Yazar: sevim kahraman

  • ‘Dergaha ve Alevi akademisine ihtiyaç var’ -VİDEO

    ‘Dergaha ve Alevi akademisine ihtiyaç var’ -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı Selda Güneş, “Pek çok Alevi kurumunun hiçbir cemevi politikası yok. Binalar sadece boş mekanlara dönüşüyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Selda Güneş, 16 Kasım Cumartesi günü yapılan “Yolda Birlik, Mücadelede Birlik” toplantısında cemevlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    PİRHA‘ya konuşan Güneş, “Bu yol kendini bilme yolu. Cümle can önce kendisini bilmeli ki tüm varlık hali ile bir ilişki haline geçebilsin, ilişkilenebilsin. Buradan doğrudan yaptığımız her şey insan hareketi aynı zamanda doğruyu ya da yanlışı içinde barındırıyor” dedi.

    Yapılan her pratiğin mutlak anlamda doğru olmadığına değinen Güneş, cemevinin de bunlardan bir tanesi olduğunu söyledi.

    “CEMEVLERİNDE ALEVİ AKADEMİSİNE İHTİYAÇ VAR”

    Alevi kurumlarının cemevi politikasının olmadığını eleştiren Güneş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yaptığımız her pratik mutlak anlamda doğru olmuyor. Cemevi de bunlardan bir tanesiydi aslında. Çok iyi niyetlerle ortaya çıkmış ama bir sonraki kertede tam olarak çok öngöremediğimiz bir noktaya evrildi. Ve ne yazık ki pek çok Alevi kurumunun hatta 9’unu da dahil ederek söyleyelim hiçbir tanesinin cemevi politikası yok. Cemevi politikası şu yüzden önemli: Biz Aleviler inancımızı olduğu ilk günden bugüne ne havrayı ne kiliseyi ne camiyi ne de mescidi kendimize mabet olarak tanımlamadık. Biz dedik ki hanemiz hakkın hanesidir. Mescidimiz gönlümüzdür dedik. Ama modern toplumla birlikte kentleşmeyle birlikte bir cemevi ile karşı karşıyayız. Kırk lokmamızı veriyoruz. Cem hizmetini burada yapıyoruz. Ama ondan sonra bu binalar sadece boş mekanlara dönüşüyor. Oysa dergah kültüründe bu yoktu. Bizim dergahlarımız yaşayan yerlerdi. Şunu yapabiliriz: Merkezi hiçbir devletin bir inancı yayma misyonerliğini yapma hakkı yok. Ama inanan öznelerin kendi inancını aktarmakla mükellefler. Biz bugüne kadar bunu 4 ayağı olan pir, mürşid, rayber ve talip sistemiyle getirmiştik. Bundan sonra da cemevlerinin daha çok dergah ve Alevi akademisi tarzı şeylere ihtiyacı var.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Çocuk haklarına dair sözleşme 30 yaşında: ‘Bir insanlık meselesidir’- VİDEO

    Çocuk haklarına dair sözleşme 30 yaşında: ‘Bir insanlık meselesidir’- VİDEO

    PİRHA-Türkiye tarafından konulan çekincelerin kaldırılması, çocukların kendi kültüründen yararlanma ve kendi dilini kullanma hakkına dikkat çekmek için İnsan Hakları Derneği Çocuk Hakları Komisyonu tarafından 21 sanatçı, yazar ve insan hakları aktivistinin yer aldığı BM çocuk hakları sözleşmesi maddelerini okuduğu bir video çalışması yaptı.
    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları gününe ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, savaşın sürdüğü bir coğrafyada en temel hak olan barış hakkı çocuklar için de bir hak olduğunu belirterek, çocukların ölmesini ve suça bulaşmasını istemediklerini söyledi.

    20 Kasım Türkiye’nin taraf olduğu çocuk haklarına dair sözleşmenin 30. yılı olduğu belirtilen açıklamada, BM tarafından 1989 yılında oluşturulan sözleşmenin halen dünya genelinde en çok sayıda ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olma özelliğini taşıdığı söylendi. 197 devletin imzaladığı ve çocuk hakları konusunda yükümlülük altına girmeyi taahhüt ettiği belge, çocuklar için daha iyi bir dünya çabasına umut ve ilham vermeye devam ettiği ifade edilen açıklamada, “Çocuklara öncelik verilmesi ve zarar görmemelerini sağlayacak yaklaşım ve düzenlemelerden kaçınılıyor. Yaşanan eşitsizlikler, çocukların hak ihlallerine neden oluyor. Çocukların insan haklarını tehdit eden sorunlar ise taraf devletlerin önceliği haline gelmiyor” denildi.

    Türkiye, çocuk haklarına öncelik vereceğini taahhüt ederek sözleşmeyi 1990’da imzaladığını belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Buna rağmen Türkiye’de pek çok çocuk, pek çok şekilde hak ihlaline maruz bırakıldı, bırakılıyor. İhlallerin bir daha tekrarlanmamasına yönelik yapılanlar da kapsayıcı değil. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyon ve çatışmalarda onlarca çocuğun yaşamını yitirdiğini hatırlatan Aslan, “Bu bağlamda çocuk haklarının bir insanlık meselesi olduğu ve sözleşmeye taraf olan devletlerin hem kendi sınırları içerisinde hem de dünya genelinde yükümlülüklerini yerine getirmedikleri açıkça görülüyor! Çocuk Haklarına dair Sözleşmenin 30’uncu yılında başta Türkiye olmak üzere her bir taraf devlete sözleşmenin temel ilkelerini ısrarla hatırlatırız.”

    “HEM SÖMÜRÜ HEM İSTİSMAR”     

    İHD tarafından yapılan açıklamada ana dilinde eğitim konusunda atılan adımların yetersizliğine vurgu yapıldı, zorunlu din dersinin kalkması istendi.  Adalet sisteminde de çocuğa özgü bir düzenleme istendi.

    Çocukların, iş gücü piyasasında sömürülmeye devam ettiğine dikkat çeken açıklamada şu ifadeler yer buldu:

    “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Eylem Planları hazırlanmasına rağmen, pek çok çocuk ağır ve kayıt dışı işlerde çalıştırılmaya devam ediliyor. 2012 yılından bu yana TUİK çocuk iş gücü istatistikleri yayımlanmadığından sorun takip edilemiyor, ‘Sayı yoksa sorun da yok!’ anlayışı hüküm sürüyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Türkiye’nin ilgili mevzuatı, zorunlu eğitim, istihdama başlama ve çalışma yaşamının temel haklarından biri olan sendikaya üyelik yaşları arasında uyumsuzluk devam ediyor.”

    21 SANATÇI, YAZAR VE İNSAN HAKLARI AKTİVİSTİNDEN DESTEK VİDEOSU

    Ayrıca Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan hakların, ayrımsız tüm çocuklara eşit olarak  uygulanması ve sözleşmenin 17, 29 ve 30. maddelerine Türkiye tarafından konulan çekincelerin kaldırılması, çocukların kendi kültüründen yararlanma ve kendi dilini kullanma hakkına dikkat çekmek için Çocuk Hakları Komisyonumuz tarafından 21 sanatçı, yazar ve insan hakları aktivistinin katılımı ile  BM çocuk hakları sözleşmesi maddelerinin okunduğu bir video çalışması yapıldı.

    Videoda, Rakel Dink, Ümit Kıvanç, Ayşe Tütüncü, Julide Kural, Defne Halman, Melda Onur, İpek Bilgin, Luxus (Alper), Selim Temo, Ercan Kesal, Halil Ergün, Ciwan Haco, Hilmi Yarayıcı, Derya Alabora, Zuhal Olcay, Mazlım Çimen, Yıldırım Türker, Gülten Kaya, Mehmet Atlı, Eren Keskin, Çağıl Kaya yer alıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cinsel istismara uğrayan çocuk tepkilere rağmen duruşmaya zorla getirilecek

    Cinsel istismara uğrayan çocuk tepkilere rağmen duruşmaya zorla getirilecek

    PİRHA- Geçen yıl öğretmeni tarafından tacize uğrayan 12 yaşındaki kız çocuğu tepkilere rağmen Kartal Anadolu Adliyesi’nde görülecek 3. duruşmaya zorla getirilecek. Kayy Der, destek için herkesi duruşmaya çağırdı.

    İstanbul Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 12 yaşında bir kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeninin yargılandığı davanın üçüncü duruşması 21 Kasım Perşembe günü Kartal Anadolu Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Tuzla’da cinsel tacize uğrayan kızın geçtiğimiz duruşmasında tüm itirazlara rağmen zorla getirilme kararı verilmişti.

    Kayy-Der, kıza ve ailesine destek olmak ve kamuoyu oluşturmak için duruşma öncesi adliye önünde yapacağı açıklamada , istismarcının en ağır şekilde cezalandırılması isteyecek.

    Kayy-Der, “Ne kadar kalabalık olursak o kadar ses getireceğiz. Kimsenin başına gelmesini istemeyeceğimiz bu duruma hassasiyet göstererek ailenin yanında olacağınıza inanıyoruz.” çağrısı yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ADFE öncülüğündeki heyet, cami yapılan Alevi köyünde

    ADFE öncülüğündeki heyet, cami yapılan Alevi köyünde

    PİRHA- Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) öncülüğünde oluşturulan bir heyet zorla cami yaptırılan Alevi köyü Aşağısallığınar’a gitti.

    38 Haneli Aşağısallıpınar Köyü’ne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yaptırılması iddiaları tepkilere neden olmuştu.

    Köylerine dayatma ile cami yapıldığını ve bu projeyi kabul etmediklerini söyleyen Aşağısallıpınar köylüleri, İzmir’de yaptıkları toplantı sonrası bir an önce bu projeden vazgeçilmesi çağrısında bulunmuş ve imza kampanyası başlatmıştı. Tepkilerin ardından cami inşaatı durduruldu.

    Şimdi ise Alevi kurumları adına Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat öncülüğünde bir heyet Aşağısallıpınar Köyü’ne gidecek. Yarın yola çıkacaklarını söyleyen ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, önce Kars Belediyesi’ne gideceklerini, ardından da Kars Valiliği’ne giderek caminin cemevine çevrilmesi için dilekçe vereceklerini belirtti.

    Bölgede 4 gün boyunca çalışma yürüteceklerini ve temaslarda bulunacaklarını aktaran Fırat, Kars ve Erzurum’un bazı köylerini de ziyaret edeceklerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersimli sanatçı Şenol Akdağ gözaltına alındı

    Dersimli sanatçı Şenol Akdağ gözaltına alındı

    PİRHA- Sanatçı Şenol Akdağ’ın da içinde olduğu 3 kişi evine düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı.

    İstanbul’da Sosyalist Meclisler Federasyonu üye ve taraftarları gözaltına alındı. Sabah saatlerinde düzenlenen baskınlarda SMF üyesi Yaren Çakar ve Sanatçı Şenol Akdağ’ın da aynı kapsamda gözaltına alındığı öğrenildi.

    Ev baskınlarında gözaltına alınanlar İstanbul Emniyeti’nde bekletiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Bütçe görüşmelerinde CHP ve HDP’den protesto

    Bütçe görüşmelerinde CHP ve HDP’den protesto

    HDP ve CHP’li vekiller, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerinde EYT, taşeron ve işsizlik sorunlarına dikkat çekmek amacıyla dövizler taşıdı. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2020 yılı bütçe teklifinin görüşüldüğü Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT), taşerona kadro ve işsizlik sorunlarına dikkat çeken dövizlerle görüşmeleri protesto etti.
    HDP’liler, komisyona ellerinde EYT yazan dövizlerle katıldı. CHP’li Kani Beko da elinde EYT döviziyle HDP’ye destek verdi. Bu sırada AKP sıralarında CHP’ye “teröre destek vermeyin” ifadeleri kullanıldı.

    CHP’li milletvekilleri ise AKP’nin taşeron ve istihdama ilişkin verdiği sözleri ve bunun karşısında yaptıklarını anlatan şu dövizleri taşıdı: “İddialar: Taşerona kadro verdik, Gerçekler: Taşerona ayrım devam ediyor”,  “İddialar: İşsizlik fonu işçi ve işverenin ortak fonudur. Gerçekler: İşsizlik fonu işçiye ait bir fondur”, “İddialar: İstihdamı 2.5 milyon arttıracağı. Gerçekler: İşsiz sayısı 8 milyona çıktı.”

  • Hasta mahpus Serdal Yıldırım’ın durumuna dikkat çekildi-VİDEO

    Hasta mahpus Serdal Yıldırım’ın durumuna dikkat çekildi-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 399. F Oturması eyleminde hasta mahpus Serdal Yıldırım’ın durumuna dikkat çekti.

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta mahpusların serbest bırakılması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda yapmak istediği “F Oturması”, 398’inci haftasında polis tarafından engellendi. Eylem, engelleme üzerine İHD İstanbul Şubesi binasında gerçekleştirildi. “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “399. F oturması hasta mahpus Serdal Yıldırım serbest bırakılsın” pankartları açıldı.

    Haftanın açıklaması İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Mehmet Acettin tarafından okundu.

    Hapishanelerdeki saldırılara dikkat çeken Acettin şöyle konuştu:

    “Mahpuslar, hasta oldukları zaman onlara hapishane reviri bile çok görülüp revire dahi götürülmüyor ve onlara adeta ‘acılar içinde ölün’ deniyor. ATK’nın verdiği raporlar dikkate dahi alınmıyor. Bu yüzden hapishanelerden gün aşırı ölüm haberleri geliyor. Ayrıca sözde R Tipi hapishanelerle de mahpuslara kolaylık sağlanmaya çalışılıyor oysa ki mahpuslar burada da adeta ölüme terk edilmiş durumda ve mahpuslara yardımcı olmakla görevli kişiler hasta mahpuslara yardım etmekten daha çok zarar vermektedirler.”

    BELDEN AŞAĞISI TUTMUYOR

    Bu haftaki eylemde hasta mahpus Serdal Yıldım’ın durumuna dikkat çekildi. Acettin, Yıldırım’ın tutuklanma sürecine ilişkin şunları aktardı:

    “Serdal Yıldırım 1991 yılı Mardin Kızıltepe doğumludur. 2012’de geçirdiği trafik kazası sonucu belden aşağısı tutmaz olmuş, beline platin takılmış, tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş ve hapse girene kadar tüm bakımını evde annesi yapmıştır.

    2015 yılında Serdal Yıldırım’ın ailesi ile başka bir aile arasında husumet yaşanmış ve bu aile tarafından yalan beyanlara dayalı ihbar yapılarak Serdal’ın ‘örgüte yardım ettiği’, ‘örgütün dağ kadrosuna dahil olduğu’ söylenmiştir. Bunun üzerine yapılan araştırmalardan hiçbir delil elde edilememesine ve daha sonra bu ihbarı yapan aile beyanlarının doğru olmadığını söylemesine rağmen Serdal Yıldırım, 2015’te Mardin Kızıltepe’deki evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmış ve daha sonra tutuklanmıştır.

    Ailesinin aktarımına göre eve Serdal’ı almaya gelen özel hareket polisleri dahi şaşkınlık yaşamış ve Serdal ile ona isnat edilen suç için bağ kurmakta zorlanmıştır. Zira Serdal Yıldırım’ın fiziksel olarak kendine isnat edilen suçu işlemesi imkânsız olmakla birlikte hastane kayıtlarında da mevcut olduğu gibi trafik kazası geçirdiği günden beri sürekli doktor kontrolünde tedavi gördüğü belgelerle ispatlıdır.

    Serdal Yıldırım ilk tutukluğunun ardından 45 gün sonra serbest bırakılmış ve bu sürede tedavisi kaldığı yerden devam etmiştir. Daha sonra 2018’in Kasım ayında tekrar tutuklanmış ve aslında hiç işlenmemiş bir suç dolayısıyla belden aşağısı tamamen felçli bir biçimde 9 yıllık bir mahkûmiyet almış ve tam 1 yıldır insanlık dışı bir vaziyette hapishanede tutulmaktadır.”

    HAPİSHANEDE KALAMAZ RAPORUNA RAĞMEN

    Acettin, Yıldırım’ın hapishane yaşadıklarına ilişkin şunları söyledi:

    Yüzde 98 engelli raporu olan ve ATK’nın hapishane koşullarında kalamaz raporu verdiği Serdal Yıldırım insan haklarına aykırı, çok zor koşullarda hapishanede tutulmaktadır. Durumu zaten son derece ağır ve çekilmez olan, tekerlekli sandalyede yaşamını devam ettiren, tek başına su dahi içemeyen ağır hasta mahpus Serdal Yıldırım, şu anda kaldığı Metris R tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda görevli hasta bakıcılar tarafından tekerlekli sandalyeden yatağa taşınırken düşürülmüş ve bu düşürülme sonucunda Yıldırım’ın sırtındaki omurlarına takılan platin maddesinde bir kayma gerçekleşmiştir. Mahpus Serdal Yıldırım bu kayma sebebiyle sırt üstü uzanamayacak kadar acı çekmekte öyle ki acıdan uyuyamamaktadır.

    Bu ağrıları sebebiyle acil olarak hastaneye sevk edilen Serdal Yıldırım’ı muayene eden hekimler kendisine ‘Acil ameliyat olman lazım ancak ameliyatı sadece vücuduna bu platinleri yerleştiren hekim yapabilir’ demiştir. Bu nedenle Serdal Yıldırım tekrar olması gereken ameliyatı olamamış ve halen daha tekerlekli sandalyede oturmasını dahi güçleştiren ağrılar çekmektedir.

    Hayatını tek başına idame ettiremeyecek durumda olan mahpusun platin kaymasından ötürü ayrıca yaşadığı sıkıntının giderilmesi için avukatları tarafından savcılığa başvuru yapılmış ve savcılık tarafından Serdal Yıldırım’ın ilk ameliyatının yapıldığı Ankara İbn-i Sina Hastanesi’ne sevk edilip kendisini ameliyat eden Prof. Dr. Tarık Yazar tarafından söz konusu platin ameliyatının yapılması kararı alınmış ve bu karar Metris R Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na bildirilmiştir.”

    AMELİYAT EDİLMİYOR

    Metris R Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun Ankara İbni Sina Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Tarık Yazar’ın emekliye ayrıldığını öğrenmesi üzerine Yıldırım’ı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk ettiğini belirten Acettin, burada Yıldırım’a tekrardan, ‘bu ameliyatın çok zor bir ameliyat olduğunu ve cezaevi koşullarında yapılmasının mümkün olmadığını zira söz konusu ameliyatın ameliyat sonrası dahi çok özenli bir bakım süreci gerektirdiği’ söylendiğini ve ameliyatın gerçekleşmediğini ifade etti.

    Açıklamada, Yıldırım’ın gerekli ameliyatı olabilmesi için derhal serbest bırakılması istendi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Bizden korkmayın zulmeden sizsiniz – VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Bizden korkmayın zulmeden sizsiniz – VİDEO

    PİRHA- Gözaltında kaybedilen yakınları için her hafta toplanan Cumartesi Anneleri, 764’üncü kez bir araya geldi.

    Haberin Videosu

    Galatasaray Meydanı’nın eylemlere yasaklanmasının ardından 701. haftadan beri İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde düzenlenen eylemlerde bu hafta, 16 Kasım 1982’de İstanbul’da gözaltına alınan Musa Asım Hayrullahoğlu için adalet istendi.

    Yoğun polis ablukası altında gerçekleşen buluşmada Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfiller taşıdı.

    Basın açıklamasını bu hafta 1995 yılında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, Hayrullahoğlu’nun 14 Kasım 1982’de gözaltına alındığını, 16 Kasım 1982’de ise işkenceyle öldürülmüş cansız bedeninin Kasımpaşa Zindan Arkası’ndaki Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğünü aktardı.

    Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    Bir ülkede yurttaşlar hakkını arayabiliyor ve elde edebiliyorsa, o ülkede demokrasiden söz edilebilir. Çünkü demokrasinin düzeyi, birey haklarının kullanılması ile ölçülür. Demokrasinin temel özelliği kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Bu ilkenin varlığı ancak yargı yetkisinin tarafsız ve bağımsız kullanılması ile mümkündür. Yargı gücünün bağımsız olması, yürütme ve denetleme gücünün doğru kullanılmasının teminatıdır. Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemini kuracak siyasi bir irade geçmişte de günümüzde de olmadı.

    12 Eylül zihniyeti son buluncaya, Mustafa Asım Hayrullahoğlu için adalet sağlanıncaya kadar bu dava bizim için kapanmayacak! Mustafa Asım Hayrullahoğlu ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, 65 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YETER ARTIK”

    Hayrullahoğlu’nun eşi Aynur Hayrullahoğlu eşini öldürenlerin cezasız kalarak öldüklerini söyledi.

    Hayrullahoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Öfkem hala devam ediyor. Ne yazık ki öldüler… Keşke ölmeselerdi. Keşke sürünmeye devam etselerdi. 37 yıl oldu. 37 yıldır özlem ve hasretle bekliyorum onu. Ben eşimi kaybettim. Hala yürekleri yanan eşler, analar, çocuklar var. Yahu bu nasıl iştir böyle? Aynı zihniyet devam ediyor. Merak ediyorum. Acaba bu insanlar bu zihniyeti devam edenler çocuklarının, torunlarının yüzüne nasıl bakıyor? İleride nasıl hesap verecekler? Bunca insanın katili olarak hiç mi utanmayacaklar? Bizden korkmayın zulmeden sizsiniz biz değiliz. Yeter artık!”

    GÖZALTINDA ÖLDÜ

    Hayrullaoğlu ile aynı hücrede kalan Namık Kemal Civaroğlu da gözaltında neler yaşadıklarını anlattı. Civaroğlu, “Onu sağ koluma bağladılar. Hava soğuk olduğu halde terliyordu. Konuşacak halde değildi, nefes almakta zorlanıyordu. Yapabileceğim bir şey yoktu. Bir süre sonra nöbetçi polisler onu hastaneye götürülmesi gerektiğini söyledi. Bütün vücudunu terlemesin diye sildim. Müthiş bir şekilde bana saldırdılar. Sabah 7 buçuk gibi Mustafa’nın vücudu soğumaya başlamıştı. Ölmüştü… Bana çok iyi davranmaya başladılar. Ailesiyle bağlantı kurmaya başladım. Mahkemede 84’te açılan davada da anlattım.”

    SEYİT RIZA UNUTULMADI

    Basın açıklamasının ardından Mustafa Asım Hayrullahoğlu’nun avukatı Ergin Cinmen’in mektubu Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan tarafından okundu. Cinmen mektubunda, Hayrullahoğlu’nun otopsi raporuna göre vücudunda yüze yakın ekimoz olduğunu, gırtlak kemiğinin kırıldığını, ölüm nedeni gördüğü yoğun ve geniş travmaların yarattığı böbrek yetmezliği olduğunu söyledi.

    Cumartesi Anneleri, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin yıl dönümünü anarak mezar yerlerinin açıklanması çağrısında bulundu. Ayrıca anneler sanatçı Ahmet Kaya’nın aramızdan ayrılışının 19’ncü yıl dönümünü de unutmadı. Eylem sonrası Kaya’nın ‘Beni Bul Anne’ şarkısını çaldı.

    HAYRULLAHOĞLU’NA NE OLDU?

    Sosyalist kimliğiyle bilinen 34 yaşındaki Hayrullahoğlu İstanbul’da yaşıyordu. 14 Kasım 1982 sabahı evinden çıktı. Siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alınan Hayrullahoğlu İstanbul Emniyet Müdürlüğü Gayrettep 1’nci Şube’ye götürüldü.

    Ailesi her yerde onu ararken cansız bedeni gizlice Kasımpaşa Zindan arkası kimsesizler mezarlığına gömüldü. Çocuklarına ulaşmaya çalışan Hayrullahoğlu ailesi gözaltına alındığı inkar edilen evlatlarının başka bir isimle gömüldüğü mezarına 1983 Mart ayında ulaştı.

    Anne Feyziye Hayrullahoğlu tarafından sıkıyönetim 2 numaralı sıkı yönetim Askeri Mahkemesi’nde açılan davada sorgu timindeki beş polisten üçüne Hayrullahoğlu’na işkenceyle öldürmekten 10’ar yıl 8’er ay hapis cezası ve ömür boyu kamu hizmetlerinden men cezası verildi.

    Ancak kararı veren hakimler görevden alındı. Yargıtay mahkumiyet kararını bozdu ve sanıklar beraat etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadıköy’de Seyit Rıza anması: Hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik-VİDEO

    Kadıköy’de Seyit Rıza anması: Hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik-VİDEO

    PİRHA – Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 82’inci yıl dönümünde Kadıköy’de anıldı. Zazaca yakılan ağıtlar eşliğinde, “Hiçbir şey unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik” vurgusunun yapıldığı anmada, Dersim Katliamı ile yüzleşme çağrısı yapıldı.

    HABERİN VİDEOSU

    Bundan 82 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    Dersim ve İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde Seyit Rıza ve arkadaşları düzenlenecek etkinliklerle anıldı. Etkinlikte şiirler, ağıtlar okundu. Seyit Rıza ve yoldaşları için yapılan lokmalar gulbengin ardından pay edildi.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ve Avrupa Demokrasi Dersim Birliği Federasyonu (ADEF) öncülüğünde , Seyit Rıza ve arkadaşları katledilişlerinin 82’inci yıldönümünde İstanbul’da ise Kadıköy Rıhtım’da anıldı.

    Anmaya, Dersim Araştırmalar Merkezi, HDK, HDP milletvekilleri Musa Piroğlu, Züleyha Gülüm, sanatçılar Doğan Çelik, Şenol Akdağ ve Dersim dostları katıldı.

    “38 HALA DEVAM EDİYOR”

    Dersim Dernekler Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Şen,”Bazen baraj, maden, inancımızı kültürümüzü tasfiye ederek, bazen ormanlarımızı yakarak son günlerde de halkın iradesi gasp edilerek 38 devam ettiriliyor. Bizler bundan sonra birlikte yaşamanın, demokrasi çerçevesi içinde mücadelesini yürüttüğümüz gibi kendi derdimizi de bütün dünyaya duyuracağız” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’DE SOYKIRIM UYGULANMIŞTIR”

    Açıklamayı Dersim Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ulaş Yeğin yaptı.

    Yeğin, Dersim katliamının insanların belleğinde en ağır yeri tutarak, yüreklerinde tesellisi olmayan ve kabul edilemez olan bir yara ile bugün de kanamaya devam ettiğini söyledi.

    Yeğin, “Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki -başta Seyit Rıza olmak üzere-halk önderlerinin hileyle katledilmesinden sonra Dersim halkına karşı eşine az rastlanılır bir saldırganlıkla, tartışmasız bir soykırım uygulamıştır.” dedi.

    Dersim’de yaşananların tüm insanlığa karşı yapılmış bir suç olduğunu söyleyen Yeğin, bu soykırıma günümüzde çeşitli şekillerde devam ettiğini vurguladı.

    “TÜM İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLENMİŞTİR”

    Yeğin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Faşizmin kin ve kanla beslenen öfkesi saldırganlıkta sınır tanımamış, sadece Dersim’e karşı değil aynı zamanda tüm insanlığa karşı suç işlenmiştir. Bugün başta bizlere ve bütün demokratik kamuoyuna insanlığa karşı işlenmiş bu suçun teşhir edilmesi ve bütün insanlık huzurunda lanetlenmesini sağlamak için görevler düşmektedir. İnsanlığa karşı işlenmiş suç olarak gördüğümüz soykırıma karşı yapılacak çalışmalara dair girişim ve çalışmalar bu suçun kurbanı olmuş halkın geniş rıza ve onayıyla yapılmalıdır.

    Dersim’deki soykırımın başlıca sorumlusu olan ırkçı ideolojinin günümüzdeki devamcısı olan mevcut siyasal iktidarın değişim ve yüzleşme iddia ve safsatalarına inanmıyoruz. Zira 1930’lu yıllardaki faşist ırkçı geçmişi göz önüne alınmadan, Yahudi soykırımı ile Dersim Soykırımı arasındaki zamana ve uygulamaya ait paralellik aydınlatılmadan Dersim 1938’in derinliği anlaşılamaz. Kaldı ki sistemin siyasal temsilcileri ve suç ortakları Dersim halkının nazarında zaten mahkûm olduklarından, bunların yüzleşme adı altındaki politik oyunları olsa olsa yüzleşme olarak adlandırılabilir. Bugün iktidar olan AKP o günlerden aldığı mirası barajlar, HES’ler, madenler ve köy boşaltmalar ile devam ettirmektedir.”

    “DERSİM 38’İ HER FIRSATTA LANETLEMELİYİZ”

    Dersim Katliamı’nı her fırsatta lanetlemek ve Dersim’i tüm saldırılara karşı korumak gerektiğine dikkat çeken Yeğin sözlerine şöyle devam etti:

    “Ayrıca Dersim Soykırımı’na temel oluşturmak üzere dönemin parlamentosu ve onun bir aygıtı konumundaki organlar tarafından çıkarılan kararlar ve bu kararlarla birebir örtüşen devlet uygulamaları orta yerde dururken, 1937-1938’de yaşananları, istenmeyen, üzücü, sadece sert müdahale edilmiş asayiş olaylarıymış gibi soykırımın bütününden ayırarak tek tek gündeme getirmek; soykırımı sulandırmak, bu suçu siyasi ve insanlık boyutundan sıyırmak ve bu yolla Dersim 38 davasına darbe vurmak demektir.

    Bugün bizlere düşen görev, onurlu durmak ve bu davanın tek yetkili merci olan halk iradesini örgütlenmesini sağlamaktır. Dersim 38 Soykırımı’nı her fırsatta lanetlemek, acılarımıza sahip çıkmak ve Dersim’i tüm saldırılara karşı korumaktır.”

    TALEPLER

    Yeğin, DEDEF, ADEF ve Dersim’in dostları olarak ortak mücadele çağrısı yaparak yıllardır sürdürdükleri talepler yineledi:

    • Arşivler Açılsın Dersim ismi iade edilsin!
    • Dersim halkından özür dilensin!
    • Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın!
    • Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın!
    • Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın!
    • Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin!

