikte düşüncelerimizde değişiyor, fikirlerimiz de değişiyor. Ama her şeye rağmen insanlar için ne faydalı ise ona göre hareket etmemiz lazım.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Üryan Hızır Ocağı Evlatları ve Pirleri: Veli Büyükşahin derhal serbest bırakılsın-VİDEO

    Üryan Hızır Ocağı Evlatları ve Pirleri: Veli Büyükşahin derhal serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA-Üryan Hızır Ocağı Evlatlarından Veli Büyükşahin’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmasına tepki gösteren Üryan Hızır Ocağı Evlatları ve Pirleri, Büyükşahin’in bir an önce serbest bırakılmasını istediler.

    KHK ile kapatılan TV 10 Yönetim Kurulu Başkanı, Üryan Xızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin’in hakkında herhangi bir iddianame hazırlanmadığı halde 8 aydır Silivri Cezaevi’nde hukuksuz bir şekilde tutulmasına Üryan Xızır Ocağı evlatları ve pirleri tepki gösterdi.

    “HAKSIZ BİR ŞEKİLDE İÇERİDE TUTULUYOR”

    “Oligarşi sistem Veli Büyükşahin arkadaşımızı haksız bir şekilde içeride cezaevinde tutmaktadır. Suçunun ne olduğu belli olmayan ifadesi dahi alınmayan arkadaşımızın içeride tutulmasından dolayı içimiz buruk” diyen Üryan Hızır Ocağı Dernek kurucularından Musa Canpolat sözlerine şöyle devam etti:

    “Dernek olarak Veli Büyükşahin’in bize büyük katkıları oluyordu. Keşke o da bizimle birlikte olsaydı. Çalışmalarımıza daha iyi katkılar sunarak bizlere büyük destekleri olacaktı. O nedenle en kısa zamanda aramızda olmasını istiyoruz. Birlikte omuz omuza vererek mücadele etmek istiyoruz. Veli Büyükşahin ile birlikte Üryan Hızır Ocağı Derneği’ni kurduk. Kısa sürede büyük emekler vererek derneği çok iyi yerlere getirdik. Onun tekrar aramızda olması önemlidir. Veli Büyükşahin’in cezaevinde olmasını kınıyoruz. İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir” dedi.

    “VELİ BÜYÜKŞAHİN DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    “Üryan Hızır Dergahı’nda bulunmamıza vesile olan arkadaşımız, dedemiz Veli Büyükşahin’e teşekkür ediyoruz. Türkiye’nin birçok kentinden insanların buraya toplanmasına büyük emek vermiştir” ifadelerini kullanan Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Rıza Acıpayam da şunlara vurgu yaptı:

    “Mekansal olarak da yanımızda değilse bile gönlünün bizimle olduğunu çok iyi biliyoruz. Veli dedenin bizimle olamayışının eksikliğini yaşıyoruz. Çağrımız şudur; Anayasal hakların temel alınarak demokratik hukuka ve yasalara uygun bir şekilde karar alınarak Veli Büyükşahin’in derhal serbest bırakılması. Ama olağanüstü halin süresizleştirilmesi bunu imkansız kılıyor” ifadelerini kullandı.

    “İNSAN ÖMRÜ İÇİN BİR SAAT BİLE ÇOK ÖNEMLİDİR”

    Veli Büyükşahin derneğimizin kurucusu olduğu için örgütlenmesinde işlerin paylaşımında ve yürütmesinde büyük bir emeği olan bir arkadaşımız bu yüzden onun eksikliği bizi etkilemektedir” diyen Üryan Hızır Ocağı Dernek başkanı Coşkun Çelebi, şunlara vurgu yaptı:

    “Veli Büyükşahin ve benzeri insanların şu anda adaletsiz hiçbir yargılamaya tabi tutulmadan hiçbir dosyası olmadığı halde bir yıl ya da iki yıl cezaevinde tutuyorlar. Sonra suçsuz görülüp bırakılıyorlar. Veli Büyükşahin için de bunu bekliyoruz. Ama insan ömrü için bir yıl hatta bir saat kapalı kapılar ardından dört duvar arasında kalmak çok büyük bir eziyettir. Bu insanların bir dosyasını oluşturmadan tutukluyorsanız bu daha büyük bir eziyettir. Bizim kanunlarımızda yeri var. Dosyaları oluşturulmayan insanların tutuksuz yargılanması gerekiyor. Veli Büyükşahin ceza almasa bile bir yıl hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğu için ceza almış olacak” diye konuştu.

    “TUTUKLU BULUNMASININ HİÇBİR GEREKÇESİ YOK”

    “Geçen yıl ilki düzenlenen Üryan Hızır anmalarının organizasyonunu Veli Büyükşahin ve dernek yöneticileri düzenlemişti. Bu yıl Veli Büyükşahin’in aramızda olmaması eksikliğini hissettirmiştir” ifadelerini kullanan Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin’in abisi Basri Büyükşahin ise şunları ifade etti:

    “OHAL’den dolayı TV10’nun kapatılmasının ardından yaklaşık 8 aydır arkadaşları ile birlikte cezaevinde tutulmaktadır. OHAL’in kaldırılması ile birlikte umudumuz serbest bırakılmasıydı. Avukatları ile görüştüğümüzde dosyasında ceza alacak bir durumun söz konusu olmadığını söylüyorlar. Anayasa ve hukuka göre şu anda Veli Büyükşahin’in cezaevinde tutulmaması gerekiyor. Bizimde temennimiz ve umudumuz OHAL madem kalkmış. İddianamesi daha hazırlanmamış Veli Büyükşahin ve arkadaşlarının serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “VELİ BÜYÜKŞAHİN’İN SERBEST BIRAKILMASINI HAKTAN NİYAZ EDİYORUM”

    “Alevi inancının yürütülmesinde bizim üzerimize düşen ne varsa biz bunu yapmaya hazırız” diyen Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, “Veli Büyükşahin ve arkadaşları en kısa zamanda bırakılır. Çünkü hakkında hazırlanan herhangi bir iddianamenin oladığı söyleniyor. O yüzden Veli ve arkadaşlarının bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını Haktan niyaz ediyorum” dedi.

