Etiket: veliyettin ulusoy

  • Bülbül: ‘Ocakzadeler Meclisi’ oluşumu Alevileri devlete yedeklemeye çalışan bir anlayıştır

    Bülbül: ‘Ocakzadeler Meclisi’ oluşumu Alevileri devlete yedeklemeye çalışan bir anlayıştır

    PİRHA – Ocakzadeler Meclisi oluşumuna ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, bu oluşumun Alevileri devlete yedekleme çabası içinde olduğunu belirtti. Bülbül, Alevi kurumlarının bir araya gelmesi ve Hacı Bektaş Ocağı’nın mürşidi Veliyettin Ulusoyu da davet etmeleri çağrısında bulundu. 

    Halkların Demokratik Partisi Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Alevi toplumu içinde kabul görmeyen tartışmalı isimlerin de içinde yer aldığı Ocakzadeler Meclisi’ni PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Bülbül, “Öncelikle Alevi toplumunun yıllardır kurulu bulunan kurumları var, federasyonları var, dernekleri var ve de bunlar Alevi toplumu nezdinde, Türkiye nezdinde meşru demokratik kurumlardır. Bu kurumların yürüttüğü eksiği ve aksaklığıyla elbette eleştirilecek yanları olabilir bir demokratik mücadele yanı var. Bu mücadelenin fiili içerisinde ocakzadelerin talipleriyle buluşması öncelikli bir çalışma olmalıdır. Biz bunu Alevi kurumlarında çalışma yaparken de dile getirmiştik. Ocakzadeler Alevi ocak yapısını canlandırmak için talipleriyle buluşmalı” ifadelerini kullandı.

    “HACI BEKTAŞ OCAĞI’NIN MEŞRU BİR TEMSİLİYETİ VAR”

    “Fakat bu ocağın kendisiyle alakalı bir şey. Ocaklar bir ittifak, bir birlik elbette oluşturabilirler” diyen Bülbül, şöyle konuştu:

    “Örneğin Veliyettin Ulusoy bize göre Hacı Bektaş Veli Ocağı’nın piri konumundadır. Böylesi çalışmaları oldu vaktiyle bir hayli emek ve çaba sarf etti. Veliyettin Ulusoy, Hacı Bektaş Veli’den aldığı irşat ile kapsayıcı olan Alevi toplumunun siyasal, demokratik, inançsal kurumlarıyla ilgilidir ve Türkiye genelindeki etnik anlamda da farklı olan Alevi toplumunun tamamıyla ilgilenmeye çalışan, kimi eksikliklerle beraber kapsayıcı bir yapı arz ediyor. Bu yeni kurulan daha doğrusu kurulma iddiasında olan bu yapı, öncelikle Hacı Bektaş Ocağı’na ve Veliyettin Ulusoy’un yaptığı çalışmalara karşı çıkmaya çalışan bir yap. Bu nedenle öncelikle Hacı Bektaş Ocağı’nın meşru bir temsiliyeti var. Bu meşru temsiliyet Çelebiler ailesinin kendi iradesiyle oluşmuş bir temsiliyettir. O nedenle bu temsiliyeti tartışmak Alevi inancı açısından, yol, erkan açısından, tarihi inançsal değerlerimiz açısından ve güncel sorunlarımız açısından bir gaflettir.”

    “OCAKLAR MECLİSİNİ KURANLAR, ALEVİLERİ DEVLETE YEDEKLEMEYE ÇALIŞANLARDIR”

    “Bu yapıyı oluşturanların dayanakları nedir?” diye soran Bülbül, şöyle devam etti:

    “Neden bu konjonktürde ortaya çıkmışlardır. Aleviler kendi kimliklerinE, inançlarına ve tarihlerine yol ve erkana sahip çıkmaya çalışırken bir yandan da siyasette yapmaya çalışıyorlar ve bu siyaseti de meşru demokratik bir zeminde yapmaya çalışıyorlar. Bu demokratiklik devletin kurulu ırkçı, inkarcı rejimine karşı olan bir tutum. Tam da bu kurulu olan yapı, bu tutumu zedelemeye çalışan ırkçılığa, inkarcılığa rağmen Alevileri devletle veya devletin bu ırkçı, inkarcı yapısıyla buluşturup buraya yedeklemeye çalışan bir anlayıştır.

    Dolayısıyla Alevi inancı, tarihi, Alevi toplumsal mücadelesi bağlamında bir meşruiyeti yoktur. Söylediği sözün, sarf ettiği sözün yapmak istediği çabanın kendisine bakmak lazım.”

    “PADİŞAHLIK DA OLSA CUMHURİYET DE OLSA ALEVİLERİN İNANÇSAL DEĞERLERİNİ TANIMAK ZORUNDA”

    Alevi toplumunun tarih boyunca, yaşadığı zeminde ve zamanda kendi meşruiyetini koruyarak kendi inançsal yapısıyla kaldığını, devlete yedeklenmediğinin altını çizen Bülbül, “Aleviler, devletlere beni bu yapımla tanıyacaksın, kabul edeceksin, inancımı kabul edeceksin, ibadethanemi kabul edeceksin, inançsal değerlerimi kabul edeceksin, eşit yurttaşlık talebimi kabul edeceksin dediği için biz bu noktadayız. Bu noktayı zedeleyen, karşı çıkan her yapı sistemin ırkçı, inkarcı anlayışıyla örtüşen bir yapıdır” dedi.

    Bülbül, şunları söyledi:

    “Aleviliğin tanıma ihtiyacı yoktur. Aleviliği Hünkar Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Ağuçan ocağından Baba Mansur’a, Sarı Saltuk’tan Yan Yatır Ocağı’na kadar bütün ocakzadeler, pirler, mürşitler, ulular, veliler, âşıklar, sadıklar, dervişler tanımlamış. Siz kim oluyorsunuz da bu ululardan, velilerden, mürşitlerden, pirlerden, âşıklardan,  sadıklardan yol için can baş verenlerden hak ve hakikat için can feda eden edenlerden daha mı derin, daha mı âlim, daha mı bilgili, daha mı mürşitsiniz de yeni bir tanım arıyorsunuz?

    Tanım arıyorsanız Hünkâr Hacı Bektaş’a bakın, yaptıklarına, söylediklerine bakın. Ocaklarımıza, pirlerimize bakın yolu erkanı nasıl uygulamışlar tanım orada. Onun için yeni bir tanım aramaya şunun içinde, bunun dışında gibi polemikler yaratıp toplumu farklı farklı noktalara savurmaya hiç gerek yok. Alevi inancı öyle bir şeydir ki Veysel baba ne diyor Tevrata bak, İncil’e bak dört kitabın dördü de Hak kitapta ırk ayırmak insanlıkla yüz karasıdır diyor.”

    “ALEVİLERİN İNANCI MEŞRUDUR, BU TEMELDE EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİ YÜRÜTÜLMELİDİR”  

    Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi yürütmesi gerektiğine vurgu yapan Bülbül, “Peki ne yapmak lazım? Mürşitlerin, dervişlerin, ulularının, pirlerin, aşıkların, sadıkların, ermişlerin yola can baş verenlerin ortaya koyduğu destek bağlamında Aleviliğin meşru bir inanç olduğunu ve devlet nezdinde tanınması gerektiğini, eşit yurttaşlık bağlamında Alevlerin inancının, inanç merkezinin yol erkan yürütme biçiminin tanınmasını ve kabul edilmesini sağlama mücadelesi verilmelidir. Bu, inançsal ve siyasal bir mücadeledir. Türkiye‘de ben Aleviyim dediğiniz zaman siz siyaset yapmış oluyorsunuz. Çünkü devlet tarafından sistematik olarak inkar edilmiş bir kimlikten söz ettiğinizde siz kendiliğinizden değil, devletin inkârı nedeni ile zaten siyaset yapmış oluyorsunuz. Yoksa bir insanın inancını, kimliğini beyan etmesinden daha doğal ne olabilir? Ama bunu beyan ettiğinizde bir inkâra tekabül ettiği için siyaset yapmış oluyorsunuz” diye konuştu.

    Bülbül, şöyle devam etti:

    “O nedenle Alevi toplumu siyaset de yapmalıdır, Alevi inanç önderleri siyaset yapmalıdır. Ama bu siyaseti yaparken neye bakarak yapmalı? Hünkar Hacı Bektaş’ın Şeh Bedrettin’in Pir Sultan’ın, Torlak Kemal’in, Börklüce Mustafa’nın Şah Kulu’nun, Şah Kalender Çelebi’nin yaptıklarına aynı güncelliğini devam ettiriyor, Aynen güncel bugün de devam etmektedir. Dolayısıyla efendim yeniden bir şey oluşturuyoruz, bir şey yapıyoruz, efendim şunlar inanç deforme ediyor gibi yaklaşımlar kendisini iktidarlaştırma çabasıdır, beyhude çabalardır.”

    “ALEVİLER BİRLİĞİNİ, DİRLİĞİNİ ÇOĞALTMALI VE BU BİRLİĞE DİRİLİĞE SAHİP ÇIKMALIDIR” 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a yönelik söylemlere tepki gösteren Bülbül, “Veliyettin Ulusoy, Hacı Bektaş Veli Ocağı’nın mürşididir. Hacı Bektaş mürşidinin ocağına niyazımız olsun. Bunun dışındaki tartışmaların hepsi boş ve beyhudedir. Bu konuda Alevi kurumları, Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı kurumlar, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu bu bağlamda sahip çıkmalı, bu bağlamda birliğini, dirliğini, çoğaltmalı ve bu birliği, dirliği ortak ifade etmeli” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARI BİRARAYA GELSİNLER, VELİYETTİN ULUSOYU DA DAVET ETSİNLER”

    Bülbül, “Benim Alevi kurum kurumlarına bir önerimdir. Bu Alevi kurumları lütfen bir araya gelsinler Hacı Bektaş Ocağının mürşidi Veliyettin Ulusoyu da davet etsinler ve desinler ki bizim tartışacak bir şeyimiz yoktur. Hacı Bektaş Ocağı’nın iradesiyle, Alevilerin iradesiyle, Veliyettin Ulusoy’dur. Bu, tartışmayı bitirir. Bunun dışında konuşulacak, tartışılacak hiçbir şey yoktur” diyerek çağrıda bulundu.

    “SALDIRILARA KARŞI İNANCIMIZA, KÜLTÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    HDP Antalya Milletvekili Bülbül, “Şu dönemde her türlü değerimize, inançsal, etnik, kültürel, dinsel, doğa, tarih her şeyin tahrip ve tahkir edildiği şu dönemde bizim en çok kendi inancımıza sahip çıkmalıyız. Birlikte yaşadığımız halkların da doğal, anadan gelen inançlarına, dillerine, kültürlerine sahip çıkmak, dayanışmak Alevi inancının 72 millete bir nazarla bakan tarzını Hünkar Hacı Bektaş’tan aldığımız desturla uygulamak gibi bir sorumluluğumuz var. Bu da en çok bugünlerde gerekli” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy: Yol’dan gayrı konuşulanlara, tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız!

    Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy: Yol’dan gayrı konuşulanlara, tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız!

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy, ortak yazılı bir açıklama yaparak, son zamanlarda Yol’dan gayri her şeyin konuşulduğunu, özünü dara çekmeyi bilmeyen, bir karar ve ikrarda durmayanların kendilerini Yol’dan ulu gördüklerini belirttiler. Açıklamada, “İkrarımız Hak Muhammed Ali Yolu’nadır. Tam da bu nedenle önüne gelenin Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı adına yaptığı açıklama veya beyanların hiçbir hükmü ve geçerliliği yoktur. Yol’dan gayrı konuşulanlara, yapılan tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız” denildi. 

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy, “Zahiri tok, Batını aç olanların, gözü gönlü dünyalıkta, eli ayağı ikilikte olur” başlıklı ortak yazılı bir açıklama yaptı.

    Son zamanlarda Yol’dan gayri her şeyin konuşulur olduğunu belirten Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy, “Özünü dara çekmeyi bilmeyen, bir karar ve ikrarda durmayanlar kendilerini Yol’dan ulu görüyorlar. İkrarımız Hak Muhammed Ali Yolu’nadır. Tam da bu nedenle önüne gelenin Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı adına yaptığı açıklama veya beyanların hiçbir hükmü ve geçerliliği yoktur. Yol’dan gayrı konuşulanlara, yapılan tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy imzalı açıklamanın tamamı şöyle:

    Zahiri tok batını aç, gönlü gözü dünyalık bilmeyiz,

    Hizmet için ayağa kalkarız, kin, kibir, ikilik bilmeyiz,

    Hakk’tan yana tarafız,  O’ndan gayrı taraf bilmeyiz

    Ebu Turap’ tır Pirimiz, turablıktan gayrı makam bilmeyiz.

    “HAK MUHAMMET ALİ YOLU, SÜRENİNDİR, CEM KURANINDIR”

    Fatma Ana’nın ciğerparesi, Muhammed Ali’nin çeşm-i çerağı, batın âleminin şahı Hüseyin’in yolundan gidenler bir can için mihnet çekmezler. Zahiri tok batını aç; gönlü gözü dünyalıkta, eli ayağı ikilikte olanlar ise ne bu yolun yolcuları ne de mürşitleri olabilirler. Hak Muhammed Ali Yolu; sürenindir, cem kuranındır, dem gönlünü bulandırmayanlarındır, Hak nefesi bir karar ve ikrarda duranlarındır. Bir karar ve ikrarda durulmayınca, insan yolunda şaşar ve bin bir müşküle düşer.

