Etiket: zakirlik

  • Doç. Dr. Ulaş Özdemir: Zakirlik Alevi hafızasını aktaran aracı bir görevi var – VİDEO

    Doç. Dr. Ulaş Özdemir: Zakirlik Alevi hafızasını aktaran aracı bir görevi var – VİDEO

    PİRHA –  Zakirliğin tarih boyunca Balkanlar’dan Orta Doğu’ya İran’a kadar uzanan Alevi topluluklarını farklı dilleri farklı melodileri birbirine bağlayan hafızayı kuşaklar arasında aktaran önemli bir aracı görevi üstlendiğini söyleyen Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir, “Zakirlik günümüzde giderek daha da önemli bir hale gelecek” dedi.

    Yüz yıllardır Alevi cemlerinde inançsal hafızanın aktarıcılarından biri de Zakirliktir. Alevi inanç ve kültürünün nesiller boyunca hafızada kalmasında Zakirlerin seslendirdiği deyişler önemli bir yer tutuyor. Alevi cemlerinde 12 hizmetten biri olan Zakirlik, kelime anlamıyla da Hakk’ın kelamını, sazıyla, sözüyle dile getiren insandır.

    Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir, geçmişte üzerinde çalıştığı Zakirlik geleneğini PİRHA’ya değerlendirdi. Ulaş Özdemir’in etnomüzikoloji çalışması “Kimlik, Ritüel, Müzik İcrası: İstanbul Cemevlerinde Zakirlik Hizmeti” adında kitabı da bulunuyor.

    “ZAKİRLİK HİZMETİ FARKLI YÖRELERDE FARKLI KİŞİLERLE YAPILIYOR”

    Cemlerde 12 hizmetliden birisinin Zakir olduğunu söyleyen Ulaş Özdemir, farklı yörelerde Zakirlik hizmetini farklı şekillerde yapan icracıların olduğunu, bunların kimi zaman cemi yürüten Pir, kimi zaman bir Aşık kimi zaman ise bağımsız birinin de olabileceğini belirtti.

    2015 yılında doktora tezinde İstanbul’daki cemevlerinde zakirlik hizmeti yürüten 20-30 yaş arası genç zakirleri incelediğini söyleyen Özdemir, bu zakirlerin 5-10 yıl arası düzenli olarak cemlerde zakirlik yaptığını ve bunu hala sürdürdüklerini söyledi.

    Özdemir, Alevi inancıyla ve geleneğiyle bağ kuran gençlerin bunu hizmet olarak yaptıklarını aynı zamanda cemevlerinden çıktıklarında da kutsal bir görev yüklediklerini belirti. Özdemir, zakirlik kimliğine kutsallık atfedildiğini ve bunu koruduklarının altını çizdi.

    “ZAKİRLİK HAFIZANIN TAŞINMASINA ÖNEMLİ BİR YERİ VAR”

    2000-2010’lu yıllarda hem gençler açısından hem de gelenek boyutuyla zakirliğin Alevi Bektaşi inanç geleneği ve müzik icrasında ön plana çıktığının altını çizen Ulaş Özdemir, bu konuda çok sayıda makalenin yazıldığını ve belgesellerin çekildiğini ifade etti.

    Özdemir, Zakirlik alanında UNESCO’nun 2003 tarihli Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilen Yaşayan İnsan Hazineleri programı kapsamında Türkiye’de zakirlik ve aşıklık alanında bu unvanın Dertli Divani’ye verildiğini hatırlattı.

    Alevilikte Zakirlik hem aşıklık, ozanlık hem de icra boyutuyla ön plana çıktığını belirten Özdemir, söz ve müziğin inançsal bir hafızanın veya geleneğin kuşaklar boyu taşınmasında da önemli bir görev üstleniyor dedi.

    Özdemir, Zakirliğin tarih boyunca Balkanlar’dan Orta Doğu’ya İran’a kadar uzanan Alevi topluluklarını farklı dilleri farklı melodileri birbirine bağlayan hafızayı kuşaklar arasında aktaran önemli bir aracı görevi üstlendiğini söyledi.

    “ALEVİLİK BİLGİSİNİN SAZ VE SÖZLE TAŞINMASINA ZAKİRLİK ÖNEMLİ BİR GÖREV”

    Alevi Bektaşi inanç kültüründe Zakirliğin önemli bir görevi olduğunun altını çizen Ulaş Özdemir, şunları söyledi:

    “Bu aynı zamanda bu topluluk için bir hafızayı, beleği canlandırmak çabası. Ve gençler de bu açıdan tıpkı böyle usta dede, icracıları, aşıkları ve saz, söz ustalarının kayıtlarını eski sesleri ve tınıları ararken sadece geleneği korumak anlamında değil ama bunu tekrar yaşatırken bir şekilde kaynak alabilecekleri, feyz alabilecekleri geleneğin içinde önemli olan zakirlikte karşılarına çıkan bir değerdir.

    Zakirlik giderek daha da önemli bir hale gelecek diye düşünüyorum. Çünkü dünyanın dört bir yanında Alevi Bektaşi kurumları, cemevleri var. Alevilik bilgisinin saz ve söz ile taşınmasında zakirlik önemli bir görev olarak karşımıza çıkıyor.”

    Semra ACAR – İZMİR

  • Ali ve Melisa Taşkın çifti, cemlerde birlikte zakirlik yapıyor-VİDEO

    Ali ve Melisa Taşkın çifti, cemlerde birlikte zakirlik yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Aşure ayında tanıştıktan sonra evlenen Ali Taşkın ve Melisa Taşkın cemlerde birlikte zakirlik yapıyorlar. Küçük yaşlarından itibaren deyiş söyleyip saz çalan Taşkın çifti, “İkimizin zakir olması bizim için umut vericidir” diye kaydettiler. 

    Antep Alevi Kültür Derneği’nde (AKD) zakirlik hizmeti için gittikleri cemevinde tanışan Ali Taşkın ve Melisa Taşkın, evlendikten sonra da beraber zakirlik yapmaya devam ediyorlar.

    Ali Taşkın hemşire, Melisa Taşkın ise cemevinde bağlama kursu veriyor. Mesleklerini yapan Taşkın ailesi, önemli anmalarda ve etkinlerde birlikte zakirlik hizmetini yürütüyorlar.

    “KÜÇÜK YAŞLARDAN BERİDİR ZAKİRLİK YAPIYORUM”

    Bağlama çalmaya küçük yaşlarda başlayan Zakir Ali Taşkın, “15 yaşında zakirliğe başladım. O günden bugüne kadar zakirliği devam ettiriyorum. Adıyaman dışında da çeşitli bölgelere gidip anmalarda ve etkinlerde zakirlik hizmeti yapıyoruz. Şartlarımız el verdiği sürece bu işin içinde olmaya çalışıyoruz” dedi.

    “HAYAT ARKADAŞIMIN ZAKİR OLMASI BENİM İÇİN BÜYÜK BİR MUTLULUK”

    Melisa Taşkın ile bir rastlantı sonucu tanıştıklarını söyleyen Ali Taşkın, gitmek istemediği halde İslahiye’de cemevinde birbirlerini tanıdıklarını, sonrasında evlenmeye karar verdiklerini belirtti. Ali Taşkın, “Hayat arkadaşımın zakir olması benim için çok büyük bir mutluluk” diye belirtti.

    “BİZİ HAK BİR ARAYA GETİRMEK İSTİYORDU SANKİ”

    Antep’te doğan ve 7 yaşından beridir saz çalan Melisa Taşkın ise 12 yaşından sonra Antep Alevi Kültür Derneği’nde zakirlik yapmaya başladığını belirtti. Nasıl tanıştıklarına dair de konuşan Melise Taşkın, “Bizi Hak bir araya getirmek istiyordu sanki. Kendisini sanki yüz yıldır tanıyormuşum gibi hissetim. 8 senedir Adıyaman’da yaşıyorum, buraları çok sevdim, insanları çok sıcak… Burada hiç yabancılık çekmedim, beni aileleri gibi görüyorlar. Dillerimiz farklı olmasına rağmen sanki burada doğup büyümüş gibi hissediyorum” ifadelerini kullandı.

    “POSTA OTURAN HERKES CANDIR”

    Kadın olarak zakir olmaktan gurur duyduğunu ifade eden Melise Taşkın, kadınlar için bir örnek olduğunu dile getirdi. Taşkın, kadınların zakirlik yapmasının önünde bir engel olunmadığını belirterek şunları kaydetti:

    “Kadınlar da istediği gibi seslerini duyurabilirler. Posta oturan herkes candır. Ben de o postta bir can olarak oturuyorum. Bana daha önceden de ‘Kadın zakir hiç görmedik, sizi burada gördüğümüzde çok şaşırdık’ demişlerdi. Bence bu bir örnektir, inşallah daha da çoğalır.”

    “BU HOŞGÖRÜNÜN HİÇBİR İNANÇTA OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”

    Alevi inancında kadın ve erkek eşitliğinin önemine değinen Melisa Taşkın, Alevi inancının diğer inançlardan ayrı olduğunu, hoşgörüye dayandığını belirterek şunları söyledi:

    “Küçük yaşlarda saz çaldığında insanların kendisine şaşırdığını söyleyen Melisa Taşkın, “Bu hoşgörünün, bu anlayışın başka hiçbir inançta olduğunu düşünmüyorum. Küçükken sırtımda sazı gördüklerinde ‘acaba saz çalabilecek mi söyleyebilecek mi’ diye düşünüyorlardı. Sazı çalıp türküyü okuduğum zaman herkes gelip beni tebrik ediyordu. İnsanlar bizim beraber deyiş okuduğumuzu gördüklerinde ‘Arkadaş mısınız?’ şeklinde sorular soruyordu. Evli olduğumuzu söylediğimizde de çok mutlu oluyorlardı. Türkiye’de kadın zakir sayısı çok azdır. Evli zakir ise daha azdır.”

    “İkimiz de Hakk’a, Ehlibeyt’e, 12 İmamlara gönlümüzü vermişiz, ruhumuzu teslim etmişiz. Hak aşkıyla yaşıyoruz. Ceme girdiğimizde çok büyüleyici bir duygu oluşuyor bende. Zakirlik hizmetinin asıl amacı cemde bulunan halka o heyecanı verebilmek.”

    Kamber YILDIZ / ADIYAMAN

     

     

  • Adnan Kılıç, 40 yıldır Şahkulu Dergahı’nda zakirlik yapıyor: 12 hizmetin en kutsalı – VİDEO

    Adnan Kılıç, 40 yıldır Şahkulu Dergahı’nda zakirlik yapıyor: 12 hizmetin en kutsalı – VİDEO

    PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı’nda 40 yıldır zakirlik hizmeti yürüten Adnan Kılıç, zakirliğin bir anda olmayacağını belirterek, “Her insan bulunduğu yörede çiğdir, eksiktir. Biz de bu dergahta aşk ile gönüllü olarak başladık ama gelen dedeleri gördükçe, feyz aldıkça yavaş yavaş pişmeye başladık. Bu işler bir gün içerisinde veya bir sene içerisinde olmuyor” dedi. Kılıç, şu an 30 sene önce yaptıkları cemlerdeki gibi heyecanı, aşkı ve muhabbeti bulamadıklarını da belirterek ekledi: 12 hizmetin en kutsalı zakirlik.

    1963 Sivas Divriği Çamşıhı doğumlu Zakir Adnan Kılıç, yaklaşık 40 yıldır Şahkulu Sultan Dergahı’nda zakirlik hizmeti yürütüyor. Kılıç’ın ayrıca ‘Alevilikte Birlik Cemi’ ve ‘Şah’a Doğru Giden Kervan’ olmak üzere 2 tane de kaseti bulunuyor.

    1984 yılından beri Şahkulu Sultan Dergahı’nda zakirlik hizmeti yürüten Adnan Kılıç, zakirlik hizmetine dair PİRHA’ya konuştu.

    “İLK OLARAK 1984 YILINDA ZAKİR OLARAK POSTA OTURDUM”

    Zakir Adnan Kılıç, Divriği Çamşıhı bölgesinde müziğin yaşının olmadığını, bölgede anadan doğar doğmaz müziğe başladıklarını belirterek 3-4 yaşlarından beri yörede yapılan cemlerde zakirliği öğrendiğini ifade etti.

    Feyzullah Çınar, Aşık Ali Metin, Mehmet Ali Karababa, Ali Ertekin ve geçen hafta Hakk’a yürüyen Hüseyin Gazi Metin Dede gibi nice ozanlar diyarı olan Çamşıhı bölgesinin suyundan içen, dünyaya gelmiş her canlının müzikle tanıştığını da söyleyen Kılıç, zakirlik hizmetine başlama sürecini şöyle anlattı:

    “Bizim ailede zakir olarak sadece ben bu işe meyil verdim. O da farklı yörelerden gelen ve tanışmış olduğum bir takım dedelerin dizlerinin dibinde oturarak onların nidalarından, eserlerinden, bizim yöreden farklı olan deyişleri, duaz-ı imamlarını dinleyerek ben bu işe karar verdim. İlk zakir olarak 1984’te rahmetli Gürgür Dedenin ve Ali Metin’in Şahkulu’nda yapmış olduğu cemde zakir olarak posta oturdum.”

    “12 HİZMETİN EN KUTSALI ZAKİRLİK; CEMDE BİR COŞKU SELİ HİSSEDİYORSUNUZ”

    Kılıç, cemin içerisinde zakirin yapması gereken ritüellerin çok farklı olduğunu, belli bir periyodik sırayla ceme uymak zorunda olduğunu ifade ederek “Nasıl ki bir su, yavaş yavaş gözeden akar çoğaldıkça çağlamaya başlar, cemde de öyle bir coşku seli hissediyorsunuz. Karşınızdaki insanlara da o duyguyu kendiliğinden verebilmek çok önemli” dedi. Kılıç, şu an yapılan cemlerde, 30 sene önce yaptıkları cemlerdeki gibi heyecanı, aşkı, muhabbeti bulamadıklarını belirterek şu eleştiriyi yaptı:

    “Günümüzde yeni yetişen gençler cemevlerinde 3-4 tane deyiş söylemeyi zakirlik sanıyorlar. Değil aslında. 12 hizmetin en kutsalı zakirlik. Telli kuran dediğimizi Türkçe olarak iyi okumaları lazım. Okudukları şeyi de karşıdaki insanlara iyi yansıtmaları gerekiyor. Bugünki dedeler de maalesef ellerinde, önlerinde dosya ile Cem yürütüyor. Orada duyguyu dosya ile yansıtamazsın. Eski dedeler nasıl ki önlerinde hiçbir şey olmadan o duyguyu yansıtıyorsa zakirler de öyleydi.”

    “İNANCIN YARIŞMASI OLMAZ, HAKK İÇİN YAPILAN ŞEYLERDE GÖSTERİŞ OLMAZ”

    Zakir Adnan Kılıç, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerinden biri olan ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’nı eleştirerek “İnancın yarışması olmaz. Bu bir hizmettir. Hizmet de Hakk için dediğimiz zaman Hakk için yapılan şeyler de göstermelik veya gösteriş için olmaz. Vitrinlik olmaz daha doğrusu” dedi.

    Kılıç, eleştirisine şöyle devam etti:

    “Bugün Anadolu’da zakirliğin mutfak bölümünde hizmet eden, zakirlik yapan yüzlerce belki binlerce canımız var. Ama günümüzde cemevlerinde popülizm adına, ön plana çıkma adına ‘ben daha iyi zakirim, sesim güzel, ben daha iyi cem yapıyorum’ düşüncesiyle bir yarışma içerisine girdiler. Bu da yanlıştır ve inanca zarar verir. Erozyona uğratır. Kendi inancımızı kendi elimizle asimile ediyoruz. Her şeyin bir eğitimi var. Biz yaşlılardan değil yaşayarak öğrendik bu kültürü. Cemlere girerek 4 yaşından beri, kitaplardan değil yaşayarak bizzat öğrendiğimiz için belli aşamalarda görselliğe, yarışmaya yönelik yapılan yenilikler doğru değil. İnanç adına daha doğrusu zakirlik adına ben böyle yarışmaları onaylamıyorum.”

    “DARBEYE RAĞMEN İLK CEMİMİZİ YAPTIK”

    Zakirliğin bir anda olmayacağına da değinen Kılıç, Şahkulu Dergahı’nda yaptıkları ilk ceme dair de şunları konuştu:

    “Her insan bulunduğu yörede çiğdir, eksiktir. Biz de bu dergahta aşk ile gönüllü olarak başladık ama gelen dedeleri gördükçe, feyz aldıkça yavaş yavaş pişmeye başladık. Bu işler bir gün içerisinde veya bir sene içerisinde olmuyor. İlk başladığımızda buranın bir tadilat durumu vardı. Cemevi yıkık döküktü, biz orayı temizledik. İlk cemimizi perşembe akşamı rahmetli Ali Metin Dede, Kasım Dede, rahmetli Bektaş Dede ve toplam 15 dede ile yaptık. Ocağı yeniden alevlendirmeye çalıştık. O dönemde bir de darbe vardı. O yasaklara rağmen, o korkuya rağmen biz burada cemimizi yaptık. Ateşi yaktık, o ateş o günden bugüne kadar hala alevlenerek yanıyor. Bizden sonra da yanmaya devam edecek.”

    “KENDİ KENDİMİZİ ASİMİLE EDİYORUZ”

    Kılıç, son olarak asimilasyona ve yozlaşmaya dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

    “Benim yakınımda sevdiğim sanatçı arkadaşlarımın çoğu, türkü kafelerde, deyişleri, duaz imamları, semahları yozlaştırdı maalesef. Birebir görüştüğümde de yanlış yaptıklarını, inancı zedelediklerini, sonradan kimsenin saygı duymayacağını kendilerine söylüyordum. Gerçekten de bir şeyi ne kadar çok göz önünde tutarsan insanlara bir bıkkınlık geliyor. Ya da o şeyleri değiştirmeye yönelik yenilikler arandığı zaman bizim aradığımız o otantik duygu kendiliğinden yok oluyor. Bu sefer de kalkıp diyoruz ki bizi asimile etmeye çalışıyorlar. Kimse bizi asimile edemez. Biz kendi kendimizi maalesef asimile ediyoruz, etmeye çaba sarf ediyoruz.”

    Devrim FINDIK-Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • 8 yaşında bağlama öğrendi; 17 yaşında zakir olmaya karar verdi-VİDEO

    8 yaşında bağlama öğrendi; 17 yaşında zakir olmaya karar verdi-VİDEO

    PİRHA- 8 yaşında cemevinde bağlama kursuna başlayan lise öğrencisi Taylan İlke Doğan, cemlere katılarak 17 yaşında Zakir olmaya karar verdi. Doğan, “Saz çalmanın dışında aynı zamanda davul, zurna, gitar ve mey çalıyorum” dedi.

    Zakir olmak için son 2 yıldır cem erkanlarına katılan 17 yaşındaki Taylan İlke Doğan ile Yol hizmetindeki süreci konuştuk.

    Ailesinin aslen Sivas Zara Karahasan köyünden olduğunu belirten Doğan kendisinin Antalya’da dünyaya geldiğini 2 erkek kardeşin büyüğü olduğunu da belirtiyor.

    “AİLEMDE FARKLI ENSTRÜMAN ÇALAN BÜYÜKLERİM VAR”

    Bağlama çalmaya 9 yıl önce Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Konuksever Cemevinde başlayan Doğan, ailenin birçok ferdinin enstrüman çaldığını söyleyerek, “Ben küçükken dedem saz çalıyordu o zaman 4-5 yaşlarındaydım. Dedem saz çalarken ben de yoğurt kovasını alıp dedeme ritim tutmaya çalışıyordum. Ailede saz çalan dedemin dışına 2 dayım da saz çalıyordu. Teyzemler müzik işleriyle uğraşıyor. Yengem saz çalıyor bir teyzem yan flüt çalıyor diğer teyzem keman çalıyor. Saz merakım dedem çaldığı için ondan geliyor. Dedem çalıyordu bana veriyordu sen de öğren sende çal diyordu. Ondan sonra bende saz kursuna başladım” dedi.

    “2016 YILINDA SAZ KURSUNA BAŞLADIM”

    Doğan, saza başlaması ile ilgili gelişmeleri ise şu cümlelerle sürdürdü:

    “Rahmetli Seyfettin hocam vardı bayağı bana yardım etti. 2016 yılının Kasım ayında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda saz kursunda ders almaya başladım. 2018 yılında bir tane ceme katılmıştım cemde baba aynı zamanda Zakir olan Süleyman Demir ile tanıştım bana çok yardımcı oldu, ona teşekkürlerimi sunuyorum. Ondan sonra bu yolda ilerlemeye devam ettim. Saz kursunu ilk önce Aytekin Yıldırım’dan sonra ise Aytekin Keskin hocamdan ders alıyorum hala devam ediyor. Hocam bana çok yardım ediyor. Saz çalmanın dışında aynı zamanda davul, zurna, gitar mey çalıyorum örnek aldığım sanatçı Ender Balkız oldu.”

    “BUNDAN SONRA CEMLERDE ZAKİR OLARAK GÖREV YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUM”

    Son 1 yıldır cemlere düzenli olarak katıldığını belirten Taylan İlke Doğan, “Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneğinde, Zeytinköy Cemevinde, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde analarımızla, dedelerimizle, Baba Süleyman Demir ve diğer zakirimizle birlikte cem hizmetinde bulundum. Bundan sonra cemevlerinde yürütülecek olan cemlerde zakir olarak görev yapmayı düşünüyorum” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Bağlama ustası baba ve oğlu: Toplum artık popüler müzikten yana, biz azınlıktayız-VİDEO

    Bağlama ustası baba ve oğlu: Toplum artık popüler müzikten yana, biz azınlıktayız-VİDEO

    PİRHA – Hıdır Özcan, küçük yaşta tanıştığı müzik sanatına şimdilerde zanaatkar olarak destek veriyor. Oğlu Doğukan ile aynı atölye içerisinde üretim yapan Özcan, 30 yılı aşkın süredir yürüttüğü müzik çalışmalarını ve günümüz müzik kültürünü değerlendirdi.  Özcan, ekonomik kriz nedeniyle bağlamaya talebin azaldığını kaydetti. 

    Malatya Hekimhan’a bağlı bir köyde 1968 yılında doğan Hıdır Özcan, ilkokul çağlarında rençberlik ve çiftçilik yaparken müziğe de ilgisinin oluştuğunu fark eder. “Aslında müzik insanla birlikte doğar, içinde yaşar” diyen Özcan, “Arguvan ağzı” tekniğinin ise bir başka tutku olduğunu belirtiyor.

    “CENAZEMİZDE, DÜĞÜNLERİMİZDE TÜRKÜLER HEP VAR OLDU”

    Halk müziği için “Olmazsa olmaz” vurgusunu yapan Hıdır Özcan, Ankara’nın Keçiören semtindeki müzik atölyesinde üretmeye devam ediyor. Özcan, “Türküler bizimle yaşar. Cenazemizde, düğünlerimizde, muhabbetlerimizde türküler hep vardır. Sazlarımız da bizim simgemizdir. Kesinlikle evlerimizde bir saz köşede asılı olacaktır” vurgusunu yaparak müzik serüveninin başlangıcını ise şu sözlerle özetledi:

    “Ortaokul çağlarında abimin amatörce yapmış olduğu bir bağlama sayesinde ilk tanışmam olmuştu. Daha sonra türkülere aşina olup piştikçe belli yerlere geldim. 22 yaşımda ise bağlama ustası hemşerim Mehmet Ali Alpay dedem ile tanıştım. El becerim çok iyiydi. Çocukken de keser ve testere kullanmayı iyi beceriyordum. Alpay dedeler bizi sevmişlerdi ve daha sonra Tuzluçayır’daki atölyede yanında işe başladım. 1993-1997 yılları arasında usta-çırak ilişkisi oluştu. Daha sonra ustamla güzel bir şekilde ayrıldık ve kendi atölyemi kurdum. O gün bugündür işimi yürütmekteyim. Çevreme müzik konusunda kültürel katkıda bulunduğuma inanıyorum.”

    “BAĞLAMAYA TALEP AZALDI”

    Hıdır Özcan, ürettiği enstrümanlara yönelik talepleri de anlattı. Ekonomik kriz nedeniyle bağlama satışlarında düşüş olduğunu ifade eden Özcan “Yaşam şartları ortada. Paranın değeri zaten kalmadı. Durumumuz içler acısı. Düşünebiliyor musunuz en büyük banknot 200 lira ile dahi bir şey yapamıyorsunuz. Tabii ki biz gönüllere hitap ettiğimiz için herkesin bütçesine, gönlüne göre yaklaşımda bulunuyoruz” dedi.

    Hıdır Özcan, 2000’li yıllarda sektörün daha güzel olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    “O yıllarda müziğe olan ilgiden mi diyelim ya da maddi açıdan mı bilinmez; ikisi de tabii çok önemli, o yıllar daha güzeldi. Bugünlerde siparişler azaldı. Genellikle enstrüman tamiratı yapıyoruz. Eski bağlamalarımızı tekrar hayata döndürüyoruz. Yeni nesil gençlik ise daha çok fantezi tarzı müziğe; gitar keman tarzına daha çok ilgi gösteriyor.”

    POPÜLER MÜZİK ÇAĞINDA HALK EZGİLERİNİN DEĞERİ!

    Hıdır Özcan’ın oğlu 27 yaşındaki Doğukan Özcan da da tıpkı babası gibi kendisini müziğe adamış bir genç. Özel bir kurumda müzik öğretmenliği de yapan Doğukan, kalan zamanını babasının kurduğu atölyede geçiriyor.

    Mesleğe küçük yaşta başladığını ifade eden Doğukan Özcan, “Aileden aldığımız güzel duygular sebebiyle erken çağda bu mesleğe atıldım. İlk eğitimime 9 yaşımda Gürbüz Sapmaz’dan ders almakla başladım. İyi bir seviyeye geldikten sonra da Ankara Güzel Sanatlar Lisesi’nde eğitime devam ettim. Ardından Bolu İzzet Baysal Üniversitesi’nde müzik öğretmenliği bölümünü bitirdim” diye belirtti.

    Toplumun artık daha çok popüler müzikten yana tercih kıldığını belirten Doğukan, halk müziğine olan ilgiyi de yorumladı. Doğukan, günümüzde bağlama çalıp halk ezgileri seslendirmenin vermiş olduğu hissiyatı ise şu sözlerle anlattı:

    “Kendini halka ifade etme açısından düşünürsen, kendini özel bir yere koyabilirsin, çünkü azınlıktasın. Sesini duyurman daha güç olsa da azınlık olduğun için kendini özel hissedebilirsin. Fakat popüler kültür, popüler müzik çağında olduğumuz için insanların bir şeye ısınıp soğuması daha kısa sürede oluyor. Yani hemen al, bitir ve çöpe at şeklinde oluyor. İçinde bulunduğumuz halk müziği ise bu yapıda olan bir müzik değil. Daha çok almak ve özümsemek boyutunda daha yüksek bir değere sahip. Bu sebeple günümüzdeki gençlere daha çok hitap edecek olursam, bu müziği algılaması, anlaması biraz daha güç oluyor. Yani daha yaşı büyük kitlelere söylemektense; geçmişten gelen tabii kulak dolgunlukları da var tabii onların Bu sebeple anlamaları daha kolay oluyor ama genç kesimden bahsedersek bunu algılayıp özümsemeleri biraz daha zor oluyor.

    “KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ DE ÖĞRENMEMİZ GEREKİYOR”

    Bulunduğumuz ülkede yapılan emeğin karşılığının sadece benim değil çoğu alanda olmadığını düşünüyorum. Verdiğim eğitime talep olmuyor değil, oluyor ama dediğimiz gibi genelde azınlıkta kalıyor. Yani daha çok gitar keman ya da çevrede gördüğümüz kadarıyla müzik nasıl işlenip duyuluyorsa onun altyapısındaki enstrümanlara çoğunluk yöneliyor. Tabii ki her insan istediğini çalabilir. İnsanlar hangi enstrümanı kendisine yakın hissediyorsa çalabilir bunda bir problem yok ama geçmişten gelen kendi kültürümüzü de öğrenmemiz gerekiyor.”

    “ZAKİRLİK KONUSUNDA HENÜZ HAMLIK AŞAMASINDAYIM”

    Doğukan Özcan, tıpkı babası gibi aynı zamanda bağlama imalatında kendini geliştiriyor. Enstrüman yapımı alanında yavaş ilerleyebildiğini söyleyen Doğukan, zakirlik konusunda da aynı “hamlıkta” olduğunu ifade etti. “Şu an pişme aşamasındayım” diyen Doğukan Özcan “Zakirlik konusunda istek olabilir ama zakirlik dediğimiz öyle hemen ele alınabilecek bir kavram değil. Bir şeylerin insanın içisinde oluşması lazım. Daha kendimi o anlamda ham hissediyorum. Henüz o seviyeye gelecek kısımda değilim. Zamanla gidip dinlersin, o kitlenin içerisinde bulunup bir şeyler kendine katarsın, daha sonra neden olmasın” şeklinde konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Deyişlerin Dili’ atölye çalışması başladı: Yol’a gönül verenlere hizmet içi eğitim -VİDEO

    ‘Deyişlerin Dili’ atölye çalışması başladı: Yol’a gönül verenlere hizmet içi eğitim -VİDEO

    PİRHA – Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der), 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” adlı atölye çalışmasına başladı. Derneğin Başkanı Kenan Şahbudak, genç kuşağın, deyişlerdeki birçok kelimenin anlamını bilmediğine işaret ederek “Edep ve erkanla ilgili bir eğitim çalışması gibi düşünebiliriz” diye konuştu.

    Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der) 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” isimli atölye çalışmasının ilkini yaptı. Yoğun talebin oluştuğu programda aşıklık, zakirlik ve ozanlık üzerine söyleşiler gerçekleştirilecek.

    Derneğin Ankara’daki adresinde yapılan çalışmalarının başında 2010 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan insan hazinesi” ilan edilen Ozan-Der üyesi Dertli Divani yer alıyor.

    “EDEP VE ERKANLA İLGİLİ BİR EĞİTİM”

    10 hafta boyunca her pazartesi saat 19.00 ile 21.00 saatleri arasında yapılacak çalışmaların detaylarına dair Ozan-Der Başkanı Kenan Şahbudak bilgi verdi. Halk Ozanları Kültür Derneği’nin 50. kuruluş yıldönümü sebebiyle böyle bir çalışmaya imza attıklarını söyleyen Şahbudak, şu bilgileri verdi:

    “Derneğimizin 50. yılı sebebiyle birçok etkinliğe başladık. Bunlardan bir tanesi de UNESCO tarafından ‘Yaşayan insan hazinesi’ ilan edilen ve çalışmalarını bu yönde faydalı bir şekilde sürdüren, aynı zamanda Ozan-Der’in de üyesi olan Dertli Divani’ye daha önce yapmış olduğu Mekteb-i İrfan çalışmalarından kaynaklı teklif götürdüm. ‘Bir benzer çalışmayı mutlaka Ozan-Der’de yapmalıyız’ dedim. Farklı olan yanı ise şu: ‘Ozanlık, aşıklık geleneği ve deyişlerin tasavvuf dilinin özellikle çözümlenmesinde deyişler ne anlatıyor’ konuları ile ilgili bir nevi eğitim, yani atölye çalışması olarak bunu düşünebiliriz.

    “HER HAFTA 50 KİŞİYLE MUHABBET”

    Her pazartesi günü 19 ile 21 saatleri arasında yaklaşık 50 kişi ile muhabbet yapacağız. Toplamda bu çalışma 10 hafta sürecek. Bu muhabbetin arkasından da büyük bir konser yapacağız. Konserde her hafta Dertli Divani ve saz ekibi ile çalıştığımız deyişlerin yer aldığı halka açık bir konser yapacağız. Buradaki esas amacımızı bir tür hizmet içi eğitim olarak düşünün. Ozanların, aşıkların, bu Yol’a gönül vermiş olan kişilerin kendini yetiştirmesiyle; edep ve erkanla ilgili bir eğitim çalışması gibi düşünebiliriz. Bu büyük vakıflar neden bu işi yapmazlar diye hep aklımda bir düşünce vardı. İşte dedeler, aşıklar, ozanlar, kendi kendini neden geliştirmez anlamında bir düşünceydi bu. Bir erkan bütünlüğü neden olmuyor diye düşüncelerim vardı ve sonuçta biz bunu Ozan-Der’de yapabiliriz dedik.”

    “AŞIK VE OZANLARA YÖNELİK HİZMET İÇİ EĞİTİM”

    Derslerin içeriğine dair de konuşan Ozan-Der Başkanı Kenan Şahbudak, şunları kaydetti:

    “Örneğin Aşık Veysel’in bir deyişini satır satır inceleyeceğiz. Aşık Veysel o dizelerde ne demek istemiş? Genç kuşak, türkülerin, özellikle de tasavvuf dili ile yazılmış olan deyişlerdeki birçok kelimenin anlamını bilmiyor. Hatta yanlış söylemler de oluyor. Bunları açıklayıp, saz ekibimizle icra ederek hem anlatacağız hem slayt gösterisi yapılacak hem de saz ekibimiz en sonda o deyişi icra etmiş olacak. Ama bunun içinde sadece bunu saz söz anlamında değil, bir bütün olarak düşünmemiz gerekiyor. Bir örnek verecek olursam; Vahdet-i vücut ya da vahdet-i mevcut ne demektir? Enel Hakk ne demektir? Kabe ne demektir? Şairler, ozanlar bunları yazıyor ama yazılan kelimenin manasını bilmiyor. Mesela ‘levh-i kalem’ diye yazılmış. ‘Nedir bu?’ diye soruyorum ama anlamı yok. Dolayısıyla hedefimiz yazan, çizen aşık ve ozanlara yönelik hizmet içi bir eğitim olacak. Bu geleneği, bu Yol’u öğrenmek isteyen gençlerimiz de çok, sadece Alevi-Bektaşilerin geldiği bir etkinlik de olmayacak bu. Bu felsefeye inanmış herkese açık bir çalışma diyebiliriz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ozan-Der’den 10 hafta sürecek ‘Deyişlerin Dili’ atölyesi

    Ozan-Der’den 10 hafta sürecek ‘Deyişlerin Dili’ atölyesi

    PİRHA – Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der), 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” adı altında atölye düzenleyecek. Dertli Divani’nin yürüteceği çalışmada, deyiş ve nefes türleri, Vahdet-i mevcut-Vahdet-i vücut kavramları ile aşıklık, zakirlik ve ozanlık geleneği üzerine sohbetler yapılacak.

    Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der) 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” başlığı altında aşıklık, zakirlik ve ozanlık üzerine atölye çalışmaları başlatacak.

    Derneğin Ankara’daki adresinde yapılacak muhabbet ve atölye çalışmalarının başında 2010 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan insan hazinesi” ilan edilen Ozan-Der üyesi Dertli Divani yer alacak.

    Atölye çalışmasının 25 Mart 2024 itibariyle başlayacağını duyuran Ozan-Der, 10 hafta boyunca her pazartesi saat 19.00 ile 21.00 saatleri arasında iki saatlik program yapılacağını açıkladı.

    Sohbetler dahilinde ‘Deyiş ve nefes türleri, batini inanç ve değerler açısından Vahdet-i mevcut-Vahdet-i vücut kavramı, cemlerde aşıklık, zakirlik ve ozanlık hizmetleri’ üzerine görüşler sunulacağı duyuruldu. Yapılacak muhabbetlerin, öncelikle dernek üyelerine yönelik olduğunu açıklayan Ozan-Der, “Derneğimiz dışından da ilgi duyan müzisyen, yazar, şair ve bilgilenmek isteyen her can katılabilecektir. Katılan dostlar, bizi arayıp kesintisiz olarak bütün muhabbetlere katılacak şekilde kaydını yaptırabilirler. Muhabbetler, belirtilen saatlerde kesin olarak başlayıp bitecektir. Geçerli mazereti olup herhangi bir muhabbete gelemeyen, o muhabbetin kaydını bir sonraki muhabbete gelmeden önce izleyip, dinleyecek ve sonraki muhabbete öyle katılabilecektir. Katılım elli kişiyle sınırlı olup ücret talep edilmeyecektir” uyarısında da bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Kısaslı Aşık Berdari: Zakirler, taliplerin sorularına cevap verebilecek donanımda olmalı!-VİDEO

    Kısaslı Aşık Berdari: Zakirler, taliplerin sorularına cevap verebilecek donanımda olmalı!-VİDEO

    PİRHA -Kısaslı Aşık Berdari, zakirliğe nasıl başladığını, bağlama ile Alevi inancının ilişkisini, kent yaşamındaki Aleviliği anlattı. Aşık Berdari, “Toplum bir ormana benzer. Kurumaya yüz tutmuş ağaçları çekip yerine yeni bir fide dikmediğiniz müddetçe o orman yok olur. ‘Yol incelir ama kopmaz’ deniliyor ancak, gençlerimize kültürümüzü aşılamadığımız müddetçe gidişatımızın iyi olmadığını söylemek isterim. Dedenin, zakirin, topluma faydalı olması gerektiğine inanıyorum” dedi. 

    ‘Aşık Berdari’ olarak bilinen İbrahim Halil Elveren, 1968 yılında Urfa’nın Haliliye ilçesine bağlı Kısas köyünde doğdu.

    “Henüz dünyaya gelmeden, ana karnında cemlerde bulundum” diyen Aşık Berdari, çocuk yaştan itibaren cemlerde, sohbetlerde yer alarak kendisini yetiştirdi. Önce büyüklerinden özenerek eline aldığı bağlamaya, ardından ise kelimeleri özenle birbirine yakıştırarak şiir yazmaya başladı. Zakirlik yolunda pişmeye başlayınca Âşık Doksandaon’dan (İsmail Kondu) ‘Berdari’ mahlasını aldı.

    İlk ve Ortaokul eğitimini Kısas’ta tamamlayan Aşık Berdari, Şanlıurfa Endüstri Meslek Lisesi Ağaç İşleri ve Mobilya bölümünden mezun oldu. Üniversite eğitimini ise İşletme bölümüyle sonlandıran Berdari, yaşamının sonraki bölümünü Ankara’da geçirmeye karar verdi.

    Çankaya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nde çalışma yürüten Aşık Berdari, yaşamı boyunca çok sayıda şiir ve besteye de imza attı.

    “AŞIKLARIN TINILARI İLE BÜYÜDÜK”

    Aşık Berdari ile zakirliğe nasıl başladığı konusunda sohbet ettik. Kısas köyünün, aşık ve ozanlık geleneği bakımından sahip olduğu değerlere işaret eden Berdari, şu ifadeleri kullandı:

    “Kısas o civarda tek Türkmen Alevi köyü. Sonradan bölgeye yerleşmiş, içimizde %30’a yakın bir Sünni nüfus da var. Kısas’ta periyodik olarak her hafta perşembe günleri cem yapılır. Her akşam gençler, yaşlılar, Kısaslı insanlar köy odasına gelir, güncel ya da bilmediği konular hakkında cevaplar almak için oradaki bilge insanlarla sohbet eder. Dolayısıyla cemde büyümenin vermiş olduğu avantajla, Doksandaon, Dertli Divani, Aşık Sefai, Aşık Büryani, Aşık Halimi, Aşık İsyani, Aşık Meftuni, Aşık Fedai gibi büyüklerin yanında, onların tınıları ile büyüdük. O Usta çırak ilişkisinden kaynaklı 16 yaşlarında bir bağlama ile cemlerde zakirliğe başladım.”

    “ZAKİRLERİN DONANIMLI OLMASI GEREKİYOR”

    Zakirliğin sadece bağlama çalıp söylemenin de ötesinde olduğunun altını çizen Aşık Berdari, “Hissedilerek icra edilmeli” diye de belirtiyor. Zakirlik yapan bireyin, toplumu aydınlatma rolünün de olduğunu anlatan Aşık Berdari sözlerine şöyle devam etti:

    “Alevilik’te 5 temel unsur var; bunlar istek, bilmek, inanmak, ilerlemek ve mevzilenmek. Önce zakir olmak isteyeceksin. Günümüzde saz çalanlara ‘Zakir’ deniliyor. Halbuki kelime anlamı ‘zikreden, söyleyen’ anlamındadır. Kısas’ta çok iyi zakirlerimiz vardı. Hüseyin Öztürkmen, Mehmet Erdem, Bakır Polat gibi ismini sayamayacağım zakirlerimiz vardı. Cemde en büyük yük zakirlerdedir. Zaten cemi yürüten baba, dede, pir, mürşit olmadığı dönemlerde cemi yürütme görevi zakirlere düşer. O nedenle zakirler her yönden gelişmiş olmalı. Gerekirse Sıtkı’dan, Sadık’tan, Virani’den, Nesimi’den, 7 Ulu Ozan’dan ve aynı zamanda güncel konularda; yani gelen taliplerin sormuş olduğu sorulara cevap verebilecek, kendi kendini yetiştirebilmiş, donanımlı olması gerekiyor.”

    “BAĞLAMA, ALEVİLİK İÇİN GÜL İLE BÜLBÜL GİBİDİR”

    Aşık Berdari, memleketi Kısas’ta bağlama sanatına olan ilgiye de dikkat çekti.

    Enstrüman olarak bağlamanın Alevi inancındaki yerini de yorumlayan Aşık Berdari, “Bağlama, Alevilik için gül ile bülbül, et ile tırnak, can ile ciğer’ gibidir. Çocukluk dönemlerimizde deyiş söyleyenlere ‘ayet söylüyor’ anlamında bakılırdı. Ayetleri cüra ve bağlamamızla dile getirmişiz. Alevi kültürünün bir yazılı kaynağı yok, hep yok edilmiş. Hatta günümüzde bile dağlara sürülüyor, yok sayılıyoruz. İşte o dönemlerde Aleviler, cemlerinde bağlamalarıyla ibadet ettikleri gibi bütün dert, neşe, hüzün ve kederlerini de bağlamayla dile getirdiklerinden dolayı bağlama ve deyiş Alevilikte ayrılmaz bir ikilidir.”

    “CEMLERDE DAİMA DOKSANDA ON’UN YANINDA OTURDUM”

    Aşıklık geleneğinde ‘pişmenin’ bir sonu olmadığını ifade eden Berdari, öğretinin sınırsız olduğunu da vurguladı.

    Aşık Berdari “Mesela cemi yürüten kişi ‘Bildiğimizin alimi, bilmediğimizin talibiyiz’ der. Dipsiz bir umman, kainat gibi düşünmek gerek. Dolayısıyla ‘ben bu işi çok iyi biliyorum, ben bu işin üstadıyım’ demek uygun değil. Mesela günümüzde çok iyi bağlama çalan canlarımız var, bizler de topal karınca misali bu yolda yürümeye devam ediyoruz” diye de ekledi.

    Kısas’ta yapılan cemlerde olgunlaşmaya başladığını belirten Aşık Berdari, feyz aldığı isimlere de değindi. “En fazla Doksanda On’dan (İsmail Kondu) etkilendim” diyen Berdari, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Sesi, bağlaması güzel olan çok sayıda ağabeylerimiz vardı, bağlamaya başlamamızda mutlaka onların etkisi oldu ama Doksanda On’daki felsefi içerikli eserlere, onun okur-yazar olmayışı, Kısas’tan farklı bir yere gitmeyişi ve ‘ağzından çıkan kelimeleri nasıl olur da yazar?’ sorusu beni ona itmeye başladı. Cemlerde sürekli yanında otururdum. Daha sonra Aşık Hüdai, Mahsuni Şerif ile de çok zaman geçirdim. Onlardan etkilendim diye düşünüyorum. O dönemlerde Kısas taraflarına deyiş türünde kasetler de gelmezdi. Almanya’dan ya da Hacı Bektaş Veli anma törenlerine giden canlarımız, Mahsuni Şerif, Aşık Gülabi, Ali Nurşani’nin kasetlerini getirirlerdi. Ama sorunlarımızı dile getiren Mahsuni Şerif olduğundan olsa gerek Mahsuni’den çok etkilendim. ‘Gökte uçan kılavuzsuz kuş olmaz’ denir. Daimi Baba da der ki ‘Kaptan kaba doldum boşaldım’. Yani boş bir kabı, diğer bir dolu kaptan doldurduğunuz zaman en azından bulaşığı kalır. Yani o tür zakirlerle oturduğunuz zaman ister istemez o kültüre ilgi duyma düşüncesi geçiyor. Kırsal kesimde saz çalıp değiş söyleyen, toplum kurallarına riayet edenleri biraz daha el üstünde tutarlar. Bu da yeni başlayanlar için güzel bir etkileşim olabiliyor.”

    “İNANCIMIZIN GİDİŞATI İYİ DEĞİL”

    Aşık Berdari, Alevi inancının şehirde nasıl değişime uğradığı konusu üzerinde de durdu. “Asıl Alevilik kırsalda kaldı diyen Berdari, günümüz cemevlerinin işlevsiz halini de eleştirdi. İnanç içerisindeki olumsuz değişimlere dikkat çeken Aşık Berdari şunları söyledi:

    “Toplum, bir ormana benzer. Çürümüş veya kurumaya yüz tutmuş ağaçları çekip, yerine yeni bir fide dikmediğiniz müddetçe o orman yok olmaya mahkum olduğu gibi biz, gençlerimize bu kültürü aşılamadığımız müddetçe; ‘evet yol incelir ama kopmaz’ deniliyor ancak ben gidişatımızın iyi olmadığını söylemek isterim. Dedenin, zakirin topluma faydalı olup, bilgi vermesi gerekir. Bu insanların kendi kendini formatlaması ve yeteri kadar, en azından bilgi sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Yoksa her yerde koca cemevi binaları var ancak içinde sadece yaşlılar yer alıyor!”

    “HER ŞİİR YAZAN ŞAİR, OZAN, AŞIK OLMUYOR”

    Aşık Berdari, son olarak zakirlikte söz üretip, beste icra etmenin önemine değindi. Şiir yazmayı “Uzun konuları kısa dörtlüklerle yerinde anlatma sanatıdır” sözleriyle tarif eden Aşık Berdari, şöyle devam etti:

    “Hüdai Baba ile Ankara’da sık sık görüşürdük. Bir sabah bir araya geldiğimizde ‘Akşam ben doğurdum’ dedi. Ben de ‘Ne alem adamsın, ‘doğurdum’ demek nedir?’ diye sormuştum. O da bana ‘şiir yazdım şiir’ diye cevap vermişti. Yani Deryami Babanın bahsettiği gibi;

    ‘Duygu yüzdür yazdığın hiçtir
    Duygu’nun satıra geçmesi güçtür…’

    Mesela ben şiir yazmıyorum, şiir ‘beni yaz’ diyor. Ayrıca ozanlarda, aşıklarda en önemli konu; ozan çağına ışık tutmalı.
    Feyzullah Çınar’ın dediği gibi ‘Kefeni boynunda, bağlaması elinde’ olmalı. Söyleyebileceklerini yazmalı, söyleyemeyeceklerini yazmamalı. Haklının yanında, haksızın karşısında olmalı. Ozanlık zordur. Bizim felsefemizdeki gibi ‘demirden leblebiye, ateşten gömlek’ misali öyle her şiir yazan da şair, ozan, aşık olmuyor diye düşünüyorum. Mesela bizim düşüncemizde bir insanın dili, dini, ırkı, rengi, cinsiyeti ne olursa olsun ayırmayız. Yunus’un felsefesindeki gibi yaratılanı yaratandan dolayı seviyoruz. Yani bedel ödenmeyince hiçbir şey olmuyor. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek gerekiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA 

  • Aşık Kul Turabi: Veysel baba ve Davut Sulari’nin yanında çaldım; çok kaynadım ancak daha pişmedim!-VİDEO

    Aşık Kul Turabi: Veysel baba ve Davut Sulari’nin yanında çaldım; çok kaynadım ancak daha pişmedim!-VİDEO

    PİRHA – 70 yaşındaki Aşık Kul Turabi, bağlama ve kemanıyla zakirlik yapmaya devam ediyor. Küçük yaşta baba ve dedesiyle cemlerde yer alan Kul Turabi “Henüz piştim diyemem. Çok kaynadım ancak daha pişemedim” diyerek aşıklık geleneğinin bir sınırının olmadığına da vurgu yapıyor.

    Sivas’ın Yıldızeli ilçesi Salıçal köyünden Ankara’ya gelip yerleşen Aşık Kul Turabi, uzun yıllarını doğup büyüdüğü topraklara hasretlik çekerek geçirir. Özlem o kadar yoğundur ki günlerden bir gün Ankara sokaklarında yürürken aldığı kete kokusu dahi Kul Turabi’de hüzne sebep olur.

    Birçok bestesinin odağında yurt özlemi ve yitirilen değerleri öne çıkaran Kul Turabi, köyü ile özdeşleşen o kete kokusuna ise şu dörtlüğü yazıp sazıyla seslendiriyor:

    “Ayrı kaldık baba yurdundan sıladan

    Hasret kokusu da ne güzel geldi

    Terk eyledim vatanımdan yurdumdan oy oy

    Katmerin kokusu da ne güzel geldi.”

    BABA VE DEDESİYLE BİRLİKTE CEMLERDE YERİNİ ALDI!

    Asıl ismi Turabi Pektaş olan Aşık Kul Turabi, ‘Kul’ mahlasını dedesi Hasan Derviş’ten aldığını belirtti. Babasının da aşıklık geleneğinin sürdürücüsü olduğunu söyleyen Kul Turabi, “Babam da saz ve keman çalardı. Üçümüz beraber ceme oturuyorduk. Ben 14 yaşında, babam 40 yaşında, dedem de 70’e doğru yaşlarındaydı. Günlerden bir gün dedem bana bir ad (mahlas) koymak istedi. ‘Derviş Kul Turabi’ ismini verdi. Sonrasında bu uzun geldiği için sadece ‘Kul Turabi’ kaldı. O zamandan bu yana Yıldızeli ilçesi Sarıçal (Çerdiğin) köyünde bayağı bir yaşam sürdük. Bu yıllar içerisinde Aşık Veysel babanın yanına da gittim. Mahsuni Şerif, İsmail Daimi, Davut Sulari gibi isimlerin yanında çok oturup çaldım. O isimlerin her birinden bir şeyler aldım” diye belirtti.

