Etiket: veliyettin ulusoy

  • Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’ndan 203 öğrenciye burs desteği!

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’ndan 203 öğrenciye burs desteği!

    PİRHA- Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı, 2025-2026 eğitim öğretim yılında 203 üniversite öğrencisine burs vereceğini açıkladı.

    Vakıf, 2015 yılından bu yana üniversitelerde ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitim gören başarılı ancak maddi olanakları sınırlı öğrencilere burs desteği sağlıyor. Her yıl artan başvuru ve destek sayısıyla büyüyen program kapsamında, bu yıl da başta kız öğrenciler olmak üzere ihtiyaç sahibi gençlere öncelik verildi.

    Vakıf Başkanı Veliyettin Ulusoy, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Eğitimde fırsat eşitliği sağlamak amacıyla başlattığımız burs programımızda, bu yıl da kız öğrencilere öncelik verdik. Destek verdiğimiz öğrencilerin büyük bir kısmı kız öğrencilerden oluşuyor” dedi. Ulusoy, ayrıca 6 Şubat depremi sonrası eğitim ortamlarının önemine değinerek, “Eğitim, sadece akademik başarı için değil, aynı zamanda psikososyal iyileşme için de kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.

    Vakıf, 2025-2026 dönemiyle birlikte burs verdiği öğrenci sayısını artırarak, eğitimde fırsat eşitliği sağlamaya devam edeceğini belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hacıbektaş’ta maden şirketlerinin saldırısına karşı eyleme geçiliyor!

    Hacıbektaş’ta maden şirketlerinin saldırısına karşı eyleme geçiliyor!

    PİRHA- Hacıbektaş ilçesinin Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine yapılması planlanan maden faaliyetine karşılık Hacıbektaşlılar harekete geçti. İlçede platform oluşturmak adına toplantı yapılırken madenlere karşı bir an önce kitlesel tepkileri dile getirmek için önerileri masaya yatırıldı. Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, toplantıya katılarak, yapılan tahriplerle doğanın dengesinin bozulduğuna dikkat çekti. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın da bulunması sebebiyle Alevi toplumunca büyük öneme sahip olan Hacıbektaş ilçesine dönük maden projelerine tepkiler yükseliyor.

    Kırşehir-Nevşehir il sınırları arasında uzun süredir maden faaliyeti yürüten şirketlerin, son olarak Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine yönelmeleri üzerine Hacıbektaşlılar harekete geçti.

    Altın şirketlerinin, Keşlik bölgesinde faaliyete geçeceği bilgisi üzerine, karşı bir platform oluşturmak için Hacıbektaş Belediyesi konferans salonunda toplantı yapıldı.

    İnisiyatif geliştirmek için yapılan toplantıda, katılımcıların fikir ve önerileri masaya yatırıldı.

    Hırka Dağı’nda maden araması başlatılmasına izin vermeyeceklerini vurgulayan katılımcılar, bölgenin Alevi toplumu nezdinde büyük öneme sahip olduğunu belirttiler.

    Toplantıda konuşan Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, “Avrupalı ve Amerikalı kötü insanlar, Avustralya’ya ilk gittiklerinde, oradaki yerlilere kötü muamele yapıp, doğayı tahrip ettiler. Bugün havaların ısınması, suların kesilmesi ve ardı ardına doğal felaketlerin yaşanmasını bunlarla ilişkilendirmek mümkün” dedi.

    “GEÇ KALINMADAN GEREKEN NEYSE YAPILMALI”

    Gazeteci Recai Aksu, maden faaliyetlerine dair belgeler ortaya koyarak bilgilendirme yaptı. Aksu, İliç’teki maden faaliyeti sonrasında yaşananlara işaret ederek, Fırat nehrindeki kirlenmeyi hatırlattı. Recai Aksu, Fırat nehrinde görülen kirlenmenin Kızılırmak nehrinde de yaşanabileceğini söyledi.

    Tayfun Ceyhan isimli yurttaş ise on yıl önce Hacıbektaş’ın Kalaba bölgesinde benzer bir altın madeni faaliyeti olduğunu hatırlattı. Ceyhan, “Geç kalınmadan, bir an önce yapılması gereken neyse yapılmalı. Hırka dağındaki hukuksuzluğa karşı durulmalı” dedi.

    “MESLEK HASTALIKLARI OLUŞMAYA BAŞLADI”

    Toplantıda konuşan Kubilay Özdağ isimli yurttaş ise “Ülkemizde sömürge tipi madencilik girişimi var. Teknik bilgileri elimize alıp mahkeme yoluyla toplumsal muhalefeti oluşturup bir güç odağı haline gelmeliyiz. İpin ucunu kaçırmamak gerekiyor. Zamanında müdahalede geç kalmamalıyız” diye konuştu.

    Katılımcılardan Ramazan Benian da su rezervlerinin 15 km yakınında Koza Madencilik tarafından yapılan çalışmalara işaret etti. Benian, “Siyanürün ısısı 20, 25 dereceye ulaştığında 50 km mesafeyi etkilediğini biliyoruz. Saniyede 160 ila 205 litre su harcanıyor. Kalaba’daki ayrıştırmada çalışan işçilerde siyanür etkisinden meslek hastalıkları oluşmaya başladı” dedi.

    Toplantıda söz alan Rüştü Kaya ise 1986-87 yılları arasında köyleri Akçataş’ta kimi kuyuların açıldığını söyleyerek “Her 10 metrede numune alındı. Burada uranyum var, yukarı köydeki arazilerde bakır madeni olduğu söylendi. Anlayacağınız uzun yıllardır bu bölgede maden arama faaliyetleri devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    MÜCADELE VURGUSU!

    Şenol Taşdemir adlı yurttaş konuşmasında ilçe kaymakamı ile konuya dair görüşüldüğünü, Hacıbektaş’ta yedi yerde maden araması yapıldığını bilgisini aldıklarını aktardı. Taşdemir, “Önerim, toplum ve kamuoyunun güçlü bir irade koyması, belediyenin bir imza kampanyası başlatması, mahalle ve köy muhtarlarının bu işin odağına alması önemli diye düşünüyorum” dedi.

    Bilge Orhan da “Yaşamın kendisini mi savunacağız yoksa yaşamın konforunu mu savunacağız? Topraklarımızda arazi taraması yapıyorlar. 250 metre inildiğinde Tuz köyünün seviyesine düşüyoruz ve sularımız kesiliyor, sularımız tuzlanıyor. Oysaki 2000 metrelerden bahsediliyor! Bir an önce örgütlenip, yürütme kurulu oluşturup mücadeleyi başlatmamız gerekiyor.

    Şinasi Topçu isimli yurttaş ise “Maden ocakları uluslararası sermayeye terkediliyor. Örgütlü olmamız gerekiyor. İlk görüştükleri kişiler köy muhtarları. Köy muhtarları çok önem arz ediyor. Muhtarları bu işin odağına almamız gerekiyor” vurgusunu yaptı.

    “KÖYLERDE BİLGİLENDİRME YAPILMALI”

    Toplantıda söz alan Leyla Kındış konuyla ilgili slaytlar hazırlanıp, halkın bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti. Kındış ayrıca köylerde bilgilendirme yapılması gerektiğini söyleyerek köy kadınlarının da mücadeleye dahil edilmesi önerisini sundu.

    Avukat Ali Ceyhab da Hacıbektaş’taki bütün avukatlarla birlikte hukuki girişimde bulunabileceklerini belirterek, “Ne gerekiyorsa yapmaya hazırız” dedi.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Veliyettin Ulusoy: Dedelere maaş, makam, mevki, Hak Muhammed Ali Yolunu sürenler için geçerli değildir

    Veliyettin Ulusoy: Dedelere maaş, makam, mevki, Hak Muhammed Ali Yolunu sürenler için geçerli değildir

    PİRHA- Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, yazılı bir açıklama yaparak, “Alevi toplumu dışında hiçbir kişi, kurum, kuruluş ya da başka bir toplum/topluluk, Aleviliğin ibadeti olan ayin-i cemleri üzerine ve bu ayin-i cemlerin nasıl ve nerede kurulacağına dair söz söylemelerini doğru bulmayız” dedi. Ulusoy, Meclis Genel Kurulu’na yasalaşması için getirilecek olan torba yasa tasarısının da uluslararası hukuka ve Anayasa’nın 24. maddesine aykırı olduğunu vurguladı. Ulusoy ayrıca, maaş, sigorta, makamın, Hak Muhammed Ali Yolunu sürenler için geçerli olmadığını söyledi.

    AKP hükümetinin Aleviliği tanımlaması, torba yasa tasarısının içine atarak Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ kurmak istemesi ve dedelere maaş bağlama planları Alevi toplumunun ve Alevi kurumlarının sert tepkisiyle karşılaştı. Önümüzdeki günlerde torba yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’na gelecek. Düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’ndan geçmesi durumunda belediyeler imar planlarken, bölgenin şartları ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak cemevleri için yer ayıracak. Ayrıca cemevi inşası için kaymakam veya validen de izin alınması gerekecek. İsteyen dedelere ise kadro verilerek, maaş bağlanacak. Alevi kurumları tasarıdan cemevlerinin çıkarılmasını istiyor.

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy,Cem-i vahdette tecelli bezminde dem sürüp didar görenler merhaba’ diyerek yazılı bir açıklama yaptı. Ulusoy, “Alevi toplumu dışında hiçbir kişi, kurum, kuruluş ya da başka bir toplum/topluluk, Aleviliğin ibadeti olan ayin-i cemleri üzerine ve bu ayin-i cemlerin nasıl ve nerede kurulacağına dair söz söylemelerini doğru bulmayız. Ayrıca hukuki bağlamda kanun koyucunun ve bu kanunların uygulayıcısı olarak yürütenlerin Aleviliğin dinsel niteliğini yok sayma, reddetme ya da onun yerine karar verme yetkisi yoktur” dedi.

    Ulusoy, kanun teklifinin Aleviliğin dinsel niteliğini inkar etmesinin uluslararası hukuka ve Anayasanın 24. Maddesi’ne aykırı olduğunu hatırlatarak, “Yol’un ululuğu ve cümlenin kendisinden ulu olması tayin edici ve sahibinde tecelli etmeye imkân tanır. Beşeriyetin hiçbir hükmü ve kararı, Yol’un tecelliyeti ve sahibini tayin etme kararı üzerinde değildir. Bu nedenledir ki maaş, sigorta, makam, mevki, emeklilik vs. Hak Muhammed Ali Yolu’nu sürenler için geçerli değildir” dedi.

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy’un açıklamasının tam metni şöyle:

    “Muhibb-i hanedanın mihmanı Ali olduğunda hangimizin hanesi mihman evi ve dolayısıyla Kırklar Meydanı olmasın; hangimizin gönlü şad olmaz ve dolayısıyla ayin-i cem kurulmasın. Meydan-ı Ali’ye oturduğunda ayin-i cemi kurmayan ve ol meydanda kalktığında talip olmayan kim? 

    “KANUN TEKLİFİ, ALEVİLİĞİN DİNSEL NİTELİĞİNİ İNKAR ETMESİ ULUSLARARASI HUKUKA VE ANAYASAYA AYKIRIDIR”

    Uluslararası hukuka göre, insan hakları temelinde tarafsızlık ilkesini gözetmek için devletler, herhangi bir din veya inancın ifade edilme biçimlerinin meşruiyetine dair bir değerlendirmede bulunamaz. 

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş, kısaca Alevi toplumu dışında hiçbir kişi, kurum, kuruluş ya da başka bir toplum/topluluk, Aleviliğin ibadeti olan ayin-i cemleri üzerine ve bu ayin-i cemlerin nasıl ve nerede kurulacağına dair söz söylemelerini doğru bulmayız. Çünkü Alevilik, Hak Muhammed Ali, On İki İmamların, erenlerin, evliyaların, velilerin, aşıkların, sadıkların Yolu’dur ve tam da bu nedenle Hakk’a giden Yol’dur. Kişi ya da bir topluluğun Hak ile nasıl bir gönül bağı kuracağına müdahale etme ve karışma hakkını kim kendisinde görebilir? Ayrıca hukuki bağlamda kanun koyucunun ve bu kanunların uygulayıcısı olarak yürütenlerin Aleviliğin dinsel niteliğini yok sayma, reddetme ya da onun yerine karar verme yetkisi yoktur. Bu konuda niteleme ve değerlendirme yapma yetkisi olmayan kanun teklifinin Aleviliğin dinsel niteliğini kabul etmeyip, onu bir kültür olarak görmesi; kanun teklifinin bir dinsel topluluğun üyelerinin din ve vicdan hürriyetlerini kategorik şekilde inkâr ettiği anlamına gelmektedir ve bu durum uluslararası hukuka aykırı olduğu gibi Anayasa’nın 24. Maddesi’ne de aykırıdır.

    Alevi toplumun ibadeti, ayin-i cemlerini nasıl kurduğu, demi nasıl sürdüğü destur ve düsturları ile birlikte Kırklar Meclisi’nin ayin-i ceminde mevcuttur. Bu cemde Hakk’ın ve hakikatin binası her dem yeniden kurulur ve insan-ı kâmil olmayı temel amaç edinir. Hakikat üzerine kurulu olmayan bir kâinatın temeli çürük ve insan-ı kamilsiz bir alem ise cesettir. Bu nedenledir ki Alevi toplumunun kurduğu cemlerin ve sürdüğü demlerin temel gayesi Hakk’ın ve hakikatin binasını her dem yeniden kurma ve insan-ı kâmil mertebesine varmaktır. Başka bir deyişle bu anda zaman ve mekân feshedilir ve bir aşkınlık hali olarak başlangıçtaki saf, bozulmamış ve kusursuz ana vasıl olunur. Bu anda hiçbir şey bozulmamıştır, kusursuz, eksiksiz ve noksansızdır; hiçbir şey eskimez, yıpranmaz ve ölmez. Ölmeden evvel ölmemiz de buradan gelir. 

     “ASIL SORUN EŞİT MUAMELE GÖRME SORUNUDUR” 

    Alevilerin ibadet yeri cemevleri ve ayin-i cemleri sorun olmayıp, asıl sorun; tam tersine eşit haklar temelinde, ibadet yerlerinin genel hukuki statüsünün eşitlik ilkesini her zaman ve tam gözetir nitelikte olmayan bir pozitif düzenlemeler bütününün varlığından kaynaklanan tanınma ve hakkaniyet ölçüsünde eşit muamele görme sorunudur. Bu ise Alevilerin sorunu değildir. Çünkü bilindiği üzere, Cemevlerinin statüsü AİHM, Yargıtay ve çeşitli Danıştay kararları gözetildiğinde, artık hukuken sorun olmaktan çoktan çıkmış olmalıydı. Hukuki kararların bağlayıcı olduğu ihmal edilmeksizin, Cemevlerinin statüsü üzerine alınan bu kararlarda Cemevlerinin ibadethane sayıldığı, yani ortada hukuksal bir engelin kalmadığı bilinmektedir. Bu bağlamda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/11238 E., 2015/9711 K. İlişkili kararında aynen şöyle denmektedir: “Alevilik ve Alevilerle ilgili sorunlar ülkemizde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yargılama konusu olmuştur.” Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/327, E.2021/145 K. “İçtihat Metni”, 2. Ceza Dairesi, 2020/13885, 2021/2214, K. “İçtihat Metni”, 13. Ceza Dairesi 2018/5884 E. 2019/1302 K. “İçtihat Metni”. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014/7-1038 E, 2014/990 K. sayılı 03/12/2014 günlü kararı olmak üzere bu konuda alınmış birçok karar mevcuttur.

     “MAAŞ, SİGORTA, MEVKİ, EMEKLİLİK HAK MUHAMMED ALİ YOLU’NU SÜRENLER İÇİN GEÇERLİ DEĞİLDİR”

    Yol’un ululuğu ve cümlenin kendisinden ulu olması tayin edici ve sahibinde tecelli etmeye imkân tanır. Beşeriyetin hiçbir hükmü ve kararı, Yol’un tecelliyeti ve sahibini tayin etme kararı üzerinde değildir. Bu nedenledir ki maaş, sigorta, makam, mevki, emeklilik vs. Hak Muhammed Ali Yolu’nu sürenler için geçerli değildir. Ayrıca şu hususu da belirtmekte yarar vardır: Aleviliği tanımlama ve tanımlama girişimleri ekseriyetle ‘erkek/ler’ tarafından yapılmaktadır. Oysaki Virani Abdal der ki: “Güruh-u Naci’den bir bacı geldi/Kırklar’ın dolusun eline aldı/Cümlesi o bacıya hep secde kıldı/Şah dedik bacıya Şah’tan içeri.” Nasıl ki kurulan cemde, sürülen demde okunan gülbenglerin, söylenen deyiş ve nefeslerin, paylaşılan lokmaların, yapılan hizmetlerin, dönülen semahların, durulan darın, görülen didarların, verilen rızalıkların, edilen niyazların cinsiyeti yok ise Alevilikte cinsiyet yoktur. Çünkü Hak Muhammed Ali Yolu’nda hakikatin makamı birdir, kaynağı demdir, demden öte yeşil kandildeki nurdur. Muhyiddin İbnü’l Arabi der ki: “Olursun sınırlayan benimsersen tenzihi/Sınırlarsın yine benimsersin teşbihi/Kabul edersen ikisini birden, doğru yoldasın/Olursun bilgide hem önder hem efendi/Eş koşandır ikici, /Birleyense tekçi/İkiciysen sakın teşbihten/Tekçiysen sakın tenzihten/Sen O değilsin, O’sun belki de/Mutlak ve sınırlanmış görürsün O’nu işlerde.”

    İnsanı ve insana dair her şeyi ifade ederken Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin şu deyişini baş tacı etmeliyiz; Hararet nardadır sacda değildir/Keramet baştadır tacda değildir/Her ne ararsan kendinde ara/Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ulusoy: Gönül isterdi ki kardeşliğin sözleşmesinin imzasında yüzde 50 kadınlar olsaydı-VİDEO

    Ulusoy: Gönül isterdi ki kardeşliğin sözleşmesinin imzasında yüzde 50 kadınlar olsaydı-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, hafta sonu ‘Yol Kardeşliği Cemevi Projesi’ kapsamında Çorum’daydı. HBVAKV Çorum Şubesi ile Frankfurt Cemevi açılışları ve temel atma töreninde konuşan Ulusoy, kadınların katılımının az oluşuna işaret ederek, “Gönül isterdi ki burada kardeşliğin sözleşmesinin imzasında keşke yüzde 20, yüzde 50 kadınlarımız olsaydı” dedi. 

    ‘Yol Kardeşliği Cemevi Projesi’ kapsamında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi ile Frankfurt Cemevi açılışları için hafta sonu Çorum’da temel atma töreni düzenlendi.

    HBVAKV Çorum Alevi Kültür Merkezi tarafından inşa edilecek olan kültür merkezinin temel atma törenine Türkiye ve Avrupa Alevi kurumlarının temsilcileri, HBVAKV ve Çorum Alevi Kültür Merkezi Başkanı Nurettin Aksoy, Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, AABK Örgütlenme Sorumlusu Mehmet Ali Çankaya, AABK Yöneticisi Haydar Aygören, AABF İnaç Kurulu Yöneticisi Narin Gülçiçek Ana, AABF Hessen Bölge AKM’lerinden temsilciler, AABF Hessen İnanç Kurulu Başkanı Ali Ekber Erdem Dede, Frankfurt Cemevi Post dedesi Kasım Erdoğan, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Almanya’nın Köln kentindeki Çorumlular Derneği Başkanı Selahattin Toprakçı, Çorum Valisi Mustafa Çifçi, Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, Çorum Emniyet Müdürü Mehmet Gülser, Çorum İl jandarma Komutanı Albay İlhan Uzunoğlu, Müftü Muharrem Biçer, Çorum AKP il Başkanı Yusuf Ahlatçı, Çorum CHP Merkez İlçe Başkanı Ulaş Tokgöz, Çorum İyi Parti İl Başkanı Bekir Özsaçmacı ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KURUMLARIMIZIN KARDEŞLİĞİ VE BİR ARAYA GELMEMİZ BENİ ÇOK MUTLU ETTİ”

    Törende bir konuşma yapan Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, “Kurumlarımızın kardeşliği ve bir araya gelmemiz gerçekten beni çok mutlu etti” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya geldiğinde Rum Erenleri toplantı halinde, Kadıncık Ana da genç bir kadın. Orada hizmet ediyor. Bir anda selam alıp veriyor. Rum Erenleri diyor ki, “Kime selam verdin Kadıncık?” Kadıncık da diyor ki, “Üzerimizden bir pir geçti.” Hacı Bektaş Veli güvercin donunda geldiğinde.
    O gün onca evliya farkına varmıyor ama Kadıncık farkına varıyor. Bilim ancak bugün ispat etti kadınların erkeklerden on kat daha cesur olduğunu, hislerinin yüksek olduğunu, acılar karşısında on kat daha fazla acı çektiklerini, sevinçler karşısında da 10 kat daha sevindiğini. Yani siz eşinize bir adım atarsanız o size on adım atıyor. Gönül isterdi ki burada kardeşliğin sözleşmesinin imzasında keşke yüzde 20, yüzde 50 kadınlarımız olsaydı. Meluli diyor ki ‘Ta ezelden nur-i kandil Fatıma Anamız’dır, bil.’
    Güzide Ana da şunu söylüyor: Sırrı men-arefden nefsimiz bildik/ Mürşid karşısında tövbeye geldik/ Gönül aynasını pâk edip sildik/ Taşradan görünür içimiz bizim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Beylikdüzü Fatma Ana Cemevi ve Kültür Merkezi’nin birlik lokması ve açılışı yapıldı

    Beylikdüzü Fatma Ana Cemevi ve Kültür Merkezi’nin birlik lokması ve açılışı yapıldı

    PİRHA- Belediye tarafından yapılan bir cemevi olması sebebiyle Türkiye’de bir ilki temsil eden Beylikdüzü Fatma Ana Cemevi ve Kültür Merkezi’nin birlik lokması ve açılışı yapıldı.

    Beylikdüzü ilçesinde bulunan Fatma Ana Cemevi ve Kültür Merkezi’nin birlik lokması ve açılışı yapıldı. Beylikdüzü Fatma Ana Cemevi ve Kültür Merkezi, belediye tarafından yapılan bir cemevi olması sebebiyle Türkiye’de bir ilki temsil ediyor.

    Beylikdüzü Belediyesi tarafından yapılan cemevinin açılışına İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu olmak üzere çok sayıda CHP’li milletvekili ve parti yöneticisinin yanı sıra Hacı Bektaşi Veli Dergahı Postnişi Veliyettin Ulusoy ve Alevi kurum temsilcileri de katıldı.

    Cemevi açılışı Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül’ün gülbengi ile başladı. Ardından cemevinin tanıtım videosu izlendi.

    Açılış, ozanlar Sinem Önel, Bedriye Alkan ve Simge Bozkurt’un deyişleri ile devam etti.

    CEMEVİ YÖNETİMİNİN ÇOĞUNLUĞUNU KADINLAR OLUŞTURUYOR

    Söylenen deyişlerin ardından Beylikdüzü Fatma Ana Cemevi ve Kültür Merkezi adına Elmas Gülüm konuşma yaptı. Gülüm konuşmasında, Alevi meclisinde kadın erkek ayrımı olmadığını herkesin can sayıldığını söyleyerek Alevilik inancında kadının yerine ve önemine değindi. Beylikdüzü’nde yapılan cemevinin Alevi yurttaşların yeni bir yaşam olacağını da kaydeden Gülüm, cemevinin yapımında emeği geçen herkese teşekkür etti.

    “KUTUPLAŞTIRMAYA DEĞİL, BİRLİK VE BERABERLİĞE İHTİYACIMIZ VAR”

    Ardından Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık kürsüye çıktı. Çalık konuşmasında, iktidarın kutuplaştırma siyaseti yürüttüğünü belirterek halkın değerlerinde ve Alevilik inancının özünde insan sevgisi olduğunu vurguladı. Herkesin eşit olduğunu da söyleyen Çalık, halkın birlik ve beraberlik içinde olması gerektiğini dile getirdi.

    “YAPIM SÜRECİNDE ALEVİLİK İNANCININ GÜZELLİKLERİNİ DAHA YAKINDAN TANIDIM”

    Söz alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise, cemevlerinin ibadethane olduğunu vurgulayarak bu tür tartışmalara acilen son verilmesi gerektiğini aktardı. Böyle bir cemevini hayata geçirdiği için gurur duyduğunu da belirten İmamoğlu, yapım sürecinde Alevilik inancının güzelliklerini daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu ifade etti.

    “BİZE BU CEMEVİNİ KAZANDIRAN HERKESE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM”

    İmamoğlu’nun ardından sözü Hacı Bektaşi Veli Dergâhı Postnişi Veliyettin Ulusoy aldı. Ulusoy da konuşmasında; “Alevilik inancında herkes eşittir. Bize bu cemevini kazandıran herkese çok teşekkür ediyorum. Kadınların yönetimde olması da çok değerli” dedi.

    Konuşmaların ardından lokmaların dağıtılmasıyla açılış son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Ulusoy, 142 öğrenciye burs sağlayacaklarını açıkladı

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Ulusoy, 142 öğrenciye burs sağlayacaklarını açıkladı

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, maddi imkanı kısıtlı öğrencilere verecekleri burs desteği için 2015 yılında bir fon hesabı oluşturduklarını hatırlatarak, 2021-2022 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans ve Doktora olmak üzere toplam 142 öğrenciye 10 ay süreyle burs desteği sağlayacaklarını açıkladı. Ulusoy, “Yolumuza gönül vermiş sizlerin maddi ve manevi desteğiyle bu hizmetleri yapacağımıza inancım sonsuz” dedi. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, maddi imkanı kısıtlı öğrencilere verecekleri burs desteği konusunda bir açıklama yaptı.

    Ulusoy, “Vakfımızın esas amaçlarımızdan birini oluşturan eğitim alanındaki sorunlarımızın çok küçük bir parçasına çözüm olmasını umduğumuz maddi imkânları kısıtlı olan öğrencilerimize burs desteği sağlamaktır. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak; üniversitelerde ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde öğrenim gören başarılı ve maddi imkânları yetersiz öğrencilere burs desteği sağlamak için 2015 yılında bir fon hesabi oluşturduk” dedi.

    Ulusoy, oluşturulan bu fon ile ilgili şu bilgileri verdi?

    “2015-2016 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 24 öğrenciye,
    2016-2017 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 56 öğrenciye,
    2017-2018 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 77 öğrenciye,
    2018-2019 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 100 öğrenciye,
    2019-2020 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 126 öğrenciye,
    2020-2021 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans ve Doktora olmak üzere toplam 132 öğrenciye destek sağlandı.
    2021-2022 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans ve Doktora olmak üzere toplam 142 öğrenciye 10 ay süreyle burs desteği sağlayacağız.”

    Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    “Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre’nin eşitlikçi ve anti-cinsiyetçi yaşam biçimleri ile Ahi Evran’ın dayanışmacı vasfını; Yolumuza ve insanlık tarihine katmış oldukları değerleri gözeterek 2021-2022 Eğitim Öğretim Yıll Bursumuzu onların anısına adıyoruz. Üç ismin de ürettikleri ve savundukları değerler yedi asır öncesinden kalmadı tersine bütün zamanlar boyunca bizlere seslendiler ve Işık oldular.

    Ülkemizdeki yaşam koşulları ve gündelik hayatın pratikleri dikkate alındığında kadınlar için hayatta kalma ve yaşamak çok daha zor hale getirildiği gözlemlenmektedir. Bu can alıcı hususu dikkate alarak burslarımızın ilk altı yılında kız öğrencilerden yana özellikle pozitif ayrımcılık İlkesini uyguladık. Bu uygulamaya çok daha etkin bir şekilde devam edeceğiz.

    “MADDİ, MANEVİ DESTEĞİNİZLE BU HİZMETLERİ YAPACAĞIMIZA İNANCIM SONSUZ”

    Dostlar, el birliği ve gönül dirliğiyle adalet ve eşitlikçi ilklerinden ödün vermeden dayanışma ruhu içerisinde insanlığa dair değerlere katkı sunabiliriz.

    Yolumuza gönül vermiş sizlerin maddi ve manevi desteğiyle bu hizmetleri yapacağımıza inancım sonsuz. Bu kapsamda yapmış olduğunuz bağış, katkı ve desteğiniz için çok teşekkür eder; sağlık, mutluluk ve çalışmalarınızda başarılar dilerim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi okuyucuyla buluşuyor

    Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi okuyucuyla buluşuyor

    PİRHA-Başyapıt olarak değerlendirilen Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi çok yakında okuyucuyla buluşuyor. 766 sayfadan oluşan Velayetname kitabının içerisinde Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Veliyettin Ulusoy ve Sefa Ulusoy’un sunuşu da yer aldı. Postnişinlerin sunuşunda; “Velayetname olarak adlandırılan bu eseri Hak aşkıyla Yol hizmetini yürüten Hacı Bektaş Veli ve O’nun hayatını, çevresi olan ilişkileri, Yol hizmetine dair kerametlerini, yaşamını, yolculuğunu, Diyar-ı Rum’a gelişini ve sonrasındaki gelişmeleri, karşılaştığı zorlukları, Yol göstericiliği vb. birçok öğeyi içeren ve menakıplardan oluşan ve yaşayan, her daim sürekliliği ve canlılığını koruyan bir başyapıt olarak değerlendirmek mümkündür” denildi.

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Velayetnamesi kitabı çok yakında okuyucuyla buluşuyor. Velayetnamenin yazı çevrimini yapan ve yayıma hazırlayan Şah Hüseyin Şahin. 766 sayfadan oluşan Velayetnamenin içerisinde Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy’un kaleme aldıkları sunuş yer aldı.

    “ALEVİ TARİHİNE DAİR YAZILI ESERLERİN OLMAYIŞI BİR EKSİKLİKTİR”

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinlerinin sunuşunda şu ifadeler yer aldı:

    “Alevi Bektaşi toplumunun bugün içinde bulunduğu en önemli sorunlardan biri Aleviliğe, Alevi tarihine dair yazılı eser, kaynak, arşiv, bilgi, belge ve dokümantasyon alanındaki çalışmaların yetersiz olmasıdır. Bu yetersizlik, hiç çalışma yapılmadığı anlamına gelmiyor. Yapılan bu tür çalışmaların belirli merkezlerde toplanılmaması, arşivlenmemesi ve dokümantasyon oluşturulmaması Alevi toplumu için bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Tabi bunu bir vebal olarak tümden Alevi Bektaşi toplumuna yüklemek büyük haksızlık olur. Çünkü Alevi Bektaşi toplumu tarih boyunca dönemin iktidarları, devletleri ve imparatorlukları tarafından süreklilik arz edecek şekilde ‘kafir, zındık, mülhid, sapkın, dinsiz, din düşmanı’, vb. şekilde kategorize edilerek yok edilmiş, ortadan kaldırılmış, kitlesel kırımlara ile karşı karşıya bırakılmış ve yerinden yurdundan birçok defa göç ettirilmiş veya sürülmüştür. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Alevi Uluları, Pirleri, Mürşitleri, Aşıkları, Ozanları, Şairleri canları pahasına Yol aşkı ile Alevi Bektaşiliğe ait bazı eserleri günümüze kadar aktarabilmeyi başarmışlardır. Bu anlamda tenimiz, bedenimiz, varlığımız bize ait olsa da canımız, erkanımız, deyişlerimiz, nefeslerimiz, duazlarımız, mersiyelerimiz, süreğimiz, inancımız Hak Muhammed Ali Yolu’nu büyük bir aşk ile canla başla sürdürmeye çalışanlara borçluyuz. Yol ulularımızın en önde gelen isimlerden biri kuşkusuz ki Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’dir.”

    “HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ YALNIZCA YAŞADIĞI DÖNEME DAMGASINI VURMAMIŞTIR”

    ‘Hacı Bektaş Veli, insan-ı kâmilin değerini, kâinattaki yerini, önemini anlam ve etkisini gönül gözü ile gören; gelişmenin yaratıcılığını, erdemin insan hayatındaki yerini, tenasühün olgunlaştırıcılığını; iyinin, güzelin ve hakikatin tecelliyetini yaşamı içerisinde hayata geçiren Ulu Pirimizdir’ denilen sunuşa şu sözlerle devam edildi:

    “En zor şartlarda ve baskıcı ortamda dahî hayatı etrafında yeşerten, anlam veren, insanın otoriteye bağlılığından kaynaklanan güçsüzlüğüne karşı ok, kılıç ve kalkan yerine güler yüz, güzel söz ile karşı çıkan; yüzyıllardır yılmayan öğretisi her dönemde kabul görülen, şöyle ki: “Her dem yeni doğan” yeniliğin geliştirici, diriltici sıcaklığı içinde tomurcuk güller gibi açılan bir öğretinin, yolun kültürün ve anlamlı bir hayatın Velayet-i Piri’dir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli, yalnızca yaşadığı döneme damgasını vurmamış; aynı zamanda Alevilik ve Bektaşîlik inancının yayılmasına, vücut bulmasına ve nihayetinde yüzyıllar boyunca sürmesine neden olmuş Hak aşkının nuruna sahip olan Serçeşme’nin Piri’dir.

    “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde

    Hakkın yarattığı her şey, yerli yerinde

    Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok

    Noksanlık da eksiklik de senin özünde” diyen Hacı Bektaş Veli; Diyar-ı Rum’a geldiğinde Rum Erenlerine gıyaben selam verir. Selam, o sırada mecliste onlarla birlikte oturan Fatma Bacı’ya ayan olur; ayağa kalkıp selamı alır. Erenler kimin selamını aldığını sorarlar; o da Rum’a yeni gelen bir erenin selamını aldığı cevabını verir. Tarihsel zaman anlayışı ile bu anlatıya bakıldığında mantığa aykırı gelebilir. Fakat Yolumuzda Hakikatın ayan olma hali şimdiki, geçmiş ya da gelecek zaman ile açıklanamaz. Tersine hakikatin tecelli etme biçimi an-ı daimlerden oluşur. Bu da tarih ve zaman üstüdür. Dolayısı ile her Cem’in kuruluşunda ve demin sürülüşünde Hakk’ın binasını yeniden kurarız, bu da evvelâ gönülleri birleyip, cemal cemale muhabbet etmek ile mümkündür. İmkânsız gibi görünen bu anlar Hacı Bektaş Veli ve Fatma Bacı’nın gönülden birbirinin selamını alması hakikat şehrinde, mana bağında, muhabbetin neşesi ve gönüllerin birlenmesiyle mümkündür. Böyle bir an aynı zamanda Pir’den doğmayı beyan eder.

    “ALEVİLİKTE DE CİNSİYET YOKTUR”

    Yolumuza göre pirden doğmak, insanı insan-ı kâmil olmaya, can olmaya götüren yolun girişidir ve aynı zamanda bu girişin bir bitiş noktası da yoktur. Can olmak, insan-ı kâmil olma mertebesine erişmek Hak ile hak olmaktır. Yani cem’ül cem makamına ermektir. Bu da Alevilikte dört kapıdan biri olarak bilinen hakikat makamına ermektir, Hak ile hak olmaktır. Burada can olanın cinsiyeti tartışılmaz, çünkü hakikatin makamı birdir, kaynağı demdir, demden öte yeşil kandildeki nurdur. Nasıl ki kurulan Cem’de, sürülen demde, okunan gülbenglerin, söylenen deyiş ve nefeslerin, paylaşılan lokmaların, yapılan hizmetlerin, dönülen semahların, durulan darın, görülen didarların, verilen rızalıkların, edilen niyazların cinsiyeti yok ise Alevilikte de cinsiyet yoktur.

    Elinizde bulunan bu eserde geçen Güvenç Abdal menakıbı Yol için yolu anlatır. Görüşüne göre çok basit ve sıradan bir anlatı olarak okunabilir fakat Yol içerisinde bakıldığında Mürşid-muhip ilişkisini bütün yönleri ile ortaya koyar. Güvenç Abdalın, Yola dair bazı sualleri olur. Hacı Bektaş Veli ise bu suallere cevap vermek yerine kendisine Yolun sırlarına vasıl olması için bir Hindistan’ın Delhi Şehri’ne gönderir. Güvenç Abdal bu yolculukta birtakım zorluklar ile karşılaşır fakat her an Yol’un ne olduğunu deneyimleyerek yani bizzat yaşayarak öğrenir. Yolcuğun en zor anında Piri elinin Güvenç Abdal’ın üzerinde olmasından Delhi Şehri’nde âşık olduğu kız ile evlendirmesine kadar Hacı Bektaş Veli hem medet hem de mürüvvetin kaynağı olduğunu beyan eder.

    “BU ESER YOL GÖSTEREN BİR BAŞYAPITTIR”

    Postnişinlerin sunuşu şu sözlerle bitiriliyor:

    “Şah Hüseyin Şahin tarafından çevrilen Velayetname olarak adlandırılan bu eseri Hak aşkıyla Yol hizmetini yürüten Hacı Bektaş Veli ve O’nun hayatını, çevresi olan ilişkileri, Yol hizmetine dair kerametlerini, yaşamını, yolculuğunu, Diyar-ı Rum’a gelişini ve sonrasındaki gelişmeleri, karşılaştığı zorlukları, Yol göstericiliği vb. birçok öğeyi içeren ve menakıplardan oluşan ve yaşayan, her daim sürekliliği ve canlılığını koruyan bir başyapıt olarak değerlendirmek mümkündür. Bu bakımdan eserin Alevi Bektaşi canlara rehber, mürşit ve ışık olmasının dilek ve temennisi ile Şah Hüseyin Can’ın emek ve hizmetinin kabul, muratlarının hasıl diler, hepinize aşkı niyazlarımı sunarız.”

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • Çorum’da bugün Veliyettin Ulusoy’un katılımıyla Hacı Bektaş Veli anılacak

    Çorum’da bugün Veliyettin Ulusoy’un katılımıyla Hacı Bektaş Veli anılacak

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği, UNESCO’nun 2021 yılını Türkiye’de Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan etmesi ile ilgili 17 Haziran Perşembe günü saat 17.00’de etkinlik düzenledi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği, UNESCO’nun 2021 yılını Türkiye’de Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan etmesi ile ilgili 17 Haziran Perşembe günü saat 17.00’de etkinlik düzenledi.

    Program şu şekilde:

    Katılımcılar: Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Dertli Divani, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez.

    Etkinlikte, konuşmalar, deyişler söylenip, semah dönülecek.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği Başkanı Nurettin Aksoy dede, vakıf merkezinde yapılacak olan etkinlikte deyişlerin söylenip semahların dönüleceğini belirterek, Hacı Bektaş Veli evlatlarından postnişin Veliyettin Hürrem Ulusoy ve UNESCO tarafından Yaşayan İnsan Hazineleri ödülüne layık görülen “Dertli Divani”, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’in katılımcı olarak Çorum’lu canlarla buluşacağını söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dergahın kökü sağlam, Ulusoy’a ve dedelere saldırıları toplum bertaraf edecektir’

    ‘Dergahın kökü sağlam, Ulusoy’a ve dedelere saldırıları toplum bertaraf edecektir’

    PİRHA-Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşıldığı konusunda uyarılarda bulunan Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile Dede Hasan Doğan’a karşı yapılan saldırılara tepkiler sürüyor. PİRHA’ya konuşan Gazeteci Kelime Ata ve Eski PSAKD Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş, “Dergahın kökü sağlam. Alevilik inancında ritüeller bellidir. Bu saldırılar boşunadır. Aleviliği, Sünnilikle aynılaştırmak, yüzyıllardır bedel ödeyerek yolunu sürdürenlere haksızlıktır” dediler. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve Cemal Abdal Ocağı dedelerinden Hasan Doğan’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevreler organize saldırılarda bulunuyor. Saldırıların merkezinde ise geçen yıl tartışmalı isimler tarafından kurulan ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşum var.

    Saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuşan Gazeteci Kelime Ata ve Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş Alevilerin şehirlere göç etmesiyle birlikte geleneksel yapısının çözüldüğünü, bu çözülmeyi fırsat bilen Sünni çevrelerin ortaya çıkan boşluktan da yararlanarak Aleviliği Sünnileştirmek istediklerini ancak bu tür saldırıların amacına ulaşamayacağını ifade ettiler.

    “ALEVİLİĞE SÜNNİ ELBİSE GİYDİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Gazeteci Kelime Ata, cüppeli-sarıklı görevlilerle Hakk’a yürüme erkanı yapılması konusunda, “Bu Aleviliğin, Sünnileştirilmesidir. Madem ki cem ibadeti Arapça yapılmıyor, Hakk’a yürüme erkanı da herkesin anladığı dilden yapılabilir. Son yıllarda Hakk’a yürüme erkanlarında Sünni-Şii etkilerin daha fazla görünür olması, dedelerin cüppe-sarık giymesi tartışmalara neden oluyor” dedi.

    Kelime Ata, dedelerin cüppe-sarık giyerek Hakk’a uğurlama erkanı gerçekleştirmesinin yanlışlığını vurgulayarak, “Sünniliğe ait bir uygulama bu. Aleviliğe, Sünni elbise giydirilmek isteniyor. Aleviler, bu tuzağa düşmemelidir. Değişim, dilde başlar, kıyafetle başlar” diye konuştu.

    “ALEVİLİĞİ SÜNNİLİKLE AYNILAŞTIRMAK, BEDEL ÖDEYENLERE HAKSIZLIKTIR”

    Alevilerin şehirlere göç etmesiyle birlikte geleneksel yapısının çözüldüğünü, bu çözülmeyi fırsat bilen Sünni çevrelerin ortaya çıkan boşluktan da yararlanarak Aleviliği Sünnileştirmek istediklerini, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere devletin de bu süreçte bizzat rol aldığını belirten Ata, bazı cemevlerindeki ibadet ve Hakk’a yürüme erkanlarında bu Sünnileşmenin görüldüğünü söyledi.

    Aleviliğin, tarihsel süreç itibariyle İslam coğrafyasında şekillendiğini, dolayısıyla Alevilik içinde İslami unsurların da görülebildiğini belirten Ata; şöyle devam etti:

    “Alevilik, Hak-Muhammed-Ali yoludur. Bu yolun, tanrı anlayışı da, doğaya ve insana bakışı da Sünnilikten tamamen farklıdır. Kimi İslami unsurlardan yola çıkarak Aleviliği, Sünnilikle aynılaştırmak, yüzyıllardır bedel ödeyerek yolunu sürdürenlere haksızlıktır.”

    “SÜNNİ ÜSTENCİ TAVRA BİAT ANLAMINA GELİR”

    Kendi babasının cenazesini Türkçe gülbenklerle kaldırdığını, herkesin de anladığı dilden ibadetini yapabileceğine, Hakk’a uğurlama töreni yapabileceğine inandığını belirten Ata, Arapça dua okunmaması durumunda ibadetin ibadet sayılmayacağı düşüncesinin, Sünni çevrelerin üstünlük duygusundan kaynaklandığını, kimi dedelerin de cüppe-sarık giyerek veya Arapça’yı kullanarak Hakk’a yürüme erkanı yürütmesinin bu Sünni üstenci tavra biat anlamına geldiğini ifade etti.

    “ALEVİLER AYIP OLMASIN DİYE BENZEME KAYGISI GÜTMESİN”

    Alevilerin Sünni komşulara ayıp olmasın diye onlara benzeme kaygısı gütmemesi gerektiğine dikkat çeken Ata, “Sünni komşuya ayıp olmasın diye bugün cüppe-sarık giyen yarın camide namaz kılar, Ramazan orucu tutulmasında sakınca görmez. O yüzden bir takkede ne var dememek lazım. Oysa her inanç mensubu kendisi gibi olduğunda değerlidir” dedi.

    “DERGAHIN KÖKÜ SAĞLAM “

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın tarihin her döneminde egemen inanış ve güçlerin hedefinde olduğunu, zaman zaman dergaha doğrudan müdahaleler yapıldığını, 1826’dan sonra dergaha Nakşibendi şeyhlerinin atandığını ifade eden Ata şunları aktardı:

    “Dergah, geçmişte bu agresif müdahaleleri boşa çıkardı. Dergahın kökü sağlam; dolayısıyla bugün de benzer şeyler oluyor. Bunda şaşırtıcı bir durum yok. Herkes tarih karşısında kendi rolünü oynuyor. Dergahın Postnişini Veliyettin Ulusoy’a yönelik saldırıları da bu toplumun hak ve hakikat aşkı bertaraf edecektir.”

    “BİZ ONLARI EDEP VE ERKANA, YOLA DAVET EDİYORUZ”

    ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşumun kendilerini gündemde tutmak için bu saldırıları gerçekleştirdiğini ifade eden Eski PSAKD Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş ise şunları dile getirdi:

    “Bu ‘Ocakzadeler Meclisi’ni az çok tanıyoruz. Ara ara kendilerini gündemde tutabilmek için Veliyettin Ulusoy üzerinden saldırılarda bulunuyorlar. Bunun üzerinden kendilerini var etmeye çalışıyorlar. Bu tür saldırılarla kendilerine meşruluk kazandırmaya, kendilerine zemin oluşturmaya çalışıyorlar. Çünkü bu tür grupların yapacak başka bir şeyi yok. Ülkemizde bir sürü sorun var. Alevilerin bir sürü sorunu var. Bunlar cenaze erkanını gündeme getirip, fatiha okunur mu okunmaz mı bunlarla uğraşıyorlar. Aslında kendilerine fatiha okutacak açıklamalar yapıyorlar. Onların deyimi ile biz kendilerini edep erkana davet ediyoruz, Yol’a davet ediyoruz.”

    “ALEVİLERİN KÜLTÜRÜNE, HAKK’A YÜRÜME ERKANLARINA KARŞI BİHABERLER”

    Bire bir yaşadığı bir olay üzerinden Alevilerin cenaze erkanını anlatmak istediğini söyleyen Çavuş sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Son bir ay içerisinde Zeynep Yıldırım’ı (Armutlu Cemevi Başkanı) ve Haydar Yıldırım’ı kaybettik biliyorsunuz. Onlar inançları için mücadele etmiş ve bedel ödemiş insanlardı. Vasiyetleri gereği cenazelerini sazla, sözle, nefesle kaldırdık. Covid-19’dan kaynaklı kaybettiğimiz için cenazeyi kaldırmak istediğimizde kaç Dede aradık ancak bulamadık. Kimi hastaydı, kimi covid geçirmişti. Sağlık durumları el vermediği için kaldıramadılar. Ondan dolayı biz de Dede bulamadık. Tabii cenazemizde yerde kalamazdı.

    Biz üç bacı aldık telli Kuranımızı, dergahımızın yayınladığı Hakk’a yürüme erkanını, indik meydana durduk cenazemizin başında dara, üzerimizde cüppe yoktu başımızda takke yoktu. Erkek değil kadındık, başımız açık yalın ayaktık.

    “Destur-u Pir… Bismişah… Allah Allah…

    Muhammed’in gül cemaline,

    Hasan’la Hüseyin’in kemaline,

    Aliyyel Murtaza’nın yoluna,

    Allah dost eyvallah, Hü!

    Divana geldik darına durduk. Özümüzü öze bağladık. Hakk’a yürüyen bu can için, yar olup, birleştik.

    Ya Hak!

    Saklımız gizlimiz yok. Sen bilirsin halimizi.

    Senden geldik sana döneriz.

    Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin, Kırklar’ın, On İki İmam, On Dört Masum-u Pak, On Yedi Kemer-best’in, Kerbela Şehitlerinin aşkına,

    Fatıma Ana haldaşımız,

    Bozatlı Hızır yoldaşımız ola,”

    Bu açıklamayı yapan şahıslara soruyorum? Alevi inancına göre bu Hakk’a uğurlama erkanı yanlış mı? Geçersiz mi? Eksik mi? Onlar buna nasıl karar verebiliyor? Hangi hakla, hangi sıfatla? Hakk’a yürüme erkanını kitaplarda anlatıyorlar? Hakk’a yürüme erkanlarını anlatan kitaplarımız var. Onları alıp okusunlar. Alevilerin kültürüne, Hakk’a yürüme erkanlarına karşı bihaberler. Sürekli bu Hakk’a yürüme erkanına ve bunları anlatan kitaplara saldırıyorlar. Hani Alevi inancında eksik olan şeyler var diyorlar ya bunların neresinde, ne eksik var? Biz cenazelerimizi böyle kaldırıyoruz.”

    “SALDIRILAR BOŞUNADIR, ALEVİLİK İNANCININ RİTÜELLERİ BELLİDİR”

    Alevilerin on yıllardır saldırı ve katliamlara maruz kaldığını ancak inançlarından asla vazgeçmediklerini vurgulayan Çavuş son olarak şunları kaydetti:

    “Biz Aleviler olarak nice kıyımlar, katliamlar yaşadık. Nice ateş çemberinden geçtik de buralara geldik. Ne mutlu bize ki hiçbir zaman yolumuzdan ayrılmadık, inancımızdan vazgeçmedik. Her zaman haklıdan yana olduk. Bu saldırıları gerçekleştirenlerin söylediklerinin hiçbir kıymeti yok. Sadece kendilerini gündemde tutmak için acaba bu tür saldırılarla Alevileri ayrıştırılabilir miyiz diye düşünerek yaptıkları hamleler bunlar. Ama hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaklar. Alevi halkında bu tür insanların, kesimlerin hiçbir karşılığı yok. Ben birebir yaşadığımız cenaze erkanından örnek vererek anlatmaya çalıştım. Bizim yaptığımız hiçbir şey orada yanlış değildi. Ayrıca bu kişiler kim ki bizim cenazemizi nasıl kaldıracağımızı söyleyebiliyorlar? Hangi hakla bu tür söylemlerde bulunabiliyorlar? Onlar kim oluyorlar, kendilerini ne zannediyorlar. Saldırılar boşunadır. Alevilik inancının ritüelleri bellidir. Veliyettin Ulusoy ve Dedelerimizin yanındayız biz.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

  • Alevi kadınlar: Ulusoy’a saldırı aslında dergahı yağmalama, talan etme girişimidir

    Alevi kadınlar: Ulusoy’a saldırı aslında dergahı yağmalama, talan etme girişimidir

     PİRHA-Bir grup milliyetçi-ırkçı şahısların Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile Dede Hasan Doğan’a karşı organize saldırılarına tepkiler devam ediyor. PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Eğitimci-aktivist Aysel Kılavuz ve Gazeteci Çilem Küçükkeleş, “Alevilik üretip, postnişliğimize bile saldırıyorlar. Başka bir yol kurma cesareti kendinde buluyorlar. Alevi kurumlarının ciddi bir şekilde deklarasyon yazıp inanç kuruluna göndermesi gerek” dedi.

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve Dede Hasan Doğan’ın bazı ırkçı, asimilasyoncu çevrelerin organize saldırılarına Alevilerin tepkisi devam ediyor.

    PİRHA’ya konuşan Eğitimci-aktivist Aysel Kılavuz ve Gazeteci Çilem Küçükkeleş bu tür saldırıların yeni olmadığını, Alevileri asimile etmek için planlı olarak gerçekleştirildiğini belirterek, bu saldırıların karşısında Veliyettin Ulusoy’a ve Hasan Doğan gibi dedelere sahip çıkılması gerektiğini ifade ettiler.

    “BİZİM BİRLİK OLUP, GÜÇLÜ OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Yapılan saldırılara ilişkin ‘Aleviler birlikte hareket etmedikleri ve birbirleriyle uğraştıkları için onlar da bu cesareti buluyor’ diyen Eğitimci-aktivist Aysel Kılavuz şunları dile getirdi:

    “Mafya çetesinin yönettiği bir dönemdeyiz ve onlar cesareti bunlardan alıyor. Fakat tüm bunların yanında biz kendimiz bunu birbirimize yapıyoruz. Misal birinin yaptıklarını, davranışlarını, söylemlerini beğenmiyor olabiliriz ama onu edep içinde arayıp konuşmak lazım, medyanın önüne atıp da linç kampanyası açarsan onlar da böyle yapar. Bizim birlik olup, güçlü olmamız gerekiyor. Demokratım, aydınım, ilericiyim, Kürt’üm, kadınım diyen herkesin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Çünkü çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Sanal dünyada troller istediğini yazıyor ve saldırıyorlar. Buna izin vermemek için bütün kurumların bir araya gelmesi gerekiyor. Birbirimizin eksiklerini görebiliriz, yanlışları olabilir tüm bunlara karşı birlikte hareket etmemiz gerekir. Çünkü Alevi inancında birlikte hareket etmediğimiz zaman ne yazık ki bizden çıkan troller de oluyor, dışardan da var, para karşılığında yazanlar var.”

    “İNTERNET ÜZERİNDEN ALEVİ KANAAT ÖNDERLERİMİZE SALDIRMAK EN BÜYÜK DÜŞKÜNLÜKTÜR”

    Bu tür saldırılarla Alevi kanaat önderlerini kimsenin bitiremeyeceğini ifade eden Kılavuz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Biz onlara destur vermişiz seven de var sevmeyen de var. Seven de sevmeyen de kendi içimizde ikrarla çözülmesi gereken bir sorundur ama dışarıda (sosyal platformlarda) çözülmeye çalışılması yanlış. Misal bir adam eşini boşar, bu düşkün değildir, gider pirine görünür, yol açılır. Biri bir hata yapar, bir kusur işler gene gider pirine görünür ama sırrı tasfiye edenler en büyük düşkündür. Şu an internet üzerinden Alevi kanaat önderlerimize saldırmak en büyük düşkünlük, en büyük suçtur. Bunlar affedilmeyecektir. İnancımız şunu diyor; bir kusur işlenmişse gel önce bir görün, kendi kusurunu gel al da görün veya pir bir kusur işlemiş ise pir gidip talibinden hatasını giderir. Veliyettin Ulusoy olsun, kim olursa olsun eksiğiyle kusuruyla o bizim sorunumuzdur. Kimse kimseye troller üzerinden saldırma veya onu küçültme, hakaret etme hakkına asla (ne hukuksal ne anayasal ne de bizim Alevi hukuku olarak) sahip değildir. Veliyettin Ulusoy’un eksiği olabilir, yanlış düşünüyor olabilir yani onlara yanlış gelebilir ama bunu kendi içimizde çözmeliyiz.

    Bizim kendi trollerimiz saldırıyor, başkaları değil. Alevi kurumları birlikte hareket ederse bu troller bunu yapamaz, bunlar birbirlerinden fırsat buluyorlar. Biz Aleviler barış, sevgi, huzurdan yanayız. Bizim cennet ve cehennemimiz buradadır. Bizim yolumuz sevgidir, dilimiz sevgidir, sevgiden başka bir şey bilmeyiz biz. Bizim bunlara karşı cevaplarımız da Alevi diliyle olmalı, onların seviyesine inmememiz gerektiğine inanıyorum. Bu doğrultuda bütün Alevi kurumları bu duruma ciddi tavır alırsa bir daha bu cesareti alamazlar.”

    “DEDELERE HAKARET ETMELERİNE İZİN VERMEMEMİZ GEREKİYOR”

    Hacı Bektaş Veli’nin Postnişinliğinin saygınlığı olduğunu ve ancak talipleri olanların onu yargılayabileceğini vurgulayan Kılavuz şunları aktardı:

    “Zaten dedeyi dede yapan, piri pir yapan, mürşidi mürşit yapan taliptir. Bir eksiklik varsa onlar kendi içinde çözer. Kimsenin kimseye hakaret etme haddi yoktur. Alevilik gerçekten bir deryadır, evrensel bir doğa inancıdır. Alevilik, bütün evrene dua eden bir inançtır. Bunu nasıl alıp kör bir inancın içine atarsın? Onların kendi inançlarına bir şey demiyoruz. Biz de 12 imam vardır, 12 havari var diye Hristiyan mıyız? Hayır değiliz. İnançlar birbirinden almış. İslam bizim içimize girmiş, biz girmedik İslam’ın içine. Alevi dede diye geçinen, dede kılıklı gri pasaportlular hala dedeyiz diye ortalıkta geziyorlar. Veliyettin Ulusoy, Hasan Dede, Mehmet Turan Dede gibi birçok insana hakaret etmelerine izin vermememiz gerekiyor. Bir kusurumuz varsa bunu kendi içimizde çözmemiz gerekiyor.

    Çok iyi hatırlıyorum. Bizim köyde biri bir hırsızlık yapmıştı. Yıllarca o kişi ceme alınmadı ama pir onu sorguladı. O kişi yıllar sonra ceme girebildi. Şimdi ise bakıyorsun adamlar Alevi inancına, bir sürü küfür edip hakaretler ediyor. Bir de bakıyorsun bu kişiler Alevi kanaat önderleri içinde yer alıyor. Böyle bir durum kabul edilemez. Bu haksızlıklara karşı durmak bir edeptir, bir erkandır. Edep ve erkan da Alevilikte vardır.”

    “ALEVİLİK MİLLİYETÇİLİĞİ REDDEDER; BİZ PİRLERİMİZİN, KANAAT ÖNDERLERİMİZİN YANINDAYIZ”

    Alevilikte milliyetçiliğin yerinin olmadığının altını çizen Kılavuz son olarak şunları kaydetti.

    “Hatta bırakın milliyetçiliği, kadın erkek ayrımı, cins ayrımı yoktur. Herkes candır, canandır. Alevinin yolu birdir. Yol ise sevgidir, barıştır, huzurdur, kadın erkek ayrımı yapmadan bütün halkların barış içinde yaşamasıdır. Pirle, mürşitle hiyerarşi içinde musahibiyle, kirvesiyle yıllarca yaşamış, Alevilik böyle bu güne gelmiştir. Alevilik İslam’la değil İslam’dan çok önce vardır. Birçok kültür ve inanç birbirinden almış ama Alevilik reddiyeci olmuş. İslam döneminde İslam’ın katı kurallarını reddetmiş, asla ben burada yokum demiş. Alevi kurum önderleri, talipler olarak bunu hep birlikte püskürmek gerek. Bazı konularda anlaşılamayabilir ama güzel Alevi diliyle (onların yaptıklarıyla değil), Alevi yol önderlerimiz, pirlerimiz ve mürşitlerimizle çözmeliyiz sorun varsa. Binlerce yıl böyle süre gelmiş bu. Biz pirlerimizin, kanaat önderlerimizin yanındayız. Eksiklerimiz varsa o sizin değil bizim sorunumuzdur, diye bu şekilde tavır alınması lazım. Dışarıdan saldıran trollere de, bütün Alevi kurumları ciddi bir şekilde deklarasyon yazıp inanç kuruluna göndermesi gerek. Kadınlar, gençler, federasyonlar, denekler ciddi bir karar alıp tavır almaları lazım. Sen direnirsen hak kazanırsın. Çünkü hak verilmez alınır.”

    “BU TÜR SALDIRILAR HEP OLDU, OLACAK; ÖNEMLİ OLAN BİZ NE YAPACAĞIZ?”

    Alevilere yönelik yapılan bu saldırıların Türkiye’de şu an yaşanan koşullarından bağımsız olmadığını aktaran Gazeteci Çilem Küçükkeleş ise yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Alevilerin kendi içerisinde kurumsallaşmasının yaşadığı sorunları çözme iradesi gösterememesi, yol kuramaması, doğru tartışmalar üretememesinden kaynaklı mütemadiyen dışardan da bir yönelime maruz kaldığını gözlemliyorum. Bir toplum, inanç var ve buraya yönelik her zaman dışarıdan hep müdahale oldu. Bu müdahaleyi yapmak isteyenler de yanına çeşitli kendini Alevi olarak tanımlayan şahısları alarak, bazen kendisini Alevi dedesi, Alevi piri olarak tanımlayan şahısları alarak biraz bu alanları yağmalamak istiyorlar. Siyaset hesaplarını buralarda gerçekleştirmek, bu toplumu kendi siyasi partilerinin bahçesine çevirme girişimleri hep oldu muhtemelen hep olmaya devam edecektir. Müthiş bir asimile edici müdahalelerinin olduğunu hep gördük, hep de devam edecek, bu bir gerçeklik. Sorun şu ki ‘bu tarz müdahalelerde toplum ne diyecek, nasıl anlatacak, nasıl cevaplayacak’ gibi bir soru işaretiyle karşı karşıyayız. Aleviler bugün var olan siyasi partilerin değil sadece, geçmişte de var olan siyasi partilerin elit müdahaleleriyle karşı karşıya kaldılar.

    “MHP İLE HAREKET EDİP ALEVİ TOPLUMUNUN VAROLUŞ GEREKÇESİNE SALDIRIAN ORGANİZE BİR HAREKET”

    MHP meselesinin şöyle bir farklılığı var. Alevilerin, MHP ile yaşadığı bir Maraş meselesi var. Oradan gelen çözümlenmemiş, helalleşilmemiş buna ilişkin adalet terazisi kurulmamış, doğru mahkemeler yürütülmemiş gibi bir sürü soru işaretleriyle dolu. Helalleşemediği bir süreç var ve çok ilginçtir ki bu siyasi partiyle hareket edip, buradan topluma saldıran, aynı zamanda toplumun varoluş gerekçelerinin neredeyse müdahale eden, kendine göre organize etmeye çalışan bir hareketle de karşı karşıyayız. Tabi ben de tartışmaları şaşkınlıkla izliyorum. Bu tartışmalarda asıl yer alan, kendini Alevi olarak tanımlayanların pozisyonlarını daha büyük şaşkınlıkla izliyorum.”

    “DÜNÜ OLMAYAN, TOPLUMLA İLİŞKİSİ OLMAYAN KİŞİLER BUNLAR”

    Alevilikte ocakların geçmişten bugüne kadar taşınan, kendini koruma yöntemlerinden biri olduğunu söyleyen Küçükkeleş sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu nasıl bir yöntemdir? Yol yürütücülerinin ocaklarda yetişmesi, burada emek vermesi, topluma nasıl yaklaşacağını bilmesi, inancı nasıl toplumla buluşturacağını öğrenmesini sağlayan bir sistemdir. Bu anlamda o ocakta yetişen kişiler Alevi toplumu açısından çok kıymetlidir. Bunu bir kan bağı gibi okumuyoruz elbette. Bütün pirlerin tüm evlatları Alevilerin yol yürütücüsü değildir. Pir Hakk’a yürümeden önce geriden kimin devam edeceği, kime elverdiği aslında bellidir. Bütün evlatlarına el vermez. Hizmet edene, topluma kendini adayana, bu yolu yürütme kamilliği gösterebilene elverilir. Ama bugün biz Türkiye’de şunu görüyoruz ki bütün dedelerin evlatları sırf o dedenin evladı olmaktan kaynaklı kendilerini bir yere koyuyor.

    “OCAKZADELER MECLİSİ’ ADLI OLUŞUMDA TOPLUMUYLA HEMHAL OLMAMIŞ İNSANLAR VAR”

    Yalnız o yere koyma sorunu da değil şöyle bir sorunla da karşılaşıyoruz. Mesela çalışıyorlar, para kazanıyorlar, kendi şahıslarına mal mülk ediniyorlar, emekli oluyorlar. Sonra birden Alevilikleri akıllarına geliyor ve ‘ben ocakzadeyim, bu toplum adına bu inanç adına konuşabilirim’ diyorlar. Oysaki bu evre Alevilik açısından çok önemlidir. Dün ne yaptınız bu gün neredesiniz? Dün de nerede durduğunuz çok önemlidir Aleviler açısından. Dün gittiniz avukatlık, memurluk yaptınız, dün gittiniz kendi hayatınıza, kendi şahsınıza biriktirdiniz; bugün kalkıp toplum adına bir şey söylemeye çalışıyorsunuz. Bu ‘Ocakzadeler Meclisi’nde böyle çok sayıda kişi var. Daha önce toplumun talibine gitmemiş, toplumunu sormamış, tolumu ile hemhal olamamış insanlar şimdi tam da bu toplumun binlerce yıldır bedel ödediği inanç üzerine kendilerinde söz hakkı görüyorlar. Ben bunu kabul etmiyorum. Talibine gitmeyen, talibine hizmet etmeyen pirin sadece bir kan bağıyla pir olabileceğini düşünmüyorum ben. Bu kısmı ile ‘ocakzadeler meclisi’ de çok organize edilmiş bir meclis. Yani dünü olmayan, toplumla ilişkisi olamayan ama bugün kalkıp toplum adına söz söylemeye çalışan kişiler.”

    “VELİYETTİN ULUSOY SOFRA KURAN BİRİDİR, ‘SOFRA KURUN DA GELİP OTURAYIM’ DEMİYOR”

    Açıklamasında Veliyettin Ulusoy ve dedelere yönelik saldırıya ilişkinde değerlendirmelerde bulunan Küçükkeleş şunları dile getirdi:

    “Çok değerli bir sözü var, sofra kur diyor. Sofra kurun da gelip oturayım demiyor. Veliyettin Ulusoy sofra kuran biridir. Hala taliplerine giden, hala hizmet eden, bir talip istediği zaman bir telefonla anında ulaşabilen biri. Ki biz bu özelliği çok kaybettik. Çünkü bizde koltuğa oturmak, posta oturmak artık eskisi gibi hizmet eden değil de hizmet görene dönüştüğü için buraya da bir müdahale olduğunu düşünüyorum. Bunu dönüştürmeye, burayı ele geçirmeye, ele geçirdikten sonra buranın üzerinden siyaset yapmaya çalışan kişilerin saldırıları olduğunu düşünüyorum.

    “DERGAHI YAĞMALAMA, TALAN ETME, SİYASETE PEŞKEŞ ÇEKME GİRİŞİMİDİR”

    Mesela İYİ Parti açısından söyleyecek olursak, Meral Akşener’e birileri gitmiş, kendilerini Hacı Bektaş Dergahı adına ağırlamışlardı, hediyeler vermişlerdi ve kendilerine o siyasi partide dergah üzerinden bir temsiliyet açmaya çalışmışlardı. Ama biz bunu Sayın Veliyettin Ulusoy şahsında hiç görmedik. Yani elbette ki parti ziyaretlerini kabul etmiştir, elbette ki Alevi toplumunun fikirlerini söylemiştir ama kendini buralara peşkeş çekmemiştir ve postun ağırlığını bu anlamda taşımak için önemli bir gayret sarf etmiştir. Ben bunu kıymetli buluyorum. Buraya saldırının aslında dergaha bir saldırı ve dergahı yağmalama, talan etme, siyasete peşkeş çekme girişimi olduğunu düşünüyorum. Özünde ne topluma bir hizmet, ne inanca bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Burayı ele geçirip buradan çeşitli siyasi partilerin koltuğuna oturma gayreti olarak görüyorum.”

    “TEK DÜZELİKTEN ÇIKMAK GEREKİR”

    Hakka uğurlama erkanlarındaki tartışmalara da değinen Küçükkeleş şu şekilde konuştu:

    “’Bu okunacak mı, şu okunacak mı?’ tartışmasından ziyade biz bu inancın bin bir süreğinden bahsediyoruz. Her süreğin kendine göre yolu-yöntemi var. Yola giderken kurduğu bir hakikat var ve biz Aleviliği tekleştiremeyiz. Sadece bu var ve sadece böyle erkan yapılır diye tek cümle kuramayız. Mesela Arap Alevilerinin erkanları çok Arabi-İslamidir. Doğal olarak kendileri Arap’tır zaten ama biz Arap Alevilerine diyebilir miyiz erkanlarınızı şöyle kaldırın diye. Aslında ona yol açan şeylerden biri Cem Vakfıyla başlayan sonraki süreçlerde Demokratik Alevi Hareketi’yle devam eden şu girişimler çok oldu: Erkan yazmak ve herkesi tek düze bir erkanla kaldırma yöntemi kurmak. Bu kadar tekleştirirseniz biri de kalkıp size, sizinki doğru değil bizimki doğru diyebilir. Hiç birinin doğruluğu toplumca ispatlanmış inanca bakılıp kanıtlanmış şeyler değil, ben bu tekleştirmeyi doğru bulmuyorum. Pirlikler sorgulandı, erkanlar sorgulandı, sözler sorgulandı biz kendimizi bu kadar sorgulayan bir toplum olamayız. Bu aslında asimilasyonun bir doğal sonucu ama şöyle bakarsak durduğumuz noktanın ne kadar da gerilediğini gösteren bir yer. Bu kadar asimilasyona karşı kayıtsız kalırsak toplamda herhalde tartışacağımız bu olur.

    “VELİYETTİN ULUSOY’UN HİZMETİNİ GÖRÜYORUM”

    Oysaki toplumun çok başka yaşadıkları sorunları, çok başka dertleri var ama bunlara hiçbir şey söylemeyip, birbirini sorgulayan, birbiriyle kavga eden bu görüntü şunu da yaratıyor; Alevi toplumunun morali çok bozuluyor bu konuda çünkü bu kadar iyiden bahseden bir toplum bu kadar birbirine düşüp, bu kadar sert tartışmalar yapabilir mi? Yapamaz, birbirini anlamıyor olamaz yani. Biz bir ağacın dalındaki meyve bile çiğ ise yaşasın, koparmayalım, olgunlaşsın diye bekleriz. Çünkü evrenin kendini bir tamamlama süreci vardır diye. Ama bugün tam tersi birbirimizi yıkmak, başa düşürmek, kendimize göre bir Alevilik tasvir etmek için çok çatışmalı, çok yıpratan bir tartışmanın içerisine düşüyoruz. Bence bu tartışmayı en iyi bitiren söz gene Hacı Bektaş Vakfı Postnişinliğinde sayın Veliyettin Ulusoy’dan geldi aslında. Bütün bu tartışmaları yürüten pirler, dedeler, kendilerini öyle tanıtanlar buradan çıkmanın yolu, kendi doğruluklarını anlatabilmenin yolu, taliplerine sofralar kursunlar bakalım talipler gelsin. Kimin hizmeti ne kadar? Talip görsün, ölçsün ve buna göre konuşsun ama bu talip ortada yok, birileri bu talibin piriyim diyip ortaya çıkıp, dünya kadar tartışma yürütüyor. Görünen köy kılavuz istemez deriz ya ben Veliyettin Ulusoy’un hizmetini görüyorum, talibi var, o yüzden de cümlelerini de kıymetli buluyorum ama hizmetini görmediğim, talibine gitmeyen ama talip var diye kendine koltuk oluşturanların bu toplumda hiçbir kıymetinin olduğunu düşünmüyorum.”

    “PİRHA ASİMİLASYONA KARŞI MÜCADELE EDİYOR, KIYMETLİ BİR HABERCİLİK YAPIYOR”

    MHP’ye yakın Milliyetçi-ırkçı grupların PİRHA’yı hedef almasına da tepki gösteren Çilem Küçükkeleş şunları aktardı:

    PİRHA aslında yaptığı haberlerle asimilasyona karşı önemli bir mücadele yürütüyor. Bu toplumun iç sesini dışa veriyor, içerde tutmuyor, dışa vuruyor, tartışıyor, habere dönüştürüyor. Saldıranlar da bu yapılsın istemiyorlar. Niye? Çünkü burada da şöyle bir şey var: Sistemlere benzerseniz ne yaparsınız? Konuşanı susturursunuz, haber yaptırmazsınız, kendinize göre medya oluşsun istersiniz. PİRHA’ya da bu yönde bir baskının sadece bu çevreler açısından değil, birçok çevreler açısından olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Çünkü tıpkı bu iktidar gibi kendi medyasını istiyorlar ama PİRHA’nın durduğu Alevi toplum medyacılığı, bu kadar kendini toplumun önünde gören değil, Alevi toplumunun ne dediğini açığa çıkarması açısından kıymetli bir habercilik yaptığını düşünüyorum. Bundan kaynaklı mutlaka saldırılara uğrayacak. Alevilerin ilk ajansı PİRHA oldu. Toplumda da büyük kabul de gördü. Toplum kendisi muhabiri oldu, haberini gönderdi, kıymet verdi önemli olan bu kıymettir. Diğer saldırılar kendi çapında, kendi çehrelerinde kalır ki o çehrenin dili epeydir çok bozuldu.”

    “ALEVİ TOPLUMU BİRLİK OLAMADIĞI İÇİN BU TÜR SALDIRILARA MARUZ KALIYOR”

    Aleviliğin yeniden yaratılmaya çalışıldığını ve bundan herkesin vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Küçükkeleş son olarak şunları söyledi:

    “En doğru yol bu inancın diline bakmaktır. Bu dil yeni değil gülbengleriyle, deyişleriyle uzundur getiriyor ve anlatıyor. Her biri çok derin felsefedir, her biri çok büyük sözlerdir, yalnız bizim değil birlikte yaşadığımız diğer inançların bile hayranlık duyduğu, kullandığı sözlerdir. Dönüp buraya bakalım birileri Alevilik adına bir şeyler üretiyor ya bu inançta bu var diye ben dönüp çocukluğuma bakıyorum. Çünkü bizim asimilasyonumuz son 50 yıldır çok gelişkin. Son 20 – 30 yılda daha da zirve yaptığını düşünüyorum. Alevilikte hiçbir şey yoktan var olmaz. Gerçek olan her şey Alevidir, Alevi olan her şey gerçektir. Buraya bakarsak çok şey görürüz. Bir diğeri de bizim de örgütlenme modellerimizin, kurumlarımızın iktidarlara benzeyen yönlerinden, yöntemlerinden uzaklaştıkça, demokratikleştikçe aslında Alevileşeceğini de biliyoruz. Bugün Türkiye’de en büyük ihtiyaç temiz eller meselesi diyoruz ya ortaya dökülen devlet mafya, çete ilişkilerine bakınca temiz eller diyoruz. Bizim de biraz özellikle Demokratik Alevi Hareketi açısından bir temizlenme, bir dönüp bugüne kadar ne yaptığımıza bakmaya, yaparken ne kadar Alevi olduğumuzu anlamaya çok ihtiyacımız var. Yeniden dönüp baktığımızda bu sistem temizlensin eyvallah ama bu kirlilik bize ne kadar yansıdı, biz ne kadar bozulduk bu bozulmayla nasıl baş edip yeniden arınabilirizi konuşmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yoksa şu an ki örgütlü yapıyla bunları aşmak gerçekten mümkün değil. Bu saldırıların sebebi de bu kadar açık saldırıya açık bir hale dönüşmemizden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

    “MHP BİLE CESARET EDİP ALEVİLİK ÜRETİP POSTNİŞİNLİĞİMİZE SALDIRIYOR”

    Çok açığız ki MHP bile buna cesaret edip kendince Alevilik üretip, postniliğimize bile saldırıyor. Başka pirlere saldırıyor ve başka bir yol kurma cesareti kendinde buluyor. Bu bizim açık kalmamızdan, savunmasız kalmamızdan kaynaklı olduğundan düşünüyorum.”

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

     

  • Alevi kadınlardan Ulusoy ve Doğan’a destek: Saldıranların amacı Alevileri bölmek

    Alevi kadınlardan Ulusoy ve Doğan’a destek: Saldıranların amacı Alevileri bölmek

    PİRHA-Cemevlerinde gerçekleştirilen Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasına ve Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile Dede Hasan Doğan’a karşı bazı ırkçı çevrelerin organize saldırılarına bir tepki de Alevi kadınlardan geldi. PİRHA’ya konuşan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka ve PSAKD Kartal Şube eski Başkanı Songül Tunçdemir, “Saldırıyı gerçekleştiren oluşum devlet yanlısı ve devletin organize ettiği bir yapıdır. Bir olursak iri oluruz, iri olursak diri oluruz. Tüm baskılara inat ocaklarımızı daha da harlamalıyız” dedi.

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve Dede Hasan Doğan’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevreler organize saldırılarda bulunuyor. Saldırıların merkezinde olan ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşuma da tepkiler sürüyor.

    PİRHA’ya konuşan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Başkanı Suzan Saka ve Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir yapılan saldırıların amacının Alevileri bölmek olduğunu söyleyerek bu tür saldırılara karşı bilimin ışığında, Aleviliğin özüne bağlı kalınarak cevap verilmesi gerektiğini belirttiler.

    “DIŞARIDAN GELEN BU TARZ SALDIRILARA BOYUN EĞMEYİZ”

    Bu saldırıların amacının Alevileri itibarsızlaştırmaktan ve Alevilerin değerlerine saldırmaktan öte bir şey olmadığını belirten Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Başkanı Suzan Saka şunları dile getirdi:

    “Özellikle MHP’li ve milliyetçi kesimlerin öncelikle kendilerine dönüp bakmaları gerekiyor. Derin devletle yaptıkları iş birlikleri ve mazlum halka, Alevilere, Kürt halkına, ezilen halka yapmış oldukları haksızlıkların, hukuksuzlukların, cinayetlerin hepsini yıllardır takip edip biliyoruz ve şayet yaşıyoruz. Yakınımızda veya uzağımızda bu anlamda onların amaçlarının, hedeflerinin yerine varacağına inanmıyorum. Aleviler yüzyıllardır direndiler, direnmeye devam ediyorlar. Özellikle Sivas Katliamı’ndan sonra Aleviler kimliklerini buldular, örgütlenmelerini güçlendirdiler. Dışarıdan gelen bu tarz saldırılara boyun eğmediler, eğmeyeceklerini de düşünüyorum.”

    “ZALİMİN KARŞISINA MUTLAKA PİR SULTANLAR ÇIKAR” 

    Bu oluşumun devlet yanlısı ve devletin organize ettiği, Alevi inancından rahatsız olan, onu İslam dini içerisine yedirmeye çalışan oluşumlardan bir tanesi olduğunu vurgulayan Saka, “Alevilik başlı başına bir inanç, bir yaşam biçimi, semavi dinlerle ilişkisi olmayan, kendi içinde edep ve erkanı olan ve bu anlayışla birlikte Alevi toplumunun yaşamının bütün alanlarına müdahale eden, bireylerin sosyal yaşamlarını sevgi ve barış temeli üzerinde biçimlendiren geniş tabanlı bir sosyal örgütlenmedir aynı zamanda. Postnişinliğe yapılan bu tür saldırılara da itibar edilmemeli.
    Tahmin ettiğim ve bildiğim kadarıyla en son Kartal Cemevinde başlayan Hakk’a yürüme erkanlarında kendilerini ‘dede’ atfında bulan kişilerin Arapça Kur’an okuyarak, fes ve cübbe giyerek Hakk’a yürüme erkanını yürütmeleri, Alevilikte şu ana kadar olmadı ve bundan sonra da olmayacak. Dediğim gibi Alevilik kendi içerisinde var olan apayrı biricik bir inanç, bir yaşam biçimi.

    “KADINLAR ARKADA, ERKEKLER ÖNDE OLMAZ”

    Sonuçta Aleviler cemlerini köyde, kentte, farklı ülkelerde bulundukları yerin koşullarına uygun olarak temiz, düzgün kıyafetlerini giyerek yaparlar. Alevilikte kadın, çocuk, erkek ayrımı yapılmaksızın herkese can denilir ve o nedenle herkes sırasının yerini alır. Erkekler önde kadınlar arkada diye bir şey yoktur. Hakk’a yürüyen canın yakınlığına göre kadın, erkek, çocuk da o erkanda yerini alır. Bu anlamda Hacı Bektaş Veli Postnişinliği de ısrarlı bir şekilde Aleviliğin kendine has bir inanç olduğunu, Alevi erkanının özellikle Hakk’a yürüme erkanının Alevi inancına göre deyişlerle, gülbenglerle yapılması gerektiğini ısrarla söyler. Veliyettin Ulusoy’un İslam içerisinde olmadığı konusunda ısrar ettiği için bu tür saldırılara ve tehditlere maruz kaldığını düşünüyorum. Unutmamak gerekiyor ki her zaman zalimin karşısına da mutlaka Pir Sultanlar (günümüzün Pir Sultanları) çıkacaktır ve doğruları da söylemeye devam edecektir.”

    “IRKÇILARIN KENDİLERİNİ ALEVİ OLARAK TANIMLAMALARI TRAJİKOMİKTİR”

    “Aleviliğin felsefesinde yetmiş iki millete bir nazarda bakmak vardır” diyen Saka, Aleviliğin ırkların üstünde bir inanç olduğunu ifade ederek sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Alevilikte ırkçılık olmaz. Alevilik sevgi, barış, adalet, eşitlik, demokrasi, hak, hukuk gibi değerleri talep eden insanların bir araya geldiği bir inançtır. Bunun için de bir yaşam biçimi, bir felsefedir. Aynı zamanda bizim inancımızda eline, beline, diline sahip olmak vardır. En önemlisi de budur. Doğal olarak eli kana bulanan, başkasının malını gasp edip el koyan, insanları öldüren, başka ırkların, başka toplumların, başka dillerin yaşamasına müsaade etmeyen, sadece tek bir dili, tek bir ırkı üstün gören bir inancın temsilcileri veya bunu kendine yakıştıran kişilerin Alevi olarak kendini tanımlamaları açıkçası bir trajikomiktir.

    “PİRHA ALEVİLERİN SESİ”

    PİRHA da yıllardır, özellikle medyada var olan farklı olayları; yani ezilenleri, öldürülenleri, katledilenleri, Alevilerin, Kürtlerin sesini, lezbiyenlerin sesini, Boğaziçi üniversiteli gençlerin sesini, Soma’daki yapılan cinayeti-katliamı yansıtan, var olan medyanın dışında farklı bir medya olduğu için, ezilenin sesi olduğu için oda onların tehditlerine, çirkef saldırılarına maruz kalıyor. Sonuç itibariyle PİRHA’yı takip eden okuyucuları zaten eğriyi doğruyu gayet iyi bildikleri için bu tür dışardan gelen gereksiz, saçma sapan tehditleri dikkate almazlar. Basın emekçilerini ve gerçekten hak ve hukukun yanında olan tarafsız haber vermek isteyen PİRHA gibi basın birimlerini yoldan şaşırtacaklarına da inanmıyorum.”

    “BİLİMİN YOLUNU TAKİP EDEREK DİRENECEĞİZ, BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    Alevilik inancının yüzyıllardır asimilasyon politikalarına maruz kaldığını belirten Saka son olarak şunları kaydetti:

    “Bu travma yüzyıllardır bizlere kuşaktan kuşağa geçiyor ve yaşadığımız yerlerde kimlik mücadelesi vermeye devam ediyoruz. Ben bir Alevi olarak Alevileri, Alevi olmayan kişilerin tanımlamasını istemiyorum. Alevilerin inanç merkezlerinin cemevleri olarak görülmesini istiyorum. Alevilerin şu ana kadar örgütlenmiş olduğu, kurmuş olduğu birliklerin ve hak, hukuk mücadelesinde kat ettikleri yolun doğruluğuna inanıp bu mücadeleyi devam ettirmeleri gerekiyor. Bu ezelde de vardı bundan sonra da olacak. Pir Sultanlar 300-400 yıl evvel yaşarken, günümüzün Pir Sultanları da olacaktır. Bu ne bir erkek ne de bir kadın. Bir toplum olarak bilimin, çağdaşlığın ve hak, hukukun doğruluğuna inandığımız sürece, insan haklarını temel aldığımız sürece inancımıza dışardan bu tür saldırıların hiçbir etkisi olmaz. Doğruları söyledikçe bedel ödeyeceğiz, ödemeye de devam edilecek fakat doğrudan şaşılmadığı sürece asimilasyona mümkün olduğu kadar az uğranılmaya çalışılacaktır. Çağdaşlıkla bilimin yolunu takip edeceğiz ve direneceğiz. Başka şansımız yok.”

    “19 YILLIK AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE ALEVİLERE YÖNELİK TAM BİR KUŞATMA YAŞANIYOR”

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir ise tarihin her döneminde inancından ve kültüründen dolayı Alevilerin yok edilmeye çalışıldığını belirterek şunları aktardı:

    “Aleviler her dönemin özelliğine ve gelişmişlik düzeyine göre sistematik saldırılar ile karşı karşıya kalmıştır. Osmanlı döneminde devletin gücü fetvalara ve toplu katliamlara yetmiştir bu uygulanmıştır. Cumhuriyet döneminde toplu katliamların yanında ‘tekke ve zaviyelerin kaldırılması’ kanunuyla başlayan süreçten sonra adım adım Alevi asimilasyonu gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Yani bu sürece kadar yapılan Alevi katliamlarının yanında Aleviliğin de yok edilmesi için yoğun bir asimilasyon süreci başlatılmıştır. 12 Eylül faşist darbesiyle birlikte Alevi köylerine cami yaptırılması, okullarda zorunlu din dersi uygulamalarının yanında, bizzat devletin Alevisi olanlar tarafından devlet destekli adına Alevi kurumları denilen kurumlar açılmıştır. 19 yıllık AKP iktidarı döneminde ise tam bir kuşatma yaşandığını görüyoruz.

    “SİNSİ BİR KUŞATMA”

    Aleviler belki de tarih boyunca böyle sinsi bir kuşatmaya maruz kalmamıştır. Her seferinde asimilasyonun son halkasıdır diye bahsettiğimiz uygulamalara her gün yeni uygulamalar eklenmektedir. Kurumlar kuşatıldı, cemevlerimiz siyasi rant malzemesi haline getirtildi, ne yazık ki sıra ocaklarımıza kadar geldi. Bir dönem Aleviler ‘Alili Aleviler, Alisiz Aleviler’ diye ayrıştırılmaya çalışılırken şimdi inancımızın damarları, yüreği sökülmeye çalışılıyor.”

    “SALDIRILARI YAPANLAR ÖZELLİKLE GÖREVLENDİRİLMİŞLER”

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini  Veliyettin Ulusoy’un Hakk’ a uğurlama erkanı ile ilgili Pir Haber Ajansı’na yaptığı değerlendirme üzerine yapılan saldırıların bilinçli bir politikanın sonucu olduğunu ifade eden Tunçdemir sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Çelebiler ailesinden 6 temsilci ve ‘Ocakzadeler Meclisi’nden 36 Ocak temsilcisinin imzacı olduğu metin, Alisiz Alevilik tartışmasıyla nasıl bir noktaya getirilmek istendiğimizi göstermektedir. Bu saldırıları yapanlar belli ki birilerinin muratlarını gerçekleştirmek için özellikle görevlendirilmiştir. Daha doğrusu ruhunu teslim etmiş şahıslardır bunlar. Nerden geldiğimiz önemlidir evet ama geldiğimiz yeri layıkıyla temsil edebiliyorsak oraya ait olduğumuzu söyleyebiliriz. Başka bir şeye dönüştüysen nereden geldiğinin hiç bir anlamı olmaz. Yani Aleviyim, ocakzadeyim demekle Alevi ya da ocakzade olunmaz. Bunu söylemek için Yol’u, erkanı özüne uygun sürmek gerekir. Veliyettin Ulusoy’a yapılan saldırılar karşısında Alevi toplumu olarak ocaklarımıza daha çok sahip çıkmalıyız. Özellikle Alevi kurumları ocaklar ile aramızdaki bağı iyi kurmalı, ocaklardan beslenerek toplumun beklentilerini karşılamalıdır. Toplum olarak inancımızı ancak bu şekilde yürütebilir, kültürümüzü ancak bu şekilde yaşayabiliriz. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi ancak bu şekilde bir olabiliriz. Bir olursak iri oluruz, iri olursak diri oluruz. Tüm bu baskılara inat yol aşkına şimdi ocaklarımızı daha çok harlamalıyız. Aşk ile…”

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD ve AKD Başkanları: Kimse bizi Sünni, Şii yapmasın; Postnişinimiz Ulusoy’un yanındayız-VİDEO

    PSAKD ve AKD Başkanları: Kimse bizi Sünni, Şii yapmasın; Postnişinimiz Ulusoy’un yanındayız-VİDEO

    PİRHA-Alevi örgütlerinden PSAKD ve AKD Genel Başkanları Gani Kaplan ve İsmet Kurt, bazı cemevlerinde Alevi inancından uzaklaşılmasına ve Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevrelerin organize saldırılarına tepki gösterdiler. Alevi başkanlar, “Aleviliği bölmeye çalışıyorlar. Dedelerimizin ve Veliyettin Ulusoy’un yanındayız. Kimse bizi Sünni, Şii yapmaya kalkmasın” dedi.

    Bazı cemevlerinde gerçekleştirilen cenaze erkanlarında Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a karşı bazı ırkçı, asimilasyoncu çevreler organize saldırılarda bulunmuştu. Saldırıları gerçekleştiren ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşumun açıklamalarına ve bir grubun sosyal medya yayınlarıyla halkı kışkırtmasına Alevi örgütlerinin tepkisi sürüyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Aleviliğe saldırılara tepki gösterdi.

    PİRHA’ya konuşan genel başkanlar Alevi cenaze erkanlarının ritüellerinin belli olduğunu ve Alevilerin bu durumdan rahatsız olmadığını, bazı çevrelerin Alevileri bu tür tartışmalar yaratarak bölmeye çalıştığını ifade ettiler.

    “SALDIRIYI YAPAN KİŞİLER ALEVİ TOPLUMUNU TANIMIYOR”

    Saldırıyı yapanların içerisinde tanıdıklarının olduğunu hatta yıllardır Alevi örgütlenmeleri içerisinde görev almış kişilerin olduğunu dile getiren PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Geldiğimiz noktada görüyoruz ki bu saldırıyı yapan kişiler Alevi toplumunu tanımıyor. Biz cenaze erkanlarında yolumuza göre ritüellerimizi yerine getiriyoruz. Erkanlarımıza uygun yürütülüyor her şey. İyi bir saha çalışması yapsın bu saldıranlar. Örneğin Türkmenlerin, Tahtacıların cenaze ekranlarına baksınlar. Onların cenaze erkanlarına hiçbir Alevi kurumları ya da kişileri müdahalede bulunmamışlardır. Onların cenaze geleneklerine baktığımızda tam da Alevilerin geleneksel cenaze erkanı yürütme biçimlerine, yöntemlerine uyduğunu görüyoruz” dedi.

    “ONLARA ÖNERİM ÖNCEKİ ALEVİ ERKANLARINI İYİ ARAŞTIRSINLAR”

    Saldırıyı gerçekleştiren şahısların ‘Hakiki müslüman biziz, hakiki islam biziz’ savı ile yola çıktığını belirten Kaplan sözlerine şöyle devam etti:

    “Yıllardır Alevilere bir misyon yüklediler. Neydi bu misyon? Cumhuriyetin temeli sizsiniz, laikliğin garantisi sizsiniz gibi. Şimdi de Aleviliğe farklı bir misyon yüklemeye çalışıyorlar. Hakiki İslam sizsiniz, hakiki Müslüman sizsiniz bunu koruyacak olan da sizsiniz gibi şeyler söyleniyor. Oysa ki Alevilerin kendine özgü inanışları, kendine özgü Yol erkanı vardır. Dünyanın hiçbir dininde de bunlar yoktur. Bu kişiler Alevilik tarihini iyi okusunlar derim. Özellikle 1700’lü 1800’lü yılları okusunlar. Önceki Alevi erkanlarını iyi araştırsınlar bunu öneriyorum onlara. Ayrıca saha çalışması yapmalarını öneriyorum. Alevilikten bahsedilirken islamdan hiç bahsedilmiyor. Aleviler 1700’lü hatta 1800’lü yıllara kadar diyebiliriz kendi yol erkanlarına uygun cenaze töreni yürütüyorlar. Daha sonra hakim olan Sünni inanç kendini kabul ettirdi. Bir süre cenaze törenleri ona göre yapıldı. Şu anda Alevi kurumlarının da desteğiyle cenaze törenlerini yöneten arkadaşlarımız kendi yol erkanımıza göre cenazelerimizi kaldırıyorlar. Aleviler bu durumdan rahatsız değil, sadece bazı çevrelere hizmet etmek isteyen kişiler rahatsız. O da bizim problemimiz değil.”

     “ŞİA’YA KARŞI BİZ TRUVA ATI OLMAYACAĞIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde bulunan eski bir afişten bahseden Kaplan şunları dile getirdi:

    “‘Şia’ya karşı biz Truva atı olmayacağız’ diye yazıyordu afişte. Truva atının da resmi vardı afişte. Aleviler yıllarca kendi içlerinde Truva atlarıyla mücadele ediyor. Geldiğimiz 100 yıl içerisinde bugün Alevileri Sünnileştirme olanağı olmadığı görüldü. Devlet de biliyor bunu. Zamanında İran’daki yetkililerin de dediği gibi ‘Türkiye’deki Alevileri Sünnileştirmek mi istiyorsunuz, bize bırakın biz Şialaştıralım’ savıyla söylenmiş bir söz vardı. Başbakan Çiller’e söylenmişti. Bugün baktığımızda bu söz kendine Aleviyim diyen, Alevi kanaat önderi, Alevi lideri olarak göstermeye çalışan arkadaşlar vasıtasıyla yürütülmeye çalışılıyor. Oysaki Anadolu’da yaşayan Aleviler tüm milliyetleri içerisine alarak yaşayan dünyada eşi benzeri görülmeyen bir yol erkanına sahip inançtır. Bu saldırıyı yapanları Aleviliğe monte etmek fayda etmeyecektir, çabaları beyhudedir. Tamamen alan kapma savaşı içerisindeler. Tarihte bunların yanıldığını gösterecektir. Aleviler bunlara hiçbir zaman prim vermemiştir. Bundan sonra da vermeyecektir.”

    “TAM ANLAMIYLA BU BİR ALAN KAPMA SAVAŞIDIR, KİMSE ALEVİLERİ BÖLEMEZ!”

    Son zamanlarda devlet yetkililerinin sık sık cemevlerini ziyaret ettiklerini de hatırlatan Kaplan şunları aktardı:

    “Orada derneklerimize ‘Neden bağımsız değilsiniz?’ diye sorular soruyorlar. Bu saldırıyı yapanlarla aynı zihniyettir. Saldırıyı yapanlar öncelikle Aleviliği çok iyi öğrensinler. Bunun içinde analarının babalarının yaşantılarına baksınlar. İki kitap okuma ile Alevilik öğrenilmiyor. Anadolu Aleviliğinin tarihini iyi öğrenmeliler. Zamanında cenazeleri gece kaldırıyorlarmış aynı cem yaptıkları saatte. Tahtacıların cenaze yürütme erkanlarına baksınlar. Sünniliğin İslamın neresine koyulabilir bunlar? Tam anlamıyla bu bir alan kapma savaşıdır. Temeli budur. Devlet de dahil kimse Alevileri bölemez, parçalayamaz. Bu saatten sonra cenaze erkanları ile ilgili de bir ritüel oturmuştur yavaş yavaş. Bunu herkes kabul edecektir. Bugün köylere gittiğimizde de aynı şekilde erkan yürütüldüğünü görüyoruz. Bu sevindiricidir. Örgütlü olan toplum hiçbir zaman boyun eğmez. Alevilerin de örgütlenmeleri vardır.”

    “DEDELERİMİZİN VE VELİYETTİN ULUSOY’UN YANINDAYIZ”

    Saldırıyı yapanların dilinde ırkçılığın etkisinin görüldüğünün ve ırkçılığın, milliyetçiliğin bir hastalık olduğunun altını çizen Kaplan son olarak şunları ifade etti:

    “Aleviler kesinlikle ırkçılığı ve milliyetçiliği reddederler. Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi ‘72 millete aynı gözle, aynı nazarla bakmayan Alevi olsa da bizden değildir’ der. Ne yaparsan yap herkese aynı gözle bak der. Dolayısıyla Alevilik ırkçılığı, milliyetçiliği reddeder. Bir kişinin milliyeti nereden gelmiş, nereye gitmiş bu önemli değildir. Önemli olan onun insan olmasıdır. İnsanlığa hizmet etmesidir. Bu saldırıyı yapanların dillerinde hakim yönetimin etkisi vardır. Bu üzücü bir durumdur. Şeyh Bedrettin’i, Kalender Çelebi’yi, Pir Sultan’ı çok İyi değerlendirsinler. Hele hele de Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi okuduklarında görecekler, ırkçılık milliyetçilik bir hastalıktır. Veliyettin Ulusoy’a ve Hasan Doğan’a bir saldırı var. Bence Veliyettin Ulusoy Alevi toplumu için bir şanstır. Hem beyefendiliği ile hem bilgi birikimi ile hem görgüsü ile hem yola olan hizmeti ile çok önemli bir insandır. Biz Alevi kurumları olarak hem Hasan Dede gibi dedelerimizin hem de Veliyettin Ulusoy’un yanındayız.”

    İSMET KURT: BİN YILLARDIR BAĞLAMALARIMIZLA, CURALARIMIZLA HAKKA UĞURLAMA VARDIR

    Son zamanlarda Engin Nurşani’nin cenaze erkanıyla beraber gündeme getirilen ritüellere ilişkin saldırıları AKD Genel Başkanı İsmet Kurt da değerlendirdi.

    Kurt, “Alevi erkanlarında tabii ki Alevi yol uluları, Alevi yol önderleri, pirleri, aşıkları, sadıkları yüzyıllardır, bin yıllardır, geleneklerimizde bizim dilimizde telli kuran diye tabir ettiğimiz bağlamalarımızla, curalarımızla Hakk’a uğurlanmıştır, devriyelerimizle Hakk’a uğurlanmışlardır. Devri daim olsun kelimesi Alevilikte bir tekrar etme, bir zuhur etme, dönme anlamındadır. Bir canın yattığı yerde bir ot biter, başka bir yere gider, bir polen hikayesi gibi ya da başka bir canlı haline gelir. Devrinin daim olması Aleviler için çok önemlidir. Tabiatın yaşamsal anlamı ile beraber bir devrin daim edilmesidir.” dedi.

    “AKD OLARAK VELİYETTİN ULUSOY’UN YANINDAYIZ”

    Bu süreçte Veliyettin Ulusoy’a ciddi bir saldırı olduğunu ifade eden Kurt sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Birileri birilerini ötekileştirmek isterse çok çabuk bu iş olur. Kullanacağımız kelamların, dilimizin doğru olması lazım. Birilerinin yıllardır verdiği emekler var. Alevilik yoluna, Alevilik inancına ve Alevilikle ilgili ciddi bir emeği vardır Postnişimizin Veliyettin Ulusoy’un. Yaptığı çalışmalar vardır. Bu konuda biz her zaman AKD olarak Postnişimizin yanındayız, sevgili Veliyettin Hürrem Ulusoy’u hiçbir zaman yalnız bırakmayız. Her inancın, her yaşamın, kendine göre örfü, ananesi ve yaşam değeri vardır. Cenaze hizmeti bir rızalıktır. Bir insan doğar yaşar ve hakka yürür. Bir insan öldüğü zaman önce ailesiyle sonra dostlarıyla daha sonra arkadaşlarıyla yaptığı hizmetlerle rızalık alınır. Rızalık çok önemlidir.  ‘Doğdu, kondu, göçtü, yediniz, içtiniz beraber yol yürüdünüz hakkınızı helal ediyor musunuz?’ denir bir helallik alınır. Alevilikte cenaze erkanı bununla başlar.”

    “İNANCIMIZDA TAKKE KÜLAH YOK”

    Başka inançlara saygıları olduğunu ifade eden Kurt şunları dile getirdi:

    “Bizim diğer semavi inançlara, semavi dinlere saygımız vardır. Biz de karşıdan bir saygı bekliyoruz. Aleviler köylerinde yaşanan cenaze hizmetleri, cenaze erkanları bu doğrultudaydı. Aman aman şekilciliğe yönelen bir topluluk değildir Alevilik. İşte bir külah takayım, bir takke takayım veya üstüme başka bir şey giyeyim anlamında olmaz. Alevi kurumları ve biz Alevi Kültür Dernekleri ve diğer bizim musahip kurumlarımız cenaze hizmetimizi, cenaze erkanımızı Türkçe yapıyoruz. Bütün canların anlayacağı dilde yapıyoruz. Yani aldığımız rızalığı herkes anlasın diyoruz. Son yüzyılın Pir Sultanı olan Âşık Mahsuni’nin güzel bir kelamı vardır. ‘Hey Arapça okuyanlar, Türkçe bilmiyor mu bu Allah?’ diyor. Yani bu kelam her şeyi anlatıyor. Şimdi bizim anlayacağımız, bir hizmet, bir cenaze erkanı herkesin gönlünü hoş eder. Çünkü herkes ne konuşulduğunu anlar. Ortak bir dil çerçevesinde herkesin anlayabileceği bir dil çerçevesinde yapılır.”

    “KİMSENİN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATMAYIZ, KİMSE DE BİZİM MAHALLEMİZDE SATMAYA KALKMASIN”

    Alevi kurumlarının bu tür tartışmalarla yıpratılamayacağını vurgulayan Kurt şunları kaydetti:

    “Alevi örgütlülüğü Türkiye’de, Avrupa’da son 30 yıldır ciddi işler yapıyor. Bizim kimsenin mahallesine gidip de salyangoz satmaya niyetimiz yok ama gelip bizim mahallemizde de kimse salyangoz satmasın. İnancımızı yargılamasın. Topluluklar birbirine saygılı olursa, birbirinin kıymetini bilirse, değerini bilirse ötekileştirmeye çalışmazsa ben onunla gidip de niye uğraşayım. Ama Sünni bir can da bizi Sünni etmek için uğraşmasın. Bir Şia kendi yaşamını, kendi özünü, kendi ananesini bize dayatmasın. Biz şimdi illa gelip bizim gibi olun demiyoruz. Yaşamsal anlamda coğrafya bir çiçek bahçesi gibidir. Her şey lazım. Yalnız beyaz bir çiçekle hiçbir şey olmaz. Rengarenk olması lazım. Bu da toplulukların birbirleriyle olan farklılığıdır. Herkes ayrı bir koku, herkes ayrı bir güzellik saçar. Onun için Alevi kurumlara birileri gelip bunu böyle yapıyorsunuz, şöyle yapıyorsunuz, şu doğrudur, yanlıştır demesin. Çünkü biz bizim bin yıllardır aşıkların, evliyalarımızın geldiği yoldan geliyoruz, gezdiği gelenekten geliyoruz. Alevi ocaklarının, Alevi pirlerinin yaptıklarını yapıyoruz. Biz farklı bir şey yapmaya çalışmıyoruz yani.”

    “HERKESİN BİRBİRİNE SAYGI DUYDUĞU BİR DÜNYA İSTİYORUZ”

    Tartışmaların başlamasına neden olan cenaze erkanında her zaman ki ritüellerin uygulandığını aktaran Kurt son olarak şunları dile getirdi:

    “Nurşani canımız Hakk’a yürümüştür. Orada yine birbirinden kıymetli dedelerimiz, birbirinden kıymetli sanatçılarımız devriyeler okumuştur. Herkes bunu anlamıştır. Farklı bir yorum da yoktur içerisinde. Tabi bu süreçte son günlerde, o şahsın kullandığı bir kelime var her gün bir video atıyor ya son videoda söylemiş Kürt Alevi sorunu çözülmek istenmedi diye. Kimse yara kaşımasın. Yara kaşırsan kan akar. Onun için biz Aleviler, Alevi kurumları olarak şunu söylüyoruz: Bütün halklar eşittir. Herkesin eşit yaşadığı, kimsenin kimseyi ötekileştirmediği, kimsenin kendi değerini başka kimseye yüklemediği, herkesin birbirine saygı duyduğu bir dünya istiyoruz.”

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

     

     

  • AABK Eşit Başkanı Kamilağaoğlu: Yol’umuza ihanet edenlerle mücadele etmeliyiz!

    AABK Eşit Başkanı Kamilağaoğlu: Yol’umuza ihanet edenlerle mücadele etmeliyiz!

    PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Genel Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı grupların Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişi Veliyettin Ulusoy’u ve Dede Hasan Doğan’ı hedef alınmasına tepki gösterdi. Kamilağaoğlu, “Onlar eğer seçimini İslam’dan yana kullanıyorlarsa, Aleviler onların önünde engel teşkil etmiyor. Veliyettin Ulusoy, Aleviliğin kendi özüyle yaşanması gerektiğini savunan ve bunun mücadelesini veren bir pirimizdir. Her zaman yanındayız” dedi.

    Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı ve islamcı grupların Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişi Veliyettin Ulusoy’u ve Hasan Doğan Dede’yi hedef almasına ve kurumları itibarsızlaştırmalarına Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Genel Başkanı Nevin Kamilağaoğlu tepki gösterdi.

    Kamilağaoğlu PİRHA’ya yaptığı açıklamada, Türkiye’de yaşayan Alevilerin ve Kürtlerin her zaman ötekileştirildiğini söyleyerek, günümüzde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının ve ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) bu ötekileştirmeyi çok açıktan yaptığını ifade etti.

    Cenaze erkanları üzerinden yapılan saldırıların bilinçli bir şekilde izlenen politikaların sonucu olduğunu da belirten Kamilağaoğlu, Aleviliğin kendine özgü ve güçlü bir inanç olduğunu, bundan dolayı da bu tür saldırıların asla amacına ulaşamayacağını aktardı.

    “BU TÜR POLİTİKALAR HER ŞEYDEN ÖNCE ALEVİLERİ PARÇALAMAYA YÖNELİKTİR”

    Türkiye’de Alevi ve Kürt sorunu olmak üzere iki sorunun olduğunu söyleyen Kamiloğlu; “Aslında bunun çözümü basit deniliyor. Kesinlikle basit değil. Özellikle MHP ağırlıklı devlet, AKP’nin bu son dönemde birlikte, ortaklaşa yaptıkları söylemlerde ileriye yönelik seçim stratejilerinde onlar da şunu kabul ediyorlar ki Aleviler çok önemli bir grup. MHP’nin de AKP’nin de Alevilerin bir kısmı ile ilgili çok büyük sorunları var. Özelikle Avrupa Alevi Hareketine karşı kesinlikle düşmanca tavırları, düşmanca basın açıklamaları, düşmanca söylemleri var. Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu kabul etmiyorlar. Onlara göre Alevilik İslam’ın içerisinde görülüyor. Hatta dönemin Başbakanı, şimdi ki Cumhurbaşkanı açık açık ‘Ali’yi sevmek Alevilikse ben herkesten çok Aleviyim’ diyen bir insan. Bunların bu politikaları, her şeyden önce Alevileri parçalamaya yöneliktir. Bu bağlamda da Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu söyleyenler, haykıranlar devlet için tehlikeli gruplar olarak gözüküyor. Bunun için bu örgütlerin başındaki insanlara karşı da yıpratmalar, kişilik haklarına yönelik saldırılar gibi şeyler yapılıyor.

    “SALDIRILARI ALEVİ BAZI DÜŞKÜN İNSANLAR ARACILIĞIYLA YAPIYORLAR”

    Bunu çok rahat bir şekilde yapıyorlar hem de. Hem kendileri hem de kendileri içerisindeki Alevi bazı düşkün insanları aracılığıyla yapıyorlar. Bizim ‘gri dedeler’ dediğimiz dedeler aracılığıyla yapıyorlar. Özellikle özdeşleştirmeye çalışıyorlar. Aleviliğin İslam’ın özü olduğuna dair ideolojiyi, düşünceyi savunan Aleviler aracılığıyla da bu söylemleri yapıyorlar. Bu ötekileştirmeyi, bu hakaretleri gündeme getiriyorlar” şeklinde konuştu.

    “HER AĞACIN KURDU KENDİNDENDİR”

    Alevileri hedef alan söylemlerin düşmanca ve özünde Alevileri bölmeye, parçalamaya ve itibarsızlaştırmaya yönelik bir saldırı olduğunun altını çizen Kamilağaoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “Avrupa Alevi Hareketine yönelik eleştirilerde Ali’siz Alevilik üzerinden vurduklarını çok iyi biliyoruz. Özellikle AKP devletinin hazmedemediği Avrupa’daki Alevi kazanımlarıdır. Hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde Alevilik kendine özgü bir inanç olarak kabul ediliyor. Çok çok büyük kazanımları var. Her şeyden önce inanç özgürlüğü var. İnanç özgürlüğü bağlamında Aleviler, kendi inançlarını özgür bir şekilde ileriye yönelik (hem çocukları aracılığıyla hem gençleri ve kadınları aracılığıyla) bu kültürü, bu inancı bu felsefeyi taşıyorlar.

    “VELİYETTİN ULUSOY, ALEVİLİĞİN KENDİ ÖZÜYLE YAŞANMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNAN BİR PİRİMİZ”

    Hani derler ya ‘her ağacın kurdu kendindendir’ diye. Bu dergâhta başlayan özellikle Veliyettin Ulusoy efendiye kendi ocağı içerisinde ona karşı büyük bir kin ve nefretle başlayan bir oluşum. Bunun arkasında çok sıkıntılı bir durum var. Veliyettin Ulusoy, Aleviliğin kendi özüyle tam yaşanması gerektiğini savunan ve bunun mücadelesini veren bir pirimizdir.

    BU GRUH TEHLİKELİ SULARDA YÜZÜYOR”

    O ocakzadelerin başını çeken ve basın açıklamalarını okuyan bu kişiler gerçekten çok tehlikeli sular da yüzüyorlar. Açık açık şunu söylüyorlar: Alevilik İslam içerisindedir, Kuran da bizim Kuranımızdır. Kuran içindeki sureler de bizim surelerimizdir gibi bir sürü saçma sapan düşünceler ileri süren ve bu düşüncelerini de basın açıklamalarında ifade eden bir güruh. Devlet eliyle palazlandırılan ve teşvik edilen, Alevilerin önüne getirilen son derece haksız, yanlış ve haddini aşan açıklamalar bunlar. Hele Veliyettin Ulusoy efendiyi itibarsızlaştırma hareketleri karşısında tüm Alevi toplumlarını görür. Bu ocakzadeler etrafındaki açıklamalarına baktığımızda (gri pasaportlu dedelerin, hacca gönderilen dedeler) devletten nemalanan, devletten yararlanmak isteyen bir gruptur.”

     

    Alevilerin gerçek dertleriyle onların dertlerinin bir olmadığını ifade eden Kamilağaoğlu şunları kaydetti:

    “Onların derdinin arkasında ekonomik çıkarlar, ‘devletin hangi olanaklarından yaralanabilirim’ düşüncesi yatıyor. Oysa bizim uğruna mücadele ettiğimiz Alevilerin kendine özgü ilkeleridir. Aleviliğin üzerinde uygulanan oyunların teşhiridir. Özellikle Türkiye’de asimile ediliyoruz. Avrupa’da da aynı şekilde. Türkiye bağlantılı söylemler Avrupa’daki ocakzadeleri de etkiliyor. Bunlara karşı önlem almak lazım. Asimile ediliyoruz.

    “HAKK’A YÜRÜME ERKANLARINDA İSLAMİ MOTİFLERDEN UZAKLAŞILMASI LAZIM”

    Hakk’a yürüme erkanlarının gerçekten de İslami motiflerden uzaklaşması lazım. Bu utanç verici bir durum. Özellikle bu ocakzadelerin de (İzzettin Doğan’ın dernekleri mi, cemevleri mi diyeyim artık) oradaki şekilcilik, imamlar gibi bizim dedelerde de insanların karşısına çıkıyor. Bu Alevilik adına gerçekten utanç verici. Dilde ki söylemlerde ki İslamlaşmaya karşı bunun mücadelesini gerçekten çok büyük bir şekilde vermeliyiz.

    “BU OCAKZADELER CAMİYE GİDEBİLİR, KURANI HATMEDEBİLİRLER AMA ALEVİLERİ ETKİLEMESİNLER”

    Hayatın kendi içindeki mücadelede kadınlara, gençlere yönelik bir sürü sıkıntılar var. İnancın bütününe yönelik asimilasyon devlet eliyle, Şia eliyle yapılıyor. Bu asimilasyonlara karşı gerçekten çok büyük mücadeleler verilmesi lazım. Onlar eğer seçimini İslam’dan yana kullanıyorlarsa, Aleviler onların önünde engel teşkil etmiyor. Bu ocakzadeler camiye gidebilirler, Kuran’ı hatmedebilirler, Fatiha suresini öğrenebilirler, tüm sureleri okuyabilirler. Bu doğrultuda gidecekleri yer belli ama diğer Alevileri etkilemesinler. Bizim kendi inanç merkezlerimiz, cemevlerimiz, semahlarımız, deyişlerimiz var. Alevilik, İslam’ın hiçbir yerine sığdıramayacakları kadar çok derin kökleri olan bir inançtır. Bizim kendimize özgü bu öğretiyi savunmak ve ileriye taşımak zorundayız. Biz onlara bir şey demiyoruz, onların gidecekleri yer cami ve onlara engel olmuyoruz, gidebilirler.”

    “ALEVİLER IRKÇILIĞA, TEKÇİLİĞE KARŞIDIR”

    Kamilağaoğlu Alevi adını kullanarak dernek kuran ırkçılara da tepki gösterdi.
    Alevilik öğretilerinde sıfır tolerans öğretisi olduğunu ve Alevilerde ırkçılığın asla olmadığını dile getiren Kamilağaoğlu; “Aleviler kimlik siyaseti yapmıyorlar. Alevilik binlerce yıllık bu kimlik siyasetinin üstesinden gelmiş. Aleviler ırkçılığa, tekçiliğe karşıdır. Onların adının değişmesi, onların adının önündeki Aleviliğin değişmesi lazım. Çünkü bu öğreti de taban tabana zıt olan bir durumla karşılaşıyoruz. Irkçılık düşmanlığı geliştirir, ırkçılık çok tehlikeli bir hastalıktır. Özellikle bu temelde kurulan derneklerin teşhir edilmesi gerekiyor. Bu derneklerin varlığı kabul edilemez tüm Aleviler buna tepki göstermeli. Alevi ve Alevi kurumları olarak aslında sıkıntılı bir durumla karşı karşıyayız. Dışarıdan gelen tehlikeye karşı topyekûn mücadele vermemiz gerekir, öyle de yapıyoruz. Ama içerden yapılmak istenen bu asimilasyonun tahribatı çok daha fazla. Kendi inancımız, kendi türlerimiz aracılığıyla Alevilik İslam’a yamalanmaya çalışılıyor” dedi.

    “YOLA İHANET EDEN DEDELER VAR”

    Avrupa’da da bazı cemevlerinde kuran kurslarının açılmak istendiğini, bunu açmak isteyenlerin de Alevi olduğunu söyleyen Kamilağaoğlu şunları aktardı:

    “‘Kadınlara isterlerse Kuran kursu açayım’ diyen öngörüsüz, bu yola ihanet eden dedeler var burada. Biz bunu çok iyi biliyoruz. Sıkıntı burada başlıyor. Dedeler bile Aleviliğin içine aldıkları Hak-Muhammet-Ali’yi çok farklı değerlendiriyorlar. İnanç önderlerinin bu topluma gerçekten bilimle önderlik etmesi gerekiyor. Günümüz koşullarına uygun bir dille bu topluma önderlik etmeliler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı gruplar tarafından hedef alınmasına bir tepki de Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı dedelerinden Metin Doğan’dan geldi. Doğan, Ulusoy’un karanlık bir grup tarafından hedef alınıp yıpratılmaya çalışıldığını belirterek, aslında bu saldırıların Yol’a ve Alevilerin birliğine yapıldığını vurguladı. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Yol’dan uzaklaşılmasına, başka inançların taklit edilmesini eleştiren Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı tarafından hedef alınmasına tepkiler devam ediyor.

    Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı’ndan Metin Doğan Dede, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak “Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz” dedi.

    “YOLUMUZ HAK-MUHAMMET-ALİ’NİN, İNSAN OLABİLMENİN YOLUDUR”

    “Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla Yol’ umuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir” diyen Metin Doğan Dede şunları kaydetti:

    “Yol’ umuz Hak Muhammed Ali yoludur.
    Yol’umuz, dergahlarımızın Ocaklarımızın ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı kutsal ve Ulu bir yoldur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yol’umuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur.

     
    “KARANLIK BİR GRUP TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLEREK YIPRATILIYOR”

    İkrarımız Hak Muhammed Ali yolunadır.
    Serçeşmemiz Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’dır. Hünkar Dergahı Kutup’tur.
    Dergahı’mızın Postnişinleri Veliyettin ULUSOY ve Safa ULUSOY efendilerimizdir. Postnişinimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy efendimiz, Alevi toplumumuzun birliğinden beraberliğinden rahatsız olan karanlık bir grup tarafından, bir takım asılsız iddalarla hedef gösterilerek yıpratılmaya çalışılmaktadır. Postnişinimize karşı yapılan bu saygısızlığı asla kabul etmiyoruz. Burada asıl amaç Yol’umuza zarar vermektir.
    Âlim, ölü olsa bile diridir. Cahil diri olsa bile ölü !
    Şah-ı Merdan Ali.


    “BU SALDIRILAR ASLINDA YOL’A YAPILMAKTADIR”

    Daha öncede benzer saldırıları ve karalama çalışmalarını yürüten bu grubun ‘Söyleyene bakma, söyletene bak’ deyiminde olduğu gibi hangi amaca hizmet ettiği ve ne tür ilişkiler içerisinde olduğu açıkça ortadadır. Yapılan bu saldırılar aslında direkt olarak Yol’a yapılmaktadır.
    Özellikle Hakk’a yürüme erkannamesi üzerinden başlatılan bu saldırıları kabul etmek asla mümkün değildir.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın öncülüğünde büyük emeklerle ve çabalarla hazırlanan Hakk’a yürüme erkannamesinin giriş bölümünde, gayet mütevazi bir şekilde, “Sözümüz demirin kertiği değildir” deyimi kullanılarak, herhangi bir dayatma söz konusu olmamıştır. Samimi bir şekilde, bu erkanın hazırlanmasında öncülük eden Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Mütevelli heyeti üyeleri, vakti geldiğinde kendileri için bu Hakka Yürüme Erkanı’nın uygulanmasını vasiyet etmişlerdir.

    “ALEVİLERİN KIBLESİ VE KABESİ MÜRŞİ-İ KAMİLLERDİR”

    Alevilerin kıblesi ve kâbesi Mürşid-i Kamillerdir. Kamil’in sözü Kur’an’ın özüdür, Kamil’in sözü 4 kitabın özüdür. Kamil insan Hakk’ın tecellegahıdır.
    Evliyadan gelen kelâm, okunan Kur’an değil mi ?
    Gerçek Veli’nin sözleri, Sure-i rahman değil mi
    (Kaygusuz Abdal)
    Kur’an’ı inkar ediyorlar bahanesini öne süren bu kişiler, Şah-ı Merdan Ali’nin
    “Ben konuşan Kur’an’ım, Kur’an-ı Natık’ım” sözünü anlamazlar mı ?
    Ey vaizi riyakar, Kur:anı bilmiyorsun
    Gel bizden al nazire, Kur’an Kelamımızdır.
    (Edip Harabi)

    “YOL’UMUZA, BİRLİĞİMİZE ZARAR VERİLİYOR”

    Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla yolumuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir.

    Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz.
    Hak Muhammed Ali cümlemizin yardımcısı ola.
    Hünkar-ı Pir, Yol Ulularımız, Erenler evliyalar himmetlerini üzerlerimizden esirgemeye.

    Yol’umuz,dergahlarımızın, ocaklarımızın el ele’ el Hakk’a ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı, Hakk’a doğru giden kutsal ve Ulu bir Yol’dur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yolumuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur. Mürşid-i Kamillerin sözü Hak kelamıdır.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Karadeniz Alevilerinden Ulusoy’a destek: Hizmet postu tehdit ediliyor, mürşidimizin yanındayız!

    Karadeniz Alevilerinden Ulusoy’a destek: Hizmet postu tehdit ediliyor, mürşidimizin yanındayız!

    PİRHA- Karadeniz’de bulunan Alevi örgütleri ile Yol yürüten Ocak Dedeleri, Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a yönelik ırkçı çevrelerin itibarsızlaştırma saldırısına karşı destek açıklaması yaptı. Açıklamada “Mürşidimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy ‘Hak, Muhammet, Ali’ diyenlerdendir. Ali taraftarı olduğu açıkça ortada durmaktadır. Yürüttüğü hizmet postu tehdit edilmekte, ayar verilmeye çalışılmaktadır” denildi. 

    Bazı cemevlerinde, erkanlarda Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a bazı ırkçı, asimilasyoncu çevreler organize saldırılarda ve sosyal medya üzerinden yayınlarda bulunuyor.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı ve Postnişin Veliyettin Ulusoy’u, Pir Hasan Doğan’ı hedef alan ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşuma Karadeniz’de bulunan Alevi Örgütleri ile yol yürüten Ocak Dedeleri tepki gösterdi.

    Yazılı bir açıklama yapan Karadeniz’de bulunan Alevi Örgütleri ile Yol yürüten Ocak Dedeleri, “Karadeniz bölgesinde Hak bildiğimiz yolda edep, erkan, yol yürüten yol hizmetçileri olarak mürşidimiz Veliyettin Ulusoy ile beraberiz” dedi.

    “HER AĞACIN KURDU ÖZÜNDEN OLUR”

    Açıklamada şöyle denildi:

    “Tarihsel sürecin derinliklerine göz attığımızda, Alevi Bektaşi inancını hor gören, yok sayan, yaşam hakkı vermeyen, yok etme, yakma, yıkma anlayışına sahip Ebu Süfyan ve evlatlarını; onun yolunda yol yürüyenleri tarihin karanlık sayfalarında duyduk, okuduk,  gördük. Yüzyıllardır insanlığın mutluluğunu, huzurunu, birliğini, dirliğini; dostluğu, kardeşliği, barışı, sevgiyi, kendine rehber edinen “Allah, Muhammet, Ali” anlayışını bedeninde hisseden edep, erkân olup yol yürüyen yol ulularımıza neler söylenmedi ki? Ne iftiralar atılmadı ki! Bugün de atılmaya devam etmektedir. Bunu yapanlar bir zamanlar beraber yol yürüdüğü canlarıydı. Aynı soydan, aynı kandan da olabiliyordu.

    Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın amcası Ebu Lehep peygamberimizin can düşmanı olmuştu. Pirimiz Pir Sultan Abdal “Her ağacın kurdu özünden olur.” diyerek yakından gelebilecek tehlikelere duyarlı olun demiştir. “İnsanların birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır kavrayamaz, gözleri vardır ama göremezler,  kulakları vardır işitemezler. Onlar hayvan gibidir. Hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”

    “YOL ERİ DEĞİLLER”

    Bildiride imzası(?) bulunan Ocakzadeler imzalı bir bildiri yayınlanmış fakat bu bildirinin içeriği hakkında bilgisi olmayan bazı dedelerin ismine yer verildiğini öğreniyoruz. Görünen o ki yolumuzun temel kuralı olan ‘rızalık’ dahi adı geçen bazı kişilerden alınmamıştır. Bildiriyi kaleme alanlar  “Postnişin Veliyettin Ulusoy’un bunlarla işbirliği ve dayanışma içinde olduğu gerçeğini gizleyemez” demiş fakat Alevi Yol inancına sahip birileri şunu çok iyi bilir ki -kendilerinin de ifade ettiği gibi- postnişin postunda fiili oturan edep, erkân yol süren mürşide karşı bir sitemleri varsa erkan, yol içerisinde sürülür. Bunu söyleyenler sözlerine yol eri olmadıklarını ifade ederek başlamışlardır.

    “KİMİN KİMİ NASIL ZEHİRLEDİĞİNİ GÖRMEZLER Mİ?”

    Kendi İfadelerinde yer bulan, “Toplumu inancımıza aykırı söylemlerle zehirleyerek, Ali’siz haricilerin nihai hedeflerine yani yeni bir dine ulaştırmak istedikleri açıktır” sözüyle kimin kimi nasıl zehirlediklerini görmezler mi, duymazlar mı? II. Mahmut döneminde (1826) Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla beraber,  Alevi köylerine, dergâhlarına, tekke, türbelerine zorunlu cami yapılıp toplumu değiştirme, dönüştürme yoluna gidildiği görülmek istenilmemektedir. Hariciler diye itham edilen bugünün edep, erkân, yol süren canlarına karşı söylenecek en anlamsız bir sözdür. Haricîlik, bir tarafta Ali taraftarı diğer tarafta Muaviye, üçüncü bir yapıda hariciler.

    “VELİYETTİN ULUSOY ‘HAK, MUHAMMET, ALİ’ DİYENLERDENDİR”

    Mürşidimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy  “Hak, Muhammet, Ali”  diyenlerdendir. Ali taraftarı olduğu açıkça ortada durmaktadır. Yürüttüğü hizmet postu tehdit edilmekte, ayar verilmeye çalışılmaktadır. Bizler yol hizmet erleri olarak mürşidimiz Veliyettin Ulusoy’la beraber yolu sürmekteyiz. Ayrıca bu bildiride imzası bulunanlardan bazıları bir zamanlar Alevi örgütlerinin yapısında olup, çıkarları için bu yapıdan ayrılarak haricilik yapmış olmuyor mu?

    Mürşidimizin ifade ettiği “komşu inanç” kavramı açık ve nettir. Bizim gibi yol erkân sürmeyen toplulukların tümü kast edilmektedir.  Bunu söyleyenler, Diyanetin söylemini yerine getiriyor, kendilerini bu yapının içerisinde görüyorlarsa, onlar yerini bulmuştur demektir. Bildiride imzası(?) bulunan “ocakzadeler”  bugünden yarını gören, söylenmedik sözden anlam çıkartan, “Alevilik İslam değildir, demek istiyor.” diyerek bir başka anlam yüklemeye çalışmıştır.

    “ALİ’NİN KURAN-I NATIK OLDUĞUNUN FARKINDAYIZ, İNANMAKTAYIZ”

    7 Kasım 656 tarihinde Ali Efendimizin karşısında Cemel Savaşı yapanlar, Ali’yi hançerletenler, İmam Hasan’a zehir içirenler, 10 Ekim 680 tarihinde İmam Hüseyin’i ve ehlibeyti Kerbela’da günlerce aç susuz bıraktıranlar, bırakanlar İslam’ım diyenlerdendi. Bugün de bizler bu gibi İslam olmayı kabul etmemekteyiz.

    Alevilerde arınma, durulma hakkın ve halkın huzurunda, canların razılığı ve rızalığı ile cemlerde yine canların huzurunda ve yine canlardan talep edilir. “Kul kuldan razı olmadan hakkın kuldan razı olmadığını bilir”, bu inançla erkân yürütülür. Anlamadığın bir dilde okunacak Yasin-i Şerif, Fatiha Hakk’a yürüyen cana karşı bir görev değildir. Sağ iken canların anladığı bir dilde okudukları Yasin-i Şerif, Virani yorumuyla Fatiha’nın daha anlamlı bir hal aldığının bilincindeyiz, okumaktayız. Ali’nin Kuran-ı Natık olduğunun farkındayız, inanmaktayız.

    “YARGISIZ İTHAMLARDA BULUNMAK CAN OLANA YAKIŞMAZ”

    Hakk’ın yolunu kaybedip halka nifak tohumları ekerek, yargısız ithamlarda bulunmak can olana yakışmaz. Mürşidimizin dediği gibi “Yetmiş iki millete bir nazarla bak.”  Dostluğu, barışı kardeşliği en önemlisi sevgiyi hâkim kılmak bizim asli görevimizdir. Karadeniz bölgesinde Hak bildiğimiz yolda edep, erkan, yol yürüten yol hizmetçileri olarak mürşidimiz Veliyettin Ulusoy ile beraberiz. Beraber olmaya da devam edeceğiz.”

    Karadeniz Bölgesinde hizmet yürüten ocak dedeleri ve kurumlar:

    Muharrem ERKAN                             ​Hıdır Abdal Ocak Dedesi

    Adı Güzel ERBAŞ                               Söylemezoğlu Ocak Dedesi

    Nurettin AKSOY                                 Hacı Bektaş Ocak Dedesi

    Şafak ÇOŞKUN                                  Keçeci Baba Ocak Dedesi(Ali Pir Civan)

    Veli YÜKSEL                                          Keçeci Baba Ocak Dedesi

    Hüseyin SOLMAZ                              İmam Rıza Ocak Dedesi

    Seydi Rıza KABADAYI                       ​​​Ali Baba Ocak Dedesi

    Cem Sultan ERMİŞ                            İlyas Baba Ocak Dedesi

    Turan ŞAHİN                                      ​Kul Himmet Ocak Dedesi

    Haydar CAN                                       Aziz Baba Sultan Ocak Dedesi

    Sadık BAŞ                                           ​Aziz Baba Sultan Ocak Dedesi

    Ali BAŞ                                                ​Aziz Baba Sultan Ocak Dedesi

    Abbas ULUSOY                                  Hızır Sultan Samut Ocak Dedesi

    Şahin POLAT                                      ​Sarısaltık Ocak Dedesi

    Garip AYGÜN                                    ​  Şıh Çoban  Ocak Dedesi

    Enver GÜL                                          ​ Gül Ali Ocak Dedesi

    Cafer KAYA                                         Kemalli Ocak Dedesi

    Aslan GÖKALP                                   Ali Baba Ocak Dedesi

    Ali RIZA AYKUT                                  Pir Sultan Ocak Dedesi

    Satılmış AYKUT                                  Pir Sultan Ocak Dedesi

    Hüseyin (Avni) ÖZTÜRK                   Güvenç Abdal Ocak Dedesi

    Hüdai GÖKTEPE                                Ordu Gürgentepe Güvenç Abdal Ocak Dedesi

    Emrah ÇOLAK                                    Güvenç Abdal Ocak Dedesi

    Seydi ASLAN                                      ​Eraslan Ocak Dedesi

    Yaşar NERGİZ                                    ​Hubyar Sultan Ocak Dedesi

    Ahmet TUĞSEL                                  ​Hubyar Sultan Ocak Dedesi

    Veli HANÇER                                      ​Hubyar Sultan Ocak Dedesi

    İbrahim YAŞAR                                  ​Hubyar Sultan Ocak Dedesi

    Veli Can ÇELEBİ                                ​Hubyar Sultan Ocak Dedesi

    Hüseyin YILDIZ                                 Ağlarcı İbrahim Ocak Dedesi

    Rıza PİRDOĞAN                                ​Şah İbrahim Ocak Dedesi

    Veli NEFESOĞLU                               Kudviddin Haydar Ocak Dedesi

    Ali Ekber ERDEM                               Yağmur Ocak Dedesi

    Satılmış ÖZCAN                                Hüsem Ganişah Ocak Dedesi

    Hasgül ASLAN                                  Seyit Ali Sultan Ocak Dedesi

    Ali BAL                                                ​Ergonaş Baba Ocak Dedesi

    KURUMSAL YAPILAR

    • Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı                      ​​Muharrem ERKAN
    • Tokat Kalender Çelebi Derneği Genel Başkanı                                  ​​​​Muharrem ERKAN
    • Amasya Hamdullah Efendi Yaşatma ve Kültür Derneği Başkanı     ​Ahmet ÇELEBİ
    • Pir Sultan Kültür Derneği Tokat Şube Başkanı                 ​                   ​​Muharrem ERKAN
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kocacık Şube Başkanı                     ​Durmuş DELEN
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yol Konak Şube Başkanı                 ​​Alim GARİPOĞLU
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Almus Şube Başkanı                        ​​Hüseyin YÜCEL
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Taşlı Çiftlik Şube Başkanı           ​     ​Aykut POLAT
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Turhal Şube Başkanı                        ​​Cengiz KUL
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kale Ardı Şube Başkanı                   ​Seyfettin ŞAHİN
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şube Başkanı                     ​Cem Sultan ERMİŞ
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Havza Şube Başkanı                         ​Necati KÖSE
    • Alevi Kültür Derneği Aktepe Şube Başkanı                                           ​Kemal ÇOPUR
    • Alevi Kültür Derneği Zile Şube Başkanı                                                 ​Selahattin ERDEN
    • Alevi Kültür Derneği Ordu Şube Başkanı                                               ​Hasan YILMAZ
    • Fatsa Alevi Kültür Yardımlaşma Derneği Başkanı                                 ​Birol TUTKAN
    • Ünye Alevi Kültür Yardımlaşma Derneği Başkanı                                 ​Yüksel BEŞLİ
    • Amasya Merzifon Piri Baba Kültür Yardımlaşma Derneği Başkanı    ​Cengiz DOĞMUŞ
    • Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Merzifon Şube Başkanı           Hasan GÜVENÇ
    • Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Gümüşhacıköy Şube Başkanı  ​Ali Naki BAHAR
    • Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi Başkanı             ​​Nurettin AKSOY
    • Amasya Gümüşhacıköy Ali Pir Civan Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı ​İbrahim CESUR
    • Amasya Gümüşhacıköy İmirler Köyü Niyaz Baba Kültür Dayanışma   Derneği​       İlhan TEKCAM
    • Çorum Alevi Kültür Merkezi                                                                        ​​​Nurettin AKSOY
    • Amasya Merzifon Rumi Hoca Kültür Derneği Başkanı                            Serdar AYDOĞDU
    • Kececi köyü Cem Evi                                                                                     Cafer pehlivan
    • Amasya Merzifon Sıtkı Baba Derneği Başkanı                                         ​​Cemal ZENGİN
    • Samsun Lâdik Mehmet Tahir Efendi Derneği Başkanı                            ​​Seydi Rıza KABADAYI
    • Trabzon Akçaabat Eski Köyü Mahallesi Derneği Başkanı​​                       Yaşar BAYIR
    • Samsun Alevi Kültür Merkezi Derneği Başkanı​​​​                                       Yücel ÖZTÜRK
    • Amasya Merzifon Dikilitaş Kültür Derneği Başkanı                                ​​Müntahip KONUK
    • Çorum Osmancık Koyun Baba Kültür Derneği Başkanı                         ​​​Satılmış ÖZCAN

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Yol Erkan Kurulu’ndan Ulusoy’a ve Doğan’a destek: ‘Gerçeğe Hü’ demişlerdir

    PSAKD Yol Erkan Kurulu’ndan Ulusoy’a ve Doğan’a destek: ‘Gerçeğe Hü’ demişlerdir

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yol Erkan Kurulu, yazılı bir açıklama yaparak, Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a ve PSAKD Yol Erkan Kurul Üyesi Pir Hasan Doğan’a, bazı ırkçı çevrelerin saldırısını kınadı. Açıklamada, “Ramazan iftarı veren, Kuran kursu düzenleyen, namaz kılan, Sünni toplumunu da yanımıza aldık diyen kişi ve kurumların Alevilik adına beyan hakları yoktur. Komşu inançlara saygımız vardır. İsteyen istediği gibi inanmakta serbesttir. Fakat Alevilik adına başka bir inancı dayatma hakkı yoktur” denildi.

    Bir süre önce Kartal Cemevinde yürütülen takkeli, cüppeli ve Alevi inancından uzak uygulamalar Alevi toplumunun tepkisini çekiyor.

    Bazı cemevlerinde Alevi inancından uzaklaşılmasını eleştiren Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ve PSAKD Yol Erkan Kurul Üyesi Cemal Abdal Ocağı evlatlarından Pir Hasan Doğan’a, bazı ırkçı çevrelerin karşı operasyonları ve yayınları söz konusu.

    Hacı Bektaş Veli Dergahını ve postnişin Veliyettin Ulusoy’u, Pir Hasan Doğan’ı hedef alan ‘Ocakzadeler Meclisi’ denilen oluşuma Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yol Erkan Kurulu tepki gösterdi.

    Yazılı bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yol Erkan Kurulu, Ulusoy’a ve Doğan’a atılan iftiraları ve hakaretleri kınadı.

    “ALEVİLİK ADINA BAŞKA BİR İNANCI DAYATMA HAKKI YOKTUR”

    Açıklamada şöyle denildi:

    “Engin Nurşani’nin Hakka Uğurlama Erkanı ile başlayan ve bir süre önce Kartal Cemevinde yürütülen cüppe kıyafeti ile başı sarıklı olarak yapılan hizmete ilişkin Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Pir Veliyettin Ulusoy ve PSAKD Yol Erkan Kurul üyesi Cemal Abdal Ocağı evlatlarından Pir Hasan Doğan’ın açıklamaları hakkında, Tümhaberlercom ve Şah Tv de yapılan iftira ve küfürleri kınıyoruz. Ramazan iftarı veren, Kuran kursu düzenleyen, namaz kılan, Sünni toplumunu da yanımıza aldık diyen kişi ve kurumların Alevilik adına beyan hakları yoktur. Komşu inançlara saygımız vardır. İsteyen istediği gibi inanmakta serbesttir. Fakat Alevilik adına başka bir inancı dayatma hakkı yoktur.

    “KORKUYU MANSUR’UN, PİR SULTAN’IN, SEYİT RIZA’NIN TEKMELEDİĞİ SEHPADA BIRAKTIK”

    Bir süredir malum eller ve ırkçı çevreler tarafından desteklenen, kendileri müşkül olan ikrar ipleri olmayan, ipsiz güruh erkanlarımızda olmayan semboller ve uygulamaları asimilasyon görevi olarak kendilerinde görmekte ve yolumuza zarar vermekten, pirlerimizi tehdit etmekten çekinmemekteler. Bedel ödenerek bugüne gelmiş Alevi örgütlülüğünü tehlike görerek katliamlarla yapamadıklarını ihanetçi ipsizlerle yapmaya çalışmaktalar. Korkuyu Nesimi’nin derisinde, Mansur’un, Pir Sultan’ın, Seyit Rıza’nın tekmelediği sehpada bıraktık.

    “ALEVİ İNANCI KENDİNE HAS, DİNLERDEN BAĞIMSIZ BİR YOL’DUR”

    Bunları daha önceki faaliyetlerinden de biliyoruz. Alevilerin düşüncelerini bulanıklaştırarak camiye sokma girişimleridir. Zaten beyanda bulundukları ifade edilen beş kişiden dördü rızalıkları dışında isimlerinin kullanıldığını beyan etmişlerdir. Gerek Postnişin Veliyettin Ulusoy Pirimiz gerekse Hasan Doğan Pirimizin dediği ve daha önce PSAKD Yol Erkan Kurulu tarafından yayınlanan duyurularda belirttiğimiz gibi Alevi inancı kendine has İbrahimi (semavi) dinlerden bağımsız bir Yol’ dur. Hak kelamları Pirlerimizin sözleridir, Gülbenklerimizdir.

    “HAKK’A UĞURLAMA ERKANIMIZ DA CEMLERİMİZDEKİ GİBİ CEMAL CEMALEDİR” 

    Tüm erkanlarımızda özel bir kıyafet yoktur. Hakka uğurlama erkanında cemlerimizdeki gibi cemal cemale gönülleri birleyip, Hakk kelamı devri daim nefesleriyle yüreklerde ışıyan bir çerağ gibi yad ettiğimiz erkan uygulamasıdır. Güneş balçıkla sıvanmaz. Asimilasyon için Hızır Paşaların olduğu her yerde bilinmelidir ki Pir Sultan’lar hep olacaktır. Aşk olsun onlara.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Ulusoy: Alevilikte Hakk’a yürüme hizmeti yaparken özel bir kıyafet yoktur

    Ulusoy: Alevilikte Hakk’a yürüme hizmeti yaparken özel bir kıyafet yoktur

    PİRHA-Bazı cemevlerinde Hakk’a yürüme erkanlarında dedenin takke takıp cübbe giyinmesi Alevilerin tepkilerine neden oluyor. Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, takkenin Hacı Bektaş Veli’ye ait olduğu iddialarının doğru olmadığını belirterek, “Hakk’a yürüme hizmeti yaparken, cemlerde, semahta yani inancımızın hiçbir yerinde özel bir kıyafet yoktur. Günlük kıyafetimiz ne ise odur” dedi. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancına aykırı davranılarak, başka inançlarda olduğu gibi takke ve cübbe giyilmesi Alevi toplumunun tepkisine neden oluyor.

    Hakk’a uğurlamada dedenin sarık ve cübbe giyinmesini Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a sorduk.

    Ulusoy, Hakk’a yürüme erkanlarını yürüten kişilerin cübbe ve takke giyinmesini eleştirdi.

    İstanbul Kartal Cemevi Vakfı Başkanı Selami Sarıtaş’ın “Hüseyin-i Tacı dediğimiz, 12 dilimli Hacıbektaş geleneğinden gelen bir taçtır” sözlerine karşılık Veliyettin Ulusoy “Bizde özel bir kıyafet yoktur” dedi. Veliyettin Ulusoy ayrıca Hakk’a yürüme hizmeti yaparken de özel bir kıyafetin olamayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Cemlerde, semahta yani inancımızın hiçbir yerinde özel bir kıyafet yoktur. Günlük kıyafetimiz ne ise odur. Sadece toplantılarda, cemlerde temiz giyilir. Yapılanlar komşu inançların üzerimizdeki etkisinin bir sonucudur. Hacı Bektaş Veli hiçbir zaman öyle bir şey yapmamıştır. Hüseyin-i taç, 12 dilimli taç o günlerin kıyafetiydi.”

    HACI BEKTAŞ VELİ TAÇ TAKAR MIYDI?

    Veliyettin Ulusoy, “Hacı Bektaş Veli 12 dilimli taç ya da benzeri bir başlık takar mıydı?” sorusuna ise “Taktığına dair bir söylenti var. 12 dilimli taçtan çok Horasan civarının kullandığı bir başlık ile resmedilmiş. 12 dilimli olmayabilir” yanıtını verdi.

    Veliyettin Ulusoy, “Bizim cenazelerimizde, Hakk’a yürüme hizmetlerini yaptığımızda Arapça dua okumanın ne gereği ne de yeri vardır. Ama komşu inançların etkisi ile biz tamamen onlar gibi cenazelerimizi kaldırmışız. Bunda korkunun da sebebi var ama bizler vakıf olarak Hakk’a yürüme erkanına dair bir hazırlık yaptık. Küçük bir kitap hazırladık ve bunu uygulamaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ulusoy: 21 Mart’ta tüm Alevi örgütleri ile birleşmeliydik-VİDEO

    Ulusoy: 21 Mart’ta tüm Alevi örgütleri ile birleşmeliydik-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, UNESCO’nun ‘2021 Hacı Bektaş Veli Yılı’ ilan etmesini değerlendirdi. Ulusoy, “12. asırda Hünkar Hacı Bektaş, insan haklarını en güzel şekilde ifade ederek günümüze taşımış. Onun felsefesini benimseyen herkes bu yola hizmet edecektir” dedi. Ulusoy, bazı Alevi örgütlerinin 21 Mart Hacıbektaş’ta olmamasını da “Herkes farklı görüşlerde olabilir ama eski deyimle asgari müşterekten birleşme imkanımız olmalıydı” şeklinde değerlendirdi. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Uluslararası Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) ‘2021 Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı’ ilan etmesinin ardından duygu ve düşüncelerini PİRHA ile paylaştı.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, UNESCO ilanından sonra birçok Alevi kurum temsilcisinin 21 Mart’ta, Hacıbektaş ilçesinde buluşmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

    “HACI BEKTAŞ VELİ’NİN FELSEFESİNİ BENİMSEYEN HERKES YOLA HİZMET EDECEKTİR” 

    Ulusoy, UNESCO ilanından sonra başlatılan karadut dikme projesine dair de konuşarak, “Hacıbektaş kültürünün daha fazla tanıtılması adına vakfınızın yol ve yöntemi nedir?” sorumuza ise şu yanıtı verdi:

    “Önce şunu belirteyim; UNESCO başlangıçta ‘ölüm yıldönümü’ şeklinde ifade kullanmıştır ama sonradan bunu düzelttiler. Bizler de buna çok sevindik. Çünkü ölüm yıldönümünde hiçbir şey yapılmaz. Ölüm acıdır. Ama bu durum artık dönüştü. İkincisi, bizler Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak karadut dikim projesi yaptık. Nedeni ise şu; Velayetname’de geçen Karadut ki bugün önünde çerağımızı uyandırdık. Hacı Bektaş Veli’nin buraya gelmesine vesile olarak, yarı yanmış odun parçası buraya fırlatılmış ve ‘git oraya hizmet et’ denilmiş. Ve ben nereye gittiysem Hacı Bektaş dergahlarının hepsinde o karadut ağaçlarını gördüm. Ondan dolayı da bu sene karadut dikme projesi başlattık. Urfa’dan, Mersin’den, Isparta’dan ve pek çok yerden deyiş ve duvazlarla karadutlar dikildi. Bu da bizim vakfımız için mutluluk nedenidir. Zaten burada Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı 2000’in üzerinde fidan dikmişti. Bu dikime devam da edilecek.

    Hacı Bektaş’ı tanıtma yönüne gelecek olursak eğer, Hacı Bektaş Veli’yi tanıyan tanıyor. Onun felsefesi, onun insan hakları ile ilgili olan görüş ve sözleri bugüne kadar gelmiş.
    İnsan Hakları Bildirgesi daha çok yeni ama 12. asırda Hünkar Hacı Bektaş Veli, insan haklarını en güzel şekilde ifade etmiş ve bunu günümüze taşımış. Tabii ki onun felsefesini, inancını benimseyen herkes bu yola hizmet edecektir.”

    “BİRLEŞME İMKANIMIZ OLMALIYDI”

    Veliyettin Hürrem Ulusoy, kimi Alevi kurumlarının 21 Mart Hacıbektaş buluşmasında yer alamamasına dair de konuştu. “Keşke bütün Alevi dernekleri burada olsaydı” diyen Ulusoy, “Ne yazık ki görüşler farklı olduğu için parçalanma da oluyor. Aslında el ele vermenin zamanıdır, kötülemenin değil. Herkes farklı görüşlerde olabilir ama eski deyimle asgari müşterekten birleşme imkanımız olmalıydı” dedi.

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/HACIBEKTAŞ

     

  • Ulusoy’dan, Alevilerin Almanya’daki kazanımına destek

    Ulusoy’dan, Alevilerin Almanya’daki kazanımına destek

    PİRHA- Almanya’nın Kuzey Ren Vestelya Eyaleti Parlamentosu’nda alınan kararla Alevilere kamu tüzel kişiliği verilmesinin ardından Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, AABF Başkanı Hüseyin Mat’a bir mektup gönderdi. Ulusoy mektubunda, “Gurbet ellerinde yapmış olduğunuz hizmet ve çalışmalar ile toplumsal belleği koruyarak Yolu sürdünüz. Bu çok anlamlı, değerli ve taktir edilmesi gereken bir hizmettir” dedi. 

    Almanya’nın Kuzey Ren Vestelya Eyaleti Parlamentosu’nda alınan kararla Alevilere kamu tüzel kişiliği verildi. Böylece Aleviler Almanya’da bir inanç toplumu olarak en üst seviyeden tanınmış oldu.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Başkanı Hüseyin Mat’ın belirttiğine göre, Aleviler Almanya’da bu tarihi kararla şu haklara sahip oldular:

    *Kiliseler hangi haklara ve yetkilere sahiplerse, cemevleri, Aleviler de aynı haklara ve yetkilere sahip oldular. 

    *Devletin bir partneri statüsünde ancak denetiminde olmadan bir statüyü elde edildi.

    *Özerklik ve bağımsızlık daha güçlü olacak. 

    *Alevi inancı ve değerleri Almanya’da devletin teminatı altına, anayasal güvenceye alınmış oldu. 

    Almanya’da Alevilere kamu tüzel kişiliği verilmesi sonrası Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, AABF Başkanı Hüseyin Mat’a bir mektup gönderdi.

    Ulusoy mektubunda, “Gurbet ellerinde yapmış olduğunuz hizmet ve çalışmalar ile toplumsal belleği koruyarak Yolu sürdünüz. Bu çok anlamlı, değerli ve taktir edilmesi gereken bir hizmettir” dedi.

    Ulusoy’un mektubu şöyle:

    “Sevgili Hüseyin MAT
    AABF Genel Başkanı
    Hasret ile gurbetin buluştuğu yerde canı gönülden vermiş olduğunuz emeğiniz sizlere umut ve hizmetiniz ışık oldu. Bir zamanlar insanlar yüklerini sırtına alıp, göçünü bir umut aşkına Almanya’ya çekti.
    Doğup büyüdükleri topraklar hasrete gidilen yer ise gurbete dönüştü. Başlangıcı bir ekmek, aş, iş, geçim uğrunaydı ve devamı ise yaşama tutunma. İnsanların anlam ve değerler yükledikleri topraklardan kopması, kişisel ve kolektif bellek açısından tahrip edici sonuçlara sahiptir. Çünkü insanın doğup büyüdüğü topraklar kişinin aidiyetinin oluşumunda en az kişinin kökeni, sınıfı ya da cinsiyeti kadar etkilidir. Bu anlamda hasret çekilen diyarların olgusunu fiziksel gerçekliğinden öte, bireylerin veya toplulukların ona yükledikleri anlam ve değerler belirleyicidir.
    Gurbet ellerinde yapmış olduğunuz hizmet ve çalışmalar ile toplumsal belleği koruyarak Yolu sürdünüz. Bu çok anlamlı, değerli ve taktir edilmesi gereken bir hizmettir.
    Bizler dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Aleviler olarak hasret ile gurbetin buluşma anlarına nefes verdiğimiz sürece tanıklık ederiz. Bu tanıklık etme ve buluşmaların ortak paydası şudur ki: tenimiz, bedenimiz, varlığımız bize ait olsa da gelenek ve göreneklerimiz, canımız, erkânımız, deyişlerimiz, nefeslerimiz, duazlarımız, mersiyelerimiz, süreğimiz, inancımız Hak Muhammed Ali Yolu’nu büyük bir aşk ile canla başla sürdürmeye çalışan Yol ulularımıza borçluyuz.
    Bizler nefes verdiğimiz sürece gönül borcumuzu el birliği ve gönül dirliği içerisinde kırmadan, dökmeden, incitmeden ödemeye çalışacağız.
    Bu duygu ve düşünceler ile çalışma ve başarılarınızı takdir eder; kazanımlarınızın daim olmasını dilerim.
    Aşkı Muhabbetlerimle”

    PİRHA/ ALMANYA

  • Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Ulusoy, 132 öğrenciye burs sağlanacağını açıkladı

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Ulusoy, 132 öğrenciye burs sağlanacağını açıkladı

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, maddi imkanı kısıtlı öğrencilere verecekleri burs desteği konusunda bir fon hesabı oluşturduklarını duyurdu. Yazılı açıklama yapan Ulusoy, “2020-2021 Eğitim Öğretim yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans ve Doktora olmak üzere toplam 132 öğrenciye destek sağlayacaklarını kaydetti. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, vakfın, maddi imkanı kısıtlı öğrencilere vereceği burs desteği konusunda yazılı bir açıklama yaptı.

    Ulusoy, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak, amaçlarının başta ocaklar ve Alevi Bektaşi örgütlülüğü/STK’ları ile el ele verip, Alevi Bektaşi toplumunun problemlerinin çözümünde bir olmak, beraber olmak ve Yolu asli esaslarına göre sürdürmek olduğunu belirtti.

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ışığına yakışır nitelikte tarihi görevlerini yüklenecek biçimde bir dergâh binası yapmak istediklerini ifade eden Ulusoy, ”Doğa ve çevre sorunlarına karşı duyarlılığı artırmak ve sorunların çözümü için katkı sunmak, Hakk’a Yürüme Erkânı öncelikli olmak üzere, diğer tüm erkânlarımızı Yolumuz’un temel ilke ve esaslarına uygun halde yürütülmesine çalışmaktır” dedi.

    Ulusoy, devam etmekte olan bu çalışmaların yanı sıra maddi imkanları kısıtlı öğrencilere verecekleri burs konusunda bir fon hesabı oluşturduklarını belirterek şu bilgileri verdi:

    “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak; üniversitelerde ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde öğrenim gören başarılı ve maddi imkânları yetersiz öğrencilere burs desteği sağlamak için bir fon hesabı oluşturduk. Oluşturulan bu fondan;
    2015-2016 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 24 öğrenciye,
    2016-2017 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 56 öğrenciye,
    2017-2018 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 77 öğrenciye,
    2018-2019 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 100 öğrenciye,
    2019-2020 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans olmak üzere toplam 126 öğrenciye destek sağladık.

    2020-2021 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Y. Lisans ve Doktora olmak üzere toplam 132 öğrenciye destek sağlayacağız.”

    YOLA GÖNÜL VERMİŞ CANLARIN MADDİ VE MANEVİ DESTEĞİ İLE HİZMET

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, Alevi Yolu’na gönül vermiş canların maddi ve manevi desteğiyle bu hizmetleri yapacağına inancı olduğunu belirterek, “Bu kapsamda yapmış olduğunuz/olacağınız bağış ve katkılarınız ve duyarlılığınız için çok teşekkür eder; sağlık, mutluluk ve çalışmalarınızda başarılar dilerim” dedi.

    PİRHA/ ANKARA