PİRHA- 68 kuşağının devrimci önderlerinden Teslim Töre, binlerce kişi tarafından, mücadele arkadaşı olan Sinan Cemgil’in de kabrinin bulunduğu Karacaahmet Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.
HABERİN VİDEOSU
Dünyaya yön veren 1968 kuşağının devrimci hareketin önemli isimlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla birlikte THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kuran, sonrasında THKO MB ve TKEP (Türkiye Komünist Emek Partisi) kurucularından olan Teslim Töre Üsküdar’da son yolculuğuna uğurlandı. İlk olarak Karacaahmet Sultan Cemevi’nde dini vecibeleri yerine getirilen Töre, daha sonra binlerce kişi tarafından, mücadele arkadaşı olan Sinan Cemgil’in de kabri bulunan Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Birçok kurum ve derneğin çelenk gönderdiği cenaze merasimi saygı duruşuyla başladı.
KIZI MUAZZEZ TÖRE: BİR ÖMÜR BABAMI ÖZLEYEREK GEÇİRDİM
Merasimde ilk olarak konuşan Teslim Töre’nin kızı Muazzez Töre, anmaya katılanlara teşekkür etti. Babasını uğurlarken kendi aralarındaki anılardan bahsetmek istediğini ama Türkiye’deki sorunların her yeri kapladığını ifade eden Töre, “Bir ömür babamı özleyerek geçirdim. Hiçbir zaman yan yana kalamadık. Babam ya illegal hayattaydı ya da hapishanedeydi” dedi. Babasının kendisine “Benim geri vitesim yoktur, ben hep ileriye giderim” sözünü söylediğini hatırlatan Töre, “Ben bunu öğrendim ve hayatımda uygulayacağım. İki gün önce mezar bakmaya geldiğimde çok ümidim yoktu. Sinan yoldaşının yanında belki mezar bulumayız dedim. Ama çok yakınında bulduk. Babam sağlığında devlet tarafından hiç torpil görmemişti. Ama bugün Sinan’ın yanına defnedilecek” diye konuştu.
TEMELLİ: FAŞİZMİ YIKACAĞIZ, ZULMÜ BİTİRECEĞİZ
Ardından konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Töre ailesine ve yoldaşlarına baş sağlığı dileyerek, 68 kuşağının büyük bir devrimcisini yitirdiğini söyledi. Töre’nin Devrim mücadelesinin en önünde yürüdüğünü belirten Temelli, “Aslolan tarihi değiştirmektir. Çok az bir süre kendisi ile çalışma olanağı buldum. Umut yüklü mücadelesi ile hepimize örnek oldu. 68 kuşağı olarak anılıyor ama her kuşakta mücadelesi ile var oldu. Kuşaklar arası kopukluğu gideren bir anlayışın öncüsüydü. Türkiye demokrasiye, barışa ve Teslim Töre’ye hasret. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Yitip gidenler bize faşizme karşı omuz omuza olmayı bıraktı. Bu mirasa kıskançlıkla sahip çıkmalıyız. Faşizmi yıkacağız, zulmü bitireceğiz. O günden önce ölenlere sözümüz bu olsun. Mahir’in, Deniz’in, İbrahim’in yoldaşına şimdi ışıklar yoldaşlık etsin diyorum” diye belirtti.
TAŞ: MUTLAKA BİR GÜN FABRİKALAR TARLALAR EMEĞİN OLACAK
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş ise, Teslim Töre’nin partilerinin kurucusu olduğunu hatırlatarak, “Onu tanıdığım günden beri moralliydi. Umut ve sevgi doluydu. Ve her zaman anlamaya ve uygulamaya yatkın bir kişiliği vardı. Geçmişe yaslanmayan bir insandı” dedi. Özeleştiride bulunan Taş, “Bugün kendimizi daha fazla geliştirebilseydik, bugün Türkiye bu durumda olmazdı. Buna yürekten inanıyorum. Önem verdiği Kürt meselesi bu noktada olmazdı. Bunu el birliği ile beceremedik. Hayat ve tarih devam ediyor. Mutlaka ama mutlaka bir gün fabrikalar tarlalar, emeğin olacak” diye konuştu
KOÇYİĞİT: ANISI MÜCADELEMİZDE YAŞAYACAK
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit de, bütün devrimci mücadelesine baş sağlığı dileyerek konuşmasına başladı. Teslim Töre ile birebir tanışmamanın kendisi için bir kayıp olduğunu belirten Koçyiğit, “Ama mücadelesini ve yaptıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bize onurlu bir yaşamı, mücadeleyi, toplumsal bir hayat, kurtuluşumuz için bir miras bıraktı. Bugün burada hepimizin bu mirasa sahip çıkması gerekir. Bizim Teslim Töre’ye mücadele sözümüz bu bayrağı ilerletmektir. Ne olursa olsun halklarımızın kurtuluşu için dün de olduğu gibi bugünde, yarın da mücadele edeceğiz. Yıldızlar yoldaşı olsun. Anısı mücadelemizde yaşayacak. Sözü sözümüzdür” diye belirtti.
GÜNAY: YİTİRİLENLERE SELAM OLSUN
Türkiye devrim tarihinin en önemli önder isimlerinden birinin uğurlandığını söyleyen Halkevleri Eşbaşkanı Nuri Günay, “Verdikleri mücadeleyi biliyoruz. Sosyalist ve devrimci olmak en yüce değerimizdir. Teslim Töre yoldaşımızdır. Abimizdir. Anısını mücadelemizde yaşatacağız. Yitirilenlere selam olsun, mücadelemizde yaşamaya devam edecekler” dedi.
Anma etkinliğinden sonra mezarlığa doğru yürüyüş gerçekleşti. Defin sırasında binlerce kişi tarafından slogan ve enternasyonal şiirlerle Töre son yolculuğuna uğurlandı.
AKP Lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir’de Alevi yurttaşların evinin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılması olayıyla ilgili ilk açıklamasını yaptı.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Din Şurası Kapanış Programı’nda konuşuyor. İzmir’de Alevi yurttaşların evinin işaretlenmesi olayına değinen Erdoğan, “Bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuyor. Ülkemizi parçalamak için. Açık ve net söylüyorum. Böyle bir sorunumuz yok” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
Diyanet işler Başkanlığımız anlamlı bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Oldukça verimli fikir alışverişleri gerçekleştirildi. Birikimleriyle şuraya katkı sağlayan tüm din adamlarımıza teşekkür ederim. Zira istişare peygamber geleneğidir.
İslam ümmeti ne yazık ki zamanla bir araya gelme zeminlerini de kaybetmişlerdir. Bugün bile Kudüs, Filistin, terörle mücadele gibi pek çok konuda bu eksikliği görüyoruz.
Son 2 asırdaki sıkıntıların gerisinde şuraya gerekli önemin verilmemesi vardır.
İslam dünyasının üzerine serpilmiş ölü toprağını kaldırmak için çok büyük mücadeleler verdik. Müslümanlar sıkıntılarına devayı batı başkentlerinde arıyor. Böyle bir anlayışın Müslümanlara verebileceği bir şey yoktur.
Yıllardır örselenmiş Müslüman öz güvenini yeniden diriltmek için gayret gösterdik.
Her 5 senede bir düzenlenen din şurası çağımızın sorunlarına İslami bakışlar aracılığıyla çözüm üreten bir platformdur. Dinimiz İslam hayatımızın tüm alanlarını kapsayan kurallar manzumesidir.
Bir Müslüman olarak günün 24 saati Müslümanca yaşamak için emrolunduk. Zaman ve şartlar değişse de İslam’ın nasları değişmeyecektir. Faiz yalan zulüm kibir iftira zan hırsızlık masumu öldürmek yasak olmaya devam edecektir. Hangi sebeple olursa olsun Kuran’ın emirlerini yok saymak bir Müslümana yakışmaz. Dolayısıyla dinde ekleme çıkarma olmaz. Bana uymuyor bahanesi ile kimse nasları inkar edemez.