    AŞIK OMMANİ’NİN ARDILI!

    Aşık Kul Turabi, bağlama ile ilk tanışıklığının 8 yaşında başladığını ancak 14 yaşına kadar hiç ezgi söylemediğini de aktardı. 14 Yaşından sonra kimi bestelerini düzenleyip seslendirmeye başlayan Kul Turabi, “Kemanı ise son 12 yıldır çalmaktayım. Köyümüzde kemanı bir tek babam çalardı. Ben de tıpkı kemanı babam gibi aşağı doğru tutarak çalmaktayım. Ancak babam Aşık Ommani’nin söyleyişi daha dertliydi” dedi.

    “KENTTE CEM HİZMETLERİNDEN UZAK KALDIM”

    1983 yılında Ankara’ya gelip uzun yıllar kapıcılık yaptığını söyleyen Kul Turabi, 9 senenin ardından yeniden bir göç yoluna düşer. Sonrasında ailecek Tekirdağ’a yerleştiklerini anlatan Kul Turabi, 14 yıllık serüvenin ardından emekli olup yeniden Ankara’ya döner. Çok sayıda aşık ve ozanın yaşam sürdüğü Ankara’da OZAN-DER’e de üye olan Kul Turabi, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Ankara’ya geldikten sonra Halk Ozanları Derneği’ne üye oldum. Ancak Ankara’ya geldikten sonra inanç adına yaptığım hizmetler hep arka planda kaldı. Her şey değişti. Bu durum bende dert oldu. Bunu da müziğime yansıttım;

    ‘Kul Turabi gayrı intizar eyleme

    Bir yaralı gibi boynunu bükme

    Seyranbağları’nda çok dertli ötme

    Yaralıyım yaralı, elleme…”

    “ÇOK KAYNADIM ANCAK DAHA PİŞMEDİM!”

    Aşık Kul Turabi, eskisi gibi yoğun olmasa da kimi zamanlar ihtiyaç duyulması durumunda zakirlik yaptığını belirtti. Ancak zakirliğin önemli bir hizmet olduğunun altını çizen Kul Turabi, zakir olabilmenin özüne ise şu sözlerle değindi:

    “Cemi yürüten asıl zakirdir. Dede sade bir dua eder ama her şeyi zakir çevirir. Hizmetçiyi çağıran, çerağ uyandıran, deyiş ve mersiye söyleyen hep zakirdir. Zakir olmayınca dede cem süremez. Gerçek manada bir zakir, 12 hizmeti iyi yürütmesi lazım. Biz şu an aşığın olmadığı yerde zakirlik yapıyoruz. Ben daha çok ozanlığa hizmet ediyorum. Aslında benimki tam ozanlık da değil. Ben halen bir ozan olmuş değilim, çünkü ozanlar halka daha çok örnek olurlar, ancak biz henüz tam anlamıyla ozan olamadık. Ozan olmak herkese de nasip olmuyor. Mahsuni babadan sonra ozanlık da eğildi. Bizim yaptığımız ise ozan kültürünü yürütmek…”

    “Kul Turabi bu yolda nasıl pişti?” sorumuza ise “Toplumdaki değerli insanlarla oturarak” cevabını verdi. Turabi Pektaş, sözlerini “Henüz piştim demem. Çok kaynadım ancak daha pişmedim” diyerek noktaladı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Zakir Uğur Aşık: Saz bizim özümüz, deyişleri söylerken bambaşka duygular yaşıyorum-VİDEO

    Zakir Uğur Aşık: Saz bizim özümüz, deyişleri söylerken bambaşka duygular yaşıyorum-VİDEO

    PİRHA- Ispartalı Zakir Uğur Aşık, saza adeta tutkulu. Yoksul oldukları için sazı ancak çalıştığında ilk maaşıyla alabildiğini belirten Aşık, cemlerde büyüdüğünü, herkesin çocuklara bağlama sevgisini aşılaması gerektiğini söyledi. Uğur Aşık ayrıca Isparta’da Cemevi Başkanlığı’na Alevilerin kuşkuyla baktığını da vurguladı. 

    Isparta doğumlu olan İsmail Baba Ocağı mensubu Zakir Uğur Aşık, küçük yaştan itibaren saza olan tutkusunu PİRHA’ya anlattı

    CEMEVLERİNE ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDA GİTMEYE BAŞLADIM”

    Kendisini bildi bileli cemevlerine ailesi tarafından götürüldüğünü belirten Isparta Çünür Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Zakir Uğur Aşık,” İlkokul birinci sınıftaydım, o zamanlar cemevi yoktu, cemler evlerde yapılıyordu. Biz küçükken büyüklerimiz, öğrenip alışalım diye bizi hep cemlere götürürlerdi, biz cemlerde büyüdük” diye belirtti.

    “ARİF SAĞ TEŞVİK ETTİ, 24 YAŞIMDA İLK MAŞIMLA SAZ ALDIM”

    Bağlama öğrenmeyi çok istediğini ancak yoksulluktan dolayı saz alamadığını aktaran Uğur Aşık, “24 yaşına kadar çok saz istedim ama bir türlü nasip olmadı. Bir saz alamadık. Eskiden kurs da yok saz da yok, yokluk vardı. İmkanlar çok kısıtlıydı. Bağlama ile tanışmam şöyle oldu. Bir benzinlikte çalışırken benzinliğin lokantasına Arif Sağ gelmiş. Arif hocam hoş geldin dedim o da çok sağ ol dedi. Buyur Eren dedi ve bana bir kahve ısmarladı. ‘Sen saz çalıyor musun?’ diye sordu. Ben de ‘yok çalmıyorum’ dedim. ‘Niye çalmıyorsun, sevmiyor musun, hevesin yok mu?’ dedi. Şimdiye kadar hiç imkânımız olmadı, okul iş güç vardı dedim. Seviyorsan saz yap çal’ dedi, öğren dedi. Sağ olsun bana çok güzel bir nasihat verdi, teşvik etti. Arif hoca gittikten sonra ‘hakikaten ben niye çalışıyorum’ dedim kendi kendime. Sevdiğim bir şey, şimdiye kadar da erteledim. Onun teşvikiyle ilk maaşımla saz aldım, bağlama kursuna katıldım” dedi.

    Çalıştığı işyerinin saz çalmaya çok müsait olduğunu aktaran Uğur Aşık, “Benzin istasyonunda market görevlisiyim. Sabah 09.00’da işe geliyorum, ertesi gün sabah 09.00’da işten çıkıyorum. 24 saatlik bir iş. Gece 12.00’den sonra uyumamam lazım. Burada da gece 12’den sabah 9.00’a kadar bağlama çalmaya başlıyorum. Bir yılda kendimi geliştirdim. 1 yıl sonra bağlama çalmayı öğrendiğim yerde, yetenekli olduğum için iş teklifi aldım. Müzik mağazasında 5 yıl çalıştım. Şimdi kendi iş yerimi açtım. Kendim bağlama satıyorum, ayrıca saz kursu veriyorum. 24 yaşından sonra hem mesleğim oldu, hem de cemevinde zakirlik yapıyorum.

    “GENÇLER CEMEVİNE GELMİYOR”

    Ancak gençler cemevlerine gelmiyor, ben 41 yaşındayım ve şu an cemevinde en genç kişiyim. Gençlerimiz katılmıyor. Tabii ki haklı sebepler de var, haksız sebepler de var. Gençlerle konuştuğun zaman ‘biz internet çağındayız’ diyorlar. İnstagram’dan, Twitter’dan (X) ve Facebook’tan bahsediyorlar” diye belirtti.

    “ÇİFÇİ OLDUĞUMUZ İÇİN YAZIN DEĞİL, KIŞ AYLARINDA CEM YAPIYORUZ”

    Eskiden cemlerin saat 05.00’lere kadar sürdüğünü aktaran Uğur Aşık, “Burada yaz aylarında cem olmaz, çünkü herkes tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Ama kış ayında her cumartesi günü cem erkanı yapıyoruz” dedi.

    Sazı eline aldığında bütün duygularının telli kuran (saz) sayesinde cümlelere döküldüğünü belirten Aşık, “Telli kuran gerçekten de bizim yol göstericimiz, ışığımız. Ben bu sazı elime aldığım zaman içimden geçen bütün duyguları ifade edebiliyorum. Kızdıysam kızdığımı, sevdiysem sevdiğimi de bağlamayla çok güzel ifade edebiliyorum” ifadelerini kullandı.

    “CEMLERDE DEYİŞ VE NEFESLERİ SÖYLERKEN BAMBAŞKA BİR DUYGU YAŞIYORUM”

    Cemlerde deyişleri ve nefesleri söylerken bambaşka bir duyguya büründüğünü vurgulayan Uğur Aşık, şöyle devam etti:

    “İki derviş semaha çıktığında oradaki duygu bambaşka, kırklar semahı çaldığımızda bütün canlar döner. Oradaki duygu çok başka, aşure mateminde mersiye okuduğumda daha bir başka. Herkese tavsiyemiz çocuklarını göndersinler bağlama ile tanıştırsınlar. Bağlama gerçekten bizim özümüz, kültürümüz, bizim bugünlere gelmemizi sağlamış, ışık tutmuş önemli bir değer.”

    Çünür Cemevi açıldığında öğrencilere ücretsiz bağlama kursu düzenlediklerini söyleyen Uğur Aşık, “İlk kursu açtığımızda 30 öğrenci geldi. Çok zorladık. 30 kişiyle sazı akort etmek, 30 kişiye bir şey anlatmak zordu. 2 grup olarak yaptık. Bir öğleden önce, bir öğleden sonra. O zaman hem gençler hevesliydi hem de bugünkü pahalılık yoktu” dedi.

    “ISPARTA’DA ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA KUŞKU İLE YAKLAŞILIYOR”

    Son dönemlerde Alevi dünyasının en çok tartıştığı konuların başında gelen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili cemlerde sohbetler ettiklerini de aktaran Zakir Uğur Aşık, “Şu söyleniyor: Ben vergimi ödüyorum neden karşılığını almıyorum. Alevi toplumu olarak niye biz bunun karşılığını almıyoruz? En önemli problem bu. Isparta’da Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na kuşku ile yaklaşılıyor. Samimi mi yoksa bizi baskılamak için kurulmuş bir kurum mu? Onu da kimse bilmiyor, şu anda iki görüş var” diye belirtti.

    ALEVİ BEKTAŞ CEMEVİNİN VERDİĞİ YARDIMLARI ALIRIM DİYEN DA VAR, KARŞI ÇIKAN DA VAR”

    Uğur Aşık, Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili şunları dile getirdi:

    “Ben verilen yardımı alırım diyen ve buna karşı hayır devlet bizi kendine göre yönlendirmek istiyor, diyen iki görüş var. Toplum olarak bir an önce bunu çözmemiz lazım. Bu birleşmeyle, konuşmayla, uzlaşıyla çözülecek bir konu. Burada uygulanmak istenen proje belli. Alevi Bektaşileri istedikleri gibi yönlendirmek istiyorlar. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere dönük uygulamalarına karşı uyanık olunması gerekiyor. Dedeler ve zakirler oturup konuşarak bir karar alması gerekiyor ama bir sürü ocak, dede ve zakir olduğu için bu iş kolay olmuyor. Ancak herkes doğru temelde aydınlatılarak, doğru bilgilendirilerek bu yapılabilir. Hepimiz bu Yolun yolcusuyuz. Birlik olmamız gerekir. Gerçekten çok önemli bir konu, çünkü yol ayrımındayız. Zaten istedikleri ikilik çıkarmak. O yüzden Hacı Bektaş Veli’nin ve ulu ozanlarımızın izinden giderek, onların fikirlerinin etrafında birleşerek birlik ve beraberlik içinde yürümemiz gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA

     

  • Dede/Zakir Etcioğlu: Sazı, ninemin semah el ritimleriyle öğrenerek zakir oldum-VİDEO

    Dede/Zakir Etcioğlu: Sazı, ninemin semah el ritimleriyle öğrenerek zakir oldum-VİDEO

    PİRHA- Kara Yağmurlu Ocağı Yol Hizmetkarlarından Zakir Tarık Etcioğlu, Ocakzade bir aileden geldiğini belirterek, sazla deyişleri çalmayı ninesinin semah el ritm hareketleriyle öğrendiğini söyledi. Yürütülen bir cemde zakirin olmaması nedeniyle o gün zakirliğe başladığını belirten Etcioğlu, zakir olmak isteyenlerin öncelikle dede ve analarla birlikte muhabbete katılıp pişmesi gerektiğini vurguladı. 

    Kara Yağmurlu Ocağı Yol Hizmetkarı aynı zamanda Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Yönetim Kurulu üyesi Tarık Etcioğlu, zakirlik de yapıyor. Etcioğlu, zakirlik sürecine dair PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    Sazla küçük yaşlarda tanıştığını söyleyen Tarık Etcioğlu, “Türkmen çocuğuyuz, Abdal çocuğuyuz. Bizim abdallar genellikle müzisyenlikle uğraşırlar. Özellikle bu yörede de Abdallar müzisyenlikle uğraşıyorlar. Davul, bağlama, zurna halk müziği tarzında. Tabii dedelerimin yanına gidiyorum, enstrüman var, kaset çalar var. Ustalarımızın söylemiş olduğu türküler, deyişler, nefesler var. Hüzünleniyoruz. Gerek nenemin söylediği türküler, yapmış olduğu ağıtlar olsun, gerekse bu tarzda deyişlerimiz, nefeslerimiz olsun bende aşinalık oluştu” dedi.

    “BABAM SAZ ÇALMAZDI DEDELERİM ÇALARDI”

    Babasının herhangi bir enstrüman kullanmadığını belirten Etcioğlu, dedelerinin enstrüman çaldığını kaydetti. Etcioğlu, “Bir gün babam bana saz almış getirmiş, uzun saplı bir bağlama. Benim görmeyeceğim bir yere saklamış, yılbaşında sürpriz yapacak. Tabii ki sazın kokusunu aldık. Bir gün sonra bana saz verilecek ama ben bir gün önce sazı görüyorum, seslenmedim. Bir gün sonra sazı babamdan alınca çok sevinmiştim, çok mutlu olmuştum” diye konuştu.

    “SAZI, EBEMİN (ANNEANNE) EL RİTİMLERİYLE ÖĞRENDİM”

    Saz çalmasına anneannesinin vesile olduğunu belirten Etcioğlu, o süreci şu sözlerle anlattı:

    “Ben saz çalarım dedim, teybe bastım. Teyipten bir sesler geliyor ama o sesleri ben yakalayamıyorum. Akabinde ninem/anneannem beni yanına çağırdı ‘semah çal oğlum’ dedi. Eliyle ritim vererek, semah havalarını söyledi. Semah havalarıyla ilk saza başladım. Ebem söylerdi ben çalmaya çalışırdım. Anneanneye biz ebe deriz. Ebem sayesinde gerçekten de deyişlere, semahlara aşina oldum, onlarla kendimi pekiştirdim.”

    “CEMİ CEM YAPAN ZAKİRLERDİR

    Sazıyla deyiş ve nefesleri çaldığını ifade eden Etcioğlu, “Cemlerde elimizden geldiği kadar bizler de katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bizim yolumuzda cemlerde dede rehber çok önemli ama cemleri cem yapan zakirlerimizdir. Çünkü 7 ulu ozanın sözleri bizde gerçekten vazgeçilmez birer anayasanın maddeleri gibidir. Onların sözleri sazın tınısıyla bizi mest eder. Biz de sadece müzik dinlemek için sazı dinlemeyiz” ifadelerini kullandı.

    “7 ULU OZANIN VERDİĞİ NASİHATLAR BİZLER İÇİN KUTSALDIR

    “Deyişlerimiz, nefeslerimiz saz eşliğinde bize sunulduğunda biz anlarız ki 7 Ulu Ozanımız bize bir nasihatte bulunuyor. Bizler için bu öğütler kutsaldır, o yüzden zakirlik gerçekten çok önemlidir” diyen Tarık Etcioğlu, şöyle devam etti:

    “Yeni yetişmek isteyen veya genç nesillere söylüyorum. En azından 3 nefes bir duazı-imam çalmayı tüm gençlerimiz, kızlarımız, çocuklarımız hepsi öğrensin. Çünkü saz bizim için kutsaldır. Bizim dile gelmeyişimizi dillendiren, bizim yaşantımızı anlatandır.

    “SAZ ALEVİ KÜLTÜRÜNÜN İLERİYE TAŞINMASINDA EN ÖNEMLİ SİMGEDİR”

    Evet, her dede saz çalamıyor lakin saz çalan nefes söyleyen dedelerimiz, üstatlarımız her zaman başımızın tacı. Sadece dedelerin sazını çalması değil, canların da zakirlik yapmada katkıda bulunmaları hem kültürümüzün ileriye taşımasında çok büyük rol oynar, hem de gerçekten de bu nefesleri söylerken yaşıyorsunuz, yaşarken de Alevi kimliğiniz, aydın kimliğiniz işte o zaman ön plana çıkıyor. Çünkü burada şunu yapacaksın, bunu yapacaksın, yapmayacaksın diye bir şey söylemiyorlar, bize nasihat veriyor. Kerbela’dan tutun da bugüne kadar olan bir duruşu simgeliyor.”

    “HER ZAMAN PİR SULTANLAR GİBİ DURUŞUMUZ OLMALI”

    Pir Sultan Abdal’ın “Bizim itlerimiz bile haram yemez” sözünü hatırlatan Etcioğlu, “Bizim duruşumuzu sergileyendir bağlamalar, topuzlar, üç telliler, 5 telliler. Bunlar bizim duruşumuzdur, duruşumuzu da dile getirme metodudur” dedi.

    “CEMDE ZAKİR OLMAYINCA YAPMAK ZORUNDA KALDIM”

    Zakirliğe nasıl başladığını da anlatan Etcioğlu, “Saz çaldığım için zakir ol, dediler. Ben de, zakirlik zor iş herkesin yapacağı bir görev değil, ben kapıcı olayım dedim. İkinci bir şık yoksa öyle zakir olayım, dedim. Canlar ‘sen nefesleri, ağıtlarımızı çalabiliyorsun, hizmetin zakirlik’ olsun dediler. Allah eyvallah dedim. Zakir olarak 30 yaşındaydım. Zakirlik sadece saz çalıp nefes söylemek değil. Bundan dolayı zakir olacak canlarımız öncelikle 7 ulu ozanımızı tanıması gerekiyor. O ateşin çıktığı yerde ateşin nasıl harlandığını öğrenmesi, kendisinin de ateşte biraz yanması lazım, pişmesi lazım” şeklinde konuştu.

    “ZAKİR OLACAK CANLAR; DEDELERİMİZLE, ANALARIMIZLA MUHABBETLERDE BULUNMALI”

    Tarık Etcioğlu, “Zakir olmak isteyenlerin, cemlerde, o küçük muhabbetlerde o deyişlerin nasıl söylendiğini, nasıl duyguya büründüğünü görmeleri lazım. Analarımızı, dedelerimizi görmeleri, oradaki zakirlerimizle, oradaki canlarımızla aynı sofraya oturmaları lazım ki acıysa acıyı, tatlıysa tatlıyı hem o sofrada birlikte tatması, hem de hissettiğini de vermesi gerekir” diye kaydetti.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Zakir Hayri Aslanboğa: Saz çalmak benim için bir aşk; Alevilik hava, su gibi -VİDEO

    Zakir Hayri Aslanboğa: Saz çalmak benim için bir aşk; Alevilik hava, su gibi -VİDEO

    PİRHA-Zakir Hayri Aslanboğa, Yola girdikten sonra Alevi inancını tanıdığını belirterek, saz çalmanın kendisi için bir aşk olduğunu kaydetti. Gençlerin Yolu tanımasını isteyen Aslanboğa, Aleviliği suya, havaya, toprağa benzeterek, “Alevilik yolu müthiş bir yol. Söyleyecek ifade bulamıyorum” dedi. 

    Zakir Hayri Aslanboğa ile Alevi inancı ve zakirlik üzerine konuştuk. Saz çalmanın kendisi için bir aşk olduğunu ifade eden Aslanboğa, zakirlik yolculuğunu anlattı.

    Saz çalmanın dedesinden miras kaldığını belirten Aslanboğa, Adana Ceyhan’da büyüdüğünü ve yıllarca saz çaldığını söyledi.

    Aslanboğa, Sarı Saltuk Ocağı’na bağlı olduklarını belirterek, bağlama ile olan ilişkisini şöyle anlattı:

    “Alevi kültürünün genelinde telli Kur’an dediğimiz, yeri geldiğinde deyişler ve nefesleri çaldığımız sazın, ailede yeri babamın dedesi olan Kalender dedemle başlıyor. Sonra Hıdır dedem. Sonrasında ise babam çalmıyor. Babamdan sonra kuşak olarak bana nasip oldu. Bana derken, 5 kardeşiz hepimiz çalıyoruz ama benim kadar üstlerine varmadılar. Ben biraz üstüne vardım. Bu benim için bir aşktı, böyle başladı. Köken ve soy olarak Sarı Saltuk evlatlarından biriyim. Bir gelenek olarak da, bir Alevi olarak da, bir öğreti olarak da saz bizde var.

    Adana Ceyhan’da doğdum büyüdüm. Sonradan Kadirli’ye geçtik. Burada yaşayan insanlar hep bizim çevredendi. Babamdan atamdan gelen dedelik vardı. Bu vesile ile toplumlara böyle ufak ufak girmeye başladım. Abim askerlikten sonra iş güç durumundan ve iş yaşamı daha ağır bastığı için sazı ondan ben aldım. Ve sazı türkü evlerine taşıdım. Bağlamayı 15-20 yıla yakın türkü evlerinde çaldım. İstanbul’da, Adana’da, kısa bir süre Ankara’da, sonra da en son Antalya’da bitirdim.”

    Düzenin Alevileri asimile etmek istediğini ifade eden Aslanboğa, “Alevilik konusunda kafamda sürekli çelişkiler var. Düzenin topluma yönelik bir asimilasyonu var. Hep böyle çelişki içerisindeydim. Emekli olduktan sonra ben zakirlik yapacağım, dedim. Aslında dede çocuğu olmam çok da önemli değildi. Asıl önemli olan Yolda hizmetse zakirlik de olabilir, dedelik de olabilir ama ilk başta yapabileceğim zakirlik” diye konuştu.

    “YOLA GİRMEMİZ GEREKİYOR”

    Yola girmesine Antalya Abdal Musa Kültür ve Dayanışma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir’in vesile olduğunu dile getiren Hayri Aslanboğa, “Bir gün program yaparken Süleyman baba ile karşılaştım, bu Yola girmeme o vesile oldu. Perşembe günleri sürekli perşembelikler yapıyorlardı. Ben de katıldım 3 yıldır devamlı birlikte yapıyoruz. Tabii benim için geç oldu ama bu Yola girmemiz gerekiyor. Bu Yolun öğretisini, her şeyi orada öğreniyorsun. Çünkü orada enerji ile bütünleşiyorsun. Ritüel olarak bir gösteri var ama o gösterinin içerisinde o kadar büyük bir derinlik var ki algılamamız gerekiyor” dedi.

    “ALEVİLİK SU GİBİ, HAVA, TOPRAK GİBİ”

    Aleviliği suya, havaya, toprağa benzeten Aslanboğa şöyle devam etti:

    “Havayı alamazsan nefessiz kalırsın. Evet, biz nefessiz kaldık, yeri geldi topraksız kaldık. Çünkü kendi özümüzü taşıyamadık, birbirine ekleyemedik. Müthiş bir eksiklik duyuyorsun. Öğrendikçe eksikliğin çoğalmaya başlıyor kafanda. Çünkü içine giriyorsun. O enerjiyi yaşadıktan sonra da sana hem mutluluk veriyor  hem de haz veriyor . Ben Aleviyim, bu düşüncemle yetineyim dersen, kesinlikle o Alevilik düsturuna ulaşamazsın, içinde olman gerekiyor. Bizzat ikrar vermeniz gerekiyor. Mehmet dedem vardı annemin dayısının oğlu. Küçükken her öğrendiğin şey mermer taşın üzerine yazılır gibi kalıcı olur, derdi ama büyüdükten ve kemaline erdikten sonra yağan bir karın üzerine yazmış gibi hafızandan tez silinir.” 

    GENÇLERE ÖNERİLER

    Zakir Hayri Aslanboğa gençlere de öneriler de bulundu.

    Aslanboğa, “Gençlere şunu öneriyorum, ağaç yaşken eğilir, küçükken daha çabuk algılar zihni daha açık olur. Bu yolun içerisinde çok faydalı olur, topluma daha çok faydasını göstermeye başlar. Ocakzadenin torunlarıyız. Geç oldu ama olsun yaşın önemi olmaz. Ne zaman girmek isterseniz o vakit girin. Çünkü insanlar bazen bazı şeyleri algılayamıyor. Önce kendine sormalısın, ondan sonra başlamalısın bu işe” ifadelerini kullandı.

    Alevilik Yolunun tarifsiz güzel olduğunu söyleyen Aslanboğa, “Alevilik yolu müthiş bir yol. Söyleyecek ifade bulamıyorum. Aslında bunu laf olsun diye de konuşmuyorum. Kelime haznem buna yetmiyor. Aslında âşık sadıklarımız bunu çok güzel kelamla sunmuşlar. İnsanlara vermişler o söyledikleri nefeslerin, deyişlerin  içindeki şifreli sözleri alıp topluma yansıtmamızın bir zakir olarak daha elverişli olduğuna inanıyorum” dedi.

    Zakir Hayri Aslanboğa, hizmet yürüttüğü cemde bir dede ile ilgili anısını şöyle anlattı:

    “Kayseri’de Hıdır Dedem cem yürütmek için köy köy dolaşırmış. Cemin hem zakirliğini hem de dedeliğini yaparmış. Kayseri’de köy sayısı çok fazla ve dedem o köyden o köye cem yapmak için giderken kendi evine uğrayamıyormuş. Bir gün dedem cem için bir köye giderken, Şavkı nenem dedemi görüyor, uzaktan seslenip, “Hıdır nereye gidiyorsun? Burada bir yetimin yurdu da var buraya da gel” demiş. Dedemle Şavkı nenemin böyle bir hikayesini anlatırlardı.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Sadece şube başkanı değil; müzik, bağlama, deyişler, zakirlik vazgeçilmezi-VİDEO

    Sadece şube başkanı değil; müzik, bağlama, deyişler, zakirlik vazgeçilmezi-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Köyceğiz Şube Başkanı Nezahat Doğan, sanat yaşamı ve zakirlik sürecine dair PİRHA’ya konuştu. Çocukluktan itibaren bağlama çaldığını ve müzikle ilgilendiğini aktaran Doğan, aşıklardan her zaman feyz aldığını belirterek, “Deyişler, nefesler, duazlar inanılmaz ağırdır. Bunun içeriğini ve derinliğini zakirlik yapan ustalarımızın bizlere daha çok öğretmesi lazım. Elimden geldiğince araştırırım” dedi.

    Halk müziği sanatçısı aynı zamanda cem erkanlarında zakirlik yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şube Başkanı Nezahat Doğan, sanat yaşamı ve zakirlik sürecine dair PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA- Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

    NEZAHAT DOĞAN: Tokatlıyım. Almus’un Cihet köyünden. Ocağımız Eraslan Ocağı’dır. Tokat halk ozanlarının, dervişlerin, pirlerin ve ocakların da çok olduğu bir yer, bir bölge. Derviş Ali’nin türbesi bizim orada, Dumanlı Dağı’ndadır. Bundan sanırım 480 yıl önce Dumanlı Dağı’nda Derviş Ali ve kardeşi Derviş Veli hayatlarını idame ettirmişler ve orada da sırlanmışlar. 7 ulu ozandan biri olan Kul Himmet de bize 15-20 dakikalık bir mesafede. Ben köyde çok bulunmadım, çok yaşamadım. Çok küçük yaşta İstanbul Sultan Ahmet’e gelmişiz ama bizim bu içimizde, içte olan bir aşk sanırım. Nereye giderseniz gidin illa bir yer ararsınız. Çünkü siz orada mutlusunuzdur, başka hiçbir şey sizi mutlu etmiyordur, sizin için aslında nefes almaktır.

    “EVDE TÜRKÜLER, DEYİŞLER, SAZ HEP VARDI

    -Bağlama çalmaya ne zaman başladınız? Bağlamaya başlamanıza kim vesile oldu?

    6-7 yaşlarındaydım, dedem Hüseyin Doğan Ankara Radyosu’nda çıkardı. Çocuktuk çok bilmezdik ama Hüseyin Doğan’dan türküler dinlediniz denilen bir süreçti. Benim dayım cemlerde zakirlik yapardı ve hala da sağlığı el verdiği sürece yapmaya çalışıyor. Ben de o yaşlarda başladım. Evde türküler, deyişler, saz hep vardı. Çocuklukla birlikte içinde büyüdüğüm bir kültürdü. Birçok ustayı, aşığı, halk ozanını dinlerim, hiçbirini ayırt edemem. Çünkü hepsi benim için doğadaki çiçeklerin rengi, kokusu gibidir. Hepsinden bir şey aldım, hepsi benim için çok kıymetli. Tabii ki İsmail Daimî, Davut Sulari, Aşık Veysel, Muhlis Akarsular o kadar çok var ki, hangisini seçip ayırabilirim? Hiçbirini terazinin başka bir gözüne koymam. Gerçekten benim için hepsi kutsallar ve hepsinden feyiz aldım.

    -Zakirliğe ne zaman başladınız?

    Zakirlik benim sürekli bir şekilde yaşamımı sürdürdüğün bir şey değil, ara ara yaptığım bir hizmet. İstanbul’da yetiştim, orada büyüdüm. 15-16 yaşlarındayken Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Eyüp Şubesi’nde bağlama çalardım. Dede alırdı beni o halkaya oturttururdu. Bir deyiş, bir nefes de sen oku derdi. Böyle gelişen ve başlayan bir süreç aslında. Son zamanlar Muğla bölgesinde yapılan cemlere katıldım, elimden geldiğince de hizmet yürütmeye devam ediyorum. Onun dışında albümlerim, kliplerim var. Halk müziği ile haşır neşirim. Munzur Çevre Festivali gibi bir çok etkinlikte yer alıyorum.

    “DEYİŞLER, NEFESLER, DUAZLARIN DERİNLİĞİNE ERİŞMEK LAZIM

    -Peki, aşıklarının, sadıkların nefeslerini ve deyişlerini okurken anlam ve içeriğini, derinliğini bilerek mi söylüyorsunuz?

    Ben okuduğum sıradan bir türkü de söylerken ne demek istemiş diye araştırırım bakarım. Deyişler, nefesler, duazlar inanılmaz ağırdır. Bunun içeriğini ve derinliğini zakirlik yapan ustalarımızın bizlere daha çok öğretmesi lazım. Elimden geldiğince araştırırım.

    -Peki hem sahneye çıkıyorsunuz, hem de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda (HBVAKV) yöneticisiniz. Her ikisini bir arada götürmek sizin için zor olmuyor mu?

    Evet buraya daha ağırlık vereceğim. Tabii ki hayat devam ediyor ama burası olmazsa biz de yokuz aslında.

    -Genelde müzikle ve sanatla uğraşanların aile üzerindeki etkisinin olumlu olduğu gözlemleniyor. Sizin çocuğunuz ve aileniz üzerindeki etkisi nedir?

    Evet Ozan adında bir çocuğum var. Ozan sanatla ilgileniyor. Bir yeteneği var. Bu kültürün içinde yoğruluyorsun, bu da çok güzel bir şey. Çünkü enstrüman çalan, müzikle, sanatın herhangi bir dalıyla uğraşan ailelerin çocukları mutlaka başarılı olur. Tabii ki oğluma karşı olan sorumluluğumu sonuna kadar elimden geldiğince yerine getiriyorum. İlişkilerimiz müzikle ve türkülerle birlikte aslında daha çok güçleniyor.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Aşık Beçare: Zakirler ve aşıklar Alevi inancının taşıyıcılarıdır-VİDEO

    Aşık Beçare: Zakirler ve aşıklar Alevi inancının taşıyıcılarıdır-VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Toroslar Şubesi’nde hizmet yürüten Aşık Beçare (Tamer Açıkalın), yeni zakirler yetiştirmek için çaba içinde olduklarını belirterek, zakirliği genç nesillere aktarmak için çalışmalarına devam ettiğini belirtti.

    Alevi inancının geçmişten günümüze taşıyıcılarından olan aşıklar ve zakirler, günümüzde cemevlerinde inancın nefesini taşımaya devam ediyor. Mersin Toroslar’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Toroslar Şubesi’nde hizmet yürüten Aşık Beçare (Tamer Açıkalın), yeni zakirler yetiştirmek üzere kolları sıvadı.

    “ZAKİR VE AŞIKLAR ALEVİ İNANCININ TAŞIYICILARIDIR”

    Yıllardır zakirlik yapan ve aşıklık geleneğinden gelen Aşık Beçare, zakir ve aşıkların Alevi inancının taşıyıcıları olduğunu ve günümüze kadar ulaşmasında önemli bir rol üstlendiklerini ifade etti.

    “ZAKİRLİK GENÇ NESİLLERE AKTARILMALIDIR”

    Zakirliğin genç nesillere aktarılmasının Alevi inancı için çok önemli olduğunu belirten Aşık Beçare, “Bizler de bir çalışma yaparak, onun üstünde canımızla yol çıktık. Deyiş, nefes ve Duaz-i İmamları Alevi toplumuyla buluşturacağız” dedi.

    Şehirleşme ile birlikte Alevilerin cemevleri aracılığıyla sürdürdükleri cem ibadetinde zakirlik hizmetini yürütecek gençlerin cemevlerine gitmeleri çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Zakir Süleyman Demir: Dedeler ve zakirler yolun taşıyıcıları, kendilerini bilgiyle donatmalılar -VİDEO

    Zakir Süleyman Demir: Dedeler ve zakirler yolun taşıyıcıları, kendilerini bilgiyle donatmalılar -VİDEO

    PİRHA-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yol yürütücülüğü ve aynı zamanda 25 yıldır zakirlik yapan Süleyman Demir, saza, Alevi inancına, deyişlere olan sevgisini anlattı. Zakirlerin ve dedelerin kendilerini bilgiyle donatmaları, deyişlerin anlamını bilerek seslendirmeleri gerektiğini vurguladı. Demir ekledi: Sadece Muhammed’in hayatı, Ehlibeyt, Muaviye ve Ali, Hüseyin, Yezit çatışmasıyla cemler başlayıp, bitiyor. Dört kapı kırk makam aşamasındaki öğretinin öğretilmesi gerekiyor.

    Antalya’da  Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği‘nde yol yürütücülüğü ve aynı zamanda 25 yıldır da zakirlik yapan Süleyman Demir, saza olan ilgisini, zakirliğe başlama sürecini ve Aleviliğe dair düşüncelerini PİRHA‘ya anlattı.

    Çorum’un Alaca ilçesi Karkın köyünde 1968 yılında doğan Süleyman Demir, ilkokulu köyde okuduğunu kaydetti. “Aşık Veysel gibi çiçek hastalığı geçirdiğinden dolayı babamın iki gözü de görmezdi ama keman çalardı” diyen Demir, o dönem köylerine Sivas’tan dedelerin geldiğini ve babasını muhabbet cemlerine götürdüğünü söyledi. Babasıyla birlikte cemlere gittiğini belirten Demir, o süreci “Bir köşede oturur izlerdim. O zamanlar 8-9 yaşlarındaydım ama yavaş yavaş Alevi yoluna doğru ilk adımlarımı atmaya başlandığım yıllardı” şeklinde ifade etti.

    Bir ocağa mensup olmadıklarını belirten Demir, “Babam keman çaldığından dolayı kendi bölgemizde yapılan cemlerde aşıklık, zakirlik yapmış. Kendi eserlerini de yazıp söylemiş ama kardeşinin ölümünden sonra yazmayı da söylemeyi de bırakmış. Babamın keman çaldığını ve bu hizmeti yürüttüğünü hayal meyal hatırlıyorum” dedi.

    Saza olan merakını anlatan Demir, “Saza çocukluğumda aşırı bir ilgim vardı. Babamın gözleri görmediği için garibanlık ve köy hayatının içinde bir türlü sazla tanışamadım. Ama sazı gördükçe içim gidiyordu. Çocukluğumda cemlere babamı götürdüğümde sazı gördükçe ve muhabbetlerde çalınan sazların tınısı adeta beni alır götürürdü. Antalya’ya geldikten sonra İlyas Şimşek isminde saz ustası bir canla tanıştım. Sivas Divriği’den gelmişti. İlk karşılaştığımda onun sırtında saz vardı. İlyas kardeşimin sayesinde gittik beraber bir saz aldık ve onunla birlikte saza başlamış oldum. Henüz 17 yaşındaydım” diye konuştu.

    10 kardeş olduklarını söyleyen Süleyman Demir, ailede başka saz çalan olmadığını, babasından sonra kendisinin çaldığını ifade ederek, şöyle devam etti:

    “Ailede sazı herkes severdi ama sadece aşk bize gelmiş herhalde. Babamla birlikte gittiğimiz cemlerde aşıkları izlerken aşıklık, zakirlik yapma hevesi çocukluğumda vardı. Küçük yaşlarda hep zakir olmayı istemiştim. Hüseyin adında köyümüzde aşıklık yapan bir canımız vardı. Hep onu kendime örnek almıştım. Onu gördükçe onun gibi olup, onun gibi saz çalıp hizmetleri yürütmek, Pir Sultan’ın, Şah Hatayi’nin deyişlerini, Virani’nin, 7 ulu ozanın, aşıkların, sadıkların dili olmak hep kafama yer etmiş. Zaman geçtikçe o söylenen sözleri çalarak, söyleyerek taşıyıcı olmayı düşündüm. Antalya’da Hacı Bektaş Derneği açılmıştı. 1993 yılında semah ekibine girdim. Sonra cemlerde semah eğitmenliği ve semahlarda saz çalmaya başladım. Tabi bu beni aşıklığa ve zakirliğe doğru götürdü.”

    “KÖY CEMİNDE ZAKİRLİK DAHA HİSSİYATLI”

    25 yıldır zakirlik hizmetini yürüttüğünü belirten Demir, “Bugün tabi Antalya’daki cemlerde o duyguyu alamıyoruz. Niye derseniz? 500-1000 kişiyle yapılan salon cemleri oradaki hissiyatı vermiyor. Kendi köyünde köy cemine girip Pir Sultan’ın bir deyişini söylediğiniz zaman o deyişler ve o duyguyu karşıya yansıtmak insana aşırı bir duygu hissiyatı veriyor. Köyde yapılan cemde dede sazı çalıp söyleyemiyorsa hizmet eksik kalıyordu. O yüzden dedeler mecbur kalıp köy yerinde saz çalmayı öğreniyordu. Ama metropole gelince geçim sıkıntısından biraz da yoldan uzaklaşmadan dolayı bugün dedelik daha pratik hale geldi.

    “KÖYDEKİ DEDELERLE METROPOLLERDEKİ DEDELER FARKLI”

    Metropollerde 8-10 tane ana gülbengleri, duaları öğrenmek, ‘ben şu soydanım, bu ocaktanım’ dedin mi yetiyor. Dernekler hiç sorgusuz sualsiz, hangi ocaktan olduğunu bilmeden araştırmadan sorgulamadan posta oturtuyor. 3-5 gülbengle dedelik yapılıyor. Bu nedenle Anadolu’da köylerimizdeki dedelerle metropoldeki yetişen dedeler arasında çok büyük fark var. Metropollerde dedelik çok kolay. Üç beş tane gülbeng ve duayı bildin mi bir de, ocakzadeyim dedin mi bitti. Böyle olunca yol eksik kalıyor. Gençler gerekli bilgiyi dededen alamayınca gençlerimiz derneklerden de yoldan da soğuyup gelmiyor” diye konuştu.

    Zakir Süleyman Demir, “Dede sadece sazla değil bir de tarihsel bilgi ile donanması gerekiyor” diyerek şunları kaydetti:

    “Saz çalmak yeterli değil. Yol kurucusu hünkarın bir sözü vardır, ne diyor? ‘Benim belimden düşen değil, yolundan gelen evladım.’ Yolundan gelen evlat olduğuna göre burada halk önemli. Halk insanları tanıyor, hizmetleri görüyor. Halk “eyvallah” dedikten sonra cemleri yürüten sadece hoca olması şart değil. Yoldan gelip eğitimini ve icazetini almış yol hizmetkarı babaların çoğu bu işi yapar. ‘Ben şu ocaktanım; ben bu ocaktanım’ diyen dedelere sorduğun zaman elinde herhangi bir ocağa bağlı olduğuna dair bir şecere, bir kanıt gösteremiyor. Kısacası yoldan gelen de babalık, dedelik görevi yapabilir.”

    “BİR ZAKİR KENDİSİNİ BİLGİYLE DONATMALI”

    Süleyman Demir, bir zakirde bulunması gereken özellikleri de belirterek, şu tavsiyelerde bulundu:

    “Bir zakir ilk önce tarihsel bilgilerle kendisini donatması gerekir. Mesela hep Kerbela’ya ağlarız. Hep onu örnek olarak veririz. Kerbela aslında ezilmişliğin simgesi ama bir Şahkulu ayaklanması var. O bir Kerbela, Kalender Çelebi’nin Osmanlı’ya karşı ayaklanması veya başkaldırısı var. Bu bir Kerbela. Babai ayaklanmaları var. Bu bir Kerbela. Yani Kerbela’da 72 kişi şehit edilmiş ama buralarda binlerce kişi şehit edilmiş. Dergahlara, babalara dedelere baskıları, zulümleri, Alevi köylerine cami yapılmalarını bilmeden, öğrenmeden veya aşıkların, sadıkların deyişlerini bilmeden olmaz. ‘Daha Allah cihanda yok iken biz onu var edip ilan eyledik. Hakk’a layık hiçbir mekânı yok iken aldık hanemize mihman eyledik’ diyor ama bunun manasını anlamıyor veya bilmiyorsa olmaz. Sadece güzel saz çalmak, güzel türkü söylemek değil; bu dörtlükleri söyledikten sonra, sözlerin açılımını yaparak yoldaki birliği beraberliği Alevi yolundaki ilmi, bilimi öğrenmeleri gerekiyor.

    “DEDELER VE ZAKİRLER YOLUN TAŞIYICILARIDIR”

    Sadece bağlama çalmayla olmuyor. Bütün gülbengleri öğrensinler. Zakirler dedenin olmadığı yerde yol eksik kalmasın diye yeri geldiğinde o hizmeti de yürütebilmeliler. Yani dedeler ve aşıklar yolun taşıyıcılarıdır. Zakir olmadan bu yol taşınamaz. O yüzden yol taşıyıcısı olduğunu bilmeleri gerekiyor. Deyişi ve nefesleri türkü gibi söylemesinler. Bu deyişlerin manalarını bilerek ve söyleyerek gelirlerse çok iyi olacaklarına eminim.”

    “GENÇLER DEDELERDEN YETERLİ BİLGİYİ ALAMIYOR”

    Yıllardır Abdal Musa Derneği olarak Antalya’da hizmet vermeye çalıştıklarını vurgulayan Zakir Süleyman Demir, “Daha önce Hacı Bektaş Derneği olarak hizmet verdik. Şu anda Abdal Musa Derneği olarak perşembeliklerimizi (cemlerimizi) yapıp, gençlerimizi gülbenglerle ve cem erkanlarında yapılması gereken ritüellerle yetiştiriyoruz. Antalya’da yapılan cemlerde hizmet yürütmeye çalışıyoruz” dedi.

    Demir şunları ekledi:

    “Yıllardır gerek bir zakir olarak, gerekse de Hacı Bektaş Veli Dergahından icazet ve babalık görevini alıp bir hizmet yolu yürütücüsü olarak cemlerde yapılan eksiklikleri bildirmek isterim. Sadece Muhammed’in hayatı, Ehlibeyt’in hayatı, Muaviye ve Hz. Ali, Hz. Hüseyin Yezit çatışmasıyla cemler başlayıp, bitiyor. Bu, gençlerimizin bilinçlenmesinde yeterli olmuyor. Günümüzün gençleri hepsi üniversiteyi okumuş, teknoloji kullanarak her istediği bilgiye erişebiliyor. Ama gençlerimiz dedelerden yeterli bilgiyi alamıyor. Yapılan cemlerde sadece Ehlibeyt’in, Muhammed’in hayatını anlatmakla olmuyor. Dört kapı kırk makam aşamasındaki öğretinin öğretilmesi gerekiyor. Onun için cemlere gençler ve eğitimli insanlar gelmiyor, cemlerden uzaklaşıyor. Bunun sebebi dedelerimizin çağa göre kendilerini yetiştirmemeleridir. Hünkar, ‘Çocuklarınızı bulunduğunuz çağa göre yetiştirin’ diyor. Bu çağa göre dedeler kendilerini yetiştirmedikleri sürece büyük bir hızla devam eden asimilasyondan kurtulamayız. Devlet bizleri asimile etmek için derslere Kuranı kerimi, Muhammed’in hayatını, Osmanlıcayı koydu. Şu anda da 4-6 yaşında çocuklar için okuma yazma öğrenmeden kuran kursu konulmak isteniyor.

    Yapılan cemlerde varoluşa inanan bir Alevi öğretisi, kâinatın varlığının birliğine “gerçeğe hü” diyorsa varlığın birliği Hakk dediğimiz, Allah dediğimiz, Rab, Capar dediğimiz varlığın birliği bizim özümüzse, bunları bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Gençler o yüzden cemevlerinden ve yoldan soğumaya başlıyor, gelmiyor. Gelmeme sebebinin, dedelerin yola göre kendilerini yetiştirmemeleri ve bu konuda eksik kalmalarıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Cemevleri, Alevi felsefesini en iyi şekilde aktarabilen zakirler yetiştirmeli’-VİDEO

    ‘Cemevleri, Alevi felsefesini en iyi şekilde aktarabilen zakirler yetiştirmeli’-VİDEO

    PİRHA-Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarlarından Mustafa Sazcı, Ocakzade bir aileden geldiğini belirterek, katıldığı cemlerdeki gözlemlerini aktardı. Zakirliğin önemini vurgulayan Sazcı, dedelerin de deyişleri, nefesleri seslendirmeleri gerektiğine işaret etti. Sazcı, “Zakirlik hizmeti bu çağda olması gereken hizmet. Ancak dedelerin bağlamadan ayrılması ve dedelerin nefes söylemekten bihaber olması açıkçası beni rahatsız eden durumlardan birisi. Dedeler de nefesleri dinlendirebilmeli. Zakir olmadan da bağlamayla cem yürütebilmeli” dedi.

    Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarlarından Mustafa Sazcı zakirlik üzerine PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Nefeslerde ve deyişlerde Aleviliğin özünün anlatıldığını belirten Sazcı, zakirliğin Alevi felsefesini anlatabilmek ve aktarabilmek için çok önemli olduğunu söyledi. Günümüzde cemlerin sembolik hale geldiğini ve özünü kaybettiğini de vurgulayan Sazcı, her ocağın Alevi felsefesini en iyi şekilde özümseyen ve aktarabilen zakirler yetiştirmesi gerektiğini ifade etti.

    “CEMLERDE SAZ ÇALINDIĞINI GÖRDÜM VE İLGİ DUYMAYA BAŞLADIM”

    Sözlerine, Alevi inancında telli kuran olarak bilinen sazla tanışmasını anlatarak başlayan Sazcı şunları dile getirdi;

    “Ocakzade bir ailede dünyaya geldim. Orada dedem sürekli cem yaptığı için farklı yörelerden, farklı süreklerden insanlar gelir, evimizde mihman olurdu, cemler yürütürdü. O cemlerde insanların telli kuran ile (saz ile) çalıp söylediği, dilendirdiği nefeslere tanıklık ettim. ilkokul dönemlerinde de Muhammet amcamın (dedemin kardeşi) cemlerde saz çaldığını gördüm. Ondan öğrenmek için çabaladım. Eline bakarak bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Sazım olmadığı için ilk başta tırnaklarımı vura vura nefesler dillendirmeye başladım. 2013 yılında Fahrettin Aksünger’in Antalya Zeytinköy‘de başlattığı kursta semah eğitimi, bağlama eğitimi ve koro eğitimine gittim. Ardından hocam hiçbir ücret talep etmeden bana bağlamayı öğretti. O süreçte başladı bağlamayla birebir temasım.”

    “NEFESLERDE SIRLANMIŞ, GİZLENMİŞ ANLAMLAR VAR”

    Bağlama çalmayı öğrendikten sonra nefeslerin de bağlama çalmak kadar önemli olduğunu öğrendiğini ifade eden Sazcı, “Daha sonra hocamın cemlerde söylediği nefesler dikkatimi çekti. Okulda öğrendiğimiz bilgiler belli bir algı yaratıyor ancak nefeslerdeki o deruni, bâtıni anlamı beni farklı bir boyuta götürdü. İlk başta basit tevhit duaz-imam nefesleri dinlerken, sonra artık  hakikatçi Alevilerin nefeslerini dinlemeye başladım. Bu süreçte”Hacı Bayrak, Haydar Bayrak, Meluli Baba, Perişan Güzel, Genci Abdal, İbreti Baba, Aşık Ali dede, Veyis dede, Perişan Ali, Meçhuli, İbrahim Aldede dinledim. Onların nefeslerini dinlemek ve anlamaya çalışmak bana çok şey kattı. Bizim cemlerde insanların gönlü hoş olsun diye okunmuyor bunlar. Demek ki nefeslerde sırlanmış, gizlenmiş anlamlar var. Ve ben bu nefesleri incelediğimde karşıma gelen derin bir Alevi felsefesi ile karşılaştım” şeklinde konuştu.

    “ESKİDEN CEMLERDE SORGULAMALAR YAPILIRDI, BU DA FELSEFEMİZİ GELİŞTİRİRDİ”

    Semah dönmenin, cem yapmanın basit semboller dışında bir felsefesinin olduğunu, belli anlamlar içerdiğini vurgulayan Sazcı sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Burada mesela nefesler okurken Virane Abdal, ‘‘”Gafil olma cümle cihan bir vücut, Fark edersen aziz mihman sendedir,
    Çün ademe kıldı secde-i sücud, Her arşayı arş-ı rahman sendedir.”
    nefesinde aslında evrende bulunan her şeyin insanda var olduğunu, hakkı yaratılan ile yaratanın ayrılmaması gerektiğini anlatıyor. İşte onun sevgisi insan sevgisidir, doğa sevgisidir, doğa tapınmasıdır. Alevi nefeslerinde nefeslerin özlerini kavramaya başladım. O süreçten sonra da daha çok Alevi felsefesine eğilmem gerektiğini fark ettim. Cemlerde herkesin alışılageldiği duazı-imamlar, tevhitler dışında hakikatçi nefeslerin dillendirmesi, onların dışında cem muhabbetleri yürütülmesi gerektiği tarafında durdum. Çünkü küçüklüğümden beri gördüğüm de oydu. Dedelerimiz cemde mersiye okuyup ağlamazlar sadece, tevhit okuyup dizlerine vurmazlar. Muhabbet ederlerdi, okunan nefeslerden anlamlar çıkartırlardı, o anlamları tartışırlardı, birbirleriyle ortak noktada birleşirlerdi, birbirlerini sorgularlardı. Hatta Hakk’ı sorgularlardı, varlığı sorgularlardı ve sorgulama yolunu açarlardı. İşte bu da Alevi felsefesinin gelişmesine vesile olmuştu. Ancak son süreçte bizde bu eksik. Muhabbet yapılmayan şey basit bir şekilde tiyatro gösterisidir.”

    “CEMEVLERİ, ALEVİ FELSEFESİNİ İYİ ŞEKİLDE AKTARABİLEN ZAKİRLER YETİŞTİRMELİ”

    Eskiden yürütülen cemlerde zakirlik gibi bir hizmet olmadığını, yürütülen cemlerde genelde dedeler tarafından nefesler okunduğunu belirten Sazcı şunları kaydetti:

    “Köyden kente göçmeden önce yapılan cemlere tanık olan büyüklerimizin söylediği gibi o cemlerde dedeler saz çalıyordu. Zakirlik gibi ayrı bir hizmet yoktu. Dedelerimiz de profesyonel anlamda çalmıyorlardı, dem sesi vererek nefesler okuyorlardı. Ben de böyle gördüm. Ama daha sonraları derneklere gidip geldikçe zakirlik gibi bir hizmetin olduğunu gördüm. Zakirlik hizmeti bu çağda olması gereken hizmet bence. Ancak dedelerin bağlamadan ayrılması ve dedelerin nefes söylemekten bihaber olması açıkçası beni rahatsız eden durumlardan birisi. Dedeler de nefesleri dillendirebilmeli. Zakir olmadan da bağlamayla, telli kuranla cem yürütebilmeli. Son süreçte zakir olmadan cem yürütecek dede eksik kalıyor. Hizmetin bir tarafı tamamlanmıyor. Bu süreçte zakirleri yetiştirmek gerekiyor. Bu yüzden cemevlerinin de bu alanlara biraz daha yönelmesi gerekiyor.

    Bugün mesela Aksaray’da Arzuman Yunus Ocağı evlatlarından dedeyi yetiştiren kişi o köyde zakirlik yapan Aşık bir amcadır. Geçenlerde Aksaray’da dedemin köyüne gittim. Arzuman Yunus Bozoğlan Ocağı’ndan bir dede var. O dedeyi yetiştiren kişi o köyde zakirlik yapan Aşık Amca isminde bir can. O kişi aslında cemlerde zakirlik hizmeti yapıyor.”

    “BÜYÜK CEMEVLERİNDE, BÜYÜK CEMLERİN YAPILMASI SAĞLIKLI DEĞİL”

    Zakirlik yapmak için belli bir ocağa bağlı olmanın zorunlu olmadığını ancak tüm ocakların zakirler yetiştirmesi gerektiğini söyleyen Sazcı, günümüzde cemlerin içeriğinin olumsuz yönde değiştiğinden bahsederek, “Sünni inanca, İslam inancına sahip canlarımız camide ibadetlerini yaparken biz onları rızalık almadıkları için eleştiriyorduk. Bizde de şöyle bir durum oluştu: Ocakların eski ehemmiyetini yitirmesi ve kırdan kente göç ile birlikte büyük cemevleri oluştu. Büyük cemevlerinde farklı ocaklardan, farklı süreklerden insanlar gelip gidiyor ancak birbirlerini rızalık verecek şekilde tanımıyorlar. Farklı bir ocağın dedesi gelip orada erkan yürütürken karşıdaki talip dedenin nasıl bir sürek sürdüğünü, nasıl bir erkan sürdüğünü, nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu bilmediği için rızalık vermesi de aslında geçersiz sayılıyor. Bugün bence cemler küçülmeli. Çünkü eskiden sorunlar dile getirilirdi, köydeki insanlar birbirinin derdini, sıkıntısını, eksiğini vs. görür ve o cem meydanında, o dar meydanında onu dile getirirdi. Ancak son süreçlerde her şey sembollere yüklendi. O anlamlar yitirildi. Ben birçok noktada buna tanıklık ettim. o yüzden küçülmeye gidilmesi taraftarıyım. Büyük cemevlerinde, büyük yapılan cemlerin çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Aksine dedelerimizin de aslında karşıdaki taliplere söz hakkı vermesini, onların sorunlarını dinlemesini ve sorunlara cevap üretmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    “NEFES SÖYLEMENİN UYANDIRDIĞI HİS BAMBAŞKA”

    Cemlerde nefesleri, deyişleri söylerken neler hissettiğini de tarif eden Sazcı şunları söyledi:

    “Cemde nefes dillendirirken, insanların nefesi anlayabilecekleri şekilde söylemeye gayret ediyorum. Çünkü çok gaydalı okumak, çok güzel sesli okumak veya bağlamayı çok iyi çalmak zakirlik hizmetini çok doğru bir şekilde yerine getirmek anlamına gelmiyor. Karşıdaki kişinin o manayı çözebilmesi için nefeslerde kelimelerin birebir anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Onun dışında ben de uyandırdığı his bambaşka. Cemlerde nefesleri dillendirmeye başladığımda yanlış yapmaktan çok çekiniyordum, utanıyordum, korkuyordum başlarda. Ancak son süreçte ne kadar yanlış yaparsam yapayım o duyguya girdikten sonra o yanlışı önemsemiyorsun. O duygu açıkçası anlatılacak bir duygu da değil. Nefesler bir umman oluyor benim gözümde. Çünkü her okuduğumda farklı bir anlam çıkarıyorum, her okuduğumda farklı bir sırrı görüyorum. Sırrı gerçek manada sır etmiş Alevi erenleri aşık sadıklardır. O yüzden bu sırrı sır edeni anlayabilmek için daha çok içine yönelmeye çalışıyorum.”

    “ANADOLU’NUN KADİM BİR ALEVİ FELSEFESİ VAR”

    Bilinen deyiş ve nefesleri söylemek yerine daha çok geride kalmış, söylenmeyen, dillendirilmeyen özellikle hakikatçi Aleviler dediğimiz aşık sadıkların, pirlerin, mürşitlerin nefeslerini dillendirmeye çalıştığını aktaran Sazcı, “Bu süreçte beni etkileyen Hacı Bayraklar, Haydar Bayraklar, Melüni Babalar, İbreti Babalar, Hüseyin Orhan dedeler, Aşık Ali dedelerdir. Hakikatçilikte, Alevilikte delilik mertebesi vardır. Delilikte bütün tabular yıkılmıştır kafasında. Hakikat neyse onu söyler. Hakikati söylemekten kaçınmaz. Bunun dışında da antik Yunan felsefesini okuyoruz, dünya felsefesini okuyoruz. Avrupa’daki yeni dönem felsefeyi okuyoruz ve Marksist felsefeye yönelmeye çalışıyoruz. Materyalist felsefeye yöneliyoruz. Anadolu’nun kadim bir Alevi felsefesi var. Bu felsefeyi biz Alevi gençliği olarak hep gözden kaçırdık. İthal olan düşünceleri hep önemsedik. Ama ben bugün Melüli Baba’nın nefeslerinde görüyorum ki  Melüli Baba bize komün hayatı öneriyor. Birlikte yiyip birlikte göçenler diyor. Meluli Baba komün felsefeyi anlatıyor. İnsana insan olduğu için saygı duymayı, evreni, insanı, hakkı birbirinden ayırmaması gerektiğini aktarıyor” şeklinde konuştu.

    “HAKİKATİ DİLLENDİRMEKTEN HİÇBİR ZAMAN KORKMAMALIYIZ”

    Alevi felsefesinin içerisinde materyalizm, komün yaşam olduğunu belirten Sazcı, “Bütün cinsiyet kimliklerini reddeden bir felsefeyi Meluli Baba’nın nefeslerinde görüyoruz. Mesela metafiziği reddediyoruz. Yaptığımız hiçbir şey öbür tarafta cenneti garantilemek için değil, öbür tarafın var olduğunu düşündüğümüz için değil, huri için değil, cennette verecekleri şarap için değil. Biz bugün insanlık için mücadele ediyoruz. Bunlar İbreti Baba’nın bütün nefeslerinde geçiyor. ‘Eşim bana huri ise cennet bana evim’ diyor. Bu yüzden protest inanç olan Aleviliği biraz daha gençlerin önemsemesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu da aktaracak olan bizlerin pirleridir. Bizlerin pilleri, mürşitleri, rehberleri de hakikati dillendirmekten çekinmemeli, korku duymamalı. Bugün dinlendiremiyorsak, Hallacı Mansur olamıyorsak, Pir Sultan olamıyorsak, Meluli olamıyorsak, Meluli’yi  de Nesimi’yi de Fazlullahı da anmanın hiçbir anlamı yok. Esas mesele Fazlullah olabilmekte, Nesimi olabilmekte, Mansur olabilmekte. Hakikati dillendirebilmekte diyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlamada deyiş okunmasını kural haline getirebilir’-VİDEO

    ‘Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlamada deyiş okunmasını kural haline getirebilir’-VİDEO

    PİRHA-Zakir Murat Yılmaz, günümüz halk müziğinin daha çok geçmişten beslenme durumuna işaret ederek “Yaşadığımız kent ortamlarının ruh hali ozanların da üretememesine sebep oluyor. Geçmişte ozanlarımız, elinde bağlaması ile diyar diyar gezerlerdi. Amaçlanan; toplumu kültürel anlamda zenginleştirmekti. Ama günümüzde sadece iş telaşı söz konusu” dedi. “Bizi özümüzden ayırmasınlar” diyen Yılmaz, “Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlama erkanlarında deyiş okunmasını kural haline getirebilir” dedi. 

    Zakir Murat Yılmaz, Alevi kültürünün önde gelen değerleri; deyişler, nefesler ve bağlamanın önemi hakkında PİRHA‘ya konuştu. Yılmaz, Aleviliği temsilen deyiş üretememe konusundaki etmenleri anlatarak, kent yaşamının inanç üzerindeki dezavantajlarını sıraladı.

    Zakir Murat Yılmaz, günümüz halk ezgilerinin geçmişten beslenme durumu hakkında şunları söyledi:

    “Yaşadığımız ortamın yarattığı bir ruh hali. Artık insanlar şehirlerde yaşam sürüyor. Önceden müstakil bir yaşam vardı. Gecekondu ortamında insanlar, birbirini sevip sayıyor, yardımına koşuyordu. O tarz yaşam, insana farklı bir ruh hali katıyordu ama şimdi tamamen değişti. Evini geçindirmek için günde 10 ya da 15 saat çalışmak zorundasın. Günümüzde bazı müzisyen dostlarımız, ayakta dahi duramıyor. Biraz da bunun sonucu olarak üretimin olamamasını dile getirebiliriz. Önceden böyle değildi, ozanlarımız elinde bağlaması ile diyar diyar gezerlerdi. Mesela Davut Sulari, atı ile geziyormuş. Çok uzak yerlerdeki cemlere dahi gidip katılıyorlarmış. Yani geçmişteki ozanların, hissettikleri bir kaygı yoktu. Ayrıca toplumlararası bir birliktelik hakimdi. Belki de şimdiki gibi bir zenginleşme amacı yoktu; tamamen toplumu kültürel anlamda zenginleştirmek amacı vardı. Bu önemden kaynaklı geçmişteki deyişlerimiz daha anlamlıydı diyebiliriz.”

    “REZİDANSTA YAŞAYAN BİR MÜZİSYEN NE ÜRETEBİLİR Kİ?”

    Murat Yılmaz, zakirler gibi dedelerin de şehirde geçim kaygısı yaşadıklarını dile getirerek “Geçmişte bir dede, tarlasında çalışıyor kışın da cemlerini yürütüyormuş. Yani hizmeti gönülden yapıyormuş. Halk ozanları da aynı şekilde; kimseye minnet etmeden ayakları üzerinde durarak sazı ve sözüyle topluma bir şeyler veriyormuş. Ama şimdi öyle değil. Reytingi biraz yükselen isimler, bir bakıyorsun ki rezidanslarda yaşamaya başlıyor. Şimdi rezidansta yaşayan bir müzisyen, sanatçı ne üretebilir ki?” ifadelerini kullandı.

    Murat Yılmaz, zakirlerin taşıması gereken temel özellikler hakkında da konuşarak şöyle devam etti:

    “Öncelikle hizmet ettiğin toplumdan karşılık beklemeyeceksiniz. Tamamen bu Yolun parçasıymış gibi davranacaksınız. O zaman siz de mutlu olursunuz toplum da sizi dinlerken haz alır.

    Önceden deyişlerin içeriği konusunda dedelerin de yardımı oluyormuş. Mesela zakir, cemlerde çalıp söyledikten sonra dede, o deyişin açıklamasını topluma yapıyormuş. Artık bu pek olmasa da insanların araştırabilme olanakları var. Deyişlerin bütünlüğü konusunda, bilinmeyen kelimeler hakkında bizler de araştırma yapmalıyız.”

    “ERKANLARDA DEYİŞ OKUNMASI KURAL HALİNE GETİRİLMELİ”

    Murat Yılmaz, Hakk’a uğurlama erkanlarında zakirlerin üstlendiği hizmete de dikkat çekti. “Bizi özümüzden ayırmasınlar” diyen Yılmaz şunları dile getirdi:

    “Hakk’a uğurlama erkanlarında sazımla sözümle hizmette bulundum. Çok da isteyerek çaldım. O an benim için çok duygusal ve anlamlıydı. Hayatın devam ettiğini, insanların o üzüntüsünü hafifletmek adına o duygusal yoğunluğu gerçekten çok anlamlı görüyorum. Bu ritüelin süreklileşmesi lazım.

    Geçmişte insanlar sevdikleri eşyaları mezarlarına koyarlardı. Şimdi insan, ‘ben Hakk’a yürüdüğüm zaman deyiş söyleyin’ diye vasiyet bırakırsa bunu çok mu görmek lazım? Bizler o insanların dileğini yerine getiriyoruz.

    Alevi örgütleri, Hakk’a uğurlama erkanlarında deyiş okunmasını kural haline getirebilir. Sanata ve müziğe düşman insanlar, buna ‘hayır’ deyip kabul etmeyebilir. Örneğin Karadeniz’de cenazenin başında horon tepiyorlar. Kimi bölgelerde ise cenaze olduğu zaman halayı ters çekiyorlar. Demek ki benzer ritüeller de var. geçmişimizden bizi koparmasınlar.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Hubyar Sultan AKD’den 3 ilde zakirlik eğitimi

    Hubyar Sultan AKD’den 3 ilde zakirlik eğitimi

    PİRHA-Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, deyişlerin inançsal karşılığını pekiştirmek adına İstanbul, Ankara ve İzmir’de zakirlik üzerine eğitim programı düzenleyecek.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, cem hizmetlerinin önemli yürütücülerinden zakirlere dönük yeni bir proje geliştirdi. Dernek Başkanı Aydın Deniz, “Cemevlerimizde zakir ve dede eksikliği yaşanıyor” diye çıktıkları yolda yapılacaklarını anlattı.

    DEYİŞLERİN ANLAMLARI ÜZERİNDE DURULACAK!

    Aydın Deniz, zakirliğin Alevilikte büyük öneme sahip olduğuna işaret ederek bu yönlü hizmet yürütenlerin daha nitelikli düzeye gelmeleri için proje geliştirdiklerini anlattı. İstanbul, İzmir ve Ankara odaklı eğitimin 2 gün süreceğini belirten Deniz, “Eli saz tutan zakir adaylarını bir araya toplayacağız” dedi.

    Deniz, öncelikli eğitimlerinin tüm semah ve deyişlerin öğrenilmesiyle ilgili olduğuna işaret etti. Deniz, “Sonrasında ise inançsal bazda deyişlerin karşılığının, anlamının ne olduğuna dair bilgi ve donanım anlamında eğitim verilecek” diyerek çalışma yürütücüsü olarak da Sanatçı Gani Pekşen’i işaret etti.

    Deniz, ekipte başka kimlerin olacağına Gani Pekşen’in karar vereceğine işaret ederek şu bilgileri paylaştı:

    “Şu an için netleşen isimler arasında Yazar Piri Er ve Mehmet Turan Dede var. Yani programın ilk günü ‘deyişlerin inançsal karşılığı nedir?’ konusu işlenecek ve bunların zakirlere kazandırılması üzerinde durulacak. İkinci günde ise tüm semah ve deyişlerin öğretilmesi gündemde olacak. Çünkü bazen bir zakir, Turna Semahı çalabiliyor ancak oldu ki o cemde Hubyar Ocağından canlar çok sayıda ve Hubyar Semahı dönülecek ama Hubyar Semahı bilinmiyor. Ve şu an zaten ciddi şekilde zakir ve dede eksikliği de var.”

    ZAKİRLER, EĞİTİM SONRASI TÜM DEYİŞLERE HAKİM OLACAK!

    Yetiştirilecek zakirlerin tüm Alevi coğrafyasındaki deyiş ve semahlara hakim olacağını anlatan Deniz, yapılacak eğitimlerin de video kayıt altına alınacağını vurguladı. Deniz, Ankara ve İzmir’de 2 gün olacak eğitimlerin saat 13:00’te başlayıp 19:00’a kadar süreceğini belirtti. Ankara ve İzmir’de 12 saatlik eğitim verilmesi planlanırken İstanbul’da ise katılıma göre ‘Anadolu ve Avrupa yakası’ diye bölünmeye gidileceği üzerinde duruluyor.

    İstanbul’daki talep yoğunluğuna göre ikişer günden toplamda 4 günlük eğitimin olacağını belirten Deniz, “Talep gelirse eğer Adana, Bursa gibi illere de ulaşmaya çalışacağız” diye de ekledi.

    Tarihin henüz netleşmediğini belirten Deniz, çalışmanın Ekim 2021 içerisinde planlandığını belirtti. Deniz, çalışmalarla ilgili tüm kurumlara ulaşmak istediklerini de söyleyerek, “Eylül sonunda program içeriklerini netleştireceğiz” mesajını verdi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Zakir Cemil Per: Deyişler, nefesler bizim yaşam tarzımız-VİDEO

    Zakir Cemil Per: Deyişler, nefesler bizim yaşam tarzımız-VİDEO

    PİRHA- Zakirlerin yeri cemlerde çok önemlidir. Alevi genç Cemil Per de zakirlik yapıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Altınova Şube Cemevinde zakirlik hizmeti yürüten Per, “Yaş ilerledikçe, olgunlaştıkça ister istemez insan deyişlerin ve nefeslerin derinliğine iniyor. Çünkü onun içeriğini öğrendiğin zaman daha çok anlam kazanıyor” dedi. Per, Alevi gençleri yola sahip çıkmaya çağırdı. 

    Cemil Per, cemlerde zakirlik yapıyor. Erzincan’da dünyaya gelen ve 4 yaşında taşındıkları İstanbul’daki bir cemevinde hizmet yürüten zakirin yanında bağlama çalmaya başladığını söyleyen Per, daha sonrasında zakirlik hizmeti yürütmeye başladığını dile getirdi.

    Alevi gençlerinin yola hizmet için önünün açılması, zakirliğe yönlendirilmesi çağrıda bulunan Per, yol hizmetlerinin yürütülmesi için Alevi gençlerinin kurumlarda olması gerektiğine işaret etti.

    “ZAKİRLER İLE SAZ ÇALMAYA BAŞLADIM”

    6 yıldır Antalya’da yaşayan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Cemevinde 3 arkadaşı ile birlikte zakirlik hizmeti yürütmeye başladığını dile getiren Per, “1988 Erzincan merkez doğumluyum. İlkokul 4. sınıfa kadar Erzincan’daydık sonra İstanbul Ümraniye‘ye taşındık. Öğrenciliğimize İstanbul’da devam ettik. Gelenek göreneklerimize her zaman bağlıydık. Ümraniye’de bulunan Kazım Karabekir Cemevinde zakirlerimizin yanında biz de saz çalmaya başladık. Kulaklarımız türkülere, deyişlere aşina olmaya başladı. Biz de daha çok heveslendik, daha neler yapabiliriz diye her zaman kendimizi geliştirmeye çalıştık. Yaklaşık 4-5 ay Şahin Ercan hocadan ders aldıktan sonra ayrıca Kutsal Evcimen hocadan 3-4 ay bağlama şan ve repertuvar dersi aldım. İstanbul’da çeşitli mekanlarda sahneye çıktık. Amatör çalışmalarımız oldu. Arkadaşlarımla birlikte müzik grupları kurmaya başladık” dedi.

    “ALEVİLİK DİPSİZ BİR KUYU”

    Aleviliği dipsiz bir kuyu olarak tanımlayan Per, yolu sürdürmek isteyen gençlere yardımcı olunması çağrısını yineleyerek, “Tabi şu anda devede kulak bile değiliz. Bu yolun sonu yok, dipsiz kuyu yani. Şu an ben kendim için söylüyorum ben ne bağlama çalmayı, ne de deyiş söylemeyi biliyorum çünkü daha çok ilerlememiz lazım. Bizden daha küçük olan genç kardeşlerimiz var. Saza, bağlamaya, deyişe hevesi olan ve bu geleneği sürdürmek isteyen canlarımıza yardımcı olmalıyız, ellerinden tutmalıyız, bir şeyler öğretmeliyiz. Gençlerimiz bizim her şeyimiz biz elimizden geldiği kadar herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz. Her zaman herkese kapımız açık” diye konuştu.

    “DEYİŞLER, NEFESLER BİZİM YAŞAM TARZIMIZ”

    Müzik hayatında farklı tarzlarda eserler söylemesine rağmen kendisini bulduğu yerin deyişler ne nefesler olduğuna vurguda bulunan Cemil Per, şöyle devam etti:

    “Bilgilerin doğru aktarılması, kaynakların sağlam olması çok önemli. Bunun için yedi ulu ozanımızı, ozanlarımızı, pirlerimizi, dedelerimizi yakından araştırıp sağlam bilgi almak lazım. Çünkü yazılı bir kaynak yok, hep kulaktan kulağa aktarılmış bizim eserlerimiz. Türküler, deyişler bizim yaşam tarzımız, bizler bunu çok seviyoruz, canı gönülden yapıyoruz. Müzik hayatımıza başladığımızda çok değişik tarzda söyledik, hala da söylüyoruz. Müziğin her türlüsü güzel ama benimsediğimiz, kendimizi bulduğumuz işte bu dediğimiz her zaman nefesler ve deyişler oluyor. Yaş ilerledikçe, olgunlaştıkça ister istemez insan deyişlerin ve nefeslerin derinliğine iniyor. Çünkü onun içeriğini öğrendiğin zaman daha çok anlam kazanıyor.”

    “DEYİŞLERİN, NEFESLERİN ÖZÜNE DOKUNMADAN SÖYLEMEK GEREKİR”

    Per, deyişlerin özüne dokunmadan söylenmesi gerektiğinin altını çizerek, “Bizim ozanlarımız o kadar güzel sözler o kadar güzel deyişler yazmışlar ki. Gerçekten insan şunu diyor: Bir insan daha ne yazabilir ki acaba? Zamanında yedi ulu ozanımız Pir Sultan Abdalımız, Nesimi Babalar yazılması söylemesi gereken çoğu şeyi söylemişler zaten. Belli başlı büyük sanatçılarımız zaten bunları layıkıyla gereğini  yerine getiriyor. Tabi parçaları çok değiştirenler de oluyor. Müziği bozmadan değiştirebilir bence. Ama işi kaynağından aldığın zaman ben de şu an o yoldayım. Kaynak işi nasıl, nerede, kimin yazdığı, manalarını anlamlarını şu anda öğrenme aşamasındayım. 3-4 yıldır deyişlerimizin türkülerimizin köküne inmeye çalışarak anlamını pekiştirme öğrenmeye çalışıyorum” diye belirtti.

    “CEMLERDE RIZALIK ALMAK, CEMAL CEMALE OLMAK BAMBAŞKA BİR ŞEY”

    Yola hizmette yolun başında olduğunu ve öğreneceği çok şeyin olduğunu kaydeden Per, ayrıca ceme değinerek, “Bir kere toplanmak, cem olmak çok güzel bir şey. Yani bizim yolumuz, erkanımız muhabbetin dilinde kadın erkek sorulmaz, bütün canlar cemal cemale ibadet ederiz. Öncelikle herkes birbirinden rızalık alır, bu çok önemli bir şey. Bizim erkan gereği çok önemli, çok ince çizgiler bunlar. Hatta rızalık alınmadan da iki kişinin, iki canın bir sıkıntısı varsa dede huzurunda, pir huzurunda çözüme kavuşturulur. Bir şekilde orta yol bulunmaya çalışılır. Bu çok güzel, evrensel bir hareket, ben öyle düşünüyorum” diye konuştu.

    “ZAKİR OLMAK İSTEYEN GENÇ KARDEŞLERİMİZİ CEMEVİMİZE BEKLİYORUZ”

    PSAKD Altınova Cemevinde yakın zamanda bağlama kurslarına başlayacaklarını söyleyen ve tüm zorluklara rağmen yola sahip çıkması çağrısında bulunan Per, şunları kaydetti:

    “Altınova Cemevinde yakın zamanda saz kursumuz başlayacak hastalıktan dolayı şu an beklemedeyiz. Gidişata göre biz de ona göre hareket edeceğiz. Zamanında bize de kötü davrananlar da oldu ama biz hiçbir zaman küsmedik yolumuza her türlü devam ettik ve ediyoruz. Dediğim gibi daha hiçbir şeyiz, kumsaldaki kum tanelerinden biri bile değiliz şu an. Çünkü araştırılması gereken o kadar güzel eserlerimiz, o kadar güzel deyişlerimiz, o kadar güzel türkülerimiz var ki yani aşık demiş, tam paçasını katlamış ayağını suya koymuş, ömrü bitmiş aynı o şekilde. Biz daha yüzmeyi bırak çorabımızı bile çıkarmadık şu an. Ben öyle değerlendiriyorum kendimi.

    Yeni zakir olmak isteyen canlarımıza şunu söylemek istiyorum: Öncelikle çekinmesinler, utanmasınlar. Ben saz çalmaya başladığımda çok utanırdım hep geri planda kalırdım, hiç söyleyemezdim, çekinirdim. Şimdi ki canlarımız hepsi pırıl pırıl. İçindeki o ışığı dışarı çıkarsınlar, utanmasınlar çekinmesinler, bizler her zaman buradayız. Abileri olarak her zaman arkalarındayız, bütün canlarımızı bekliyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • İmam Bakır: Ceme bir aşk meydanı olma hissiyatını veren zakirlerdir-VİDEO

    İmam Bakır: Ceme bir aşk meydanı olma hissiyatını veren zakirlerdir-VİDEO

    PİRHA- İmam Bakır, zakirliğin Alevi inancındaki karşılığını ve Xızır’ın önemini anlattı. Bakır, “Zakir, ceme gerçekten bir aşk meydanı olma hissiyatını veren, ruhsal anlamda en büyük yürütücüdür” dedi. 

    Alevi inancında kutsal bir yer edinen Xızır ayının önemini bir de Zakir İmam Bakır’ın dilinden dinledik. Darda ve zorda olana yetişen Boz Atlı Xızır, deyiş ve nefeslerde nasıl anlatılıyor, Adıyamanlı Zakir İmam Bakır anlattı.

    Uzun yıllar müzik eğitmenliği de yapan İmam Bakır, deyiş ve nefeslerin kendisinde uyandırdığı duyguyu ve bağlama ile olan buluşmasını şu sözlerle anlattı:

    “Deyişlerin, aslında melodilerden daha çok içindeki anlam ve manaya biraz yürek ve kulak vermek gerektiğini düşünüyorum. Derinlikli insan, bilincini, gönlünü ve yüreğini verdiği zaman ruhsal anlamda gerçekten de doğa, evren bütün kavramları sözlü bir şekilde içeren, melodik formatıyla müthiş bir etkisi oluyor. Deyişleri dinlerken müthiş bir haz aldım. Gerçekten kendimi içinde buldum ve onu da kendi içimde keşfetmem gerektiğinin farkına varıp ve bağlamaya başladım.”

    “XIZIR BİZİM İÇİMİZDE”

    Zakir İmam Bakır, Xızır’ın her dönemde ve birçok kutsal kitapta da farklı isimlerle karşılığı olduğunu belirterek “Rey-hak Alevi inancında Xızır farklı bir yer edinmiş. Xızır denince güneşin bize verdiği enerji, ayın, yıldızların bize verdiği o nur geceyi aydınlatan, her zaman ve yaşamın her alanında her nefes alışverişimizde aslında Xızır ile bire biriz” ifadelerini kullandı.

    Xızır’ın insan içinde olduğunu söyleyen İmam Bakır, anlatımına şu sözlerle devam etti:

    “Sen Xızır’sın, ben Xızır’ım. Sen benim Xızır’ımsın, ben senin Xızır’ınım. Bizim kültürel anlamda da günlük yaşamımızda da yerden kalkarken bile ‘Ya Xızır’ deyip kalkılır. Ya da bir işe başlanacağı zaman ‘Ya Xızır’ deyip ondan destur, himmet alıp bu şekilde işe başlanır.

    Biri güzel bir şey yaptığı zaman, bir yardımda, katkıda bulunduğu zaman ‘Xızır Yoldaş’ın olsun, arkadaşın olsun,  Xızır her daim seninle olsun’ denilir. Xızır bizim kültürümüzün en büyük parçasıdır.”

    “ZAKİR, RUHSAL ANLAMDA CEMLERİN EN BÜYÜK YÜRÜTÜCÜDÜR”

    İmam Bakır, ‘Alevi inancında, cemlerde zakirliğin nasıl bir önemi var’ sorusuna da yanıt verdi. Bakır, bağlı olduğu Avuçan Ocağı’ndan Seyit dededen çok feyz aldığını ifade ederek şunları aktardı:

    “Zakirlik anlamında ilk ceme katıldığımda 9 yaşındaydım. Cemlerden önce Salı çarşamba ve perşembe oruç tutulur, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gün olan Perşembe bizim için kutsaldır. Cemlerimiz genelde o gece yapılır. Herkesin getirmiş olduğu Xızır lokması bugünkü yapılan cemlerde olduğu gibi cemden sonra tüm canlarla paylaşılır. O gün Xızırın kültürü, biçimi, felsefesi, inancı nedir biraz daha farkına varıyorsun.

    Dedelerimiz eskiden cemlerde kendileri çalıp, söyleyip cemleri yürütürlerdi. Benim ve benim gibi olan canlarımızın desteği ile dedelerimizin yanında zakirlik yapmaya çalışıyoruz.

    “ZAKİR CEMLERDE YÜREKLERE DOKUNANDIR”

    Zakirliğin kültürümüzdeki ve cemlerdeki yerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Pirden, dededen sonra cemin yürütmesinde, cemin gerçekten bir aşk meydanı olması hissiyatını veren, ruhsal anlamda en büyük yürütücüdür diye düşünüyorum. Zakir, nefesi, sesi, sesinin yanıklığıyla, deyişleriyle, duazlarıyla, mersiyeleriyle yüreklere dokunandır. Cemlerde zakirliğin büyük bir önemi var, diye düşünüyorum.

    “ÖZGÜN CENAZE ERKANI SÜREÇ İÇERİSİNDE ASİMİLE OLDU”

    İmam Bakır, cenaze erkânlarında, nefeslerin bağlama ile birlikte seslendirmesine de değinerek “Buna karşı olanlar açısından bir çelişki söz konusu. Bizim erkânımız tamimiyle cemdir. Görgümüzde, sorgumuzda, mahkememiz de, öğretimimiz de orasıdır. Canlarımızın bağlama eşliğinde, nefeslerle cenaze erkânı yürütülmesi çok doğrudur” dedi. Bakır, “Yapılanlar belki de geç kalınmışlıktır” diyerek şöyle devam etti:

    “Toplumun sürekli baskı altında olması, inancın yasaklı olması, sürekli kendi yaşamını idame etmek gibi telaş içerisinde olduğu için kendisine ait özgün cenaze erkânı süreç içerisinde bir şekilde asimile oldu.
    İçerisinde yaşadığı toplumu inançlarına, dini biçimine göre biraz da kendini kabul ettirmek adına bunu başkasını yadırgamak ya da yanlıştır demiyorum tabii ki herkes inandığı şekilde ibadet ritüelini de cenaze erkanı da yürütebilir.

    Bağlamayla, nefesle, dedenin gülbeng ve önderliğinde o meydanı açması, Hakk’a yürümüş olan canımızın o şekilde sırlaması bana göre çok çok yerinde ve doğru bir tavırdır.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA