Yazar: Dilan

  • ‘Mehmet Zeki Doğan gözaltına alındıktan sonra öldürülüp Zap Suyu’na mı atıldı?’ -VİDEO

    ‘Mehmet Zeki Doğan gözaltına alındıktan sonra öldürülüp Zap Suyu’na mı atıldı?’ -VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1004. Haftasında gözaltında kaybedilen Mehmet Zeki Doğan’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri, yaptıkları açıklamada bir kez daha kaç yıl geçerse geçsin kaybedilenlerin akıbetini sormaktan, adalet istemekten vazgeçmeyeceklerini vurguladı. 

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1003. Haftasında gözaltında kaybedilen Mehmet Zeki Doğan’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını Aysel Ocak okudu. Ocak’ın okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Demokrasilerde halkın hem siyasi hem de idari anlamda yönetime katılması esastır. Bu nedenle yalnız seçme/seçilme hakkını kullanmak yetmez, yurttaşların eşit ve özgür müzakere yoluyla yönetime katılmaları da gerekir. Bu yüzden yurttaşların karar vericilere ulaşma ve onları etkileme kanallarına sahip olduğu yönetimlere demokrasi denir. Son dönemde “yumuşama” diye etiketlenen ve toplumun gündemine sokulan süreçten umut üretilmesi ancak devleti yönetenlerin hukuka ve insan haklarına yönelmesi ile mümkündür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmadığı, Anayasa’nın bireyin hak ve özgürlüklerini korumaya yetmediği, yurttaşın taleplerini karar vericilere iletmek için muhatap bulamadığı anormal koşullardan uzaklaşmadan “yumuşama”dan söz edilemez. Zira normal olan devlet yönetiminde insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve yurttaşın taleplerini esas almaktır.

    “ÖZEL HAREKAT TİMLERİ DOĞAN’I ZORLA PANZERE BİNDİREREK GÖTÜRDÜ”

    Eğer bir “yumuşama”dan söz ediliyorsa öncelikle AYM kararlarının eksiksiz uygulanması talebimiz karşılanmalıdır. 29 yıldır maruz bırakıldığımız hukuksuzluğa, adaletsizliğe yenilerini ekleyen İçişleri Bakanı, tüm randevu taleplerimizi karşılıksız bırakmaktan vazgeçmelidir. 1004. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Halkın haklı ve meşru taleplerini dikkate almayan yönetimler demokratikleşemez, yumuşayamaz. 1004. haftamızda 30 yıldır ülkemiz anormal koşullarda yönetildiği için sonuçsuz bırakılan Mehmet Zeki Doğan dosyasıyla kamuoyu karşısındayız. 37 yaşındaki Mehmet Zeki Doğan Hakkari/Çukurca’da yaşıyor ve 10 yılı aşkın süredir Çukurca Lisesi’nde kamu personeli statüsünde hizmetli olarak çalışıyordu. Özel Harekât Timleri 7 Haziran 1994’te saat 23.00 sıralarında liseye baskın düzenledi. Kapıyı kırarak içeri girip gece nöbetinde olan Mehmet Zeki Doğan’ı zorla bir panzere bindirerek götürdü.

    “RESMİ MAKAMLAR SUSKUN KALDI”

    Ailesi, olaya tanık olan mahallelilerden Mehmet Zeki Doğan’ın gözaltına alındığını öğrendi. Resmî makamlara başvurarak aldığı izin belgesiyle bölgede arama faaliyetine başladı. Çukurca halkının da katılımı ile gerçekleşen kapsamlı bir arama faaliyeti yürütüldü. Tanık beyanlarından yola çıkarak yapılan arama sonucu Çukurca’ya 5 km mesafede boşaltılmış olan Narlı Köyü civarındaki Zap Suyu kenarında Mehmet Zeki Doğan’ın ayakkabıları ve ceketi bulundu. Giysilerin olduğu yerde kan izleri de vardı. Ancak aramalar sonuçsuz kaldı, Mehmet Zeki Doğan’a ulaşılamadı. Kamu personeli olan Mehmet Zeki Doğan, görev başındayken gözaltına alınıp kaybedilmesine rağmen, okul yönetimi ve Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından herhangi bir girişimde bulunulmadı ve ailesine bilgi verilmedi. Ailenin “Mehmet Zeki Doğan gözaltına alındıktan sonra öldürülüp Zap Suyu’na mı atıldı?” sorusu karşısında resmî makamlar suskun kaldı. Devlet Mehmet Zeki Doğan’ın yaşam hakkını kamu gücünün müdahalesine karşı koruma yükümlülüğünü yerine getirmedi. Olayın kanıtlarını saptamak, maddi gerçeği açığa çıkarmak, fail ve sorumluları tespit etmek ve cezalandırmakla görevli makamlar, suçun cezasız kalması yönünde bir tavır sergiledi. Ailesi 30 yıldır evladının başına gelenleri öğrenemedi. Kaç yıl geçerse geçsin Mehmet Zeki Doğan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “AİLESİ OLARAK 30 YILDIR AĞABEYİMİ ARIYORUZ”

    Basın açıklamasının ardından Cumartesi İnsanı Kemal Gökhan Gürses, Mehmet Zeki Doğan’ın kardeşi Emirhan Doğan’ın mektubunu kamuoyuyla paylaştı. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “Ben Emirhan Doğan. 7 Haziran 1994 tarihinde Hakkari Çukurca’da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Zeki Doğan’ın kardeşiyim. Ağabeyim Çukurca Lisesi’nde hizmetli kadrosunda çalışıyordu. 7 Haziran’da okulda gece nöbetindeydi. Olaya tanıklık edenler bize  geç saatlerde Özel Harekat timlerinin okula  bir baskın yaptığını ve ağabeyimi gözaltına alarak zırhlı bir araçla götürdüklerini söylediler. Çukurca halkı ile birlikte ağabeyimi her yerde aramaya başladık. Bu sırada Narlı köyünden insanlar bize Zap Suyu kenarında giysi bulduklarını haber verdiler. Hemen oraya gittik. Bulunan ayakkabı ve ceket abime aitti. Ceketin cebinde iki paket sigarası duruyordu. Su kenarında kan izleri vardı. Ailemizin ve Çukurca halkının tüm çabalarına rağmen cenazemizi bulamadık. Hukuki başvurularımızdan da sonuç alamadık. O gün bu gündür ağabeyimi öldürüp Zap Suyu’na mı attılar  şüphesini taşıyoruz. Annem Hayat Doğan ve babam Cemal Doğan, ağabeyimden bir haber alamadan aramızdan ayrıldı. Ailesi olarak 30 yıldır ağabeyimi arıyoruz. Gerçeği bilmek istiyoruz.  Bize bu acıları yaşatanların yargılanarak cezalandırılmasını istiyoruz. Adalet istiyoruz. Bir daha hiçbir aile bu acıları yaşamasın istiyoruz. Ağabeyime ulaşana kadar arayışımız ve bekleyişimiz devam edecek.”

    1004. hafta eylemi karanfillerin Galatasaray Meydanı’na bırakılmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kayyıma geçit yok’ mitingi 29 Haziran’da Kartal’da düzenlenecek-VİDEO

    ‘Kayyıma geçit yok’ mitingi 29 Haziran’da Kartal’da düzenlenecek-VİDEO

    PİRHA- İstanbul  Barış, Emek ve Demokrasi Güçleri, Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyıma karşı 29 Haziran’da Kartal’da miting düzenleyeceğini duyurdu.

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, Hakkari (Colemêrg) Belediyesi’ne kayyım atanmasına karşı 29 Haziran’da Kartal Meydanı’nda “Emeğimiz ve Özgürlüğümüz İçin Kayyuma Geçit Vermeyeceğiz” şiarıyla miting düzenleyeceğini duyurdu.
    Konuya ilişkin Taksim Hill Otel’de düzenlenen basın toplantısında “Emeğimiz ve özgürlüğümüz için kayyıma geçit vermeyeceğiz” pankartı asıldı. Sendika, siyasi parti, kurum ve kuruluş temsilcilerinin katıldığı toplantıda, mitinge dair detaylar açıklandı.

    “TOPLUM, BASKIL VE KAYYIM POLİTİKALARIYLA KUŞATMA ALTINDA”

    Basın metnini okuyan Demokrasi İçin Birlik (DİB) Koordinasyon Kurulu üyesi Ayşegül Devecioğlu, Türkiye’de siyasi istikrarsızlığın, yoksulluğun, eşitsizliğin ile hak ve özgürlüklerin çiğnenmesinin en temel nedenlerinden birinin kapitalist-emperyalist sisteme ve sermayeye bağımlılık olduğunu dile getirdi. AKP-MHP’nin kapitalist düzenin emrinde olduğuna vurgu yapan Devecioğlu, “31 Mart yerel seçimlerinden yenilgiyle çıkan AKP-MHP rejimi, toplumun tüm ezilen ve ötekileştirilen kesimlerine, ezilen halklar ve inançlara, emekçilere, emeklilere, kadınlara, gençlere, çocuklara, LGBTİ+’lara ve doğaya yönelttiği saldırılarla durumu kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır” dedi.

    Ayşegül Devecioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hayat pahalılığı diye tanımlanan açık sermaye-iktidar saldırısının altında inim inim inleyen milyonların kabaran öfkesinden duydukları korkuyla Taksim’i 1 Mayıs’a kapatmış, kararı protesto edenleri tutuklamış; Gezi ve Kobanê Kumpas davalarıyla halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesini şiddet kullanarak engellemek istemişlerdir. Rejim, halktan alıp sermayeye vermek diye özetlenebilecek ‘Mehmet Şimşek Programıyla’ rıza üretemeyeceğini çok iyi bildiğinden toplumu gerici eğitim müfredatıyla, her alandaki yasak ve baskılarla ve kayyum politikalarıyla kuşatmaya ve sindirmeye çalışmaktadır.”

    Yapılan basın açıklamasına Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkan Yardımcısı Ali Ekber Cömert, Emek Partisi İl Yöneticisi Levent Gökçe, Türkiye İşçi Partisi İl Yöneticisi Ali Burak Yılmaz, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu adına İpek Bozkurt, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi İstanbul İl Eşbaşkanı Murat Kalmaz, SODAP Yürütme Kurulu üyesi Fatma İnci, Ezilenlerin Sosyalist Partisi adına Tanya Kara, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu İstanbul Bölge Temsilcisi Asalettin Arslanoğlu, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da katıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bakanlık DEM Parti’den hasta tutukluları görüşmek için randevu istedi

    Bakanlık DEM Parti’den hasta tutukluları görüşmek için randevu istedi

    PİRHA-  Tutuklu yakınları ile Adalet Bakanı Yılmaz Tunç 12 Haziran’da bir araya geldi. Görüşme talebinin bakanlıktan geldiğini belirten DEM Partili Uysal, “Bayramdan sonraki çarşamba için randevulaştık” dedi.

    ‘Abdullah Öcalan’a özgürlük, Kürt sorununa demokratik çözüm’ kampanyası kapsamında 27 Kasım 2023’te başlatılan açlık grevi 4 Nisan’da mahkeme boykotu, aile ve telefon görüşmelerine çıkmama eylemi ile sürüyor.  Tutuklu yakınları ise her çarşamba farklı kentlerden Adalet Bakanlığı’na giderek tutukluların taleplerini iletiyor. Tutuklu yakınları 12 Haziran’da Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile bir araya geldi.

    “2024’TE 23 KİŞİ CEZAEVİNDE YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Newroz Uysal Aslan, görüşmeyi Mezopotamya Ajansı’na anlattı. Cezaevlerinde yaşamını yitirenler hakkında bilgi veren Uysal, “2023’te 42 kişi cezaevinde yaşamını yitirdi. 2024’teyiz ve şu ana kadar 23 kişi yaşamını yitirdi. Biz buna siyasi cinayet diyoruz. Bunlar devletin politikası sonucu yaşamını yitirdiği için birer cinayettir. Örneğin Şakir Turan’a ATK, ‘cezaevinde kalabilir’ dedi ve 15 gün sonra yaşamını yitirdi. Ya da cezaevinde kalamaz dediği ve cezaevinden çıktıktan sonra bir hafta 15 gün sonra hayatını kaybedenler var. Bunlar tesadüfi olan şeyler değil. Devletin hasta tutsaklar üzerinden politik olarak fayda sağlayama çalıştığı bu durumdan vazgeçmesi gerekiyor” dedi.

    “SESLERİNİ DUYURMAYA ÇALIŞTILAR”

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’la yapılan görüşmeyi anlatan Uysal, “Cezaevlerinde yürütülen bu işkence politikalarının temel muhataplarından bir tanesi de Adalet Bakanlığıdır. Hem hukuken bundan sorumlu olan makam olmasından hem de Sayın Öcalan üzerindeki tecridin hukuki açısından birinci dereceden muhatabı olmasından dolayı Anneler hem bu açlık grevi sürecinde hem de boykot sürecinde adalet bakanlığı yetkililerine seslerini duyurmaya çalıştılar. Anneler, 6 haftadır her Çarşamba günü adalet bakanlığı önünde açıklama yaparak seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Her hafta farklı kentlerden anneler geliyor. 6’ncı haftaya kadar Adalet Bakanlığı annelerle görüşmeyi reddetti. Annelerin adalet bakanlığı önündeki açıklamasını engelledi. İnsan Hakları İnceleme Komisyonunu hasta tutsaklar üzerine bir konuyu görüşmek üzere toplanmıştı. Anneler de komisyon toplantısının olduğu yerde toplandı. Daha sonra Adalet Bakanından görüşme talebi geldi.

    Görüşmede İnsan Hakları Komisyon başkanı, Tutuklu ve Hükümlü Hakları İnceleme Alt Komisyonu başkanı, diğer milletvekilleri ve bizler vardık. Bu görüşme 15-20 dakikalık bir görüşme oldu. Aileler, cezaevlerindeki tecrit halini, çocuklarının işkence altında olduğunu, kurul kararlarıyla özgürlüklerinin alındığını, hasta olan tutsakların tedavi edilmediğini belirterek bakanlığını neden sorumluluğunu yerine getirmediğini sordu. Aileler, kimi taleplerini iletti. Bakanlık ise ailelerin taleplerini not eden klasik bürokratik bir tarzda sorunların çözümüne ilişkin herhangi bir takvim vermedi. Annelerle bu görüşmenin çok kısa olduğunu hem bizler hem de kendileri ifade etti. Bayramdan sonraki Çarşamba günü tekrar daha detaylı görüşmek içini randevulaştık.”

    “DEVLETİN CEZAEVLERİNDEKİ BU İŞKENCE POLİTİKALARINDAN VAZGEÇİLMESİ GEREKİYOR”

    Görüşmeyi önemli bulan, ancak somut adımlar konusunda yetersiz bulan Uysal, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu görüşmenin kendisi de çok önemli, ama konu hakkında Meclis ayağıyla sorumlu her iki komisyon başkanının somut bir şey söylemekten imtina ettiği, çözüme dair bir söz söylemekten kaçındıklarını gözlemlediğimizi söylemek gerekir. Bu sürecin takipçisi olacağız. Bu konu bir görüşmeyle çözülebilecek bir şey değil, ancak bu bir adımdı. Oradaki bir hassasiyet ya da durumu not eden bir sürecin çoktan aşılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu süreç tekil, spesifik ve bir an da ortaya çıkan meseleler değil, bir devlet politikası olarak ortaya çıkan bir meseledir. Bu noktada politik bir değişime ve çözümleyici bir akla ihtiyaç var. O nedenle bu görüşme önemli, ancak bu görüşmenin devamında devletin, ‘Bilmiyorum, duymadım, etmiyorum’ üzerinden bir bakış açısı değil, hasta tutsaklar ve İmralı tecridi başta olmak üzere cezaevlerindeki bu işkence politikalarından vazgeçmesi gerekiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    ‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın hazırlatmak istediği Alevi Bektaşi Ansiklopedisi’nin ‘bir tarih uydurması’ olacağını ifade eden Esenler Cemevi Yöneticisi Erhan Şahin, “Sünni ulema zihniyetinin herhangi bir şekilde inancımızı bize anlatması bizim mücadele etmemiz gereken bir durum. Adına ansiklopedi de deseler bizim açımızdan bir kabulü yok. Bir tarih uydurmacasıyla onun bir ansiklopedi olacağını düşünmüyoruz” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Esenler Cemevi yöneticilerinden Erhan Şahin, PİRHA için yanıtladı.

    “ÇÖZÜM ÜRETME İHTİMALİ GERÇEKÇİ DEĞİL”

    PİRHA: MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    ERHAN ŞAHİN: Alevi toplumunun rızalığını, görüşlerini almadan tepeden kurulmayla ocak sistemlerimizi dedelerimizi cemevlerimizi toplamında Alevi toplumunu muhatap almadan kurulan bir başkanlığın çözüm üretme ihtimalinin gerçekçi olduğunu düşünmüyoruz.

    “ALEVİLERİN MADDİ DEĞER ÜZERİNDEN DÜŞÜNÜLMESİ AŞAĞILAYICI”

    AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    Elektrik faturası, su faturası gibi bizler için önemli olmayan şeyler. Cemevlerimizde var olan en önemsiz sorun faturalardır. Alevi toplumunun en başta eşit yurttaşlık talepleri gibi talepleri bulunurken bunlara yönelik adımlar atılmayarak Alevi toplumu aşağılanma içinde. Var olan asimilasyonun yok saymanın maddi unsurlarla satın alınabilecek gibi görünmesi bizim açımızdan oldukça incitici. Alevi toplumunun maddi bir değer üzerinden, bir pazarlık içerisinde düşünülmesi bizleri aşağılayan bir tutum. Var olan iktidarın Alevilere bakış açısının tezahürü. Bizlerin derdi faturalar değil eşit yurttaşlık. Bizim talebimiz Alevi inancının geleneklerinin kültürünün kabul edilmesi. Burada en önemli unsur Alevi inancı bir folklor unsuru gibi gören, inancımızı yok sayan bir anlayışa karşıyayız. Böyle bakan bir anlayışın sorunları çözebilme ihtimali de tabiatına aykırıdır.

    “ANSİKLOPEDİ ANCAK TARİH UYDURMACASI OLUR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    En başta biz kendi tarihimizi, doğrularımızı yazamadığımız sürece birilerinin bunu anlatmasına fırsat vermiş oluruz. Kendimizi anlatmadığımız sürece her zaman birileri inancımızı tarif etmeye kalkabilir. Pirimizin dediği gibi ‘inancımız bir, süreğimiz bin bir. Biz kendi süreğinde, inancında bir toplumuz. Kendi inancı içinde bile bir tarife karşı çıkarken Sünni ulema zihniyetinin herhangi bir şekilde inancımızı bize anlatması bizim mücadele etmemiz gereken bir durum. Adına ansiklopedi de deseler bizim açımızdan bir kabulü yok. Bir tarih uydurmacasıyla onun bir ansiklopedi olacağını düşünmüyoruz.

    “DAYATMAYI KABUL ETMİYORUZ”

    Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Biz Alevi toplumu olarak seküler bir toplumuz ve sekülerliği savunuyoruz. Biz kendi içimizde de bir Alevi inanç öğretisinin okullarda öğretilmesini doğru bulmayız. Buradaki bir dayatmayı doğru bulmuyoruz. Herhangi bir dini eğitim öğretimin gerekli olduğunu düşünmüyoruz. Daha çok fen liseli açılmalı, bilimsel akademik eğitim olmalıdır. Bunun dışındaki durumların toplumun ileri gitmesine bir faydası olacağı yok. Diğer bir yandan dini eğitimle amaç toplumun gericileşmesi ve biat kültürünün sağlanması. Bu asimilasyon yalnızca Alevi kültürüne karşı da değil elbette. Toplumun içinde farklı inançlar var. Bizim özelimizde hem asimilasyon hem de toplumun gericileştirilme unsuru olarak değerlendiriyoruz.

    “PARÇALI DURUŞ BİZLER İÇİN SORUN”

    Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Son yıllarda Alevi toplumu federasyonlarla birlik yaratabildi. Bu birliklerin daha da ilerletilmesi, yükseltilmesi ve daha büyük birliktelikleri örgütleyebilmesi bizler açısından ve toplum açısından değerli. Çünkü parçalı durmak herkes açısından sorun. Alevi toplumu için de federasyonların derneklerin çok parçalı olmasını bir sorun olarak görülebilir ama aslında bu bizim zenginliğimizdir bir yandan. Önemli olan bu zenginliği bir üst aşamada birlikte hareket edebilir bir aşama getirmektir. Bunu dünya ölçeğinde sürdürebilir ve büyütebilirsek bizler açısından daha iyi olur.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO

  • Cumartesi Anneleri, 1003. hafta eyleminde Vejdin Avcıl’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1003. hafta eyleminde Vejdin Avcıl’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1003. Haftasında gözaltında kaybedilen Vejdin Avcıl’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1003. Haftasında gözaltında kaybedilen Vejdin Avcıl’ın akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını İkbal Eren okudu. Eren’in okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “YARGI MEKANİZMALARI ETKİN BİÇİMDE ÇALIŞMIYOR”

    “Bugün Arefe… İnsanlar bayram telaşındayken biz, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları uygulanmadığı için, karar vericiler hukukun üstünlüğü ilkesine karşı direndiği için Galatasaray’daki polis bariyerlerinin önündeyiz. Devletin bu direncinin yalnız bizi sınırlamakla kalmayıp, onarılamaz sosyal, siyasal, toplumsal ve ekonomik sonuçlara yol açtığını hatırlatıyoruz. Bugün bir kez daha haykırıyoruz: Türkiye’de güvenlik güçlerinin vatandaşa yönelik işkence, öldürme, gözaltında kaybetme gibi uygulamaları söz konusu olduğunda idari ve yargı mekanizmaları etkin biçimde çalışmıyor. 1003.haftamızda yargılama faaliyetinin sonuçsuz kaldığı Vejdin Avcıl dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    “AVCIL’IN GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ”

    Mardin’in Derik ilçesindeki Adakent Köyü’ne, 12 Haziran 1994’te Derik İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı askerler ve korucular tarafından operasyon düzenlendi. Operasyonda beş köylü gözaltına alındı. 25 gün içerisinde dört köylü serbest bırakıldı. 30 yaşındaki beş çocuk babası Vejdin Avcıl’ın ise gözaltına alındığı inkar edildi. Olayla ilgili Derik Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen (1994/141 sayılı) soruşturmada, dosya (21/6/1994 tarihli) görevsizlik kararıyla Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Temmuz 1994’te Derik İlçe Jandarma Komutanı Musa Çitil tarafından düzenlenen belgeyi esas alarak içinde Avcıl’ın da olduğu “ölü ele geçirilen toplam dört şüpheli hakkında terör örgütüne üye olma suçlarından kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdi. Evraklar daha sonra imha edildi.

    “SİVİL VATANDAŞLAR TAMAMEN KEYFİ BIR ŞEKİLDE ÖLDÜRÜLDÜ”

    Derik İlçe Jandarma Komutanı Musa Çitil tarafından düzenlenen belgede, Vejdin Avcıl’ın çatışmada ölü ele geçirildiği yazılıydı. Ancak Vecdil’in otopsi raporuna göre kafasından aldığı tek kurşun ile ölmesi bu iddiayı sarsıyordu. Ailesi, Vejdin Avcıl’ın  gözaltına alındığını ve  gözaltı sırasında operasyon bölgesine götürülerek ön safa sürülüp, bilerek ölümüne sebebiyet verildiğine inanıyordu. Olaydan 17 yıl sonra 22-23 Kasım 2011 tarihlerinde Derik Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen bir başka soruşturma kapsamında Derik Kimsesizler Mezarlığı’nda açılan toplu mezarda Vejdin Avcıl’ın  giysi parçalarına ve kemiklerine ulaşıldı.Dönemin Derik Jandarma Komutanı Musa Çitil hakkında 2012’de, içlerinde Vejdin Avcıl’ın da olduğu “13 sivil insanı gözaltına alarak keyfi ve kısa yoldan infaz ettiği” iddiasıyla kamu davası açıldı ve 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi. Savcılık makamı iddianamede, Musa Çitil’in görev yaptığı dönemde “şüphe olsun olmasın sivil vatandaşları tamamen keyfi bir şekilde öldürdüğü”, “.. ölenleri ise adli tahkikate terörist unsurlar olarak sunduğu ve bu yönde tutanaklar tuttuğu” kaydını düştü.

    “AVCIL’I KİMSESİZLER MEZARLIĞINA GİZLİCE GÖMENLER KİM?”

    Tutuksuz yargılanan Musa Çitil, 21 Mayıs 2014’teki karar duruşmasında beraat etti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını 2 Haziran 2015’te onadı. Aileler, kararın kesinleşmesi üzerine 2015 yılında AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. AYM ise başvuruyu “kabul edilemez” buldu. (Başvuru Numarası: 2015/ 16290) Bunun üzerine aileler 2022 yılında AİHM’e başvurdu. Bilmeye hakkımız var: Musa Çitil değilse, Vejdin Avcıl’ın gözaltında devletin koruması altındayken, ölümüne neden olanlar, gerçek dışı tutanaklarla kimsesizler mezarlığına gizlice gömenler, mezarını 17 yıl boyunca ailesinden gizleyenler kim? Bu suçun fail ve sorumluları kim? Gözaltında kaybedilişinin 30. yılında bir kez daha tekrarlıyoruz: Kaç yıl geçerse geçsin Vejdin Avcıl için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “HER TELEFON ÇALDIĞINDA BELKİ BABAMDIR DİYE UMUTLANIRDIK”

    Basın açıklamasının ardından Gamze Elvan, Vejdin Avcıl’ın oğlu Yasin Avcıl’ın mektubunu kamuoyuyla paylaştı. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “Ben 30 yıl önce Mardin Derik’te gözaltına alınarak kaybedilen Vejdin Avcıl’ın oğluyum. 90’lı yıllarda insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir dönemde, hemen her gün bölgemizde insanlar; kadın, çocuk, yaşlı demeden gözaltına alınıyordu. Ağır işkencelerden geçiriliyor, öldürülüyordu. Köy ve mezralar yakılıyordu. Maalesef bizde bu zulümden nasibimizi aldık. Babam 12 Haziran 1994’te köy meydanında patozda harman vururken gözaltına alındı ve bir daha kendisinden haber alamadık. Yirmi yıl hukuk mücadelesi verdikten sonra ancak bir toplu mezarda kemiklerine ulaştık. Düşünün; babanız bir sabah köye baskın yapan kolluk kuvvetleri ve köy koruyucuları tarafından gözlerinizin önünde darp edilerek yaka paça götürülüyor ve eviniz bombayla havaya uçuruluyor. Ne hissedersiniz?Biz aile olarak çok acı çektik ve halen çekmeye devam ediyoruz. En küçük kardeşim daha kırk günlük, biri 1 yaşında, diğeri 3 yaşında, ben 11 ablam 12 yaşındaydık. Yirmi yıl boyunca her kapımız çaldığında, kapımıza bir araba geldiğinde belki babam geldi diye sevinerek kapıya koşardık. Her telefon çaldığında belki babamdır veya onunla ilgili bir haberdir diye umutlanırdık. Ama her defasında hayal kırıklığına uğrardık. Her zaman baba kelimesine o kadar hasret kaldık ki, anlatılmaz ancak yaşayan bilir. Kardeşlerim baba duygusunu hiçbir zaman yaşayamadılar. Hep bir yanımız yarım kaldı. Bir insan, insanlara bu kadar acıyı nasıl reva görür anlamış değilim. 2014’te babamın kemiklerine ulaştığımızda onun eve dönme umudunu kaybettik. Bizi teselli eden tek gerçekse en azından bir mezarının olmasıydı. Türk adalet sisteminin davamızı beraat ettirmesi bizi daha derinden sarsmıştır. Acılarımızı tazelemiştir. Suçlular hak ettikleri cezaları almadıkları sürece hukuk mücadelemiz devam edecektir. Tüm Cumartesi Anneleri’ni saygıyla selamlıyor acılarını ve mücadelelerini paylaşıyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Madımak’ta katledilen 33 can Okmeydanı Cemevi’nde anılacak

    Madımak’ta katledilen 33 can Okmeydanı Cemevi’nde anılacak

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 31. yıldönümünde yaşamını yitiren 33 kişi, İstanbul Okmeydanı Cemevi’nde anılacak. 

    Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği 27 Haziran’da saat 20.00’de Okmeydanı Cemevi’nde Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren canları anacak. Anmada Hüseyin Korkankorkmaz, Delil Öncü, Özgün Güzel, Kenan Elmas, Yaprak Dengiz ve İlkan Işık deyişler okuyacak.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Madımak’ta katledilen 33 can Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anılacak

    Madımak’ta katledilen 33 can Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anılacak

    PİRHA- Dinci/faşist kalabalıkların gerçekleştirdiği Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’ şiarıyla İstanbul’da anılacak.

    Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, katliamda yaşamını yitiren 33 kişi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi, Karayolları Cemevi, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Habibler Cemevi’nin ortak programıyla anılacaklar. Anmada Erdal Erzincan, Mercan Erzincan ve Deniz Türkan deyişler okuyacak.

    30 Haziran Pazar günü saat 17.00’de başlayacak olan anma, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde yapılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul’da nöbet eylemi: Kayyım yalnız Hakkari’ye değil herkesin iradesine atandı -VİDEO

    İstanbul’da nöbet eylemi: Kayyım yalnız Hakkari’ye değil herkesin iradesine atandı -VİDEO

    PİRHA- Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına karşı İstanbul’da başlatılan nöbet eylemi 5. gününde devam etti. DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Murat Kalmaz, “Bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Kayyım yalnızca Hakkari’ye atanmadı. Herkesin iradesine kayyım atandı” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) yerel seçimlerde kazandığı Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyıma karşı nöbet eylemleri ve protestolar devam ediyor. İstanbul’un Şişhane Meydanı’nda başlatılan nöbetin 5. gününde Barış Anneleri, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve DEM Parti temsilcileriyle çok sayıda yurttaş meydanda bir araya geldi.

    İktidara Hakkari halkının iradesine saygı duyma çağrısı yapan yurttaşlar, “Diren Hakkari İstanbul seninle”, “Direne direne kazanacağız”, “AKP halka hesap verecek” sloganlarını attı.

    “VAN’A SAHİP ÇIKTIK HAKKARİ’YE DE SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Murat Kalmaz, “Bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu yalnızca Hakkari’nin meselesi değil bütün Türkiye’nin meselesidir. Kayyım yalnızca Hakkari’ye atanmadı. Herkesin iradesine kayyım atandı. işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, kadınların iradesi kırılmak isteniyor ama gördüler ki biz Van’daki irademize sahip çıktık. Hakkari’ deki irade gaspına da sahip çıkacağız” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 12 HAZİRAN 2024 ÇARŞAMBA- GÜNDEM

    12 HAZİRAN 2024 ÇARŞAMBA- GÜNDEM

    -AKP hükümeti tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi ansiklopedisi hazırlamasına tepki gösteren Kayabelen Folklor Kültür ve Araştırma Derneği Başkanı Özgür Oğuz, “Bir Alevi ansiklopedisi hazırlanacaksa pirlerin, dedelerin ve akademik düzeyde olan canlarımızın görüşlerinin alınması gerekir” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -KESK, DİSK, TMMOB ve TTB, Kamuda Verimlilik ve Tasarruf paketine karşı saat 12.00’de TBMM Çankaya Kapısı’nda bir basın açıklaması düzenleyecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Tutuklu PSAKD Cemevi yönetici Beyhan Gün’ün davası Çağlayan Adliyesi’nde 26.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersim’de kayyım nöbet eylemi 9.gününde  18.00-23.00 saatleri arasında devam edecek.  GÖRÜNTÜLÜ

    – 6 Şubat depremlerinde yıkılan İsias Otel’le ilgili davanın üçüncü duruşması yarın saat 10.00’da Adıyaman’da görülecek. GÖRÜNTÜLÜ 

  • Aleviler’in kutsal mekanının yanına yapılmak istenen maden projesi durduruldu

    Aleviler’in kutsal mekanının yanına yapılmak istenen maden projesi durduruldu

    PİRHA-Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyü’nde kurulmak istenen maden ocağına karşı açılan davayı köylüler kazandı

    Dersim’in Hozat ilçesine bağlı olan ve Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyü’nde kurulmak istenen maden ocağına karşı açılan davada Erzincan İdare Mahkemesi; projenin yürütülmek istendiği alanın Aleviler’in kutsal mekanı olması, tarım ve hayvancılık faaliyetlerine zarar verebileceği gerekçesiyle projeyi hukuka aykırı bularak maden işletmesine karşın Derviş Cemal Köyü Muhtarlığı lehine karar verdi. Derviş Cemal Köyüne 800 metre yakın bir alanda kurulmak istenen mermer ocağı projesi mahkeme kararı ile durdurulmuş oldu.

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD Ataşehir Şubesi’de yeni müfredata ilişkin panel yapılacak

    PSAKD Ataşehir Şubesi’de yeni müfredata ilişkin panel yapılacak

    PİRHA- PSAKD Ataşehir Şubesi “Eğitim müfredatı ile hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” konulu panel yapacak. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi 12 Haziran saat 18.00’de yeni “Eğitim müfredatıyla hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” başlığıyla bir panel düzenleyecek. Panelde Halkların Eşitlik ve Demokrasi (DEM) Partisi İstanbul Milletvekili Özgül Saki ve KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu konuşmacı olarak yer alacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 637. F Oturması: Ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday serbest bırakılsın- VİDEO

    637. F Oturması: Ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday serbest bırakılsın- VİDEO

    PİRHA – 637. F Oturması’nda Metris R Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday’ın serbest bırakılması istendi.  

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishane Komisyonu’nun hasta mahpusların durumuna dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturması eylemi 637. haftasında devam etti. “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “İnsan haklarıyla insandır”, “Tedavi haktır engellenemez” sloganları atıldı.

    Açıklamayı İHD Hapishane Komisyonu adına İsmail Yücel okudu. Açıklamanın tamamı şöyle:

    “637. F Oturması’nda bu hafta; halen Metris R tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday’ın sağlık durumunu paylaşıyoruz.

    Abdülkadir Kuday; ileri derecede Bel Fıtığı ve çiğneme, yürüme ve konuşma gibi istemli kasların hareketinin kontrolünden sorumlu sinir hücrelerinin hasarından kaynaklanan ölümcül bir nörolojik hastalık olan ALS hastası olup, bel fıtığı ameliyatı sonrasında gelişen bacak felci, ALS’ye bağlı olduğu düşünülen yüz felci, işitme kaybı, kulak çınlaması, görme kaybı, ayak ve ellerde güçsüzlük ve his kaybı, yutma güçlüğü,  bel, sırt, boyun ve karında şiddetli ağrı, kusma, uyku apnesi, göğüste sıkışma ve yanma hissi, aşırı kilo kaybı, ağır mide ve sindirim sistemi sorunları yaşamaktadır. Vücut ağırlığı 41 kiloya düşen Kuday, yaşamını yatağa bağlı ve  ancak başkalarının yardımı ile sürdürebilmektedir.

    “KUDAY’IN HASTALIĞI HIZLA İLERLEDİ”

    Ailesi ve avukatları tarafından verilen bilgiye göre; 8 yıl önce tutuklanan Kuday’ın sağlık sorunları olmasına rağmen hastaneye sevk talepleri uzun süre ciddiye alınmadı. Nihayetinde Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne sevki yapılan Abdulkadir Kuday’a 15.10.2019’da bel fıtığı teşhisi konularak şikâyetlerinin nedeni bel fıtığına bağlandı ve sevk edildiği Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2021 yılı Mayıs ayında ameliyat edildi. Ancak ameliyattan sonra durumu daha da kötüye gidince  yapılan son tetkiklerle ALS hastası olduğu tespit edildi. Kuday için düzenlenen Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi’ne ait 01.12.2021 tarihli sağlık kurulu raporunda; “… 5275 Sayılı Kanun kapsamında ağır hasta olup engellik halinin olduğu, infazının 6 ay geri bırakılması gerektiği” belirtildi ve bu süre içinde Kuday’ın R Tipi bir hapishaneye sevki önerildi. Adli Tıp Kurumu ise 24.12.2021 tarihli raporunda 3’er aylık sürelerle sağlık durumu hakkında rapor alınması koşulu ile Kuday’ın infazına devam edilebileceğini belirtti. Adli Tıp Kurumu’nun raporu üzerine Metris R Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevki yapılan Kuday’a uygulanan tedavilerden olumlu bir sonuç alınamadı ve hastalığı hızla ilerledi. Ayakta ve ellerde güçsüzlük ve hissizlik, belde, sırtta, boyunda şiddetli ağrı, kusma, uyku apnesi, göğüste sıkışma ve yanma hissi, kilo kaybı, kulak çınlaması, işitme kaybı, görme yetisinde azalma, yutma güçlüğü gibi şikâyetleri artarak devam etti. Kuday 28.11.2022 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na yeniden infaz erteleme talebinde bulundu ancak bu talebine Adli Tıp Kurumu tarafından yine olumsuz rapor düzenlendi. Sonrasında sevk edildiği Çam ve Şakura Hastanesi de 16.01.2023 tarihli Sağlık Kurulu Raporu’nda sağlık durumunu değerlendirdi ve bu durumda hapiste tutulamayacağını, infazının ertelenmesi gerektiğini açıkladı. Bu rapor üzerine sevk edildiği Adli Tıp Kurumu ise 30.01.2023 tarihli raporunda hastalığı ve geldiği aşamayı kabul etti ancak yine, R Tipi hapishanede kalabileceğini belirtti. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı’nın 20/1 Nolu genelgesi kapsamında tahliyesi için başvuru yapıldı ancak sonuç alınamadı.

    “KUDAY 41 KİLOYA DÜŞTÜ”

    24 Mayıs’ta açıklama yapan avukatları, Kuday’ın 41 kiloya düştüğünü, ellerinin ayaklarının tutmadığını, yatağa bağımlı ve sadece nefes alabilir halde olduğu halde serbest bırakılmadığını, ATK tarafından “cezaevinde kalamaz”, “tek başına ihtiyacını gideremez” raporları verilmesine rağmen “toplum güvenliği riski” nedeniyle tahliye edilmeyen ağır hasta ve engelli mahpuslar  Serdar Yıldırım ve  Ergin Aktaş ile  birlikte tutulduğunu ve bu ağır hasta üç mahpusun  birbirlerine destek olarak yaşamaya çalıştıklarını ifade etmiştir. Kuday’ın son durumuna ilişkin açıklama yapan ağabeyi ; “Bu ülkede adalet çifte standartlarda uygulanmaktadır. 52 yaşındaki kardeşim ALS hastası. İç organları da tutan bu öldürücü hastalığın tam bir tedavisi yok ama iyi bir tedavi ve bakım ile ilerlemesi durdurulabilir deniliyor. (…) Ancak hapishane koşulları nedeniyle hastalık sürekli ilerliyor. Hapishane ortamından çıkıp tedavi sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi,  çocuklarının ve yakınlarının kontrolü altında olması, onlarla aynı ortamda bulunması, moral motivasyon açısından onu olumlu etkileyebilir. Hijyen ve beslenme açısından da ev ortamı daha sağlıklıdır. Bu nedenle kardeşimin tahliye edilmesini bekliyorum.” demiştir.

    Ulusal ve ulusal üstü hukuk ve insan hakları belgelerinden doğan sorumlulukları gereğince mahpusların yaşam ve sağlıklarının korunması noktasında gerekli her türlü önlemi almak zorunda olan yetkililere soruyoruz:

    1-Oksijen tüpüne ve yatağa bağlı halde yaşayan Kuday, toplumun güvenliğini nasıl bozabilir?

    2- Muayenesini yapan hastaneler ve ATK raporlarına göre hapishanede kalamayacak halde olan Kuday’ın tahliyesi hangi kurum tarafından engellenmektedir?

    3- Cumhurbaşkanı, hastalık ve kocama nedeniyle hapiste kalamayacak durumdaki mahpuslar için af veya ceza indirimi kararı verebildiği halde bu yetkisini neden Abdulkadir Kuday ve politik suçlar nedeniyle hapiste tutulmakta olan ağır hasta mahpuslar için kullanmamaktadır?”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 43 yıldır soruyoruz, Veysel Güney nerede? – VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 43 yıldır soruyoruz, Veysel Güney nerede? – VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1002. Haftasında idam edildikten sonra bedeni kaybedilen Veysel Güney’in akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri eyleminin 1002. haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını Besna Tosun okudu. Tosun’un okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “43 yıldır soruyoruz: Veysel Güney nerde? 1002. Haftamızda Galatasaray Meydanı’na girişimizi engelleyen polis bariyerlerinin önündeyiz. Buradan devleti yönetenlere soruyoruz: Anayasa Mahkemesi’nin hak arama özgürlüğü olarak hükme bağladığı Galatasaray Meydanı’ndaki buluşmalarımız neden engelleniyor? 1000. Haftada açılan meydan, ne oldu da 1001. Haftada yeniden kapatıldı? Bu konuda bize ve kamuoyuna bir açıklama yapılmasını bekliyoruz. Bilinmesini isteriz ki, maruz kaldığımız yeni ihlallerin kayıplarımızı arama mücadelemizi gölgelemesine izin vermeyeceğiz. Kayıplarımızdan da hak ve özgürlüklerimizden de vazgeçmeyeceğiz. 1002. Haftamızda, evlatlarının mezarına ulaşamadan aramızdan ayrılan Zeynep ve Ali Güney’in bıraktığı yerden soruyoruz: Veysel Güney nerede?

    “VEYSEL İDAM EDİLDİKTEN SONRA BEDENİ KAYBEDİLDİ”

    24 yaşındaki Veysel Güney, 12 Eylül askeri darbesinin ardından, 28 Aralık 1980’de Gaziantep’te bir ev baskınında yaralı olarak gözaltına alındı. Adana Bölgesi Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. Avukat talebi reddedildi, savunma hakkı yok sayıldı. İlk duruşma 6 Şubat 1981’de yapıldı ve 17 Şubat 1981 tarihinde yapılan ikinci duruşmada, kendine yönelik suçlamaları ispat edecek deliller olmaksızın idama mahkûm edildi. Meclis kararı olmadan, özel kanun çıkarılarak, 10 Haziran 1981’de Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edildi. Veysel idam edildikten sonra üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla babası Ali Güney’e teslim edildi. 10.06.1981 tarih ve 266 sayılı tutanakla babasına verilmek üzere Yüzbaşı Burhan Erdem’e teslim edilen cansız bedeni ise kaybedildi. Veysel’in idamından 25 yıl sonra, onun ilk ifadesini alan ve idamında hazır bulunan savcı Mete Göktürk ‘Adaleti Gördünüz mü?’ isimli bir kitap yazdı. Göktürk  kitapta Veysel Güney’i suçlayacak delillerinin olmadığını, ayrıca yargılamanın tarafsız ve adil bir biçimde yapıldığına dair kuşkuları olduğunu açıkladı.

    “VEYSEL’İN MEZAR YERİ HALA ÖĞRENİLEMEDİ”

    Ailesi ve arkadaşları yıllarca Veysel’in mezarını bulmak için mücadele etti. Bütün mercilere başvurular yapıldı, kampanyalar yürütüldü ve hukuk mücadelesi verildi. Milletvekilleri soru önergeleri ile konuyu defalarca Meclis’in gündemine taşıdı. Ancak Veysel’in mezar yeri hâlâ öğrenilemedi. Veysel’in izini süren ailesi ve arkadaşları, 2006 yılında Gaziantep Mezarlıklar Müdürlüğü’nün 9 Haziran 1981 gününe ait son kaydında “hüviyeti meçhul” bir kişinin ‘idam edildiği’ ve 105/341 numaralı mezara gömüldüğü bilgisine ulaştı. Gaziantep 5. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile söz konusu mezar açıldı. Mezardan alınan kemik numuneleri Ankara Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından yapılan kimliklendirme çalışmasında, numuneler ile anne Zeynep ve baba Ali Güney arasında kan bağı kurulamadığı yönünde bir rapor hazırlandı. Kamuoyunda ve Güney ailesinde bu raporun gerçeği yansıtıp yansıtmadığı veya Adli Tıp’a gönderilen numunelerin doğru olup olmadığı yönünde derin kuşkular oluştu. Kaybedilişinin 43. yılında bir kez daha tekrarlıyoruz: Veysel Güney’in idamı ve bedeninin kaybedilmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zamanaşımına tabi değildir. Adli makamları Veysel Güney’in idamı ve kaybedilmesi ile ilgili etkin bir hukuki süreç  başlatmaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Veysel Güney için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “TÜM KAYIPLARIMIZI ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Basın metninin okunmasının ardında Güney ailesi adına Doğan Güney’in yazdığı mektubu, İHD Van Şube Başkanı Mehmet Salih Coşkun okudu. Doğan Güney’in mektubu şöyle:

    “Ben Doğan Güney, Veysel Güney’in yeğeniyim. Hiç görmediği amcasını arayan bir Cumartesi Torunuyum. Tarih 10 Haziran 1981, amcam Veysel Güney 24 yaşında kendisine isnat edilen suçları işlemediği halde hukuksuz bir şekilde, delil yokken, kendisini savunma hakkı bile verilmeden idam edildi. Amcamdan geriye kalan üzerindeki eşyalar, dedeme tutanakla teslim edildi ancak bedeni hariç.  Bir Cumartesi Annesi’ne 25 yıl sonunda, evladının son mektubunu mahkeme kararıyla teslim edebildiler. Babaannem oğlunu büyüttüğü yıldan fazla, 30 yıl boyunca ağıtlar yakıp evladının mezarını aradı. Bir anneye evladına sarılma şansı değil, mezarına gitmeyi bile çok gördüler. Babaannem Zeynep Güney’in ömrü Amcamın mezarını bulmaya yetmedi ve evladının mezarına hasret yıldızlara uğurlandı. Aradan geçen 43 yıla rağmen Amcamın mezarı halen birilerini korkutuyor olmalı ki biz ailesine teslim edilmedi. Bizler ailesi olarak, Veysel Güney’i ve tüm kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Cumartesi Anneleri’nin ah’larıyla yaşamaya devam edenler bilsinler ki kayıp amcam ya da kaybedilen abilerim, ablalarım bulunana kadar sormaya ve aramaya devam edeceğiz.

    Canlı Yayın için tıklayınız…

    PİRHA/İSTANBUL

  • Baklacı: Tehlikeli süreç yaşıyoruz, iktidar yeni bir rejimi inşa etmeye çalışıyor -VİDEO

    Baklacı: Tehlikeli süreç yaşıyoruz, iktidar yeni bir rejimi inşa etmeye çalışıyor -VİDEO

    PİRHA- Mor Dayanışma Türkiye Sözcüsü Cemile Baklacı, 9. Yargı Paketi taslağına ilişkin konuştu. Baklacı, “7. ve 8. yargı paketinde olduğu gibi kadınların mücadelesiyle geri adım attırılmış fakat her fırsatta önümüze getirilen yargı paketlerini görüyoruz. Bunu uzun zamandır söylüyoruz, iktidar yeni bir rejimi inşa etmeye çalışıyor” dedi. 

     

    Hükümetin hazırladığı 9. Yargı Paketi taslağına dair tepkiler devam ediyor. Taslak 38 maddeden oluşuyor ve 13. maddede 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinde yer alan “kadının soyadı”“hak düşürücü süreler” başlıklarında düzenleme öngörülüyor.

    Söz konusu taslağa göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesinde yer alan, “kadının soyadı” düzenlemesinde yapılacak değişiklik ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak.

    Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesine göre bir kadın evlendiğinde kocasının soyadını alıyor. Bu hükme göre kadın, evlenirken kocasının soyadını almak zorundaydı fakat dilerse kendi soyadını da eşinin soyadı önünde kullanma hakkına sahip.

    Mor Dayanışma Türkiye Sözcüsü Cemile Baklacı, 9. yargı paketiyle kadınların kazanılmış haklarına yönelik olası saldırılara karşı paketteki önemli değişiklikleri PİRHA’ya anlattı.

    “TEHLİKELİ SÜREÇLER YAŞIYORUZ”

    Cemile Baklacı, kadınlarını ısrarlı şiddeten korumaya yönelik zorlama hapis kararının tartışmaya açılmaya çalışıldığını belirterek “Burada önemli olan ve bakanlığın uzun zamandır uygulamadığı, erkek adalet saraylarının da uygulamaktan epeyce kaçındıkları bir madde var. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekildikten sonra bu maddenin kullanılmadığını biliyoruz. Bizim şiddeti tarif ederken ısrarlı takip dediğimiz durumda caydırıcı tedbir olarak önemli bulduğumuz bir madde. Koruma ve uzaklaştırma kararının fail tarafından ihlal edilmesi durumunda zorlama hapis kararı alınabiliyor. Bunu özellikle failin şiddetten vazgeçmemesine yönelik önemli bir yaptırım. 9. yargı paketinde buna göz dikmiş durumdalar. Buna itiraz hakkını açmaya çalışıyorlar. Bu kanuna aykırı. Siz tam da kadına karşı şiddette caydırıcı olabilecek bir maddeyi işlevsiz hale getiriyorsunuz. Bence çok tehlikeli süreçler yaşıyoruz. Yerel seçimlerden sonra art arda ortaya çıkan yargı paketleri ve müfredatla ilgili değişimler var” dedi.

    “KADINLAR ÖZGÜRLÜK İSTİYOR”

    Baklacı, kadınların saldıralara karşı durduğunu ifade ederek devamında şunları dile getirdi:

    “Etki ajanlığı denilen, bu paketin içinde olan ve çokça tartışılması gereken bir madde var. Her defasında kadınlara yönelik ciddi bir saldırı görüyoruz. İktidarın yerel seçimlerde meşruiyetini yitirdiğini görmek gerekiyor. Seçimlerde iktidarın yenilgisinde kadın iradesinin önemli bir güç olduğunu düşünüyorum. 7. ve 8. yargı paketinde olduğu gibi kadınların mücadelesiyle geri adım atılmış fakat her fırsatta önümüze getirilen yargı paketlerini görüyoruz. Bunu uzun zamandır söylüyoruz.

    “İKTİDAR YENİ BİR REJİM İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    İktidar yeni bir rejimi inşa etmeye çalışıyor. Gezi döneminden sonra yapmaya çalıştıkları bir muhafazakar, siyasal islamcı, Erdoğanist bir rejim inşa etmeye çalışıyorlar. Toplum şekillendirilmeye çalışılıyor. Hali hazırda var olan patriyarkanın, erkek egemenliğin kodlarını radikal şekilde savunuculuğunu yapan iktidar en güçlü şekilde karşımıza çıkarıyor. Bununla ilgili ciddi adımlar atıyorlar. Ancak bununla ilgili attıkları her adımda karşılarında ‘Sizin istediğiniz makbul kadın olmayacağız’ diyen kadınlarla karşılaşıyorlar. Şiddet ve istismarın dışında bir aile kalmadı. Kadın emeğinin üzerine bindirilen aile biçimlerini kabul etmiyoruz. Kadınlar kendilerine biçilen bu kölelik düzenini istemiyor. Kadınlar özgürlük istiyor, yaşamak istiyor. Feminist mücadelenin kazanımlarıyla da birlikte kadınlar bu farkındalığı arttırmış durumdalar.”

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL 

  • Alevi kurumlarından ortak açıklama: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyoruz- VİDEO

    Alevi kurumlarından ortak açıklama: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyoruz- VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumları İstanbul’da bir araya gelerek “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ bir iç yönetmelik yayınlayarak inancımızı, ocaklarımızı ve cemevlerimizi kendisine bağlamaya çalışmaktadır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyoruz” açıklamasında bulundu.

    İstanbul’da bulunan Şahkulu Sultan Dergahı’nda bir araya gelen Alevi̇ Bektaşi̇ Federasyonu, Türki̇ye Alevi̇ Federasyonu, Çerağan Bi̇leşenleri̇, Pi̇r Sultan Abdal Kültür Dernekleri̇ (PSAKD), Alevi̇ Kültür Dernekleri̇, Hacı Bektaş Veli̇ Anadolu Kültür Vakfı Şubeleri̇, Cem Vakfı, Gari̇p Dede Dergahı, Eri̇kli̇ Baba Dergahı, Şahkulu Sultan Dergahı, Hubyar Sultan Alevi̇ Kültür Derneği̇, Yalıncak Sultan Alevi̇ Kültür Derneği̇, Güzeltepe Pi̇r Sultan Cemevi̇, Uğur Mumcu Bozatlı Hızır Cemevi̇, Bağcılar Cemevi̇, Başakşehi̇r Canlar Cemevi̇, Yeni̇ Bosna Hacı Bektaş Veli̇ Derneği̇ Esenler Ana Fatma Cemevi̇, Güverci̇ntepe Cemevi̇, İki̇telli̇ Cemevi̇, Örnek Cemevi, Sülüntepe Erenler Cemevi̇, Güvenç Abdal Alevi̇ Kültür Derneği̇ Genel Merkezi̇, Kartal Cemevi, Seyi̇t Seyfi̇ Cemevi̇, Maltepe Cemevi̇, Ali̇baba Sultan Cemevi̇, Aydos Güvenç Abdal Cemevi̇, Burgazada Adalar Cemevi̇, Büyükada Cemevi̇, Kavakpınar Cemevi̇, Keçeci̇ Baba Cemevi̇, Beyli̇kdüzü Ana Fatma Cemevi̇, Kazım Karabeki̇r Cemevi̇, Taşdelen Cemevi̇, Sarıgazi̇ Cemevi̇, Kul Hi̇mmet Cemevi̇, İmam Ali̇ Vakfi Konaşli Cemevi̇, Seyi̇t Seyfi̇ Azi̇z Baba Cemevi̇, Yunus Emre Cemevi̇, Canlar Cemevi̇, Ortadağ Alevi̇ Kültür Derneği̇ ve Ihlamurkuyu Cemevi̇’nin ortak imzasıyla basın açıklaması yapıldı.

    Açıklamayı kurumlar adına ABF Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz okudu. Açıklamanın tamamı şöyle:

    “CEMEVLERİMİZ TÜRK İSLAMCI VE MİLLİYETÇİ ÇİZGİYE ÇEKİLMEK İSTENİYOR

    “Alevi toplumu ve kurumları olarak yeni bir tarihsel dönemeçteyiz. İnancımıza ve toplumumuza yönelik, geleceğimizi belirleyecek, iyi niyetli olmayan yeni girişimlerle karşı karşıyayız.

    Geçmişten bugüne, gerek Alevi toplumu gerekse de kurumlarımız, taleplerimizi sorunlarımızı, ihtiyaçlarımızı ve nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi çok açık net bir şekilde, farklı biçimlerde defalarca hem kamuoyuna, hem iktidara, hem siyasi partilere hem de devletin her türlü yetkili kurumlarına ilettik, iletmeye devam ediyoruz.

    Ancak, bu konularda önemli bir adımın atıldığını söylemek mümkün değil. Tersine daha da rahatsız edici girişimlerle karşı karşıyayız. Tüm muhalefetimize ve rızalığımızın olmamasına rağmen Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ marifetiyle inancımız tanımlanmaya, içi boşaltılmaya, yozlaştırılmaya, kültürel bir öğeye indirgenmeye, toplumumuzu birbirine düşürmeye ve iktidarın bir aparatı haline getirilmeye çalışılmaktadır.

    İktidarın bir aparatı konumunda olan bu kurum cemevlerimiz, kurumlarımız, dergahlarımız ve ocaklarımıza yönelik faaliyet yürüterek, iktidarın imkanlarını da sonuna kadar kullanarak kendisine bağlamaya, Türk-İslamcı ve milliyetçi bir çizgiye çekmeye çalışmaktadır. İstenen, içi boşaltılmış, yozlaştırılmış iktidara yedeklenmiş bir Aleviliktir.

    NİFAK TOHUMLARI

    Anayasadaki laiklik, din ve vicdan hürriyeti ile 2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Cemevlerine ayrımcılık yapıldığı ve Cemevlerinin de diğer ibadethaneler gibi hukuki olarak tanınması gerektiği” ve Türkiye’nin “AİHS sözleşmesinin 9. maddesiyle bağlantılı olarak din özgürlüğünü garanti alan 14. maddesinin ihlal edildiğine” dair oybirliği ile alınan kararlarını kamuoyuna tekrar hatırlatmak istiyoruz. Kaldı ki bir inanca ilişkin herhangi bir yasa ya da mahkeme kararına da gerek yoktur, ihtiyaçta yoktur. İktidar, evrensel hukuk, temel insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü, AHİM ve yargı kararlarına uyup Aleviliği olduğu gibi tanıyacağına, tersine tüm bunları yok saymakta ve inancımız yeniden tanımlanmakta, iktidarın imkanları da kullanılarak bin bir badireyi atlatarak bu günlere gelmiş toplumumuzun arasına nifak tohumları ekmeye çalışmaktadır.

    “ALEVİ BEKTAŞİLERİN TEMEL İLKESİ RIZALIKTIR”

    İktidar, Resmi Gazete’de kararnameler yayınlayarak, kamu kurumlarını baskı ve güç aygıtı gibi kullanmaktadır. En son olarak ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ bir iç yönetmelik yayınlayarak inancımızı, ocaklarımızı ve Cemevlerimizi kendisine bağlamaya çalışmaktadır. Bunun içinde Cemevlerimizden görüş istiyor. Bugüne kadar yapılan çalıştaylar da dahil olmak üzere, her türlü görüşme ve önerilere açık olduk. Yetkililerin kurumlarımız, Cemevlerimiz ve Ocak dedelerimizle yaptığı görüşmelerde de tutumumuzu çok net ifade ettik, bu tür dayatmaları kabul etmeyeceğimizi ve önceliğimizin tanınma ve özgürlük olduğunu ısrarla belirttik. Dolayısıyla, yönetmelik ile ilgili ayrıntıları tartışmak, öneriler yapmak, sorunun esası dururken beyhude bir çaba olacaktır. Biz Alevi Bektaşilerin inanç yolunun en temel ilkesi rızalıktır. Alevi ve Bektaşiler olarak rızamız olmaksızın kurulmuş olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyoruz.

    Hatırlatmakta yarar var; bir yönetmelikle kendinize bağlamaya çalıştığınız bu Cemevleri Alevilerin bin bir emekle, küçücük lokmalarıyla alın teriyle yarattığı kurumlardır. Yıkmaya, mühürlemeye çalıştınız, kuruluş aşamalarında ‘Alevi’ isminin kullanımını yasakladınız, Cemevlerine ‘cümbüş evi’ dediniz. Cemevleri bizimdir, Alevi toplumunundur, ibadethanemizdir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması bizler için onur meselesidir. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmeden yapılan her şeye kuşkuyla bakıyoruz.

    “TÜM İNANÇLARA SAĞLANAN HAKLARDAN EŞİT YARARLANMAK İSTİYORUZ”

    Mevcut laiklik söylemleriyle bizi oyalamaktan ve sorunun üstünü örtmekten vazgeçin. Laiklik meselesini yeniden ele almalı, tartışmalı ve düzenlenmeliyiz. Devletin, dinlerden/inançlardan elini çektiği, dine karşı nötr olduğu, bir inancın diğeri üzerinde tahakküm kurmadığı, kuramayacağı, devletin ve yerel yönetimlerin herhangi bir inancın hizmetine girmediği, tam bir inanç özgürlüğünün olacağı bir laiklik anlayışını tartışmaya açmalıyız. Eşit yurttaşlığa dayalı bir anayasa için hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız.

    Tarihi boyunca haksızlık ve zorbalık görmüş, yok sayılmış bir topluluk olarak talebimiz; vatandaşlık bağıyla gönülden bağlı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının ibadethanelerle ilgili maddesinde cami, kilise ve sinagog yer alırken, cemevlerimizin de eklenmesini talep ediyor; tüm din ve inançlara sağlanan haklardan eşit yararlanmak istiyoruz.

    Onlarca yıldır Hacıbektaş Belediyesi ve Alevi kurumları tarafından yapılan Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerine karşı İki senedir alternatif Hacı Bektaş Veli anma etkinliği yapan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu sene yapılacak etkinliğe müdahil olma ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı sürece dahil etme dayatmasını kabul etmiyoruz.

    Alevi kamuoyuna algı operasyonları yapanlar şunu bilmeli ki dönemin Hızır paşalarını tüm kurumlarımız görmekte ve başkanlığın inancımızı kuşatma projesinde yer alanlarla kurumsal ilişkimizi gözden geçireceğimizi kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunarız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ataselim: 6284 sayılı Kanun’un düzenlenmesine asla müsade etmeyeceğiz- VİDEO

    Ataselim: 6284 sayılı Kanun’un düzenlenmesine asla müsade etmeyeceğiz- VİDEO

    PİRHA-Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, 9. Yargı Paketi taslağına dair konuştu. Ataselim, “6284’e biz asla dokundurtmayacağız. Zorlama hapis kararlarına itiraz hakkının açılıyor olması 6284’e düzenlemeye yönelik kapının aralanmasıdır. O kapının açılmasına asla müsaade etmeyeceğiz” dedi. 

    Hükümetin hazırladığı 9. Yargı Paketi taslağına dair tartışmalar devam ediyor. Taslak 38 maddeden oluşuyor ve 13. maddede 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinde yer alan “kadının soyadı”“hak düşürücü süreler” başlıklarında düzenleme öngörülüyor.

    Söz konusu taslağa göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesinde yer alan, “kadının soyadı” düzenlemesinde yapılacak değişiklik ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak.

    Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesine göre bir kadın evlendiğinde kocasının soyadını alıyor. Bu hükme göre kadın, evlenirken kocasının soyadını almak zorundaydı fakat dilerse kendi soyadını da eşinin soyadı önünde kullanma hakkına sahip.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Genel Sekreteri Fidan Ataselim, 9. yargı paketiyle kadınların kazanılmış haklarına yönelik olası saldırılara karşı paketteki önemli değişiklikleri PİRHA’ya anlattı.

    Fidan Ataselim, kadınları korumak anlamına gelen 6284 sayılı Kanun’un düzenlemeye çalışıldığını belirterek “Basit bir kelime değişikliği gibi göstermeye çalışacaklar. Çok dikkatli olmamız gerekiyor, çünkü kanunun en önemli meselesini düzenleyecekler. Söz konusu olan taslaktan gördüğümüz üzere tedbir kararları yerine kararlara itiraz şeklinde bir düzenleme yapacaklar. Zorlama hapis kararlarına itirazın söz konusu olmaması lazım. Yasada böyle bir şey yazmaz. Hatta yasa der ki fiili bir suç oluşursa dahi zorlama hapis kararı verilecektir” dedi.

    “POTANSİYEL KATİLLER DURUŞMA BEKLEMEZ”

    Ataselim, zorlama hapis kararı verilmediği için öldürülen kadınların olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

    “Şiddet faili defaten 6284’teki kararları ihlal ederse hâkimin bu kişiyi gözaltına alması gerekiyor. Üç gün ile on gün arasında değişen sürelerle zorlama hapis kararı vermesi gerekiyor fakat görüyoruz ki İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekildikten sonra zaten uzaklaştırma kararlarının kısa süreli verildiği, yenilenmediği, hatta kadınlar karakola gittiği zaman delil sorulduğu durumlarla karşılaşırken hakim zorlama hapis kararı vermediği için Hülya Şellavcı göz göre göre öldürüldü. Çok net söylemeliyim ki potansiyel katiller duruşma beklemez. İtiraz süreçlerini beklemez. Bu sebepten ötürü zorlama hapis kararlarının uygulanması kadınlar için hayatidir.”

    “HÜKÜMET AYM KARARINI HİÇE SAYIYOR”

    KCDP Genel Sekreteri Fidan Ataselim, taslaktaki diğer önemi maddeler ilişkin şunları söyledi:

    “Kadınların soyadına ilişkin yasayı Anayasa Mahkemesi (AYM) iptal etmiş olmasına rağmen bu hükümet torba kanunlarla AYM kararını hiçe sayıyor. Kadınların soyadlarını kendi başlarına kullanacakları AYM kararının bertaraf edildiğini görüyoruz.

    “MÜCADELEDE ETKİLİYİZ AMA AJAN DEĞİLİZ”

    Bir diğer mesele ‘Etkin Ajanlığı’ maddesi. Biz mücadelede çok etkiliyiz ama ajan değiliz. Bu şekli ile siyasi iktidar herkesi ajan olarak olarak suçlayabilecek. Ben bunu da bertaraf edebileceğimizi düşünüyorum çünkü dezenformasyon yasası gündeme geldiği zaman belli tedirginliklerimiz söz konusu olmuştu ama bunu hayata geçirmek o kadar kolay olmadı. Bu yüzden etki ajanları meselesinin de taslaktan derhal çıkması gerekiyor.

    “6284’E DOKUNDURTMAYACAĞIZ”

    Mükerrer suç işleyenlere bir tür af anlamına gelen bir düzenleme görüyoruz fakat kadına yönelik şiddet ve cinayetlerde şiddet faili erkeklerin defalarca aynı kadına yönelik şiddeti işlediklerini, sabıkasının kabardığını görüyoruz. Cezasızlığın bir başka yönü olma anlamına gelen bir düzemlemeyi görüyoruz. Bir kez daha altını çizmek isterim 6284’e biz asla dokundurmayacağız. Çünkü biliyoruz ‘6284’ü kaldıracağız’ demeyecekler, düzenleyeceğiz diyecekler. Zorlama hapis kararlarına itiraz hakkının açılıyor olması 6284’e düzenlemeye yönelik kapının aralanmasıdır. O kapının açılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.”

    Dilan ŞİMŞEK /İSTANBUL

  • 29 MAYIS 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    29 MAYIS 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    -Afyon Şuhut Bozan köyünde bulunan türbelerle ilgili Şah Ahmet Sultan ocağı taliplerinden Hüseyin Şenol, Pirha’ya yaptığı açıklamada, köylerinde 3 tane türbe bulunduğunu, bunların Arap Dede, Kayıp Erenler ve Sarı Sultan Türbesi olduğunu belirten Şenol, “Bunlar çok evvel buraya geldikleri için şeceresi hakkında bilgi sahibi değiliz” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Milli Eğitim Bakanlığı’nın tartışmalara neden olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli onaylandı.  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gençlik Sözcüsü Arif Can Koçer yeni müfredata tepki gösterdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Hacıbektaş Belediyesi ve 11 Alevi Kurumunun 16-18 Ağustos’ta yapılacak 61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin planı için 25 Mayıs’ta yapılan toplantısına dair konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Gülistan Doku için oynanan futbol turnuvasının saat 17.00-19.00 saatleri arasında final maçları oynanacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersim’in en önemli ziyaret yerlerinden biri olan Ovacık ilçesindeki Munzur Gözelerinde ağaçlar bakımsızlıktan devriliyor. Bir kaç yıl önce çevre düzenlemesi yapılıp koruma altına alınan Gözelerin bu halini kimse dert etmiyor. Ne devlet ne de sivil toplum buna dönük bir çalışma yürütmüyor. GÖRÜNTÜLÜ

    -KCDP Genel Sekreteri Fidan Ataselim 9. Yargı paketi tartışmalara ilişkin olarak, “Zorlama hapis kararlarına itirazın açılıyor olması 6284’e düzenlemeye yönelik kapının aralanmasıdır. O kapının açılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.”dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Tutsak Kadınlar Resim Sergisi, Beksav’da açılacak. GÖRÜNTÜLÜ

  • Mor Dayanışma 4.Türkiye Kadın Konferansı gerçekleştirdi -VİDEO

    Mor Dayanışma 4.Türkiye Kadın Konferansı gerçekleştirdi -VİDEO

    PİRHA- Mor Dayanışma, 3 bölgede eş zamanlı düzenlediği 4. Türkiye Kadın Konferansı’nı Marmara Bölgesi adına İstanbul’da gerçekleştirdi.

    Mor Dayanışma Türkiye Kadın Konferansı’nın dördüncüsünü Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde eş zamanlı yaptı. Marmara Bölgesi adına İstanbul’daki Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansa çok sayıda bağımsız feminist ve Mor Dayanışma üyesi kadınlar katıldı.

    Konferansa ilk olarak 7 Ekim’den bu yana İsrail’in saldırılarına direnen Filistin halkının selamlanmasıyla başlandı.

    TÖP Sözcüler Kurulu üyesi Juliana Gözen, Sosyalist Kadın Meclisleri İstanbul İl sözcüsü Leyla Can, TİP’li Kadınlar’dan Özlem Varlı, Özgür Genç Kadın adına Hivda Selen, Derin Yoksulluk Ağı adına Hacer Foggo, TJA adına Bahar Akdemir konuşmalarıyla kadınları selamladı ve destek mesajlarını iletti.

