Etiket: yargı

  • Emsal Atakan: Ahmet yaşasaydı yine faşizme karşı en ön safta olurdu – VİDEO

    Emsal Atakan: Ahmet yaşasaydı yine faşizme karşı en ön safta olurdu – VİDEO

    PİRHA – Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesiyle başlayan ve kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılan Gezi Direnişi, 13. yılını geride bıraktı. “Gezi sürecinin üstünden tam 13 yıl geçti ve ben bu 13 yılı büyük bir üzüntü, öfke ve acıyla geçirdim” diyen Emsal Atakan, oğlu Ahmet Atakan için adalet arayışını sürdürüyor. Anne Atakan, “Adliyede sadece saray var, adalet yok” sözleriyle sürece ilişkin tepkisini dile getirdi.

     

    Gezi eylemleri sırasında 10 Eylül 2013’te Hatay’ın Armutlu Mahallesi’nde polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren Ahmet Atakan‘ın dosyasında adalet arayışı sürüyor. Yürütülen soruşturmada polisler hakkında soruşturma izni verilmezken, ailenin yaptığı itirazlar da reddedildi. 2021 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşınan dosyada yüksek mahkeme, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmederek dosyanın yeniden değerlendirilmesine ve Atakan ailesine 225 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Ancak bu kararın ardından savcılığın kolluk kuvvetleri hakkında verdiği “işlemden kaldırma” kararına yapılan itiraz süreci sürerken, dosya zaman aşımı bürosuna devredildi.

    Ahmet Atakan’ın annesi Emsal Atakan, Gezi’nin 13. yıl dönümünde PİRHA’ya konuştu. Antakya’da bir araya geldiğimiz anne Atakan, aradan geçen yıllara, depremin yarattığı büyük yıkıma ve adalet mücadelesine dair açıklamalarda bulundu.

    “13 YIL BÜYÜK BİR ÖFKE VE ACIYLA GEÇTİ”

    Oğlunun kaybından bu yana geçen 13 yılı adalet arayışıyla geçirdiğini belirten Emsal Atakan, bu süreçte hiçbir şekilde hukukun işletilmediğini vurguladı. Hatay’ın hem siyasi baskılarla hem de deprem felaketiyle büyük acılar yaşadığını söyleyen Atakan, kentteki genel durumu şu sözlerle özetledi:

    “Gezi sürecinin üstünden tam 13 yıl geçti ve ben bu 13 yılı hep büyük bir üzüntü, büyük bir öfke ve acı çekerek geçirdim. Çünkü bugüne kadar hiçbir şekilde adalet sağlanmadı. Adaleti görmedik.”

    Hatay halkının yaşadığı deprem felaketinin ardından büyük bir yaşam savaşı verdiğini ifade eden Atakan, hükümetin halkı yalnız bıraktığını ancak yaşananların unutulmadığını belirterek, “Hükümet yanımızda hiçbir şekilde olmadığından, insanlar yaşam savaşıyla mücadele ettikleri için ortalık durulmuş durumda. Ama Hatay halkının hiçbir zaman öfkeleri dinmeyecek ” dedi.

    “BİZLERİ ÇOCUKLARIMIZIN ONURLU MÜCADELESİ TANIŞTIRDI”

    Gezi Direnişi’nde yaşamını yitiren gençlerin aileleriyle daha önce tanışmadıklarını, onları bir araya getiren şeyin ortak acı ve çocuklarının mücadelesi olduğunu söyleyen Emsal Atakan, o dönemki iktidarın ve polisin sorumluluğuna dikkat çekti. Çocuklarının barış ve demokrasi için sokağa çıktığını dile getiren Atakan, yaşadıklarını şöyle aktardı:

    “Ahmet, Berkin, Ali İsmail, Abdullah, Ethem, Medeni, Mehmet bizleri tanıştırdı. Maalesef biz Gezi aileleri olarak acılarımız hep aynı olduğu için çocuklarımız bizi tanıştırdı. Çocuklarımız onurlu bir mücadele verdi.”

    Katillerin cezalandırılmadığını ve serbestçe dolaşmaya devam ettiğini belirten anne Atakan, “Benim oğlum Ahmet’in de katilleri polisler, Abdullah Cömert’in, Ali İsmail’in, Berkin’in, Ethem’in, Mehmet Ayvalıtaş’ın da… direnişçilerin arasına araba dalıyor, eziyor, onu öldürüyor… Katillerin hepsi dışarıda gezdi ve halen geziyor” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.

    “AHMET HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEYEN BİR GENÇTİ”

    Oğlu Ahmet Atakan’ın karakterini, toplumsal olaylara karşı duyarlılığını ve çevresiyle olan ilişkilerini anlatan anne Atakan, Ahmet’in çocukluğundan beri nerede bir haksızlık görse karşısında durduğunu söyledi. Van ve Erzincan depremlerinde Ahmet’in yardım toplamak için ev ev gezdiğini, Suriye’deki savaşa karşı çıktığını hatırlatan Emsal Atakan, oğlunun direnişteki kararlılığını şu sözlerle paylaştı:

    “Ahmet çok duyarlı bir gençti. Ahmet burada bizim mahallede kimin sorunu varsa, kimin yardıma ihtiyacı varsa hep onların yanına koşan bir gençti.”

    Sokakta yaşanan şiddete ve ölümlere karşı oğlunu korumak istediğini, ancak Ahmet’in geri adım atmayı reddettiğini belirten Atakan, aralarında geçen bir diyaloğu şöyle aktardı:

    “Ben bazen kızıyordum kendisine. Ya oğlum diyordum artık bir dur. Bak herkesin yardımına koşuyorsun, yoruluyorsun, mahvoldun. Bak ellerin, ayakların parçalanmış, yok anne diyordu, benim yüreğim kaldırmıyor. Ben haksızlığa gelemiyorum. Benim uykularım kaçıyor.”

    DOSYA ZAMAN AŞIMINA GÖNDERİLDİ: SADECE SARAY VAR, ADALET YOK!

    Ahmet Atakan’ın ölümüne ilişkin hukuki sürecin kasıtlı olarak tıkanmak istendiğini, dosyaya bakmak isteyen savcıların sürgün edildiğini ve davanın 12. yılında zaman aşımına gönderilmeye çalışıldığını belirten Emsal Atakan, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yaklaşımına da tepki gösterdi. Adalet arayışı uğruna evlerini, parsellerini sattıklarını ve yıllarca adliye kapılarında beklediklerini söyleyen Atakan, şunları dile getirdi:

    “Oğlum Ahmet’in nasıl katledildiğine dair görüntüler ortada olmasına rağmen oğlumun dosyasını zaman aşımına gönderdiler. Anayasa Mahkemesi Ahmet Atakan’ın ailesine yok işte 225 bin lira yıpranma bilmem neyi gönderecekmiş. Biz çok yıprandık!”

    Depremde hayatını kaybeden davanın avukatlarından Hatice Can’ı, tutuklu bulunan Hatay Vekili Can Atalay’ı ve avukat Ali Habib’i de anan Atakan, mevcut yargı sistemine dair eleştirilerini şu cümleyle özetledi:

    “Adliyeye gidiyoruz, bakıyoruz, orada Adalet Sarayı yazıyor. Sadece saray, adalet yok! Sadece orada Adalet Sarayı yazıyor. Yani biz eğer hukuka, adalete güvenmeyeceksek kime güveneceğiz? İsyanımız var, öfkemiz var.”

    “AHMET YAŞASAYDI ASLA BOYUN EĞMEZDİ”

    Son olarak Gezi Direnişi’nin ve Ahmet Atakan’ın mücadelesini sahiplenenlere çağrıda bulunan Emsal Atakan, faşizme karşı boyun eğmeyenlerin bu mücadeleyi asla bırakmayacağını söyledi. Oğlunun mirasını devraldığını belirten anne Atakan, “Oğlum Ahmet Atakan şimdi yaşasaydı faşizme karşı asla boyun eğmezdi, mücadelesine devam ederdi ve her zamanki gibi en önde, en ön saflarda olurdu, mücadelesini verirdi” dedi.

    Cevahir FINDIK/ANTAKYA

  • Diyanet, ‘En güvenilmez’ kurumlar listesinde ikinci sırada!

    Diyanet, ‘En güvenilmez’ kurumlar listesinde ikinci sırada!

    PİRHA- Bütçeden aslan payını alan Diyanet, toplumun “En güvenilmez” kurumlar listesinde ikinci sırayı aldı. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Toplumsal eğilimler” saha araştırmasında, Diyanet ve siyasi partiler “Türkiye’de en güvenilmez iki kurum” olarak yer aldı. 

    Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün 19-22 Eylül tarihleri arasında bin 514 kişi ile “Toplumsal eğilimler” anketi gerçekleştirdi. “En güvenilmez” bulunan kurumların mercek altına alındığı araştırmada, siyasi partiler, Diyanet, yargı ve hükümet, üst sıralarda yer aldı.

    Diyanet en güvenilmez ikinci kurum olurken, Meclis’e sunulan 2025 bütçesinde aslan payını aldı. Diyanet’in bütçesi 2025 yılı için 130 milyar 119 milyon ₺ olarak belirlendi. Diyanet 2025 bütçesiyle Ticaret Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı bütçelerini geride bıraktı.

    BirGün’ün haberine göre, yapılan saha çalışmasında “Türkiye’de en güvenmediğiniz iki kurumu belirtir misiniz?” sorusu da yer aldı. Hata payı artı eksi yüzde 2,5 olarak hesaplanan anketten şu sonuçlar çıktı:

    -Siyasi partiler: Yüzde 25,1

    -Diyanet İşleri Başkanlığı: Yüzde 18,8

    -Siyasi partiler ve Diyanet’in ardından, diğer bazı kurumların, “En güvenmediğiniz iki kurumdan biri” olarak işaretlenme oranı şöyle oldu:

    -Yargı kurumları: Yüzde 18,4

    -Hükümet: Yüzde 14,3

    -TÜİK: Yüzde 8,7

    -Muhalefet: Yüzde 7,2

    -Meclis: Yüzde 4,9

    -RTÜK: Yüzde 2,1

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Barosu’ndan Yargıtay üyeleri hakkında suç duyurusu, hükümete uyarı-VİDEO

    İstanbul Barosu’ndan Yargıtay üyeleri hakkında suç duyurusu, hükümete uyarı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Barosu, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için TBMM’ye gönderilen Yargıtay kararına tepki olarak Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunan baro adına Başkan Filiz Saraç, “Yargının hakemliğe değil, bağımsız ve tarafsız olmaya ihtiyacı vardır. Siyasal erki elinde bulunduranlara sesleniyoruz. Yargıya müdahale etmekten vazgeçin” dedi.  

    Anayasa Mahkemesi(AYM), 27.10.2033 tarihinde tutukluluğu devam eden Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay hakkında “Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini” belirtmişti. Bu karara rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik işlemlere başlanması için kararın bir örneğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na gönderilmesine, Anayasa hükümlerini ihlal eden ve kendisine verilen yetki sınırlarını yasal olmayacak şekilde aşarak hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan ilgili Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına” şeklinde karar vermişti.

    Bu kararın ardından İstanbul Barosu ‘Hukuk Devletine Saygı’ talebiyle Çağlayan Adliyesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı baro adına İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç okudu. Saraç’ın okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi;

    “Anayasanın, yüksek bir mahkeme olan Yargıtay tarafından çiğnendiği, yürütme erki temsilcilerinin yaptıkları açıklamalarla yargı bağımsızlığının olmadığını bir kez daha ortaya koyduğu, ama hepsinden vahimi bu olağanüstü hukuksuzluğun olağanlaştırılmaya çalışıldığı bir sürecin içerisindeyiz.
    Anayasa Mahkemesi 25.10.2023 günlü kararıyla, Hatay Milletvekili ve Baromuzun üyesi Av. Şerafettin Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğine karar vermiş ve bu karar 27.10.2023 günlü Resmi Gazetede yayımlanmıştı.
    Kararın hüküm kısmında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/178) GÖNDERİLMESİNE denilerek ihlalin nasıl ve hangi mercii tarafından giderileceği belirtilmişti.
    Buna rağmen bugün önünde açıklama yaptığımız adliyedeki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararıyla ilgili bir karar vermeden Mahkeme başkanı imzası ile dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı hakkında yok hükmündeki kararı ile ilgili 01.11.2023 tarihinde Baromuzca Hakim ve Savcılar Kuruluna suç duyurusunda bulunulmuştu.
    Hukuk adına yapılması gereken Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine iade etmesi, Hakim ve Savcılar Kurulunun ise İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı hakkında derhal soruşturma açmasıydı.
    Ancak süreç hukuk çerçevesinde ilerlememiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 08.11.2023 tarihinde Türk hukuk sistemi ve Ceza Muhakemesi hukukunda olmayan bir şekilde:
    “…Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararına UYULMAMASINA,
    -hükümlü Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik işlemlere başlanması için kararın bir örneğinin TBMM Başkanlığı’na GÖNDERİLMESİNE,
    Anayasa hükümlerini ihlal eden ve kendisine verilen yetki sınırlarını yasal olmayacak şekilde aşarak hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan ilgili Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda BULUNULMASINA,.” şeklinde karar vermiştir.

    Anayasanın 153. Maddesinde yer alan “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” şeklindeki açık hükmüne rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bu kararı vermesi TCK’nın 257.maddesi bağlamında görevin kötüye kullanılması ve TCK’nın 109.maddesi bağlamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacak niteliktedir. Hukuk Devleti açısından da kaosa yol açacak, yerel mahkemelerin de Yargıtay Daire kararlarına uymayıp suç duyurusunda bulunabilmesinin yolunu açmaktadır.
    Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin yargıya duyulması gereken güveni zedeleyen ve suç oluşturan eylemleri dolasıyla İstanbul Barosu tarafından gerekli cezai soruşturma için Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na suç duyurusunda bulunulmuştur. Ayrıca gerekli disiplin soruşturması için Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulu ve Hakim ve Savcılar Kurulu’na da suç duyurusunun bir örneği gönderilmiştir. Bu hukuksuzluğa hep beraber karşı durmak veya bir başka deyimle hukuka hep beraber sahip çıkmak için bu suç duyurusu tüm meslektaşlarımızın da imzasına açılmıştır. Bugün itibariyle 3.235 İstanbul Barosu mensubu meslektaşımız da suç duyurusuna imza vermişlerdir, bu imzalarda bugün Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na iletilecektir.

    “ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİNİ HEDEF GÖSTERMEK SUÇ TEŞKİL EDER”

    Yine süreçte bazı basın organlarınca Anayasa yargısını, anayasa yargısının fonksiyonu ve hukuk sistemindeki konumunu hiçe sayan ve Anayasa yargısını itibarsızlaştırmaya yönelik ifade ve ithamlarda bulunulduğu gibi, Anayasa Mahkemesi üyeleri açıkça hedef gösterilmiştir. Bu durum Türk Ceza Kanunu’na göre açıkça suç teşkil etmektedir.
    Anayasanın 2. maddesine göre Cumhuriyetimiz demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
    Hukuk devleti ilkesi; devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak egemenliğinin bulunmasını, yasa koyucunun da her zaman anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı saymasını gerektirir. Bu bağlamda yasa koyucunun yasal düzenlemelerin yapılması sırasında yaparken ki takdir yetkisi, sınırsız ve keyfi olmayıp, hukuk devleti ilkeleriyle sınırlıdır.

    “HUKUK DEVLETİ KAVRAMINI TEMELDEN SARSAR”

    Başka bir deyişle hukuk devleti kuralları belirli, bireylerin öncesinde kuralları ve yaptırımlarının öngörülebilir olduğu devlettir. Yürütmenin beğenmediği karar olunca müdahale ettiği sistemde hukuki öngörülebilirlik ve belirlemede yoktur. Böyle bir durum Anayasa’nın değiştirilmez hükümleri içerisindeki hukuk devleti kavramını da temelden sarsar.
    Yargının hakemliğe değil, bağımsız ve tarafsız olmaya ihtiyacı vardır. İstanbul Barosu ve burada bulunan meslektaşlarımız adına siyasal erki elinde bulunduranlara sesleniyoruz. Yargıya müdahale etmekten vazgeçin.”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Erdoğan’dan ‘Yargıtay’a destek

    Erdoğan’dan ‘Yargıtay’a destek

    PİRHA- Erdoğan, “Yargıtay kararı bir kenara atılmaz. AYM maalesef yanlışları arka arkaya yapar hale geldi” dedi. Erdoğan, Yargıtay’ı eleştiren AKP’lilere yönelik de “Eğer partimden bazı arkadaşlar da burada Yargıtay’ı yerip, Anayasa Mahkemesi’ne övgüler düzüyorsa onlar da yanlış yapıyorlar” diye konuştu.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi (AYM) arasında yaşanan krize ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin AYM tarafından TİP milletvekili Can Atalay hakkındaki ‘hak ihlali’ kararına uymayarak, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin konuşan Erdoğan, “AYM birçok yanlışları arka arkaya yapar hâle geldi” diye savundu.

    “YARGITAY’IN ALDIĞI KARAR ASLA BİR KENARA ATILAMAZ”

    Erdoğan, ‘yargı krizi’ne ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

    “Her şeyden önce Yargıtay’ın bir yüksek mahkeme olduğunu herhalde kimse inkâr edemez. Anayasa Mahkemesi bu noktada maalesef birçok yanlışları da arka arkaya yapar hale geldi. Bu da bizi ciddi manada üzmektedir. Şu an itibarıyla Yargıtay’ın aldığı karar asla bir kenara atılamaz, itilemez. Anayasa Mahkemesi’nin kararına karşı Yargıtay da şu anda demiştir ki ‘Sen yüksek mahkemeysen ben de yüksek mahkemeyim ve yüksek mahkeme olarak da şu anda sizinle ilgili bir yaptırımı ben de talep ediyorum.’ Bu talebinin gereğini bekliyor ve bu talebine karşı bunun gereğini yerine getirecek olan merci neresiyse o merciden bu talebini istiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mahkeme, İkizköylülerin yürütmeyi durdurma talebini reddetti

    Mahkeme, İkizköylülerin yürütmeyi durdurma talebini reddetti

    PİRHA- İkizköylülerin Akbelen Ormanında devam eden ağaç kesimi için yürütmenin durdurulması talebiyle yaptığı başvuru Muğla 1’inci İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.

    Muğla 1’inci İdare Mahkemesi, Milas Akbelen Ormanı’nda süren ağaç kesimine ilişkin Karadam, Karacahisar, Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği ve İkizköylü 6 yurttaşın yaptığı yürütmeyi durdurma talebini reddetti.

    Mahkeme kararında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27’inci maddesinde İdare Mahkemeleri’nin, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarında yürütmeyi durdurma kararı verilebileceğini hatırlattı. Fakat mahkeme, başvurusu yapılan Akbelen Ormanındaki idari işlemin durdurulması talebinin bu şartların birlikte gerçekleşmediğini belirterek yürütmenin durdurulması istemini 3’üncü kere reddettiğini duyurdu.

    İŞÇİ SENDİKASI DAVANIN USÜLDEN REDDİNİ İSTEDİ

    Mahkeme kararında davacıların taleplerinin yanı sıra dosyaya müdahil olan Türkiye Maden İşçileri Sendikası ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın da beyanlarına yer verildi. Türkiye Maden İşçileri Sendikası, köylülerin derneğinin dava açma yetkisi bulunmaması, bakılan davanın süresinde açılmadığı nedenleriyle davanın usulden reddini istedi. Sendika, ayrıca esas olarak da davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istedi. Bakanlık ise On Birinci Kalkınma Planı ve bakanlığın 2019-2023 Stratejik Planında linyit rezervlerinin çıkarılarak elektrik üretiminde kullanılması kararlarını gerekçe göstererek davanın reddedilmesini istedi.

    Şirket ise mahkemeye verdiği beyanda madenin kamu yararının bulunduğu, halk ve çevre sağlığı önlemlerinin alındığı gerekçesiyle davanın reddini istedi.

    “HAKİMLER ANAYASAL SUÇ İŞLEDİ”

    Mahkemenin kararını değerlendiren köylülerin avukatı İsmail Hakkı Atal, mahkemeden karar çıkarmanın “Aslanın midesinden ekmek çıkarmaktan” daha zor olduğunu söyledi. AKP’nin kontrolü ve denetimi altındaki yargından karar çıkmadığını kaydeden Atal, “Karar sadece halk sokağa çıktığında çıkıyor. Ama burada Limak-İçtaş ortaklığının imtiyazlı olduğu Muğla’da halk sokağa çıktı. Yine karar çıkmadı ve bugün bir kere daha yürütmeyi durdurması talebimiz reddedildi. Mahkeme kararını gerekçesiz olarak yazdı. Çünkü red kararını dayandırabilecekleri hiçbir şey yok. Anayasa, uluslararası sözleşmeler, yönetmelikler bizden yana ve gerekçesiz karar yazıyorlar. Hakimler bunu yazarken Anayasal suç işliyorlar. Zaten burada Anayasa’nın 169’uncu maddesi açık bir şekilde ihlal ediliyordu üstüne bir de bağımlı yargının gerekçesiz kararı geldi” dedi.

    Sendika ve bakanlığın davanın reddi istemini de değerlendiren Atal,”Bu görüşler tamamen çarpıtma ve bir dezanformasyon. Şirketin elektrik üreterek sisteme anlık olarak verdiği elektrik 300 megawatt. Ama şirketin yok ettiği 20 bin dönüm maden sahasının üzerine güneş enerjisi tarlası yapsalar anlık olarak sisteme 3 bin 300 megawatt elektrik enerjisi verebiliyorlar. Yani 10 katını verebilirler. Ama bunları hiç söylemiyorlar, yazmıyorlar” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • HKP, yargıya taşıdı: Menzil Tarikatı’nın kapatılması gerekir

    HKP, yargıya taşıdı: Menzil Tarikatı’nın kapatılması gerekir

    Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Menzil tarikatının şeyhi Abdulbaki Erol için taziye mesajı yayınlayan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erol’un cenazesine katılan vali ve belediye başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu. HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak, “Kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur” dedi.

    Menzil tarikatının şeyhi Abdulbaki Erol’un cenazesi için Adıyaman’ın Kahta ilçesinde tören düzenlendi. Törene, Adıyaman Valisi Osman Varol, Adıyaman Belediye Başkanı Süleyman Kılınç katıldı. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise tarikat şeyhi Erol için gazetelere tam sayfa taziye ilanı vermişti.

    Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Adıyaman Valisi Osman Varol ve Adıyaman Belediye Başkanı Süleyman Kılınç’ın “Anayasa’yı ihlal”, “görevi kötüye kullanma” ile “677 Sayılı ‘Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun’a aykırı faaliyet gösterme” suçlarını işlediğini belirterek, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    “MENZİL’İN KAPATILMASI GEREKİR”

    Anayasanın 2’nci, 10’uncu, 11’inci ve 14’üncü maddelerine vurgu yapılan dilekçede, “Menzil vb. gibi örgütlenmelerin yasal bir karşılıkları yoktur. Dini ve dince kutsal sayılan değerleri istismar ederek, siyasal ve toplumsal yaşama müdahale etmek başlıca amaçlarıdır. Bu nedenle de 677 sayılı yasa uyarınca kapatılmış olmaları gerekir” denildi.

    HKP avukatları dilekçede, Erdoğan, Varol ve Kılınç hakkında soruşturma yürütülerek kamu davası açılmasını talep etti.

    “KİMSENİN SUÇ İŞLEME ÖZGÜRLÜĞÜ YOKTUR”

    Suç duyurusuna ilişkin açıklama yapan HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak, “Menzil tarikatı, anayasanın laiklik ilkesine, 677 sayılı tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanuna aykırı faaliyet yürüten bir yılan yuvasıdır” dedi.

    Erol için Erdoğan’ın taziye mesajı yayınladığını, vali ve belediye başkanının cenaze törenine katıldığını anımsatan Çolak, “Bunlar, ‘Anayasa’yı ihlal’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçunu işlemişlerdir. Kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur, anayasayı ihlal hakkı yoktur. Hangi makamda olurlarsa olsunlar herkesin kanunlara uyma zorunlulukları vardır” ifadelerini kullandı.

    ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

    Çolak, “Bugün itibariyle Recep Tayyip Erdoğan, Osman Varol ve Süleyman Kılınç hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Cumhuriyet Savcılarının bu anayasal kuralları ve yasal hükümleri yürürlüğe sokup etkin soruşturma yürütmelerinin de takipçisi olacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD yöneticisi Yüksel’in duruşması ertelendi: İnsan hakları hedefte

    İHD yöneticisi Yüksel’in duruşması ertelendi: İnsan hakları hedefte

    Yürüttüğü dernek faaliyetlerinden dolayı yargılanan İHD İzmir Şube yöneticisi Vetha Aydın Yüksel’in “2 kez örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılanmasını talep eden mahkeme heyeti, duruşmayı 4 Temmuz’a erteledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve İzmir Şube yöneticisi Vetha Aydın Yüksel’in, İHD Siirt Şube Başkanlığı dönenimde yürütmüş olduğu dernek faaliyetleri nedeniyle Siirt 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açılan davanın duruşması görüldü. Yüksel ve avukatı Zafer İncin duruşmaya İzmir Adliyesi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı. Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada mahkeme heyeti Yüksel hakkında hazırlanan iddianameyi okudu.

    Heyet 2009 ve 2014’te Yüksel hakkında açılan davaların birleştiğini belirterek hazırlanan bu iki iddianamede “2 kez örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılanmasını talep etti. Yüksel’in avukatlarından  mütalaaya ek süre talep etti. Yüksel, sonraki celsede savunma yapacağını belirtirken, mahkeme heyeti Siirt’te görülecek karar duruşmasını 4 Temmuz’a erteledi.

    “YARGI TEHDİTİ”

    Duruşma öncesi İzmir Bayraklı Adliyesi önünde yapılan açıklamaya İHD üye ve yöneticilerinin yanı sıra yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Adliye önünde “Hak savunuculuğu yargılanamaz” pankartı taşınan açıklamada açıklamayı okuyan İHD İzmir Şube yöneticisi Cemile Karakaya, üyeleri Yüksel’in hak ihlallerinin giderilmesi noktasında yaptığı dernek çalışmalarından dolayı yargı tehdidi altında bırakılmak istendiğini söyledi.

    “İNSAN HAKLARI HEDEFTE”

    Hazırlanan iddianameyle insan hakları mücadelesinin hedef alındığını söyleyen Karakaya, “İnsan hakları savunucularını yargılamak, insan hakları mücadelesini yargılamaktır. Bizler, insan hak ve özgürlüklerini savunmaya, mücadele etmeye, yargısal tacizlere maruz bırakılmak istenen arkadaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” mesajını verdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Musa Anter davası görüldü: Zaman aşımına uğramasına yönelik karar sonra verilecek

    Musa Anter davası görüldü: Zaman aşımına uğramasına yönelik karar sonra verilecek

    PİRHA- Zaman aşımına uğramasına 5 gün kalan Musa Anter davasının 36’ncı duruşması bugün Ankara Adliyesi’nde görüldü. Mahkeme Musa Anter davasının zaman aşımına uğramasına yönelik kararını sonra vereceğini açıkladı.

    20 Eylül 1992’de öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 36’ncı duruşması, zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya Anter’in oğlu Dicle Anter’in yanı sıra çok sayıda hukuk örgütü ile demokratik kitle örgütleri, CHP Milletvekili Yıldırım Kaya ve HDP Milletvekilleri Fatma Kurtulan, Kemal Peköz, Abdullah Koç da katıldı.

    Mahkeme heyeti ilk olarak İsveç’te yaşayan JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan hakkında kırmızı bülten çıkarılması için eksik evrakların tamamlanmasına, sanık Hamit Yıldırım’ın Şırnak’ta yaşadığı ve adli kontrol hükümlerine uymadığı ve kendisine ihtar çekilmesine karar verdi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Ardından Musa Anter’in oğlu Dicle Anter söz aldı. Anter şunları dile getirdi:

    “Bu davanın başladığı günden bu güne çok zorluklar yaşadık. Dava süreci hukuksuzluklarla dolu. Dava zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. 30 yıldır ifadesi alınması gerekenler çeşitli bahanelerle bulunamadı, ifadesi alınmadı. Orhan Miroğlu tanık olarak dinlenmedi. Yeterli bilgileri vermiyor. Bu katliamın tüm belgeleri MİT ve Genel Kurmay da var. Neden istenmiyor, açıklanmıyor? İtirafçılar bunu söyledi. Mecliste önergeler veriliyor ama reddediliyor. Tek adam rejimi Meclisi işlevsiz hale getirdi. Hukuk İnsan hakları ihlal ediliyor.  Ama bizler bu davanın peşini asla bırakmayacağız. Biz olmasak da bizden sonraki nesil bırakmayacak.”

    “BU CİNAYET KÜRT HALKINA KORKU YAYMAK İÇİN İŞLENDİ”

    Ardından İHD Eş Genel Başkanı Avukat Öztürk Türkdoğan söz aldı. Türkdoğan da şunları ifade etti:

    “Bu dava zaman aşımına uğratılmak isteniyor umarım öyle bir duruma izin vermezsiniz. Bu cinayet Kürt halkına korku yaymak için işlendi. O dönemin tüm yetkilileri hakkında suç duyuruları var. Döneme ilişkin raporlar var. Ama hiçbir ilerleme olmuyor. Biz hakikatin açığa çıkmasını istiyoruz. Biz bu davayı hukuken asla sonlandırmayacagız. Sonuna kadar gideceğiz.  Bizden sonraki nesilde bırakmayacak. Devletin içindeki suç örgütlerinin açığa çıkarılması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Zaman aşımına kesinlikle izin verilmemeli. 3 dava birleştirildi.  Bunlar ayrılsın. Anter davası ile ilgili yeterince delil var. Dosyadaki eksikler tamamlanmalı. Sanık Aygan’ın ifadesi alınmalı. Hamit Yıldırım hakkında da tutuklama kararı verilmelidir. ”

    Orhan Miroğlu’nun avukatı Serhat Menzilcioğlu ise söz alarak, “Söz konusu cinayeti JİTEM işlemiştir.  Sanıkların itirafları bu yapının varlığını ve bu tür cinayetleri bu yapının işlediğini söyledi. Devlet içinde kurulmuş bir yapı bu. Bu yapının o dönemlerde yaptıkları insanlık suçudur. Zaman aşımı olamaz. Aygan kesinlikle dinlenmelidir. Bu olayın tüm yönleriyle aydınlatılması gerekiyor.  Bu devletin görevidir. Biz her zaman bu davanın takipçisi olduk olacağız da” dedi.

    Ardından sanık avukatları söz aldı. Müvekkillerinin masum olduğunu söyleyen avukatlar davanın zaman aşımına uğraması gerektiğini belirterek bu yönde talepte bulundular. Davanın 30 yıldır sürmesin nedeninin ise mağdur yakınları olduğunu ifade ettiler. Davanın medyatik olduğunu da aktaran avukatlar müvekkillerinin masumiyet karinesinin zedelendiğini söylediler. Avukatlar sanıklar hakkındaki adli kontrollerin de kaldırılmasını istedi.

    Dicle Anter tekrar söz alarak, “Dava sürecinde İsveç’ten gelen belgelerin orijinalinin bize verilmesini istiyoruz” dedi.

    Mahkeme heyeti ilk olarak İsveç’te yaşayan JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan hakkında kırmızı bülten çıkarılması için eksik evrakların tamamlanmasına, yakalanmayan sanıkların aranmasının devamına, Hamit Yıldırım’ın adli kontrol kararının aynen kalmasına, dava insanlığa karşı işlenen suç olduğu için zaman aşımına uğramaz talebinin önümüzdeki celsede  değerlendirilmesine karar verdi.

    Bir sonraki duruşma 21 Eylül 2022 saat 16:00’a ertelendi.

    NE OLMUŞTU?

    Kürt yazar Musa Anter, Kültür ve Sanat Festivali için geldiği Diyarbakır’da 20 Eylül 1992 tarihinde bir sokak ortasında 4 kurşunla vurularak öldürüldü. Bu sırada yanında bulunan eski AKP milletvekili Orhan Miroğlu ise yaralandı.

    Cinayet, uzun yıllar faili meçhul kaldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu nedenle Türkiye’yi 2006 yılında mahkûm etti ve Anter ailesine 28 bin 500 euro tazminat ödenmesine karar verdi.

    Dosya ancak 2009 yılında raftan indirildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 2013 yılında dava açıldı. İddianamede, tetikçi olmakla suçlanan Hamit Yıldırım, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı’na (JİTEM) çalışan eski PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan (Aziz Turan) ve emekli Albay Savaş Gevrekçi sanık olarak yer aldı. İddianamede, sanıkların “taammüden öldürme” ve “halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik” suçlarından cezalandırılması istendi.

    İddianameye göre, Musa Anter cinayeti, infazlarına 1989’da başlayan JİTEM’in bir cinayetiydi. İsveç’te yaşan Abdulkadir Aygan, 2010 yılında alınan ifadesinde, tetikçinin “Şırnaklı Hamit” olarak anılan Hamit Yıldırım olduğunu açıkladı. Bu ifade üzerine 2012’de Yıldırım tutuklandı. Aygan’a göre, o sırada JİTEM Grup Komutanı Cahit Aydın’a vekâlet eden TİM Komutanı Albay Savaş Gevrekçi, “Çocuklar eve biraz geç gideceksiniz” diyerek cinayetin talimatını verdi. İddianameye göre, cinayetin planlayıcıları arasında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım yer aldı. Yıldırım, bu konuda PKK itirafçısı Hogir kod adlı Cemil Işık’ı kullandı.

    Dava Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2013’te başladı. Mahkeme, 2014 yılında Anter davasıyla JİTEM Ana Dosyası’nın birleştirilmesine karar verdi. Dosya daha sonra güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakledildi. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılarak işkenceyle öldürülen Ayten Öztürk davasının da Anter-JİTEM davasıyla birleştirilmesine karar verdi. Böylece davadaki dosya sayısı da sanık sayısı da arttı. Dava sürerken, İsveç’te yaşan Abdulkadir Aygan’ın ifadesi bir türlü istinabe yoluyla alınamadı. 2012’de tutuklanan Hamit Yıldırım, 2017 yılında tahliye edildi.

    2013’te başlayan dava, 9 yılda karar çıkmayınca zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 20 Eylül tarihinde Musa Anter cinayetinin üzerinden 30 yıl geçtiği için yasal zaman aşımı süresi dolacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Kadınlar Mersin’den seslendi: İndirim yaptığınız suçluların suç ortaklarısınız-VİDEO

    Kadınlar Mersin’den seslendi: İndirim yaptığınız suçluların suç ortaklarısınız-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir araya gelen kadınlar, Pınar Gültekin’in katili Cemal Metin Avcı’ya  verilen ‘ödül gibi cezaya’ tepki göstererek, “Her güne kadın cinayetleriyle uyanırken, erkek devletin adalet saraylarından ödül gibi cezalar çıkmaya devam ediyor. İndirim yaptığınız beraat ettirdiğiniz suçluların suç ortaklarısınız” dedi.

    Pınar Gültekin’in katili Cemal Metin Avcı’ya tahrik indirimi yapılarak verilen cezaya kadınlardan tepkiler yükseliyor. Mersin Kadın Platformu üyesi kadınlar sokağa çıkarak, Pınar Gültekin’in katili Cemal Metin Avcı’ya verilen ‘ödül gibi cezaya’ tepki gösterdi.

    Mersin Kadın Platformu adına açıklamayı Zeliha Korkmaz okudu. Zeliha Korkmaz, Türkiye her güne kadın cinayetleriyle uyanırken, erkek devletin adalet saraylarından ödül gibi cezalar çıkmaya devam ettiğini ifade ederek, “Biz kadınların hayatlarını ve haklarını hiçe sayan, kadın cinayetlerinin önünü açan bu erkek kararı tanımıyoruz. Katillerin lehine karar çıkartan erkek yargıçlardan da katillerin sırtını sıvazlayan erkek adaletten de hesabı soracağız. Bu hukuksuz karara itiraz edeceğiz ve katil Metin Cemal Avcı’nın gereken cezayı alması için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Zeliha Korkmaz, “Erkekliğin devlet gölgesinde güç bulduğu bu kadın düşmanı politikalarınızı başınıza yıkacağız . Bu dava burada bitmedi kadınlar adaleti sağlayana kadar sokaklarda, meydanlarda ,bulunduğu her alanda mücadele etmeye devam edecek” diyerek, şunları dile getirdi:

    “Katil , İstanbul Sözleşmesi’nin iptali iyi oldu demişti.  Elbette ki biz kadınlar biliyoruz ki katiller yargılandıkları salondan bunları hesaplayarak söylüyor. Erkek adaletten güç bularak söylüyor. İşledikleri suçları örtecek aklayacak onca erkek devlet mekanizması varken hiç çekinmeden bu cinayetleri işliyorlar. Kadınların hayatlarını ve haklarını güvence altına alan İstanbul sözleşmesini yeniden imzalatacağız. İndirim yaptığınız beraat ettirdiğiniz suçluların suç ortaklarısınız!”

    Güç kaybeden iktidar şiddetini kadınlar üzerinden tırmandırıyor iki yüzlü yasa tasarılarına her gün bir yenisi ekleniyor. İktidarın şiddet yasasının ne kadar iki yüzlü olduğunu bizler adalet saraylarınızdan çıkan hukuksuz kararlardan tanıyoruz. Kravata, takım elbiseye indirim yok diyerek asıl erkeklik sorununu görmezden geliyorsunuz. Bir kez daha anladık ki iktidarın asıl amacı kadına yönelik şiddetle mücadele etmek değil, kendi iktidarını sürdürmek için direnen, ses çıkaran kim varsa hukuk yoluyla şiddeti daha da tırmandırmak. Tarihte hiç olmadığı kadar erkekliğin  yükseldiği bu zamanda , biz kadınların birbirimizden başka çaresi yok.”

    Kadınlar olarak Pınar Gültekin için adalet sağlanana kadar sokaklarda olmaya devam edeceklerinin altını çizen Zeliha Korkmaz, “Öldürülen her bir kadının hesabını soracağız” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Eğitim Sen, Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Müftülüğü’nün imzaladığı protokolü yargıya taşıdı

    Eğitim Sen, Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Müftülüğü’nün imzaladığı protokolü yargıya taşıdı

    PİRHA- Eğitim Sen Amasya Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’nün laikliğe aykırı olduğunu belirterek söz konusu protokolün yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açtı.

    Eğitim Sen Amasya Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’nün laikliğe aykırı olduğunu belirterek söz konusu protokolün yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açtı.

    Söz konusu protokol, ‘Ahlak eğitimi’ adı altında her okulda ve yurtlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyeti yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtma gibi faaliyetleri içeriyor.

    “KISA SÜRE ÖNCE ŞAİBELİ İTHAMLARLA GÖREVDEN ALINAN MÜDÜR ‘AHLAK EĞİTİMİ’ VERECEK!”

    Eğitim Sen Amasya Şubesi Yönetim Kurulu konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada; “Kısa süre önce şaibeli ithamlarla görevden alınan Amasya İl Milli Eğitim Müdürü’nün, Amasya İl Müftülüğü ile imzaladığı protokolle müftülüğün ‘Ahlâk eğitimi’ adı altında her türden okulda ve pansiyonlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyeti yapma, pano kullanma, afiş asma broşür dağıtma faaliyetleri yürütmesinin önü açılmıştır” ifadelerine yer verildi.

    “LAİK EĞİTİM İLKESİ AÇIKÇA YOK SAYILIYOR”

    Daha önce yargının söz konusu protokollere karşı verdiği yürütmesinin durdurulması ve iptaline ilişkin kararların anımsatıldığı açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Bu konuda çok açık ve bağlayıcı yargı kararları olmasına rağmen Milli Eğitim yine hukuksuz olarak yetki devri yapmakta, Anayasa ile güvence altına alınan ‘laik eğitim’ ilkesini yok etmektedir. Kısacası yine hukukun arkasından dolanmaktadır. Tarikatların, cemaatlerin, dernek ve vakıfların ideolojilerini hâkim kılmak amacı güderek bakanlık veya milli eğitim müdürlükleri ile yaptıkları protokolleri dava ediyoruz. Tüm uyarılarımıza, yaşanan acılara rağmen milli eğitim müdürlükleri ve bakanlık boş durmuyor. Yine gençliğe ideolojik olarak yönelip gönüllü gibi görünen fakat uygulamaları ile zorunlu hale getirilen, yeni protokoller imzalıyor. Amaçlarının masumane ‘ahlak’ eğitimi olduğunu savunuyor, itiraz edenleri dinsizlikle itham ediyor, kamuoyu önünde kendilerini haklı ilan ediyorlar.”

    “YAPILAN BU TÜRDEN PROTOKOLLERE KARŞI DURUYORUZ”

    Hak ve özgürlüklerimizden vazgeçmeyecekleri vurgusu yapılan açıklamada son olarak; “Yapılan bu türden protokollere karşı duruyoruz. Eğitim Sen Amasya Şubesi Yürütme Kurulu’nun takibi ile Eğitim Sen Genel Merkezi tarafından ‘Yürütmeyi durdurma ve iptal’ başvurusu yapılarak konuyu yargıya taşımış bulunuyoruz” denildi.

    PİRHA/AMASYA

  • Didim Cemevi elektrik faturalarına karşı dava açtı: Ticarethane değiliz!

    Didim Cemevi elektrik faturalarına karşı dava açtı: Ticarethane değiliz!

    PİRHA- Didim Cemevi yöneticileri, cemevlerinin ticarethane değil ibadethane olarak kabul edilmesi ve elektrik faturalarının devletçe ödenmesi için yargıya başvurdu. Dilekçede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Bakırköy Adliyesi’nin kararlarına göre Alevilerin inanç merkezi olan cemevlerinin yasal statüsünün kabul edilmesi ve faturalarının devlet tarafından karşılanması istendi.

    Cemevlerine ‘ticarethane tarifesi’ üzerinden gelen yüksek faturalar tepki çekerken, iktidarın cemevlerine yönelik ticarethane uygulamasının bir örneği olarak Didim Cemevine de 7 bin 186 TL elektrik faturası geldi. Didim Cemevi yöneticileri, elektrik şirketince ticarethane olarak nitelendirilen Cemevi’nin bu statüden çıkarılarak, ibadethane olarak kabul edilmesi için yargıya başvurdu.

    Didim Cemevi yöneticileri, elektrik şirketince ticarethane olarak nitelendirilen cemevinin bu statüden çıkarılarak, ibadethane olarak kabul edilmesi için Didim Adliyesi’ne dilekçe verdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Bakırköy Adliyesi’nin kararlarına göre Alevilerin inanç merkezi olan cemevlerinin yasal statüsünün kabul edilmesi istendi.

    “CEMEVLERİNDE TİCARET YAPMIYORUZ”

    Son 20 günlük elektrik faturalarının 7 bin 186 lira olarak geldiğini hatırlatan Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan cemevlerinin ticarethane olmadığını, Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinden elektrik faturası kesilmesinin yanlış olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

    “Yasal statüye kavuşmayan cemevlerimiz elektrik ve su faturalarını kendi imkanlarıyla ödüyor. Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliğin işletilmesi gerekiyorsa devlet bütün inançlara eşit mesafede durmalıdır. Bütün inançların elektriği, suyu ödenecekse cemevinin suyu ve elektriği de ödenmeli. Devlet her inanca eşit mesafede durmalı. Cemevlerinin elektrik faturalarında ‘ticarethane’ yazılmasına karşıyız. cemevlerimizde herhangi bir ticaret yapmıyoruz, kar elde etmiyoruz. Anadolu insanımızın kültürünü, inançlarını yaşatıyoruz. Cemevleri ibadethanedir. Faturalardaki ticarethane ibaresinin kaldırılması için yasal hakkımız olan dilekçemizi Didim Adliyesi’ne verdik. Dilekçemizde AHİM ve Bakırköy Adliyesi’nin aldığı karar doğrultusunda elektrik faturalarımızın devlet tarafından ödenmesi talebini de ilettik.”

    “FATURALARIMIZI ÖDEMEYECEĞİZ”

    İlhan son olarak, “Eğer cemevleri inanç merkezi olarak görülüyorsa tüm inanç merkezleri gibi faturaları devlet tarafından ödenmelidir. Bu son faturamızı da ödedikten sonra Türkiye’deki tüm cemevleri olarak faturalarımızı ödemeyeceğiz. Elektriğimiz kesilirse soğukta oturup, mumla aydınlanacağız” diye konuştu.

    PİRHA/AYDIN

  • İstanbul’da anma: Bizim çocuklarımız neden öldürüldü?-VİDEO

    İstanbul’da anma: Bizim çocuklarımız neden öldürüldü?-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya gelen yüzlerce yurttaş, Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Anmada, yapılan açıklamada, “Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların sorumlusu kimdir? Bizim çocuklarımız neden öldürüldü?” diye soruldu.

     

    Ankara Gar Katliamı’nın 6. yıldönümünde Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimarlar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipler Birliği (TTB) ve 10 Ekim Barış Derneği’nin öncülüğünde İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya geldi.

    Sık sık katliamda yaşamını yitirenlerin isimleri okunduğu açıklamayı 10 Ekim gazisi Özer Değirmenci okudu.

    7 Haziran 2015 Seçimleri sonrasında ülkeye egemen hale getirilmeye çalışılan şiddet ve korku iklimine karşı barışı, demokrasiyi ve emeğin haklarını savunmak için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak onbinlerce yurttaşın “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katıldığını hatırlatan Değirmenci, “10 Ekim 2015 sabahında bu alanda yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülümseme, dillerinde barış türküleri olan on binlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyordu. O karanlık dönemde hepimize umut veren bu coşkulu birliktelik saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba ile kana bulandı” dedi.

    10 Ekim Katliamı’nın hukuki sürecinin paylaşan Değirmenci, “5 yıldır katıldığımız her duruşmada, katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiğini dile getirdik. Ne yazık ki, geçen bu süreçte mahkeme heyetinin değiştiğine, katılan ve mağdur olanların sanık olarak addedildiğine, “adalet” isteyenlerin mahkeme salonlarından çıkarılmak istendiğine tanıklık ettik. Mahkeme salonlarında denk gelmediğimiz adalet, kamuoyu vicdanında da tecelli etmiş değil!” diye konuştu.

    Yakın tarihin en karanlık döneminin aydınlığa kavuşması için siyasetçileri de ellerine vicdanlarına koymaya, gerçekleri açıklığa kavuşturmaya çağıran Değirmenci, “Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların sorumlusu kimdir? Bizim çocuklarımız neden öldürüldü?” diye sordu.

    İnsanlığa karşı işlenen suçların faillerini gizleyenler, suçların ortağı olduğunun altını çizen Değirmenci, “İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Kardeşlerimizin hayatlarından, bizlerin acılarından oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz” diye belirtti.

    “10 Ekim katliamı, kendinden önce aydınlatılmamış 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları gerçek anlamda araştırılsa ve failleri bulunsaydı hiç yaşanmayacaktı” diyen Değirmenci, şunları ifade etti:

    “Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Katliamın 6.yılında, bombaların patladığı bu acı dolu meydandan bir kez daha sesleniyoruz: Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız! Sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz! Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyarbakır’daki avukatlara müdahaleye 78 barodan ortak tepki: Savunmaya saldırı kabul edilemez

    Diyarbakır’daki avukatlara müdahaleye 78 barodan ortak tepki: Savunmaya saldırı kabul edilemez

    PİRHA-78 baro ortak bir açıklama yayımlayarak, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyelerini talimatla duruşmadan zorla çıkaran Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının görevden uzaklaştırılmasını istedi. Açıklamada, “Hiçbir kişi veya kurum; savunma görevini yapan avukatı görevini yapmaktan alıkoyamaz, engelleyemez, avukata fiziki saldırı ve hakarette bulunamaz” denildi.

    Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bir duruşmada, mahkeme başkanı tarafından müdafi avukatlara yönelik tutum ile ilgili olarak görüşmek üzere salona giden Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyeleri mahkeme başkanının talimatıyla polisler tarafından zorla dışarı çıkarıldı.

    “SAVUNMAYA SALDIRI KABUL EDİLEMEZ”

    Aralarında İstanbul, İzmir, Ankara, Diyarbakır ve Dersim barolarının da olduğu toplamda 78 baro, “Savunmaya saldırı kabul edilemez” başlığıyla bir açıklama yayımladı.

    Açıklamada 13 Eylül günü gerçekleşen olaya ilişkin bilgiler verilirken; “13 Eylül 2021 tarihinde Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonunda; mahkeme başkanı tarafından müdafi avukatlara yönelik ön yargılı tutum ve saldırgan tavır üzerine Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyeleri, konuyu görüşmek için duruşma salonuna gittiklerinde mahkeme başkanı aynı tutumunu baro başkanı ve yöneticilerine karşı sürdürmüştür.

    Mahkeme başkanı tarafından Diyarbakır Baro Başkanı Av. Nahit Eren ile duruşma salonunda bulunan avukatların duruşmadan çıkartılmalarına ilişkin polislere talimat verilmesi üzerine, polis memurlarınca baro başkanına, baro yöneticilerine ve avukatlara yönelik fiziki saldırı ve hakaretlerde bulunulmuştur” denildi.

    “AVUKATLIK, HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TEMİNATIDIR”

    Adil yargılanma hakkının gerçekleşebilmesi için öncelikle hak arama özgürlüğünün gerçek bir özgürlük olarak kullanılması gerektiği bildirilen açıklamada; hukuki dinlenilme hakkının tanınması, şüphelinin veya sanığın, hakkındaki tüm delilleri görebilmesi ve delillere karşı sözünü söyleme hakkının bulunması, savunması için delil sunabilmesi ve delillerin de toplanmasının zorunlu olduğu kaydedildi.

    “Avukatlık mesleği savunma hakkının, adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün teminatıdır” ifadesinin yer verildiği açıklamada, avukatların özgür ve etkili olamadığı bir toplumda hiç kimsenin özgürlüğünün garanti altında olmadığı belirtildi.

    “DİYARBAKIR 9. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANI VE OLAYDA YER ALAN POLİSLER GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILMALI”

    78 baronun ortak açıklamasında son olarak şu ifadeler kullanıldı; “Hiçbir kişi veya kurum; savunma görevini yapan avukatı görevini yapmaktan alıkoyamaz, engelleyemez, avukata fiziki saldırı ve hakarette bulunamaz.

    Avukatın görevi; hukuk devletinin bireylere sağladığı güvenceleri korumak, bu hak ve güvencelerin kullanılmalarını sağlamaktır.  Avukatların mesleki faaliyetlerinin engellenmesi, duruşma salonundan fiziki saldırı ve hakaretlere maruz bırakılarak çıkartılmaları gibi kabul edilemez tutum ve anlayışlara karşı mücadelede etme konusundaki kararlığımızı bir kez daha tüm kamuoyuna duyurmaktayız.

    Hukuk devletini, adil yargılanma hakkını, savunmayı, mesleğimizi ve meslektaşlarımızı savunmaktaki kararlılığımız bilinmelidir. Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının ve olayda yer alan kolluk görevlilerinin ivedilikle görevden uzaklaştırılmaları ve haklarında gerekli adli ve idari soruşturmanın başlatılması gerektiğini kamuoyu ve ilgililerin bilgisine sunarız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İBB Başkanı İmamoğlu, ilk yolsuzluk dosyasını yargıya taşıdı

    İBB Başkanı İmamoğlu, ilk yolsuzluk dosyasını yargıya taşıdı

    AKP dönemine ilişkin belediyede gerçekleşen yolsuzluk ve usulsüzlüklere ilişkin dosyaları açmaya başlayan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ilk yolsuzluk dosyasını yargıya taşıdı. Aralarında Ulaştırma Bakanı’nın da bulunduğu 23 kişi hakkında suç duyurusu yapıldı.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, AKP dönemine ilişkin yolsuzluk dosyalarını açmaya başladı.

    Yargıya taşınan ilk büyük yolsuzluk dosyası, 2018’de İBB’nin kendi şirketi Medya A.Ş’ye ihale ettiği tanıtım işleri ile ilgili seçim döneminde yapılan ödemeler oldu. İBB Bilgi İşlem Daire Başkanlığı Bilgi İşlem Müdürlüğü’nce 30 Ekim 2018’de gerçekleştirilen “Yatırım organizasyonlarının tanıtım ve medya çalışmaları işi” ihalesi kapsamında iştirak şirketi ile 26 Kasım 2018’de 26 milyon 585 bin liralık sözleşme imzalandı. İmamoğlu’nun mazbatasını aldığı gün yani 17 Nisan 2019’da Medya A.Ş’ye, ihale kapsamında ödeme için 13 milyon 629 bin liralık fatura kesilmesi tartışma yaratmıştı.

    “İŞLERİN TAMAMINA YAKINI SÖZLEŞMEYE VE ŞARTNAMEYE UYGUN DEĞİL”

    Sözcü’den Özlem Güvemli’nin haberine göre; Teftiş Kurulu raporunda, işlerin tamamına yakınının sözleşmeye ve teknik şartnameye uygun yerine getirilmediği, hak edişlerin usule uygun yapılmadığı ve yapılan 15 milyon 458 bin+KDV tutarındaki ödemenin kamu zararı yarattığı belirlendi. Bu nedenle AKP döneminin İBB Genel Sekreter Yardımcısı, ihale ve harcama yetkilisi olan şu anki Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun da aralarında bulunduğu 8 İBB görevlisi, eski Medya A.Ş genel müdürü Abdurrahman Tığ’ın da adının yer aldığı 6 şirket görevlisi ile alt yüklenici şirketin 9 yetkilisi hakkında Aralık ayının ilk haftasında suç duyurusunda bulunuldu.

    İSTANBUL VALİLİĞİ CEVAP VERMEDİ

    Teftiş Kurulu raporu, 15 milyon 458 bin liralık kamu zararının tahsili için Bilgi işlem Daire Başkanlığı’na iletildi.

    Ayrıca, kamu görevlileri hakkında idari soruşturma emri verildi. Teftiş Kurulu’nun başka dosyalar için “Memurlar ve Diğer kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun” hükümleri çerçevesinde, ön inceleme vermeye yetkili İstanbul Valiliği’ne tevdi raporu gönderdiği, ancak bugüne dek bir cevap alınamadığı öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahir Elçi davasında Türkan Elçi konuşturulmadı

    Tahir Elçi davasında Türkan Elçi konuşturulmadı

    Tahir Elçi davasında Türkan Elçi’nin söz almasına izin vermeyen mahkeme, müşteki avukatlarının reddi hakim talebinin 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce değerlendirmesine karar vererek, duruşmayı 3 Mart 2021’e erteledi.

    Diyarbakır’da sokağa çıkma yasağının olduğu 28 Kasım 2015’te Sur ilçesindeki Dört Ayaklı Minare önünde katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi cinayetine ilişkin 3’ü polis 4 sanık hakkında açılan davanın ilk duruşması, Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanık polisler  S.T., F.T. ile ihraç edilen polis memuru M.S. ve avukatları duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Şikayetçi sıfatıyla Elçi Ailesi, Türkan Elçi ve avukatları duruşmada hazır bulundu.

    TÜRKAN ELÇİ’YE SÖZ VERİLMEDİ

    Duruşmada, Türkan Elçi söz isteyerek, “Düşüncelerimi, davadan ne beklediğimi dinleme nezaketi göstermenizi istiyorum. Buraya gelene kadar size güvenim tamdı” dedi. Mahkeme, Türkan Elçi’nin uyarılmasına, aksi halde salondan çıkarılacağına dair ihtar ara kararı verdi.

    ‘GERÇEK SUÇLULARIN TESPİTİNİ İSTİYORUZ’

    Elçi Ailesi avukatları, “Ceza yargılaması insan haklarını doğrudan ilgilendiren bir disiplindir. Biz sadece iddianamede adı geçen sanıkların değil, gerçek anlamda suçluların, arka planda duranların tespitini istiyoruz” dedi.

    Mahkeme heyetinin bağımsız ve tarafsız davranmadığı gerekçesiyle avukatlar reddi hakim talebinde bulundu. Diyarbakır Baro Başkanı Aydın’ın SEGBİS ekranının görülmemesiyle ilgili tespit yapılmasını istedi, ancak mahkemece sözü kesildi. Mahkeme yaşanan tartışmaların ardından müşteki avukatlarının reddi hakim taleplerini dinlemeye başladı. Duruşma salonunda avukatlarla mahkeme heyeti arasında tartışmalar yaşanırken, duruşma salonunun bulunduğu koridora kalkanlı çevik kuvvet ekibi takviyesi yapıldı.

    Duruşmada söz alan müşteki avukatı Nahit Eren, Ekim 2015’te Tahir Elçi’nin yakalanmasına karar veren mahkeme gibi, bu mahkeme heyetinin de vicdanını kapatarak hareket ettiğini söyledi. Eren, 5 yıldır sadece savcılığa ifade veren Türkan Elçi’nin konuşmasına izin verilmemesine tepki gösterdi. Müşteki avukatı Mahsuni Karaman, mahkeme heyetinin en başta çelişkilerle dolu iddianameyi kabul etmemesi gerektiğine işaret ederek, ‘ya şundadır ya bunda’  şeklindeki iddianameyle yargılama yapılamayacağını dile getirdi. Karaman, reddi hakim taleplerini tekrarladı.

    Mahkeme heyeti, reddi hakim konusunda Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar vermesinin istenmesine, SEGBİS kayıtlarının çözümünün yapılmasına karar vererek, duruşmayı 3 Mart 2021’e erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kenanoğlu: Yargı hiç bir zaman dedelerden talimat almamıştı-VİDEO

    Kenanoğlu: Yargı hiç bir zaman dedelerden talimat almamıştı-VİDEO

    PİRHA- Adalet Komisyonu’nda konuşan HDP İstanbul Milletvekili Kenanoğlu, yargının bağımsız olmadığını, tek adamın  talimatıyla karşı karşıya kalındığına dikkat çekti. Kenanoğlu, “Yargı dedelerden talimat almayacak dediniz, talimat almadan karar veremeyen bir yargı oluşturdunuz” dedi. 

    AKP Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç başkanlığında toplanan komisyon, AKP ve MHP milletvekillerinin imzasını taşıyan Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi için 27. Dönem’de 4 toplantı gerçekleştirdi ve bu birleşimlerde 52 saat çalıştı. Komisyon, 2 Temmuz Perşembe günü başladığı müzakerelerini 6 Haziran’da sonlandırdı.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu Adalet Komisyonu’nda konuştu.

    Kenanoğlu, “12 Eylül’ün bütün yasaları, bütün kuralları, bütün hukuksuzlukları büyük çoğunlukla devam ediyor” dedi.

    “KENDİ DARBELERİNİZİ OLUŞTURDUNUZ”

    Kenanoğlu komisyonda şu konuşmayı yaptı:

    “Bu yargıyı ele geçirme meselesi, 2010 referandumuyla başladı ve 2010 referandumunda iki tane önemli motivasyon vardı sizin halka yönelik ortaya sürdüğünüz; özellikle kendi tabanınıza sürdüğünüz iki önemli motivasyon vardı.
    Bunlardan bir tanesini bütün darbelerle ve darbecilerle hesaplaşmak diye ifade etmiştiniz. Bunu gerçekleştirmediniz yani 12 Eylülün bütün yasaları, bütün kuralları, bütün hukuksuzlukları büyük çoğunlukla devam ediyor; bunu görüyoruz. Bunun üzerine tam da bizim “sivil darbe” diye ifade ettiğimiz kendi darbelerinizi de oluşturdunuz.

    “YARGI HİÇ BİR ZAMAN DEDELERDEN TALİMAT ALMAMIŞTI”

    Diğer bir motivasyon kaynağınız, özellikle Türkiye’nin çoğunluğunu oluşturan Sünni Türk toplumuna yönelikti, “Yargıyı Alevilerden temizleyeceğiz” söylemiydi. Bunu, şimdiki Cumhurbaşkanı bizzat şöyle ifade etmişti: ‘Artık yargı dedelerden talimat almayacak.’ Oysa, yargı hiçbir zaman dedelerden talimat almamıştı, çünkü yargı hiçbir zaman dedelerin, Alevilerin lehinde kararlar vermemişti yani bugün nasılsa o gün de öyleydi aslında. Bunu siz de biliyordunuz ama toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ve sizin de oy deponuz olan Sünni Türk toplumsal kesimini o değişikliğe ikna edebilmek için böyle bir söylem oluşturdunuz ama şöyle bir sonuca da yol açtı bu: Dedelerden talimat almayan bir yargı, o referandumla yapmış olduğunuz değişiklik ve HSYK’deki değişiklikle birlikte FETÖ’den talimat almaya başladı, neredeyse FETÖ liderinin onayı olmadan kimi kritik davalarda asla karar veremez hâle geldi; bunun sonuçlarını da hep birlikte yaşadık.

    “TEK ADAMDAN TALİMAT ALAN BİR YARGIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Şimdi ne oldu peki? FETÖ devre dışı bırakıldıktan sonra yargı bağımsızlaştı mı? Bunun da mümkün olmadığını hep birlikte görüyoruz ve şu anda da AKP’den, tabir yerindeyse tek adamdan talimat alan bir yargıyla karşı karşıya durumdayız. Şu anda da barolara yönelik bir hamleniz var ve bu hamleyle birlikte bunu Meclis’ten geçirerek -sayısal çoğunluğunuz var tabii- ele geçiremediğiniz için kendi yandaş barolarınızı oluşturarak da buradaki hâkimiyetinizi ve totaliter rejim anlayışınızı oluşturmak istiyorsunuz.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Mersin Barosu Başkanı’ndan tepki: Kanun devleti mi yoksa hukuk devleti mi olacaksınız?-VİDEO

    Mersin Barosu Başkanı’ndan tepki: Kanun devleti mi yoksa hukuk devleti mi olacaksınız?-VİDEO

    PİRHA- Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, hükümetin meslek örgütlerine dönük müdahale sinyalinin demokrasi ve yargı bağımsızlığı açısından kabul edilemez olduğunu ifade etti. Yeşilboğaz, ölüm orucunda olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın savunma hakkı için mücadele ettiğini belirterek, “Umarım sesleri duyulur ve sağlıklarına kavuşurlar” dedi.  

    Meslek örgütlerinin seçim sisteminin değiştirilmesine dönük hükümet kanadından yapılan “Meclis açılır açılmaz değiştireceğiz” çıkışına meslek örgütlerinden tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, süreci yakından takip ettiklerini belirterek, “Siyasi iktidar son günlerde barolar, tabipler birliği başta olmak üzere meslek odalarının seçim sistemlerine müdahale edeceğini, yapılarını değiştireceğine dair açıklamalar yapıyor. Ancak bu sürece ne barolar birliğini dahil ediyor ne de diğer meslek odalarını katıyor” diyerek tepki gösterdi.

    “TOPLUM ADINA BARO OLARAK DAVALAR AÇIYORUZ”

    Baroların insan hak ve özgürlüklerinin koruyucusu ve teminatı olduğuna dikkat çeken Yeşilboğaz, “Biz ne yapıyoruz. Bir çevre saldırısında çevre hakkına karşı yapılan yasadışı bir idari işlemde dava açıyoruz. Nükleer santrale, HES’lere, kimyasal fabrikalara, balık çiftliklerine ve daha bir çok konuda dava açtık. Bu, mevcut otoriteyi rahatsız ediyor. Çünkü kendine göre bir ekonomik dünya düzeni kurmuş ve bu kapitalist sistemde kendine bir yer edinmiştir. Sermayenin beslenmesi gerekiyor ama biz toplum adına baro olarak gidiyoruz davalar açıyoruz” dedi.

    “BAROLARIN SEÇİMLERİYLE UĞRACAĞINIZA ÜLKENİN SORUNLARINI ÇÖZÜN”

    Yeşilboğaz, avukatlar her zaman ekonomik ve siyasi olarak bağımsızlığını koruduğu ve hiçbir iktidara biat etmediğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “Baroların bağlı olduğu demokrasi ve hukuk devletidir. Bizler her şeyi tartışmaya hazırız. Ülkenin bu kadar ciddi sorunları varken, bütün sorun bizim seçim sistemimizse ve siz bütün bu meseleleri bununla çözeceğinize de inanıyorsanız biz size bunu veririz. Kadın cinayetlerini, çocuk istismarlarını, ülkedeki gelir adaletsizliğini durdurun, fikir ve düşünce özgürlüğünü ve yargı bağımsızlığını eğer gerçekten temin edebileceksiniz, sağlık sistemini düzeltecekseniz, doğal bir çevrede yaşama hakkımızı verecekseniz, bunu kendi ellerimizle teslim ederiz. Neden buna ihtiyaç duyuyorlar? Toplumun böyle bir beklentisi yok. Siz bir yasayı değiştiriyorsanız, toplumsal bir karşılığının ve faydasının olması gerekiyor. Toplum açısından zararlı olduğu net bir şekilde görülüyor.”

    “80 BARO OLARAK YAPILMAK İSTENEN DEĞİŞİKLİĞE KARŞIYIZ”

    Yeşilboğaz, dünyada pandemi süreci yaşandığını belirterek, “Ciddi bir ekonomik bunalım varken ve esnaf kan ağlıyorken siyasal iktidar odaları cezalandırmak istiyor. Toplum iktidardan farkı şeyler bekliyor. Baroların yapısını değiştirince halkın karnını doymayacak, işsizlik bitmeyecek. Yurttaş iş, aş bekliyor. 80 baro olarak yapılmak istenen değişikliğe karşı olduğumuzu ifade ediyoruz. Bize rağmen yapılabilir mi? Meclise götürür ve hükümet ortağı destek verir yasayı çıkarabilirsiniz. Kanun devleti mi yoksa hukuk devleti mi olacaksınız? Demokratik bir devlet mi olacaksınız? Buna bakmak gerekiyor” diye konuştu.

    “MESLEKTAŞLARIMIZI KAYBETMEK İSTEMİYORUZ, UMARIM BU ÇIĞLIK DUYULUR”

    Avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın devam eden ölüm orucu eylemine de değinen Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, “Meslektaşlarımız yargılanıyor. Yargılanan arkadaşlarımız avukatlığı gerektiği için yaptığı, Soma’da ölen 301 madencinin ailesinin yanında olduğu ve davayı sonuna kadar takip ettiği, Aladağ’da cemaate karşı hukuk mücadelesi verdikleri, sermayeye ve iktidara karşı mücadele ettikleri, hukukun yanında yer aldıkları için adil yargılanma hakkı ihlal edilerek yargılanıyorlar. Ebru ve Aytaç’ın verdiği mücadele adil yargılama hakkının olmadığının en büyük göstergesidir. Meslektaşlarımızı kaybetmek istemiyoruz. Umarım bu çığlık duyulur” dedi.

    Diren KESER/MERSİN 

     

     

  • Yargıda AKP-MHP kadrolaşması; atamalarda MHP’ye özel kontenjan

    Yargıda AKP-MHP kadrolaşması; atamalarda MHP’ye özel kontenjan

    Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) geçen hafta yaptığı kura töreninde 1379 hakim ve savcı atandı. AKP ve MHP’ye yakın birçok isim de atananlar arasında yer aldı.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın videokonferans aracılığıyla katıldığı hâkim/savcı kura töreni kapsamında 20 Mayıs’ta 940 hakim, 439 savcı ataması yapıldı.

    Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) düzenlediği kurada, eski Adalet Bakanı Kenan İpek ve eski AKP milletvekili Burhanettin Uysal’ın gelinleri, eski Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz’in oğlu ve gelininin de hâkim ve savcı olarak atandıkları görüldü.

    Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, evlerde cemaat tarzı sohbet toplantıları düzenleyen Adalet ve Medeniyet Derneği’nin başkanı ve bazı üyeleri de artık yargı üyesi olarak görev yapacak.

    1379’luk listede yapılan araştırmada, dikkat çekici sonuçlar çıktı. Buna göre, yargıya alımlarda AKP ile MHP arasındaki Cumhur İttifakı etkili oldu. Atama listesinde MHP’ye özel kontenjan verildiği öğrenildi.

    Listede yer alan isimlerin bazılarının ülkücü kökenli olduğu görüldü. Eski MHP milletvekili, MYK üyesi Mehmet Parsak’ın danışmanı Avukat Samet Karpuz, Kuşadası (Söke) Hâkimliği’ne getirildi. Karpuz’un eşi de yargıda hakim olarak görev yapıyor.

    Listede, bazı siyasi ve bürokratların yakınları da hakim ve savcı olarak atandı.

    Bu kapsamda AKP döneminde Adalet Bakanlığı ve Müsteşarlığı yapan ve son olarak Yargıtay üyeliğine atanan Kenan İpek’in oğlu Mehmet Akif İpek’in eşi Ahsen Şenol İpek, Adana Hâkimi oldu. Eski Emniyet Genel Müdürü, Vali Celalettin Lekesiz’in oğlu Muzaffer Lekesiz Kırklareli Cumhuriyet Savcılığı’na, gelini Merve Lekesiz ise Kırklareli Hâkimliği’ne atandı. Kurada eski AKP Karabük Milletvekili Burhanettin Uysal’ın oğlu Şamil Uysal ile evli olan Miyase Gümüş Uysal’a Söke Hakimliği çıktı.

    Kurada, Adalet ve Medeniyet Derneği’nin yönetici ve üyelerinin isimleri de yer aldı.

    Cemaat evi tarzında evlerde sohbet toplantıları yapan, hakim ve savcı alımı sınavlarına hazırlık için dersler verilen derneğin konuşmacıları arasında gerici yazar Nurettin Yıldız da yer alıyordu. Kura töreniyle bu derneğin Genel Başkanı Akif Tögel Boyabat Hakimliği, Ankara İl yöneticisi Mustafa Tayyib Güneş Pazarcık Savcılığı’na atandı. Twitter’da Siyer Vakfı ve gerici İhsan Şenocak paylaşımları yapan Talha Lütfü İnce Kırıkkale Hâkimliği’ne getirildi.

  • Abdullah Cömert’in katili polis tutuklandı

    Abdullah Cömert’in katili polis tutuklandı

    Gezi Parkı eylemlerinde Abdullah Cömert’i gaz fişeği ile vurarak ölümüne sebep olan polis memuru Ahmet Kuş’un cezası Yargıtay tarafından onandı. Kuş cezaevine konuldu.

    Hatay’daki Gezi eylemlerinde Abdullah Cömert’in ölümüne neden olan polis Ahmet Kuş tutuklandı. Davada, yargıtay bilinçli taksirle öldürme kararını onadı. Böylelikle polis Ahmet Kuş’a verilen 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasını onanmış oldu.
    CÖMERT’İN KATİLİ POLİS ALTI YIL SONRA TUTUKLANDI

    Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Mart 2016’daki kararıyla, polis Kuş’u ‘kastın aşılması suretiyle öldürmek’ suçundan 13 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum etmişti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin bu cezayı bozmasının ardından dava yine aynı mahkemede görülmüştü. Sanık polis Ahmet Kuş’a 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verilmişti.

    Yargıtay sanık polis hakkındaki hapis cezasını onadı. Karar hakkında infaz yazısı yazıldı sanık polis hükmen tutuklandı.

    “YARGITAY KARARI EKSİK VE HATALI”

    Cömert ailesinin avukatlarından Eren Can Artı Gerçek’e yaptığı açıklamada Yargıtay kararının eksik ve hatalı olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Abdullah Cömert davasında sanık polis Ahmet Kuş Yargıtayın ilk kararı bozması sonrası yeniden yapılan yargılamada 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası almıştı. Bu karar Yargıtay tarafından onandı. Sanık polis hükmen tutuklandı. Verilen karar bizce eksik ve hatalıdır. Birincisi yargılama Balıkesirde yapılarak adalete erişim hakkımız sınırlanmış ve ihlal edilmiştir. İkincisi kasten işlenen bir fiil olduğu açıkken sanık kasten öldürmeden ceza almamıştır. Abdullah Cömert bir ara sokakta hedef gözetilerek gaz fişeği ile başının arka kısmından vurulmuştur. Üçüncüsü dosyada ceza alan kişi sayısı sadece bir tane polis memurudur.oysa o gün emir talimat veren amirlerin dosyaya dahil edilmesi gerekirken edilmemiştir.”

    Can, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacaklarını belirtti.

  • PSAKD’den Güzelgül’e destek: Gerçekleri söylemek suç değil!

    PSAKD’den Güzelgül’e destek: Gerçekleri söylemek suç değil!

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’ün ifadeye çağrılmasına tepki göstererek, “Gerçekleri söylemek suç değildir. Asıl suçu ayrımcılık yapanlar işlemiştir” dedi. 

    Elazığ depreminden sonra Elazığ ve Malatya’da kurum başkanlarıyla birlikte incelemelerde bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, “Alevi köylerine yardım gitmediği” yönündeki açıklamalarından dolayı “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla ifadeye çağrıldı.

    Güzelgül’ün ifadeye çağrılmasına Pir sultan Abdal Kültür Derneği’nden (PSAKD) tepki geldi.

    PSAKD yaptığı açıklamada, “Siyasal iktidar hem suçlu hem güçlü. Hem ayrımcılık yapıyor hem de bunu dile getiren kurum başkanlarını hedef alıyor” ifadesini kullandı. Açıklamada, yargının bağımsız olmadığına dikkat çekilerek, siyasi iktidarın talimatlarıyla hareket eden yargının gerçekleri söyleyenleri susturmaya çalıştığı kaydedildi.

    “GERÇEKLERİ SÖYLEMEK SUÇ DEĞİLDİR”

    Alevi kurum başkanlarının depremin meydana geldiği Malatya ve Elazığ bölgelerinde gördüklerini kamuoyu ile paylaştıkları belirtilen açıklamada, “Gerçekleri söylemek suç değildir. Asıl suçu ayrımcılık yapanlar işlemiştir” denildi.

    Baskı ve tehdit politikalarıyla insanları sindiremeyecekleri kaydedilen açıklamada, “PSAKD olarak sonuna kadar Hüseyin Güzelgül’ün yanında olduğumuzu herkesin bilmesini istiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

    İlgili Haberler:

    ABF Başkanı Güzelgül ifadeye çağrıldı

    Alevi kurum başkanları: Deprem bölgesinde ayrıma tabi tutulduğumuzu gördük-VİDEO