PİRHA- Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Pir Sultan Abdal Dergahı’nda Xızır Cemi yürütüldü.
Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor.
Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Pir Sultan Abdal Dergahı’nda Xızır Cemi yürütüldü. Cem Pir Rıza Yağmur ve Zeynel Kete tarafından yürütüldü.
Pir Zeynel Kete’nin verdiği gulbang ile başlayan cemde, Kürtçe ve Türkçe konuşan Pir Zeynel Kete ve Pir Rıza Yağmur Xızır’ın Alevi toplumundaki yerine dair değerlendirme yaptı.
Okunan deyiş ve nefesler semaha duruldu. Lokmaların pay edildiği cem çerağın sırlanmasıyla tamamlandı.
PİRHA -Milletvekili Celal Fırat, Mecliste yaptığı konuşmada Alevi inancı üzerindeki devlet baskısını özetledi. Xizir Ayı sebebiyle bir araya gelen kalabalık kitlelerin fotoğrafını gösteren Fırat, “Meydanlara sığmayan bu inancı, sokaklara taşan bu rızalığı, cem meydanına akan bu halk hakikatini siz hâlen neden görmüyorsunuz?Asimilasyonla neden tarif etmek istiyorsunuz?” diye sordu.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Alevi toplumu üzerindeki baskılara işaret etti. Fırat, “Artık kardeşliğe, yoldaşlığa uyanmak zorundayız” diyerek Meclisi demokratikleşme konusunda sorumluluk almaya davet etti.
“Hakikat, kişinin gerçeği görüp dinlediği derinliktedir ve bu alemde güç, ne servet ne şan ne şöhrettir. Güç, insanın aklını başına devşirme kudretidir. Gönlümüzü uyutan, aklımızı susturan, meydanı da hükmü de elinde tutamaz. Bizler ilk sözün, ilk nefesin, ilk ateşin yakıldığı Mezopotamya’dayız. Kökü derin, gölgesi şifa zeytin dalındayız. Mazluma yoldaş, başı dik Toroslardayız. Sözü kılıç, manası derin Köroğlu ve pir eşiğindeyiz. Zamanı, acıyı, direnci saklayan hırçın dalgalardayız. Bu sözlerimi Hızır cemimizden, pirin nefesinden, rehberin dilinden, Zakir’in sazından, meydanın rızalığından getirdim. Niyazdan gülbenge, semahtan lokmaya, kulaktan kalbe, kalpten siz değerli vekillerimize sesleniyoruz: Hepimiz bilmeliyiz ki Meclis sadece kanunun yapıldığı bir bina değildir. Bu Meclis Anadolu’nun yüzüdür, itirazıdır, rızasıdır. Burada kurulan her söz yalnız bugüne değil, geçmişin emanetine, geleceğin hakkına değmek zorundadır. Bugün Türkiye’de, adalet duygusunun zedelendiği, eşit yurttaşlık ilkesinin tartışmaya açıldığı, inançların hiyerarşiye tabi tutulduğu bir yerde demokrasiden söz etmek eksik kalmıyor mu? Bu topraklarda Alevilik yüzyıllardır sadece bir inanç değil zulme karşı vicdanın dili olmuştur? Kerbela’dan bugüne uzanan bu hakikat yürüyüşü bize şunu öğretmiştir: Hakikatin yanında durmak çoğunlukta olmakla ilgili değildir. Bazen hakikat sayıca az ama vicdanca büyüktür. Sorumuz şudur: Zulüm karşısında nerede duruyorsun? Bugün bu sorunun muhatabı da bizleriz, bu Meclistir, bu ülkenin siyaset kurumudur.”
“MEYDANLARA SIĞMAYAN BU İNANCI HÂLEN NEDEN GÖRMÜYORSUNUZ?”
DEM Partili Fırat, konuşmasında devletin inançlar arasında taraf olmaması gerektiğini vurgulayarak “Devletin görevi inançları tanımak değil özgür bırakmaktır” dedi. Yeni bir toplumsal rızalığın oluşturulması gerektiğini söyleyen Fırat, inançları tarif etmek yerine özgürleştirmek gerektiğini vurguladı.
“Alevilik yüzyıllar boyunca devletten pay istemedi, inançsal günlerinde ‘Takvimi bize uyarlayın’ demedi, sadece şunu istedi: Eşitlik. Bakın, birkaç tane resim getirdim sevgili dostlar, geçtiğimiz Hızır günlerinde bir hakikate hep birlikte yeniden tanıklık ettik. Hızır cemlerimizde meydanlar doldu, taştı. Hiç kimse, devlet çağrısıyla oraya gelmedi, Aleviler rızalarıyla, inançlarıyla, vicdanlarıyla oradaydılar. Darda olana nefes olmak için, lokmayı bölüşmek, Hızır’ın adaletini niyaz etmek için oradaydılar. Şimdi burada sormak isterim: Meydanlara sığmayan bu inancı, sokaklara taşan bu rızalığı, cem meydanına akan bu halk hakikatini siz hâlen neden görmüyorsunuz? Asimilasyonla neden tarif etmek istiyorsunuz? Cemevlerinin ibadethane sayılmasını istemek bir ayrıcalık değil eşit yurttaşlık talebidir. Vergisini veren, askerliğini yapan, bu ülkenin yükünü omuzlayan milyonlarca Alevi yurttaşın, inancının tanınmasını istemesi demokrasi sınavıdır. Eğer bir ülkede yurttaşlar birbirine razı değilse, eğer inançlar birbirine güvensizse, eğer adalet duygusu zedelenmişse orada kanun vardır ama huzur yoktur. İşte bu yüzden diyoruz ki: Demokrasi sadece hukuk metni değil bir rıza sözleşmesidir. Bu rıza Türk ile Kürt’ün arasında, Sünni ile Alevi arasında, inanan ile inanmayan arasında, kadın ile erkek arasında eşitlik temelinde kurulmadıkça hiçbir reform kalıcı olmayacaktır. Çünkü barış sadece güvenlik politikasıyla değil adalet politikasıyla vardır.
Diyoruz ki: Hiç kimsenin inancı ötekileştirilmesin, hiç kimsenin kimliği inkâr edilmesin, hiç kimse bu ülkenin sofrasında kendini misafir görmesin. Çünkü rızanın olmadığı yerde adalet eksik kalır, adaletin olmadığı yerde demokrasi eksik kalır, demokrasinin eksik olduğu yerde gelecek eksik kalır. Bu eksikliği tamamlamak da hepimizin omuzlarındadır. İşte, tam burada da bu çatı altında bize düşen, sorumluluklarımızı yerine getirmektir. Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Xızır akılının, barış aklı olduğunu vurgulayarak, “Meclis’te yakında bir rapor yayınlanacak. Bu rapordan ortak akıl çıkmalıdır. Halkların, ikrarlı ve rızalı bir şekilde yaşaması, Türkiye’deki bütün farklı kesiminin ihtiyacıdır. Barış sözle olmaz. Barışın toplumsallaşması lazım. Bu yüzden rapor, toplumun hakikatini esas almalı ve somut adımlar atmalıdır” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Xızır ayından Alevi nefes ve deyişlerinin mafya dizilerinde kullanılmasına, cemevlerinin imar planlarında ‘ibadethane’ olarak tanınmamasından, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair gündemde olan konuları PİRHA için değerlendirdi.
“XIZIR, BİR ÖZGÜRLÜK BİLİNCİ VE ARAYIŞIDIR”
PİRHA: Xızır ayındayız, oruçlar tutuluyor ve Xızır Cemleri bağlanmaya devam ediyor. Bu dönemde Xızır’ın anlam ve önemi nedir?
Zeynel Kete: Xızır ayında olmamızdan kaynaklı, oruç tutan canların oruçları Hakk katında kabul olsun. Genelinde Alevi süreklerinin hepsi için kutsal sayılan Xızır ayı, özelinde de Reya Haq Alevi inancında Xızır en önemli kutsal sembollerden birisidir. Aslında bir nevi Reya Haq Alevi inancının toplumsal hafızasıdır, aklıdır. Xızır inancının bir boyutu iklimle, coğrafyayla ilişkiliyken, diğer bir boyutu da Reya Haq Ocak örgütlemesinin ahlaki, politik, ikrar, dar û didar olma ile bağlantılı, bir bütün olarak toplumun kendisini yeniden inşa etmesinin aklıdır.
Bütün Alevi sürekleri ve ağırlıklı olarak Reya Haq Aleviler, Xızır ayı içerisinde dar û didar olur. Pirler, taliplerinin hanesine giderek niyaz olurlardı. Pirler, talipleriyle niyaz olurken, bireyin bireyle, talibin taliple, bireyin doğayla ve toplumla varsa bir müşkülatı, bu sorunları çözerdi. Bu açıdan Reya Haq inancında birey, toplum ve doğa ilişkisi çok önemlidir. Yani burada bir barış kültüründen bahsediyoruz. Bu haliyle zorda ve darda olana elini uzatmak sadece ve sadece biyolojik varlığını devam ettirme anlamına gelmez, bu yönüyle Xızır sadece zorda ve darda olana yetişen değildir. İnsanın ruhunda, bilincinde, ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak bir özgürlük bilincidir.
Biz bütün hikayelerden Xızır’ın sürekli bir arayış içerisinde olduğunu anlıyoruz. Bir ölümsüzlük arayışı var. Ama buradaki ölümsüzlük sadece biyolojik bir ölümsüzlük arayışı değildir. Bir özgürlük arayışıdır. Öncelikle bize gaflet uykusundan uyanın diyor. İkincisi, toplumsal barış inşa edildiği zaman bir anlam ifade edeceğini belirtiyor. Bu anlamıyla kendi özünü Hakk’ta görmektir. El ele verip, el Hakk’a diyerek kendi özünü Hakk’ta görmektir. Bu Xızır’ın en önemli akıllarından birisidir ve asla başkasına karşı zulüm etmemektir. Ama diğer yandan zalime karşı da direnmektir.
BİZİM İNANCIMIZ VE FELSEFEMİZ XIZIR GİBİ DİRENMEKTİR
Dardan geçmeden, adalet olmadan, toplumsal ahlak olmadan, didare erilmez. Bu bakımdan bugün Rojava’da, Kobanê’de veyahut başka bir coğrafyada zulüm altında olanlara hak aşkı ve Xızır gayretiyle el uzatmak, zalimin zulmüne karşı Xızır gibi direnmek bizim inancımızın felsefesidir. Aslında Xızır, Aryenik toplumların ve Ortadoğu’daki diğer toplumların en zor anlarında dahi umutsuzluğu kabul etmemektir. Bu inançla biri uçurumun kenarına geldiğinde, en zor anında dahi ‘Ya Xızır’ deyip, elini gönlüne götürdüğünde ruhsal olarak ikrarlaşır ve potansiyel bir enerjiye sahip olur. Bir bilinç sıçraması meydana gelir, bir enerji oluşur ve kendisini var eder. Bu yönüyle Xızır, Ortadoğu’da yaşanan zulüm deryasına karşı sürekli direniştir; Umutsuzluğu kabul etmemektir; Toplumsal varoluştur; Kendi özü ile birleşmektir.
Rojava’da bugün masum çocuklar ölüyor. Bugün yine bir çocuk hakka yürüdü. Colani ve HTŞ benzeri Emevi-İslam anlayışının yaptığı icraatların İslamiyet ile alakası yok. Bunlar cinsiyetçi, dinci, ırkçı, paramiliterist güçlerdir. Bunlara karşı diyoruz ki, zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir. O zaman sadece Aleviler değil, darda kalan bütün canların, bütün mazlumların ‘Ya Hak Ya Xızır’ deyip, bu yönüyle kuşatılmışlığa karşı dayanışma ruhu içinde olması ibadetimizin en önemli ölçüsüdür. Çünkü dar û didar olmak aynı zamanda bir dayanışmadır. Bundan dolayı Xızır Cemlerini bağlarken, herkesin çerağlarını Kobanê’deki canların özgürlüğü için uyandırması lazım. Hak kelamını Kobanê’deki canlar ve dünyanın başka yerinde zulüm gören mazlum halklar için söylemesi lazım. Buradan oraya bir nefes göndermek lazım. Sadece sözle değil. Eğer bir yardımlaşma ortamı olur ve koridorlar açılırsa bir Xızır’ın lokmasını oraya ulaştırmamız lazım. Bu yönüyle de krize karşı güçlü bir bilinç, zulme karşı dirayetli bir direniş diyorum. Öldürülecek bir şey varsa o da nefsimizdir demek istiyorum.
“SÖZLERİMİZ VE KELAMLARIMIZ TOPLUMSAL HAFIZAMIZDIR”
-Kapitalist Modernite, toplumu yozlaştırarak, kısa yoldan para kazanan, emekten yoksun bir birey yaratmak istiyor. Bunu da özellikle ana akım medyadaki diziler üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Devlet bir taraftan ‘biz çetelerle mücadele ediyoruz’ derken, diğer taraftan da bütün kanallarda mafya dizilerini yayınlayor. Son bir aydır da bu dizilerin neredeyse tamamında, Pir Sultan, Nesimi gibi Alevi ulularının, nefes ve deyişleri kullanılıyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
Zeynel Kete: Ulus-devletler toplumların fiziki soykırımla üstesinden gelemeyince, bu defa kültürel soykırım devreye giriyor. Kültürel soykırım daha da inceltilerek ortaya konan bir politikadır. Toplum fiziki soykırımda başına gelenlerin farkındayken, kültürel soykırım pek farkında olmuyor. Bu dizi ve filmler de bu çerçevede ortaya konuyor. Özellikle ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecinin başladığı günden itibaren televizyondaki diziler, aşiret kültünü öne çıkarıyor. Dikkat ederseniz, bu aşiret içerisinde kadın barışı istemiyor. Sürekli çocuklarını, karşı aşiretten birini öldürmeye yönlendiriyor. Böyle bir hakikat yok. İster Reya Haq Alevi süreklerinde olsun, isterse devletleşmemiş ahlaki-politik toplumlarda olsun; kadın bu toplumsallıklarda barışın temsilidir. Daha dün Kobani’de saçlarını ören kadınlar ‘Jın, jiyan, azadi’ diyerek dünyayı titretmiştir. Şimdi bu hakikati ters yüz etmek için toplumun algısıyla oynuyorlar. Ayrıca bir plan dahilinde, dizilerin hepsinde gayri ahlaki ilişkileri öne çıkararak masa başında kültüre soykırım yaratmaya çalışıyorlar.
Alevi toplumsallığında nefes ikrardır. Bir can ana rahmine düştüğünde, ilk vücut bulduğunda, bu verdiği birinci ikrardır. İkinci ikrarda da anneden doğduğunda ses vermek zorundadır. Bakın her çocuk ağlamak zorundadır. Eğer ağlamazsa muhtemelen ölürdür. Mutlaka bir şekilde ağlaması lazım ve bu nefestir. Yani kainata bir nefes vermesi lazım. Nefes varoluştur, deyişlerimiz varoluştur; yaşam bulmadır, ikrarlaşmadır. Alevi nefesleri ve deyişleri, binlerce yıldır, binlerce yıldır yaşanan bu pratiğin içerisinde Ebu Vefa’dan, Nesimi’den, Mansur’dan, Alişer’den, Ana Sakine’den, Ana Zarife’den, Baba İshak’tan, Hacı Bektaş’tan ve günümüze kadar süzülerek gelmiştir. Sözlerimiz ve kelamlarımız bizim toplumsal hafızamızdır. Bütün Alevi nefeslerini bir araya getirdiğinizde, bu bütünsellikte çok rahatlıkla bir toplumu inşa edebilirsiniz.
Şimdi bu yönden baktığımızda, kavramlar bir toplumu özgürleştirebileceği gibi bir toplumu köle de yapabilir. Bundan dolayıdır ki ‘nehaq’ anlayış kendisine muhalif olan toplumsal kesimlerinin nefesleriyle, türküleriyle, deyişleriyle uğraşıyor. Pir nefesi, sözü hak kelamıdır. Nefes yol aldırtır, ayağa kaldırır, diriltir. Zulme karşı mücadele edilirken nefesle gidilmiş. Sazlarımız özgürlük arayışının en büyük aletleridir. Biz nefeslerimizi, deyişlerimizi oturduğumuz yerden, sırça köşklerden iki kelamı bir araya getirmek için yazmadık. Zalimin zulmüne karşı düşündük ve nefesler yazdık.
Alevi deyiş ve nefeslerinin çarpıtılmasına karşı bir araya gelip direniş hattı oluşturulması gerekiyor. Bunların barışın konuşulduğu bir zamanda başlatılması tesadüf değil. Bir merkezden bilinçli ve programlı şekilde oluşturulmuş. Buna karşı bağlamalarımızı alıp hak nefeslerimizi söylememiz gerekiyor. Bu çerçevede hakkı var eden nefes ve deyişlerimizin, sinema-dizi endüstrisine alet edenlere karşı bir bütünen ‘Ya Haq Ya Xızır’ deyip, bu zulme karşı duracağız.
“CEMEVLERİ ALEVİ TOPLUMSAL HAKİKATİNİN İNŞA EDİLDİĞİ MEKANLARDIR”
-Çevre ve Şehircilik, İklim Değişikliği Bakanlığı geçtiğimiz günlerde resmi gazetede bir yönetmelik yayınladı. Bu yönetmeliğe göre cemevlerinin imar planlarındaki statüsü, yaşlı bakım evi, futbol, basketbol gibi sahalarla eş değer kılındı. Buna karşı nasıl bir tutum ortaya koymak lazım?
Zeynel Kete: Kentleşme ile beraber bir sosyolojik değişim de geldi. Bu sadece Alevi toplumunda yaşanmadı. Kentleşmenin artmasıyla beraber birçok toplum bu değişimi yaşadı. Aleviliğin köy mekanında en büyük ev, Cemevi olarak kabul edilirdi. Köylerdeki Cemevleri toplum için hakikatin inşa edildiği yerlerdir. Hem eğitim yerleriydi hem de varoluş yerleriydi. Bu sistem, Ocak sistemini esas alıyordu. Bu toplum sistemi, 60’lı ve 70’li yıllarla başlayan, 80’li ve 90’lı yıllarla devam eden süreçte büyük ölçüde yıkıldı. Asla ve asla rıza göstermediğimiz, kabul etmediğimiz bir şekilde 30-40 yıl devam eden savaş gerçekliği ile köy yakmaları toplumsal dokuları bozdu. Aleviler, inanç mekanlarından, kültürel ortamlarından, mezar taşlarından ayrılmak zorunda bırakılarak kentlere göçertildi. Kentlerde de herkesin kendi kültürel, inançsal olarak aynı dokudan insanlarla bir araya gelmesi bir realitedir. Fakat şu vardır ki sistem Aleviliği tanımıyor. Bir sistem sizi tanımadığı zaman sizin üzerinde tasarrufta bulunma hakkını görür. Yani bir kadavra gibi üzerinde deney yapma hakkını görür. Tabi burada en büyük sorumluluk yine Alevi toplumuna ait oluyor. Eğer Alevi toplumu, devletin bu yaklaşımına karşı duruş sergilemezse altında ezilir. Aleviler, devletten beklenti ve taleplerinin çıtasını çok düşürdü. Bugüne kadar Cemevlerinin elektrik ve su parasını talep ediyorlardı. Şimdi bu talepler bir şekilde karşılanıyor. Sistemin kabul ve ret ölçüleri içerisinde bir talepte bulunduğunuzda, doğal olarak sistem de size böyle bir yaptırım yapar. Bakanlığın böyle bir cümle kurması, böyle bir genelge yayınlaması ya da bir metin yayınlaması aslında başka bir ifadeyle ben Aleviliği kabul etmiyorum demektir.
Cemevleri kendi hakikatiyle ikrarlaştığı zaman orada her talip kendi ocağıyla birleşebilir. Bu şekilde birer akademi haline gelebilirler. Devlet, Cemevi üzerinden toplumun varlığını, birliğini, dirliğini devam ettirdiği cem erkanını kabul etmiyor. Aslında mesele budur. Çünkü cem olmak, Alevi inancında toplumun kendisini yönetmesidir. Toplumun kendi kendisini yönetmesidir. Doğrudan demokrasi kültürüdür. Kendisiyle ilgili bütün kavramları, bütün istemleri o meydanda el ele, el Hakk’a diyerek yürütmesidir. Börtü böceğin, hayvanın, doğanın rızkını ve hakkını da gözeterek, ‘erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde, Hakk’ın var ettiği her şey yerli yerinde’ diyerek cinsiyetçi olmayan bir yönetim modelidir. Toplumun öz savunma modelidir.
Bakanlığın bu türden bir söylemi biz, sizin hafızanızı da, toplumsal direniş modelinizi de kabul etmiyoruz demektir. Devlet, evrensel hukuk normlarını esas alarak Aleviliği tanımalıdır. Alevi toplumunun da yapması gereken şudur: Cumhuriyetin demokratik bir çerçeveye kavuşmasıyla beraber, pozitif entegrasyon ve kapsayıcı hukuk normlarını esas alması gerekiyor. Eğer cumhuriyet mevcut tekçilik haliyle devam ederse, demokratikleşmezse, entegrasyon negatif entegrasyon olursa, hukuk tekçilik üzerinde olursa bütün bakanlar Alevilerle ilgili bir tasarrufta bulunabilirler. Çünkü Aleviliği kabul etmeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Alevi toplumunun kendi sorunlarını çözmesi sadece ve sadece dernek hattıyla yeterli olmuyor. Türkiye’de emek, barış, demokrasi müdahalesi veren ve özellikle pozitif hukuku, kapsayıcı hukuku esas alan bir mücadele anlayışıyla hareket edilmelidir. İnancımızla ilgili tasarruf da Alevilere ait olmalıdır. Alevilerin yol uluları vardır, anaları vardır, pirleri vardır. Yıllardır bu inancı bugüne kadar getiren yol uluları vardır. Bizim mekanlarımızla ilgili söz, karar ve yetki yol ulularımızın olmalıdır.
“ALEVİLERİN SORUNLARI DEMOKRATİK TOPLUM PERSPEKTİFİYLE ÇÖZÜLECEKTİR”
-Yakın zamanda Meclis Komisyonu son toplantısını yaparak, sürece dair raporunu yayınlayacak. ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde şu anda yapılması gerekenler nelerdir?
Zeynel Kete: ‘Barış ve Demokratik Toplum’ perspektifi bir taktik değil, bir stratejiydi. Bugüne kadar deniliyordu ki, Kürtler meclise gelsin ve mecliste sorunlarını anlatsınlar. Bundan hareketle silahlar da bırakıldı. Şimdi sıra çözümde. ‘Barış ve Demokratik Toplum’ perspektifi, Türkiye’nin genelinde halklar nezdinde, emekçiler nezdinde, Aleviler nezdinde ciddi bir kabul gördü. Çünkü son birkaç aylık süreç hariç, hiçbir toplumun bu süreçte çıkıp, Barış ve Demokratik Toplum karşıtı cümle kurduğunu görmedik. Bir kesim yürüyüp de “Biz barış istemiyoruz” demedi. Mecliste partisi ve grubu bulunan, bulunmayanlar da sürece karşı çıkmadı. Ama gelin görün ki Rojava’da bir savaş meydana geldi. Rojava’da bir rıza şehiri perspektifi vardı. Orada 72 millet, ikrarlı ve rızalı olarak beraber yaşıyordu. Kadın özgürlükçü bir yapı söz konusuydu. Bu toplumsallığa karşı Paris’te yapılan bir anlaşma devreye sokuldu. Hegemonik güçler Rojava’ya müdahale ederek buradaki devrimi boğmak istedi. Fakat direnişle bu saldırılar boşa çıkarıldı.
Barış ve Demokratik Toplum perspektifi, Rojava içinde geçerlidir. Mecliste yakında bir rapor yayınlanacak. Bu rapordan ortak akıl çıkmalıdır. Halkların, ikrarlı ve rızalı bir şekilde yaşaması, Türkiye’deki bütün farklı kesiminin ihtiyacıdır. Barış ve Demokratik Toplum perspektifi, sadece Kürtlerin kendilerine yönelik önerdiği bir perspektifi değildir. Aleviler özellikle ‘cümle can’ kavramını kullanırlar. Kainata bir derya gözüyle bakarlar ve cümle canın hakkını kendi dar ve didarlarında gözetirler. Bu yönüyle Alevilerin özellikle binlerce yıldır çektikleri zulüm ve katliamlara karşı, barış sürecine sahip çıkması gerekiyor. Barış sözle olmaz. Barışın toplumsallaşması lazım. Bu yüzden raporun, toplumun hakikatini esas alarak, bir yol haritasının çıkarılması gerekiyor. Toplumun da beklentilerini göz önüne alarak, netleşmelerin sağlanması, somut adımların atılması, yasaların çıkarılması lazım. Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum inşa edildiğinde, Alevilerin de sorunları çözülecektir.
PİRHA- Mersin’de Xızır Cemi için Alevi yurttaşlar cemevini doldurdu. Yürütülen cemde, semahlar barış için dönülürken, Suriye’de süren soykırıma karşı durma çağrısı yapıldı.
Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor. Mersin’de yaşayan Aleviler, tuttukları Xızır Orucunun ardından Xızır Cemi yürüttü.
Mersin Cemevi’nde yürütlen Xızır Cemini; Seyit Sabun Ocağı’ndan Hasan Kılavuz, Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin, yürütürken, Zakir Rıza Aydın nefes ve deyişler okudu.
Kadınların ve gençlerin yoğun katılım gösterdiği cemde Pir Hasan Kılavuz, “Alevi İnancının en büyük bayram günleri Xızır günleridir. Xızır Ayında, talipler pirinin yolunu gözler. Pir gelince cem yapar, görgüden geçer. Pir, inançsal hizmeti yürütür. Her Alevi, imkân ve olanaklar doğrultusunda kurban tığlar. Alevi inanç ve ibadetleri Xızır ayında doruk noktasına ulaşır. Uyandırdığımız deliller barışa, huzura vesile olsun” dedi.
Kılavuz, Suriye’de süren soykırıma da dikkat çekerek, “Aleviler yüzyıllar boyunca katliamlarla karşı karşıya kalmıştır. İki yıldırda Suriye’de Alevi toplumuna soykırım uygulanıyor. Mallarına el konulup, sürgün edilirken, kadınlara zulüm uygulanıyor. Buna karşı olmak seslerine ses olmak zorundayız. Xızır cümle canın yardımcısı olsun, darlarına yetişsin” diye belirtti.
Ekonomik koşulların toplumsal dayanışmayı zorlaştırdığına dikkat çeken Kılavuz, buna rağmen birlik ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinerek uluslararası alanda farkındalık oluşturmanın önemine işaret etti; geçmişte Maraş ve Çorum’da yaşanan acıların Alevi toplumunun hafızasında derin izler bıraktığını hatırlattı.
Alevi inancının hoşgörü, eşitlik ve tüm inançlara saygı temelinde şekillendiğini vurgulayan Kılavuz, herkesin kendi diliyle ibadet edebilmesinin hak olduğunu, Hak katında tüm dillerin bir olduğunu ifade etti. Yoksul canlara yardım etmenin ibadetin özü olduğunu söyleyen Kılavuz, çocukların iyi eğitim almasının toplumsal sorumluluk olduğunu belirterek sözlerini birlik, dayanışma ve umut mesajıyla tamamladı.
Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyiş, duaz ve nefeslerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi, semah dönüldü.
PİRHA- Kağıthane Dersimliler Derneği düzenlediği Xızır lokma paylaşımı yapıldı.
Alevi toplumu yaşadıkları her coğrafyada Hızır Ayını karşılıyor. İstanbul’un bir çok ilçesinde Xızır Cemi yürütüldü.
Kağıthane Eyüp Göktürklüler Dersimliler Derneği, dernek binasında Xızır lokması paylaştı. Yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği lokma paylaşımına DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEDEF Başkanı Yaşar Gelincik, Nazımiyeliler Dernek Başkanı Musa Çevik, CHP Eyüp Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Parlak ve siyasi parti temsilcileri katıldı.
Lokma paylaşımında konuşan Kağıthane Hacı Bektaş Veli Vakfı/Nurtepe Cemevi Başkanı Zeynel Şahan Xızır’ın yaşamdaki anlamını anlatarak inançsal boyuttaki sorunlara değindi.
Kağıthane Dersimliler Derneği Başkanı Cemal Yücel, birlik ve beraberliğin önemine değindi. Özcan Yakut ve Zeynel Şahan’ın verdiği gulbang sonrası lokmalar paylaşıldı.
PİRHA- Mersin Dersimliler Derneği tarafından Xızır Lokması paylaştırıldı. yüzlerce yurttaşın katıldığı etkinlikte barış mesajı öne çıktı.
Alevi toplumunun kutsal günlerinden olan ‘Xızır Ayı’nda oruçlar tutuldu, cemler bağlandı. Mersin Dersimliler Derneği de, dernek bahçesinde yüzlerce yurttaşın katılımıyla ‘Xızır Lokması’ paylaştı.
Xızır lokması paylaşımına, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, CHP Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız, siyasi partilerin il ve ilçe başkanları Demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri, yöre Derneklerinin başkan ve temsilcileri ile çok sayıda dernek üyesi katıldı.
Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, “ Hızır lokması paylaşımı için bir araya gelmiş bulunmaktayız. Hızır hepimizin yardımcısı olsun. Hızır lokmasında emeği geçen tüm canlara teşekkür ederiz” diye konuştu.
BİRLİK VE DAYANIŞMA MESAJI!
Yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız ise, Xızır’ın birlik ve dayanışma anlamı taşıdığını dile getirerek, “Baskı ve zorun olduğu böylesi günlerde daha bir anlamlı hale geliyor. Bu dayanışma ve birlik anını sürekli kılmak gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mersin’in barış kenti olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’de barış olacaksa bunun temelleri Mersin’de atılmıştır. Türkiye’ye barış, kardeşlik buradan yayılacaktır” dedi.
Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz da, Hızır orucu ile ilgi bilgi verdikten sonra, gülbeng okudu ve lokmalar pay edildi.
PİRHA- Xızır ayı vesilesiyle Leverkusen, Dortmund ve Paris’te Xızır cemleri yürütüldü.
Xızır ayı vesilesiyle Avrupa’da bir çok cemevinde Xızır muhabbetleri ve cemleri sürüyor.
Almanya’nın Leverkusen kentinde bulunan Leverkusen Alevi Dergahında gerçekleştirilen cemi, Didar Cenan Ana ve Pir Cemal Cenan yürüttü.
Çerağların uyandırılmasının ardından lokma gulbengi verilerek oruçlar açıldı.
Didar Cenan Ana Xızır ayına yönelik yaptığı konuşmada Xızır her yerde olduğunu belirterek, “Xızır sendedir. Xızır başka yerde aramayın. Kendinizde arayın. Xızır içinizdedir“ ifadelerini kullandı.
Pir Cemal Cenan ise Xızır ayının Alevi toplumundaki yerine değindi.
Ardından Ali Onuk deyişler seslendirdi, semaha duruldu.
Dortmund Alevi Dergahı’nda (DAKME) gerçekleştirilen Xızır muhabbetine Sanat Yönetmeni ve Yazar Necati Şahin katıldı.
Şahin, Xızır’ın Alevi toplumundaki anlamına dikkat çekerek, “Xızır o bölgelerde bir öğrenci okutan kişidir.Xızır bir yoksula hane yapan insandır“ ifadelerini kullandı.
Paris’te Pir Sultan Dergahı’nda gerçekleştirilen cemi ise Pir Rıza Yağmur yürütü.
Pir Rıza Yağmur, yaptığı konuşmada Xızır Orucu’nun manevi anlamına, toplumsal çözülme riskine ve Alevi öğretisinin etik değerlerine dikkat çekti. Yağmur, geçmişte “her canın kavgasının kendi nefsiyle olduğu” anlayışının bugün zayıfladığını belirterek, “Nefis muhasebesi unutulursa yol da zedelenir” dedi.
Konuşmasında Alevi toplumunun tarihsel ahlak ilkelerini hatırlatan Yağmur, özellikle kadınlara yönelik şiddet ve son olarak yaşanan Alev Koç cinayetine değindi. Kadına şiddet gösteren kişinin ceme alınmadığını ifade etti.
Pir Yağmur, toplumsal birlik ve dirliğin altını çizdi.
PİRHA – Pir Celal Fırat, Xizir inancının, Alevilikte çok derin anlamı olduğunu söyledi. ‘Birbirini Xizir görme’ desturunun Alevilikte önemli bir inanç olduğunu belirten Fırat, “Bir yerde bir zulüm varsa o zulme karşı gür bir şekilde sesini çıkartabilmek, mazlumdan yana olmaktır Xizir” ifadelerine yer verdi.
Xizir Ayı’nın gelmesiyle birlikte oruçlar tutuldu, lokmalar paylaşıldı. Xizir Ayı aynı zamanda metropollerdeki cemevlerinde dayanışmanın da adresi oldu.
İstanbul’un en yoğun Alevi inanç merkezlerinden biri olan Garip Dede Dergahı’nda da binlerce yurttaş, Xizir’ı birlikte karşılayıp, çerağlar yaktı, lokmalarını bölüştü.
Garip Dede Dergahı Vakfı Başkanı Pir Celal Fırat, Xizir inancının manasını anlattı. Xizir’ın Alevilikte çok derin anlamı olduğunu belirten Fırat, “İnsan, her gördüğünü Xizir bilmeli” dedi. Xizir geleneğine dair Celal Fırat, şunları söyledi:
“Xizir’ın güzelliğini yüreklerde hissedebilmeli. Xizir’ın, bizimle beraber olduğunu görmek lazım. Büyüklerimiz hep şunu söylerlerdi: ‘Her gördüğün Xizir bil ki Ali’ye Selman olasın.’ Şubat’ın ikinci haftasındayız. Büyüklerimiz genellikle, Rumi takvime göre Ocak ayının 15’inden Şubat’ın ortalarına kadar Xizir’ın mihman olacağını, oruçların da bu aralıkta tutulacağını söylerdi. İçinde bizim köyümüzün de olduğu Pötürge ilçesinde dört tane Alevi köyü var. Dedeler sırayla birbirine gidip lokmalarını paylaşınlar diye her hafta bir köyümüz oruçlarını tutardı.”
“MAZLUMDAN YANA OLMAKTIR XIZIR”
Yaklaşık 40 günü kapsayan Xizir günlerinde dayanışmanın öne çıktığını anlatan Celal Fırat, metropollerde bu geleneğin günden güne zayıfladığını da söyledi. “Xizir’ı gökte aramamak gerekir” diyen Fırat, darda olana uzatılan her elin Xizir olduğunu vurguladı.
“Maalesef Metropol kentlere gelmekle beraber gelenek göreneklerimizden, o itikatımızdan da biraz uzaklaştığımızı söylemek gerekiyor. İnancımız, güzelliklere vesile oluyorsa ziyaretgahlarımızda, ocaklarımızda, Xizir inancıyla, itikadıyla bu oluyor. Garip Dede Dergahı’na gelen canlarımızla muhabbet ediyoruz. Gelen her canımız, kümbeler, börekler, lokmalar getirip dağıttırıyor. Xizir, her canımızın niyetini kabul etsin. Ama asıl olan şu ki birbirini Xizir görmek, hakkaniyetine saygı göstermek, birbirinin elinden tutmak… Bir yerde bir zulüm varsa o zulme karşı gür bir şekilde sesini çıkartabilmek, mazlumdan yana olmaktır Xizir. Umut ediyoruz ki zora, dara düşen her canımızın elinden Xizir tutacaktır. Köyde yaşayan babaannem, 100 yaşına kadar Xizir günlerinde oruç tutardı. Özellikle perşembe akşamı lokmalar pay edilir, dedelerimiz dua verirlerdi. Babaannem, kömbe ya da qillor böreğiyle birlikte çayını da hazırlayıp misafir odasına koyardı. Xizir’ın yatağını yapardı. Aynı şekilde atı için de ahırda bir yer yapar, yemini de hazırlardı. Böylesine güzel bir itikat… ‘Xizir gelecek, benim evime mihman olacak’ inancı vardı. Ama maalesef şu an tamamen sembolik söylemlerle Xizir’ı algılamaya gayret gösteriyoruz. Xizir inancı, Alevilikte gerçekten çok derin anlamı olan bir inanç. Birbirini Xizir görme desturu Alevilikte çok derindir.”
