Yazar: Cihan Berk

  • ‘Bütün Aleviler birleşerek katliamın durdurulması için Suriye’ye bir ses göndermeli’-VİDEO

    ‘Bütün Aleviler birleşerek katliamın durdurulması için Suriye’ye bir ses göndermeli’-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin geçmişten bugüne katliamlara uğradığını belirten Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, “Yeni Suriye cumhurbaşkanı olarak kendini gösteren kişi bir dönemde IŞİD’de değil miydi?” diye sorarak, bütün Alevilerin birleşerek katliamın durdurulmasıiçin Suriye’ye bir ses göndermesini istedi.

    Suriye’deki Aleviler uzun süredir katliamlarla karşı karşıya ve bu durum son günlerde daha da derinleşti. Alevi toplumu ise birçok merkezde yaptığı açıklamalarla, ulusal ve uluslararası kuruluşları ile devletleri soykırıma karşı harekete geçmeye çağırıyor.

    Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “AVRUPA ÜLKELERİ, COLANİ’NİN GEÇMİŞİNİ NE ÇABUK UNUTUYOR”

    Alevilerin geçmişten bugüne katliamlara uğradığını belirten Menşure Doğan, “Kendilerinin inançlı olduğunu söyleyenler hiç kimseyi katletmez. Bizler Aleviler olarak hiç kimsenin inancına karışmayız ve saygı duyarız. Hiç kimse başkasının inancına karışma hakkı verilmedi ama bugün Suriye’de Alevi oldukları için insanlar öldürülüyor. Onlar farklılığı kabul etmiyorlar ve herkesin aynı olmasını istiyorlar. Aleviler olarak hiçbir zaman bizi katledenleri biz de katledelim diye bir düşünce dahi aklımızdan geçmez, vicdanımıza sığmaz” dedi.

    “Yeni Suriye cumhurbaşkanı olarak kendini gösteren kişi bir dönemde IŞİD’de değil miydi?” diye soran Menşure Doğan, Türkiye ve Avrupa’daki ülkelerin Suriye’deki katliamdan Colani’yi sorumlu tutup, uyarılarda bulunması gerektiğinin altını çizdi.

    “BÜTÜN ALEVİLER BİRLEŞEREK SURİYE’YE SES GÖNDERMELİYİZ”

    ABD’nin Colani’yi durdurabileceğini ama hiçbir şey yapmadığını vurgulayan Doğan, şunları ifade etti:

    “Maalesef demek ki dünya seyretmeye devam ettikçe biz bu zulmü görmeye devam edeceğiz. Ama ne yapmalıyız? Biz o kadar güçlü değiliz o yüzden katliamı durdurma konusunda dayanışmanın önemi ortaya çıkıyor. O yüzden bilinçli ve örgütlü olmamız. Dünyanın gidişatına göre kendimizi savunma gücümüz olmalı. Bütün Aleviler birleşerek katliamın durdurulması ve Colani’yi saraylarında ağırlayanların utanması için Suriye’ye bir ses göndermeli. Eğer bütün Aleviler birleşerek güçlü bir ses verirsek diğer devletler de sesimizi duyar. Şimdi sanki nabız yokluyorlar gibi. Biz Alevileri şurada katledersek bakalım öbürleri seyirci mi kalıyor? Sesini yükseltiyor mu diye. Yani bunun denemeleri yapılıyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimli yurttaşlar: Asgari ücret hayatta kalma değil yaşama hakkı olmalı- VİDEO

    Dersimli yurttaşlar: Asgari ücret hayatta kalma değil yaşama hakkı olmalı- VİDEO

    PİRHA –Yeni yıl yaklaşırken milyonlarca emekçinin gözü asgari ücrete çevrildi. Derinleşen ekonomik kriz, artan kiralar ve temel ihtiyaçlara gelen zamlar, “Asgari ücret ne olmalı?” sorusunu daha da yakıcı hale getirdi. Mevcut ülke koşullarında insanca bir yaşam için asgari ücretin ne kadar olması gerektiğini Dersimli yurttaşlara sorduk. Yurttaşlar, “Asgari ücret hayatta kalma değil yaşama hakkı olmalı. En az kırk bin lira olmalı” dedi.

    Son yıllarda ülkedeki ekonomik koşulların giderek ağırlaşması, geçim, barınma ve beslenme sorunlarını yurttaşların en temel gündemi haline getirdi. 2025 yılının bitmesine az bir süre kala yeni yılda asgari ücretin ne kadar olacağı belirsizliğini korurken, yurttaşlar yaşamın gerçek maliyetine dikkat çekti.

    “KIRK BİN LİRA DA KURTARMAZ AMA ALTINA DA DÜŞMEMELİ”

    Asgari ücretin en az kırk bin lira olması gerektiğini söyleyen Ali Gündüz, yaşanan geçim krizini rakamlarla anlattı:

    “Kırk bin liradan aşağı olmaması gerekiyor. Çünkü bir kira parası yirmi ila yirmi beş bin lira arası, faturalarla birlikte en az otuz bin lira gider oluşuyor. Kırk bin lira da kurtarmaz da verebilecekleri en uygun ücreti söylüyorum. Asgari ücret için otuz beş bin lira normal ise hani biraz dengeleri buluşturacak şekilde olması gereken de kırk bin liradır. Onun dışında da sadece asgari ücret olacak iş değil. Genel piyasanın dengelenmesi lazım. Piyasa dengelenmediği sürece bu problem sürekli olacak. O da sistemle ilgili, çürümüş sistemde sorun var.”

    GEÇİNEMEDİĞİM İÇİN EK İŞ YAPIYORUM”

    Geçim sıkıntısının insanları ek iş yapmaya zorladığını söyleyen Hasan Ali Ulu ise yaşanan yoksulluğun toplumsal boyutuna dikkat çekti:

    “En kötü ihtimal kırk bin lira olması lazım. En düşük emekli maaşının yirmi bin liradan aşağı olmaması lazım. En düşük maaş olarak on iki bin lira alan var, beş bin lira alan var. Bunu demek istiyorum işimiz kötü. Köşelerde yatıyoruz. Ek iş yapıyorum bak şurada çalışıyorum. Hadi gel işin içinden çık. Sokakta yatar millet. Ne yapsın? Otel köşelerine bak orada yatıyorlar. İhtiyarlar bir araya gelsin, emekliler bir araya gelsin miting yapsın. Ya da oturma eylemi yapsınlar.”

    “ASGARİ ÜCRETLİ DEĞİLİM AMA ONLARI ANLIYORUM”

    Asgari ücret almamasına rağmen geçinmekte zorlandığını ifade eden Yeter Sönmez, ücretlerin yaşamın gerçekleriyle örtüşmediğini belirtti:

    “Bugünkü ekonomik şartlarda bana göre en az altmış bin lira olması gerekiyor. Ondan aşağısı kurtaramaz. Çünkü zaten kiralar yirmi beş bin lirayı bulmuş bildiğiniz gibi. Ben asgari ücretli değilim ama acıyorum onlara. Benim sadece eşim çalışıyor ama kendi işi. Yine de biz geçinmekte zorluk çekiyoruz. O yüzden onların halinden anlıyorum. En az altmış bin lira olmasını talep ediyorum.”

    “ET YEDİ YÜZ LİRAYSA ASGARİ ÜCRET DE BUNA GÖRE OLMALI”

    Hayat pahalılığına dikkat çeken Metin Aslan ise temel gıda fiyatları üzerinden değerlendirme yaptı:

    “Günümüzün şartlarında bir kilo et yedi yüz lira olursa, bir ekmek  on beş liraya çıkarsa buna göre de asgari ücrette artış olması gerekir. En azından elli bin lira olması lazım. Benim fikrim bu. Yetkililer her halde bunu düşünürler.”

    “KİRA VERENLER İÇİN HİÇ KURTARMAZ”

    Asgari ücretin en az elli ila altmış bin lira olması gerektiğini savunan Saime Durmuş, özellikle kira ödeyenlerin yaşadığı zorluğa işaret etti:

    “En az elli, altmış bin olacak ki geçim olsun. O da biraz zor, yani kurtarmaz da. Ama artık öyle diyelim. Hele hele kira verenlere hiç kurtarmaz. Valla geçim çok zor.”

    “ASGARİ ÜCRET İNSANLARI ÇÖPTEN EKMEK TOPLAMAYA MECBUR BIRAKMAMALI”

    İşsizliğin ve yoksulluğun yaygınlaştığını söyleyen Hıdır Yıldız, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirterek çok zorlandıklarını söyledi.

    Asgari ücretin bir “hayatta kalma” değil, “insanca yaşam” ücreti olması gerektiğini vurgulayan Nuri Balca ise şu ifadeleri kullandı:

    “Bu ülkede yaşayan, çalışan, üreten insanların da düzenli bir yaşama hakkı var. Yani asgari ücret en azından o insanların çöpten ekmek toplamama veyahut da başkasına muhtaç olmama şeklinde olması gerekir. Dini olarak da, insanlık olarak da asgari ücret, ayakta kalma mücadelesi veren insanlara layık olacak düzeyde olmalıdır. Şimdi bir normal günlük ihtiyaçları düşünelim, evi olmayanı düşünelim, hastası olanı düşünelim. Yani bunları göz önünde tutarak belirlenmesi daha iyidir. Ya şimdi işverene göre ayarlanma yapılır. O farklı bir şey. Ben ona bir şey diyemem. Fakat önemli olan işverene o verimi veren insanları ayakta tutabilmektir. Kırk bin lira normaldir, asgari ücret o da. Ben normalde asgari ücretin üstünde aldığım halde geçinemiyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • Doğanın kalbi Pülümür Vadisi’nde ağaç katliamı-VİDEO

    Doğanın kalbi Pülümür Vadisi’nde ağaç katliamı-VİDEO

    PİRHA – Fırat Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi tarafından elektrik direklerini yenileme adı altında Pülümür Vadisi’nde yapılan ağaç kesimlerine yönelik tepkiler sürüyor. Munzur Çevre Derneği Dersim İl Temsilcisi Yusuf Topçu, yaşananları “korkunç bir doğa katliamı” olarak nitelendirerek, bu tahribata karşı sessiz kalmayacaklarını söyledi.

    Dersim Pülümür Vadisi’nde Fırat Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi tarafından elektrik direklerini yenileme adı altında ağaç kesimi yapılmasına tepkiler sürüyor. Son olarak özellikle sonbahar ayında doğasının güzelliğinden dolayı çok sayıda ziyaretçinin geldiği Salördek’te de ceviz, kavak, meşe ve çınar ağaçları kesildi.

    Munzur Çevre Derneği Dersim İl Temsilcisi Yusuf Topçu, elektrik direklerini yenileme adı altında Pülümür Vadisi’nde ağaç kesimi yapılmasına tepki gösterdi.

    “KORKUNÇ BİR DOĞA KATLİAMI YAŞANIYOR”

    Son dönemde Fırat Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi tarafından elektrik direklerini yenileme adı altında korkunç bir doğa katliamı yaşandığını belirten Yusuf Topçu, “Pülümür Vadisi, yaban hayvanlarına ve birçok bitki çeşitliliğine mekan olmuş bir vadi. En son bizzat kendimizin tespit etmiş olduğu ve özellikle Tunceli Valiliği tarafından doğanın kalbi diye tarif ettikleri ve her yıl doğa yürüyüşlerinin yapıldığı bir alan olan Salördek’te yolun sağında ve solundaki ceviz, kavak, meşe ve çınar ağaçlarının kesildiğini bizzat kendimiz gördük. Yapılan kesim için hiçbir yere başvurmadan ve kesim esnasında yanlarında orman ve ziraat mühendisi almadan tamamen keyfi yaklaşım ve anlayışıyla hareket ederek korkunç bir tahribat yarattıklarını gördük” dedi.

    “DOĞA TAHRİBATINA KARŞI SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Şirketlerin para uğruna doğayı katlettiğini söyleyen Topçu, “Onlar için ağaç önemli değil, onlar için yaşam alanları önemli değil. Onların tek derdi para olduğu için en kısa yoldan nasıl para kazanırız anlayışıyla en basit yoldan doğayı tahrip ediyorlar. Bunların tek amaçları paradır. Hem bitki çeşitliliği açısından hem de hayvanlar açısından son derece önemli olan bu vadiye elektrik direklerini yenileme adı altında yapılan bu doğa tahribatına karşı da biz kesinlikle sessiz kalmayacağız. Gerekli tepkilerimizi de göstereceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 33 yıl cezaevinden sonra Dersim’de konuştu: Tecrit, Kürt meselesinin özüdür-VİDEO

    33 yıl cezaevinden sonra Dersim’de konuştu: Tecrit, Kürt meselesinin özüdür-VİDEO

    PİRHA-33 yılını cezaevinde geçiren, bu sürenin bir bölümünde İmralı Cezaevi’nde tutulan Çetin Arkaş, Dersim’de düzenlenen bir panel kapsamında kente geldi. Arkaş, bu ziyaret vesilesiyle PİRHA’ya konuşarak, İmralı’daki tecrit rejimini, Abdullah Öcalan’ın son çağrısıyla yeniden tartışılmaya başlanan barış sürecini ve bu sürecin toplumsal zeminde nasıl ele alınması gerektiğini kapsamlı biçimde değerlendirdi.

    Arkaş’ın anlattıkları, yalnızca bir siyasi analiz değil; aynı zamanda uzun yıllara yayılan bir tutsaklık deneyiminin, barış arayışının ve hafızanın iç içe geçtiği güçlü bir tanıklık niteliği taşıyor.

    “İMRALI CEZAEVİ BAŞTAN İTİBAREN ÖZEL OLARAK KURGULANDI”

    İmralı Cezaevi’nin sıradan bir yüksek güvenlikli cezaevi olarak ele alınamayacağını vurgulayan Çetin Arkaş, adadaki rejimin 15 Şubat 1999’dan bu yana kesintisiz biçimde sürdürülen özel bir politika olduğunu söyledi. Kamuoyunda zaman zaman “görüşmeler başladı” şeklinde yansıtılan haberlerin gerçeği perdelediğini belirten Arkaş, şunları ifade etti:

    “İmralı Cezaevi, Türkiye’deki yüzlerce cezaevinden bir tanesi ama nevi şahsına münhasır bir cezaevi. Çok özgün koşulları var. Oraya özgü bir politika uygulanıyor baştan beri. Dolayısıyla zaman zaman adada görüşmelerin yapılıyor olması orada tecritin ortadan kalktığı anlamına gelmez. İmralı adasında tecrit 15 Şubat 1999’dan bu yana süre gelen bir tecrittir.”

    Arkaş’a göre İmralı’daki tecrit, dönemsel değil; devletin Kürt sorununu yönetme biçiminin merkezinde yer alan süreklilik arz eden bir uygulama.

