Yazar: Eren Güven

  • Alevi kurum başkanlarından süreç değerlendirmesi: Endişeyle izliyoruz!

    Alevi kurum başkanlarından süreç değerlendirmesi: Endişeyle izliyoruz!

    PİRHA- Alevi kurum başkanları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir yılda tek taraflı ilerlediğini, Kürt hareketinin adım attığını ancak hükümetin somut bir girişimde bulunmadığını belirterek demokratikleşme ve Alevi hakları konusunda endişelerini dile getirdi.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın birinci yıldönümünde DEM Parti öncülüğünde Ankara’da geniş kapsamlı bir basın toplantısı düzenlendi. Abdullah Öcalan’ın, sürece dair mesajının paylaşıldığı toplantıda Alevi kurum temsilcileri de yer aldı.

    Öcalan’ın mesajında “Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor” vurgusunun yanı sıra “her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz” çağrısı, önemli görülen cümleler arasındaydı.

    ALEVİ KURUMLARI GELİNEN SÜRECİ NASIL OKUYOR?

    Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme yolunda yürütülen sürecin, Alevi cephesinden nasıl okunduğunu kurum başkanlarına sorduk. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan, bir yıllık süreç içerisinde Alevi toplumunun görüşlerine yer verilmediğini, Meclis komisyon raporunda ise sadece tek bir cümle içerisinde Alevilerin anıldığını söyledi.

    Durumu “kaygı verici” olarak yorumlayan Aslan, bir yıllık süreç ve akabinde yapılan açıklamalara dair şu görüşleri paylaştı:

    “Bu durum, ülkeyi yönetenlerin, halen Alevilerle ilgili talep ve isteğini anlamadığının göstergesidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair 27 Şubat açıklamasıyla ilgili şunu söyleyeyim; DEM Parti’nin kendi gözüyle yapılması gereken tüm diplomatik görüşmelerin yapıldığını, bundan sonraki adımın ise yasal düzenlemelerle olacağı ve demokratikleşmenin sağlanacağı vurgusu anlamlıydı. Yani Türkiye’de artık Kürt sorunu, Alevi sorunu ya da diğer tüm sorunların çözüleceği bir nokta var, o da demokratikleşme. Demokratikleşme ile ilgili de başta iktidar partisi ile ortakları olmak üzere mecliste bulunan tüm siyasi parti ve temsilcilerinin yapacağı yasal düzenlemelerle ancak bunun ilerleyebileceğini umut ediyoruz. DEM Parti tarafından dillendirilen bu demokratikleşme ile ilgili çaba ve isteklerinin iktidar partisi ve diğer siyasi partilerin de bu isteği ve arzusunun samimiyete yansıması, ilerlemesi umudumuz var. Umarım Türkiye, demokratikleşme anlamında yasal düzenlemelerle bir adım atar.”

    “HÜKÜMETİN BİR ADIMINI GÖRMEDİK”

    Mustafa Aslan, eğer bir demokratikleşme sürecine geçilecekse Alevi sorununun da “gerçek muhataplarıyla” ele alınması gerektiğini söyledi. Aslan, iktidarın “kardeşlik” vurgusunu da eleştirerek şöyle devam etti:

    “Hükümet, Kürt sorununun çözümü için gerçek muhataplarıyla masaya oturma gereği duyduysa Alevilerin meselesi ve sorunuyla ilgili kendi yarattıkları sözde Alevi kurumlarıyla bu işin çözülemeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Hükümet gerçekten de Alevilerle ilgili bir adım atacaksa bunun resmi muhatabı Alevi Bektaşi Federasyonu ve birleşenleri başta olmak üzere hangi kurumlar olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Yani siz Kürt meselesini Hüda Par gibi bir partiyle çözülemeyeceğini düşünüyorsanız kendi kurduğunuz sözde Alevi kurumlarıyla bu işi çözmenin mümkün olmayacağını 2009-2010 Alevi Çalıştayları’nda gördük. Bugüne kadar hükümetin, bir adımını ya da diyaloğunu görmedik. Halen Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi hak mücadelesi ile ilgili demokratik mücadele veren kurumları görmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Mevcut kurumlarımızı bölme, parçalama niyetindeler. Kendi oluşturdukları sözde Alevi kurumları ile bu işin çözülemeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Elbette ki bekliyoruz, elbette ki istiyoruz, arzuluyoruz; bizim talebimiz siyasi taleptir. Bunun da çözüleceği yer Meclistir. Bunun da çözüleceği yöntem anayasal düzenlemelerdir. Sadece sözlü olarak ‘Alevi kardeşlerimiz, Alevilerin sorunu da bizim de sorunumuzdur’ cümlelerinin artık gerçeği yansıtmadığını herkesin bilmesi lazım.”

    “ADIMLAR HEP TEK TARAFLI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin, “bir yıldır tek taraflı devam ettiği” görüşünü paylaştı. Kürt halkını temsil edenlerin her aşamada olumlu adımlar attığını söyleyen Erçe, “Ne yazık ki Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında devletin herhangi bir adım atmadığını, barışa hizmet edecek bir gelişme yaşanmadığını görüyoruz” dedi. Cuma Erçe, süreçle birlikte hükümetin daha da baskıcı bir pozisyona geldiğinin altını çizerek şu yorumda bulundu:

    “Hatta Aleviler açısından her geçen gün asıl sonunun artarak devam ettiği, okulların birer tarikat yuvasına dönüştüğü bir süreç yaşıyoruz. Sesini çıkartanın içeri alındığı, gazetecilerin tutuklandığı, emek cephesinde çalışan işçilerin çok yoğun yoksulluk içerisine düşürüldüğü bir dönemi yaşıyoruz. Bu anlamıyla biz Aleviler olarak elbette ki barıştan yana tutumumuzu inatla sürdürürken bir taraftan bu ülkenin demokratikleşmesi için üzerimize düşen görevi yapıyoruz. Diğer taraftan, kurulan masada ortaya çıkan komisyon raporunda bile Alevilerin taleplerine yönelik dikkate alır bir değerlendirme olmadı. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından anayasanın bile işletilmediği ve uzun tutukluluklar, belediye başkanlarının, milletvekillerinin içeriye atıldığı, kadın cinayetlerinin her geçen gün artarak devam ettiği bir süreci yaşıyoruz. Bu anlamıyla biz Aleviler bir taraftan barışa dair gelişmeleri sonuna kadar desteklerken, bir taraftan barış talebini yüksek sesle ifade ediyor, diğer taraftan da hükümetin bu tek taraflı davranışını barışa, demokrasiye yönelik adım atmayışını da endişeyle izlediğimizi ifade etmek isterim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Nefret söylemi gerilimi: Alevi kurumları CHP Genel Merkezi eylemini durdurdu!-VİDEO

    Nefret söylemi gerilimi: Alevi kurumları CHP Genel Merkezi eylemini durdurdu!-VİDEO

    PİRHA – CHP Kayseri İl Başkanı Ümit Özer’in, Aleviler hakkında kullandığı sözler sebebiyle 28 Şubat’ta genel merkez önünde yapılacağı duyurulan eylemin ertelendiği açıklandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri İl Başkanı Ümit Özer, Aleviler hakkında söylediği nefret içerikli sözler sebebiyle 16 Ocak’ta protesto edilmişti. CHP Kayseri İl Binası önüne siyah çelenk bırakan yurttaşlar, 28 Şubat’ta ise CHP Genel Merkezine giderek tepkilerini dile getireceğini açıklamıştı.

    EYLEMİ ERTELEME KARARI!

    Alevi çatı örgütlerinin temsilcileri, yaşananlara dair açıklama yapmak üzere Alevi Bektaşi Federasyonu binasında bir araya geldi. Kayseri Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Derneği Başkanı Abbas Tan, konuya ilişkin CHP’li bir heyetle görüşme yapıldığını belirterek “Eylemimizi erteleme kararı aldık” dedi.

    “Cumhuriyet Halk Partisi Kayseri İl Başkanının, Alevilere yönelik aşağılayıcı söylemleri karşısında 16 Ocak’ta Kayseri İl binası önünde bir açıklama yapmış ve siyah çelenk koymuştuk. Aradan geçen bir buçuk ay süre içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nin bir adım atmaması üzerine bu defa Kayseri’deki 12 yöre derneği ve köy muhtarlarıyla aldığımız ortak karar çerçevesinde Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da desteğiyle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi önünde ikinci bir açıklama yapma kararı almıştık. Ancak bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının Alevi Bektaşi Federasyonuna gönderdiği bir heyetle yaptığımız görüşmelerin sonunda önümüzdeki günlerde tekrar görüşmek üzere yarınki açıklamamızı erteledik.”

    KURUM BAŞKANLARI İLE ÖZGÜR ÖZEL BİRARAYA GELECEK

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ise 2 Mart’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile bir araya geleceklerini aktararak “Kayseri’de gelişen olaylar sonrası yarın saat 13’te Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde yapılacak açıklama, CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel adına gelen heyet ile federasyonumuzda yaptığımız görüşme sonrası yarın yapacağımız eylemi erteledik. Pazartesi günü Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ile yapacağımız görüşme sonrası tekrar kamuoyunu bilgilendireceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Varto’da mera alarmı: JES projesi hayvancılığı bitirir, göçü artırır!

    Varto’da mera alarmı: JES projesi hayvancılığı bitirir, göçü artırır!

    PİRHA- Milletvekili Sümeyye Boz, Varto ilçesinde 16 köyü kapsayan Jeotermal Enerji Santrali için yürütülmek istenen faaliyetlere karşı yerel halkın itirazlarını paylaştı. JES faaliyetleriyle birlikte bölgenin temel geçim kaynağı olan hayvancılığın tehlikeye gireceğini söyleyen Boz, göç baskısına da dikkat çekti.

    Muş’un Varto (Gimgim) ilçesinde 16 köyü kapsayan ve yüz ölçümü 453 bin 494.83 metrekare olan mera vasıflı alanın 5 bin 560.13 metrekarelik kısmı üzerinde, Jeotermal Enerji Santrali (JES) faaliyeti yürütülmek isteniyor.

    IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından “Jeotermal kaynak arama projesi kapsamında sondaj çalışması” talebi, Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı tarafından onaylandı. Köylüler ise JES faaliyetine karşı duruyor.

    Sondaj faaliyetinin; Tanzik (Armutkaşı), Tata (Güzelkent), Hemug (Küçüktepe), Corsan (Yeşildal), Xwarik (Çallıdere), Kasıma (Köprücük), Emera (Onpınar), Zengena (Güzeldere), Mengel (Alabalık), Kuzik (Gölyayla), Civarka (Kartaldere), Canesera (Dağcılar), Xaşxaş (Eryurdu), Uskira (Çaylar), Şorik (Tuzlu), Şeman (Taşlıyayla), Gadiza (Ozankent) ve Badan (Teknedüzü) köylerini doğrudan etkileyeceği belirtiliyor.

    DOĞAL KAYNAKLAR TEHLİKE ALTINDA!

    DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına taşıdı. Milletvekili Boz, Jeotermal Enerji Santralinin kurulması halinde tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülemez hale gelebileceği, yeraltı ve içme su kaynaklarının zarar görebileceğine dikkat çekti. Boz, “göç baskısı” konusunu da gündemde tutarak “Köy halkı ve muhtarlar tarafından Muş Valiliği ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne sunulan itiraz dilekçelerinde, 4342 sayılı Mera Kanunu uyarınca mera alanlarının kamu yararı gözetilerek korunması gereken alanlar olduğu vurgulanmasına rağmen söz konusu taleplerin reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgilerle beraber de mevcut projenin Karlıova (Kanireş)-Varto (Gimgim) deprem fay hattı üzerinde olduğu da bilinmektedir” dedi.

    “İTİRAZ DİLEKÇELERİ HANGİ GEREKÇELERLE REDDEDİLDİ?”

    Milletvekili Sümeyye Boz, konuyla ilgili Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya bir dizi soru iletti. Boz, mera vasıflı alanın tahsisine ilişkin kamu yararı kararının hangi bilimsel ve teknik gerekçelere dayandırıldığının cevabını talep etti. Sümeyye Boz, yürütülmesi planlanan faaliyetlerin, bölgenin temel geçim kaynağı olan hayvancılığa etkisine de değinerek şu soruları yöneltti:

    “Projenin uygulanması halinde bölgede yer alan yeraltı su kaynakları, içme suyu rezervleri ve ekosistem üzerindeki olası etkilerine ilişkin hidrojeolojik veya çevresel etki değerlendirme çalışması yürütülmüş müdür?

    Sondaj faaliyetlerinin ilerleyen aşamalarda JES kurulumu ile sonuçlanması halinde, bölgede yaşayan yurttaşların yerinden edilme veya geçim kaynaklarını kaybetme riskine karşı herhangi bir sosyal etki değerlendirme raporu hazırlanmış mıdır?

    Projeden etkilenecek köylerde yaşayan yurttaşların bilgilendirilmesine ve karar alma süreçlerine katılımına yönelik herhangi bir yerel danışma veya rıza mekanizması işletilmiş midir?

    Bölge halkının sunduğu itiraz dilekçeleri hangi gerekçelerle reddedilmiştir? Bu itirazlara ilişkin değerlendirme raporları kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?

    Mera vasfı taşıyan alanların enerji yatırımları kapsamında kullanımına izin verilmesinin, kırsal yaşamın sürdürülebilirliği ve gıda güvenliği üzerindeki etkilerine ilişkin Bakanlığınızca yürütülen bir politika değerlendirmesi bulunmakta mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti milletvekili Kezban Konukçu: Çocuklara selefi yemin okutulması skandaldır!

    DEM Parti milletvekili Kezban Konukçu: Çocuklara selefi yemin okutulması skandaldır!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu, İstanbul’daki bir okulda çocuklara Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin selefi yemininin okutulmasını Meclis gündemine getirdi. Konukçu, Milli Eğitim Bakanı’na “Bu skandala müsaade eden okul idarecileri ve öğretmenler hakkında başlatılan herhangi bir idari/cezai soruşturma bulunmakta mıdır?” sorusunu yöneltti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, İstanbul’un Arnavutköy İlçesindeki Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda çocuklara, Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin ideolojik içerikli selefi yemininin okutulmasını eleştirdi. Konukçu, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” ile eğitim kurumlarının ibadethaneye dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Okullardaki dinci faaliyetlere yönelik tepkilerin arttığını belirten Milletvekili Konukçu, Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda Tevhid ve Sünnet Cemaati’nin selefi yemininin okutulmasını Meclis gündemine taşıdı. Konuya dair soru önergesi kaleme alan Konukçu,  söz konusu cemaatin “yıllardır büyük bir sabır ve kararlılıkla sürdürülen davet çalışmalarının toplumun en kılcal damarlarına kadar ulaştık” şeklindeki sosyal medya paylaşımına dikkat çekti.

    “MİLİTAN ADAYLARI HALİNE GETİRME AMACI”

    Kamuoyu tepkisi üzerine kaldırılan görüntüleri “skandal” olarak yorumlayan Kezban Konukçu, şu cümlelere yer verdi:

    “Devlet okullarında çocuklara terör örgütü IŞİD ile bağlantılı olduğu defalarca belgelenen bir cemaatin yemininin toplu halde okutulması, yeminin, cemaatin ideolojik manifestosunu çocuklara zorla ezberleterek onları radikal selefi düşüncenin militan adayları haline getirme amacı taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye toplumunun; Sünni, Alevi, Caferi ve farklı farklı inanç gruplarına sahip yurttaşların yanı sıra inançsızlık kimliğine sahip bireylerden oluşan çoğulcu bir yapıya sahip olduğu dikkate alınmadan eğitim kurumlarının belirli bir siyasi ideoloji çerçevesinde dinselleştirilmesi, öğrenciler üzerinde asimilasyoncu bir baskı oluştururken eğitimde fırsat eşitliğini yok saydığı gibi çocuklar arasındaki ayrımcılığı ve kutuplaşmayı da derinleştirmektedir.

    Bu skandal, son yıllarda eğitim politikalarının ‘dindar nesil yetiştirme’ söylemi üzerinden savunulması; müfredat değişiklikleri ve okul türleri üzerinden dini referansların artırılması ile birlikte değerlendirildiğinde, yalnızca bir okulda yaşanan münferit bir olay değil; iktidarın bilinçli olarak eğitim sistemini tarikat ve cemaatlere teslim etme politikasının en çıplak halidir.”

    “MİLİTANLAŞTIRMA POLİTİKASININ BİR PARÇASI MI?”

    DEM Partili Konukçu, cemaat ve tarikatların okullardaki faaliyetlerine vurgu yaparak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e cevaplaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “İstanbul Arnavutköy ilçesi Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda öğrencilerin okul bahçesinde toplu şekilde Tevhid ve Sünnet Cemaati’ne atfedilen yeminin devlet okullarında okutulması Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilgisi ve onayı dahilinde mi gerçekleştirilmiştir, yoksa okul idaresinin tek taraflı bir uygulaması mıdır?

    İktidarın son 20 yılda imam hatip okullarının sayısını ve öğrenci sayısını katlayarak artırması, ÇEDES gibi uygulamalarla tarikat-cemaatleri okullara sokması, cemaat yeminlerini okutması çocukları militanlaştırma politikasının bir parçası mıdır?

    Söz konusu okulda yaşanan ve cemaatin sosyal medya hesaplarından ‘yıllardır süren davet çalışmalarının kılcal damarlara ulaştığının nişanesi’ diye paylaşılan görüntülerin kaldırılması için Bakanlığınız ne zaman erişim engeli veya içerik kaldırma talebinde bulunmuştur?

    Bakanlığınız, El Kaide ve IŞİD bağlantıları iddiasıyla defalarca gündeme gelen bir yapının söylemlerinin devlet okullarında çocuklara okutulmasını nasıl izah etmektedir?

    Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında veya resmi mevzuatında belirli bir mezhebe dayalı and, metin veya ritüel uygulamasına imkan tanıyan bir düzenleme bulunmakta mıdır?

    Bakanlığınızca bu skandala müsaade eden, haberdar olan okul idarecileri ve öğretmenler hakkında başlatılan herhangi bir idari/cezai soruşturma bulunmakta mıdır?

    Laik, bilimsel, anadilinde ve eşit eğitim ilkesinin fiilen işletilememesi durumunda çocukların inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve psikolojik bütünlüğü nasıl korunacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Okulda çalınan ilahiye itiraz ettiği için yargılanan Akbal, serbest bırakıldı! VİDEO

    Okulda çalınan ilahiye itiraz ettiği için yargılanan Akbal, serbest bırakıldı! VİDEO

    PİRHA – Çocuğunun eğitim aldığı okulun teneffüsünde ilahi çalınmasına itiraz ettiği gerekçesiyle mahkemeye çıkarılan Soner Akbal, serbest bırakıldı.

    Soner Akbal, Kocaeli’nin Derince ilçesi Çenesuyu Ortaokulu’nda teneffüs zilinin ilahi ile değiştirilmesine tepki gösterdiği için 25 Şubat’ta İstanbul’da gözaltına alınmıştı. Gazi Karakolu’nda tutulan Akbal, gece saatlerinde Kocaeli’ne götürüldü.

    26 Şubat sabahı mahkemeye çıkarılan Soner Akbal, yapılan yargılama ardından serbest bırakıldı.

    Duruşma sonrası Kocaeli Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya birçok yurttaşın yanı sıra DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da katıldı. Fırat, gelişmelere dair sosyal medya hesabından şu notu paylaştı:

    “Soner canımızın, ifadesinin ardından serbest bırakılması, yapılan gözaltı işleminin ne kadar haksız ve hukuksuz olduğunun açık bir göstergesidir. Hak aramak, itiraz etmek ve çocuklarımızın geleceği için söz kurmak suç değildir.Farklı inançların, kimliklerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı bu ülkede, kamusal alanlar hiçbir inancın dayatıldığı yerler olamaz. Alevi çocukların, farklı inançlardan çocukların ve tüm öğrencilerin eşit ve özgür bir eğitim ortamında bulunması en temel haktır. Devletin görevi, bu eşitliği korumak ve herkesin inancına, kimliğine saygı göstermektir. Eşit yurttaşlık, laiklik ve adalet ilkeleri herkes için güvence altına alınmalıdır. Barışı ve ortak yaşamı savunduğumuz bu günlerde ötekileştirmenin değil, birlik beraberlik ve adaletin dili hakim olmalıdır.”

    Öğrenci Veli Derneği de Soner Akbal için “Eşit ve laik eğitim hakkı için dayanışmaya!” çağrısıyla 26 Şubat saat 14’te Kocaeli Emniyet Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacağını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Fırat: Cemre önce toprağa, ardından da Adalet Bakanı’nın vicdanına düşsün!-VİDEO

    Milletvekili Fırat: Cemre önce toprağa, ardından da Adalet Bakanı’nın vicdanına düşsün!-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporu değerlendirdi. Fırat, Alevi sorununun “bu toprakların can meselesi” olduğunu vurgulayarak “Kürt meselesi demokratik yollarla çözülür, haklar tanınırsa Alevi meselesine de yoğunlaşılacaktır. Kısa süre içerisinde Alevi sorununa dair bazı adımların atılacağını da görüyorum” dedi. 

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair Meclis komisyonunun hazırladığı raporu değerlendirdi. Fırat, söz konusu rapora dair eleştirileri gördüklerini belirterek ““Yoğun bir tartışma var. Komisyon eleştiriliyor. Fakat burayı, maksimum düzeyde kurumların, partilerin üzerine anlaştığı bir platform olarak görmek gerekiyor” dedi.

    Her partinin, tüm isteklerine raporda yer verilemediğinin altını çizen Fırat, “Uzlaşma var ise her iki tarafın da ‘benim her istediğim olacak’ mantığını gütmemeli” diye konuştu. Fırat, asıl odaklanılması gerekenin bundan sonraki süreç olduğunu söyleyerek, “Bu koşullar içerisinde ancak bu olur. Bence 6. 7. maddeye yoğunlaşmak lazım. Onun üzerinde büyük bir baskı oluşturmak gerekiyor” dedi.

    “HER CANIMIZIN BARIŞA DAİR SÖZ KURMASI GEREK”

    “Artık bütün yurttaşlara büyük bir sorumluluk düşüyor” diyen Celal Fırat, sürecin daha da yoğunlaşacağına işaret etti.

    “Ülkedeki ayrımcılıkları hepimiz çok acı bir şekilde hissediyor, görüyoruz. Hepimizin yüreği yanıyor. 51 yaşındayım, şu an şu sürece baktığımda bazen ‘böyle bir dönemde keşke dünyaya gelmeseydim’ diyorum. Bu coğrafyada her gün adeta satranç oynuyoruz. Böyle bir süreç içerisinde olmamak gerekiyordu. Ama maalesef omuzlarımızda büyük bir yükümlülük var. Her canımızın, bu konularla ilgili; barışa, kardeşliğe dair söz kurması gereken bir süreci yaşıyoruz.

    Türkiye’nin hali meydanda. Cezaevlerinde şu an 10 bin siyasi tutuklu var. Adalet peşinde koşan insanlar var. Zamanında belki etkin bir söz kurulabilseydi, birbirimizin elinden tutsaydık bu sorunlar meydana gelmezdi. Bu sorunları ortadan kaldıracak da bu ülkenin aydınları, emekçileri, siyasi partileri, inanç gruplarıdır. Herkesin üzerinde büyük bir sorumluluk var.”

    GÖZLER 27 ŞUBAT’TA YAPILACAK AÇIKLAMADA!

    27 Şubat itibariyle Barış ve Demokratik Toplum Süreci bir yılını dolduracak. Celal Fırat, DEM Parti’den sürecin yıldönümünde yeni bir açıklama geleceğini de aktardı. Fırat, sürecin baş aktörünün Abdullah Öcalan olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın geçtiğimiz günlerde ‘Birinci evre bitti, ikinci evreye şu an yoğunlaşmamız gerekiyor’ açıklaması olmuştu. Cuma günü de Ankara’da bir toplantı olacak. Barışı, kardeşlik hukukunu daha pekiştirebilecek, bütün kimliklerin birbirine saygı gösterdikleri mekanizmaların oluşması lazım. Sayın Öcalan bu konuda gerçekten çok büyük sorumluluk aldı. Meclis komisyonu her tıkandığında sayın Öcalan’ın olumlu anlamda bir müdahalesi oldu denilebilir. Süreç birinci yılını doldurduğunda umut ediyorum ki tüm halkların, inançların, kimliklerin, kendini özgürce ifade edebilecekleri bir Türkiye oluşsun. Açıkçası umutsuz olmak istemiyorum ama yaratılanlardan dolayı kaygılarımız da çok büyük. Ama bu kaygıların da arkasına sığınmamak lazım. Düşmanlık üzerinden bu sürece bakmamak lazım. Bugünlerde toprağa cemreler düşüyor. Gönüllerimize de sevgi tohumları düşsün diyorum. Bu coğrafyanın umuda, barışa, kardeşliğe ihtiyacı var. İnanıyorum ki 27 Şubat’ta yapılacak açıklamalar da buna vesile olacaktır.”

    KOMİSYONUN ORTAKLAŞTIĞI KONULARDAN BİRİSİ DE TUTUKLU SİYASETÇİLER!

    Celal Fırat, komisyon raporunda üzerine mutabık kalınan maddelerin başında AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar olduğunu da sözlerine ekledi. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve tutuklu belediye başkanlarının durumuna işaret eden Fırat, “Bu mağduriyetlerin giderilmesi için komisyon raporuna imza atan siyasi partilerin büyük bir sorumluluk alması lazım. Nitekim başka bir yere gidemeyeceğimize göre birbirimizin elinden tutup, gönüllerimizi birbirimize açabilmeliyiz. Birbirimize inanmamız lazım. Birbirimize sahip çıkmamız gereken bir süreci yaşıyoruz” dedi.

    “ALEVİ SORUNUNA DAİR ADIMLARIN ATILACAĞINI GÖRÜYORUM”

    Alevi kesiminin, komisyonda dinlenmemesi meselesine de değinen Fırat, konuyla ilgili yürütülen sürecin detaylarını da paylaştı. “Meseleye ‘Celal Fırat meselesi’ olarak bakan Alevi kurumları oldu diyen Fırat, şunları aktardı:

    “Esasında komisyonun ilk günlerinde Alevi kurumlarının isimlerini Meclis Başkanlığına önerdik. Bireysel anlamda bazı kurumlarla görüşmeler yapıldı. Alevi örgütlerimizin birçoğu ‘Biz gelip orada Alevi örgütlerinin meselesini dillendirmek istemiyoruz. Gelip, Kürt sorununa dair düşüncelerimizi ifade etmek istiyoruz’ dediler.  Hatta benim komisyonda olmam münasebetiyle meseleye ‘Celal Fırat meselesi’ üzerinden bakan kurumlarımız oldu. Yanlış bir düşünceydi. Kişiler üzerinden yarınlarımızın belirleyicisi olmamamız lazım. Türkiye’nin bütün problemlerini dillendiren bir masa oluşturuldu. Bunun devam edeceğine de inanıyorum. Mecliste hiç alışık olmadığımız bir ortam oluştu. Bütün siyasi partilerin birbirini dinleyebilecekleri, empati ile birbirine yaklaştıkları bir süreci gördük. Alevi meselesi gerçekten bu toprakların can meselesidir. Türkiye’de Kürt meselesi demokratik yollarla çözülür, haklar tanınırsa inanıyorum ki Alevi meselesine de yoğunlaşılacaktır. Kısa süre içerisinde Alevi sorununa dair bazı adımların atılacağını da görüyorum.”

    DEVLETİN ATACAĞI İLK ADIM NE OLACAK?

    “İlerleyen süreçte ilk hangi yasal düzenlemeleri görürüz?” sorusuna karşılık Fırat, cezaevlerindeki tutukluları işaret etti. Kayyum politikalarına da derhal son verilmesi gerektiğini söyleyen Fırat, bundan sonraki adımın Adalet Bakanlığında olduğunu ifade etti.

    “Selahattin ve Figen başkan ile birlikte Cumhuriyet Halk Partisi’nde tutuklu olan belediye başkanları var. Herhangi bir hükümlülük almamışlar! Bunlar, insanların vicdanını kanatan konular. Van Büyükşehir Belediye Başkanı kaç senedir tutuklu! Eş başkanlarımızın da Numan Bey’e ilettikleri oldu; artık işte önümüzde bir bayram ve Newroz var. Herhangi bir yasal süreç işletilmeden bile bu adımlar atılabilir. Herhangi bir kanun çıkartılmadan kayyum politikalarından vazgeçilebilinir cezaevindeki insanlar çıkartılabilir.

    Cemre işte şu an toprağa düşüyor. Cemre Adalet Bakanı’nın gönlüne, vicdanına da düşsün. Artık bu kadar zulüm yeter diyorum. Hepimizin yüreği yanık. İnfaz düzenlemeleri, terörle mücadele kanunları ve dağdan inecek gerillalara dair hızlı bir şekilde adımların atılması gerekiyor. Mecliste nitekim anlaşmalar yapıldı.”

    “BU NASIL KARDEŞLİK?”

    Celal Fırat, demokratikleşmenin konuşulduğu bir dönemde okullarda yürürlüğe konulan tartışmalı uygulamalara da değindi. Alevi ve Kürt çocuklarının maruz kaldığı asimilasyona değinen Fırat şöyle devam etti:

    “Ramazan etkinliklerinin, farklı şenliklerin yapılması ile ilgili okullara bir talimat var. Bunun yanlış olduğunu, laiklik ilkesine de aykırı olmakla beraber bunun kaldırılması gerektiği ile ilgili Mecliste söz kurdum. Birkaç gündür linç kampanyası yürütülüyor. ‘Siz camiye, Ramazan’a karşı mısınız?’ diyorlar. Empatiden bahsediyorum. Bu insanlarla nasıl uzlaşacağız, bunun da kaygısı var içimizde. Sünni bir çocuğa, Alevilerin ya da Hristiyanların itikat ve inancını dayatma hakkınız olabilir mi? Okullarımızın ilim yuvaları olması gerekiyor. Aynı şekilde işte Kürt çocukları… Şu an onlarca eğitim dili mevcut. İngilizce, Arapça, Almanca, Rusça eğitim veriliyor ama Kürtçe mesele olduğunda birileri hemen ‘milli güvenlik sorunu’ olarak görüyor. ‘Vay efendim ülke bölünecek!’ Böyle bir kardeşlik olabilir mi? Efendim işte biz Çanakkale’de beraberdik. Evet beraberdik. Adalette de eğitimde de beraber olalım. ‘Et ve tırnak gibiyiz’ diyorlar ama her gün parmaklarımızı kesiyorsunuz! Seçimlere doğru gidiyoruz. Muhtemeldir ki bir gerginlik de çıkartacaklar. Milli Eğitim Bakanı’nın da böyle bir hakkı yok. Madem öyle okullara ne gerek duyalım? Bütün çocukları camilere gönderelim, orada eğitim verilsin! Bu yaklaşım kesinlikle doğru değil. Esasında en büyük tepki göstermesi gereken de Sünni canlarımız olmalıydı. Meclis binası içinde Alevi, Sünni, Türk, Kürt var. Her partili mevcut. Bir sıkıntı da yaşamıyoruz. İşte aynı okullarda çocuklarımız okuyor ama şu an sıkıntı olacak. Çocuklarımızı okula göndermeme kararı mı alalım? İktidarın, bu mantıktan geri adım atması gerekiyor. Umut ediyorum ki vicdan sahibi insanlar bu dayatmadan vazgeçer.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Gasp edilen dergahın Alevilere iadesi için ilk duruşma 26 Mart’ta!

    Gasp edilen dergahın Alevilere iadesi için ilk duruşma 26 Mart’ta!

    PİRHA – Hacı Bektaşi Veli Kültür ve Tanıtma Vakfı, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın iadesi veya tahsisi talebiyle hukuki süreç başlatıldığını duyurdu. İlk duruşmanın 26 Mart’ta görüleceği öğrenildi.

    Hacı Bektaş Veli Dergahı 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine usulsüz biçimlerde kullanılmaya başlandı. Hali hazırda müze olarak kullanılan dergah için Hacı Bektaşi Veli Kültür ve Tanıtma Vakfı, 2025 yılında birtakım girişimlerde bulunarak dergahın, müvekkil vakfa iadesini istemişti.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapılan başvuru olumsuz cevaplanınca, redde karşı iptal davası açıldı. İdare Mahkemesi’ndeki sürecin tamamlanması ardından duruşma aşamasına gelindi.

    DERGAHIN İADESİ İÇİN DAVA SÜRECİ BAŞLIYOR!

    Avukat Burak Aydın, dergahın iadesi veya tahsisinin, toplumsal barışın sağlanması açısından önemli bir katkı sağlayacağını vurguladı. Av. Aydın, dergahın Alevilere iadesi talebiyle yapılan başvuru neticesinde 26 Mart 2026’da, saat 10:10’da Nevşehir İdare Mahkemesi’nde duruşma görüleceğini söyledi.

    EMSAL KARARLAR MEVCUT!

    Avukat Burak Aydın, dergahın tümünün Alevilere iade edilmesi gerektiğini belirterek, şu hususlara dikkat çekti:

    “Konuyla ilgili kamuoyu oluşturulmalı. Bizler bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götürüp, Strazburg gibi yerlerde davanın temsilini gerçekleştirmek istiyoruz. Bizler emsal olarak da Ayasofya kararını sunuyoruz. ‘Kariye Cami, Kariye Müzesi’ kararlarını da mahkemeye sunduk zaten. Onlara dayanak göstererek bu davayı açtık zaten. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, Kariye Müzesi’nin, Kariye Sarayı’nın camiye çevrilmesi de tamamen hukuka aykırıdır! Bizler de ‘Dergahımızı bize verin’ diyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Müfettişlerden öğrencilere ‘Erdoğan ve din’ içerikli sorgulama!

    Müfettişlerden öğrencilere ‘Erdoğan ve din’ içerikli sorgulama!

    PİRHA –MEB müfettişlerinin, İzmir’de bir okulda öğrencilere din dersi ve cumhurbaşkanı hakkında sorguda bulunup imzalı tutanak alması tepkiyle karşılandı. Milletvekili Deniz Yücel, “MEB’in görevi cumhurbaşkanı sevgisini ölçmek mi?” diye sorarak Bakan Yusuf Tekin’i eleştirdi.

    İzmir Tevfik Fikret Okulları’nda MEB müfettişlerinin bazı öğrencilere ‘Din dersi’ ve cumhurbaşkanıyla ilgili sorular yönelttiği iddiaları üzerine velilerden tepki geldi.

    Edinilen bilgilere göre okula gelen müfettişler, ilkokul 4. sınıftan lise son sınıfa kadar her kademeden ikişer öğrenciyi seçerek kütüphaneye götürdü. Öğrencilere, “Din dersinde ders işleniyor mu?”, “Din yerine başka bir ders yapılıyor mu?”, “Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu?” soruları yöneltildi.

    Veliler, 9 yaşında olan çocuklar da dahil, ifadeleri alınan öğrencilere imza attırıldığını öne sürdü.

    “İVEDİLİKLE BİR AÇIKLAMA BEKLİYORUZ”

    CHP İzmir Milletvekili Deniz Yücel, konuya dair yazılı açıklama yaparak, “Ne zamandan beri Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin görevi Cumhurbaşkanı sevgisini ölçmek oldu?” diye sordu.

    Milletvekili Yücel, müfettişlerin ‘Din deyince ne anlıyorsun?’ gibi soyut ve sübjektif sorular soramayacağını belirterek “Tarikat ve cemaatlerle iş birliğini meclis kürsüsünden ilan etmekte hiçbir sakınca görmeyen, akademik, bilimsel, laik eğitim denince tüyleri diken diken olan Yusuf Tekin’den bu iddialarla ilgili olarak ivedilikle bir açıklama bekliyoruz” dedi.

    “İFADELERİN ALTINA İMZA ALMIŞLAR!”

    Milletvekili Deniz Yücel, Millî Eğitim Bakanlığı’ndan hiçbir açıklama yapılmamasına tepki göstererek şu ifadelere yer verdi:

    “Üzerinde önemle durulması gereken bir olay. Bakanlığın müfettişleri okula gelip her kademeden seçilen çocuklara ‘Din deyince ne anlıyorsun?’ ‘Öğretmenlerin Cumhurbaşkanına hakaret ediyor mu?’ diye soruları sormuş. İlk, orta ve lise düzeyinde, 7’den 17’ye kadar her yaşta çocuğa eğitim veren bir okuldan söz ediyoruz… Çocuk psikolojisini mi anlatalım, küçücük çocukların arkadaşlarını, öğretmenlerini hatta ailelerini ispiyonlamaya iten, pedagojiden zerre nasibini almamış bu yaklaşımın çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisini mi söyleyelim, laik bir ülkede dinin, okulun içine hem de bakanlık müfettişleri eliyle sokulmasının bu ülkeyi nereye götüreceğini mi söyleyelim? Bir de 9 yaşındaki çocuklardan ifadelerin altına imza almışlar. 9 yaşındaki bir çocuk, attığı imzayla hangi sorumluluğu üstlenmiş oluyor? Yusuf Tekin’in derdinin eğitim olmadığını zaten şimdiye kadarki icraatlarından biliyoruz. Şimdi ise hukuk bilmezliği de bu talimatı ile kanıtlandı. Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin görevi, eğitimin nitel ve nicel eksiklikleri tespit etmek değil midir?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Eren Yıldırım: Ramazan etkinlikleriyle çocuklara ne yapılmak isteniyor, topluma iyi anlatmalıyız!

    Dede Eren Yıldırım: Ramazan etkinlikleriyle çocuklara ne yapılmak isteniyor, topluma iyi anlatmalıyız!

    PİRHA – Baba Mansur Ocağı evlatlarından Eren Yıldırım, okullarda uygulamaya sokulan ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’nin büyük bir tehlike barındırdığını anlattı. Yıldırım, uygulamaya karşı çıkılması sebebiyle “konuyu kavgaya çeken bir Sünni toplum var” diyerek, önceliğin ailelerin bilinçlendirilmesi olduğunu söyledi.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 11 Şubat’ta okullara gönderilen “Ramazan Ayı Genelgesi” sebebiyle günden güne tepkiler artıyor.

    Baba Mansur Ocağı dedelerinden Eren Yıldırım, eğitim gören çocuklarının söz konusu uygulamaya maruz kaldığını belirterek kararı sosyal medya üzerinden eleştirmişti. Eren Yıldırım, düşüncelerini paylaşması sebebiyle linçe uğradığını belirtti.

    Dede Eren Yıldırım, konunun bir hassasiyet barındırdığını da anlatarak, okul yöneticilerinin de baskı altında olduğunu söyledi.

    Ramazan Ayı Etkinlikleri’nin söylendiği gibi gönüllülük temelinde olmadığının altını çizen Eren Yıldırım, “Eğitimciler ve idareler de emir kulu. Mecburiyetten, istemeyerek yapanlar da var” dedi.

    “KONUYU KAVGAYA ÇEKENLER VAR”

    Dede Eren Yıldırım, yaşananlara karşı Alevi örgütlerinin yapması gerekenlere de işaret etti. “Konuyu kavgaya çeken bir kesim var” diyen Yıldırım, şu görüşleri paylaştı:

    “Bu yapılanlara karşı geçmişten bugüne kadar hep mücadele verdik. Zorunlu din derslerine karşı yaptığımız mitingler, eylemler birçok alanda ses getirdi. Ama bu süreç biraz daha farklı. Karşımızda konuyu kavgaya çeken bir Sünni toplum var. Bu hassas konuyla ilgili Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak üzerinde konuşacağız. Bu hafta sonra İzmir’de bir toplantı yapacağız. Neler yapılabilir konusunu değerlendireceğiz.”

    “ÖNCE VELİLERİ BİLİNÇLENDİRMEK GEREKİR”

    Dede Eren Yıldırım, Alevi velilerin de sorumlu davranması gerektiğinin altını çizdi. “Bu konu karşısında bizlerin bilinçli olması gerekiyor” diyen Yıldırım, “Anne babaları toplayıp, onlara konuyu anlatabilmeliyiz. Ne yapacaksak onlarla birlikte yapmamız gerek. Alevi kurumları bir açıklama yapar, bir eylemsellik içerisine girer ama bunu kitlelere ulaştıramazsan yapacağımız bütün eylemler boşa düşer” diye de ekledi.

    “YOBAZ ZİHNİYETİN EĞİTİM MÜFREDATI!”

    ÇEDES projesiyle birlikte eğitimde yeni bir anlayışın baskılandığını ifade eden Yıldırım, çocukların büyük bir tehlike içerisinde olduğu uyarısını da yaptı. Yıldırım devamla şunları söyledi:

    “ÇEDES projesi zaten bunun en önemli adımlarından bir tanesiydi. Şu anda adım adım istedikleri eğitimi devreye sokuyorlar. Ama bizler, yapılmak isteneni topluma iyi anlatmalıyız. Katıldığım bütün Hızır cemlerinde hep bu konuyu ele aldım. Binlerce insan Hızır Cemlerine geldi, muhabbetimin konusunun asıl mayası eğitimdi. Sünni de olsa, Alevi de olsa, inanmayan bir anne baba da olsa kimse çocuğunu okula dini ritüel alsın ya da hoca olsun diye göndermez. Herkes çocuğunu okusun, toplumuna faydalı bir meslek edinsin diye gönderir. Ama maalesef okullarımız bugün gerici, yobaz zihniyetin eğitim müfredatıyla donatılmış. Çocuklarımızın aklını kemiriyorlar. Pedagojik anlamda da çocuklarımızda büyük bir problem var. Burada Sünni çocuğun da hakkını savunmak gerekiyor. Çünkü onlar birer çocuk.

    Çocuklara ‘Akşam ailelerinizle açtığınız iftar sofrasının fotoğrafını çekip getirin’ denilmiş. Ülkenin zaten içerisinden geçtiği ekonomik durum ortada. Kiminin durumu iyi, kiminin durumu kötü. Orada da çocukları bir ayrıştırmaya sokuyorlar. Çocukların gelişimine engel olan bir zihniyet var karşımızda. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Çocukların gelişimini pegolojik anlamda olumsuz etkileyen bir durum var. Bu yapılanları çok tehlikeli buluyorum.”

    Eren GÜVEN PİRHA-İSTANBUL

  • 24 ŞUBAT 2026 SALI – GÜNDEM

    24 ŞUBAT 2026 SALI – GÜNDEM

    – Hızır ayının anlam ve önemine ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Avuçan cağı yol yürütücüsü Ercan Kazım Özer,  Hızır’ın yaşamın birebir içerisinde var olan bir inanç biçimi olduğunu vurgulayarak “Alevilerin aynı zamanda kendilerini ölçüp biçtikleri teraziye koydukları bir ay olduğunu”belirtti. GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından maarif modeli kapsamında yürürlüğe konulan ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ne karşı saat 12.30’da açıklama yapacak.GÖRÜNTÜLÜ

    -DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, iktidarın Ramazan ayında eğitim kurumlarına gönderdiği genelgeye sert tepki gösterdi. Kordu, söz konusu genelgenin hem Anayasa’nın yurttaşlık eşitliği ilkesine, hem de laik ve bilimsel eğitime aykırı olduğunu belirterek, “Bu genelge açık bir asimilasyon politikasıdır, bir an önce geri çekilmelidir” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

  • PSAKD Adıyaman Şube’den ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ protestosu: Açık bir asimilasyon girişimidir!

    PSAKD Adıyaman Şube’den ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ protestosu: Açık bir asimilasyon girişimidir!

    PİRHA – PSAKD Adıyaman Şubesi, MEB tarafından okullarda yürürlüğe konulan dini içerikli eğitimleri protesto etti. Şube binası önünde yapılan açıklamada “Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz” denildi

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından maarif modeli kapsamında yürürlüğe konulan Ramazan Ayı Etkinliklerine karşı bir tepki de Adıyaman’dan geldi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman Şubesi, yaptığı basın açıklamasında hükümetin, inançlar arasında ayrım yaptığını ifade etti. PSAKD Adıyaman Şube Başkanı Ali Sekman, yaptığı konuşmada, Alevi toplumu olarak eşitliği ve çoğulculuğu esas alan bir eğitim anlayışını savunduklarını söyledi.

    “AÇIK BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği ‘Ramazan Ayı Genelgesi’nin derhal geri çekilmesi gerektiğini söyleyen Ali Sekman, şu açıklamayı yaptı:

    Bu genelge, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laiklik ilkesinin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha göstergesi olmuştur. Çünkü genelge açık bir biçimde, laikliğe aykırıdır ve aynı zamanda da mevcut yazılı ve evrensel hukuka göre de, Anayasa suçudur.

    Bu genelge, pedagojik bir düzenleme değil; kamusal eğitimi siyasal iktidarın dini-ideolojik anlayışı doğrultusunda biçimlendirmeyi amaçlayan bilinçli ve planlı bir müdahaledir.

    Bu uygulama, başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarını, inançsızları ve tüm çoğul toplumsal yapıyı yok sayan, tekçi ve Sünni-İslam merkezli bir anlayışın devlet eliyle dayatılmasıdır. Bu bir eğitim politikası değil; açık bir asimilasyon ve kimlik silme girişimidir.”

    “BU DAYATMAYI TANIMIYORUZ”

    Ali Sekman, devletin görevinin, toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmak olduğunu ifade etti. Alevi toplumunun yüzyıllardır inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığını söyleyen Sekman, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Zorunlu din dersleriyle, tekçi müfredatla, cemevlerinin yok sayılmasıyla ve şimdi de bu tür genelgelerle, çocuklarımız sistematik biçimde kimliklerinden koparılmak istenmektedir.

    Bugün yapılan şey, geçmişte uygulanan politikaların daha kurumsal ve daha pervasızca devamıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi, sadece Alevileri değil, bu ülkede laik ve demokratik bir yaşamı savunan herkesi hedef almaktadır. Bu, bir inanç meselesi değil; hak, hukuk ve özgürlük meselesidir.

    Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz. Bu genelgenin de, bu genelgeye zemin hazırlayan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı ile yayınlanan müfredatın da derhal iptal edilmesini istiyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri’nden ‘Ramazan ayı etkinlikleri’ programına tepki!

    Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri’nden ‘Ramazan ayı etkinlikleri’ programına tepki!

    PİRHA – Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri, Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat’ta okullara gönderdiği “Ramazan ayı etkinlikleri” sebebiyle açıklama yaptı. Söz konusu uygulamanın “laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suç” olduğu ifade edildi.

    Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri, okullarda uygulamaya konulan Ramazan ayı etkinlikleri sebebiyle basın açıklaması yaptı.

    Okul öncesinden üniversiteye kadar tüm eğitim kademelerinin dini referanslarla kuşatıldığını söyleyen Eğitim Sen Şube Başkanı Hüseyin Taner, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” programını eleştirdi.

    “LAİKLİK İLKESİNE KARŞI İŞLENMİŞ AĞIR BİR SUÇ”

    Hüseyin Taner, söz konusu programların, Anayasaya da aykırı olduğunun altını çizdi. Eğitim kurumlarında öğrencileri söz konusu etkinliklere katılmaya zorlamanın suç olduğunu söyleyen Taner, şu açıklamayı yaptı:

    “Bütün eğitim kademelerini kapsayan bu yasa dışı talimat, okulları “tek din tek mezhep” anlayışının doğrudan uygulama alanı haline getirmeyi amaçlamaktadır.

    Siyasi iktidarın geçmişten bugüne sık sık başvurduğu insanları inanç üzerinden ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının sonuncusu ve en tehlikelisi doğrudan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin aracılığıyla hayata geçirilmek istenmektedir.

    Nitekim MEB tarafından okullara gönderen ve haftalık olarak doldurulması istenen ‘Ramazan Etkinlikleri İzleme Değerlendirme Formu’ açık bir fişleme belgesidir.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihli talimatı, sadece bir idari karar değil; Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bu yasa dışı talimatın altına imza atan her bürokrat ve buna destek veren her yapı, Anayasayı kasten çiğneme suçu işlemektedir.

    Okullar, farklı inanç gruplarından ve inancı olmayan öğrencilerin bir arada eğitim aldığı kamusal alanlardır.”

    “UYGULAMALARA DERHAL SON VERİLMELİ”

    Erzincan Emek ve Demokrasi Birleşenleri’nin açıklamasında, siyasal hükümetin, inançlar üzerinden ayrıştırma yaptığına vurgu yapılarak “din istismarı yapılmakta” denildi. Erzincan’daki birçok okulda “gönüllülük esasına dayalı” denildiği halde etkinliklerin öğrenci ve öğretmenlere dayatıldığına dikkat çekilerek şöyle devam edildi:

    “Daha önce defalarca sahnelenen ve toplumda onarılması zor çatlaklar oluşmasına neden olan bu tür ayrıştırıcı ve kutuplaştırma temelli politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir. Farklı inanç ve düşüncelerin bir arada yaşadığı bu topraklarda hiç kimsenin inancı ve ibadetleriyle sorunumuz yoktur, olamaz. Toplumda açıkça kin ve düşmanlık yaratmaya yönelik her türlü politika ve uygulamaya karşı tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte güçlü bir barikat oluşturacağımıza ve bunun için bütün gücümüzle mücadele edeceğimizden kimse kuşku duymasın.

    Şu an burada bulunan kişi, parti ve kurumlar olarak bu ülkede her inanca saygılıyız. Kimse de bunun aksini iddia edemez. Sizin din ve inançlar üzerinden toplumu ayrıştırma, kutuplaştırma ve oy devşirme oyunlarınıza da asla gelmeyeceğiz. Ancak diğer yandan laikliği yok sayarak, yok ederek, okulları dini alanlara çevirmenize ve bir inancın okulları politik alana dönüştürülmesine de sessiz kalmayacağız. Laik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ERZİNCAN

  • ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ne çok sayıda kurumdan tepki!-VİDEO

    ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ne çok sayıda kurumdan tepki!-VİDEO

    PİRHA – “Laik ve Bilimsel Eğitime Sahip Çıkıyoruz!” mesajıyla Ankara’da bir araya gelen çok sayıda sivil toplum örgütü, MEB’in ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’ uygulamasını protesto etti. Uygulamanın tehlikelerine dikkat çekilirken, yapılan açıklamada “Laikliği yok sayarak, okulları dini alanlara çevirmenize sessiz kalmayacağız” denildi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) “Laik ve Bilimsel Eğitime Sahip Çıkıyoruz!” şiarıyla Ankara’da basın açıklaması yaptı. Açıklamaya çok sayıda Alevi kurumu da destek verdi.

    Ortak basın metnini Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu. Irmak, eğitim sistemiyle birlikte pek çok alanın, siyasi iktidarın baskıcı anlayışıyla şekillendirilmeye çalışıldığını söyledi.

    “Siyasi iktidarın, eğitim sistemine yönelik saldırıları artık gizli bir ajanda olmaktan çıkmış, açık bir meydan okumaya dönüşmüştür” diyen Irmak, eğitim alanının dini referanslarla kuşatılmak istendiğini belirtti.

    “AÇIK BİR FİŞLEME BELGESİDİR”

    Kemal Irmak, konuşmasının devamında Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 12 Şubat’ta yayımlanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu talimata dikkat çekti. Söz konusu uygulamanın anayasal laiklik ilkesi ve eğitimin bilimsel niteliğine aykırı olduğunun altını çizen Irmak, şöyle devam etti:

    “Bütün eğitim kademelerini kapsayan bu yasa dışı talimat, okulları ‘tek din tek mezhep’ anlayışının doğrudan uygulama alanı haline getirmeyi amaçlamaktadır. Siyasi iktidarın geçmişten bugüne sık sık başvurduğu insanları inanç üzerinden ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının sonuncusu ve en tehlikelisi doğrudan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin aracılığıyla hayata geçirilmek istenmektedir. Anayasanın ikinci maddesinde açıkça Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti’ yazdığını hatırlatmak isteriz. Eğitim kurumlarında tek bir dinin ibadetlerini merkeze alan etkinlikler planlamak, öğrencileri bu etkinliklere katılmaya zorlamak suçtur. Örneğin MEB’in okullara gönderdiği talimatın uygulanması halinde okullarda öğrenciler oruç tutanlar ve tutmayanlar olarak ayrıştırılacak, oruç tutmayan öğrenciler dışlanacak ya da ötekileştirilecektir. Nitekim MEB tarafından okullara gönderilen ve haftalık olarak doldurulması istenen ‘Ramazan Etkinlikleri İzleme Değerlendirme Formu’ açık bir fişleme belgesidir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihli talimatı, sadece bir idari karar değil; Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bu yasa dışı talimatın altına imza atan her bürokrat ve buna destek veren her yapı, Anayasayı kasten çiğneme suçu işlemektedir. Okullar, farklı inanç gruplarından ve inancı olmayan öğrencilerin bir arada eğitim aldığı kamusal alanlardır. Bireyler arasında dini inanç üzerinden ayrımcılık yapılmasına karşı çıkanları “’din düşmanı’, ‘İslam düşmanı’ ilan etmek isteyenlerin asıl amaçları bellidir.”

    “DİN İSTİSMARI YAPILMAKTA”

    Kemal Irmak, genelgedeki kararların hiçbir uzman, akademisyen, pedagog, sendikalar ve velilere danışılmadan alındığını da belirtti. Eğitim alanındaki tüm kararların, hükümetin parti ve sermaye politikaları doğrultusunda alındığını söyleyen Irmak, şu uyarıda bulundu:

    “İktidarın eğitim başta olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, laik-bilimsel eğitim başta olmak üzere, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir. Buradan açık bir şekilde herkesi uyarıyoruz. Eğitim kurumlarını ve çocukları siyasal olarak istismar ederek, toplumu bir kez daha ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ayrıştırıp kutuplaştırmak isteyenler çok tehlikeli bir oyun oynamaktadırlar. Bu oyun, kazananın olmayacağı, okullarda ve toplumda telafisi mümkün olmayan hasarlar bırakmayı hedefleyen siyasal hedefleri olan bir oyundur. Bizimde bugün burada 18 (gerçek anlamda yüzün üzerindeki) demokratik kitle örgütleri ile bu basın açıklamasını yapmaktaki amacımız, ramazan ayında orucunu tutan Müslüman yurttaşların hassasiyetlerini hiçbir suretle görmezden gelmek ve kaşımak değildir. Halkımız, ramazan ayının da birleştirici, bütünleştirici değerini elbette bilir; bu değeri aile içinde ve sokakta kuşaklara ‘yaşayarak’ anlatır, aktarır. Tam tersine hükümet, yandaş basın ve Yusuf Tekin tarafından inançlar üzerinden kutuplaştırma, ayrıştırma yapılmaktadır. Daha kötüsü din istismarı yapılmakta. Sorun, Millî Eğitim Bakanlığı ve onun en tepe koltuğunda oturan Yusuf Tekin’in toplumu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve parti politikalarına dönük çıkar odaklı ‘siyasi’ tutumudur.”

    “TEPKİSİZ KALMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Kemal Irmak, ayrıştırıcı uygulamalara derhal son verilmesi gerektiğini belirterek konuşmasına şu cümlelerle son verdi:

    “Siyasi amaçlarla açıkça kin ve düşmanlık tohumu ekenler amaçlarına asla ulaşamayacaklardır. Yıllardır uygulanan eğitim politikalarıyla çocukları hem inanç sömürüsü hem de emek sömürüsü üzerinden istismar edenlere karşı sessiz ve tepkisiz kalmamız mümkün değildir. Toplumda açıkça kin ve düşmanlık yaratmaya yönelik her türlü politika ve uygulamaya karşı tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte güçlü bir barikat oluşturacağımıza ve bunun için bütün gücümüzle mücadele edeceğimizden kimse kuşku duymasın.Sizin din ve inançlar üzerinden toplumu ayrıştırma, kutuplaştırma ve oy devşirme oyunlarınıza da asla gelmeyeceğiz.

    Laik ve Bilimsel Eğitimi savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Doç. Dr. Nail Elhan, Alevi Dergiler Projesinde gelinen süreci anlattı: Alevi entelektüelizmi oluşturulamadı!-VİDEO

    Doç. Dr. Nail Elhan, Alevi Dergiler Projesinde gelinen süreci anlattı: Alevi entelektüelizmi oluşturulamadı!-VİDEO

    PİRHA – Geçmişten günümüze dek yayınlanan Alevi dergilerini arşivleyen Akademisyenler Nail Elhan ve Mustafa Onur Tetik, araştırmalarında önemli yol kat etti. Alevi dergiciliğinin istikrar sağlayamamasındaki en büyük sebebin ekonomi olduğunu söyleyen Nail Elhan “Büyük Alevi çatı örgütlerinden bahsediyoruz ama bu örgütlü hareket neden bir dinamik Alevi entelektüelizmi oluşturamadı, bu da kendimize sormamız gereken bir soru” diye konuştu.

    Hitit Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Öğretim Üyeliği yapan Doç. Dr. Nail Elhan ile Doç. Dr. Mustafa Onur Tetik, “Alevi Dergileri” projesinin finaline yaklaştı.

    1964 yılında çıkan ilk Alevi dergisinden günümüze dek tüm yayınların izini süren akademisyenler, Alevi yayıncılığı içerisinde bir ilke de imza attı denilebilir.

    Akademisyen Nail Elhan, araştırmalarında gelinen aşamayı anlattı. Alevi Dergiler Projesi’nde yayınların yüzde 70’inden fazlasının bir-iki sayı çıkması ardından yayın hayatına veda ettiğini anlatan Elhan, yazılı arşivciliğin önemine de değindi.

    “Merak uyandırıcı konular var ama kaynaklar ulaşılabilir değil. ‘Bu kaynakları ulaşılabilir kılabilir miyiz?’ diye bir soru üzerinden bu yola çıkmıştık. Diğer taraftan bu milliyetçi ve İslamcı dergilerdeki bu arşiv furyasını gördükten sonra ‘Alevi dergileri yok mu? Sorusuna takıldım. İlk dergimiz ne zaman çıktı, neler yazmışız, neleri tartışmışız, bu insanların derdi neymiş, bir Alevi entelektüelizmi var mıymış merak ettim. Bir taraftan da bir kültürel miras bırakmak istedik. İşe başladığımızda ne kadar isabetli bir karar aldığımızı da şöyle gördük; tespit ettiğimiz dergilerden bazılarından o dergiyi çıkaran derneğin, vakfın dahi haberi yoktu!

    Şimdiye kadar bizim tespit ettiğimiz, hem Türkiye, hem de yurt dışında yayınlanmış dergilerin toplamı 106. Bunların sayılarını ne zaman başladı, ne zaman bitti; tamamına baktığımız zaman ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Neredeyse bu dergilerin yüzde 70’i bir iki sayı yayınlanmış ve ardından ekonomik sebeplerle son verilmiş. Bizde bunu ‘ilk sayı mezarlığı’ olarak tanımladık.”

    ALEVİ DERGİLERİNDE HANGİ KONULAR YER ALDI?

    Nail Elhan, 1990’lı yılların “Alevi örgütlenmesinin uyanışı” olduğunu, ancak aynı yıllarda bir ekonomi örgütlenmesinin yapılamadığını da anlattı. Maddi olanaksızlıkların yazım dünyasına doğrudan etki ettiğini belirten Elhan,  Alevi yayınlarının içeriğine dair de bilgiler verdi.

    “Bir de işin rekabet boyutu var. Aynı dernek içerisinden çıkıp, farklılaşmış ideolojik görüşler, özellikle kendi mecralarında yeni dergiler de ortaya çıkarıyorlar. Ama devamlılığı sağlanamadığı için bizim ilk sayı mezarlığı dediğimiz bir durumun ortaya çıkmasına sebep olmuş.

    İlk dergimizin ortaya çıkış tarihi 1964. Karahöyük Dergisi Hüseyin Şir Ulusoy tarafından Hacıbektaş Kültür ve Kalkınma Derneği tarafından çıkarılmış. Bunu 1965’te Hünkar Dergisi takip ediyor. Aslında baktığınız zaman dergilerin tamamındaki ana temalar Alevilik üzerine. Alevi kültürü hakkında bilgiler, toplumsal olarak biz neredeyiz, bunun tartışmasını yapmışlar. Kendilerine mevcut sosyal siyasal konjonktür içerisinde bir yer bulmaya çalışmışlar ve bunun tartışmasını yapmışlar. Ayrıca günlük siyaset tartışmaları olduğunu da görüyorsunuz. Alevi dünyasından haberler ve tabii ki kültür içerikleri olduğunu da görüyorsunuz.

    Tabii ki 1990’lara doğru farklı içerikler de çıkmaya başlıyor. Özellikle Avrupa’da Alevi yayıncılığının gelişmesiyle beraber Avrupa’dan haberler ortaya çıkmaya başlıyor.

    Yine bu 1970’lerin sonu Alevi pogromları, 1993 Sivas Katliamı; bunların üzerine yeni bir içerik daha ortaya çıkıyor. Bir hafıza, anma içeriği burada ortaya çıkmaya başlıyor. Tabii ki 1990’larda içerik bir çeşitlilik görülüyor. Örneğin Nefes dergisinde Rus edebiyatından çeviri eserler yayınlanmaya başlıyor. Yani entelektüel olarak da Alevi yayıncılığının kendini geliştirdiğini görüyoruz. Okur mektuplarının olduğu, şiirlerin, karikatürlerin artık daha görünür olduğu bir Alevi yayıncılığından bahsediyoruz 90’lar itibariyle.”

    “ÇATI ÖRGÜTLERİ, ALEVİ ENTELEKTÜELİZMİ OLUŞTURAMADI”

    Nail Elhan, “Alevi dünyasında entelektüel anlamda bir iflas yaşanıyor diyebilir miyiz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “1964’te bir Alevi derdiyle başlamış yayıncılık hayatı 2025’e geldiğimiz zaman yalnızca Avrupa’da çıkan Alevilerin Sesi ile devam ediyor. Burada bir entelektüel iflas var mı; bence Alevi örgütlerinin de kendilerine sormaları gereken önemli bir soru. Bu soruyu aslında biraz da şunun etrafında da tartışabiliriz; yayınların künyelerine baktığımızda genel yayın yönetmeni, editör, sorumlu yazışları, bunların kim olduğuna baktığımız zaman aslında Alevi yayıncılığının belli bir merkez etrafında örgütlendiğini görüyoruz. İşte en önemli merkezlerden birisi örneğin Cem Dergisi ve çevresi.

    Dersim tarafına gittiğimiz zaman o tarafta farklı bir yayıncılık olduğunu söylemek de mümkün. Yine Tahtacıların özellikle 1990’lı yıllarla beraber farklı bir yayıncılık anlayışı benimseyerek küçük, kısa bültenler çıkardığını söylemek mümkün. Ama bunlar daha köşede kalmış. Alevi yayıncılığı, çok büyük oranda belli bir grup tarafından dizayn edilmiş gibi görülüyor. Bu durum akla şu soruyu getiriyor; Alevi entellektüelizmi dediğimiz meselede en önemli şey yetişmiş insan. Yani yetişmiş insan mı yoktu sorusu ilk olarak akla geliyor.

    Alevi entelektüelizmi bir dönem Cem Vakfı üzerinden yürüdü diyebiliriz. Ama günümüzde o da kalmadı. Yani büyük Alevi çatı örgütlerinden bahsediyoruz ama bu örgütlü hareket neden bir dinamik Alevi entelektüelizmi oluşturamadı, bu da kendimize sormamız gereken bir soru olarak orada duruyor.”

    ALEVİ YAYINCILIĞINDA ERİL KİMLİK SORUNU

    Akademisyen Nail Elhan, Alevi yayıncılığında eleştirilmesi gereken bir diğer konunun ise yayın kadrolarının eril kimliği oldu. Kadın emekçilerin, yayın hayatında da arka planda tutulduğunu söyleyen Elhan, şu bilgileri paylaştı:

    “Dergilerin tamamında editörlere, yayın yönetmenlerine, sorumlu yazı işleri müdürüne baktığınız zaman kadınlar çok büyük oranda geride kalmışlar. İşte redaksiyon işleri, grafik tarafım ve sponsorluk kısmında kadın isimlerinin geçtiğini görüyorsunuz. Ama yönetim kısmına geldiğimizde kamarada oturan kişi hep erkek olmuş. Bir iki dergi dışında kadın editör, kadın genel yayın yönetmeninin olmadığını gördük. Can kavramı üzerinden kendini var etmiş, kadın erkek eşitliğine önem veren bir inanışın diğer taraftan aslında genel kamuoyu neyse ona göre standartlaştığını görüyoruz.”

    “DESTEK BEKLİYORUZ”

    Nail Elhan, Alevi Dergiler Projesi’nde tarama işlemlerinin sürdüğü bilgisini vererek 100 küsur dergiden 93’üne ulaşabildiklerini söyledi. Elhan, 2026 yılı sonuna doğru topladıkları tüm arşivleri kamuoyuyla paylaşacaklarını da belirtti. Elhan, ulaşamadıkları dergilerin isimlerini sosyal medya hesaplarından duyurulduğunu söyleyerek, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Yaptığımız iş, Alevi kültürünün, Alevi hafızasının bir mirası olacak. Yok olmaya yüz tutmuş Alevi yayıncılığının bir hafızasını yaratmaya çalışıyoruz. İnsanlardan destek bekliyoruz. Ulaşamadığımız dergileri, eğer ellerinde olanlar varsa ve dayanışma gösterirlerse hem bizim için hem de Alevi Yol’u için çok faydalı olacağını düşünüyorum. Vereceğiniz katkılar Alevi hafızasının, Alevi yayıncılık hafızasının ve kültürel mirasının devam edebilmesi için önemli olacaktır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER: Akademisyenler Nail Elhan ile Mustafa Onur Tetik, ‘Alevi dergileri’ arşivi başlattı

  • Ender Dağ: İnancımızı doğru yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür!-VİDEO

    Ender Dağ: İnancımızı doğru yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür!-VİDEO

    PİRHA – Samandağ Alevi Kültür ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ender Dağ, 21 Şubat Dünya Anadili Günü sebebiyle açıklama yaptı. Video mesajında ana dilin önemine değinen Dağ “inancımızı doğru ve anlaşılır bir şekilde yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür” dedi.

    UNESCO tarafından 17 Kasım 1999’da ‘21 Şubat’ Uluslararası Anadili Günü olarak kabul edildi.

    Samandağ Alevi Kültür ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ender Dağ da 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesiyle video mesaj paylaştı.

    “Dünya Anadil Günü bütün halklara kutlu olsun” diyen Ender Dağ, Türkiye’de yaşayan Arap Aleviler için ana dilinin önemine dikkat çekti. Ender Dağ, inançlara ait yazılı kaynakları, orijinal dilinde okumak gerektiğini belirterek “Bunun da tek yolu ana dilin yaşatılmasıyla mümkündür” dedi.

    “İNANCIMIZI DOĞRU YAŞAYABİLMEMİZ ANADİLİMİZİ YAŞATMAKLA MÜMKÜNDÜR”

    25 Yıldır ücretsiz anadili kurs verdiklerini de söyleyen Ender Dağ, ana dilin yaşatılması için mücadelelerinin süreceğini aktardı:

    “Anadilimiz olan Arapça bizim için çok önemli çünkü bütün dini ibadetlerimizi Arapça olarak yapmaktayız. İnancımızın tüm yazılı kaynakları başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere Arapça’dır. Bu nedenle inancımızı doğru ve anlaşılır bir şekilde yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür. Ana dilinin unutulması Arap kökenli alimler için inancın kaybolması anlamına gelir. Çünkü bizde ibadet, okuduğunu anlamaktan, araştırmak ve sorgulamaktan gelir. Okuduğumuzu anlamaz isek, sorgulamaz, araştırmazsak sadece taklit etmiş oluruz. Bilgiye dayalı bir inancı orijinal kaynağından öğrenip yaşatmak gerekmektedir. Taklit şeklinde bir inanç doğru olmadığı gibi kaybolmaya da mahkumdur.”

    PİRHA/HATAY

  • Komisyon raporu Aleviler için ne sundu; Zeynel Abidin Koç yorumladı!-VİDEO

    Komisyon raporu Aleviler için ne sundu; Zeynel Abidin Koç yorumladı!-VİDEO

    PİRHA – Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı nihai raporu yorumladı. Koç, halkın beklediği sonuç odaklı bir rapor olmadığını belirterek “Alevilerin duygu ve düşüncelerinin hiçbiri, bu rapora yansımadı” dedi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci ardından Mecliste kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, çalışmalarını tamamladı. Komisyon, oy çokluğuyla 83 sayfalık nihai raporunu da kamuoyu ile paylaştı.

    Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç, Kürt sorununun çözümü konusunda Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporu yorumladı. Koç, halkın beklediği sonuç odaklı bir rapor olmadığının altını çizdi.

    “HALKIN BEKLEDİĞİ BİR RAPOR OLMAMIŞ”

    “Alevilerin duygu ve düşüncelerinin hiçbiri, bu rapora yansımadı” diyen Koç, “Toplumsal barışın kalıcı zeminini kuracak bir raporla mı karşılaştık?” sorusuna şu yanıtı verdi:

    “Net olarak söyleyeyim. Hayır. Yani, halkın beklediği sonuç odaklı bir rapor olmamış. Ama temelde baktığınız zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araya gelip iyi veya kötü bir rapor çıkması da kıymetli. Kıymetli ama raporun içeriğinde hiçbir bir net sonuç yok, tamamen temennilerden oluşmuş bir rapor.”

    “NASIL BİR KARDEŞLİKTEN BAHSEDİYORLAR?”

    Söz konusu raporda, dinlenen birçok kesimin taleplerine yer verilmedi. Alevi kurumlarının, komisyona katılıp sorunlarını anlatma talebi ise karşılık bulmadı. Ancak buna rağmen raporda Alevilere dair “Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri 10 yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir” ifadelerine yer verildi. “Aleviler bir kez daha yok sayıldı” diyen Koç, düşüncelerini şu cümlelerle paylaştı:

    “Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olan demokratikleşme sorunu içerisinde Alevilerin duygu ve düşünceleri hiçbir şekilde bu rapora yansımadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi sonuçta ‘hepinizi dinlerim ama ben kendi bildiğimi okur, kendi bildiğimi yazarım’ dedi.

    Raporun 28. sayfasında zaten deniliyor ki ‘birinin acısının diğerinin huzur getirdiği bir anlayış bizim medeniyetimizde asla tutunamaz. Birlik ve bütünlük sağlanmadıkça bu huzur gelmez. Bu sebeple kardeşlik bağlarımız asli ilkemizdir’.

    Biz bunu, bugüne kadar görmedik. Biz bunu 1921’de Koçgiri’de, 1938’de Dersim’de, 1978’de Maraş’ta, 1993’te Sivas’ta görmedik. ‘Kardeşlik’ derken neyi kastediyorlar?

    Bu halk zaten hiçbir zaman birlikte yaşama kültüründen size rağmen; yani sizin baskıcı rejimlerinize rağmen vazgeçmedi. Cumhuriyeti örnek alsanız 7-8 defa katliamdan, soykırımdan geçmemize rağmen biz her zaman barışın yanında yer aldık. Ama raporun sadece bir yerinde ‘Alevi’ kelimesi geçmiş. O da çoğulculuğu içine katmak amacıyla… 82 sayfalık raporun içerisinde kesinlikle bir şey yok. Hiçbir talebimiz, rapora nokta kadar bile geçmemiş.”

    Komisyon raporunun en tartışmalı kısımlarından biri de “terörsüz Türkiye” vurgusu oldu. Bu söylem üzerinden sürece yaklaşmanın toplumda güvensizlik oluşturduğunu söyleyen Zeynel Abidin Koç, şunları söyledi:

    “Türkiye’de insanlar kendilerini tanımlayamıyor! Bu bir terör. İnsanlar istedikleri dili konuşamıyor, kendi dillerinde eğitim alamıyorlar. Bu bir terör. Türkiye’de insanlar, kendi inançlarını ifade edemiyor; işte Alevileri örnek alın. Kendi ibadethanelerine, cemevlerine ‘ibadethane’ denmiyor. Bu bir terör. Terör dediğiniz sadece silahla yapılan bir çatışma değil ki. Bu raporun tek bir hedefi var; Türkiye’de özellikle doğu coğrafyasında yaşanan silahlı çatışmasının bitmesi. Bunun da nasıl biteceğini de ifade etmeyen bir rapor.”

    “KOLAY BİR SÜREÇ DEĞİL”

    Zeynel Abidin Koç, sürecin ilerleyebilmesi için hangi adımların atılacağının kamuoyuna açıklanması gerektiğini vurguladı. “Atılacak adımların hiçbiri raporda yazmıyor” diyen Koç, demokratikleşmenin zorunluluk olduğunu anlattı.

    “Demokratikleşme adımının bir an önce atılması lazım. Türkiye’deki bütün sorunların temel kaynağı bu. Devletin, eşit yurttaşlığı bir an önce demokratikleşme paketiyle garanti altına alması gerekir. Aksi halde halk, sürece dair her zaman şüpheli kalacaktır. Ancak şunu da söylemek gerekir; kolay bir süreç değil. Bu mücadelenin içerisinde çeşitli siyasal görüşleri olan partiler var. Ve bunların gerçek anlamda bir araya gelip komisyon kurması, gerçi rapor bir hüsran ama bunun oluşturulmuş olması bile kıymetli. Ama bunun devamının gelmesi gerekir. Eğer gelecekse hangi tarihte gelecek? 2026’da mı 2027’de mi yoksa seçimlerden sonra mı? Yoksa ‘seçimlere kadar bu raporla gidelim. Tekrar seçilelim. Sonra bakarız’ mı denilecek. Çünkü net tarihler yok.”

    “DEMOKRATİKLEŞMEYİ SAĞLADIĞINIZDA ORTADA SORUN DA KALMIYOR”

    Sürecin, “Terörsüz Türkiye” söylemi üzerinden yürüyemeyeceğinin altını çizen Zeynel Abidin Koç, “Siz demokratikleşmeyi halkınız için mi yoksa başkasıyla girdiğiniz pazarlık üzerinden mi yapıyorsunuz?” diye sordu. Devletin yaklaşımının doğru olmadığını söyleyen Koç, şu görüşleri de paylaştı:

    “Bir pazarlık yapacak durumda değilsiniz. Yönümüzü demokratikleşmeye dönmek zorundayız. Orta Doğu’daki iktidarlar gibi krallıkla yönetilen bir ülke değiliz. O yüzden bu açıklama çok sakat, mantıksız bir açıklama. Siz, ülkenizdeki bütün demokratikleşme sürecini yerine getirdiğiniz zaman zaten kimse kendine yandaş ve taraf da bulamaz. Siz zaten halkınızın gerekli olan bütün demokratikleşme, özgürlük mücadelesindeki hakları tanıdığınız zaman ortada bir konu kalmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde böyle bir yargı var. Mesela bir dava konusuz kalmışsa otomatikman dava kapanıyor. Çünkü konusuz kalmış. Burada da eğer mevcut Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kararları bir an önce uygulayıp konuları konusuz bırakırsa otomatikman her şey yerine oturmuş olacak.”

    “BİZİ TANIMLAMAYIN!”

    Zeynel Abidin Koç, değerlendirmesinin sonunda AKP-MHP iktidarına “Bizi tanımlamayın, bizi tanıyın” uyarısında bulundu. Koç, “Bizim sözümüz dinlenmeden veya komisyona aktarılmadan Alevi sorununun çözüleceğini sanmaları şahsen bizim açımızdan doğru bir yaklaşım değil” diye konuştu.

    ErenGÜVEN/İSTANBUL

  • Cuma Erçe: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ diyerek inancımızı yok sayamazsınız!-VİDEO

    Cuma Erçe: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ diyerek inancımızı yok sayamazsınız!-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetmeliğinde cemevleri için “kültürel tesis” denilmesini kınadı. Erçe, “belediyelere yeni bir imkan veriliyormuş” imajı yaratıldığını belirterek “Aksine cemevlerinin ibadethane sayılamayacağı tescillenmiş oldu. Cemevilerini hala ‘cümbüş evi’ olarak akıllarında tarif eden ve yok sayan anlayışları devam ediyor” dedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 22 Ocak tarihli ‘Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde cemevleri için “kültürel tesis” isimlendirmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

    Hükümetin, cemevlerini ibadethane olarak kabul etmemesine karşılık tüm Alevi kurumları eleştirilerini dile getirdi.

    “BÜYÜK BİR ALDATMACA”

    Cemevlerinin, imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” başlığı altında tanımlanmasına karşı gelen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yönetmelikte “büyük bir aldatmaca” olduğunu söyledi.

    “Bakanlığın yayınladığı yönetmelik değişikliğinde aslında bizi hiç de şaşırtmayan, tamamıyla hükümetin hangi zihniyete sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyan bir tutum ortaya çıktı. Bu yönetmelik değişikliğinde sözüm ona belediyelerin elini güçlendirmek adına artık sosyal, kültürel tesis alanlarına cemevi yapılabileceği, sözüm ona halka da bu şekilde anlatarak ‘Bakın Alevilere yeni bir hak daha veriyoruz’ dercesine bir yönetmelik değişikliğine gidildi. Ama bu yönetmelik değişikliği büyük bir aldatmaca içeriyor. Çünkü geçmişte belediyeler imar çalışmaları yaparken yeşil alan, okul, cadde ve pazar yeri diye kimi işaretlemeler yaparken ‘cami yeri’ diye de belirtiliyordu. Fakat Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde bu değişmiş, cami yerine ‘ibadethane alanı’ olarak işaretlemeye geçilmişti. Dolayısıyla ibadethane içinde cami, cemevi, kilise ve havra da bulunmakta.

    Belediyeler açısından bir bölgenin imara açılması durumunda, ilgili işaretlemeler yapıldığında ‘ibadet alanı’ koyması tek başına yeterli. O bölgedeki insanların ihtiyacı, talepleri doğrultusunda hareket edilebilir. Fakat tekçi, inkarcı, asimilasyoncu sistemin ürünü olan bu hükümetler, Cumhuriyet döneminin başından bu yana Aleviliği tanımayan, aslında tümden ortadan kaldırılması gereken bir inanç topluluğu olarak değerlendiren anlayış, belediyelere yeni bir imkan veriyormuş gibi gösterip, tersine cemevlerinin ibadethane sayılamayacağını tescillemiş oldu.”

    YOK SAYAN ANLAYIŞLARI DEVAM EDİYOR”

    Cuma Erçe, Alevi inancına dair devlet geleneğinde hiçbir değişimin olmadığının altını çizdi. Erçe, asıl amaçlananın, Aleviliğin özünden koparılması olduğunu ifade etti.

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kuranlar da bunlar! Ama demek ki o başkanlıktaki ‘Cemevi’ ifadesi de Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğuna göre orası da aslında bir ibadethane olarak görülmemiş. Bunun da teşhisi oldu. Dolayısıyla defalarca kez kamuoyuna duyurduğumuz haliyle bu hükümetin, bundan önceki hükümetlerde de olduğu gibi Aleviliğe bakış açısında değişen bir şey yok. Aleviliği bir inanç olarak görmeyen, cemevilerini hala ‘cümbüş evi’ olarak akıllarında tarif eden ve yok sayan anlayışları devam ediyor. Aynı zaman dilimi içerisinde Mecliste o partinin grup başkan vekili, ‘Suriye’de Müslümanlar öldürülüyorken gıkını çıkarmayanlar bugün Aleviler katlediliyor diye sokaklara çıkıyorlar’ diye cümle kullandı. Bu hükümet de Osmanlı ve Selçuklu anlayışını sürdürüyor. Aynı anlayış geçmiş yıllarda da ‘Alevi’ adıyla kurulmuş olan federasyonumuza, derneklerimize dava açmıştı. İlerleyen zamanlarda ‘Bir tane ibadethane vardır, o da camidir. Hepimiz Müslümanız. Müslüman olan kişi o camiye gider’ diyen anlayışın devamı niteliğinde bir uygulama.

    Aleviler açısından bu açıklamalar ya da bakanlığın bu yönetmelik değişikliği bir sürpriz değildi. Hatta her zaman karşılaştığımız ama alışmayacağımız bir durum olarak kaldı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yüzde 95’i Alevi olan köye cami yapma girişimi!

    Yüzde 95’i Alevi olan köye cami yapma girişimi!

    PİRHA – Urla ilçesine bağlı Alevi yerleşkesi olan Bademler köyüne cami yapılması için kaymakamlığa başvuru yapıldı. Yerel halk, herhangi bir ibadethaneye ihtiyaç duymadıklarını belirtirken, Muhtar Ali Bey Şen ise “Tiyatroyla anılan bir köyüz. Bademler sınırları içerisinde bu hayırsever vatandaşlarımız bir şey yapmak istiyorsa gelsinler tiyatro yapalım” diye konuştu.

    Sanatsal faaliyetleriyle tanınan İzmir’in Urla ilçesindeki Alevi köyü Bademler’de cami yapılması için kaymakamlığa başvuru yapıldı. Cami talebinin, köye yakın zaman öncesinde dışarıdan göç eden Folkart Sitesi sakinleri tarafından yapıldığı iddia edildi.

    Bademler Köyü Muhtarı Ali Bey Şen, Bademler Köyü’nde altı adet site olduğunu, yerleşke planlaması yapılırken ibadethane alanının da ayrıldığını söyledi. Muhtar Şen, Folkart isimli site içerisinde cami yapılmak istendiğini belirterek şu bilgileri aktardı:

    “Şu anda site içerisindeki vatandaşlar, kaymakamlığa cami yaptırabilmek için başvurmuşlar. Kaymakam bey de belediyeye yazı yazmış. Belediye ise ibadethane için ayrılan yerin diyanete tahsisini istemiş. Biz de belediye başkanına sorduk. Belediye başkanı da doğru olduğunu söyledi.

    “CAMİ İHTİYACINI DİLE GETİREN KİMSE OLMADI”

    Muhtar Ali Bey Şen, cami talebinin, iki yıl önce Folkart Sitesi’ne taşınan vatandaşlar tarafından yapıldığı bilgisini verdi. Muhtar Şen, gelişme üzerine köydeki sivil toplum örgütleriyle toplantı yaptıklarını belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Belediye başkanımızı da toplantıya çağırdık. Bizler, arz talep olmadığı için; yani bir cami ihtiyacımız olmadığı için cami yapılmaması gerektiğini düşündük. Çünkü yüzde 95’i Alevi olan bir köy burası. Hatta bir cemevine de ihtiyacımız olmadığını belirttik. Çünkü 1953 yılından bugüne kadar cem de yapmıyoruz. Tüm bunları belediye başkanının yüzüne karşı toplantıda söyledik. Ama şunu belirtelim; biz din karşıtı bir köy değiliz. Herkesin görüşüne saygımız var. İhtiyacı olan yerlere cami yapılırsa bizim için bir mahsur yok ama şu anda yüzde 95’i Alevi olan bir köyde ihtiyacımız olmadığını belirtmek için böyle bir toplantı yaptık. Bu yönlü bir ihtiyacı dile getiren kimse yok.”

    “DAHA ÖNCELİKLİ İHTİYACIMIZ VAR!”

    Folkart sitesinde 144 hane olduğunu belirten Muhtar Şen, köy nüfusunun ise 2500’e ulaştığını aktardı. İlçe bazında eğitim alanında Bademler Köyü’nün birinci olduğunu da söyleyen Muhtar Ali Bey Şen, şunları söyledi:

    “Herkesin dini özgürlüğü var ama bizim daha öncelikli işlerimiz var. Biz tiyatroyla anılan bir köyüz. Bademler sınırları içerisinde bu hayırsever vatandaşlarımız bir şey yapmak istiyorsa gelsinler tiyatro yapalım. 25 yıldır bir çivi çakılmadı. 57 Yıldır salonda tiyatro hizmeti veriyoruz. 93 yıllık tiyatro köyüyüz. Bizim daha öncelikli ihtiyacımız olduğunu söylüyoruz. Tiyatro binamızın yenilenmesine ihtiyaç var. Din düşmanı değiliz. Arz talep meselesi doğrultusunda böyle bunları söylüyoruz. Herkesin dini görüşü Allah’la arasındadır.”

    Eren GÜVEN/İZMİR

  • 20 ŞUBAT 2026 CUMA – GÜNDEM

    20 ŞUBAT 2026 CUMA – GÜNDEM

    -PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetmeliğinde cemevleri için “kültürel tesis” denilmesini eleştirdi. Erçe, “belediyelere yeni bir imkan veriliyormuş” imajı yaratıldığını belirterek “Aksine cemevlerinin ibadethane sayılamayacağı tescillenmiş oldu. Cemevilerini hala ‘cümbüş evi’ olarak akıllarında tarif eden ve yok sayan anlayışları devam ediyor” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Urla ilçesine bağlı Alevi yerleşkesi olan Bademler köyüne cami yapılması için kaymakamlığa başvuru yapıldı. Yerel halk, herhangi bir ibadethaneye ihtiyaç duymadıklarını belirtirken, Muhtar Ali Bey Şen ise “Tiyatroyla anılan bir köyüz. Bademler sınırları içerisinde bu hayırsever vatandaşlarımız bir şey yapmak istiyorsa gelsinler tiyatro yapalım” diye konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -AKD Antalya Şube Zeytinköy Cemevinde Hızır cemi yürütülecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersimli yurttaşlar, 21 Şubat Dünya Anadil Günü hakkında konuştu. Kirmançkî’nin Xizir’ın dili olduğunu söyleyen Dersimli yurttaşlar, “Her şeye rağmen anadilimize, inancımıza, itikatımıza sahip çıkalım” mesajını verdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Öğrenci Veli Derneği Antalya Şubesi, okullarda uygulamaya konulan Ramazan etkinliklerine dair saat 14:00’te Antalya Adliyesi önünde basın açıklaması yapıp ardından suç duyurusunda bulunacak. GÖRÜNTÜLÜ

  • Cumartesi Anneleri’nden Meclis Komisyonunun raporuna eleştiri!

    Cumartesi Anneleri’nden Meclis Komisyonunun raporuna eleştiri!

    PİRHA – Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporuna ilişkin eleştirilerini paylaştı.

    Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Kürt sorununun çözümü için kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun nihai raporuna dair eleştirilerini paylaştı.

    “İNKÂR VE YOK SAYMA”

    Yazılı yapılan açıklamada Cumartesi Annelerinin taleplerinin görmezden gelindiğine dikkat çekildi. “Büyük bir hayal kırıklığıyla gördük ki komisyonun hazırladığı raporda ne hakikatimize ne de dile getirdiğimiz taleplere yer verilmiş” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Demokratikleşme ve toplumsal barış iddiasıyla hazırlanan bir raporda, zorla kaybetmeler gibi ağır, sistematik ve süreklilik arz eden insan hakları ihlallerinin yok sayılması; bu iddianın kendisiyle açık bir çelişki içindedir. Kayıp yakınlarının beyan ve taleplerini resmi kayıtlardan dışlamak; acıyı derinleştiren, yas hakkını gasp eden ve adalet talebini bastıran anlayışın sürdürülmesidir. Bu tutum, kayıplarımızın akıbetini karanlıkta bırakan şiddetin yalnızca geçmişte kalmadığını; inkâr ve yok sayma yoluyla bugün de devam ettiğini göstermektedir. Görünmez kılınan her söz, uzatılan her sessizlik, cezasızlığı büyütmektedir. Toplumsal barış inkârla değil, hakikatin kabulüyle mümkündür. Dayanışma mağdurların sesini kısmakla değil, onların adalet talebini sahiplenmekle güçlenir. Demokrasi ise eleştirel hafızayı dışlamakla değil, geçmişle cesurca yüzleşmekle kök salar. Sözlerimizin ve taleplerimizin resmi bir raporda yer bulmaması, yalnızca bize değil; adalet arayan, hakikat talep eden tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır. Komisyon raporunda yer verilmemiş olabilir. Ancak mücadelemiz resmi metinlere, resmi onaylara ihtiyaç duymayacak kadar meşru ve güçlüdür. 30 yılı aşan ısrarımızla söylüyoruz: Biz buradayız. Kendi tarihimizi, kendi hafızamızı ve kendi hakikatimizi yazmaya devam edeceğiz. Kayıplarımızı unutturmayacağız.”

     

    Açıklamanın talepler kısmında ise şu cümlelere yer verildi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları eksiksiz uygulansın.

    Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklamalar son bulsun.

    TBMM bünyesinde, gözaltında kayıpları araştırmak üzere bağımsız ve etkili bir Hakikat Komisyonu kurulsun.

    Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin.

    Gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri açıklansın; kalıntıları ailelerine teslim edilsin.

    Fail ve sorumluları koruyan cezasızlık uygulamalarına son verilsin; etkin ve tarafsız soruşturmalar yürütülerek adalet sağlansın.

    Gözaltında kaybetme fiili insanlığa karşı suç olarak düzenlensin; zamanaşımı cezasızlığın aracı olmaktan çıkarılsın ve bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin.

    Türkiye, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme’yi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın.”

    PİRHA/İSTANBUL