İnsan inandığı gibi yaşamazsa bir süre sonra yaşadığı gibi inanmaya başlar. Bunun için İslam bize göre değil biz İslam’a göre hareket edeceğiz. Nerede ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım Kuran’ın emirlerini hükümsüz kılmak olmaz, biz İslam’a göre hareket edeceğiz.
İnsan sadece kendi fıtratına göre değil içinde yaşadığı toplumdan diğer varlıklara göre pek çok şeye bencilleşiyor. Modern insan onca imkana rağmen hiç olmadığı kadar yalnızdır. Modern çağın hastalığı denen stres yaygınlaşırken sosyal çözülmede giderek hızlanıyor. Gençlerin arasında ekran bağımlığı gibi yeni alışkanlıklar ortaya çıkıyor.
İstikbalimizin teminatı olarak baktığımız evlatlarımız çoğu batı menşeli sapkın akımlar karşısında ne yazık ki savunmasız kalıyor. Paylaşmanın yerini bencillik alıyor.
Dini hayattan tecrit belli kalıplara şekillere davranışlara hapseden dogmatik bir anlayışa itibar etmeyeceğiz.
Bir Müslüman, dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir. Şayet insan inandığı gibi yaşamazsa, bir süre sonra yaşadığı gibi inanmaya başlar. Din, kişinin hayatına nüfuz etmezse, kişi zamanla yapıp ettiklerini dinleştirme yanlışına düşer. Bunun için İslam bize göre değil, biz İslam’a göre hareket edeceğiz.
Hakla batılı karıştıran amorf inanç sistemlerinin genç kuşaklar arasında rağbet görmesinden endişe ediliyor.
FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütleri cihat kavramını çarpıtarak şer odaklarının ekmeğine yağ sürmüştür.
FETÖ ve DEAŞ tecrübesi her türlü din istismarına karşı samimi bir mücadele halinde olmamızı gerek kılıyor.
Dinini sağlam kaynaklardan öğrenen mümin aklını başkasına kiralamayacaktır.
15 Temmuz gecesi 251 insanımızı şehit eden FETÖ ile terör örgütleri bunun en son örgütleridir. Bu örgütler cihat, şehadet gibi kavramları çarpıtmışlardır. Bugün sosyal hayatta yüzleştiğimiz sosyal problemlerin arkasında İslamın doğru bilinmemesi vardır. Güçlü bir Diyanet camiamız var. Her kesimden insanımızın karşılaştığı sorulara Kur-an ışığında cevaplar üretmek zorundadır. Dinini sağlam kaynaklardan öğrenen bir mümin aklını başkasına kiralamayacak din istismarcısına fırsat vermeyecektir.
Irk, dil, mezhep farklılıkları öne çıkarılarak Müslümanlar arasındaki fay hatları keskinleştiriliyor. Her gün beş vakit aynı kıbleye yönelenler arasına nifak tohumları serpiliyor. Belirli çevreler arasında ayrı bir din gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Batı’da pişirilen ve son dönemde ülkemize ihraç edilmeye çalışılan Alisiz Alevilik gibi yıkıcı projelerin toplum içinde pohpohlanmasının gerisinde bu var. Açık ve net söylüyorum Alman devleti Alisiz Aleviliğe ciddi bedeller ödemek suretiyle İslam dünyasında ve özellile ülkemizde bölünmenin tohumlarını ekmek istiyor.
Bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuyor. Ülkemizi parçalamak için. Açık ve net söylüyorum. Böyle bir sorunumuz yok. Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız çalışmaktadır. Bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır. Bu tarz projelerle insanlarımızın arasına nifak tohumu eklenmesine rıza göstermeyiz. Bunları Çorum’da Maraş’ta yaşadık. Bu tarz girişimlere karşı hepimiz uyanık olmalıyız.
Benim kayınbiraderlerimin bir tanesini adı Hüseyin, bir tanesinin adı Hasan, bir tanesinin adı da Ali’dir. Böyle bir ayrım bizde yok. Bunlar sevgili peygamberimizin en yakınlarıydı, biz onun için severiz.
Her şey çok açık net ortada. Sadece FETÖ okullarına ABD’de 750 milyon dolar yılda para ödeniyor. Bu bize bir şey anlatması lazım. Bunları sürekli söylememize rağmen halen kendimize gelmiyoruz. Türkiye artık üzerimize karabasan gibi çöken 28 Şubat’ların ülkesi değildir. Ezan sesine hasret kaldığımız karanlık dönemler bir daha gelmemek üzere geride kalmıştır.
Hiçbir güç insanımızı inancından kadim değerlerinden koparamayacaktır. Bu ülke bir daha 15 Temmuz’ların yaşanmasına izin vermeyecektir.
PİRHA- Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, ölümünün 4’üncü yılında 25 baro başkanın katılımıyla adliyeden Dört Ayaklı Minare’ye düzenlenen yürüyüşle anıldı. Anmada konuşan Elçi’nin eşi Türkan Elçi, “Ölümünün, tesadüfi bir ölüm olduğuna inandırmak istiyorlar bizi. Oysa biliyoruz ki katiller elini kolunu sallayarak yürüyor taş sokağımızda” dedi.
Haberin Videosu:
Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı, öldürülen başkanları Tahir Elçi’yi ölümünün 4’üncü yılında andı. Diyarbakır Adliyesi önünde toplanan yüzlerce avukat, Dört Ayaklı Minareye yürüyerek saat 10.53’te basın açıklaması yaptı. Polisin yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşen yürüyüş ve açıklamaya, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, CHP Milletvekilli Sezgin Tanrıkulu, HDP milletvekilleri Ebru Günay, Saliha Aydeniz ve Meral Danış Beştaş Ankara, Bursa, Aydın, Antalya ve bölge barolarından oluşan 25 baro başkanı katıldı. “Em te ji bîr nakin-Seni unutmayacağız” yazılı pankartın açıldığı yürüyüş boyunca “Tahir Elçi Ölümsüzdür” ve “Tahir burada katiller nerde” sloganları atıldı.
“BARIŞIN ESAMESİ OKUNMUYOR”
Dört Ayaklı Minare’nin önünde bir dakikalık saygı duruşundan sonra Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın yaptığı açıklamada, Elçi’nin Dört Ayaklı Minare’nin altında 4 yıl önce öldürüldüğünü hatırlattı. Elçi’nin savaş karşıtlığı ve barışseverliğiyle yaşatılacağını vurgulayan Aydın, ülkede insan haklarının giderek daha kötü olduğunu, failli meçhul cinayetlerin idare ve yargı işbirliğiyle örtbas edilmeye çalışıldığını, Elçi’nin hayali olan barışın esamesinin dahi okunmadığını ifade etti.
Savaşın toplumsal yaşamın bir parçası haline getirilmeye çalışıldığına işaret eden Aydın, Elçi’nin sonlanması için çalıştığı 2015’deki kent içi çatışmaların sonlandığını, ancak savaşın Afrin, Azez, Kobani, Cerablus, Qamışlo, Gire Spi, Serakaniye de devam ettiğini ve Nusaybin ve Akçakale’de insanların katledildiğini anımsattı.
“BU DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEĞİZ”
Sur’daki çatışma bölgesinin 4 yıldır hala kapalı olduğunu vurgulayan Aydın, kültürel mirasının dümdüz edildiğine dikkati çekti. Aydın, “Sen rahat uyu. Biliyoruz gittiğin yerde yalnız değilsin, yanında Ape Musa, Şevket Epözdermir, Medet Serhat, Metin Can, Yusuf Ekinci ve niceleri var. Ama unutma! Bizi bırakıp gittiğin yerde de büyük yürekleriyle direnen meslektaşların ve dostların var. Hani meşhur bir söz var ya: ‘Bu dünyayı büyük yürekler değiştirecek.’ Bilesin, bu konuda sözümüz var, bu dünyayı değiştireceğiz. Bir kez daha seni sevgiyle, saygıyla, özlemle anıyoruz” dedi.
“YİNE SAAT 10.53”
Aydın’ın ardından Elçi’nin eşi Türkan Elçi, “Yine dört ayaklı kapına geldik, yine kuşluk vakti, yine saat 10.53” ifadeleriyle konuşmasına başladı. Elçi konuşmasının devamında şunlara yer verdi: “Bir ömrün hukuka ibretlik serencamını, bir ağıdın kısa ömür üzerine olanı, taştan bir sokağa anlatmaya geldik. Yine tende yara, yürekte keder, gecenin karanlığında ölüm kokusu. Sen gittin gideli içimizde yıkılmış bir şehir uyur. Niçin uyanmaz. Uyuduğun sokak kırık, dökük. Gidişin eksiklikti desem yine her şey eksik kalır. Bu dar sokakta eksilen sendin, çoğalan ölümdü. Ardından her şey biraz daha eksildi. Mesela huzurumuz, hürriyetimiz, umutlarımız eksildi. Gel kurtar bizi bu kimsesiz kalabalıktan.
BU SOKAĞA ADALETİ GETİREMEDİK
Yine dört ayaklı kapına geldik. Yine Kasım ayı, mevsim sonbahar. Avucumuz boş, elimiz yüreğimizde getiremedik bu sokağa adaleti. Gecenin öksüzlüğünde uyuyan adalet, serzeniş, yakarış olup damalar avuçlarımıza. Sen gitti hanemizde acıdan başka ne kaldı. Savaş kuruttu gözümüzdeki denizleri, kumunda ölülerden başka ne kaldı. Sen gittin zamansız ölümler çoğaldı. Yalnızlığımızın kuytuluğuna saplandık, gel kurtar bizi bu haksızlıktan. Sen geldin bu sokağa, yüreğini eline alarak geldi. Yalnız geldi, ölümleri durdurmak için çoğalarak nerelere gittin.
Kapkara karlı taşına geldik, aydınlığından bizim karanlığımıza seslen, bize yaşamın kutsallığından söz et; hakkın, hukukun, özgür düşünmenin yüceliğini, işkencenin insanlık suçu olduğunu yıllarca haykırdığın gibi yeniden haykır. İnsanlar arasında ırk, dil, din ayırımı yapmadan, herkes için adalet ve eşit yaşam koşulları talep etmenin nasıl bir erdem olduğunu savaş severlere bu topraklarda savaş istememenin ulviyetini, bu meşum mahalde sanık aramayanların, katillere şerik olacağını masum duruşunla bir kez daha hatırlat.
Barış isteyen bir adamı arkadan vurmanın alçaklık olduğunu haykır. Belki biter bu sabahsız gece. Belki zulüm susar, kan susar, belki onulmaz kaderimiz beklenmedik düzlüğe çıkar.
Yine dört ayaklı kapına geldik. Yine yerde yatıp uyanmayan bir elem. Sonsuza dek yerde yatanın ölümünün, tesadüfi bir ölüm olduğuna inandırmak istiyorlar bizi. Oysa biliyoruz ki günbegün hukukun hükmü azalıyor, hak gölgeleniyor, katiller elini kolunu sallayarak yürüyor taş sokağımızda.
Dört ayaklı kapına ömrümüzün sonuna dek geleceğiz. Tanrının adını günde beş kez anan bu minareye, ölümüne şahitlik yapan bu minareye, ahvalimizi anlatmaktan vaz geçmeyeceğiz. Belki ilahi adalet yerini bulur, belki gözümüzün yağmuru diner, belki bu sokağa bahar gelir, insanın insanı yiyip bitiren kavgası son bulur.
BU ÜLKE TAHİR OLUR
Belki karanlık cinayet, faili meçhul olmaktan çıkar, aralanır zulmet ellerin kara perdesi, aramıza ördüğümüz korku duvarları yıkılır. İşte o zaman adalet mülkün temeli, mülk kardeşliğimizin temeli olur. Belki bir adalet yağmuru yağar, bu ülke Tahir olur. Belki bir nebze de olsa biter bu sokakta bizi öldüren bu sonbahar havası.”
Anma programı, Dört Ayaklı Minareye bırakılan karanfillerle son buldu.
İzmir’de yaşayan Alevi ailenin evinin duvarına “Defol Alevi” yazılarak çarpı konulmasına sessiz kalmayan Athena müzik grubunun solisti Gökhan Özoğuz, “Bu coğrafyanın hamuru Alevi erkânında yoğrulmuştur! Kapıları işaretleyenler hainlik edenlerdir” dedi.
İzmir’in Gaziemir ilçesinde Alevi vatandaşlara ait bazı evlere kırmızı boya ile ‘X’ işareti yapılıp, ayrılıkçı yazı yazıldı. Bunun üzerine İzmir Emniyet Müdürlüğü soruşturma başlattı. Konu ile ilgili olarak İzmir Valisi Erol Ayyıldız, olayın mezhepsel bir durum olmadığını, asayiş nedeniyle kavgaya dayandığının değerlendirildiğini açıkladı. Kimliği belirsiz kişilerce yapılan yazıyı fark eden aile, karakola giderek şikâyette bulundu. Aile bu yazıyı siyah boya ile gül resmine dönüştürdü. Sosyal medyada kısa sürede gündem olan konuya Athena Grubu’nun solisti Gökhan Özoğuz’dan da tepki gecikmedi.
Twitter hesabından konuyla alakalı paylaşım yapan Gökhan Özoğuz, Twitter’da başlatılan “Aleviyim” etiketi altında “Bu Coğrafyanın hamuru Alevi erkânında yoğurulmuştur! Kapıları işaretleyenler hainlik edenlerdir! Ayrıca Sünni ve Alevi ayrımı, ülkemizin içine atılmış en büyük virüslerdendir. Yapaydır! Yemeyelim artık şu lokmaları. Biz Türkiyeyiz!” dedi.
PİRHA- İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde Alevi bir ailenin evinin duvarına “Defol Alevi” yazılıp çarpı işareti konulmasıyla ilgili olarak, AKP Sözcüsü Ömer Çelik, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve İzmir Valisi’den açıklama geldi.
Valilik ve Emniyet birimlerinin konuyu incelediğini belirten AKP Sözcüsü Ömer Çelik, sorumluların ortaya çıkarılacağını kaydetti.
Çelik, Twitter hesabından yaptığı açıklamasında şöyle dedi:
“İçişleri Bakanımız konuyu bizzat takip etmektedir”, “Güzel İzmir’imizde huzuru bozacak hiçbir şeye müsaade edilmesi mümkün değildir”, “Sosyal medyada hassasiyet gösteren vatandaşlarımız müsterih olsunlar”İzmir’de katıldığı toplantıda konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da “O eve yapılan işareti, kendi evime yapılmış işaret olarak görüyorum” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:”Arkadaşlarımız o kişiyi bulacaktır. İçişleri Bakanlığı olarak bizatihi tarafız bu olaya hukuken de tarafız. Adaletin önüne o kişi çıkacak ve bunun bedelini ödeyecek.”İzmir Valisi Erol Ayyıldız, olayın mezhepsel bir durum olmadığını, asayiş nedeniyle kavgaya dayandığının değerlendirildiğini açıklamıştı.
NE OLMUŞTU?
İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde oturan Alevi ailenin evinin duvarına “Defol Alevi” yazılarak çarpı işareti konuldu. Kimliği belirsiz kişilerce yazılan yazıyı fark eden aile karakola giderek şikâyette bulundu.
Ajansımız muhabiri Ersin Özgül’ün haberine göre, baba Bayram Şenal 25 yıldır bulundukları mahallede kimse ile husumetlerinin olmadığını belirterek “Polis geldi, resimleri çekti. Önce dediler ki ‘Sarhoşların işidir’. Sonra oğlum derneği arayınca ‘Bir yeri aradınız mı, kimseye haber verdiniz mi? Vermeyin’ dediler. Ondan sonra bizi karakola götürdüler, ifade verdik” dedi.
“Belediyeyle tartışmamızdan sonra bu olay oldu”Bayram Şenal ayrıca, “Belediye başkan yardımcısı daha önce ‘Elimde olsa hepinizin evlerini yıktırırız’ demişti. İkinci dönemde de 10-15 kişiyle oğlum ve benim üzerime saldırdılar, bizi darp ettiler. Rapor da var, karakoldan tutanağımız da var. Tek şüphelendiğim kişi o. Belediyeyle tartışmamızdan sonra bu olay oldu” ifadelerini kullandı.
Şenal’ın oğlu Eren ise daha önce de benzer durumların yaşandığını hatırlatarak, bu işaretlemenin çocukların işi olamayacağını kaydetti.
TWİTTER’DA #Aleviyim ETİKETİ TT OLDU
Alevi ailenin evine yönelik bu saldırı sosyal medyanın gündemine oturdu. Twitter kullanıcıları “Aleviyim” etiketiyle olaya tepki gösteriyor. Bu etiket ayrıca Twitter’da en çok konuşulanlar listesinin başına yerleşti.
Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ın Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla başlatılan Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni kampanyasına katıldığı için yargılandığı davanın duruşması görüldü.
Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ın, Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla başlatılan Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni kampanyasına katılımı gerekçe gösterilerek “terör örgütlerinin yöntemlerini meşru gösteren veya öven açıklamaları basmak veya yayınlamak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla yargılandığı davanın 11’inci duruşması İstanbul 22’ Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Dündar’ın katılmadığı duruşmada avukatı Abbas Yalçın hazır bulundu.
Duruşmada, heyet değişikliği nedeniyle önceki tutanaklar okundu.
Mahkeme heyeti, hakkında çıkarılan yakalama emrinin henüz infaz edilemediğini belirttiği Dündar için yazılan yurt dışı talimatına da henüz cevap verilmediğini paylaştı.
İddia makamı ise, Dündar hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine ve diğer eksik hususların giderilmesi talebinde bulundu.
Dündar hakkında çıkarılan yakalama emrinin devamına, infazının beklenmesine karar veren mahkeme, yine Dündar için yazılan yurt dışı istinabe evrakının dönüşünün beklenmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı 21 Mayıs 2020 tarihine erteledi.
PİRHA- KESK İstanbul Şubeler Platformu, sağlık emekçilerine yönelik ev baskınına ve gözaltılara ilişkin 28 Kasım’da basın toplantısı düzenleyecek.
KESK İstanbul Şubeler Platformu, Ankara’da bu sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alınan; SES Sendikası Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi Fikret Çalağan, SES eski MYK üyesi Belkıs Yurtsever ve Emek Ve Demokrasi Güçleri aktivisti 9 kişinin derhal serbest bırakılması için 28 Kasım Perşembe günü saat 12.30’da basın toplantısı yapacak.
– İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde oturan ve duvarına ‘Defol Alevi’ yazılarak çarpı işareti konulan Alevi aile PİRHA’ya konuştu. Sabah kalktığında yazıyı gördüğünü söyleyen baba Bayram Şenal, “Polisler bunun sarhoşların veya çocukların işi olduğunu söylediler. Çocuk işi olduğuna inanmıyoruz” diye konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, “İnsanca Bir Ücret, Vergide Adalet” talebiyle KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İKK, Ankara Tabip Odası ve ASMMMO temsilcileri ile birlikte Ulus meydanında saat 12:00’de basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ
Mardin’in Mazıdağı, Savur ve Derik ilçelerinin HDP’li eski belediye başkanları tutuklandı.
Mardin’de yerlerine kayyım atanan HDP’li Mazıdağı Belediye Eşbaşkanı Nalan Özaydın, Savur Belediye Eşbaşkanı Gülistan Öncü ve Derik Eşbaşkanı Mülkiye Esmez tutuklandı.
Mazıdağı Belediye Eşbaşkanı Nalan Özaydın, Savur Belediye Eşbaşkanı Gülistan Öncü ve Derik Eşbaşkanı Mülkiye Esmez, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 15 Kasım’da gözaltına alınmıştı. Belediye başkanların yerine 16 Kasım’da ilçe kaymakamları kayyım olarak görevlendirilmişti.
Özaydın, Öncü ve Esmez emniyetteki işlemlerinin ardından Mardin Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılıktaki ifadelerinin ardından mahkemeye çıkarılan Özaydın, Öncü ve Esmez’in tutuklanmasına karar verildi.
PİRHA- CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu, Erzincan Refahiye’deki bir ev baskını sonucu el konulan kitapların yakılarak imha edilmesini Meclis gündemine taşıdı.
CHP’li Şaroğlu, Erzincan’ın Refahiye İlçesinde Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında jandarma tarafından bir eve yapılan baskın sırasında, evde çıkan “Dersim’in Kayıp Kızları” isimli kitap ile İbrahim Kaypakkaya’nın hayatının ve fikirlerinin anlatıldığı kitaba el konulduğuna dair haberlerin basında yer aldığını belirterek, konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Şaroğlu, “Sosyal bir gerçekliğe ve yaşanmış olaylara dayalı bilgiler içeren ^’Dersim’in Kayıp Kızları’ isimli kitabın yakılmasına sebep olan sakıncalı yönü nedir” diye sordu.
Şaroğlu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:
“Refahiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında ele geçirilen kitapların imha edilmesi yönünde ilgili mahkemenin bir kararı bulunmakta mıdır?
Sosyal bir gerçekliğe ve yaşanmış olaylara dayalı bilgiler içeren “Dersim’in Kayıp Kızları” isimli kitabın yakılmasına sebep olan sakıncalı yönü nedir?
Yaşadığımız yüzyılın koşullarında her ne sebepten olursa olsun bir kitabın yakılarak yok edilmesini doğru buluyor musunuz?
Söz konusu kitapların soruşturma ile bir ilgisi bulunmakta mıdır? Yok ise bu keyfi uygulama karşısında idari bir soruşturma açılması düşünülmekte midir?” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 1920-23 yıllarında Dersim Milletvekili olan Hasan Hayrı Bey’i Meclis’te andı. Kenanoğlu, “Hasan Hayri Bey özellikle Koçgiri’de Topal Osman’nın uyguladığı kırım tecavüz ve yağmayı mecliste teşhir ettiği için hükümetin düşmanlığını kazanmıştır.” dedi.
HABERİN VİDEOSU
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu Meclis’te yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı.
“1920-1923 yılları Dersim Milletvekili olan Hasan Hayri bey, İsmet İnönü’nün Lozan görüşmeleri sırasında mecliste yer alan Kürt mebuslardan Lozan’a Kürt ve Türk halkının birlik ve beraberlik içerisinde yaşadıklarına dair bir telgraf çekmesi üzerine bu telgrafa imza atmış ve yine talep üzerine mecliste yerel kıyafet giyerek gelmiştir. Ancak Hasan Hayri Bey özellikle Koçgiri’de Topal Osman’nın uyguladığı kırım tecavüz ve yağmayı mecliste teşir ettiği için hükümetin düşmanlığını kazanmıştır. Hasan Hayri Bey 1923’te biten milletvekilliğine sonra da siyasetle uğraşmış ve bölge halkının çeşitli hak taleplerini dile getirmiş olduğu için hükümetin düşmanlığından kurtulamamıştır. Bu durumun sonucu olarak İstiklal Mahkemelerinin bugünlerde de çok bildiğimiz suç uydurma yöntemi ile cezalandırılarak 23 Kasım 1925’te ilginçtir ki yerel kıyafetin meclise gelmesi gerekçe gösterilerek 44 yaşında idam edilmiştir.
Bu meclisin bir üyesi ve Dersim halkının vekili olan Hasan Hayri Bey’i saygıyla anıyorum.”
Avustralya Alevi Toplum Konseyi ve Dandenong Alevi Kültür Merkezi organizesinde Pazar günü düzenlenen 26’ıncı Abdal Musa Festivaline yoğun katılım gerçekleşti. Farklı kültürlerin de ilgi gösterdiği festival, sabah saatlerinden akşam saatlerine kadar devam etti.
Dünya gazetesinin haberine göre, Melbourne Türk toplumunun Çorum Park diye adlandırdığı Coburgh Lake Reserve’de düzenlenen festivalde sahne alan sanatçılar katılımcıları doyasıya eğlendirdi.
SAHNEDE ABORJİN SANATÇI
Sinem Bolat ve Barış Coşkun’un sunuculuğunu yaptığı Abdal Musa Festivali, Avustralya topraklarının kadim halkı Aborjinleri anma ile başladı.
Anıt ziyaretinin ardından festival de ilk sahneye çıkan isim Aborjin Müzisyen Bret Willioughby oldu.
Festivalin resmi açılış konuşmasını Avustralya Alevi Toplum Konseyi Başkanı Yücel Yalçın ve Dandenong Alevi Kültür Merkezi Başkanı Derya Yücel gerçekleştirdi.
Festivale, Eyalet Milletvekili Enver Erdoğan, Moreland Belediye başkanı Lambros Topinos ve Belediye Başkan yardımcısı Oscar Yıldız, Hume Belediye Meclis Üyesi Naim Kurt ve çok sayıda vatandaş katıldı.
SEMAH GÖSTERİSİ İLGİ İLE İZLENDİ
Anadolu’nun zengin kültür mirası Festival alanında sergilendi. Sergi, müzik, dans, yiyecek ve bilgilendirme çadırları ile festival alanında adeta Anadolu esintisi yaşandı.
Dandenong Alevi Kültür Merkezi Semah grubu, Alevi Toplum Konseyi İnanç kurulu başkanı Güzide Suluk ve Turabi Bulut öncülüğünde sahne aldı. Semah gösterisi ilgi ile izlenen programlardan oldu.
SEVGİ, HOŞGÖRÜ VE KARDEŞLİK FESTİVALİ
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Saka’nın açılış konuşmasında; Alevi Toplum Konseyi ve Dandenong Alevi Kültür Merkezi yönetim kurullarına böylesi başarılı bir Festival ile toplumumuzu ve diğer toplumları bir araya getirip sevgi, hoşgörü ve kardeşlik içinde birlikte yaşamanın platformunu bir kez daha yarattığı için teşekkür ederiz, dedi.
Festivale katılanlar, müzik gruplarının söylediği türkülerle eşlik etti. Halaylar çeken katılımcılar gönüllerince eğlendi.
Festivalde sahne alan müzik grupları arasında: ATTK Halk Müziği korosu, VKD Folklor, Grup; İstanbul, 64, Ezgi, Okyanusya ve Fesat yer aldı.
MEB, yolsuzluklarla bilinen Deniz Feneri’yle 2017’de yaptığı protokolü yeniledi. Protokol, derneğe okulda “mescit yaptırma” gibi gerekçelerle öğrencilerden para toplanmasının da yolunu açıyor.
Yandaş vakıf ve derneklerle protokoller imzalayarak okulların kapısını gericilik ve ranta sonuna kadar açan MEB, adı bir dönem yolsuzluklarla anılan Deniz Feneri Derneği’yle ‘İyilik Okulu’ projesinin protokolünü yeniledi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Deniz Feneri Derneği ve İmam Hatipliler Derneği (ÖNDER) ile 2017 yılında yaptığı ‘İyilik Okulu’ adı altındaki projenin protokolünü yeniledi. 30 sayfadan oluşan protokolde, dernek gönüllülerinin okullarda dernek adına yardım toplama faaliyeti yapabilmesine imkan veriliyor.
PROTOKOL 2017’DE İMZALANMIŞTI
Daha önce TÜGVA, TÜRGEV, Ensar Vakfı gibi vakıflarla protokol imzalayan MEB, 2017’de daha önce yolsuzluk davasıyla gündeme gelen Deniz Feneri Derneği’yle protokol imzalamıştı.
O dönem protokol haberini duyuran Deniz Feneri’nden yapılan açıklamada, MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın katılımıyla yapılan protokolün tanıtılacağı bildirilmişti.
Yapılan açıklamada şöyle denilmişti:
“MEB Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın teşrifleriyle Ortaokul ve Lise seviyesindeki öğrencilere yönelik gerçekleştirilen İyilik Okulu projesi için Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, Önder ve Deniz Feneri Derneği arasında imzalanan işbirliği protokolü kapsamında, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma gibi iyilik kavramlarımız genç yüreklere anlatılacak.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- HDK’nin düzenlediği “Halklar ve inançlar kendini anlatıyor” program dizisinin 7’inci bölümünde Lazların tarihsel, kültürel, inançsal değerleri anlatıldı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun düzenlediği “Halklar ve inançlar kendini anlatıyor” program dizisinin 7’ncisi gerçekleştirildi. Daha önce Aleviler, Arap Aleviler (Nusayriler), Süryaniler, Ermeniler, Çerkesler ve Hemşinlilerin katıldığı programın bu bölümünde tarihsel, kültürel, inançsal değerleriyle Lazlar anlatıldı.
Moderatörlüğünü Jale Yanık’ın yaptığı panelde konuşmacı olarak İrfan Çağatay, Memedali Barış Beşli, İsmail Güney Yılmaz yer aldı.
İlk sözü alan İrfan Çağatay, Türkiye’deki Lazların inanışları, tarihleri, dilleri hakkında kısa bir sunum yaptı. Çağatay, Lazların Güney Kafkasya grubu halkı olduğunu belirtti ve Güney Kafkasya’da bulunan 3 halkla birlikte Güney Kafkas Dil Grubunu oluşturduğunu söyledi.
“LAZLAR OSMANLI İLE BİRLİKTE MÜSLÜMANLAŞTI”
Laz tarihinin İ.Ö.’ye dayandığını söyleyen Çağatay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Lazlar tarih boyunca Ortodoks bir topluluktu. Osmanlıların bölgelerini almasıyla birlikte Müslüman oldular. Fakat uzun süre Bizans ve Rumca’nın etkisinde kalmaktan dolayı hem dillerinde hem de kültürlerinde Rumlaşma oldu. Osmanlı döneminden sonra Lazlar uzun süre Hristiyan olarak devam ettiler. 1500’lerden sonra İslamlaşma devam etti. 1650’lere doğru bölge tamamen Müslüman oldu.”
“DEREBEYLİK DİLİN KORUNMASINI SAĞLADI”
Lazların Kafkasya topluluğu olmasına rağmen bu açıdan çok da Kafkasyalı olmadığını dile getiren Çağatay, Osmanlı döneminden sonra Lazların yine uzun süre Ortadoks kimliğini koruduğunu ancak 1600’lere doğru bölgenin tamamen Müslüman olduğunun altını çizdi. 1690’lardan sonra bölgede derebeylik sisteminin kurulduğunu hatırlatan Çağatay, “Bölgeye 15 kadar derebeylik hakim oldu. Derebeyler köylüden vergiyi toplayıp devlete aktaran kişilerdi. Devlet ile direk temas etmemelerinden kaynaklı dillerini uzun süre korumuşlardır. Bunu da derebeylik sistemine borçlu. 1700-1800 den sonra derebeylik çökmeye başladı.” dedi.
“1984’DE LAZ ALFABESİ YAYINLANIYOR”
Çağatay, Laz dili ve edebiyatına ilişkin de şu bilgileri paylaştı:
“Lazca güney Kafkas dili. Lazcada 35 tane ses var. Sesli harfli az sessiz harfleri çoktur. Hem önden hem sondan eklemeli bir dildir. Türkçeden de farklıdır bu açıdan. Kafkas dilleriyle bu açıdan ortaklaşır. Pek çok ön ekler vardır fiilin yönünü tayin eden. İlk Lazca metin 1790’lara ait. Bir İtalyan Hervas Lazca hakkında 5 sayfalık bir kelime listesi var. En eskisi bu. Daha sonraki dönemde Lazcayı yazı dili yapalım diyen İskenderci Staşi’dir. İlk Lazca gazeteyi çıkarıyor. Ancak Türkiye’den çok tepki alıyor, 2. sayıdan sonra gazete çıkmıyor.
82’lere kadar kimse pek bir şey yazıp çizmiyor. 84’lerde Laz alfabesi yayınlanıyor. Almanya’da. Bu alfabe üzerinden Laz hareketi sahipleniyor. 93’lerden sonra da pek çok yayında kullanılmaya devam ediyor. Daha sonra çeşitli şiir kitapları ile devam ediyor. 2011’den sonra bunun içine romanlar ekleniyor.”
“CHİTAŞİ KATLEDİLDİKTEN SONRA LAZ HAREKETİ GERİLEDİ”
Mehmedali Barış Beşli de Türkiye’de Laz hareketinin gelişmesi hakkında bilgi verdi. Türkiye’de Lazca’nın akıbetini kendine dert edinen ilk kişini Sultan Ahmet döneminde yaşayan Faik Efendi olduğunu ancak eserlerinin günümüze taşınmadığını belirtti.
Rusya’nın son döneminin dil bilimcisi Nikolay Marr aracılığıyla Faik Efendi’nin adının kendilerine ulaştığını aktardı.
İskender Chitaşi bizim için iyi bir fırsattı. İnanmış bir Bolşevik, devrimciydi. Sovyetlerde devrim sonrası neler yaşandığı tahmin etmem mümkün. Chitaşi katledildikten sonra Laz hareketi gerilemeye başladı.
1070’lerde Hopalı bir komünist Hasani’nin, Türkiye’den Rusya’ya gitmek zorunda kaldığını ve Rusya’da bazı Lazca kayıtlar yaptığını belirtti. Türkiye solu açısından ise 80’lerdeki devrimci geleneğinin Halkevi’ne bıraktığı mirasın bağlama olduğunu ve asimilasyona uğradıklarını belirtti. “Ne kemençe var ne tulum var. Ben okulda bir Laz bulmuşum iki kelime derleyeceğim bana deli gözüyle bakıyorlardı” diyen Beşli, idam cezası alan bir devrimci için Lazca “İpimi kaldıramaz bu çocuk” şiirinin elden ele dolaştığını kaydetti.
“HORON BİZİM İÇİN BİR NEVİ İBADETTİ”
“1990’da laz genci olarak dilimiz gözümüzün önünde buz dağı gibi eriyor. Müdahale etmek gerekiyor diyerek horon öğrenmeye başlıyoruz.” diyen Beşli, “Horon bizim için bir nevi ibadetti” diyor.
Kültürlerini sahiplenmek için üniversitede horon oynamaya başladıklarına dikkat çeken Beşli, ardından 1993 yılında bir müzik grubu kurduklarını ve bir de Ogni adlı dergi çıkardıklarını kaydetti. Dergiden dolayı yargılandığını ancak beraat ettiğini söyleyen Beşli, “Mahkeme, bu adamlar kendi dillerinde şarkı söylemek, konuşmak istiyor bırakın konuşsunlar demek istedi. O dönem için sürekli bölücülükten karar veren DGM için sıra dışı bir karar” diye konuştu.
Beşli 3 yıl önce Laz Kültür Derneği çatısı altında yeniden Ogni dergisini çıkarmaya başladıklarını ekledi.
Beşli son olarak, “Anadilimiz ait olduğu coğrafyanın ekolojik bir unsurudur” diye sözlerini bitirdi.
“AKP İLE BİRLİKTE LAZLARDA SAĞA EĞİLİM ARTTI”
Lazların siyasetle ilişkisi hakkında konuşan İsmail Güney Yılmaz ise Türkiye’deki Karadenizli algısına dikkat çekti. Laz devrimciliğinin, devrimcilikle çok özleşmediğin ve Doğu Karadeniz denilince insanların aklına milliyetçilik ve faşizan eğilimler geldiğini belirtti. Lazların siyasetle ilişkisinin bu genellemeyle sakatlandığının altını çizen Yılmaz, “Önce şunu söyleyebiliriz Lazistan’da sokak 1975’e kadar çok da kuvvetle olmamakla birlikte sağın elindeydi. 1975’e kadar sadece TKP ve TİP örgütlüydü bölgede sol açısından. Ancak devrimci hareketin volkan gibi patlamasıyla birlikte devrimci gruplar sokağa hakim oldular, milliyetçi ve hakim sağ grupları Lazistan’dan sildiler. Lazların yoğun olarak yaşadığı ilçelerde CHP bu yüzden rekor oylar alıyor. Devrimci hareketin Türkiye’de bastırılmasından sonra bölgede de zayıflama gösterdi” dedi.
1986 doğumlu olduğunu ve devrimci marşlarla büyüdüğünü aktaran Yılmaz, AKP iktidarıyla birlikte Lazlar’da sağın eğiliminin arttığını belirtti. “Önce sağdan sola bir kayma oldu ve güçlü bir değişimdi. 90’lardan ve 2000’lerden itibaren de daha yavaş olan bir sağa kayış şekillendi” diyen Yılmaz, Lazları Doğu Karadeniz’deki toplumlardan ayıran özellik nedir diye sorulduğunda, bir siyasi eğilimler iki dini yaşayış tarzı olduğunu vurguladı. Lazlar ve Hemşinlerin bölgede ayrı kutup gibi olduklarına dikkat çeken Yılmaz, Hemşinliler ile Lazlar’ın Rize merkezde yaşayanlara göre komünist olarak görüldüklerini dile getirdi.
HDP’nin bölgede aldığı yüksek oyların büyük çoğunluğunun Hopa Hemşinlilerinden geldiğine işaret eden Yılmaz, MHP’nin birinci geldiği 4 köyün de yine Hopa Hemşinlilerin olduğuna dikkat çekti. Devrimci hareket ve Lazlar ilişkisinin olumsuz değerlendirilmemesini söyleyen Yılmaz, yine solun ilgisiyle gündeme gelindiğini dile getirdi.
PİRHA- 700’üncü haftadan beri oturma eylemleri yasaklanan Cumartesi Anneleri, 765. haftada 21 Kasım 1980’de gözaltında kaybedilen 26 yaşındaki Hayrettin Eren için bir araya geldi.
HABERİN VİDEOSU
Galatasaray Meydanı’nın eylemlere yasaklanmasının ardından 701. haftadan beri İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde düzenlenen eylemlerde bu hafta, gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren için adalet istendi.
Yoğun polis ablukası altında gerçekleşen buluşmada Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfiller taşıdı.
“GÖZALTINDA KAYBEDİLEN SEVDİKLERİMİZİ İSTİYORUZ”
765. haftaki açıklamayı İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’dan Sebla Arcan yaptı.
Arcan, “Toplumsal belleğimizde ağır yer açan bir yüzleşme olmaması nedeniyle Türkiye’nin demokratikleşmesi engellendi. Hakikat ve adalet, yerini inkar ve cezasızlığa bıraktı. Bize yaşatılan bu vahşet bilinsin, lanetlensin ve asla bir daha yaşanmasın. Talebimiz açık ve net. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi istiyoruz” dedi.
“ADALETİ İĞNEYLE KUYU KAZAR GİBİ ARADILAR”
39 yıl önce gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, babası Kemalettin Eren’in 32, annesi Elmas Eren’in de 39 yıl boyunca oğlunun akıbetini sorduğunu belirtti.
Eren sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önceleri cezaevinde bulabilmek için koşuşturdular. Bu umutları tükendikten sonra çiçeklerle donatabilecekleri mezar için mücadele ettiler. Çok şey değildi istedikleri. Ne yazık ki ikisi de devletten alacaklı, gözleri açık toprakla buluştular. Adalet talepleri vardı. Adalet bakanı var ama adalet yok. Hayrettin Eren için hukuk işlemedi çünkü hukuk yok, adalet işlemedi çünkü adalet yok. Babalarımız, annelerimiz bu karanlığın içinde iğneyle kuyu kazar gibi adalet aradılar. Elmas anne, Kiraz Şahin, Berfo anne, Asiye anne… Buradayız. Ne kadar engellensek de sevdiklerimizi, çocuklarınızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
“UNUTMAYACAĞIZ, AFFETMEYECEĞİZ”
Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemini yasaklayan İçişleri Bakanlığı’na seslenen Eren, “Bir de İçişleri Bakanlığı var. İnsan haklarını yok sayarak keyfi uygulamalarla asayişi sağladığını sanıyor. Kentin meydanlarını, sokaklarını kapatarak asayişi sağladığını düşünüyor. 699 hafta boyunca oturduğumuz, derdimizi kamuoyuyla paylaştığımız Galatasaray meydanını yasaklayarak üstelik ‘paçozlar’ denilerek yasaklayan bir de İçişleri Bakanlığı var. Annem ‘Bu paçozun anlamı nedir?’ diye sordu. Sindiremedi. Sonra her neyse söyleyene iade etmişti. Bizler kime taş attık, sopa attık, gaz attık? Annelerimize sözümüzdür: Kayıplarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Unutmayacağız, unutturmayacağız, affetmeyeceğiz.” dedi.
“ABİMDEN İHANET ETMEMEYİ, DİRENMEYİ ÖĞRENDİK”
Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren de ağabeyini katledenlerin yargılanmasını istedi. Eren, “Biz abimden inançlarına ihanet etmemeyi, direnmeyi öğrendik. Annemizden de insan hakları mücadelesini öğrendik. Onlardan çok şey öğrendik. Buradaki her anne bizim annemiz, her kayıp bizim kardeşimiz. Berfo annenin, diğer annelerimizin, babalarımızın mücadelesini sürdüreceğiz ve bir gün başaracağız. Kaybedenlerden de hesap soracağız.” ifadelerini kullandı.
HAYRETTİN EREN KİMDİR?
Sosyalist kimliğiyle bilinen 26 yaşındaki Hayrettin Eren İstanbul’da yaşıyordu. 21 Kasım 1980 tarihinde İstanbul Saraçhane’de Hayrettin bir arkadaşıyla birlikte gözaltına alındı. Önce Karagümrük karakoluna oradan da Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
Eren, siyasi şubenin alt katındaki hücrede ağır işkence altındayken, kapıda bekleyen annesi Elmas Eren’e, ‘Böyle biri yok’ denilerek tartaklanıp dışarı atıldı. Eren’i gözaltına alınırken, karakolda tutulurken ve siyasi şubede işkencedeyken gören tanıklar vardı ancak gözaltına alındığı hep inkar edildi.
PİRHA- Sanatçı Lale Mansur, “Ülkemiz bir kadın mezbahası. Zavallı değiliz ama mağduruz. Zaten buna karşı çıkan kadınlar öldürülüyor. Buna karşı mücadele etmek için sivil toplum örgütlerini çok iş düşüyor. Kadınlar erkeklerin biçtiği rolleri kabullenmemek için ellerinden geleni yapacaklar.” diyor.
HABERİN VİDEOSU
Sanatçı Lale Mansur, 25 Kadım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Bir gün değil her gün şiddete karşı mücadele edilmesi gerektiğine dikkat çeken Mansur, “Çünkü bizim ülkemiz bir kadın mezbahası.” dedi.
Eskiden mücadelenin zayıflığı ve iletişimin zorluğu nedeniyle bu tür şiddet olaylarının görülüp duyulmadığını hatırlatan Mansur sözlerini şöyle sürdürdü:
“Daha önce oluyordu biz mi görmüyorduk. Niye daha göz önünde. Mor çatıdakiler çünkü kadınların daha bilinçlendiğini ve çoğunlukla ayrılmak istedikleri fakat şiddetin başladığını söylediler. Korkunç bir ülkede yaşıyoruz bu konuda. Ne yaparsak yetersiz kalıyor. Hep birlikte her an buna karşı çıkabilmek lazım. Davaları takip edip sesimizi yükseltmeliyiz. Yasada bir şey yazsa bile onu yorumlayanların yüzde 90 küsuru erkek.
Eskiden bu kadar sosyal medya yoktu. İnternet yoktu. Daha zor haber alıyorduk. Ancak Hürriyet’in 3. sayfasına çıkacak da haberimiz olacak. Şu anda öyle değil. Her şeyden haberdarız. Ama değişen bir şey yok şu an. Çünkü mantalite aynı. Birisi karısını öldürmüş indiril almış 6 ay sonra hapisten çıkmış. Eğer karısını öldüren 30 yıl hapis alsa öteki adam beş kere düşünür. ”
KADINLARLA ERKEKLERİN TEK EŞİT OLDUKLARI NOKTA
Demokrasiden, özgürlükten yana açan herkesin susturulduğunu söyleyen Mansur, Türkiye’de kadınların erkeklerle eşit oldukları tek noktanın bu olduğunu vurguladı.
Mansur sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Kadınlar’ diyoruz da şimdi kimse sokağa çıkamıyor. Gaz bağımlısı değilseniz çıkamıyorsunuz. Böyle korkunç bir dönemden geçiyoruz. Bu yaşıma kadar bu kadar kötü bir dönem görmedim. Suçsuz arkadaşlarımız hapiste. Ağzını açsan ne olur? Malum. Düşünce özgürlüğü diye bir şey kalmadı. Devlet o konuda ayrımcılık yapmıyor. Kadın erkek ağzını açan fikrini söyleyen, demokrasiden özgürlükten eşitlikten yana olan herkes birlikte payını alıyor. Yani eşit olduğumuz tek konu belki de Türkiye. Kayırıyor erkekleri. Hep öyle oldu. Öyle olmaya devam ediyor. İyice gözümüzün önünde şu anda.”
“ZAVALLI DEĞİLİZ AMA MAĞDURUZ”
“Zavallı değiliz ama mağduruz” diyen oyuncu Lale Mansur, “Zaten buna karşı çıkanlar öldürülüyor. Kendi ayağın üzerinde durabilmek daha fazla kadınların yapacağı değil sivil topluma çok iş düşüyor. Birçok kuruluş var bu konuda çalışan. Daha fazla sığınma evleri, destek gerekiyor. Şiddet çok büyük. Okuyacaklar, bir iş edinecekler, çalışacaklar. Erkeklerin biçtiği rolleri kabullenmemek için ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.
PİRHA- İstanbul Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’ndaki 12 yaşında bir kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeni beraat etti. İlaç ile ayakta durduğu belirtilen 12 yaşındaki kız, tüm itirazlara rağmen verilen “zorla getirilme kararıyla” duruşmaya katılmak zorunda kaldı.
HABERİN VİDEOSU
İstanbul’da Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 15 Mayıs 2018 tarihinde nöbetçi olan 12 yaşındaki kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeni G.E’nin yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün Anadolu Adliyesi’nde görüldü.
Tuzla’da cinsel tacize uğrayan kızın geçtiğimiz duruşmasında tüm itirazlara rağmen zorla getirilme kararı verilmişti.
KAYY-DER, kıza ve ailesine destek olmak ve kamuoyu oluşturmak için duruşma öncesi adliye önünde açıklama yaparak, istismarcının en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
İSTİSMARCI ÖĞRETMENE BERAAT
Açıklamanın ardından 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sanık öğretmen beraat etti.
Geçen celse lise giriş sınavına az süre kaldığından bahisle psikolojisinin de etkilendiği belirtilerek önümüzdeki celse hazır edileceği söylenmişse de heyetçe mağdur hakkında ‘zorla getirme müzekkeresi’ yazılmasına karar verilmişti. Mağdurun işlenen suçtan etkilenmesi sebebiyle görmüş olduğu tedaviye ilişkin dosyanın celp edilmesi talebi heyetçe reddedildi. Savcılık makamınca hukuka aykırı olan sanığın beraat etmesi yönündeki mütalaa bu celse sunuldu. Mağdur avukatlarına savcılık mütalaasına beyanda bulunmak için süre verilmedi ve bu husustaki talepleri reddedildi. Heyet savcı mütalaası yönünde sanık hakkında beraat kararı verdi.
Kararın hukuka aykırı olduğunu belirten mağdur avukatları, bu karar için istinaf mahkemesine başvuracaklarını ve adaletin sağlanması için olayın takipçisi olacaklarını belirttiler.
KHK ile kapatılan Özgür Gündem Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol ve gazetenin yazı işleri müdürü Reyhan Çapan’ın yargılandığı davanın duruşması görüldü.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi Eş Genel Yayın Yönetmenleri Hüseyin Aykol, Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan ve Hasan Başak’ın yargılandığı davanın duruşması İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya sanık gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu.
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, duruşmada iddia makamı önceki celsede vermiş olduğu mütalaayı tekrarladıklarını belirterek, mütalaada Hüseyin Akyol ile ilgili sevk maddelerine Aykol’un isminin yazılmasını istedi. İddia makamı Aykol’un cezalandırılmasını talep etti.
SÜRE TALEP EDİLDİ
Ardından söz alan Reyhan Çapan ve Hüseyin Aykol’un müdafi avukatı Özcan Kılıç, mütalaaya karşı savunma yapmak için süre talebinde bulunarak, “Yeni bir yasa değişikliği olmuştur. Ayrıca sanıklar hakkında 6/73 esas sayılı dosyanın akıbeti beklenilmiştir. Akıbetinin sorulmasını talep ediyoruz” dedi.
DURUŞMA ERTELENDİ
Ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti bu celse ve bir önceki celse sunulan mütalaanın hazır bulunmayan sanık ve sanık müdafilerine tebliğine karar vererek savunmalarını hazırlamaları için gelecek celseye kadar süre verdi. Tutuklu veya hükümlü bulunan sanıkların gelecek celse SEGBİS sistemi üzerinden hazır edilmesine için ilgili yere yazı yazılmasına karar vererek, duruşmayı 20 Şubat 2020 tarihine erteledi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- İstanbul Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 12 yaşında bir kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeninin yargılandığı dava öncesi açıklama yapan KAYY-DER, “Bıçak kemiğe dayandı, artık yeter! İstismarı ne affetmenize, ne de istismarın önünü açan politikalarınıza izin vermeyeceğiz” dedi.
HABERİN VİDEOSU
İstanbul’da Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 15 Mayıs 2018 tarihinde nöbetçi olan 12 yaşındaki kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeni G.E.nin yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün görülmeye başlandı.
Tuzla’da cinsel tacize uğrayan kızın geçtiğimiz duruşmasında tüm itirazlara rağmen zorla getirilme kararı verilmişti.
KAYY-DER, kıza ve ailesine destek olmak ve kamuoyu oluşturmak için duruşma öncesi adliye önünde yaptığı açıklamada, istismarcının en ağır şekilde cezalandırılması istedi. Anadolu Adliyesi önünde gerçekleşen açıklamaya KAYY-DER (Kiğı-Karakoçan-Adaklı-Yayladere- Yedisu ilçeleri, Kalkındırma ve Kültür Derneği), Mor Dayanışma, Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği üyeleri katıldı. Açıklamada, “Koruyamadığımız her çocuk bizim çocuğumuzdur. Çocuk istismarına dur de sessiz kalma.” pankartı taşındı.
Açıklamayı Mor Dayanışma’dan Yeşim Güzel okudu. Güzel, her gün, çocuklara, kadınlara ve hayvanlara yönelik cinsel istismar suçlarının yer aldığı haberlerle karşılaştıklarını aktararak istatistikleri verdi. Mahkemelerin ise tüm bunlara karşı çocukları değil, istismarcıları koruduğunu vurgulayan Güzel, “Çoğu zaman tutuksuz yargılanan çocuk istismarı failleri, tahrik, iyi hal indirimleri ile giymiş olduğu takım elbisenin markasına göre, mümkün olan en az ceza verilerek toplumun içine geri gönderilmektedir.” dedi. Yasaların istismarcılara cesaret verdiğini aktaran Güzel, 3. duruşması görülen 12 yaşındaki kız çocuğunun yaşadığı cinsel istismarı örnek gösterdi.
TÜM İTİRAZLARA RAĞMEN
Güzel, “Bugünden tam 550 gün önce Tuzla-Aydınlı mahallesinde bir kız çocuk okulunda, yani en güvende olması gereken alanda, okulundaki bir öğretmen tarafından cinsel istismara maruz bırakıldı. 20 Aralık 2018 tarihinde yapılan ilk duruşmada, tutuklanması beklenirken fail serbest bırakıldı. Tedbir konularak, kadın örgütlerinin mahkemeye girişi engellendi. 5 Eylül tarihinde yapılan 2. duruşmada da değişen hiçbir şey olmadığı gibi, tüm itirazlara rağmen istismara uğrayan kız çocuğu mahkemeye çağırıldı.”
Çocuk istismarı failinin, mahkeme tarafından, yeniden serbest bırakılmasını veya tahrik, iyi hal gibi ceza indirimleri ile alacağı cezanın azaltılmasını önleyebilmek için toplandıklarını belirten Güzel, “Biliyoruz ki, bir çocuk güvende değilse hiç bir çocuk güvende değildir. Çocukların sesine ses olmak için, mücadelemizi büyütüyoruz. Bıçak kemiğe dayandı, artık yeter! İstismarı ne affetmenize, ne de istismarın önünü açan politikalarınıza izin vermeyeceğiz. Yargının defalarca tahrik indirimi gibi kararlarla, bu suçlara ortak olduğunu biliyoruz. Müsaade etmeyeceğiz.” İfadelerini kullandı.
“DELİLLER KARARTILDI, TANIKLAR SUSTURULDU”
Açıklamanın ardından konuşan Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’nden Adile Doğan, 22 yıldır çocuk istismarının son bulması için adalet aradıklarını söyledi. Doğan, en güvenli olması gereken okulda başlayan tacizin hukuki süreçte delillerin karartılması ve tanıkların susturulmasıyla devam ettiğini vurguladı. Okulda, sokakta, evde istismar edilen çocukların geleceği için mücadele edeceklerini belirten Doğan, yasalar ile sahip çıkılmayan haklarını kendilerinin koruyacaklarını söyledi.
Kiğı Karakoçan Adalı Yayladere ve Yedisu Derneği KAYY-DER Eş Başkanı Tuncay Gökçe de, çocuk istismarına tepki ve suçun örtülmemesi için duruşmada olduklarını vurguladı.
Gökçe hükümete seslendi:
“Hak ettikleri cezaların verilmesini istiyoruz. Hükümete sesleniyoruz bir an önce iyileştirmeye gidilsin. Çocukların geleceğini on planda tutup gelecekte yaşanacakların önüne geçmesini istiyoruz:”
BABA: KIZIM İLAÇLA AYAKTA DURUYOR
Kızının psikolojisinin bozulduğunu söyleyen baba, artık kızının bu davanın sonuçlanması için ilaçla ayakta duran kızının davaya umutla geldiğini aktardı.
Hakimin tavrının eleştiren baba, 3 senedir bir arpa boyu yol alamadıklarını vurguladı.