    “BİRÇOK CEZAEVİNDE KALDIM HİÇBİRİ İMRALI’YA BENZEMİYORDU”

    Kendi cezaevi deneyimlerinden yola çıkarak konuşan Arkaş, Türkiye’de farklı tiplerde çok sayıda cezaevinde kaldığını ancak İmralı’nın bu deneyimlerin hiçbirine benzemediğini vurguladı:

    “Birçok cezaevinde kaldım. Çeşitli harflerle tanımlanan cezaevleriydi bunların çoğu. İmralı Cezaevi hiçbirine benzemiyordu. Çok ağır koşulları olan, dışarıyla teması neredeyse sıfır olan bir cezaevi gerçekliği ile karşı karşıyayız.”

    Arkaş, adadaki izolasyonun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel ve toplumsal bir kopuş yaratacak şekilde tasarlandığını ifade etti.

    İmralı’da uygulanan rejimin hukuki bir zemininin bulunmadığını söyleyen Arkaş, mevzuatta yer alan en temel tutanak haklarının dahi fiiliyatta işletilmediğine dikkat çekti:

    “En temel tutanak hakları bile genelgelerde, yönetmeliklerde sıralanan tutanak hakları bile İmralı Cezaevi gerçekliğinde pratikleştirilememiştir.”

    Bu durumun, tecridin bir güvenlik ya da cezaevi meselesi değil, açık bir siyasal tercih olduğunu gösterdiğini vurgulayan Arkaş, bu politikanın uluslararası boyutuna da işaret etti. Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getiriliş sürecinde rol oynayan uluslararası güçlerin, bugün de bu tecrit sisteminin sürdürülmesinde dolaylı sorumluluk taşıdığını dile getirdi.

    “BARIŞ VE EŞİTLİK GÜVEN ÜZERİNE KURULUR”

    Barış süreçlerinin dünyadaki örneklerine değinen Arkaş, güvenin ve eşitliğin olmazsa olmaz olduğunu söyledi. Mandela örneğini hatırlatan Arkaş, şunları aktardı:

    “İstihbarat başkanı Mandela ile ilk önce tutsaklık koşullarında görüşmüştür. Ancak bunun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu fark etmiş ve Mandela’yı cezaevi müdürünün evinde konuk etmeye başlamıştır.”

    Bu örneğin, müzakerenin koşullarının barışın kaderini belirlediğini açıkça gösterdiğini ifade eden Arkaş, Abdullah Öcalan’ın da artık tecrit altında değil, özgür çalışma koşullarında sürece katkı sunabilmesi gerektiğini vurguladı.

    Arkaş’a göre, son süreçte devletin Abdullah Öcalan’ı fiilen muhatap aldığı açık. Ancak bunun toplum nezdinde güven yaratacak biçimde somutlaşmadığını ifade eden Arkaş, şöyle konuştu:

    “Kürt tarafının tartışılmaz muhatabı, lideri, baş müzakerecisi Sayın Öcalan’dır.”

    Bu gerçekliğin artık gizlenmeden kabul edilmesi ve buna uygun adımların atılması gerektiğini söyleyen Arkaş, aksi halde sürecin yeniden tıkanacağını belirtti.

    Barışın yalnızca siyasi adımlarla değil, kullanılan dille de inşa edileceğini vurgulayan Arkaş, devlet dilinin halen eski refleksleri taşıdığına dikkat çekti:

    “Dil incitici, kırıcı, eski jargonların tekrarına dayalı olmamalı. Dil barışa göre evrilmeli.”

    Toplumu ikna edecek olanın da tam olarak bu zihinsel dönüşüm olduğunu ifade etti.

    “DERSİM’E İLK KEZ GELİYORUM AMA BU TOPRAKLAR BANA YABANCI DEĞİL”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü Dersim’e ayıran Çetin Arkaş, kente ilk kez geldiğini ancak Dersim’in tarihinin, inancının ve direncinin kendisine çok tanıdık geldiğini söyledi. Cezaevine 20 yaşında girip 54 yaşında çıktığını hatırlatan Arkaş, yıllar boyunca memleketi yalnızca uzaktan izleyebildiğini ifade etti.

    “Neredeyse gittiğim her şehre ilk kez gidiyorum. Dersim’de birebir olmak, Dersim halkıyla yan yana olmak benim için çok mutluluk verici.”

    “DERSİM’İN ÖZGÜNLÜĞÜ TARİH BİLİNCİNDEDİR”

    Dersim’in yaşadığı büyük kırılmalarla yüzleşme gücüne sahip olduğunu belirten Arkaş, bu yüzleşmenin ancak köklerle bağ kurarak mümkün olacağını vurguladı. Seyit Rıza’dan Dersim 1938’e uzanan hafızaya işaret eden Arkaş, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Dersim halkının bir özgünlüğü var; inançsal anlamda bir özgünlüğü var. Tarihle yüzleşme anlamında bir özgünlüğü var. Yaşadığı acılar var. Kendi kendini sağaltması için tarih bilincini güçlü kılması gerekiyor.”

    Dersim’in kendi kimliğinden koparılmasına yönelik politikalara karşı çıkan Arkaş, sözlerini şu metaforla tamamladı:

    “Her kuş kendi sürüsüyle, her ağaç kendi köküyle güzeldir.”

    Aleviliği “Reha Hak inancı, yani doğru yol inancı” olarak tanımlayan Arkaş, bu inancın yalnızca Dersim için değil, tüm coğrafya için bir toplumsal onarım imkânı sunduğunu söyledi. Dersim’in kendi kökleriyle yeniden buluşmasının, barış arayışına da güç katacağını ifade etti.

    Nuray ATMACA-Cem EKİNCİ/DERSİM

  • 16 ARALIK 2025 SALI-GÜNDEM

    16 ARALIK 2025 SALI-GÜNDEM

    -Ali Baba Sultan Dergahı Postnişini Tahir Aslandaş, 100 yıl önce çıkarılan ve halen yürürlükte olan Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu eleştirdi. Gaspedilen dergahalrın yeniden Alevi toplumuna iade edilmesi gerektiğini söyleyen Aslandaş, “Darbe yoluyla dergahlarımıza çökülmüştür. Bir nevi yezidlik yapılmıştır” dedi. Dede Aslandaş, dergahlarının iadesi için 13 yıldır hukuki mücadele yürüttüklerini de belirtti. GÖRÜNTÜLÜ

    -Suriye’de Alevilere yönelik şiddet eylemleri ve katliama ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren PİRHA’ya açıklamada bulundu. GÖRÜNTÜLÜ

    -1992’deki çatışmalı süreçte oğlunu kaybeden Fadime Karakaya, 33 yıllık soluksuz barış mücadelesinde tek isteğinin oğlunun askerlerce kaldırılan mezar taşını yeniden yerine koymak olduğunu ifade ediyor. “Ne bir asker nede gerilla annesinin ağlamasını ve evladını kaybetmesini asla istemem, barış çok değerlidir” diyen Karakaya, “Oğlum barış olursa geleceğini söylüyordu. Onun yazısının olduğu mezar taşını kaldırdılar.  Barış olsa da olmasa da, ben sağ iken o yazılı taşı Erdalımın mezarına koymaz isem gözüm açık gider” diye üzerine basarak söylüyor. GÖRÜNTÜLÜ

    -Çetin Arkaş röportaj. GÖRÜNTÜLÜ

  • Malatya’da Emek Partisi üyesine ajanlık teklifi: Baskılara teslim olmayacağız-VİDEO

    Malatya’da Emek Partisi üyesine ajanlık teklifi: Baskılara teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA-Malatya’da Emek Partisi üyesi Hasan Hüseyin Bozkuş’a polisler tarafından ajanlık teklif edildi. Emek Partisi Malatya İl Örgütü, İHD’ye başvurup açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Legal bir partinin üyelerine yönelik bu tür baskılar, hem hukuka hem demokratik siyaset yapma hakkına yönelmiş açık bir saldırıdır” denildi.

    Emek Partisi (EMEP) üyesi Hasan Hüseyin Bozkuş’a Malatya’da polisler tarafından ajanlık teklif edildi. Ruhsatlı av tüfeğini tamirden alıp eve döndüğü sırada polisler tarafından durdurulan Bozkuş, “tüfeğin herhangi bir suça karışıp karışmadığını kontrol etme” bahanesiyle araca bindirildi. Polisler, karakola götüreceklerini söylemelerine rağmen Bozkuş’u kent içinde bir süre dolaştırıp lokantaya götürdü ve parti içi bilgileri aktarmasını istedi. Ret yanıtı üzerine ısrarcı olan polisler, Bozkuş’un montunun cebine tüfek ruhsatıyla birlikte para koydu.

    EMEP Malatya İl Örgütü, yaşananlara dair İHD Malatya Şubesi’ne başvuruda bulunarak açıklama yaptı. Açıklamayı EMEP Malatya İl Başkanı Şerif Demirel, okudu.

    “POLİSLER, ÜYEMİZİ AJANLAŞTIRMAYA ÇALIŞMIŞTIR”

    Lokantada polislerin Bozkuş’tan parti içindeki konuşmalar, il başkanının neler planladığı ve özellikle Akçadağ ilçe başkanı ile ilçe yöneticileri hakkında bilgi aktarmasını istediğini söylediğini ifade eden Şerif Demirel, “Hasan Hüseyin, Emek Partisi’nin legal bir parti olduğunu, kimse hakkında ifade veremeyeceğini ve böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini açıkça belirtmiş olmasına rağmen polisler ısrar etmiş, üyemizin mont cebine tüfek ruhsatıyla birlikte para da koyarak kendisini ajanlaştırmaya çalışmıştır. Polislerden birinin kendisini “Tekin” olarak tanıttığını ve telefonla bilgi istemeyi sürdürdüğünü söyleyen Demirel, “Üyemiz, Tekin adlı kişinin ‘Bu hafta sonu bir şey var mı’ sorusuna ‘Bilmiyorum, haberim yok’ yanıtını vermesine rağmen, ‘Tamam kardeşim, neyse artık haberleşiriz. Olmadı sen ararsın’ diye ikna yöntemiyle sıkıştırmaya ve zorlamaya hâlâ devam etmektedir” dedi.

    “BASKILARA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Yaşananların 90’ların zorla kaybetme, tehdit, takip ve ajanlaştırma yöntemlerini hatırlattığını vurgulayan Demirel, “Ülke bu karanlık dönemin sonuçlarını ağır bedellerle ödemiştir; bugün aynı yöntemlerin devreye sokulması kabul edilemez. EMEP’in faaliyetlerinin anayasal güvence altındadır. Legal bir partinin üyelerine yönelik bu tür baskılar, hem hukuka hem demokratik siyaset yapma hakkına yönelmiş açık bir saldırıdır. Suçtur, hukuksuzdur, hak ihlalidir. Baskılara teslim olmayacağız” diye konuştu.

    PİRHA/MALATYA

  • 1938 Katliamı tanığı Sılo Qız’ın Hakk’a yürümesinin 6. yılı

    1938 Katliamı tanığı Sılo Qız’ın Hakk’a yürümesinin 6. yılı

    PİRHA-1938 Dersim Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden Sılo Qız’ın Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 6 yıl geçti. Sılo Qız, Dersim’deki Alevi inancının ritüelleri ve 1938’de Dersim Katliamı’nda yaşanan acıları besteleyerek, ağıtlarını tüm bölgeye taşıyan kişi olarak biliniyor.

    Dersim 38 Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden ve keman çaldığı için “Bizi eğlendirir bunu öldürmeyelim” diyerek katledilmeyen Sılo Qız’ın bugün Hakk’a yürümesinin 6. yılı.

    Son yıllarında Dersim Milli Köyü’nde tek başına yaşayan Sılo Qız’ın evi şu anda yıkılmış durumda. Dersim’deki Alevi inancının ritüelleri ve 1938’de Dersim Katliamı’nda yaşanan acıları besteleyerek, ağıtlarını tüm bölgeye taşıyan kişi olarak biliniyor. 104 yaşında Hakk’a yürüyen Sılo Qız, 2019 yılında Milli Köyü’nde toprağa sırlanmıştı.

    SILO QIZ KİMDİR?

    Sılo Qız, Dersim’de yaşayan, söz ve keman ustasıdır. Henüz beş yaşındayken babasından keman çalmayı öğrendi. Bir süre sonrada söylemeye başladı. Halkın yaşadığı acıları, sevinçleri, yaşanılan olayların hikâyelerinden yola çıkarak doğaçlama usulle müziğe aktardı. Müziğini genellikle köy düğünlerinde ve taziyelerde icra etti. 1938 Dersim isyanının canlı tanığı olan Sılo Qız direnişi ve sonrasında gelişen katliamı destansı ağıtlarla dile getirdi.

    PİRHA/ DERSİM

  • Sibel Yılmaz Çağlıner: Bütün dünya Suriye’deki katliama kör ve sağır-VİDEO

    Sibel Yılmaz Çağlıner: Bütün dünya Suriye’deki katliama kör ve sağır-VİDEO

    PİRHA – Suriye’de Alevilerin katledilmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Buca Şube Başkanı Sibel Yılmaz Çağlıner, yaşananlara karşı sessiz kalınmaması gerektiğini belirterek, ulusal ve uluslararası düzeyde harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

    Suriye’deki Aleviler uzun süredir katliamlarla karşı karşıya ve bu durum son günlerde daha da derinleşti. Alevi toplumu ise birçok merkezde yaptığı açıklamalarla, ulusal ve uluslararası kuruluşları ile devletleri soykırıma karşı harekete geçmeye çağırıyor.

    Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin PİRHA’ya konuşan PSAKD Buca Şube Başkanı Sibel Yılmaz Çağlıner, 2011 yılında Suriye’den tüm dünyaya büyük bir göç dalgası başladığını hatırlattı. Çağlıner, “Suriye’den en çok göç de ülkemize yapıldı. O dönemlerde mayın tarlaları söküldü, kamplar yapıldı, ülkemizde göç idareleri kuruldu, sağlık sistemi kuruldu ve bütün kamu kuruluşlarına bir tercüman yerleştirildi. Göçmenlerin barınma, sağlık ve eğitim gibi birçok ihtiyaçları finanse edildi” dedi.

    Son bir yıldır Suriye’de yönetim değişikliği yaşandığını ve Alevi katliamlarının başladığını vurgulayan Çağlıner, “Ama nedense 2011 yılında oluşturduğumuz sistem olmasına rağmen Suriye’de katledilen Alevilere sahip çıkmıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Bütün dünya Suriye’deki katliama kör ve sağır” diyen Çağlıner, “Eğer karar alınırsa Suriye’deki sorun çok çabuk bir şekilde çözülebilir. Bir an önce bütün halkın katıldığı eylemler yaparak ülkemizi bu konuda harekete geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Victoria Parlamentosu önünde Suriye’deki Alevi katliamı protesto edildi-VİDEO

    Victoria Parlamentosu önünde Suriye’deki Alevi katliamı protesto edildi-VİDEO

    PİRHA – Avustralya’da Victoria Parlamentosu önünde Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar protesto edilerek basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, Suriye’de azınlıklara dönük saldırıların durdurulması için Avustralya hükümeti ile uluslararası kamuoyunun acilen harekete geçmesi çağrısında bulunuldu.

    Yapılan açıklamada Suriye’de Alevilerin uzun süredir sistematik saldırı ve katliamların hedefinde olduğu belirtilirken, son günlerde yaşanan gelişmelerle birlikte bu saldırıların daha da arttığına dikkat çekildi. Alevi toplumu ise birçok merkezde yaptığı açıklamalarla, ulusal ve uluslararası kuruluşları ile devletleri bu soykırıma karşı sorumluluk almaya ve harekete geçmeye çağırıyor.

    Avustralya Alevi Federasyonu, Victoria Alevi İslami Derneği-Epping Merkezi, Alevi İslami Sosyal Merkezi-Reservoir Merkezi ve Melbourne Asuri Beth-Nahrain Derneği, Victoria Parlamentosu önünde Suriye’deki Alevi katliamını protesto ederek basın açıklaması yaptı. İngilizce, Arapça ve Türkçe olarak yapılan basın açıklamasında Hume City Council Üyesi John Haddad ve Merri-bek Belediyesi Meclis Üyesi Sue Bolton konuşma yaptı.

    “ULUSLARARASI HÜKÜMETLERİ ACİLEN HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Basın açıklamasında şunlar dile getirildi:

    “Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar, Kürtler ve Şiiler Suriye’de azınlık topluluklar ve bu topluluklar sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve yok edilme tehdidi altında yaşıyor. Azınlıkların korunması için Avustralya hükümeti ve uluslararası hükümetleri acilen harekete geçmeye çağırıyoruz. Sivillerin korunmasını ve insani yardımların engelsiz ulaştırılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Hubyar Sultan Tekkesi’ne kayyım tepkisi: Zerre samimiyetiniz varsa vazgeçin!

    Hubyar Sultan Tekkesi’ne kayyım tepkisi: Zerre samimiyetiniz varsa vazgeçin!

    PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Hubyar Kültür Vakfı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Sultan Tekkesi’ne kayyım atanmak istenmesine tepki göstererek ortak yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bir taraftan Hubyar Sultan Tekkesini Alevilerin elinden almak için bu kadar mücadele verirken diğer taraftan da Alevilere inanç özgürlüğü getireceğinize kimseyi inandıramazsınız. Zerre samimiyetiniz varsa bu müdahaleden vazgeçin” denildi.

    Hubyar Sultan Tekkesi’nin köy tüzel kişiliğine ait olduğu Yargıtay tarafından onaylanmış olmasına rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tekkeyi bünyesine almak istediği belirtildi. Alevi toplumunun tepkilerine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün söz konusu tekkeyi bünyesine almak için yeniden dava açtığı ifade edildi.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN İRADESİNDEN ALINIP GASP EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Tokat Almus Hubyar köyünde bulunan Tekke Hubyar Sultan Ocağının merkezidir. Burada bulunan tekke gerek bölgede yaşayan Alevi ve Sünnilerce gerekse bölge dışından gelen Aleviler tarafından ziyaret edilerek inançlarını sürdürmekte, inançsal değerini devam ettirmektedir. 2005 yılında Hubyar Köyü muhtarlığına köydeki bir şahıs tarafından açılan davayı Köy Tüzel Kişiliği yani muhtarlık Kasım 2016 tarihinde kazandı ve Hubyar Tekkesi ve eklentilerinin tapusunu mahkeme kararına uygun olarak teslim aldı.

    Tapusu alınan yerler, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından vakıflar yasasının ilgili maddelerine dayanarak el konulmuş ve tapu muhtarlıktan alınmıştır. Bunun üzerine Muhtarlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne dava açıp işlemin iptalini ve tapunun tekrar muhtarlığa tescil edilmesini istemiştir.

    Dava muhtarlık lehinde sonuçlanmış ve kesinleşmiştir. Tapu tekrar muhtarlığa tescil edilmiştir. Davayı kaybetmesine ve tüm itirazları reddedilmesine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Tekkesi sevdası bitmemiş ve hukuken de mümkün olmadığı halde aynı gerekçelerle, aynı amaç ve istekle ve aynı delillerle ikinci bir dava açarak burayı Alevi toplumunun iradesinden alıp gasp etme konusunda ısrarını sürdürmüştür.

    Hukuk kuralları dışında gelişen bu süreç, yerel kaynaklardan aldığımız bilgilere göre bir AKP Tokat Milletvekilinin siyasi müdahalesiyle yapılmıştır. 30.12.2025 Salı günü davanın duruşması yapılacak, belki de karar duruşması olacaktır. Hubyar Sultan Dergâhı davası, Alevi toplumunun ve özellikle Hubyar köyünün uzun yıllardır mücadelesini verdiği, yirmi yıldır süregelen önemli bir dava olmuştur. Bu dava, bir yandan Hubyar köyü tüzel kişiliği ve köylülerinin inanç merkezine sahip çıkma mücadelesi, diğer yandan ise söz konusu dergâhın şahsi çıkarlar uğruna devlete teslim edilmesine engel olma çabasıdır.”

    “SAMİMİYETİNİZ VARSA BU MÜDAHALEDEN VAZGEÇİN”

    Açıklamanın devamında Hubyar talipleri ve köylülerinin, yıllarca süren mücadelenin ardından inanç merkezini tüm köyün ve Alevi toplumunun ortak mirası olarak koruma amacı taşıdığı vurgulandı.

    “Biz, Alevi inancına sahip olan Hubyar köylüleri, Hubyar talipleri ve Hubyar kurumları olarak, inanç merkezimize devletin el koymasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Hubyar Sultan Dergâhı, yalnızca bu inanç yolunun değil, Alevi toplumu için de büyük bir öneme sahiptir. Bu dergâhlara sahip çıkmak, sadece bir yerin tapusunu savunmak değil, aynı zamanda inancımıza sahip çıkmaktır.

    Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Çorum Koyun Baba Türbesi’nde yaptığı gibi asimilasyon uygulamalarına da bu topraklarda inancımıza saygısızlık yapılmasına da asla izin vermeyeceğiz ve mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.

    Hubyar Sultan bu topraklarda yaşayan herkesin ortak kutsalı ve değeridir. Bizler, bu değerleri korumaya, savunmaya ve gelecek nesillere aktarmaya kararlıyız. Alevi kurumlarını ve Alevi toplumunu da bu davada taraf olmaya, inançların özgürlüğünü savunmaya davet ediyoruz.

    Ayrıca buradan iktidara da sesleniyoruz; Alevi toplumuna açılımlar yapıp Anayasalarda güzellemelerle Alevilerin sorununu çözemezsiniz. Bir taraftan Hubyar Sultan Tekkesini Alevilerin elinden almak için bu kadar mücadele verirken diğer taraftan da Alevilere inanç özgürlüğü getireceğinize kimseyi inandıramazsınız. Zerre samimiyetiniz varsa bu müdahaleden vazgeçin.”

    PİRHA/TOKAT

    İLGİLİ HABERLER:
    -İnanca kayyım atanıyor: Kayyım zihniyetinden vazgeçin!-VİDEO

  • İHD Dersim Şubesi, ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi, ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, KESK Dersim Şubesi’nde ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi. Savaş ortamlarında tüm faturalar en acı bir şekilde kadınlar ve çocuklar tarafından ödendiğini vurgulayan Barış Akademisyeni Evun Sevgi Okumuş, “Hem hayatımızı, hem bedenimizi hem de geleceğimizi etkileyen kararları biz olmadan veriyorlar. Biz de diyoruz ki biz buradayız, biz konuşacağız” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, KESK Dersim Şubesi’nde ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi. Toplantıya konuşmacı olarak İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil ve Barış Akademisyeni Evun Sevgi Okumuş katıldı. Toplantıya Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda kadın katıldı.

    “BARIŞ SADECE SİLAHLARIN SUSMASI MIDIR?

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, toplantının açılışında şunları ifade etti:

    “10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nda kadınlarla bir araya gelerek barış sürecini birlikte konuşalım istedik. Barış deyince aklımıza ne geliyor? Barış sadece silahların susması mıdır? Kadınlar nasıl barışın öznesi olabilirler? Barış bize neyi ifade ediyor, bunu birlikte ifade edelim istedik.”

    “2015 GİBİ ACI BİR TECRÜBEMİZ VAR”

    Savaş ortamlarında tüm faturalar en acı bir şekilde kadınlar ve çocuklar tarafından ödendiğini vurgulayan Barış Akademisyeni Evun Sevgi Okumuş, “Savaşta ya da barışta ya da herhangi bir karar alınırken masalardan dışlandık. Hem hayatımızı, hem bedenimizi hem de geleceğimizi etkileyen kararları biz olmadan veriyorlar. Biz de diyoruz ki biz buradayız, biz konuşacağız. Şimdi 2015 gibi bir acı tecrübemiz var biliyorsunuz. Dolayısıyla bir güvensizlik hissediyoruz hepimiz bunu anlayabiliyorum. Bu süreçte neler olacak, neler bekliyoruz? Sizlerle birlikte bunu açalım istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 12 ARALIK 2025 CUMA-GÜNDEM

    12 ARALIK 2025 CUMA-GÜNDEM

    -Suriye’de Alevilere yönelik şiddet eylemleri ve katliama ilişkin, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar PİRHA’ya açıklamada bulundu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Gazeteci Hamdullah Yağız Kesen, Kürtçe gazete dağıttığı için katledilen Kadri Bağdu’nun mücadelesini konu alan ‘Yara’ adlı belgeselini tamamladı. Kesen, “Kadri arkadaşımızın yarım bırakılan hikâyesine borcumuzu ödemeye çalıştık” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -İHD Mersin Şubesi, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’nda saat 12.30’da şube binasında hapishane komisyonunun 6 aylık raporunu açıklayacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, saat 16.00’da ‘kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenleyecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -DEM Parti Mersin İl Örgütü, ‘Ekmek ve barış için buluşuyoruz’ şiarıyla saat 19.00’da halk buluşması gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ

     

  • 6 yıldır Türkiye’de çobanlık yapan Murat Azimi: Kolay değil ama seviyorum-VİDEO

    6 yıldır Türkiye’de çobanlık yapan Murat Azimi: Kolay değil ama seviyorum-VİDEO

    PİRHA-Afganistan’dan Türkiye’ye gelerek 6 yıldır çobanlık yapan Murat Azimi, “Burada kazandığımız paraları da Afganistan’daki ailemize gönderiyoruz” dedi.

    22 yaşındaki Afgan çoban Murat Azimi, Afganistan’dan Türkiye’ye gelerek 6 yıldır çobanlık yapıyor.

    Çobanlık yapmayı çok sevdiğini ifade eden Azimi, yaptığı işin zorluklarını ve kaç yıldır çobanlık yaptığını PİRHA’ya anlattı.

    ÇOBANLIK KOLAY DEĞİL”

    6 yıldır Türkiye’de çobanlık yaptığını söyleyen Murat Azimi, “Çalışmak için Afganistan’dan Türkiye’ye geldim. 4 yıl Elazığ’da 2 yıldır da Dersim’de çobanlık yapıyorum. Havalar soğuk olduğu için artık çadırda kalmıyoruz, bahar ayından itibaren sağım zamanı koyunları akşam beşten sabah dokuza kadar otlatmaya götürüp sabah koyunları sağarız. Çobanlık kolay bir şey değil ama ben çobanlığı seviyorum. Burada kazandığımız paraları da Afganistan’daki ailemize gönderiyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • İSİG Meclisi: Kasım ayında en az 216 işçi yaşamını yitirdi

    İSİG Meclisi: Kasım ayında en az 216 işçi yaşamını yitirdi

    PİRHA- İSİG Meclisi raporuna göre, Kasım ayında en az 216, 2025’in ilk on bir ayında ise bin 956 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Kasım Ayı İş Cinayeti Raporu‘nu yayımladı. Rapora göre; Kasım ayında en az 216 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

    Böylece 2025’in ilk on bir ayında iş cinayeti sayısı bin 956 ulaştı. Ocak 180, Şubat 129, Mart 158, Nisan 156, Mayıs 178, Haziran 161, Temmuz 207, Ağustos 192, Eylül 208, Ekim 171 işçi çalışırken yaşamını yitirdi.

    Ölen işçilerin en az 4’ü (yüzde 1,85) sendika üyesi, 212’si (yüzde 98,15) sendikasız. Sendikalı işçilerin biri enerji, biri liman, biri sağlık ve biri belediye işkollarında çalışıyordu.

    EN AZ 13 ÇOÇUK VE 19 KADIN YAŞAMINI YİTİRDİ

    Rapora göre; Kasım ayında Türkiye’nin 60 farklı şehrinde iş cinayetleri meydana geldiği tespit edildi. Ayrıca, kısa vadeli çalışmak üzere yurtdışına giden ya da Türkiye menşeili şirketlerde çalışan işçiler arasında da ölüm vakaları rapor edildi.

    En fazla işçi ölümü İstanbul’da yaşandı; 24 işçi yaşamını yitirdi. Kocaeli ve Urfa’da on iki, Manisa’da dokuz işçi yaşamını yitirdi.

    Kasım ayında en az on üç çocuk işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Ölen çocukların biri çiftçi, on ikisi (tarım, gıda, kimya, ağaç, büro ve inşaat işkollarında çalışan) işçiydi.

    Aynı dönemde, iş cinayetlerinde ölenlerin 19’u kadın işçiydi. Hayatını kaybeden kadınların dokuzu tarım, altısı kimya, ikisi ticaret, biri sağlık ve biri güvenlik işkollarında çalışıyordu.

    12 GÖÇMEN İŞÇİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    Ayrıca, en az on iki göçmen işçi (dördü İranlı, üçü Mısırlı, ikisi Suriyeli, biri Afganistanlı, biri Rusyalı, biri Türkmenistanlı) yaşamını yitirdi. Türkiye’de ölen göçmen işçilerin çoğu Suriyeli ve Afganistanlıdır. Ancak son dönemde özellikle deprem şehirlerinde ölen İranlı ve Mısırlı işçilerin varlığı bu ülkelerden gelen işçi göçünü de göstermektedir. Göçmen işçilerin sekizi inşaat, ikisi tarım, biri ticaret ve biri gemi işkollarında çalışıyordu.

    EN FAZLA CAN KAYBI İNŞAAT SEKTÖRÜNDE

    Verilere göre en fazla ölüm, inşaat ve tarım işkolunda meydana geldi. İnşaatta 71, tarımda ise 34 işçi yaşamını yitirdi. Taşımacılıkta ise işçi hayatını kaybetti.

    Kasım ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle:

    İnşaat, Yol işkolunda 71 işçi; Tarım, Orman işkolunda 34 emekçi (18 işçi ve 16 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 31 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 14 işçi; Madencilik işkolunda 12 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 7 işçi; Metal işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 6 işçi; Enerji işkolunda 5 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 4 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 3 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 3 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 1 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 1 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 6 işçi hayatını kaybetti…

    (HABER MERKEZİ)

  • Ayten Kordu, maden faciaları ve madencilerin sorunlarını Meclis’e taşındı!

    Ayten Kordu, maden faciaları ve madencilerin sorunlarını Meclis’e taşındı!

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 4 Aralık Madenciler Günü’nde madencilik sektöründe yaşanan faciaların sistematik yapısının ortaya çıkarılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 4 Aralık Madenciler Günü’nde madencilik sektöründe yaşanan faciaların sistematik yapısının ortaya çıkarılması, ekolojik yıkımın durdurulması ve maden işçilerinin yaşam hakkının güvence altına alınması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.

    “MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMASI ZORUNLUDUR”

    Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasının gerekçesini açıklayan Ayten Kordu, “Türkiye’de maden işçilerinin yaşam ve çalışma koşulları, uzun yıllardır derin yapısal sorunlarla maluldür. Aşırı üretim baskısı, taşeronlaştırma, rodövans sistemi, özelleştirme politikaları, denetimsizlik ve iş güvenliği önlemlerinin piyasalaştırılması nedeniyle madencilik sektörü sürekli olarak işçi ölümleri, meslek hastalıkları ve ekolojik yıkımların merkezi haline gelmiştir. BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 23. maddesinde açıkça tanımlanan “adil ve elverişli koşullarda çalışma hakkı”, Türkiye’de madencilik alanında fiilen yok sayılmaktadır.

    Soma, Ermenek, Amasra ve son olarak İliç gibi büyük çaplı maden faciaları, bu denetimsizliğin bedelinin işçilerin canıyla ödendiğini göstermektedir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin getirdiği yükümlülükler, uygulamada işveren inisiyatifle etkisizleştirilmiş; işçi sağlığı ve iş güvenliği, maliyet hesabına indirgenmiştir. Nitekim Soma’dan İliç’e uzanan süreçte işçilerin örgütlenme girişimleri baskıyla karşılanmış, iş güvenliği önlemlerini talep eden işçiler işten çıkarılmıştır.

    Madencilik sektöründe sistematik olarak uygulanan taşeronlaştırma ve rodövans modeli, iş güvenliğini yok sayan bir “ucuz emek rejimi” yaratmış; işçiler hem düşük ücretlerle çalışmaya hem de sürekli ölüm ve sakatlanma riski altında üretim yapmaya zorlanmıştır. Özelleştirme politikaları ise madeni kamusal bir hizmet alanı olmaktan çıkararak tamamen sermaye öncelikli bir modele dönüştürmüştür. Çayırhan Termik Santrali özelleştirmesinde 2 binden fazla işçinin işsiz kalma riskiyle karşı karşıya bırakılması, iş güvencesinin nasıl imha edildiğinin güncel örneklerinden biridir.

    Bunun son örneklerinden birisi olarak Divriği’de yıllardır dağını taşını paraya çevirip zenginleşenler, bugün 700 madenciyi kapının önüne koymakta hiçbir beis görmemektedir. Bu durum, madencilik sektöründe işçilerin nasıl ilk gözden çıkarılanlar olduğunu; maden dışında tüm istihdam alanları yok edilmiş bölgelerde yüzlerce ailenin bir gecede işsiz bırakılabildiğini göstermektedir.

    13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’te, Kanadalı SSR Mining ve Çalık Holding ortaklığındaki Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Kompleks Madeni’nde siyanürlü liç yığınının çökmesi sonucu 9 işçi yaşamını yitirmiştir. Bu felaket ne bir “doğal afet” ne de “öngörülemez bir kaza”dır. Aksine: yıllardır meslek odalarının, bilim insanlarının, ekoloji örgütlerinin ve bölge halkının yaptığı uyarıların sistematik biçimde yok sayılması, liç yığınının kapasitesinin yanlış hesaplanması, olumsuz topografyaya rağmen Faz 1, 2 ve 3’ten sonra kapasite artışına gidilmesi, yüksek miktarda patlayıcıyla yapılan patlatmaların risk analizlerinin yapılmaması, acil durum sistemlerinin kurulmamış olması gibi ağır teknik ihlallerin doğrudan sonucudur.

    11 Kasım’daki dava duruşmasında ise, bu felaketin üzerinin nasıl örtülmeye çalışıldığı bir kez daha görünür olmuştur. Önceki bilirkişi raporlarında: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın denetim görevini yerine getirmediği, Bakan Murat Kurum dâhil olmak üzere ilgili kamu görevlilerinin “asli kusurlu” olduğu, kapasite artış izinlerinin bilimsel dayanağı olmadığı belirtilmesine rağmen, daha sonra oluşturulan yeni bilirkişi heyeti bakanlığı “kusursuz” ilan etmiş ve sorumluluk yalnızca birkaç teknik personele yıkılmaya çalışılmıştır.

    Bu durum, Türkiye’de cezasızlığın sistematik bir devlet politikası haline geldiğini gösteren ağır bir örnektir. İliç davası, bilimi, hukuku, kamu emniyetini, işçi sağlığını yok sayan bir şirket-devlet ortaklığının nasıl işlediğini somut biçimde ortaya koymuştur. Tüm bu nedenlerle, madencilik sektöründe yaşanan faciaların sistematik yapısının ortaya çıkarılması, Soma’dan İliç’e, Ermenek’ten Amasra’ya, Şırnak’tan Zonguldak’a tüm maden katliamlarının sorumlularının bağımsız biçimde soruşturulması, işçi sağlığı ve güvenliğinin kamusal bir sorumluluk haline getirilmesi, ekolojik yıkımın durdurulması ve maden işçilerinin yaşam hakkının güvence altına alınması amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması zorunluluktur.”

    PİRHA/ANKARA

  • 03 ARALIK 2025 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    03 ARALIK 2025 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    -6 Şubat depremlerinin ardından geçen yıllara karşın Hatay’da eğitim hala temel sorunlarla boğuşuyor. Eğitim Sen Hatay Şube Başkanı Özgür Tıraş; şantiye içindeki okulların, konteyner sınıfların, ulaşım ve beslenme yetersizliğinin eğitim sürecini aksattığını dile getirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Emek Partisi Mersin İl Örgütü, saat 12.30’da Özgür Çocuk Parkında ‘Okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek’ konulu basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Eğitim -Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, Eğitim alanında yaşanan sorunlar ve müfredatın içeriğine ilişkin PİRHA’ya konuştu.GÖRÜNTÜLÜ

  • ‘Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk almalıdır’-VİDEO

    ‘Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk almalıdır’-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Meclis önünde yapmak istedikleri açıklamaya engel olunmasına Meclis’te yaptığı konuşmayla tepki gösterdi. Fırat, “En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir” dedi.

