Etiket: yargı

  • Yargıdan karar: Bekçilerin kimlik sorma yetkisi yok

    Yargıdan karar: Bekçilerin kimlik sorma yetkisi yok

    Bekçilere kimlik göstermediği için götürüldüğü polis karakolunda 187 TL idari para cezası verilen R.D.’nin itirazı kabul edildi. Para cezasının kaldırılmasına karar veren mahkeme, bekçilerin kimlik sorma yetkisinin olmadığını kaydetti.

    Van’ın Tuşba ilçesinde 3 Ocak’ta bekçilerin kent merkezindeki uygulamaları sırasında durdukları bir gençten kimlik göstermesini istedi. Bekçilerin böyle bir yetkisinin olmadığını söyleyen R.D. kimliğini bekçilere vermedi.

    Bunun üzerine bekçiler R.D. adlı genci İkinisan Polis Karakolu’na götürdü. Karakola götürülen R.D.’ye polis, “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermemek” iddiasıyla Kabahatler Kanunu’na göre 187 TL para cezası kesti. Cezanın kesilmesinin ardından R.D. serbest bırakıldı.

    “BEKÇİNİN KİMLİK SORMA YETKİSİ YOK”

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre R.D., avukatı aracılığıyla 2. Sulh Ceza Hakimliği’ne para cezasının kaldırılmasına yönelik başvuru yaptı. Mahkeme, 31 Ocak’ta idari cezanın kaldırılmasına karar verdi. Mahkeme, gerekçesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Her ne kadar itiraz eden kişi hakkında Kabahatler Kanunu 40’ıncı maddesi uyarınca kimliği bildirmemem kabahati nedeniyle idari para cezası uygulanmışsa da, çarşı, mahalle bekçilerinin (olay tarihi olan 03.01.2020 tarihinde) kimlik sorma yetkisi bulunduğuna ilişkin açık bir düzenlemenin bulunmadığını, çarşı ve mahalle bekçilerinin vazifeleri ile ilgili olarak riayet etmeleri gereken hususları gösterir yönetmeliğin 16. maddesinde ‘Bekçiler bölgeleri içinde dolaşan şüpheli şahısları takip eder ve hüviyetlerini araştırırlar’ şeklinde düzenleme mevcut ise de bu düzenlemenin açık bir şekilde bekçilerin kimlik sorma hakkının mevcut olduğunu göstermediği…”

    İDARİ PARA CEZASI KALDIRILDI

    Bekçilere “kimlik sorma yetkisine” ilişkin olarak olay tarihi itibariyle yasal düzenlemenin bulunmadığı belirtilen gerekçede şöyle denildi:

    “Her ne kadar olay tarihinden sonra buna ilişkin yasal düzenlemelere dair yasama çalışmaları bulunsa da bu düzenlemelerin hem olay tarihinden sonraki döneme ilişkin olduğu hem de olay tarihi itibariyle bekçilerin kimlik sorma yetkililerinin bulunmadığını, en azından buna ilişkin açık bir mevzuat hükmünün bulunmadığı, bu nedenle kişiye uygulanan idari para cezasının usul ve yasaya uygun olmadığı kanaatine varılmıştır.”

  • Grup Munzur’a 5 yıl şarkı söyleme yasağı

    Grup Munzur’a 5 yıl şarkı söyleme yasağı

    2017 Newroz’unda  Van ‘da söyledikleri ‘Zindana Diyarbekir ve Serhildan Jiyane’ şarkıları grup üyelerine yasaklandı.

    İzmir’de 1992 yılında kurulan çok dilli protest şarkı ve türküleriyle bilinen Grup Munzur’a şarkı söyleme yasağı geldi. Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi bünyesinde çalışmalarını yürüten gruba, 2017 yılında Van Newroz’unda söyledikleri ‘Zindana Diyarbekir ve Serhildan Jiyane’ şarkılarından ötürü yargılanan grup üyelerine örgüt propagandası gerekçesiyle beş yıl boyunca aynı suçu işlemeleri halinde hapis cezası verilecek. Bir diğer anlamıyla beş yıl boyunca grup Muzur’un şarkı söylememesi istendi.

    Grup Munzur son dönemde grubun eski solistlerinden Şenol Akdağ ve birlikte çalışmada bulundukları Yılmaz Çelik gibi sanatçıların tutuklandığına dikkat çekti. Munzur’dan yapılan açıklamada, “Grup Yorum, Yılmaz Çelik, Şenol Akdağ gibi halkın ilerici ve saygın gördüğü sanatçılar terörize edilerek halkla bağları koparılmak isteniliyor” denildi.

    “KÜRTÇE SÖYLEDİĞİMİZDEN DOLAYI İFADEYE ÇAĞIRILDIK”

    Grup Munzur yaşadıkları baskıları, “Grup Munzur’a üye olmamız, Grup Munzur’a eşlik etmemiz, albümlerde yer alan bandrollü eserleri seslendirmemiz, sahnede yaptığımız konuşmalar, 1 Mayıs ve İç Güvenlik Yasası basın açıklamalarına katılmamız gibi nedenler gerekçe gösterilerek hakkımızda davalar açılıyor, tutuklanıyor veya ifadeye çağırılıyoruz. Bu gerekçelerle hakkında dava açılan Grup Munzur Kolektifi üyelerimiz Onur Yanardağ, Berivan Gülen, Erçin Demir’in davaları devam etmekte. Yıllarca grup kolektifimizde yer alan ve emeğini her daim bizimle paylaşan Şenol Akdağ’ın tutukluluğu yine devam etmekte. 2019 Yerel Seçim çalışmalarında sahnede bize eşlik eden müzisyen dostumuz Haydar Cemsu Grup Munzur’a eşlik etmesi, İsyan Ateşin’ini seslendirmesi ve grup üyeleriyle tanışıklığı olup olmadığı sebebiyle sorgulanmak üzere ifadeye çağrıldı” ifadeleri ile açıkladı.

    “Yine 2017 yılında sahnede seslendirdiğimiz Kürtçe bir eserden kaynaklı hakkımızda dava açılmış, 21 Mart 2017 Newroz Van sahnesinde seslendirdiğimiz “Zindana Diyarbekir ve Serhildan Jiyane” eserlerinden ve sahnede yaptığımız konuşmalardan kaynaklı kolektif üyelerimiz Buket Şimşek, Burak İkiz ve Selçuk Çelik hakkında örgüt propagandası yapmak iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı. Geçtiğimiz 25 Aralık 2019 ve 9 Ocak 2020 tarihlerinde grup üyelerinin yargılanma süreci devam etti. Bu sürecin sonucunda kolektif üyelerine yönelik hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildi”

    “SANATA VE SANATÇIYA SALDIRILAR DEVAM EDİYOR”

    Grup Kültür Bakanlığı onaylı seslendirdiği şarkılarının olduğunu söyleyerek, “Egemenler ve onların adaleti, Kültür Bakanlığı onaylı şarkıları sahnede seslendirdiğimiz için bizi yargılayarak; kendi hukukunu tanımıyor!Toplumun tüm “öteki” kesimlerine olduğu gibi sanata ve sanatçıya karşı da sınır tanımaksızın sürdürülen bu saldırılar, egemen güçlerin yönetememe krizinin yalnızca bir reaksiyonudur” dedi.

    Grup Munzur; İsyan Ateşi, Ape Musa, Bırakın Yakınmayı, Kaypakkaya Marşı, Tutuşturun Geceleri, Özge Fidan ve Hrant Dink için yazdıkları Namag şarkıları ile biliniyor. Grup Munzur son süreçte Rapzan Belagat ile ‘Kaypakkaya Şiarıyla’ çalışmasında bir araya gelmişti.

  • Yılmaz Çelik’in iddianamesi hazırlandı: Türkü söylemek ‘suç’ delili sayıldı

    Yılmaz Çelik’in iddianamesi hazırlandı: Türkü söylemek ‘suç’ delili sayıldı

    PİRHA – Geçtiğimiz haftalarda tutuklanan sanatçı Yıılmaz Çelik’in iddianamesi hazırlandı. İddianamede, bir itirafçının Yılmaz Çelik üzerine verdiği ifadeler yer alırken aynı zamanda Çelik’in İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan’ın fotoğraflarının yer aldığı sosyal medya paylaşımları ve ‘Ali Haydar Ölmez’ türküsünün seslendirmesi “suç” delili sayıldı.

    Dersim’de 8 Aralık’ta konser sonrası ev baskınıyla gözaltına alınan ve 2 gün gözaltında kaldıktan sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanan Yılmaz Çelik hakkında “örgüt üyesi olma” ve “örgüt propagandası yapmak”tan iddianame hazırlandı.

    İddianamede bir itirafçının Yılmaz Çelik üzerine verdiği ifadeler yer alırken aynı zamanda Çelik’in İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan’ın fotoğraflarının yer aldığı sosyal medya paylaşımları ve “Ali Haydar Ölmez” türküsünün seslendirmesi “suç” delili sayıldı.

    Yılmaz Çelik’in Ovacık ilçesinde yer alan ve aynı zamanda kendi köyü olan Kedek bölgesine gidişleri de iddianamede “kuryelik” iddiasına delil olarak gösterildi. Çelik, savcılık ifadesinde A.O’yu tanımadığını belirterek ifadede belirtilen tarihlerde festival ve derleme yapmak amacıyla Ovacık’ta bulunduğunu kaydetti. Jip tarzı aracın kendisine ait olduğunu, ancak renginin tanığın anlatımının aksine siyah değil gri olduğunu ifade eden Çelik, suçlamaları kabul etmediğini ifade etti.

    AYGÜN: SUÇU SAZ ÇALMAK

    Yılmaz Çelik hakkında hazırlanan iddianameye ilişkin, Avukatı Hüseyin Aygün  şunları ifade etti: ‘‘ Sanatçı Yılmaz Çelik 2020’ye hapishanede girdi. Yılın son gününde yayınlanan iddianameye göre suçu cidden saz çalmak.Yaklaşık 50 yıl evvel yargısız infaz ve işkence ile öldürülen Ali Haydar Yıldız, İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan’ı anmak, ‘Vartinik Ağıdı’nı söylemek suç sayıldı.”

    Aygün, Çelik’in ilk duruşmasının 26 Mart 2020 günü Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini belirti. (HABER MERKEZİ)

  • Elektrik zammı yargıya taşınıyor

    Elektrik zammı yargıya taşınıyor

    Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği’nden (ÇETKODER) tarafından yapılan açıklamada elektrik zammına tepki gösterilerek 14.9’luk zam oranın geri çekilmesi talep edildi.

    Açıklamada zammın geri çekilmemesi halinde konunun yargıya taşınacağı belirtildi.

    Milli gazetedeki habere göre, yapılan zamların dar gelirli vatandaşı zor duruma düşürdüğünü ifade eden ÇETKODER Genel Başkanı Mustafa Göktaş, “Öncelikle bu yapılan zammın yetkililerce bir kez daha gözden geçirilerek geri çekilmesini tüketiciler adına talep ediyoruz. Netice itibari ile zam geri çekilmez ise tüketici vatandaşlarımızın aleyhine olan bu hususu kısa süre içinde yargıya taşıyacağız” diye konuştu.

    Elektriğe 1 Temmuz’da da yüzde 15 zam yapıldığını hatırlatan Göktaş, son bir yılda elektrik fiyatlarına 5 kez zam yapıldığını belirterek, “Yapılan bu zam ile birlikte son 2 senede elektriğe yüzde 60.9 oranında zam gelmiş oldu” dedi.

    TOPLAM ARTIŞ YÜZDE 70

    Elektriğe, en son 1 Temmuz’dan itibaren geçerli yüzde 15 zam yapılmıştı. EÜAŞ’ın, elektrik dağıtım ve perakende şirketlerine ikili anlaşmalarla sattığı, “toptan” olarak tanımlanan elektriğin birim fiyatı da 20,5 kuruşa yükseltilmişti.

    Yeni tarifede toptan elektrik fiyatları da 35 kuruşa yükseldi. Böylelikle toptan elektrikte artış yüzde 70 oldu. (HABER MERKEZİ)

  • MEB’in onayı ile Ensar Vakfı okullara girebilecek

    MEB’in onayı ile Ensar Vakfı okullara girebilecek

    MEB, öğrencilere ilişkin faaliyetleri yargı kararlarıyla engellenen Ensar Vakfı’nın okullarda çalışma yapmasına izin verdi. İznin ardından, Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan, “Yargı kararları da Ensar ile imzalanan protokollerin Anayasal suç niteliğini taşıdığını vurgulamıştır” diye konuştu.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Karaman’daki yurdunda yaşanan çocuk istismarıyla bilinen ve yargı kararlarıyla okullarda etkinlik düzenlemesi yasaklanan Ensar Vakfı’yla yeniden işbirliği yaptığı öğrenildi.

    MEB-ENSAR İŞBİRLİĞİ YASAKLANMIŞTI

    Cumhuriyet’ten Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü “Öğrencilerin dini, ahlaki ve sosyal sorumlulukları çerçevesinde bilinçlendirilmesi” gerekçesiyle vakfın, okullarda faaliyet yürütmesinin önünü açtı. Danıştay, “Eğitim, devletin devredemeyeceği görevler arasındadır” gerekçesiyle Ensar Vakfı’nın örgün eğitimde faaliyet yürütmesini engellemişti. Bakanlık, yargı kararını yok sayarak Ensar’ın öğrencilere yönelik seminer, söyleşi, proje çalışmaları ve yarışmalar düzenlemesine izin verdi.

    MEB VE ENSAR VAKFI İŞBİRLİĞİ

    Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, MEB ve Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi işbirliğiyle bu yıl sekizincisi yapılacak, “Türkiye Değer Ödülleri” projesinin okullarda duyurulmasını talep etti. Ensar’ın bu yıl, “Güvenilir olmak” temasıyla yapacağı yarışma için hazırlanan eserlerin vakfa bağlı Değerler Eğitimi Merkezi’ne gönderilmesini istedi.

    Talep yazısında şu ifadeler yer aldı:

    “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Ensar Vakfı işbirliğinde, Bakanlığımıza bağlı resmi ve imam hatip ortaokullarındaki öğrencilerimize milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin kazandırılması kapsamında öğrencilerin başarı ve motivasyonlarını artırmak, akademik ve entelektüel gelişimlerine katkı sunmak ve meslek seçimleri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler ve kurslar gerçekleştirebilecektir.”

    “ENSAR İLE İŞBİRLİĞİ ANAYASAL SUÇTUR”

    MEB’in suç işlediğini ifade eden Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, kamusal eğitimin MEB’in ve eğitimcilerin sorumluluğunda olduğunu hatırlatarak “Eğitim üçüncü kişilere devredilemez. Yargı kararları da Ensar ile imzalanan protokollerin Anayasal suç niteliğini taşıdığını vurgulamıştır” dedi.

    “ENSAR VAKFINA ÖĞRENCİLERİMİZİ TESLİM EDEMEYİZ”

    Aydoğan, Ensar Vakfı’nın öğrencilere meslek tercihleri konusunda “yardımcı” olacağının da protokolde yer aldığını vurgulayarak, “Meslekler ve meslek tercihleri konusu uzmanlık alanıdır. Eğitimci niteliği olmayan ve kamuoyu vicdanındaki yeri aklanmayan Ensar’a öğrencilerimizi teslim etmeyeceğiz. Anayasal suç olan protokollere karşı memleketin geleceğinden endişe duyan herkesi protokollere karşı mücadeleye çağırıyoruz” diyerek protokole karşı hukuki mücadelenin devam edeceğini söyledi.

     

     

  • Gezi gazisi Aydoğan’ın dosyası tekrar Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi

    Gezi gazisi Aydoğan’ın dosyası tekrar Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi

    PİRHA-Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeği ile yaralanan Aydın Aydoğan dosyası, yeniden Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi. Karara tepki gösteren Aydoğan, “Dosyamda 6 yıldır yapmadıkları kalmadı. Nasıl olur görüntülerin sabit olduğu isimlerin belli olduğu bir dosya 6 yıl gibi bir zaman içinde çözülmez. Burada bizim AİHM başvuru sürecimizin önünü kesmek istiyorlar” dedi. 

    İstanbul’daki Gezi Direnişi’nde gaz fişeğinin isabet etmesi sonucu Aydın Aydoğan ciddi şekilde ayağından yaralandı. Altı yıldır hukuk mücadelesi veren Aydoğan’ı yaralayan polislerin yargılanmasının önü yine kapatıldı. 10 Ocak 2019’da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Valilik tarafından Aydoğan’ı yaralayan 16 polis hakkındaki ‘soruşturma izni verilmemesi’ kararını bozmuştu. Şimdi ise dosya tekrar Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi.

    16 POLİS İSMİ BELİRLENMİŞTİ

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, 20 Ekim 2015’te valiliğe yazı yazarak, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli 16 polisin ismini vermişti. Listede, ZET tüfeğini kullanan ancak ismi tespit edilemeyen memur da vardı. Savcılık, polisler hakkında “zor kullanma yetkisini aştıkları” gerekçesiyle soruşturma izni istemişti. Valilik, 22 Şubat 2016’da, polislerin görevlerini yerine getirdiklerini belirtmiş, “kusurulu oldukları tespit edilemedi” demişti. Kararda, atılan gaz fişeğinin, bahse konu yerde şahısların yaralanmasına sebebiyet verme ihtimalinin olduğu ifade edilerek, şikayetçilerin, görevli polis memurlarının attığı gaz fişeği neticesinde yaralandığına dair somut delil ortaya koyma imkanının olmadığı savunulmuştu.

    AYDIN AYDOĞAN DOSYASININ SERÜVENİ

    6 yıldır adalet bekleyen Aydoğan, dosyasının serüvenini şöyle özetledi:

    “Dosyamda 6 yıldır yapmadıkları kalmadı. 10 savcı değişti biri öldürüldü 1000 kusur sayfa dosya. Bundan önce öldürülen savcı Mehmet Selim Kiraz dosyayı ulusal kriminal dairesine gönderip dosyada beni vuran polislerin 5’inin görüntülerine ulaşmıştı. Bu sırada valilik dosyaya müdahale ederek işlemden kaldırılmasını talep etti ve dosyayı faili meçhule attılar. Buna itiraz ederek bölge idare mahkemesinde karar çıkartıp soruşturmanın devamına ve valilik kararının yasal olmadığına dair kararı çıkarttık. Dosya tekrar memur suçları bürosuna gönderildi. Bundan önce de dosyada polis görev listesinden ve ön inceleme raporlarından vurulduğum yerdeki polis listesi ZET tüfeği kullanan polisler tespit edilmişti. Bunları da ölen savcı ifadeye çağırmıştı. Kendisi öldükten sonra savcı Hüseyin Öz’e gelip ifade vermişlerdi. Basma kalıp ifadelerle suçu kabul etmeyip amirinin ismini ve nerede görev yaptıklarını bilmediklerini söylemişlerdi. Bu arada valilik tekrar olaya müdahale edip dosyanın işlemden kaldırılmasını talep etti ve dosya tekrar faili meçhule gönderildi. Biz buna tekrar bölge idare mahkemesinde itiraz ettik. Bölge İdare Mahkemesi 1 buçuk yıl sonra valiliğin böyle bir yetkisi olmadığına karar verdi ve dosya Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi.”

    “AİHM BAŞVURU SÜRECİNİN ÖNÜNÜ KESMEK İSTİYORLAR”

    Dosyasının tekrar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderilerek AİHM sürecinin önünün kapatılmasına tepki gösteren Aydoğan, şunları belirtti:

    “6 yıl geçti dosyada vuran polisler belli ifadeleri var buna rağmen savcılık makamı hiç bir şey yapmıyor. Çünkü dosyaya bizatihi Başsavcılık müdahil olmuştur. Saraydan idare edilen yargı bunları bize reva görürken aynı gün içinde Osman Kavala dosyası adı altında Gezi’de daha önce beraat eden arkadaşlarımız hakkında bir günde iddianame hazırlayarak dava açabiliyor. Buradan şu anlaşılıyor ki yargı birilerinin siyasi oyuncağı olmuş durumda. Nasıl olur görüntülerin sabit olduğu isimlerin belli olduğu bir dosya 6 yıl gibi bir zaman içinde çözülmez. Burada bizim AİHM başvuru sürecimizin önünü kesmek istiyorlar. Etkin soruşturma yapılmadığı için başvuru sürecimizi etkisiz hale getirmek için dosyayı oradan oraya atıp duruyorlar. Savcılar da dosyadan imtina edip çekiniyorlar ve korkuyorlar. Savcı ile polis nezaretinde en fazla 3 soru sorabiliyoruz yargı şu anda bu halde. Adalet adalet diyerek geldiler ülkeyi adaletsizliğe, hukuksuzluğa mahkum ettiler. Ama unutmasınlar ki onların korkusu bizim umudumuz olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tüm Bel-Sen Başkanı Bozkurt: 31 Mart yerel seçimler dönüm noktası-VİDEO

    Tüm Bel-Sen Başkanı Bozkurt: 31 Mart yerel seçimler dönüm noktası-VİDEO

    PİRHA – 31 Mart yerel seçimlerin dönüm noktası olduğunu kaydeden Tüm Bel-Sen Başkanı Erdal Bozkurt, iktidarın olumsuz ve haksız faaliyetlerine karşı muhaliflerin mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Bozkurt, “31 Mart seçimleri dönüm noktası bizim için. Demokratik parlamenter sisteme dönmek için bir adım olarak değerlendirmek lazım” dedi. 

    Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) Genel Başkanı Erdal Bozkurt, 2018 yılında ilan edilen OHAL’in Türkiye’de yarattığı sorunları, ekonomi, sağlık ve eğitimde yaşananları PİRHA’ya değerlendirdi.

    2018 yılının OHAL süreci ile birlikte yeni bir siyasi rejimin devamı niteliğinde olduğunu kaydeden Bozkurt, 2018’in Tüm Bel-Sen açısında temel hak özgürlükler ve sendikal haklarının kısıtlandığı bir yıl olduğunu belirterek 24 Haziran süreciyle yeni bir rejimin inşa edildiğini ifade etti.

    “YARGI BAĞIMSIZLIĞINI TAMAMEN KAYBETTİ”

    24 Haziran seçimleriyle birlikte tek adam rejimine ve partili Cumhurbaşkanı sistemine geçildiği bununla birlikte parlamentonun tamamen işlevsiz kaldığını dile getiren Erdal Bozkurt, yargının bağımsızlığını tamamen kaybettiğini, yasamanın da tek adamın atadığı bakanlar eliyle hazırlandığını belirterek, “Anayasanın temel ilkesi olan sosyal hukuk devleti ilkesi tamamen ortadan kaldırılmış oldu” dedi.

    Bozkurt, 2018’de belediyelere kayyum atandığını ve bunların hükümetin isteği ile gerçekleştirİLdiğini belirterek şöyle devam etti:

    “2018’de temel yaşadığımız sorunlardan biri de 20 Temmuzdan sonra başlayan belediyelere yapılan kayyum atamalardır. Örgütlülük alanımızın bir bütününü temsil eden belediyelerde örgütlenmiş bir sendika olarak, 96 belediyeye kayyum atanması ile birlikte ihraçlar gündeme geldi. Yaşanan ihraçların tamamı hukuksuzca ve hükümletin isteği ile gerçekleşmiş, tek taraflı kararlar ile alınmış bir durumdur. Kaldı ki dönemin Adalet Bakanı yapılan işlemin hukuksuz bir işlem olduğunu kendisi de teyit etmişti ama bunu yapmaktan geri çekilmeyeceğiz, demişti. Şu ana kadar 1700 kamu çalışanı özellikle kayyum belediyelerde ağırlıklı olmak üzere işlerinden, ekmeklerinden edildiler.”

    “TOPLUMU KUTUPLAŞTIRAN BİR YAPI OLUŞTU”

    Toplumu bölen, kutuplaştıran bir yapı oluşturulduğunu kaydeden Bozkurt, akademisyenlerin, eğitimcilerin, sağlıkçıların, gazetecilerin,  siyasetçilerin sadece düşüncelerinden dolayı gözaltına alınıp cezaevlerine konulduklarını belirtti.

    Ülkenin açık cezaevine döndüğünü kaydeden Tüm Bel-Sen Başkanı Erdal Bozkurt, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Tutuklama yerine adli kontrol verilen, yeni bir ucube sisteme bıraktı ülkeyi. Ülkenin yarıdan fazlası açık cezaevinde. Bütün bunlar yaşanırken siyasal ve ekonomik krizde üst üste geldi ekonomide giden iyi işler olmayınca siyasal iktidar kendini farklı göstermek ya da ekonomide kötü gidişatı kapatmak amacıyla belli ki bu olanlara yöneldi yani bizim üzerimizden aslında kendi gerçeğini kapatmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ekonomide dış borçtan aldıkları paraların tamamını beton ekonomisine yandaşa peşkeş çekerek ülkeyi bugün krize getirdiler. Çok derin bir kriz yaşıyoruz. Bunu ne kadar yoksa arsalarda halen kabini atadıkları bakanlar eliyle yapılan açıklamalarda krizi teyit eden ve buna karşı önlemler alacağız söylemleri ile işin ne kadar ciddi bir boyuta geldiğini görmek mümkün. Ülke kaynakları betonu ve yandaşı harcandı dedik birçok kurumumuz 95 yıllık kurumlar, 100 yıllık kurumlar satıldı, özelleştirildi. Ama buradan elde edilen gelirler ne milli gelir bize yansıdı ne de başka bir yere kaynağı betona ve kendi yandaş mı peşkeş çektiğini görmek mümkün.

    “TEMEL TÜKETİM MALLARINA YAPILAN ZAMLARDAN GERİ ADIM ATILMADI”

    Temel tüketim mallarına yapılan zamlardan bir adım geri atılmazken ilginçtir ki mermi tüketimine yönelik yeni bir şey çıkardılar mermilere indirim yaptılar. Silahsızlanmanın dünya ölçeğinde bugün tartışıldığı bir dönemde hele hele ülkemizde kadın cinayetlerine, iş cinayetlerine, eğitim alanındaki cinayetlere bakıldığında silahlanmanın geldiği boyutu görmek ve tehlikenin farkında olmak gerekirken tam da bunu teşvik edercesine mermi fiyatlarına yapılan indirim aslında politik ve ideolojik olarak iktidarın meseleye nasıl baktığını açıkça göstergesi ve gerçekten korkunç bir durumla karşı karşıyayız.

    “EĞİTİM CEMAATİN ELİNDE”

    Sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin yapılan zamlara karşı güçlü ses çıkarmaları gerektiğinin altını çizen Bozkurt, aksi taktirde gelecek dönem açısından ülkeyi sıkıntılı dönemlerin beklediğini kaydetti.

    İktidarın, eğitim, sağlık alanında da politik bakış açısıyla çalışmalar yaptıklarını söyleyen Bozkurt, şunları söyledi:

    “Eğitim ve sağlık alanında yapılan çalışmalar ya da politik bakış açıları biliyoruz. Eğitimde yine dinsel motiflerle cemaate teslim edilen bir eğitim sistemimiz var yani laik, kamusal, parasız, eğitim yerine tam tersine ticarileştirilen ve cemaatler eliyle yönlendirilen bir eğitim sistemine döndük. Sağlık politikaları son yapılan hastanelerle şehir hastanelerinde vatandaşın sağlığından çok ticarileştirilmiş yani yandaşa kaynak aktaran sağlık anlayışıyla hizmet edilmektedir. Kıyılarımız, ormanlarımız, doğal güzelliklerimiz yani ülkenin bütün varlıkları bu süreçte talan edilirken 31 Mart seçimlerine girerken iktidarda olanlar sanki bunları başkaları yapmış gibi ifade ederek yeni bir popülist politikayla kamuoyunun gündemine çıkmaya çalışıyorlar.”

    Bozkurt, son olarak, 31 Mart yerel seçimlerin önemine vurgu yaparak, “31 Mart seçimleri dönüm noktası bizim için. Demokratik parlamenter sisteme dönmenin bir yolu, bir adım olarak değerlendirmek lazım. Mağdur olanlarla, muhalif olanlarla, bir araya gelip bu süreci ortak bir demokratik ortama dönüştürmenin zeminini oluşturabiliriz” dedi.

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ
    ANKARA

  • İhraç edilen hakim Mercan: Cezaevindeyken tutukladığım kişiler aklıma geldi

    İhraç edilen hakim Mercan: Cezaevindeyken tutukladığım kişiler aklıma geldi

    PİRHA- Hakimlik mesleğinden KHK ile ihraç edilen Hakim Zeynep Mercan, “Hukuk açısından da olağanüstü bir süreç yaşandığı kesin” diyerek, yargının yasal sınırlar içerisine geçtiği zaman her şeyin düzeltileceğini söyledi.

    Aslen Trabzon Çaykaralı olan ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hakimlik mesleğinden ihraç edilen Zeynep Mercan, hem yasadıklarını anlattı hem de Türkiye’deki yargı sürecine dair değerlendirmelerde bulundu.

    2012’de hakimlik görevine başladığını belirten Mercan, “Giresun’a tayinim çıkmıştı ve oraya gideli 5 gün olmuştu. 16 Temmuz’un akşamına doğru medyada ismimizi gördük. Liste olarak yayınlandı. Gözaltına alınacağımız, görevden uzaklaştırdığımız belirtiliyordu. Çok itibar etmedik ve böyle bir ihtimalin olmayacağını düşünüyordum. Tabi akşam evimize gidip uyudum ama gece 03.00’de eve yapılan baskınla gözaltına alındım. Sadece bir listede olduğumuz söylendi ve o listeyle tutuklandık” diye ifade etti.

    “DOSYAMA TARAFSIZ BAKAMAYACAĞINI DÜŞÜNDÜM”

    65 gün Giresun Cezaevinde kaldığını söyleyen Mercan, “Daha sonra küçük çocuğum var gerekçesiyle tahliye ettiler. Bir ay sonra tekrar gözaltına alındım. Aslında temelde aynı şeyler ama farklı bir mahkeme tarafından tekrar gözaltına alındım ve sonra bırakıldım. Daha sonra da 2 Mart’ta da hakkımda ‘örgüt üyeliği’ gerekesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi” dedi.

    Cezaevinde olduğu süreçte, ilk olarak AİHM’e başvurduğunu dile getiren Mercan, “Ben de olan bitenin farkında değildim. Biraz Anayasa Mahkemesi’nin kendi üyelerini bir gecede tutuklatması, görevden uzaklaştırması sebebiyle onun artık iç hukuk yolunun etkili olmayacağını, benim dosyama tarafsız bakamayacağını düşündüğümden AİHM’e başvurdum. Belki tedbir niteliğinde karar alabilir diye. AİHM ise ‘İç hukuk yollarını tüketmeden geldin’ diyerek ret etti başvuruyu. Daha sonra kendi sürecimizi başlattık. Hem ihraçlarımız, hem de ceza davası devam etti. Ceza devası sonuçlandı. ihraca yönelik davada henüz bir cevap yok” diye konuştu.

    “CEZAEVİ DAHA HASSAS BİR HUKUKÇU OLMAMI SAĞLADI”

    Cezaevinde baktığı davaların aklına geldiğini ifade eden Mercan, “Cezaevindeyken tutukladığım kişiler aklıma geldi. Tutukluluk aslında uzun süre düşünülmesi gereken kararlar olduğunu düşünüyorsunuz. Ama zor bir süreçti. Cezaevi çok daha hassas ve duyarlı bir hukukçu olmamı sağladı. Sadece kanunları bilen değil insan hakları savunuculuğuyla birlikte bir hukukçu olmaya çalışıyorum” dedi.

    Mesleğinden ihraç edildikten sonraki süreçte maddi ve manevi olarak etkilendiğini ifade eden Mercan, Ancak bu süreci insan haklarıyla ilgili, ayrımcılıkla ilgili, kadınlarla ilgili takip edebildiğim tüm etkinliklere katılıp, kendi bilincimi geliştirmeye çalışıyorum. İlk iş olarak Af Örgütü’nün Ankara aktivist grubuna başladım. Orada insan hakları eğitimi aldık. Onların bana çok faydası oldu” diye belirtti.

    “YARGININ DÜZELECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM” 

    “Hukuk açısından da olağanüstü bir süreç yaşandığı kesin” diyen Mercan, şu şekilde konuşmasını sürdürdü:

    “Meslektaşların nasıl bir baskı altında olduklarını tahmin edebiliyorum ama somut olarak bilmiyorum. Yargının düzelteceğini düşünüyorum. O yüzden de yargıyı cesaretlendirmemiz gerekiyor. Yargıya inanıyorum. Çünkü yargı yasal sınırlar içerisine geçtiği zaman orada kaldığı zaman aslında her şeyi düzelteceğini görüyorum. Bunu bekliyoruz. Bu olağanüstü koşullar ancak bu şekilde sona erer.”

    Mercan baskın seçimlere ilişkin de “Herkeste bir heyecan var. Umarım adil bir seçim olur. Hepimizin arzu etiği bir şekilde, emek verdiğimiz şekilde iyi geçer. İdeal olana yaklaşmamıza vesile olur diye umut ediyorum” diye konuştu.

    Rohat EMEKÇİ/İSTANBUL

  • Büro Emekçileri Sendikası: Yargı emekçilerinin hakları karşılanmalı

    Büro Emekçileri Sendikası: Yargı emekçilerinin hakları karşılanmalı

    Büro Emekçileri Sendikası (BES) yeni yargı yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, yargı emekçilerinin sorunlarını ve taleplerini kamuoyuyla paylaştı.

    Sendika Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında açıklama yapan Büro Emekçileri Sendikası Genel Sekreteri Aziz Özkan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının anayasa değişiklikleri ve uygulanan OHAL ile birlikte ortadan kaldırıldığını söyledi.

    Hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmasının, yürütmenin yargıdan elini çekmesinin yargıç güvencesi ile mümkün olacağını kaydeden Özkan, “Bağımsız ve tarafsız yargı vatandaşı devlete karşı koruyan yargıdır. Hükümeti vatandaşa karşı koruyan yargı ise ancak parti yargısı olabilir” dedi.

    Yargının tümüyle siyaset ile iç içe geçtiğine dikkat çeken Özkan, HSK ve yüksek yargı organlarının hükümet tarafından denetim altına alındığını söyledi. Türkiye’nin kanunlarla değil, TBMM’den geçirilmeyen KHK’ler ile yönetildiğini belirten Özkan, “OHAL hukuksuzluğunun asıl hedefi darbecilerle mücadele değil, işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarını yok ederek, hak, hukuk, kuralı olmayan kölece çalışma yaşamı dayatmaktır” dedi.

    “YARGIYA GÜVENSİZLİK YÜZDE 76”

    Yapılan araştırmaların yargıya güvensizliğin yüzde 76’lar düzeyinde olduğunu gösterdiğini kaydeden Özkan, anketlerde en güvenilmez kurumların başında yargının geldiğini söyledi.

    Özkan sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Mahkemelere işi düşenler hakim ya da savcının neci olduğunu araştırıyor. Toplumda genel olarak adaletin olmadığı duygusunun ise çok daha yükseklerde olduğu yapılan adalet eylemlerine katılımlarda kendisini göstermiştir.”

    “ADALETSİZLİĞİN EN AĞIR SONUÇLARINI KADIN VE ÇOCUKLAR YAŞIYOR”

    Adaletsizliğin en ağır sonuçlarını kadın ve çocukların yaşadığına dikkat çeken Özkan, taciz, tecavüz, şiddet ve istismar davalarında, “haksız tahrik”, “rızası var”, “iyi hal” denilerek yaşananların meşru kılınmaya çalışıldığını vurguladı.

    “YARGI EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİ KARŞILANMADI”

    Yargıda yaşananların yargı emekçilerine de yansıdığını belirten Özkan, geçtiğimiz ay imzalanan toplu sözleşmede yargı emekçilerinin taleplerinin karşılanmadığına dikkat çekti.

    Adalet Bakanlığı’nın 58 bin personel ile hizmet verdiğini kaydeden Özkan, dava sayılarının artışına bağlı olarak personel sayısının artırılmayışının iş yükünü artırdığını ve bel-boyun fıtığı, kalp damar hastalıkları ve psikolojik rahatsızlıkların yargı emekçileri arasında yaygınlaştığını söyledi.

    İş yükü nedeniyle mesai bitimi ve haftasonları da çalışmak zorunda kalındığını söyleyen Özkan, çalışan sayısının artırılmasını, mesai karşılığı izin verilmesini ve fazla mesai ödemelerinde uygulama birliği sağlanmasını istedi.

    “MÜLAKATA SON VERİLSİN” 

    Yargı emekçilerinin disiplin hükümleri yönünden 2802 sayılı yasadan çıkartılmasını talep eden BES Genel Sekreteri Özkan, yeni getirilen rotasyon uygulamasının kaldırılmasını ve görevde yükselme sınavlarında mülakata son verilerek liyakata uygun atama yapılmasını istedi. 

     

    Cebrail ARSLAN/ANKARA