“ZULME SES ÇIKARTTIĞIMIZDA XİZİR OLABİLİRİZ”
İçinde bulunduğumuz süreçte Alevi toplumunun birçok sorunla mücadele ettiğini söyleyen Celal Fırat, “Tam da bu dönemde birbirimizin Xizir’ı olmalıyız” dedi. “Xizir’ı gidip bir deryanın başında aramaktansa bir yoksulun kapısını çalarak görebiliriz” diyen Fırat, artan yoksulluk ve süregiden katliamlara da dikkat çekti.
“Dara düşenin kapısını çalabilirsek birbirimizin Xizir’ı oluruz. Xizir’ı farklı mekanlarda, gökte, yerde aranmanın mantığı yok. Dara düştüğümde elimden tuttuğumuzda benim Xizir’ım sizsiniz. Bu desturu, bu güzelliği toplumumuza aktarmak lazım.
Şu an Türkiye’de de ciddi bir şekilde zulüm, sıkıntı var. İnsanların itikadından, inancından dolayı ötekileştiriliyor. Cezaevlerinde haksız yere onca insan mevcut. Hemen yanı başımızda Suriye’de büyük savaşlar var. Aleviler, Kürtler, Dürziler, Ezidiler, Süryaniler, seküler Sünniler katlediyor. Buna dair ses çıkarttığımızda gerçekten Xizir olabiliriz. Yoksa sadece getirip bir lokma dağıtmakla, güzel niyetle değil, günün koşullarında zulme ses çıkartmayı da Xizir’ın bizden taleplerinden birisi olarak görmek gerekiyor. İnanıyor ve umut ediyorum ki bu halk, gerçekten birbirinin elinden tutacaktır. İtikadına, inancına, gelenek geleneklerine sahip çıkacaktır. Toplumumuzda çok büyük problemler var.
Alevi geleneklerinin içerisinde de cemevlerimizde de şu an büyük problemler var. Yol’umuza dair olumsuz sözler söyleniyor. Yaşadığımız bu coğrafyada böylesi sıkıntılar var iken bu sıkıntılara yoğunlaşalım. Bunların üstüne gitmek gerekiyor. Yoksa süslü kelamlar dillendirerek, ‘toplumun zihnini farklı noktaya getireyim’ mantığını gütmek günün koşullarına uymasa gerek. Xizir, her canımızın mihmanı olsun diyorum.”
PİRHA-Avrupa’da yaşayan Aleviler, Xızır ayı vesilesiyle inançlarını, kültürlerini ve dayanışma iradesini büyütmek için bir araya geliyor. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) öncülüğünde İsviçre, Almanya, Fransa ve Avusturya’nın birçok kentinde Xızır cemleri gerçekleştirilecek.
İsviçre’de Zürih’te 21 Şubat’ta Dübendorf’ta saat 17.00’de Pir Niyazi Bakır’ın yürüttüğü, zakirliğini Ali Sizer’in yaptığı cemle başlayan buluşmalar, 22 Şubat’ta St. Gallen’de Waaghaus’ta devam edecek. Cenevre’de 27 Şubat akşamı Rue de Savoises’te Pir Zeynel Kete ve zakir Şahin Polat’ın yürüttüğü cem, FEDA, YJAD ve Cenevre Alevi Kurumu’nun ortak organizasyonuyla gerçekleşecek. Lozan’da ise 28 Şubat’ta La Fraternité’de yine Pir Zeynel Kete ve zakir Şahin Polat ile Xızır cemi yürütülecek.
Almanya’da Xızır ayı etkinlikleri Leverkusen’de 12 Şubat’ta Didar Ana ve Pir Cemal’in yürüttüğü Xızır muhabbetiyle başlarken, deyişler Ali Onuk tarafından seslendirilecek. Mannheim’da 15 Şubat’ta Pir Hüseyin Bildik’in yürüttüğü muhabbet erkanı gerçekleştirilecek.
Yine Leverkusen’de 19 Şubat 2026 tarihinde Alevi gençlerinin öncülüğünde Ali Sizer’in katılımıyla Xızır cemi düzenlenecek.
Hamburg’da 20 Şubat’ta Pir Mustafa Mısır’ın, Stuttgart’ta 22 Şubat 2026 günü Kulturhaus Arena’da Pir Zeynel Kete’nin katılımıyla Xızır cemleri gerçekleştirilecek. Aynı gün Berlin’de Cevahir Altınok’un Ana, Pir Ali Baba’nın yer aldığı, zakirliğini Sevgi Yurtsever ve Erdem Maho’nun yaptığı Xızır cemi yapılacak. Dortmund’da yine 22 Şubat’ta Pir Mustafa Mısır, Freiburg’da ise 1 Mart’ta Pir Hüseyin Bildik Xızır cemini yürütecek.
Fransa’da Paris’te 19 Şubat 2026 tarihinde Pir Sultan Abdal Dergâhı’nda Pir Rıza Yağmur ve Pir Zeynel Kete’nin yürüttüğü Xızır cemi gerçekleştirilecek. Normandiya’da 26 Şubat’ta yine Pir Rıza Yağmur ve Pir Zeynel Kete ile Xızır cemi yürütülecek. Avusturya’da ise 27 Şubat’ta Pir Hüseyin ve Hediye Ana’nın katılımıyla Xızır cemi yapılacak.
Avrupa’nın dört bir yanında gerçekleşecek bu buluşmalarda, Alevi inancının barışçı, eşitlikçi ve kadın özgürlükçü özü, cem meydanlarında bir kez daha görünür kılınacak.
PİRHA – Pir Hüseyin Doğan, Xizir inancının, Alevi kurumlarında iyi anlatılması gerektiğini söyledi. Xizir’ın, bir tür dayanışma geleneği olduğunu anlatan Doğan, Suriye’de yaşanan zulme de dikkat çekti. “Böyle bir günde sessiz kalmamamız lazım” diyen Pir Doğan, “Xizir geleneğini yaşatamazsak, inancımızın asimilasyon çabasına da ortak oluruz” diye ekledi.
İmam Rıza Ocağı pirlerinden Hüseyin Doğan, Xizir Ayı’nın aynı zamanda dayanışmanın adı olduğunu söyleyerek Xizir inancının detaylarını anlattı. Umutsuzluk ya da çıkmaza düşüldüğünde ilk akla gelenin Xizir olduğunu belirten Doğan, “Xizir’ı gökte, sağda, solda aramayız” diye de ekledi.
Xizir günlerinin yılın zorlu yaşam şartlarına denk gelen dönemde karşılandığını anlatan Pir Hüseyin Doğan, bu ayda daha fazla dayanışmanın oluştuğunu söyledi. Xizir’ın, insanların “Umut kapısı” olduğunun altını çizen Doğan, Xizir Ayı’na dair şunları anlattı:
“Xizir, insanların yarına daha güzel bir şekilde bakmasını sağlar. Xizir, her zaman mazlumların yanında olandır. Paylaşmayı sever. Köylerde Xizir günleri geldiğinde üçüncü günü oruçlarımızı açardık. Böreğimizi, çöreğimizi ne varsa yapardık. Annem bir sofra dizer, yanına da minder koyardı. Ardından kapıları açardı ki o akşam Xizir da gelip bizlere mihman olsun isterdi. Xizir, lokmamızdan tatsın ve bereketi evimize yansısın isterdi. İnancımızda ilk gelen, ağzımızdan ilk çıkan ‘Ya Xizir’ olmuştur. Çünkü Xizir, zorda kaldığımızda bize umut veren, ayağa kaldırandır. Dilimizden, aklımızdan, kalbimizden çıkarmayız.”
“ZULME KARŞI DİK DURMAMIZ LAZIM”
Pir Hüseyin Doğan, Alevilerin de yaşadığı coğrafyadaki soykırım ve baskılara işaret ederek, kritik bir dönemden geçildiğini anlattı. “Suriye’de tam da birliğin, beraberliğin en çok olması gerektiği bir dönemdeyiz” diyen Doğan, inanç önderlerine düşen görevlere işaret etti:
“Suriye’de çok büyük bir Alevi katliamı, çevre ülkelerde savaş, gözyaşı, zulüm var. Tabii bu zamanda her birimiz birbirimize Xizir olmalıyız. Sessiz kalmamamız lazım. ‘Eğer bir yerde haksızlık varsa, susarsanız dilsiz şeytansınız’ denilmiştir. Burada en büyük iş dedelere, örgütlerimize kalıyor. Böyle bir günde sessiz kalmamamız lazım. Yani birbirimize Xizir olalım, yaşanan o acıya sessiz kalmayalım. Sessiz kaldığımız takdirde biz de o zulme ortak sayılırız. O yüzden ayağa kalkmamız, haykırmamız lazım.
İmam Hüseyin’e, zalimler zamanında saraylar, paralar, valilikler verip biat etmesini istiyorlar. İmam Hüseyin öyle bir duruş sergiliyor ki, ‘Senin önünde biat edersem bütün insanlık da eder’ diyor. O yüzden de eğer biz dedeler, pirler, mürşitler, rehberler, ‘İmam Hüseyin’in soyundan geliyoruz’ diyorsak onun gibi dik durmamız, sessiz kalmamamız lazım. O yüzden de bugünlerde ‘Xizir aşkına Dünyada barış, huzur, adalet olsun’ diyoruz. Herkes kendi inancını, kültürünü özgür bir şekilde yaşasın. Birbirimize sevgiyi, barışı, birliği aşılayalım.”
“ALEVİ KURUMLARINDA XİZİR’I İYİ ANLATMAMIZ LAZIM”
Pir Hüseyin Doğan, Xizir geleneğinin yaşatılması için Alevi kurumlarının daha duyarlı olması gerektiğini söyledi. Dayanışmanın en güzel örneğinin Xizir inancı olduğunu söyleyen Doğan, şunları aktardı:
“Bütün cemevlerimizde ‘Allah, Muhammed ya Ali’ diyerek gülbenglerimize başlıyor, sonunda da ‘Ali, Baş Xizir, yoldaşınız olsun’ diyoruz. Cemevlerimizin, dergahlarımızın hepsi ilim, irfan kapısıdır, buralarda Xizir’ı iyi anlatmamız lazım. Xizir’ı sadece ak sakallı, atlı görmememiz lazım. Anne ve babalarımız, sabah kalktığında ilk güneşin alnına çıktığında ‘Ya Xizir’ derlerdi. Öğlen eğer bir lokma yiyeceklerse, gece uyumadan önce de ‘Ya Xizir’ diyorlardı. Xizir, her anlarındaydı. Büyüklerimiz, Xizir Ayı’nda dertlinin derdine derman oluyordu. Bizim de bu güzel emaneti yaşatmamız lazım. Eğer bu geleneği yaşatamazsak inancımızın asimilasyon çabasına ortak oluruz.”
PİRHA- Hızır ayı vesilesiyle, Almanya Federal Parlamentosu’nda bulunan İnançlar Odası’nda, AABF İnanç Kurulu öncülüğünde, hızır lokmaları pay edildi.
Aleviliğe ait kutsal sembollerinin bulunduğu İnanç Odasında düzenlenen etkinliğe aralarında AABF NRW İnanç Kurulu Başkanı Necla Aslan, AABF İnanç Kurulu Başkanı Pir Hasan İçlek ,AABF İnanç kurulu İkinci Başkanı Pir Hasan Doğan, Almanya Federal Meclis SPD milletvekili Hakan Demir’in de bulunduğu, bölge inanç kurulları, Gençlik Birliği, Berlin Cemevi temsilcilerinden oluşan çok sayıda kişi katıldı.
Delillerin uyandırılmasının ardından deyişler okundu.
Ardından hızır lokmaları gelen katılımcılara pay edildi.
PİRHA – Dede Nihat Saltuk, hızır ayının önemini anlattı. Hızır ritüelini “Ruhun aydınlanması” şeklinde özetleyen Saltuk, bu geleneğin tüm dünyaya anlatılması gerektiğini de söyledi. Nihat Saltuk, Muharrem Ayı gibi Hızır’ın da tüm cemevlerinde karşılanması gerektiği notunu düştü.
Sarısaltuk Ocağına mensup Nihat Saltuk, Hızır inancının, Alevi toplumundaki karşılığını anlattı. Hızır’ın, toplum tarafından “kutsal” görüldüğünü belirten Saltuk, bu geleneğin, Alevi inancının en büyük parçası olduğunun altını çizdi.
Dede Nihat Saltuk, şubat ayıyla birlikte pirlerin, köylere uğradığını belirterek “Pirlerin, talibiyle buluşması ise Hızır’ın gelmesi demekti. Kimin evine pir gitmişse Hızır’ı gelmiştir” dedi.
KUTSAL AYA DÖNÜK HAZIRLIKLAR
Nihat Saltuk dede, Hızır ayı yaklaşırken yapılan hazırlıkları da özetledi. Pirlerin köylere gelmeden önce lokmaların hazırlığına başlandığını anlatan Saltuk, şunları söyledi:
“Cemler olacak, küskünler barışacak, evlerimize bereket, huzur gelecek. Bir köye eğer piri gitmemişse Hızır uğramamıştır. Fakat Alevi inancı Şah-ı Merdan Ali ile Hızır’ı bütünleştirir. Onun için Hızır’ı her yerde hazır ve nazır görmek, Hızır’ın özelliğidir. Onu, gönlümüzde her zaman ‘Bozatlı’ ve ‘Aksakallı pir’ olarak görürüz. Hızır, dondan dona bürünendir. Bir kalıba da sokamayız. Belki kapımıza gelen bir dilencidir. Bazen bir yetimdir. Hızır’ demek, insanın farkında olması, ruhun aydınlanması, karanlığa kalmış gönüllerin aydınlanması demektir.”
“HIZIR, İNSANA GİZLENMİŞTİR”
Dede Nihat Saltuk, Hızır’ın, bir umut kaynağı olduğunu da anlattı. Alevilikte Hızır’ın ölümsüz olduğuna dair bir inanış olduğunu söyleyen Saltuk, bu geleneği şu cümlelerle anlattı:
“Hızır ölmedi diyoruz çünkü ölüm ölür biz ölmeyiz deriz. Hakk’ın cemali de Hızır da zamana, mekana tabi değildir. Güneşin nasıl yeniden doğduğuna inanıyorsak Bozatlı Hızır’ın da carımıza yetişeceğine inanıyoruz. Hızır çaredir, dosttan kesilmeyen umuttur. Hızır, insan ile Tanrı’nın buluşmasıdır. Hızır karşılık beklemeden yardıma koşandır. Hızır, tükenmez umuttur bizim inancımızda. Onun için Hızır, insana gizlenmiştir. Hızır, insanlarla el ele el Hakk’a, hala haldaş, Yol’a yoldaştır. Hızır bizim güneşimiz, ayımız, dolunayımız, bağımız, köşkümüz, orucumuz, sabrımız ve kurbanımızdır. Hızır zahiri değil batınidir. Yani görüneni değil görünmeyeni temsil eder.
Darda olduğumuzda kimi zaman İmam Ali’yi, kimi zaman Hızır’ı çağırırız. Onlara verdiğimiz ikrarımızda sadık kalırız. Zalimin karşısında, mazlumun yanında, haksızlığın karşısında, adaletin yanında, Şah-ı Merdan Ali’nin Yol’unu Yol ederiz. Savaşa karşı barış, kötülüğe karşı iyilik, çaresizliğe karşı yardımlaşma bizim Yol’umuzdur. Sevgi ve umudun Bozatlısı Hızır’ın darda kalanlara yardım etmesini, bütün insanlarda vücut bulmasını diliyoruz. Ali kardeşimiz, Hızır da yoldaşımız olsun.”
“BİR ÜZÜM TANESİNİ 40 KİŞİYE PAY ETTİK!”
Dede Nihat Saltuk, Hızır anlayışının bugün ne oranda yaşatıldığına da değindi. Günümüzde Hızır’a yeterince anlam verilmediğini söyleyen Saltuk, inanç önderlerinin bu konuda eksik kaldığını söyledi. “Bizler anlatamadık. Bizim anlattığımızla halkın anladığı da farklı oldu” diyen Dede Saltuk, şöyle devam etti:
“Kendi ihtiyacın varken yetime, yoksula el uzatabiliyor musun? Hepimiz Hızır gibi insanlara yardım etmeliyiz, darda olanın yardımına koşmalıyız. Haksızlığın karşısında dik durmalıyız. Hazreti Hüseyin ‘Ne aradığını bilmezsen bulduğunda onu tanıyamazsın’ diyor. Biz daha ne aradığımızı bilmiyoruz! Bir lokmayı bölüşmenin önemini bilmeliyiz. O zaman Hızır’ı anlamış olacağız. ‘Kırklar Cemi’nde bir üzüm tanesini 40 kişiye pay ettik’ diye hep anlatırız ama biz dünyayı götürüyoruz hala bir lokmayı pay edemiyoruz! Günümüzde ise bir tek Hızır’da lokma dağıtılıyor. O da cemsiz, cemaatsiz, sadece semah yapıyor. Hızır’ı anlayıp dünyaya da anlatmak lazım. Bizler neden eli kolu bağlı, çaresiz şekilde Hızır’ı bekliyoruz? Bir de sen herkese Hızır ol. Hızır, ruhun aydınlanmasıdır. Ruhun aydınlanmamışsa, ruhun karanlığında kalmışsan kusura bakma, Hızır’ı anlamamışsındır.”
HIZIR RİTÜELİ CEMEVLERİNDE YAŞATILMIYOR!
Dede Nihat Saltuk, geçmiş yaşanan Hızır ritüellerini de hatırlattı. Şubatın ikinci salısından itibaren Hızır orucunun başladığını belirten Saltuk, kimi bölgelerde ise Pazar günü başladığını aktardı. Bu orucu geçmişte en çok da bekar bireylerin tuttuğunu söyleyen Dede Saltuk, Hızır’a dair şunları anlattı:
“Oruçların son günü gençler biraz daha tuzlu yerler, su içmezlerdi. Oruç sonunda kim su vermişse onunla evlenileceğine inanılırdı. Evimize Hızır gelsin diye buğday kavrulurdu. O kavutları hiç kimsenin değmediği yüksek bir yere koyardık. Eğer ona bir el değmişse ‘Hızır evimize uğramış’ denirdi. Ayrıca aileler, yoksulluklarını göz önünde bulundurmadan kurban keserdi.
Anadolu’ya gittiğiniz zaman kimi köyler bir hafta önce tutar bir diğeri sonra tutar. Çünkü o pir, her hafta bir köydedir. Çünkü perşembe akşamı cem olurdu muhakkak. Hızır orucunun dağınık şekilde tutulmasının nedeni de budur.
Ancak hizmet yürüttüğüm Yunus Emre Cemevi’nde maalesef bu yönlü bir hazırlığımız olmuyor. Cemevleri aslında bu gelenekler için olmalı. Muharrem ayı için hazırlık yapılıyor ancak Hızır için yapılmıyor. 3 Gün Hızır orucu tutuyorsak aynı Muharrem ayı gibi burada birlikte oruçlarımızı açabiliriz. Ancak cemevleri, yöneticilerin himayesinde kaldığı için bu işleri dedelere bırakmıyorlar. Dedeler biraz geriye atıldılar. Aleviliğin yaşadığı sorunlar da dedelerin geriye atılmasından kaynaklı oluyor.”
PİRHA- Silifke Cemevi’nde de Hızır Cemi yürütüldü. Kadınların ve gençlerin yoğun katılım gösterdiği cemde uyandırılan delillerin ülkeyi ve dünyayı barışa, huzura kavuşturmasına vesile olması istendi.
Hızır ayı sebebiyle tutulan oruçlar ardından Hızır Cemleri yapılmaya devam ediliyor. Silifke Cemevi’nde de Hızır Cemi yürütüldü. Hızır lokmasıının pay edildiği Silifke Cemevi’ndeki lokma paylaşımına Silifke Belediye Başkanı Mustafa Turgut da katıldı.
Lokmaların paylaşılmasının ardından Hızır Cemi’ne geçildi. Hızır Cemi’ni Aysel Kılavuz Ana ile Halis Çelik ve Mehmet Ali Akpınar Dede yürütürken, Zakir Rıza Aydın nefes ve deyişler okudu.
Kadınların ve gençlerin yoğun katılım gösterdiği cemi yürüten Aysel Kılavuz ana, Alevi inanç ve ibadetleri hızır ayında doruk noktasına ulaştığını belirterek, uyandırılan deliller ülkeyi ve dünyayı barışa, huzura kavuştursun dedi.
Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyiş, duaz ve nefeslerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi, semah dönüldü.
PİRHA- Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu, Gağan, Xızır, Heftemal ve inançta ana dilin önemine dair konuştu. Alevilerin üç büyük bayramı olduğunu belirten Kerimoğlu,” Gağan, Xızır ve Heftamaldir. Alevilik kendi içinde bilimsel ve kuralları ilkeleri öğretisi olan ayrıca kâinatı doğayı Hakk döngüsünü esas alan, hukuksal ve bilimsel değerlere dayalı kendine özgü aydın bir yaşam felsefesi ve gerçeklik yoludur” diye ifade etti.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde moderatörlüğünü sanatçı Helin Erdem’in yaptığı araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu’nun panelist olarak katıldığı etkinlikte Raa Heqî Aleviliğinin inancında Gağan, Xızır, Heftemal ve inançta ana dilin önemi konuları konuşuldu.
Reel olarak bir tane Alevilik olduğunu belirten Hakan Kerimoğlu, “Günümüzde Alevilik ülkemizde de çok parçalar halinde bölünmüş cendereler sonucu asırlar içinde büyük oranda asimilasyona uğrayan, birbirinden kopartılıp araya sınır konulan Alevi toplumu kaldığı bölgedeki baskıyı veya felsefelerinin etkisiyle değişime uğramıştır” dedi.
Alevilerin üç tane büyük bayramı olduğunu belirten Kerimoğlu,” Gağan, Xızır ve Heftamaldir. Alevilik kendi içinde bilimsel ve kuralları ilkeleri öğretisi olan ayrıca kâinatı doğayı Hakk döngüsünü esas bilen hukuksal ve bilimsel değerlere dayalı kendine özgü aydın bir yaşam felsefesi ve gerçeklik yoludur” diye ifade etti.
“BİLİMLE AÇIKLANAMAYAN HİÇBİR SÖZCÜK VE HİKAYE ALEVİLİĞE AİT DEĞİLDİR”
Bilimle açıklanamayan hiçbir sözcük ve hikayenin Aleviliğe ait olmadığını dile getiren Kerimoğlu, ”Yaşlı ağaçtan kuru bir dal alınırken dahi ağaçtan rızalık alınır ve asla yaş da kesilmez. Demek ki Alevilİkte hukuksuz, rızasız hiçbir eylemde bulunulmadığı gibi canlı olan hiçbir varlığa dokunulmamış” dedi.
“NEWROZ 21 MART 23 EYLÜL ARASI OLAN DÖNEMİ KAPSAR”
Gağanın yanlış işlendiğini belirten Kerimoğlu, Gağan’ın sosyal yardımlaşma paylaşma bayramıdır. Gağan, Xızır gibi 4’e bölünür. Her hafta bir başka bölgede yapılır. O bir ayı yaşatmak içinde o bir ayın adıdır ve 20 Ocak’ta sona eriyor toplam 30 gündür ve 20 Ocak ta da Xızır başlıyor” diye konuştu.
“XIZIR’IN DOĞRU ANLATILMASINA RAĞMEN UYGULAMADA YANLIŞ YAPILIYOR”
Xızır’a dairde konuşan Kerimoğlu, “Xızır can kurtarandır. Evet böyle Xızır yetiştirendir kavuşturandır, içimizdeki manevi bir güçtük. Xızır yerden veya gökten yer altından çıkan bir şey değil, Xızır herkesin yardımına koşandır. Xızır, hızlı koruyucu anlamındadır” şeklinde ifade etti.
Heftemal’ın varoluş zamanı anlamında geldiğini belirten Kerimoğlu,” Bu Azerilerde de Sakanilerde de vardır. Bizim üç bayram içinde en büyük kutlamamızdır. Çünkü Heftemal yoksa kâinat yoktur. Kâinat olmazsa insan da olmaz, Xızır’da olmaz” dedi.
“BU KADAR ZENGİN BİR DİLE SAHİPKEN NEDEN DİLİMİZDEN UZAKLAŞIYORUZ”
Hakan Kerimoğlu, Kırmanci dili Avrupa Hint dili içerisinde en eski ata dili olduğunu ifade ederek, “şunları söyledi:
O nedenle Avrupa dilleri Kırmançi dilinden alıntılar yapmıştır. Kır kökü Kırmançi’dir sadece kırmanci dili kırsaldan başlamaz. Kırgızistan’da kırdan başlar. Kırmaç kırsallığı olan doğal olan ve doğaya benzeyen Kırmançi’de doğanın dili anlamındadır. N e güzel bir şey. Bu bizi anlatıyorsa bilime göre de böyleyse niye biz bundan uzaklaşıyoruz? Neden şunu düşünmüyoruz. Asırlardır birileri Kırmançi adını kullanmamak için bizim kök kelime olan İngilizcede Almancada Fransızca da olan ve Türkçenin içerisinde binlerce kelime var ve biz bundan uzaklaşıyoruz.”
PİRHA- Mersin’de Xızır Cemi için Alevi yurttaşlar cemevini doldurdu. Yürütülen cemde, semahlar barış için dönüldü.
Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor. Mersin’de yaşayan Aleviler, tuttukları Xızır Orucunun ardından Xızır Cemi yürüttü.
Mersin Cemevi’nde de Xızır Cemi yürütüldü. Xızır Cemini; Seyit Sabun Ocağı’ndan Hasan Kılavuz, Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin, yürütürken, Zakir Rıza Aydın nefes ve deyişler okudu.
Kadınların ve gençlerin yoğun katılım gösterdiği cemde Pir Hasan Kılavuz, “Alevi İnancının en büyük bayram günleri Xızır günleridir. Xızır Ayında, talipler pirinin yolunu gözler. Pir gelince cem yapar, görgüden geçer. Pir, inançsal hizmeti yürütür. Her Alevi, imkân ve olanaklar doğrultusunda kurban tığlar. Alevi inanç ve ibadetleri Xızır ayında doruk noktasına ulaşır. Uyandırdığımız deliller barışa, huzura vesile olsun” dedi.
Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyiş, duaz ve nefeslerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi, semah dönüldü.
PİRHA- Mersin Cemevi’nde Xızır Orucu’nun son gününde lokmalar pay edildi. Pir Hasan Kılavuz, “Yürekten Xızır’ı çağıranlara, yad edenlere, gönlünde yaşatanlara Xızır hep yardımcı olur. Xızır, Anadolu Kızılbaş Alevilerin yaşayan tanrısıdır. Onun için Aleviler nerede olurlarsa olsunlar hep Xızır’ı çağırırlar” dedi.
Hızır ayının başlamasıyla birlikte Mersin’deki Aleviler de Hızır sohbetinde buluştu. Mersin Cemevi’nde Xızır Orucunun üçüncü günü dolasıyla lokma paylaşımı yapıldı. Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dedenin okuduğu gulbengin ardından lokma paylaşımı yapıldı.
İnanç kurulu üyesi Pir Sultan Ocağı’ndan Mehmet Ali Akpınar‘nın okuduğu gülbengin ardından Zakir Ayhan Danyel, nefes ve deyişler okudu, kadınlar semah döndü.
Ardından Mersin Cemevi Başkanı Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Hasan Kılavuz, Xızır ayına dair konuştu.
“ALEVİLER NEREDE OLURLARSA OLSUNLAR HEP XIZIR’I ÇAĞIRIRLAR”
Pir Kılavuz, “Yürekten Xızır’ı çağıranlara, yad edenlere, gönlünde yaşatanlara Xızır hep yardımcı olur. Xızır, Anadolu Kızılbaş Alevilerin yaşayan tanrısıdır. Onun için Aleviler nerede olurlarsa olsunlar hep Xızır’ı çağırırlar” dedi.
Xızır’ın, Alevilerin, yıldızı, dolunayı, güneşi olduğunu belirten Kılavuz, “Xızır ayı geldiği zaman, en ücra köşeye kadar, inançta en yoğun duyguların kalbe çaldığı o günlerde, Xızır lokması pişirirler. Xızır’a atfettikleri her mekanda lokmalarını paylaşırlar. Xızır ayı inancın doruğa çıktığı günlerdir. Pirler, mürşidler, reyberler, seyitler, taliplerini bugünlerde ziyarete gider, sorunlarını dinler, müşküllüklerini giderir, küskünleri barıştır, ağlayanı güldürürler” diye konuştu.
Pir Kılavuz, Alevi inancında en büyük bayram günlerinin Xızır ayı olduğunun altını çizerek, “Aleviler, Xızır adını binlerce yere verdikleri için gittikleri yerde o noktaya geldiklerinde orayı öperler. Xızır cümle canların muradını verendir, darda olanlara yetişendir. Xızır cümlemize yar ve yardımcı olsun” ifadelerine yer verdi.
PİRHA – Dortmund Alevi Kültür Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren gençler, Xizir’i anlatan tiyatro sahneledi.
Almanya’nın Dortmund kentindeki Alevi yurttaşlar, Xizir ayı vesilesiyle Dortmund Alevi Kültür Merkezi’nde bir araya geldi.
Gençlerin gülbeng verilmesi ardından çerağlar uyandırıldı.
Dortmund Alevi Kültür Merkezi üyesi gençler, Xizir’a yönelik tiyatro sahneledi. Xizir’ın paylaşımcı ruhuna değinilen oyun, izleyiciler tarafından beğeniyle karşılandı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevinde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.
Hızır Ayına ilişkin konuşan Dede Garkın Ocağı’ndan dede Musa Karkın, “Ne ararsan kendinde ara. Kudüs’te, Mekke’de, Hac’ta değil. Hakk insanın kendisidir. Onun için en büyük Kabe insanın gönlüdür. Onun için bizim buradaki duruşumuz, inancımız, felsefemiz, hoşgörüden, ilimden ibarettir. İlim olmayan her bir yerde cehalet vardır, en büyük karanlık cehalettir. Bizim mücadelemiz, cehaleti yok edip aydınlığa kavuşmaktır. İnsanın ilimle, bilimle tanışmalarına yol vermektir, yön vermektir” dedi.
Zeynel Abidin Ocağı’ndan Zakir İbrahim Erkul’un seslendirdiği deyiş, duaz ve mersiyelerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi, semah dönüldü.
PİRHA – Üç ayda bir yayınlanan Zülfikar dergisi, “Ya Xızır tu esta” başlığı ile okuyucuya ulaştı.
Kültürel, siyasi ve sanat dergisi Zülfikar’ın Şubat-Mart-Nisan sayısı yayınlandı. Xizir ayı vesilesiyle “Ya Xızır tu esta” başlığı kapağa taşınırken, Xizir’ın manasına dair de içeriklere yer verildi.
Zülfikar dergisinin son sayısında Suriye’de yaşanan çatışma ve katliamlara da yer verildi.
13 yıllık savaşın ardından HTŞ oluşumunun yaptığı Alevi katliamları, Zülfikar dergisinin son sayısında detaylarıyla irdelendi.
Zülfikar dergisinde, Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne dair başlatılan diyalog sürecine de değinildi. ‘Editör’ imzasıyla kaleme alınan yazıda “Rojava bölgesine yönelik saldırılar ve hala devam eden kayyum atamaları şüphesiz ki Kürt sorununa yaklaşımın aynası olmakta. Toplumsal barış için bu ikili yaklaşımdan bir an önce vazgeçilmesi gerektiği açıktır. Rojava’ya yönelik saldırılar bir an önce durdurulmalı, kayyum politikasından vazgeçilmeli ve Suriye’nin demokratik bir sisteme evrilmesi sürecinde Türkiye olumlu roller oynamalıdır” denildi.
PİRHA – Cîvrak Derneği öncülüğünde her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul’da Kirmanckî Xizir Cemi yürütüldü. Dernek başkanı Zülfü Beyazgül, dilin unutulmaması için hassasiyet taşıdıklarını ifade ederek “Venga Heqqe; yani Xizir’ı çağırıyoruz. Nihayetinde Xizir’ı çağırdığımız zaman derdimize derman olsun istiyoruz. Xizir bizim özümüz, onun için ana dilimizde cem bağlamayı addettik” diye de ekledi.
İstanbul’da yaşam süren Dersim’in Nazımiye İlçesi Cîvrak (Sarıyayla) Köyü mensupları, 2003 yılından günümüze dek güçlü bir sosyal ve dayanışma pratiği sergiliyor.
Özellikle Xizir ayında kitlesel buluşmalar yapan Cîvraklılar, bu yıl da İstanbul’da bir araya gelip cem hizmetini gördükten sonra lokmalarını paylaştı.
Cem hizmetlerinin ana dillerinde yapılması için özel bir hassasiyet sergileyen dernek yönetimi, bu yıl da o geleneği sürdürdü.
TOPLUMSAL DAYANIŞMA ÖRNEĞİ!
Cîvrak Derneği Başkanı Zülfü Beyazgül, dernekleşmelerindeki en önemli amacın “dayanışmayı büyütmek” olduğunun altını çizdi. Beyazgül, Dersim coğrafyasıyla olan bağların güçlü tutulması için de çaba sarf ettiklerini söyleyerek “Yüzümüzü köye çevirmiş durumdayız. Yıllar önce insanlar göç edip buralara geldi ve asimile olmamak için 2003 yılında bir dernek kurduk. Şu anda sosyal faaliyetler ile etkinlikler, geceler düzenleyip insanları bir arada tutmayı amaçlıyoruz. Tabii asimile olmadan buralarda yerleşim sağlamak istiyoruz” diye belirtti.
KÖY İLE BAĞLARIN KORUNMASI İÇİN GİRİŞİM
Zülfü Beyazgül, Dersim topraklarına geri dönmek adına derneklerinin kimi girişimlerinin olduğunu da anlattı. Beyazgül, İstanbul’da yaşayan Cîvraklıların, köylerinde evler yapmaya başladıklarını belirterek “Yaklaşık 2 yıl önce insanların tekrar köye gitmesi noktasında memlekette bir etkinlik düzenledik. Epeyce bir katılım oldu. Tabii ekonomik durumlar sebebiyle sıkıntılar var ama yine de insanlar köylerine dönüp artık ev yapıyor” dedi.
“ANA DİLİMİZDE KONUŞMAYA ÇABA GÖSTERİYORUZ”
Dernek bünyesinde ana dilde eğitim verdiklerini de belirten Zülfü Beyazgül, bu yönlü özel bir hassasiyetlerinin olduğunu vurguladı. Cîvrak Derneği’nin, bir bütün olarak eğitime önem verdiğini söyleyen Beyazgül, “Elimizden geldiğince ana dilimizde konuşmaya çaba gösteriyoruz. Nihayetinde yaşlılarımız da derneğe gelip gidiyor, insanlarımız burada bir araya geliyor. İnadına diyoruz ki kendi ‘ana dilimizi konuşalım” diye konuştu.
ANA DİLİNDE CEM HİZMETİ VURGUSU!
Zülfü Beyazgül, Xizir ayında yapılan cemlerin ana dilinde yürütülmesi gerektiğini de vurguladı. Beyazgül, şöyle devam etti:
“Üç sene önce Eriklibaba Dergahı’ndaki yönetim, bu konuda bizlere kapılarını açtı. İlk olarak 8 sene önce derneğimizde ana dilimizde cem bağlamaya başlatmıştık fakat orası ibadet için dar bir mekan olma sebebiyle Eriklibabaya geldik. Pirlerimizin hepsi Dersimli ve inanç noktasında hepsinin çok büyük çalışma ve emekleri var. Şimdi az da olsa bir asimilasyon durumu var ama yıllar önce pirlerimiz ceme girdiği zaman semah dönerken çok heyecanlı olurdu. Burada ana dilde cem bağlamayı ön olarak gördük. Venga Heqe; yani Xizir’ı çağırıyoruz. Nihayetinde Xizir’ı çağırdığımız zaman derdimize derman olsun istiyoruz. Xizir bizim özümüz, onun için ana dilimizde cem bağlamayı addettik.”