Yazar: Cihan Berk

  • Üryan Hızır Ocağı’nı anlatan köylüler: Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur-VİDEO

    Üryan Hızır Ocağı’nı anlatan köylüler: Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pertek ilçesinin Zeve (Dorutay) köyünde bulunan Üryan Hızır (Sultan Hıdır) Ocağı, yıl boyunca Alevilerin sıkça ziyaret ettiği bir Alevi ocağı. Üryan Hızır Ocağı’nı PİRHA’ya anlatan köylüler, “Üryan Hızır’ın şifası boldur. Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur. İnsanlar buraya hasta gelip iyileşmiş olarak geri dönüyorlar” dedi.

    Üryan Hızır (Sultan Hıdır) Ocağı, Dersim’in Pertek ilçesinin Zeve (Dorutay) köyünde bulunuyor. Yıl boyunca Alevilerin sıkça ziyaret ettiği Üryan Hızır Ocağı pek çok ocağın da mürşit ocağıdır. Üryan Hızır Ocağı’nın talipleri Dersim, Malatya, Erzurum, Erzincan, Sivas, Ordu, Amasya, Adıyaman, Maraş, Adana, Çorum, Antep gibi bir çok şehir ve ülkede yaşamaktadır.

    Üryan Hızır Ocağı’nın bulunduğu Zeve köyünde yaşayan Elif Koyun ve Reyhan Kıt, ocağın tarihini, yapılan ritüelleri ve kerametleri PİRHA’ya anlattı.

    “HASTA OLANLAR BURADA ŞİFA GÖRÜP GİDİYORLAR”

    Üryan Hızır Ocağı’nın tarihini anlatan Elif Koyun, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Sultan Hıdır gölün orada durmuş ve gölün aşağısında da çıra yakıyorlar. Paşa, Sultan Hıdır’ı görüyor ve bakmaları için askerlerini gönderiyor ve diyor ki, ‘Gidin bakın orada ne çırası yanıyor. Eskiden böyle bir şey yoktu.’ Askerler geliyor bakıyor çıra yanıyor. Çıraların yanında da yerde küçük bir seccadenin üzerinde oturan fukara birisi var. Askerler Sultan Hıdır’a, ’Paşa seni istiyor’ diyor. Sultan Hıdır’da ‘Ben gelmem, paşa buraya gelsin’ diyor. Askerler her şeyi denemiş ama Sultan Hıdır gitmemiş. Sultan Hıdır’ı alamadan dönen askerler, paşaya her şeyi denediklerini ama Sultan Hıdır’ı getiremediklerini söylüyor. Sultan Hıdır’ın gelmemesi üzerine paşa askerleriyle birlikte onun yanına gidiyor. Sultan Hıdır’ın yanına vardıklarında paşa ve askerleri seccadenin üzerine oturuyor. Kim geldiyse seccadeye sığıyor. Sultan Hıdır, güveçte pişirdiği yemeği getirip misafirlerinin önüne koyuyor. Sofraya oturan herkes doyup öyle kalkıyor. Güveçteki yemekte hiç bitmiyor.

    Sultan Hıdır, paşanın hayvanlarının da olduğunu görünce arpadan davarlara dağıtmaya başlar. Bütün davarlara arpa verildiği halde arpanın hala bitmediği görülür. Tüm bu olanları gören paşa, bu işte bir keramet var der. Paşa, Sultan Hıdır’a kimsesinin olup olmadığını sorar. Sultan Hıdır’da kimsesinin olmadığını söyler. Paşa, ‘Üç askerimi sana versem kabul eder misin’ diye sorar. Sultan Hıdır, ‘Gelsinler kabul ederim’ der. Askerlerden birinin adı Munzur, diğerinin adı Delil ve bir diğerinin adı da Resul imiş. Her üç askeri Sultan Hıdır’a vermişler. Bu köydekiler de bu askerlerin soyundan türemişler. İşte Hızır dedikleri budur. Hasta olanlar buraya geliyorlar. Burada şifa görüp gidiyorlar. Yine çocuğu olmayanlar buraya geliyor dualarını edip gidiyorlar.

    Eskiden buraya araba gelmezdi, yol yoktu. İnsanlar hayvanlarıyla ya da yürüyerek gelirlerdi. Şimdi de arabayla gelip arabayla gidiyorlar. Eskiden köyümüzde elliden fazla hane vardı. Şimdiyse kimse yok. Herkes bir yere dağıldı. Gençler buraya gelsin Üryan Hızır’ı ziyaret etsinler, şifa görsünler. Neden uzaklaşıyorlar? İtikatlarını bırakmasınlar.”

    “ESKİDEN İNSANLARIN İNANÇLARI DAHA GÜÇLÜYDÜ”

    Eskiden insanların Sultan Hıdır Ziyareti’ne yalın ayak geldiklerini belirten Reyhan Kıt da, “Ziyareti gördüklerinde ayakkabılarını çıkarıp, yalın ayak yürüyerek gelirlerdi. Eskiden insanların inançları daha güçlüydü. Buraya gelenler ibadetlerini gerçekleştiriyor. Biz buraya gelenlere her türlü yardımı ediyorduk, bizim evlerimizde yatarlardı. Ama artık böyle değil. Şimdi insanlar kurbanlarını kesip hemen geri dönüyorlar. Bu ziyaretin kerameti çoktur. Eğer biz Üryan Hızır’ın önünde doğru durursak işimiz, gücümüz de doğru gider. Ama Üryan Hızır’ı tanımamız, bilmemiz lazım. Üryan Hızır’ın şifası boldur. Buraya kalbin temiz gelirsen, şifan kabul olur. İnsanlar buraya hasta gelip iyileşmiş olarak geri dönüyorlar. Bu yüzden Üryan Hızır’a hasta çok gelir. Kör olan, topal olan, sakat olan da geliyor. Buradan şifalarını görüp gidiyorlar. Eğer biz doğru olursak Üryan Hızır her isteğimizi de kabul ediyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara’da elektrikler 6 gün kesilecek

    Ankara’da elektrikler 6 gün kesilecek

    PİRHA-Ankara’da 6 gün boyunca planlı elektrik kesintileri uygulanacak. Çankaya, Keçiören, Yenimahalle ve Mamak başta olmak üzere birçok ilçede bakım ve hat yenileme çalışmaları yürütülecek.

    Ankara’da 27 Kasım Perşembe gününden itibaren geniş kapsamlı elektrik kesintileri uygulanacak. Enerji dağıtım şirketi tarafından yapılan açıklamaya göre, 6 gün boyunca birçok ilçede planlı bakım ve altyapı yenileme çalışmaları yürütülecek. Kesintilerin özellikle nüfusun yoğun olduğu bölgelerde gün içinde belirli saatlerde yapılacağı belirtildi. Kesintilerin yaşanacağı ilçeler arasında Çankaya, Keçiören, Yenimahalle ve Mamak bulunuyor. Gölbaşı, Etimesgut, Altındağ ve Sincan ile kırsal mahallelerde de farklı saat aralıklarında elektriklerin kesileceği bildirildi.

    YURTTAŞLARIN ELEKTRONİK CİHAZLAR KONUSUNDA ÖNLEM ALMASI İSTENDİ

    Şirket, büyük çaplı hat yenileme çalışmaları nedeniyle bazı bölgelerde kesinti saatlerinde değişiklik olabileceği uyarısında bulundu. Çalışmalara gerekçe olarak şebeke yenileme, arıza önleme ve kış ayları öncesi enerji altyapısının güçlendirilmesini gösterdi. Trafoların bakımı, eski hatların yenilenmesi, iletim hatlarında yük dengelemesi ve bazı bölgelerde yeni direk montajı gibi işlemler yapılacağı ifade edildi. Enerji akışının güvenli şekilde sağlanabilmesi için bu süreçte elektriklerin belirli zamanlarda kesilmesinin zorunlu olduğu kaydedildi.

    Uzun süreli kesintiler nedeniyle yurttaşların elektronik cihazlar, ısıtma sistemleri ve günlük ihtiyaçlar konusunda önlem alması istendi.

    PİRHA/ANKARA

  • Munzur Dağları’na Yamaç Paraşütü alanı: Köylerin su kaynakları tehlikede!

    Munzur Dağları’na Yamaç Paraşütü alanı: Köylerin su kaynakları tehlikede!

    PİRHA-Tunceli Valiliği tarafından, Dersim’in Ovacık ilçesinin Zeranik (Yeşilyazı) köyünün karşısında yer alan Munzur Dağları’na yamaç paraşütü alanı yapılıyor. Birçok köyün su kaynakları çalışma yapılan bölgeden sağlanıyor. 

    Tunceli Valiliği tarafından, Dersim’in Ovacık ilçesinin Zeranik (Yeşilyazı) köyünün karşısında yer alan Munzur Dağları’na yamaç paraşütü alanı yapılıyor.

    Yeşilyazı, Ziyaret, Ada ve Pardi köylerinin su kaynakları, iş makineleriyle yol yapılan Munzur Dağları’ndan sağlanıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Sevda Karaca: Suriye’de Alevilere açık bir katliam yürütülüyor!- VİDEO

    Sevda Karaca: Suriye’de Alevilere açık bir katliam yürütülüyor!- VİDEO

    PİRHA- Son günlerde Suriye’nin Humus, Lazkiye, Tartus kentlerinde Alevilere yönelik katliam operasyonları gerçekleştiriliyor. Meclisi göreve çağıran EMEK Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, “Hemen bir heyet oluşturun, bölgeye gidin, uluslararası soruşturma talep edin” dedi.

    Son günlerde Suriye’nin Humus, Lazkiye, Hama, Tartus kentlerinden Alevilere yönelik yapılan katliam haberleri geliyor. HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesinden sonra Suriye’deki etnik ve dini gruplara yönelik gerçekleştirdiği katliam operasyonlarına hız kesmeden devam ediyor. Suriye’nin çok kültürlü yapısını kendisi için tehdit olarak gören HTŞ, Suriye halkları için en büyük tehdit konumunda.

    “SURİYE’DE ALEVİLERE YÖNELİK AÇIK BİR KATLİAM YÜRÜTÜLÜYOR”

    Alevilere yönelik yürütülen katliam operasyonlarını Meclis gündemine taşıyan EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, yaşanan durumun çok vahim olduğuna dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Suriye’de Alevilere yönelik açık bir katliam yürütülüyor. Humus, Lazkiye, Hama, Tartus’ta insanlar inançları nedeniyle hedef alınıyor, evleri yakılıyor, çocuklar öldürülüyor, hamile kadınların karınları deşiliyor!

    Colani uluslararası alanda diplomasi seferinin tadını çıkarırken, HTŞ ’nin Alevilere yönelik sistematik saldırıları apaçık bir imha politikası olarak devam ediyor. Bu tablonun sorumluları arasında AKP iktidarı da var. Yıllardır Suriye’yi mezhepsel kamplaşmanın içine iten, silahlı yapılara alan açan, dış politikayı çürümüş çıkar hesaplarına teslim eden, Colani ‘ye sarılan bu iktidarın bu yaşananlarda eli var.

    Aleviler Meclis’e acil bir çağrıda bulunuyor. Hemen bir heyet oluşturan, bölgeye gidin, uluslararası soruşturma talep edin ve Alevi halkı için insani koridorların açılması için girişim başlatın, diyorlar. Meclis bu çağrıya kulak vermek zorundadır!”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’den Ankara’ya: Barış istiyoruz, güven istiyoruz!-VİDEO

    Dersim’den Ankara’ya: Barış istiyoruz, güven istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA – Dersimli yurttaşlar, İmralı görüşmesiyle yeni bir aşamaya geçen barış sürecine temkinli iyimserlikle yaklaşırken, “Barış olsun, kan dökülmesin ama devlet samimiyetini göstersin” mesajı verdi. Halk, güvenirlik için demokratik ve anayasal adımların derhal atılmasını istiyor.

    Bir yılı aşkın süredir devam eden süreç tartışmaları, Meclis’ten bir heyetin İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan’la görüşmesiyle kritik bir eşiğe geldi. Halk ise sürecin “laflarla değil, adımlarla ilerlemesi gerektiğini” vurguluyor.

    PİRHA, Dersimli yurttaşlara sürecin son evresini sordu.

    “BARIŞ GELSİN AMA SOMUT ADIM OLMADAN OLMAZ”

    Süreç başladığında halkın tedirgin olduğunu söyleyen Murat İnceler, adım atılmadıkça kaygıların büyüdüğünü ifade etti:

    “Bunları aşmanın en önemli yolu da somut adımların atılmasıdır. Demokratik adımların atılmadığı bir süreçte bir takım demeçlerle bir yere varılamaz. İnsanlar bu konuda adım atılmasını bekliyor. Kürtlerin çok büyük kaygıları var. Bu sürecin uzaması süreci çıkmaza sokabilir. Kürt siyasetçilerin ve diğer muhalif siyasetçilerin serbest bırakılması, CHP’ye yapılan operasyonların durdurulması gerekir. 2-3 aya kadar kimin ne kadar samimi olduğu netliğe ulaşır.”

    Temel talebinin barış olduğunu söyleyen Hüseyin Çöklü ise Anayasa vurgusu yaptı:

    “Barış gelsin diyoruz ama maalesef bakıyoruz gizli işler yapılıyor. Ne yapmak lazım? Anayasa’da ne gerektiriyorsa onun yapılması lazım.”

    “DEVLET NET DEĞİL GÜVEN BULAMADIK”

    Sürece ilişkin en büyük soru işaretinin “güven” olduğunu söyleyen Sevim Sağlam, devletin adım atmamasının süreci zayıflattığını söyledi:

    “Bir tarafta da soru işareti var yani. Ne kadar güvenebiliriz? Şu anda devlet tarafından net adımlar yok. Biz istemiyoruz kimse ölsün. Yani topraklarımız zaten kanlarla sürülmüş. Devletin ciddi bir şekilde bu adımı atması gerekir. Biz de görelim. Biz görelim ki güvenelim.”

    “TEK TARAFLI KANDIRMACA OLMAZ”

    Ali Metin, sürecin samimi ilerlemesi gerektiğini, halkın barıştan başka bir şey istemediğini vurguladı:

    “Herkes rahat rahat yaşasın. Hakkını, hukukunu ve adaletini alsın. Ama öyle tek taraflı, kandırmaca olmaz. Bugün git yarın pişman ol, böyle bir şey olmamalı. Barıştan başka ne olacak?”

    “ANALAR AĞLAMASIN SAVAŞ BİTSİN”

    Savaşın bedelini en çok halkın ödediğini belirten Gülsüm Yıldırım ise siyasetçilerin hesaplarıyla insanların hayatları arasındaki çelişkiye dikkat çekti:

    “Savaş sürecinde insanların öldüğünü ve anaların ağladığını ifade eden Gülsüm Yıldırım, ‘Bunlar neyin hesabını yapıyor? Ben anlamıyorum. Baştaki, başta kalmak için her türlü yolu deniyor. Ama bu yoğurt yine maya tutmayacak’ diye belirtti.”

    “KÜRT’Ü, ALEVİSİ, LAZ’I… HEPİMİZ KARDEŞİZ”

    İmralı ziyaretinin olumlu olduğunu belirten Ali Sarı ise barışın hem ülke hem dünya için zorunlu olduğunu söyledi:

    “Komisyonun İmralı’ya gitmesinin çok iyi olduğunu vurgulayan Ali Sarı, ‘Tabii biz barış istiyoruz. Yani ülkemizde barış, dünyada barış olsun. Kürt’ü, Alevisi, Laz’ı, Çerkezi hepimiz kardeşiz. Aynı ülkede yaşıyoruz, ben istemiyorum savaş olsun. Bütün dünyada barış olsun’ diye konuştu.”

    PİRHA/DERSİM

  • Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliği Meclis gündemine taşındı-VİDEO

    Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliği Meclis gündemine taşındı-VİDEO

    PİRHA-CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliğini Meclis gündemine taşıdı. Afşin, Elbistan, Ekinözü ve Nurhak’ın bir haftadır kan ağladığını söyleyen Öztunç, “Afşin Elbistan Termik Santrali on gündür iklim koşullarını fırsat bilerek filtresiz bacalardan zehir saçıyor. Bir hükümet düşünün kendi yurttaşının zehirlenmesine izin veriyor” dedi.

    1987 yılında hizmete açılan Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliğinin insan ve çevre sağlığı açısından korkutucu boyutlara ulaşmış durumda.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Maraş Milletvekili Ali Öztunç, Afşin-Elbistan Kömürlü Termik Santrali’nin yarattığı hava kirliliğini Meclis gündemine taşıdı.

    “İNSANLAR ZEHİR SOLUYOR”

    Afşin, Elbistan, Ekinözü ve Nurhak’ın bir haftadır kan ağladığını belirten CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Zehir saçılıyor, insanlar zehir soluyorlar. Afşin Elbistan Termik Santrali on gündür iklim koşullarını fırsat bilerek filtresiz bacalardan zehir saçıyor. Defalarca uyardık, isyan ettik. Bir hükümet düşünün kendi yurttaşının zehirlenmesine izin veriyor. Ne yapmamız gerekiyor artık insanların rahat nefes alabilmesi için, gidip Çelikler Holding’e ait santralin önünde kendimizi yakalım mı ne istiyorsunuz?”

    PİRHA/ANKARA

  • 26 KASIM 2025 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    26 KASIM 2025 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    -Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, İlçe Müftülüğü tarafından Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Alevi köyü Hakis’te cami yapılmak istenmesine ilişkin, PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Samandağ’da mandalina üreticileri üç yıldır ürünlerini toplayamadıklarını, satamadıklarını ve devletin hiçbir destek sunmadığını belirtiyor. Samandağ Belediyesi ve Hatay Büyükşehir Meclis Üyesi Ferit Diker, “Mandalinamız dalında çürüyor, kamulaştırmayla da toprağımız elimizden gidiyor” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Çok sayıda Alevi kurumunun katılımıyla, Suriye’de devam eden Alevi katliamına ilişkin saat 13:00’te AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde basın açıklaması yapılacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Katledilen belgeselci Hakan Tosun için Mimarlar Odası İzmir Şubesi Mimarlık Merkezi binasında resim sergisi ve anma etkinliği düzenlenecek. GÖRÜNTÜLÜ

  • İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle Alsancak sokaklarını dolduran kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, emek sömürüsüne ve görünmezliğine, “Aile Yılı” ilanına karşı seslerini yükselterek “Barış için dayanışma ve mücadeleye devam” mesajı verdi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla İzmir’de alana çıkan kadınlar, şiddete, yoksulluğa, eşitsizliğe ve savaşa karşı ses çıkardı. Kadınlar, her alanda dayanışma ve mücadeleyi büyüteceklerini belirtti.

    İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde Penguen Kitabevi önünde bir araya gelen kadınlar, Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürüdü.

    “Eşit özgür güvenceli bir yaşamdan vazgeçmiyoruz” yazılı pankartları taşıyan kadınlar sık sık “Jin jiyan azadî”, “Jin şer na wxazin aşitiye du cazin”, “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “Rojin Kabaiş ölümsüzdür” sloganlarını attı.

    Yürüyüşe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk da katıldı.

    Basın açıklamasının Türkçesini Pınar Çetin, Münevver Yalınız, Mine Akbaba ve Ruken Emektar; Kürtçesini ise Ruken Yılmaz okudu.

    Kadınlar geleneksel kıyafetleri, renkleri ve zılgıtlarıyla yürüyüşe katıldı.

    “AİLE YILI İLANI, MESEM’LERLE ÇOCUK EMEĞİ SÖMÜRÜSÜ”

    Açıklamada, 12. Kalkınma Planı’nın parçası olan “Aile Vizyon Belgesi”nin, “aile ve iş yaşamının uyumu” adı altında kadınları “kutsal aile” içine kapatmayı, ucuz ve güvencesiz işlere mahkûm etmeyi amaçladığı belirtildi. İktidarların dünya genelinde kadınların görünmeyen bakım emeğinden yılda 10,8 trilyon dolar kâr elde ettiği vurgulandı. Türkiye’de “Aile Yılı” ilan edildiği hatırlatılarak, açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Eğitim Bakanlığı MESEM projeleri adı altında çocukları işçileştiriyor, güvencesiz çalıştırılan çocukların ölümüne neden oluyor. Ataerkil kapitalist sistem, neoliberal politikalarla derinleşen yoksulluğu erkek-devlet şiddeti ile yönetmeye çalışıyor. Hane gelirine destek olmak isteyen kadınların emeği, parça başı iş adı altında patronlar ve büyük şirketler tarafından sömürülüyor.”

    “SORUMLU ÇALIŞMA BAKANLIĞI”

    Kadınların açlık sınırının altında çalıştırıldığı, sendikal haklarının keyfi biçimde engellendiği, taciz, şiddet ve mobbinge maruz bırakıldığı vurgulanan açıklamada; Temel Conta, Digel, TPI, Şık Makas ve birçok işyerinde kadın işçilerin direnişlerinin sürdüğü belirtildi. Zara’nın taşeron firması olan Dilovası’ndaki bir fabrikada yaşanan patlamada 3 çocuk ve 3 kadının katledildiği hatırlatılarak şöyle denildi: “Birkaç bina ötesinde İş-Kur binası bulunan, defalarca şikâyete rağmen kapısına gidilmeyen fabrikada yaşanan bu cinayetin sorumlusu, işçilerin güvenliği için önlem almayan, denetlemeyen Çalışma Bakanlığı ve iktidardır. Eşit işe eşit ücret ve sendikalı çalışma hakkı için mücadeleyi de dayanışmamızı da büyütüyoruz.”

    “KADINA GÜNDE SADECE 51 KURUŞLUK BÜTÇE”

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın çocuk yaşta evlilikler için teşvik verirken, kadınların güçlendirilmesi için günlük yalnızca 51 kuruş ayırdığı kaydedildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Nafaka hakkımıza göz diken iktidar; Diyanet’in fetvaları ile hayatlarımızı, bedenlerimizi tahakküm altına alan politikalarını, erkek şiddetini ve çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Medeni haklarımıza, miras hakkımıza saldırıyor.”

    “ATK RAPORU KADINLARIN MÜCADELESİYLE AÇIKLANDI”

    Gülistan Doku’nun faillerinin bulunmadığı, Narin Güran’a ne olduğunun açıklanmadığı, Rojin Kabaiş katliamının “şüpheli ölüm” denilerek kapatılmaya çalışıldığı vurgulanan açıklamada, “Kadınların mücadelesi sonucunda, Rojin’in ölümünden tam bir yıl sonra Adli Tıp Kurumu raporlarında Rojin’in üzerinde iki ayrı erkeğe ait DNA bulunduğu açıklandı” denildi.

    “ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİ YÜZDE 96 ARTTI”

    “Aile Yılı” ilanının ardından 2025’in ilk on ayında 235 kadın katledildiği, 247 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği belirtildi. Açıklamada şu bilgiler aktarıldı: “Son altı ayda şüpheli kadın ölümleri yüzde 96 arttı. Her üç günde bir 2 kadın cinayeti şüpheli olarak kayıtlara geçiyor. Şüpheli kadın ölümleri, ilk kez kadın cinayeti sayısını geçti.”

    Açıklamada, Filistin’deki soykırımın kapitalist devletlerin desteğiyle derinleştiği, iki yılda 50 binden fazla kadın ve çocuğun katledildiği belirtildi. Suriye, İran ve dünyanın dört yanında kadınlara yönelik istismar, katliam ve yerinden edilme politikalarının devam ettiği vurgulandı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Eşit ve özgür bir toplumsal yaşam için mücadele etmeye devam edileceği belirtilen açıklamada, “Bu ülkeye barış, Ekin Van’ın çıplak bedenini teşhir eden, Kürt illerinde kadınlara tecavüz edip ‘Bana bir şey olmaz’ diyen Musa Orhan’ın, asker-polis-korucu yargılanması ile mümkündür. Barış için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    “11’İNCİ YARGI PAKETİ MÜCADELE SONUCU GERİ ÇEKİLDİ”

    Açıklamada, iktidarın 11. Yargı Paketi ile kadınların ve çocukların haklarını hedef aldığı kaydedilerek, “Hiçbir kadının kirpiği yere düşmesin diye. Kimliğimiz, bedenimiz, aşkımız sizin yargı paketlerinize sığmadı, sığmayacak. Makbul kadın olmayacağız” diye belirtildi.

    Açıklamanın ardından eylem halay ve şarkılarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Kadınlar, İstanbul’da sokaktaydı: Aileniz batsın, biz yaşayacağız!-VİDEO

    Kadınlar, İstanbul’da sokaktaydı: Aileniz batsın, biz yaşayacağız!-VİDEO

    PİRHA – 25 Kasım sebebiyle İstanbul’da yapılan eylemde katledilen kadınların akıbetleri bir kez daha soruldu. Okunan basın açıklamasında, kadın cinayetlerine karşılık önleyici politikaların uygulanmadığına vurgu yapılarak “Fail erkekler cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Ve artık kadın cinayetleri kadar şüpheli kadın ölümlerini de konuşuyoruz” denildi.

    25 Kasım Kadın Platformu, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle İstanbul’da eylem yaptı.

    Taksim Tünel’de yapılan eylem sebebiyle İstiklal Caddesi adeta ablukaya alındı. İstanbul Valiliği, eylemi gerekçe göstererek Taksim Metro hattını da ulaşıma kapattı.

    Binlerce kadın yurttaş, “Kadınlar İsyanda, Tarikat düzeninizi yıkacağız. Erkek devlet şiddetine son” yazılı dövizlerin yanı sıra katledilen Rojin Kabaiş’in fotoğraflarını da taşıdı.
    Emniyet güçleri, yaklaşık 200 metrelik bir mesafe için yürüyüşe izin verdi. Kadınlar,
    “Jin, jîyan, azadî. Katledilen kadınlar isyanımızdır. İsyan var, itaat yok. Bijî tekoşîna jînan” sloganları eşliğinde yürüyüş yaptıktan sonra basın açıklaması düzenledi.
    Ortak basın metnin Kürtçesini Hanım Rojbin Özmen okurken, Türkçesini ise Melike Tahmaz ile Çiğdem Atay okudu.

    EV İÇİ EMEĞİN YÜKÜ YETMEZMİŞ GİBİ…”

    Basın metninde ‘Kutsal aile’ kavramıyla kadınların hayatının denetim altına alınmaya çalışıldığı vurgulandı. Okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Kimimiz evde görünmez emeğe mecbur bırakıldık, kimimiz işyerinde tacizle yüzleştik, kimimiz sadece ayrılmak istediğimiz için ölümle tehdit edildik, kimimiz varoluşumuzdan dolayı hedef gösterildik. Ama hayal ettiğimiz hayatı yaşama isteğimizden hiç vazgeçmedik. Birbirimizden, mücadelemizden, eşit ve özgür yaşama arzumuzdan güç aldık. Erkekler ve devlet hayatlarımız üzerinde hak sahibi olduklarını sanıyorlar. Kabul etmiyoruz. Kadınları değil aileyi güçlendiren bu politikalar; erkek şiddetini, kadın yoksulluğunu ve eşitsizliği büyütüyor. Kadınlar evde hem bakıma ihtiyacı olan çocuklara, hasta ve yaşlılara hem de bakıma ihtiyacı olmayan erkeklere bakıyor. Ev içi emeğin yükü yetmezmiş gibi kadınlar düşük ücrete, en güvencesiz, kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor, çalışırken öldürülüyor. Bu ay Dilovası’nda kaçak parfüm fabrikasında çıkan yangında katledilen 6 kadın işçi gibi. Hazırlanan 2026 yılı bütçesinde savunmaya 2 trilyon TL ayrılırken kadınların güçlenmesine sadece 6 milyar TL düşüyor. Üstüne iktidar, mücadelemizle kazandığımız medeni haklarımızı gasp etmeye çalışıyor. Boşanmayı zorlaştırma, nafaka hakkını sınırlandırma girişimleri, eşit miras hakkına saldırılar sırada bekliyor. Ama biz ne kazanılmış haklarımızdan vazgeçiyoruz ne de bizi seçeneksiz bırakmaya çalışan politikaları kabul ediyoruz. Aileniz batsın! Biz yaşayacağız.”

    “CİNAYETLER NEDEN AYDINLATILMIYOR?”

    Basın açıklamasının devamında, kadınların yaşadığı şiddet vakaları ardından başvuracağı mekanizmaların işlemediğine vurgu yapıldı.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Başvurduğumuz karakollarda diyorlar ki; ‘kocandır, idare et.’ Uzaklaştırma kararları uygulanmıyor. Gizlilik sağlanmadığı için kadınlar öldürülüyor. Önleyici politikalar uygulanmıyor, fail erkekler cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Ve artık kadın cinayetleri kadar şüpheli kadın ölümlerini de konuşuyoruz. Yüzlerce kadının ölümü ‘intihar’ ya da ‘şüpheli’ denilerek karartılıyor. Gülistan Doku’ya ne oldu? Nadira’nın, Hande’nin, Dina’nın, Rojin’in, Rabia Naz’ın, Narin’in ölümü neden aydınlatılmıyor? Erkeklerin, kamu görevlilerinin, siyasetçilerin, ailelerin suç ortağı olduğu her cinayet, üstü örtülen her ölüm, bir sonraki şiddetin zeminini hazırlıyor. Bu iktidar LGBTİ+ düşmanı! Bu iktidar ahlakçı! Yargı paketleriyle ‘genel ahlak’ ve ‘biyolojik cinsiyet’ adı altında kadınları, LGBTİ+’ları, çocukları hedef alıyor. Transların bedenlerine ilişkin karar hakkı baskılanıyor, LGBTİ+ varoluşları kriminalize edilmek isteniyor. Eşitsizliğe, ayrımcılığa, nefrete karşı en yüksek sesimizle, dayanışmamızla buradayız. 25 Kasım’ı yasaklayan, kadınları yerlerde sürükleyerek gözaltına alan, ters kelepçe ile işkence eden, karakollarda çıplak arama işkencesine maruz bırakan, sokaklarda barikat kurup sesimizi kısmaya çalışan bir düzenle karşı karşıyayız. Bu şiddet, tıpkı erkek şiddeti gibi hayatlarımızı kontrol altına almaya çalışan aynı iktidar anlayışının ürünüdür.”

    “BİR KİŞİ DAHA EKSİLMEMEK İÇİN…”

    Kadınların, barıştan yana olduğu vurgusu yapılan basın açıklamasında, şu cümlelere de yer verildi:

    “Hangi coğrafyada olursa olsun kadınların, LGBTİ+ların ve kız çocuklarının savaş politikalarının ilk hedefi olduğunu biliyoruz. Barış sadece silahların susması değildir. Barış; hakikatin açığa çıkması, kayıpların bulunması, faillerin yargılanmasıdır. Siyasetin suç olmaktan çıkması, muhaliflerin cezaevine atılmaması, siyasi tutsakların serbest bırakılmasıdır. Kayyumların son bulması, anadilin özgür olmasıdır. Kürdistan’da yıllardır süren savaşın en ağır yükünü kadınlar taşıdı. Bugün Filistin’de, Suriye’de, Sudan’da emperyalistlerin siyasi, ticari ve askeri çıkarları doğrultusunda körüklenen savaşlarda aynı politikalara maruz kalan ve direnen kadınlar gibi. Savaş politikaları erkek egemen sistemi güçlendiriyor. Kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak savaşı ve şiddeti büyüten bu düzene karşı kalıcı bir barış istiyoruz. Hayatlarımız için, özgürlüğümüz için, eşitlik için, birbirimiz için, bir kişi daha eksilmemek için erkek-devlet şiddetine karşı bir aradayız. Mücadeleye devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Samandağ Kadın Platformu: Bu düzen kadınlara itaati dayatmak istiyor-VİDEO

    Samandağ Kadın Platformu: Bu düzen kadınlara itaati dayatmak istiyor-VİDEO

    PİRHA-Samandağ Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Karşılıksız çalışmayı, sömürülmeyi, emeğimizin yok sayılmasını kabul etmiyoruz! Ne evde ne işte ne sokakta sömürüye boyun eğmiyoruz” denildi.

    Samandağ Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. ‘Ataerkiye, yoksulluğa, şiddete, savaşlara karşı kadınlar mücadelede’ pankartının açıldığı açıklamada basın metnini platform adına İlknur Kazan okudu.

    “KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ HER GÜN BÜYÜTÜYORUZ”

    2025 yılında en az 250 kadının erkekler tarafından katledildiğini belirten İlknur Kazan, “Son dönemde Türkiye’de yaşanan şüpheli kadın ölümlerinin sayısı arttı. İktidar kadınların nasıl giyineceğine, kaç çocuk doğuracağına, nasıl doğuracağına karışacağına şüpheli kadın ölümlerini aydınlatıp faillerini cezalandırsın. Her gün yeni bir kadın cinayeti haberi duyuyoruz. Kadınlar şikâyet ettikleri hâlde korunmuyor, fail erkekler mahkemelerde “tahrik” ve “iyi hâl” indirimleriyle ödüllendiriliyor. Failleri değil kadınları koruyun. Erkek-devlet işbirliğiyle yaratılan bu düzeni görüyoruz. Biz kadınlar sizin “makbul kadın” kalıplarınıza sığmadık, sığmayacağız. Bizler yalnızca “anne/eş/kardeş” değiliz. Eşit ve özgür bir yaşamın öznesiyiz. Yan yanayız, omuz omuzayız; kadın özgürlük mücadelesini de her gün büyütüyoruz” dedi.

    “NE EVDE, NE İŞTE NE SOKAKTA SÖMÜRÜYE BOYUN EĞMİYORUZ”

    Hayatlarının her alanını kontrol altına almaya çalışan ataerkiye karşı direndiklerini söyleyen Kazan, “Bu düzen kadınları eve kapatmak, emeğimizi yok saymak, bize itaati dayatmak istiyor. 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edildi. Ama bu yıl en az 500 kadın öldürüldü, 287 kadının ölümü hâlâ şüpheli. Öldürülen kadınların %69’u evlerinde, %81’i partnerleri veya eski eşleri tarafından öldürüldü. Sadece evlerde değil, kadınlar çalışma alanlarında da öldürülür. Geçtiğimiz günlerde Dilovası’nda hayatını kaybeden 6 kadın, kadın emeğinin nasıl güvencesiz koşullarda sömürüldüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Kadınlar yoksullukla, şiddetle, sömürüyle mücadele ederken kadınların güçlendirilmesi için ayrılan bütçede bir kadına günlük sadece 51 kuruş düşüyor. Bizi işyerlerinde düşük ücretlerle sömürüp, eve geldiğimizde ikinci bir mesaiye mahkûm edenler, “Kadının yeri evidir” diyenler, ekonomik kriz, barınma kriziyle baş başa bırakanlar saraylarında günlerini gün ederken kadınları bakım emeğiyle eve hapsederek eve bağımlı, sosyal hayattan uzak ve güvencesiz bırakmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bizler buna mecbur değiliz! Ev içi emeğimiz görünmez değil! Karşılıksız çalışmayı, sömürülmeyi, emeğimizin yok sayılmasını kabul etmiyoruz! Ne evde ne işte ne sokakta sömürüye boyun eğmiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/HATAY

  • İHD Dersim: ‘Aileyi Koru’ yaklaşımı kadınları şiddete mahkûm ediyor-VİDEO

    İHD Dersim: ‘Aileyi Koru’ yaklaşımı kadınları şiddete mahkûm ediyor-VİDEO

    PİRHA-İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Kadına yönelik şiddet suçlarında cezasızlık politikası son bulmalı, etkili soruşturma ve yargılama ilkeleri güvence altına alınmalıdır” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET ÇEŞİTLENEREK DEVAM EDİYOR”

    25 Kasım’ın yalnızca bir anma günü değil aynı zamanda kadınlara yönelik her türlü şiddeti görünür kılma ve devletlerin sorumluluklarını hatırlatma günü olduğunu vurgulayan Nurşat Yeşil, “İnsan Hakları Derneği olarak, bu tarihsel mirasın taşıyıcılarından biri olduğumuzu hatırlatıyor; kadınların yaşam hakkını korumanın devletin devredilemez yükümlülüğü olduğunu vurguluyoruz. Yıl boyunca derneğimize yapılan başvurular, basın taramasından elde edilen veriler, hapishane izleme çalışmaları ve raporlamalar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi bir yana, aksine çeşitlenerek devam ettiğini açıkça göstermektedir. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi ve kamu kurumlarının politikalarının aile merkezli bir çerçeveye oturtulması, kadına yönelik şiddetin görünürlüğünü azaltmış ve bireysel hakların geri plana itilmesine yol açmıştır. Devletin politikasını işletirken “aile birliğini önceleyen” yaklaşımı, şiddet gören kadınların başvuru mekanizmalarına erişimini zorlaştırmış, kolluk ve idari makamların “aileyi koruma” gerekçesiyle kadınları uzlaştırmaya yönlendirme eğilimini artırmıştır” dedi.

    “ADİL BİR BARIŞ KADINLARIN YAŞAM HAKKININ GÜVENCE ALTINA ALINMASIYLA MÜMKÜNDÜR”

    Kadınların hem çatışmalı süreçlerin hem de baskıcı devlet politikaların ilk hedefi haline geldiğini belirten Yeşil, “Coğrafyamızda yıllardır süren çatışmalı ortamın kadınlar üzerindeki etkisi çok boyutlu olup; zorunlu göç, yoksullaşma, güvenlik kaygısı ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetin ağırlaşmasıyla görünür hale gelmektedir. Çatışma çözümlerinde kadınların barış mücadelesinin dışlandığı hiçbir siyasal süreç gerçek ve kalıcı bir barış üretemez. Kadın örgütlerinin karar alma mekanizmalarına katılımı güvence altına alınmadıkça çatışmanın yarattığı toplumsal tahribatın onarılması mümkün değildir. Coğrafyamızda uzun yıllardır devam eden güvenlikçi politikalar, kadınların maruz kaldıkları hak ihlallerini artıran bir etki yaratmaktadır. Özellikle Kürt illerinde yürütülen askeri ve idari uygulamalar, kadınların gündelik yaşam koşullarını doğrudan etkileyen sistematik hak ihlallerine dönüşmektedir. Kadın örgütleri ve hak savunucuları ise yıllar boyu yargı ve kolluk tacizine maruz bırakılmışlardır. Kadına yönelik şiddet yalnızca münferit olaylar silsilesinden ibaret bir olgu değil; devletin kadını yok sayan politikaları ve toplumsal yapıdaki kadın karşıtı tutumlar ile beslenen sistematik bir insan hakkı ihlalidir. Kadına yönelik şiddet sona ermeli, kadınlar barışın, adaletin ve eşitliğin öncüsü olmalıdır. Kalıcı ve adil bir barış, güvenli bir toplum ve toplumsal eşitlik ancak kadınların yaşam hakkının, özgürlüğünün ve karar alma süreçlerindeki eşit temsilinin güvence altına alınmasıyla mümkündür” diye konuştu.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN TÜM HÜKÜMLERİ EKSİKSİZ UYGULANMALIDIR”

    Yeşil, İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu olarak taleplerini ise şu şekilde sıraladı:

    -Türkiye, hukuken bağlayıcı niteliği devam eden İstanbul Sözleşmesi’nin tüm hükümlerini eksiksiz uygulamalıdır.

    -6284 sayılı Kanun’un etkin bir şekilde uygulanmasını engelleyen keyfi idari ve kolluk pratikleri son bulmalıdır.

    -Kadın örgütlerinin çalışmaları üzerindeki baskıya ve kriminalize eden yaklaşımlara son verilmelidir.

    -Kadına yönelik şiddet suçlarında cezasızlık politikası son bulmalı, etkili soruşturma ve yargılama ilkeleri güvence altına alınmalıdır.

    -Kadın Sığınma Evlerinin sayısı, erişilebilirliği ve niteliği artırılmalıdır. Bununla beraber kadınların yalnızca tehlikeden korunmaları değil; ekonomik ve sosyal yaşama özgür bir şekilde katılabilecekleri  koşullar sağlanmalıdır.

    -Sosyal medyanın yaygınlaşması ve teknolojiye erişimin artması ile birlikte kadınlara yönelik artan dijital şiddete karşı etkin tedbirler alınmalı, kadınların ifade ve fikir özgürlüğü korunmalıdır.

    -Mültecilik statüsü dahi engellenen sığınmacı kadınlara yönelik ayrımcı uygulamalar derhal son bulmalı; barınma, sağlık, eğitim gibi temel insan haklarına erişimleri sağlanmalıdır.

    -Kürt Meselesi bağlamında yürütülmekte olan çözüm sürecine kadınların etkin katılımları sağlanmalı, BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kararı’nın kadınların korunması ve karar alma süreçlerine katılımı yönündeki ilkeleri benimsenmelidir.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi: Kadınların yaşam hakkını korumak devletin zorunlu görevidir-VİDEO

    Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi: Kadınların yaşam hakkını korumak devletin zorunlu görevidir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Her bir kadın için adalet sağlanana kadar susmayacağız, geri çekilmeyeceğiz, mücadeleyi bırakmayacağız. Kadınların yaşam hakkını korumak devletin yükümlülüğüdür; bu hakkın hesabını sormak ise bizim kararlılığımızdır” denildi.

    Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı avukat Reyhan Helin Bulut okudu.

    “DEVLET KORUYAMADIĞI HER KADININ YOKLUĞUNDA SORUMLUDUR”

    25 Kasım’ın bir anma günü değil yaşamlarını, haklarını ve özgürlüklerini savundukları bir gün olduğunu belirten Reyhan Helin Bulut, “Kadına yönelik şiddet, Türkiye’de artık münferit bir olay değil; yıllardır süregelen kurumsal ihmallerle beslenen, cezasızlıkla büyüyen, toplumsal yapıyı çürüten sistematik bir insan hakları ihlalidir. Her gün yeni bir kadın cinayeti yaşanırken, devletin kadınları koruma konusundaki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği her an, kadınların yaşam hakkı ihlal edilmektedir. Bu nedenle bugün 25 Kasım vesilesiyle bir kez daha açıkça ifade ediyoruz: Kadınların yaşam hakkını korumak bir tercih değil, devletin anayasal ve uluslararası hukuktan doğan zorunlu görevidir. Narin Güran’ın karanlık ölümü ve son bulan yaşamı, Gülistan Doku’nun hâlâ ortaya çıkarılmayan akıbeti ve Rojin Kabaiş’in üzeri örtülmeye çalışan ölümü. Her birinde aynı ortak sorumluluk zinciri, aynı derin ihmal ve aynı karanlık tablo ile karşı karşıyayız. Eksik soruşturmalar, işletilmeyen koruma mekanizmaları, korunmayan deliller ve kapatılmak istenen dosyalar bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Devlet, koruyamadığı her kadının yokluğunda sorumludur” dedi.

    “HER BİR KADIN İÇİN ADALET SAĞLANANA KADAR SUSMAYACAĞIZ”

    Şiddetin tüm dünyanın ortak yarası olduğunu vurgulayan Bulut, “Suriye’de, Filistin’de yıllardır süren savaşın ortasında kadınlar; kimlikleri, inançları ve bedenleri üzerinden sistematik şiddetin hedefi hâline gelmektedir. Yaşanan ölüm, kayıplar, cinsel şiddet ve yoksulluk kadınların yaşamlarını kuşatmaktadır. Sudan’da ise devam eden çatışmalarda kadınların cinsel saldırıya savaşın yöntemi olarak maruz kaldığı, güvenlik ve barınma hakkının tamamen yok sayıldığı ağır bir tablo yaratmaktadır. Bu gerçeklik, kadınlara yönelik şiddetin kültürler, sınırlar ve rejimler ötesinde aynı mekanizmalarla sürdüğünü; sorunun evrensel, mücadelenin ise uluslararası dayanışmayla güçleneceğini göstermektedir. Kadınlar kaybolurken, susturulurken, öldürülürken devlet neredeydi? Tunceli Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak biz buradayız. Narin Güran, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Suriye’deki, Filistin’deki ve Sudan’daki savaşın gölgesinde hayatta kalmaya çalışan tüm kadınlar ve adalete hiç ulaşamayan tüm kadınlar için buradayız. Her bir kadın için adalet sağlanana kadar susmayacağız, geri çekilmeyeceğiz, mücadeleyi bırakmayacağız. Kadınların yaşam hakkını korumak devletin yükümlülüğüdür; bu hakkın hesabını sormak ise bizim kararlılığımızdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım’da yapılacak yürüyüş için bildiri dağıttı-VİDEO

    Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım’da yapılacak yürüyüş için bildiri dağıttı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kadın Platformu, PTT ‘den mahpus kadınlara kart gönderdikten sonra Moğultay Mahallesi’nde kadınlara bildiri dağıtarak 25 Kasım’da saat 17.30’da yapılacak yürüyüşe davet etti.

    Dersim’de kadınlar, 25 Kasım’da saat 17.30’da Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirip basın açıklaması yapacak.

    Dersim Kadın Platformu, PTT ‘den mahpus kadınlara kart gönderdikten sonra Moğultay Mahallesi’nde kadınlara bildiri dağıtarak 25 Kasım’da saat 17.30’da yapılacak yürüyüşe davet etti. Kadınlar sık sık ‘Jin Jiyan Azadi’ sloganı attı.

    PİRHA/DERSİM

  • 23 KASIM 2025 PAZAR-GÜNDEM

    23 KASIM 2025 PAZAR-GÜNDEM

    -‘Kadınlar direnişin ve umudun ocağıdır’ şiarıyla saat 15.30’da Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Konferans Salonu’nda panel düzenlenecek. GÖRÜNTÜLÜ

  • Konak ve Orhan: Kayyımlar gidecek, halk iradesine sahip çıkacak-VİDEO

    Konak ve Orhan: Kayyımlar gidecek, halk iradesine sahip çıkacak-VİDEO

    PİRHA- Kayyım atamasının birinci yılında konuşan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, uygulamanın halkın iradesine yönelik ağır bir müdahale olduğunu belirterek Dersim’in onurlu direnişine dikkat çekti.

    22 Kasım 2024 tarihinde Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan’ın yerine kayyım atanmıştı. Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın 1. yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamanın ardından PİRHA’ya konuşan yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, kayyım uygulamasının hiçbir hukuki dayanağının olmadığını belirterek şunları söyledi:

    “Dersim halkı, kayyımın iradesini gasp ettiği gün kendi kimliğine, kültürüne ve tarihsel değerlerine sahip çıkarak demokratik alanda en güçlü tepkisini vermiştir. 22 Kasım 2024 tarihinde günümüze kadar bu yıl tam bir yıl oldu. Dersim halkının, kayyıma karşı öfkesi halen devam etmektedir. Kayyım Dersim’de talanın ve yağmanın adıdır. Kayyım halktan uzak tamamen Dersim’in değerlerini asimile etmek için stratejiler geliştiren bir anlayıştır. Kayyımlar hiçbir dönemde toplumcu belediyecilik stratejisi karşısında kendisini başarılı kılamamıştır ve her dönem çökmüştür. Kayyımlar tüm bölgelerden gidecek ve halkımız kendi iradelerine sahip çıkacaktır.”

    Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ise 22 Kasım’ın Dersim halkının iradesine yapılmış en ağır müdahalelerden birinin simgesi olduğunu vurgulayarak PİRHA’ya şu ifadeleri kullandı:

    “Kayyım pratiği sadece halk iradesine değil aynı zamanda yerel demokrasiye, kadın kimliğine, gençlik kazanımlarına yöneltilmiş politik bir anlayıştır. Elbette ki 22 Kasım sadece bize irade gaspını hatırlatmıyor. Aynı zamanda Dersim halkının onurlu direnişini de bizlere hatırlatan bir gündür. Dersim elbette ilk defa kayyum pratiği ile karşılaşmıyor. 2016’da bunu deneyimledi. Aynı zamanda adı kayyım olmayan ama fiili olarak da bir kayyum gerçekliği bu kentte mevcuttu. Adı göçtü, turizm kentiydi, huzur kentiydi ve asimilasyondu. Adına soykırım, özel savaş dedik. Her şekilde bu kentte yıllarca bir kayyım gerçekliği ve kayyumun yaşamsallaşmış biçimiyle karşı karşıya kaldık.”

    PİRHA / DERSİM

  • Dersim’de kayyımın 1. yılı: Halkın iradesi gasp edilemez!-VİDEO

    Dersim’de kayyımın 1. yılı: Halkın iradesi gasp edilemez!-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın 1. yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Demokratikleşme adı altında yürütülen müzakere görüşmelerinde eğer somut adımlar atılacaksa; başta Kürt halkının demokratik talepleri güvence altına alınmalı, buna bağlı olarak kayyumlar derhal geri çekilerek halkın iradesi teslim edilmelidir” denildi.

    22 Kasım 2024 tarihinde Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan’ın yerine kayyım atanmıştı. Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın 1. yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak okudu.

    ‘Kayyumlar gidecek halk kalacak, halkın iradesi gasp edilemez’ pankartının açıldığı açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karakoçan Belediyesi Eş Başkanı Cafer Oğur, yerlerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “HALKIMIZIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKI ELİNDEN ALINMIŞTIR”

    Açıklamada ilk sözü alan yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Taşkale, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Tam bir yıl önce 22 Kasım’da güvenlik güçleri tarafından belediye işgal edildi ve halkın iradesi gasp edildi. Kayyım bir yıldır halkımızın iradesini gasp etmiş ve halkımızın en demokratik hakkı olan seçme ve seçilme hakkı, özgürlük hakkı elinden alınmıştır.”

    “HALKIN İRADESİ TESLİM EDİLMELİDİR”

    Tek adam iktidarının sandıkta kazanamadığı belediyeleri kayyım atayarak ele geçirme tutumunu artık bir yönetme tarzı haline getirildiğini belirten yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, “İktidar, devlet baskısıyla halkın iradesine, seçme ve seçilme hakkına ipotek koymuş ve bu uygulamadaki ısrarına da devam etmektedir. Hukuki olmayan gerekçelerle halkın iradesinin gasp edilmesi dayanağı bugün artık boşa çıkmıştır. Bir hukuksuzluktan bahsedilecekse bu hukuksuzluk halk iradesinin gasp edilmesinin ta kendisidir. Dersim’den bir kez daha sesleniyoruz; Demokratikleşme adı altında yürütülen müzakere görüşmelerinde eğer somut adımlar atılacaksa; başta Kürt halkının demokratik talepleri güvence altına alınmalı, buna bağlı olarak kayyumlar derhal geri çekilerek halkın iradesi teslim edilmelidir” dedi.

    “KAYYIMLAR HALKIN İRADESİNİN GASP EDİLMESİDİR”

    Halkın yönetime ortak olmasını tehdit olarak gören anlayış nedeniyle belediyelere kayyım atandığını vurgulayan Dersim Belediyesi Meclis Üyesi Mehmet Yüksel, “Halkın içinde olmadığı, halkın iradesinin olmadığı bir anlayışı kabul etmiyoruz. Kayyımlar, halkın iradesinin gasp edilmesidir. Biz kayyımların bir an önce geri çekilerek halkın iradesi ile seçilen kişilerin yine demokrasi gereği sandıkla gitmesini savunuyoruz” diye belirtti.

    “KAYYIM DÜZENİ TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK İTİBARINI ZEDELEYEN BİR UYGULAMADIR”

    Halkın iradesini gasp eden her uygulamanın karşısında olduklarını ifade eden CHP Dersim İl Başkanı Berkay Gündoğan, “Kayyım atamaları demokratik bir ülkenin kabul edilebileceği bir durum değildir. Halkın seçtiği belediye başkanlarını görevden almak demek demokratik yönetimi yok saymak, yerel yönetim hakkına müdahale etmek ve hukukun üstünlüğünü zedelemektir. Halkın iradesi asla gasp edilemez. Kayyım düzeni Türkiye’nin demokratik itibarını zedeleyen bir uygulamadır. Dersim halkının iradesi hiçbir zaman sahipsiz kalmamıştır, bundan sonra da kalmayacaktır. Atanan kayyumlar halkın seçme ve seçilme hakkını yok saymakta, yerel demokrasiyi boğmaktadır” şeklinde konuştu.

    “KAYYIM SİYASETİ GÜVENSİZLİĞİ ÖREN BİR SİYASET BİÇİMİDİR”

    Kayyım politikalarının ülkenin demokrasisine yapılmış bir darbe olduğunu söyleyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Dersim coğrafyası sol ve sosyalist bir coğrafya olduğu için bugüne kadar çok bedeller ödemiştir. Bu yüzden de Dersim’e yönelik daha özel politikalar uygulanmaktadır. Belediyeye kayyım atanması da bu politikaların bir parçasıdır. Bu süreçte bu topraklarda barışın ve demokrasinin inşa edilmesi için çalışma yürütmemiz gerekiyor. İşte o zaman bu topraklarda kayyım siyaseti son bulacak. Kayyım siyaseti çözümü ören değil, güvensizliği ören bir siyaset biçimidir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Hümeyra Tusun Yeğin: Dersim’de yaşayan kadınlar olarak 25 Kasım’da alanlarda olalım-VİDEO

    Hümeyra Tusun Yeğin: Dersim’de yaşayan kadınlar olarak 25 Kasım’da alanlarda olalım-VİDEO

    PİRHA-Tüm kadınlara 25 Kasım’da alanlarda olma çağrısı yapan DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin, “Bizler de Dersim Kadın Platformu olarak 25 Kasım’da saat 17.30’da Sanat Sokağı’nda toplanıp Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüp basın açıklaması yaparak kendi tavrımızı ve duruşumuzu belirlemek istiyoruz” dedi.

    Dersim’de kadınlar, 25 Kasım’da saat 17.30’da Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirip basın açıklaması yapacak.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin, 25 Kasım’ın kadınlar için önemine dikkat çekerek bütün kadınları 25 Kasım’da alanlara çağırdı.

    “25 KASIM’DA ALANLARDA OLALIM”

    Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadınların şiddetin çok yönlü mağduru olduğunu ifade eden Hümeyra Tusun Yeğin, “Bu anlamda devletin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesi ciddi bir sorun. Kadınların kazanılmış hakları ellerinden alınmakta ve kadına yönelik şiddette kadınları koruyan yasalar uygulanmamakta. Ayrıca kadınların katledilmesine dair davalarda çok ciddi bir cezasızlık politikası var. Bu durumlar faillere kadına yönelik şiddet uygulayabilirsiniz mesajı veriyor. Dolayısıyla bu aynı zamanda bize toplumda değişmesi gereken bir zihniyet sorunu olduğunu gösteriyor. Bu durum Rojin Kabaiş davasında çok net bir şekilde faillerin korunmaya çalışıldığı açığa çıktı.

    2025 yılı da diğer yıllardan çok farklı değil ama diğer yıllardan farkı kadınların daha fazla dayanışma içinde olması ve tepkilerini dile getirmesi önemliydi. Bizler de Dersim’de Dersim Kadın Platformu olarak 25 Kasım’da saat 17.30’da Sanat Sokağı’nda toplanıp Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüp basın açıklaması yaparak kendi tavrımızı ve duruşumuzu belirlemek istiyoruz. Dersim’deki tüm kadınlara sesleniyorum. Sonuçta Dersim’de de kadınların yaşadığı sorunlar var. O yüzden 25 Kasım’da hepimiz alanlarda olalım” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Bakırhan: Meclis Komisyonu artık dinleme işini bırakıp Abdullah Öcalan ile görüşmelidir-VİDEO

    Bakırhan: Meclis Komisyonu artık dinleme işini bırakıp Abdullah Öcalan ile görüşmelidir-VİDEO

    PİRHA-Bingöl’de yapılan halk toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci sadece biz götüremeyiz bu süreç Türkiye’de yaşayan bütün halkların sürecidir. Meclis Komisyonu artık dinleme işini bırakıp Abdullah Öcalan ile görüşmelidir. Bu yüzden bu süreç sadece Kürtleri değil 86 milyonu rahatlatacak” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan’ın katılımıyla Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları kapsamında Bingöl’de halk toplantısı gerçekleştirildi.

    Toplantıya DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, DEM Parti Kültür Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BU SÜREÇ SADECE KÜRTLERİ DEĞİL 86 MİLYONU RAHATLATACAK”

    Türkiye’nin demokrasiye kavuşmasının DEM Parti ile olacağını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Yüzyıldır bu ülkede isyanlarla, katliamlarla, bu ülkenin ekonomisini emmiş bir meseleyi konuşuyoruz. Bin yıllardır bu topraklarda yaşayan ama bugün hak ettiği haklara sahip olmayan Kürtler bugün haklı mücadelesini sürdürüp mücadelesini sürdürüyor. Halkımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Eğer sizin direnişiniz olmasaydı ne masa olurdu ne de Kürt halkı konuşulurdu. Bizler de demokratik haklarımızın mücadelesi için masada konuşacağız. Kürt var ama hukuku yok. Eğer Kürt kimliği varsa Kürt’ün de hukuku da olmalı. Yeterince gözyaşı birikti şimdi artık hasretleri sona erdirip cumhuriyeti demokratikleştirip eşit yurttaş olmak zorundayız. Bu mesele çözülürse hem siyasi hem de ekonomik olarak daha iyi bir ülkeye dönüşeceğiz. Eğer başarabilirsek emin olun güzel günlere ulaşmak mümkündür. Bu mesele çözülmediği için Türkiye’de ciddi bir çürüme var. Bu süreci sadece biz götüremeyiz bu süreç Türkiye’de yaşayan bütün halkların sürecidir. Meclis Komisyonu artık dinleme işini bırakıp Abdullah Öcalan ile görüşmelidir. Bu yüzden bu süreç sadece Kürtleri değil 86 milyonu rahatlatacak” dedi.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Perihan Koca: MESEM güzellemesi yapanların hiçbirinin çocuğu MESEM’de değil!VİDEO

    Perihan Koca: MESEM güzellemesi yapanların hiçbirinin çocuğu MESEM’de değil!VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, TBMM’de Milli Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmasında, “MESEM’ler çocuklar için bir ölüm makinesine dönüşmüşken birileri kalkıp MESEM güzellemeleri yapıyor. Ama bakıyoruz; MESEM övgüleri yağdırmaya doyamayan hiçbir patronun, bakanın, milletvekilinin çocuğu MESEM’lerde değil” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, TBMM’de 2026 yılı Milli Eğitim Bakanlığı bütçe görüşmelerinde konuşma yaptı.

    “MESEM’LER ÇOCUKLAR İÇİN ÖLÜM MAKİNESİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA”

    Perihan Koca, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “MESEM’ler çocuklar için bir ölüm makinesine dönüşmüşken birileri kalkıp MESEM güzellemeleri yapıyor. Ama bakıyoruz; MESEM övgüleri yağdırmaya doyamayan hiçbir patronun, bakanın, milletvekilinin çocuğu MESEM’lerde değil. Yoksulların 10 yaşındaki çocukları MESEM’lerde ölümle burun buruna çalışsın, bakanın çocuğu özel okullarda okusun, yok öyle yağma.”

    PİRHA/ANKARA

  • Divriği’nin kadınları tarihi sokağı ayağa kaldırdı: Dayanışma en büyük gücümüz! VİDEO

    Divriği’nin kadınları tarihi sokağı ayağa kaldırdı: Dayanışma en büyük gücümüz! VİDEO

    PİRHA – Sivas’ın Divriği ilçesinde 12 kadın esnafın el emeğiyle hayat verdiği Hüma Hatun Sokağı, kadın istihdamının simgesi oldu. Kendi ekonomik özgürlüklerini kazanırken bir yandan da kent kültürüne değer katan kadınlar “Dayanışma içinde üretmek en büyük gücümüz” diyorlar.

    Kadınların sosyal hayatta görünmez kılındığı, emeklerinin çoğu zaman değersizleştirildiği bir ülkede, Divriği’nin tam kalbinde açılan bu sokak bir umut ışığı gibi parlıyor. Çünkü Hüma Hatun Sokağı yalnızca bir ticaret alanı değil; kadınların birbirine omuz verdiği, dayanışmayla büyüyen kolektif bir yaşam alanı.

    “TÜRKİYE’DE BİR İLKİ BAŞARDIK”

    2019 yılında tamamlanan restorasyonu ile hizmete açılan bu özel sokak, sadece kadın esnaflar tarafından işletilmektedir. Tarihi dokusunu başarıyla koruyan sokak, 1800’lerde yaşamış olan Hüma Hatun’un anısına dayanıyor. Vakıf tarafından restore edilen dükkânlarda, 12 kadın işletmeci kendi ürünlerini sergilemekte. Ayrıca, Türkiye’de ilk defa tanıtılan Ahi kadın esnaflar teşkilatını oluşturarak ahilik kültürünü yaşatmaya çalışan bu proje, Divriği’nin zengin tarihini ve kültürünü ziyaretçilere aktarmaktadır. Hüma Hatun Sokağı’nda pilavcı, kuru gıda dükkânı, aşevi, ekmek fırını, tatlıcı, kahvaltı salonu ve hediyelik eşya dükkânları gibi çeşitli işletmeler bulunmakta. Pazartesi günleri ahilik yeminini okuyarak dükkânlarını açan kadın esnaflar, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunuyorlar. Bu özel sokak, Divriği’nin tanıtımına büyük katkı sağlayarak kadın girişimciliğini destekliyor ve yerel kültürü canlı tutuyor.

    Bu sokakta her dükkân bir hikâye anlatıyor. Kimi yokluktan bir masanın üzerine koyduğu iki ürünle başlamış, kimi yıllarca görmezden gelinen bir el becerisini görünür kılmış. Kadınların yaptığı her iş, tarihle bugünün arasına örülmüş bir köprü gibi.

    “ÜRÜNLERİMİZ BEĞENİLDİĞİNDE BENDE BÜYÜYORUM”

    Hüma Hatun Sokağı’nın ilk esnaflarından Özlem Tan Bozkurt, hediyelik eşya dükkânını sıfırdan inşa etme hikâyesini anlatırken, “Bu işe başlarken, ilk başta pek ürünüm yoktu açıkçası. Hep bir şeyleri satıp kazancımla yeni ürünler alarak bu dükkânı doldurabildim” dedi. Hiç dikiş kursuna gitmeden, kendi çabasıyla öğrendiği dikiş becerisiyle ürettiği kıyafetleri ve takıları satan Bozkurt, müşterilerinin beğenisinin kendisini en çok motive eden şey olduğunu söylüyor.

    Özlem Tan Bozkurt’un hikâyesi, aslında sokağın ruhunu da özetliyor: İmkânsızı mümkün kılan kadın emeği. Sessizce, usulca ama çok güçlü bir şekilde var olma çabası.

    “KADIN KADININ YURDUDUR”

    Sokakta faaliyet gösteren bir diğer isim Fatma Tepe Şeker, sokağın kendileri için anlamını “Kendi ekonomik özgürlüğümüzü, ekonomik rahatlığımızı sağlamak için buradayız” sözleriyle özetliyor. Fatma Tepe Şeker kendi el emeği olan oya, anahtarlık ve bileklikleri satışa sunuyor. Ancak onun çalışması bireyselliği aşıyor; Divriği’deki diğer kadınların, halk eğitim kurslarında ürettiği ürünleri de dükkânında satarak onlara da gelir kapısı oluyor.

    Kadınların birbirine açtığı bu alan, aslında çok daha büyük bir dönüşümün habercisi. Ekonomik özgürlüğünü kazanan kadın, hayatının her alanında daha güçlü duruyor. Fatma Tepe Şeker’in dükkanı bu nedenle sadece bir satış noktası değil; kadın emeğinin dolaşıma girdiği bir dayanışma istasyonu.

    “EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜMLE GURUR DUYUYORUM”

    Yedi yıldır Hüma Hatun Sokağı’nda çayhane ve şerbethane işleten Seher Yazıcı, sürece en deneyimli isimlerden biri. Son olarak bir aşevinin de işletmesini alan Yazıcı, kadın olarak kazanmanın gururunu şu sözlerle ifade ediyor: “Bir kadın olarak kendi ekonomik özgürlüğüme sahip olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyorum.”

    Seher Yazıcı’nın bu sözleri, sokağın ruhuna ve 12 kadının ortak hissine tercüman oluyor.

    Divriği’nin dar sokaklarına kök salmış bu küçük ama etkisi büyük girişim, kadınların kendi ayakları üzerinde durduklarında neleri değiştirebildiğini somut bir örnekle gösteriyor. Hüma Hatun Sokağı yalnızca bir sokak değil; kadın emeğinin görünürlüğe, görünürlüğün güce dönüştüğü bir yaşam alanı.

    PİRHA/SİVAS