Yazar: Semra ACAR

  • Narlıdere Cemevi’nde Sivas anması yapıldı – VİDEO

    Narlıdere Cemevi’nde Sivas anması yapıldı – VİDEO

    PİRHA – İzmir Narlıdere Cemevi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can anıldı. 33 yıldır adalet mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması için çağrı yaptı. 

    İzmir’de bulunan Narlıdere Cemevi, Sivas Katliamı’nın 33. yılı vesilesiyle anma gerçekleştirdi. Yaşamını yitiren 33 kişinin fotoğrafları bahçede bulunan Pir Sultan Abdal heykelinin önüne konularak üzerine karanfiller bırakıldı. ‘Biz bitti demeden Madımak davası bitmeyecek’ pankartı açılan anma saygı duruşuyla başladı.

    Çok sayıda kişinin katıldığı anma etkinliğinde semahlar dönüldü deyişler söylendi.

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN”

    Anma programında konuşan Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, 33 yıldır adalet aradıklarını belirterek, “Bugün bu meydan’da devlete ve hükümete bir kez daha sesleniyoruz: Canlarımızın katledildiği, insanlığın yakıldığı o karanlık mekân, yani Madımak Oteli derhal, amasız ve fakatsız UTANÇ MÜZESİ yapılmalıdır! Hafızayı silmek isteyenlere, katliamı unutturmaya çalışan egemen akla karşı; o bina bu ülkenin yüzleşme nişanesi olana kadar bu talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz!” dedi.

    Geçmişte yaşanan katliamların hesabı sorulmadan Türkiye’de ne demokrasiden ne de gerçek anlamda barıştan söz edilmeyeceğini belirtilen Özdemir, “Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Sivas’ta ve Gazi’de canlarımızı bizden koparan o tekçi, faşist ve gerici odak neyse; bugün Suriye’de Alevi halkına yönelik uygulanan soykırım ve vahşet de tam olarak aynısıdır! Aynı karanlık pınardan besleniyor, aynı nefretle saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİNİ MUTLAKA KAZANACAĞIZ”

    Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttüğünü kaydeden Özdemir,  “Alevileri asimile etmeye çalışanlara, işçiyi sömürenlere, kadını yok sayanlara karşı tek çaremiz: Eşit yurttaşlığa dayalı, demokratik ve laik bir Cumhuriyettir! İnançların özgür olduğu, devletin dinden elini çektiği, laikliğin ve demokrasinin bayraklaştığı bir ülkeyi mutlaka kuracağız!” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Konuşmaların ardından 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılacak anma programına katılım çağrısı yapıldı.

    PİRHA/İZMİR

  • Sivas’ta iki kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar: Devlet baka baka yaktı, baka baka bulamadı-VİDEO

    Sivas’ta iki kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar: Devlet baka baka yaktı, baka baka bulamadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda 2 kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar, Sivas davasına toplumun sahip çıktığını ancak devletin hiçbir zaman yüzleşmediğini söyledi. Çınar, “Yani devlet baka baka yaktı, baka baka da bulmadı” diyerek tepki gösterdi. Çınar, 2 Temmuz anmalarına “Unutmadık, unutturmayacağız” diyerek herkesi davet etti.

    Sivas Katliamı’nın bütün dünyayı derinden etkileyen bir süreç olduğunu belirten halk ozanı Hüsniye Çınar, katliamda yaşamını yitiren 33 kişiden üçünün yakın köylüsü, ikisinin ise kuzeni Handan Metin ve Gülsüm Karababa olduğunu belirterek, ailece zor günler yaşadıklarını anlattı.

    Dinmeyen bir acı yaşadıklarını ifade eden Çınar, Almanya’nın Solingen kentinde yaşanan ve 5 kişinin yaşamını yitirdiği saldırının ardından Alman hükümetinin olayı kınadığını ve saldırının yaşandığı yeri müzeye dönüştürdüğünü hatırlattı. Çınar, “Bizim devletimiz bunu dahi kınamadı. Madımak ateşi hala dinmedi içimizde çünkü bir utanç müzesi istedik orada ama yapmadılar” diyerek tepki gösterdi.

    Sivas’ta katledilen aydınları, yazarları ve şairleri unutmanın mümkün olmadığını söyleyen Çınar, “Yani ben bir Behçet abiyi nasıl unutabilirim?” diyerek yaşananların büyük bir acı olduğunu dile getirdi.

    “DEVLET BAKA BAKA YAKTI, BAKA BAKA BULAMADI”

    Sivas davasına Alevi, Sünni, Kürt, Laz ve Çerkez olmak üzere tüm halkların sahip çıktığını vurgulayan Çınar, devletin ise hiçbir zaman Sivas Katliamı’yla yüzleşmediğini söyledi.

    Sanıkların avukatlığını yapan kişilerin daha sonra bakan ve milletvekili yapıldığını ifade eden Çınar, sanıklardan birinin ise karakola 100 metre uzaklıkta oturmasına rağmen 18 yıl boyunca bulunamadığını hatırlattı.

    “Yani devlet baka baka yaktı, baka baka da bulmadı” diyerek tepkisini dile getiren Çınar, toplumun davasına sahip çıktığını ve katliamın 33. yılında da sahip çıkmaya devam edeceğini vurguladı.

    Devletin Sivas dosyasının AİHM’e taşınmasına izin vermediğini kaydeden Çınar, dava sürecine sahip çıkan çok sayıda kişinin ve aile yakınının yaşamını yitirdiğini söyledi. O süreçte davadan yana tavır alan hakim ve savcıların görev yerlerinin değiştirildiğini ileri süren Çınar, davadaki başarısızlığın devlet eliyle yaratıldığını belirtti.

    “BİZ ÖLMEYE DEVAM ETSEK DE MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmemesine tepki gösteren Çınar, “Çünkü insanlığa düşmanlar bunlar, insana düşman, canlıya düşman, üreten, düşünen, aydın, laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü, devrimci insana karşı bunlar” diyerek faşizan bir baskıyla egemenlik kurmaya çalıştıklarını söyledi.

    Sivas’ı unutturmayacaklarını ve mücadeleyi sürdüreceklerini ifade eden Çınar, Gazi olayları sırasında Gülsüm Karababa’nın babası halk ozanı Mehmet Ali Karababa’nın, “Yine yavrularımızı mı yakacaklar, yine mi yakacaklar?” diyerek kalp krizi geçirip yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Çınar, “Yani biz ölmeye devam etsek de mücadelemiz sürecektir” dedi.

    “DAVAMIZA SAHİP ÇIKALIM, UNUTMUYORUZ DİYELİM”

    Her yıl 2 Temmuz Sivas anmalarına katıldığını belirten Çınar, şu çağrıyı yaptı:

    “Aydınlara, bütün devrimcilere seslenmek istiyorum. Dili, dini, rengi ne olursa olsun bir olursak, diri olursak bizi yıkmaya güçler yetmez. Sivas’ta yitirdiğimiz Muhlis Akarsu’nun bir sözüdür; ‘Bir olsaydık yer oynardı yerinden.’ O yüzden herkesi bir olmaya, birlik olmaya çağırıyorum. Davamıza sahip çıkmaya devam edelim dostlar. Biz bunu ülkemizin birçok yerinde yaşadık; Dersim’de yaşadık, Çorum’da yaşadık, Sivas’ta yaşadık, Ortaca’da yaşadık, Gazi’de yaşadık. Yaşadık, hem de çok yaşadık. Bugün sana, yarın bana. Hakikaten bir olmamız gerekiyor. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, dilimiz, dinimiz, ırkımız, cinsiyetimiz ne olursa olsun bir olmalıyız. Davamıza sahip çıkalım, bağıralım, diyelim ki susmuyoruz, unutmuyoruz.”

    Semra ACAR / İZMİR

  • 27 HAZİRAN 2026 CUMARTESİ – GÜNDEM

    27 HAZİRAN 2026 CUMARTESİ – GÜNDEM

    -Sivas Madımak Katliamı’nda babası Behçey Aysan’ı kaybeden Eren Aysan ajansımıza konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Sivas Katliamı’nda 2 kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar, Sivas davasına toplumun sahip çıktığını ancak devletin hiç bir zaman yüzleşmediğini söyledi. Çınar, “Yani devlet baka baka yaktı, baka baka da bulmadı” diyerek tepki gösterdi. Çınar, 2 Temmuz anmalarına unutmadık, unutturmayacağız diyerek herkesi davet etti. GÖRÜNTÜLÜ

    -Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakası uygulamasını iptal etmesini Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin,PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin’de saat 17.00’de ‘Özgürlük Mitingi’ yapılacak.GÖRÜNTÜLÜ

  • DAD İzmir yöneticileri lokmalarıyla Yıldız ailesini ziyaret etti  – VİDEO

    DAD İzmir yöneticileri lokmalarıyla Yıldız ailesini ziyaret etti – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi yöneticileri Muharrem ayı vesilesiyle Baba Mansur Ocağı’ndan Fidan Yıldız’ı ziyaret etti. Ziyarette Alevilik üzerindeki asimilasyon politikaları, Reya Haq Aleviliği tarihinde ocak sistemi ve cemevleri gibi konularda muhabbet yapıldı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi yöneticileri, Çiğli ilçesine bağlı Şirintepe Mahallesi’nde oturan Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Fidan Yıldız ve eşi Hüseyin Yıldız’ı ziyaret etti. Lokmalarıyla Yıldız ailesini ziyaret eden DAD üyeleri, lokma duasının ardından muhabbette geçti.

    “KÖYLERDEN KENTE GÖÇ İLE BİRLİKTE BİREYSELLİK ÖN PLANA ÇIKTI”

    Neolitik dönemden günümüze gelen Alevilik inancı üzerine konuşulan muhabbete, Aleviliğin komünal yapısına dikkat çekti. Reya Haq Aleviliğinde ocakların önemine vurgu yapan üyeler, asimilasyon politikalarına dikkat çekti. Aleviliğin hegemonyaya ve işgale izin veren bir itikat olmadığı belirtilen muhabbete, Kerbela’da sonra yaşanan Gazi, Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarının olduğu kaydedildi.

    Öte yandan ev muhabbetinde bir araya gelmenin önemine vurgu yapan üyeler, rızalık, ikrarlaşma ve hakikatin ne olması üzerinde geniş değerlendirmeler yaptı.

    Köylerden kentlere göç ve hakikat gerçeğinden uzaklaşmayla birlikte kentlerde bireyselleşmenin ön plana çıktığı belirtilen muhabbete, sistemsel dayatmaların olduğu kaydedildi.  Muhabbete, doğa, insan, yaşam, barış ve paylaşımın olduğu ancak son zamanlarda iktidarlaşmanın da Alevi kurumlarında arttığı kaydedildi.

    “ÖĞRETMENLER, İŞÇİLER VE MADENCİLER DE BUGÜNÜN HÜSEYİNİ DURUŞUNU SERGİLİYOR”

    Muhharem ayında iftarın olmadığı belirtilen muhabbete, herkesin mütevazi bir sofra kurduğu belirtildi. Hüseyini duruşun önemine vurgu yapılarak, “Haksızlığa karşı dik duruş, mazlumun yanında olmak amacıyla bu yası tutuyoruz. Hz. Hüseyin diyor ya; ‘Eğer ben istersem bana su da var Fırat ve Dicle var. Ben kendimi düşünürsem suyu içerim ama bundan sonra herkes gelip Yezide biat edecek. Bizde haksızlığa karşı durmazsak şimdi ki yezide biat etmiş olurum. Bugün işçisi, memuru, öğretmeni ve madenciler akşama kadar haklarını arıyor. Bu da bir hak mücadelesidir. Bunlarda bu dönemin Hüseyini duruşunu sergiliyor” denildi.

    Muhabbete Aleviliğin hakikatle yoğrulduğu ve kendi özünden uzaklaşmadan Yol’u sürdürmenin önemine vurgu yapıldı.

    PİRHA /İZMİR

     

     

     

     

  • AKD Yöneticisi Sakine Güler: Rızalık vermeyenlerin lokmalarını paylaşmayız – VİDEO

    AKD Yöneticisi Sakine Güler: Rızalık vermeyenlerin lokmalarını paylaşmayız – VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez yöneticisi Sakine Güler, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Muharrem ayında katkıda bulunmak istemesi gibi çeşitli girişimlerinin olduğunu belirterek, “Muharrem lokmalarımız rızalık lokmasıdır. Rızalık olmayan bir lokmayı yiyemeyiz” diyerek tepki gösterdi. Güler, devletin asimilasyon politikalarını eleştirerek, mücadele çağrısı yaptı. 

     

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde 2022 yılında kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, cemevlerine maddi destek, personel ve bakım hizmetleri sunarken,  Alevi kurumları ise Başkanlığın Alevilerin inanç taleplerini karşılamaktan uzak olduğunu, cemevlerini devlet kontrolüne alma ve asimilasyon politikalarının bir parçası olarak faaliyet yürüttüğünü savunuyor.  Alevi kurumları, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması ve eşit yurttaşlık talepleri karşılanmadan sunulan destekleri kabul etmeyeceklerini ifade ediyor.

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Kadın ve Gençlikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sakine Güler,Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına yönelik politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “RIZALIK VERMEYENLERİN LOKMASINI PAYLAŞMAYIZ”

    Devletin Alevilerin temel taleplerini yıllardır görmezden geldiğini ancak Muharrem ayında cemevlerine destek sunmaya çalıştığını ifade eden Güler, bunun kabul edilemez olduğunu belirtti.

    “Bizim Muharrem’imiz, lokmalarımız rızalık lokmasıdır. Rızalık olmayan bir lokmayı yiyemeyiz. Bu devletin vergileriyle verilen lokmalardır. Biz herkesin lokmasını rızalık alarak paylaşırız. Rızalık vermeyenlerin lokmasını paylaşmayız” diyen Güler, Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen destek politikalarına karşı olduklarını vurguladı.

    “DEVLET ÖNCE CEMEVLERİNİ İBADETHANE OLARAK KABUL ETSİN”

    Alevilerin tarih boyunca baskı ve kıyımlarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Güler, bugün de devlet eliyle farklı yöntemlerle asimilasyon politikalarının sürdürüldüğünü söyledi.

    Devletin gerçekten Alevilere destek vermek istiyorsa öncelikle cemevlerini ibadethane olarak tanıması gerektiğini belirten Güler, “Aksi takdirde Cemevi Başkanlığı üzerinden gelen hiçbir şeyi kabul etmeyiz. Biz bunların karşısında durmaya devam edeceğiz” dedi.

    “BİZİ BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkililerinin birçok kez şubelerini ziyaret ettiğini söyleyen Güler, görüşmelerde maaşlı dede, personel ve çeşitli hizmet tekliflerinin yapıldığını ancak bunların tamamını reddettiklerini aktardı.

    Başkanlığın Alevileri kendi içinde bölmeye çalıştığını dile getiren Güler, “Bizi birbirimize düşürmeye çalışıyorlar. Ama biz birliğimizi koruyacağız. Küçük hesaplar peşinde olanlar ayrışabilir. Biz yoluna bağlı, inancına sahip çıkan insanlarla mücadelemizi sürdüreceğiz. Asimilasyona hiçbir şekilde prim vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Güler ayrıca Cumhurbaşkanlığı tarafından 17 yaş altındaki gençlere yönelik düzenlenen bazı gezi programlarını da eleştirerek, bu faaliyetlerin gençlere yönelik asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu savundu. Gençlerin bu girişimlerin farkında olduğunu söyleyen Güler, “Bu çalışmalar da sonuçsuz kalacaktır” dedi.

    “HAKLARIMIZI MÜCADELEYLE ALACAĞIZ”

    Devlete karşı olmadıklarını ancak eşit yurttaşlık hakkı talep ettiklerini vurgulayan Güler, cemevlerinin statüsü ve Alevilerin taleplerinin bir lütuf değil hak olduğunu ifade etti.

    “Biz bunların vaat olarak sunulmasını istemiyoruz. Bunlar bizim haklarımızdır. Kimse bize bağış ya da hediye vermiyor. Her yurttaş gibi biz de hakkımız olanı talep ediyoruz. Bu haklarımızı da sonuna kadar mücadele ederek alacağız” diye konuştu.

    Semra ACAR/ İZMİR

     

  • DEM Parti Milletvekili Çubuk’tan direniş çadırında yapılacak Aşure lokmasına çağrı – VİDEO

    DEM Parti Milletvekili Çubuk’tan direniş çadırında yapılacak Aşure lokmasına çağrı – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti’nin İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Meclis’ten tüm kadınları Varto direniş çadırında devam eden eylemde yapılacak aşureye davet etti. 

    Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere Köyü’nde yapılmak istenen JES projesine karşı başlatılan çadır eylemi 54’üncü gününde sürüyor.

    DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Meclis’te söz alarak Varto direnişini selamladı. 29 Haziran Pazartesi günü Saat:11.00-13.00 saatleri arasında direniş çadırında kadınların Aşurelerini paylaşacağını söyleyen Çubuk, tüm kadınları Aşure lokmasına katılım sağlama çağrısı yaptı.

    54’üncü gününde devam eden çadır nöbetini Muskan(Beşikkaya) köylüleri devraldı. Öte yandan direniş çadırına destek ziyaretleri devam ediyor.

    PİRHA/VARTO

  • Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında PİRHA’ya konuştu. Sivas davasının başından itibaren gerçek sorumluların yargılanmadığını belirten Altıok, cezasızlık politikalarının sistemli şekilde işletildiğini söyledi. İç hukukta yaşanan usulsüzlükleri anlatan Altıok, Anayasa Mahkemesi’nin ailelerin başvurusunu yıllarca gündeme almadığını, buna karşın sanıkların başvurularını hızla değerlendirdiğini belirtti.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Katliamda babası şair Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında dava sürecini, yaşanan ihmalleri ve adalet mücadelesini PİRHA’ya anlattı.

    “SİVAS KATLİAMI’NDA SUÇU OLANLAR GERÇEKTEN SORGULANMADI”

    Sivas Katliamı’nın 33 yıllık dava sürecini değerlendiren Zeynep Altıok, gerçek sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını belirterek şöyle konuştu:

    “Davanın da otuz üç yıllık bir geçmişi var. Ana dava yıllar sürdükten sonra firari sanıklar üzerinden iki ayrı davanın sürecini otuz üç yıl boyunca bugünlere kadar taşıdık. Ancak o sürecin içerisinde zaten tüm yargılama sürecinin en başından itibaren gerçek suçluların, sorumluların, örgütleyenlerin, planlayanların, dahil olanların, katliam sırasında müdahale etmeyen polisin, kolluk kuvvetinin, itfaiyenin, sağlıkçının, yöneticilerinin, sorumlularının, emir verenlerinin dahil olduğu gerçekten bu suçta payı olan hiç kimsenin sorgulanmadığı, sadece eylemciler arasından rastgele yakalanmış bir avuç insanın yargılandığı o ana davanın firarileri üzerinden sürdürmeye gayret ettiğimiz bir dava sürecimiz vardı.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ, SİVAS AİLELERİNİN İTİRAZ DİLEKÇESİNİN KAPAĞINI BİLE AÇMADI”

    Firari sanıklar hakkındaki ilk davanın 2012 yılında zaman aşımına uğratıldığını, ikinci davanın da benzer şekilde sonuçlandığını söyleyen Altıok, ailelerin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun yıllarca bekletildiğini ifade etti.

    “Bu sonuçtan bir iki yıl evvelde de yine hatırlayacaksınız yaşı dolayısıyla aslında elinde benzin bidonuyla insanları tutuşturduğu delillerle, belgelerle sabit olan bir katilin vahşi bir barbarın Cumhurbaşkanı tarafından kişiye özel affıyla karşı karşıya kalmıştık. Ardından ertesi yıl bir kişinin daha salınmasıyla karşı karşıya kalmıştık. Ancak bu yıl ne yazık ki artık tüm hükümlülerin, insanlık suçu işlemiş olan tüm katillerin göstermelik bir hukuk kararıyla serbest bırakılmasıyla karşı karşıya kaldık.

    Burada şöyle çarpıcı bir mesele var. 2012’deki zaman aşımı kararının arkasından biz aileler olarak avukatlarımız aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne itiraz dilekçemizi vermiştik ve bizim itiraz dilekçemiz bunca senedir hiçbir şekilde gündeme alınmamış, kapağı bile kaldırılmamışken geçtiğimiz yıl aynı Anayasa Mahkemesi’ne serbest bırakılan bu sanıklardan birinin dilekçesi ivedilikle derhal görüşmeye alınarak işte bu tümünün serbest kalmasını sağlayan kararla gündeme geldi. Bunlar iç hukukun son aşamadaki usulsüzlükleri ve hakikaten olmaz denilecek insanlık suçu, zaman aşımı, devlet sırrı gibi kavramların nasıl ideolojik erk lehine eğilip büküldüğünü bize gösteren somut veriler olarak karşımızda duruyor.”

    “AİHM BAŞVURUSUYLA TÜRKİYE’DEKİ ÇARPIKLIĞI DİLE GETİRDİK”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru sürecini anlatan Zeynep Altıok, Türkiye’de iç hukuk yollarının fiilen tüketilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu nedenle bir süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç hukuk yolları tükenmeden Türkiye’den dosya almamaya başlamıştı. Bizim 2012 yılında verdiğimiz dilekçenin gündeme alınmamasının bir sebebi zaman aşımını ikinci dava lehine yineleyebilmek, o emsali değerlendirebilmek ama daha önemli bir sebebi de iç hukuk yolunu ila nihai tüketmemek ve dolayısıyla da AİHM yolunu bize kapalı tutmak. Ancak geldiğimiz son noktada yaptığımız değerlendirmeler ve çalışmalar, uluslararası emsaller, hatta Türkiye’deki benzer başvurular incelenerek biz de aslında buradaki yanlışlığı, çarpıklığı da dile getirebileceğimiz, iç hukuk yollarının da özellikle tüketilmediğinin, sonuçlandırılmadığının kanıtını gözler önüne sermek istediğimiz bir başvuru çalışması yürüttük ve dilekçemizi avukatımız Günal Kurşun aracılığıyla verdik.”

    “33 YILLIK YARGI SÜRECİNDE SANIKLAR KORUNDU”

    Sivas dosyasında yaşananları bilinçli bir cezasızlık politikası olarak değerlendiren Altıok, katliamın planlı ve örgütlü bir saldırı olduğunu belirterek, 33 yıllık yargı süreci boyunca sanıkların korunduğunu söyledi.

    “Otuz üç yıllık yargı sürecinde sanıkların, hüküm giymeden önce sanık olanların, hüküm giydikten sonra cezalarını çekmek için hapishaneye gönderilmiş olan hükümlülerin korunup kollandığı, onların mağdur olarak iktidar basın organları ya da iktidarın en üst mertebesindeki temsilcileri, milletvekilleri, bakan tarafından korundukları, kayırıldıkları, mağduriyetle bir arada anıldıkları bir söylemle o süreç yönetildi.”

    “BU KATLİAMIN FİKİR BABALARI ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Altıok, katliamın yalnızca sanıkların korunmasıyla sınırlı kalmadığını, sürecin sorumlularının da ödüllendirildiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Elbette bu süreç de tıpkı iç hukuk yolunun tüketilmemesini düşünen aklın mahareti gibi aynı maharetle sürüncemede bırakıldı. Buna mukabil sanıkların avukatlarının içinden bir değil; bakanlar, milletvekilleri, baro başkanları, HSK’ya atananlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanlığına atananlar, birçok iktidar partisinin üst düzey yöneticiliğine getirilenler oldu.

    Hiçbir zaman soruşturulmayan, yargılanmayan ama bu işin müsebbibi olan, en başında örgütçüsü, fikir sahibi ve gizli temsilcisi olan insanlar da bu ödüllendirmelerden, bu mertebelerden, bu makamlardan faydalandırıldılar. Dolayısıyla elbette tamamına baktığımızda yıllar geçtikçe odalar dolusu dosyayla daha da açmaza sürüklenen, ilgilenilmesi ve yeniden ele alınması güçleştirilen büyük bir kalabalığa terk edilen ama o yıllar içerisinde de bütün o kalabalığın üzerine kalın tozlar yerleştirilen bir süreçle karşı karşıya bırakıldık.”

    “YÜZLEŞME GÖSTERMELİK MEKÂNLARLA GERÇEKLEŞMİYOR”

    Sivas Katliamı’yla yüzleşmenin her şeyden önce adalet mekanizmasının işletilmesi ve sorumluların cezalandırılmasıyla mümkün olacağını belirten Altıok, katliamın arkasındaki siyasal anlayışın iktidarda olmasının gerçek bir yüzleşmenin önünü kapattığını söyledi.

    Katliamın aydınlatılması için yıllardır mücadele eden aileler, Alevi kurumları ve sivil toplum örgütlerinin engellemelerle karşılaştığını ifade eden Altıok, 2 Temmuz anmalarında da tehdit, polis müdahalesi, gaz ve provokasyonlarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

    Madımak Oteli’nde oluşturulan anı köşesinin gerçek bir yüzleşme örneği olmadığını söyleyen Altıok, şunları kaydetti:

    “Orada katliamı unutturmamak için kurdukları bir kültür merkezi olarak adlandırdıkları yerin anı köşesinde katillerin ismiyle mağdurların ismini yan yana koydular. Buna yaptığımız müdahaleyi, itirazı, hukuk yoluyla açtığımız davayı da hükümsüz bıraktılar. Otuz üç yılın sonunda bir iki yıl evvel sessiz sedasız bir şekilde kaldırdılar. Yüzleşme göstermelik mekânlarla gerçekleşmiyor. Bir ülkede en vahşi suçu işleyen insanlar Cumhurbaşkanı tarafından bizzat meşrulaştırılarak serbest bırakılıyor ve özellikle korunuyorsa o yüzleşme zaten mümkün değildir.”

    “AABF’NİN SANAL MÜZE PROJESİ ÖNEMLİ BİR YÜZLEŞME ÖRNEĞİ”

    Madımak Oteli’nin yerinde gerçek bir anı merkezinin bulunmasının önemli olduğunu vurgulayan Altıok, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 30. yıl kapsamında hazırladığı sanal müze çalışmasının önemli bir yüzleşme örneği olduğunu belirtti.

    “Otuzuncu yıl sürecinde Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yürütülen, Madımak Oteli’nin sanal müze olarak kurgulandığı proje çok iyi bir yüzleşme örneğidir. Sözlü tarihle tüm belgelerin kayıt altına alındığı, arşivle, yapılan röportajlarla ve sanal müzenin kendisiyle birlikte koca bir projenin ortaya çıktığı bu çalışma yüzleşme projelerinin en doğru örneğidir.”

    “SİVAS’A PİR SULTAN ABDAL HEYKELİ DİKİLMELİ”

    Altıok, katliamın başladığı noktaya yeniden Pir Sultan Abdal heykelinin dikilmesinin de yüzleşmenin önemli adımlarından biri olacağını söyledi.

    “Yoksa Alevilere tanınan kendi köyleri, kendi ilçeleri, kendi bölgesiyle kısıtlanan bir hayat… Pir Sultan Abdal heykelinin yeniden oraya dikilmek yerine Banaz’a gönderilmesi bile bu işin aslında ne kadar yapılmadığını, yapılmak istenmediğini ve yapılmayacağının göstergesi gibidir.”

    O ACIYI HAYATIMIZIN HER GÜNÜ YAŞIYORUZ”

    Katliamın acısının yalnızca 2 Temmuz’da hissedilen bir acı olmadığını dile getiren Altıok, şöyle konuştu:

    “Belki de benim açımdan kimliğim haline gelen, belki de Zeynep Altıok başka biri olacaktı ama bugün bundan ayrı bir hayatı olmayan bir insana dönüşmemi sağlayan belirleyici bir gün. Senede bir kez yaşamadığımız bir acı. Hiç tahmin edilmeyen en sıradan günlük bir anda bile sizi bırakmayan bir belirleyici ya da işte o adalet mücadelesini yürütürken onu hayatımızın içine yedi yirmi dört tüm yaşamınıza sirayet etmiş bir öncelikli gaye olarak her gün yaşadığımız bir süreç.”

    “YILLARA YAYILDIKÇA MÜCADELE HATTINDAN FİRE VERİLDİ”

    Bu mücadelenin yaşamlarının merkezine yerleştiğini söyleyen Altıok, kendisini en çok yaralayan şeyin katliamı gerçekleştirenler değil, yıllar içinde mücadele hattının zayıflaması olduğunu ifade etti.

    “Yıllara yayıldıkça bir bir eksilen, giderek zayıf mücadele hattının omuzdaşlarından verilen fire olduğunu söylemeliyim.”

    2012 yılında verilen zaman aşımı kararının ardından güçlü bir toplumsal tepki oluştuğunu, ancak son davada verilen zaman aşımı kararından sonra bu duyarlılığın ciddi biçimde azaldığını belirten Altıok, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ana muhalefet partisi, kendi partimin de dahil olduğu tüm muhalif kesimlerin bu konuya duyarsızlığı, bir açıklama yapmaktan, bir tweet atmaktan dahi imtina eder oluşu, bugün AİHM başvurusunu yürüttüğümüz süreçte bunu kendi görünürlüğü için konu etmek isteyen kişilerle karşı karşıya kalmış olmak gibi alt alta koyduğumda, mücadele hattında beraber olduğumuzu düşündüğümüz birçok kişinin aslında hiç de orada olmadığını tekrar tekrar deneyimlemiş olmama rağmen en şiddetli tokadı yediğim yıl olarak duygusal anlamda bu yılın benim için bir milat, başka bir bilinç ayrımına varmak için benzersiz bir deneyim sunduğunu üzülerek belirtmek zorundayım.”

    Semra ACAR / İZMİR

     

     

     

  • AKD Urla Şube Başkanı Tatar: Aşure, birlik ve kardeşliğin lokmasıdır – VİDEO

    AKD Urla Şube Başkanı Tatar: Aşure, birlik ve kardeşliğin lokmasıdır – VİDEO

    PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri Urla Zeytinalan Cemevi Şube Başkanı Hasan Tatar, Muharrem ayında tutulan matem orucunun birlik, paylaşım ve dayanışma anlayışını güçlendirdiğini belirterek, aşurenin tüm toplumla paylaşılan kutsal bir lokma olduğunu söyledi. Tatar, AKD Urla Zeytinalan Cemevi’nde düzenlenecek aşure lokmasına herkesi davet etti.

    Alevilerin kutsal aylarından biri olan Muharrem ayı, yalnızca bir yas ve matem dönemi değil, aynı zamanda birlikteliğin, paylaşmanın, dayanışmanın ve toplumsal kardeşliğin simgesi olarak kabul ediliyor. Kerbela’da yaşanan acıların anıldığı bu dönemde, Aleviler hem tarihsel hafızalarını canlı tutuyor hem de insanlık değerlerini yaşatmaya çalışıyor.

    Muharrem ayında tutulan oruçlar bölgelere ve ocak geleneklerine göre farklılık gösterebiliyor. Bazı yörelerde 12 gün, bazı yörelerde ise 15 gün süren oruçlarda gece saat 24.00’ten sonra hiçbir şey yenilip içilmiyor. Gün boyunca sürdürülen oruç, akşam saatlerinde gün batımının esas alınmasıyla açılıyor. Bu süreçte gösterişten, eğlenceden ve israftan uzak durulurken, paylaşım, sabır, hoşgörü ve dayanışma duyguları ön plana çıkıyor.

    “ALEVİ İNANCINDA ZORLAMA YOK”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Urla Zeytinalan Cemevi Şube Başkanı Hasan Tatar, Muharrem ayında tutulan matem orucunun Alevi inancındaki önemine dikkat çekerek, oruçların gün batımında açıldığını söyledi.

    Matem ayında 12 gün oruç tutulduğunu belirten Tatar, geçmişten günümüze sürdürülen uygulamalara ilişkin şu bilgileri verdi:

    “On iki gün oruç tutulurdu. Oruç kesinlikle gün batımı esas alınarak açılırdı. Gece saat 24.00’ten sonra ise hiçbir şey yenilip içilmezdi. Çünkü o saatten sonrası yeni gün olarak kabul edilirdi. Oruç süresince su içilmez, et yenilmez, tırnak kesilmezdi. Buna ilişkin çeşitli kurallar ve hassasiyetler vardı.”

    Alevi inancında zorlamanın yer almadığını ifade eden Tatar, geçmişte oruç ibadetinin belirli geleneklerle tamamlandığını anlatarak, “On iki yıl boyunca oruç tutan kişi, on ikinci yılın sonunda on iki kazan aşure kaynatır, cem yapar ve orucunu bu şekilde çıkarırdı” dedi.

    Eskiden köylerde Muharrem orucu başladığında aşure için kullanılacak 12 çeşit kuru gıdanın önceden temin edildiğini anlatan Tatar, bu malzemelerin beyaz bir torba içerisinde muhafaza edildiğini ve kimsenin dokunmasına izin verilmediğini söyledi. Aşureye büyük bir kutsiyet atfedildiğini belirten Tatar, Muharrem ayının manevi yönünün toplum yaşamında önemli bir yer tuttuğunu ifade etti.

    Muharrem orucunun 12. gününün ardından aşurelerin pişirildiğini belirten Tatar, “On ikinci günün sonunda, 13. gün aşureler hazırlanırdı. Öğlene kadar sürdürülen oruç, aşure ile açılır ve komşulara dağıtılırdı” diye konuştu.

    Geçmişte insanların inançlarına daha sıkı bağlı olduklarını dile getiren Tatar, kentleşmeyle birlikte bazı geleneklerin zayıfladığını söyledi.

    “AŞURE LOKMAMIZA HERKESİ BEKLİYORUZ”

    AKD Urla Zeytinalan Cemevi’nde her yıl düzenli olarak aşure lokması paylaştıklarını, kurban kestiklerini ve cem erkânı yürüttüklerini belirten Tatar, aşurenin Alevi inancında özel bir yere sahip olduğunu vurguladı.

    Cemevlerinin bugün daha geniş kitlelere ulaştığını ifade eden Tatar, şunları söyledi:

    “Aşure bizim için çok kutsaldır. Artık cemevlerimiz var ve daha geniş kitlelerle bir araya geliyoruz. Sünniler de Museviler de cemevimize geliyor. Kendi Alevi toplumumuz zaten burada. Biz yetmiş iki millete bir nazarla bakıyoruz. Aşuremizi herkesle paylaşmak istiyoruz. Bizde insanı dışlamak değil, insanı birleştirmek vardır. Birlikte olmak, paylaşmak vardır. Bu nedenle kapı komşumuzdan tüm yurttaşlarımıza kadar herkesi aşure lokmamızı paylaşmaya davet ediyoruz.”

    Hasan Tatar son olarak,  Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na yönelik eleştirilerde bulunarak, Alevi toplumuna dönük asimilasyon politikalarının sürdüğünü savundu. Alevi yol ve erkânını yaşatmak için mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden Tatar, inanç ve kültür değerlerini gelecek kuşaklara aktarmaya devam edeceklerini söyledi.

    Semra ACAR/ İZMİR

  • 25 HAZİRAN 2026 PERŞEMBE – GÜNDEM

    25 HAZİRAN 2026 PERŞEMBE – GÜNDEM

    -DAD Genel Merkez Yöneticisi Fethiye Yıldırım, Yası Kerbela Orucu’na dair konuştu.GÖRÜNTÜLÜ

    -Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığını söyleyen Zeynep Altıok, “Bu dosyada cezasızlık tesadüf değil, tercihtir” diyerek hem dava sürecini hem de giderek zayıflayan toplumsal mücadeleyi değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Muharrem ayının Aleviler için önemli olduğunu vurgulayan  AKD Urla Şubesi Başkanı Hasan Tatar, Aşure’nin Alevi inancında çok önemli olduğunu ve 12 çeşit gıdadan yapıldığının söyledi. Tatar, Aşurenin birliktelik ve paylaşımı simgelediğini, 72 milletti aynı sofrada buluşturduğunun altını çizdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin Kültürhane’de sanatseverler tarafından izlenen “Dijital Görüş-Tutsak Hayallerin Yapay Zeka ile Tanışması” adlı sergi, Yazar Adil Okay’ın koordinesinde, Ezgi Bakçay’ın küratörlüğünde hazırlandı. Adil Okay ve Ezgi Bakçay, sergiye dair ajansımıza konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Gülistan Doku davasının Erzurum’a taşınmak istenmesine ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kumluca Şube YK Üyesi Ayşe Panuç  PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin’de faaliyet yürüten yöre dernekleri, kentte 27 Haziran’da gerçekleştirilecek “Özgürlük Mitingi” için saat 13.00’de Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenleyecek.GÖRÜNTÜLÜ

  • Mersin’de ‘Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı – VİDEO

    Mersin’de ‘Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı – VİDEO

    PİRHA – Mersin’de, Suriye’deki Katliamlara Karşı Dayanışma İnisiyatifi, Suriye’de Alevilere yönelik devam eden soykırım ve kadın kaçırmalarının derhal durdurulması çağrısı yaptı. 

    Mersin’de, Suriye’deki Katliamlara Karşı Dayanışma İnisiyatifi, Suriye’deki Alevilere uygulanan katliamlara karşı Özgür Çocuk Parkı’nda açıklama yaptı. Açıklamada “Suriye Alevi soykırımını, çocuk ve kadın kaçırmalarını durdurun” yazılı pankart açıldı. Açıklamayı okuyan İnisiyatif üyesi Yusuf İngilok, Suriye’de son zamanlarda Alevilere yönelik yapılan katliamların soykırıma dönüştüğünü vurguladı. İngilok, soykırımın 8 Aralık 2024 tarihinden beri devam ettiğine dikkat çekti.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAMI TEHDİT ALTINDA”

    Suriye’de Alevi toplumuna yönelik insan hakları ihlalleri, mezhepsel saldırılar, yargısız infazlar, zorla kaybetmeler ve kadınların kaçırılmasına ilişkin haberlerin uluslararası kamuoyunun gündeminde olduğunu kaydeden İngilok, Suriye’de yaşanan saldırıları kınayarak şunları söyledi:

    “Uluslararası insan hakları kuruluşları ve bağımsız araştırmalar, özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, fidye talepleri, zorla evlendirme, cinsel şiddet ve insan ticareti riskiyle karşı karşıya kaldıklarına ilişkin ciddi kanıtları ortaya koymaktadır. Bu durum, Suriye’de yaşayan Alevi toplumunun güvenlik ve yaşam hakkı açısından büyük bir tehdit altında olduğunu göstermektedir.”

    “İNSANİ YARDIMLARIN BÖLGEYE ULAŞTIRLMASI İÇİN İNSANİ KORİDOR AÇILMALI”

    Alevi kadınların ve kız çocuklarının kaçırılması olaylarının durdurulması çağrısı yapan İngilok, başta Betül Alluş olmak üzere kaçırılan bütün kadınların ve çocukların ailelerine teslim edilmesini ve sorumluların yargılanmasını istedi. İngilok, mezhepsel ve nefret söylemlerinin son bulması gerektiğini belirterek, Birleşmiş Milletler’i, Avrupa Birliği’ni ve uluslararası insan hakları kuruluşlarını bölgede etkin gözlem, denetim ve yargı mekanizmalarını oluşturması gerektiğini söyledi.

    İngilok, “Colaniyi destekleyen ABD, AB ülkeleri ve  AKP hükümeti bu soykırımı durdurmalıdır. AKP hükümeti geçmişte nasıl ki Suriyeli yurttaşların Türkiye’de güvenli yaşamaları için ülkenin kapılarını açtıysa, bugünde Alevi yurttaşların korunması ve insani yardımların bölgeye ulaşması için insani koridorunu açmalıdır. Suriye’de yaşayan tüm halkların eşit yurttaşlık temelinde güvenli yaşam hakkının korunmasını, insanlığa karşı işlenen suçların cezasız kalmamasını, kalıcı barışın, adaletin ve toplumsal uzlaşının sağlanmasını istiyoruz. Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar ve insan hakları ihlalleri durdurulsun! Suriye’de yaşanan acılara sessiz kalmayacağız. Yaşam hakkı, adalet ve insan onuru için dayanışmayı büyüteceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA- MERSİN

     

     

  • KESK oturma eyleminde NATO’ya tepki: Halklara savaş politikaları dayatmaktadır

    KESK oturma eyleminde NATO’ya tepki: Halklara savaş politikaları dayatmaktadır

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin KHK oturma eylemi 375. Haftasında devam etti. Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne karşı çıkan Danyeli, “NATO, halklara barış, demokrasi ve güvenlik değil; savaş, yıkım ve sömürü politikaları dayatmaktadır” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) işten çıkarılmaları protesto etmek amacıyla her Çarşamba günü düzenlediği oturma eylemi 374’üncü haftasında da Karşıyaka çarşı girişinde devam etti. Açıklamada “İhraç tecrittir. Tecrit insan hakları ihlalidir. Hak ihlallerine hayır. İşimize geri döneceğiz” pankartı açıldı.

    “ÖĞRETENLERİN TALEPLERİ KARŞILANMALI”

    Basın metnini Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli okudu. Danyeli, OHAL sürecinin sona erdiğini ancak yaşanan mağduriyetlerin giderilmediğini söyledi.

    Taban maaş ve mülakat mağduriyetlerin giderilmesi için mücadele eden öğretmenlere yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesine tepki gösteren Danyeli, “Sendika binalarının abluka altına alınması, öğretmenlere yönelik su, biber gazı ve kimyasal içerikli müdahaleler, yaralanan ve baygınlık geçirenlere sağlık desteğinin engellenmesi kabul edilemez. Demokratik haklarını kullanan eğitim emekçilerine yönelik bu tutumu kınıyor; sorumlular hesap vermelidir ve talepleri bir an önce karşılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “NATO ÜSLERİ KAPATILMALI”

    Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne karşı çıkan Danyeli, “NATO, halklara barış, demokrasi ve güvenlik değil; savaş, yıkım ve sömürü politikaları dayatmaktadır. Ülkemizin farklı bölgelerinde bulunan NATO üsleri kapatılmalıdır. Türkiye saldırganlık, işgal, sömürü ve talan amacı güden NATO’dan derhal çıkmalıdır” diye konuştu.

    NATO’nun yapılacağı zirve öncesi Ankara’da yapılan gözaltılara tepki gösteren Danyeli, “Sıkıyönetim dönemlerinden aşina olduğumuz toplu gözaltı ve baskılar  anayasal hakların askıya alınmasıdır. Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, hukuksuz uygulamalar, baskılar sona erdirilmelidir!” dedi.

    KESK oturma eylemine yaz ayı olması sebebiyle kısa bir ara verilecek. Eylem, KHK’lerle ihraç edilen emekçiler görevlerine iade edilinceye kadar sürecek.

    PİRHA – İZMİR

  • Varto’daki JES karşıtı çadır nöbeti 53. gününde: Herkes bulunduğu yerdeki köyünü korusun-VİDEO

    Varto’daki JES karşıtı çadır nöbeti 53. gününde: Herkes bulunduğu yerdeki köyünü korusun-VİDEO

    PİRHA – Varto’da 53. gününde devam eden çadır eylemini devralan Qasıman (Köprücük) köylüsü Ayfer Aslan Yıldız, doğanın güzelliğine dikkat çekerek JES projesine karşı mücadele etme çağrısında bulundu.

    Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere Köyü’nde yapılmak istenen JES projesine karşı başlatılan çadır eylemi 53. gününde sürüyor.

    Toplam 16 köyü etkileyecek olan, Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı, projenin hayata geçirilmek istendiği alanda kurulan çadırlarda nöbet tutan Varto halkı; yaşam alanlarına, toprağına, suyuna ve geleceğine sahip çıkmak için mücadelesini sürdürüyor.

    “HERKES BULUNDUĞU YERDEKİ KÖYÜNÜ KORUSUN”

    53. gününde devam eden çadır nöbetini Qasıman (Köprücük) köylüleri devraldı. Eyleme katılan Köprücük köyü sakini Ayfer Aslan Yıldız, Avrupa’da yaşadığını ve Varto’da bulunduğu süre boyunca eyleme destek vereceğini söyledi.

    Her yıl düzenli olarak köyünü ziyaret ettiğini belirten Yıldız, JES projesine karşı olduklarını ifade etti. Çevredeki doğal güzelliklere işaret eden Yıldız, “Şu yeşilliğe bakın. Sadece Varto’yu değil, herkes bulunduğu yerdeki köyünün doğasını korusun” dedi.

    Kentlerde yaşayanlara da seslenen Yıldız, “Vartomuz çok güzel, lütfen buraları koruyun. Memleketimiz çok güzel” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / VARTO

     

     

  • Urla’da emekliler konuştu: Geçim derdi büyüyor en büyük kaygı gençlerin geleceği-VİDEO

    Urla’da emekliler konuştu: Geçim derdi büyüyor en büyük kaygı gençlerin geleceği-VİDEO

    PİRHA – Urla Meydanı’nda oturan emeklilerin en büyük sorunu geçim sıkıntısı ve gençlerin gelecek kaygısı. Emekli maaşlarıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamayan emekliler ya çalışıyor ya da eşleri çalışmak zorunda kalıyor.

    Türkiye’de artan enflasyon, emeklilerin geçim endişelerini de artırıyor. Geçim sıkıntısıyla her geçen gün daha fazla karşı karşıya kalan emekliler, aylıklarının temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini belirtiyor.

    Öte yandan emeklilerin en büyük kaygılarından biri de gençlerin yaşadığı ekonomik belirsizlikler, işsizlik ve eğitim alanındaki sorunlar. Çoğu emekli, çocuğunun veya torununun geleceğinden endişe duyuyor.

    İzmir’in Urla ilçesinde emeklilere mikrofon uzattık. Kimi sorunlarını dile getirip konuşmak istemezken, kimisi yaşadığı geçim sıkıntısını anlatmaktan çekinmedi. Çınar ağacının gölgesinde zaman geçirirken hem siyaseti hem de yaşam koşullarını değerlendiren emekliler, ortak sorunlarının ekonomik sıkıntılar olduğunu söyledi.

    “EN BÜYÜK KAYGIM GENÇLERİN GELECEĞİNİN BELİRSİZLİĞİ”

    13 yıldır emekli olan Ümit Gençhan, kendisinin ve eşinin emekli olduğunu ancak istedikleri her şeyi alamadıklarını belirterek, idare ederek geçinebildiklerini söyledi.

    Gençhan, “Hanım da emekli olduğu için idare ediyoruz, yoksa öbür türlü imkânsız” dedi.

    En büyük kaygısının gençlerin geleceği olduğunu ifade eden Gençhan, “Çocuk üniversiteyi bitiriyor, iş yok. Hala annesinin babasının eline bakıyor” diye konuştu.

    Gençhan, son olarak iktidarın değişmesiyle bu sorunların aşılacağını düşündüğünü belirtti.

    “EMEKLİYİM AMA HALA ÇALIŞIYORUM”

    Nurhan Uygun da 7 yıldır emekli olmasına rağmen çalışmaya devam ediyor. Bu emekli maaşlarıyla geçinmenin mümkün olmadığını belirten Uygun, en büyük kaygısının çocuklarının ve torunlarının geleceği olduğunun altını çizdi.

    Uygun, bu kaygıların giderilmesi için birlik ve beraberliğin gerekli olduğunu söyledi.

    Erdoğan Kurtoğlu ise hem Türkiye’den hem de Almanya’dan emekli. Türkiye’de sadece 6 yıl çalışarak emekli olduğunu kaydeden Kurtoğlu, tek başına yaşadığı için emekli maaşının kendisine yettiğini ifade etti.

    “EMEKLİ MAAŞLARIMIZ EN AZ 50 BİN TL OLSUN”

    22 yıldır emekli olan Selahattin Yücel, her ne kadar geçinebildiklerini söylese de istedikleri her şeyi alamadıklarını belirtti.

    Eşinin de çalıştığını ifade eden Yücel, “Hayat şartları pahalı. İstediğimiz her şeyi alamıyoruz. Gıdada da diğer ihtiyaçlarda da paramız yetersiz geliyor. En az emeklilerin 50 bin TL alması gerekiyor. Yoksa 22 bin TL ile ne alabiliriz?” dedi.

    Yücel, son olarak Türkiye’nin çok güzel bir ülke olduğunu söyledi.

    PİRHA/İZMİR

  • Hüseyin Alca: Devletin kurduğu Cemevi Başkanlığını tanımıyoruz, dedeler memurlaştırılıyor-VİDEO

    Hüseyin Alca: Devletin kurduğu Cemevi Başkanlığını tanımıyoruz, dedeler memurlaştırılıyor-VİDEO

    PİRHA – Uzun yıllar Alevi kurumlarında hizmet veren Hüseyin Alca, devletin Alevileri bölmek amacıyla Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı kurduğunu öne sürerek, Alevilerin bu kurumu tanımadığını söyledi. Alca, Alevi toplumuna birlik ve örgütlü mücadele çağrısı yaparken, devletten maaş alan dedelerin ise “memur” haline getirildiğini ifade etti.

    Yaklaşık 50 yıl önce Dersim’den İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’ne göç eden Hüseyin Alca, göçün temel nedenleri arasında ekonomik sıkıntılar, bölgede yaşanan baskılar ve çocuklarının eğitim ihtiyacının bulunduğunu söyledi.

    Baba Mansur Ocağı’ndan gelen Alca, uzun yıllar İzmir’deki Alevi kurumlarında yöneticilik yaptığını ancak bugün ocak hizmeti yürütmediğini belirtti. Köyde tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaya çalıştığını ifade eden Alca, geçim koşullarının zorlaşması nedeniyle göç etmek zorunda kaldıklarını anlattı.

    “KÖYDE OCAK SİSTEMİ VARDI, ÇOK DEĞERLİYDİ”

    Çocukluk yıllarında köylerde yürütülen inanç hizmetlerini yakından görme fırsatı bulduğunu belirten Alca, ocak sisteminin Alevi toplumunun temel kurumlarından biri olduğunu söyledi.

    Her ocağın kendi talipleri bulunduğunu ifade eden Alca, geçmişte pirlerin, mürşitlerin ve rayberlerin yılın belirli dönemlerinde taliplerini ziyaret ederek sorunlarını dinlediğini, yol ve erkân konusunda rehberlik yaptığını anlattı.

    Alca, o dönemde yaşanan ilişkiyi şu sözlerle anlattı:

    “Talipler gelen Pir, Mürşit veya Rayber’lere ‘yarım elma gönül alma’ diyerek hakkullah verir, Pir de ‘Allah eyvallah’ derdi. Karşılıklı rızalık oluşurdu. İnsanlar itikatlıydı. Pir’in evine gelip Hızır duası vermesi onları mutlu ederdi.”

    Kentlere göçle birlikte ocak sistemi, musahiplik, ikrar ve pir-talip ilişkilerinin büyük ölçüde köylerde kaldığını ifade eden Alca, metropollerde bu bağların zayıfladığını söyledi.

    “KENTE GÖÇ EDİNCE CENAZE ERKANLARINI YÜRÜTMEKTE ZORLANDIK”

    Göç ettikleri ilk yıllarda cenaze ve nikâh gibi inançsal hizmetleri yerine getirirken ciddi sorunlar yaşadıklarını belirten Alca, bazı imamların kendilerine olumsuz yaklaştığını söyledi.

    Alca, “Bize ‘Siz camiye gelmiyorsunuz, işiniz düşünce bize geliyorsunuz’ diyorlardı. Bu nedenle kendi inanç hizmetlerimizi yerine getirebileceğimiz bir mekâna ihtiyaç duyduk” dedi.

    Bu ihtiyaç sonucunda Helvacı Cemevi’nin yapımını tamamladıklarını belirten Alca, cenaze erkânlarını ve diğer inançsal ritüelleri burada yürütmeye başladıklarını ifade etti.

    Kent yaşamında ocak sistemini sürdürmenin zorlaştığını dile getiren Alca, özellikle gençlerin Aleviliğe ilgisinin azalmasının inançsal ritüellerin devamlılığını zorlaştırdığını söyledi.

    “CEMEVLERİMİZ YASAL STATÜYE KAVUŞSUN”

    Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı tanımadıklarını belirten Alca, şöyle konuştu:

    “Çünkü devlet bizi astı, kesti, yaktı; bitiremedi. Şimdi de kendilerine göre bir kurum oluşturarak Alevileri bölüp parçalamaya çalışıyorlar. Biz bu kurumu tanımıyoruz.”

    Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık talep ettiğini hatırlatan Alca, “Bu ülkede askerlik yapıyoruz, vergimizi ödüyoruz, yurttaşlık görevlerimizi yerine getiriyoruz. İnanç alanında da eşitlik istiyoruz. Cemevlerimizin yasal statüye kavuşmasını talep ediyoruz” dedi.

    “HERKES KENDİ İNANCINI KENDİSİ TANIMLASIN”

    Alevi toplumuna birlik ve beraberlik çağrısında bulunan Alca, örgütlü bir şekilde cemevlerine sahip çıkılması gerektiğini söyledi.

    “Biz birlik ve beraberlik içinde olmadığımız sürece sistem bizi bölüp parçalayarak yönetmeye devam eder” diyen Alca, bazı dedelerin devletten maaş almasını da eleştirdi.

    Alevilikte maaş anlayışının bulunmadığını belirten Alca, talibin verdiği hakkullah lokmasının önemli olduğunu vurgulayarak, “Devletten maaş alanlar artık dedelik değil memurluk yapıyor” ifadelerini kullandı.

    Alca, sözlerini eşit yurttaşlık talebini yineleyerek tamamladı:

    “Herkes kendi inancını kendisi yürütsün, kendisi tanımlasın. Başkalarının tanımıyla bir inanç sahibi değiliz ve bunu kabul etmiyoruz. Biz kendi ayaklarımız üzerinde durmaya çalışıyoruz. Bize dokunmasınlar, bizi kırmasınlar, yakmasınlar. İnancımızı yaşatırız. Biz adaleti ve eşitliği savunuyoruz. Bu konuda kimseye minnet edecek durumda değiliz.”

    Semra ACAR – PİRHA

     

     

  • 20 HAZİRAN 2026 CUMARTESİ – GÜNDEM

    20 HAZİRAN 2026 CUMARTESİ – GÜNDEM

    -Pir Sultan Abdal Kültür Derneği başkanı Cuma Erçe ile 33. yılında Sivas Katliamı ve bu sene yapılacak anmalar üzerine röportaj. GÖRÜNTÜLÜ

    -Cumartesi Anneleri 1108. haftada Galatasaray Meydanı’nda. GÖRÜNTÜLÜ

    -Uzun yıllar Alevi kurumlarında hizmet eden Hüseyin Alca, devletin Alevileri dağıtmak için Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını kurduğunu ancak Alevilerin onu tanımadıklarını belirterek, Alevi toplumunun birlik ve beraberlik içinde yaşayıp örgütlü olarak cemevlerine sahip çıkma çağrısı yaptı. Alca, devletten maaş alan dedelerinde ‘Memur’ olduğunun altını çizdi. GÖRÜNTÜLÜ

    – Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, CHP’deki “mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden hedef alınmasına ilişkin PİRHA’ ya açıklamalarda bulundu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersim’in Hozat ilçesinde 2017 yılında aracında göğsünden vurulmuş halde ölü bulunan 25 yaşındaki Onur Sefer’in şüpheli ölümü, aradan geçen 9 yıla rağmen aydınlatılmadı. Adalet çağrısında bulunan anne Sultan Sefer ve baba Süleyman Sefer, “Oğlum 9 sene önce silah ile vurulmuş. Oğlumun katilleri daha yakalanmamış. Oğlumun katillerini bir an önce yakalanmasını istiyorum” diyerek bir kez daha adli makamlara seslendi. GÖRÜNTÜLÜ

    Yas-ı Kerbela orucunu sürdüren Alevi yurttaşlar, Muharrem ayının 3.gününde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Konuksever Cemevin’de bir araya gelerek lokmalarını paylaştı.GÖRÜNTÜLÜ

     

  • Eğitim Sen’den TÜGVA tepkisi: Okullar vakıf ve cemaatlerin faaliyet alanı olamaz

    Eğitim Sen’den TÜGVA tepkisi: Okullar vakıf ve cemaatlerin faaliyet alanı olamaz

    PİRHA – İzmir’de bazı okullarda, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) temsilcilerinin okul idarelerinin izniyle sınıflara girerek öğrencilere broşür dağıttığı ve yaz kampı faaliyetlerinin tanıtımını yaptığı ortaya çıktı. Duruma tepki gösteren Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, okulların vakıf ve derneklerin propaganda alanına dönüştürülmesine karşı çıkarak, “Çocuklarımızı tarikat ve cemaatlerin etki alanına teslim etmeyeceğiz” dedi.

    Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) İzmir’de bazı okullarda okul yönetimlerinin izniyle sınıflara girerek öğrencilere broşür dağıttığı ve yaz kampı faaliyetlerinin tanıtımını yaptığı öğrenildi.

    Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, uygulamaya tepki göstererek, eğitim kurumlarının herhangi bir vakıf, dernek ya da siyasi-ideolojik yapının propaganda ve örgütlenme alanı haline getirilemeyeceğini vurguladı.

    “SINIFLARIN VAKIFLARIN TANITIMINA AÇILMASI KAMU OKULLARININ TARAFSIZLIĞINA AYKIRIDIR”

    Eğitim yöneticilerinin temel görevinin öğrencileri belirli kurum ve yapılara yönlendirmek olmadığını belirten Danyeli, eğitim ortamlarının tarafsızlığını, güvenliğini ve bilimsel niteliğini korumakla yükümlü olduklarını ifade etti.

    Danyeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Okulların herhangi bir vakıf, dernek ya da siyasi-ideolojik yapının propaganda ve örgütlenme alanı haline getirilmesi kabul edilemez. Eğitim yöneticilerinin temel görevi; öğrencileri belirli kurum ve yapılara yönlendirmek değil, eğitim ortamlarının tarafsızlığını, güvenliğini ve bilimsel niteliğini korumaktır. Sınıfların, ders saatlerinin ve okul ortamının vakıf ve derneklerin tanıtım faaliyetlerine açılması, kamu okullarının tarafsızlığı ilkesine açıkça aykırıdır. Ayrıca bu durum, öğrenciler ve veliler üzerinde dolaylı bir yönlendirme ve baskı oluşturma riski taşımaktadır.”

    “EĞİTİM DİNSELLEŞTİRİLİYOR”

    İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin başta TÜGVA olmak üzere çeşitli vakıf ve derneklerin yaz kampı ve yaz okulu faaliyetlerine destek vermesinin, eğitim alanında uzun yıllardır sürdürülen dinselleştirme politikalarının yeni bir halkasını oluşturduğunu ifade eden Danyeli, eğitimin siyasi iktidarların ideolojik hedeflerini gerçekleştireceği bir alan olmadığını vurguladı.

    Yaz kampı ve yaz okulu adı altında yürütülen faaliyetlerin pedagojik ve bilimsel temelden uzak olduğunu belirten Danyeli, eğitimin dini ve ideolojik içeriklerle şekillendirilmeye çalışıldığını söyledi. Kamusal eğitim olanaklarının dernek ve vakıflara aktarılmasının eğitim hizmetinin niteliğini zayıflattığını ifade eden Danyeli, bu uygulamaların eğitimin dinselleştirilmesine hizmet ettiğini kaydetti.

    “EĞİTİM KURUMLARI DİNİ YAPILARIN ETKİSİNE BIRAKILIYOR”

    Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir laiklik ilkesinden uzaklaştırıldığını belirten Danyeli, ÇEDES başta olmak üzere çeşitli proje ve protokoller aracılığıyla eğitim kurumlarının dini yapıların etkisine açıldığını söyledi.

    TÜGVA ve benzeri yapılarla sürdürülen iş birliklerinin de bu sürecin bir parçası olduğuna dikkat çeken Danyeli, eğitim alanında yürütülen bu politikaların çocukların üstün yararı ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi.

    “EĞİTİM LAİKLİK TEMELİNDE GERÇEKLEŞTİRİLMELİ”

    Zeliha Danyeli, açıklamasının sonunda İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine çağrıda bulunarak şunları söyledi:

    “Çocukların eğitim hakkı hiçbir vakfa, derneğe, tarikata ya da cemaate devredilemez. Kamu okulları hiçbir vakıf, dernek veya dinî yapının faaliyet alanı haline getirilemez. Eğitim politikaları çocukların üstün yararı, bilimsel ilkeler ve laiklik temelinde şekillendirilmelidir. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğünü ve tüm eğitim yöneticilerini, kamu kurumlarının tarafsızlığı ilkesine uygun davranmaya; eğitim alanını vakıf, dernek ve cemaatlerin faaliyet alanına dönüştüren uygulamalardan vazgeçmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA / İZMİR

  • 21 Haziran Pazar günü 17.30’da ’33 Yıl 33 Can’ şiarıyla anmalar yapılacak-VİDEO

    21 Haziran Pazar günü 17.30’da ’33 Yıl 33 Can’ şiarıyla anmalar yapılacak-VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumlarının öncülüğünde 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı nedeniyle Türkiye’de ve Avrupa’nın bir çok kentinde 21 Haziran Pazar günü 17.30’da anma gerçekleştirilecek. Anmalara katılım çağrısında bulunan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Sende bağlamanı al gel” dedi.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin gerici bir güruh tarafından ateşe verilmesi sonucu 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Madımak Katliamı’nın 33. yılı yaklaşırken, Alevi kurumlarının da anma programları devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi ve Alevi kurumları 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 33. Yılında Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok kentinde anma programı düzenleniyor.

    Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere İzmir, Ankara, Antalya, Balıkesir gibi yerlerde eş zamanlı olarak 21 Haziran Pazar günü 17.30’da “33 Yıl 33 Can” şiarıyla anma yapacak.

    2 Temmuz’da ise Sivas’ta PSAKD Sivas Şubesi ve HBVAKV Cemevi önünde bir araya gelerek anma programı yapılacak.

    Anmalara katılım çağrısında bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Türkiye’nin bir çok merkezinde yapılan “33 Yıl 33 Can” anmalarına dikkat çekerek, İstanbul’da yapılacak anmaya herkesi bağlamayla katılmasını istedi.

    İSTANBUL’DA KADIKÖY RIHTIM 

    İstanbul’da Süreyya Operası’da toplanma Kadıköy Rıhtımda basın açıklaması yapılacak.

    İZMİR’DE KARŞIYAKA

    İzmir’de Karşıyaka İZBAN önünde bir araya gelerek Karşıyaka Çarşıya yürüyecek ve basın açıklaması yapılacak.

    ANTALYA’DA ATALOS MEYDANI

    Antalya’da Kapalı yol Halk bankasının önünde toplanıp bağlamalarla Atalos Meydanı’nda basın açıklaması yapılacak.

    Avrupa’nın birçok kentinde de aynı tarih ve saatte anma yapılacak.

     

     

  • Doç. Dr. Ulaş Özdemir: Zakirlik Alevi hafızasını aktaran aracı bir görevi var – VİDEO

    Doç. Dr. Ulaş Özdemir: Zakirlik Alevi hafızasını aktaran aracı bir görevi var – VİDEO

    PİRHA –  Zakirliğin tarih boyunca Balkanlar’dan Orta Doğu’ya İran’a kadar uzanan Alevi topluluklarını farklı dilleri farklı melodileri birbirine bağlayan hafızayı kuşaklar arasında aktaran önemli bir aracı görevi üstlendiğini söyleyen Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir, “Zakirlik günümüzde giderek daha da önemli bir hale gelecek” dedi.

    Yüz yıllardır Alevi cemlerinde inançsal hafızanın aktarıcılarından biri de Zakirliktir. Alevi inanç ve kültürünün nesiller boyunca hafızada kalmasında Zakirlerin seslendirdiği deyişler önemli bir yer tutuyor. Alevi cemlerinde 12 hizmetten biri olan Zakirlik, kelime anlamıyla da Hakk’ın kelamını, sazıyla, sözüyle dile getiren insandır.

    Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir, geçmişte üzerinde çalıştığı Zakirlik geleneğini PİRHA’ya değerlendirdi. Ulaş Özdemir’in etnomüzikoloji çalışması “Kimlik, Ritüel, Müzik İcrası: İstanbul Cemevlerinde Zakirlik Hizmeti” adında kitabı da bulunuyor.

    “ZAKİRLİK HİZMETİ FARKLI YÖRELERDE FARKLI KİŞİLERLE YAPILIYOR”

    Cemlerde 12 hizmetliden birisinin Zakir olduğunu söyleyen Ulaş Özdemir, farklı yörelerde Zakirlik hizmetini farklı şekillerde yapan icracıların olduğunu, bunların kimi zaman cemi yürüten Pir, kimi zaman bir Aşık kimi zaman ise bağımsız birinin de olabileceğini belirtti.

    2015 yılında doktora tezinde İstanbul’daki cemevlerinde zakirlik hizmeti yürüten 20-30 yaş arası genç zakirleri incelediğini söyleyen Özdemir, bu zakirlerin 5-10 yıl arası düzenli olarak cemlerde zakirlik yaptığını ve bunu hala sürdürdüklerini söyledi.

    Özdemir, Alevi inancıyla ve geleneğiyle bağ kuran gençlerin bunu hizmet olarak yaptıklarını aynı zamanda cemevlerinden çıktıklarında da kutsal bir görev yüklediklerini belirti. Özdemir, zakirlik kimliğine kutsallık atfedildiğini ve bunu koruduklarının altını çizdi.

    “ZAKİRLİK HAFIZANIN TAŞINMASINA ÖNEMLİ BİR YERİ VAR”

    2000-2010’lu yıllarda hem gençler açısından hem de gelenek boyutuyla zakirliğin Alevi Bektaşi inanç geleneği ve müzik icrasında ön plana çıktığının altını çizen Ulaş Özdemir, bu konuda çok sayıda makalenin yazıldığını ve belgesellerin çekildiğini ifade etti.

    Özdemir, Zakirlik alanında UNESCO’nun 2003 tarihli Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilen Yaşayan İnsan Hazineleri programı kapsamında Türkiye’de zakirlik ve aşıklık alanında bu unvanın Dertli Divani’ye verildiğini hatırlattı.

    Alevilikte Zakirlik hem aşıklık, ozanlık hem de icra boyutuyla ön plana çıktığını belirten Özdemir, söz ve müziğin inançsal bir hafızanın veya geleneğin kuşaklar boyu taşınmasında da önemli bir görev üstleniyor dedi.

    Özdemir, Zakirliğin tarih boyunca Balkanlar’dan Orta Doğu’ya İran’a kadar uzanan Alevi topluluklarını farklı dilleri farklı melodileri birbirine bağlayan hafızayı kuşaklar arasında aktaran önemli bir aracı görevi üstlendiğini söyledi.

    “ALEVİLİK BİLGİSİNİN SAZ VE SÖZLE TAŞINMASINA ZAKİRLİK ÖNEMLİ BİR GÖREV”

    Alevi Bektaşi inanç kültüründe Zakirliğin önemli bir görevi olduğunun altını çizen Ulaş Özdemir, şunları söyledi:

    “Bu aynı zamanda bu topluluk için bir hafızayı, beleği canlandırmak çabası. Ve gençler de bu açıdan tıpkı böyle usta dede, icracıları, aşıkları ve saz, söz ustalarının kayıtlarını eski sesleri ve tınıları ararken sadece geleneği korumak anlamında değil ama bunu tekrar yaşatırken bir şekilde kaynak alabilecekleri, feyz alabilecekleri geleneğin içinde önemli olan zakirlikte karşılarına çıkan bir değerdir.

    Zakirlik giderek daha da önemli bir hale gelecek diye düşünüyorum. Çünkü dünyanın dört bir yanında Alevi Bektaşi kurumları, cemevleri var. Alevilik bilgisinin saz ve söz ile taşınmasında zakirlik önemli bir görev olarak karşımıza çıkıyor.”

    Semra ACAR – İZMİR

  • 19 HAZİRAN 2026 CUMA – GÜNDEM

    19 HAZİRAN 2026 CUMA – GÜNDEM

    -Zakirliğin tarih boyunca Balkanlar’dan Orta Doğu’ya İran’a kadar uzanan Alevi topluluklarını farklı dilleri farklı melodileri birbirine bağlayan hafızayı kuşaklar arasında aktaran önemli bir aracı görevi üstlendiğini söyleyen Doc. Dr. Urum Ulaş Özdemir, “Zakirlik giderek daha da önemli bir hale gelecek” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube başkanı Akdeniz Bölge Sorumlusu Adanan Arslan, Dersim’in Nazımiye ilçesindeki Düzgün Baba Ziyaretgâhı ile Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik saldırılara ilişkin PİRHA’ya  değerlendirmelerde bulundu.GÖRÜNTÜLÜ

  • Varto’da JES’e karşı çadır nöbeti 47’nci gününde: Nöbeti Sofyan Köyü devraldı-VİDEO

    Varto’da JES’e karşı çadır nöbeti 47’nci gününde: Nöbeti Sofyan Köyü devraldı-VİDEO

    PİRHA – Varto’nun Çalıdere köyünde, 16 köyü etkilemesi beklenen JES projesine karşı başlatılan çadır nöbeti 47’nci gününde sürüyor. Nöbeti devralan Sofyan Köyü sakinleri, sloganlar ve zılgıtlarla projeye tepki gösterirken, mücadeleyi büyütecekleri mesajını verdi.

    Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere köyünde, Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı başlatılan çadır nöbeti 47’nci gününde sürüyor. Varto Ekoloji Platformu Gençlik Meclisi öncülüğünde başlatılan nöbet eylemini bugün Sofyan Köyü sakinleri devraldı.

    Toplam 16 köyü etkilemesi beklenen JES projesinin iptal edilmesi talebiyle sürdürülen nöbete katılan Sofyan Köyü sakinleri, alana zılgıtlar eşliğinde ve “Varto’da JES istemiyoruz”, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma” sloganlarıyla giriş yaptı.

    “HER YERDE MÜCADELEYİ BÜYÜTÜYORUZ”

    Nöbet alanında kısa bir açıklama yapan Baba Mansur Ocağı’ndan Mehmet Doğan, 46 gündür çadır nöbetini sürdürenleri selamladı. JES projesine karşı yürütülen mücadelenin farklı kentlerde de sürdüğünü belirten Doğan, Ankara’da çeşitli bürokratik görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.

    Yürütülen mücadelenin büyük emek ve dayanışmayla büyüdüğünü ifade eden Doğan, Sofyan Köyü olarak direnişin yanında olduklarını vurguladı. Doğan, “Bulunduğumuz her yerde Varto’nun sesini yükseltmeye çalışıyoruz. Bu mücadelede Xızır yardımcınız olsun” dedi.

    EMEK PARTİSİ’NDEN DESTEK ZİYARETİ

    Çadır nöbetinin 47’nci gününde Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ve beraberindeki parti heyeti de nöbet alanını ziyaret ederek destek verdi.

    Öte yandan JES projesine karşı sürdürülen nöbet eylemine çevre il ve köylerden dayanışma ziyaretlerinin devam ettiği belirtildi.

    PİRHA/VARTO