Yazar: 1-Editör

  • Ataşehir PSAKD’den çocuk etkinliği-VİDEO

    Ataşehir PSAKD’den çocuk etkinliği-VİDEO

    PİRHAPir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi, 1 Mayıs Mahallesi çocukları ile birlikte boyama etkinliği düzenledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi, çocukların cemevinde vakit geçirmesi ve cemevlerini tanıyıp sevmeleri amacıyla boyama etkinliği düzenledi.

    Düzenlenen etkinliğe, 1 Mayıs Mahallesi’nde yaşayan çocuklar ve aileleri katıldı.

    “YARIN HAFIZALARINDA, VURDUKLARI FIRÇALARIN İZLERİ KALSIN DİYEDİR ÇABAMIZ”

    Cemevlerinin, genç, yaşlı, kadın, erkek, hayvan, börtü, böcek ve cümle canlar için uğrak bir hizmet yeri olduğunu belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, etkinliğe yönelik şunları kaydetti:

    “Bugün de cemevimizi bir yılı aşkın süredir birbirinden uzak, sosyal iletişimden kopuk çocuklarımıza onların o renkli dünyalarına ses olabilmek adına onlara açtık. 1 Mayıs mahallesinde bulunan cemevimiz her bir yerinde bir canın emeği olan alandır. Çocuklarımızın da yarında hatırlayacağı ‘ben de bunu yapmıştım, böyle de bir yer varmış’ diyeceği bir uğrak yeri olsun. Onların da emeği olsun diye çorbaya bir tuz kattık. Yarın hafızalarında o vurdukları fırça izi kalsın diyedir çabamız.

    Etkinliğin sonunda bir çocuğumuzun ürettiği “Renk renk cemevi” sloganı izin verildiğinde ne kadar özgür düşünen çocuklarımız olduğunu, olacağını gösterdi bir kez daha bizlere. Gelen katılım sağlayan, duyarlılık gösteren her canın emeğine yüreğine sağlık.”

    “ÇOCUKLARIMIZI ALEVİ KÜLTÜRÜNÜN YAŞANDIĞI ORTAMLARA GÖTÜRMEK GEREKİR”

    Etkinlikte konuşan Kureyşan Ocağı’ndan Ali Erdem Dede ise şunları söyledi:

    “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi ve Cemevi olarak böyle bir etkinlik düzenlediği için yönetime teşekkür ediyorum. Çocuklarımızın cemevlerini tanıması, cemevlerine alışması çok önemli ve değerlidir. Biz Aleviler genellikle çocuklarımızı yemeklere, cenazelere götürmüyoruz. Aslında bu bizim eksikliğimizdir. Çocuklarımızı Alevi kültürünün yaşandığı ortamlara götürmek gerekir.”

    Boyama etkinliğinin ardından çocuklara balonlar ve sütlaç lokmaları dağıtıldı.

    Diren SATI/İSTANBUL

  • 13 HAZİRAN 2021 PAZAR-GÜNDEM

    13 HAZİRAN 2021 PAZAR-GÜNDEM

    -Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Aydın Köşk Cemevi ve Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı Sefer Cihan, cemevi faaliyetleri hakkında PİRHA’ya bilgi verdi. “Cemevimizin dedesi ve Zakir’i yok, dışarıdan getiriyoruz. Pandemi bittikten sonra dede ve Zakir sorununu çözmeyi düşünüyoruz” diyen Cihan, Alevi canlara çağrıda bulunarak “Cemevinin asansör yeri var fakat asansörü yok. Ceme gelen yaşlı canlarımız merdivenleri çıkamıyorlar. Canlarımızı ellerini taşın altına koymaları istiyoruz” dedi GÖRÜNTÜLÜ

  • Türkiye’de son 24 saatte 75 kişi daha hayatını kaybetti

    Türkiye’de son 24 saatte 75 kişi daha hayatını kaybetti

    Koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 75 kişi daha hayatını kaybetti, 6 bin 076 yeni vaka tespit edildi.

    Sağlık Bakanlığı, koronavirüs (Kovid-19) günlük hasta tablosunu paylaştı. Verilere göre, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 75 kişi daha hayatını kaybetti, 503 yeni hasta dahil olmak üzere 6 bin 076 yeni vaka tespit edildi.

    Koronavirüs nedeniyle toplam ölüm sayısı 48 bin 668’e, toplam vaka sayısı ise 5 milyon 325 bin 435’e yükseldi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Demokrasi ve Aleviler’ konulu forum gerçekleştirildi-VİDEO

    ‘Demokrasi ve Aleviler’ konulu forum gerçekleştirildi-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahında ‘Demokrasi ve Aleviler’ başlıklı toplantı ve forumu gerçekleştirildi. Forumda, Demokrasi Konferansı Aleviler cephesinden değerlendirildi.

     

    Garip Dede Dergahı’nda ‘Demokrasi ve Aleviler’ konulu forum gerçekleştirildi.

    Foruma, Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, DAD Basın Sekreteri Bülent Felekoğlu, PSAKD Ataşehir Şube ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Yazar Ayhan Aydın, Veli Büyükşahin Dede, zoom üzerinden birçok Alevi kurum temsilcisi ve yurttaşlar katıldı.

    Forumda, salondaki katılımcılar ile birlikte zoom üzerinden dahil olan katılımcılara da söz hakkı verildi.

    “ALEVİLERİN SÖZÜNÜ, DEMOKRASİ İSTEĞİNİ, DEMOKRASİ KONFERANSINA TAŞIMAK İSTİYORUZ”

    Alevi Dernekleri Federasyonu ve Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, fikir tartışmalarından korkmamak, özgür bir şekilde konuşmak gerektiğini vurgulayarak, “Bizler yan yana durup, birbirimizin elini tutmalıyız. Demokrasi Konferansının güzelliklere yol açmasını diliyorum” dedi.

    DAD Basın Sekreteri Bülent Felekoğlu, Demokrasi Konferansı’nın yaklaşık üç aydır bir çok platformda süreç izlediğini ifade ederek şunları kaydetti:

    “Bu sürece Aleviler de katıldı. Biz Aleviler halklar ve inançlar üzerinden söz kurduk. Demokratik yaklaşımı güçlendirmeye çalıştık. Bugünkü forumumuzun yaklaşımı Demokrasi Konferansı’na giderken, Alevilerin sözünü, demokrasi isteğini Demokrasi Konferansı’na taşımak. Temel hedefimiz ülkenin her yerindeki mücadele dinamiklerinin birlikte söz kurabilmesini sağlayabilmek.”

    “ALEVİLER İÇİN ACİL DEMOKRASİ!”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise, “Demokrasi, bizim gibi haksızlığa uğrayan toplulukların yaşadığı ülkelerde vazgeçilmez bir unsur. Çünkü bizim hakkımızı koruyacak tek öğe demokrasidir. Bizler, yani Aleviler açısından da acil demokrasi ve hemen demokrasi diyorum” şeklinde konuştu.

    Yazar Ayhan Aydın, “İnsanın insana düşman edildiği ve bu düşmanlık üzerinden siyaset yapılan bir ülkedeyiz. Birlikte yaşama kültürünü ortadan kaldırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar” diyerek şöyle devam etti:

    “Biz Alevi Bektaşi toplumu doğuşumuzdan demokratız. Aleviler bu ülkeden ve dünyadan barışın, kardeşin, dostluğun, gerçek olduğu, hakça üretimin olduğu dünya ister. Okumak ve yolunu, erkanını yaşamak ister. Alevi Bektaşi toplumu bencil değildir, ezilen azınlıklarının sesini yükselttiği her yerdedir. Bu devlet yurttaşına, yurttaş gibi davranıncaya kadar bilinçli insanlar haklarını aramaya devam edecektir.”

    “ALEVİLER İYİLİKTEN, EŞİTLİKTEN YANA BAKMIŞ VE BU AÇIDAN BEDELLER ÖDEMİŞTİR”

    PSAKD Ataşehir Şube ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da, demokrasi kavramının tartışılması gereken bir kavram olduğuna değinerek, “İçinde yaşadığımız ülkede Aleviler, öğretisi, inancı, yolu gereği iyilikten, güzellikten, eşitlikten yana bakmış ve bu açıdan bedeller ödemiştir. Bugün nasıl bir demokrasi istiyoruz ve bu demokrasiyi nasıl kuracağız meselesini  konuşmalıyız. Birlik, söylem olarak bakınca güzeldir ama bunu hangi yol ve yöntemlerle yapacağımız da önemlidir. Alevi toplumunun ihtiyaçlarını iyi belirlemek gerekiyor” dedi.

    “BİZ ALEVİLER NASIL BİR DEMOKRASİ İSTEDİĞİMİZİ ÖNCELİKLE KENDİ İÇİMİZDE TARTIŞMALIYIZ”

    Forumda konuşan Veli Büyükşahin Dede,  Alevilerin önce kendi içlerinde nasıl bir demokrasi istediğini tartışmaları gerektiğini belirterek, “Kavramın içini tam doldurmadan, ne istediğimizi bilmeden demokrasi isteği çağrıları karşılık bulmaz. Biz Aleviler önce kendi içimizde ne istediğimizi, nasıl bir demokrasi istediğimizi tartışmamız, konuşmamız gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    Avrupa ve Türkiye’nin bir çok kentinden Alevi kurum temsilcisi, dede, ana, yazar, aydın ve aktivist konuşma yaparak demokrasinin Alevi inancının merkezinde yer aldığını belirterek, ortak mücadelenin yükseltilmesi çağrısında bulunuldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Hikmet Kara ve ağır hasta mahpusların infazları ertelensin’-VİDEO

    ‘Hikmet Kara ve ağır hasta mahpusların infazları ertelensin’-VİDEO

    PİRHA–Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 353. hafta açıklamasında, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde kalan Hikmet Kara’nın sağlık durumunu aktardı. Açıklamada, “Hikmet Kara’nın tetkik ve tedavilerinin aksatılmamasını, sağlık koşullarının düzenlenmesini, ağır hastalıkları nedeniyle Hikmet Kara ve hapishanede kalamayacak durumda olan tüm ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek hem anayasal hem de uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmış olan yaşam haklarının korunmasını acil olarak talep ediyoruz” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 353. hafta açıklamasında, hapishanelerde artarak devam eden hak ihlallerine dikkat çekerek, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde kalan Hikmet Kara’nın sağlık durumunu paylaştı.