    PİROĞLU: AYNI ZULME DEVAM EDİYORLAR

    HDP Milletvekili Musa Piroğlu da yaptığı kısa bir konuşma yaptı.

    Piroğlu, “Kanla katliamla yazılmış bir tarihin önemli dönemeci için buradayız. Soykırımı, arşivlerde saklananları unutulmayacağını, hafızalardan silinmeyeceğini haykırmak için buradayız. Bugün bu ülkeyi karanlığa boğmaya çalışıyorlar. Aynı zulme devam ediyorlar. Dün Dersim’i yakanlarla bugün kayyım atayanlar, mezarlarımızı tahrip edenler aynı zihniyetten geliyor. Seyit Rıza’nın dediği gibi, ‘Unutmayacağız. affetmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

    Şiirler ve ağıtların okunmasının ardından gulbeng verilerek lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Alican Önlü’nden Dersim Katliamı için Meclis araştırma önergesi

    Alican Önlü’nden Dersim Katliamı için Meclis araştırma önergesi

    PİRHA- HDP Milletvekili Alican Önlü, Dersim Katliamı’nın tüm yönleriyle ortaya çıkarılması için Meclis Araştırma önergesi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim 1937-38 Katliamı’yla yüzleşilmesi, Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması ve katliamın tüm boyutlarıyla araştırılması için Meclis Araştırma önergesi verdi. Meclis Başkanlığı’na verilen araştırma önergesinde, Dersim üzerine hazırlanan dönemin raporlarını anımsatan Önlü, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın, 18 Eylül 1930 tarihinde Başbakanlığa sunduğu Dersim raporuna dikkati çekerek, “Fevzi Çakmak bir an önce Dersim’e ‘askeri harekât’ düzenlenmesi gerektiğini belirtmiş ve en önemli gerekçe olarak da halkın Kürtçe konuşması ve Kürt dilinin bölgede yayılma eğilimini göstermiştir” dedi.

    Dersim “1938 Askeri Harekatı”ndan önce yaşanan gelişmeleri hatırlatan Önlü, yürürlüğe giren “Tunceli Kanunu” ile birlikte vali ve komutanlara, sürgün ettirme, yargılama, idam kararı verme gibi hukuk dışı geniş yetkilerin verildiğini belirtti.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nun çıkarmış olduğu “Dersim Tenkil Kararları”na değinen Önlü, önergesinde şu bilgilere yer verdi: “Kararnamenin hemen ardından 12 ve 19 Mayıs 1937’de Dersim’e yönelik operasyon başlatılır, Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu Dersim’e bombalar yağdırır, köyler ve ormanlar ateşe verilir. 5 Eylül 1937 tarihinde ise Erzincan Valisi’yle görüşmek üzere Erzincan’a giden Seyid Rıza, Muti Köprü’nde esir alınır. Seyid Rıza önce Erzincan’a, oradan Elazığ’a götürülür ve Elazığ’da kurulan İstiklal Mahkemesi’nde, Dersimli diğer esirlerle birlikte ‘Dersim’i isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan’ dolayı yargılanır. Sözde kurulan bu mahkemede, Seyid Rıza ve arkadaşlarına savunma hakkı verilmez. 15 Kasım 1937’de Seyid Rıza’nın yaşı küçültülerek, 17 yaşında ki oğlunun yaşı ise büyütülerek 5 yoldaşıyla beraber idam edilirler. Devletin resmi rakamlarına göre 12 bin kişi, Dersimlilere göre ise 70 bin ile 100 bin insan katledilir, binlerce insan zorla sürgüne gönderilir, kız çocukları asker ailelerine evlattık verilir.”

    YÜZLEŞME

    Türkiye’nin imzaladığı insanlığa karşı soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesine işaret eden Önlü, “Toplumsal barışın sağlandığı bir geleceğin inşası amacına dayanan, tanıkları ve mağduriyetleri açığa çıkaran, tarihsel acıların onarımı sağlayacak bir anlayışla Dersim 1937-38 Soykırımı ile yüzleşilmesi, Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması amacıyla Meclis Araştırılması açılması tarihi görev ve sorumluluklar açısından hayati önem arz edecektir” diye belirtti.

    CUMHURBAŞKANLIĞI’NA DA SORDU

    Önlü, aynı konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi de verdi. Seyid Rıza ve yol arkadaşlarının 82 yıl önce kurulan düzmece mahkemelerin askeri araçlarının ışıkları altında, kendilerine savunma hakkı dahi verilmeden katledildiklerini belirterek, şu soruları sordu:
    “*Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri neresidir? Buna dair devlet arşivlerinde resmi bir kayıt bulunmakta mıdır?

    *Dersim halkı önderlerinden Seyid Rıza’nın mezarının olmaması için bedeninin yakıldığı doğru mudur? Doğru ise Seyid Rıza’nın bedeni nerede, kimler tarafından yakılmıştır?

    *1930 yılından itibaren 1940 yılına kadarlık sürede Dersim nüfusu ne kadardır?

    *1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız katledilmiştir? Dersim katliamı sonrasında kaç kişi zorla göç ettirilmiş ve bu kişiler nerelere gönderilmiştir?

    *Ailelerinden koparılarak evlatlık verilen kız çocuklarına ilişkin devlet arşivlerinde resmi kayıtlar bulunmakta mıdır? Kaç kız çocuğu evlatlık verilmiştir?

    *Dersim katliamına ilişkin gizlilik kararı alınan belgeleri kamuoyuyla paylaşmayı düşünüyor musunuz?

    *Dersim’in tüm tarihsel arka planıyla, gasp edilen hakları, dili, inancı ve kültürüyle yüzleşmek amacıyla herhangi bir çalışma yürütmekte misiniz? Dersim Hakikat Komisyonu’nun kurulması adına bir girişiminiz olacak mıdır?” (HABER MERKEZİ)
  • HDP eş genel başkanları Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı

    HDP eş genel başkanları Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı

    HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, Seyid Rıza ve arkadaşlarını idam edilişlerinin yıl dönümünde paylaştıkları “Diz çökmeyenlerin önünde saygıyla eğiliyoruz” mesajıyla andı.
    Hakların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, Dersim’e yönelik “Tedip ve Tenkil Harekatı”na karşı isyan başlatan Seyid Rıza ve arkadaşlarının 15 Kasım 1937 tarihinde idam edilişlerinin 82’nci yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    Seyid Rıza ve arkadaşlarının Dersim halkının, Kürt Alevi halkının direnişine öncülük ettikleri için hedef alındıklarını belirten Eş Genel Başkanlar, “Diz çökmeyenlerin önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.

    Buldan ve Temelli’nin ortak mesajları şöyle:
    “O dönemin yönetimi, 75 yaşındaki Seyid Rıza’yı idam edebilmek için yaşını küçülttü, oğlunu ise yaşını büyüterek idam etti. Son arzusunun aksine, Seyid Rıza’nın oğlunu gözü önünde idam ederek, O’na çok büyük bir acı yaşattı.
    SEYİD RIZA HAFIZADAN SİLİNMEDİ

    Mezarı bugün bile ailesinden ve Kürt Alevi halkından saklanıyor olsa da, Seyid Rıza, idam edilişinin 82’nci yıldönümünde Türkiye halklarının hafızasından silinemedi, yok edilemedi. Çünkü idamlar, katliamlar, inkâr ve baskı; direnişi ve mücadele azmini yok edemez.

    Dersim Katliamı’nı gerçekleştirenleri, bu insanlık suçunu işleyenleri bizler asla unutmayacağız ve unutturmayacağız. Seyid Rıza ve arkadaşlarının büyük direnişlerini vicdanlarımızda, zihnimizde ve mücadelemizde her zaman yaşatacağız

    YÜZLEŞME ÇAĞRISI

    Dersim Katliamı, bu ülkenin karanlık tarihinin halen aydınlatılmamış ve yüzleşilmemiş bir dönemidir. Türkiye toplumu bu karanlık tarihle, katliamla, yaşatılan zulümle mutlaka yüzleşmeli ve hesaplaşmayı başarabilmelidir. Hakikatlere ulaşmak ve gerçeklerle yüzleşmek toplumsal barışı ve sağlam bir demokrasiyi kurmanın önemli bir adımıdır.
    Devletin zulmüne boyun eğmeyerek zalimlere dert olan, ölüme korkusuzca yürüyen Seyid Rıza ve arkadaşlarını, idam edilişlerinin 82’nci yılında minnetle anıyor, anıları ve mücadeleleri önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.”
  • ‘Evladı Kerbelayız, ayıptır, günahtır, zulümdür, cinayettir’-VİDEO

    ‘Evladı Kerbelayız, ayıptır, günahtır, zulümdür, cinayettir’-VİDEO

    PİRHA- 15 Kasım 1937 günü Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyid Rıza, Usene Seyd, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Usene Sey Rıza, Ali Ağa, Hesene İvraime Qız. 1938’de darağacında korkusuzca ölüme yürüyen ve kefensiz bedenleriyle mezar yerleri bilinmeyenlerin hikayelerini sizler için derledik.

    HABERİN VİDEOSU

    Kerbela’da 1400 yıl önce Hz. Hüseyin ile birlikte katledilen 72 kişinin acısını hâlâ unutmuş değil. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da ölüme giderken dile getirdiği “zulüm ile abat olanın sonu berbat olur” sözleri 81 yıl önce idam sehpasında Seyit Rıza’nın son nefesini vermeden önce haykırdığı sözlerde yankısını buluyordu. 75 yaşındayken yaşı küçültülüp idam sehpasına çıkartılan Dersimli Pir Seyit Rıza, “Evladı Kerbelayız. Bi hatayız. Ayıptır, zulümdür, günahtır, cinayettir” diyordu. Seyit Rıza ve yoldaşlarının Kasım 1937’de idam sehpasında haykırdığı bu hakikat, 1400 yıl önce katledilen Kerbela şehitlerinin hakikatiydi. Çünkü Dersimliler, Seyit Rıza’nın deyimiyle, evladı Kerbelaydılar, mazlumdular ve bi hataydılar. Dersim, 1937-38 yıllarında Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı önce katliamla ve daha sonra geliştirilen asimilasyoncu politikalarla yok edilmek istendi.

    Dersimliler, 38 soykırımını ağıtlarda fermanımız çıkarılmış bu sefer bizden zürriyet bırakılmayacak ya da kökümüzü kazıma ‘kaf u kok ardene’ gibi deyimlerle ifade ederler.

    Bu dosyada Dersim 1938’de darağacında korkusuzca ölüme yürüyen ve kefensiz bedenleriyle mezar yerleri bilinmeyen kahramanları ele alacağız. Fakat öncesinde Dersim Katliamı’na zemin hazırlayan 1938 sonbahar ayına gidelim.

    1936 yılında Tunceli Kanunu ile Dersim’e vali olarak atanan Abdullah Alpdoğan, Dersim’e korgeneral rütbesini alarak tam yetki ile donatılmıştır. Abdullah Alpdoğan, aynı zamanda valilik unvanı verilerek 4 umumi müffetişlik bölgesinin hem askeri komutanı hem valisi olur. Ayrıca TBMM tarafından tam yetkiler ile donatılır. Abdullah Aydoğan Koçgiri Katliamı’nı yöneten sakallı Nurettin Paşa’nın damadıdır. 1937 yılı 4 Mayıs’ında Dersim’e TBMM eliyle askeri operasyon talimatı verilir. Dersim’e karakollar, kışlalar, yollar yapma kararı alınır ve Dersimliler çalıştırılır. Bölgeye ilk karakol da Usıvu aşiret lideri Qemer Ağa’nın izniyle gerçekleşir. Peki kimdi Qemer Ağa?

    QEMER AĞA

    Qemer Ağa, Yusufan aşireti ileri gelenlerindendir. Fındıq ağanın babasıdır. 1935’ten itibaren devletin gerçek niyetini öngörememiş Dersim’de kurulacak ilk karakollara kendi köyünde yer vererek büyük bir hata yapmıştır. Ancak kısa süre içeresinde yaşadığı tecrübe ile bu kararından pişman olmuştur. Ağdat’ta, neredeyse evleriyle iç içe olan karakolu ilk önce yakındaki Şanseğ mezrasına taşıtarak sorunu aşmaya çalışmış sonra köyden bir kadına karakolda hakaret ve cinsel taciz iddialarının yayılması üzerine de pişmanlığını söylemek ve durumu görüşmek üzere aşiret ileri gelenlerini Munzur kıyısında gerçekleşecek toplantıya davet etmiştir. Bu toplantıda direnme kararı alınmasına rağmen askerin beklenmedik hücumu karşısında direnme gücü bulamamış ve teslim olmuştur. Kendisinden sonra oğlu Fındık’ı da ikna ederek teslim olmaya ikna etmiştir.

    Kendisi ve oğlu Fındıq hapishanedeyken ailesinin bütün fertleri toplam 42 kişi sürgüne gönderecekleri söylenerek yola çıkartılmış ve Munzur ile Harçik suyunun buluştuğu Gola Çeto’ya geldiklerinde topluca katledilmişlerdir. Aileden sadece 2 çocuk kurtulabilmiştir. 37’de Fındık Ağa asıldıktan sonra 3-4 yıl sonra Qemer Ağa da Bolu hapishanesinde ölmüş ya da öldürülmüştür. Cenazesi orada sahipsizler mezarlığına gömülmüştür.

    TANIK İDDİALARI: CENAZELER YAKILDI

    15 Kasım 1937 sabaha karşı Elâzığ buğday meydanında idam edilen 7 Dersim ileri geleninin cenazeleri dahi ailelerine teslim edilmemiştir, mezarları yoktur. Dahası bazı tanık iddialarına göre cenazeleri yakılmıştır ayrıca haklarında verilen müebbet hapis cezasını çekerken cezaevinde ölen kimi iddialara gör de öldürülen Yusufanlı Qemer Ağa ve Demenanlı Civrailê Khej’i gibi önderlerin nereye götürüldükleri bilinmemektedir.

    Seyid Rızalarla yargılanan 72 kişiden idam edilmeyip çeşitli hapis cezalarına çarptırılanlardan 1 kişi hariç hepsi cezaevlerinde yaşamlarını yitirmiştir.

    FINDIQ AĞA’NIN ASILIRKEN 3 KEZ İPİ KOPTU

    Fındıq Ağa, Yusufan aşireti ileri gelenlerinden Qemer Ağa’nın oğludur. Yiğitliği ve savaşçılığı ile tanınır. Baba oğul 1937’de Seyit Rızalar ile birlikte Dersim’in 72 ileri geleni ile birlikte Elazığ’da yargılanmış ve ikisi de idam cezasına çarptırılmıştır. Oğul Fındık Ağa Seyit Rızalarla asılırken baba Qemer Ağa hakkındaki hüküm ömür boyu hapse çevrilir. Fındık Ağa babası Qemer Ağa’dan farklı olarak başından beri direniş yanlısı olmuş babasının Şağseg ve Ağdat köylerinde karakollara izin verme kararına muhalefet etmiştir. Kız kardeşi Yemos Hatun’un anlattıklarına göre, bu muhalefetine rağmen karakollar kurulunca da özellikle karakol komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı ile sorunlar yaşamıştır. Daha sonra yüzbaşı Hakkı’ya muhalefetten aranır duruma gelmiştir. Cezaevindeki babasının ısrarı üzerine boyun eğerek teslim olmuştur. Asılırken 3 kez ipi koptu. Devlet geleneklerine göre idam sırasında ipi kopan kişi bir daha asılmazmış ancak Fındık Ağa asılmıştır. Aynı olayı Seyit Rıza’ları asmak üzere Ankara’dan özel görevli olarak atanan dönemin emniyet müdürü istihbarat elemanı İhsan Sabri Çağlayangil de yıllar sonra itiraf etmektedir. “Bu sırada Fındık Ağa asılıyordu asarken 3 kez ip koptu” diye.

    HESENÊ İVRAİME QIJİ: ORMAN KESEN ASKERLERİN AĞAÇ KESİMİNİ ENGELLEDİ

    Hesenê İvraime Gıji, Khuresu ocağının kudlo kolundandır. Savaşçılığı yanında keman çalıp aşk şarkıları söyleyen bir ozandır. Anlatıldığı kadarıyla akrabalarıyla yaşadığı bazı özel sorunlar sebebiyle köyünden ayrı bir tepeye ev yaparak orada yaşamıştır. Aşiret önderlerinin Munzur kıyısında aldıkları direnme kararı sonrasında gerçekleşen karakol tacizi baskınlarına katılmıştır. Seyit Mahmut Yıldız’ın anlattığına göre, adaşı eniştesi ve bu ağıtın yaratıcısı Hesenê İvrayimê Silê İmami ile birlikte karakol yapımı için kendi bölgelerinden orman kesen askerleri silahla taciz ederek ağaç kesimini engellemiştir. Bir askerin yaralandığı ya da öldüğü bu olaylar sonrası ikisi de aranıyor duruma düşmüştür. Sonraları ikisi de yakalanıp Seyit Rızalarla beraber Elâzığ’da yargılanmış Hesenê İvraime Gıji idam edilirken Hesenê İvrayimê Silê İmami yıllar süren hapislik hayatından sonra Dersim’e geri dönmüş 1994 yılında yaşamını yitirmiştir.

    OĞUL HESEN AĞA

    Oğul Hesen Ağa, Demenan aşireti ileri gelenlerinden Arakiyeli Cebrail Ağa’nın oğludur. Baba oğul beraber 1937 Elâzığ Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Oğul Hesen Ağa Seyit Rızalarla beraber idam edilirken, baba Cebrail Ağa hapis cezasına çarptırılmış ve cezaevinde ölmüştür. Arakiyeli Üşen Ağa isimli bir kardeş ise Laç deresi savunmasında savaşırken ölmüştür. Baba Cebrail Ağa aşiret içinde rayber, tikme konumundadır. Demenanlılar içinde pir tarafından seçilmiş her şeyden sorumlu kişi olarak tayin edilmiş, yol adam pozisyonundadır. Sakal bırakmış, dünya işlerinden, silahtan, kavgadan, yalan dolandan elini eteğini çekmiştir. Bu yüzden gerek kendi aşireti içinde gerekse aşiretini temsilen diğer aşiretler içinde sözüne güvenilen bir ileri gelendir.

    DEMENANLI ALİYÊ MİRZALİ

    Demenanlı Aliyê Mirzali Demenan aşireti savaşçılarındandır. Aranır duruma düşünce bizzat kendisi teslim olmuş Elâzığ Mahkemesi’nde Seyit Rızalarla beraber yargılanmış ve idam edilmiştir.

    İDAM KARARI İÇİN YAŞLARI DEĞİŞTİRİLDİ

    Dönemin kanunlarına göre idam cezaları 18 yaşından küçüklere ve 65 yaşından büyüklere uygulanmamaktadır. Ancak haklarında idam kararı verildikten sonra son dakikada ayarlanan yalancı şahitlerle Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek oğlu Rezık Üşeninki ise büyütülerek idam edilmişlerdir. Seyit Rıza’nın yaşı kendi deyimiyle ‘Oğlu yaşındaki Muxundulu Seyit Hüseyin’in (Hüseyin Doğan) şahitliğiyle küçültülmüştür. Bu kişi daha sonraki yıllarda yapılan bir cemaat toplantısında Alevi normlarına göre düşkün ilan edilmiş toplumdan dışlanmış ve dersimi terketmek zorunda kalmıştır.

    SEYİT RIZA’NIN OĞLU REŞİK UŞEN

    Hüseyin, Seyid Rıza’nın oğludur. 1937 başlarında ailesinin hedef alındığı saldırılarda aile bireylerinin neredeyse çoğunu kaybeden Hüseyin, devletin sonbaharda yaptığı bombardımanda yaralanmıştır. Babası ile birlikte zincirliyken çekilen fotoğrafta sarılı olan kolu o bombardıman esnasında yara almıştır. Evlerinin uçaklarla bombalanmasıyla yaralanan Seyid Rıza’nın oğlu Rezik Üşen hapisteki babasının durumunu takip etmek için gittiği Elâzığ’da sırf Seyit Rıza’yı daha da çaresiz bırakmak için tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. 72 Dersim lideri ile birlikte o da Elâzığ’da yargılanmış ve babasının yaşı küçültülerek onunda yaşı büyültülerek diğer beş ileri gelenle birlikte idam edilmişlerdir.

    SEYİD RIZA

    Pulur Ovacık bölgesinde Abbasan aşireti ileri gelenlerindendir. 1915 Ermeni soykırımında kendisine sığınan birçok Ermeni’yi koruduğu gibi bölgenin Çarlık Rusya’sının işgaline uğraması sürecinde özel olarak 1916 Osmanlı-Rus harbinde de aşiret kuvvetleri komutanı olarak Dersim savunmasında en önlerdedir. Erzincan ve Erzurum’un alınmasında gösterdiği kahramanlık dolayısıyla Osmanlı tarafından kendisine madalya verilmiştir. Ancak daha 1920’li yıllardan itibaren devlet tarafından Koçgiri direnişini desteklemekle direniş önderlerinden kendisine sığınan Alişer Efendi ve eşi Zarife Hanımı devlete teslim etmemekle suçlanmıştır. Seyid Rıza, iftiralara kovuşturmalara hatta bazı köylerinin basılarak talan edilmesi gibi baskılara maruz kalmıştır.

    1930’lara gelindiğinde Dersim meselesinin baş sorumlusu suçlamasıyla özel kararlar ve emirlerle hedef haline getirilmiş bizzat Hozat kaymakamı Sağıroğlu ve karakolun organize ettiği entrikalara oyunlara muhatap edilmiştir. Yeğeni Raybere Gop ile olan çelişkileri ve özellikle Qırgu (Qırxan) aşiretiyle yaşanan sorunlar karakol komutanı tarafından kışkırtılmış ve çok değer verdiği oğlu Bava’nın öldürülmesiyle doruğa çıkmıştır. Bütün bunlara rağmen 1936-37’lere gelindiğinde devletin beklenen saldırısı karşısında aşiretler arası sorunları bir tarafa bırakmış bir direniş hattı organize ederek Munzur ırmağı kıyısında yapılan aşiret liderleri toplantısında kendi aşireti adına 8-10 kişilik bir heyetle katılmıştır. Ancak bu toplantılardan direniş kararı çıksa da devletin önü alınamaz yığınağı ve kendi ailesi de dahil direkt sivilleri hedef alan saldırganlığı karşısında direnme gücü bulamamıştır. Özel olarak hedef alınan ailesinin birçok ferdi Sabiha Gökçen’in de katıldığı hava saldırılarında öldürülmüştür. Ağır saldırılara muhatap olan siviller arasında aşiret liderlerinin teslim olması durumunda devletin kendilerine yönelemeyeceği düşüncesi yüksek sesle dillendirilmeye başlamıştır. Arananlar listesinde olan liderlerden Yusufanlı Kamer Ağa, Haydaranlı Kamer Ağa, Demenanlı Cebrail Ağa, Kureşanlı Üşene Seyidi, Yusufanlı Fındıq Ağa hatta Demenanlı Civraile Kheji gibi savaşçılığı ile tanınmış şahsiyetler bir bir teslim olmuşlardır.

    “EVLADI KERBELAYIZ. AYIPTIR, GÜNAHTIR..”

    Son olarak da Seyit Rıza yakın çevresinde en inandığı güvendiği Alişer ve Zarife’nin bizzat yeğeni Raybere Qopun ihanetiyle ve kısa bir süre sonra Saan Ağa kendi kardeşi Xıde Lıli’nin ihanetiyle öldürülünce iyice umutları sönmüştür. Erzincan valisinin görüşme bahanesiyle yola çıkmış ancak Erzincan ovasına henüz indiği bir noktada Fırat ırmağı üzerinde bir köprüde askerler tarafından yakalanmıştır. Akabinde Dersim davasına dahil edilmek üzere Elâzığ’a götürülmüştür. Seyit Rıza savcılık sorgusunda ifade vermediği gibi mahkemeyi de ciddiye almamıştır. Bütün yargılama sürecini Ankara’da alınmış kararlara meşruiyet kazandırmanın bir mizanseni olarak görerek savunma yapmayı reddetmiştir. Mahkeme sürecinin ve idam sahnesinin en önemli şahidi ise davayı organize etmek ve idamları gerçekleştirmek üzere Ankara’dan özel görevli olarak gönderilmiş genç istihbarat elemanı Sabri Cağlayangil’dir. Yıllar sonra gazetecilere anılarını anlatırken mahkeme süreci ve idam sahnesine ilişkin şu cümleleri sarf etmiştir:

    “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. ‘Evladı Kerbelayık. Bi hatayık. Ayıptır, zulümdür, cinayettir.’ Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. İnfazını gerçekleştirdi.”

    UŞENE SEYDİ

    Uşene Seydi, Khuresu ocağı ileri gelenlerindendir. 1878 ya da 1880’de Pirgiç köyünde doğmuş. 1937 yılında Seyit Rızalarla beraber Elâzığ’da yargılanarak idam edilmiştir. İdam edildiğinde 58 ya da 60 yaşındadır. Üşene Seyidi Dersim’de sözü geçen liderlerden biridi. Toplum içinde en çetrefilli aşiret çelişkilerinde dahil birçok huzursuzluğu adaletle barışla sonuçlandıran ileri görüşlülüğü ile tanınmıştır. 1937 Mart ayında Munzur kıyısında gerçekleştirilen aşiret önderleri toplantısına Khuresuları temsilen katılmıştır. Ve diğer aşiret liderleri gibi bu toplantıya katılması nedeniyle devlete karşı isyan suçlamasıyla yargılanmıştır. Kaçıp kurtulma imkânı olduğu halde kendisinden sonra akrabalarını öldürürler diye kaçmamıştır. Hatta tutuklanıp götürüldüğünde Mamekiye’de yapılan köprü çalışmalarında işçilerin başında çavuşluk yapmaktadır ve çevrede toplanan kalabalığın askerlere müdahale girişimini durdurmuştur.

    DERSİM’İN DERELERİNDEN KAN AKIYORDU

    Dersimde Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamı yaşanırken bir yandan da Dersim’de derelerde köylerde mağaralarda bir katliam yaşanıyordu. Mağaralara sığınan insanlar aşiret liderlerinin katledilmesinden hemen sonra Sabiha Gökçen’in de aralarında bulunduğu ve kullandığı savaş uçaklarıyla katledildiler. Halvori, Laç deresi, Beyazdağ, Kutuderesi’nde ve Dersim’in bütün yaşam alanlarında dumanlar yükseliyordu. Çünkü o evlerin içinde sivil, savunmasız, yaşlı, genç, kadın, erkekler bir araya getirilip evlerinin içerisinde ateşe veriliyorlardı. Onların çığlıkları bütün Dersim’in dağlarında yankılanıyordu. Dersim’in derelerinde kan akıyordu.

    LAÇ DERESİ

    37-38 harekatı süresince başta Demenanlılar olmak üzere neredeyse büyük aşiretlerden binlerce sivil Laç deresi Halvori Ovacık yolu üzerindeki sarp yamaçlara ve derin vadide yer alan mağaralara sığınmışlardır.

    38’de büyük direnişin sergilendiği yerdir. Katliam bu derede yapılır. Çok büyük bir sivil katliamı gerçekleştirilir. İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında geçen insanların mağaralarda zehirlenmesi hadiselerin en yoğunluklu yaşandığı yerlerden biri Laç deresi mağaralarıdır.

    HALVORİ TOPLANTISI

    Tan gazetesinde yer alan habere göre, “Abbas uşağı, Yusufhan, Demenan, Haydaran, Kuraysan ve Bahtiyar aşiretlerinin, Seyit Rıza Haydaran aşireti içinde Kürpik’te toplandıklarını belirtiyor. Toplantıların hemen hemen en mühimi olan Halvori toplantısına. Seyit Rıza, bu toplantıda bulunmak üzere Munzur suyu kıyılarına bizzat inmiştir. Cebrail Seyit Rıza’dan daha kuvvetli tedbirler almasını istemiş, Seyit Rıza bu işte sonuna kadar elbirliğiyle yürütüleceğini, devlete karşı ne mümkünse yapılacağını, hükümet kuvvetlerine karşı bir cephe teşkil edilmek üzere aşiretlerin tamamı ile el ele vererek çarpışacağını belirtmiştir. Bunun için de aşiretler arasındaki şahsi kan ve kin davalarının şimdilik tamamıyle ile unutulmuş addedileceğini söylemiştir. Aht ve Peyman manasına olarak Munzur suyundan bir avuç içilmiştir…” (12 Kasım 1937, Tan)

    CUMHURBAŞKANI KÖŞK BELGELERİYLE İDAMLAR, SÜRGÜNLER

    Dersim’de en acımasız katliamları kamutay alayları yapmıştı. Özellikle Ovacık ve Hozat bölgesinde katliamlar yapan bu taburlara Koçusağlı yaşlı dersimliler, taburana teuton deliler taburu diyorlardı.

    Bu taburlar Koçgiri’de sakallı Nurettin Paşa’ya Dersim’de de damadı general Abdullah Alpdoğan’a bağlıydı. Dersim’de katliamlar yapan Kamutay Alay Komutanlığı Ankara’ya gönderildiği 23 aralık 1938 tarihli bir belgede şu ifadelere yer vermiş:

    “Bence burada müstemleke siyaseti takip edilmelidir. Kürt’e mutlaka devlet kudreti gösterilmeli,  bazı arazi aksamı memnu mıntıka haline getirilmeli buraya sarfa edilecek para ile halkını Malatya, Elaziz, Erzincan köylerine ikişer üçer hane olarak taksim edilmeli.”

    O tarihlerden başlayarak günümüze kadar hala Ovacık ve Hozat belgelerinde memnu mıntıkalar varlık göstermektedir. Müstemleke siyaseti ile Dersim harabeye çevrilmiş, onbinlerce insan sürgün edilmiş topraklarından çıkarılmıştı. Hozattan gönderilen raporlarla buralar boşaltılmıştı. Kaç kişinin sürgüne gönderildiğini gösteren 5 haziran 1939 tarihli mareşal Fevzi Çakmak imzalı dahiliye vekaletine rapor olarak iletilen köşk belgesiyle 14 bin kişi sürgün edilmişlerdir. Bu belgelere göre sürgünler 1936’dan başlayarak 37-38-39’a kadar devam etmişti. Bütün belge ve bilgilerlede gösterildiği gibi Dersim Katliamı sürgünleri çok önceden planlanmış bu planlar hayata geçmiştir.

    Bütün bu olayların nedenini 1925’te çıkarılan Şark İslahat Planı’nda görebiliriz. Devlet o gün kararını vermişti; Bu ülkede herkes Türk, herkes Sunni-İslam olacaktı.

    Dersim 37-38’in kefensiz yatanlarının anısına…

    Veli Haydar GÜLEÇ – Rohat EMEKÇİ

  • 15 KASIM 2019 CUMA – GÜNDEM

    15 KASIM 2019 CUMA – GÜNDEM

    -Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF), Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilişlerinin 82. yıldönümüne ilişkin yarın saat 19:37’de Kadıköy Rıhtım’da anma etkinliği gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -İzmir Dersimliler Derneği ve Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilişlerinin 82. yılında saat 18:30’da Karşıyaka İskelesi’nde anma etkinliği gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Maraş’ın Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Küpelikız, Öksüzlü, Kocolar bölgesinde yapılması planlanan ‘Cüruf Depolama Alanı’na ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan CHP Meclis Üyesi İbrahim Demircioğlu, bu tür projelerin Alevi bölgesine yapıldığını belirterek, projenin içme suyuna, hayvancılığa ve doğaya büyük zarar vereceğini söyledi. GÖRÜNTÜLÜ

    – Satın almak istediği bağlamaya parası yetmeyince kendi sazını yapmaya koyulan ve üstelik kimseden bir eğitim almayan Gültekin Aslan  Bağlama imalatında 25 yılını geride bırakırken ayrıca atölyesini sokak hayvanlarına da açarak bir tür barınma hizmeti de vermekte. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, saat 16.00’da Seyit Rıza Meydanı’nda Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Peri Belediye Eş Başkanı Songül Doğan, Belediye Meclia Üyesi Narin Günay ve HDP Dersim İl Eş Başkanı Özlem Toprak, kayyım atamalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Akpazar (Peri) Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstermek amacıyla başlatılan oturma eylemi devam ediyor. GÖRÜNTÜLÜ

  • CHP heyetinden kayyım atanan Peri Belediye eşbaşkanına destek ziyareti

    CHP heyetinden kayyım atanan Peri Belediye eşbaşkanına destek ziyareti

    PİRHA- CHP heyeti, yerine kayyum atanan HDP’li Akpazar Belediye Başkanı Orhan Çelebi’yi evinde ziyaret etti.

    Yerine kayyum atanan HDP’li Akpazar Belediye Başkanı Orhan Çelebi’ye dayanışma ziyaretleri sürüyor.

    Akşam saatlerinde, CHP Tunceli İl Başkanı Mesut Coşkun, Merkez İlçe Başkanı Hüseyin Yolluk, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Pertek Belediye Başkanı Ruhan Alan, Hozat Belediye Başkanı Seyfi Geyik ve Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, Çelebi’yi evinde ziyaret ettiler.

    PİRHA/Dersim

  • 1 milyon 22 bin üniversite mezunu işsiz

    1 milyon 22 bin üniversite mezunu işsiz

    İŞKUR’un ekim ayı verilerine göre 1 milyon 22 bin 17 lisans ve önlisans mezunu işsiz. Ayrıca kurumun “İşbaşı Eğitim Programları”na 12 doktora ve 946 yüksek lisans mezunu katıldı.

    İŞKUR verilerine göre kuruma kayıtlı işsiz sayısı, ekim ayında önceki aya göre yüzde 0,3’lük azalış göstererek 4 milyon 39 bin 555 kişi oldu.

    Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,4’ü erkek, yüzde 50,6’sı kadın, yüzde 38,7’si ise 15-24 yaş grubunda.

    Ekim ayı itibarıyla 69 bin engelli, 1,5 milyon genç ve 2 milyon 42 bin kadın işsiz.

    Kurumun verilerine göre 1 milyon 22 bin 17 üniversite (lisans ve önlisans) mezunu iş bulamadı. Bunların 389 bin 758’i önlisans, 632 bin 259’u lisans mezunu.

    117 bin lisans mezunu ve 105 bin önlisans mezunu 1 yıldan fazla süredir iş arıyor.

    19 bin 145 yüksek lisans mezunu ve 796 doktora mezunu da iş bulamadı.

    4 milyon işsizin 689 bini 1 yıl ve üzeri zamandır, 1 milyonu 8-12 aydır, 178 bini 7-8 aydır, 167 bini 6-7 aydır iş arıyor.

    Yaş gruplarına göre ise en çok işsizlik 20-24 yaş grubunda. Bu grupta 1 milyon 144 bin genç işsiz.

    İŞBAŞI EĞİTİM PROGRAMLARINA DOKTORALI KATILIM

    Kuruma kayıtlı işsizlerin mesleki deneyim edinmeleri amacıyla düzenlenen “İşbaşı Eğitim Programları”na 12 doktora, 946 yüksek lisans ve 88 bin üniversite mezunu katıldı.

    Bu programlarda katılımcı zaruri gideri (Günlük 77,70 TL, öğrenciler için 58,27, işsizlik ödeneği alanlar için 38,85 TL) İŞKUR tarafından karşılanıyor.

  • Tunceli Barosu’ndan kayyım tepkisi: Hukuk bir kez daha yerle bir edildi

    Tunceli Barosu’ndan kayyım tepkisi: Hukuk bir kez daha yerle bir edildi

    PİRHA- Tunceli Barosu, Mazgirt ilçesine bağlı Akpazar (Peri) Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstererek, “Başkanların göreve iadesini istiyoruz” dedi.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Akpazar (Peri) Belediyesi Eş Başkanları Orhan Çelebi ve Songül Doğan görevden alınarak yerine Mazgirt Kaymakamı Menderes Topçuoğlu kayyım olarak atanmasına ilişkin Tunceli Barosu yazılı bir açıklama yaptı.

    2016 yılından bu yana atanan kayyumları hatırlatan Tunceli Barosu, “OHAL’in hukuksuz uygulamaları, OHAL kalkmış olmasına rağmen hız kesmeden devam ediyor. Demokrasi, hukuk bir kez daha askıya alındı, yerle bir edildi.” dedi.

    OHAL’in devamı olarak gördükleri bu uygulamalara bir an önce son verilmesi istenen açıklamada şu ifadelere kullanıldı:

    “31 Mart 2019 seçimleri arifesinde, ‘seçilirlerse kayyum atarız’ tehdidi hayata geçirildi. YSK tarafından adaylıkları onaylanarak seçilen 20 belediye başkanının,  devam eden ve henüz kesinleşmeyen soruşturma ve davalar gerekçe gösterilerek bir “idari karar” ile görevlerinden uzaklaştırılmaları, idarenin yargı üzerindeki vesayetini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu uygulama ile Türkiye’nin idari yapısının yanı sıra, yargısı da ağır bir darbe daha almıştır.

    Seçim ve onun tezahürü olan halk iradesinin, idari bir karar ile ortadan kaldırılması en hafif deyimiyle idari bir darbedir. Halk iradesine karşı gerçekleştirilen bu darbe, Türkiye’nin demokrasisine bir yarar sağlamayacaktır. Ayrıca daha önce İstanbul, Ankara ve başka illerde AKP’li belediyelerde uygulandığı üzere; görevden alınan belediye başkanlarının yerine, belediye meclis üyelerinden birinin başkan vekili olarak seçimine olanak vermeden doğrudan kayyum atanması, açıkça bir çifte standarttır. Bu hukuka aykırılığı daha da katmerleştirmiştir.

    Bizler; barış içinde bir arada yaşama fikrini, demokratik hukuk devleti idealine olan inancı da tümden ortadan kaldıran bu hukuk dışı uygulamayı kabul etmiyoruz. OHAL uygulamalarının devamı olan bu hukuksuz uygulamadan vazgeçilerek, görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarının derhal görevlerine iadesini talep ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Süresiz açlık grevindeki Grup Yorum’a aydınlardan destek

    Süresiz açlık grevindeki Grup Yorum’a aydınlardan destek

    Grup Yorum üyelerinin süresiz açlık grevi 181. gününe girerken, aydınlardan destek geldi. Yapılan ortak açıklamada, ”Bizler vicdanımızın sesini dinleyerek Grup Yorum’un bu meşru taleplerinin altına imzamızı atıyoruz” denildi.

    Cezaevlerinde tutuklu bulunan 5 üyesi süresiz açlık grevine devam eden Grup Yorum’a aydınlardan destek geldi. ”Bizler vicdanımızın sesini dinleyerek Grup Yorum’un bu meşru taleplerinin altına imzamızı atıyoruz” diyen çok sayıda aydın, açlık grevinin 181. gününde talepleri bir kez daha hatırlattı.

    ”Biz aydınlar olarak Grup Yorum’un süresiz açlık grevine sessiz kalamayız” denilen ve birçok ismin imzacı olarak yer aldığı açıklama, şöyle devam etti:

    ”Grup Yorum halkın sorunlarını, dertlerini, acılarını 34 yıl boyunca şarkılarında eylemliklerinde dile getirip yetmediği gibi bunun için bedel ödemiştir. OHAL ile başlayan gayrimeşru gizli tanık ifadeleri ile ifadeleri ile tutuklandılar, başlarına para ödülleri konuldu, listelere alındılar ama halkın sanatını yapmaktan vazgeçmediler. 2015 yılından itibaren neredeyse tüm konserleri yasaklanmış, sanatlarını icra edemez duruma getirilmişlerdir. Şu an 6 üyesi tutsak, 5 üyesi dört ayı aşkındır açlık grevinde.

    Açlık grevi talepleri şunlardır:

    – İdil Kültür Merkezi’nin basılmaması

    – Konser yasaklarının kaldırılması

    – Üyelerinin terör listelerinden çıkarılması

    – Tutuklu üyelerinin serbest bırakılması

    – Haklarında davaların düşürülmesi.

    Bizler vicdanımızın sesini dinleyerek Grup Yorum’un bu meşru taleplerinin altına imzamızı atıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Güvenlik’ gerekçesiyle 300 işportacı işsiz bırakıldı

    ‘Güvenlik’ gerekçesiyle 300 işportacı işsiz bırakıldı

    PİRHA- Ankara’da Akşam pazarında satıcılık yapan 300’e yakın işportacı ‘güvenlik’ gerekçesiyle getirilen yasakla işsiz kaldı. Ankara Valiliği tarafından getirilen yasakla tezgâhlarının kaldırıldığını söyleyen işçiler yaklaşık bir aydır evlerine ekmek götüremiyor. Bu süreçte tezgâhını açamayan Kemal Bolat da bu emekçilerden biri.

    Ankara’da Kızılay bölgesinde akşamları belli bir  saat aralığında açılan işporta tezgâhları Ankara Valiliğinin güvenlik gerekçesi ile yasaklandı. Konur, Karanfil ve Yüksel Sokağı’nda açılan işporta tezgâhları bir ayı aşkın süredir yasaklı işportacılar ise işsiz. Faturalarını ödemekte zorluk çektiğini söyleyen satıcılar sokakları geri istiyor. Bunlardan biri de 15 yıldır işportacılık yapan yasakların başladığı süreçte ise işportacıların sözcüsü olan Kemal Bolat.

    İşsiz kalan 300’e yakın işportacının ailelerini de kattığımızda bu sayının çok üstünde insanın mağdur edildiğini söyleyen Bolat süreci şöyle anlattı, “Belediye 1 ay önce kent merkezini yenileme ve düzenleme çalışması başlattı. Sokaklarda başlayan düzenleme ile birlikte tezgâh açmamıza yasak geldi. Belediye yetkilileriyle konuştuğumuzda bize söylenen Valiliğin güvenlik gerekçesiyle işporta tezgâhlarını yasaklandığı yönünde. Ama biz belediyenin güvenliği gerekçe göstererek işportacıları ortadan kaldırmak istediğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BU İNSANLARI BİR GECEDE ORTADA BIRAKAMAZSINIZ”

    Getirilen  yasağın  gerekçeleri arasında işportacıların uyuşturucu satışı ve terör örgütlerine yardım yaptığının  iddia edildiğini söyleyen Bolat, “Ben yıllardır işportacıyım bu söylenenlerin hiç birini görmedim, duymadım. Günde sadece iki saat açılan tezgahlardan kazanılan parayla, terör örgütlerine yardım ediliyorsa vay o örgütlerin haline. Bizler  çoğu kez siftahsız eve dönüyoruz” diye konuştu.

    Bu iddiaların getirilen yasağı meşrulaştırmak için  söylendiğini düşünüyoruz diyen Bolat, “Eğer uyuşturucu satışı varsa bu işportacıların sorunu değil sizin göreviniz gelir o suçu temizlersiniz. Bizler sadece ekmeğimizi kazanmaya çalışan  kadınıyla erkeğiyle yaşlısıyla genciyle öğrencisiyle ek iş yapanıyla halktan insanlarız.”dedi.

    Bolat, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

    Kaldırıldığı yasaklandığı noktada şunu söylüyoruz: Sosyal belediyecilik anlayışı veya  sosyal demokrasiyi savunan bir zihniyetten bahsediyorsanız  bu insanları bir gecede ortada bırakamazsınız. Geçimini tezgahtan kazanan, bütün planlamalarını bunun üzerine yapan yüzlerce insandan bahsediyoruz.”

    “TEZGAHLARIMIZ VE BİZ İŞPORTACILAR MEŞRUYUZ”

    Geçmişte de işportacılığın yasaklandığı ve büyük mücadeleler ile sokakların kazanıldığını belirten Bolat, “Bize polis, zabıta, belediye, valilik yasa dışısınız diyor. Evet biz yasa dışıyız bunun farkındayız. Ama meşruyuz. Meşruyum şu demek, dün gece ve ondan önceki gece tezgah açıyordum. Ben 15 yıldır açıyorum. İzin alma gereği duymadan açıyoruz. Çünkü artık  meşrulaşmış ve sembolleşmişiz, halk bizi  kanıksamış. Gece pazarı insanlar için farklı bir dil arz ediyor.  İnsanlar pazara  sadece alışveriş yapmaya gelmiyor. İki saatliğine  kurulan pazarla  birlikte Kızılay merkezi canlanıyor, insanlar o canlılığını görmek için de geliyor” dedi.

    Tezgahlarını kimin yasaklandığının bir öneminin olmadığını söyleyen Bolat, “Bize nasıl bir çözüm sundukları önemli.  Tezgâhlarımız için vergi vermiyoruz diye haksız kazanç sağladığımızı söylüyorlar.  Kışın tezgâhların başında ayaklarımız buz tutarak bekliyor, o sokakların serserisi ve sarhoşuyla uğraşıyoruz. Gece geç saatlere kadar oralarda kalıyoruz, ter döküp emek harcıyoruz. Çalmıyor çırpmıyoruz, hırsız olmamak için dilenci olmamak için emeğimizle  yapıyoruz.  O yüzden haksız kazanç elde etmiyoruz. Bizi mağdur etmek aç bırakmak bizleri yoksullaştırmak bir çözüm değildir.  Bu yapılanlar umudu yok etmektir” dedi.

    “ÜLKENİN ŞARTLARINDAN DOLAYI SESİMİZİ DUYURAMIYORUZ”

    Ülkenin şartlarından dolayı basın açıklaması yapamadıklarını da söyleyen Bolat, “Biz bir şey yapacağız bizi dövecekler ki basın bizimle öyle ilgilenecek. O noktaya gelene kadar kimse ilgilenmiyor. Biz de o yüzden kendi sesimizi duyurmaya çalıştık. Biz ne yapabiliriz bu sorunu nasıl çözebiliriz sorusuyla yan yana geldik. İhtiyaçlarımızı nasıl giderir, belediyeye hangi taleplerimizle gitmemiz gerekir bunu konuştuk” ifadelerini kullandı.

    Kendilerine “Sokak emekçileri inisiyatifi” adını verdiklerini söyleyen Bolat şöyle devam etti:

    “Biz bir örgüt veya dernek değil işimizi tekrar isteyen insanlarız. Yasak gerekçelerinde esnafın da bizlerden şikâyetçi olduğu iddia edildi. Biz esnafları tek tek gezip 200’e yakın kaşeli imza topladığımızda bu iddianın gerçek olmadığını gördük. Bu süreçte halktan da imzalar topladık.  Sosyal medyadan sesimizi duyurmaya çalıştık. Belediye yetkilileriyle birkaç defa görüşme yaptık. Ama bize söyledikleri, ‘valilik kararıyla ilgili bir durum. işporta bitmiştir, bizim yapabileceğimiz bir şey yok’ cevabıydı.”

    “FATURALARIMIZI ÖDEYEMİYORUZ”

    Haklarını aramak istediklerinde korkutulduklarını söyleyen Kemal Bolat, “Tezgâhınızı açarsanız malınıza el konulur. Sesinizi yükseltirseniz gözaltına alınırsınız.’ Peki biz ne yapacağız? İşportacılık dışında hiçbir iş yapamayan bu insanlar ne yapacak? Faturalarını ödeyemeyen insanlar var aramızda, mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz. Eğer bizden işgaliye bedeli istiyorlarsa bunu da karşılamaya hazırız. Sokakları geri istiyoruz. Unutulmamalıdır ki; sokaklar sokak lambalarıyla aydınlanmaz; sokaklar o sokakları kullanan orada yaşayan o sokağın kültürü ve çeşitliliğiyle aydınlanır.”

    Dilan KUTLU/ANKARA

  • 13 KASIM 2019 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    13 KASIM 2019 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    – 8 yıldır Anadolu’nun Sesi Tokat Gazetesi’ni çıkaran Mahbip Dilek, Nisan ayında yapılan Tokat İli Dernekler Federasyonu’nun genel kurulunda başkan adayı. Dilek kadınlara, “Derneklerde kadınları görüyoruz gün yapıyorlar. Gün nedir? Ülkede kadınlara o kadar iş düşüyor ki biraz duyarlı ol. Çoluğunu çocuğunu, torununu düşün ve ülkedeki bütün sorunlara eğil. At kendini sokağa. Ülke gündemine duyarlı ol, oku, çalış hem evinde ekonomik özgürlüğünü al hem de siyaseti takip et” diyor. GÖRÜNTÜLÜ

    – Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamlarının 82. yıldönümüne ilişkin konuşan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, “38’de ciddi bir katliam ve sürgün yaşanmıştı. Bugün ise artık topraklarımız siyanürlerle, HES’lerle, madenlerle, barajlarla talan ediliyor, ziyaretlerimiz bombalanıyor. İnsanı bıraktık artık dağdaki kurt, kuş, börtü böcek, dağ, taş isyan ediyor” ifadelerini kullandı. GÖRÜNTÜLÜ

    -Berkin Elvan davasının duruşmasına İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, saat 10.00’da devam edilecek.

    -DİSK Ege Bölge Temsilciliği ve bağlı sendikalar “Kıdem tazminatı gasbına hayır, vergi adaleti şimdi” başlığıyla bugün saat 15.00’te Konak Eski Sümerbank önünde iş bırakma eylemi gerçekleştirecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Türk Tabipleri Birliği ile Türk Toraks Derneği, 13 kömürlü termik santrale yeniden çalışma izni verilmesi tartışmaları üzerine “Termik Santrallere Havamızı Kirletme İzni Verilemez!” diyerek saat 12.30’da TTB Merkez Konseyi Binasında basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ.

     

     

  • HDK’den ‘Göç, mültecilik ve ayrımcılık’ sempozyumu

    HDK’den ‘Göç, mültecilik ve ayrımcılık’ sempozyumu

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi’nin “Göç, Mültecilik ve Ayrımcılık” sempozyumu 16-17 Kasım’da Kenter Tiyatrosu’na yapılacak.

    Halkların Demokratik Kongresi, ‘Göç, Mültecilik ve Ayrımcılık’ sempozyumu düzenliyor.

    16-17 Kasım tarihlerinde Kenter Tiyatrosu’nda gerçekleşecek sempozyum için HDK twitterda, “Kimse, kendini ait hissetmediği bir toprak parçası için vatanını terk etmez. Göç ve mültecilik, bir tercih değildir.” diyerek paylaştı. (HABER MERKEZİ)