PİRHA- Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım Uğur Kurt’un öldürülmesinin ardından 10 yıldır adaletin sağlanmadığına dikkat çekerek “Polis 3 yıl sonra 25 Nisan 2017 tarihinde ödül gibi bir ceza aldı; 1 yıl 8 ay hapis cezası, 12.100 lira para cezasına çevrildi. Bir cemevinin bahçesinde canımızı öldürmenin karşılığı ödül gibi 12.100 lira, adaletin Alevilere görünen yüzü.” sözleriyle duruma tepki gösterdi.
22 Mayıs 2014 tarihinde Okmeydanı Cemevi’nin bahçesinde bir Hakk’a uğurlama erkanına katıldığı sırada polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’un ölümünün ardından tam 10 yıl geçti. 1o yıldır adalet sağlanmadı, sorumlu polisler adil bir biçimde yargılanmadı. Yarın Uğur Kurt vurulduğu yer ve saatte anılacak. Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım 10 yıldır adaletin yerini bulmadığını ifade ederek şunları dile getirdi:
“Tarih 22 Mayıs 2014, Yer Okmeydanı Cemevimizin avlusu. Bu bir cinayetin hikâyesidir. Aslında olmayan adaletin de trajedisidir. Hakk’a yürüme erkanına katılmak için geldiği ibadethanesinin/cemevinin bahçesinde polis kurşunu ile katledilen UĞUR KURT. Katleden polis 3 yıl sonra 25 Nisan 2017 tarihinde ödül gibi bir ceza aldı; 1 yıl 8 ay hapis cezası 12.100 lira para cezasına çevrildi. Bir cemevinin bahçesinde canımızı öldürmenin karşılığı ödül gibi 12.100 lira. Adaletin Alevilere görünen yüzü. Haksız ve hukuksuz kararlar ile sonuçlanan bu dava hak ihlali gerekçe gösterilerek tekrar açıldı. Tekrar görülmeye başlanan bu davanın 3. duruşması 1 Mart 2024 tarihinde İstanbul Adalet Sarayı 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü ve sonuçlandı. Karar; 2 Yıl 6 Ay. Bu kararda da görüldüğü gibi adaletin terazisi sadece ve sadece haksızların hakkını savunmak üzere verilmiştir.
“KARAR, ALEVİLERİN ADALETE OLAN GÜVEN DUYGUSU ÖLDÜRDÜ”
Uğur Kurt’un davası cemevinde öldürülen bir kişinin davası olmaktan ziyade, sokakta yürüyen, toplu etkinliklere katılanların ve hatta hiç kimsenin yaşam hakkının olmadığının en net göstergesidir. Şunu herkes bilmeli ki bu adaletsizlik Uğur’a yapılmamıştır. Adaletsizlik bizzat adaletin kendisine yapılmıştır. Adaletin Alevilere görünen yüzü budur. Bir cana karşılık verilen ceza 1 yıl 8 ay / 12.100 TL ve ya 2 yıl 6 ay hapis cezası. Caminin içine ayakkabıyla girildi diye kıyameti koparanlar, cem evimizde öldürülen Uğur Kurt’un katiline ödül verdiler. Polis 3 yıl önce Uğur Kurt’u öldürdü. Mahkeme de bugün vermiş olduğu kararla Alevilerin adalete olan güven duygusunu öldürdü.
“ADALET HAYKIRIŞIMIZ DEVAM EDECEKTİR”
Uğur için, adalet için, adalet haykırışımız devam edecektir. Uğur’u bizden aldılar. 10 yıl geçti unutmuyoruz, unutmayacağız. Adalet istiyoruz. Vurulduğu yerde, vurulduğu saatte, Okmeydanı Cemevi bahçesinde katledilen Uğur Kurt canımızı 10. yılında anıyoruz. 22 Mayıs Çarşamba günü saat 11:15’de yapacağımız anma etkinliğine tüm canlarımızın katılımını bekliyoruz.”
PİRHA- 26 Nisan’da tutuklanan gazeteciler Esra Solin Dal, Mehmet Aslan ve Erdoğan Alayumat, tahliye edildi.
İstanbul merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 26 Nisan’da çıkarıldıkları mahkemece tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Esra Solin Dal ve Mehmet Aslan ile gazeteci Erdoğan Alayumat, tahliye edildi.
Tensiple birlikte mahkeme 3 gazetecinin de tahliyesine karar verdi.
PİRHA- Kadınlar Birlikte Güçlü, Sultanbeyli’de sistematik olarak cinsel istismara uğrayan çocuk için bir araya geldi. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü önünden “Boşanmayı değil, tecavüzü engelle” diye seslendiler.
İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinde 13 yaşında bir çocuğun aynı mahallede yaşayan 15 kişi tarafından sistematik şekilde cinsel istismara maruz bırakılmasının ardından kadın örgütlerinin eylemleri sürüyor. Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu’nun çağrısıyla, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü önünde bir araya gelen kadınlar hep bir ağızdan “Aile değiliz kadınız, hepimiz isyandayız” diye bağırdı. Kadınlar, iktidarın aile kurumunu esas alan politikaları yüzünden kadınların, çocukların ve LGBTİ+lar’ın yaşamlarının her an tehdit altından olduğuna dikkat çektiler.
Ortak basın metnini Kadınlar Birlikte Güçlü adına Eftelya Koyuncu okudu. Koyuncu’nun okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“FAİLLER HER ZAMANKİNDEN DAHA GÜÇLÜ”
“Bugün “yine” Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü önündeyiz! Çünkü bu müdürlük, bu bakanlık “aile”yi korumaya, güçlendirmeye o kadar odaklanmış ki kadınları, çocukları korumuyor! Bu kurum tüm gücüyle “Ailenin korunması ve güçlendirilmesi vizyon belgesi ve eylem planı”na, 81 ilde aile yürüyüşleri adı altında nefret yürüyüşlerine odaklanırken çocukların, kadınların bu ailelerde yaşadığı istismar, şiddet, emek sömürüsüne dair tek kelime etmiyor, tek bir politikası yok. Böyle bir derdi de yok. Aileler, mahalleler, yargı her yer suç mahalli ve devletin hiçbir kurumunun şiddeti önlemek gibi bir derdi yok. İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir adamın imzası ile çekilirken, kadın hareketi olarak tam olarak söylediğimiz buydu: İstanbul Sözleşmesi uygulansın, devletin tüm kurumlarıyla erkek şiddetini önlemek için bütünlüklü bir politikası olsun demiştik; ama iktidar “aile elden gidiyor” diyerek bu sözleşmeden de çekildi. Bu kadın düşmanı politikanın yansıması olarak da failler her zamankinden daha güçlü.
“İKTİDAR FAİLLERİN ARKASINDA DURUYOR”
Sultanbeyli’de 13 yaşında bir çocuğun yıllardır 15 kişi tarafından istismara uğradığını duydunuz mu Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü? 15 erkeğin 13 yaşında bir çocuğu istismar ederken “abine söyleriz” diyerek korkuttuğunu, bütün mahallenin de bunu bilerek ve susarak bu suça ortak olduğunu duydunuz mu? Duyunca ne yaptınız? Hiç! Bu faillerden ikisi beraat etti! Dahası istismarcı erkeklerin avukatı çocuğa giydiği kıyafeti soracak, annesine çocuğuna sahip çıksaydın diyecek kadar pişkin! Biz bir kadının, çocuğun, LGBTİ+’nın kirpiği yere düşmesin, bir kişi daha eksilmeyelim diye mücadele ederken, bize sokaklarda şiddet uygulayan iktidar, suçu engelleme noktasında tüm kurumlarıyla faillerin arkasında duruyor! Tüm faillerin tutuklanması, cezada indirim almaması, istismarcıların serbest bırakılmaması, erkek şiddetinin önlenmesi için, devletin kurumları işini yapsın diye kadın düşmanı devletin saldırılarını göze alarak sokaklara çıkmak zorundayız biz! En temel görevini yerine getirsin diye bir kuruma seslenmek zorundayız.
“TÜM SAĞ İKTİDARLAR GÖZLERİNİ KADINLARIN KAZANIMLARINA DİKİYOR”
Sultanbeyli’de bir çocuk sistematik olarak tecavüze maruz bırakılırken, yaşanan istismarın sorumluluğu duruşmada çocuğa ve annesine yüklenirken Aile Bakanlığı, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı ile bir kez daha kadınları değil aileyi koruyacağını açıkladı. Hangi aile? İçinde şiddet, istismar, emeğimizin karşılıksız sömürüsü olan aileler mi? Hangi aile? 6 yaşındaki kız çocuğunu müridiyle zorla evlendiren, korumakla yükümlü olduğu çocuğunu oyun diyerek taciz eden, oyun çağındaki çocuğu tekstilde, tarlada, fabrikada çalıştırıp yevmiyesine el koyan aileler mi? Geçtiğimiz hafta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yayımlanan vizyon belgesinde yine kadının ve çocukların adı yok. Şaşırmadık! Bu iktidar ve benzeri tüm sağ popülist iktidarlar önce gözlerini kadınların kazanımlarına dikiyor. Bu aile odaklı, kadın düşmanı, LGBTİ+ düşmanı politikanın küresel olduğunun da altını çizelim. Hemen hemen tüm sağcı iktidarların politikası ile aynı şekilde açıklanan bu eylem planında bol bol aileden, doğurmaktan ve onların deyimiyle “cinsiyetsizleştirmeye” karşı mücadeleden, yani LGBTİ+ düşmanlığına devam edeceklerinden bahsediyorlar. Öyle ki herkesin evlenmesine, kimsenin boşanmamasına, evlenenlerin mutlaka çocuk yapmasına hatta evlenme yaşına kadar karışıyorlar. Bizler geçinemiyor, barınamıyorken, iktidarın derdi tam olarak bu!
“TÜM GÖREVLER KADINLARIN HANE İÇİNDE EMEĞİNE YÜKLENİYOR”
Vizyon belgesinin ana odağında evlilik ve doğurganlık oranlarının düşmesi, boşanmaların artması, ailenin çözülmesi ve nüfusun yaşlanması var. O sırada gün be gün yoksulluk artıyor, güvencesizlik yaygınlaşıyor. Yoksulluk bu derecedeyken ekonomik krize karşı bir politika geliştirmek şöyle dursun, sermayenin çıkarlarını gözeten devlet, erken yaşta evlenin bir de size kredi verelim diyor! Bakanlık erkek şiddetinin önlenmesine harcayacağı bütçeyi genç yaşta evliliğe teşviğe, çocuk sahibi olan veya olmak isteyen ailelere bakım desteğine, çeyiz parasına harcamaya hazırlanıyor. Bakanlık aile kurmaya ve çocuk sahibi olmaya teşvik ederken kadınların üzerine yıkılacak bakım yükünden bahsetmiyor. Sistemin krizi derinleşirken, sosyal bir devletin yapması gereken tüm görevleri kadınların hane içerisindeki emeğine yüklüyor.
“LGBTİ+LAR, GÖÇMENLER VE EZİLENLER İÇİN KAMU HİZMET PLANI YOK”
AKP iktidarı, her an LGBTİ+ fobi üretirken, bu eylem planında da LGBTİ+’ları es geçmiyor. Vizyon belgesinin amaçlarından bir tanesi de “Aileyi tehdit eden şiddet, zararlı akımlar ve alışkanlıklarla mücadelenin güçlendirilmesi” ve devamında “Küresel cinsiyetsizleştirme projeleri ile mücadele konusunda standartları ortaya koyan bir strateji belgesi hazırlamak.” Yani bakanlık bize diyor ki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Tüm Bakanlıklar, Diyanet İşleri Başkanlığı, Sivil Toplum Kuruluşları olarak nefret yürüyüşlerini desteklemeye devam edecek, ayrımcı kamu spotlarına bütçe ayıracak, var gücümüzle nefret suçu işlenmesini teşvik etmeye devam edeceğiz. Bu esnada mahallelerde çocukların istismar edilmesiyle, kadınların aile içerisinde şiddete maruz kalması, ücretli çalıştıkları iş yerlerinde yaşadıkları hak gaspları ile ilgilenmeyeceğini bizlere tekrar tekrar hatırlatıyor. Bakanlıkların halkın ihtiyaçları, kadınların, çocukların, LGBTİ+’ların, göçmenlerin, işçilerin ve daha nice ezilenlerin hakları için herhangi bir kamu hizmeti planı var mı? Asla yok!
“BAKANLIK KUTSAL AİLE YALANININ PEŞİNDEN GİDİYOR”
Evlenmeyi teşvik et, boşanmayı engelle politikası; kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların hayatlarına mal oluyor. Türkiye’de çocuk istismarı davalarının sayısı her geçen yıl artıyor. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2020 yılında “cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” türünden açılan toplam 40 bin 819 dosyanın 17 bin 948’i çocukların cinsel istismarına yönelik suçlardan oluşuyor. TÜİK verilerine göre; 2021 yılında 117’si 15 yaşından küçük olmak üzere 7.000 kız çocuğu doğum yaptı. 2022 yılında yaklaşık 32.000 çocuk istismara maruz bırakıldı. Yine TÜİK verilerine göre 2023 yılında ‘çocukların cinsel istismarı’ suçuyla ilgili 40 bin 713 yeni dosya açıldı. 2023 yılında 16-17 yaşındaki 10 bin 471 çocuk evlendirildi. Bakanlık kutsal aile yalanının peşinden giderken çocuklar yoksulluk, geleceksizlik, güvencesizlik, koruma ve önleme mekanizmalarının yokluğundan suça sürükleniyor, istismara maruz bırakılıyor veya çocuk yaşta çalışmaya başlamak zorunda kalıyor.
“İSTİSMARI İZLEME, ÖNLE”
Kendinden önceki bakanların izinden giden Mahinur Özdemir’e ve bakanlığa bir kez daha hatırlatıyoruz. Görevi; içerisinde şiddetin, istismarın, sömürünün olduğu heteronormatif aileleri bizlerin hayatları pahasına korumak değil, kadınları, LGBTİ+’ları ve çocukları şiddetten korumaktır. Biz kadınlar, LGBTİ+’lar tüm bu düşman siyaseti, faillerin arkasında durma politikalarına karşı bu kurumlara görevlerini hatırlatmaktan yılmadık, hatırlatmaya devam edeceğiz: İstimarı izleme, önle! Sultanbeyli’deki çocuk istismarı davasına bu bakanlık taraf olacak mı, yoksa izlemeye devam mı edecek? Devlet kurumlarının kadın ve LGBTİ+ düşmanı, fail aklayıcı politikalarına karşın, bizler biliyoruz ki Kadınlar birlikte güçlü! Erkeklerin ve devletin önümüze çıkardıkları tüm engellere rağmen buluşmayı başardığımız gibi, bizleri içerisine hapsetmeye çalıştıkları ailelerden çıkmanın bir yolunu bulduğumuz gibi, cezasızlık politikalarına karşı da biz birbirimizin çaresiyiz. Bu ülkede çocuklar, kadınlar ve LGBTİ+’lar eşit, özgür, güvende oluncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Yaşasın kadın dayanışması, yaşasın mücadelemiz!
PİRHA- Cezaevinde tek kişilik hücrede tutulan ve 216 gündür ölüm orucunda olan Nurettin Kaya’nın annesi Dudu Kaya, “Ben anneyim artık yüreğim kaldırmıyor” dedi. Kaya, oğlunun taleplerinin bir an önce karşılanmasını istedi.
Nurettin Kaya, S, R, Y Tipi hapishanelerin kapatılması, tutukluların ailelerinin ikamet ettiği yerlere yakın cezaevlerine sevk edilmesi ve arkadaşları ile kalabileceği cezaevine sevk edilme talebiyle 216 gündür ölüm orucunda.
29 Şubat tarihinde Erzurum Dumlu 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Bolu F Tipi Cezaevi’ne sevk edilip tek kişilik hücrede tutulan oğlu için konuşan Dudu Kaya, şunları ifade etti:
“OĞLUM, ATEŞ OLUR SENİ ISITIRIM”
“Benim oğlum elini uzattı yağmur yağmadı, bulut görmedi, bir yudum su içmek istedi su bulamadı. Ölümle karşı karşıya geldi. Kimse bu acıları çekmek istemez ama mecbur kaldı. Ölüm orucunu tercih etti.
Görüşüne gittim, hakarete uğradım. Telefonlarımı kestiler. 6 aydır oğlumla görüşemiyorum. Oğlum rüyalarıma giriyor, “Anne çok üşüyorum” diyor. Oğlum, ateş olur seni ısıtırım diyorum. Ben anneyim artık yüreğim kaldırmıyor.
Bolu’da şartlar yine aynı. Oğlum tuz, şeker istiyor, vermiyorlar. Devletin kesesinden değil benim kesemden alacaklar ama almıyorlar. Başsavcılığa yazı yazdı yatak talep etti. Oğluma yatağını da vermediler. Benim oğlumun talepleri kabul edilsin. Cemil Kurt ve Alişan Gül’ün de talepleri kabul edilsin.”
PİRHA- KAYY-DER, Kürt Dili Bayramı sebebiyle etkinlik düzenledi. Kürt dilinin önemine vurgu yapılan etkinlikte, Kürtçe şarkılar eşliğinde çekilen halaylarla 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı kutlandı.
1990 yılında kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla dikkat çeken Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAYY-DER) Kürt Dili Bayramı’nda Ümraniye’de etkinlik düzenledi. Kürt diline ve kültürüne sahip çıkmanın önemine vurgu yapılan gecede KAYY-DER Çocuk Korosu, KAYY-DER Kadın Grubu ve KAYY-DER Erbaba Grubu sahne aldı. Etkinliğe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İlçe Örgütü ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) temsilcileri katıldı.
PİRHA mikrofonuna konuşan katılımcılar, günün önemine vurgu yaparak Kürt Dil Bayramı’nı kutladı.
Etkinlikte Kürtçe şarkılar eşliğinde halaylar çekildi.
PİRHA- Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın kardeşi/Cumartesi Annesi Fatma Kırbayır, önceki gün hayatını kaybetti. Kırbayır’ın cenazesi kadınların omzunda İstanbul’dan Göle’ye uğurlandı. Cenazede konuşan hak savunucusu/Cumartesi İnsanı Sebla Arcan, “Çok üzgünüz ama söyleyeceğimiz şu: Rahat uyu Fatma, Cemil bize emanet. Berfo anneye ve diğer annelere söyle çocukları bize emanet” dedi.
Ardahan’ın Okçu köyündeki evinden gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır İstanbul’da hayatını kaybetti. Annesi Berfo Kırbayır’dan adalet mücadelesini devralan Fatma Kırbayır da ağabeyinin akıbetini öğrenemeden yaşamını yitirdi.
“RAHAT UYU FATMA, CEMİL BİZE EMANET”
Cenazede konuşan hak savunucusu/Cumartesi İnsanı Sebla Arcan, “Hayatını kaybeden annelerimize, kardeşlerimize ne yazık ki Fatma da eklendi. Çok üzgünüz ama söyleyeceğimiz şu: Rahat uyu Fatma, Cemil bize emanet. Berfo anneye ve diğer annelere söyle çocukları bize emanet” dedi.
“SENİ ÇOK ÖZLEYECEĞİZ FATMA ABLA”
Kayıp yakını Maside Ocak ise şunları dile getirdi:
“Fatma ablamızın ardından söylenecek çok söz var. Belki de o sözlerin hepsini tek bir cümlede toplarsak mücadelesi gibi, direngenliği gibi, arayışı gibi yüreğindeki koru da bize bıraktı. Biz Fatma ablamızın direngenliğini de yüreğini yakan koru da kuşanıp onunla birlikte yine meydanlarda olacağız. Seni çok özleyeceğiz Fatma abla!”
-İzmir Narlıdere’nin ilk yerleşim yeri olarak Tahtacı Alevilerinin kurduğu Yukarıköy Mahallesi, tarihine uygun olarak yeniden düzenleniyor. 10800 metrekarelik alanı kapsayan proje kapsamında, bölgede yer alan 9’u tescilli tarihi bina 153 konut restore edildi. GÖRÜNTÜLÜ
-Yerel yönetimler eliyle yapılan cemevlerine karşı olmadığını belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Cemevi Başkanı Adnan Arslan, “Aleviler olarak belediyeye vergi veriyoruz. Karşılığında hizmet almakta hakkımızdır” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
-KAYY-DER 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı nedeniyle kültür sanat gecesi düzenleyecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır hayatını kaybetti. Kırbayır’ın cenazesi İçerenköy’den Göle’ye uğurlanacak. GÖRÜNTÜLÜ
-15 Mayıs Kürtçe Dil Bayramı Günü dolayısıyla Adıyaman Demokrasi Parkında basın açıklaması gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ
-DEM Parti Dersim İl Örgütü, Kürt Dil Bayramı’nda saat 17.30’da Seyit Rıza Meydanı’nda etkinlik düzenleyecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Munzur Üniversitesi’nde yaklaşık 7 bin öğrenci öğrenim görüyor. Ulaşım sorunu yaşadıklarını ifade eden öğrenciler, “Az sayıda araç geliyor ve araçlar genelde dolu olduğu için üniversiteye yürüyerek ya da otostop çekerek gitmek zorunda kalıyoruz. Yetkililerden ulaşım sorunumuzu çözmesini istiyoruz” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
-Turabi Kişin’in, “Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan” isimli Kırmancki masal derlemesi çıktı. Kırmancki’nin okuyucusu az olan bir dil haline getirilmesinin tekçi planın sonucu olduğunu vurgulayan Turabi Kişin, “Anadilimde yazmak benim açımdan vicdani ve ahlaki bir sorumluluğun yanı sıra politik bir duruşun da ifadesi. Okuyucusu az biliyorum ama küçük de olsa bir etkileşim yarattığını biliyorum ve bu çok kıymetli” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
-EMEP Dersim İl Örgütü, Filistin’de yaşanan katliama dikkat çekmek için saat 12.30’da basın açıklaması gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ
-ÖHD Mersin Şubesi, Kürtçe Dil Bayramı Günü dolayısıyla saat 11.30’da adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Mersin’de, saat 15.00’te Özgür Çocuk Parkı’nda 15 Mayıs Kürtçe Dil Bayramı Günü’nde etkinlik gerçekleştirilecek. GÖRÜNTÜLÜ
-24’ü tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane Davası’nın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülecek. DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, bütün Alevi kurumlarının davaya müdahil olması, katılması gerektiğini belirterek, “Aleviler kendi hakikatleri çerçevesinde bu Yezid zihniyetine karşı hayır demeleri gerekiyor” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- TİP, 20’den fazla ilde Can Atalay’ın milletvekili seçilmesinin birinci yıl dönümünde eylem düzenledi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP), 14 Mayıs genel seçimlerinde Hatay milletvekili seçilmesine rağmen Yargıtay kararıyla tahliye edilmeyen Gezi davası tutuklusu Can Atalay’ın milletvekili seçilmesinin birinci yıl dönümü sebebiyle 20’den fazla ilde ortak eylem düzenledi.
Eylemin İstanbul’daki adresi Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’ydı. Burada yapılan basın açıklamasında konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Pazarlık yürütmüyoruz, bu ülkeye gerçek adaletin gelmesini istiyoruz” dedi.
Baş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Hiç kimse bu haksızlıkların, hukuksuzlukların, adaletsizliklerin bir pazarlık kozu olarak görülmesini içimize sindirmemizi beklemesin. Biz herhangi bir pazarlık yürütmüyoruz, haksızlıkların son bulmasını istiyoruz, hukuksuzlukların son bulmasını istiyoruz ve bu ülkeye gerçek bir adaletin gelmesini istiyoruz. Bunun için de bu ülkenin bütün emekçileri, hep birlikte mücadeleye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum. Hiç tereddüt etmiyoruz! En kısa sürede sevgili Can Meclis’te görevine başlayacak ve bu adaletsiz düzenin sona erişinin ilk işaretlerinden bir tanesi, sevgili Can’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde yemin etmesi; Hatay’da halkı katleden, depremde insanların hayatına mal olan o ikiyüzlülerin, o sahtekarların, o alçakların yakasına yapışması, işte Türkiye’ye adaletin gelişinin fotoğrafı bu olacak.”
“SABRIMIZ TÜKENDİ”
Gezi direnişi döneminde henüz 15 yaşındayken polis tarafından öldürülen Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, “Hatay Milletvekili. Can Atalay, Ahmet Atakan’ın da aynı zamanda avukatıydı. Bugün Ahmet Atakan’ın bir dosyası yokken Can Atalay içeride. Ben Adalet Bakanına şunu soracağım, bize somut versin. Bizi ikna etsin. Can’ı niye tutuyorsun orada? Bizim artık sabrımız tükendi. Biz avukatımızı istiyoruz. Biz milletvekilimizi istiyoruz. Biz içerideki yoldaşlarımızı istiyoruz. Yeter artık. Bu işkence, bu zulüm bitsin. Biz artık dayanamıyoruz, gerçekten artık dayanamıyoruz.” diye konuştu.
PİRHA- Demokrasi İçin Birlik, Kobane’den Gezi’ye hukuk ve adalet başlığıyla panel düzenledi.
Demokrasi İçin Birlik Platformu, Taksim Hill Otel’de demokrasi bileşenleriyle bir araya gelerek Kobane’den Gezi’ye hukuk ve adaleti konuştukları bir panel-forum düzenledi.
Moderatörlüğünü yazar Nuray Sancar’ın yaptığı panelde İlahiyatçı-Kadın Hakları Aktivisti Fatma Akdokur, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, Adalet Nöbetçisi Avukat Kemal Aytaç, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Parisi (DEM) Urfa Milletvekili Prof. Mithat Sancar, konuşmacı olarak yer aldı.
“GERÇEĞİ KONUŞMAK ÜZERE BURADAYIZ”
Panelde ilk konuşmayı İlahiyatçı Fatma Dokur yaptı. Dokur,”Suskunlar ülkesi haline gelen ülkemizde sesini azda olsa duyurmaya çalışan ve çoğu şeye hayır diyoruz diyen insanlar olarak sessizliğe güvenip hareket edenlere karşı sesimizi yükseltmemiz gerektiğine inanarak burada konuşmayı kabul ettim” diyerek konuşmasına başladı. Dokur, “Herkesin bir şekilde farkında olduğu ve menfaatten ötürü susmayı tercih ettiği yalın bir gerçeği konuşmak üzere bir aradayız. Devlet ya da iktidar kurulan sistem, kurgulanan yapıların yürürlük biçimini ve düzenlenen yasaların ne zaman? Nerede? Kime nasıl uygulanacağını? Belirleyen hak ve yetkisini kendisinde toplayan aynı zamanda bu yetkiyi kimseyle paylaşmamak üzere şiddet tekelini elinde bulunduran odağın adı” ifadelerini kullandı.
“GEZİ İLE KOBANE’NİN BİRÇOK BENZERLİĞİ VAR”
Panel CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’in konuşmasıyla devam etti. Alp, iki davanın da “otoriterleşmeyi” artırdığını vurgulayarak, Selahattin Demirtaş hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararını hatırlattı. Ardından Demirtaş hakkında başka bir gerekçeyle tutuklamanın gerçekleştiğini ifade eden Akgün, “Siyasi müdahaleler sonuç vermeye başlandı. Bundan bir gün sonra ‘Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı bırakamayız’ denildi. Burada bir niyet var. Gezi’yle Kobane’nin birçok benzerliği var. Ama siyasi anlamda ilk olarak Osman Kavala’nın davasıdır. Kavala hakkında beraat kararı verildi aslında ama hemen sonra başka bir suçtan tutuklandı. AİHM, Anayasa’ya uygun şekilde karar çıkacağını umuyoruz. Partimizin tavrı merak ediliyor. Eksikliklerimiz oldu ama bu bizim sorumluluğumuzdur. O yüzden her iki davanın da olumlu sonuçlanması için üstümüze düşeni yapacağız. Her iki davada siyasi intikam davası ise çözüm de siyasidir. Bunun için mücadele edeceğiz” diye belirtti.
“DAYANIŞMAMIZ GEREKİYOR”
Avukat Kemal Aytaç, toplumsal muhalefetin ortak mücadele etmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Kamuoyu oluşmaz ise sonuç alınamaz. Bizim bu dağınıklık halimiz iktidarın sopasını kullanmasına izin veriyor. Güçlü olduğumuzda geri adım attırıyoruz. Bizim çoğalmamız bir olmamız gerekiyor. Örgütlü yapıların bir biriyle dayanışma içerisinde olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“DAVANIN SEBEBİ SİYASİ İNTİKAM”
Son olarak söz alan DEM Parti Urfa Milletvekili Mithat Sancar iki davanın siyasi saiklerle açıldığının altını çizerek, “dDavaların siyasi olmasının nedenlerinden biri siyasi intikamdır. Kobane eğer düşseydi İŞİD varlık kazanabilecekti. Bu hesapları takip eden biri de AKP idi. AKP böyle bir değişime yatırım yaptı. Ama Kobane direnişi bu hesapları boşa çıkardı. Bu yüzden bu dava bir siyasi intikam davasıdır. Dünyada ve Türkiye’de sergilenen protestolar oldu. Ama 6, 8 Ekim’e protestoları hapsetmek bir hafıza operasyonudur. Orada bile ne olduğu açısından belli bir durum yok. Partimiz Meclis’e çok sayıda araştırma önergesi verdi. Ama iktidar kabul etmedi. Bunları yapsaydık hafızayı iktidarın güdümüne bırakmamış olurduk. Ardından 7 Haziran 2015 seçimleri geldi ve AKP içerisinde bir deprem etkisi yarattı. Burada HDP fikriyatının önemi ortaya çıktı. Gezi’de iktidarı sarsan etkili toplumsal olaylardan oldu. Çok renkli ve boyutluydu. Bu toplumsal uyanış ve birlikte mücadelenin iktidarın hesaplarını bozmaması mümkün değildi. Gezi iktidarın kimyasını bozdu” dedi.
Panel, katılımcıların söz almasının ardından son buldu.
PİRHA- TJA ve DEM Parti Kadın Meclisi’nin ortak çağrısıyla 16 Mayıs’ta karar çıkması beklenen Kobanê Davası’nda yargılanan kadınları tanıyoruz diyerek bir araya gelen kadınlar dava sürecini konuştu.
Özgür Kadın Hareketi (TJA) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Kadın Meclisi, İstanbul’da bir araya geldi. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul İl binasında düzenlenen, 16 Mayıs’ta karar çıkması beklenen Kobanê Davası’na ilişkin söyleşiye Aralık Feminist Kolektif, Mor Dayanışma, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kırkyama Kadın Dayanışması, Kadın Savunması, Mor Dayanışma, Yeni Demokrat Kadın, Kadın Zamanı Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da destek verenler arasındaydı.
“KOBANE DAVASINNI GÜNDEMLEŞTİRMEMİZ LAZIM”
İlk sözü DEM Parti Kadın Meclisi adına Aygül Sincar aldı. Sincar yıllardır süren savaş politikalarına dikkat çekerek, şunları dile getirdi: “Bizler barış için mücadele ediyoruz. Çünkü coğrafyada var olan savaş halkların yıkımına dönük bir savaştır; kadın cinsinin yok sayılmasıdır, düşüncemizin zihnimizin yok sayılmasıdır, bizi tecrit altına almaktır. Kobanê davasını tek bir güne sığdırmamak her alanda gündemleştirmemiz gerekir” dedi.
Söyleşi DEM Parti İl Eş Başkanı Gonca Yangöz’ün konuşmasıyla devam etti. Yangöz “Arkadaşlarımız uydurulmuş, gerçekliği olmayan dosyalarla yargılanıyor. Her arkadaşımız bunca zaman içinde yakınlarını kaybetti, yas hakları elinden alındı. Arkadaşlarımız kadın mücadelesini dört duvar ardında da olsa bırakmadılar ve bize de model oldular. Kürt kadın hareketi direnç tarihiyle büyümüş bir hareket” ifadelerini kullandı.
“KOBANE DAVASI KUMPAS DAVASIDIR”
Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Arzu Eylem Kayaoğlu aldı. Kayaoğlu, bu davanın Gezi Davası ile ortak yanlarının olduğunu belirterek “Kürt siyasetçiler üzerinden Türkiye toplumunun tamamına yayılmak istenen bir korku var. Kobanê Davası da Gezi Davası da ancak birlikte mücadele ederek sonlandırılabilir. Kürt halkının üzerindeki baskıyı, Kürt siyasetçilere yönelik saldırıya son verecek olan halklardır. Biz Kobanê davasına bilinçli olarak kumpas davası diyoruz” dedi. Ardından dava sürecine dair aktarımlarda bulundu.
“KÜRT KADINLARA UYGULANAN HUKUKSUZLUK FEMİNST HAREKETİN KAZANIMLARINI GASP ETTİ”
Dönemin tanığı bağımsız feminist Hülya Osmanoğlu, şunları dile getirdi: ” Feministler olarak bu davaları takip ettik. O davalarda hep beraber yaptığımız eylemler yargılanıyor. ‘Barış için 1000 Kadın’ eylemi yargılama maddelerinden birisi, bir diğer yargılama maddesi 25 Kasım eylemi. Aslında Gültan’a yöneltilen 32 suçlama maddesinden 16 tanesi kadın eylemleriydi. Kadın kurtuluş mücadelesi içerisinde Kürt kadın hareketinden arkadaşlarımızın başına gelen hukuksuzluğun feminist hareketin bütün kazanımlarını gasp etmeye yöneldiğini gördük.”
“GÜLTAN KIŞANAK BİR PİR ANADIR”
Serbest kürsüde söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Gültan Kışanak’ın Ağuçhan Ocağı Pir’i olduğunu vurgulayarak, ” Vicdanlarında yer vermedikleri duvarlara ve zindanlara teslim olmayan Ana Pir Gültan ve yoldaşları biliriz ki attığınız her adım hak ve hakikat aşkınadır” dedi.
Söyleşi serbest kürsüde kadınların konuşmalarının ardından son buldu. PİRHA/ İSTANBUL
PİRHA-Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Mayıs tutuklamalarını Kadıköy’de protesto etmek için Kadıköy’de bir araya gelerek saldırılara karşı mücadeleyi büyüteceklerinin mesajını verdi.
İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Mayıs’ta yasaklara karşı direnen 50 kişinin tutuklanmasını Kadıköy’de bulunan İskele Meydanı’nda protesto etti. ‘1 Mayıs tutsakları onurumuzdur’, ‘1 Mayıs’tan, Taksim’den, arkadaşlarımızdan vazgeçemiyoruz’ dövizlerinin taşındığı eylemde ‘1 Mayıs’a, Taksim’e, tutsaklara özgürlük’ ve ‘1 Mayıs’ta 25’i öğrenci 50 devrimci tutuklandı, hepsini alacağız’ pankartları açıldı. Eylemde sık sık ‘Devrimci tutsaklar onurumuzdur’, ‘Her yer Taksim, her yer Direniş’ sloganları atıldı.
Açıklamaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Özgül Saki, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek ve Kezban Konukçu; DEM Parti MYK üyesi Musa Piroğlu’nun yanı sıra çok sayıda kurum temsilcisi ve yurttaş katıldı.
Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını okuyan Tuğgen Gümüşay, 1 Mayıs’ta binlerce insanın emekleri ve özgürlükleri için sokaklarda buluşmasına karşın Taksim’in yasaklanmak istediğini vurgulayarak, “İşçilere siyanürlü madenlerde ölmek yasak değil, kadınların sokak ortasında öldürülmeleri yasak değil, öğrencilere KYK yurtlarında ölmek yasak değil, emeklilerin açlık sınırının altında yaşaması yasak değil ancak Taksim size yasak denmiştir. Bütün engellemelere, şiddete, kara propagandaya rağmen binlerin Taksim’e yürüme iradesi kırılamamıştır” diye belirtti.
“TAKSİM 1 MAYIS ALANIDIR”
Taksim’e yürüyenlerin hedef gösterilmesiyle 1 Mayıs günü ve sonrasında toplam 263 kişi için gözaltı kararı alındığını belirten Gümüşay, “Taksim 1 Mayıs alanıdır. Taksim’e yürümek haktır. Taksim’de 1 Mayıs kutlamak meşrudur. Ortada olan tek suç işçi sınıfının 1 Mayıs Meydanı’nın, milyonların özgürlük alanı Taksim Meydanı’nın emekçilere yasaklanmasıdır” şeklinde konuştu.
“ARKADAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ”
Son olarak Taksim’e yürüyenlerin “işçilerin, yoksulların, emeklilerin, kadınların, öğrencilerin iradesi” olduğunu söyleyen Gümüşay, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu iradeyi ne kara propagandanız, ne hedef göstermeleriniz, ne yasaklamalarınız yenemeyecek. Direnenler, halkın öfkesini örgütleyenler kazanacak. Saldırılara karşı insanca, onurlu bir yaşam mücadelesini büyüteceğiz. Taksim biziz, arkadaşlarımızın arkasındayız.”
“HEPİMİZ ORADAYDIK”
Daha sonra gençlik örgütleri adına Irmak Biter söz aldı. Tutuklanan arkadaşları için mücadeleyi sürdüreceklerini ifade eden Biter, “1 Mayıs alanı Taksim’dir dediği için 25’i üniversiteli, 50 kişi için bugün buradayız. Kayyum rektöre, geleceksizliğe karşı yürüdük. Sadece 50 kişi değil hepimiz oradaydık. Hepimiz barikatın üstüne yürüdük. Ne ev baskınlarınız, ne gözaltı, ne tutuklamalarınız bizi yıldıramaz. Arkadaşlarımızı alana kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye belirtti.
Konuşmaların ardından eylem sloganlarla son buldu.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 998. haftasında gözaltında kaybedilen Halil Alpsoy ve Kasım Alpsoy’un akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Hak savunucuları, 12 Mayıs’ın anneler günü olduğunu hatırlatarak, evlatlarının mezarına kavuşamadan ölen Cumartesi Anneleri’nin fotoğraflarını Galatasaray Meydanı’ndaki demir bariyerler önüne bıraktı.
Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.
Cumartesi Anneleri eyleminin 998. haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına Sebla Arcan okudu.
“YARIN CUMARTESİ ANNELERİ’NE KARŞI DUYARSIZLIĞIN SON GÜNÜ OLSUN”
Sebla Arcan’ın okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Yarın Anneler Günü. Yarın Anneler Günü’nü kutlarken Cumartesi Annelerini unutmayın. Bir yandan evlatlarının mezarlarına ulaşmak için ömürlerini tüketirken bir yandan da evlatları her an gelecekmiş gibi giysilerini ütülü, hemen uzanacaklarmış gibi yataklarını temiz tutan anneleri hatırlayın. Evlatlarının 50 yıl, 40 yıl, 30 yıl önce olduğu gibi anahtarlarıyla kapıyı açıp ‘anne ben geldim’ diyen seslerini duymayı umut etmekten hiç vazgeçmeyen anneleri hatırlayın. Yarın Cumartesi Anneleri’ne karşı duyarsızlığınızın son günü olsun. 998. haftamızda yine kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı polis bariyerleri ile kapatılmış durumda. Kayıplarımızın fotoğrafları ve onların mezarlarına bırakamadığımız karanfillerimizle polis bariyerlerinin önündeyiz.
“BEYAZ TOROSLA GÖTÜRÜLEN ALPSOY BİR DAHA EVİNE DÖNMEDİ”
998. haftamızda bizi Galatasaray’a çıkmak zorunda bırakan inkâr ve cezasızlık politikalarının bir örneği olarak Halil ve Kasım Alpsoy dosyalarını kamuoyu ile paylaşıyoruz. 37 yaşındaki Halil Alpsoy, 12 Mayıs 1994 gecesi eşi ve 40 günlük bebeğiyle birlikte akraba ziyaretinden dönüyordu. İstanbul Kanarya’daki evinin önünde bekleyen polisler tarafından gözaltına alındı. Eşi itiraz edip bağırıp yardım istediğinde, kimliklerini gösteren polisler, ‘Merak etme. Karakola kadar götürüyoruz. Yarım saat sonra gelir’ dediler. Beyaz Toros araçla götürülen Halil Alpsoy bir daha evine dönemedi. 18 gün sonra, işkenceden tanınmaz hale gelmiş bedeni, İstanbul’a 530 km uzaklıktaki Kırıkkale’de ormanlık bir alanda bulundu. Üzerinde kimliğini belirlemeye yarayacak hiçbir şey yoktu. Halil’in gözaltındayken ceketinin astarına gizlice yazdığı anlaşılan evinin telefon numarası, onun cansız bedeninin bulunmasını sağlamıştı. Kardeşleri, tanınmaz hale gelmiş Halil’i, elindeki çocukluktan kalma izden teşhis edebildi.
“30 YILDIR GERÇEĞİ AÇIĞA ÇIKARACAK BİR SORUŞTURMA YAPILMADI”
Halil Alpsoy’un gözaltına alınmasından bir hafta sonra, 18 Mayıs 1994 günü sabaha karşı polisler, amcasının oğlu Kasım Alpsoy’un Adana’daki evine baskın yaptı. Uzun menzilli silah taşıyan çelik yelekli, maskeli polisler, 30 yaşındaki Kasım Alpsoy’u gözaltına aldı. Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülen Alpsoy, burada içinde istihbaratçıların da bulunduğu bir ekip tarafından sorgulandı. Gözaltına alındığı günün akşamı Kasım Alpsoy’u serbest bırakıp kimliğine el koydular. ‘Yarın gel. Kimliğini al!’ dediler. Eve döndüğünde işkenceden perişan haldeydi. Ertesi gün, kimliğini almak üzere bir akrabasıyla birlikte Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığı’na gitti. Akrabası tüm gün kapıda bekledi, ancak Kasım Alpsoy girdiği o binadan bir daha çıkamadı.
Ailelerinin tüm girişimlerine rağmen, 30 yıldır devletin yetkili makamları onların akıbetlerini açığa çıkaracak, sorumluları tespit ederek, cezalandırılmalarını sağlayacak araştırma ve soruşturmalar yapmadı. Bugün bir kez daha adli makamları, Halil ve Kasım Alpsoy’un gözaltında kaybedilmesiyle ilgili olarak adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmak için göreve çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Halil ve Kasım Alpsoy için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
998. Hafta eyleminde karanfiller, ömrünü evlatlarının bir mezarı olsun diye mücadele eden Cumartesi Anneleri için Galatasaray Meydanı’na bırakıldı.
PİRHA- İstanbul’da hekimler hasta muayene süresinin 2 dakikaya kadar düşürülmesinin üzerine Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi önünde açıklama yaptı. “Emek bizim söz bizim” diyen hekimler 2 dakikalık muayene ile hekimlik yapılamayacağını vurguladılar, hastalara ise “sağlığınıza sahip çıkın” çağrısında bulundular.
İstanbul Tabip Odası’nın çağrısıyla Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi önünde ‘2 dakikada hasta muayene edilemez’ diyerek bir araya gelen hekimler basın açıklaması yaptı.
Açılış konuşmasını İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ertuğrul Oruç yaptı.
Oruç, Sağlık Bakanı ve başhekimliğin olaya ilişkin açıklamalarına tepki göstererek, “İstanbul Tabip Odası olarak da biz bunu kamuoyuna taşıyınca, gündemleştirince bir anda infial yarattı. Sağlık Bakanlığı ve başhekimlik bunun sehven yapıldığına dair söylemler söyledi ama görüyorsunuz aslında meslektaşlarımız 12’yi geçmesine rağmen pek çoğu poliklinikte çıkamıyorlar. Çünkü 10 dakikaya sıkıştırılmış dört beş hastaya bakmaya çalışıyorlar. Ne kadar bakabilirlerse, hastalarda bu arada şifa bulmaya çalışıyor. Ne kadar şifa bulmaya çalışabilirlerse… Sağlık Bakanlığı yine kendi yarattığı sorunu, sağlığı piyasalaştırarak hekimler üstünden, hastalar üstünden çözmeye çalışıyor bugün de. Ne yapıyor? Hasta sayısını arttırarak hekim emeğini ucuzlatmaya çalışıyor. İkincisi de bunu yaparak hastalarımızın sağlık hakkını aslında gasp etmiş oluyor” diye konuştu
“SİSTEMSEL BİR HATA DEĞİL, SİSTEMİNİZ HATALI!”
İlk sözü İstanbul Tabip Odası Genel Başkanı Osman Küçükosmanoğlu aldı. Küçükosmanoğlu “Bu sistemsel bir hata değil, sisteminiz hatalı” diyerek sözlerine başladı ve “Şu andaki mevcut sağlık sistemi hastayı müşteri, sağlık kuruluşlarını da bir ticarethaneye dönüştürmüş durumda. Bu gördüğünüz hastalık bir kamu hastanesi olabilir ama bir ticarethane mantığıyla yürüyor. Döner sermayesi var. Ne kadar hasta görülürse ne kadar işlem ne kadar tetkik yapılırsa ona göre Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan bir pay alması söz konusu. Hekimler için ücretler de öyle. Bakılan işe yapılan işleme göre yapılan bir ücretlendirme var. Daha çok işlem daha çok para diye. sanki vatandaşın sağlığına değil de hastalığına dua edin diyen bir sistem. Ama bu yürümüyor. Sistem nasıl olmalı? Bizim koruyucu hekimliği önceleyen birinci basamak dediğimiz şu anda aile sağlığı merkezlerinde yürütülen hizmetin güçlendirilmesi lazım” dedi.
“HATANELER İŞLETME DEĞİLDİR”
Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Anadolu Şubesi adına konuşan Hatice Yayla, Sağlıkta dönüşüm politikasına dikkat çekti. Yayla, “Hastaneler birer işletme değil. Buraların bir sağlık kurumu olduğunu ve buraların bir fabrika gibi yönetilemeyeceğini yıllardır dile getiriyoruz. Fakat bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda tamamen ranta ve özelleştirmeye dayalı sağlık emekçilerinin hakkını yok sayan, hastaların sağlık hakkını yok sayan bir sisteme dönüşmüş durumda. Bizler biliyoruz ki bu muayene sürelerinin kısaltılması demek aynı zamanda bu alanda çalışan her bir sağlık emekçisinin iş yükünün onlarca belki yüzlerce kat artması demek. Bizler biliyoruz ki bu muayene sürelerinin kısaltılması demek beyaz kot vakalarının daha da fazla artması demek olduğunu da biliyoruz. Sağlık emekçilerinin nefes almadan bir köle gibi çalıştırılmak istendiği bir sistem olduğunu da biliyoruz bu sistemin. Ne toplum ne de toplumun bir parçası olan biz sağlık emekçileri mevcut bu sağlık sistemini kabul etmiyoruz. Ve bu hastalıklı sağlık sistemine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.
Günden güne kısalan muayene süresine dikkat çeken hekimler adına basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası ve SES Anadolu Şubesi adına Doktor Meltem Günbeyi okudu. Açıklamanın tamamı şöyle:
“Sağlık 2 dakikaya sığmaz! Uzun süredir İstanbul’da hastaların kamu hastanelerinde muayene randevusu bulması çok zorlaşmış, bazı branşlarda ise imkânsız hâle gelmişti. Sağlık Bakanlığı ise kendi yarattığı bu sorunu her zaman yaptığı gibi hekimler üzerinden çözmeye yöneldi. Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde randevu sistemi hiçbir hekime bilgi verilmeksizin 10 dakikada 4-5 hasta bakılacak şekilde, yani her hastaya 1-2 dakika muayene süresi düşecek şekilde yeniden düzenlendi. İktidar, adına “Sağlıkta Dönüşüm Programı” dediği, 2003 yılında uygulamaya başladığı program ile birlikte hastaneleri ticarethaneye, hastaları müşteriye dönüştürdü. Sağlık merkezlerine başvuru sayısı yıldan yıla ciddi artış gösterdi. Yıllık hekime başvuru sayısı 2000’lerin başında 200 milyon mertebesinden son açıklanan 2022 Sağlık İstatistikleri Yıllığı verisine göre 850 milyona yükseldi. Ve bu eğilim artarak devam etmekte. Sağlıklı olma hâlini değil sağlıksızlığı, daha çok hasta başvurusunu önceleyen bu anlayışla yönetilen sağlık sistemi toplumun nitelikli sağlık hizmeti alma hakkını ve hekimlik değerlerini yok saymaktadır.
“SAĞLIĞINIZA SAHİP ÇIKIN”
Bir hastaya ayrılması gereken muayene süresi en az 20 dakikadır. Ancak buna rağmen ülkemizde birçok hastanede bu süre 10 dakikanın altına, hatta 5 dakikaya inmiş bulunmaktaydı. Bu yolla hekimlere günlük muayene ettikleri hasta sayısını en üst seviyeye çekmesi dayatması uzun süredir vardı. Bu randevular, bugün Göztepe Şehir Hastanesi’nde olduğu gibi, hekimin isteği ve bilgisi dışında MHRS sistemi üzerinden açılmakta, hekimin hastasına yeterli zaman ayırmasına, halkın nitelikli sağlık hizmeti almasına engel olmaktadır. Sağlıkta yaşatılan kriz hastanın yalnızca hastaneye gitmesi üzerinden kurgulanan yöntemlerle çözülmeye çalışılsa da bu suni çözüm arayışları 2 dakikada çözüm olunamayan sağlık sorunları sonrası hastaların yeniden ve yeniden sağlık kurumuna başvurularının artmasına neden olacaktır. Yani tam da sağlığı ticarileştirenlerin istediği gibi sürekli talep üretecektir. Hastalarımıza çağrımızdır. Sağlığınız 2 dakikadan daha kıymetlidir, sağlığınıza sahip çıkın!
“SORUNUN KAYNAĞI AKP İKTİDARI VE SAĞLIK BAKANLIĞIDIR”
Hastalıkların tanısını koyabilmek için ilk ve en önemli adım, hastanın şikayetini ayrıntılı şekilde dinlemektir. Dayatılan 2 dakikada ne hastanın derdi anlaşılabilir ne de yeterli muayenesi yapılabilir. Muayene için yeterli zaman tanımamak, hekim hasta ilişkisini birkaç dakikaya sığdırmak; hekimlik meslek etiği ilkelerimiz açısından kabul edilemez ve mesleki özerkliğimize yönelik bilinçli bir saldırıdır. Üstelik yeni hekimler, yeni uzmanlar yetiştirme sorumluluğu olan eğitim ve araştırma hastanelerinde tıp ve tıpta uzmanlık eğitimini imkânsız hale getirmektedir. Bu uygulama hekim, veri giriş personeli, hemşire, hastanede laboratuvar işlemlerinden, görüntülemeye kadar iş yükünde kabul edilemez bir artışa ve dolayısı ile tükenmişliğe daha çok istifa, daha çok hekim göçü, daha çok hastalık, daha çok sağlıksızlık, daha çok sağlıkta şiddet getirecektir. Halk sağlığını ve sağlık çalışanlarının sağlığını tehdit eden bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sorunlarının sebebi biz hekimler, sağlık çalışanları ve hastalarımız değil. Sorunun kaynağı, bu programı uygulayan AKP iktidarı ve Sağlık Bakanlığı’dır. O nedenle sistemin tıkanıklığını mesleğimizi, emeğimizi ve halkın sağlığını hiçe sayarak çözme girişimlerini kabul etmiyoruz. Çözüm, dayatmalarda değil, hastayı müşteri,bizleri de ucuz iş gücü olarak gören, sağlığı piyasa haline getiren politikaların terk edilmesidir.
İlan ediyoruz: nasıl dün muayene süresi 5 dakikaya indirilmeye çalışıldığında bu uygulamanın karşısında olduysak bugün de 2 dakikalık muayene dayatmasının da sonuna kadar karşısındayız, bu dayatmayı kabul etmeyeceğiz. Nitelikli sağlık hizmeti talebimizde ısrarcıyız ve hastalarımıza şifa vereceğimiz şartlarda hekimlik yapmak istiyoruz. Sağlık çalışanları köle, hastalar müşteri değildir. Buradayız! Emeğimize, mesleğimize sahip çıkıyor bizlerin yok sayıldığı her türlü uygulamaya itiraz ediyoruz!”
-İstanbul Tabip Odası, hasta muayene süresinin 2 dakikaya düşürülmesine tepki göstermek için Göztepe Prof. Dr Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi önünde bir araya gelerek açıklama yapacak. GÖRÜNTÜLÜ
-Depremin etkilediği Malatya’da toplu konutların yapım çalışmaları sürerken, ağır hasarlı binaların yıkımları esnasında oluşan binalardan oluşan toz hava kirliliği ve sağlık açısından risk oluşturuyor. Malatya TMMOB Şube Sekreteri Bektaş Tatar, “Şehrin hem trafik anlamında hem de yıkım işlemlerinde yıkılan çıkan binalardan oluşan tozdan kaynaklı şehir içerisinde hava kirliliği oluşuyor. Şehre dışardan baktığımızda o toz bulutunu tüm Malatya üzerinde görebilirsiniz” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
-Mersin Halkevleri İstanbul ‘da 1 Mayıs sonrası tutuklananlara için 12:30’ da basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ
-Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, 26 Mayıs Pazar günü ÇEDES ile ilgili Mersin Cemevinde yapılacak olan konferansa ilişkin konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek’e 7,5 yıl hapis cezası verilmesine tepki gösteren Dersimli yurttaşlar, “Verilen cezayı kabul etmiyoruz, cezanın bir an önce kaldırılmasını istiyoruz” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
-Pir Sultan Abdal Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, 31 Mart Yerel Seçim sonuçları ile ilgili değerlendirme yaptı Tüm Türkiye’de AKP’ye karşı kazanılan belediyelerin önemli olduğunu belirten Aksoy, “Belediyeler tarafından yapılmış olan cemevlerinin Alevi kurumlarına teslim edilmesi gerektiğini” vurguladı. GÖRÜNTÜLÜ
-İstanbul’un Eyüp ilçesinde bir okulda yaşanan şiddet sonucu bir öğretmenin hayatını kaybetmesi üzerine konu ilişkin, saat 13.00’te Eğitim Sen Genel Merkezi’nde basın açıklaması yapılacak. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- ‘Entegre Katı Atık Bertaraf Tesisi’ projesiyle birlikte 55 bin ağaç kesileceğini, yaban hayatının yok olacağını, doğanın tahrip edileceğini ve kutsal mekanların yok edileceğini belirten köylülerin direnişi zaferle sonuçlandı. Merkez belediyesi projeden çekildi.
Dersim Belediyesi öncülüğünde 6 ilçenin belediye başkanlığı tarafından Avrupa Birliği’nin de fon desteğiyle, merkeze bağlı Sütlüce köyü yakınlarında, 18 hektarlık alana yapımı düşünülen ‘Entegre Katı Atık Bertaraf Tesisi’ projesine karşı köylüler, bölgede 55 bin ağacın kesileceğini, doğanın tahrip edileceğini, kutsal gördükleri inanç yerlerinin çöp altında kalacağını, geçim kaynakları olan tarımsal ve hayvansal faaliyetlerin son bulacağını belirterek 2 yıldır aralıklarla eylem yapıyorlardı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ve Birsen Orhan seçimden önce belediyeyi kazandıklarında projeden vazgeçeceklerini belirtmişti. Belediye meclisi bugün DERKAP projesinden çekilmek için toplandı. Başkanla birlikte 14 meclis üyesi meclis toplantısına katıldı. DEM, EMEP ve CHP’nin meclis üyelerinin tamamı projeden çekilme oyu kullanırken, SMF kontenjanından meclis üyesi olan Mustafa Yıldırım çekimser oyu kullandı. Oy birliği ile merkez belediyesi projeden çekildi. Bu durum köylüler ve bölge halkı tarafından mutlulukla karşılandı. Konuya ilişkin Kırmızıdağ Çevre Platformu, “ Kırmızıdağ kazandı, Dersim kazandı. Tunceli merkez belediyesi meclisi bugün ki aldığı meclis toplantısında aldığı kararla eko kırım projesinden çekildi. 7 yıllık ekoloji , tarih ve kimlik mücadelemiz zaferle sonuçlandı. Dersim’de ekoloji katliamına geçit verilmedi” açıklaması yaptı
PİRHA- Metin ve Kemal Kahraman kardeşler, 30.sanat yıllarını Miraz müzik topluluğuyla verecekleri ortak konserle kutlayacak. Konser 24 Mayıs’ta saat 20.30’da Bostancı Kültür Merkezi’nde verilecek.
Metin- Kemal Kahraman kardeşler, 30. sanat yıllarını 24 Mayıs’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde Miraz müzik topluluğuyla verecekleri ortak bir konserle kutlayacak.
Metin-Kemal Kahraman ve Miraz’dan kendi repertuarlarının yanı sıra birlikte seslendirecekleri ezgilerin de dinleneceği konserde, dillerin, inançların, kültürlerin huzur içinde yaşadığı bir dünya özlemiyle seslendirilecek bütün şarkılar.
1993 yılında “Deniz Koydum Adını” albümlerini yayınlayan Metin ve Kemal Kahraman kardeşler, o günden bugüne albümleri, derlemeleri kültürel çalışmalarıyla biliniyorlar.
Konser biletlerine Biletix ve Bubilet’ten ulaşılabilir.
PİRHA- DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın Alevilere yönelik asimilasyon hamlelerini tasvip etmediklerini dile getirerek “Alevi inancına mensup olan insanlar cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istiyorlar, inançlarına saygı bekliyorlar ve eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanmasını bekliyorlar. Bu konuda adım atın yoksa bizler kendi cemevlerimizin su faturasını da elektrik faturasını da öderiz.” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis Genel Kurulu’nda cemevlerine yönelik iktidarın ayrımcı politikalarına ilişkin konuştu.
Koçyiğit, “Sayın Başkan, biliyorsunuz, AKP döneminde de yüz yıllık Cumhuriyet tarihinde de yok sayılan inançların başında Alevi inancı geliyor ama bunun AKP döneminde ivme kazandığını hepimiz biliyoruz.” diyerek şunlara dikkat çekti : “Örneğin, bunlardan biri olan Dersim Düzgün Baba Cemevi’nde daha önce cemevi yönetimi kaymakam tarafından tehdit edildi ama bu tehditlerle de yetinilmedi, orada Valilik talimatıyla cemevinin tahliye edilmesi istendi ve dernek başkanı Sinan Kırmızıçiçek’e de yedi buçuk yıl ceza verildi. Aslında bu cezanın Sinan Kırmızıçiçek şahsında Alevi inancına, Alevi yoluna, Alevi itikadına verilmiş bir ceza olduğunu ifade etmek istiyorum. Alevi toplumunu, Alevi inancını sürekli asimile etmeye çalışan, sürekli kuşatmaya çalışan, sürekli devletin Alevisini yaratmaya çalışan bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız ama söyleyelim buradan, bugün çokça konuşuldu: Biz Kerbelâ’da Yezid’e diz çökmemiş, Yezid’e teslim olmamışız; bundan sonra da hiçbir Yezid anlayışına teslim olmayız, boyun bükmeyiz. Bu topraklarda tek bir Alevi de kalsa bu yolu, bu itikadı devam ettireceğiz. Bu konuda ben bir kez daha AKP Hükûmetini, hukuka ve inanca, Alevi inancına saygıya davet ediyorum.”
“ALEVİ TOPLUMU CEMEVLERİNİN İBADETHANE OLARAK TANINMASINI İSTİYOR”
Koçyiğit, devamında şunları dile getirdi: “Tabii, sadece bununla da kalmıyor Alevi inancını asimile etme ve kuşatma politikası, biliyorsunuz Kültür ve Turizm Bakanlığı birkaç hafta öncesinde cemevlerinin su faturalarını ödeyeceğini ifade etti ve burada aslında kurulan Alevi Bektaşi Kurulunun başında da Alevilik açısından “düşkün” olarak ilan edilen bir zat bulunuyor. Biz buradan söyleyelim: Su faturalarını ödemenizi istemiyor Alevi toplumu; Alevi toplumu, Alevi inancına mensup olan insanlar cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istiyorlar, inançlarına saygı bekliyorlar ve eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanmasını bekliyorlar. Bu konuda adım atın yoksa bizler kendi cemevlerimizin su faturasını da elektrik faturasını da öderiz. Bunu yeni bir asimilasyon politikasının devamı olarak görüyoruz ve asla tasvip etmediğimizi ifade etmek istiyorum.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek’e cezaların yağdırıldığını hatırlatarak, “Ceza politikaları Alevilere diz çöktürmedi, şimdiden sonra da diz çöktürmeyecektir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
Grup toplantısına Hatay Deprem Dayanışması, Suruç Aileleri, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz ile Tüm Emekliler Sendikası üyeleri katıldı.
“DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİDİR”
Toplantıya katılanları selamlayan Hatimoğulları, idam edilmelerinin üzerinde 52 yıl geçen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı bir kez daha andığını ve onları hiçbir zaman unutmadıklarını söyledi. Hatimoğulları, ayrıca Dersim Katliamı’nın yıl dönümüne ilişkin ise “Dersim başta olmak üzere insanlığa karşı gerçekleştirilmiş tüm katliamlarla yüzleşilmelidir. Bu çatı altında hakikatleri araştırma, yüzleşme komisyonları oluşturulmalıdır. Dersim halkından özür dilenmelidir” dedi.
“İKTİDAR, ALEVİLERE DİZ ÇÖKTÜREMEYECEK”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek’e cezaların yağdırıldığını hatırlatan Hatimoğulları, şunları söyledi:
“İktidarın Alevi inancı üzerindeki tekçi anlayışına, dayatmacı anlayışına hayır diyenler, asimilasyon politikasına her fırsatta karşı koyanlar, Alevilere dönük ‘biz devletin Alevisi değiliz, kendi Alevi inancımızı özgürce bu topraklarda yaşamak istiyoruz’ diyenlere ne yazık ki böyle cezalarla karşılık verilmektedir. Ceza politikaları Alevilere diz çöktürmedi, şimdiden sonra da diz çöktürmeyecektir. Bizler DEM Parti olarak Alevi canlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Dün olduğu gibi bugün de Alevi canlarımızla yan yana, iç içe ortak mücadele içinde olacağımızı bir kez daha buradan belirtiyorum.”
“TÜM İNANÇLARA ÖZGÜRLÜK”
İnançların özgür biçimde yaşandığı bir coğrafya için mücadele ettiklerini dile getiren Hatimoğulları, “Bir an şu son 10 günü düşünerek gözlerimizi kapatıp şu hayali kurabiliriz. Ezanın, çanın, hazanın ve buhur tütsüsünün birbirine karıştığı bir coğrafyada bizler huzur içinde her birimiz kendi rengiyle ötekinin ötekine karışmadığı, insanların birbirlerini inançlarından ve dillerinden dolayı yargılamadığı ve bunun sorun olmadığını bilerek bu hayali yaşamak güzel değil midir? İşte bu hayali gerçekleştirmek zor değil diyoruz DEM Parti olarak” dedi.
“16 MAYIS’TA TARİHİ BİR KARAR ÇIKACAK”
AİHM kararlarına göre Gezi Davası tutukluları Osman Kavala ve arkadaşları serbest bırakılması gerektiğini ifade eden Hatimoğulları devamında şunları dile getirdi:
“Önceki dava içinde şimdi söyleyeceğim şey geçerlidir. Türkiye’nin kendi anayasası gerçek anlamda uygulanıyor olsaydı şu anda Kobanê kumpas davasından tutuklu bulunan bütün arkadaşlarımız serbest bırakılmalıydı. 16 Mayıs’a bırakıldı. Kobanê kumpas davasının karar duruşması. Kobanê kumpas davası adı üstünde bir kumpas davasıdır. HDP’nin attığı bir twit üzerinden onlarca arkadaşımız başta Eş Başkanlarımız yöneticilerimiz seçilmişlerimiz olmak üzere onlarca arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir şekilde halen tutukludur. Sevgili Gültan Kışanak en çarpıcı ve bariz örnek. Tutuk süresi bittiği halde üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş olmasına rağmen hala tutuklu. Bu da yargının keyfiyetini ve taraf tuttuğunu bir kez daha bizlere göstermektedir. Bizler buradan 16 Mayıs’ta Sincan’da görülecek olan karar duruşmasına tüm kesimleri davet ediyoruz. Bu bir tarihi karar olacaktır. Bu tarihi karara hep birlikte tanıklık etmek istiyoruz. Gezi ve Kobanê davası yargının turnusol kâğıdı olacaktır.”
PİRHA- Sanatçı Pınar Aydınlar’ın yargılandığı davada karar çıktı. Aydınlar kendisine verilen 1 yıl 6 ay 24 gün hapis cezasına karşı “İçimde en ufak bir umutsuzluk yok” dedi. Aydınlar, kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıyacaklarını ifade etti.
Sanatçı Pınar Aydınlar, Munzur Festivali’nde okuduğu eserler, 2012 yılında bugüne dek yaptığı sosyal medya paylaşımları ve kendisi adına yapılan sahte paylaşımlar sebebiyle örgüt propagandası iddiasıyla yargılandığı davada 1 yıl 6 ay 24 gün hapis cezası aldı.
Aydınlar, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ESERLER YARGILANAMAZ”
Pınar Aydınlar savcılık talimatıyla başlatılan soruşturmada Grup Yorum’un, Mahsuni Şerif’in ve Ruhi Su’nun eserlerini okumasının üzerine yargılandığı davayla ilgili olarak “Şarkıları sahiplenip eserlerin yargılanamayacağını anlattım. Bu boyuttan beraat aldım. Fakat 2012’den itibaren özellikle Facebook üzerinden bana ait olmayan paylaşımların örgüt propagandası olduğu iddasıyla 1 yıl 6 ay 24 gün hapis kararım kesinleşti. Yargı yolu açık, bu hafta istinafa başvuruyoruz” dedi.
“DELİL OLMADAN VERİLMİŞ BİR CEZA”
İstinafın onaylaması halinden kararı Yargıtay’a taşıyacağını söyleyen Aydınlar, cezayı kınadığını ifade etti. Devamında ise şunları dile getirdi:
“Birincisi fikir hürriyeti bizim en çok ihtiyacımız olan bir boyutu. Kaldı ki hesabım başkaları tarafından ele geçirilip bana ait olmayan söylem biçimleriyle yazılmış ifadeler var. Bunları kabul etmememe rağmen, onların da elinde delil olmamasına rağmen, tamamıyla uydurma, tamamıyla keyfi, niyet okuma üzerine, verilmiş bir ceza. Bu yargılamaların tek bir cevabı var. Unutmayın ki örgütlü bir halkı hiç kimse, hiçbir güç, hiçbir iktidar yenemez. Bizler ne anlamda örgütleniyoruz? Halkın yoksulluğuna karşı ses çıkararak. Bizler kadınların yok sayılmasına, ekolojinin yok sayılmasına, doğa dengemizin, evimizde aç yatan çocuklarımızın hakkı için örgütlü mücadeleyi içten içe elbette yürütüyoruz, hayata karşı, sisteme karşı. Şimdi gelinen boyut, yaşadığımız süreç bugün belgesel filmlerde, o belgeseller adına rol alan arkadaşlarımızı ya da kaleminin notasını halktan yana yazan, çizen, sesini halktan yana değerlendiren herkese karşı büyük bir baskı var. Bu baskının adı faşizm. Başka hiçbir şey değil.
“BİRBİRİMİZİN ACILARINA OMUZ VERECEĞİZ”
1 Mayıs’ta biz bunu bir kez daha gördük. O kemerin üzerindeki silahlı güçlerin, kolluk güçlerinin ya da halkın Taksim’e yürüme talebine karşı oradaki o fotoğraf faşizmin ne ifade ettiğinin zaten göstergesi. Bizler omuz vereceğiz birbirimize. Birbirimizin yoksulluğuna, birbirimizin acılarına, birbirimizin yalnızlıklarına omuz vereceğiz bir kere. Çünkü söylediğim gibi, sanatçısı, işçi sınıfı, emekçisi, mücadelenin her alanında en önemli değer aslında. Zafere giden yolun, yani kazanımlarla dolu bir hattın, o güzergahın en önemli esası birlikte yürüyebilmek. Omuz omuz arayabilmek. Bunun diğer bir adı da işte hep sokaklarda söylüyoruz ya faşizme karşı omuz omuza diye. Aslında bu tam şu anda hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu gerçeklik. Bu boyutu yaşarken de işçi sınıfıyla dayanışma, bunun temel sınıf dayanışması mantığıyla. Bizler kim zulme uğruyorsa, haksızlığa uğruyorsa sesimizi birlikte yükselteceğiz. Benim aldığım ceza bugün Selçuk Kozağaçlı’nın aldığı cezadan farksız. Ebru Timtik nasıl bedel verdi canıyla, inandığı değerler uğruna. Bunların hepsi bizim meselemiz. Bunların hepsinin altında yatan ciddi bir insan hakkı ihlali, hukuksuzluğu var. Ve bu diktatör anlayışa karşı da elbette ki hakkaniyetten, adaletten, eşitlikten, güzele dair, insana dair, yaşama dair, gelecek günlerin özlemine umut besleyen herkesin birbirinin sesine ses katması gerekiyor. Elbette biz kazanacağız, çünkü haklı olan biziz”
PİRHA- İstanbul’da okullara SİMM-DER’e ait duyuru ve afişleri asıldı. Afişlerde, para ödülü karşılığında çocuklar arasında ‘Cami ve Namazla Diriliş’ adıyla yarışma yapılacağı bilgisi yer aldı.
Çevremi Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesiyle Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet, dini tarikatlar ve dernekler arasındaki protokol velilerin itirazlarına rağmen sürüyor.
İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde bulunan Sultanlar Ortaokulu’nda Milli Eğitim Bakanlığı ve Sancaktepe İmam Hatipliler Derneği (SİMM-DER)’e ait ortak afişlerle okullarda para ödüllü ‘Cami ve Namazla Diriliş’ adıyla okuma yarışması yapılacağı duyuruldu.
Yine aynı derneğe ait bazı afişlerde, sınıf panolarında olması gereken sosyal bilimlere ait bilgi ve öğretici metinler yerine hadislerin yer aldığı görüldü.