PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), hem örgütlülüğün kapasitesini arttırmak hem de Türkiye’nin sorunlarını tartışabilmek amacıyla Zoom üzerinden Alevilik ve Asimilasyon Konulu Atölye kurdu. Atölyede bu hafta Türkiye’de İnanç Özgürlüğü, Alevilik ve Asimilasyon Politikaları konuşuldu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), hem örgütlülüğün kapasitesini arttırmak hem de Türkiye’nin sorunlarını tartışabilmek amacıyla Alevilik ve Asimilasyon konulu atölye kurdu.
Türkiye’de İnanç Özgürlüğü, Alevilik ve Asimilasyon Politikaları konulu toplantıda Akademisyen Ayfer Karakaya, Yazar Erdoğan Aydın ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel BaşkanıErcan Geçmez konuşmacı olarak yer aldı.
“ÇOCUKLARIMIZIN EĞİTİM KONUSUNDA GÖRDÜĞÜ ASİMİLASYON PSİKOLOJİK İŞKENCEDİR”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Ercan Geçmez, Türkiye’de Alevilerin uğradığı haksızlıkların ve asimilasyonun çok çeşitli olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Örneğin, Alevilerin uğradığı en büyük asimilasyonlardan bir tanesi eğitim alanındadır. Özellikle çocuklarımızın eğitim konusundaki görmüş olduğu asimilasyonu bu yüzyılın psikolojik işkencesi olarak görüyorum. Zorunlu din dersleriyle alakalı yaptığımız başvurular, eylemler, kazandığımız AHİM davaların tamamı Alevilere kat ve kat asimilasyon olarak geri dönmüştür.
Alevi köylerine zorla yapılan camiler, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı, yatılı bölge okulları, üniversitelerde Aleviler adına açılan kürsülerde Aleviliğin asimile edilmesi, Alevilerin burada yok sayılması ve Alevi köylerinin isimlerinin değiştirilmesi gibi çeşitli asimilasyonlar da uygulanmaktadır.
“TÜRKİYE’NİN SORUNU KENDİLERİYLE YÜZLEŞMEME SORUNUDUR”
Her dönem, her yerde şunu dile getirdik: Türkiye’nin sorunu Alevilik değildir, Türkiye’nin sorunu Kürt sorunu değildir, Türkiye’nin sorunu; çoğunluğu oluşturanların başkalarına yaşam hakkı vermeme sorunudur, onların kendileriyle yüzleşmeme sorunudur. En temel sorunlardan bir tanesi toplumsal yüzleşmeyi gerçekleştirememe sorunudur.”
“ALEVİ TARİHİ, SÜRGÜN, ASİMİLASYON VE EZİLME TARİHİDİR”
“Alevi tarihi hepimizin çok iyi bildiği gibi hep bir mağduriyet, bir asimilasyon, bir sürgün, bir ezilme tarihidir” diye konuşan Yazar Erdoğan Aydın ise bugünün gündeminde olan konular üzerine şunları söyledi:
“Son haftaki siyasal muktedirlerin konuşmalarını anımsadığımızda, zannediyorum önümüzdeki kısa ve orta vadede daha büyük bir tedirginlik yaşamak için çok büyük nedenler karşısındayız. Dolayısıyla sorunun sadece bizimle olmadığını, sadece bugünle ilgili olmadığını ve bugünün bütün zamanlardan daha ciddi, daha sıkıntılı, daha boğucu olduğunu anladığımızda mutlaka inanç özgürlüğünün kazanılmasına, bugüne kadar yürüdüğümüz kesimlerden daha geniş bir kesimle beraber yürüyebilme imkanlarını yaratan bir duruş, bir söz, bir program üretmek gibi bir sorunla karşı karşıyayız.”
“TÜRKİYE’DE EN ÖNEMLİ SOSYAL VE DEMOGRAFİK GELİŞME ANADOLU’NUN ALEVİSİZLEŞTİRİLMESİDİR”
Bir diğer konuşmacı Ayfer Karakaya da, Anadolu’nun Alevisizleşmesi ve Alevisizleştirilmesi konusunda değerlendirmeler yaparak şu şekilde konuştu:
“Geldiğimiz noktada bugün Türkiye’deki en önemli sosyal ve demografik gelişme bence Anadolu’nun Alevisizleşmesi, Alevisizleştirilmesi sürecidir. Akademisyenler tarafından şaşırtıcı derecede az ilgi gösteriliyor bu meseleye. Aslında bizler Aleviler olarak da sürekli asimilasyon politikalarından elbette yakınıyoruz ve bunun farkındayız.
Ama bu esnada büyük resmi biz de kaçırıyor olabiliriz. Çünkü gündelik hayatımızda belki değişimleri bire bir hissedemiyoruz. Ama kendimizi biraz geriye çekip yıllar içinde yaşadığımız değişime baktığımızda geldiğimiz noktada Anadolu’nun Alevisizleştirilmesi ve Alevisizleşmesi konusunda bütün örgütlerimizin her şeyi bir yana bırakıp bu mesele üzerine yoğunlaşması gerekiyor.”
PİRHA- Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına yönelik Alevi Dernekleri Federasyonu ve Garip Dede Cemevi Başkanı Celal Fırat, çok sert tepki gösterdi. Fırat, “Alevilerin kanlarını dökerek veya Alevileri tehdit ederek durdurmayı ve bu iğrenç düşünce üzerinde ülkeyi kaosa sürüklemeyi planlamak şerefsizliktir” dedi.
Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla Alevilik konusuna neden değindiğine açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.
Alevi Dernekleri Federasyonu ve Garip Dede Cemevi Başkanı Celal Fırat, Peker’in bu iddiasına yönelik değerlendirmelerde bulundu.
“ALEVİLERİN DEVLETLE OLAN İLİŞKİSİ SADECE KATLİAM TARİHLERİYLE BELLEKTEDİR”
Değerlendirmelerinde, baskı ve zulme karşı duran Alevi toplumunun tarih boyunca gerici-faşist ideolojinin ve onların mafya artıklarının hedefinde olduğunun altını çizen Fırat, “Alevilerin katledilmesi, asimilasyonla yok edilmesi gereken, bir düşman olarak gören devletin kendisidir. Her dönem devlete bağlı bir suç örgütü vardır ve yaşanmış toplumsal olayların, etnik ve inançsal katliamların paraleli, devletin içinde ki mafya ya da organize suç örgütleridir. Geçmişe dönüp baktığımızda Alevilerin devletle olan ilişkisi sadece katliam tarihleriyle bellektedir” dedi.
“TÜM ALEVİ KATLİAMLARININ ÇAĞRISI AYNIDIR”
Fırat, “Kerbela , Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve Gezi katliamlarının nedeni; Alevilerin insani duruşlarıyla, yoluyla ve inançsal ilkeleriyle yaratılan toplumsal zulme karşı çıkmasıdır” vurgusu yaparak, “Bu Hüseyni duruş, o günden bugüne yayılmacı fetihçi, faşist ve gerici zihniyetini ve onun efendilerini ve hatta devlet makamlarını, mafya usulüyle yönetenleri rahatsız etmiştir ve edecektir” ifadelerini kullandı.
Tüm Alevi katliamlarının çağrısının aynı olduğunu söyleyen Fırat, Alevi katliamlarının çağrılarını şöyle sıraladı:
Hepsinde dini savaş çağrısı vardır. Sünni halk, Alevi halka düşman edilmiştir.
Bütün Alevi katliamları devlet tarafından doğrudan ya da dolaylı desteği ile organize edilmiş ve desteklenmiştir.
Tüm katliamların ekonomik boyutu vardır. Katledilen Alevilerin malları ve toprakları pay edilmiştir. Aleviler, demografik göçe zorlanmışlardır.
Tüm katliamların üzerini önce devlet örtmüştür ve katledilenlerin Alevi olmasına rağmen mağdur olan hep devlet olmuştur. Böylece toplumsal belleği temizleyen devlet her dönem yeni bir Alevi katliamı yapmıştır.
Aleviler açısından devletin derin tarihsel hafızasında herhangi bir değişme olmadığını ifade eden Fırat, şunları kaydetti:
“Ciddi bir tehdit haline gelen organize suç örgütleri, yine hükümeti ve dolayısıyla devleti ele geçirmiş görünüyor. Burada farklı olan durum ise devletin artık mafya devleti olduğu gerçekliğidir. Çünkü karşılıklı tehditler ve konuşmalar, sorunun ulusal güvenlik sorununu da aştığını, devletin her biriminin eroin ,silah ve her türlü kaçak suç/ticaretin suç ortaklığına girdiğini işaret ediyor.”
“Bu haliyle; Alevilerin tehdit edilmesi ve katliamlara fırsat verilmesi, toplumsal olayların nabzını Alevilerin kanlarını dökerek veya Alevileri tehdit ederek durdurmayı ve bu iğrenç düşünce üzerinde ülkeyi kaosa sürüklemeyi planlamak şerefsizliktir” diye belirten Fırat, şöyle devam etti:
“Siyasi ömürlerini mafyaya hizmet etmekle geçiren devlet adamlarına uyarımız; Sizler çıkarlarınız için makamlarınızı suç örgütlerine teslim etmiş olabilirsiniz ancak sizin art niyetli vicdanınız ve yüreğiniz bir tek Alevi vatandaşını katletmeye, tehdit etmeye yetmeyecektir.
Alevilerin örgütlülüğü sizin kötülüklere bulaşmış derin hafızanızı parçalayacaktır. Meşru-müdafaa kanalları başta olmak üzere, tüm aydın, ilerici ,adaletle yürüyen, doğru ittifak anlayışı ile birlikte hareket ederek bu güzel vatanı kardeşçe ama farklı yaşanır kılacaktır.”
PİRHA- Alevi inancında dil-inanç ilişkisine dair PİRHA’ya konuşan DAD Genel Sekreteri ve Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, Alevi inancında dilin sadece bir konuşma aracı olmadığını, aynı zamanda bir ikrar verme şekli olduğunun altını çizdi. Kete, “Alevi diliyle anlatılan hakikat sadece Alevilere yönelik değildir. Dile getirilen söz sadece Alevilere yönelik değildir. Aleviler bütün kainata seslenirler. Barışın, aşkın, sevdanın, direnişin, özgür toplumun, neolitik toplumun dilidir” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Sekreteri ve Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete Alevi inancında dil-inanç ilişkisine dair sorularımızı yanıtladı.
PİRHA: Sosyal ve kültürel bir olgu olarak dilin, kültürün manevi unsurlarından ve temel sosyal kurumlardan olan inançla nasıl bir ilişkisi vardır?
ZEYNEL KETE: Alevi inancında dil ve inanç ilişkisine baktığımızda öncelikle inancın oluşum sürecini göz önüne almak lazım. Rea Haq Aleviler, genellikle Alevi sürekleri kendi inançlarını zaman ve mekan içerisinde tanımlarken, inançlarının, sesin söze dönüştüğü andan itibaren olduğuna inanıyorlar. Bu insanlaşma ve toplumsallaşma ile beraber, insanların ayakları üzerine kalkıp, sesi söze dönüştürüp kendi etraflarında ilk kültür kırıntılarını oluşturduğu günden bugüne bu inancın oluştuğuna inanıyorlar. Çünkü birey evrenle iletişim kurduğunda ilk iletişim kurduğu şeyler, hava, su, toprak ve ateştir. Doğal olarak ses ve bu süreçte söze dönüştüğü günden itibaren bu inanç başlıyor.
“ALEVİ İNANCINDA DİL, AYNI ZAMANDA BİR İKRAR VERME ŞEKLİDİR”
Doğayı, insanı, canlı cansız varlıkları içinde barındıran Alevi inancında dil ne anlam ifade ediyor?
Rea Haq Alevi terminolojisine baktığımızda, bu kavramlardaki derinliği görüyoruz. Ben hem kendi yaşamım içerisinde hem de yakın zamana kadar da her Alevi süreği kendi diliyle, kendi anne diliyle, kendi erkanını, inancını yürütüyordu. Ben Dersimliyim. Dersim’de de kendi anadilleriyle, kendi inançlarını yaşıyorlardı. Yani şunu rahatlıkla diyebiliriz, bizim yaşadığımız ve yürüttüğümüz erkanın çoğu kavramlar, kuramlar ve kelimeler kendi dilimizin kavramlarıydı, kendi dilimizin kelimeleriydi. Alevi inancında dil sadece bir konuşma aracı değildir, aynı zamanda bir ikrar verme şeklidir. İkrarına bağlı kalmak anlamına gelir. Sözün kutsallığı, sözün gücü söyleme şeklinde, hitabetinde değil, anlamındaki derinliktedir. Söz ağızdan çıkar ama kalpten gelir. Bu yönüyle kalp Hakk’ın mihman olduğu mekan olduğundan dilin kutsallığı biraz da bununla ilgilidir. Bundan dolayıdır ki hakikatli söze “Hakk Kelamı” denilir. Kavline sadık kalma, rıza toplumunun temel ilkesidir. Kavl ise verilen sözdür, sadık kalmadır.
Bu kutsallık aynı zamanda Ezidi ilahilerinde de vardır. Sözcüklerin kutsallığı aynı zamanda biz inanıyoruz ki sözcükler ruh taşırlar. Bu nedenledir ki her sözcük doğru ve yerinde kullanılmalıdır. Bu yönüyle insanlara verilen isimler, kutsallara verilen isimler, öyle sıradan basit isimler değildir. Yani rıza toplumu süreğinde herkes isim vermez. Kavramlar, kurallar gökten zembille inmiyor. Somut, tarihsel zaman ve mekanla ilişkileri vardır. Sözün kutsallığı içinde toplumsallığı barındırır. Eğer içinde toplumsallık, ikrar ve rızalık varsa toplumsallıkla orantılıysa söz kutsaldır. Bundan dolayı “Pir sözü Hakk nefesidir” diyoruz ve bu sözün içinde hilaf olmaz.
“ALEVİLER BÜTÜN KAİNATA SESLENİRLER”
Özellikle Dersim coğrafyasında Aleviler kendilerini dil üzerinden tanımlıyorlar. Bunu nasıl okuyorsunuz?
Binlerce yıllık yaşanmışlığın zihniyet dünyasının, toplumsal hafızanın bileşkesidir. Dersim bölgesinde Aleviler kendi inançlarını Xızır üzerinden tanımlarlar. Çünkü Xızır aynı zamanda özgür bir zihin yapısıdır. Bundan dolayı kendilerini Xızır üzerinde ve dil üzerinde tanımlamaları son derece diyalektiksel bir gerçekliktir. Alevi dili özgür toplumun dilidir. Xızır’ın dili özgür toplumun dilidir. Xızır’ın dili aynı zamanda neolitiğin dilidir, barış dilidir. En önemli karakteristik özelliği yaratıcı olmasıdır. Bundan dolayıdır ki doğayla da tabiatla da sürekli bir ilişkisi vardır, sürekli kendisini var edendir, doğanın renkliliğidir.
Alevi diliyle anlatılan hakikat sadece Alevilere yönelik değildir. Dile getirilen söz sadece Alevilere yönelik değildir. Aleviler bütün kainata seslenirler. Barışın, aşkın, sevdanın, direnişin, özgür toplumun, neolitik toplumun dilidir. Tekçi zihniyetler, Na Haq zihniyet Dersim Katliamı öncesi raporlaşmalarında da var, katliam sürecinde de görüyoruz, net olarak bu özgür toplumun zihin dünyasını yok etmek istiyor. Bu neolitik kültürün aryenik damarın dili, direnen inanç gerçekliği bu dilde saklıdır ve bunu yok etmek için dile yönelmiştir. Asimilasyon politikaları en üst düzeyde yapılmıştır.
“ÖZGÜR TOPLUM DİLİ UNUTULURSA, ÖZGÜR TOPLUMUN DÜŞÜNCESİ VE HAFIZASI DA UNUTULUR”
Alevi inancı üzerindeki asimilasyona baktığımızda dil asimilasyonuyla bir paralellik kurabilir miyiz?
Özellikle Dersim Katliamı’ndan sonra bölgede özellikle kız çocukları yatılı bölge okullarına götürülerek asimile edilmeye çalışılmıştır. Çünkü özgür toplum dili unutulursa, özgür toplumun düşüncesi ve hafızası da unutulur. Dile kavuşmak, zihin oluşturmak, tanımlamak ve evreni bilmek güçlü bir yaşam gerekçesine sahip olmaktır. Dile kavuşmuş toplumlar, güçlü bir yaşam gerekçesine kavuşmuş toplumlardır. Aynı zamanda dilin gelişmişlik düzeyi, o toplumun gelişmişlik düzeyini ele verir.
PİRHA-Tiyatro sanatçısı Cemal Uçarman, komşusu tarafından saldırıya uğradı. Komşusunun kendisine keserle saldırdığını söyleyen Uçarman, “Komşumun eşi ile yanında bulunan kadınlar da beni ‘kafirler, kızılbaşlar’ diye taşladılar” dedi. Üç dişi kırılan Uçarman “Nefret suçu üzerine şikayetçi oldum” dedi.
Türkiye’de Alevilere yönelik nefret saldırıları artarak sürüyor. Devlet tarafından inancı ve ibadethanesi kabul edilmeyen Aleviler, okulda, sokakta, işyerinde, hastane, mahallede, yaşadığı apartmanda aşağılanıyor, hor görülüyor, hakarete uğruyor.
İstanbul Avcılar’da yaşayan Tiyatro Sanatçısı Cemal Uçarman da nefret söylemlerine ve saldırıya maruz kaldı.
Komşusu tarafından dün saldırıya uğrayan Uçarman, yaşananları PİRHA‘ya anlattı.
“KOMŞUM KESERLE BANA SALDIRDI”
Uçarman, kendisine nefret söylemlerinde bulunan ve keserle saldıran komşusunun 3 ay Almanya’da yaşadığını, geri kalan zamanlarda ise Türkiye’ye geldiğini belirterek, yaşananları şöyle aktardı:
“Yaşanan olayın öncesinde arkadaşlarımız, dostlarımız evimize geldiğinde etrafımızda sürekli söylenerek dolaşıyordu. En son bir hafta önce bana ‘komşu benim evimin sınırlarına geçmişsiniz’ dedi. Ben de yetkili kişiler tarafından gelinip yerlerin belirlenmesi ve ardından herkesin sınırına duvar örülmesi önerisinde bulundum.
Dün arkadaşımla otururken sesler duydum ve baktığımda annemle tartıştığını, babamı itmeye çalıştığını gördüm. Annem ve babam 94-95 yaşlarında insanlar. Tartıştığı mesele yine bahçe sınırı meselesiydi. Benim yine ölçeriz, belirleriz dememe kalmadan keserle bana saldırdı.”
“BENİ ‘KAFİRLER, KIZILBAŞLAR’ DİYEREK TAŞLADILAR”
Uçarman, komşusunun kedisine keserle saldırmasının ardından eşinin ve yanındaki kadınların kendisini “kafirler, kızılbaşlar” söylemleriyle taşlamaya başladıklarını ve araya komşuların girdiğini söyledi.
Olayın ciddi bir boyutta yaşandığını ve polislerin geldiğini belirten Uçarman, “Üç tane dişim kırıldı, dudağım patladı, gözüm morardı. Hastaneye gittim, rapor aldım. Yarın tomografiden net rapor çıkacak. Nefret suçu üzerine şikayetçi oldum. Çünkü eşi de kendisi de bana “kafirler, kızılbaşlar” diye saldırdılar” dedi.
PİRHA- HDP Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mahmut Toğrul ve Rıdvan Turan, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına dair PİRHA’ya yaptıkları değerlendirmede, Alevilerin örgütlülüğünü yükseltme çağrısında bulundu.
Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla Alevilik konusuna neden değindiğine açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mahmut Toğrul ve Rıdvan Turan, Peker’in bu iddiasını PİRHA’ya değerlendirdi.
HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye’de Alevilere dönük provokatif girişimler ve tasfiye operasyonlarının ilk olmadığını belirterek, “Koçgiri’den başlayan ve Dersim’le, Sivas’la, Maraş’la, Çorum’la devam eden ve son aşamada da devletin, metropollerdeki Alevileri sindirmek, toplu yaşam alanlarını yok etmek, asimile etmek, inançlarını geriletmek yönünde adımlar attı, atıyor” dedi.
“ALEVİ TOPLUMU ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ SAĞLAMASI GEREKİYOR”
Gazi Katliamı üzerine yapılan araştırmalara, ortaya konulan birçok veriye bakıldığında devletin de işin içinde olduğu, karanlık ve kirli bir organizasyonun eliyle yapıldığı çok açık ve net olduğunu vurgulayan Kılıç Koçyiğit, “Yakın gelecek açısından bakıldığında AKP’nin kendisini kurtaracağı hiçbir şey olmadığını görüyoruz. AKP kendini kurtarmak için bir takım işlere girişebilir ya da devletin derin odakları denilen ama bugün artık derinliği kalmayan ve tamamen gün yüzüne çıkmış odakları bütün bu kaosu ve aleyhlerine işleyen süreci yeniden lehlerine çevirmek için bu tarz şeyler yapabilirler” diye konuştu.
“Alevi toplumunun kendi öz savunmasını yani örgütlülüğünü sağlaması gerekiyor” diyen Kılıç Koçyiğit, tüm Alevilerin, Alevi kurumlarının yan yana gelerek, demokrasi güçleriyle beraber bütün kirliliklere karşı ortak bir tutum alması gerektiğinin altını çizdi.
“HERKES BU KONUDA TEDBİRLİ OLMALI”
HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul da, geçmişten günümüze iktidarların toplumsal karışıklığa ihtiyaç duyduklarında ya Kürtlerle ya da Alevilerle ilgili bir provokasyon oluşturduğunu vurgulayarak, şunları ifade etti:
“Peker’in söylediği yeni bir durum değil. Hükümet veya derin devlet sıkıştığında bu iki hassas noktayı sürekli kullanarak toplumu germek ve kendi üzerlerindeki baskıyı farklı yöne kaydırmak için bu yolu kullanıyor. Biz bu noktada ilgilileri dikkatli olmaya çağırmak zorundayız. Herkes bu konuda tedbirli olmalı. Hükümet şu anda kendi üzerindeki bu baskının yönünü değiştirmek, farklı provokasyonlara başvurma potansiyeline sahiptir. Bunu tarihsel olarak da biliyoruz. Türkiye toplumu, Aleviler bu noktada hassastırlar. Gelişecek olan bu provokasyonlar boşa çıkarılacaktır. Artık bu örgütlülüğe ulaşıldığını düşünüyorum.”
“ZALİMKEN MUAVİYE OLANLAR ESKİ ZALİMLİKLERİNİ SÜRDÜREMEDİKLERİNDE ALİ’YE SARILIRLAR”
HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ise, “Devlet içerisinde çelişkiler ayyuka varınca bunlar bir bir dökülüyor ve daha da dökülecek çok şey var” diyerek, şunları dile getirdi:
“Ne yazık ki bizim memlekette zalim iken Muaviye olanlar mazlumluk noktasına ulaştıklarında ya da eski zalimliklerini sürdüremediklerinde Ali’ye sarılırlar. Ne yazık ki böyle bir durum söz konusu. Şimdiye kadar Alevi toplumu sürekli katliamlarla hemhal olmuş bir toplum. Gazi bunun son örneklerinden bir tanesiydi. Ama Gazi’ye varana kadar, özellikle 80 öncesinde çok sayıda Alevi katliamı oldu ve bunlar derin devletin kendi iç mekanizmalarında planlanan kontrgerilla eylemleriydi. Bunların hiçbirinin faili bulunamadı. Doğrusunu söylemek gerekirse bulunmasını da beklemiyorduk. Devletten o zaman beklemediğimiz şeyi şimdi de beklemiyoruz ve ummuyoruz.
“ALEVİ HALKININ KENDİ ÖZ GÜCÜNE, DİRENİŞ POTANSİYELİNE GÜVENİYORUZ”
Biz Alevi halkımızın kendi öz gücüne, direniş potansiyeline güveniyoruz. Bunları yapabilirler. Peker söylediği için değil, genel olarak bu konularda temkinli ve uyanık olmakta, Alevilerle kaderi ortak yazılmış olan bütün toplumlar, kökler başta olmak üzere hepsiyle bir dayanışma ve mücadele arkadaşlığı içerisinde olmaya devam etmeliyiz. Zaten bu tarz şeyler Sedat Peker gibilerin ifşaatlarıyla engellenmez, tam tersi toplumların dayanışması, mücadele birliği ve birikimleriyle engellenir. Şimdiye kadar engellediğimiz gibi bundan sonra da böyle yapmalıyız.”
PİRHA-Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Ali Şeker, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in “Derin Mehmet’in adamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasına ilişkin konuştu. Şeker, “Geçmişte yaşanan olayların aydınlatılmaması yeni provokasyonlar için uygun ortam hazırlamıştır. Yeni provokasyonların olmaması için eskilerin aydınlatılması gerekiyor” dedi. Şeker, herkesin bu konuda uyanık olmasının faydalı olacağını vurguladı.
Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla Alevilik konusuna neden değindiğine açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.
CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Peker’in bu iddiasını PİRHA’ya değerlendirdi.
Kürtlerin, Alevilerin ve azınlıkların zaman zaman ihtiyaç duyanlar tarafından provokasyon amacıyla hedef gösterildiğini belirten Şeker, şöyle devam etti:
“Geçmişte yaşanan olayların aydınlatılmaması yeni provokasyonlar için uygun ortam hazırlamıştır. Yeni provokasyonların olmaması için eskilerin aydınlatılması gerekiyor. Bu tür provokasyon hedefleyenlerin artık toplumda yeteri kadar destek görmediklerini düşünüyorum. Ama kışkırtmalara ve kendi çıkarları için halkı birbirine karşı provoke etmeye devam edeceklerdir. Herkesin bu konuda uyanık olmasında fayda var.”
PİRHA-CAN TV Programcısı Veli Haydar Güleç, gündemde olan “devlet-mafya-siyaset-medya” ilişkisine dair değerlendirmelerde bulundu. Güleç, organize suç örtü başının itiraflarının yeni bilgiler olmadığını belirterek, “90’lı yıllarda yürütülen bir konseptin ortaya çıkardığı bazı sonuçların bir kısmını, yani deyim yerindeyse sadece buz dağının görünen kısmını bizlere göstermeye çalışıyorlar” şeklinde konuştu. Güleç, sadece Kürtler ve Alevilerin mağdur olmadığına, bütün toplumun mağdur olduğuna işaret etti.
Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, devlet-mafya-çete ilişkisine dair yayımladığı video serisi devam ediyor. Peker’in itiraflarına ve ifşalarına ilişkin hala savcılar harekete geçmezken, toplum da kaygıyla izliyor.
CAN TV Programcısı Veli Haydar Güleç, gündemde olan mafya-siyaset-devlet-medya ilişkilerine dair PİRHA’ya konuştu.
“KÜRTLER VE ALEVİLER AYNI İNKAR VE RET POLİTİKALARINA MARUZ KALDI”
Türkiye’nin 90’lı yıllarda kendi içerisinde yeni bir süreç başlattığını ifade eden Güleç, “Bu sebeplerden bir tanesi, Kürtlerin temel hak talepleri ve bu yönde verdikleri mücadeleydi. İkinci sebep ise Kürtler gibi Alevilerin de aynı inkar ve ret politikalarına karşı taleplerini dile getirmeye başlamasıydı. Çünkü Kürtler bir taraftan dil, kimlik, kültür diğer taraftan eğitim ve özerklik gibi taleplerini o gün politik talepler olarak dile getirmiş ve Kürt toplumu da bunu çok ciddi bir şekilde sahiplenmişti” dedi.
İfade edilen taleplerin devlette ciddi bir rahatsızlığa yol açtığının altını çizen Güleç, “1980 sonrası gelişmelere de baktığımızda devlet hazmetmediği bir süreci yaşamaya başladı. Aslında yüzyıllardır inkar ettikleri, reddettikleri bir sorunla yüzleşme ihtiyacı duydular” diye konuştu.
“93 KONSEPTİ OLARAK KÜRT LİTERATÜRÜNE GİRMİŞ BİR TERİM VAR”
Güleç, Kürtler ve Alevilerin taleplerinin birbiriyle örtüştüğüne dikkat çekerek, “Dil ve kimlik talebi ile Alevilerin inançlarının gereğini özgürce yerine getirebilmeleri için inanç merkezlerinin statüye kavuşturulması ve zorunlu din dersleri vb. uygulamaların kaldırılması gibi talepler vardı. En önemli ortak talep özgür ve eşit olmak istiyorlardı. Yani hem Kürt hem Alevi tarafında toplumsal bir eşitlik talebi vardı” diye belirtti.
93 konsepti olarak Kürt literatürüne girmiş bir terimin varlığına değinen Güleç, “O dönemde Türkiye’de devlet, geçmişteki uygulamalardan farklı olarak yeni bir uygulama başlattı ve devletin aslında kendisinin organize ettiği, bizzat içinde yer aldığı yeni oluşumlar devreye girmeye başladı. Mesela JİTEM ortaya çıktı. Bu, Türkiye’de, Başbakan’ın ilan ettiği, “Teröre destek veren Kürt iş adamlarının listesi elimizde” sözüyle başlattığı ve ardından faili meçhul cinayetlerin, kayıp olaylarının yaşandığı bir süreç başladı. Bu süreç aslında bir imha süreciydi. Yani bu konsept karşı tarafın taleplerini şiddet yoluyla bastırmaya, şiddet yoluyla ortadan kaldırmaya yönelikti” şeklinde konuştu.
“MAKDÜL ASLINDA FAİLİ GÖSTERİYOR”
Şu an ki İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre Türkiye’de 4 bin faili meçhul cinayetin işlenmiş olduğu ve binlerce kayıp olayının bulunduğu bilgisini paylaşan Güleç, “Bu veriler devletin bazı raporlarına da yansıyan veriler. Bu verilere göre deyim yerindeyse Kürt coğrafyasının binlerce köyü yakılıp yıkıldı, milyonlarca Kürt yerinden, yurdundan edilerek zoraki sürgüne gönderildi. Yani aslında zoraki bir iskana tabi tutuldu” dedi.
Güleç, bunların yanında neredeyse her gün sokak ortasında cinayetlerin de işlenmeye başlandığını söyleyerek, aslında bu cinayetlerin faillerinin belli olduğunu belirtti. Güleç, o dönemden bir gazetecinin “Makdül aslında faili gösteriyor” ifadesini örnek göstererek, “Yani siz makdüle baktığınızda faili görebilirsiniz gibi bir tabirdi ve gerçekte buydu zaten. Sonrasında JİTEM ile birlikte Hizbullah ortaya çıkmaya başladı. Aslında tüm bunlar, devletin bu tür ilişkileri ne kadar pervasızca kullandığının bir göstergesiydi” açıklamasını yaptı.
“BİLİNENLERİN YARGI SÜRECİYLE ORTAYA ÇIKARILMASI HERKESİN TALEBİYDİ”
Yaşananların aklanmasını sağlayabilecek bir hukuk ayağının da oluşturulduğuna vurgu yapan Güleç, şunları kaydetti:
“Örneğin Susurluk kazasından sonra dava açıldı. İbrahim Şahin, Mehmet Ağar vb. birkaç kişi ve kimi JİTEM elemanları bir dava sürecine tabi tutuldu. Ama bu davaların çoğu takipsizlikle sonuçlandırıldı. Hatta bu suçu işleyenlerin bazıları neredeyse onurlandırıldı. Devlet tüm bu olayların içinde kendini aklama telaşı içerisindeydi. Davaların düşürülmesi, davaların sonuçlandırılmaması bunun bir sonucuydu.
2000’lerin başında ise yeni bir süreç başladı. Toplumun bir bütününde, yeni bir barış süreci ve toplumda bazı olumlu adımların atılması konularında bir umut vardı. Ama yaşananlar unutulmamıştı ve işlenen suçların yargı süreciyle ortaya çıkarılması herkesin talebiydi.”
“90’LARDAKİ DEVLET AKLI BUGÜN DE DEĞİŞMEDİ”
Güleç, 2015’ten sonra ise AKP’de de önemli bir değişim ile bahar havasının bir anda kışa döndüğünü ve sonrasında 90’larda yaşanan konseptin bir benzerinin yeniden hayata geçmeye başladığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Devlet yeniden mafyayla ve karanlık güçleriyle bir araya gelmeye başladı. Onlar hükümet adına mitingler düzenlemeye başladılar. Bu bize, 90’lardaki devlet aklının bugün de pek değişmediğini gösterdi. Sorunu çözmeye yönelik, mevcut sorunları toplumsal barış ve eşitlik çerçevesinde çözmede bir irade olmadı. Aksine devletin hala bu tür sorunları şiddet yoluyla bastırıp, bir şekilde ortadan kaldırmaya yönelik anlayışının olduğunu gördük.
90’lı yıllarda Alevilere yönelik çok önemli saldırılar yaşandı. Birincisi Sivas Katliamı. Çok organize bir katliamdı. 8 saat boyunca 33 insanın yakılıp, katledilmesini hep birlikte izledik, bunu bize ve bütün dünyaya seyrettirdiler. Bu organize bir katliamdı. Diğer bir saldırı ise Gazi Katliamı. Bir Alevi dedesinin vurulmasıyla, kahvede katledilmesiyle başlayan ve daha sonra Alevilerin, oradaki duyarlı kesimlerin çıkıp bunu protesto etmesiyle yeni bir katliam yaşandı. İlginç olan da bu davaların hiç birinden sonuç alınamamış olmasıdır. Bunların hepsi devletin bilgisi dahilinde yapılmıştır.”
“BU İŞİN RANTI VAR, BELLİ Kİ BU RANT PAYLAŞILAMADI”
Veli Haydar Güleç, Sedat Peker’in, devlet-mafya-siyaset-medya ilişkisine dair yayımladığı video serisine yönelik de şunları söyledi:
“Bugün ortaya çıkan zat, bir dönemin devlet tarafından kullanılan ülkücü yapılarındandır. Bugün dönüp baktığımızda bu kişi birilerini suçlarken aslında bir taraftan da kendisine sahip çıkması için çaba sarf ediyor. Aslında Erdoğan’a, devlete laf söyletmemek, devleti sürekli kutsamak gibi cümlelerle kendini korumaya almaya çalışıyor.
Bu tür işlerde çok kirli ilişkiler var. Adam öldürmekle bitmiyor, bir de rantı var bu işin. Belli ki bu rant paylaşılamadı. Geçmişte eroin, insan kaçakçılığı bu işin içerisindeydi. Bugün de eroin kaçakçılığının nasıl yapıldığından, kimlerin bu işin içinde olduğundan ithamlarıyla, suçlamalarıyla bahsediyor. Devletin desteği olmadan bu işi yapamayacaklarını herkesin çok iyi bilmesi gerekiyor.”
“İHD’NİN ELİNDE ÇOK CİDDİ VERİLER VAR”
“Bugüne kadar toplum konuların çoğunda konuştu, tartıştı, tüketti ve bitirdi. Ortaya bir sonuç çıkarma konusunda bir çaba sarf edilmedi” diyen Güleç, yapılması gerekenlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle de konunun tarafları; Kürtler, Aleviler gibi kesimlerin bu tür konuları çok daha fazla dillendirmesi gerekiyor. Bugüne kadar sonuç alınamamış, kapatılmış bütün dosyaların ortaya çıkarılması, davaların yeniden yeniden görülmesi gerekiyor. Bu yüzden de başta Alevi kurumları olmak üzere Türkiye’deki bütün demokratik çevrelerin ortak paydalarda bir araya gelip bu konuda ciddi çalışmalar yürütmeleri gerekiyor.
Örneğin İnsan Hakları Derneği’nin elinde 90’lı yıllara ait hak ihlalleri, faili meçhul cinayetler, kayıp olayları, devlet eliyle işlenen cinayetler, katliamlar gibi konulara ilişkin çok ciddi veriler var. Bu verilerin mutlaka değerlendirilmesi ve bunun üzerine yeni bir kamuoyu oluşturulması gerekiyor.”
“BU BEDEL NE KADAR AĞIR OLURSA OLSUN BİZİMLE BİTMEK ZORUNDA”
Hükümetin şu anda içinde bulunduğu durumun bir açmaz olduğuna ve bu açmazı derinleştirmenin, demokratik muhalefeti güçlendirmenin, bu ülkede gerçekten bir çözümü öncelemenin, başta Alevi kurumlarının olmak üzere Türkiye’deki bütün demokratik kamuoyunun görevi olduğunu hatırlatan Güleç, “Bu sürece katkı sunamazsak, inanıyorum ki ileride hepimiz vicdanen de rahatsız olacağız. Bu sorunlar çözülmediği sürece bedel bizimle sınırlı kalmayacak, bizden sonraki kuşaklarda ağır bir bedelin sorumluluğunu mutlaka taşıyacaklardır. O yüzden bu bedel ne kadar ağır olursa olsun bizimle bitmek zorunda” dedi.
“BU ÜLKEDE SADECE KÜRTLER VE ALEVİLER DEĞİL, HERKES KAYBETTİ”
Güleç, son olarak geçmişte yaşananların hesabının mutlaka görüleceğini belirterek şunları paylaştı:
“Bu sorunlar başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere, bu ülkede demokrasi isteyen, eşitlik ve özgürlük isteyen bütün kesimlerin sorunu ve derdidir. Bunu bir mafya bozuntusunun anlatmasıyla öğrenmiş değiliz. Kamuoyunun bunu bilmesi gerekiyor. Biz bunların çok daha fazlasını biliyoruz, çok daha fazlasına tanık olduk ve yaşadık. Burada önemli olan bizim anlattıklarımızın kayda değer olmasıdır.
Ama bugün bile yaşadığımız bir sürü yakın, sıcak olay var. Bunların hepsi orta yerde duruyor. Bunların hepsinin bir şekilde ortaya çıkarılması ve devletin bu yaşananlardan dolayı, toplumunun bütününden özür dilemesi gerekiyor. Çünkü sadece Kürtler, Aleviler mağdur olmadı, bu ülkenin bütün toplumu mağdur oldu. Kimisi çocuğunu kaybetti, kimi ürettiğinden kaybetti, kimisi ekonomisinden, hayatından kaybetti.
Bu ülkede herkes kaybetti ve bu kayıpların sorumlusu devlettir. Sonuçta devlet herkesin canını, malını korumakla mükelleftir. Bunların hesabı devlettedir ve devletin bu hesabı vermesi gerekir.”
-Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına dair konuşan FEDA Eş Genel Başkanı Demir Çelik, “Bitmemiş, tamamlanmamış görev nezdinde her zaman kurbanlık koyun durumuna düşürdükleri biz Aleviler bu sürece dur demek zorundayız” dedi. PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Cemevlerine yönelik bir saldırının olacağı ifade ediliyor ama ben bunun gerçekleşeceğini sanmıyorum” diye konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-HDP Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mahmut Toğrul ve Rıdvan Turan, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına dair PİRHA’ya yaptıkları değerlendirmede, Alevilerin örgütlülüğünü yükseltme çağrısında bulundu. FOTO
-Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına dair konuşan HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “İktidar bu sözleri kim söylüyorsa ciddi bir şekilde araştırıp sorumluları cezalandırmak zorundadır” dedi. AKD Genel Başkanı İsmet Kurt da, “Şu ana kadar cemevlerine saldırı konusunda bize ulaşan bir şey yok ama o şahsın kullandığı ifadeler için savcılıkların harekete geçmesi lazım. Cumhuriyet Başsavcılarını biran önce göreve çağırıyoruz” dedi. FOTO
-Can TV Programcısı Veli Haydar Güleç, gündemde olan “devlet-mafya-siyaset” ilişkisine dair değerlendirmelerde bulundu. Güleç, anlatılanların yeni şeyler olmadığını belirterek, “90’lı yıllarda yürütülen bir konseptin ortaya çıkardığı bazı sonuçların bir kısmını, yani deyim yerindeyse sadece buz dağının görünen kısmını bizlere göstermeye çalışıyorlar. Yoksa bunlar bizim bilmediğimiz, tanık olmadığımız olaylar değildi” şeklinde konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
– Yazar Mehmet Kabadayı Halk TV’deki bir programda cem olunmadan semah dönülmesini eleştirdi. ‘Semahımız seyirlik oyun değildir’ diyen Kabadayı yaptığı açıklamada, “Bu toprakların 100 yıllık tarihinde inkâr, katliam, asimilasyon ve manipülasyon acı bir gerçektir. İsmi geçen programda semah dönenleri, göz yumanları, görmezden gelenleri ve de Alevi toplumunun değerlerini kendi siyasal çıkarlarına alet edenleri kınıyorum” dedi. FOTO
– Kocaeli Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevinde kalan mahkumlar Beşiktaş’ın şampiyon olduğu gece kapılara vurarak kutlama yaptı. Kutlamaya katılan Cihangir Çeliker’in gardiyanlar tarafından süngerli oda denilen yere götürülerek işkenceye maruz kaldığı iddia edildi. Çeliker’in kardeşleri; “Abimin yine işkence görmesinden ve sürgün edilmesinden korkuyoruz” dedi.- FOTO
– OHAL KHK’ları ile ihraç edilen ve 4 yıldan fazla bir süredir Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde ‘İşimizi geri istiyoruz’ talebiyle eylem gerçekleştiren Yüksel Direnişçilerinden Mehmet Dersulu ve Alev Şahin 4. Kez hakim karşısına çıkacak. Dersulu ve Şahin’in aileleri; “Dışarıda haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme uğramaları yetmiyormuş gibi bir de hapishanede saldırıya ve hak ihlallerine maruz kalıyorlar. Herkesi KHK adaletsizliğine karşı Alev ve Mehmet’i sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi.- FOTO
-8 Aralık 2019 akşamı Dersim’de verdiği konserin ardından gözaltına alınan ve yaklaşık 4 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan Sanatçı Yılmaz Çelik’in 5. duruşması saat 09.00’da Tunceli Adliyesi’nde görülecek. FOTO
-Buyer Ana Gölü, Buyer Dağlarının zirvesinde 3200 rakımda bulunan bir krater gölüdür. Dersim’de ki kutsal mekânlardan biri olan Buyer Ana Gölü ziyaret olmasının yanı sıra yöre insanları Dersim Katliamında buralarda ki mağaralarda saklanarak hayatta kalma şansı yakaladıkları için önemli bir yerdir. GÖRÜNTÜLÜ
-Tokat’ın Zile ilçesine 3 km uzaklıkta koruma altında bulunan ardıç ağaçlarıyla kaplı Fırtıman köyüne mermer ocağı iddia ediliyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Erdal Koçak, “Her şeyden önce geçmişten devralmış olduğumuz toprağımızı, taşımızı, suyumuzu, ormanımızı, ağaçlarımızı koruyabilmek ve bizden sonraki yeni kuşaklara aynı şekilde ve aynı güzellikte aktarabilmek için bir çabamız var” dedi. FOTO
PİRHA-Gençlik Hareketi Koordinasyonu bugün Kadıköy Moda Sahili’nde bir araya gelerek, İkizdere’de rant uğruna ormanların katledilmesine, NASA’nın ‘Ayakkabıyla bile girilmemeli’ dediği Salda Gölü’nün imara açılmasına ve Marmara Denizi’nde fabrika atıklarının meydana getirdiği deniz salyasına ilişkin açıklama yaparak; “Yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz, beton yapıyoruz’ müjdesi veren iktidar bir tane arıtma sistemi yapmıyor. İşçiyi de doğayı da sömüren bu düzene karşı mücadele ediyoruz” dedi.
Gençlik Hareketi Koordinasyonu üyeleri bugün Kadıköy Moda Sahili’nde saat 15:00’te bir araya gelerek rant uğruna yaşanan doğa katliamlarına karşı eylem yaptı.
Kadıköy’de yapılan eylemde konuşan Gençlik Hareketi Koordinasyonu sözcüsü Ece Köroğlu, kapitalist düzenin doğayı rant uğruna, daha fazla para kazanma hırsı uğruna katlettiğini vurgulayarak şirketlere ve iktidara tepki gösterdi.
Kadıköy’de yapılan eylemde konuşanGençlik Hareketi Koordinasyonu Sözcüsü Ece Köroğlu, kapitalist düzene, şirketlere ve iktidara tepki göstererek şunları dile getirdi:
“Bize ‘bulaşıkları yıkarken, dişlerinizi fırçalarken muslukları kapatın, yerlere çöp atmayın’ diyorlar, endüstriyel atıkları denize atıyorlar. ‘Yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz, beton yapıyoruz’ müjdesi veren iktidar bir tane arıtma sistemi yapmıyor. İşçiyi de doğayı da sömüren bu düzene karşı mücadele ediyoruz.”
PİRHA- İnsan Hakları Derneği Kadın Komisyonu Mersin Şubesi yaptıkları basın açıklamasıyla 2020 Mart ile 2021 Nisan ayı arasında Mersin’de kadınların yaşadığı hak ihlallerine ilişkin hazırladıkları raporu paylaştı. Paylaşılan rapora göre Mersin’de bir yıl içerisinde hak ihlaline uğrayan 50 kadın İHD’ye başvurdu.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, 2020 Mart ile 2021 Nisan ayı arasında kentte kadına yönelik yaşanan hak ihlallerine ilişkin hazırladığı raporu açıkladı. Dernek binasında yapılan açıklamayı İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Zeynep Benli okudu.
Benli, İHD’ye başvuran hak ihlaline maruz kalmış kadınlara gerekli hukuki yardımların ve yönlendirmelerin yapıldığını belirterek, şunları aktardı:
“Dünyada ve Türkiye’nin her yerinde, toplumun her kesiminde bulunan kadınlara yönelik şiddet ve hak ihlalleri artarak devam etmektedir. Kadına yönelik yapılan baskı, zulüm ve şiddete yönelik yapılan basın açıklamalarına, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet etkinliklerine katılıyoruz. Yereldeki kadın eylemlerinde gözlemci olarak yer alıyoruz. Başvuruları ve gözlem raporlarımızı dikkate alarak doğru bilgiyi basın aracılığı ile kamuoyuyla paylaşıyoruz.
“DERNEK ÜYESİ OLAN KADIN ARKADAŞLARIMIZA YÖNELİK UYARI VE PARA CEZALARI BULUNMAKTA”
Son bir yıl içerisinde Mersin’deki kadın başvurularına baktığımızda; silahla yaralama, şiddet, taciz, çocuk istismarı, kadın örgütlerinin basın açıklamalarından aldığı para cezaları, Umum Hıfzıssıhha Kanununu ihlal cezaları, ev baskınları, cezaevlerinde çıplak arama, görüşlerdeki hak ihlalleri , pandemiden kaynaklı yaşanılan hak ihlalleri, açlık grevine verilen destekten kaynaklı tahliye engelleme, dolandırıcılık ve alıkoyma, nefret söylemleri, polisin kötü muamelesi, üniversite öğrencilerinin okuldan uzaklaştırılması, LGBT+ derneğine saldırı, boşanma sebebi ile tehdit, gözaltılar, mültecilerin kimlik başvurusu, belediyede çalışan kadınlara mobbing, çocukların velayeti başvurusu bulunmaktadır. Ayrıca dernek üyesi olan kadın arkadaşlarımıza yönelik uyarı ve para cezaları bulunmaktadır.
2020 yılında kadın ve LGBTİ+ bireyler olmak üzere derneğimize 36 kişi, 2021 yılında 14 kişi başvuruda bulunmuştur. Ceza evlerinde telefon görüşmelerinin engellendiğine ilişkin başvuruda bulunan anneye telefon görüşmesi yapması için idare ile görüşülmüş olup, annenin hakkı olan telefon görüşmesi sağlanmıştır.
“HAK SAVUNUCULARI OLARAK HER ALANDA ÇALIŞMALARIMIZA DEVAM EDİYORUZ”
İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmaması için Mersin Kadın Platformunun yaptığı basın açıklamalarına katılan, aralarında İHD üyesi kadınlarında bulunduğu kadınlara, para cezaları kesilmiş olup, aralarında İHD üyesi kadınlarında olduğu para cezası kesilen kadınlar, başvuruda bulunarak hukuki yardım talebinde bulunmuşlardır. Başvurular Hukuk Komisyonuna bildirilmiş olup ,Mersin Barosunu Kadın Birimi tarafından takibi sağlanmıştır. Sabahın erken saatlerinde; kolluk güçlerinin yaptığı ev aramalarında uğradıkları mağduriyetler, Mersin Valiliğinin, Kolluk Gücüne haber verilerek destek sağlanmıştır.
Derneğimizin avukatlarından Av. Gazi İnci’nin de davasını takip ettiği, eşi tarafından silahla yaralanan, vücudunda kalıcı hasarlar bırakılan Hatun Koç davasında; Hatun Koç, derneğimize başvurarak felç olmasından dolayı rapor almak için uğraştığından hukuki yardım talebinde bulunmuş olup, Hukuk Komisyonu tarafından takip edilmektedir
İstanbul Sözleşmesinin iptaline ilişkin yapılan basın açıklamaları nedeni ile para cezası kesilen kadınlara, Mersin Barosunun Kadın Birimi tarafından destek sağlanmıştır.
Hak savunucuları olarak bulunduğumuz her alanda çalışmalarımıza devam ediyoruz. İstanbul Sözleşmesinden imzanın çekilmesi, devlet eli ile şiddet meşrulaştırılarak otoriter anlayışın giderek güçleneceğini göstermektedir. Ayrıca, kadınların kazanılmış hakkı olan nafaka hakkı ortadan kaldırılmak istenmektedir. Çocuklarına bakmak zorunda olan kadınlar ekonomik anlamda ortak sorumluluk gerektiren ve ödenmesi zorunlu olan nafaka, haksız bir kazanç olarak görülmekte ve ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Cezaevlerinde de kadınlar şiddete maruz kalmakta, çıplak aramadan dolayı hak ihlallerinin yapıldığı, şiddet vakalarının, gerek cezaevlerine, gerekse sevkler sırasında kolluk güçlerince gerçekleştirildiği bildirilmektedir. Ayrıca , mahpushanelerdeki çocuklu annelerin sorunlarına çözüm getirilmemiştir.
Türkiye’de yasal anlamda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı bir ayrımcılık olmamasına rağmen yasalar bu yönde uygulanmamaktadır. LGBT+ bireylerin yaşadıkları ayrımcılık, nefret suçlarında failin cezasız bırakıldığı örnekler oldukça fazladır. Yaşama, çalışma, barınma örgütlenme, toplanma hakları sürekli olarak ihlal edilmekte, temel haklara erişimler engellenmektedir. “ İstanbul Sözleşmesi uygulansın, aile içindeki şiddet önlensin, çocuk istismarları son bulsun” basın açıklamasına katılan kadınlara para cezaları kesilmektedir.
Yine aynı şekilde “İstanbul sözleşmesinin iptaline “ ilişkin yapılan basın açıklamasına katılan kadınlara para cezaları kesilerek, aralarında İHD üyesi de bulunan kadınlar derneğimize yaptıkları başvurular ile hukuki yardım talebinde bulunulmuş olup, derneğimizin Hukuk Komisyonu başvurularla ilgili gerekli işlemleri başlatmışlardır.
“KADIN KATLİAMLARI DEVAM ETMEKTE”
Derneğimize başvuruda bulunan kadınlar; basın açıklamalarına katıldıkları için 100.000 lirayı aşan para cezaları ile karşılaştıklarından dolayı hukuki yardım talebinde bulunmuşlardır. Başvuruda bulunan kadınlar arasında İHD üyesi kadınlar bulunmaktadır. Başvurular arasında; kadınların eşleri, kardeşleri ya da çocuklarından dolayı sabahın erken saatlerinde evlerine kolluk güçlerince baskın yapılarak, aramaya maruz kaldıklarını evde bulunan çocukların psikolojilerinin bozulduğunu ifade etmiştir. Bütün bunlardan tedirgin oldukları için derneğimizden hukuki yardım talebinde bulunmuşlardır.
8 Mart Feminist Gece Yürüyüşüne katılan üç kadın çalışan, Akdeniz Belediyesi’nden Kot.29 nedeniyle işlerinden atılmış olduklarından, derneğimize başvurarak hukuki yardım talebinde bulunmuşlardır. İşten çıkarılan kadınlardan yedi aylık bebeği olan anneye “Doğururken bize mi sordun?” şeklinde onur kırıcı davranışlarla karşılaştıklarını beyan etmişlerdir.
Kadınlar katledilmekte, şiddete uğramakta, taciz ve tecavüze maruz bırakılmakta, failler cezasızlık politikaları ile adeta ödüllendirilmektedirler. Kadınlar, ev içi şiddete karşı savunmasız bırakılmakta, bu görünmezlik yaşamlarını tehdit eder hale gelmekte ve kadınlar korku ile susmaya mecbur bırakılmaktadırlar.
Kadın katliamları devam etmekte, Nadira Kadirova soruşturması yetersiz kalmış; Gülistan Doku halen bulunamamıştır. Üniversite öğrencisi gazeteci Yeldane Kaharman’ın ölümündeki gerçeklik ortaya çıkarılmamıştır. LGBTİ+’ lara karşı iktidar tarafından ayrımcı söylemler üretilmekte ve nefret suçları yaratılmakta, toplumun dezavantajlı grubu haline getirilmektedirler. Savaş mağduru ya da ekonomik olarak mülteci durumuna gelmiş kadınlar, her türlü emek sömürüsüne, şiddete, ayrımcılığa, tacize ve tecavüze maruz bırakılmaktadır.
Devleti yönetenler, 2011 yılında Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladılar. Bu sözleşme, kadın hakları açısından ve “toplumsal cinsiyetçi” politikaları eleştirmek açısından son derece önemli bir sözleşmedir. Bu sözleşmede hiçbir örf, adet ve “sözde namus” anlayışı kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamayacağı ifade edilmiştir. Sözleşmenin iptaline, kadınlar ve LGBTİ+ mücadelesi izin vermeyecektir. Dayatılan erkek egemen, feodal ve militer anlayışına ve uygulamalarına karşı çıkmaya devam edeceğiz.
Türkiye, 2011 yılında “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesine ve Bunlarla Mücadeleye” dair sözleşme olan İstanbul Sözleşmesini imzalamıştır. İstanbul Sözleşmesini imzalayan devletler GREVİO isimli bir mekanizma tarafından denetlenmektedir. Grevio‘nun (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu) 1 Ekim 2018 tarihinde açıklanan raporunda; toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı, Sivil Toplum Kuruluşlarına yönelik özellikle de İstanbul Sözleşmesi ve onun ilkelerini destekleyen, bağımsız kadın örgütlerine yönelik giderek artan, kısıtlayıcı koşullar nedeni ile endişe duyduklarını belirtmişlerdir.
İstanbul Sözleşmesi iptal edilemez. Türkiye, Anayasanın 90. maddesine göre değiştirilemez olan sözleşmenin yükümlülükleri yerine getirmeli, kadına yönelik şiddete karşı 6284 sayılı yasadaki maddeleri uygulamalıdır. Kadın mücadelesi; kadına yönelik şiddete karşı yapılmaktadır. Kadınlar, haklarından vazgeçmeyecek, hakları için mücadele etmeye devam edeceklerdir.”
PİRHA-Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanları Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın Nurhak’ta öldürülüşünün üzerinden 50 yıl geçti.
16 Mart 1971’de Malatya Kürecik’teki Amerikan radar üssünü tahrip etmeye giden Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’na (THKO) bağlı gruptan bir kısmı, 31 Mayıs 1971’de Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı İnekli Köyü civarında, mola verdikleri bir sırada jandarma birlikleri tarafından kuşatıldı ve teslim olmayıp birliklerle çatışmaya girdi.
Civardaki köylülerce eşkıya zannedilerek ihbar edilen gruptan Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan çatışma sırasında öldü. Mustafa Yalçıner ağır yaralandı. Hacı Tonak ise kaçamayarak yakalandı.
Metin Güngörmüş ve “Hemşerim” adıyla bilinen Ahmet Erdoğan ise kaçtı. Daha sonra 6 Haziran’da yakalanan Güngörmüş ve Erdoğan, Yalçıner ve Tonak’la birlikte THKO Davasından yargılandı.
Nurhak’taki çatışmada yakalanan Tonak, Erdoğan ve Güngörmüş ile yaralı olarak yakalanan Yalçıner önce idam cezası aldılar, sonra ömür boyu hapse mahkum edildiler.
Bugün ise Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanları Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın Nurhak’ta öldürülüşünün üzerinden 50 yıl geçti.
PİRHA-Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, bu yıl yapılacak olan Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerine yönelik alınan kararları açıkladı. Altıok, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri programının ayrıntılarının önümüzdeki günlerde açıklanacağını belirtti.
Hacı Bektaş Veli Dergahı, 1964 yılında 16 Ağustos günü müze olarak açıldı. 16 Ağustos 1964 tarihiden itibaren her yıl 16-17-18 Ağustos günlerinde ulusal çerçevede, 1990 yılından itibaren de uluslar arası çerçevede Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri olarak düzenleniyor.
Bu yıl düzenlenecek olan Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok tarafından açıklandı.
HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI
Anma Kurulu adına Hacı Bektaş Belediye Başkanı Altıok tarafından kamuoyuna sunulan açıklama şu şekilde:
58. Ulusal 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri çerçevesinde Anma Kurulu tarafından gerçekleştirilen toplantıda aşağıdaki kararlar alınmıştır.
58. Ulusal 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri 57 yıldır olduğu gibi hiçbir kurum, kuruluş veya kişinin himayesinde olmadan ; Hacıbektaş Belediyesi ve Anma Kurulu ile Alevi-Bektaşi Kurumları birlikteliğinde gerçekleştirilecektir.
58. Ulusal 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, 2021 UNESCO Hacı Bektaş Veli Yılı kapsamında bu yıl 16-22 Ağustos tarihleri arasında bir hafta sürecek şekilde düzenlenecektir.
Bilindiği üzere Alevi Bektaşi kültüründe önemli bir yer tutan Muharrem Ayı ‘’Matem Orucu’’ bu yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerini de kapsamaktadır. Alevi Bektaşi Kurum temsilcileri ve kanaat önderlerinin de talepleri doğrultusunda 58. Ulusal 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenecek etkinliklerde bu tarihlerde Matem Ayına da uygun yalnız sergi, panel, konferans ve tiyatro etkinlikleri düzenlenecek olup, protokol programı 21 Ağustos Cumartesi günü, konser ve diğer etkinlikler ise 21 Ağustos Cumartesi ve 22 Ağustos Pazar günü düzenlenecektir.
58. Ulusal 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri programının ayrıntıları önümüzdeki günlerde açıklanacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
PİRHA-Malatya’nın Akçadağ ilçesinde 13 yaşındaki çocuk sulama havuzunda boğularak hayatını kaybetti.
Malatya’da evinin önünde oynarken kaybolan 13 yaşındaki çocuğun cansız bedeni, sulama havuzunda yapılan aramada bulundu. Olayla ilgi soruşturma başlatıldı.
Edinilen bilgiye göre Akçadağ ilçesi Develi Mahallesi’nde haber alınamayan çocuk ihbarı üzerine Malatya büyükşehir belediyesi itfaiye daire başkanlığı su altı arama kurtarma ekiplerinden yardım istendi.
Bölgeye sevk edilen itfaiye ekipleri 30 dakikalık çalışmanın ardından 13 yaşındaki B. Ö ‘in cansız bedenine bahçe içerisinde bulunan sulama havuzunda 3 metre derinlikte ulaştı.
-2 Temmuz Sivas katliamında yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, müze komitesinin Web sitesi oluşturmasına ilişkin konuştu. Karababa, “Sivas katliamında yaşamını yitirenlere ait bugüne kadar tüm yazılanlar ile kimler ne görüş belirtmiş, bu dokümantasyonlara rahat ulaşabilmek, hem yaşamını yitiren canların, özgeçmişlerine ilişkin bilgileri ortaya çıkarmak ve özellikle devletin, Sivas’ta uyduruk bir ucubeye çevirdiği yeri müzeye dönüştürmek ve bununla ilgili çalışmalarımızı daha rahat paylaşmak için web sitesine ihtiyaç vardı, onun için kurduk” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA-Günebakan Kadın Derneği, ’Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri açılsın’’ projesine ilişkin basın bülteni yayınladı.
Bültende, “Kadın danışma merkezleri ve kadın sığınma evlerinin açılmasını, açılmış ve açılacak olan merkezlerin Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların güçlendirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele de daha etkili olmasının yol ve yöntemlerinin açığa çıkarılması amaçlamıştır.” vurgusu yapıldı.
“YASALAR UYGULANSIN KADIN DAYANIŞMA MERKEZLERİ VE KADIN SIĞINMA EVLERİ AÇILSIN”
Günebakan Kadın Derneği tarafından yayınlanan basın bülteninde şunlar kaydedildi:
“Günebakan Kadın Derneği olarak 10 aydır ‘’Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri açılsın’’ projesi yürütmekteyiz. Projemiz; Mersin Büyükşehir, Akdeniz, Mezitli, Toroslar ve Yenişehir Belediyelerini kapsamaktadır. Kadın danışma merkezleri ve kadın sığınma evlerinin açılmasını, açılmış ve açılacak olan merkezlerin Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların güçlendirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele de daha etkili olmasının yol ve yöntemlerinin açığa çıkarılmasını amaçlamıştır. Aynı zamanda Belediyeler ile STK’lar arasında iletişimin gelişmesi, sığınma evleri, danışma merkezleri ve bağlı hizmetlerinin geliştirilmesinde sürdürülebilir iş birliği hedeflenmiştir.
“KADININ YAŞAM HAKKI VE CAN GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI BİRİNCİL SORUNDUR”
Kadının yaşam hakkı, can güvenliğinin sağlanması hayati önemde ve birincil sorundur. Sığınma evleri kadınların hayatta kalması için önemli bir araçtır ve nicelikleri yanı sıra nitelikleri de çok önemlidir. Çünkü sığınma evleri kadının şiddetten uzaklaşıp şiddetsiz bir hayat kurması için güçlenmesi gereken bir mola yeridir aynı zamanda.
Mersin’de Büyükşehir Belediyesi ve Tarsus Belediyesine ait birer sığınma evi ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı iki sığınma evi bulunmaktadır. Nüfusu 100 bini geçen 8 belediye bulunmasına rağmen sadece iki belediyenin sığınma evi bulunmaktadır. Yaklaşık yarısı kadın olan 2.000.000 nüfuslu Mersin ili için sığınma evleri toplamda en az 135 yatak kapasiteli olmalıdır. Var olanlar ise toplamda 77 yatak kapasitelidir. Büyükşehir Belediyesinin iki Toroslar ve Mezitli Belediyelerinin birer danışma merkezi vardır.
“İLÇELERE GÖRE BİR ŞİDDET HARİTASI ÇIKARAMADIK”
Mor Çatı araştırmaları, Türkiye’de ev içi fiziksel ve/veya cinsel erkek şiddetine maruz kalmış kadınların %89’unun hiçbir kuruma başvurmadığını söylüyor. Kadına yönelik şiddetin yaygınlığı düşünüldüğünde bu oran ya kadınların başvurabilecekleri kurumları bilmediklerini ya da bu kurumlara güvenmediklerini göstermesinin yanı sıra kolayca erişebilecekleri ve yargılanmadan dinlenebilecekleri kurumların azlığını da göstermektedir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’na yaptığı sunumda 2014 yılından bu yana şiddet araştırması yapılmadığını ve kendisinin de artış nedenlerini merak ettiğini ifade etmiştir.
Kadına yönelik şiddet ile ilgili araştırmaları öncelikle yapması gereken kurumun bu alanda bir araştırma, veri toplama yapmadığını görüyoruz. Bu proje için kadına yönelik şiddetle ilgili Mersin’in analiz ve raporlama çalışması yaparken kurum ve kuruluşların cinsiyete dayalı veri çalışmasını ya hiç yapmadıklarını ya da çok yetersiz yaptıklarını gördük. O yüzden birçok veriye ulaşamadık, ilçelere göre bir şiddet haritası çıkaramadık.
“KADINA YÖNELİK ŞİDDET TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNİN SONUCUDUR”
Kadına yönelik şiddet toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucudur, eşitsizlik ve şiddet karşılıklı olarak birbirini besliyor ve bu sorun toplumsal bir sorundur. Dünya Ekonomi Forumu 2019 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde Türkiye153 ülke arasında 130. sırada bulunuyor.
Yerel yönetimler demokrasinin temel kurumlarındandır, Ülke düzeyinde sağlıklı bir demokrasiye erişmek için, yerellerde katılımcılık, eşitlik, haklara erişim önemsenmelidir.
“HERKESE EŞİT YEREL KAMU HİZMETİ”
Ülke genelinde ve de yerel yönetim birimlerinin birçoğunda “eşitliği hedefleyen” çalışma birimleri bulunmamaktadır. Kadına yönelik hizmetler genellikle toplum hizmetleri veya aile hizmetleri içerisinde yer almaktadır. Bu durum kadınların güçlenmesi için gereken temel ihtiyaçlara ve eşitliğe yönelen hizmetlerden ziyade toplumun kadına yüklediği geleneksel sorumluluklara göre hizmet üretilmesine sebep olmaktadır. “Herkese eşit yerel kamu hizmeti ‘’ anlayışı sonuçta eşitlik sağlamamaktadır. Yerel hizmetlerin sunumunda kadınların gereksinimleri dikkate alınmalıdır.
Bir başka gerçeğimiz ise şiddete uğrama olasılığı çok yüksek olan LGBTİ+ vatandaşları şiddetten koruyan hizmetlerin, destek alabilecekleri oluşumların hem merkezi hem de yerel yönetimler düzeyinde yok denecek kadar az olduğudur. Bunu sağlamak için her kesimin sorunları görülerek koruyucu önleyici hizmetlerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.
“BİR ÇALIŞTAY DÜZENLEYECEĞİZ”
Mersin’de yaşayan biz kadınların can güvenliğimizle, şiddetten korunarak eşitliğe giden yolda hem STK lar arasındaki hem de belediyeler ve STK’lar arasındaki iletişim ve iş birliğinin gelişmesini hedefledik. Birbirini destekleyen yerden söz üretebilmenin isabetli ve etkili adımların atılmasına katkısı olacağına inanıyoruz. Biz STK’lar bu kentte şiddeti ve sorunları daha yakın yerden gören hatta içinde olan ve sorunları yaşayanlarız. Belediyeler ise sorun çözmekle yükümlü ve güçlü kurumlardır.
Cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması hiçbir kurumun tek başına çözebileceği bir sorun değildir. Kültürel dönüşümü de gerektiren bu sorun için tüm özel, resmî kurumlar ve sivil toplum örgütleri olarak iş birliği içinde çalışmak durumunda olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız.
“ŞİDDETİN OLMADIĞI, SIĞINAKLARA İHTİYACIN KALMADIĞI BİR DÜNYA İSTİYORUZ”
28 Mayıs Cuma günü online olarak Büyükşehir, Akdeniz, Mezitli, Toroslar, Yenişehir Belediyeleri ilgili birim sorumluları, Mersin’de Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadele alanında çalışan STK temsilcilerinin ve konuk belediyelerin katılımı ile bir çalıştay düzenleyeceğiz.
Bu umutla yapmayı planladığımız çalıştayda; Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddet ilişkisini koparmadan planlanan hizmetlerin, kadınların beklediği hizmetler ve yöntemlerle buluşmasının olanakları ve imkânlarını araştırmayı ve bu süreçte başta cinsiyet ayrımcılığı olmak üzere tüm ayrımcılıklardan arınmış, çoğulcu demokrasiyi ve uzlaşma kültürünü geliştiren, hemşerilik hukukuna ve ortak yaşam bilincine hizmet eden ufka daha çok yaklaşmayı diliyoruz.
Aslında biz kadınlar şiddetin olmadığı, sığınaklara ihtiyacın kalmadığı bir dünya istiyoruz. Bunun yolu eşitlikçi bir dünya kurmaktan geçiyor.”
PİRHA-Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine Topçu Kışlası yapılmasına karşı onbinlerce yurttaşın başlattığı Gezi Direnişi’nin üzerinden 8 yıl geçti.
Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nda bir kısım ağaçların kesilerek alışveriş merkezi yapılması girişimine karşı başlatılan protesto eylemlerinin üzerinden tam 3 yıl geçti. Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın yaklaşık 2 hafta süren işgali sırasında, birbirinden çok farklı siyasi görüş ve kesimlerden insanlar bir araya geldi, dayanıştı. Burada, bir ruh oluştuğu söylendi, adına “Gezi ruhu” denildi.
Onlarca insanın yaşamını yitirdiği, 36 kişinin gözlerini yitirdiği ve binlerce insanın yaralandığı Gezi’nin direniş ruhu devam ediyor.
Gezi Direnişi’nin 8. yıldönümü dolayısıyla #Gezi8Yaşında hastagi ile sosyal medya üzerinden mesajlar paylaşılmaya devam ediyor.
-HBVAKV Didim Akbük cemevi Başkanı Haydar Kocaoğlu faaliyetleri hakkında PİRHA’ya bilgi verdi. İlk olarak 2012 yılında pazar yerinin yanında belediyeden bir ofis alarak çalışmalarını yürütmeye başladıklarını ifade eden Kocaoğlu, toplanan bağışlarla Akbük’te cemevi için 2016 yılında çok büyük bir katılımla temel atma töreni yaptıklarını 2020’nin sonuna kadar inşaatı belli bir aşamaya getirdiklerini ifade eden Kocaoğlu, Ancak pandemi nedeniyle yurtdışında ve burada bulunan canlarımız, dostlarımız gelmediği için etkinlikler yapamadık bağış bulamadığımızdan dolayı inşaatımız durdu” dedi. GÖRÜNTÜLÜ.
-Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için her hafta düzenledikleri eylemlerin 844’üncüsünü gerçekleştirecek.GÖRÜNTÜLÜ
-17 yıllık öğretmenlik mesleğinden bir gece yarısı yayınlanan KHK ile ihraç edilen Nursel Tanrıverdi 4 yıldır işine geri dönebilmek için direniyor. 4 yıllık direniş sürecini PİRHA’ya anlatan Tanrıverdi “Bu direniş boyunca yaşadığımız saldırılara, gördüğümüz işkencelere rağmen vazgeçmedik, pes etmedik. Biz sadece kendi işimizi istemiyoruz. KHK hukuksuzluğuna, adaletsizliğine maruz kalmış herkesin hakkını savunuyoruz” dedi. FOTO
-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 351. hafta basın açıklamasında cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekecek. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- Alevi kadınlar, 22 Nisan’da İstanbul’da Hakk’a yürüyen Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım’ı Gazi Mahallesi’nde bulunan kabri başında andı. Anmanın ardından Yıldırım’ın annesi Kezban Bektaş evinde ziyaret edildi.
Alevi kadınlar, İstanbul’da 22 Nisan 2021’de koronavirüs nedeniyle Hakk’a yürüyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım’ı, bugün Gazi Mezarlığı’ndaki kabri başında andı.
Anmayı gerçekleştiren Yıldırım’ın arkadaşları Sadegül Çavuş, Dilber Özdemir, DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu, Çilem Küçükkeleş, sanatçılar Pınar Aydınlar ve Ayfer Düztaş, PSAKD Kartal Şube’nin eski Başkanı Songül Tunçdemir, PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, PSAKD Ataşehir Şube Üyesi Nafiye Kaban ve Eğitim Sen üyesi Ayten Ekinci, Yıldırım’ın annesi Kezban Bektaş’ı evinde ziyaret ettiler.
“GÜCÜM YETMEDİ, ÇARESİZ KALDIM”
Kezban Bektaş, ziyaret sırasında şunları söyledi:
“Sadece benim kızım değil, günde kaç kişi ölüyor ama söylemiyorlar. O annelerin de yüreği var, acısı var. Ben hepsini kaybettim. Benim yavrularım neler neler atlattılar. Ama bu kez demek ki direnemediler.”
Ziyaret, Zeynep Yıldırım’ın mücadelesinin anlatılmasının ve yapılan muhabbetin ardından sonlandırıldı.
PİRHA-Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Güneşdere (Basu) Köyü’nde yaşayan Hüseyin Satı, hayvancılık ve çiftçilik gibi mesleklerin yanında arıcılık da yapıyor. Satı, organik tüketimin azaldığına işaret ederek kendisinin ve ailesinin tüketimi için böyle bir girişimde bulunduğunu söyledi.
Dersim Mazgirt’te bağlı Güneşdere (Basu) Köyü’nde hayvancılık ve çiftçilikle ilgilenen Hüseyin Satı, on yılı aşkın süredir arıcılık da yapıyor. Satı, iklim krizi nedeniyle Türkiye’de arıcılık faaliyeti oranı azalmışken kendi imkanlarıyla bal üretiyor.
Organik tüketimin azaldığına işaret ederek kendi ve ailesinin tüketimi için böyle bir girişimde bulunduğunu ifade eden Satı, profesyonel boyutta bir arıcılık faaliyeti yürütmediğine değinerek, yalnızca kendi tüketimleri için amatör arıcılık yaptığını belirtti.