    Suriye’de Alevi bölgelerine yönelik saldırılar ve son günlerde artan katliam haberleri, Ankara’da protesto edildi. Birçok ilden Ankara’ya gelen Alevi kurumlarının, Meclis Çankaya Kapısı önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis, engel oldu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Meclis önünde yapmak istedikleri açıklamaya engel olunmasına Meclis’te yaptığı konuşmayla tepki gösterdi.

    “BARIŞA VE YAŞAM HAKKINA HEP BERABER SAHİP ÇIKALIM”

    Celal Fırat, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Arap Alevileri örgütü temsilcileriyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Çankaya Kapısı önünde yapmak istediğimiz açıklamaya izin verilmedi. Madenci anıtı önünde açıklama yapmak zorunda bırakıldılar. Ankara Emniyeti, Meclis’e sesini duyurmak isteyen kesimlerin önüne polis yığmaktan vazgeçsin. En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir.
    Söz konusu açıklamanın amacı Suriye’de yaşanan Alevi katliamına dikkat çekmek, saldırıları lanetlemek, iktidarı sorumluluk almaya çağırmaktı. Burada bir kez daha haykırıyoruz: Suriye’de Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk almalıdır. Daha fazla insanlar ölmesin, daha fazla çocuk yetim kalmasın, daha fazla aile yurdundan, evinden edilmesin; barışa, yaşam hakkına hep beraber sahip çıkalım.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Suriye’de Alevilere yeni bir Kerbela yaşatılıyor’-VİDEO

    ‘Suriye’de Alevilere yeni bir Kerbela yaşatılıyor’-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Malatya Şubesi, Suriye’deki Alevi Katliamı’na ilişkin basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Yezit nasıl zulmüne devam ettiyse, Hüseyinler de direnişten vazgeçmeyeceklerdir. Biz dün olduğu gibi bugün de zalimin önünde eğilmeyeceğiz” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şubesi, Suriye’deki Alevi Katliamı’na ilişkin Emeksiz Kavşağı’nda basın açıklaması yaptı. ‘Suriye’de Alevi soykırımı var! Sessiz kalma haykır, soykırıma dur de’ pankartının açıldığı açıklamada basın metnini PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş okudu.

    ZALİMİN ÖNÜNDE EĞİLMEYECEĞİZ”

    Suriye’de Alevilere ve tüm kadim halklara yeni bir Kerbela yaşatıldığını belirten Latife Ulutaş, “Yezit nasıl zulmüne devam ettiyse, Hüseyinler de direnişten vazgeçmeyeceklerdir. Biz dün olduğu gibi bugün de zalimin önünde eğilmeyeceğiz. Barışı savunacağız; ancak adalet ve haklarımızdan da geri durmayacağız. Zulme boyun eğmeyen, zalimin önünde eğilmeyen tüm canlara aşk olsun. Onuru, inancı, kültürü, dili, değerleri ve toprağı için direnen Suriye halklarına selam olsun. Sizleri Suriye’deki çocukların, kadınların ve direnen halkların sesi olmaya çağırıyoruz. Katilden barış elçisi olmaz! Katili aklayanlar, zulme ortak olanlardır” dedi.

    PİRHA/MALATYA

  • Seyit Rıza’nın torununun eşi Nermin Polat, Hakk’a yürüdü

    Seyit Rıza’nın torununun eşi Nermin Polat, Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Seyit Rıza’nın torunu Abbas Polat’ın eşi Nermin Polat, 90 yaşında Hakk’a yürüdü. 1 Aralık’ta Hakk’a uğurlanacak olan Nermin Polat’ın cenazesi, Axdat’ta toprağa sırlanacak.

    Seyit Rıza’nın torunu Abbas Polat’ın eşi Nermin Polat, 90 yaşında Elazığ’da Hakk’a yürüdü.

    1 Aralık’ta Yıldızbağları Cemevi’nde Hakk’a uğurlanacak olan Nermin Polat’ın cenazesi, Ovacık’ın Axdat köyünden toprağa sırlanacak.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’in Sorek köyünde 1 aydır avcılık faaliyeti yapılıyor; köylüler korku içerisinde!-VİDEO

    Dersim’in Sorek köyünde 1 aydır avcılık faaliyeti yapılıyor; köylüler korku içerisinde!-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Sorek (Karabulut), Koterîç (Güney Harman), Dirban (Kızılkale) köyleri kırsalında bulunan ve 2011 yılında 1. derece arkeolojik SİT alanı ilan edilen İn Vadisi’nde yaklaşık bir aydır avcılık faaliyetleri nedeniyle Sorek köyünde yaşayanlar tedirgin. Köylüler, “Buraya günde 15-20 tane avcı geliyor. Silahlar hiç susmuyor, köylüler olarak bu durumdan çok rahatsızız” dedi.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Sorek (Karabulut), Koterîç (Güney Harman), Dirban (Kızılkale) köyleri kırsalında bulunan İn Vadisi’nde yaklaşık bir aydır farklı illerden gelen kişiler tarafından yapılan avcılık faaliyetleri nedeniyle Sorek köyünde yaşayanlar tedirgin.

    Avcılık faaliyetinin yapıldığı İndere bölgesi, kaya mezarları ve eski yerleşim alanı olmasından dolayı 2011 yılında Erzurum Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillenerek 1. derece arkeolojik SİT alanı ilan edilmişti.

    “SİT ALANINDA AVCILIK YAPILIYOR”

    Sit alanında avcılık yapıldığını belirten Abdullah Çay, “Biz bu bölgede yaşayan dağ keçilerinin yaşaması için doğal dengenin bozulmaması lazım diyoruz ama avcılar köyümüze gelip bilinçsiz bir şekilde avlanıyor. Avcıları gördüm ne işiniz var burada diye sordum? Avlanıyoruz dediler. Bende gelin size kasaptan et alalım dedim. Onlar da biz bunu hobi olarak yapıyoruz, vergi veriyoruz dediler. Verdiğiniz parayı bize size verelim buradan gidin dedim. Bizim istediğimiz hayvanların yaşaması ve doğal dengenin bozulmaması. Avukatımız aracılığıyla ilgili yerlere müracaatlarımızı yaptık. Köyümüze avcıların gelmesini istemiyoruz” dedi.

    “SİLAHLA ÜZERİMİZE YÜRÜYÜP BİZİ TEHDİT EDİYORLAR”

    Sit alanı ve tapulu arazilerin olduğu bölgede avcılık yapıldığını ifade eden Şahin Gökalp, “Hafta sonu birçok ilden avcılar geliyor ve köylüler olarak bu durumdan çok rahatsızız. Devlet, avcılara izin veriyor. Gelen avcılara tepki gösterdiğimizde silahla üzerimize yürüyüp bizi tehdit ediyorlar. Dağ keçileri yanımıza gelirken artık avcılar yüzünden saklanıyorlar. Bu duruma karşı bir önlem alınması lazım” diye belirtti.

    “KORKU İÇERİSİNDEYİZ”

    Hafta sonu köylerine çok yoğun bir şekilde avcıların geldiğini söyleyen Alican Gündüz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Buradan Tarım ve Orman Bakanlığı’na seslenmek istiyorum. Burada hafta sonları aşırı derecede avcılık yapılıyor. Akşama kadar burada katliam yapılıyor. Kendi köyümüzde rahatça gezemiyoruz, mermi bize değer diye korku içerisindeyiz. Yani bu çok rahatsız edici bir durumdur yani. Buradan yetkililere seslenmek istiyorum. Buraya günde 15-20 tane avcı geliyor. Silahlar hiç susmuyor, köylüler olarak bu durumdan çok rahatsızız.”

    PİRHA/DERSİM