    “MÜCADELEMİZİ BÜYÜTMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Mor Dayanışma İl Meclis Üyesi Gizem Alice, yaptığı konuşmada “İktidarın mücadele alanlarına, kadın hareketine yönelik saldırılarını arttırdığı böylesi dönemde konferansımızı gerçekleştirmek bir önem oluşturuyor bizler için. Tüm saldırılara ve kadın dışı politikalara karşı biz kadınlar yan yana gelmekten ve mücadelemizi büyütmekten bir an olsun vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Gizem Alice konuşmasının devamında Van halkıyla dayanıştığı için 54 gündür Şakran Cezaevi’nde tutuklu olan Sibel Örkmez’in mesajını okudu. Mesajda şu ifadeler yer aldı:

    “54 gündür hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunduğum Şakran’dan; Sosyalist Feminist Mücadelemizden aldığım inanç, coşku ve umut ile hepinizi özlemle selamlıyorum. Sermaye-iktidar ikilisinin canavarlığı kadınları yoksulluk, iktidar, suç ve ölüm kıskacına hapsediyor. Bu canavar kendini bize sarsılmaz ve devrilmez olarak gösteriyor. Fakat bugün bu canavarın karşısında kadınların örgütlü mücadelesinin gücü duruyor. Mücadelemizin gücü karanlığın sonsuzluğa yaklaştığı yerde bir aydınlatıcı ve ön açıcı olmaya devam edecektir. Çünkü gücümüzü hakikatimizden alıyoruz. Ve hakikat su gibidir, eninde sonunda yolunu bulup, başarıya ulaşacaktır. Bugün çağrımıza kulak verip sözümüze ortak olmaya gelen kız kardeşlerim, bilin ki buradaki her söz sözünüzdür, anlatılan biziz. Tüm heyecanımla özgür günlerde buluşmayı umut ediyor ve hepinizi kız kardeşçe kucaklıyorum. Yaşasın örgütlü sosyalist feminist mücadelemiz”

    “ROJOVA VE FİLİSTİN’DE DİRENEN KADINLARI SELAMLIYORUZ”

    Mor Dayanışma Türkiye Sözcüsü Cemile Baklacı ise yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:

    “Derin bir umutsuzlukla yarına bakıyoruz. Dünyada şu anda yoksulluğun, sefaletin, savaşın kendisi yayılmaya devam ediyor. Kapitalist sistemin bunu çözebilecek bir kapasitesi yok. Bize getirebileceği hiçbir çözüm yok. Her an bir savaşın içerisinde olabiliriz. Suriye’de savaşı sürdüren Türkiye de bu savaşların bir parçası olmaya devam ediyor. Filistin halkını buradan tekrar selamlamak istiyorum. İsrail dünyanın gözünün içine baka baka soykırım yapıyor. Buna destek veren ülkeler bize demokrasi sözü ediyor. Bizler tüm bunlara karşı, Rojova’da ve Filistin’de devam eden savaşta direnen kadınları selamlıyoruz.”

    “ FEMİNİST OLMAK BİZİ DAHA AZ SOSYALİST YAPMIYOR”

    İstanbul Mor Dayanışma Sözcüsü İrem Kayıkçı ise şunları ifade etti:

    “Dünya’nın her yerinde, Türkiye’de, Kürt illerinde faşizme, patriyarkaya, heteroseksizme direnen kadın ve LGBTİ+ları selamlıyorum. Patriyarkal kapitalizmin çoklu krizleri savaşlarla aşmaya çalıştığını görüyoruz. Bu iki sistemin birbirinden ayrı ama ortaklaştığı çıkar alanları var. Ancak bizim kadın mücadelemizin topyekün bu sistemden kurtarabileceğine inanıyoruz. Tüm kadınlarla, LGBTİ+larla, Kürtlerle, Alevilerle bu mücadeleyi büyüteceğimizi düşünüyoruz. Ne feminist olmak bizi daha az sosyalist yapıyor ne de sosyalist olmak bizi daha az feminist yapıyor. Azalmayan aksine güçlenen sosyalist feminist kadınların, Kürt kadınların, tecride maruz bırakılmaları, tutuklamaları tesadüf değildir diye düşünüyorum.”

    “ MUHAKKAK BİZ KAZANACAĞIZ”

    Mor Dayanışma üyesi Seda Yanmış ise kadın dayanışmasının yükseltilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Biz kadınlar, bu açlık düzeninden en çok etkilenenlerdeniz. Bizler sınıfın yanında, yöresinde değil tam da içindeyiz. İşçilerin emeklileri üzerinden yaşadıkları sefayı gizlemeye bile çalışmıyorlar. Neye karşı savaştığımızı iyi bilmemiz gerekiyor. Devletin ve sermayenin iş birliğine karşı savaşıyoruz. 31 Mart’tan sonra işçinin ve yoksulun güvenini kaybettiler. Ücretlerimizin daha da düşmesi, zaten esnek ve güvencesiz çalışmalarımızın daha da değersizleştirilmesi anlamına geliyor. Patronun arkasında devletin gücü var. Bu konferanstan söylüyoruz, Şimşek Programı’nı uygulatmayacağız. Hiç şüpheniz olmasın, muhakkak biz kazanacağız. Sosyalistler, feministler kazanacak”

    “ELİMİZDE BİR TEK 6284 VAR”

    Eşik Platformu adına söz alan Hülya Gülbahar ise 6284 sayılı kanunun önemine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Şu anda 9. yargı paketini tartışıyoruz. Her pakette kazanımlarımızdan çok büyük kayıplar oldu. Soyadı meselesi sadece evli kadınların meselesi değil hepimizin meselesi. Tek tip bir aile modeli mi olacak, eşitlikçi bir aile modeli mi olacak tartışması var. Elimizde bir tek 6284 yasası var onun da yalnızca tek bir yaptırımı var. Bu 6284’ü etkisiz bırakmaktır. Yine cezalarda indirim yapıyorlar ve ağzını açanı hapse sokacakları ‘Etki Ajanlığı’ ile mücadele etmemiz gerekiyor. Bizler mücadele edersek kazanıyoruz. Bu zor günleri durdurabiliriz. Bu sefer işimiz daha zor. Dayanışmamızı yükseltmemiz lazım.”

    “EKOSOSYALİST BİR FEMİNİZMİ SAVUNUYORUZ”

    Mor Dayanışma üyesi Beyda Ceylan ise konuşmasını ekolojik kriz üzerinden kurdu. Ceylan, “Bu bir toplumsal sorundur. Çünkü toplumsal krizlerden kaynaklanıyor. 200 yılda inanılmaz bir değişime şahit olduk. Kapitalizmi yeşillendirmek mümkün değil. Ekoloji direnişlerinde biz kadınları en önde görüyoruz. Bu kadınlar doğurgan, anaç, kırılgan olduğu için değil kadınların emeğine ve doğasına el konulduğu içindir. Bu sebeple biz ekososyalist bir feminizmi savunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “NEFRETE İNAT YAŞASIN HAYAT”

    Mor Dayanışma üyesi Yıldız Gezici ise LGBTİ+lar’a yönelik saldırılara değinerek “LGBTİ+ ve kadınların ihtiyaçları aynı olmasa da düşmanı aynı; AKP-MHP faşist iktidarı ve kapitalizm. Hepimiz biliyoruz ki LGBTİ+lara yönelik saldırılar AKP iktidarına ve patriyarkal kapitalizme hizmet ediyor. Tüm bu nefret politikaları karşısında yeryüzü sofraları kuruldu, kahkahalar atıldı. Her zaman vardık. Var olacağız. Nefrete inat yaşasın hayat” dedi.

    “GÖÇMEN KADINLARIN SÖMÜRÜLMESİ KATLANARAK ARTIYOR”

    Mor Dayanışma üyesi Gözde Veysioğlu, konuşmasına Rojova, Filistin ve İranlı kadınları selamlayarak başladı. Veysioğlu konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Türkiye hepinizin bildiği gibi Cenevre Sözleşmesi’nin tarafı olmasına rağmen Suriyeliler mülteci olarak tanımlanmamaktadır. Türkiye bugün dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülkedir. Emperyalist savaşlar her zaman beraberinde göçleri getirecektir. Hepimizin bildiği gibi sermaye ucuz iş gücü ister. Ötekileştirmenin de ötesinde şiddetin göçmenler için normalleştirildiği ortamda göçmenler, sermayedarlar için bir fırsat olarak görülmektedir. Türkiye’deki mültecilerin %49.2si kadınlardan oluşuyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla birlikte göçmen kadınların sömürülmesi katlanarak artıyor. Göçmen kadınlar kendi öznesi oldukları bir örgütlenmeye ihtiyaç duyarlar. Göçmen kadınların özneleşme sürecinde yerel kadınlara düşen görevse ortaklaşmadan geçmektedir. Erkek devlet aklından kendimizi sakınmalı ve kadın dayanışmasını nasıl büyüteceğimizin koşullarını aramalıyız.”

    “KUTSAL AİLEYE HAPSOLMAYA NİYETİMİZ YOK”

    Kampüs Cadıları Merkez Koordinasyon üyesi Eylül Gülce Kara da kadınların örgütlenmesindeki öneme vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “Aile baskısı yurtlarda yeniden üretiliyor. Bir diğer sorunumuz da üniversitelerdeki cinsiyetçi yapı. Nitelikli beslenme ve barınma için gençlere para bulamayan bakanlık, gençler evlensin diye para vermeye başladı. Bu eşitsizlikler sebebiyle bizler ne hayatımızın öznesi olabiliyoruz ne de yaşayabiliyoruz. Sermayenin ucuz iş gücü olmaya da kutsal aileye hapsolmaya da niyetimiz yok. Dünyanın dört bir yanında kadınlar direniyor, biz de bu direnişin bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.”

    “İKTİDAR BİZİM SESİMİZİ DUYMUYOR”

    Liseli Cadılar üyesi Nisa Akol ise yaptığı konuşmada “İktidar bizim sesimizi duymuyor. Bunu müfredatta da görüyoruz. Bizlerin fikirleri alınmadan yapılan uygulamaları görüyoruz. Bunun en büyük örneği MESEM ve ÇEDES uygulamaları. Sistemin çocuk işçiliği üzerinden sömürülmesi ve kadınların da burada sömürüldüğü bir düzen var. 4+4+4 sistemiyle örgün eğitimden uzaklaştırılmasıyla birlikte kadınlar yaşamdan soyutlanmaya başlıyor. Bu mücadeleyi sıralardan sokağa taşıyacağız.” dedi.

    “ORTAK İLKELERDE BİRLEŞMEDİĞİMİZ SÜRECE YOL ALMA ŞANSIMIZ YOK”

    CAN TV yayın kurulu üyesi Çilem Küçükkeleş, Alevi kadınlar ve Türkiye kadın hareketinin güncel durumuna ilişkin konuştu. Küçükkeleş şunları söyledi:

    “Ölürken bile bu dünyaya eşit olmayı önerir bizim inancımız, bu sebeple bir bulaşık makinesi boşaltmakla kadın erkek eşitliği olmaz. Alevilerden çok duymuşsunuzdur ‘Bu devlet bizi asimile ediyor’ sözünü. Evet bu devlet bizi asimile etmeye çalışıyor ama devlet asimile ederken sadece Sünnileştirmeye çalışmıyor. Aynı zamanda tüm diğer karakterlerine de bizi benzetmeye çalışıyor. Bizi aynı zamanda erkekleştirmeye, iktidarlaştırmaya da çalışıyor. Doğal olarak asimilasyonu parçalı okumamız kendi içimizdeki eşitsizliği etkileyen ve içerdeki erilleşmeyi görmemizin önünde büyük bir engel taşıyor. Kendimizi kurtarmış sanma halinden bir an önce kurtulmaya ihtiyacımız var. Türkiye kadın hareketi ile birleşmeye de çok büyük bir ihtiyacımız var. Çünkü o kadar çok ortak söz üretiliyor ve deneyim bir araya geliyor ki hepimiz bu deneyimleri birleştirip buradan yürüdüğümüz andan itibaren çok daha güçlü bir yere geleceğimizi düşünüyorum. Diliyorum Mor Dayanışma, Alevi kurumlarındaki kadınlarla da ortaklaşmayı bir hedefe dönüştürür. Özgünlüklerimiz var ama ortak ilkelerde birleşmediğimiz sürece yol alma şansımız yok.”

    “ÇIKIŞ KADIN MÜCADELESİNDE”

    PİRHA muhabiri Dilan Şimşek ise kadın gazeteci olma deneyimini anlattığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bizlere üniversite sıralarında ‘gazeteciler taraf değildir’ denildi. Hayır ben bir tarafım. Kadınların, emekçilerin, sosyalistlerin tarafındayım. Örgütlenme kadınlar için ne kadar büyük bir ihtiyaç bunu görüyor ve bunu biliyorum ama en çok kadın gazeteciler için bunu söyleyebilirim. Ekmekten, sudan daha acil bir ihtiyacımız varsa o da örgütlü bir kadın gazeteciliğidir. Çünkü biz bu toplumda ayrımcılığı yalnızca patrondan, medya sahiplerinden görmüyoruz. Bunu birebir çok devrimci gördüğümüz kurumların gazetecilerinden, oradaki örgütlü erkeklerden de görüyoruz. Her birimiz hedefteyiz. Pek çok arkadaşımız cezaevlerinde. Ben bunun da çıkışını her yerde olduğu gibi örgütlü bir kadın mücadelesinde görüyorum. Verdiğiniz mücadeleyi çok kıymetli buluyorum. Bu mücadeleyi toplumun her yanına taşıyabilmek, mümkün olduğu kadar görünebilir kılmak için biz gazetecilerin daha örgütlü bir mücadele vermesi gerektiğine inanıyorum.”

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim Fındık /İSTANBUL

  • ‘Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı’ kitap lansmanı yapıldı -VİDEO

    ‘Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı’ kitap lansmanı yapıldı -VİDEO

    PİRHA-Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı, kitabının tanıtımı İstanbul’da gerçekleştirildi. Lansmanda konuşan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, “Kadınların ilmek ilmek ve direnişle ördüğü mücadelenin milyonlarla buluştuğunu görüyorum ve gurur duyuyorum” dedi.

    Özgür Kadın Hareketi (TJA) öncülüğünde Beyoğlu’nda bulunan Karşı Sanat Galeri’sinde “Mahpusta Kadın Olmak Çalıştayı” kitabının lansmanı gerçekleştirildi. Lansmana Cumartesi Anneleri, Adalet Nöbeti Anneleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, Kobane Davası’nda tahliye edilen Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) aktivistleri, Asrın Hukuk Bürosu, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları ve çok sayıda kadın katıldı.

    Lansmanda ilk olarak TJA aktivisti Hacer Özdemir konuşma gerçekleştirdi. Özdemir, cezaevlerinde tutsak olan kadınların tarihinin ve yaşadıklarının yazılmadığını bundan dolayı bu kitabı çıkarttıklarını dile getirdi. Özdemir, “Hak hukuk için yıllardır mücadele ediliyor. Hukuk çiğneniyor. Tecrit politikası iktidarın yaşam biçimi haline döndü. İmralı’daki tecrit yıllardır sürüyor. Oluşan tecrit tüm topluma sirayet ediyor. Bunu gündemleştirmek için içeride ve dışarıda mücadele var bunu büyütmek gerekiyor. Hukuksuzluğu Kobane dosyasında  gördük. Kobane davasında ceza almaları bu hukuksuz sistemin bir devamı bunun içinde mücadele etmek gerekiyor. 1980 darbesiyle Sakine Cansız ve arkadaşları Kürt kadın hareketi cezaevi ile tanıştı. Türkiye’de eşi benzeri görülmeyecek şekilde arkadaşlarımızla 30 yıl zindanlarda tutuldu. 30 yılı dolan arkadaşlarımda infazları yakılarak bırakılmıyor. Dışarıda bu sesin bir parçası olmak ve unutmamak gerekiyor. Hepimizin daha duyarlı olması gerekiyor” dedi.

    “UMUDU TÜKENMEYEN TÜM KADINLARI KUCAKLIYORUM”

    Devamında Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Rojbin Çetin’in, Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Nesrin Akgül’ün ve Bakırköy Kadın Kapalı cezaevinde tutuklu olan Çiğdem Mater’in gönderdiği mektup okundu. Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Rojbin Çetin gönderdiği mektupta şunları kaleme aldı:

    “Kadın özgürlük felsefesini yaşayan ve yaşatan, dayanışmayı büyüten, emekle yürüyerek umudu asla tükenmeyen tüm kadınlara şahsınızda sevgi ve saygılarımı sunuyorum, sizleri yürekten, kucaklıyorum. Mahpusta kadın olmak temasıyla gerçekleştirdiğiniz çalışmanın heyecanı sizlerle paylaşıyorum. Geçmişten bugüne tarih, karanlık eşikleri aşan direnenlerin mücadele izinlerini taşıdı. Bugün de nice değerin yaratımlarını layıkıyla taşımanın onuru ve sorumluluğuyla özgürlük için direnilmekte. İşte tarih, mücadele azim ve kararlılığıyla direnerek demokratik ve özgür yaşam için sözünü kuranların ve inşasını yapanların eseri olacaktır.”

    “ANLATILAN BİZİM HİKAYEMİZDİ”

    Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak olan Nesrin Akgül’ün mektubunda şu ifadeler yer aldı: ‘’Öyküler ancak onları anlatabileceklerin başından geçebilirmiş. Mahpusta Kadınlar olarak biraraya gelen öykülerdik. Anlattıklarımı; ilk yuvarlanan taşlardan başlayarak birbirine devredilmiş kadın direnişçiliğinin dağlaşan mirasıydı. Unutulmasına izin vermemek için kadın hafızamıza bu coğrafyanın esaret hikayelerini onurluca, isyanını harlayarak nakşetmek için anlattık. Her anlatıcı kahramanı kadın olan, mekanı mahpus olan, zamanı devrimcilik olan hikayelerde tarihi  buluşturdu. Anlatılan bizim hikayemizdi. Hikayeler anlatılmaya başlandığı anda duvarları aşıp, esaretin ilk halkasını yıktı; Unut ki, sus ki esaretin korkusu büyüsün. Mahpusta kadınlar olarak anlatacaklarımız var.”

    “SELAM OLSUN DİRENEN KADINLARA”

    Mektupların okunmasının ardından konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi ve kitabın yazarlarından Ümit Efe, “Asırlık kadın direnişini taşımaya çalışacağız. Tarihi hep erkekler yazdı kadınlar direndi. Yazılması gerektiğini, tarihe not düşülmesi gerektiğini düşünüyorum. İnadına direnerek inadına direnerek kadınlar mutlaka becerdi. Diyarbakır, Metris, Mamak zindanlarında bizi teslim almadılar cümlesi yazıldı ve yazılmaya devam etti. Selam olsun direnen kadınlara” diye belirtti.

    “CEZAEVİNDEKİ ARKADAŞLAR DAHA GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN MÜCADELE EDİYOR”

    Diyarbakır Cezaevi’nin simgesi olan Mazlum Doğan’ın ablası ve kitap yazarlarından Serap Doğan, sistemin çok züllüm yaptığını ve korkuya dayandığının altını çizerek şunları söyledi:

    “Bu sistem çok zulüm yapan ve korkuya dayanan bir sistem. Anneden ve babadan korkuyorsun, büyüyorsun devletten ve kocadan korkuyorsun. İnsan düşünüyor neden her şey korkuya dayalı. Biz korkuyu yıkan insanlarız. Cezaevinde hasta tutsaklar var tecritte olanlar var bu kadar kadın onların yanında olur ve örgütlenirsek onları tahliye edebiliriz. Toplumsal direniş olmadığı sürece o arkadaşları çürütecekler. Cezaevindeki arkadaşlar daha güzel bir dünya için mücadele ediyorlar.”

    “KORKU DUVARINI AŞTIK”

    Kitabın yazarlarından Gülten Kaya da şunları ifade etti:  “Şairin bir ‘bir gece sevginin duvarını aştık’ dedik bende biz bir gece korku duvarını aştık diyorum. Bir türlü gün yüzü görmedik ama bir gece korku duvarını aştık. Bundan sonrasında hangimizin başına ne gelirse gelsin biz bir arada omuz omuza olacağız. Tüm tutsak arkadaşlarımız bizimle aynı havayı soluyana kadar yan yana olacağız.”

    “TESLİM ALINMAYA ÇALIŞILAN TÜM KADINLARA SEVGİMİ GÖNDERİYORUM”

    Son olarak konuşan Kürt siyasetçi Gülten Kışanak ise şunları ifade etti: “Kadın yaşam ve özgürlük o kadar iç içe ki. Cezaevinde kadınların işkence gördüğü, itaat etmenin öğretilmeye çalıştığı dönemi yaşadım ama itaat eden dışarı ile duygusal bağını kesen kadınlara şahit olmadım. Kadınlar direnirken aslında yaşamı var etmek için direniyorlar” dedi. Gültan konuşmasının devamında şunları dile getirdi: “Bu direniş özgürlükle buluşma direnişi. Kadınların ilmek ilmek ve direnişle ördüğü mücadelenin milyonlarla buluştuğunu görüyorum ve gurur duyuyorum. Kobane Kumpas davası kadın özgürlük mücadelesini cezalandırmaya çalışan bir davaydı. Bütün arkadaşlarımız onurlu şekilde özgürlüğü, kadın iradesini ortak geleceği savundular. Arkadaşlarımız bırakıp çıkmak zordu. Figen başkan başta olmak üzere bütün arkadaşlarımızı selamlıyorum. Figen başkana yüksek ceza bana ise tahliye verildiğini televizyondan duyduk inanılmaz hüzün çöktü. Figen başkan, seslendi ‘Onlar bize mutluluğu, sevinci çok görüyorlar lütfen arkadaşlar zılgıtlarımızı atalım ve Gültan başkanı özgürlüğe uğurlayalım dedi.’  Yedi buçuk yıl içerisinde 57 kadın arkadaş gelmiş ve onları uğurlamışız. Her zaman coşku ve heyecan duyduk ama arkada bırakmak daha zor. Gezi ve Kobane tutsaklarına, teslim alınmaya çalışan kadınlara sevgilerimi gönderiyorum. Onları da alacağız. Hep beraber yolumuza devam edeceğiz. Kadınlar hep beraber daha güzel günleri yaşayacağız.”

    Yapılan konuşmaların ardından program kitabın imzalanmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 22 MAYIS 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    22 MAYIS 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    -10 yıl önce Okmeydanı Cemevi’nde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt vurulduğu yerde, saat 11.30’da anılacak- GÖRÜNTÜLÜ 

    -Alevi kurumları, Eğitim Bakanı ile görüşmelerinin ardından basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    – Cezaevinde tek kişilik hücrede tutulan ve 216 gündür ölüm orucunda olan Nurettin Kaya’nın annesi Dudu Kaya, “Ben anneyim artık yüreğim kaldırmıyor” dedi. Kaya, oğlunun taleplerinin bir an önce karşılanmasını istedi. GÖRÜNTÜLÜ