Etiket: zakirlik

  • Zakir Murat Yılmaz: Deyiş demek, kitap demek-VİDEO

    Zakir Murat Yılmaz: Deyiş demek, kitap demek-VİDEO

    PİRHA-Zakirlik hizmeti yürüten Murat Yılmaz, “Zakirlik cem ekranlarımızda 12 hizmetten bir tanesidir. Zakir, o hizmeti yürütürken özümsemesi ve söylediği deyişlerdeki kelimelerin ne manaya geldiğini bilmeli; okunan deyişte ne anlatılmak isteniyorsa özünü değiştirmeden topluma aktarmalı” dedi.

    Çankaya Belediyesinde işçi olup aynı zamanda zakirlik hizmeti yürüten Murat Yılmaz, cem erkanlarında üstlendiği görevin içeriğine dair konuştu.

    Zakirliği, “Cem ekranlarının yürütülmesinde 12 hizmetten bir tanesi” olarak anlatan Murat Yılmaz, “Zakir, o hizmeti yürütürken özümsemeli. Söylediği deyişlerdeki kelimelerin ne manaya geldiğini bilmeli” dedi. Yılmaz, okunan nefes ve deyişlerde ne anlatılmak isteniyorsa özünün değiştirilmeden topluma aktarması gerektiğini belirterek müziğin kendisinde nasıl karşılık bulduğunu şu sözlerle dile getirdi:

    “Hayatımın tamamı müzik ve sanat. 3 yıldır Çankaya Belediyesinde çalışıyorum. Sanat, müzik, sahne, konser, dinleti şeklinde bir yaşam haliyle devam ediyorum. Fakat pandemi sürecinden dolayı etkinliklerimiz durma noktasına geldi. Esas olarak çaldığım enstrümanlar; kaval, zurna, mey vs. nefesli sazlardır. Bağlamayı da kendime yetecek kadar icra etmeye çalışıyorum. Dostlarımız çağırdığı zaman cemlerde zakir olarak elimizden geldiğince topluma hizmet sunuyorum.”

    “XIZIR, ALEVİLER İÇİN GÜNEŞ GİBİ BİR SEMBOL”

    15 Ocak’ta başlayıp 15 Şubat’ta sona erecek olan Xizir ayının önemine deyinen Zakir Murat Yılmaz, Xizir’in, Alevi toplumunda nasıl yer ettiğini şu cümlelerle anlattı:

    “Xizir, büyüklerimizin anlattıkları kadarıyla güneş gibi bir sembol. Doğa inancını yaşayan insanlar, kendilerine ne faydalıysa ona tapmışlar. İnsanoğlu ateşi bulmuş ve sönmemesi için elinden geleni yapmış. Ateş, çetin kışlara karcı ya da yabani hayvanlardan korunmaya yarıyormuş. Ateşte yemeğini pişirdiği için onun sönmemesi gerektiğine inanan insanoğlu zamanla o ateşi kutsallaştırmış.

    Örneğin su faydalı bir madde ve insanoğlu suya tapıyor. Geçmişte ev boyu kar yağıyormuş ve insanlar birbirlerine ulaşabilmek adına kar yolları açıyormuş. Güneşin dünyayı ısıtmasıyla kârları eritmesi, toprağı bereketlendirmesi, dereleri coşturması ve insana faydalı olmasının güneşten geldiğine inanan insanoğlu güneşe tapmış. İnsanların carına, darına yetişen Xizir’ın da insanlar için bu olduğuna inanıyorum.

    Biz Aleviler, doğadan koptuğumuz ve şehirlerde hayatımız dört duvar arasına sıkıştığı için bazı hususları unutuyoruz. Xizir baharın başlangıcıdır. Bahar ‘ba’ rüzgâr demek ‘har’ da sıcak olduğu için ‘sıcak esen yer’ anlamındadır. İnsanlar aslında yaşadığı gerçeklerle hayatı tanımlamışlar. Xizir, baharın habercisi, baharın sağlayıcısı, bereket sunan bir unsur olduğu için insanlar Xizir için oruç tutmuş, cem yapmışlar.”

    “DEYİŞLERİN EZBERE DEĞİL, ÖZÜMSENEREK SÖYLENMESİ GEREK”

    Zakir Murat Yılmaz, bağlama ile çalıp seslendirdiklerine dair “Deyiş demek, kitap demek” yorumunu yaparken 12 hizmetten biri olan zakirliğe dair şunları söyledi:

    “İnsanın okuma alışkanlığı olmasa bile deyişleri, türküleri dinlediği zaman hayatın, yaşamın gerçekliğini bir biçimde öğreniyor. O yüzdendir ki bin yıllardır bu deyişlerimiz, cemlerimizde söylenerek, insanlara aktarılarak bu güne gelmiştir. Belki insanlarımız kitap okumuyorlardı ama cemlere girdikleri zaman söylenen deyişlerin o içindeki özü, felsefeyi, yaşamı görerek hayatlarına uyum sağlamışlardı. O yüzden de deyişler çok önemlidir. Onları icra ederken gerçekten çok farklı ve anlamlı hissediyorum.

    Bir insan bir işe gönül verdiyse onu özümsemesi lazım. O deyişi söylüyorsa o kelimenin ne manaya geldiğini, ne anlatılmak istendiğini topluma ezbere değil, özümseyerek söylemesi lazım. Deyişleri söylerken bilmediğim kelimeleri öğrenmeye çalışıyorum. Mesela bir deyişimizde ‘La’ kelimesi geçiyor. Bu kelimeyi araştırdım ve ‘La’nın ‘yok saymak’ anlamına geldiğini öğrendim.

    Ağırlıklı olarak nefesli saz; mey, kaval, zurna çalıyorum. Deyiş söylemeyi sevdiğimden ve bağlama çalabiliyor olmamdan dolayı cemlerde katkı sunmak amaçlı deyişler söylüyorum.

    Babam da zamanında köyde cemlerde zakirlik yapmış. Oradan gelen bir gelenek, aşinalık var. Bunu bir nebzede olsa gelecek nesillere aktarabilirsek bizim için önemli.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Hak aşıklarının nefesleri ile büyüyen bir aşık-ı sadık-VİDEO

    Hak aşıklarının nefesleri ile büyüyen bir aşık-ı sadık-VİDEO

    PİRHA- Küçük yaşlarda babası ile girdiği dem muhabbetlerinde duyduğu hak aşıklarının nefesleri ile büyüyen Süleyman Demir, hak aşıklığı geleneğini sürdürmeye çalışıyor. Yola dair bir çok hakikatın hak nefeslerinde sırlandığına vurgu yapan Demir, “Ulu ozanlarımızın söyledikleri aslında bize önder olacak nefeslerdir. Manayı bulmak, anlamlandırmak gerekiyor. Ama bizler bu nefesleri kalıba sokuyor, hakikati boğuyoruz” dedi. 

    Süleyman Demir’in babası geçirdiği çiçek hastalığı sonra gözlerini kaybeder. Ama yürekte varsa Hak sevgisi; gönül demden, muhabbetten uzak duramaz.

    “Sivas’tan, Dersim’den dedeler bizim oraya (Çorum) gelirlerdi. Babam o muhabbetlere gitmek için beni götürürdü. Gözü, kulağı olacaktık” diyen Demir, sabahlara kadar o muhabbetlerde hak nefesleri dinler.

    ‘Aşk bende öyle başladı’ diyen Demir, köyden şehre göç ile biriktirdiği parası ile kırık bir saz alır. İşte yola girme macerası başlamak üzeredir.

    Abdal Musa Derneği’nde hizmet vermeye başlayan Demir, ikrar vererek hizmetleri sonucu Hacı Bektaş Dergahı’ndan babalık görevi alır. Ayrıca zakirlik hizmetine de devam eder.

    Zakirliğin belli kalıplara sığdırıldığını söyleyen Demir, cemlerde sürekli aynı nefeslerin, deyişlerin söylendiğine dikkat çekiyor. Hakka yürüme erkanı da yürüten Demir, büyük şehirlere göç ile pir-talip ilişkisinin işlevsiz hale geldiğini ve bu hal ile Alevi toplumunun farklı inançların cenaze erkanlarına tabi olduğunu ifade ediyor. Hakka yürüme erkanlarında sıkıntılar yaşadıklarını sözlerine ekleyen Demir, “Kendi kardeşlerimiz, dostlarımız kültüründen uzaklaşarak bizi yaralıyorlar” diye vurguluyor.

    “MUHABBETLERDE BABAMIN GÖZLERİ OLDUM “

    Siz Çorum’da doğdunuz. O dönemki dem muhabbetlerinden bahsetmiştiniz. Cemlere girip, hak aşıklarını dinlemişsiniz. Doğal olarak o muhabbette en küçük olan sizdiniz. Nasıl bir ortamdı? Nasıl katıldınız ve sizi etkileyen özel bir şey var mıydı?

    Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Kargım köyünde doğdum. Çocukluğa gidince biraz babamdan bahsetmek gerekiyor. Babam Aşık Veysel il aynı dönemde yaşayıp çiçek hastalığına yakalanıyor. İki gözünü kaybediyor. Siması Aşık Veysel ile aynıydı neredeyse. Ben görmedim ama babam kemane çalarmış. Bir kardeşini öldürüyorlar. Kahrediyor ve kemaneyi bırakıyor. Cemlerde aşıklık yapardı. Sivas’tan, Dersim’den dedeler bizim oraya gelirlerdi. Babam o muhabbetlere gitmek için beni götürürdü. Gözü, kulağı olacaktık. Muhabbetler sabaha kadar devam ederdi. Ben de oturur hiç konuşmazdım. Ama kulaktan doğmuşuz. Saz aşkı öyle başladı. Köyümüzde cemler  hiç eksik olmuyordu. Görgü cemleri yapılmıyordu, en büyük eksikliğimiz de o idi. Abdal Musa cemleri her sene yapılır.

    1980 yılında Antalya’ya geldik. İlyas diye bir arkadaşım ile biriktirdiğim harçlıkla saz aldık. Param saz satan ustanın en kötü sazına denk geliyordu. Kötü dedim ise benim için çok güzeldi. Kırık, çatlak bir saz ile sevinerek eve geldim. Haber harici 2 yıl haberlere bakmadım. Kendimi 2 yıl odaya kapattım ve öyle öğrendim. Daha sonra dernekler açıldı. Şehir toplumunda hizmetimiz ise kurumların gençliğe gidip yetişerek başladı. Daha sonra Abdal Musa Derneği’ni kurduk. Orada ikrar, görgü cemlerine başladık. İkrar ve görgü cemlerinin yapılmadığı yerlerde gördük ki yozlaşma başlıyor. Cemevlerimiz camiye dönüyor. Gönül birliği olması için ikrar görgülerinin yapılması gerekiyordu. Bunun eksikliğini gördük. Hacı Bektaş Dergahı’ndan bir dede istedik ve Divani Baba geldi. 35 kişiye yakın kişi ikrar verip yola girdik. Hizmetlerimiz devam etti ve kendimizi yetiştirdikten sonra babalık görevi verildi. Şimdi ise Abdal Musa Derneği’nin hem babalık görevini, hem Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın aşıklığını, zakirliğini yaparak devam ediyorum.

    “YOLUN TAŞIYICI OLMAK GEREKİYOR”

    Bizlerin bildiği zakir kaba anlamıyla 12 hizmetten birini yürüten oluyor. Ama burada belli kalıplara sıkışıp kalıyor. Birçok cemevi geziyoruz. Dikkatimizi çeken ise aynı nefesler, deyişlerin okunması. Hatta kurum veya cemevi zakirin önünde 3-5 deyiş koyup bunu oku diyor. Yani ezberciliğe kaçılıyor görüntüsü ortaya çıkıyor. Tekleştiriliyor deyim yerinde ise. O hak nefeslerine dair bir yoğunlaşma, onu anlamlandırma yok. Bu büyük bir eksiklik. Sizde zakirlik hissiyatı nasıldı? Bu durumu nasıl görüyorsunuz?

    Ben gençliğimde yetişip gelirken Pir Sultan’ı, Nesimi’yi, Hatayi’yi araştırıyordum. Ulu ozanlarımızın söyledikleri aslında bize önder olacak nefeslerdir. Aslında Pir Sultan’ın dili olmak istedik. Bu deyişler, hak kelamları bize geldi. Mesela çerağ gülbenklerinin hepsi aynı okunuyor. Ama bir çok çerağ gülbengi var. Bu kalıplaştırma yerine nefesleri okuyarak, manalarını açarak muhabbet edilmesi lazım. Birkaç nefes ile bunları sınırlandırırsak yola ihanet etmiş oluruz. Zakirlik sadece 12 hizmetten biri veya saz çalmak değil. Yolu, kültürü araştırarak taşıyıcı olmak gerekiyor.

    “DEDE VE ZAKİRLER KALIPLARDAN KURTULMALI”

    Çok fazla yazılı kaynaklarımızın olmadığı biliniyor. Var olanlar ise nefeslerde sırlanmış. Mesele bunu anlamlandırabilmek diye düşünüyorum. Konserlerde, etkinliklerde kuru kaba olarak okunup geçiliyor. Çok manasız kalıyor. Kendi elimizle kıymetsizleştiriyoruz belki de. Biraz da bu yaşanıyor.

    Ne diyor Edip Harabi:

    Daha Allah ile cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken
    Hanemize aldık mihman eyledik

    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi şöyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan eyledik

    Allah ile burda birleştik
    Nokta-i âmâya girdik birleştik
    Sirr-i Küntü kenzi orda söyleştik
    İsmi şerifini Rahman eyledik…

    Edip Harabi bu dizeleri yazıp getirmiş. İnsanın ne kadar değerli, kıymetli olduğu söylüyor. Zakirim diyen bunu araştırıp, bu ilmin yolunda gitmiyor ise bir manası yoktur. Hünkar Hacı Bektaş Veli ‘ara bul’ diyor. Neyi arayacaksın burada? Hakk’ı. Nerede arayacaksın? İşte bilinen o dörtlük sana yol gösteriyor.;

    Hararet nardadır, sacda değildir,
    Keramet baştadır, tac’da değildir
    Her ne arar isen kendinde ara,
    Kudüs’t,  Mekke’de, hac’da değildir

    İşte anlamlandırılan bu nefeslerin muhabbetine doyulmuyor. Ne güzel cem yaptık, ağladık diyoruz. İmam Hüseyin ağlama duvarı değildir. Onun bir duruşu ve mücadelesi var. Önemli olan onu almak. Ne yazık ki birçok dede veya zakir bu kalıp içerisinde. Arap Şiasının etkisinde kalarak bizleri aslında devletten daha çok asimile etme yönünde görüyorum. Dedeler, zakirler o kalıptan kurtularak bu nefeslere, o söylediğe sırlara doğru muhabbet edersek Anadolu Aleviliğinin ilmine çabuk gideriz.

    “HAKKA YÜRÜME ERKANLARINDA AĞITÇILARIMIZ VARDI”

    Siz hakka yürüme erkanlarını da yürütüyorsunuz. Büyük sıkıntıların yaşandığı bir konu. Bütün etkilenmeler ve müdahalelere rağmen bu toplumun bir hakka yürüme erkanı var. Gittiğimiz bir çok yerde sorun, sıkıntı ile karşılanıyor. Bir ömür Alevi olarak yaşayan kişi ömrünün son deminde farklı bir inancın ritüellerine göre defin ediliyor veya toprağa sırlanıyor. Bu girişim nasıl başladı? Sonrasında uygulamada sıkıntılar yaşandı mı? Belki de sorulması gereken en önemli şey, ‘Neden Hakka Yürüme Erkanı’?

    Her inanan kültürüne, inancına göre hakka yürüme erkanını yapar. 1960’lardan sonra köylerden şehirlere göç ettikten sonra çok şey yaşadık. Dede-talip ilişkisi köylerde kaldığı veya koptuğu için hakka yürüyen canlarımızı camiye götürdük. İmama teslim ettik. Bu yıllar boyu böyle devam etti. İş, aş vermeyecekler, diye Alevi kimliğimizi sakladık. Devletin her Alevi köyüne bir cami politikası vardı. Pilot bölge olarak Dersim’de 6 köy ile başladı. Bizlerin kabul etmesi ile bu camiler yapıldı, imam atandı. Bu imamlar köyleri asimile etmeye başladı. Cem hiçbir zaman eksik olmazdı köyümüzde. Şu ana kadar cemevimizin üzerine hoparlör taktılar. Hocalar kendi bildiği erkan ile cenaze kaldırmaya başladı. Dede gülbeng veriyor, hoca peşinden besmele ile başlıyor. Bu kültür köyümüze yerleşti. Böyle olunca da bizler var olan deyişler, nefeslerimiz ile hakka yürüme erkanı yürütmeye başladık.

    60-70 yıldır yoldan bir kopuş süreci var. Toplum cami kültürüne alıştırıldığı için bize, ‘Yeni icatlar mı çıkarıyorsunuz, kurandan ayrılıyorsunuz’ diye eleştiriler geliyor. Biz aynıydık ama sizler alıştırıldığınız için ters geliyor. Cemlerde nasıl kendi deyişlerimizi, gülbenglerimizi söylüyor isek kendi erkanlarımızı ağıtlar ile götürürdük. Ağıtçılarımız vardı. Yaşlı ninelerimiz hakka yürüyen canımızın başında ağıt söylerdi. Arapça veya kuran yoktu. Can cananına kavuştu derdik. Toplum Sünni İslam’ın cenaze erkanına alıştığı için biz yanlış yapıyoruz algısı yaratılıyor. Öz olarak fabrika ayarlarına dönmeye çalışıyoruz. Kim ne der ise desin bu erkanları yapma devam edeceğiz. ‘İlla dostun gülü yaralar beni’ diyor ya Pir Sultan Abdal; işte kendi kardeşlerimiz, dostlarımız kültüründen uzaklaşarak bizi yaralıyorlar.

    “ALEVİ KURUM YÖNETİCİLERİ BİLE ELEŞTİRİYOR”

    Dediğiniz gibi bu asimilasyon süreci hızla yayılmaya devam ediyor. Alevi toplumunu kendi öz değerleri ile buluşturmaya dair çaba sarf eden ve öncü olma rolü üstlenen Alevi kurumları bunun çok dışına çıkamıyor. Hakka yürüme erkanı yürütemiyor. Alevi kurumlarının burada payı nedir sizce?

    Elbette vardır. Alevi kurumlarına bakıyorsunuz herkes siyaset düşünüyor. İkrar verip, yıllık sorgu-görgü cemi yapılan kurumlarda, yöneticilerde bunun olmaması gerekiyor, olmamalı. Ama ne yazık ki bu 50-60 yıllık yozlaşma ile şehir hayatına geçişle birlikte yöneticiler kendini yetiştiremedi. Kendi yöneticilerimiz bile bazen eleştiriyor. Demek ki bu onun eksikliğinden kaynaklanıyor. Bunlara bizim sahip çıkmamız lazım. 5-6 yaşındaki çocuklar Arapça seslere alıştırılıyor. Bizim köyde “kurban bayramı namazı” diye bir şey nasıl girmiş ise başlamış. Ben küçük iken dede bayram namazı kıldırırdı ama onu da nasıl yapacaklarını bilmezlerdi. Sonra camiye hoca atanınca oda kendi bildiğini uygulamaya başladı. Bu süreç gelerek bu sefer bayram namazlarına gitmeye başladılar. Köylülerin artık birbirine sen neden gelmedin demeleri başladı. Bu asimilasyon kendini böyle gösteriyor.

    “ÖZÜMÜZE DÖNELİM”

    Son olarak Alevilere, Alevi kurumlarına bu belirttikleriniz üzerinden bir çağrınız var mı?

    Kendi Hak inancını başka inançlarda aramasınlar. Amaç kamil insan, toplum yetiştirmek. Yol belli. Bunu camide, havrada ve de başka bir inançta aramaya gerek yok. Kendi özümüze dönmemiz gerekiyor. Bu öz aşıkların gösterdiği nefeslerde gizlidir.

    Ersin ÖZGÜL / ANTALYA

     

  • Zakir Aksünger: Cemler daraltılmamalı, yerel zenginlikler korunmalı-VİDEO

    Zakir Aksünger: Cemler daraltılmamalı, yerel zenginlikler korunmalı-VİDEO

    PİRHA- Uzun yıllardır Antalya’da Alevi toplumuna hizmet ederek bağlama eğitimi veren ve zakirlik yapan Fahrettin Aksünger cemler ile birlikte zakirliğin de daraltıldığını belirtti. Aksüngen, “Cemleri o kadar daralttık ki üç nefes ve bir semah ile bitiriyoruz.Eğer Alevi kurumlarının Alevilik diye bir dertleri varsa zakirleri her koşulda sahip çıkmak zorundalar” dedi.

    Bağlama eğitim veren ve zakirlik Fahrettin Aksünger, bütün yörelerin semahının kendi özgünlüğünde görülmesi gerektiğini söyledi ve cemin büyük bölümünün yürütüldüğü zakirlik hizmetinin doğru yürütülmesi için çağrıda bulundu.

    “ALEVİLİK DEVLET ELİ İLE ASİMİLE EDİLİYOR”

    Varolan süreçte Alevi toplumunun devlet eli ile asimile edilmeye çalışıldığını belirten Aksünger şöyle konuştu:

    “87 yılından bu yana Antalya’dayım ve Alevi toplumuna dair yapılan ilk etkinliklerin içinde yer alabilme şansını yakaladım. İlk semah ekibi, saz kursu, cem çalışması, konser ve panellerde emeğimiz oldu. Çağdaş, demokratik ve laik biri insanlığın yaratılmasında Hacı Bektaş-ı Veli’nin ”İlimden gidilmeyen yonun sonu karanlıktır”ilkesinin doğruluğuna uyarak onlarca öğrenci yetiştirdim. Şu anda da Elmalı Tekke Abdal Musa Dergahı’nda gençler yetiştiriyorum. İçlerinde Alevi ana-babadan olmayan ama Alevi gibi yaşayan canlar var. İki noktada çok ciddi asimilasyon var. İlki devletin binlerce yıllık tarihsel süreç içerisindeki Anadolu Aleviliğinin kendi özgünlüğüne dair asimilasyonu, diğeri ise kaba olacak ama kiraladığı dedeler üzerinden gençler camilere ve medreseler çekilmeye başlanması var.”

    “ZAKİRİN NEFESLERDEKİ DERİNLİĞİ, EDEBİYATI VE TASAVVUFU BİLMESİ LAZIM”

    Cemin büyük bölümünün zakirin okuduğu nefesler üzerinden gittiğine değinen Aksünger nefeslerdeki derinliğe ulaşmadan zakir olunamayacağının altını çizdi.

    Aksünger sözlerine şöyle devam etti:

    “86 yılında köyden yeni gelmiştim ve Halkevlerine gidiyordum. Bir biçimde orada işin inanç boyutu çok aksaktı. Burada dernek kurulduğunda semahın daha doğru bir Alevi örgütlülüğü içerisinde olması gerektiğine inandık. O zaman daha fazla bir duygusallığımız vardı. Çok imkanımız yoktu, dar alanlarda semah dönerdik. Belki aç karna eve giderdik ama huzurluyduk. Bugün ise ortamlarımız, teknolojik iletişim çok gelişti ama biz o duyguyu yitirdik. 12 hizmetten biri olan zakirlik hizmetinde 2 nefes söyleyerek zakir olunmuyor. Öyle olursa Şah Hatayi’yi, Pir Sultan’ı, Ulu Ozanlar’ı nereye koyacağız? Onların bu değerlerini çok aşağıya çekmiş olduğumuzu düşünüyoruz. Bu yolun yaşaması gerektiğini inanarak elimden geldiğince her yere koşmaya ve zakirler, öğrenciler yetiştirmeye çalıştırdım. Ama onların psikolojisi benim kadar sağlam değil. Kurumlarımızın tavrından dolayı zakirlik yapacak dost bulunamıyor. Eğer Alevi kurumlarının Alevilik diye bir dertleri varsa zakirleri her koşulda sahip çıkmak zorundalar. Gördüğüm kadarı ile Alevi dedelerinin şöyle bir tavrı var, kendilerini sorgulamıyorlar. Zakir direk posta oturturmamalı, bilimsel değer ile eğitilmelidir. O ulu ozanların nefeslerindeki derinliği, edebiyatı, tasavvufu bilmesi lazım. Yolun yaşaması gerekiyorsa cemin büyük bölümü zakirlerin okuduğu nefes üzerinden gidiyor.”

    “BİR BÖLGEYE AİT SEMAH TEKLEŞTİRİLMEMELİ”

    “Yerel kültürlere ait semah zenginlikleri görmek zorundayız” diyen Aksünger sözlerine şöyle devam etti:

    “Birçok dede ile aynı cemde bulundum, cem yürüyüşünü aldım ve zakirlik yaparak nefesler söyledik. Alevi gülbenglerinin, 12 hizmetin güncellenmesine dair çalışmalarım var. Cem başlamadan önce cemi tarif edecek nefesler okunmalı. Cemin içeriğini bilmeyen veya farklı yörelerden olanlar çerağ uyandırıldığında çerağa dair bir gülbeng veya nefes okunacak ise olmadı diyor. Anadolu Aleviliğinde birçok yörede Nurhak, Hubyar, Kısas, Erzincan, Kırklar, Tahtacı gibi adlandırılmış semahlar var. Tek başımıza bir Tahtacı semahı değil bütün Anadolu semahlarını bilmemiz lazım. 40 deyiş ve duaz biliyorum ama kendimi yetersiz hissediyorum. Bu zenginlikleri görmek zorundayız. Yerel kültürlere ulaşmamız lazım. İşte bu semahların hepsini döndüğümüzde o tadı alırız. Cemleri o kadar daralttık ki üç nefes ve bir semah ile bitiriyoruz. Güncelde insanların beklentileri ve değer yargıları çok farklı. Dedeler çağın dilini yakalamak, çağın dili ile konuşmak zorundalar.”

     

  • Emekli Daimi Aslan’ın zakirlik tutkusu- VİDEO

    Emekli Daimi Aslan’ın zakirlik tutkusu- VİDEO

    PİRHA – Her Perşembe günü elinde lokmasıyla cemevinin yolunu tutuyor Daimi Aslan. Çocukluğundan beri hayali olan zakirliğe emekli olduktan sonra başlayan Aslan, 14 yıldır Alibeyköy Cemevi’nde bu yolun sürdürücülerinden.

    Haberin Videosu

    1960 doğumlu Daimi Aslan, Dersim Pülümür Kırkmeşe köyünden. 1976 yılında İstanbul’a göç eden Aslan, küçük yaşlarda çalışmaya başlamış. Çocukluktan zakirliğe merak salan Aslan, 1998’de Arif Sağ Müzik okulunda eğitim almış. 2005 yılında emekli olunca da Alibeyköy Cemevi’nde zakirlik yapmaya başlamış. Zakirliğin yanı sıra Aslan’ın yağlı boya çalışmaları da var.

    Geçtiğimiz Perşembe günü elinde lokmasıyla Alibeyköy Cemevi’ne girerken görüntülüyoruz Daimi Aslanı. Eline aldığı bağlamasıyla cem salonuna gidiyor. Cem başlamadan hazırlık yapan Aslan ile kısa bir zaman diliminde konuşuyoruz. 14 yıldır cemevinde zakirlik yaptığını söyleyen Aslan, “Beni Zakirliğe iten şey, küçüklükten beri saza ve deyişlere çok düşkündüm” diyor.

    “ZAKİRLİK, ALEVİLERİN EĞİTİM KURUMUDUR”

    Aslan, Zakirliğin Alevilikteki önemini şöyle anlatıyor:

    “Zakirlik; aslında batını alemde akıl yayıcı yani Aleviliğin bir eğitim kurumudur, tabi rehberden sonra. Zakirlik, Alevilere yol gösterir ve onlara gereken bilgileri verir. Zakirliğin İmam Cafer Sadık’tan kaldığını söylüyorlar. Ozanlar nasıl ki halkı aydınlatıyorlar, halkın dertlerini dile getiriyorsa biz de o şekilde halkın dertlerini dile getiriyoruz. İbadetlerimizi usulüne göre yapıyoruz.”

    “DOĞUDA ZAKİRLİĞİ PİRLER YAPIYORDU”

    Zakir Daimi Aslan, eskiden doğuda zakirliği dedelerin yaptığını söylüyor. “Dede hem zakirlik hem de cem yapıyordu” diyen Aslan, Metropol şehirlerde cemlerin uzaması nedeniyle dedelerin işinin kolaylaşması için saz çalan, deyiş söyleyen insanlar seçilip zakir oluyorlardı” ifadelerini kullanıyor.

    Zakirin toplumu aydınlatması gerektiğini düşünen Aslan, “Zakir olmak için ehlibeyt sevgisi gerekiyor. Alevi, edepli, dürüst ve çevre tarafından sevilen, kötü şeylere bulaşmamış temiz biri olmalı” diyor.

    CEMLERDE EN BÜYÜK GÖREV ZAKİRLERE DÜŞÜYOR

    Cemlerdeki en büyük görevlerden birinin zakirlik yapmak olduğunu söyleyen Aslan, “Rehber gelir oturur gelen insanların lokmalarına duasını verir. Salon dolduğu zaman pir ile mürşit içeri girerler, duasını alırlar, post duasını da verir yerlerine otururlar. Saat akşam 7’den 8’e kadar aydınlatıcı muhabbet yaparlar. O arada zakir birkaç deyiş söyler. Bu arada dedeler biraz dinlenir. Saat 8’e kadar bu böyle sürüyor. 8’den sonra cemin yüzde sekseni zakire düşüyor” dedi.

    Aslan, “Zakir olmak isteyen zakirin yanına geliyor onun çalgısına, sesine ve düzenine bakarak yavaş yavaş öğreniyor” dedi. Cemevlerindeki zakirlerin ve dedelerin herhangi bir ücret almadıklarını söyleyen Daimi Aslan, zakirlerin toplumsal olaylara da duyarlı olması gerektiğini söyledi.

    XIZIR; DARDA KALANLARIN DOSTUDUR

    Zakir Daimi Aslan, Xızır ayından beklentilerini ise şöyle anlatıyor:

    “Hızır darda kalanların dostudur. Ya Xızır diyenlerin imdadına yetişiyor. Xızır her yerde. Xızır fakir kılığına girerek, evden birinin kılığına ya da sevmediğin birinin kılığına girerek geliyor. Biz her gördüğümüzü Xızır bileceğiz, iyi niyetle güzel duygularla. Öncellikle insanların samimi olmasını isterim. İnsanların doğru ve dürüst durmalarını takiyye yapmamalarını işitiyorum. İnsan ayrımı yapmayacak barışçıl, güzel insanların çoğalacağına inanıyorum.”

    Sohbetin ardından Zakir Aslan, bir duaz-ı imam seslendiriyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İşin içine girince o aşk başlıyor: Zakirlik-VİDEO

    İşin içine girince o aşk başlıyor: Zakirlik-VİDEO

    PİRHA- Alevilikte yürütülen cemlerdeki 12 hizmetten biri olan zakirlik görevini sürdüren kadın sayısı yok denecek kadar az. 14 yaşından bu yana zakirlik yapan Yaprak Dengiz de bunlardan biri. Garipdede Dergahı’nda Alevi deyişlerini seslendiren Dengiz, “İnanca olan teslimiyet ve maneviyat bir olduktan sonra kadın ne hissediyorsa erkek de aynı şeyi hissedebilir veya erkek ne hissediyorsa kadın da saz çalarken onu hissedebilir” diyor.

    Haberin Videosu

    “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok. Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde.”

    Alevilik inancında her ne kadar kadın erkek eşitliği söz konusu olsa da bazı noktalarda eksiklikler olabiliyor. Cemevleri yönetimlerinde ve cem ibadetinde kadınların sayıca az olması eksiklilerin başında geliyor.

    Özellikle de cem ibadetindeki on iki hizmetten biri olan zakirlik görevindeki kadın sayısı az. Ama yine de zakirlik yapan kadınlara rastlamak mümkün.

    Aslen Ardahan Damallı olan ve 14 yaşında bağlamayla tanışan Yaprak Dengiz de zakirlik yapan kadınlardan biri. Dengiz, bağlama kursuna gittiği cemevinde zakirliğe başlamış.

    Biraz da tesadüf sonucu oluşan bu süreci şöyle anlatıyor Dengiz:

    “Bağlama kursuna gittiğim cemevinde Antalya Abdal Musa ziyaretlerine gidilecekti. Zakir yoktu. Öyle hasbelkader bir şekilde zakir olarak posta oturttular. O gün bugündür de hala zakirim.”

    “KADIN OLARAK ZAKİRLİK YAPMANIN AYRICALIĞI YOK”

    Bir kadın zakir olmanın kendisine hiçbir ayrıcalık hissettirmediğini söyleyen Dengiz, “Ben kadın zakirim çok farklıyım’ diyemiyorum. Kadın olarak zakirlik yapmanın ayrıcalığı yok. Kadın ne hissediyorsa erkek de aynı şeyi hissedebilir veya erkek ne hissediyorsa kadın da çalarken onu hissedebilir. İnanca olan teslimiyet ve maneviyat bir olduktan sonra” şeklinde ifade ediyor.

    MERHAMET VE VİCDAN YOĞUNLUĞU

    Alevi inancını yoğun bir şekilde yaşayan Dengiz, inancın kendisine çok şey kattığını söyleyerek duygularını şöyle anlatıyor:

    “İnanılmaz bir merhamet ve vicdan yoğunluğu yaşıyor insan. Yolda yürürken bastığın taşa teşekkür ediyorsun seni taşıdığı için. Gölgesinde oturduğun ağaca teşekkür ediyorsun seni koruduğu için. Canlı cansız her nesneye her şeye teşekkür ediyorsun ve ‘hepsi iyi ki varlar’ diyebiliyorsun.”

    “İŞİN İÇİNE GİRİNCE O AŞK BAŞLIYOR”

    Gençlerin inanca olan ilgisinin ‘Ben Aleviyim burada bunu yapıyorlar. Ben de gideyim bir bakayım ne yapıyorlar, nasıl yapıyorlar’ şeklinde merakla başladığını belirten Dengiz, “İşin içine girdikleri zaman ister istemez bir dürtü hissediyorlar içlerinde ve sanırım o aşk, o sırada başlıyor. Daha sonrasında devamı geliyor. İki sene sonra olsun beş sene sonra olsun yani bir zaman sonra illaki o aşkı, o teslimiyeti hissedebiliyorlar kendilerinde” diyor.

    “BİR DEĞİL ÇOK BİR ÇAĞRIM VAR”

    Gençler için “Bir çağrım değil çok bir çağrım var” diyen Dengiz, gençlerin sosyal hayatlarından zaman ayırmaları gerektiğini ve Alevi toplumu olarak ancak böyle daha güçlü hale gelebileceklerini söylüyor.

    Suay ABAK/İSTANBUL