    “YOLUMUZUN BÜTÜN DESTURLARI KIRKLAR MECLİSİ’NDE MEVCUTTUR”

    Hakikatin binasını her dem yeniden kurma ve insan-ı kâmil olma üzerine kurulu olan Yolumuzun bütün destur ve düsturları Kırklar Meclisi’nde mevcuttur. Yolumuzda, Vücud-u vücud olan erenlerin kurmuş oldukları Kırklar Cemi ve bu anda Vahdet-i Vücuda erişen Kırklar Meclisi’nden gayrı bir meclis bilmeyiz. Hakikat üzerine kurulu olmayan bir kâinatın temeli çürük, insan-ı kâmilsiz bir âlem ise cesettir. Bu nedenle kurulan cemlerin ve sürülen demlerin temel gayesi hakkın ve hakikatin binasını kurmaktır. Başka bir ifade ile zaman ve mekân feshedilir, geçersiz kılınır ve bir aşkınlık hali olarak başlangıçtaki saf, bozulmamış ve kusursuz âna vasıl olunur. Bu an kusursuzdur, hiçbir şey bozulmamıştır ve bu anda hiçbir şey olmaz, eskimez, yıpranmaz ve ölmez.

    Yolumuzda en ulu makam, makamsızlık makamıdır. Bunun yolu turap olmaktan geçer. Makamsızlık makamı, her makamda bulunma ve aynı zamanda hiçbir makamda bulunmama halidir. Bu haller, hakîkatin kâmil insanlardan tecellisi gönüllerde ayan olur ve burada tayin edici ve karar veren Yol’dur. Beşeriyetin hiçbir hükmü, Yolun tecelliyât ile sahibini tayin etme kararı üzerine değildir.

    Hakikat şehrinde, mana bağında, muhabbetin saflığı ile gönülleri birleyenlerin hali Ulu Pir’e ayandır; sır bildikleri nokta-i beyandır.

    “YOL’DAN GAYRİ KONUŞULANLARA, TARTIŞMALARA ZERRE KADAR DAHİL OLMAYIZ”

    Son zamanlarda Yol’dan gayri her şey konuşulur oldu. Özünü dara çekmeyi bilmeyen, bir karar ve ikrarda durmayanlar kendilerini Yol’dan ulu görüyorlar. İkrarımız Hak Muhammed Ali Yolu’nadır. Tam da bu nedenle önüne gelenin Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı adına yaptığı açıklama veya beyanların hiçbir hükmü ve geçerliliği yoktur. Yol’dan gayrı konuşulanlara, yapılan tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız.”

    PİRHA /İSTANBUL

     

  • Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Ulusoy, İBB Başkanı İmamoğlu ile görüştü

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Ulusoy, İBB Başkanı İmamoğlu ile görüştü

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı ve Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, günlerdir İBB’nin dağıttığı kitapçıkla ilgili yaşanan tartışmalar kapsamında bugün İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi, (İBB) 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında koronavirüs nedeniyle evde olan çocuklara 100 bin tane hediye kolisi dağıttı.

    İçinde eğitici oyunla ve hikâye kitapları olduğu ifade edilen kolilerin dağıtımını İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesabından “100 bin çocuğumuza 23 Nisan paketleri ulaşıyor. Türkiye Bayrağı İstanbul’un çocukları özgür, mutlu ve Cumhuriyet ile büyüyecek” mesajıyla duyurmuştu.

    Kitapçıkta, “Din ve Vicdan Özgürlüğü” başlıklı bölümde resmedilen din adamları arasında imam, papaz, hahamın yanında Alevi dedesi de yer aldı.

    “Alevilik farklı bir din olarak gösterilmiş” iddiasında bulunan iktidar yanlıları ve iktidara yakın çevreler kitapçıkta Dedenin yer almasına tepki göstererek, adeta İmamoğlu’nu linç ettiler.

    TELEFON GÖRÜŞMESİ YAPILDI

    Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı ve Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, günlerdir İBB’nin dağıttığı kitapçıkla ilgili yaşanan tartışmalar kapsamında bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiler.

    Vakıf tarafından sosyal medyadan paylaşılan mesajda, “Vakıf Başkanımız Veliyettin ULUSOY, İBB Başkanı Ekrem İMAMOĞLU ile ‘Cumhuriyet ve Demokrasi’ adlı broşürde hoşgörüyü ifade eden resim üzerinden koparılan fırtınaya dair telefonla görüştüler. Hakk’tan gayrı taraf olmayız. ‘HayatEveSığar’ ama yapılan haksızlık hiçbir vicdana sığmaz” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ulusoy’dan çağrı: Sosyal mesafe kurallarını harfiyen uygulayalım, hayat kurtaralım

    Ulusoy’dan çağrı: Sosyal mesafe kurallarını harfiyen uygulayalım, hayat kurtaralım

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, koronavirüs salgınına ilişkin yazılı bir açıklamaya yaparak çeşitli uyarılarda bulundu. Bireysel mesafeleri ve sosyal mesafe kurallarını harfiyen uygulama çağrısı yapan Ulusoy, kentlerden kasaba ve köylere gidilmemesi, aksi taktirde salgının daha da yayılabileceğini kaydetti. “Hiçbirimiz bu vebalin altından kalkamayız” diyen Ulusoy, “Duygudaşlık ve gönül rızalığı üzerine kurulu olan dayanışmayı canı gönülden hayata geçirelim” dedi. 

    Dünyada ve Türkiye’de koronavirüs salgını yayılırken, her gün yaşamını yitirenlerin sayısı da artıyor.

    “BİREYSEL MESAFELERİ VE SOSYAL MESAFE KURALLALRINI HARFİYEN UYGULAYALIM”

    Koronavirüs salgınına ilişkin bir açıklama yapan Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı ve Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, herkesi sorumlu davranmaya davet etti.

    Ulusoy, “İnsan ademdir, adem toprak ve yeryüzü manasına gelir. Yeryüzünde hareket alanımızı ne kadar çok disipline edip Coronavirüs nedeniyle yitip giden hayatları bir o kadar engellemiş oluruz. Bilimsel çalışmalar sonucu yapılan yeni modellemeye göre, eğer toplumun %90’ı sosyal izolasyona dikkat ederse 3 ayda, %80’i dikkat ederse 4 ayda salgını kontrol altına almak mümkün olabilir. Fakat %70 ve altında olursa kontrol edilemez ve salgın yayılmaya devam eder. Dolayısı ile bireysel mesafelerimizi koruyalım, sosyal mesafe kurallarını harfiyen uygulayalım. Artı şöyle bir yanılgıya düşmeyelim: Sıcakların artması ile birlikte virüs ölür, salgının etkisi azalır! Hayır, yapılan araştırmalarda şu ana kadar böyle bir bulguya rastlanılmamıştır. Tersine Coronavirüs 60 derece ve üstü bir sıcaklıkta ölüyor. 57 derecede bile yaklaşık yarım saat insana bulaşma özelliğini koruyabiliyor. Bu nedenle hareket alanımızı belirlenen kurallara göre sınırlayıp, yaşamı, canı, hayatları ve umutları koruyalım” ifadelerini kullandı.

    “ÇAĞIRMASINI BİLENE GEREK ELA GÖZLÜ PİR’İ YETİŞE”

    Toplumu sorumlu davranmaya davet eden Ulusoy, kentlerden, kasaba ve köylere gidilmemesi gerektiğini, aksi taktirde salgının daha da yayılabileceği uyarısında bulunarak, şöyle devam etti:

    “Bahar döneminin gelişiyle birlikte kentlerden kasaba ve köylere gidip belli bir süre kalan ve oralarda yaşamını sürdüren insanlar olur. Buna tatil köyleri, belde, ilçe ve illerini de dahil edebiliriz. Bu salgın döneminde böyle bir hareketliliğin olmasının çok ciddi sonuçları olur. En basit örneğiyle sağlık alt yapısı, yeterli hekim ve sağlık çalışanı bulunamayabilir. Kısaca, kontrol dışı hareket etmemiz küçük yerleşim birimlerindeki sağlık alt yapısını dahi çökertebilir. Buna hiçbirimizin hakkı yok. Bu hakkı ihlal etmemiz halinde ölüm dalgasına sebep olabilir ve yerleşim birimlerini viraneye çevirebiliriz. Bu doğrudan insanların canına kast etmektir, yaşamlarını yok etmektir. Hiçbirimiz bu vebalin altından kalkamayız. Usul, esas ve kurallar neyse korku, panik, endişe ve kaygıya yer vermeden uygulayalım ve hayat kurtaralım. Ayak baş sağ gerek menzile kavuşa, Akıl ile gönül hoş gerek erenler meydanında derdi deşe, Teslimi rıza ile konulan baş gerek Hakk’a kavuşa, Çağırmasını bilene gerek ela gözlü Pir’i yetişe.”

    “GÖNÜL RIZALIĞI ÜZERİNE KURULU OLAN DAYANIŞMAYI HAYATA GEÇİRELİM”

    “Birbirimize yetişme ve kavuşmanın zamanıdır. Bu salgın, kendi zamanımızın krizidir. Bu nedenle dayanışma ve birlik olma zamanıdır” diyen Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy dayanışmayı hayata geçirme çağrısında bulunarak şunları kaydetti:

    “Yaşam bir heves, insan bir nefesten ibarettir. Din, dil, renk, etnik köken, cinsiyet farkı gözetmeksizin 72 fırkayı bir nazar ile görme zamanıdır. Düğün, bayram, yas, cem ve muhabbetlerimiz başka bir zamana erteleniyor. Elbet o zaman geldiğinde cemler kurulur, demler sürülür, yaslarımızın ağıdı birlikte yakılır; lokmalar pay edilir, düğün ve bayramlar şölene çevrilir. Ama bizler bu anda dayanışma duygusu ile hareket edip, güneşten zerresine deryadan katresine rıza ile gönlümüzde ne koparsa katkı verelim ve birbirimizin umudu, neşesi olalım. Tıpkı turnalar arasındaki birlikteliği, toplumsal dayanışmayı, birlikte üretme ve paylaşmayı, mutluluğu, güzel olanı, saflığı, bereketi, bolluğu örnek alacak şekilde duygudaşlık ve gönül rızalığı üzerine kurulu olan dayanışmayı canı gönülden hayata geçirelim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ağuçan Ocağı Derneği’nden dede ve ocakzade ilan edilmelere tepki

    Ağuçan Ocağı Derneği’nden dede ve ocakzade ilan edilmelere tepki

    PİRHA – Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, kendilerini Ocakzade ilan edenler ve Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda görevlendirme ile dede ilan edilmesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bundan sonra “Ağuçan Ocağından el aldım’ diyenler dahil olmak üzere ve başka bir Ocak veya Dergahta el aldım diyen Ağuçanlı olduğunu söyleyenler bizi temsil edemez. Rêya Heq Alevi inancında ” El vermek, el almak” yoktur” denildi.  

    Sosyal medyada el alarak veya sözlü icazet ile ocakzade olduğunu belirten ve Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan görevlendirmelere Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği tepki gösterdi.

    “EL VERME EL ALMA İLE YOL YÜRÜTÜCÜLÜĞÜ OLAMAZ” 

    Derneğin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “Son dönemlerde basında ve sosyal medyada kendilerini gerek “el alarak” gerekse “sözlü icazet” aldığını söyleyerek ocakzade ilan eden korsan dedelere şahit oluyoruz.

    Son olarak yine Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan görevlendirme ile dede ilan edilen Ali Taşbaş adına düzenlenen bir belge çıkmıştır karşımıza. Kendisini bilmeyenlerin, yol adına, ocaklarımız adına sarf ettikleri sözler, ocağımız adına, yol adına üzücü olduğu kadar inancımızın edep ve erkanına uymamaktadır.

    Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği olarak özellikle Ağuçan Ocağı üzerinden açıklama yapma gereği duyduk. Çünkü bu tür söylem ve eylemler öncelikle Ocağımıza sonra da yolumuza zarar veriyor. Ocak ve ocakzadelerin olduğu bir alanda “el verme, el alma” ile yol yürütücülüğü yapma diye bir durum söz konusu değil ve bin yıllardır böyle bir uygulama olmamıştır.

    “ÖZÜNÜZÜ DARA ÇEKİN VE HATANIZDAN GERİ DÖNÜN”

    Ağuçan Ocağı, Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Bargini (Karabakır) Köyü’ndedir. Bargini’nin yolunu bilmeyenler Ağuçanlı olmuş yol adına erkan yürütüyorlar. Bilerek yada bilmeyerek bu hataya düşmüş kişilere sesleniyoruz. Özünüzü dara çekin ve hatanızdan geri dönün. Bir an önce Hak meydanında Pir huzurunda dara durarak yanlıştan dönünüz. Bilinsin ki öncelikle herkes yolun talibidir.

    “KİMSENİN YOLUMUZA ZARAR VERMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ” 

    Bundan sonra “Ağuçan Ocağından el aldım’ diyenler dahil olmak üzere ve başka bir Ocak veya Dergahta el aldım diyen Ağuçanlı olduğunu söyleyenler bizi temsil edemez. Rêya Heq Alevi inancında “El vermek, el almak” yoktur. Bundan sonra benzer söylemlerde bulunanları tespit ettiklerimiz olursa açıkça kamuoyuna teşhir edeceğiz ve Hak meydanında pir divanında dara çağıracağız. Kimsenin ocak yapımıza dolayısıyla yolumuza zarar vermesine izin vermeyeceğiz.

    Pirin darına duran, özünü dara alan, yola talip olan her can geleneği, edep ve erkanı bilmeli. Söylenen söz ağızda can çekişmemeli.”

    PİRHA/DERSİM

  • Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Ulusoy’dan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na mektup

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Ulusoy’dan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na mektup

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, 8-9 Şubat tarihletinde Avusturya’da düzenlenen 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na bir mektup göndererek, Yol’a dair düşüncelerini ve önerilerini sıraladı. 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, 8-9 Şubat günlerinde Avusturya’da Düzenlenen 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na bir mektup gönderdi. 

    Yol hizmetleri ve yoğun programları nedeniyle kurultaya katılamadığını belirten Ulusoy, kaleme aldığı mektubunda, “Fiziken uzak diyarlardan da olsak gönüllerimiz birdir, aynı Yol’un hizmetkârıyız ve Hakk’a giden Yol’un talipleriyiz. Bir kavilde teslim-i rıza ile Yol’a ikrar vererek cemler kurup, dem sürmenin, dar didar görmenin ve ölmeden evvel ölüp, Yola girmenin zamanıdır” dedi. 

    Ulusoy, mektubunun sonunda Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmesine vurgu yaparak, “Elbette Aleviler yaşamış olduğu ülkelerde devlet-yurttaşlık ilişkisi bağlamında ulusal veya uluslararası mahkemelere başvururlar ve haklarını ararlar. Buna hiçbirimiz müdahil olamayız ve müdahil olmayı doğru da bulmayız. Fakat biz Aleviler’in, Alevilik ve Yol’a dair müşküllerimizi ulusal veya uluslararası düzeyde mahkemelere taşıması erkân değildir. Gönül ister ki -ki Yolumuz’ da gönül evveldir- Yol’a dair müşküllerimizi, Kırklar Meydanı’nda, Yol’un destur ve düsturları içerisinde çözüme kavuşturalım” ifadelerini kullandı. 

    “YOL’A GİRMENİN ZAMANIDIR”

    Veliyettin Hürrem Ulusoy’un 8-9 Şubat günlerinde Avusturya’da düzenlenen 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na gönderdiği mektubun tamamı şöyle:

    08-09 Şubat 2020 Tarihlerinde, Avusturya’da Düzenlenen I. Avrupa Alevi Kurultayı’na Katılan ve Hizmet Eden Cümle Dostlara…

    Kurultay vesilesiyle aranızda bulunmayı çok isterdim fakat üzülerek belirtmek isterim ki devam etmekte olan Yol hizmetleri ve diğer yoğun program/lar nedeni ile bu mektubu kaleme alarak, muhabbet dolu sevgilerimle sizlerle sefalaşmak istiyorum. Fiziken uzak diyarlardan da olsak gönüllerimiz birdir, aynı Yol’un hizmetkârıyız ve Hakk’a giden Yol’un talipleriyiz. Bir kavilde teslim-i rıza ile Yol’a ikrar vererek cemler kurup, dem sürmenin, dar didar görmenin ve ölmeden evvel ölüp, Yola girmenin zamanıdır.

    “İNCELİR AMA BU YOL KOPMAZ”

    Dostlar, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu bugün yaşamış olduğu her coğrafyada inançlarına dair bir arayış içerisindedir. Ulu büyüklerimizin deyimi ile “İncelir Ama Bu Yol Kopmaz.” Bin bir emek, çaba ve bir arayış içinde olmalarının nedeni belki de bu “incelme” anında olmamızdır. “İncelme” anında olma halimiz bir bütün olarak bir takım kırılma ve dönüşümlere doğru sürüklenmektedir. Çünkü bizler toplum olarak kendimizi döngüsel, dairesel, kutsal veya sır dediğimiz zamandan alıp; tarihsel, çizgisel, doğrusal bir zaman üzerinde okuma ve anlamaya çalışıyoruz. Bu da belirli bir zaman dilimine teslim olup, kendimizi bilmeden ya da bazılarının bilerek ve isteyerek bu zaman dilimlerinin tahakkümü altında bırakması demektir. Örneğin, “1400 yıldan beri”, “Osmanlı döneminde”, “modernleşme ile birlikte”, “kırdan kente göç etme”, “tarihten günümüze”, “Alevilerin dünü, bugünü ve yarını” şeklinde, bu ve benzeri türden yaklaşımlarla Alevilik ile Aleviler arasına mesafelerin konulması toplumu kendi inancının kurucu ilkeleri, destur ve düsturlarından uzaklaştırıp başka zaman ve inançların insafına teslim etmektedir.

    “ALEVİLİĞİN TEOLOJİSİNİN OLMAMASINDAN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ?”

    Oysa Aleviler’in kendilerine ait bir inancı vardır ve bu inancın da bir teolojisinin olmaması imkânsızdır. Örneğin, “Hak kudretini aşikâr kılmak diledi. Kemal-i kereminde ve lütfu inayetinde bir yeşil derya yarattı. Deryaya nazar buyurdu. Derya dalgalandı, coşa geldi ve gevheri saçtı. (…) Yer su iken, gök duman iken, bu âlem yokken, Sidre-tül Münteha’da, Yeşil Kandil’de, Kubbe-i Rahman’da Nur-u Azimet Fatimet’ül Zehra, Nur-u Nübüvvet Muhammed Mustafa, Nur-u Velayet Şah-ı Merdan Ali. İsim üçtür, üçü bir nurdur. Vahdet: Fatma Ana, Vücut: Şah-ı Merdan Ali, Başta Taç: Muhammed Mustafa…” denilmesi ile evveli Ali ahiri Veli olan bir Yol’un kendisine ait bir teolojisinin olduğunu hepimiz için ifade etmiyor mu? Ve artı Alevilik, kurucu ilkesi gereği ölmeden evvel ölmeyi mümkün kılıp, ölüme dair imkânsız gibi görünen bir duruma çözüm bulabilmekteyken teolojisinin olmamasından söz edilebilir mi?

    “HANGİ ALEVİ’NİN KIRKLAR CEMİ’NE İTİRAZI OLABİLİR Kİ?”

    Dostlar, ebedi ve ezeli zaman üzerine kurulu olan bir inancın mensuplarına, her ne kadar kan ile hayat verse de, nefes ile insan kılmaktadır. Alevi odur ki verdiği nefes ile ebedi ve ezeli olanı birleyip, cem ede. Bu an-ı daimde zaman ve mekân feshedilip, geçersiz kılınarak başlangıçtaki saf, bozulmamış, anın kusursuz, eskimemiş, yıpranmamış, saf haline vasıl olunur. Bu vasıl olma hali geçmişi reddetmeme anlamına gelir. Ki bir Alevi’nin başı dara girse; gelmiş, konmuş, göçmüşü çağırması ve yetişenin, kavuşanın da göçmüşlerinden gelmesi tesadüf değildir. Ebedi ve ezeli zaman üzerinde Alevi’nin gelecek için ihtiyaç duyduğu yeni uydurma “icat/lar” değil tersine muhtaç olduğu geçmişindeki demde ayan olma anlarıdır. Aleviliğin kurucu ilke ve esasları, destur ve düsturları, ritüellerinin bir bütün olarak mevcut olduğu Kırklar Cemi’ni bu ana örnek verebiliriz. Hangimiz ya da hangi Alevi’nin Kırklar Cemi’ne itirazı olabilir ki? Hiçbirimizin.

    “HAKK’A GİDERKEN KÜSKÜNLÜĞÜ, BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİ BİR KENARA BIRAKMAMIZ GEREK”

    Dostlar, eğer Kırklar Cemi’ne hiçbirimizin itirazı yoksa teslim-i rıza ile ikrar verip, Yolumuzu süreceğiz. Peki, neden Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Yolu diyoruz? Bu Yol, Hakk’a giden Yoldur. Hakk’a giden Yol’da tertemiz gitmemiz gerekir. Hakk’a giderken nefis dediğimiz şeylerimizi atmamız lazım. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi “Bu Yol’a giderken, eğer gitmek istiyorsanız, zor yok. Küslüğü, dargınlığı, gıybeti, bütün kötülükleri bir kenara bırakmanız gerek. Çünkü gideceğiniz yer, geldiğiniz yerdir. Şu soru gelebilir; ‘gideceğimiz yer nasıl geldiğimiz yer oluyor?’ Yolumuzda devriye olgusu vardır; zaman döngüseldir, bir daire halkası düşünün nasıl ki başlangıç noktası ile bitiş noktası aynı yer oluyorsa, başka bir deyimle başı ve sonu belli olmayıp, bilinmiyorsa, Yolumuzda da gittiğimiz yerin geldiğimiz yer olmasını aynı şekilde düşünebiliriz. Bir başka deyişle can gelir, konar; göçünü çekip gider, geldiğini bulur.

    “YOL’UN DESTUR VE DÜSTURLARI VAR; İLK ÖNCE İKRAR VERİLİR”

    Dostlar, Hakk’a giderken Güzide Ana’nın dediği gibi Yolumuzu süreceğiz. “Sırr-ı men arefden nefsimiz bildik/ Mürşit karşısında tevbeye geldik/ Gönül aînesini pak edip sildik/ Taşradan görünür içimiz bizim” Bizler, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu olarak yani bu Yol’da olanlar için; bizdeki anayasa kul hakkıdır. Üzerimizde kul hakkı olmayacak. Kötülüklerden arınacağız; bunun için de Yol’un bir takım destur ve düsturları vardır. İlk önce ikrar verilir yani “Bu Yol’a giderim.” denilmesi gerekir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Yolunda, sadece Alevi ana-babadan doğmakla Alevi olunmaz. Ancak, ikrar vererek Alevi olunur. İkrar vermek lazım, peki ikrar nasıl olacak? Belli bir olgunluğa erişmiş her kişi şayet bekar ise kendi özünden; evliyse eşi ile birlikte sorumlu olmak üzere ikrar verirler. (Bu olgunluktan kasıt; fizyolojik olarak bütün vücut fonksiyonlarındaki uyanışın olmasıdır. Eski deyimle akıl baliğ olması durumudur). Elbette ki ikrar ile Yol’a girmek isteyen her kişi kendi gönül rızası ile isteyerek ilk adımı atacaktır. İkrar ile kişi artık “can” olup, “Kırkımız bir kandilde yanarız misali” tüm canların arasına karışacaktır. Musahip kavli ise; ikrarlı evli çiftlerin, ömür boyu uyum sağlayacaklarına inandıkları bir aileyle birbirlerini musahip seçip, belli bir süre birbirlerini sınayıp tanıdıktan sonra, ister yıllık ikrar ve görgü cemleri sırasında, isterlerse özel olarak yapacakları bir cemde gerçekleştirilir.

    İkrar vermeyi ilk önce içinizde kararlaştırırsınız. Evet, ben bu Yol’a gideceğim. O gönül, o aşk eğer içinizde ise, o aşk içinize düşmüşse, dersiniz ki “Bu Yola gideceğim.” Kendinizin vermiş olduğu karardır ama bu yeterli mi? Hayır, yeterli değil, peki ne yapacaksınız? Cemler kurulup, demler sürülürken meydanda bulunan canlar ikrar verenlere şahit olacak, tanıklık edecektir. Sizi kontrol edecekler ve tüm cem erenlerinin önünde rızalık alıp, ikrar vereceksiniz.  Ve diyeceksiniz ki biz bu Yol’a gidiyoruz, dostlarım, kardeşlerim, canlarım sizler şahit olun, tanıklık edin buna; meydanda bulunan her can eyvallah dedikten sonra ikrar vermiş olacaksınız. Yoksa sadece anne ve babanın Alevi-Bektaşi-Kızılbaş olması yetmez. Bununla bitiyor mu? Hayır, yıllık kontrol var yani görgü cemleri olur, bu görgü cemlerinde meydana çıkarsınız, birinde alacağınız, borcunuz var mı? Birini incittiniz mi? Birini ağlattınız mı? Meydana çıkarsınız, sorarsınız cem erenlerine; “Ben meydandayım, özümü döktüm ortaya benden istekli, alacaklı, kırgın, küskün, dargın olan var mı?” diye rızalık istersiniz. Şayet bir can rızalık vermezse, sizden razı değilse meydana çıkar ve siz de onun hesabını vermek zorundasınız.

    “YOL’A DAİR MÜŞKÜLLERİMİZİ YOL’UN DESTUR VE DÜSTURLARI İÇERİSİNDE ÇÖZÜME KAVUŞTURALIM”

    Dostlar, sözlerimi uzatarak sizlere zahmet verdiğimin farkındayım fakat başta da belirttiğim gibi bir kavilde teslim-i rıza ile Yol’a ikrar vererek cemler kurup, demler sürmenin, dar didar görmenin ve terk-i şeriat (Yol’a ikrar verme) eylemenin zamanıdır. Terk-i şeriat, teslim-i rıza ile ikrar vermek ile eylenir. Terk-i şeriat eyleyenler yani Yol’a ikrar verenler müşküllerini ayin-i cemde, Kırklar Meydanı’nda yani meydan-ı Ali’de çözerler. Varsa bir hata, kusur, eksik, noksan ayin-i cem meydanında gönül rızalığı ile çözülür ve karara bağlanır. Elbette Aleviler yaşamış olduğu ülkelerde devlet-yurttaşlık ilişkisi bağlamında ulusal veya uluslararası mahkemelere başvururlar ve haklarını ararlar. Buna hiçbirimiz müdahil olamayız ve müdahil olmayı doğru da bulmayız. Fakat biz Aleviler’in, Alevilik ve Yol’a dair müşküllerimizi ulusal veya uluslararası düzeyde mahkemelere taşıması erkân değildir. Gönül ister ki -ki Yolumuz’ da gönül evveldir- Yol’a dair müşküllerimizi, Kırklar Meydanı’nda, Yol’un destur ve düsturları içerisinde çözüme kavuşturalım.

    Hak Muhammed Ali Aşkına,

    Boz atlı Hızır Yoldaşlığına,

    Hünkâr-ı Veli Pirliğine,

    Aşkı Muhabbetlerimle

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini

    Veliyettin Hürrem ULUSOY

  • Veliyettin Ulusoy: Mihmanın Ali olup olmadığı mihmandarın marifetine kalmış

    Veliyettin Ulusoy: Mihmanın Ali olup olmadığı mihmandarın marifetine kalmış

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Alevilik’te mihmanı yazdı. “Yol’u süren sırrı faş etmez” diyen Ulusoy, “Mihman olan Ali, Aliliği ile gelir, sırrı ile gider” dedi. Gelenin ya da mihmanın Ali olup olmadığının mihmandarın marifetine kaldığını belirten Ulusoy, “Çünkü terk-i şeriat eyleyen muhabbet kapısını açan da açtıranın da; mihmanın da mihmandarın da Ali olduğunu hem bilir hem de görür” ifadelerini kullandı. 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nin 54. Sayısı’nda yayınlanmak üzere  ‘Mihman’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Ulusoy, “Çağırdığınız kim ise kavuşanınız o olur; kavuştuğunuz, gönlünüz ile vasıl olduğunuz, teslim-i rıza ile ikrar verdiğiniz, yolunu sürdüğünüz kim ise yetişeniniz o olur. Medet yetiş dediğiniz kimse gönlünüzün mihmanı odur” dedi.

    Ulusoy, kendisini Yol’un üstünde görenleri ve Yol’un bunu görmediğini sananları da eleştirerek, “Mihman Ali’dir” diyenlere ise “Ali cümleye bunu söylemez, gelse dahi cümleye bunun sırrını faş etmez. Şayet tecelliyetin sırrını faş ederse bu iş Ali’den çıkar ve adı başka başka, türlü çeşit ‘Ali’ler olur” ifadelerini kullandı.

    “YOL’U SÜREN SIRRI FAŞ ETMEZ”

    Ulusoy şunları kaydetti:

    “Biz Yol’dan alacaklı değiliz Yol da bizden istekli değildir ama aklımız ve gönlümüzü birleyip, Meydanı Ali’de haktır dediğimiz neyse o bizim ulumuzdur. Tam da bu nedenle Yol cümleden uludur. Uludur çünkü cümlenin kendisi Meydan-ı Ali’deki eşitliği, gönül birliğini ve her dem hakikatin binasını kurmada eksik ve noksan kalabilir. Bir başka ifade ile cümle terk-i şeriat eylemeden, marifet, velayet, ulûhiyet, hakikat ve tecelliyeti sırdan bilmez. Bilmediği içindir ki, düşer, şaşar ve kendisini zaman zaman Yol’un üstünde görür ve Yol’un bunu görmediğini sanır. Çünkü kendisini ten gözü ile Yol’un üstünde görür ama can gözü ve gönül gözünü görmez. Gelen ya da ‘mihman Ali’dir.’ Ali cümleye bunu söylemez, gelse dahi cümleye bunun sırrını faş etmez. Şayet tecelliyetin sırrını faş ederse bu iş Ali’den çıkar ve adı başka başka, türlü çeşit ‘Ali’ler olur. Adı başka olur çünkü sır olan meydan, mekân ve hizmet eden canların muhabbeti eşikten öteye taşınırsa kurulan cemin ve sürülen demin, edilen muhabbetin bir anlamı kalmaz. Çünkü Yol’umuzun bilgisi, tecrübesi, aktarımı eşikten içeri olan meydanda verilir. Verilen bu sırları muhabbet ehli olan, sır taşıyabilen, sırrı sır edenler gönül deryasında, aşkın küresinde pişirip, sürülen demi devrana dönüştürürler. Eşikten öte sırrı faş edenler ise zaman içinde aşınırlar. Başka bir ifade ile meydana mihman olanlar sırrı faş eylediklerinde aşırı görünürlülükte evvela kendileri kaybolurlar. Oysa ki Yolu süren sırrı faş etmez, Hakka vasıl olan yaş gövdeye baltayı indirmez.”

    ​”MİHMAN OLAN ALİ, ALİLİĞİ İLE GELİR, SIRRI İLE GİDER”

    Gelenin ya da mihmanın Ali olup olmadığının mihmandarın marifetine kaldığını belirten Ulusoy, “Çünkü terk-i şeriat eyleyen muhabbet kapısını açan da açtıranın da; mihmanın da mihmandarın da Ali olduğunu hem bilir hem de görür” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy yazısını şöyle tamamladı:

    “Gelen mihman Ali ise vardan var edip, kara daşı yoğursa da bir sofra kurar. Ki cümle canlar bilir: Ali’ye ‘keramet nedir’ diye sorulduğunda Ali: ‘Ya kamber bir sofra kur’ der. Bu sırra vasıl olanlar bilirler ki mihman olan Ali, Aliliği ile gelir ve sırrı ile gider. Terk-i şeriat eylememişlerin bildiği gitme/lerden değil çünkü Ali her daim, her demde hem kavuşandır hem yetişendir. Cümle canlar O’nun bir anını zaman, mekân ve bedende birlediklerinde aklın başa sultan, yârinde gönülde mihman olduğunu görürler. Ve dahi ebedi döngünün sonsuzluğunda cümle cihan bir vücuttur. Birlikte var olmaktan öte birlikte bir vücut sayılırız. Şayet fark edersek bizler bu ummanda aynı zamanda kendi gönlümüzün de mihmanıyız. Pirimiz Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi “Hararet nardadır sacda değildir/Keramet baştadır tacda değildir/Her ne arar isen kendinde ara/Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil.”

    (HABER MERKEZİ)  

  • Ulusoy: Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz

    Ulusoy: Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, kaleme aldığı ‘Evveli Ali, Ahiri Ali’ başlıklı yazısında, “Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz” dedi. Ulusoy, “Yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir” ifadesini kullandı. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nin 51. sayısında yayınlanan ‘Evveli Ali, Ahiri Ali’ yazısında, “Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz” dedi.

    Ulusoy, “Yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir, erenlerin gönlü mihrap, sırrı sır edenin cemâli haktır. Yeter ki talip olan eşiğe demi ile vara ki erenler meydanında derdine derman bula. Ötesi eksik, kusur, noksan, gam ve arada kalmanın hamlığıdır” diye yazdı.

    Veliyettin Hürrem Ulusoy’un yazısının tamamı şöyle:

    “Evveli Ali, ahiri Veli olan Yolumuz’da marifet meyli muhabbet meydanı açmak ise kerâmet sofra kurmaktır. Meyli muhabbet meydanı terk-i şeriat ile başlayıp, tarikat babında meydana giriş ile başlar. Burada akıl ile gönül birlenip, Hakk aşkına, Hakk yoluna, Hakk’a hizmet etmek ile devam eder.
    Başlangıçta söylenmesi ya da ifade edilmesi çok kolay gibi görünse de döngüselliğin seyrinde ateşten gömlektir, demirden leblebidir, kılıçtan keskindir çünkü teslimi rıza başını hakikat duvarı dibindeki sunağın üzerine koymaktan geçer Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz. Teslim-i rıza ile başını koyanlar için dem-i devrana döner, dolu dolana akar. Bu döngüsellik ve akışta marifet muhabbetin gıdasından almaktır. Kerâmet kudretten beslenmektir; meydana bir göz atıp, sofradan birkaç lokma almak değildir.

    “YOLUMUZDA PİR EŞİĞİ KABEDİR”

    Tersine ayak baş sağ gerek menzile kavuşa, akıl ile gönül hoş gerek erenler meydanında derdi deşe, teslim-i rıza ile konulan baş gerek Hakk’a kavuşa, çağırmasını bilen gerek ela gözlü Pir’i yetişe. Çünkü yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir, erenlerin gönlü mihrap, sırrı sır edenin cemâli haktır. Yeter ki talip olan eşiğe demi ile vara ki erenler meydanında derdine derman bula. Ötesi eksik, kusur, noksan, gam ve arada kalmanın hamlığıdır. Ham ervah ile yola çıkmak ise mayasız hamuru fırına atmaya benzer. Sonu gam, keder, ikilik, ayrılık, gayrılık, dedikodu, koy gıybet, kıl ü kaldır.

    Belirtmiş olduğumuz ifade ve hususlar kapalı ya da soyut kalmış olabilir ve bu nedenle somutlaştırmaya gitmekte yarar vardır. Düz bir ifade ile konu eğitim ile ilişkilendirilebilir fakat yolumuzda bunun adı eğitim değildir: Ya görüp girmektir ya da girip görmektir; asıldan nesil nesilden asıl olmaktır; talip olmaktır, talep etmektir, üretmektir, çalışmaktır, can-ı gönülden istemektir; teslim-i rıza ile ikrar vermektir; ölmeden evvel ölmektir, pirden doğmaktır; teni toprağa canı Hakk’a kurban etmektir, meydan açmaktır, muhabbet etmektir, cemal cemale durmaktır, gönülden gönüle ayan olmaktır; hal, hatır, gönül, kadir kıymet bilmektir; gönlü bol gözü tok olmaktır, cem kurup dem sürmektir; erenlerin, evliyaların, pirlerin, aşıkların, sadıkların kelâmını Hakk kelâmı bilmektir; hak hizmetinde zahmete katlanmaktır ve zahmeti hizmet bilmektir; meydana dem ile gelip dolu ile gitmektir; sağ ile çürüğü hak ile batılı ayıklamaktır; dem ile gelene eyvallah gam ile gelene illallah çekmektir; dönem eğri olsa da her daim ve her demde doğru durmayı marifet bilmektir; du cihana mihman olup Kerbelâ meydanına baş koymaktır; hakikat terazisinde tartılmak ve meydan-ı Ali’nin vicdanında aklanmaktır; haktan gayrı taraf olmamaktır; meydan fırlayıp ele güne sırrı faş etmemektir ve dahi sırrı sır etmektir.

    “VASIL OLANLAR DARA DİDARA DURANLARDIR”   

    Tabi ki bütün bunlar için marifet evvel-i eşikten temaşa etmeyip, Hakk’tan gelip Hakk’a giden bir canı Hakk’tan esirgememektir ki kavli karar bilip, Hakk’ın her canı türlü türlü merhaleler ile tartıp biçtiğine vasıl olmak gerekir. Vasıl olanlar ateşten gömlek, melâmet hırkasını giyip, dara didara duranlardır; demden öte nura erip, gölgesinde ateş yakmayanlardır.

    PİRHA/İSTANBUL  

     

  • Ulusoy: Başarılı, maddi imkanı kısıtlı öğrencilere burs vereceğiz

    Ulusoy: Başarılı, maddi imkanı kısıtlı öğrencilere burs vereceğiz

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, başarılı ancak maddi imkanı kısıtlı öğrencilere verecekleri burs konusunda bir fon hesabı oluşturduklarını duyurdu.  

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, başarılı ve maddi imkanı kısıtlı öğrencilere burs vereceklerini bildirdi.

    Yazılı açıklama yapan Ulusoy, 2019-2020 Eğitim Öğretim Yılında da, Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere başarılı ve maddi imkanı kısıtlı öğrencilere burs desteği sağlanacağını kaydetti.

    Ulusoy, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak, amaçlarının başta ocaklar ve Alevi Bektaşi örgütlülüğü/STK’ları ile el ele verip, Alevi Bektaşi toplumunun problemlerinin çözümünde bir olmak, beraber olmak ve Yolu asli esaslarına göre sürdürmek olduğunu belirtti.

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ışığına yakışır nitelikte tarihi görevlerini yüklenecek biçimde bir dergâh binası yapmak istediklerini ifade eden Ulusoy,”Doğa ve çevre sorunlarına karşı duyarlılığı artırmak ve sorunların çözümü için katkı sunmak, Hakk’a Yürüme Erkânı öncelikli olmak üzere, diğer tüm erkânlarımızı Yolumuz’un temel ilke ve esaslarına uygun halde yürütülmesine çalışmaktır” dedi.

    BURS FONU HESABI OLUŞTURULDU

    Ulusoy, devam etmekte olan bu çalışmaların yanı sıra maddi imkanları kısıtlı öğrencilere verecekleri burs konusunda bir fon hesabı oluşturduklarını belirterek şu bilgileri verdi:

    “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak; üniversitelerde ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde öğrenim gören başarılı ve maddi imkânları yetersiz öğrencilere burs desteği sağlamak için bir fon hesabı oluşturduk. Oluşturulan bu fondan;
    -2015-2016 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 24 öğrenciye,
    -2016-2017 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 56 öğrenciye,
    -2017-2018 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 77 öğrenciye,
    destek sağlanmıştır.
    2018-2019 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 100 öğrenciye destek sağlanmıştır.

    2019-2020 Eğitim Öğretim Yılında da, burslarımızın devamı sistematik bir şekilde tarafımızca sağlanacaktır.

    YOLA GÖNÜL VERMİŞ CANLARIN MADDİ VE MANEVİ DESTEĞİ ÖNEMLİ

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, Alevi Yolu’na gönül vermiş canların maddi ve manevi desteğiyle bu hizmetleri yapacağına inancı olduğunu vurgulayarak, “Bu kapsamda yapmış olduğunuz/olacağınız bağış ve katkılarınız ve duyarlılığınız için çok teşekkür eder; sağlık, mutluluk ve çalışmalarınızda başarılar dilerim” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • FUAF’ın düzenlediği 2. festivalde Aleviler biraraya geldi

    FUAF’ın düzenlediği 2. festivalde Aleviler biraraya geldi

    “Barış, Demokrasi ve Özgürlük Aşkına” düsturuyla, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) ve bileşenlerince düzenlenen Fransa Alevi Festivali, Sarcelles’de açık alanda yoğun katılımla gerçekleşti.

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) tarafından bu sene ikincisi düzenlenen Fransa Alevi Festivaline yoğun bir katılım gösteren Alevi yurttaşlar, festival boyunca çeşitli etkinliklere ve konserlere katılarak güzel bir hafta sonu geçirdiler.

    POSTNİŞİN ULUSOY ONUR KONUĞU OLARAK KATILDI

    Festivale başta Fransa olmak üzere Türkiye ve Avrupa’nın birçok ülkesinden çok sayıda Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi yöneticisi, sivil toplum kuruluş temsilcileri, akademisyenler, siyasi temsilciler, sanatçılar katılım gösterdi. Festivalin onur konuğu olan Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un yanı sıra Abbas Ulusoy Dede, Milletvekili François Puponi, Sarcelles Belediye Başkanı Patrick Haddad da festivale katılan isimler arasında.

    ÇEŞİTLİ STANTLAR KURULDU

    Sarcelles’de Nelson Mandela Spor Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe öğlen saatlerine doğru akın etmeye başlayan canlar geç saatlere kadar alanı boş bırakmadı. Festival alanına kurulan çadırlarda yiyecek, içecek, kitap ve yöresel hediyelik eşyalar satıldı.

    Festival Programı saat 10.00’da Alevi Anıtı ziyaretiyle başladı. Saat 11.00’de “Barış, Demokrasi ve Özgürlük Aşkına” diyerek 2. Fransa Alevi Festivali açılışı yapıldı.

    Ender Balkır, Zeynel Aba, Dertli Divani, Grup Piya, Mektebi İrfan, Cangül Kanat, Şirlem Ketan, Grup Su İdıgna, Okan Pehlivan, Davul Zurna Şahan ve AKM’lerdeki Kadın, Gençlik Grupları gibi sanatçıların sahneye çıkarak türküler seslendirdiği festival alanında, halaylar da çekildi.

    Binlerce kişinin katılDIĞI 2. Fransa Alevi Festivali saat 20.00’de sona erdi.

    VELİYETTİN ULUSOY FUAF YÖNETİM KURULU İLE TOPLANTI YAPTI

    Festivalin ardından FUAF Yönetim Kurulu üyeleri ile Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Dertli Divani ve Abbas Ulusoy Dede de hazır bulundu.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy burada yaptığı açıklamada, “FUAF yöneticileriyle Ankara’da yapmayı planladığımız buluşmayı bugün Paris’te gerçekleştiriyoruz. İyi ki de görüşmemiz Paris’e kalmış. Burada bir çok konuyu yerinde ele aldık ve çok güzel sonuçlar elde ettik. FUAF yöneticilerini Alevilere ve yola sundukları katkılardan, çalışmalardan dolayı kutluyorum” dedi.

    Paris buluşmasına dair FUAF Eşit Başkanı Hakan Alca ise “Veliyettin Ulusoy Efendimizle kurum içi ve güncel birçok konuyu ele aldık. 2. Fransa Alevi Festivalimizin Onur konuğu olan Efendimiz, sorunlarımızın çözümü konusunda bizlere inanılmaz katkılar sundu. Varlığıyla, yanımızda oluşuyla bizleri onurlandıran Veliyettin Ulusoy Efendimize, gösterdiği çabalardan dolayı şükranlarımı sunuyorum. Önümüzdeki dönemde kendisiyle düzenli olarak bir araya gelmeye özen göstereceğiz” diye ifade etti.

    Kaynak: FUAF Haber

  • Veliyettin Ulusoy: Yolumuzun temel düsturlarına aykırı hareket ediliyor

    Veliyettin Ulusoy: Yolumuzun temel düsturlarına aykırı hareket ediliyor

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, “Kişinin Yol’dan düşebilmesi için de evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir” dedi. Ulusoy, Yolun kâmil olanı seçeceğini ve olur olmaz herkesi taşımayacağını, Yolun kendisine uymayanı elediğini vurguladı. 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, “Edep ile Erkan bir olmayınca insan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünür” başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Serçeşme Dergisi’nin 44. sayısında yayınlanan yazıda Ulusoy, “Yolumuzda düşenin sitemi “cana can, göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak, yanığa yanık, bereye bere” şeklinde çalınmaz. Kişinin Yol’dan düşebilmesi için de evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir” dedi.

    Ulusoy, “Yolumuzun temel esaslarına göre verilen ikrar ile birlikte kişi kendi hata, eksik, kusur, noksan ve yanlışlarından sorumlu tutulur ve kendisi de bizatihi bu sorumluluklara ‘Allah eyvallah’ der; yani teslim-i rıza olur. Ebedi yenilenme ve sonsuz döngü içerisinde kurulan ilk görgü ceminde kişi meydanda sorgu sual edilir ve eğer varsa bir hata, eksik, kusur, noksan veya yanlış; özür, niyaz, teslim ve tecelli ve rıza ile müşkülat çözülmeye çalışılır. Ama eğer çok daha karmaşık ve hükmü ağır bir kusursa sitem çalınır ve Yolumuzun düsturlarına düşkünlük erkanı uygulanır” hatırlatmasında bulundu.

    “KURALLAR HERKES İÇİN EŞİT DERECEDE UYGULANIR”

    Veliyettin Ulusoy şu örnekle ifade etti:

    “Örneğin, kadın erkek fark etmeksizin haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hâkim olmayan, hırsızlık yapan, cana kıyan, insanlara zarar veren, hatır gönül kıran, söz taşıyan, kapı dinleyenler düşkün sayılıp, sitemleri bitinceye kadar ceme alınmazlar. Ama öyle suçlar vardır ki sitemleri yaşadıkları sürece devam eder. Verdiği ikrardan dönenler, zina suçu işleyenler, kasten cana kıyanlar, sırrı faş edenler vb. Yolumuzda kişi ister mürşit, rehber, dede, ana, bacı; ister talip, baba, dedebaba olsun kurallar herkes için eşit derecede uygulanır ve hatta cezanın derecesi taliplikten mürşitliğe doğru çalınan sitemin derecesi daha ağır olur.”

    “YOL KAMİL OLANI SEÇER, HERKESİ TAŞIMAZ”

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, yazısına şöyle devam etti:

    “İnsan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünse de Yolumuz talibini ve kurbanını kendisi tayin eder. Yol kâmil olanı seçer ve olur olmaz herkesi taşımaz. Başka bir ifade ile Yol kendisine uymayanı eler. Verdiği ikrara sadık kalıp, pişeni olduğu gibi eksik, hata, kusur, noksan ve yanlışları sonucu düşeni de olmuştur ve olacaktır da ama bu düşene vurmak anlamına gelmiyor. Eğer işlediği suç kişiyi ömür boyu düşkünlüğe mahkûm etmiyorsa vurulan sitemler ve uygulanan yaptırımlar olumlu, yapıcı, birleştirici, kişiye zarar verilmemesi yönünde olur.

    “İZLENİLEN YÖNTEM YOLUMUZUN TEMEL DÜSTURLARINA AYKIRI”

    Fakat günümüzde düşkünlük kurumu öyle bir hale getirildi ki Yolda olan da olmayan da Yola gireni ya da girmeyeni düşkün ilan edebiliyor. Yolda olan ya da olmayanın kişiyi düşkün ilan edebildiği gibi aynı “hak” ve cesaret” ile kişinin düşkünlüğünü kaldırabiliyor. Oysaki Yolumuzda tarikat kapısına rehbersiz girilmez, marifet kapısında mürşitsiz gezilmez, hakikat kapısına pirsiz varılmaz. Eşiğe varmadan Haydar kapısının kilidini kendisinde bilen de var; meyli muhabbetten pişmeden, meydan görmeden kendisini meydanın sahibi ilan edenler de. Bu ifadeleri dile getirirken amacımız elbette ki kimseyi incitmek, kırmak ya da hizmet edenlerin emeğini yok saymak değildir. Ama uzunca bir süredir basında, çeşitli toplantılarda yapılan konuşmalarda, sosyal medya üzerinde ve daha birçok mecrada düşkünlüğe dair edilen kelamlar çok da yerinde olduğu söylenemez. Edilen kelamlar haklılık payı da içerebilir fakat izlenilen yöntem Yolumuzun temel düsturlarına aykırıdır.

    YOLDA OLANLA OLMAYANIN FARKI

    En basit hali ile kişi yola girmemişse kendisine yönelik yapılan suçlamalar ile ilgili düşkünlük kurumuna ait olan terimlerin kullanılması erkân değildir. Şayet bunun erkan olduğunu kabul edersek yolda olan ile olmayanın birbirinden hiçbir farkı kalmaz ve “kalsın gönül, yol kalmasın” ifadesini tersyüz etmiş oluruz. Yani “kalsın yol, gönül kalmasın.” Belki bir istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Ama böyle bir duruma “eyvallah” demek en basit hali ile bizi ikrarsız Alevilik sonucu ile karşı karşıya getirir. Elbette ki “istisnalar kaideyi bozmaz” fakat istisna olanın kendisi kaidenin yerine geçerse bir süre sonra istisna olanın kendisi kural haline gelebilir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kısaslı Doğan çifti: Sünniler dürüstlüğümüzden, ahlakımızdan çok etkileniyor-VİDEO

    Kısaslı Doğan çifti: Sünniler dürüstlüğümüzden, ahlakımızdan çok etkileniyor-VİDEO

    PİRHA – Ali İhsan Doğan ve Adile Doğan, Urfa’nın Kısas Köyü’nde Aleviliğin nasıl yaşandığını anlattılar. Doğan çifti, “Burası kozmopolitik bir köy. Sünni de Alevi de var. Farklı etnik kökenler de mevcut. Alevilikte ayrım olmadığı için bir sevgi bağı oluşuyor” sözleriyle anlattılar.

    Alevilerin yoğun yaşadığı Urfa’nın Kısas Köyü’nden Ali İhsan Doğan ve Adile Doğan, PİRHA’ya konuştu. İnançlarını eskiye göre daha rahat yaşadıklarını, toplumun bilinçlendiğini ve hoşgörünün hakim olduğunu dile getiren Doğan çifti, iktidarın Aleviliği tanımamasından kaynaklı insanların inancıyla daha sıkı bir bağ içerisine girdiğini belirttiler.

    “ALEVİLİK’TE İNSAN AYRIMI YOK; SEVGİ BAĞI OLUŞUYOR”

    Ali İhsan Doğan ve Adile Doğan, “Önceki şartlar çevre baskısı olarak daha zordu. Büyüklerimiz yöresel kıyafetler giyinmek zorunda kalmışlar. Şehir merkezinde saklanmışlar. Biz Aleviliği yaşatıyoruz. Gençlerimiz eskiye göre daha bilgili. İkinci bir neden; tabi çağ farklılıkları gösteriyor. Bilinç daha çok gelişiyor. Sünni kardeşlerimiz bizim dürüstlüğümüzden, ahlakımızdan etkilenmiş olup karşılıklı saygı gösteriyoruz. İçlerinden bize yakın olan da var. Bizi seven, inanan da var. Burası kozmopolit bir köy. Sünni de Alevi de var. Farklı etnik kökenler de var. Alevilik’te ayrım olmadığı için ister istemez bir sevgi bağı oluşuyor” diyerek Kısas’ın nasıl bir yapıya sahip olduğunu aktardılar.

    “BASKI ARTTIKÇA YOLUMUZU ÖĞRENİYORUZ”

    “İktidarın Aleviliği tanımaması Alevilerde tepki yaratıyor. Daha sıkı bir bağ içerisine giriliyor. Toplum, baskı arttıkça kendi yolumuzu öğrenmek, soru sormak durumunda kalıyor. Din derslerinin zorunlu olmaması gerekiyor. Çünkü inanç gönül işidir. Bu dersler seçmeli olsun. Aleviliğin de öne çıkması gerekiyor. Yolu öğrenmek gerekiyor” diye konuşan yurttaşlar, sözlerine şöyle devam etti:

    “Küresel güçler, Türkiye’yi bir duruma getirmek için bu din derslerini ve din ayrımını öne sürdü. Alevilik İslam içinde mi dışında mı diye soruyorlar. Asıl ‘Sünnilik İslam içinde mi dışında mı?’ diye sormaları lazım. Biz çocuklarımızın bunları, yollarını öğrenmelerini isteriz.”

    “VELİYETTİN ULUSOY, İNANCI DOĞRU SÜRDÜRÜYOR”

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy ile ilgili de konuşan Ali İhsan Doğan ve Adile Doğan,  “Veliyettin Ulusoy Efendi, farklı bir postnişindir. Eskiden posta otururdu, dedeler görev alır erkanı yürütürdü. Şimdi dedeler yanlış yönlendirildiği için bazı kesimler tarafından çok farklı bölünmeler oluyor. Kendisi köylere inmek zorunda kaldı; insanların gönlünü kazandı. Sorunlarla bire bir ilgilendi. Ayrıca farklı bir yapısı var. İnsan-i Kamil’dir. Herkesle bire bir iletişim kuruyor. Yolu, politikanın dışında doğru sürdürdüğü için güven kazanmış. Kadınlara önem vermiş, onlarla konuşmuş. Buradaki kadınlar özgür bir durumdalar” dedi.

    PİRHA/URFA

     

  • Ulusoy: Eskiden Alevileri öldürüyorlardı şimdi ise Aleviliği öldürüyorlar

    Ulusoy: Eskiden Alevileri öldürüyorlardı şimdi ise Aleviliği öldürüyorlar

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) Samsun Şubesi’nde toplanan Aleviler sorunlarını konuştu. Toplantıya katılan Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, Alevi toplumunun Cumhuriyetten istediğini alamadığına işaret ederek, “Eskiden Alevileri öldürüyorlardı, şimdi ise Aleviliği öldürüyorlar” dedi. 

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi Cemevi’nde toplandı. Toplantıda Alevilik ve Aleviliğin sorunları konuşuldu.

    Toplantıya Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini ve Hünkar Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucu Başkanı Muharrem Erkan, CHP Samsun Milletvekili Kemal Zeybek, Samsun, Trabzon, Ordu, Amasya, il ve ilçelerinden dedeler, sivil toplum örgütleri ve Alevi yurttaşlar katıldı.

    Alevilerin sorunlarının konuşulduğu toplantıda asimilasyon, Alevilik inanç ritüelleri hakkında da bilgiler verildi.

    “ESKİDEN ALEVİLERİ ÖLDÜRÜYORLARDI ŞİMDİ ALEVİLİĞİ ÖLDÜRÜYORLAR”

    Hacı Bektaş Veli Postnişini ve Hünkar Hacı Bektaş Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy tarihsel süreçte Alevilerin hep hedef olduğunu, Alevi kalmak ve Alevi gibi yaşamak istediklerini belirterek “Eskiden Alevileri öldürüyorlardı, şimdi Aleviliği öldürüyorlar” dedi.

    “ALEVİ TOPLUMU CUMHURİYETTEN İSTEDİĞİNİ ALAMADI”

    Cumhuriyetin kurulmasında Alevilerin büyük destek verdiğini belirten Ulusoy, cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Alevilerin umduğunu bulmadığını belirtti. Ulusoy, “Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumu Mustafa Kemal’in arkasından gitti, destekledi, cumhuriyet kuruldu. Ne yazık ki Alevi toplumu cumhuriyetten umduğunu alamadı, bu bir gerçek. Ama saygımızı ve mücadelemizi kaybetmiyoruz, bu yolda devam edeceğiz” dedi.

    “ASİMİLASYONA ÖRGÜTLÜ OLURSAK KARŞI KOYABİLİRİZ”

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucu Başkanı Muharrem Erkan ise sorunlarının örgütlü, hukukun üstünlüğünün sağlandığı demokratik bir toplumda çözüm bulacağına dikkat çekti. Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu’nun bölgede Alevi örgütlenmesinde önemli bir adım olduğunu belirten Erkan, Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonunun bölgedeki tüm Alevi örgütlerini çatısı altında toplayacağını ve Aleviliğin özüne uygun yaşaması için ortak akıl ile mücadele edileceğini vurguladı.

    Erkan “Alevilik üzerindeki sistematik asimilasyona ancak örgütlü olursak karşı koyabiliriz. Karadeniz bölgesinde birlik ve beraberliği sağlamamız, bir olmamız, iri olmamız, derneklerimizi kurmamız, kurulu derneklere üye olmamız gerekiyor. Laik bir devlet olmamıza rağmen devletin bir dini, hatta mezhebi var. Bütçeden en çok pay bir mezhebin temsilcisi durumundaki Diyanet’e veriliyor. Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Karadeniz’de bu örgütlülüğü sağlayacak ve Hacı Bektaş Veli mürşidimizin ışığında yolumuza revan olacağız” diye konuştu.

    “ANLADIĞIMIZ DİLDE İBADET EDELİM”

    Hacı Bektaş Veli Ocağı’ndan Hüseyin Sinan Ulusoy da katılımcılara Alevilik, yol, erkan, asimilasyon, ibadet ve Hakk’a yürüme erkanı hakkında bilgi verdi. Ulusoy, “Anladığımız dilde ibadet edelim, anladığımız dilde dualarımızı okuyalım, insanlar, gençler anlasın, aksi halde gençlerimizi kaybediyoruz. Arapçayı kimse anlamıyor. Her anne baba çocuğuna yolunu, inancını öğretmekle sorumludur. Dedelik bir makam değil, dedelik yola hizmet etmektir” dedi.   (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Ayvalık Cemevi açılışı yoğun katılımla gerçekleşti- VİDEO

    PSAKD Ayvalık Cemevi açılışı yoğun katılımla gerçekleşti- VİDEO

    PİRHA-Balıkesir Ayvalık’ta inşası yeni biten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ayvalık Şubesi ve Cemevi  açılışı gerçekleştirildi. Açılışta konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan,  “Siyasi katliamların yaşandığı bir ortamda Pir Sultan örgütlülüğü seçimlere dahildir” dedi.

    İnşası tamamlanan Pir Sulan Abdal Kültür Derneği  (PSAKD) Ayvalık Şubesi Cemevi’nin açılışı gerçekleştirildi. Açılışa PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı postnişini Veliyettin Ulusoy, CHP Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer, CHP bir önceki dönem milletvekili Mehmet Tüm, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Çilem Küçükkeleş, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, Alevi kurum temsilcileri ve sivil toplum örgütlerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “PİR SULTAN ÖRGÜTLÜLÜĞÜ OLARAK AKTİF KATILIYORUZ”

    Açılış öncesinde konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Pir Sultan örgütlülüğünün yerel seçimlere aktif olarak katıldığının altını çizerek, var olan iktidardan kurtulmanın ortak mücadeleden geçtiğini vurguladı. Yerel seçimlerde HDP’nin stratejik hamlesine de dikkat çeken Kaplan şöyle konuştu:

    “Yerel yöneticilerin Alevilere cemevi yapma gibi zorunluluğu yok. Merkezi iktidar bu görevi tamamen yerele bırakmış durumda. Biz girdiğimiz  yerden asla çıkmayız ve bırakmayız. Alevilerin ihtiyaçları artık cemevleri ile yürütülüyor. Bir seçim zamanına girdik. Biz de PSAKD olarak bu iktidardan kurtulmak için çaba sarfediyoruz. Siyasi katliamların yaşandığı bir ortamda PSAKD örgütlülüğü seçimlere dahildir. Yönetim tek bir kişinin, iktidarın eline geçmiştir. Tek bir kişinin dudağı arasındadır her şey. Mecliste faşist iktidar kurulmuş ve müdahale edemiyoruz. Yerel seçimlere müdahale etmeliyiz. HDP’ye teşekkür ediyorum, çok büyük olgunluk gösterdiler. Ortak kaygıları güdüyoruz. Bu belediyelere kayyum atanmışken bu adaylar PSAKD’nin adaylarıdır. Karadeniz’de tüm CHP’li adaylar adayımızdır. Yönetim krizi ve ekonomik kriz oluştuğu anda önümüze güvenlik, beka sorununu çıkarıyorlar. Boş tencerenin yıkmayacağı iktidar yok. Bu cemevinin tüm halkların kardeşliğine hizmet edeceğini umut ediyorum.”

    VELİYETTİN ULUSOY: ÇOCUKLARINIZA ALEVİLİĞİ ÖĞRETİN

    “Çocuklarınıza Aleviliği öğretin ve felsefesi ile deyiş ve duazları açıklayın. Yoksa çocuklarımızı kaybediyoruz” diyen Hacı Bektaş Veli Dergahı postnişini Veliyettin Ulusoy, şehirlere geliş ile Alevi toplumunun manevi duygularında zayıflama olduğunu belirterek, “Pek çok cemevinde dede postu çok yüksek. 40’lar ceminde bunu sordular. Ayrıcalık olmaz. O eşikten içeri girildiğinde cinsiyet, büyük küçük yoktur ve aynı düzeydedir. Dedeyi kaldırıp hesap sorabilir. Alevi toplumu olarak önemli bir dönemeçten geçiyoruz. İbadetimizin gönül birliği olarak yaptığımız köylerden şehirlere göçtük. Manevi duygularımızı kaybettik. İnanca çok az yer ayırıyoruz. Alevi olmak için Alevi anne babadan gelinmez, toplum huzurunda ikrar verilir. Aleviliğin anayasası kul hakkıdır. Toplumsal kararların alındığı, hizmet edildiği yerdir buraları. Okuldan gelen çocuklarınıza Aleviliği anlatın, deyiş ve duazları açıklayın. Eğer sahip çıkmazsak gençlerimizi kaybedeceğiz” diye konuştu.

    Açılışta söz alan CHP’li Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer ise merkezi hükümetin bir şekilde bu cemevinin yapılmasına zorluklar çıkardığına değinerek, Alevilerin her zaman adalete, demokrasi ve barışa inanan bir toplum olduğunu sözlerine ekledi.

    Konuşmaların ardından cemevi açılışı yapılarak lokmalar pay edildi.

    PİRHA / BALIKESİR

  • Zakir Kemal Burhan: Çocuklarımızı cemevine götürelim, Aleviliği öğretelim-VİDEO

    Zakir Kemal Burhan: Çocuklarımızı cemevine götürelim, Aleviliği öğretelim-VİDEO

    PİRHA- Urfa’nın Sırrın Mahallesi’nde yaşayan ve Alevilik yol öğretisine hizmet veren Zakir Kemal Burhan, “Çocuk yaşlarda zakirliğe başladım. Bu konuda Dertli Divani bize aktardığı öğretilerle büyük bir katkı sundu. Divani’nin büyük bir emeği var. Ben de bugün gençlere bu öğretiyi vermeye çalışıyorum” diyor. 

    Urfa’nın Sırrın Mahallesi’nde yaşayan Zakir Kemal Burhan çocuk yaşta başladığı zakirliği yıllardır yaparak Alevilik yol erkanına ve öğretisine hizmet ediyor.

    Bu yıl Sırrın Mahallesi’nde açılan cemevinde de hizmetini sürdüren Burhan, kendi oğlu ve yeğenlerinin de aralarında olduğu bir çok gence zakirlik hizmetinin öğretisini vererek bu kültürün ve inancın gelecek nesillere taşınmasına köprü görevi yapıyor.

    Dünü ile ve bugünü ile Urfa’da yaşanan Aleviliğin yol erkanını ve yaşadığı sıkıntıları Kemal Burhan PİRHA mikrofonuna anlattı.

    “ZAKİRLİK ÖĞRETİSİNİ DERTLİ DİVANİ’DEN ALDIM”

    Çocuk yaşta başladığı Zakirlik hizmetini bu gün Sırrın cemevinde sürdüren Kemal Burhan, “Çocuk yaşlarda Zakirliğe başladım. Bu konuda Dertli Divani bize aktardığı öğretilerle büyük bir katkı sundu. Divani’nin büyük bir emeği var bende, elinin altında büyüdük desem yeridir” dedi.

    Yaşı ilerledikçe zakirlik konusunda da büyük hizmetler verdiğini ve kuşak kuşak zakirler yetiştirdiğini ifade eden Burhan, “Bugün de cemevine gelen gençlere aynı öğretiyi vermeye devam ediyorum. Çiftçilik ile uğraşıyorum. Ama yıllardır Alevilik öğretisi içinde olan biri olarak elimden geldiğince zakirlik yaparak Yol’a hizmet etmeye çalışıyorum” diye ifade etti.

    “SURİYE’DE YAŞANAN OLAYLAR ALEVİLERİ DE ETKİLEDİ”

    “Urfa genelinde 15 bine yakın bir Alevi nüfusu yaşamaktadır. Geçmişten bugüne kadar çoğunlukta çiftçilik ile uğraşırız” diyen Burhan, Urfa’da yaşayan Alevilerin yaşadığı sorunları ve karşılaştığı sıkıntıları şöyle anlattı:

    “Mevcut süreç ve yerel yönetimlerin içimize girmesi ile yine sınırda bulunan bir kent olmamızdan dolayı Suriye’de yaşanan sürecin ardından oradaki insanların buralara gelmesi ve içimize girmesi maalesef buradaki yaşam koşullarını zorlaştırarak hayatı yaşanmaz hale getirdi. Bu bizi de etkiledi. Herkes kendi hayatını yaşamaya çalışıyor, böylede olunca sıkıntı yaşıyoruz. Urfa’da yaşayan Aleviler olarak birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Birbirimizi sahiplenmeyiz. Sırrın köy iken bizim aramızda birkaç tane Sünni aile vardı. Baskı politikalarından mı korkudan mı bilemem ama o dönem bir cami yapıldı. Bizim büyüklerimiz de çok destek verdi. Ama bugün baktığımızda Sırrın Urfa’nın bir mahallesi, birçok Sünni aile yaşıyor. Biz de bir cemevi yaptık. Ama o aileler bize hiç destek ve katkı sunmadı” dedi.

    “ÜZERİMİZDE HEP BİR BASKI POLİTİKASI VARDI”

    Burhan, “Yıllardan beri süre gelen üzerimizde bir baskı politikası vardı. Tarlalarımızda yetiştirdiğimiz ürünleri satmak için hale götürdüğümüzde büyük sıkıntılar yaşardık. Kendi mahallemizden değil de Urfa genelinde yaşayan yurttaşlar bizlere büyük baskılar uyguluyorlardı. Ama bugün bunlar yaşanmıyorsa bu da bizim dürüstlüğümüzden, samimiyetimizden kaynaklı yaşanmıyor. Bizim kişisel karakterimiz bunların önüne geçiyor” diye belirtti.

    “ASİMİLASYON VE ŞİİLEŞTİRME POLİTİKALARINA MÜSAADE ETMEMELİYİZ”

    “Sadece Urfa’daki Aleviler üzerinde değil Türkiye’nin her yerinde bir asimilasyon politikası yaşanıyor. Mevcut sistem Alevi kültürünü yok etmek ve Şiileştirmek için bir politika yürütüyor” diyen Kemal Burhan, şöyle devam etti:

    “Urfa’da yaşayan Aleviler olarak bizler Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy efendime bağlıyız. Onun söylemleri ve bize öğrettiği yaşam tarzı bizim için çok önemlidir. Onun izinden gideriz. Asimilasyona ve Şiileştirme politikalarına müsaade etmeyiz. Bende çocuklarımı sürekli cemevine götürüyorum. Alevilik yol öğretisini öğrenmelerini ve yolunu tanımalarını sağlıyorum. Bütün Alevi canların bunu yapması gerekir. Eğer biz çocuklarımıza küçük yaşta yolumuzu anlatır ve öğretirsek, bize dayatılan asimilasyon politikalarına karşı dururuz. Bunu bize dayatanlar başarılı olamazlar” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/URFA

     

     

     

     

  • Alevi Bektaşi Semineri’nin tanıtım etkinliği yapıldı-VİDEO

    Alevi Bektaşi Semineri’nin tanıtım etkinliği yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Semineri’nin tanıtım etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte, Aleviliğin kültürel tehdit altında olduğu vurgusu öne çıktı; akademinin bu temelde şekilleneceği ifade edildi.

    Türkiye Alevi Bektaşi Akademisi’nin düzenlediği Alevi Bektaşi Semineri’nin tanıtım etkinliği Sancaktepe’deki Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat ve Bilgi Merkezi’nde yapıldı.

    Etkinliğe, Alevi kurum temsilcileri ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu katıldı.

    Etkinliğin sunuculuğunu Hüseyin Kelleci yaptı.

    Kelleci’nin kısa açılış konuşmasının ardından genç zakirler deyişler okudu; Erhan Torun’un Çerağ uyandırmasıyla devam edildi.

    Suat Karabıyık’ın yönettiği Sarıgazi Cemevi Korosu sahne aldı.

    Sancaktepe cemevleri, ocakları ile Sarıgazi Cemevi adına Sarıgazi Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Sağır konuşma yaptı.

    Cemevi başkanlarından müsaade aldığını belirterek başlayan Sağır, Alevi kültürünün yaşatılması için akademik çalışmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti.

    SAĞIR: PİRLERİMİZE SERTİFİKA VERECEKLERMİŞ; PİRLERİMİZE 800 YILDIR SERTİFİKA VERİLEN YERLER BELLİDİR

    Sağır, Alevilerin kendi önderlerini yetiştirmesi gerektiğini söyleyerek, “’Dedelerine, hocalarına kimlik vereceğiz, sertifika vereceğiz diyorlar,’ 800 yıldır pirlerimize sertifika verilen yerler bellidir; ocaklarımız var.” dedi.

    Aleviliğin sadece bir inanç olmadığı, aynı zamanda yaşam tarzı olduğunu belirten Sağır, akademinin eğitimlerinde inanç ile yaşam tarzının birlikte ele alınmasının hedeflendiğini söyledi.

    Sağır, konuşmasında akademiye neden ihtiyaç duyduklarını ve eğitim konularını sunum eşliğinde anlattı; “Bütün cemevlerimiz bir dershanenin sınıfı gibi olmalıdır.” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişi Veliyettin Ulusoy konuşma yaptı.

    Ulusoy, konuşmasına “Böyle bir toplantıda aranızda olmak bana büyük mutluluk veriyor.” diyerek başladı. Alevi kültüründe ocak, dergah, cem gibi kavramların yanlış kullanıldığını ve uygulandığını belirten Ulusoy, çözüm önerilerini sundu.

    ULUSOY: BÜYÜK CEMEVLERİ YERİNE MAHALLE CEMEVLERİ YAPALIM

    Cemevlerinin işlevini yeterince yerine getiremediğini belirten Ulusoy, “Büyük cemevleri gönül birliği sağlamakta faydalı olmuyor. 30-40 kişilik mahalle cemevleri yapalım.” dedi.

    Ulusoy, Aleviliğin çocuklara, gençlere öğretilmediğini söyleyerek şunları söyledi:

    “Biraz önce genç dedemiz ifade etti. Çocuklarımız gidiyor. Çocuklarımız kaybediyoruz. Önce annelere bu yolu öğretmemiz lazım. Okuldan gelen çocuklara önce annelerin bu yolu öğretmesi lazım.”

    Sarıgazi Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Sağır’ın kapanış konuşmasının ardından kapanış duası verildi. Duayla Çerağ söndürüldükten sonra etkinlik sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi Akademisi Sarıgazi Cemevi öncülüğünde 20 Ocak’ta açılıyor

    Alevi Akademisi Sarıgazi Cemevi öncülüğünde 20 Ocak’ta açılıyor

    PİRHA-Sarıgazi Cemevi öncülüğünde 20 Ocak’ta Alevi Akademisi açılacak. Projenin sadece Sarıgazi Cemevi’nin değil tüm cemevlerinin projesi olduğunu söyleyen Erdal Sağır, Alevilik çalışmalarının genele yayılması gerektiğini kaydetti. 

    İstanbul Sancaktepe’de bulunan Sarıgazi Cemevi öncülüğünde 20 Ocak’ta Alevi Akademisi açılıyor. Bir çok Alevi piri, araştırmacı yazar ve akademisyenlerin katılacağı Alevi Akademisi hakkında Alevinet’e bilgiler veren Erdal Sağır, bütün Alevi kurumlarının bu çalışmaya dahil olması gerektiğini söyledi.

    “BU PROJE HEPİMİZİN”

    Birçok kurumun parçalı parçalı yaptığı Alevilik çalışmalarının genele yayılması gerektiğini kaydeden Sağır, “Aleviliği tarihsel açıdan, inanç açısından, yaşam biçimi açısından, kültürel açıdan ileriye taşımak lazım. Genç nesillerimize bunu ulaştırmamız lazım” dedi. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte Alevilerin eğitimi ve bilgi birikiminin yok edildiğini ifade eden Sağır, “Bu proje bizim değil hepimizin. Bu projeye sadece Sarıgazi Cemevi adı altında bakarsak burada kalır, gidemez bir yere” diyerek bu projenin daha kapsamlı bir proje olacağını vurguladı.

    Sarıgazi Cemevi ile birlikte bölgede bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Emek Cemevi, Yenidoğan Cemevi, Yunus Emre Cemevi, Sarı Saltık Cemevi ve Sultanbeyli bölgesinde bulunan 3 cemevi ile Çekmeköy’deki 2 cemevi projede yer alacak.

    20 Ocak’ta Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un açılışını yapacağı akademide dede babalar, ocaklar ve dergahlar da olacak.

  • Veliyettin Ulusoy: Yetmiş iki fırkaya bir nazar ile bakarız, ötekimiz yoktur bizim

    Veliyettin Ulusoy: Yetmiş iki fırkaya bir nazar ile bakarız, ötekimiz yoktur bizim

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, acı üzerine yazdığı yazıda, acının yasa dönüşümünün bir nevi insanın acıyı paylaşma ve ona ortak olma biçimi olduğunu belirterek, “Bu biçimin vücut bulduğu yer ise insanın vicdanıdır” dedi. Ulusoy, “Bizler yetmiş iki fırkaya bir nazar ile baktığımız içindir ki ötekimiz de yoktur” ifadesini kullandı.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nin 47. sayısında da yayınlanan acı üzerine yazdığı yazıda, “Acının yasa, yasın da sevgi ve ibadete dönüşümüne ait olan sırlar kendi içinde saklıdır” dedi.

    İmam Zeynel Abidin’in, “Hz. Yakup Peygamber idi, on iki oğlundan birisi kayboldu. Onun hayatta olduğunu bildiği halde hasretine dayanayım o kadar ağladı ki gözlerine ak indi. Ben ise babamın, kardeşimin, amcamın ve ailemden olan on yedi kişinin etrafımda katledilmiş bedenlerini gördüm. Benim gamım, üzüntüm nasıl son bulabilir ki” şeklindeki sözlerini hatırlatan Ulusoy, şöyle devam etti:

    “Acı sosyal ve kültürel bir olgudur. Sadece fizyolojik değildir, insan olmaklığımız ile ilgili olarak onur ve ruhsal bir durumdan öte kendimize olan saygının bir simgesidir. En basit haliyle insan bir makine değildir acı da bir mekanizma değildir! Ve bu nedenledir ki yaşanılan ya da yaşatılan acı insana, asla yapamayacağını sandığın şeyleri yapar veya söylemek istemediğin şeyleri söyler. Bu yapılanlardan ve söylenenlerden insan bir süre sonra pişmanlık dahi duyabilir fakat bedenin ve bilincin acısı geçer ama vicdanın acısı asla. Çünkü insanın çektiği acıların sınırı yoktur ve bu nedenledir ki insanı yaşadığı dünyanın dışına atar; insanı kendisinden koparır ve sınırları ile yüz yüze getirir. İnsanın, insan olmaklığından kaynaklı olarak yüz yüze geldiği bu noktada acı yasa dönüşür ve kutsal bir yara olarak insanın vicdanında yer edinir ve hatta bazen insanın vicdanında sır olur.

    Ulusoy, acının yasa dönüşümünün bir nevi insanın acıyı paylaşma ve ona ortak olma biçimi olduğunu belirterek,  “Bu biçimin vücut bulduğu yer ise insanın vicdanıdır. Öyle bir vicdandır ki insanın imanı gibi acı ve buna bağlı olarak yaşanılan yası sevgi ve ibadete dönüştürür. Acının yasa, yasın da sevgi ve ibadete dönüşümüne ait olan sırlar kendi içinde saklıdır” dedi.

    Ulusoy şöyle devam etti:

    “Beşeri manadaki karşılığı toplumlar içinde yaşadıkları evrene yani toplumun kültürel ve sosyal sınırları dahilinde anlam ve biçim verirler. Fakat söz konusu Kerbela olduğunda hakikat meydanı kurulur. Yani kul ve beşer olmamızdan öte insan olmaklığımız ile olarak vicdanımız, olgunluğumuz, kamilliğimiz, merhametimiz, duyarlılık eşiğimiz bu hakikat meydanında dile gelir. Aksi halde beşeri anlamda yapılan yorumlar sıkıntı ve anlayışsızlığa neden olur. Ki bu da hamlık ve kabalık üretmekten öte hiçbir yaraya merhem olmaz.”

    “SÖZ KONUSU KERBELA OLDUĞUNDA NEDEN Mİ HAKİKAT MEYDANI KURULU? 

    Kerbela Katliamı’nın acısına değinen Ulusoy, İmam Hüseyin’in atı Zülcenah üzerinden hissedilen acıyı anlattı.

    “Zülcenah başını yere eğdi, alnını Şahı şehidi Kerbela’nın kanına sürdü, gözlerinden yaş akarken kadınların bulunduğu çadıra yöneldi ve başını yas içinde eğdi. Hüseyin’in kanı yetmiş iki Kerbela Şehidinin kanı gökyüzüne doğru aktı ve bir daha da asla yere düşmedi. Hüseyin, iyi ile kötünün arasında devam eden sonsuz savaşta tahrip edilmiş bütün değerlerin, yine terkedilmiş bütün ideallerin simgesi olurken kendisini adalet tapınağının eşiğinde kurban etmişti. Bu kurban ediliş biçimi insanlığın gözyaşında, yüreği burkan, sonsuza dek unutulmaz ve silinmez bir oyuk açmıştı.

    “ÖLÜME TESLİM OLMAMA HALİ İNSANLIK İÇİN KURTULUŞUN SİMGESİ”

    “Hüseyin’in ordusu, askeri, süvarisi, organize edilmiş bir savaşçı grubu yoktu ama hak ve adaletin güçten üstün gelebileceğine inanmıştı” diyen Veliyettin Ulusoy, “Bu cesur, asil ve fedakar tutum; ölüme teslim olmama hali insanlık için belki de kurtuluşun simgesi olacaktı. Bir tanıklık etme, tanık olmayı kanıtlama ve devamında bir vicdani duruşu canı pahasına insanlığa sunma biçimine dönüşürken, zalimin alnında bir utanç abidesi ve sonsuza dek silinemeyecek bir kara lekeye dönüşecekti” ifadelerini kullandı.

    “KILIÇ VE HANÇERLER ZALİMLERİN YANİ YEZİT’İN EMRİNDEYDİ”

    Ulusoy, “Kuşkusuzu ki, Hüseyin, terk edenlerin kendisine karşı savaşabileceğini biliyordu çünkü kalpler ve gönüller kendisi ile beraber olsa da kılıç ve hançerler zalimlerin yani Yezit’in emrindeydi” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu terk ediliş trajik bir çatlağın başlangıcı olacaktı ama Hüseyin, kendisinden emin, kederli, hüzünlü ve imkânsız bir sabır ile üzerine gelen karanlığa karşı yazgısının sonsuz ışığı ile yürüdü. Çünkü Hüseyin ve yetmiş iki Kerbela Şehidi, her yaşta insan ve her nesil için, yeniden dirilme üzerine adaletin tapınağında yazgılarına boyun eğip, baş vermişlerdi. Bu şekilde bir baş verme biçimi kimileri için tarih olarak kabul görürken, kimileri için ise kutsal bir tarih, zaman, mekan ve barış adına imkansız bir sabrın mihenk taşı oldu.”

    “ÖTEKİSİ OLMAYAN BİR İNANCIN MENSUPLARIYIZ”

    “Matem Orucu, kimi süreklerde On İki İmamların Orucu, Kerbela ve buna bağlı olarak tutulan yaslar, pişirilen aşurelerin ritüel ve ayinlerinin kurucusu ve tayin makamları bizler değiliz tutulan oruç ve yası da biz kaldıralım. Böyle bir durumun Şahı Şehidi Kerbela İmam Hüseyin yazılan davet mektubu ile kendisine salınan kılıçların aynı eller olmasından hiçbir farkı olmaz” ifadelerin kullanan Ulusoy yazısını şöyle tamamladı:

    “Bizler “yetmiş iki fırkayı bir nazar ile görmeyen halka müderris olsa hakikatte asidir” düsturu ile hareket eden bir inancın mensupları ve hizmetkarlarıyız. Yetmiş iki fırkaya bir nazar ile baktığımız içindir ki ötekimiz de yoktur. Ötekisi olmayan bir inancın mensupları da insanları dili, dini, rengi, milliyetine göre ayırmaz. Başta Hüseyin-i Kerbela, On İki İmamlar ve onların yolunu sürüp, hakka yürüyenler bugün bedenen aramızda olmayabilir ve dilleri de beşeri manada dönmüyor. Ama onlar hak aşkına canlarını verdi ve hak ile hak oldular. Bize düşen görev ve ahlaki sorumluluk onların hak aşkına verdiği mücadeleye saygı göstermektir.

    PİRHA / İSTANBUL  

  • Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Ulusoy, 100 öğrenciye burs sağlanacağını açıkladı

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Ulusoy, 100 öğrenciye burs sağlanacağını açıkladı

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, maddi imkanı kısıtlı öğrencilere verecekleri burs konusunda bir fon hesabı oluşturduklarını duyurdu. Yazılı açıklama yapan Ulusoy, 2018-2019 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 100 öğrenciye 5 Kasım 2018’de başlamak üzere 10 ay süre ile düzenli bir şekilde burs desteği sağlanacağını kaydetti. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, vakfın maddi imkanı kısıtlı öğrencilere vereceği burs fonu konusunda yazılı bir açıklama yaptı.

    Ulusoy, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak, amaçlarının başta ocaklar ve Alevi Bektaşi örgütlülüğü/STK’ları ile el ele verip, Alevi Bektaşi toplumunun problemlerinin çözümünde bir olmak, beraber olmak ve Yolu asli esaslarına göre sürdürmek olduğunu belirtti.

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ışığına yakışır nitelikte tarihi görevlerini yüklenecek biçimde bir dergâh binası yapmak istediklerini ifade eden Ulusoy,”Doğa ve çevre sorunlarına karşı duyarlılığı artırmak ve sorunların çözümü için katkı sunmak, Hakk’a Yürüme Erkânı öncelikli olmak üzere, diğer tüm erkânlarımızı Yolumuz’un temel ilke ve esaslarına uygun halde yürütülmesine çalışmaktır” dedi.

    BURS FONU HESABI OLUŞTURULDU

    Ulusoy, devam etmekte olan bu çalışmaların yanı sıra maddi imkanları kısıtlı öğrencilere verecekleri burs konusunda bir fon hesabı oluşturduklarını belirterek şu bilgileri verdi:

    “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak; üniversitelerde ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde öğrenim gören başarılı ve maddi imkânları yetersiz öğrencilere burs desteği sağlamak için bir fon hesabı oluşturduk. Oluşturulan bu fondan;
    -2015-2016 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 24 öğrenciye,
    -2016-2017 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 56 öğrenciye,
    -2017-2018 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 77 öğrenciye,
    destek sağlanmıştır.
    2018-2019 Eğitim Öğretim Yılında; Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans olmak üzere toplam 100 öğrenciye 5 Kasım 2018’de başlamak üzere 10 ay süre ile düzenli bir şekilde burs desteği sağlayacağız.”

    YOLA GÖNÜL VERMİŞ CANLARIN MADDİ VE MANEVİ DESTEĞİ

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, Alevi Yolu’na gönül vermiş canların maddi ve manevi desteğiyle bu hizmetleri yapacağına inancı olduğunu vurgulayarak, “Bu kapsamda yapmış olduğunuz/olacağınız bağış ve katkılarınız ve duyarlılığınız için çok teşekkür eder; sağlık, mutluluk ve çalışmalarınızda başarılar dilerim” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevilikte cemal nedir? Cem nasıl olunur? Veliyettin Ulusoy yazdı

    Alevilikte cemal nedir? Cem nasıl olunur? Veliyettin Ulusoy yazdı

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, cemal ve cemi yazdı. “Cemâl insanı bir bütün olarak yansıttığı gibi gizler de. İnsanı bir bütün olarak yansıtır. Toplumsal yaşam alanındaki siluetimizdir. Başka bir yönü ile bedenimizin bütün çıplaklığı ile dışa vurduğu ve görünürlüğümüzün ete kemiğe bürünmüş en net halidir” diyen Ulusoy, “Bizler bu cemâl ile cem oluruz. Mekân içinde meydan, meydan içinde cem kurup, dem süreriz. Cemâl cemâle bu anda geliriz” ifadelerini kullandı.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, cemal ve cemi yazdı. Serçeşme Dergisinin 46. sayısında da çıkan yazıda Ulusoy, “Cemâl insanı bir bütün olarak yansıttığı gibi gizler de. İnsanı bir bütün olarak yansıtır. Toplumsal yaşam alanındaki siluetimizdir. Başka bir yönü ile bedenimizin bütün çıplaklığı ile dışa vurduğu ve görünürlüğümüzün ete kemiğe bürünmüş en net halidir” dedi. 

    “CEMAL İNSANI YANSITTIĞI GİBİ GİZLER DE”

    Ulusoy, cemali şöyle anlattı:

    “Cemâl insanı bir bütün olarak yansıttığı gibi gizler de. İnsanı bir bütün olarak yansıtır çünkü mutluluğu, endişeyi; hayranlıkları, tuhaflıkları; sevinci, solgunluğu; girişkenliği, utangaçlığı; iyiliği, kötülüğü; tatlıyı, acıyı; yakınlığı, uzaklığı; hasreti, özlemi; benzerlikleri, ayrılıkları, umudu, tükenmişliği; hoşnutluğu, keyifsizliği; güler yüzlülüğü, somurtkanlığı; nuru, narı; rahatlığı, kaygıyı; samimiyeti, güvensizliği; içtenliği, geçiştirmeyi vb. birçok öğeyi aynı anda, mekânda ve demde görmek mümkündür. Cemâl bütün bunları açığa vurduğu gibi gizler de fakat gizlenen büyük ölçüde alın ve yüzdeki çizgilere yansır. Örneğin kişinin bilgeliği, kâmilliği, olgunluğu, turablığı, yaşadığı acılar, kırgınlıklar, dargınlıklar gönül dediğimiz derya içinde kendine yer bulsa da cemâl üzerinden açığa vurur. Çünkü insanın cemâli insan gönlünün aynasıdır. Gönülden gelen, kaynayan ne ise cemâl üzerinden açığa vurulan da gizlenen de odur.

    “CEMAL, TOPLUMSAL YAŞAM ALANINDAKİ SİLUETİMİZDİR”

    Cemâl; toplumsal yaşam alanındaki siluetimizdir. Başka bir yönü ile bedenimizin bütün çıplaklığı ile dışa vurduğu ve görünürlüğümüzün ete kemiğe bürünmüş en net halidir. İnceliğin, nezaketin, zarâfetin, saygınlığın, kendimiz dışında olanlar ile ilişkilerin, onurumuz ve haysiyetimizin, toplumsal kabulümüzün, saygı ve değerimizin; “kabalığımızın”, “kin” altında ezilmişliğimizin, “benliğimizin” içindeki bitkinliğimizin, “kibrimiz” ve “nefretimiz” ile ötekileştirdiklerimizin yani çıplak gözle ile görünmeyen iç yüzümüzün görümü ve her an yüz yüze geldiğimiz fakat bakmaya pek de cesaret edemediğimiz “anlı şanlı” çehremizdir. Bu ikilemde “ne demeli?” sorusunun yanıtı “bilmem” olur. “Bilmem” denilen ise engin gönlümüzde hiçbir şey olur.”

    Alevilerin bu cemal ile cem olduğunu belirten Veliyettin Ulusoy, “Mekân içinde meydan, meydan içinde cem kurup, dem süreriz. Cemâl cemâle bu anda geliriz. Gönlümüzdeki deryadan dilimiz ile meydana dökmek istediklerimizi kıyıya vurmaya çalışırız. O anda kendimiz oluruz, cemâlimiz bedenimizi bir bütün olarak dışa vurur; aşkımız da faskımız da meydana dökülür” ifadelerini kullandı. 

    Ulusoy yazısına şöyle devam etti:

    “Eşikten dışarı, cem anı dışında; bir önceki cemin birlenmesinden itibaren hayatımızda, ilişkilerimizde, gündelik yaşamın akışında ne var ise omzumuza aldığımız yükü meydanda, cem erenlerinin huzurunda meydana dökeriz. Dostun gül cemâli sefamız olur; zahmeti, tek başına kaldırmayacağı yükü ise hepimizin cefası olur ve el birliği, gönül dirliği ile paylaşılır. Bir başka deyiş ile söylenen kelam, lokmalar, yapılan hizmetleri paylaşmak ne kadar hak ise; zahmeti paylaşmak da bir o kadar hak olur ve ancak o anda içimiz dışımız aynı ve bir olur; cemâl cemâle cem meydanında gönlümüz bir olur. İşte bu demde üryan büryan halimiz ile kendimiz oluruz; kendi eksik noksanımızı da bu anda görürüz. Ve dostlarımız cemâli ile bize ayna olur eksiğimizi tamama erdirir, kusurumuzu örter, noksanımızı paylaşır. Cem halimizdeki bu an ve dem bizim insan olmaklığımız ile ilgili tecelliyetin cemâle yansımış en halidir. Budur bizim sırrımız ve asla faş edemeyiz. Ne bir fotoğraf makinasıyla, ne bir kamera ile ne de bir telefon ile sırrımızı katı donuk bir hale getiririz çünkü hakikâte giden yol gönülden geçer kameradan değil!”

    PİRHA/İSTANBUL