    DERSİM/PİRHA

  • TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin: Biraraya gelmekten başka çaremiz yok

    TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin: Biraraya gelmekten başka çaremiz yok

    PİRHA- 8 aydır tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden mektup gönderen TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, “Kamuoyunun gündeminde bir Alevi talebi tartışılabiliyor mu? Hayır. Bunu tartışacak olanlar ya korkutulup susturuldu, ya da cezaevlerine gönderildi” ifadelerini kullandı. Büyükşahin mektubunda, Üryan Hızır Ocağı mensuplarının buluşmasına da değinerek, “Tüm Üryan Hızır pirleri, ocakzadeleri gidin ocağımızla buluşun, can olun, birlik olun bizim adımıza da bir niyazda bulunun” dedi. 

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, yaklaşık 8 aydır tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden mektup gönderdi.

    Büyükşahin, son aylarda genel kurullarını yapan Alevi kurumlarındaki değişikliklerin normal olduğunu belirterek, “Bu kurumlar bizim toplumumuzun göz bebekleridir. Kongrelerde elbette değişiklikler olmuştur, olacaktır. Her durumda kaybeden ya da kazanan gibi değerlendirmeler doğru olmaz. Alevi hareketinin kendi için yapacağı tartışmalar, eleştiriler değerlidir, olmalıdır da. Ama eğer bunlar karşılıklı birbirini yıpratmaya, zayıflatmaya başlarsa işte o zaman büyük kaybederiz” dedi.

    “PRATİKTE YAŞADIĞIMIZ AYRIMCILIKTIR” 

    Alevi hareketinin bin bir emekle oluşturduğu kurumları korumanın, büyütmenin, güçlendirmenin ve mücadeleye sevk etmenin en önemli görev olduğunu kaydeden Büyükşahin, “Türkiye’de yaşanan siyasal, sosyal, ekonomik ve demokratik gerilemeler en çok da Alevi toplumunu etkilemektedir. Alevilerin önünde duran en önemli sorun gelecek sorunudur. Anayasada istediği kadar din ve vicdan hürriyeti desin, istediği kadar laiklik desin, pratikte bizim yaşadığımız ayrımcılıktır, yok sayılmaktır, asimilasyonun hızlandırılmasıdır. Bizim de burada yaşadığımız budur” diye belirtti.

    “Bir ülke demokrasiyi mumla arıyorsa, muhalif tüm kesimler, gazeteciler, aydınlar, akademisyenler, siyasetçiler tutuklanıp cezalandırılıyorsa bundan en çok etkilenecek olan Alevilerdir” diyen Büyükşahin, “Kamuoyunun gündeminde bir Alevi talebi tartışılabiliyor mu? Hayır. Bunu tartışacak olanlar ya korkutulup susturuldu, ya da cezaevlerine gönderildi” eleştirisini yöneltti.

    “BİR ARADA YAŞAMAYI KENDİMİZE REHBER EDİNMELİYİZ”

    “Herkesten çok Aleviler için demokrasi ekmek ve su gibidir” vurgusunu yapan Büyükşahin, demokrasiye daha fazla sahip çıkılması gerektiğini belirterek, şu önerileri sundu:

    “Alman papazı gibi yarın tek başına kalmamak için şimdiden sağımızda solumuzda olanlarla hızla bir araya gelmekten başka çaremiz yok. Demokrasi ve birlikte bir arada yaşamayı kendimize rehber edinmeliyiz.

    Kurumlarımıza, ocaklarımıza, dergahlarımıza her zamankinden daha fazla sahip çıkmalı, birlikte hareket etmeliyiz. Bu görev özellikle kurum yöneticileri, genel başkanlar ve pirlerin dedelerin anaların omuzlarındadır.”

    “ÜRYAN HIZIR OCAĞIMIZLA BULUŞUN, CAN OLUN”

    Bu arada Veli Büyükşahin mektubunda, Üryan Hızır Ocağı mensuplarının buluşmasına da değindi.

    Büyükşahin, “2017 yılında Ağustos’un ikinci haftasında ocağımız üryan hızırlıların katılımıyla 1. Üryan Hızırlılar buluşmasında Pertekteki Zeve Üryan Hızır makamında gerçekleştirmiştik. Ocağımızın kurucusu Üryan Hızır’a niyazda bulunamayacağım. Ancak Üryan Hızırlı değerli canlar bayram sonunda yine orada onlara aşk olsun. Tüm Üryan Hızır pirleri, ocakzadeleri gidin ocağımızla buluşun, can olun, birlik olun bizim adımıza da bir niyazda bulunun.
    Yolumuzu bugünlere taşıyan, ışık olan ocak pirlerimize aşkı niyazlarımızı sunuyorum. Tüm canları, dostları selam ve sevgilerimle.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Afrin operasyonu ile ikinci bir Sünni Arap kemeri oluşturulmaya çalışılıyor’-VİDEO

    ‘Afrin operasyonu ile ikinci bir Sünni Arap kemeri oluşturulmaya çalışılıyor’-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak Afrin operasyonuna yönelik, “Bugün Türkiye’de 4 milyona yakın göçmen var deniyor. Bunların büyük çoğunluğu Sünni Araplardan oluşuyor. Buraya mülteci olarak gelen Sünni Arapların yerleştirildiği bölgeye dikkat edelim. Urfa, Maraş, Malatya hattına doğru bir yerleştirme yapıyor. Terolar bunun bir uzantısıdır” dedi. Bayrak, mevcut yönetimin İç Toroslar hattında bir Arap kemeri, Kuzey Suriye hattında bir Sünni Arap kemeri oluşturmaya çalıştığını söyledi.  

    Yazar Mehmet Bayrak, Kürt ve Alevi tarihi üzerine araştırmaları ile tanınıyor. Konuyla ilgili bir çok kitabı mevcut. Özellikle İç Toroslar’da Alevi-Kürt Aşiretler kitabı bölgeyi tanımak açısından önemli bir eser. Konu Rojava, özelde Afrin olunca bölgenin demografik yapısı hakkında başvurulacak kaynaklardan biri de Mehmet Bayrak. Uzun bir dönem birlikte program da yaptığımız Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak ile Afrin’in demografik yapısı ve göçertilme politikalarını konuştuk.

    Bayrak, Afrin’in yapısını anlamak için bir bütünen Kürt coğrafyasını incelemek gerektiğini düşünüyor ve açıklıyor:

    “Kürdistan dediğimiz coğrafya esas itibarı ile 7 ana bölgeden oluşuyor. 7 Ana bölgenin 5’i doğrudan Kürdistan ana kıtası üzerinde Kuzey, Batı, Doğu, Güney ve Sentral Kürdistan. Bir de Albruz dağları ve Horasan Kürt yerleşim yeridir. 7. Bölge de Orta Anadolu Kürt yerleşkesidir. Bugün üzerinde durduğumuz ve gündemde olan Afrin’i de içinde barındıran Güneybatı Kürdistan ya da Rojava dediğimiz bölge Kürdistan ana kıtasının bir parçasıdır. Tarihten bu yana böyledir. Binlerce yıllık tarihi olan bir Kürt yerleşkesidir. Buranın Kuzey parçasından ayrılması da sanıldığı kadar eski değil, Lozan ile birlikte ortaya çıkan bir durumdur. 1923’de bağıtlanan Lozan antlaşması ile Kürdistan 4’e bölündü. Tabiri caizse Lozan’ın bedeli Kürtlere ödetildi. Çünkü daha önce Osmanlı ve Safevi’ye bağlı Kürt toplumu olmak üzere iki parça halindeyken 4’e bölündü. Nitekim gerek Kuzey, gerek Güneybatı, gerekse Güney Kürdistan bölgeleri, Orta Anadolu Kürt yerleşkesi ve Sentral Kürdistan Osmanlı toprakları içerisindeydi. Bunun dışında sadece Doğu Kürdistan, Albruz Dağları ve Horasan Kürt yerleşkesi İran sınırları içerisindeydi. Bunlar ne zaman bölündü: Esas itibarı ile resmi dağıtılması 1923 Lozan ile oldu. Güney ve Güneybatı Kürdistan son Osmanlı Meclisi Mebusan’nında ve Ankara’daki ilk mecliste kabul edilen Misak-ı Milli sınırları Türklerle Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı kapsıyordu. Doğu Kürdistan’ı bunun dışında bırakarak söylüyorum. Kürtlerin bir bölümü bağımsızlık istese de , önemli bir kısmı Türklerle birlikte eşit olarak yaşamayı istiyorlardı.”

    “KÜRTDAĞI KÜRTLERİ ATLARINA ATLAYIP ANKARA’YA GELİYORLAR”

    Bayrak, Afrin coğrafyasının içinde barındırdığı Kürtdağı Kürtlerinin Hakimiyet-i Milliye matbaasında bastırdıkları ve Kürtdağı Mutelebatı adı verilen talepler metninin tarihine vurgu yapıyor. Bu metni bilmeden Rojava tarihinin anlaşılamayacağına dikkat çekiyor ve şöyle açıklıyor:

    “Daha Lozan’a gitmeden önce Ankara’daki hükümetin gerek İngilizlerle, gerek Fransızlarla 1921-1922 yıllarında gizli anlaşmalar yaparak Güney ve Güneybatı Kürdistanı, yani Rojava’yı el altından İngiltere ve Fransa’ya peşkeş çektikleri ortaya çıktı. Bunu haber alan dönemin Kürtdağı Kürtleri ki bugün Afrin o coğrafyaya düşüyor zaten, Çiyayi Kurden denen bölgenin Kürtleri kendi aşiret liderleri öncülüğünde atlarına atlayıp Ankara’ya geliyorlar. Ankara’da Hakimiyet-i Milliye matbaasında bir broşür basıyorlar. Bu broşür Kürt Dağlıların Mutalebatı adını taşıyor. Bu broşürü bilmeden bugünkü Rojava olayını anlamak mümkün değil. Bu muhtıra mektup, bir talepler dilekçesidir. Burada Kürtdağı Kürtleri, Mustafa Kemal Anadolu’ya çıkmadan önce antiemperyalist, antiişgalci bir tutumla Güneybatı’da Fransızlara karşı, güneyde İngilizlere karşı nasıl hareket ettiklerini ve direnişe geçtiklerini anlatıyor. Adeta savaş güncesi tarzında veriyor. Daha Samsun üstü Anadolu’ya çıkılmadan önce, Ankara’da Hakimiyet-i Milliye matbaasında basılarak tüm milletvekillerine dağıtılan bir istekler dilekçesidir.

    “VERİLEN SÖZLERİN TUTULMAMASINA İTİRAZ EDİYORLAR”

    Demin söylediğim etkenlere, Fransızlara ve İngilizlere karşı direndik diyor. Nitekim bu direnişin yoğunlaştığı coğrafyalar, bugün dikkat edin Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa adı ile anılıyor. Bu ünvanlar oradan geliyor. Bunların tümü Rojava’ya sınır olan Serxet’te kalan vilayetlerdir. Binxet (tren hattının altı) Rojava’ya, Serxet (tren hattının üstü) ise bu vilayetlere tekabül ediyor.

    Antep bölgesinden gelen araştırmacılar, Cahit Tanyol mesela, deniliyor ki antiemperyalist bir yöneliş ile Fransızlara karşı mücadele eden 18 çeteden 14’ü Kürt çetesiydi. “Biz 1918’de başladık” diyorlar, “Siz 1919 ortalarında ortaya çıktınız” diyorlar. “Şimdi haber alıyoruz ki siz bizi şehir şehir, belde belde, köy köy, aşiret aşiret, ev ev ikiye bölmüşsünüz. Verilen sözler bunlar mıydı” diye itiraz ediyorlar. “Eğer bu sorun düzeltilmezse bu coğrafya da onulmaz yaralar açılır” diyorlar. Olayın püf noktası şu: Adeta bugün olabilecekleri o tarihlerde gösteriyor Kürtler. Mutlaka Misakkı Milli’ye uyulmalı, Kürt coğrafyası Kuzey parçasına eklemlenmiş olarak kalmalı. Yoksa bir sürü olumsuzluklar çıkar deniyor.Her tarafta benzer sorunlar yaşanıyor.”

    “İÇ TOROS KÜRTLERİ VE ROJAVA KÜRTLERİ ARASINDA SİYASİ, KÜLTÜREL BİR BİRLİKTELİK VARDI”

    Son dönemlerde konuşulan en önemli konulardan biri de Afrin ve çevresinin demografik yapısı. Nüfusun ne kadarının Arap, ne kadarının Kürt olduğuna dair kesin bilgi yok, zira asimilasyon ve göçertilme politikaları neticesinde demografik yapı hakkında net bir şey söylemenin mümkün olmadığını belirtiyor Bayrak. Oradaki göç ve göçertilme dengesini de şöyle anlatıyor:

    “1922’deki anlaşma çerçevesinde gizlice satılan Rojava Kürtleri, 1923 Lozan Antlaşması ile resmen bölünmüş oldu. Unutmayalım ki bizim de içinden geldiğimiz İç Toroslar bölgesinin Maraş, Antep, Urfa, Antakya, Hatay tümüyle Halep’e bağlıydı. Bütün nüfus ilişkileri, ticari, kültürel ilişkileri bölgeyle bağlantılıydı. Rojava Kürtleri ile Serxet’te kalan Kürtler yoğunlukla Alevi, Sünni, Ezidi Kürtler arasında doğal bir birliktelik vardı. Böyle olduğu içindir ki bu iki parçayı birbirinden ayırmak mümkün değil. Aynen hattın kuzeyindekiler gibi, Rojava Kürtlerinin büyük bölümü Ezidi, bir bölümü Alevi Kürttü. Sonradan müslümanlaşan unsurlar var, fakat Müslümanlar o hatta daha azınlıktaydı. Bu kuzeydeki Kürt yapılanmasının bir uzantısıydı. Mardin Ezidi yoğunluklu mesela, keza Urfa, Maraş bölgesi Alevi Kürt yoğunluklu. İç Toros bölgesindeki Kürtlerle, Rojava Kürtleri arasında tarihsel bir demografik, beşeri, siyasi, kültürel birliktelik vardı.

    “İÇ TOROS’TAKİ BAZI AŞİRETLER SURİYE’YE YERLEŞTİRİLİYOR”

    Sonradan göç hareketleri de olmuş. Bir bölümü 19. Yy’ın ortalarında Osmanlı’nın göçebe ya da yarı göçebe aşiretleri iskanı sürecinde gerçekleşmiş. Bunlar sonraki gidişler. Diyelimki İç Toroslar’da göçebe ya da yarı göçebe aşiretler (Bunlar sadece Kürt Alevi aşiretler de değil, Sünni Türk aşiretlerde var. Cerit aşireti, Tecirli aşireti gibi)  Osmanlı Alman müşavir subayların önermesine uyularak yerleşik hayata geçiriliyor. Fakat kendi topraklarında bırakılmıyor, doğrudan Suriye’ye gönderiliyorlar. Osmanlı yönetimi Suriye’yi kendi doğal yerleşim yeri yapmak istiyor. Dolayısıyla bu aşiretler oraya iskan edildiklerinde, (hatta Maraş bölgesinden giden Kılıçlı aşireti var) oradaki sürgün aşiretlerle iletişime geçmek için Türkçe öğreniyorlar ve kendi dillerini unutuyorlar. Bunların bir bölümü topraklarına geri döndü. Osmanlı gösterilen yerde iskan edilmek şartıyla serbest bıraktı. 1925 Hareketi ardından, Ağrı Zilan, ardından Dersim Tertelesi gibi etkenlerle kendi topraklarından ayrılmak zorunda kalan unsurlar var o bölgeye giden.”

    “BÖLGEDEKİ TEMEL ALEVİ OCAKLARINDAN BİRİ LASKİYE’DEDİR”

    Yazar Mehmet Bayrak, bölgede önemli ölçüde Ezidi Kürt varlığından bahsediyor ve Alevi Kürtlerin de bölgede yine önemli bir nüfusu olduğuna dikkat çekiyor. Bu nüfusun büyük bir bölümünün asimile edildiğini, ya da kendilerini korumak adına gizlendiğinin altını çiziyor. Bölgede demokratik bir yaşamın hayata geçmesi halinde baskı altında kalan toplumların kendi kimlikleri ile ortaya çıkacaklarına vurgu yaparak şöyle devam ediyor:

    “Atatürk’ün etnopolitika uzmanı Prof. Hasan Reşit Tankut en temel Alevi Ocaklarını anlatırken birinin de Rojava ve Laskiye bölgesinde olduğunu söylüyor. Üryan Hızır Ocağı bu ocaklardan bir tanesidir. Bu coğrafyadaki temel Alevi Ocaklarından biridir Laskiye. Oradaki ocak çevredeki Alevilere de hitap eden büyük bir ocaktı. Aleviler, Sünni egemenlik içerisinde ya ona benzeşiyor ya da kimliğini kamufle etmek zorunda kalıyor. Nitekim katliamlara maruz kalan Ezidiler de Müslüman görünüyorlar. Onların durumu Alevilerden daha kötüydü. Demokratik bir ortam olduğunda ancak bu unsurlar kendi kimlikleri ile ortaya çıkıyor. Orada bu komünal özerk yaşam hayat bulursa o zaman insanlar gerçek kimlikleri ile ortaya çıkacak. Şimdi Türk ideologlarının Afrin’in yüzde 35’inin Kürt olduğunu söylemelerinin hiç bir kıymeti harbiyesi yok. Kesin bir sayım yapılabilmiş değil. Arap yönetiminde, Baas ırkçılığı döneminde de Kürtler arasında göçertmeler yaşandı. Dolayısıyla bu bizi yanıltmamalı. Demokratik bir ortamda gerçek demografik yapı ortaya çıkabilir. Halk arasındaki adı Çiyayi Kurdan olan yerleşim yerini bile Türk dağı diye sundular. Aynen Antep’in içindeki Kürt isimlerini Türk yapmaları gibi mesela.

    EZİDİ HATTI…

    Özellikle diğer dinlerin etkisinde kalmayan coğrafyada Serxet Binxet olarak nitelendirdiğimiz Kafkasya bölgesi, Gürcistan’tan Ermenistan’a, oradan Azarbeycan’a, oradan Türkiye İran sınır hattından Şengal’e kadar olan coğrafyadan, oradan da Güneybatı yönünden Akdeniz istikametine kadar yaşayan Kürtlerin büyük çoğunluğu yüzyıl önceye kadar Ezidiydi. Bunu bilmek için kahin olmaya da gerek yok, bunu kitabımda da işledim. Bu toplulukların büyük çoğunluğu şimdi Müslüman görünüyor. Afrin bölgesi, Kobane bölgesi de dahil bu söylediklerime.”

    KOCO AĞA’NIN TARİHİ…

    Afrin denince Elbistanlı Koco Ağa’ya değinmeden olmaz. Zira Hatay Kırıkhan’a yerleşen Koco Ağa’nın tarihi o bölgenin göçertilme politikasının da bir parçası aynı zamanda. Nuri Dersimi’yi de saklayan kollayan Koco Ağa’nın o dönemdeki duruşunu da şöyle anlatıyor Bayrak:

    “Afrin denince ilk akla gelen isimlerden biri Nuri Dersimi’dir. Onun Hatıratım kitabını ilk kez yayınlayan bir yazar olarak bende çok şey öğrendim. Nuri Dersim’in iki kitabı var: 1952 Halep basımlı  Kürdistan Tarihinde Dersim, bir tanesi de Hatıratım’dır. Ben Hatıratım kitabını sadeleştirerek, fotoğraf ekleyerek tekrar yayınladım. Afrin’in, Antakya’nın yakın tarihi konusunda yakın bilgiler edindim.

    Bugün Antakya olarak nitelendirdiğimiz bölge İç Toroslar’ın bir uzantısıdır. 1923 Lozan’ı ile sınırlar belirlendikten sonra diğer yerleşim yerleri iskanı belli oldu, fakat Antakya 1938’e kadar muallakta kaldı. Bu konuda önemli bilgileri Nuri Dersimi vermiştir. Aynı zamanda Dersim Soykırımı sırasında Suriye’yi geçtikten sonra Xoybun’un koruma amaçlı Nuri Dersimi’yi götürüp teslim ettiği Koco amca var. O tarihte Hatay Kırıkhan bölgesinde çok önemli bir şahsiyet. Kendisi Elbistanlı. Orada çok saygın bir yer ediniyorlar. Odun kömürü üretimi yapıyorlar. Bu odun kömürünü Fransız mandasına da satıyorlar. Öylesine saygınlık kazanıyor ki, Fransız müsteşarı da Koco amcayı ve çevresini kendi tarafına çekmeye çalışıyor, Ankara’daki yönetimi de çekmeye çalışıyor. Orası muallakta olduğu için bir oy sayımı veya referanduma gidildiğinde toplumda etkin insanlar oldukları için yanına çekmeye çalışıyorlar. Bölge ile ilgili önemli bilgiler veren Nuri Dersimi çarpıcı anekdotlar da anlatıyor. Nuri Dersim’i gittikten sonra Kürt Özgürlük Örgütü gidiyor onu Koco amcaya teslim ediyor. Koco amcanın iki oğlu (Dr. Koco, Avukat Sıtkı Elbistan, sonradan Elbistan soyadını aldılar, 1959’taki 49 Hareketi’nin içinde yer alan Kürt aydınlarıdır)  ve Koco amca koruyor Nuri Dersimi’yi.

    “KOCO AĞA NURİ DERSİMİ’NİN HAYATINI KURTARIYOR”

    Fakat Türk devleti boş durmuyor. Mit Bölge Başkanı çeşitli suçlar işlemiş iki kardeşi Nuri Dersimi’yi Koco amcanın Hatay Kırıkhan’daki evindeyken öldürmekle görevlendiriyor. O tarihte Mit Bölge Başkanı bunlara 500 bin lira da rüşvet öneriyor. Fakat durumu anlayan Nuri Dersimi ile Koco amca bunlarla tartışıyor, Koco amca bunları evden kovuyor, böylece Nuri Dersim’in hayatı kurtuluyor.
    Öyle iddia edildiği gibi büyük mücadele ile alınmadı Hatay. Fransızlar alacağını alıyor bir bakıma bağışlıyorlar Hatay bölgesini.

    Koco amcanın bu bölgeden götürdüğü, Alevi Kürtlerle, Afrin bölgesindeki Kürtlerle nasıl bir yakınlaşma olduğu anlatılıyor kitapta. Bu bloku bölmek için çekilen hatta Demokrat Parti döneminde mayınlama yapıldı. Bundan önceki dönemde geçişler daha kolaydı. Sürü ihracı, ihtiyaçlar, kumaş gibi alışveriş ilişkisi vardı. 1950’li yıllarda oraya mayın döşenmesi ile birlikte ciddi kopuş yaşanmaya başladı. Devletin de istediği buydu zaten.

    Nuri Dersimi 1973’te vefat ettiğinde Afrin’in bir köyüne gömüldü.

    Bir bütün olarak Rojava, Afrin ile kuzey bölgesinde kalan Kürtler arasında çok yakın bir ilişki var.”

    KIRIKHAN’DA ALEVİ KATLİAMI VE AFRİN’E GÖÇLER…

    Yine 1971 yılında vuku bulan Kırıkhan Olayı da bölgenin tarihini anlamak açısından önemli. Yazar Mehmet Bayrak, Kırıkhan’da yapılmak istenen Alevi katliamını da özetle şöyle aktarıyor:

    “Antakya’nın o bölgesinde çok önemli bir Alevi Kürt nüfusu var.
    1971’de Kırıkhan’da bir Alevi katliamı yaşandı. Yine bu Elbistan bölgesinden giden Koco amcanın katipliğini yapan Mehmetali Göçmen diye bir şahsın çocukları o dönemde bir gazete çıkarıyorlar Kırıkhan’da. Bu devletin işine gelmiyor. Gazeteyi basıyorlar, yakıyorlar, daha sonra Alevi evlerine dağılıyorlar. Alevi katliamı öyle gerçekleşiyor. Elbistan ya da Afrin bölgesinden oraya yerleşen büyük bir Alevi Kürt varlığı var. Onlara dönük yapılıyor. Sınırlar netleşince bir bölümü kalıyor. Bir bölümü tekrar eski topraklarına geçiyor.”

    “AFRİN OPERASYONU İLE İKİNCİ BİR SÜNNİ ARAP KEMERİ OLUŞTURMAK İSTENİYOR”

    Devam eden Afrin operasyonuna tepkiler devam ediyor. TSK orada IŞİD’e karşı da mücadele ettiğini belirtiyor, fakat buna yönelik bir emare henüz ne görüntülendi ne de yansıdı. Afrin operasyonuna yönelik düşünlerini ise Bayrak şöyle açıklıyor:

    “Kendi sınırları dışında kalan Kürtlerin önünü kesmek amacıyla yapılan saldırıları onaylamak mümkün değil. Kürtlerin en büyük talihsizliği sırtını dayayacak bir yerin olmamasıdır. Kendi iradeleri dışında dörde bölündü diyoruz ya: Sırtını Türkiye’ye dayasa Kürt sorunu var, İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin Kürt sorunu var. 1925’ten itibaren bu devletler arasında zımni ve daha sonra açık bir ittifak yapıldı.

    Fransa, Suriye topraklarından geçen demiryollarını Türkiye’ye açarak, askeri sevkiyat yapılmasını sağladı. Demiryolları Suriye toprakları içinde geçtiği halde, orası Fransa sömürgesi olduğu halde, Fransa Türkiye’ye açtı demiryollarını. Kürtleri kuşattılar. 1925’teki hareketi bastırmak için Türk devleti 16 filoluk bir uçak kullandı ilk defa. Bir görüşe göre Almanya, diğer görüşe göre İngiltere’den alınan zehirli gaz atmak suretiyle 15.500 civarında Kürt katledildi. Türkiye nüfusu o zaman 12 milyondu. Fransa İngiltere gibi ülkelerle ittifakı olduğu gibi daha sonraki süreçlerde Sadabad Paktı, Bağdat Paktı, daha sonra SENTO’ya evrilen ortak bir örgütlenme var. Bir üye Türkiye, İran, Irak, Suriye Kürt sorunu var, Pakistan’ın Pencap sorunu var. Hami devletler kim Amerika ve İngiltere. Dolayısıyla Türkiye İran rejimini sevmez, Irak’taki Şii yönetimi sevmez, Saddam ile ilişkileri daha iyiydi. Yine Suriye’deki Baas yönetimiyle sıkı fıkıydı. Orada Sünni Arap devleti kurmak istediği için ilişkiler de bozuldu. ABD’de yeşil ışık yakmadı. Türkiye dışa düştü. Oradan toplu göçleri de özendirdi. Bugün 4 milyona yakın göçmen var deniyor. Bunların büyük çoğunluğu Sünni Araplardan oluşuyor. Buraya mülteci olarak gelen Sünni Arapların yerleştirildiği bölgeye dikkat edelim. Urfa, Maraş, Malatya hattına doğru bir yerleştirme yapıyor. Terrolar bunun bir uzantısıdır. Mevcut yönetim İç Toroslar hattında bir Arap kemeri oluşturmaya çalışıyor. Kuzey Suriye hattında bir Arap kemeri oluşturmaya çalışıyor. Halkları bertaraf ederek buraya yerleşmiş olan Sünni Arapları oraya yerleştirerek ikinci bir Sünni Arap kemeri oluşturmaya çalışıyor.
    Bu kabul edilebilir bir olay değildir. Yeni kurulan toplumsal düzen rahatsız ediyor.”

    Elif SONZAMANCI/BONN

  • ‘Hükümetle görüşüyorsun da Alevilerin hangi sorununu çözüyorsun?’

    ‘Hükümetle görüşüyorsun da Alevilerin hangi sorununu çözüyorsun?’

    PİRHA – Üryan Hızır Ocağı’na bağlı Yazar Veli Büyükşahin Artı Gerçek’teki bu haftaki yazısında, bazı Alevi kurumlarını eleştirdi. Büyükşahin, “Bazı Alevi kurumları ve çevreleri bütün çabalarını devlete, sisteme eklemlenme üzerinden yürütüyorlar. Bütün ilişkilerini ve bakış açılarını devlet, iktidar üzerinden şekillendirme gayreti içindeler” dedi.

    Maraş ve benzeri katliamlarla Alevilere yapmak istedikleri de diğerlerine yapılanın aynısı diye belirten Büyükşahin, “Ezidiler, Süryaniler, Ermeniler, Rumlar gibi kesimlere yapılanın aynısı yapılmak isteniyor. Tam bir kader ortaklığı aslında” ifadelerini kullandı.

    Koçgiriden başlayarak bugüne kadar yapılan saldırılar, katliamlar, sürgünler, göç ettirmeler ve asimilasyon politikaları birbirinden bağımsız değil, tersine birbirini tamamlayan komplike uygulamalardır diyen Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Hedef aynıdır. Diğerlerine ne yapıldıysa Alevilere de aynısı yapılıyor. Bu uygulama çoktan beri yürürlüktedir ve geçmişten bugüne devam etmektedir. Her ne kadar ‘bazı Aleviler’ meseleye böyle bakmayıp, kendilerini asli unsur, devletin ve laikliğin esas sahibi gibi görüyor olsa da durum budur.”

    “BAZILARI BÜTÜN ÇABALARINI SİSTEME EKLENME ÜZERİNDE YÜRÜTÜYOR”

    Büyükşahin “Bazı Alevi kurumları ve çevreleri bütün çabalarını devlete, sisteme eklemlenme üzerinden yürütüyorlar. Bütün ilişkilerini ve bakış açılarını devlet, iktidar üzerinden şekillendirme gayreti içindeler. Onun dışında kendilerine bir yol açamayacaklarını düşünüyorlar. Alevilerin yaşadığı sorunları tek tek iktidarlar, partiler ve kişiler üzerinden okuyorlar. Her yaşadığımız saldırı karşısında derhal bir suçlu buluyor ve geri kalanın üzeri kapatılıyor. Böylece esas katiller, işin arka planı, yapılmak istenen kaybolup gidiyor” dedi.

    Koçgiri de Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman, Dersim de General Alpdoğan, Ortanca da gerici softalar, Kırıkhan da ve Malatya da ırkçı sivil faşistler, Maraş’ta ülkücüler, Çorum da ülkücü ve gericiler, Sivas’ta şeriatçılar, Gazi de faşistlerin suçlu olduğunu söyleyen Büyükşahin şöyle devam etti:

    “Evet, tümü doğru ama sadece görünen maşalardır bunlar. Bu katillere arka çıkanlar, onları silahlandıranlar, onlara kahramanlık madalyaları takanlar, suçüstü olanları mahkemelerden serbest bırakanlar, sırtlarını sıvazlayanlar kim? Devletin burada ki rolünü görmemek, körlük değilse eğer bu senaryoları yapanlarla işbirliği ve ortaklıktan söz etmemiz gerekmez mi?”

    “HÜKÜMETE LAF ETTİRMEYENLER ALEVİLERİN SIRTINDAN GEÇİNENLERDİR”

    Devletin ve iktidarların bu katliamlardaki rolünü sorgulamaya başladığınızda ilk karşınıza dikilen, sizi suçlayan, siyaset yapmakla itham edenler kendisine Aleviyim diyenler  olduğuna dikkat çeken Büyükşahin, “Devlete, hükümete ve bilmem kime laf ettirmeyen bu kesimler Alevi toplumunun sırtından geçinenlerdir” dedi.

    “ALEVİLERİN SORUNLARIYLA UĞRAŞMAYAN, MARAŞ’A, SİVAS’A, DERSİM’E GİTMESİN”

    Veli Büyükşahin, PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe’nin sözlerini hatırlatarak şöyle yazdı:

    “Eğer biz, Hızır paşaya boyun eğmeyen, zulme karşı boyun eğmeyen Pir Sultan Abdal olmayacaksak, eğer biz, haktan adaletten bir düzeni savunan Şeyh Bedrettin olmayacaksak, eğer biz, sevgiyi kardeşliği ören birer Yunus, birer Mevlana, birer gönüllerin Sultanı Hacı Bektaşi Veli olmayacaksak, ve bizler, evet bizler, üzerine çıktığı sehpayı kendi ayaklarıyla deviren ve ölürken de “kahrolsun amerikan emperyalizmi, yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” diyen birer Deniz olmayacaksak, zindanlarda ser verip sır vermeyen İbrahim olmayacaksak, Mahir olmayacaksak, o fidanlardan herhangi biri olmayacaksak, bırakın bu dernekler kapansın.”

    “Erçe’nin de dediği gibi, ben Alevi örgütüyüm iddiasında olanlar eğer toplumun sorunlarıyla uğraşmayacak, mücadele etmeyecekse niye var o zaman? Bırakın Maraş’a gitmesin, Sivas’a, Çorum’a, Dersim’e gitmesin. Hatta bırakın kapansın gitsin. Yapmış, ilgilenmiş, uğraşmış, çözüyormuş gibi görünmesin ve Alevilerin sırtından kendine paye biçmesin.”

    “HÜKÜMETLE GÖRÜŞÜYORSUN AMA NEYİ ÇÖZÜYORSUN”

    Artı Gerçek yazarı ve Üryan Hızır Ocağı Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin, “Bu anlayışın hakim olduğu bir çok kurum bugün maalesef Alevi toplumuna yönelmiş tehditlerin üstünü kapatmakta, toplumun bu tehditleri görmesine engel olmakta” dedi. Büyükşahin, “Hükümetle görüşüyorsun, yetkililerle görüşüyorsun ama neyi çözüyorsun? Alevilerin hangi sorununu çözebiliyorsun? Alevilere koskoca bir çarpı atılmışken siz neyin peşindesiniz?” diye sordu.

  • Afrin Alevileri: Seçimler demokratik gelecek için büyük fırsat

    Afrin Alevileri: Seçimler demokratik gelecek için büyük fırsat

    EFRÎN – Kuzey Suriye’de gerçekleştirilen seçimlere tüm etnik, dini ve mezhebi farklılıklar yoğun ilgi gösteriyor. Efrin’nin Mabata ilçesindeki Aleviler de sandık başına giderek oylarına sahip çıkıyor.

    Kuzey Suriye’de Kürtler, Araplar, Süryani vd. farklılıklar ilk defa gerçekleştirilen seçimlere yoğun ilgi gösterirken farklı inançlara ve mezheplere mensup kesimlerin de seçimlere ilgisi dikkat çekiyor.

    Efrin kantonuna bağlı Mabata ilçesinde oturan ve çoğunluğu Üryan Hızır Ocağına bağlı olan Aleviler de dün sabah erken saatlerde sandık başına giderek oy kullanmaya başladılar. Mabatalı aleviler 2012’de Suriye’de gerilimin artması sonrası Baas rejimine karşı ayaklanmış ve rejim güçlerini kendi bölgelerinden çıkarmışlardı. Mabatalılar ayrıca 22 eylülde gerçekleşen komün seçimlerinde sandık başına giderek, büyük bir katılım oranı göstermişlerdi.

    Seçimlere ilişkin ANHA’ya konuşan Mabatalı Aleviler, ilk defa iradelerini özgürce ortaya koyma fırsatı bulduklarını, bunu da en iyi şekilde değerlendirmek istediklerini, dile getirdiler.

    “SÜREÇ BİZ ALEVİLER İÇİN OLDUKÇA ÖNEMLİ”

    Mabata sakinlerinden Mihemed Alî seçimlere verdikleri önemi şu sözlerle ifade etti, “Bu süreç biz Alevilerin tarihinde oldukça önemli bir yere sahip. Çünkü biz Aleviler ilk defa kendi kimliğimiz ve inancımızla özgür irademizi ortaya koyabiliyoruz. Çünkü biz Aleviler de tıpkı Êzidi kardeşlerimiz gibi tarihte birçok katliamdan geçtik. Türk devleti defalarca Alevileri katliamdan geçirdi. Onun için tüm Aleviler sandık başına giderek bu imkanları en iyi şekilde kullanabilmeli” dedi.

    “SEÇİMLER MÜCADELEMİZİN SONUCUDUR”

    Renda Mustafa isimli kadın ise, seçimlerin bugünleri yaratmak için canlarını feda eden binlerce şehitlerinin sayesinde gerçekleştiğine işaret ederek, “Eğer bugün sandık başına gidiyor ve kendi sistemimizi kuruyorsak bu şehitlerimizin canı pahasına gerçekleşen bir durumdur” şeklinde konuşurken, Arziya Ala da seçimlerden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Yüksek Seçim Komiserliğine çağrı yaparak, seçimlerin sorunsuz geçmesi için tüm imkanlarını kullanmasını, istedi.

     

  • Pir Büyükşahin: Musahiplik yol kardeşliğidir, kötülük yapmayacaklarına söz verirler-VİDEO

    Pir Büyükşahin: Musahiplik yol kardeşliğidir, kötülük yapmayacaklarına söz verirler-VİDEO

    PİRHA-Alevi yol erkanında önemli bir yeri olan Musahiplikle ilgili açıklamalarda bulunan Üryan Hızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin, “Alevilikte Musahiplik yol kardeşliği anlamına gelir. Bu nedenle Alevilik yol erkanında Musahip edinmek çok önemlidir” dedi. “Musahip olan kişilerin maddi ve manevi konularda eşit olması gerekir” diyen Büyükşahin, Musahip olan kardeşler kötülük yapmayacaklarına ve yola zarar vermeyeceklerine dair söz verirler” ifadelerini kullandı.    

    Haberin Videosu

    Alevi inancının önemli kurumlarından biri olan Musahiplik, kelime itibarıyla dünya ve ahiret yol kardeşliği anlamına gelmektedir. Hem madden, hem de manen yani inanç boyutunda kardeş demektir. Sevgi ve hoşgörünün yaşandığı Alevilik yol erkanında önemli bir yeri olan yol kardeşliği anlamına gelen Musahiplik ile ilgili Üryan Hızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “MUSAHİPLİK ÜSTÜN BİR MAKAMDIR”

    “Alevilik yol erkanında Musahiplik ön planda tutulur ve çok üstün bir makamdır” diyen Pir Büyükşahin, “Çünkü Musahiplikte kardeş olmak vardır. Musahiplik yol kardeşliği olduğu için dost oluyorsun, kan kardeşliğinden daha önemlidir. Musahiplik tarikat, yol ve erkan kardeşliği elbette ki çok daha önemsenmesi gereken bir durum. Musahip olan kişilerin maddi ve manevi konularda eşit olması gerekir. Zengin bir kişi ve fakir bir kişinin Musahip olması pek uygun olmaz. Maddi durumların aynı dengede olan kişilerin Musahip olmasında yarar vardır. Bu nedeni ise arada herhangi bir fark olmasın eşit koşullarda yaşasın” dedi.

    “MUSAHİP ÇOCUKLARI BİRBİRİYLE EVLENMEZ”

    “Musahip olan kişilerin birbirlerine kalplerini açması, sevmesi ve birbirlerini desteklemesi gerekiyor” ifadelerini kullanan Pir Büyükşahin, “Musahiplikte namus kavramı dışında darlıkta sevinçte her konuda ortak olma durumu vardır. Musahiplikte namus konusunda çok fazla bir hassasiyet gösterilir. Bu makama zarar gelmesin diye beş altı kuşak bunların çocukları birbiriyle evlenmez. Nedeni ise Musahipliğin iyi korunması ve zarar görmemesi içindir. Bu nedenle Musahip olanlar bu kurallara dikkat etmek durumundadır” ifadelerini kullandı.

    “MUSAHİP KURALARINA AYKIRI HAREKET EDENLER DÜŞKÜNLÜĞE YOL AÇARLAR”

    “Alevilikte derler ki Musahipsiz olan Ceme girmesin. Bu nedenle görgüden geçip ikrar vermek lazım” diyen Pir Büyükşahin, “Çünkü görgüden geçen ikrar veren Hak, Muhammed, Ali yoluna girer. Yola girdikten sonra bütün kötülüklerden arınarak kendini pak ediyor. Musahip olan kardeşler Pir huzurunda Erenler meydanında Mansur darında Hak didarında ikrar verdikleri zaman kötülük yapmayacaklarına ve yola zarar vermeyeceklerine dair söz verirler. O yüzden derler ki öl ikrar verme ikrar verdikten sonra öl sözünden dönme. Musahipler söz vermişlerse o sözlerinin gerekliliklerini yerine getirmek zorundalar. Çeşitli bahaneler göstererek pişman olduğunu söyleyenler, kurallar dışında hareket ederlerse düşkünlüğe yol açarlar. Düşkünlüğe yol açmamak için Musahiplerin birbirlerine karşı olan hoşgörüleri ve destekleri devam etmelidir” dedi.

    “MUSAHİPLİK İKRARI BİR SEFERLİĞE MAHSUSTUR”

    “Musahipler birbirlerine söz verdikten sonra Pirler huzurunda er meydanında hak didarında bir lokma yapar ve ikrar verirler” diyen Pir Büyükşahin, “ Musahipler bir yıl sonra ise Görgü kurbanlarını yaparlar. Görgü kurbanlarında mutlaka bir koç kesilir, lokmalar dağıtılır ve Cem yapılır. Birbirine Musahip olan canlar tekrar burada görgüden geçerler. Hak Muhammed Ali yoluna tamamen girmiş olurlar. Musahiplik ikrarı bir sefere mahsustur. Musahiplik eskisi gibi çok uygulanmıyor. Bu yola girmek için mutlaka Musahip edinmek gerekiyor. Günümüzde bu özelikle büyük kentlerde zor oluyor diye düşünülebilinir. Ama öyle değil, bunun için bir Musahip edindikten sonra Pire gidip Görgü kurbanlarımızı keserek ikrar vermeliyiz” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN

  • Pir Ali Büyükşahin: Afrin’deki Aleviler ile geleneklerimiz, örf ve adetlerimiz aynı-VİDEO

    Pir Ali Büyükşahin: Afrin’deki Aleviler ile geleneklerimiz, örf ve adetlerimiz aynı-VİDEO

    PİRHA-Adıyamanlı Üryan Hızır Ocağı Dedesi Ali Büyükşahin, Afrin’de yaşayan Üryan Hızır Ocağına bağlı taliplerle ilgili PİRHA’ya konuştu. Büyükşahin,”Ritüeller aynı, gelenekleri aynı, örf adetleri aynı” dedi.   

    HABERİN VİDEOSU

     

    Afrin’e iki kez giden Üryan Hızır Ocağı Dedesi Ali Büyükşahin, “Benden önce de babam birkaç kez gitmişti, dedem gitmişti. Orada Üryan Hızır Ocağı’na bağlı talipler var. Bayağı da kalabalıklar. Onların dünyaya bakışları aynı bizim Anadolu Alevileri gibi. Ritüeller aynı, gelenekleri aynı, örf adetleri aynı” diye belirtti.

    “ALEVİ RİTÜELLERİNE KARŞI ÇOK İLGİLİLER”

    Suriye’de yaşadıkları için farklı yönleri olabileceğine vurgu yapan Büyükşahin, “Ama genelde Anadolu’daki Aleviler gibi bir yaşam sürdürüyorlar. Biz gittiğimiz zaman orada tercüman kurbanları yaptık, ikrar verenler oldu, cem yaptık” diye konuştu.

    Afrin’deki Alevilerin inançlarına daha çok ilgi gösterdiklerine dikkat çeken Büyükşahin, “Hatta gençlerin bir kısmı saz öğreniyor, deyiş öğreniyor. Türkçe bilmediği halde öğrenmeye çalışıyor ve saz çalarak, deyiş okuyarak kendi aralarında semah dönüyorlar” ifadelerini kullandı.

    “BİZ PİRLER AFRİN’E GİTMEK ZORUNDAYIZ”

    Son 5-6 yıldır savaş dolayısıyla oraya gidemediğini kaydeden Büyükşahin, şunları söyledi:

    “İnşallah savaş sona ererse, Allah inşallah bütün dünyaya bir aydınlık verir ve Müslüman ülkeler de kendilerine bir çeki düzen verirler, birbirleriyle yarışmazlar. Demokrasi tam anlamıyla her yere yerleşir ve herkes rahat eder. O zaman biz de gider geliriz tabi. Çünkü onları öyle bırakmak doğru değil. Biz pirleri olarak gitmek zorundayız. Çünkü onların bize ihtiyacı var, bizim de onlara ihtiyacımız var. Toplumsal bir görüş olarak birlik beraberliği sağlamak, dünyada kardeşliği sağlamak bu hepimizin amacı olmalı.”