    353. hafta basın açıklamasını İHD Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat okudu. Kanat, “Hasta mahpuslarla ilgili yapılan tüm çağrılara, başvurulara, kamuoyuna yapılan bilgilendirmelere rağmen bir çözüm üretilmiyor. Pandemi koşullarının da üstüne eklenmesiyle birlikte durum daha da eziyet verici bir hal almıştır” dedi.

    “BU SORUN BİR ÇÖZÜM ÜRETMEME SORUNUDUR”

    Türkiye hapishanelerinde yaşatılan hak ihlallerinin derinleşerek artmış ve sistematikleşmiş olduğunun altı çizen Kanat, şunları ifade etti:

    “Ne yazık ki bu hak ihlallerinin başında yaşam hakkını ortadan kaldıran hasta mahpus sorunu gelmektedir. Aslında bu sorun bir çözüm üretmeme sorunudur. Çünkü ilgili kurumların önceliğinin insan yaşamının korunması yönünde politika ve uygulamalar olduğu takdirde ölümler önlenebilir ve mahpusların sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanabilir. Ancak insan yaşamı, güvenliği önceleyen sistemin tali konusu haline gelmiştir. Hasta mahpuslarla ilgili yapılan tüm çağrılara, başvurulara, kamuoyuna yapılan bilgilendirmelere rağmen bir çözüm üretilmiyor. Pandemi koşullarının da üstüne eklenmesiyle birlikte durum daha da eziyet verici bir hal almıştır.”

    “İNFAZLARININ DA ERTELENMEMESİYLE EZİYET ÇEKMEYE MAHKUM EDİLMEKTEDİRLER” 

    Kanat,, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde kalan Hikmet Kara’nın sağlık durumunu aktararak şunlar kaydetti:

    “Hikmet Kara 28 yıldır tutukludur ve hasta mahpus listemizdedir. Son olarak yollamış olduğu mektupta yaşamış oldukları sağlık sorunlarını aktarmıştır. Aktardığı bilgilere göre; Haziran 2016 yılında Van Bölge Araştırma Hastanesinde sağlık tetkikleri yapılmış ve verilen sağlık kurulu raporunda hastalıkları tespit edilmiştir. Bunlar; Romatizmal Mistrak Kalp Kapak hastalığı ve opere mide entematoz gastrit hastalıklarıdır.

    Hikmet Kara 1996-97 yıllarında Çankırı E Tipi Hapishanesinde iken mide kanaması geçirerek Çankırı Devlet Hastanesine kaldırılmış ve midesi temizlenene kadar hastanede kalmıştır. 2000 yılının Eylül ya da Ekim aylarında yine mide kanaması nedeniyle hastaneye kaldırılmış ve Ulucan’lar da tutulmuştur. Mide rahatsızlıkları iyileşmemiş ve 2013 yılında Karabük T Tipi Kapalı Hapishanesinde iken tekrar mide kanaması geçirmiş ve hastaneye kaldırılmış, tedavi görmüştür.

    2018 yılında Van Bölge Araştırma Hastanesinde hastalıkları nedeniyle sağlık kurulu raporu düzenlenmiş ve bu kez mevcut hastalıklarına daha başka hastalıklar da eklenmiştir. Bunlar; hafif KOAH, akciğer hastalıkları ve nefes darlığı, koroner arter hastalığının bulunduğu, kalp kapak hastalığının devam ettiği yazılmış ancak hapishanede kalmasında sakınca yoktur denilmiştir. Bunların yanı sıra safra kesesinde ameliyat gerektiren bir rahatsızlık olduğunu ancak doktorların “daha önce geçirdiği iki ide ameliyatının dikişlerinin yanlış atılmasından ve ciddi risk taşımasından dolayı ameliyat edemeyiz” dediklerini aktarmış ve bu hastalığı ile ilgili olarak ilaç tedavisi görmüştür.

    Kalp hastalıkları için 4 çeşit ve KOAH için de iki çeşit ilacı devamlı olarak kullanmaktadır. Tüm bu hastalıklarının yanı sıra sık sık şekeri düşmekte ancak bununla ilgili olarak bir tedavi görmemektedir. Uzun yıllar hapishanede kalan mahpusların sağlık durumları hem yaşamış oldukları yetersiz koşullar, tedavi imkanlarının olamaması ve pek çok etkenden kaynaklı olarak ilerlemekte ve kronikleşmektedir. Tüm ağırlaşan hastalıklara rağmen infazlarının da ertelenmemesiyle adeta eziyet çekmeye mahkum edilmektedirler.”

    “SORUNLAR ÇÖZÜLÜNCEYE KADAR ÇÖZÜM TALEP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Kanat, son olarak, “Hikmet Kara’nın tetkik ve tedavilerinin aksatılmamasını, sağlık koşullarının düzenlenmesini, ağır hastalıkları nedeniyle Hikmet Kara ve hapishanede kalamayacak durumda olan tüm ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek hem anayasal hem de uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmış olan yaşam haklarının korunmasını acil olarak talep ediyoruz” diyerek açıklamayı sonlandırdı.

    PİRHA/ANKARA

  • 12 HAZİRAN 2021 CUMARTESİ-GÜNDEM

    12 HAZİRAN 2021 CUMARTESİ-GÜNDEM

    -Garip Dede Dergahı, “Dert bizde derman ellerimizdedir. Güzel bir geleceğin inşası birlikte mümkündür” şiarıyla Demokrasi Konferansı düzenleniyor. Konferans, 12 Haziran Cumartesi günü (bugün), saat 13.00’de Garip Dede Dergahında gerçekleştirilecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri adalet arayışlarının 846. haftasında eylemlerine devam edecek.GÖRÜNTÜLÜ 

    -Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 353. hafta basın açıklamasında cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekecek. GÖRÜNTÜLÜ

     

  • Garip Dede Dergahında ‘Demokrasi ve Aleviler’ forumu başlıyor

    Garip Dede Dergahında ‘Demokrasi ve Aleviler’ forumu başlıyor

    PİRHA-Garip Dede Dergahı tarafından düzenlenen, “Dert bizde derman ellerimizdedir. Güzel bir geleceğin inşası birlikte mümkündür” şiarıyla düzenlenen Demokrasi Konferansı’na katılım çağrısı yapıldı.

    İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı, “Dert bizde derman ellerimizdedir. Güzel bir geleceğin inşası birlikte mümkündür” şiarıyla Demokrasi Konferansı düzenleniyor.

    Demokrasi Konferansı, bugün, saat 13.00’te Garip Dede Dergahında gerçekleştirilecek.

    Demokrasi Konferansı’na katılım için yapılan çağrı şu şekilde:

    “Doğasına, geleceğine sahip çıkan, 72 millete bir nazarda bakan, kendisine reva görmediğini başkasına görmeyen, eşit yurttaş olacağımız bir ülke isteyenler bir süre önce ‘Demokrasi Konferansı’ adıyla bir araya geldi ve çalışmaları devam etmektedir. Birçok kurumda örgütlü Aleviler olarak bizde bu konferansa sesimizi kattık. Ama siz yoksanız bir yanımız eksik kalacaktır. Garip Dede Dergahında gerçekleştireceğimiz cemal cemale ve gelemeyenlerin eş zamanlı zoom ile katılacağı “Demokrasi ve Aleviler” forumuna katılımınız önemlidir ve güç katacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Kamer Canpolat toprağa sırlandı; ‘Alevi dünyasında büyük bir hazineydi’-VİDEO

    Pir Kamer Canpolat toprağa sırlandı; ‘Alevi dünyasında büyük bir hazineydi’-VİDEO

    PİRHA- Önceki gün Hakk’a yürüyen Pir Kamer Canpolat (Ağa Dede) bugün Çayırlı Başköy’de toprağa sırlandı. Canpolat, Erzincan’da Başköylü Hasan Efendi Türbesi’ne yıllarca hizmet etmişti ve Hasan Efendi’nin de evladıydı. PİRHA’ya konuşan Erikli Baba Dergahının dedesi Binali Doğan Dede, “Ağa dedeyle çocukluktan beri bağımız var. Gerçekten özellikle Alevi dünyasında, inanç dünyamızda büyük bir çınar ve örnek bir dedeydi” dedi.

    Erzincan’da Başköylü Hasan Efendi Türbesi’ne yıllarca hizmet eden, Hasan Efendi’nin evladı Pir Kamer Canpolat (Ağa Dede) bugün Çayırlı’ya bağlı Başköy’de Hakk’a uğurlandı.

    Binali Doğan Dede‘nin gülbengleriyle yürüttüğü Hakk’a uğurlamanın ardından Pir Canpolat Başköy’de toprağa sırlandı.  Pir Kamer Canpolat 98 yaşında Hakk’a yürüdü.

    Pir Kamer Canpolat’ın Hakk’a uğurlanmasının ardından, Canpolat’ın yaşamına dair PİRHA‘ya konuşan Erikli Baba Dergahının dedesi Binali Doğan Dede, “Ağa dedeyle çocukluktan beri bağımız var. Gerçekten özellikle Alevi dünyasında, inanç dünyamızda büyük bir çınar ve örnek bir dedeydi” dedi.

    “AĞA DEDE, ALEVİLİĞİ YAŞAYAN, YAŞATAN VE SEVDİREN BİR DEDEYDİ”

    Ağa Dede’nin 98 yaşına kadar yaşadığını belirten Binali Doğan Dede, Canpolat’ın yaşamını “İzine, Ehl-i Beyt inancına, ikrarına çok bağlıydı. Yani her sözünde ikrar arardı. İkrara, Hakk’a ve Ehl-i Beyt’e çok önem verirdi. Başköylü Hasan Efendi’nin terbiyesinde, onun inancında yetişmişti. Benim gördüğüm, benim yaşadığım en mükemmel şekilde bağlamasıyla, cemler yürüten ve Aleviliği yaşayan, yaşatan, sevdiren bir dedeydi” sözleriyle anlattı.

    “İNANCI DOLU DOLU YAŞAYAN BİR SEMBOLDÜ”

    Binali Doğan Dede, şöyle devam etti:

    “Ben de bağlama ile cemler yürütürüm, yaklaşık 68 yaşındayım. Ama Ağa Dede çok başkaydı. Ağa Dede söylemleriyle, avazlarıyla o inancı dolu dolu yaşayan bir semboldü. Şimdi ise Hakk’a uğurluyoruz. Hani derler ya ‘Kendi cenazesini bulan aşıktır’ diye, kendi mezarını bizzat kendisi yapmıştı. Oraya sadece bedenini bıraktık.”

    “İNANCI BUGÜNE KADAR İTİKATLA VE COŞKUYLA TAŞIDI”

    Pir Kamer Canpolat ile ilgili, “O büyük bir hazineydi” ifadelerini kullanan Binali Dede, şunları kaydetti:

    “Ağa Dede gerçekten ‘Fani dünyanın sefası bir kuru kavgaymış, baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş ’ derler ya o da yaşamını orada bıraktı. Yani eserleriyle, deyişleriyle, avazlarıyla, cem yürütmesiyle ve semahıyla çok farklıydı. İnancı bugüne kadar itikatla, inançla, coşkuyla taşıdı. Geriye çok şey bıraktı. Ben de yıllardır bağlama çalarım, cemler yürütürüm ama Ağa Dede’deki o şevk, ahenk başkaydı.

    Hep Başköy’de yaşadı, cemlerini orada yaptı. Ağa dedeyle çocukluktan beri bağımız var. Gerçekten özellikle Alevi dünyasında, inanç dünyamızda büyük bir çınar ve örnek bir dedeydi.”

    PİRHA / ERZİNCAN

  • Las Tesis davasından yargılanan 6 kadın beraat etti-VİDEO

    Las Tesis davasından yargılanan 6 kadın beraat etti-VİDEO

    PİRHA-Şili’li kadınların ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ nedeniyle gerçekleştirdiği danslı protesto eylemi Las Tesis’in benzerini, 2019 yılının Aralık ayında Kadıköy’de yapan 6 kadın, yargılandıkları davadan beraat etti.

    İstanbul Kadıköy’de 8 Aralık 2019 tarihinde Las Tesis danslı eyleme polisin müdahalesiyle gözaltına alınan Ayşen Ece Kavas, Fidan Ataselim, Nisa Kör, Seda Elhan Barbaros, Sevda Yeniköylü ve Yaprak Okatalı’nın yargılandığı davanın duruşması görüldü.

    “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın duruşması İstanbul Anadolu 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada Ayşen Ece Kavas, Fidan Ataselim, Sevda Yeniköylü başta olmak üzere 6 kadın ve avukatları Tuba Torun  hazır bulundu.

    Av. Tuba Torun, savcının sanıkların beraat etmesi yönündeki mütalaasına katıldıklarını belirterek “Dosya kapsamı dikkate alındığında sanıkların şartlar uygun olmadığı için dağılmadığı anlatılmıştır. Suç işleme kastı ile hareket etmemişlerdir. Müvekkilerin beraatini talep ediyoruz” dedi. Sanıklar son sözlerinde önceki beyanlarını tekrar ettiklerini kaydederek beraat etmeyi talep etti. Davayı karara bağlayan mahkeme, 6 sanığın da ayrı ayrı beraat etmesine karar verdi.

    “ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEĞİZ”

    Duruşmanın ardından açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Protestoya katıldığımız için altı arkadaşımızla birlikte hakkımızda dava açılmıştı. Bugün beraat kararı çıktı. Asla yalnız yürümeyeceğiz. Bu karar anayasal hukuk devletinde olması gereken bir karardır. 4 duruşmanın geçmesi bile aslında bu ülkede hukuksuzlukların ne aşamaya geldiğinin göstergesidir. Bu yüzden biz yasanın, anayasanın, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    “BU SONUÇ, HAKSIZ BİR YARGILAMANIN ÇOK HAKLI BİR SONUCUDUR”

    Sanıkların avukatı Tuba Torun ise şu ifadeleri kaydetti:

    “Bu sonuç haksız bir yargılanmanın çok haklı bir sonucudur. Burada esas yargılanması gereken kadınların özgürlüğü ve eşitliği için mücadele eden kadınlar değil, eşitliğe ve özgürlüğe karşı baskıcı zihniyettir. Bu yargılamanın başlamış olması, arkadaşlarımızın ilk andan itibaren önce ablukaya alınarak, dağılmalarına izin vermeyerek anayasal haklarını kullanmaya izin vermeyerek bir şekilde onları haksız bir şekilde yargılanmaya zorlayan ve ters kelepçeyle götüren uygulamanın protestosudur.”

    NE OLMUŞTU?

    Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede 8 Aralık 2019’da düzenlenen etkinliğe 280 kişinin katıldığı bilgisine yer verilmişti. İddianamede, etkinliği yönlendiren sanıklar Ayşen Ece Kavas ve Fidan Ataselim’e bildirinin içeriğinde suç unsuru olabileceği ve dağıtımının durdurulması gerektiği söylenmiş, ancak grubun müzik eşliğinde aslen İspanyolca olan ve Türkçe’ye tercüme edilmiş bildirilerdeki şarkıyı söylemeye başladığı sırada kolluk tarafından 3 defa dağılmaları yönünde uyarıldığı, yasal uyarılara rağmen grubun dağılmadığı belirtilmişti.

    İddianamede sanıklar Ayşen Ece Kavas, Fidan Ataselim, Nisa Kör, Seda Elhan Barbaros, Sevda Yeniköylü, Yaprak Okatalı’nın, “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşe silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçundan 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları talep ediliyordu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Av. Gülizar Tuncer: Ümraniye Katliamı davasında da cezasızlık politikası işletilecektir

    Av. Gülizar Tuncer: Ümraniye Katliamı davasında da cezasızlık politikası işletilecektir

    PİRHA-15 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’ndeki saldırılar Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto edilirken polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin açılan dava 23 yıl aradan sona tekrar görülmeye başlandı. Dava dosyası kapsamında 220 polis yargılanıyor. Av. Gülizar Tuncer, “Tıpkı Gazi davasında ve Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlık politikası işletilecektir” dedi. 

    Bundan 26 yıl önce, 12 Mart 1995 günü ve sonraki günlerde yaşanan saldırılar sonrasında Gazi mahallesinde toplam 17 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Gazi mahallesinde yaşanan ve günlerce süren bu katliamı protesto etmek amacıyla, 15 Mart 1995 tarihinde, Ümraniye 1 Mayıs mahallesi 30 Ağustos İlk Öğretim Okulu önünde toplanan kitleye açılan ateş sonucu ise 5 kişi yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştı.

    Ümraniye Katliamı davasına ilişkin PİRHA’ya konuşan davanın avukatlarından Gülizar Tuncer, “Son dönemde gündeme gelen ifşaatlar da ciddiyetle ele alınmalı ve yeni katliamların gerçekleştirilmemesi için mücadele edilmeli” çağrısında bulundu.

    “AHİM, TÜRKİYE’NİN MAHKUMİYETİNE KARAR VERDİ”

    Av. Gülizar Tuncer, Ümraniye davası sürecini şöyle anlattı:

    “Gazi Katliamı’yla ilgili olarak polisler hakkında açılan davanın yıllar sonra erteleme, sonra beraat kararıyla sona erdirildiğini yani cezasızlıkla sonuçlandırıldığını biliyoruz. Ümraniye Katliamı’yla ilgili olarak ise başlangıçta Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilmiş, bu karara karşı ağır ceza mahkemesine yaptığımız itiraz da reddedilmişti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)’ne yaptığımız başvurular sonucu AİHM’in hem Gazi hem Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin ailelerinin adına yapılan başvuruda sözleşmenin 2. maddesi gereği yaşama hakkı ihlali ve 13. maddesi gereği iç hukuk yollarının etkili olmadığı ve 6. maddesi gereği adil yargılama hakkının ihlal edildiği
    gerekçeleriyle Türkiye’nin mahkumiyetine karar verdi.

    Ümraniye Savcılığı 10 yıl boyunca bu dosyaları beklettikten sonra, 220 polis memuru hakkında davayı açtı ve açılan dava 2015 yılında yine zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü. Dava zaman aşımı nedeniyle düşürülürken iddianamenin kabulü tarihi esas alınarak düşürülmüştü. Oysa şu anki yasal mevzuat gereği iddianamenin kabulü değil iddianamenin hazırlandığı tarihte zaman aşımı süresi kesileceği için Yargıtay’ca bozulan kararın ardından yeniden yargılamaya başlandı.”

    “GÖSTERMELİK DAVALAR VE YARGILAMALAR SONRASINDA CEZASIZLIK POLİTİKASI İŞLETİLECEKTİR”

    Tuncer, yargılamanın bundan sonraki sürecine dair ise şunları söyledi:

    “Tıpkı Gazi davasında ve Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlık politikası işletilecektir. Ümraniye davasında da diğer davalarda olduğu gibi yaşanan katliam “insanlığa karşı suç” olarak kabul edilmediği için, yaralamalar açısından zaten zamanaşımı süresi işletilmiş olacak ve ‘adam öldürme’ suçu açısından da Yargıtay aşamasıyla beraber zamanaşımına girecektir.

    Şu anda usulen yapılan bir yargılama söz konusu ve sanık konumundaki yüzlerce polis memuruna ulaşmak mümkün olmadığı gibi, zaten duruşmada dahi dinlenmeyen polisler talimatla alınan ifadelerinde olay yerinde olmadıklarını veya yaşananları görmediklerini söylemektedirler.”

    “İNSANLAR ÜZERİNDE BASKI VE TERÖR UYGULUYORLAR”

    “23 yıl boyunca üstü örtülmeye çalışılan Ümraniye katliamıyla ilgili olarak sahte belgeler, sahte tutanaklar hazırlanarak deliller karartılmış, yok edilmiş ve ateşli silahlarla gerçekleşen ölüm ve yaralanmalara ilişkin balistik incelemeler dahi yapılmamıştır” şeklinde konuşan Tuncer, şunları kaydetti:

    “Polis kurşunuyla öldürülen ve yaralanan insanların vücutlarından alınan mermi çekirdekleri doktorlar tarafından emniyete, yani suçun faili konumundaki insanlara teslim edilmiş. Üstelik olayla ilgili soruşturmayı savcılık makamları değil, polisler yürüttüğü için bunlar yalnızca delilleri karartıp yok etmekle yetinmiyorlar, insanlar üzerinde baskı ve terör uyguluyorlar ve mağdurların bir kısmı can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle yurt dışına çıkmak zorunda kalıyor.

    Dolayısıyla böyle bir yargı işleyişinden bir sonuca ulaşmak mümkün olmadığı gibi o gün olay yerinde bulundukları için haklarında dava açılan polisler dışında, esas olarak katliamın siyasi, askeri ve güvenlik bürokrasisi içindeki sorumluları hakkında dava açılmadığı için de yargılamadan bir sonuç elde etmek mümkün değil.”

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI, BİR DEVLET GELENEĞİ OLARAK VARLIĞINI SÜRDÜRECEKTİR”

    Daha önce Gazi ve Ümraniye katliamlarıyla ilgili olarak o dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Vali Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ifade eden Tuncer, “Ancak böylelikle devletin sorumluluğuna varılacağı için dava açılmadı, açılamazdı da. Çünkü bu katliamlar nasıl bir devlet geleneğiyse cezasızlık politikası da bir devlet geleneği olarak varlığını sürdürecektir” dedi.

    “MEHMET AĞAR, ALEVİLERE, KÜRTLERE YÖNELİK KİRLİ SAVAŞ POLİTİKALARININ SORUMLULARINDANDI”

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, son günlerde yaptığı açıklamalarda, Mehmet Ağar’ın Gazi’de yaşanan katliama benzer biçimde cemevlerine yönelik yeni saldırılar planladığını ifşa etmesinin ayrıca önem taşıdığına da değinen Tuncer, şöyle devam etti:

    “Biliyoruz ki Mehmet Ağar, Gazi Katliamı’nın gerçekleştirildiği tarihte bu ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü yapmaktaydı ve övünerek anlattığı “Bin operasyon” ile 1990’lı yıllarda Alevilere, Kürtlere yönelik olarak gerçekleştirilen kirli savaş politikalarının da sorumlularındandı. Dolayısıyla son dönemde gündeme gelen ifşaatlar da ciddiyetle ele alınmalı ve yeni katliamların gerçekleştirilmemesi için mücadele edilmeli diye düşünüyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Çöçellili yurttaşlar, Biyokütle tesisine karşı direnişte: Hayatımızla oynamayın!-VİDEO

    Çöçellili yurttaşlar, Biyokütle tesisine karşı direnişte: Hayatımızla oynamayın!-VİDEO

    PİRHA- Maraş’ın Çöçelli Mahallesi yakınlarına 2 çimento fabrikasından sonra bu kez de Biyokütle Enerji Santrali çalışması başlatıldı. Tesisin kurulmasına tepki gösteren yurttaşların oturma eylemine jandarma biber gazıyla müdahale ederken, yurttaşlar da “tesisi kurdurtmayacağız” diyerek müdahaleye tepki gösterdi.

    Maraş’ın Çöçelli Mahallesi yakınlarına 2 çimento fabrikası kurulmasından sonra Biyokütle Enerji Santrali kurulma çalışması başlatıldı. Köylüler tarafından tesisin kurulması protesto edildi.

    Jandarmanın müdahalesine karşın oturma eylemini sürdüren köylüler, tesisi istemediklerini ve yaşam alanlarının yok edilmesine izin vermeyeceklerini ifade ettiler.

    “KANIMIZI DÖKERİZ, YİNE DE BUNA İZİN VERMEYİZ”

    CAN TV’ye konuşan bir yurttaş konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Ne yapacağız bilemiyoruz. Fabrika yapıp, parayı kazanıyorlar, peki insanlar ne olacak? İnsanların hayatı gidiyor. Çoluğumuz, çocuğumuz hepsi dışarıda. Bu insanlara yazık. İnsanların tarlası, ekinleri, ağaçları, yeri, yurdu gidiyor. İnsanların kendilerini geçindirdikleri hayvanları var. Ama hepsi elden gidiyor. Yapmayın, insanların hayatıyla oynamayın. Dağlar, yaylalar, boş yerler var, oralarda yapılsın. İnsanların burnunun dibine fabrikalar sokmanın ne anlamı var. Siz bu ülkede yaşıyorsunuz. İnsanları öldürmek mi yoksa yaşatmak mı istiyorsunuz?

    Kendi sağlıklarını düşünüyorlar ama insanların sağlığını düşünmüyorlar. Fabrikadan dumanlar çıkıyor. Bu insanlara hep zarar veriyor. Çocuklar köye gelmek istemiyorlar. Çünkü köy mahvoldu. Sabahları balkonlar dumanla, tozla dolu oluyor. Kanımızı dökeriz, yine de buna izin vermeyiz. Fabrika Çöçelli’nin burnunun dibinde mi olmak zorunda? Bir tane yapıldı, diğeri neden yapıldı? Bu köyde yaşayan insanların hayatı sizin elinizde mi? Hayır. Burada fabrika istemiyoruz. Bütün halk hayır diyor.”

    “YAŞAM ALANIMIZ DARALIYOR”

    Antep’te yaşayan bir kadın yurttaş ise, “Nefes almak için sürekli köye geliyorum. Şu an bizim yaşam alanımız git gide daralıyor. Nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Köyün bu şekilde olmasına çok üzülüyorum. Şu an zeytinler, buğdaylar verimsiz. Burayı neden yok etmek istiyorlar bilmiyoruz. İnsanlarımıza yazık. Burada fabrika istemiyoruz” şeklinde konuştu.

    “ÇEVREMİZİ KORUMAK İÇİN DİRENMEK ZORUNDAYIZ”

    Çevre köylere seslenen bir yurttaş şunları kaydetti:

    “Saat 06.00’dan beri direnişteyiz. Çevre köylere sesleniyorum. İnsanların duyarlı olmasını istiyorum. Bu fabrikaların yapılmaması için gerekirse çadır kuralım, orada nöbetleşe bekleyelim. Bu fabrikanın yapılmaması için mücadele edelim, mücadele etmek zorundayız. Çevremizi korumak için direnmek zorundayız. Köyün durumunu gördükçe canımız acıyor, yüreğimiz yanıyor. Yapmayın, bu fabrikayı istemiyoruz. Bu araziler verimsiz olmaya başladı. Bizim şu anda nefes alacak yerimiz yok. Oturacak yurdumuz kalmıyor, dağlarımız yok oluyor. Çimento Fabrikası yüzünden dağlar yok oldu, yerine yanan kömürün külünü koydular, yeraltı sularına zehir saldılar. Lütfen bu çaresizliğimize ses verin.”

    “BÜTÜN DOSTLARA ÇAĞRIMIZDIR: HEP BİRLİKTE BU FABRİKALARI DURDURALIM”

    Köyün dört bir yanına fabrikalar kurulurken, seslerini duyurmaya çalışan yurttaşlar, “Bizim sesimizi devlet tarafından kimse duymuyor. İsteriz ki köyümüzde fabrikalar yapılmasın. Köyümüzü, doğamızı kirletmeye izin vermeyelim. Bütün dostlarımıza çağrımız şudur: Gelsinler, hep birlikte bu fabrikaları durduralım. Ben isterim ki köyümüzde temiz, güzel,  yeşillik alanlar olsun. Buradaki insanlar tarımla, hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlar. Köyümüzde bu fabrikaları istemiyoruz” dediler.

    Başka bir kadın yurttaş da, “Halkımın, köylümün önüne dikilen polisler, keşke bu doğayı kirleten, insanlarımızın hayatını yok sayan, hayvanlarımızın hayatını yok sayan, bitkilerimize, canlılarımıza zarar veren insanların önüne dikilseydi” dedi.

    “KÖY YOLUNU YAPMAYANLAR, FABRİKALARI SIRA SIRA DİZDİLER”

    “Bu fabrikalar burada yaşayan fakir insanların geleceğini yok ediyorlar. Burada yaşayanlar tarlasından, ekinden geçinen köylülerdir. Birinci fabrikayı yaptılar, ikincisini yaptılar, üçüncüsü neden? Köyü kaybetmek mi istiyorlar? Çocuklarımız nereye gidecek?” diye soran yurttaşlar, “Köyün yolunu yapmayanlar, fabrikaları sıra sıra dizdiler. Herkes duysun. Çocuklarımız astım ve alerji yüzünden nefes alamıyorlar. Polisleri buraya dikiyorlar, insanlar haklarını savunamıyor, seslerini duyuramıyor. Savaş alanına çıkmışız gibi polisler coplarla buraya dikilmişler” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MARAŞ

     

  • Pir Kılavuz’dan uyarı: Alevilere karşı bir hazımsızlık var, dikkatli olmalıyız-VİDEO

    Pir Kılavuz’dan uyarı: Alevilere karşı bir hazımsızlık var, dikkatli olmalıyız-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in “Derin Mehmet’in adamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasına ilişkin konuştu. Kılavuz, bu topraklardaki Alevi katliamlarının karanlık güçler tarafından yapıldığına işaret ederek, “Alevilere karşı bir hazımsızlık vardır” dedi.

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma istediklerini, bir cemevine saldırı planladıklarını iddia etmişti.

    Alevi Bektaşi federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Sedat Peker’in bu iddiasına dair değerlendirmelerde bulundu.

    Kılavuz, Peker’in karanlık güçlerin içinden biri olduğunu ve Türkiye’de devrimcilere, demokratlara, aydınlara, ilericilere, kurumlara, kuruluşlara hep karanlık güçler tarafından saldırılar yapıldığını belirterek, “Bunlar su üzerine çıkmadan yer altında, el altında örgütlenerek, teşkilatlanarak, bilinmeyen belli güçlerden de güç alarak saldırılarını gerçekleştiriyorlar ve bunlar hep karanlıkta kalır, faili meçhul olur, bulunmaz, tespit edilmez. Bulunması ve tespit edilmesi için uğraşanlar susturulur, uzaklaştırılır. Sedat Peker’in söylediği ve anlattığı böyle bir şeydir” dedi.

    “DİKKATLİ OLMALIYIZ”

    Bu topraklardaki Alevi katliamlarına bakıldığı zaman hepsinin karanlık güçler tarafından yapıldığına işaret eden Kılavuz, “1950’den bugüne kadar yapılan bütün katliamların hepsi karanlık güçler tarafından yapılmıştır. Sivas, Çorum, Maraş, Gazi olayları karanlık güçler tarafından tertip edilmiş ve yapılmıştır. Sedat Peker de o karanlık güçler içerisinde belli mevkilere gelmiş, belli kurumlar tarafından beslenmiş, oralara gelmiştir. Bugün o kurumlarla, kuruluşlarla, karanlık güçlerle ters düşmüş ve bunları itiraf ediyor. Bunun yabana atılır tarafı yok. Dikkat etmek lazım” diye konuştu.

    “ALEVİLERE KARŞI BİR HAZIMSIZ VAR”

    Mersin Cemevine yönelik 2017 yılında saldırı planlarının deşifre olduğunu hatırlatan Kılavuz, şunları ifade etti:

    “Daima belli kurumlar, kuruluşlar hedef gösteriliyor. Alevi camiasını sindirmek, kavga ortamını kızıştırmak, huzuru bozmak ve toplumu birbirine düşürmek amacıyla Alevi camiasında katliamlar düzenliyorlar. Çünkü bunun tespitleri, örnekleri var. Çorum olayları işte böyle başladı. Evvela saldırılar başladı, belli yerlerde katliamlar yapıldı.

    Alevilere karşı bir hazımsızlık vardır, bu da bir gerçektir. Yani devlet Alevilerin yanlı ve taraflı olduğunu biliyor. Aleviler neden yanlı ve taraflıdır. Çünkü Aleviler demokrasiden yana, insan haklarından yana, mazlumdan yana olan bir halktır. Eğer bir yerde bir sömürü varsa, baskı varsa, zulüm varsa Aleviler daima o baskı, zulüm ve sömürüye uğrayanların safında yer almıştır. İnanç ve ibadetteki pirlerimizin, ulularımızın beyanları da hep bu doğrultudadır. Onun için bunu kabullenmeyen, çekemeyenlerin böyle birtakım tedbirleri olur. Bundan dolayı tedbirli ve dikkatli olmanın faydaları olacağına inanıyorum.”

    “ALEVİLERİ SİNDİRME POLİTİKASI UYGULANIYOR”

    Ziyaretgahların yaz döneminde dolup taştığının altını çizen Kılavuz, “İşte bu tedirginlikleri yaratarak o tür yerlere gitmeyi engellemek de isteniyor. Eylem alanlarında, gittiğimiz etkinliklerde zaman zaman görüyoruz. Örneğin Maraş etkinlikleri yapıldığı zaman görüyoruz. Yıllardır, binlerce insanın gelmesi gereken o kabristanlarda, mezarlarda mumların yakılması gerekirken, bizler kuru temsilciler düzeyinde 50-100 kişi gidebiliyoruz. İşte bu bir sindirme politikasıdır. Bu politikaları körükleyenler var. Bunlara karşı birlik içinde olmalıyız” diyerek sözlerini tamamladı.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı, 10 maddelik taleplerini açıkladı

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı, 10 maddelik taleplerini açıkladı

    PİRHA- Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAD-FED) Başkanı Muharrem Erken, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, cemevlerine dönük saldırı iddiasına ilişkin yazılı bir açıklama yaparak tepki gösterdi. Erkan, katliamların sorumlularının yargı önüne çıkartılmasını isteyerek, 10 maddelik taleplerini sıraladı. 

    • Tüm faili meçhuller, kayıplar araştırılıp gün ışığına çıkartılarak suçluların yargılanmasını;

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, Mehmet Ağar’ı kastederek, “Mehmet’in adamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasının ardından, Alevilerin tapkileri ve açıklamalar sürüyor.

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAD-FED) Başkanı Muharrem Erkan, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in  iddialarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Bugün Maraş, Çorum, Gazi, Ümraniye, Sivas ve birçok olayın gerçek sorumluları yargının önüne çıkartılamadı. Susurluk’ta tüm insanların gözlerinin önüne saçılan “devlet-mafya-polis“ işbirliği ortaya çıkmış, bu olayın yeterli araştırması yapılarak gün ışığına çıkartılamamıştır” hatırlatılması yapıldı.

    “MARAŞ, GAZİ VE SİVAS GİBİ BİRÇOK OLAYIN GERÇEK SORUMLULARI YARGI ÖNÜNE ÇIKARTILMADI”     

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu’nun açıklaması şu şekilde:

    Sedat Peker, Mehmet Ağar’ı kastederek, “Mehmet ve adamlarının planları bir cemevine saldırıdır“ şeklindeki iddiası, bizlerdeki, geçmiş yıllarda yapılan faali meçhul ne kadar olay varsa hükümet yetkililerin bilgisi dâhilinde geliştiği kanısını yükseltmektedir.

    Demokratik ülkelerde vatandaşın, yurttaşın, mal, can güvenliğinden devlet erkinin güç mekanizmasını yönlendiren hükümetin sorumluluğu altındadır. Suç örgütü lideri, geçmiş yıllarda yapılan katliam, saldırı, vatandaşın malına el koyma, gibi suç işlemleri, bu suç örgütleri tarafından, hükümetin önemli makam, mevkiinde bulunan kişilerin bilgisi, isteği, arzusu, yönlendirmesiyle yapıldığı iddiasında bulunulmaktadır.

    Bugün Maraş, Çorum, Gazi, Ümraniye, Sivas ve birçok olayın gerçek sorumluları yargının önüne çıkartılamadı. Susurluk’ta tüm insanların gözlerinin önüne saçılan “devlet-mafya-polis“ iş birlikteliği ortaya çıkmış, bu olayın yeterli araştırması yapılarak gün ışığına çıkartılamamıştır. Galatasaray Lisesi’nin önünde yıllardır her cumartesi günleri gözyaşlarını yüreklerine akıtan anaların sessiz çığlıkları duyulmuyor, görülmüyor. Seçim arifelerinde sözde dinlenilen, analara, “Katiller bulunacak, çocuklarınızı bulacağız, getireceğiz” sözleri havada kalmıştır. Bugün bu anaların demokratik hakları olan gösteri hakları, orantısız saldırılara maruz kalmaktadır.

    “DEVLETİN HER TÜRLÜ TERÖRÜN KARŞISINDA YER ALMASI GEREKMEKTEDİR”

    Hukuk devletlerinde bağımsız yargının, cumhuriyet savcıları bu gibi iddiaların araştırılması, soruşturulması yönünde adımlar atar. Cumhurun (halkın) haklarının savunucusudur. Mal, can güvenlikleri yasalarla güvence altındadır. Devletin her türlü terörün karşısında yer alması gerekmektedir. Ülkemizde bunun böyle olmadığını yaşayarak, gözlemlemekteyiz.

    Anayasamızın 2. maddesi, “Türkiye cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir” demektedir. Yürütme erkini elinde bulunduran hükümetler anayasamızın bu maddelerinin uygulanmasını sağlaması gerekmektedir. Şayet yürütme erkini elinde bulunduran hükümetler anayasanın maddelerine aykırı hal, hareket, davranış, uygulamalarda bulunduğunda anayasa mahkemesi müdahil olur.

    Gel gör ki yeterli müdahale yapılmamaktadır. Ülkemiz laik ülke değildir. Laik ülkede zorunlu din dersi, devlet bünyesinde Diyanet kurumu, devlet erkini elinde bulunduran yürütme görevini yerine getiren kişilerin kendi inançsal yapısını topluma dayatamaz, devlet imkân olanaklarını kullanamaz, inançsal şovlar yapamaz. Ama ülkemiz de yapılmaya devam edilmektedir.

    “YAŞAMAK TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞCESİNE, ŞİARI YAŞAM FELSEFEMİZDİR”

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu konuya ilişkin taleplerini şöyle sıraladı:

    • Tüm faili meçhuller, kayıplar araştırılıp gün ışığına çıkartılarak suçluların yargılanmasını;
    •  Meclis araştırmalarının yapılmasını, yürütmedeki görevi kötüye kullananların yargı önünde gerekli hesabı vermesini,
    •  Kuvvetler ayrılığının demokratik yönetim biçimlerindeki önemi bilinmektedir. Yasama, yargı, yürütme, basın, demokratik kitle örgütlerinin özerk olması, siyasal yapıların üzerinde bulunması acilen sağlanmasını,
    •  Bilimsel, özerk üniversiteler ve eğitim kurumları oluşturulmasını,
    • Diyanet kurumunun dağıtılmasını, cemevleri yasal statüye kavuşturulmasını,
    • Maraş, Çorum, Gazi, Ümraniye katliamı davası yeniden açılıp gerçek sorumlular hesap vermelidir.  28 yıldır Sivas ( madımak)  davası bir türlü sonuçlandırılamadı, gerçek sorumlular bir türlü yargılanmadı, acilen gerekli adımların atılarak, gerçek suçluların yargılanmasını,
    • Alevilerin inançsal yapısının temel taşlarını oluşturan dergâhlar Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’na teslim edilmesini,
    • Laik devletlerde “zorunlu din dersi“ olmaz, acilen tüm eğitim kurumlarında zorunlu din derslerine son verilmesini,
    • Demokratik ülkelerde örgütlü gücün önemi bilinmektedir. Her türlü örgütlenme hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını,
    • “Eşit yurttaşlık hakkı” talep hakkımızın uygulanmasını, acilen talep etmekteyiz.

    Bu ülke hepimizin, hep beraber dostça kardeşçe bir arada yaşamak arzumuzdur. Nazım üstadın dediği gibi  “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” şiarı yaşam felsefemizdir.

    PİRHA HABER MERKEZİ

  • Gazi Cemevi, 81 ilde cemevlerinin statüsü için kampanya yürütecek-VİDEO

    Gazi Cemevi, 81 ilde cemevlerinin statüsü için kampanya yürütecek-VİDEO

    PİRHA- Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, AİHM’in Alevilerin haklarının tanınması gerektiğine ilişkin hükmünün iktidar tarafından yerine getirilmediğine dikkat çekerek, 81 ile gidip temaslarda bulunacaklarını ve cemevlerinin statüsünün tanınması için kampanya yürütecekleri belirtti.

    Gazi Cemevi yönetimi, cemevlerinin yasal statüye kavuşması için 81 ilde yürütecekleri kampanyaya ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    “20 MİLYON ALEVİNİN İBADETHANESİNİN KABUL EDİLMEMESİNİ KINIYORUZ”

    Basın açıklamasında konuşan cemevi başkanı Hıdır Karataş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının iktidar tarafından yerine getirilmediğini, cemevi olarak yaptıkları başvurularının da cevapsız kaldığını belirtti.

    Başta iktidar olmak üzere tüm kesimlere seslenen Karataş, “Biz kendi sorunumuzu kendi içimizde çözebiliriz. Türkiye’yi demokratikleştirecek kararlar alabiliriz. Geçen bu sürede Türkiye’de yaşayan 20 milyon Alevinin ibadethanesinin kabul edilmemesini red ediyor ve kınıyoruz” dedi.

    KAMPANYANIN STARTI TRABZON’DA VERİLECEK

    81 ile gidip temaslarda bulunacaklarını ve cemevlerinin statüsünün tanınması için çalışma yürüteceklerinin altını çizen Karataş, “ Kampanyanın startını Trabzon’da vereceğiz ve her ay bir ili ziyaret edip yurttaşlardan destek isteyeceğiz. Biliyoruz ki yurttaşların Alevilerin ibadethanesiyle ilgili zerre sorunu yoktur. Sorunu olanlar bizi yöneten ve yönetmeye aday olanlardır” diye konuştu.

    “BİZİ KİMSE ÖTEKİLEŞTİRMEYECEK”

    Karataş, konuşmasının devamında Türkiye’nin demokratikleşmesi için çaba içinde olmaya devam edeceklerini ifade ederek, “geçmişten günümüze birliğin beraberliğin yapı taşı olduk. Biz bu ülkenin asli unsuruyuz. Bizi kimse ötekileştirmeye ne gücü yeter, ne de haddi yeter” diye belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi yurttaşlardan Hasan Saltık’ın uğurlama törenine tepki

    Alevi yurttaşlardan Hasan Saltık’ın uğurlama törenine tepki

    PİRHA- Kartal Cemevinde Hasan Saltık için yapılan Hakk’a yürüme törenine tepki gösteren Alevi yurttaşlar, konuya ilişkin mesajlarını Twitter üzerinden paylaşarak, “Böyle bir Alevilik yok” dediler.

    Sünni ve Şia geleneğin hakim olduğu cemevlerinde yürütülen Hakk’a uğurlama erkanları konusunda tartışmalar sürerken, Alevi yurttaşlar Twitter üzerinden, Hasan Saltık için yapılan uğurlama törenine tepki gösterdi.

    “BÖYLE BİR ALEVİLİK YOK”

    Hasan Saltık için Kartal Cemevinde yapılan uğurlama törenine tepki gösteren yurttaşlar, “Cenaze töreni mi, Hakk’a uğurlama erkanı mı? diye sordular.

    Yurttaşlar, Saltık’ın uğurlama törenine şu cümlelerle tepki gösterdi:

    “Videoyu izlerken hicap duydum. Böyle bir Alevilik yok. Cüppe giyip Kuran okuyacaksanız cemevlerine ihtiyacınız yok. Camilere gidin, Yol’a ihanet etmeyin.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Yazar Korkmaz: Hasan Saltık İslami törenle uğurlandı, çok yazık utandım

    Yazar Korkmaz: Hasan Saltık İslami törenle uğurlandı, çok yazık utandım

    PİRHA- Yazar Esat Korkmaz, Alevi inancının, insandan ve doğadan uzaklaşmış, tek-tanrıcı dinlerin inanç havuzuna aktığına ve Hasan Saltık için yapılan uğurlama erkânının bunun açık kanıtı olduğuna vurgu yaparak, “Yeter artık, örgütlü tavır alalım ve bu yabancılaşmaya dur diyelim” çağrısı yaptı.

    Sünni ve Şia geleneğin hakim olduğu cemevlerinde yürütülen Hakk’a uğurlama erkanları konusunda tartışma sürüyor.

    Yazar Esat Korkmaz, Kartal Cemevinde Hasan Saltık için yapılan Hakk’a yürüme erkanını eleştirerek, “Sünnilik kaynaklı olumsuz etkilenme özellikle açık törenleri yabancılaştırmış ve Alevi inanç uygulamasının özgün içeriğini tersine dönüşüme uğratmıştır. Uğurlama erkânı, tersine dönüşüme uğrayan törenlerin başında yer alır” dedi.

    “YABANCILAŞMIŞ OCAKLAR, İMAM KILIKLI OCAKZADELER TARAFINDAN EGEMENE ALTIN TEPSİDE SUNULUYOR”

    Korkmaz, sözel geleneğin üç taşınma yolu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

    “Birincisi, dededen-toruna ya da babadan-oğula anlatmadır. Dedede ya da babada toruna-oğula aktaracak bilgi bulunmadığından, bu taşınma yolu kesintiye uğramış durumdadır. İkincisi, söylenceye ve söylence kahramanlarına yükleyerek bilgi-değer aktarımı yapmadır. Alevi-Bektaşi topluluğunun romanı diyebileceğimiz söylencelerin çağdaş karşılıklarını üretemediğimiz için bugün bu yol da tıkanmış durumdadır. Üçüncüsü ise erkânlardır. Üç taşınma yolundan her şeye karşın işlevli kalabilen yalnızca bu yoldur.

    Erkânları özgün özüne uygun biçimde yaşama geçirebilirsek, neredeyse tümüyle tıkanmış gibi gözüken diğer taşınma yollarını da işlevli duruma getirebilir; doğrudan demokrasinin canlanmasına, doğrudan demokrasi zemininde ve çağdaş toplumun karnında yol örgütlenmesinin yeşermesine; doğrudan demokrasi ile temsili demokrasinin terbiye edilmesine olanak sağlarız, diye düşünüyorduk ama yanılmışız. Hasan Saltık’a yapılan uğurlama töreni, yabancılaşmış kimi ocakların, bu ocakların yabancılaşmış inancını taşıyan kimi imam kılıklı Ocakzadeler tarafından egemene altın tepside sunulduğuna tanıklık etti.”

    “HASAN SALTIK’A YAPILAN UĞURLAMA TÖRENİ, ÜNİTER İNANCIN BAŞARILI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Korkmaz, Hasan Saltık’ın uğurlama törenine ilişkin şu ifadelere yer verdi:

    “Üniter devlet, toprağımda seküler yaşamı, yatırım yaptığı Türk-İslam sentezinde tek-tipleştirmeye çalışırken, üniter inanç, inanç uygulamalarını Sünnilik temelinde tek-tipleştirme yoluna gitti. Hasan Saltık’a yapılan uğurlama töreni, üniter devletin ve üniter inancın, başarılı olduğunu gösteriyor. Başına 12 dilimli taç geçirmiş imam kılıklı bir dede, camideki töreni, Kartal Cemevi’ne taşıyor.”

    “ALEVİLİK AŞKIN BİR MİTOLOJİ DEĞİLDİR”

    Alevilerin bugün kendi felsefelerine-inançlarına ve yaşama anlayışlarına özgü biçimde kendi Hakk’a uğurlama erkanlarını yürütemediklerini söyleyen Korkmaz, “Açık söylemek gerekirse cemevlerinde yapılan cenaze törenleri kimi kez camilerde yapılan cenaze törenlerinden içerik olarak daha gerici. Çünkü Sünniliğin aşkın inanç uygulamasından ödünç alınan ritüeller, Alevilerce kendi geçmiş yapısının bir parçası olarak algılanıyor artık. Bu nedenle iyi niyetle de yapılsa camilerdeki cenaze töreni, taklit edilmek durumunda kalınıyor” dedi.

    “ALEVİLİĞİ, YAŞAMA OLANAĞI VERMEDEN BOĞACAĞIZ”

    “Alevilikte, bilincin-inancın taşınması belirleyici anlamda, törenlerle gerçekleştirilir; törenlerle Alevilik içselleştirilir, içselleştirilerek toplumsallaştırılır” diye konuşan Korkmaz, şunları dile getirdi:

    “Yakın zamana değin törenlerin bir kısmı gizli, bir kısmı da açık olarak yapılıyordu. Sünnilik kaynaklı olumsuz etkilenme özellikle açık törenleri yabancılaştırmış ve Alevi inanç uygulamasının özgün içeriğini tersine dönüşüme uğratmıştır. Uğurlama erkânı, tersine dönüşüme uğrayan törenlerin başında yer alır. Bu törenleri özgün içeriğine kavuşturamazsak çok değil yakın gelecekte Ortodoks İslamiyet karşısında Alevi felsefesini/inancını-öğretisini ve yaşama biçimini yalnız bırakmış olacağız. Köktendincilik lehine Aleviliği kurban edeceğiz. Ölmeden evvel ölmek ya da yaşarken dirilmek temel diyalektiğiyle yaşama geçecek olan Aleviliği, yaşama olanağı vermeden boğacağız.

    Böylesi bir duruma taşındığımızda, Aleviliğin anayasası olarak tanımlayabileceğimiz varoluş devriyesi, ortodoks inancın yaradılış tasarımına ve öldükten sonra dirilmek biçiminde kemikleştirilen mahşer tasarımına dönüşmüş olacaktır.”

    “ÖRGÜTLÜ TAVIR ALALIM VE BU YABANCILAŞMAYA DUR DİYELİM”

    Korkmaz, son olarak, “Günümüzde yaşanmakta olan Alevilik, bizi hakikate taşıyan teolojinin dışındaki inancı tümüyle silmiş, insani/doğasal olmayan, insan aklına/ doğanın aklına yer vermeyen, nesnesiz bir inanca kapılanmıştır: İnsandan ve doğadan uzaklaşmış, tek-tanrıcı dinlerin inanç havuzuna akmıştır. Hasan Saltık için yapılan uğurlama erkânı bunun açık kanıtıdır: Yeter artık, örgütlü tavır alalım ve bu yabancılaşmaya dur diyelim” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, 845. hafta eylemlerinde Buldan, Yıldırım ve Karay’ı andı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 845. hafta eylemlerinde Buldan, Yıldırım ve Karay’ı andı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 845’inci hafta eylemlerinde Kürt iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için açıklama yaptı. Açıklamada, “Kaç yıl geçerse geçsin; Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için, tüm kayıplarımız  için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 146 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” vurgusu yapıldı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri eylemlerini salgın nedeniyle bu hafta yine çevrimiçi gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri, 845’inci hafta eylemlerini Kürt iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için düzenledi.

    Cumartesi Anneleri, 845’inci hafta açıklamalarında Kürt iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için açıklama yaptı.

    “BU ÜLKEYİ YÖNETENLER BİLSİN, YARGISIZ İNFAZLARIN FAİLİ BELLİ”

    “Dinmeyen bir acı; Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın katledilişleri…” diyerek sözlerine başlayan Pervin Buldan, 1994 yılında kaçırılan üç ismin işkenceye maruz kaldıklarını ve katledildiklerini hatırlattı.

    Aradan geçen onca zamana rağmen herhangi bir yargılamanın olmadığını belirten Buldan, “Onların katilleri cezalandırılmadı ve ellerini kollarını sallayarak dışarıda dolaşmaya devam ediyorlar” diye konuştu.

    Biraz da olsa yargının, adaletin, vicdanın kırıntısı kalmışsa eğer sadece Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın katilleri değil, kaybedilen tüm insanların failleri bulunup yargılanana, cezalandırılana kadar adalet mücadelesinden vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Buldan, “Devleti ve bu ülkeyi yönetenler şunu bilsin, yargısız infazların faili belli cinayetlerin, kayıpların akıbetini bulana kadar bizler bu mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    “SİSTEM YENİ MEHMET AĞAR’LAR YETİŞTİRECEKTİR”

    Adnan Yıldırım’ın kızı Leyla Yıldırım da üç ismin kaybedilmesinden Mehmet Ağar’ın başında bulunduğu çete olduğuna dikkat çekti. Bu çetenin devletin desteği ile oluşturulduğunu ve dönemin başbakanı Tansu Çiller’in de sorumluluğunun bulunduğunun altını çizen Yıldırım, “Sindirme politikalarının bir parçası siyasi cinayetler. JİTEM davası bu cinayetleri kriminal olay olarak ele almıştır. Yanlı mahkemelerde sanıkların, katillerin hakkında beraat kararıyla sonuçlandı. Mehmet Ağar’a sunulan beraat kararı onun sahalara dönüş biletiymiş” ifadelerini kullandı.

    90’larda uygulanan politikaların bugün de devam ettiğini dile getiren Yıldırım, “Mehmet Ağar sadece bir isim, bu sistem Mehmet Ağar gibi birçok insanı yetiştirecektir” vurgusu yaptı.

    YARGI MAKAMLARINA ÇAĞRI: SORUMLULAR YARGILANSIN

    Cumartesi Anneleri 845’inci hafta eyleminin açıklamasını Rezzan Karaman okudu.

    845 haftadır anlattıkları gerçeklerin, kaybetme suçunda yer almış kişilerin yaptığı itiraflar da zaman zaman kamuoyunun gündemine geldiğini hatırlatan Karaman, “Dünyanın her yerinde suç ihbarı sayılacak açıklamalar Türkiye’de hukuki bir sonuç doğurmuyor. Suçu ve suça maruz kalanı merkezine almayan yargı, medya ve siyaset bu itirafların hukuki ve toplumsal bir sonuç yaratma imkanının engelliyor” dedi. Sedat Peker’in ifşaatları vesilesiyle bir kez daha topluma, siyaset ve yargı makamlarına seslendiklerini belirten Karaman, fail ve sorumluların cezalandırılması yönünde harekete geçilmesini istedi.

    845’inci haftada Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet istediklerini söyleyen Karaman, “Kaç yıl geçerse geçsin; Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için, tüm kayıplarımız  için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 146 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    3 Haziran 1994 günü sabah 4.30’da, iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay İstanbul Yeşilköy Çınar Oteli’nden çıkarken gözaltına alındılar. Polis kimlikli, polis yelekli, silahlı ve telsizli kişiler tarafından  “İfadelerinizi alıp bırakacağız” denilerek otomobillere bindirilip  götürüldüler.

    Olayın hemen ardından aileleri ilgili tüm kurumlara başvurdu. Ancak onların gözaltına alındıkları reddedildi.

    04 Haziran 1994 tarihinde akşam 20:15 civarında Bolu/Yığlıca’da işkence ile sorgulandıktan sonra ateşli silahla infaz edilmiş bedenleri köylüler tarafından bulundu. Üzerlerinde kimlik, cüzdan, saat, çakmak gibi kişisel eşyaları yoktu.

    Onların kimler tarafından kaçırıldıkları, sorgulandıkları ve infaz edildikleri devletin raporlarına, savcılık ifadelerine geçti. Olay kamuoyunda Ankara JİTEM  davası adıyla bilinen davanın mahkeme tutanaklarında detaylarıyla yer aldı. Ancak Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanıklar, delillere, belgelere, itiraflara rağmen  beraat ettirildi. Karara itiraz eden aileler istinaf kanun yoluna başvurdular.

    Üst mahkeme olan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ilk mahkemenin verdiği kararın hukuka uygun olmadığı tespitini yaptı ve oy birliği ile söz konusu kararı bozdu. Bu bozma kararının bariz yargı hatalarının düzeltilmesine yönelik bir hamle olmaması, gerçekten hukukun işletilmesine yönelik bir adım olmasını talep ediyoruz.

    Peker’in ifşaatlarında bir kez daha Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın MGK kararı doğrultusunda ve Mehmet Ağar’ın talimatı ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nın organizasyonunda zorla kaybedildikleri iddiası yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya: Saldırılar, toplumların dayanışması ve mücadele birliğiyle engellenir

    AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya: Saldırılar, toplumların dayanışması ve mücadele birliğiyle engellenir

    PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, kaos çıkarılmak için cemevine dönük bir saldırı planının yapıldığına ilişkin iddiasına tepki göstererek, “Ülkenin Cumhurbaşkanı “Daha neler olacak neler” diyerek hazırlanan komplonun haberini veriyor” dedi. 

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker geçen günlerde sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Açıklamanın ardından tepkiler sürerken, bir açıklama da Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya’dan geldi.

    “NEDEN ALEVİLER KONUSUNDA ‘PUSUYA YATMIŞ AVCI’ GİBİ DAVRANILIYOR”

    Açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanından, bakanlarından, “Kaygılanmayın, sizin için buradayız, birlikteyiz” mesajı vermemelerini eleştiren Kılıçkaya, “Böyle bir açıklamanın halkta, Alevi yurttaşlarda güven duygusu yaratacağı kesinken, niçin özellikle Aleviler konusunda “pusuya yatmış avcı” gibi davranılıyor? Böyle yaparak geçmişte yaşanan o karanlık ve utanç dolu vakalara yenileri mi eklenmek isteniyor? Yoksa yaratılan bu korku iklimi, sadece Saray’a değil, bu kirli düzenin devamına da mı yarıyor?” diye sordu.

    “ALEVİLER ÜZERİNDEKİ BASKIYI ARTTIRARAK, ALEVİ TOPLUMUNUN DEPREYONA GİRMESİ İSTENİYOR”

    Kılıçkaya,  “İç ve dış siyasette, ekonomide, sağlık politikalarında köşeye sıkışan iktidarın, tıpkı Haziran 2015’teki seçim yenilgisinden sonra olduğu gibi, ülkeyi krize sürükleyip provokasyonlarla gücünü korumaya çalışacağı tezi sıkça dile getiriliyor. Ülke ağır bir toplumsal bunalıma doğru sürükleniyor” ifadelerine yer vererek şunları söyledi:

    “Bu bunalım ikliminin bedeli Alevilere ödetilmek isteniyor. Biliyoruz ki, yoksullaşmanın ve eşitsizliklerin baskıcı politikalar olmadan yönetilmesi mümkün değil. Ülkede gittikçe derinleşen yoksulluğun ve buna eşlik ederek artan eşitsizliğin doğuracağı bireysel ve toplumsal tepkileri, Alevilere yönelik bir katliamla örtbas etme fikri bile bir insanlık suçudur.

    Bu düşünceden yola çıkarak Aleviler üzerinde oluşturulmak istenen baskı ile, “Canımız istediğinde, çıkarlarımız doğrultusunda, size saldırır ve hatta katledebiliriz” deniyor. Aleviler üzerindeki baskıyı, korkuyu arttırarak, Alevi toplumunun depresyona girmesi isteniyor.”

    “ALEVİ NEFRETİ HEP KÖRÜKLENDİ”

    Bugüne kadar ülkede toplumsal olarak koşullandırılmış ilişkilerde Alevi nefretinin hep körüklendiğinin altını çizen Kılıçkaya, “Öyle bir boyut aldı ki, Madımak’ın önünde “Yak ulan yak. Cehennem ateşi” diyerek katliam karşısında sevinç çığlığı atan, insanların diri diri yakılmasını isteyen bir cinnet hali yaratıldı. Bu kin ve nefret, her dönem değişmeyen şeylerin ağırlığı olarak, Alevilerin tepesinde hazır kıta bekletildi” dedi.

    Kılıçkaya, “Toplumsal bir çöküntünün yaşandığı günümüz Türkiye’sinde, güvensizliğin ve huzursuzluğun her şeye hâkim olduğunu belirterek, Bu karmaşık durum karşısında saldırganlıkların artacağı kesinken, ilk katli vacip topluluğun Alevilerin olduğu gerçeği hiç değişmedi. Bir Cuma namazı çıkışı, Alevilerin yoğun yaşadığı mahallerden birisine veya bir cemevine, ya da bir Alevi önde gelenine saldırma planı hiç kimseyi rahatsız etmedi” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMIN HEDEF KİTLESİ HEP ALEVİLER”

    Kılıçkaya, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Aslında “Alevinin katli vaciptir” diye saldıranın, şu veya bu nedenden dolayı toplumdan sürekli dışlanmış olanın da mağdur olduğunu, kendi acı gerçekliğiyle ilişkilerinin koptuğunu görürüz. Bütün bu suçlular, kendi mağdur olma durumlarından ve zayıflıklarından ancak başkalarına acı çektirerek kurtulmaya çalıştıklarını göremezler. Katliamın hedef kitlesinin hep Aleviler olduğunu, bu ülkenin aydını, solcusu hiç göremez.

    Tabi bizler, Türkiye’de Alevilere dönük provokatif girişimler ve tasfiye operasyonlarının ilk olmadığını, Koçgiri’den başlayan ve Dersim’le, Sivas’la, Maraş’la, Çorum’la devam eden ve son aşamada da devletin, metropollerdeki Alevileri sindirmek, toplu yaşam alanlarını yok etmek, asimile etmek, inançlarını geriletmek yönünde adımlar attığını, tarihsel olarak da biliyoruz.

    Şimdiye kadar Alevi toplumu sürekli katliamlarla hemhal olmuş bir toplum. Bu güne kadarki katliamların hiçbirinin faili bulunamadı. Doğrusunu söylemek gerekirse bulunmasını da beklemiyorduk. Devletten o zaman beklemediğimiz şeyi şimdi de beklemiyoruz ve ummuyoruz.”

    “ALEVİLERİN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ SAĞLAMI GEREKİYOR”

    Kılıçkaya, Alevi toplumunun acilen kendi öz savunmasını, örgütlülüğünü sağlaması gerektiğini vurgulayarak, “Tüm Alevilerin, Alevi kurumlarının yan yana gelerek, demokrasi güçleriyle beraber bütün kirliliklere karşı ortak bir tutum alması gerekiyor. Peker söylediği için değil, genel olarak bu konularda temkinli ve uyanık olmakta, Alevilerle kaderi ortak yazılmış olan bütün toplumlar, bir dayanışma ve mücadele arkadaşlığı içerisinde olmaya devam etmelidir. Zaten bu tarz şeyler Sedat Peker gibilerin ifşaatlarıyla engellenmez, tam tersi toplumların dayanışması, mücadele birliği ve birikimleriyle engellenir” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • 5 HAZİRAN 2021-GÜNDEM

    5 HAZİRAN 2021-GÜNDEM

    -Seyit Veli Sultan Ocağına mensup Dede Hüseyin Keskin, cübbeli hocaların, Hakk’a uğurlama erkanlarını eleştirerek “Alevilikte ne elbise vardır ne de taç. Alevilik geleneği doğallıktır. Malesef eski Anadolu Aleviliğinin özü kalmadı. Neden? Çünkü bu kurulan vakıflarla birlikte cemevleri de kendi özelliklerini kaybetti. Maalesef buralardaki yönetimler bir avuç asimilasyoncunun eline geçti” dedi. FOTO 

    -5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle Alevilik-Doğa ilişkisini Pir Mehmet Seyitalioğlu ve Pir Sefa Öztürk değerlendirdi. FOTO

    -Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için her hafta düzenledikleri eylemlerin 845’incisini gerçekleştirecek.GÖRÜNTÜLÜ 

    -Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 352. hafta basın açıklamasında cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekecek. GÖRÜNTÜLÜ

     

     

     

  • HDP heyetinden Alevi Dernekleri Federasyonu’na ziyaret-VİDEO

    HDP heyetinden Alevi Dernekleri Federasyonu’na ziyaret-VİDEO

    PİRHA- Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, kaos çıkarılmak için cemevine dönük bir saldırı planının yapıldığına ilişkin iddiasının ardından, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Musa Piroğlu, Ali Kenanoğlu, Parti Meclisi üyeleri ve il örgütünden oluşan bir heyet, İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bulunan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Merkezi’ne destek ziyaretinde bulundu.

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker geçen günlerde sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Bu açıklamalardan sonra HDP milletvekilleri Musa Piroğlu, Ali Kenanoğlu, Parti Meclisi üyeleri ve il örgütünden oluşan bir heyet İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bulunan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Merkezi’ne destek ziyaretinde bulundu.

    “BU DURUMA HALKIN TEPKİSİZ KALMAMASI GEREKİR”

    HDP heyetini karşılayan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, “Bu coğrafyada yaşayan bütün halkların “zulme dur” demesi gerektiğini ifade etti.

     Fırat, şunları kaydetti:

    “Hep beraber gelenek, göreneklerimizi yaşıyoruz. Bu ülkede ezilmiş halkları hedefe almak ne demektir? AKP mağduriyet üzerine iktidar oldu ama şu an halkları mağdur edecek duruma geldi. Birilerinin buna dur demesi lazım. Buna dur diyecek olan da halktır. Bu duruma halkın tepkisiz kalmaması gerekir. Bu mantığın ve zihniyetin bir an önce temizlenmesi lazım. Bunu da hep beraber başaracağız.”

    “İKTİDAR, KÜRT VE ALEVİLERE DÖNÜK DÜŞMANCA SİYASET YÜRÜTÜYOR”

    Ziyarette konuşan HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise Alevilere yönelik katliamlara imza atan ekibin içerisinde yer alan bir mafya liderinin bu denli açıklamalar yapmasının ciddi sonuçlar doğuracağının altını çizerek, iktidarın ayakta kalabilmek için Kürt ve Alevilere dönük düşmanca siyaset yürüttüğünü söyledi.

    Tarihin Kürt ve Alevilere dönük katliamlarla dolu olduğunu belirten Piroğlu, “Düşmanlık siyasetinin ülkeye getirdiği tek şey; çürümüş bir mafya düzeni ve baskı rejimidir. Tarihleri katliamlarla yoğrulmuş halkların bugün benzer tehditler karşısında bir arada durması ve bu tehditleri ortadan kaldırması için birlikte yürümesinden başka şansları yoktur” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL