Yazar: Turabi Kişin

  • Rojda Kırbaş Peköz: Anadilimi çocuğumla konuşarak öğrendim-VİDEO

    Rojda Kırbaş Peköz: Anadilimi çocuğumla konuşarak öğrendim-VİDEO

    PİRHA- Kürt ve Alevi kimliğinden ötürü daha çocuk yaştayken dışlanan Rojda Kırbaş Peköz, 7 yaşında Varto’nun Kurçik köyünden Almanya’ya gitmiş. Alevi ve Kürt kimliği konusunda çok ayrımcı tutumlara maruz kaldıklarını belirterek, “Ben Zazacayı en çok da çocuğumla konuşarak öğrendim” diyerek anadilin önemine vurgu yaptı.

    Can TV’de Teberik programı sunucusu Ali Şeker’e konuşan Rojda Kırbaş Peköz, anadili konusundaki düşüncelerini, ana dilin önündeki engelleri ve bu engellere yönelik neler yapılması gerektiğine dair düşüncelerini dile getirdi.

    Muş Varto’nun Kurçik (Görgü) köyünden Rojda Kırbaş Peköz, çocukken Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı yaşadığı baskıları unutamamış. Çocuk yaşta ailesiyle birlikte Almanya’ya göç eden Rojda, geçmişini, dilini ve inancını unutmadan orada da yaşatma çabasını sürdürmüş.

    “ÇOCUKKEN ALEVİYİM VEYA KÜRT’ÜM DİYEMİYORDUM”

    Kırbaş Peköz yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “Ben bu köyde dünyaya geldim, babam Almanya’daydı biz hepimiz gitmedik Almanya’ya. Önce ablam gitti babamın yanına, daha sonra iki abim gitti, son olarak biz gittik. Ben Almanya’ya gittiğim zaman 7 yaşındaydım. Türkiye’de okula gitmedim, Almanca da bilmiyordum 6 ay sonra Alman okuluna gittim. Benim sınıfımda Türkiye’den 4 öğrenci vardı. Onlar benim dilimi bilmiyorlardı, ben de onların dilini bilmiyordum. Bildiğimiz üzere, küçüklük zamanında birisi çocuklarla dili konuştuğu zaman çocuk erken öğrenir. Ben 4 tane çocuğun dilini niye bilmiyorum veya onlar benim dilimi niye bilmiyor bunun sebebini bilmiyordum. Benim farkındalığım çok sonrasına gitmiyor. Biraz daha büyüdüğüm zaman artık bazı şeyleri anlıyordum. Neyi anlıyordum? Okulda Türk çocuklar bize vuruyordu, laf söylüyorlardı. Ben 6. sınıftayken biz sürekli tartışıyorduk, bize laf söylüyorlardı, çocuk parkına gittiğimiz zaman bazen bize vuruyorlardı, bizimle oynamıyorlardı ama bazı zamanlardaysa oynuyorlardı. Çok rahat değildi bizim için. Biraz daha farkına vardığım zaman biz kimiz, nerden geldik, bunlar bize niye böyle yapıyor, artık biliyordum. Ben Aleviyim veya ben Kürt’üm diyemiyordum.”

    “ANADİL ANNENİN ÇOCUĞUNA VERDİĞİ SÜT GİBİDİR”

    Rojda Kırbaş Peköz, “Babam bizi köye çok getirirdi. Ben hemen hemen her sene geliyorum köye. Köye geldiğim zaman çok mutlu oluyorum. Dil konusunda biz çok çektik. Bizim dilimizin okulu yok, biz kendi dilimizi konuşamıyoruz. Bu zorluğu fark edenler bu acıyı daha çok hissediyorlar. Herhalde ben de bunlardan birisiyim. Anadil annenin çocuğuna verdiği süt gibidir. Eğer bir dilin okulu yoksa o dil konuşulmaz. Ben istiyorum ki milletimiz insanımız kendine sorsun biz niye bu dili konuşamıyoruz. Bize deniliyordu ki “Biz buyuz” demeyin, dilinizi konuşmayın Türkçe konuşun, ‘biz Aleviyiz veya biz Kürt’üz’ demeyin. Biz Türk’üz dilimiz budur şeklinde söyleniyordu. Ben öyle mutlu oluyorum ki bizim çağımızda milletimiz artık bunları söyleyebiliyor. Önceden söyleyemiyorduk ancak şimdi söyleyebiliyoruz” diye konuştu.

    “BU ÜLKENİN ASİMİLASYONU DÜNYADA YOKTUR

    İnancına ve anadiline yönelik asimilasyon politikalarının devam ettiğine işaret eden Rojda Kırbaş Peköz, son olarak şunları belirtti:

    “Bu devletin asimilasyonu dünyada yoktur bizim bunu bilmemiz gerekir. Asimilasyon öyle bir şey ki senin her şeyini senden alır. Kürtlerin ve Alevilerin üzerindeki asimilasyon çok ağır. Nerde görülmüş ki annen seninle anadilini konuşmuyor, bunu biz mi istedik? Hayır biz istemedik. Bizim bunu bilmemiz gerekir ki bu durum için çaba göstermemiz gerekir, okullar açmamız gerekir, okullar açıldığı zaman çocukları o okullara göndermemiz gerekir. Benim bir tane oğlum var o Türkçe bilmiyor. Ben zazacayı en çok da çocuğumla konuşarak öğrendim belki çok iyi bilmiyor olabilirim.”

    Ali ŞEKER/ MUŞ-VARTO

     

  • Bingöl yaylalarının Dengbej Sevguli’sinin yanık sesi Can TV mikrofonuna yansıdı-VİDEO

    Bingöl yaylalarının Dengbej Sevguli’sinin yanık sesi Can TV mikrofonuna yansıdı-VİDEO

    PİRHA-Sevguli Kırbaş, Varto sınırları içinde kalan Bingöl dağlarının eteklerindeki yaylalarda hayvancılık yapıyor. Bir yandan hayvanlarını sağan diğer yandan CAN TV mikrofonuna konuşan Kırbaş, güzel sesiyle klam (şarkı) da seslendiriyor. Genel hatlarıyla yaşamından memnun olan Kırbaş kuraklıktan yakınıyor.

    Sevguli Kırbaş yaşamını, güneşin doğuşu ile ünlü Varto’nun Kox tepesine yakın Bingöl dağının eteklerindeki yaylalardan biri olan Qurçik (Görgü) yaylasında hayvancılık yaparak sürdürüyor.

    Bir yandan hayvanlarını sağan ve diğer yandan CAN TV mikrofonlarına konuşan Kırbaş güzel sesiyle kılam (şarkı) da seslendiriyor. İkinci bir şarkı ısrarına “Benim hayvanlarımı sağmam lazım” diye itiraz etse de programcıyı kırmayarak yanık sesiyle bir şarkı daha söylüyor.

    Hayatından memnun olduğunu belirten Sevguli Kırbaş yılın sıcak geçtiğini bu nedenle yaşanan kuraklığın verimsizliğe yol açtığından yakınıyor. Doğal olarak hayvanların yeterince süt vermediğini ama mecburen sağdıklarını da ekliyor.

    Ali ŞEKER/BİNGÖL

  • Taliban sözcüsü Mücahid: Bize karşı savaşan herkesi affediyoruz

    Taliban sözcüsü Mücahid: Bize karşı savaşan herkesi affediyoruz

    PİRHA-Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid Afganistan’da bir basın açıklaması yaparak; “Bize karşı savaşan herkesi affettik. Düşmanlıklar sona ermeli. Hiçbir iç ya da dış düşman istemiyoruz. Sivil olsun, işgalcilerin tercümanlığını yapmış olsun, asker olsun, tüm vatandaşlarımız genel aftan faydalanacaktır” dedi.
    Taliban, ülkede kontrolü ele geçirmesinden sonra ilk kez basın toplantısı düzenleyerek birçok konuda neler yapacaklarına dair bilgi verdi.

    Düzenlenen ilk basın toplantısında konuşan Sözcü Zabihullah Mücahid; “20 yıllık mücadeleden sonra ülkemizi özgürleştirdik ve yabancıları kovduk. Bu, tüm ulus için gurur duyulacak bir an” dedi.

    Afganistan’ın artık bir savaş ya da çatışma alanı olmayacağından emin olmak istediklerini söyleyen Mücahid; “Bize karşı savaşan herkesi affettik. Düşmanlıklar sona ermeli. Hiçbir iç ya da dış düşman istemiyoruz. Sivil olsun, işgalcilerin tercümanlığını yapmış olsun, asker olsun, tüm vatandaşlarımız genel aftan faydalanacaktır. Kimse Afganistan’dan ayrılmamalı, kendi vatanına hizmet etmeli. Kademe kademe bir şekilde tüm ülke normalleşecek. Devlet dışı silahlı kişi ve gruplar silahsızlandırılacak” dedi.

    “KADINLARIN HAKLARINA ŞERİAT ÇERÇEVESİNDE BAĞLIYIZ”

    Mücahid, kadın hakları konusunda ise şunları dile getirdi:

    “İslam Emirliği kadınların haklarına şeriat çerçevesinde bağlıdır. Bizim kadınlarımız Müslümandır. Onlar da şeriat çerçevesinde yaşamaktan mutlu olacaklardır. Kadınlarımızın hakları var ve bu haklardan faydalanabilecekler. Eğitim, sağlık ve diğer alanlara katılmaya hakları var.”

    Medya konusuna da değinen ve ‘kendi kültürel çerçevelerinde’ bağlı olduklarını ifade eden Mücahid; “Medya özgür ve bağımsız olmaya devam edebilir” dedi ve basın kuruluşlarından  Taliban’ın bazı talepleri olduğunu ekledi. Mücahid, “İslam ülkemizde en önemli değerdir. Hiçbir şey İslami değerlere aykırı olmamalıdır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Taliban’ın ilk günü: Kabil Havalimanı’nda 5 kişi yaşamını yitirdi

    Taliban’ın ilk günü: Kabil Havalimanı’nda 5 kişi yaşamını yitirdi

    Taliban’ın dün Afganistan’ın başkenti Kabil’e girmesinin, başkanlık sarayı ve kamu binalarının kontrolünü ele geçirmesinin ardından kentte panik havası sürüyor. Reuters, çok sayıda sivilin havalimanına kilometrelerce yürüyerek gittiğini duyurdu.

    Taliban’ın dün Afganistan’ın başkenti Kabil’e girmesinin, başkanlık sarayı ve kamu binalarının kontrolünü ele geçirmesinin ardından halk arasında panik yaşanıyor. Ülkeyi terk etmek isteyen binlerce kişi, dün akşamdan bu yana Kabil Uluslararası Havalimanı’na akın etmişti.

    Yoğunluğun sabah saatlerinde arttığı havalimanında sivillerin pistte toplandığı görülürken, tahliyeler için alanda bulunan ABD askerleri havaya defalarca ateş açmıştı. Binlerce kişinin akın ettiği ve piste çıktığı Kabil Havalimanı’nda 5 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. Hayatını kaybedenlerin, ABD askerlerinin açtığı ateş sonucu mu yoksa izdiham nedeniyle mi öldüğü henüz bilinmiyor.

    UÇAĞIN İNİŞ TAKIMLARINA TUTUNDULAR

    Taliban terör örgütünden kaçmaya çalışan kişiler kalkış sırasındaki ABD uçağının iniş takımlarına tutunarak binmeye çalıştılar. Birkaç kişi havadan düşerek yaşamını yitirirken 20 yıldır ABD’ye mütercimlik yapan Afganistan vatandaşları da yüzüstü bırakıldıklarını söyledi. Sosyal medyada bu görüntüler “İslam Cumhuriyeti’nden kaçış” şeklinde yorumlandı.

    TALİBAN ÜLKEDEN ÇIKIŞLARA İZİN VERMEYECEK

    Taliban ise Kabil Uluslararası Havalimanı’nın girişine gelerek, herkesin evlerine dönmesini istemiş ve şu anda uçuş yapılmayacağını açıklamıştı. Kara yoluyla diğer vilayetlere gitmek isteyenlerin de araç bulmakta çok zorlandığı, taşıma ücretlerinin iki katına çıktığı ifade edilmişti.

    Bir Taliban yetkilisinin Reuters ajansına yaptığı açıklamasında, “İnsanların kişisel güvenlikleri için silah bulundurmuş olmasını anlıyoruz. Artık güvende hissedebilirler” dedi.

    TALİBAN SÖZCÜSÜ BBC CANLI YAYININDA

    BBC sunucusu Yalda Hakim’i canlı yayında arayan Taliban sözcüsü Shuail Shaheen (Süheyl Şahin) ile konuştu. Şahin, “Tüm Afganların yer alabileceği katılımcı bir İslami hükümet kuracağız” dedi. Sözcü, Afganlara yönelik “intikam olmayacağını”, mülkiyetin güvence altında olacağını söyledi. BBC Türkçe’de yer alan habere göre yabancı hükümetlerin vatandaşlarını tahliye ettikleri Kabil havalimanında ne olacağı henüz belli değil. Taliban ayrıca kadınların eğitimine izin verileceğini, ancak burka veya benzeri giyim tarzını benimsemeleri gerektiğini söyledi.

    TÜRKİYE VATANDAŞLARI DÖNÜŞTE

    Ülkede bulunan Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden eden yabancı uyruklu vatandaşların tahliyesi için gece saatlerinde THY ait bir uçak ülkeye gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 17 Ağustos Depremi’nin 22. yılına girerken İstanbul depremi korkutuyor

    17 Ağustos Depremi’nin 22. yılına girerken İstanbul depremi korkutuyor

    Büyük kayıplara neden olan 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 22’nci yıl dönümünde açıklamalar yapan Afet Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Müdürü ve inşaat mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, İstanbul depreminin olasılığını açıklayarak tarih verdi.

    İzmit Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğünde 22 yıl önce gerçekleşen depremde, 17 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı. Büyük kayıplara neden olan felaketten 200 binin üzerinde ev ve işyeri etkilendi.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Afet Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Müdürü ve inşaat mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 22’nci yıl dönümünde, deprem riskine ilişkin alınması gereken önlemleri sıraladı.

    İstanbul depreminde son çeyreğe girildiğini vurgulayan Prof. Dr. Altan, “Çünkü 1999 depreminden sonra İstanbul’da 30 yıl içinde büyük deprem olma olasılığı yüzde 64’tür. Gölcük depreminin üzerinden 22 yıl geçti, 8 yıl kalmış. Deprem olmadan önce alacağımız en önemli önlem yapı güvenliğidir. İstanbul’un yapı stoku hala S.O.S. veriyor, çürük. Çünkü 2000 yılından önce yapılan binalar çok fazla ve o yapılarda insanlar yaşıyor” diye konuştu.

    “YAPILARIMIZ SAĞLAM DEĞİL”

    İstanbul’da 700 bin binanın kentsel dönüşüme girmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Altan, “Şu anda 75 bin binanın kentsel dönüşümle yenilendiğini görüyoruz. Kentsel dönüşümde yerimizde sayıyoruz, ivme kazandırmak lazım. Devletimiz süreci biraz hızlandırmalı, vatandaş ise binalarını yenilemeye gitmelidir. Büyük depremin üzerinden 22 yıl geçti, yapılarımız sağlam değil. Depreme karşı dayanıklı bina sayımız az” ifadelerini kullandı.

    Yapıların bir an evvel ya güçlendirilmesi ya da yıkıp yeniden yapması uyarısında bulunan Prof. Dr. Altan, “Üniversitemizin inşaat laboratuvarında deprem performans analizleri yapıyoruz. Bize Küçükçekmece, Bağcılar, Esenler gibi ilçelerden gelen bina örneklerinden neredeyse yüzde 95’i çürük çıkıyor. Bu binalar 2000 yılı öncesinde yapılmış ve genelde 5 ilâ 9 katlı. Kişiler, özellikle 2000 yılı öncesinde yapılan binaları son çıkan deprem yönetmeliğine uygun mu diye kontrol ettirmelidir. Yoksa depremi evde karşılayamayız” dedi.

    RİSKLİ İLÇELER BÜYÜKÇEKMECE, AVCILAR, SİLİVRİ

    Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, “Büyükçekmece’den başlayarak özellikle Avcılar, Küçükçekmece depremden en çok etkilenecek ilçelerdir. Sonra Kadıköy, Üsküdar, Kartal ve Pendik’e kadar giden güzergahta eski yapı stoku var. Fayın Adalar ve Silivri tarafında kilitlendiğini biliyoruz. Özellikle bu ilçelerde yaşayanlar yapılarını kontrol ettirsin. 2000 yılı öncesinde yapılan binaları artık silmek gerekir” diye konuştu.

    Bu depremden sadece İstanbul değil bütün Marmara Bölgesi etkilenecek. Yani 30 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. 70 bin civarında binanın ağır hasar alacağını, toplamda 1 milyona yakın binanın depremden etkileneceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    İZMİR DEPREMİ SONRASI DA UYARMIŞTI

    Prof. Dr. Altan geçtiğimiz Kasım ayında verdiği röportajda İzmir ile İstanbul depremlerini kıyaslamıştı: “İzmir’de yollar çok genişti ve arama kurtarma ekipleri 20 bina için yetişebildi. Ancak düşünün İstanbul’da 70 bin bina yıkılacak ve yollar çok dar.” demişti.  Ayrıca vatandaşları da evlerinin sağlamlığına güvenmemeleri konusunda uyararak şu sözleri dile getirmişti: “Evinde gözle görülen bir sorun olmayabilir ancak bu evinizin depreme dayanıklı olduğunu anlamına gelmez.  Hele ki 2000 yılı öncesi yapı stoklarında oturan vatandaşlarımızın evlerini bir uzman kişiye kontrol ettirmeleri gerekir.”


    (HABER MERKEZİ)

  • Beşiktaş taraftarından pogromu destekleyen sloganlar

    Beşiktaş taraftarından pogromu destekleyen sloganlar

    PİRHA-Beşiktaş taraftarları, Beşiktaş-Çaykur Rize maçı sırasında “Türkiye’de mülteci istemiyoruz” diye slogan attı. Ankara Altındağ’da Suriyeli mültecilerin ev, dükkân ve araçlarına yönelik saldırıların iki gün sonrasında Beşiktaş tribününden yükselen bu sloganlar dikkat çekti.

    Beşiktaş Süper Lig’de 2021-2022 sezonunun dün (13 Ağustos) akşamki açılış maçında Çaykur Rizespor’la karşılaştı. Maç sırasında Beşiktaş taraftarları, “Türkiye’de mülteci istemiyoruz” diye atılan sloganlar;  Ankara Altındağ’da Suriyeli mültecilerin ev, dükkân ve araçlarına yönelik saldırıların iki gün sonrasında Beşiktaş tribününden yükselen bu sloganlar tepki çekti.

    Aynı zamanda, 10 Ekim Ankara Gar katliamı sonrası Türkiye ile İzlanda arasında Konya’da oynanan 2016 Avrupa Şampiyonası grup elemeleri maçı öncesinde Ankara’daki patlamada hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşunda tribünlerden yükselen ıslık ve yuhalama seslerini hatırlattı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Uğantaş: Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve nefret suçlarından korunmalıdır

    Uğantaş: Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve nefret suçlarından korunmalıdır

    PİRHA- ABD, birliklerini 31 Ağustos’ta Afganistan’dan tamamen çekmiş olacak. Taliban’ın saldırıları da bu çekilmeyle birlikte hız kazandı. Taliban çetelerinin ilerlemesiyle Afganlar da ülkelerini yasadışı yollarla terk ediyorlar. Yükselen göçmen dalgasını ve devletlerin konuya dair tutumlarını Uluslararası Af Örgütü(UAÖ) Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş PİRHA’ya anlattı. Uğantaş, mültecilere yönelik hak ihlallerinin durdurulması için çalışmalar ve raporlamalar yapmaya devam edeceklerini söyledi. 

    Altı Avrupa Birliği ülkesi olan Hollanda, Danimarka, Avusturya, Almanya, Belçika ve Yunanistan; başvuruları reddedilmiş ve tüm yasal yolları tüketmiş olan Afgan sığınmacıların sınır dışı edilmesini istiyor. Aynı gün Türkiye’de sosyal medya kullanıcıları #SığınmacılarSınırDışıEdilecek hashtagi birinci gündem oldu.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş, yaptıkları çalışmaları anlatarak Dünya’daki ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirdi. Uğantaş, Amerikan’ın da çekilmesi haberleri ile beraber Afganistan’da yaşanan çatışmalarda Taliban’ın kaç kişiyi katlettiği sorusuna cevaben şunları aktardı:

    “Afganistan’da artan şiddet olaylarında ölen veya yaralanan sivillerin sayısı bu yılın ilk yarısında rekor seviyelere ulaştı. BM verilerine göre bu yıl ağustos ayına kadar 1.600’den fazla sivil hayatını kaybetti. BM raporuna göre, sivil kayıpların yüzde 64’ünden Taliban’ın da aralarında bulunduğu hükümet karşıtı güçler sorumlu. Tüm kayıpların yüzde 32’sini çocuklar oluşturdu.”

    Ayrıca Taliban’ın savaş suçu olarak nitelendirilebilecek uygulamalarda rol aldığının da bilindiğini ifade eden Uğantaş, CNN tarafından paylaşılan bir videoda Faryab’taki Dawlat Abad bölgesinde etrafı sarılan 22 Afganistan hükümeti askerinin infaz edilmesini buna örnek gösterdi. Uğantaş, ülkede halen ölüm cezasının uygulanıyor olmasını da insan hakları açısından bir diğer risk olarak nitelendirdi.

    Resmi rakamlara göre 25 bin 623 kişi yalnızca Temmuz ayında sığınmacı olarak Türkiye’de yakalandı. Bu sığınmacıların birçoğu da Avrupa Birliği ülkelerine göç ediyor. Uğantaş, 2020 yılında 48 bin 578 Afgan’ın AB ülkelerine sığınma başvurusunda bulunduğunu açıkladı.
    Uğantaş, Ocak-Mayıs 2021 arasında ise sığınma başvurusunda bulunanların sayısını 5 bin 100 bildirirken, yaklaşık 41 bin kişinin sığınma başvurusunun henüz inceleme aşamasında beklediğini ve de Afganistanlıların yaklaşık %54’ü ilk başvurusunda sığınma hakkı aldığını belirtti. Bu da %46’sının çeşitli sebeplerle reddedildiğini ve sınırdışı edildiğinin göstergesi.

    2021 yılında Taliban’ın faaliyetlerini artırması ve ABD’nin çekilme kararının ardından en az 270,000 kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu kişilerin büyük bölümü diğer ülkelere sığınmaya çalışıyor. Buna paralel olarak Uğantaş, Mayıs ayı itibariyle AB ülkelerine ulaşmaya çalışan insan sayısının arttığını bildirdi.

    Belçika, Yunanistan, Bulgaristan, Fransa, Hırvatistan, Romanya ve Slovakya’ya yapılan sığınma başvurularında ilk sırada Afgan mülteciler geliyor.

    YUNANİSTAN MÜLTECİLERİ YILLARDIR DEPORT EDİYOR; HOLLANDA KARARINI ASKIYA ALDI

    Bu 6 ülke, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na başvurarak, mevcut iade anlaşmasının sürdürülmesini sağlayacak şekilde Afgan Hükümeti ile görüşmeye ve onları bu konuda desteklemeye çağırdı. Afganistan Dışişleri Bakanlığı, geçen ay Danimarka ve diğer AB ülkelerine başvurarak, Afgan sığınmacıların ülkelerine zorunlu olarak sınır dışı edilmesinin 3 ay süreyle geçici olarak askıya alınmasını talep etmişti. Norveç, İsveç ve Finlandiya bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Ancak dün  (11 Ağustos) Hollanda, yasa dışı göçmenler konusundaki tutumunu değiştirerek, Hollanda’ya sığınan Afganistan vatandaşlarını ülkede hızla kötüleşen durum nedeniyle önümüzdeki altı ay boyunca sınır dışı etmeyeceğini açıkladı. Diğer ülkeler değerlendirmelerini geri çekmese de Yunanistan’ın yayınlanan birçok görüntüyle ortaya çıkan mültecileri yasadışı şekillerde Türkiye’ye iade ettiği biliniyor.

    Bu gelişmelere karşılık Uğantaş, AB’nin uzun zamandır mültecileri henüz AB sınırına ulaşmadan önce durdurma yönünde bir politika izlediğini vurgulayarak, bu kapsamda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu üçüncü ülkelerle yapılan geri gönderme anlaşmaları kadar AB’yi mülteciler için cazip bir alan olmaktan çıkartma yönünde de bir politika benimsendiğini söyledi. Uğantaş’a göre son uygulama da bunun bir örneği. Ancak Uluslararası Af Örgütü, ciddi insan hakları ihlalleri doğurabilecek bu politika girişiminden derhal vazgeçilmesi çağrısında bulunuyor.

    “AFGANSİTAN MEVCUT DURUM İTİBARİYLE GÜVENLİ ÜLKE KABUL EDİLMEMELİ”

    Uğantaş, “1961 Cenevre Anlaşması kişilerin mültecilik statüsü alamasalar dahi geri döndüklerinde risk altında girebilecekleri ülkelere gönderilmesini yasaklar. Afganistan mevcut durum itibariyle güvenli ülke olarak kabul edilmemeli. Öte yandan Afganistan Mülteciler ve Geri Dönüşler Bakanlığı da Avrupa ülkelerini ülkeye zorla geri göndermeyi geçici olarak durdurmaya çağırdı. Avrupa hükümetleri Afganistan’ın endişelerini dikkate alarak tüm geri dönüşleri derhal durdurmalı ve Avrupa’da güvenlik arayan insanların korunmasını sağlamalıdır.” dedi.

    Afganistan vatandaşlarına, Avrupa’da kaldıkları süre boyunca kalışlarını düzene sokmaları ve haklarından tam olarak yararlanmaları için gerekli koşul ve olanakların sağlanması gerektiğini hatırlatırken, Avrupa Komisyonu da, Afganistan’a dönüşler için dolmuş uçuşları koordine eden AB sınır koruma ajansı Frontex üzerinden sorumluluk sahibi olduğunu açıkladı. Frontex, insanları insan hakları ihlallerine maruz bırakan hiçbir operasyona katılmamalıdır, çağrısında bulundu.

    TÜRKİYE’YE EN YÜKSEK AFGANİSTANLI MÜLTECİ GİRİŞİ 2018 YILINDA GERÇEKLEŞTİ

    Van’ın Özalp ilçesinden sınırı geçen Afganistan vatandaşı mültecilerin görüntüleri ile sığınmacılara yönelik saldırgan tartışmalar da yeniden başladı. Ancak Afgan sığınmacıların Türkiye’ye gelişi yeni değil. 2014 yılından beri artan bir grafik ile sığınmacılar İran hattı üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyor. 2014 yılında; 12 bin 248 iken, 2016 yılında 31 bin 360 kişi giriş yaptı. En yüksek giriş 2018 yılında gerçekleşti ve 100 bin 841 sığınmacı Afganistan vatandaşı Türkiye’ye giriş yaptı. Bu yıl ise ilk 6 ayda 25 bin 643 mülteci yakalanarak kayıtlara geçti.

    Türkiye’ye gelen Afganistan vatandaşları ile ilgili de birçok yanlış bilgi var. Özellikle de etnik kimlikleri açısından. Sığınmacıların hepsi Afgan değil. İçlerinde Özbekler, Hazaralar, Peştunlar, Türkmenler de çoğunlukta.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Kampanyalar Sorumlusu Damla Uğantaş, Türkiye’nin yaklaşık 10 yıldır yoğun göç alıyor olmasına rağmen bu konuda sağlam bir politika geliştiremediğini söylüyor. Politika ve düzenlemelerin, tamamen konjonktürel, iç ve dış politikadaki gelişmelere göre yer değiştiren ve belirsizlikler üzerine kurulu bir şekilde sürdürüldüğünü ve sığınmacıların Türkiye’deki statülerine ve konumlarına ilişkin herhangi bir gelişme yaşanmadığını belirtti.

    AFGANSİTAN, İRAN, IRAK GİBİ ÜLKELERDEN GELENLER NEDEN MÜLTECİ STATÜSÜ ALAMIYOR?

    Avrupa Birliği fonları sayesinde sağlık ve eğitim alanında yapılan bazı girişimlerin anlamlı bazı sonuçlar ve görece kazanımlar sağlamış olduğunu da aktaran Uğantaş, “Bu anlamda Türkiye’nin 1961 Cenevre Sözleşmesi’ndeki coğrafi şerhi kaldırmadığını ve bu nedenle Afganistan, İran, Irak gibi ülkelerden gelen kişilerin burada mülteci statüsü alamadığını ve devlet tarafından kayıt dışılığa itildiğinin altını çizmek gerekiyor” dedi.

    Gelinen noktada en önemli konu hak temelli, gerçekçi ve sürdürülebilir politikanın eksikliği olduğunu düşünen Uğantaş, hiç kimsenin ciddi insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalma riskinin bulunacağı yere geri gönderilmemesi gerektiğini savundu. “Kişilere geri dönmeleri için baskı yapılmamalıdır. Mülteciler temel haklara erişebilmeli ve ayrımcılıktan, ırkçılıktan, nefret suçlarından etkili bir biçimde korunmalıdır. Otoriteler ve siyasiler bu anlamda ırkçılığı tetikleyecek söylemlerden kaçınmalı ve bu konudaki verileri de kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşmalıdır” şeklinde konuştu.

    MUHALEFET İKTİDARIN POLİTİKASIZLIĞINI MÜLTECİLERİN DEĞİL, KENDİ LEHİNE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYOR

    Yoğunlaşan sosyal medya saldırıları ve tacizleri için Türkiye’de ses çıkaracak birçok sivil toplum kuruluşu da var. Uğantaş, göç hareketiyle ilgili sosyal medyada yoğunlaşan bazı tepkilerin, geçen bunca süreye rağmen hükümetlerin Türkiye toplumunu göç gerçeğine yeteri kadar hazırlamadığını, toplumun ve göçmenlerin bilinçlendirilmediğini ortaya koyduğunu düşünüyor.

    Uğantaş, muhalefet partilerinin, bu hazırlıksızlık ve politikasızlık sürecini küçük hesaplarla ayrımcılığı ve ırkçılığı arttıracak bir biçimde kullanmasına son vermesi, yapıcı, çözüm odaklı ve sürdürülebilir politika geliştirilmesinde rol alması gerektiğini belirterek, hem iktidarın hem de muhalefet partilerinin bu alanda çalışan STK’lar ile birlikte çalışmasını önerdi. Uğantaş, STK’ların birlikte yaşamaya dair söylem ve proje geliştirme aynı zamanda da hak merkezli bir perspektifle çözüm sunma konusunda kritik bir konumda olduğuna inanıyor.

    Daha önce de PİRHA’’da yayınlanan Suriyeli göçmen Amar Hamid haberinde, Hamid’in çocuklarını sokağa çıkartmaya korktukları belirtilmişti. Yine de Suriye’ye dönemeyeceklerini aktaran Hamid, savaşın bittiği yerlerde bile artık yaşamlarının Türkiye dışında kalmadığını söylemişti.

    PEKİ AB ÜLKELERİ AFGANİSTANLI GÖÇMENLERİ İADE EDERSE NE OLUR?

    Uğantaş, mültecilerin, ölüm riski dâhil çok ciddi riskler barındıran ve geri dönmelerinin ciddi hak ihlallerine maruz kalmalarına neden olacak bir ülkeye deport edilmelerinin en temelde insan hakları açısından sakıncalı olduğunu anlatarak,  “Afganistan, mültecilerin geri dönmeleri için güvenli bir ülke değildir. AB’nin ‘kale Avrupa’ politikası insan haklarının ihlal edilmesini zemin hazırlamaya devam ediyor. Avrupa hükümetleri, geri gönderilenlerin maruz kaldığı tehlikelere kasten göz yumuyor ve yüksek sayıda geri dönen kişiyi kabul etmesi için Afganistan’ı büyük bir baskı altına alıyor. Kanıtlara aldırış etmeden sınır dışı etmelere öncelik vermek, sorumsuzcadır ve hukuksuzdur. AB bu politikalarına derhal son vermelidir.
    Yunanistan’ın iade politikasını uzun süredir biliyoruz. 2019 yılından beri sistemli olarak mültecilerin durumunu ve kimliklerini gözetmeden Meriç nehrinden geçirerek Türkiye sınırına bırakmaktadır. Yazılan mektupla resmiyete kavuşturulan iadeler, Yunanistan’ın, iç bölgelere kadar geçen göçmenleri de iade etmesinin önünü açacağına dair endişeler var” dedi.

    UAÖ, GERİ İTMELERİ RAPORLAŞTIRIP EĞİTİMLER İLE HALKLARA ULAŞIYOR

    Uluslararası Af Örgütü olarak bu konudaki hak ihlallerini Yunanistan: Şiddet, Yalanlar ve Geri İtmeler adlı raporunda belgeledi. Bu raporda geri itmelerin yalnızca sınırlardaki insanları etkilediği yönündeki yaygın kanaatin aksine, kişilerin ve (varsa) onlara eşlik eden aile üyelerinin anakara Yunanistan’da yakalandığı dört vaka belgelendi. Geri itmeleri tarif eden tanıklıklarda, şiddet eylemleri ve işkence veya insanlık dışı ya da alçaltıcı muamele kapsamına girebilecek diğer fiiller de rapor altına alındı. Uğantaş da bu ihlaller zincirinin iadeler ile birlikte şiddetlenme riski taşıyacağı fikrine katılıyor.

    Son olarak Uğantaş, mültecilere yönelik hak ihlallerinin durdurulması için çalışmalar ve raporlamalar yapmaya ve bu konuda düzenledikleri insan hakları eğitimleri aracılığıyla daha fazla insana ulaşmayı hedeflemeye devam edildiğini, risk altındaki kişiler için kampanyalar düzenlemeyi sürdüreceklerini açıkladı.

    Uluslararası Af Örgütü, dünya genelinde insan haklarına ilişkin raporlar hazırlayan ve çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşudur. Mültecilerin yaşadığı sorunları da bu kapsamda ayrı bir çalışma alanı olarak önünde tutmaktadır.

    Helin YILMAZ/ PİRHA

     

  • Altındağ’daki kavga sonrası 1 kişi öldü, mültecilere yönelik tehdit artıyor

    Altındağ’daki kavga sonrası 1 kişi öldü, mültecilere yönelik tehdit artıyor

    PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesinin Battalgazi Mahallesi’nde dün akşam saatlerinde iki grup arasında yaşanan kavganın ardından yaralanan Emirhan Yalçın, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olayın ardından bir grup, Suriyeli mültecilere ait işyerleri ile evleri hedef aldı.  

    Battalgazi Mahallesi’nde bulunan bir parkta iki gencin, Suriyeliler tarafından bıçaklandığı haberlerinin yayılması ile birlikte kalabalık bir grup sokağa çıktı. Suriyeli mültecilerin işyerleri ile evlerine yönelik saldırı girişimi iddialarının üzerine polis ekipleri mahallede güvenlik önlemi aldı.

    Suriyeli mültecilere ait olduğu iddiasıyla yağmalanan bir dükkanın görüntüsü ise sosyal medyada paylaşılıyor. Görüntülere göre mahalledeki gerilim devam ediyor.

    VALİLİK: 2 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Ankara Valiliği de, kavgayla ilgili olarak bir açıklama yayımlayarak; “10.08.2021 günü 21.30 sıralarında Altındağ ilçesinde iki ayrı grup arasında çıkan tartışma kavgaya dönüşmüş ve sonucunda biri ağır olmak üzere iki vatandaşımız maalesef yaralanmıştır. Yaralı vatandaşlarımız hemen hastanede tedavi altına alınmışlar ve tedavileri halen devam etmektedir. 2 vatandaşımızı yaralayanların yabancı uyruklu şahıslar olduğu tespit edilmiş olup 2 şahıs gözaltına alınmıştır. Söz konusu üzücü olayla ilgili tahkikat tüm yönleriyle devam etmektedir” ifadelerine yer verdi.

    SOSYAL MEDYADAKİ PAYLAŞIMLARA SORUŞTURMA AÇILDI

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise Emirhan Yalçın’ın hayatını kaybettiği kavganın ardından soruşturma başlatıldığı belirtti. Açıklamada, “Bu kapsamda gözaltına alınan şüpheli Y. A. ve M. A. savunmalarının alınmasının ardından Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince tutuklanmışlardır” denildi.

    Ayrıca haber ve sosyal medya sitelerinde halk arasında endişe, korku ve paniğe yol açan paylaşımlarla ilgili de TCK’nın 213’üncü maddesi gereğince ayrı soruşturma başlatıldığı, olayın bütün yönleriyle araştırıldığı, her iki soruşturmanın da titizlikle sürdürüldüğü kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Koronavirüs salgını: 128 kişi hayatını kaybetti, 27 bin 356 vaka tespit edildi

    Koronavirüs salgını: 128 kişi hayatını kaybetti, 27 bin 356 vaka tespit edildi

    PİRHA-Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük Covid-19 tablosuna göre; son 24 saatte 128 kişi hayatını kaybederken; 27 bin 356 vaka tespit edildi.

    Yapılan 278 bin 263 testten 27 bin 356’sının pozitif olduğu açıklandı. 128 kişi yaşamını yitirirken, 16 bin 363 kişinin de tedavisi ve karantinası sona erdi.

    En az bir doz aşı olmuş 18 yaş ve üzeri nüfus verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 69,19, 2’nci doz ortalaması yüzde 50,24 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 42 milyon 944 bin 623, 2’nci dozda 31 milyon 186 bin 864 ve 3’üncü dozda 6 milyon 179 bin 875 olmak üzere toplam 80 milyon 311 bin 362 aşı uygulandı.

    En yüksek aşılama oranına sahip iller; Muğla, Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Amasya, Aydın, Eskişehir, Tekirdağ ve Yalova olurken, en düşük aşılama oranına sahip iller ise Iğdır, Siirt, Bingöl, Batman, Gümüşhane, Diyarbakır, Muş, Bitlis, Mardin ve Şanlıurfa oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • 700 bin kamu işçisinin maaşına zam oranı açıklandı

    700 bin kamu işçisinin maaşına zam oranı açıklandı

    700 binden fazla işçiyi ilgilendiren 2021 Yılı Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü üzerinde anlaşma sağlandı. Çalışma Bakanı Vedat Bilgin, tarafların üzerinde anlaştığı zam oranını açıkladı. 

    Türk-İş ve Hak-İş’in ortak hareket etme kararı alarak, 31 Mayıs’ta hükümetle masaya oturduğu toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde taraflar el sıkıştı.

    Çalışma Bakanı Vedat Bilgin Türk-İş Sendikası merkezinde açıklama yaparak, 700 bin kamu işçisinin zam oranını açıkladı. Kamuda en düşük işçi maaşına 500 lira iyileştirme yapıldı. Kamudaki işçilerin taban ücreti 4 bin 100 liraya yükseltildi.

    Kamu işçileri birinci 6 ayda için yüzde 12 , ikinci 6 için yüzde 5 olmak üzere ve enflasyon farkı da tabi yüzde 20’lik ortalama zam aldılar. Kamu aylık ücreti ortalama 5 bin 835 liraya ulaştı.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Bilgin, “Taşerondan geçen işçilerin çoğunluğunu oluşturduğu, asgari ücret düzeyinde çalışan bir grup vardı bunlar da 315 bin kişiydi. Bunların ücretlerine biz aylık 500 lira bir düzeltme yaptık.”  ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Sultangazi’de Ulviye Avağ, bir erkek tarafından öldürüldü

    İstanbul Sultangazi’de Ulviye Avağ, bir erkek tarafından öldürüldü

    İstanbul’da Sultangazi tarafında ormanlık alanda bir erkek, bir kadını öldürdü. Kadının savcılıktan koruma talep edildiği bildirildi.

    Başakşehir’e bağlı Boğazköy’de yaşayan Ulviye Avağ isimli kadın ormanlık alanda silahla vurularak öldürüldü. Öldüren erkeğin, eski eşi olduğu iddia ediliyor. İki çocuk annesi olan Ulviye Avağ’ın bu erkeği daha önce savcılığa şikayet edildiği bilgisi verildi. Ayrıca etrafındaki kadınları arayarak zor durumda olduğunu söyleyerek yardım istediği aktarıldı.

    Genç kadının cenazesi Yenibosna Adli Tıp Kurumu’nda. Arnavutköy Kayabaşı mezarlığına defnedilecek.

    KADIN CİNAYETLERİ İÇİN ÇAĞRIDA BULUNMUŞ 

    Avağ, şahsi twitter hesabından yaptığı paylaşımında “Kadın Cinayetlerini Durdurmak için yetkililer göreve” notunu yayınladığı görüldü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’de El Nusra ile birlikte savaşan AKP’liden gazeteci Murat Ağırel’e tehdit

    Suriye’de El Nusra ile birlikte savaşan AKP’liden gazeteci Murat Ağırel’e tehdit

    PİRHA- Yeniçağ Gazetesi yazarı ve Halk TV programcısı Murat Ağırel, sosyal medyada AKP Kapaklı ilçe teşkilatı üyesi Emrah Çelik adlı kişi tarafından tehdit edildiğini duyurdu. 

    Yeniçağ Gazetesi yazarı ve Halk TV programcısı Murat Ağırel, sosyal medyada AKP Kapaklı ilçe teşkilatı üyesi Emrah Çelik adlı kişi tarafından tehdit edildi.

    Murat Ağırel
    yaşadığı saldırıyı şu tweet ile duyurdu:

    “Bu ‘’klavye yiğidi‘’ ni tanıyın. Bunlar bir ekipmiş, İST3 ekibiymiş. Bu arkadaş orada görevliymiş ve bizzat gelip benimle görüşecekmiş.”

    Ayrıca Ağırel mesajlara “Profesyonelce tehdit ediyor aklı sıra. Troll sanmayın” notunu düştü.

    Suriye’nin Lazkiye kentinde El Nusra adlı cihatçı çeteyle yan yana saldıran ve elindeki kesik başla poz vermesiyle gündeme gelen AKP’nin Kapaklı İlçe Teşkilatı üyesi Emrah Çelik, Ağırel’e “Seninle bizzat ben ilgileneceğim” yazdığı görüldü. Çelik’in Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek tarafından sosyal medyada takip edildiği ortaya çıktı.

    İLK TEHDİT DEĞİL

    Ağırel 2021 yılının 22 Şubat tarihinde de kendisine yönelik Orhan Özdemir isimli kişinin tehditlerini paylaşmıştı. Bu tehditlerde de “Sen bir vatan hainisin, bu devlete hesap vereceksin” mesajları yazılmıştı.

    Emrah Çelik adlı şahsın İçişleri Bakanı Soylu ile çekilmiş fotoğrafları da dikkat çekti.

    Helin YILMAZ/ İSTANBUL

     

  • Kuzey Ormanları Araştırma Derneği raporu açıklandı; ekolojik talan devam ediyor

    Kuzey Ormanları Araştırma Derneği raporu açıklandı; ekolojik talan devam ediyor

    PİRHA- Kuzey Ormanları Araştırma Derneği 2021 Nisan-Mayıs-Haziran izleme raporunu yayınladı. Rapora göre, Kuzey Ormanları coğrafyasında yer alan Edirne-Keşan, Tekirdağ, Kırklareli, Kuzey Çanakkale, İstanbul ve Bursa’da 438 ayrı tehdit, tahrip ve savunma kaydedildi. Raporda Kanal İstanbul, müsilaj ve orman yangınlarına da değinildi. Kuzey Ormanları Savunması aktivisti ve şehir planlamacısı Seda Elhan raporu PİRHA’ya değerlendirdi. Elhan, son birkaç ayın öne çıkan gündeminin deniz ekosisteminin tahribi de denilebilecek müsilaj olduğunu söyledi. 

    Kuzey Ormanları Araştırma Derneği 2021 yılının ikinci üç aylık raporunu yayınladı. Ormanların kesilerek Rüzgar Enerji Santrallerinin (RES)  kurulduğu belirtilen raporda, bu üç aylık periyotta RES projelerine ilişkin 11 adet izleme kaydedildiği belirtildi.  “İstanbul Çatalca mevkilerini ağır tahrip eden İstanbul RES projesi inşaatı ve KOS‘un yürüttüğü Ormanda RES Olmaz kampanyası devam etmektedir.” dendi.

    Ayrıca Nisan – Mayıs – Haziran aylarında Kuzey Ormanları’nda 6 yangın çıkmıştı ve yangın çıkan bölgeler, ‘Tekirdağ, Pendik, Sakarya – Geyve, Edirne – Keşan, Bursa’ olarak bildirildi. Buna göre Kuzey Ormanları coğrafyasında, üç aylık periyotta yaklaşık 12 hektar orman yangın sebebiyle tahrip oldu.

    İSTANBUL’U, TRAKYA’YI AVRUPA KITASI’NI TEHDİT EDEN PROJE: KANAL İSTANBUL

    Raporun devamında Kanal İstanbul projesine ilişkin gelişmeler de yer aldı. 26 Haziran’da “Kanal İstanbul inşaatına başlıyoruz” denilerek Kuzey Ormanları’nın Sazlıdere mevkilerinde yeni bir yıkım sürecinin başlatıldığı ve inşaatın Sazlıdere Barajı’nın üstünden geçecek, Kuzey Marmara Otoyolu’nun sekizinci etabının viyadüğü olduğunun anlaşıldığı belirtildi.

    RAPOR NELERİ KAPSIYOR?

    Raporun içeriğini Kuzey Ormanları Savunması (KOS) aktivisti ve şehir planlamacısı Seda Elhan, PİRHA‘ya anlattı. Elhan, “Kuzey Ormanları Araştırma Derneği, geçen yıldan beri Kuzey Ormanları ve coğrafyasında bir izleme çalışması yapıyor. Üçer aylık periyodlarla da bunu raporlaştırarak kamuoyuyla paylaşıyor. Kuzey Ormanlarında gerçekleşen tehdit tahrip ve savunma haberlerini günlük olarak takip edip kaydederek aynı zamanda bölgeye özel önemli bir kayıt da tutmuş oluyor” ifadelerini kullandı. Son açıklanan raporda bölgede 438 adet ayrı haber izlendiğini aktaran Elhan, son birkaç ayın öne çıkan gündeminin deniz ekosisteminin tahribi de denilebilecek müsilaj olduğunu aktardı.

    “MARMARA DENİZİ ARTIK ÖLMEYE BAŞLIYOR”

    Elhan, Marmara Denizi’ne yönelik  yıllardır yaşanan ağır tahribin devam ettiğini ancak Ergene Derin Deniz Deşarjı projesinin de eklenmesiyle bardağı taşıran son damlanın da düştüğünü ifade etti. “Bize bu müsilaj durumu ile Marmara Denizi artık ölmeye başladığını da göstermiş oldu.” dedi.

    Elhan, Marmara genelindeki haber takiplerinde bir yandan Ergene Derin Deniz deşarjının devam etmesi ve savunulması söz konusu iken bir yandan da evsel ve sanayi atıklarının denize verilmesine de devam edildiğini vurguladı. Elhan’a göre uygulamalar, denetlemeler ve cezalar göstermelik ve yetersiz kalıyor.

    Bir diğer öne çıkan konu Kanal İstanbul projesi. Raporda, Kanal İstanbul projesi ile ilgili 37 adet izleme kaydedildi. Elhan, şunları kaydetti:

    “26 Haziran’da Kanal İstanbul inşaatına başlıyoruz denilerek Kuzey Ormanları’nın Sazlıdere mevkilerinde yeni bir yıkım süreci başlatıldı. İnşaatın Sazlıdere Barajı’nın üstünden geçecek, Kuzey Marmara Otoyolu’nun 8. etabının viyadüğü olduğu anlaşıldı. Tabii Kuzey Ormanlarını etkileyen 3.köprü, 3. Havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolu şimdi de planlanan Kanal projesi birbirinden ayrı düşünülecek konular değil. Hepsi bütünlüklü büyük planın parçaları olarak hayata geçiriliyor.”

    Elhan bu konuda mevcut hükumetin kendisini inşaat ve rant ekonomisi ile sürdürmesiyle ilişkili olduğu değerlendirmesinde bulundu ve ekledi:

    “İstanbul’un son kalan ormanları, doğal kaynaklarının korunmasının önemi ortadayken, şehrin daha fazla büyümemesi uzmanlarca söyleniyorken hala bu ısrarı bilimsel ya da hukuki ya da  etik olarak açıklamak mümkün değil.”

    İzleme çalışmalarında öne çıkan bir diğer başlık ise orman yangınları. Bu 3 aylık takipte Kuzey Ormanları’nda yaklaşık 12 hektarlık orman alanının yok olduğu açıklandı.

    Helin YILMAZ / İSTANBUL

  • Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda baraj puanı düşürüldü

    Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda baraj puanı düşürüldü

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) baraj puanının düşürüldüğünü açıkladı. Buna göre baraj puanı Temel Yeterlilik Testi’nde 140, Alan Yeterlilik Testleri ve Yabancı Dil Testi’nde 170 olarak uygulanacak.

    Cumhur İttifakı ortağı Devlet Bahçeli geçtiğimiz günlerde üniversiteye geçiş sınavı Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) baraj puanlarının düşürülmesi çağrısında bulunmuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sosyal medya hesabından konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “TYT baraj puanının 140’a, AYT baraj puanının da 160’a çekilmesi teklif ve temennimizdir. Üniversiteye girmek için mücadele eden, ama salgın gibi mücbir ve zecri hallerden dolayı hedeflediği puanları elde edemeyen gençlerimize sahip çıkalım” demişti. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da Yüksek Öğretim Kurumu’na (YÖK) dikkate alınması gerektiğini belirtmişti.

    Konuyla ilgili konuşan Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

    ”Yüksek Öğretim Kurulumuz, 2021 YKS tercih sürecinde merkezi ve ek yerleştirmeye ilave bir ek yerleştirme yapılmasını kararlaştırmıştır. Bu ilave ek yerleştirmede baraj puanı TYT’de 140, AYT ve YDT’de 170 olarak uygulanacaktır” açıklamasında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler ortaya çıktı-VİDEO

    Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler ortaya çıktı-VİDEO

    PİRHA -Talibinin eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler ortaya çıktı. Alevi toplumuna büyük hizmetleri olan Piroğlu 30 Eylül 2018 tarihinde Manisa’nın Çepnidere köyünde aşure lokmasında yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçirerek Hakk’a yürümüştü. 

    CANTV ve PİRHA çalışanlarının yakın tarihte gittiği Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünde Pir Bektaş Piroğlu’nun talipleri olan Çepni Alevileri tarafından karşılandılar. Pir Bektaş’a olan bağlılıklarını, özlemlerini dile getirdiler. Talibinin eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler de bu ilişkiler esnasında ortaya çıktı.

    Bir talibi tarafından çekilen bu kıymetli görüntülerde Bektaş Piroğlu talipleri ile birlikte semaha duruyor.

    30 Eylül 2018 tarihinde Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyündeki talipleri ile aşure lokması verirken yaptığı konuşma esnasında kalp krizi geçirip hakka yürüyen Piroğlu’nun talipleri ona olan özlemlerini, bağlılıklarını arkadaşlarımıza anlattılar. Bu yönlü haber ve programlar da peyderpey yayına verilecek.

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • Türkan Doğan arkadaşı Zeynep Yıldırım’ı anlattı: Hakikat yolcusu yola çıkmış gidiyor

    Türkan Doğan arkadaşı Zeynep Yıldırım’ı anlattı: Hakikat yolcusu yola çıkmış gidiyor

    PİRHA- Yakalandığı koronavirüs nedeniyle 22 Nisan sabahı Hakk’a yürüyen Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım’ın kaybı büyük üzüntü yarattı. Yol’a bağlılığı ve dirençli duruşuyla örnek olan Yıldırım’ı uğurlamaya gidemeyen arkadaşı Türkan Doğan sosyal medya hesabından “Hakikat yolcusu yola çıkmış gidiyor” başlığıyla kaleme aldığı yazıda “Anadolu’nun yoksul evlerinin dertli yüzleri el sallayın Zeynep gidiyor” diyerek O’nun toplumsallığına vurgu yapıyor.

    Koronavirüs nedeniyle Sarıyer Hamidiye Etfal Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, 22 Nisan tarihinde sabah saatlerinde Hakk’a yürümüştü. Alevi toplumu içinde büyük üzüntüye neden olan Zeynep Yıldırım için dostları arkadaşları yüreklerinden kopan acıyı çeşitli mecralarda dile getirdiler.

    Uğurlama erkanına katılamayan arkadaşı Türkan Doğan da bu isimlerden biri. Doğan, yüreğinden kopanları sosyal medya hesabında kaleme aldı.

    “ARMUTLU ŞİMDİ ZEYNEP’İNE AĞLASIN”

    “Hakikat yolcusu yola çıkmış gidiyor” başlıklı duygulu yazıda Hep yitirilenlerin ardından yazmak kalıyor bize… Seni yazmak bana mı düşerdi, avuç avuç kızgın közler yutuyorum…” diyor Türkan Doğan.

    Doğan, şöyle devam ediyor:

    “Kahramanları halk yaratır öyle biçare olduğundan falan değil, hamurunu bizzat kendisi kardığından… Armutlu’da kerpiç damlı evlerin bacalarından kahırlı dumanların yükseldiği vakitlerde Zeynep’de vardı barikatların arkasında. Geçmiş günlerden gelir onun o şefkatli sesi mahallenin dört bucağına yayılan gülüşü. Anne oldu, abla oldu, kardeş oldu, emekçi halkın kızıydı, hakikatin adıydı, herkese yoldaş oldu. Alevi değerlerini koruyan ve bunun için bedel ödemeyi göze alan devrimci bir kadındı, sırdaş oldu. Sokaklarının duvarlarına yiğit evlatlarının kanı karışmış Armutlu şimdi Zeynep’ine ağlasın. Anadolu’nun her köşesine gidip yara sardığı dostlar Zeynep’ine ağlasın…”

    “ŞİMDİ KEZBANANAYA ZEYNEP NASIL SORULUR?”

    Doğan, duygularını şöyle sürdürüyor:

    “Emek verip büyüttüğü değerlerimiz saldırıya uğradığında bir karıncanın kanadını incitmeyen Zeynep pençelerini gösterdi, fetva yazıldı saraydan, hemen zalimin zindanlarına atıldı. Dostlarla yaren yoldaşlarla birlik olup kampanya düzenleyip kamuyu oluşturup zulmün elinden aldık onu. Yok olmanın tarihi kapitalizmle birlikte yazılmaya devam ediyor. Bu düzenin yarattığı bir salgın hastalığın ciğerlerine bulaşan illeti onu bizden aldı.

    Ciğerliydi çünkü. Çok acılar çekip içerlenmişti çok çok çoook… O yüzden en çok ciğerinden parelendi.

    Bir başka dünya var mıdır yok mudur hiç yorum yapmayacağım, inanan inansın. Sevenlerini sevdiklerini bırakıp arkalarından gözyaşı döktüğü sevdiklerine gidiyor. Gerçek olan bu belki de. Mustafa’sına, Şenay’ına, Gülsüman’ına gidiyor. Armutlu sokaklarında kanı ötekinin kanına karışmış dostlarına gidiyor. Dilek’ine gidiyor Ferit’ine gidiyor, Sultan’ına gidiyor. Sevgi’sine Helin’ine, İbo’suna gidiyor. Sesini yüzündeki anaç gülüşünü hakikatli olmak gerek diyen Pir Sultan duruşunu ve inancını bir miras gibi ellerimize bırakarak adını sayamadığımız kadar çok olan yitirdiğimiz canlarımıza gidiyor. Maraş’a, Malatya’ya, Çorum’a, Sivas’a, Gazi’ye, Suruç’a gidiyor Ankara Gar’ına gidiyor. Ekmek ve adalet için verdiği mücadelede yitirilen sayamadığımız canlarımıza gidiyor.

    “Kezban annemin yaşam öyküsünü sen yaz” demişti bana “Şu hastalık geçtiğinde Mahir’le 1 hafta gidip Armutlu sokaklarında Keziban ana ile söyleşi yapıp dertleşip kayıt alıp yazacaktım. Belgesel bile yapılacaktı konuşmuştuk, planlamıştık. Bu fikre çok heyecanlanmıştı. Şimdi Kezban anaya Mustafa’sından sonra Zeynep nasıl sorulur?”

    “SİZİN KIZINIZ GEÇİYOR SON KEZ SOKOĞINIZDAN”

    Zeynep Yıldırım’ı uğurlama yazısını “Bugün son yolculuğunda yanında bile olamadım. O yüzdendir avuçlarım kor yanığı, dişlerimin sızlayanı…” diye sürdüren Türkan Doğan “Armutlu sokaklarının bütün evleri pencerelerini açsın sonuna kadar. Rıza şehrini düşleyen Zeynep’in dalgalı saçlarına karışmış hakikatin narı… Sizin kızınız geçiyor son kez sokağınızdan. Anadolu’nun yoksul evlerinin dertli yüzleri el sallayın Zeynep gidiyor. Hapishane hücresinde görüş bekleyen özgür tutsaklar Zeynep ablamız gidiyor. Şu bahar mevsiminde yeşil hırkasını giyen dağlar kırlar, her ağacın dalında açan çiçekler, ıslak toprağı ittiren solucan kozaya durmuş kelebek Zeynep gidiyor. Hakikat şehrinin devrim hamalı gidiyor…” diyerek bitiriyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ABD Başkanı Joe Biden 1915’e ‘Soykırım’ dedi

    ABD Başkanı Joe Biden 1915’e ‘Soykırım’ dedi

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, “Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü”nün 106’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklamasında, 40 yıl sonra “soykırım” ifadesini kullanan ilk başkan oldu.

    Biden’ın 1915 Ermeni katliamının yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada iki defa “soykırım” ifadesi yer aldı.

    Biden, açıklamasında “Her yıl bu günde Osmanlı dönemindeki Ermeni soykırımında ölen herkesin hayatlarını hatırlıyoruz ve böylesi bir mezalimin yeniden yaşanmasını engellemeye bağlılığımızı ortaya koyuyoruz. Amerikan halkı, 106 yıl önce bugün başlayan soykırımda yok olan bütün Ermenileri onurlandırmaktadır.” ifadelerini kullandı.

    “Ermenilerin hikayesini onurlandırıyoruz. Acılarını görüyoruz. Tarihi teyit ediyoruz. Bunu suçlamak için değil, yaşananların tekrarlanmamasını garanti etmek için yapıyoruz” diyen Biden, açıklamasında daha önceki başkanların kullandığı “Büyük Felaket” ifadesine de yer verdi.

    Biden’ın 24 Nisan açıklamasının tamamı şöyle: “Her yıl 24 Nisan’da Osmanlı döneminde yapılan Ermeni Soykırımı’nda ölenleri anıyor ve böyle korkunç bir şeyin bir daha meydana gelmesini önlemek için bağlılığımızı yineliyoruz. 24 Nisan 1915’te Ermeni entelektüel ve toplum liderlerinin Konstantinapol’de Osmanlı yetkilileri tarafından tutuklanmasının ardından 1.5 milyon Ermeni sınır dışı edildi, katledildi ve yok edilme hedefi doğrultusunda ölümüne yürüdü. Meds Yeghern’in (Büyük Felaket) kurbanlarını yaşanan korkunç olayların tarihin yapraklarında kaybolmaması için onore ediyoruz. Ayrıca nefretin her türlüsünün aşındırıcı etkisine karşı hep gözümüzü açık tutmamız gerektiğini hatırlıyoruz.

    “AMERİKAN HALKI SOYKIRIMDA ÖLENLERİ ONORE EDİYOR”

    Hayatta kalanların birçoğu dünyanın çeşitli yerlerinde yeni evler ve yeni hayatlar bulmak zorunda kaldı. Bu yerlerin arasında ABD de vardı. Kuvvet ve direnç ile Ermeni halkı ayakta kaldı ve toplumlarını tekrar inşa etti. Geride kalan yıllarda Ermeni göçmenler ABD’yi sayısız yönde zenginleştirdi, ancak atalarını bizim kıyılarımıza getiren trajediyi unutmadı. Hikayelerini onore ediyoruz. Acılarını görüyoruz. Tarihi kabul ediyoruz. Bunu kimseyi suçlamak için değil ancak tarihin tekerrür etmediğinden emin olmak için yapıyoruz.

    Bugün kaybettiklerimizi anarken gözlerimizi aynı zamanda geleceğe, çocuklarımız için inşa etmek istediğimiz dünyaya doğru dikelim. Bağnazlık ve hoşgörüsüzlük gibi kötülüklerle kirlenmemiş, insan haklarına saygı gösterildiği, tüm insanların hayatını haysiyet ve güvenlik içinde yürütebildiği bir dünyaya. Bütün insanlar için iyileşme ve uzlaşmanın peşinde olalım. Amerikan halkı, 106 yıl önce bugün başlayan soykırımda hayatını kaybeden tüm Ermenileri onore ediyor.”

    PAŞİNYAN MEMNUNİYETİNİ DİLE GETİRDİ

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Biden’ın açıklamasını memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu.

    Bloomberg, ABD Başkanı Joe Biden’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıma niyetinde olduğunu ifade ettiğini aktarmıştı.

    Biden, geçen yıl başkan adayıyken yaptığı 1915 ‘Ermeni Soykırımı’ ile ilgili açıklamasında, yaşananları ‘soykırım’ olarak tanımlamış ve başkan seçilmesi halinde bu yöndeki bir Kongre tasarısına destek vereceğini ifade etmişti.

    Daha önce ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Vekili Jalina Porter, Washington’un yarın konuya ilişkin kararını açıklayacağını belirtmişti.

    2019 yılının aralık ayında ABD Senatosu’nda ‘Ermeni Soykırımı’nı tanıyan karar tasarısını oy birliğiyle kabul edilmişti.

    REAGEN SOYKIRIM DEMİŞTİ

    Eski Başkan Ronald Reagan, 22 Nisan 1981’de “Holokost Anma Günü” nedeniyle yaptığı açıklamada, Yahudi Soykırımı’nın kurbanlarını anmıştı.

    Açıklamada Reagan, “Öncesinde gerçekleşen Ermeni soykırımı ve sonrasında gelen Kamboçyalı soykırımı gibi Holokost’tan alınan dersler asla unutulmamalıdır” demişti.

    HABER MERKEZİ

  • ‘Arık Ermeni’ye diğerleri ile birlikte ölüm nasip olmaz!’

    ‘Arık Ermeni’ye diğerleri ile birlikte ölüm nasip olmaz!’

    PİRHA – Eski Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Sekreteri İbrahim Karakaya, hasbelkader soykırımdan ve Rus Osmanlı savaşından kurtulan az sayıdaki Ermeni ailenin Dersim soykırımına kadar uzanan hikayesini yazdı. Dersim soykırımı sürecinde kurşuna dizilen ve ahırlarda yakılan Ermenilerden geriye güneş altında çürüyen, kurda kuşa yem olan bedenleri kalır. Bir de kilise taşları.

    CAN TV programcısı ve Eski Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Sekreteri İbrahim Karakaya Dersim 38’e kadar oradaki Alevi köylerinde kendi büyükleri ile yaşayan fakat Dersim soykırımı sırasında koparılarak götürülen ve katledilen Ermenileri yazdı.

    O ailelerden geriye hiç kimsenin kalmadığını belirten Karakaya “Herkes önce kendi acısına ve kaybına ağlar. Ne yazık ki onların acısına ağlayacak hiç kimseleri de yoktur. Onun için Onları anmak, hatırlamak ve hatırlatmak çok daha büyük bir insani görev ve sorumluluk olarak bizlere düşmektedir. Bana anlatıldığı halde bugüne kadar sizleri anlatamadığım için beni bağışlayın Arık Ermeni, Magar, Agop, Dığa, Dun, Ahse, Varte ve yaşamını yitiren ve adlarını bilmediğim tüm Ermeni Canlar…” diyerek bu gerçeği anlatmada geciktiği için özrünü de belirtiyor.

    2. Munzur Festivali’ne katılan değerli Kürt yazar Mehmet UZUN Munzur kıyısındaki konuşmasında “Her biriniz bildiğiniz, duyduğunuz olayları yazınız. Yazdıklarınız bir araya geldiğinde sizin destanınız ortaya çıkar” demiş.” Bu çok değerli öğüt Karakaya’ya cesaret vermiş ve gereği olarak, yazmayı ertelediği bu tarihsel gerçeği yazmaya karar vermiş.

    YERLEŞİME KAPALI OLAN BİR BÖLGE

    “Bugüne kadar Dersim 38 soykırımı üzerine birçok belge yayınlandı, araştırmalar yapıldı, öyküler yazıldı. Bu çalışmaların her biri çok değerlidir. Sözlü tarih çalışmaları ile tanıkların anlatımlarının kalıcılaştırılması, devlet arşivlerindeki belgelerin derlenmesi, tek tek insan öykülerindeki yaşanmışlıklar bize tarihimizle ilgili önemli veriler sunmaktadır” ifadeleri ile yazısına başlayan Karakaya “Halen yazılmaya ve derlenmeye muhtaç çokça belgenin, öykünün olduğunu biliyoruz. Bu konuda Dersimli araştırmacı, yazar ve kurumlarımızın henüz hiçbir çalışma yapmadığı alanın Dersimin Kalan Bölgesi olarak bilinen, 38’de yasak mıntıka olarak ilan edilen Mercan’dan, Pülümür’ün Danzik Köyüne kadar olan bölgesidir. Bu bölge iki noktada çok önemlidir. Birincisi Seyhhasan ve Seydan aşiretlerinin yurt edinip çoğalarak dağıldıkları bölgedir. İkincisi de 38 Dersim Soykırımının en yoğun yaşandığı ve boşaltılıp yasak bölge ilan edilen yerdir. 1994 yılından bu yana da halen yerleşime kapalıdır” gerçeğine dikkat çekiyor.

    ARAMIZDA UNUTULANLAR VE BİR ÖZÜR BORCU

    Karakaya şöyle devam ediyor “Köyümüz, 38 sonrası yasak mıntıka olarak ilan edilen Kalan/Lertik bölgesinin Müdürik köyüydü. Bizden önceki sahiplerinin Ermeni oldukları hem isminden hem de yıkıntıları üzerinde ev yapılan kilisenin kalıntılarından belliydi. Evlerimizin yanında akşam serinliğinde oturup dinlendiğimiz ve sohbetler ettiğimiz taşın adı da (Kemere kilise) Kilise taşıydı. Dersimin birçok yerinde olduğu gibi bölgemizde de Ermeni yaşanmışlığının kalıntıları mevcuttu.

    Dedem aşiretimiz içinde saygın biriymiş. Xımoğlu ailesinden Sadık Ağa (Sadıke Xımko) olarak biliniyordu. Rus ordusu Erzincan’ı işgal edip Dersim bölgesine girince Dersim Aşiretleri birleşirler. Hozat’ta bulunan Halit Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu ile birlikte Aşiret milis güçleri Erzincan’a girerler ve Rus askerleri ile birlikte Ermenileri geri çekilmek zorunda bırakırlar. Savaşan ve geri çekilen Ermeni gruplar ile birlikte halktan aileler de korkularından bölgeyi terk ederler.”

    “NE UĞRAŞIYORSUN, AYAĞINI KES GİTSİN”

    Yakın akrabalarının tanıklığına dayanarak yazan Karakaya, bu terk etme sırasında Erzincan-Erzurum arasında Sansa Deresi bölgesinde bazı Ermeni grupların kışın en soğuk ayı olan, Şubat ayında esir edildiğini ve bu esir edilen Ermenilerin donmak üzere olduklarını belirtirken şu acı gerçeğin de altını çiziyor:

    “Bizim Dersimliler, Ermenilerin canlarından daha çok onların paralarının var olabileceği ile ilgilenirler. İçlerinden elebaşı olabilecek konumda olan, düzgün giyimli ve dizlerine kadar çizme giymiş birinin üzerini ararlar fakat bir şey bulamazlar. Çizmelerine saklamış olabilir diyerek çıkarmasını söylerler, çizmeleri donmuştur, çıkarmakta zorlanınca bir diğeri “ne uğraşıyorsun, ayağını kes gitsin” deyince Dedem araya girer ve yavaş yavaş ısıtarak çizmeyi çıkartır. Çizmelerin içinden para çıkar, çıkan parayı alırlar. Diğerleri de aynı durumla karşılaşırlar, paralarından olmuşlardır ama canları kurtulmuştu. Yakalanan Ermeni aileleri Pülümür’ün Danzik Köyünün yerleşik aileleridir. Dedem bu Ermenilerden üç aileyi oradan yanına alır ve bizim köye getirir. Bu ailelerden biri Arık Ermeni, Magar Ermeni diğeri de Agop Ermeni’nin aileleridir. Agop Ermeni Boros Ermeni olarak da anılmaktadır. Bizimkiler daha rahat telaffuz etmek için ona Abbas Ermeni adını vermişlerdi. Agop Ermeni keşiş okulunda okumuş, bilgili ve zeki biridir.”

    KALAN AŞİRETİNİN ETRAFINDAKİ ÇEMBER DARALIR

    Karakaya sonraki süreci ve dönemin tanıklarından duyduklarını söyle kaleme alıyor:

    “Bu Ermeni Aileler, dokuma kumaş tezgâhlarını kurmuşlar ve o bölgenin Çuha denilen giyilecek elbise kumaşını onlar üretiyorlarmış. Ayrıca demircilik ve kalaycılık işlerini de yapıyorlarmış. Bizimkilerden zanaatkâr pek çıkmayacağından onların yaptığı işlerin önemi daha da artmaktadır.

    Zaman içinde bu ailelerden yeni katılımlar ve evlenenler ile birlikte nüfus epeyce artmıştır. Arık, Magar, Agop, Dığa, Dun, Ahse, Varte adları Halam ve babamın anlatımlarıyla aklımda kalan isimlerdir.

    Babam henüz bir yaşında iken Dedem Sadık Ağa (1933 yılında) yaşamını yitirir. Halam dedemin ilk çocuğudur, dedem öldüğünde evlilik çağında genç bir kızdır. Alişer Efendi ile Nuri Dersimi dedeme sıkça misafir olurlarmış. Dedem, Nuri Dersimi’den halama okuma yazma öğretmesini istemiş fakat ömrü buna yetmemiştir.  Bir sene sonrasında halam amcasının oğluyla evlendirilir. Nenem de Mansuran (şimdiki adı Yakatarla) köyünden Ağaye Seyd ile evlenmiş ve babamı da yanına almıştı.

    1937 Dersim harekatının birinci döneminde Kalan Bölgesi aşiretleri pek etkilenmemişlerdi. 37 sürecinde Kalan bölgesi, genellikle Haydaran ve Demenan Aşiretlerine lojistik destek sunmakla yetinmişlerdi. Seyit Rıza ve diğer ileri gelenlerin idamı sonrasında Kalan aşiretlerinin etrafındaki çember daralmıştır. Zaten gerek J.U.K. (Jandarma Umum Komutanlığı) Raporlarında gerekse de Fevzi Çakmak’ın raporlarında Erzincan, Gümüşhane ve Sivas bölgesindeki asayiş/soygun olaylarının Kalan aşiretleri tarafından yapıldığı ve mutlaka tedip ve tenkil edilmeleri gerektiği belirtilmektedir.”

    “SİZİN KÜRTLERLE İLİŞKİNİZ YOK GELİN KENDİNİZİ KURTARIN”

    Katliamı gerçekleştirecek olanlar her zaman olduğu gibi yine hileye başvuracak bir yol izlerler. Bu karanlık tuzağı Karakaya şöyle anlatıyor:

    “Dedemin ölümüyle birlikte Ermeni Aileler en büyük güvencelerini kaybetmişlerdir.38 harekatı Kalan Bölgesini kapsayınca tümden çaresiz kalırlar. Hem silahsızdırlar, hem de zorunlu bir katliamın içinde ölümle karşı karşıyadırlar. Pülümür’ün Danzik köyünde ki askeri karakoldan bunlara bir haber iletilir. Bu aileler daha önceleri orada ikamet etmişlerdi. Ermenilere gelen haberde; komutan onlara “Sizin Kürtlerle bir ilişkiniz yok. Gelin teslim olun canınızı kurtarın” demektedir. Gelen habere itimat etmemekle beraber başkada çareleri yoktur. Toparlanmaya başlarlar ve yola koyulurlar. Halam 38 yılında evli ve hamiledir. Arık Ermeni’ye “bende sizinle geleyim” der. Arık Ermeni halama “ Hatun, biz gidiyoruz fakat ne olacağımız belli değil. Bizimle gelip kendini tehlikeye atma, hakkınızı helal edin” der. Halam yine de onları takip ederek gider. Halam Panciras (Çakırkaya) Köyünde akrabaların yanında kalır. Ermeni aileler Danzik Köyüne varmışlardır. Karakol komutanının yanına varırlar. Komutan askerler eşliğinde hepsini Danzik ile Panciras Köyleri arasındaki Xor Mezrası denilen bir yere götürür. Orada çukur bir alanda hepsini kurşuna dizdirir. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı hiçbiri sağ kalmaz.”

    GEÇ KALAN ARIK ERMENİ

    Eski PSAKD Genel Sekreteri İbrahim Karakaya yazdıklarıyla Ermeni toplumuna karşı geliştirilen soykırımın 1914-15 ile sınırlı olmadığını sonraki on yıllara yayıldığını tarihe not düşüyor. Karakaya hafızasında kalanları şöyle bağlıyor:

    “Arık Ermeni yaşlı olduğu için kafileye yetişemez, geç karakola varır. Onu da ,bir samanlık ateşe verilir ve Arık Ermeni samanlık ateşinin içine atılır. Arık Ermeniye diğerleri ile birlikte ölüm nasip olmaz. Halen yaşayan, olaylara tanıklık eden ve o dönemde sürgün edilen kişilerin anlatımlarından, kırk kişinin üzerinde olan o ailelerden kurtulan hiç biri olmamıştır. Cansız bedenleri güneşin altında çürümeye ve kurda kuşa yem olarak bırakılmıştır. Herkes önce kendi acısına ve kaybına ağlar. Ne yazık ki onların acısına ağlayacak hiç kimseleri de yoktur. Onun için Onları anmak, hatırlamak ve hatırlatmak çok daha büyük bir insani görev ve sorumluluk olarak bizlere düşmektedir. Bana anlatıldığı halde bugüne kadar sizleri anlatamadığım için beni bağışlayın Arık Ermeni, Magar, Agop, Dığa, Dun, Ahse, Varte ve yaşamını yitiren ve adlarını bilmediğim tüm Ermeni Canlar…”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Milletvekili Bülbül, Bingöl’de Alevi köylerini ziyaret etti-VİDEO

    HDP Milletvekili Bülbül, Bingöl’de Alevi köylerini ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA – HDP Milletvekili Kemal Bülbül Bingöl’ün Alevi köylerini ziyaret etti. 9 Alevi köyünün olduğu Karer bölgesini ziyaret eden Bülbül “Burada insanlar Kürt ve Alevi oldukları için hizmet görmüyorlar” dedi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül Bingöl’ün 9 Alevi köyünden oluşan Karer’i gezdi. 9 köyden biri olan Şirnan (Dolutekne) köyünde bir açıklama yapan Bülbül “Bir insan, diliyle, inancıyla, toprağıyla, ekonomik değerleri ile vardır ve eğer bunlar kabul edilmiyorsa bu insanların varlığı da kabul edilmiyordur” dedi.

    “İNSANLAR KÜRT VE ALEVİ DİYE HİZMET GÖRMÜYOR”

    Köylülerle yaptığı sohbetlerden çıkardığı sonuçlardan hareketle konuşan Bülbül, “Bingöl’de Karer bölgesindeyiz. Burası coğrafi ve insani anlamda çok önemli ve değerli bir yer. Bir anlamda böyle bir doğal yaşam devam ediyor. Fakat burada insanlarımız diyor ki, onların diliyle ifade etmek lazım; 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde buraya yapılan bir şey var: Baskı, engelleme, hizmet yapmama, koruculaştırma, insanları dikkate almama, umursamama ve hiçbir hizmet getirmeme. Peki neden? Nedeni ise şu; burada insanlar Kürt. Burada insanlar Alevi. Ve bu iki faktör devletin inkarına, devletin ırkçılığın, devletin tekçiliğine, devletin inkarına takıldığı için buraya hizmet yapılmıyor” ifadelerini kullandı.

    “SİZ DİYARBAKIR’SINIZ, DERSİM’SİNİZ”

    Köy sakinleri ile bir araya gelerek açıklama yapan Kemal Bülbül, şunları kaydetti:

    “Hizmetin ötesinde insanların kendi kendini geliştirmesi için yapılanlar da engelleniyor. Buradan çok önemli insanlar çıkmış. Burada çok değerli çalışmalar yapılmış. Şu anda insanlar yaşamını sürdürmek için birçok engele rağmen destansı bir mücadele yapıyor. Bizler de gelip ziyaret edip görelim dedik ve insanlarımıza şunu önerdik; aslında siz Diyarbakırsınız, Dersimsiniz. Siz Kürt halkısınız. Siz mücadele eden insanlığın toplamısınız. Özellikle analara, kadın arkadaşlara söylüyoruz; en ağır cefa ve sorumluluğu çekenler, kültürümüze, tarihimize, inancımıza en çok sahip çıkan onlar. Bir insan, diliyle, inancıyla, toprağıyla, ekonomik değerleri ile vardır ve eğer bunlar kabul edilmiyorsa bu insanların varlığı da kabul edilmiyordur. Biz buradan devlet ve hükümete de yurttaş olmanın bir gereği olarak buraya hizmet yapılmasının, buradaki insanların taleplerinin karşılanmasını istiyoruz.”

    “İNSANLIK DIŞI POLİTİKALARA SON VERİLSİN”

    “Hükümetin hükümetlik özelliği kalmamış” diyen Bülbül konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Fakat insani olarak da böyle bir talepte bulunmak lazım. Yoksa biz direnmeyi de mücadele etmeyi de dilimize kültürümüze, tarihimize, emeğimize, varlığımıza sahip çıkmayı da biliyoruz. Bir an önce zulüme, bir an önce engele, bir an önce inkâra, bir an önce bütün yok saymaya son verilip buraya her türlü hizmetin getirilmesi; özellikle koruculaştırma politikasına son verilmesini, görmeme duymama gibi insanlık dışı politikalara son verilmesini istiyoruz. Annelerimiz, burada bulunan bütün halkımız adına bütün insanlara sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Buradan İstanbul’a ve başka başka yerlere giden insanlarımız da kendi kültürüne tarihine toprağına sahip çıksınlar. Burayla diyalog içerisinde olsunlar. HDP Antalya milletvekili olarak burayı gelmekten hoşnutum. Tabii ki mahcubuz, az geliyoruz. Tabii ki sorunları çözmek de eksik kalıyoruz. Bunun da bilinmesi lazım. Ben buradan bizi karşılayan ve bizimle sohbet eden herkese, annelerimize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”

    PİRHA/BİNGÖL

  • Fransa Alevi Kadınlar Birliği Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı-VİDEI

    Fransa Alevi Kadınlar Birliği Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı-VİDEI

    PİRHA -Fransa’da pandemi nedeniyle sokağa çıkamayan Fıransa Alevi Kadınlar Birliği Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını online ortamda andı.

    Fransa’da pandemi nedeniyle sokağa çıkamayan Fıransa Alevi Kadınlar Birliğine (UFAF) bağlı kadınlar online ortamda bir araya gelerek Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı.

    Kırmancki ve Türkçe yapılan anmada gülbenkler okunup çerağlar uyandırıldı.

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamına ilişkin yapılan konuşmalarda Dersim’in inanç ve etnik kimliğinin cumhuriyetin tekçi anlayışına uygun olmayan karekterinden dolayı katliamdan geçtiğine vurgu yapıldı.

     

    Seyit Rıza’nın son sözleri olan “Ayıptır, Zulümdür, Cinayettir” sözlerinin yankılandığı o vadilerde ağıtlarla büyüyen çocukları ve torunları olarak diyoruz ki  “Dersim tertelesinde kaybettiğimiz cümle canlara sözümüz olsun; Dersim’in her noktasında inancımızı yaşatıp, doğasına, kültürüne ve diline sahip çıkacağımızın sözünü veriyoruz ve soruyoruz sorumlularına Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezarları nerede”

    Anma Kırmancki dilinde söylenen ağıtlarla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL