PİRHA – HDP İstanbul İl Örgütü, Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 83. yıldönümünde andı. Taksim Tünel Meydanı’nda gerçekleştirilen anmada “Baş eğmeyen direnişleri mirasımızdır” mesajı verildi.
Haberin videosu;
Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 83. yıl dönümünde Taksim’de anan HDP İstanbul İl Örgütü, “Baş eğmeyen direnişleri mirasımızdır” mesajını verdi.
HDP İstanbul İl Örgütü, Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edişlerinin 83. yıl dönümünde andı. Taksim Tünel Meydanı’nda gerçekleştirilen anmaya, HDP Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eş başkanları Erdal Avcı ve Elif Bulut, HDK Eş sözcüsü İdil Uğurlu’nun yanı sıra çok sayıda demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisi katıldı.
Anmada, Seyit Rıza’nın resimleri taşındı; “1937 İstiklal Mahkemesi’nin Elazığ Tunçeli mahkeme kararları yok hükmünde sayılsın” yazılı pankart açıldı, mumlarla 38 yazıldı.
“DEVLETTEN RESMİ ÖZÜR BEKLİYORUZ”
Anmada ilk konuşmayı yapan HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Erdal Avcı, 83 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarını anarak sözlerine başladı.
Dersim’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin kara bir lekesi olarak devletin özrünü bekleyen bir soykırım olduğunu vurgulayan Avcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Eğer varsa böyle bir kural ben özür dilerim” açıklamasını yaptığını ancak başta Dersimliler, Kürt halkı ve Türkiye halkları olarak böyle bir özrü kabul etmediklerini, özrün resmi olarak devlet adına yapılmasını istediklerini hatırlattı.
Resmi özür ile birlikte, idam edilen atalarının mezar yerlerinin açıklanması ve özel eşyalarının verilmesini de istediklerini vurgulayan Avcı, itibarlarının iade edilmesini ise istemediklerini çünkü idama başları dik, onurlu gittiklerinin altını çizdi.
Seyit Rıza’nın Elazığ Sivrice’de Mustafa Kemal ile yaptığı görüşmeyi anımsatan Avcı, “Atatürk ‘özür dilersen aileni ve seni sürgüne göndeririz’ dedi ve Pir Rıza ‘Özür dileyecek bir şeyim yok’ diye yanıt verdi. Pir Rıza, ‘Ben size baş eğmedim bu da size dert olsun’ diyerek o tarihi konuşmayı yapmıştır” diye konuştu.
“BAŞ EĞMEYEN DİRENİŞ MİRASINI SÜRDÜRECEĞİZ !”
Seyit Rıza ve arkadaşlarına yaşatılan zulüm ve hukuksuzlukları sıralayan Avcı, ittihatçı ve tekçi zihniyetin bu topraklarda gerçekleştirdiği tüm katliamlar için özür dilenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Bütün katliamların araştırılması için hakikat komisyonunun kurulması gerektiğini söyleyen Avcı, Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenlerin bıraktığı baş eğmeyen direniş mirasını sürdüreceklerini kaydetti.
“SOYKIRIMLARA CESARET VERİLİYOR!”
HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Elif Bulut, soykırımlarla hesaplaşılmadığı müddetçe başka soykırımlara cesaret verileceğini belirterek, “Her katliamın sorgusu yapılmaz, hesap sorulmazsa başka katliamlara sebebiyet verir. Bu topraklarda bu yüzden bu kadar kan dökülür, bu topraklarda bu yüzden bu kadar çok can alınır. Bizler bu katliamlar aydınlanana kadar mücadele edeceğiz” dedi.
“SEYİT RIZA’NIN MESAJINI ALDIK”
HDK Eşsözcüsü İdil Uğurlu da Seyit Rıza’nın idama yürürken sarf ettiği tarihi sözlerini anımsatarak, “Giderken iki tarafa da mesaj verdi; devrimcilere diz çökmeyin, direnin dedi. Biz o mesajı aldık ki buradayız, alanlardayız. Devlete de şu mesajı verdi, siz hak arayanları yok edemezsiniz, öldüremezsiniz. Biz bir gider, bin geliriz” dedi.
“DİRENMENİN TEK YOLU DİZ ÇÖKMEMEKTİR!”
HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise, yeni katliamlar yaşanmasın, yeni kanlar akmasın diye bugün 83 yıl sonra hesap sorduklarını dile getirdi.
Devletin dün olduğu gibi bugün de bütün zor aygıtlarıyla, köylünün, işçinin hakkını arayan Kürt’ün, Alevi’nin karşısına dikildiği vurgulayan Piroğlu, “Ama dün olduğu gibi bugün de bu zor aygıtını teşhir etmek için Seyit Rıza’nın peşinden koşuyoruz. Biliyoruz ki, bu katliamlarla yüzleşmek devletin kendi suçlarıyla yüzleşmesi demek aslında bugün bu suçların tekrar işlenmemesi demektir” diye konuştu.
Adaletin devletin bahşettiği bir lütuf olmadığını hatırlatan Piroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Adalet talebi bu zalim iktidarın devrilmesi talebidir. Biz Seyit Rıza’nın peşinden koşuyoruz, çünkü biz onun sözüne, onun kavgasına sahip çıkıyoruz. Biliyoruz ki ondan bugüne diz çökmeyenler kazanır. Biliyoruz ki ondan bugüne zulme karşı direnmenin tek yolu diz çökmemektir. Diz çökmeyerek bugüne geldik, şimdi ayağa kalkacağız, hesap soracağız. Devletin yapmadığını yapacağız, o adaleti bu ülkede inşa edeceğiz.”
Konuşmaların ardından Seyit Rıza ve arkadaşları için üç dakikalık sessiz eylem yapıldı; sanatçı Doğan Çelik, Kürtçenin Kirmancki (Zazakî) lehçesinde ağıt yaktı. Anma, “Dersim’i unutma, unutturma” sloganıyla sona erdi.
PİRHA – PSAKD Genel Merkezi sosyal medya hesabından 1937 yılında Elazığ’da idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının anısına bir açıklama yaptı. Açıklamada “Seyid Rıza artık bir isim değil, bir kimliğin adıdır” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi sosyal medya hesabından 1937 yılında Elazığ’da idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının anısına bir açıklama yaptı. Açıklamada “Seyid Rıza artık bir isim değil, bir kimliğin adıdır” denildi.
PSAKD Genel Merkezi’nin basına ve kamuoyuna dönük yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:
“Seyid Rıza artık bir isim değil, bir kimliğin adıdır.
Bundan tam 84 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda Dersim’in Piri Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşları hukuksuz ve göstermelik bir şekilde yargılanarak idam edildi/katledildi. Dersim’de insan çığlıklarının silah seslerini bastırdığı, ana karnında bebelerin süngülendiği, onurları için kadınların kendilerini uçurumlardan attığı ve Munzur’un kan kırmızı aktığı bir vahşeti bu halk hem yaşadı, hem de tanıklık etti. Dersim Alevi halkının 1937-1938 yıllarında karşı karşıya kaldığı devlet şiddeti bu toprakların tarihinde ne ilkti, ne de son oldu. 84 yıl önce Cumhuriyet’in en karanlık sayfalarından birine imza atıldı.
“KATLİAMLAR ÜLKE TARİHİNE KARA LEKEDİR”
4 Mayıs 1937′ de, ‘‘Tunçeli Tenkil Harekatı’’ isimli bir kararla, uzun süren bir planlama ve hazırlığın ürünü olarak Dêrsîm/Alevi katliamı başlatıldı.
1938 yılında fiziki ve kültürel imha harekatı sonuçlandırıldığında, aralarında kadın ve çocuklarında bulunduğu onbinlerce Alevi /Zaza katledilmişti. Binlercesi topraklarından kopartılıp sürgüne gönderilmiş, binlerce Dersimli Alevi çocuk, özellikle kızlar evlatlık olarak verilerek ailelerinden koparılmıştı.
Bu topraklarda farklı kimlik, kültür, anadil ve inanca sahip olan halklar her dönemde zalim iktidarların şiddet ve baskılarıyla karşı karşıya kaldı. Çorum, Malatya, Maraş, Sivas katliamları hala hafızalarda canlıdır. Alevilerin karşı karşıya kaldığı baskı, zulüm ve katliamlar bu ülkenin tarihine kara bir leke olarak yazıldı.
“HAKİKATLE YÜZLEŞİLMELİ”
Bilinmeli ve unutulmamalıdır ki, Aleviler yıllardır aynı talepleri yükseltiyor.
Resmi düzeyde özür dilensin, Alevi katliamı kabul edilsin, katliamla özdeşleşen TUNCELİ adı değiştirilsin, DERSİM adı iade edilsin.
Seyid Rıza ve idam edilen diğer canların mezar yerleri açıklansın, 1937-38 döneminde sürgün edilen DERSİMLİ Alevilerin zararları tanzim edilsin, ailelerinden kopartılarak başkalarına verilen çocukların akıbetleri ortaya çıkarılsın ve konuyla ilgili Genelkurmay arşivleri açıklansın.
Hakikatlere ulaşmak ve gerçeklerle yüzleşmek toplumsal barışı ve sağlam bir demokrasiyi kurmak için önemli bir adımdır. Bu tarihsel dönemle ilgili tüm partilerin içinde yer aldığı bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulsun ve konuyla ilgili tarih kurumlarının, sivil toplum kurumlarının, insan hakları savunucularının katkılarıyla hakikatler belgelensin.
“DEVLET RESMEN ÖZÜR DİLEMELİ”
Seyid Rıza artık bir isim değil, bir kimliğin adıdır.
Bu kimlik Kerbela’da Yezid’e biat etmeyen Hüseyin’dir, Anadolu’da Şah Kalender, Pir Sultan, Mustafa Suphi, Nazım Hikmet, Mahir Çayan, Hüseyin İnan ve Kaypakkaya’dır.
”Ben de bu yayladan ŞAH’a giderim” diyen direnişin ve cesaretin piri Pir Sultan Abdal’ın geleneğinin mirasçısı Seyid Rıza’ya aşk’ı niyaz olsun.
Bundan 83 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda haksız ve hukuksuz bir süreç sonucu idam edilen Seyid Rıza ve yoldaşlarını saygıyla anıyoruz. Katledilen canlarımızın mezar yerleri derhal açıklanmalı, arşivler tamamen açılmalı, yaşatılan bu zulümden dolayı devlet resmi olarak özür dilemeli ve idam edilen Seyid Rıza ile yoldaşlarının itibarları iade edilmelidir. Dersim’de katledilen tüm canlarımızın acıları yüreğimizdedir.
PİRHA – Dersim İnşa Kongresi 83 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının anısına bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada Şark Islahat planının hala güncelliğini koruduğuna vurgu yapıldı.
Dersim İnşa Kongresinin basına ve kamuoyuna dönük yaptığı açıklamada, 15 Kasım 1937’de Türk devleti evrensel hukuk normlarını hiçe saymış, kendi hukukunu askıya almış, her türden insani değer ve ölçütleri çiğnemiştir denildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun,” diyen Seyit Rıza’nın soykırımcılara meydan okumasıyla tarihe geçen 15 Kasım 1937, hâlen kanayan yaramızdır. Dersim, Kürdistan ve Alevi Kızılbaş toplumunun kara günü ve tarihsel imha süreçlerinin en önemli halkalarından biridir. Bu süreç öylesine zalimane yaşanmıştır ki, bir çok yönüyle tarihte bir örneği daha yoktur.
83. yılında bir kez daha Seyit Rıza ve yol arkadaşları Uşenê Seydi, Fındık Ağa, Heseneİvrayim, Aliye Mirzali, Hesen Ağa ve ResıkUsen’in aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, katliamcı, soykırımcı Türk devletini lanetliyoruz.
15 KASIM BİR YARGILAMA DEĞİLDİR
15 Kasım’da Türk devleti evrensel hukuk normlarını hiçe saymış, kendi hukukunu askıya almış, her türden insani değer ve ölçütleri çiğnemiştir. Tamamen tarihsel kin ve garezle hareket eden devlet aklı, iddia edildiği gibi hukuksal bir yargılama yapmamıştır. Kaldı ki ortada yargılanacak bir sorun da yoktur. Düzmece oyun ve provokasyonlarla üzerine ordular sürülmüş yedi aşiretin meşru müdafaası, katliam gerekçesi yapılmıştır. Ardından bir soykırım fermanı olan “TunçEli” kanunuyla Elazığ Buğday Meydanında, Seyit Rıza ile birlikte diğer kanaat önderlerine yönelik en zalimane idam uygulaması hayata geçirilmiştir.
Yalancı tanıkların beyanıyla Seyit Rıza’nın yaşı küçültülürken, küçük olan oğlu ResikUsen’in yaşı ise büyütülmüştür. “Beni oğlumdan önce asın,” diyen Sey Rıza’nın son isteği de yerine getirilmemiş, oğlu ResikUsen, gözleri önünde ipe çekilmiştir. Artık bilmeyenin kalmadığı bu gerçeklik, rejimin nasıl tarihsel bir kinle hareket ettiğinin göstergesidir. İdama mahkum ettiği birine, son anında bile zulümlerden zulüm beğendirmek, acının en ağırını yaşatmak bir devlet geleneği olarak bugün de devam etmektedir.
DERSİM TARİHSEL DİRENİŞ, TUNÇELİ TESLİMİYETTİR
1935’te “TunçEli” kanunu hazırlanırken, dönemin İçişleri bakanı Şükrü Kaya, “Yavuz’un gazabı Dersim’in içlerine girebilseydi, bugün Dersim’i başka bir yol üzerinde görürdük,” diyerek, genç cumhuriyetin, Yavuz Selim ve ardıllarının yapamadığını nihayete ulaştırma isteğini açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Yine, 1937’de Elazığ’da Seyit Rıza şahsında görülen Dersim davasının savcısı, “Bu dava genç TunçEli’nin yaşlı Dersim’e karşı açtığı davadır,” diyordu.
Çok iyi biliyoruz ki, devletin acar savcısının vurgu yaptığı “Yaşlı Dersim,” Kerbela’da Hz. Hüseyin’in biat etmeyen tavrıyla başlayarak bir geleneğe dönüşen ve Elazığ Buğday Meydanı’nda diz çökmeyen Seyit Rıza ile taçlanan duruştur. Yine idam edilen ve ömür boyu hapis cezalarına çarptırılan onlarca kanaat önderiyle birlikte, Ali Şer Efendi, Zerife Hatun, Saan Ağa gibi nicelerinin şahsında temsil edilen, kadim Dersim’in direngen, onurlu tarihsel kimliği, özüdür. Asimilasyoncu, inkarcı ve katliamcı devletin çocuğu TunçEli’lik ise, düşürülerek devşirilmiş, kendi tarihsel ve kültürel gerçekliğinden kopartılmış hain ve işbirlikçi kişiliktir. Türkleştirilmiş ve Sünnileştirilmiş Dersimdir.
İSYAN YALAN, SOYKIRIM HAKİKATTİR
Diğer yandan Dersim’de bir isyan yaşanmadığı, artık tüm açıklığıyla ortaya çıkmıştır.
İsyan iddiası provokasyonlarla beslenmiş kocaman bir yalan, soykırım ise Hakikattir.
Dersim’de yaşananların bir katliam olduğu başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan tarafında da kabul edilmesine rağmen, hakikatle yüzleşmek için gerekli adımlar atılmış değildir. Dersim toplumu halen Hakikete ulaşma mücadelesi veriyor ve atılması gereken ilk adım olarak idam edilenlerin mezar yerlerinin açıklanmasını istiyor. Yine soykırımın neden olduğu çok yönlü ağır yıkımın telafi edilmesini, kadim kimliğinin tanınmasını bekliyor.
ŞARK ISLAHAT PLANI GÜNCELLENMİŞTİR
Devlet Kürdistan’da soykırım ve asimilasyon politikalarından vazgeçmek bir yana, özellikle Rojava’da yaşanan gelişmeler ve ortaya çıkan Kürt kazanımları karşısında 2014 yılında “Çöktürme Eylem Planı” ile karşılık vermiş, 1924 konseptine geri dönmüştür. Böylece Şark Islahat Planı ve zorunlu İskan Kanunu güncellenerek çok katmanlı bir şekilde yürürlüğe koyulmuştur. Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında hayata geçirilen AKP/MHP-Ergenekon ittifakının öncelikli hedefi, Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında Şark Islahat Planı hedeflerinin, nihai olarak hayata geçirilmesidir.
Dolayısıyla ReaHaq itikadını ve bir bütün kadim kültürel kimliğini tarihsel bir sorun gören devlet aklının, Yavuz’un gazabı ve soykırım kılıcıyla Dersim’in üzerine çullandığı günlerden geçiyoruz. Bugün Dersim, 1937 ve öncesini katbekat aşan ağır bir kuşatma altında, kültürel soykırım kıskacına alınmıştır. Kadim kültürel kimliğinin tabuta gömüleceği, üzerinin betonlanacağı günlerin hesabı yapılmaktadır. Tabloya bakıldığında, kendisini, kendi kadimliğiyle geleceğe taşıyıp taşıyamama sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.
Yine Dersim bu süreci, tarihinde hiç olmadığı kadar ağır koşullarda yaşamaktadır. Çepeçevre şehri kuşatan gözetleme kuleleriyle, neredeyse her dağa, her tepeye kondurulmuş kalekollarıyla, radar istasyonlarıyla işgal edilmiş bir kolonidir adeta. Üniversite, sivil bürokrasi ve Ensar Vakfı gibi İslami Vakıflar Dersim’in kadim kültürel kimliğini ve ReaHaq itikadını başkalaştırmak için, işbirlikçi ve devşirme kişiliklerle desteklenerek harekete geçirilmiştir. Dil kırım ve toplumu hafızasısızlaştırma faaliyetleri dolu dizgin sürdürülürken, kutsal mekanlar talan edilip yağmalamaktadır. Toplumsal ekonomi çökertilmiş, yaşam dinamikleri dağıtılmış, coğrafya insansızlaştırılmıştır.
Bu gidişatı tersine çevirebilmek için, Dersim’i duyarlılığı olan tüm kesim ve çevreler, ortak paydada bir araya gelme zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Dersim her türden ideolojik ve siyasi hesapların ötesinde ortak davamızdır. 83. yılında, idam edilen Dersim Halk Önderi Seyit Rıza ve diğer kanaat önderlerimizi anarken, onlara anılarına bağlılığın gereği olarak her zamankinden çok birlik olmak, ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur.
Bir kez daha, asla unutmayacağız, affetmeyeceğiz diyoruz. Seyit Rıza’nın diz çökmeyen onurlu duruşu, bizim kıblemizidir. Bir diyaspora toplumuna dönüşerek dünyanın dört bir yanına savrulan Dersim toplumunun bulunduğu her yerde mücadelemizi yükseltmek, ahlaki, vicdani ve tarihsel sorumluluğumuzudur diyoruz.
PİRHA- 15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday meydanında idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşları için her yıl olduğu gibi bu yıl da Dersim başta olmak üzere Alevilerin yaşadığı her mekanda anma etkinlikleri yapılacak. Dersim Araştırmalar Merkezi ve Dersim Gazetesi Dersim Emek ve Demokrasi Platformunun bugün yapacağı etkinliklere katılım çağrısında bulundu.
Haberin videosu;
Dersim Araştırmalar Merkezi ve Dersim Gazetesi yazılı bir çağrıda bulunarak Dersim Emek ve Demokrasi platformunun bugün gerçekleştireceği Seyit Rıza ve arkadaşlarını anma etkinliklerine katılım çağrısında bulundu.
Çağrı içerikli açıklamanın tamamı şöyle:
“Ma kilıtê kou kerd vindi”
Seyid Rıza, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesenê İvraime Qıji, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen u 37/38 Xo vira méke, Jı bir neke, Çıla xo roşti ke…
83. YILINDA İNSAN-I KAMİLLERİMİZİ ANIYORUZ
15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanında idam edilen Seyid Rıza, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesenê İvraime Qıji, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen’i idamlarının 83. yıl dönümünde Dersim’de, Dersim Emek ve Demokrasi Platformunun düzenleyeceği etkinliklerle anacağız.
Onlar büyük felaket öncesi Dersim adına yargılandılar. Binbir hileye ve entrikaya rağmen Dersim’in bu insani kâmilleri, diz çökmeden değerleri uğruna ipi göğüslediler. İdam edilen bu insani kamillerimizi ve 37/38 katliamında yitirdiklerimizi bir kez daha saygıyla ve özlemle anıyoruz.
15 Kasım 2020 Pazar günkü anma programı;
-Saat 13.00’da Seyid Rıza meydanında basın açıklaması.
-Saat 15.00’da Pax Köprüsünde Harçik Çayına karanfil bırakma.
-Saat 19.37’de Seyid Rıza Meydanında çerağ uyandırma, mum yakma ve lokma pay edilecektir.
Halkımızı anmalara katılmaya ve saat 19.37’de evlerinin ışıklarını söndürerek, balkonlarında çıla / mum yakmaya çağırıyoruz.
PİRHA – Dersim Katliamı’nın yaşayan son tanıklarından biri olan Axçê Nine (Emine Küllahçı), Dersim’de Hakk’a yürüdü. Axçê Nine bugün yakınları ve sevenleri tarafından toprağa sırlandı.
Dersim Katliamı’nın yaşayan son tanıklarından biri olan Axçê Nine (Emine Küllahçı), Dersim’de Hakk’a yürüdü. Katliama tanıklık eden, gözlerini Dersim’in Teşnige (Kocakoç) köyünde yuman Axçê Nine bugün yakınları ve sevenleri tarafından toprağa sırlandı.
Dersim Katliamı sürecinde doğduğu köy Xecîriya’da (Gülveç) 6-7 yaşlarında olduğunu söyleyen Axçê Nine, yaşadıklarını TV10’a anlatmıştı.
Terteleye tanıklık eden Axçê Nine, “Her şeyi hatırlıyorum, Demenan ve Haydaran aşiretlerini toplayıp bizim köye getirdiler. Bir talimat geldi dediler. Alan aşiretini ayırın dediler. Bizi onlardan ayırdılar. OnlarI, Çıxur köyünden Alan aşiretine ait üç aileyi ekleyip Kertê Mazgiri mıntıkasına götürdüler. Ve Qirxlerû (Kırklar) ziyaretinin orada hepsini katlettiler” demişti.
“Demenan ve Haydaran aşiretine ait çok kalabalık bir kitleyi katlettiler, çocukların çığlıkları hala kulağımda” ifadelerini tekrar tekrar vurgulayan Axçê Nine, “Dayımı da götürüp öldürdüler, çünkü o da Demenanlıydı” diyerek tarihe bir kez daha not düşmüştü.
Yaşadığı ağır, acılı süreci ömrü boyunca bedeniyle-ruhuyla özellikle de gözleriyle gezdiren Axçê Nine, taşıdığı ağır yükü bugün Dersim topraklarına bıraktı.
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Fransa’nın Nice kentindeki bir kilise yakınlarında gerçekleştirilen ve üç kişinin yaşamına neden olan katliamı kınadı. FEDA yaptığı yazılı açıklamada “Din adına, dinsel hassasiyet adına suçsuz günahsız insanları vahşice katletmek tek kelime ile barbarlıktır” dedi.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Fransa’nın Nice kentindeki bir kilise yakınlarında gerçekleştirilen ve üç kişinin yaşamına neden olan katliamı kınadı. FEDA yaptığı yazılı açıklamada “Din adına, dinsel hassasiyet adına suçsuz günahsız insanları vahşice katletmek tek kelime ile barbarlıktır. İnsanı iyide, güzelde ve doğruda buluşturmayı amaç edinerek ortaya çıkan dinler, kendi meşru savunmasını geliştirmedikleri için süreç içerisinde devlet dinlerine dönüşerek, değerlerine yabancılaşmış, egemenlikçi sistemin ideolojik aygıtına dönüşmüşlerdir.
Basına ve kamuoyuna dönük açıklama şöyle:
Ulus devletlerin milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi zihniyeti ile emperyalist sistemin kâr ve sömürü çarkı geleceğimizi karartmaya devam ediyor.
Devletçi sistemin yayılma ve yaygınlaşma hırsı her yanımızı kanser hücresi gibi sarıyor. Devlet ve iktidar sahipleri bir yandan halkların ve inançların kimliğini, dilini, kültürünü ve inancını inkâr ediyor. Diğer yandan da egemen dini, kültürü ve dili topluma dayatıyor, itiraz edenleri katlediyor.
Son günlerde Fransa’da yaşananlar sıradan bireysel saldırılar değildir. Din adına, dinsel hassasiyet adına suçsuz günahsız insanları vahşice katletmek tek kelime ile barbarlıktır. İnsanı iyide, güzelde ve doğruda buluşturmayı amaç edinerek ortaya çıkan dinler, kendi meşru savunmasını geliştirmedikleri için süreç içerisinde devlet dinlerine dönüşerek, değerlerine yabancılaşmış, egemenlikçi sistemin ideolojik aygıtına dönüşmüşlerdir.
Devletçi sistem bu ideolojik aygıtlarıyla, halkları ve toplumları birbirine düşmanlaştırıyor. Katliam ve soykırımlar yapıyor. Kendi kutsalını kutsayanlar, ötekinin kutsalını hakir görüyor. Din adına farklı olanları katlediyor, vahşi ve barbarca saldırılarla topluma tedhiş ve korku salarak kendi stratejisine alan açıyor.
Aslında hiçbir devlet ve iktidarın umurunda değildir kutsallarımız. Egemenler halkların dinsel, kimliksel, kültürel ve düşünsel hassasiyetlerini kaşıyarak iktidarlarını sürdürüyor, içine düştükleri ekonomik ve siyasal krizlerini gölgelemeye çalışıyor. Halklar ve inançlar olarak iktidar sahiplerinin bu oyununa gelmemek gerekiyor. Esas olan insanı yaşatmak, insanı sevgide ve barışta buluşturmaktır.
Halklar ve inançlar düşman değildir! PİRHA/İSTANBUL
-Antep’in İslahiye ilçesine bağlı Amanos Dağlarının sırtında yer alan Kabaklar köyündeki yurttaşlar, hem dağdan topladıkları besinlerle, hem de yürüyüşle sağlıklarını koruyorlar.GÖRÜNTÜLÜ
-Ünlü Halk Ozanı Feyzullah Çınar ölümünün 37. yıl dönümünde Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesinde yapılan etkinlikle anıldı. GÖRÜNTÜLÜ
-Ankara’da pandeminin son haline ilişkin Ankara Tabip Odası (ATO) saat 12.30 basın toplantısı gerçekleştirecek.GÖRÜNTÜLÜ
-25 yıl sonra köye dönüş yapan Yusuf Topçu, “İnsani duyguları yaşamak, yeniden üretim yapabilmek ve kendi kültürümü yaşayabilmek için köye geri döndüm” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2 bin 17 kişiye koronavirüs (Covid-19) tanısı konulduğu, 72 kişinin daha yaşamı yitirdiğini açıkladı. Koca, ”Ağır hasta sayımız ve aktif hasta sayımız artmaya devam ediyor” dedi.
Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan “Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu”nun güncel verilerini, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da Twitter hesabından paylaştı.
Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle 72 yurttaşın daha yaşamını yitirdiğini, 2 bin 17 yeni vakanın tespit edildiği bilgisini verdi.
Koronavirüs nedeniyle 9 bin 799 kişi yaşamını yitirirken, koronavirüs vaka sayısı 361 bin 801’e yükseldi. Bugün iyileşen sayısı bin 297 oldu.
AĞIR HASTA SAYISI 1744
Tabloya göre, toplam test sayısı 13 milyon 217 bin 888, toplam ağır hasta sayısı bin 744, toplam iyileşen hasta sayısı 314 bin 390, bugünkü test sayısı 112 bin 215 olarak kayıtlara geçti.
AĞIR HASTA SAYISI ARTIYOR
Twitter üzerinden paylaşım yapan Koca, ”Bugün tespit edilen 2.017 yeni hasta var. Ağır hasta sayımız ve aktif hasta sayımız artmaya devam ediyor. Bu gidişatı değiştirmek bizim elimizde. Mücadeleyi bize kazandıracak olan birbirimizin hakkına saygı duymak ve tedbirlere birlikte uymaktır” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin 25 Ekim 2020 güncel koronavirüs tablosu şöyle:
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın sekiz aya ilişkin ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlükleri ihlal raporu açıklandı. Rapora göre En az 637 barışçıl toplantı ve gösteriye kolluk güçlerinin müdahalesi sonucunda 1346 kişi işkence ve diğer kötü muamele niteliğinde uygulamalara maruz kalarak gözaltına alındı.
TİHV Dokümantasyon Merkezi tarafından hazırlanan, 1 Ocak -31 Ağustos 2020 Tarihleri Arasında İfade, Toplanma ve Örgütlenme Özgürlükleri İhlal Raporu yayımlandı.
“Türkiye’nin mevcut koşullarında giderek ağırlaşan insan hakları sorunumuzun aynı zamanda bir demokrasi sorunu olduğunu gösteriyor” denilen raporda 2020 yılının ilk sekiz ayındaki ihlal tespitleri şöyle:
17 GAZETECİ TUTUKLANDI – 38 gazeteci ve 1 yazar gözaltına alındı. 17 gazeteci tutuklanırken 9 gazeteci adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
– 53 habere, 75 internet sitesine, 2 internet sayfasına ve 5 sosyal medya hesabına, 59 internet içeriğine ve 143 internet adresine erişim mahkeme kararlarıyla engellendi. Ayrıca henüz basılmamış olan bir kitap ile bir gazete sayısı da mahkeme kararıyla yasaklandı.
– “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla en az 24 kişi gözaltına alındı, 3 kişi tutuklandı, 1 kişi hakkında soruşturma başlatıldı. 1 kişi ise hakkında bu gerekçeyle açılan davada Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu düzenleyen 299. madde uyarınca değil, hakaret suçunu düzenleyen 125. madde uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.
– 18 sanatçı hakkında “örgüt propagandasını yapmak”, “Cumhurbaşkanına hakaret” vb. gerekçeler ile açılmış olan davaların görülmesine devam edildi, 2 sanatçı hakkında hazırlanan iddianame mahkeme tarafından kabul edildi.
– En az 637 barışçıl toplantı ve gösteriye kolluk güçlerinin müdahalesi sonucunda 1346 kişi işkence ve diğer kötü muamele niteliğinde uygulamalara maruz kalarak gözaltına alındı, 54 kişi yaralandı ve 1’i çocuk olmak üzere 9 kişi de tutuklandı.
YEREL YÖNETİMLERE SEÇİLMİŞ 16 KİŞİ TUTUKLANDI
– Valilikler tarafından 33 ilde en kısası 2, en uzunu 30 gün olmak üzere 89 kez tüm eylem ve etkinlikler yasaklandı. Valilik ve kaymakamlıklar tarafından en az 24 etkinlik yasaklandı.
– Belediye eş başkanı, belediye meclisi üyesi ve muhtarlardan oluşan yerel yönetimlere seçilmiş 79 kişi gözaltına alındı. Yerel yönetimlere seçilmiş 16 kişi tutuklandı.
73 PARTİ ÜYESİ TUTUKLANDI
– 284’ü HDP, 7’si DBP, 2’si EMEP, 10’u ESP, 5’i Gelecek Partisi, 1’i CHP, 4’ü EHP, 1’i SYKP üye ve yöneticisi olan en az 314 kişi gözaltına alındı. 69’u HDP’nin, 2’si DBP’nin, 1’i CHP’nin, 1’i SYKP’nin üye ve yöneticisi olan en az 73 kişi tutuklandı.
– Dernek, vakıf, sendika ve meslek örgütlerinin üye ve yöneticisi olan en az 160 kişi gözaltına alındı, 70 kişi tutuklandı, 73 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
– “Örgüte yardım ve yataklık etmek”, “örgüt propagandası yapmak” ve “örgüt üyesi olmak” gibi gerekçeler ile en az 675 kişi gözaltına alındı, 72 kişi tutuklandı, 117 kişi adli kontrol şartıyla, 19 kişi ise ev hapsi şartıyla serbest bırakıldı.
– 2’si il, 11’i ilçe ve 2’si belde olmak üzere toplam 14 belediyenin başkanı İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyım atandı. 1 il belediye başkanı İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldı, 1 ilçe belediye başkanın da mazbatası Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından, hakkında kesinleşmiş hapis cezası hükmü olduğu gerekçesiyle iptal edildi.
PİRHA – Damla HES ve Regratörü projesine, yörede yaşayan Artvin Yusufeli’ne bağlı Demirdöven, Yaylalar ve Altıparmak köyleri yıllardır karşı çıkıyor.
Artvin Yusufeli’nde Demirdöven, Yaylalar ve Altıparmak köylüleri, 6 yıl önce kovdukları Erarı HES firması 3. kez bölgede çalışma yapmak için gelince iş makinelerinin önün yatarak çalışmalarını engelleyip yeniden kovdu.
Yurttaşlar kendilerine hakaret ettikleri gerekçesiyle HES firması yetkililerinden de şikâyetçi oldu.
Artvin Yusufeli’nde Erarı Elektromekanik Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, köylülerin tepkisi nedeniyle 6 yıldır yapamadığı HES inşaatı için koronavirus salgınını fırsat bilerek yeniden harekete geçince köylülerin direnişiyle karşılaşmıştı.
17 Ağustos Pazartesi günü sabah saatlerinde, Artvin Yusufeli Demirdöven Köyü’nde Erarı Elektromekanik Enerji Şirketi ve Taşeronu Nuryol İnşaat şirketi ÇED olumlu raporlarının iptal edilmesine aldırmadan 2. kez HES için çalışma yapmak isteyince köylü yurttaşlar tepki göstermişti.
HES FİRMASINI 3. KEZ KOVDULAR
Demirdöven, Yaylalar ve Altıparmak köylüleri, önceki gün yol betonlama ve demir direk dikeceklerini söyleyerek 3. kez yeniden gelen Erarı HES firması yetkilileriyle tartıştı.
Evrensel’den Gençağa Karafazlı’nın haberine göre Yurttaşlar, firmanın çalışma yapmasına müsaade etmeyerek çalışma alanından uzaklaştırdı.
Beton mikserlerinin demir direkler dikerek hazır beton dökmeye başlaması üzerine bölgede toplanan yurttaşlar, çalışmanın yasal olmadığını belirterek tepki gösterdi.
Yurttaşlar yol kapatarak mikserlerin beton dökmesine engel oldu.
“ŞİRKETİN GÖSTERDİĞİ İZİN BELGESİ BAŞKA FIRMAYA AİT”
HES şirketine engel olan yurttaşlardan Saim Aydın, Nedim Köse, Bekir Varlık, Cevdet Şamlı, Muhlis Ekinci, Derya Maraba ve İbrahim Uzun, yaşananları aktardı.
Yurttaşlar çalışma yapan firma yetkililerine, yapılan çalışmanın yasalara aykırı olduğunu söyleyip izin belgelerini istediklerinde firma yetkililerinin başka bir firmaya ait izin belgesini gösterdiğini belirtti: İzin belgesi başka firmanın ancak çalışma yapan firmanın Erarı olduğunu görünce ‘Siz kimi kandırıyorsunuz’ diyerek çalışma yapılan alanda oturduk, firmanın çalışmasını engelledik.
“BİZİ DİRİ DİRİ Mİ GÖMECEKSİNİZ!”
Firma yetkililerinin kendi kararlı tutumlarını görünce üzerlerine beton mikserlerden hazır beton dökmeye başladığını söyleyen köylüler, bazı arkadaşlarının üzerine beton döküldüğünü ve “Ne oluyor bizi diri diri mi gömeceksiniz” diye tepki gösterdiklerini belirtti.
Yurttaşlar, firma yetkilileri ile yaşanan tartışma büyüyünce firmanın jandarmayı çağırdığını ve firma çalışmalarının köylülerin tepkisi üzerine alandan ayrıldığını söyledi. Köylüler, tartışma esnasında kendilerine hakaret eden firma yetkilileri hakkında şikayette bulunduklarını da belirtti.
“YASA TANIMIYOR HER TÜRLÜ OYUNA BAŞVURUYORLAR”
Erarı Elektromanyetik HES firmasının gün geçtikçe haddini aştığını ifade eden yurttaşlar şunları aktardı: Şirket yasa tanımaz, hukuk tanımaz, her türlü oyuna başvuruyor. HES projesi Danıştay tarafından iptal oldu ancak yeni oyunlarla projeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar. Şimdi de demir direkleri dikerek ileride hayata geçirecekleri HES projesinin alt yapısını hazırlamaya çalışıyor ve bizleri de böylece yıldıracaklarını düşünüyorlar. Yalan, talan hızla devam ediyor. Biz köylüler doğamızın yok edilmesine, yaşam alanlarımızın, derelerimizin, doğup büyüdüğümüz bu toprakların üç beş kuruş uğruna yok olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bizlere ‘provokatör’ diyorlar. Aslında provokatör kendileri. Para hırsı, kâr hırsı gözlerini döndürmüş. Arkalarına aldıkları bazı güçlerle birlikte doğayı, yaşamı kısacası insanlığı acımasızca yok ediyorlar. Yurdumuzu savunmaya kararlıyız, asla mücadeleden vaz geçmeyeceğiz.
“MUHTAR, BAKAN’A ‘HES İSTEMİYORUZ’ DEMİŞTİ”
İki hafta önce Artvin’in Yusufeli ilçesinde incelemede bulunmak üzere Yusufeli ilçesine gelen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, aracından iner inmez yanına gelen Demirdöven Köyü Muhtarı Hafız Aslan Peker’in HES tepkisiyle karşılaşmıştı.
Peker, Bakan Adil Karaismailoğlu’nun yanına giderek “Sayın bakanım, Demirdöven Köyü ve Yaylalar Köyü sınırları içerisindeki Yamaç Tipi HES projesini köylülerimiz istemiyor. Şu an bölgeye konuşlandırılan şirketin şantiyesi yaşam alanlarını tahrip etti. Erarı firmasının hiçbir izni olmamasına rağmen bu alanda nasıl durabiliyor? Bu mera alanı bahse konu şirkete yani HES firmasına usulsüz tahsis edilmiştir. Yaşananlardan il başkanımız ve milletvekilimizin de haberi var. Biz köylüler olarak burada HES istemiyoruz. Bu projenin iptal edilmesini talep ediyoruz. Yaşananlardan il başkanımız ve milletvekilimizin de haberi var” demişti.
KÖYLÜLER 2015 YILINDA HES’E ENGEL OLMUŞTU
Artvin ili Yusufeli ilçesi Demirdöven Köyü sınırları içerisinde yapımı planlanan Damla HES ve Regratörü projesine, yörede yaşayan Demirdöven, Yaylalar ve Altıparmak köyleri yıllardır karşı çıkıyor.
2014 yılında bölgeye gelen ve 2015 yılı Ocak ayında HES için şantiye kurma çalışmalarına başlayan Erarı Elektromekanik Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin çalışmaları köylülerin direnişi ile karşılaşmıştı. Şantiye alanında toplanan yaklaşık 500 köylü işletme binalarının yapımına engel olmuştu. Şirketin pasa sahası ile ilgili meraların kiralanmasına karşı köy muhtarlıkları tarafından davalar açılırken, pasaların dökümüne Yaylalar köylüleri kamyonları taşlayarak engel olmuşlardı.
Köylülerin kararlı direnişi sonrası şirket yaz aylarında araç gereçlerini alarak bölgeyi terk etmişti. Yaylalar köyünün HES’e karşı açtığı dava, yerel mahkemece reddedilmesine karşı Danıştay’a taşındı ve halen sürüyor.
İstanbul’da geciktiği gerekçesiyle darp edilen kargo çalışanı Mehmet Ali İbin, hayatını kaybetti. İbin’in ölümüne neden olan Tayfun Ş. isimli saldırgan tutuklandı.
İstanbul’da MNG Kargo çalışanı Mehmet Ali İbin, 19 Ekim’de adresi eksik yazılan gönderisini ulaştırmaya çalıştığı kargo sahibi Tayfun Ş. tarafından, “kargo gecikti” gerekçesiyle sokak ortasında darp edildi. İbin, aldığı darbeler sonucu beyin kanaması geçirdi. Sancaktepe İlhan Varank Hastanesi’ne kaldırılan İbin, yoğun bakımda tedavi altına alındı. Dersim Pülümür doğumlu İbin, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.
SALDIRGAN TUTUKLANDI
İbin’in ölümü sonrası gözaltına alınan saldırgan Tayfun Ş., emniyet işlemlerinin ardından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildi. Savcılık sorgusunun ardından, “Kasten öldürme” suçundan Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Tayfun Ş. tutuklanarak cezaevine gönderildi.
PİRHA – Irak eski Başbakanı Haydar Ebadi, Bağdat ve Hewler arasında imzalanan Şengal Anlaşması’na karşı çıkarak, anlaşmanın bölgedeki sorunlara çözüm olmayacağını söyledi.
Irak merkezi hükümeti ile Federe Kürdistan Bölgesi arasında imzalanan Şengal Anlaşması’na bir tepki de Irak eski Başbakanı Haydar Ebadi’den geldi. Ebadi, Nesir Antlaşması’nın tarafı ve yürütücüsü olarak Irak Hükümeti’nin, Federe Kürdistan Bölgesi’nde yürüttüğü siyasetin tarafı olmadıklarını söyledi. Ebadi, Şengal üzerinde yapılan anlaşma ile bölgedeki sorunların çözülemeyeceğinin de altını çizdi.
Ebadi, Kürtlere karşı olmadıklarını belirterek, “Barış içinde ortak bir yaşamın inşası için herkesi kapsayan çerçevede çözümler olmalı. Kürtlere karşı değilim. Tam tersi, tarihi ve gerçek Kürt davasının yanındayız” dedi.
Yapılan anlaşma Şengal halkına rağmen yapılan ve Şengal halkının iradesini yok saydığı için Şengal’de yaşayan Ezidi toplumu tarafından reddediliyor. IŞİD’in saldırılarından sonra büyük yıkım yaşayan Ezidi toplumu kendi öz iradesiyle oluşturduğu yönetiminin ve özerk yapısının tanınmasını talep ediyor.
Şengal Anlaşması neleri kapsıyor:
Kürdistan Bölgesi Hükümeti ile merkezi Irak hükümeti arasında imzalanan anlaşmaya göre, Şengal’de idari ve güvenlik alanlarında yeniden yapılandırmaya gidilecek.
Yeni bir kaymamakın seçileceği Şengal’de diğer idari birimlerde yeni atamalar gerçekleştirilecek.
Güvenliğin sağlanması ise Şengal polis güçleri, Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı ve Ulusal İstihbarat Servisi tarafından Kürdistan Bölgesi güçleriyle koordinasyon şeklinde yürütülecek.
Yasal olmayan tüm silahlı yapıların Şengal dışına çıkarılmasını da öngören anlaşma kapsamında, Kürdistan Bölgesi ve Irak işbirliğiyle kapsamında 2 bin 500 güvenlik gücü ataması yapılacak.
Anlaşma kapsamında ayrıca, Şengal’in güvenlik ve idari yönetiminin gözden geçirilmesi ve yeniden imarı için Erbil ile arasında ortak komite kurulması kararlaştırıldı.
PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP’nin 8. kuruluş yıldönümü kutlamalarına gönderdiği mesajda, “Adalete olan özlemimizin giderek arttığı bu günlerde, ülkemiz demokrasisine katkı sunacağınız çalışmalarda başarılar diliyor, kuruluş yıldönümünüzü kutluyorum” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 8. kuruluş yıldönümü dolayısıyla partinin Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’a mesaj gönderdi.
Kılıçdaroğlu’nun mesajı şöyle: “Partinizin 8. yıldönümü kutlaması davetinize çok teşekkür ederim. Adalete olan özlemimizin giderek arttığı bu günlerde, ülkemiz demokrasisine katkı sunacağınız çalışmalarda başarılar diliyor, kuruluş yıldönümünüzü kutluyorum. Sizin nezdinizde tüm parti yöneticilerinize, üyelerinize ve katılan tüm konuklara selam ve saygılarımı sunuyorum.”
BİR MESAJ DA İMAMOĞLU’NDAN
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’da gönderdiği bir mesaj ile HDP’nin 8. kuruluş yıldönümünü kutladı.
İmamoğlu’nun mesajında şu ifadeler yer aldı.
“Halkların Demokratik Partisi’nin 8. kuruluş yıl dönümü sebebiyle hem sizleri hem de HDP’ye gönül vermiş tüm partililerinizi yürekten kutluyorum.
Daha adil ve eşit bir İstanbul için çıktığımız yolculukta adaletsizliğe ve haksızlığa karşı demokrasiden yana iradesini ortaya koyan tüm partililerinize bir kez daha teşekkürlerimi sunarım.
Bu vesileyle barışı ve kardeşliği büyütmekten asla vazgeçmeyeceğimizin bir kez daha altını çiziyor, tüm katılımcılara en içten selam ve sevgilerimi gönderiyorum.”
PİRHA-Dilek Doğan’ın İstanbul Küçükarmutlu’da ailesiyle birlikte yaşadığı evde bir polis tarafından ailesinin gözleri önünde öldürülmesinin üzerinden 5 yıl geçti.
Dilek Doğan 18 Ekim 2015’te, İstanbul Küçükarmutlu’daki evinde arama yapan Özel Harekât polislerinden Yüksel Moğultay tarafından öldürüldü.
ABD Başkonsolosluğu’na yapılan silahlı saldırıya karıştığı ileri sürülen bir zanlının yakalanması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerinden 13 polis, biri zırhlı, dört sivil araçla Doğan Ailesi’nin evine gitti.
POLİS GÖĞSÜNDEN VURMUŞTU
Dilek Doğan, polislere ayakkabılarıyla eve girdikleri için tepki göstererek, galoş giymelerini söyledi. Bunun üzerine çıkan tartışmada, Dilek Doğan polis tarafından göğsünden vuruldu.
45 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Doğan, yoğun bakımda tedavi altına alındı ancak bir hafta sonra, 25 Ekim 2015’te, hayatını kaybetti. Cenazesi, polis ablukası altında hastaneden alınarak Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Dilek Doğan’ın cenazesi, Maraş’ın Afşin ilçesinde Türkçayırı Mahallesi’ndeki cemevinde düzenlenen törenin ardından toprağa verildi.
DAVA SÜRECİ
Dilek Doğan’ı vuran polisin ekibin amiri Yüksel Moğultay olduğu belirlendi. Polis Yüksel Moğultay hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 83. Maddesi’ne dayanılarak “ihmal suretiyle kasten öldürme” suçundan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı ve iddianame kabul edildi.
Dilek Doğan öldürüldüğü sırada başka bir odada kayıt yapan polis kamerasından alınan seslerin dökümüne de iddianamede yer verildi. Yapılan ilk duruşmada sanık, tetiğe basmadığını, aileyi salona ittirdiği sırada silahının patladığını savundu ve patlamaya Dilek Doğan’ın ağabeyi Mehmet Doğan’ın neden olduğunu iddia etti.
Davanın ilerleyen aşamalarında, Doğan’ın vurulmasından hemen sonra kayda alınan, özel harekat polislerinin kendi aralarında Moğultay’ın Dilek Doğan’ı vurduğuna yönelik konuşmalarının, ailenin tepkisinin ve başka silah seslerinin de duyulduğu görüntülere ulaşıldı.
Savcı mütalaasında, “neticesi öngörülemeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanan taksir” tanımını yaparak sanığın 3 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Dilek Doğan’ın ailesinin avukatı, dosyadaki delillerin yok sayıldığını ve gerçekle ilgisi olmayan, sanıkları koruyan bir mütalaa verildiğini kaydetti.
Dava sonucunda sanık Yüksel Moğultay’ın taksirle öldürme eylemine uyan TCK’nın 85/1 maddesi uyarınca suç konusunun önem ve değeri, olayın meydana geliş şekli, kusurunun yoğunluğu, sonucun ağırlığı dikkate alınarak 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi.
Moğultay, olay günü OHAL bölgesinden geldiğini, çok yorgun olduğunu, bir an önce aramayı bitirip dinlenmek istediğini anlattı. Dosyayı karara bağlayan heyet Moğultay’ı bilinçli taksir suçundan önce 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etti. Ardından da iyi hal indirimi yaparak cezayı 6 yıl 3 aya indirdi.
Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan, “Karardan sonra paramparça oldum. Dilek’in yarası buramda duruyor. O yaram tekrar kanıyor şimdi. Her şeyimize zehir kattılar adeta. Bize dünyayı dar ettiler” diyerek karara tepki göstermişti.
Anne Doğan, “Maraş’tan ölümden kaçtık, burada dizimizin dibinde öldürdüler” ifadelerini kullanmıştı.
PİRHA – Hakkari’de tutuklanan 76 yaşındaki İsmail Önal’ın birçok hastalığının bulunduğu öğrenilirken, karar sonrası baygınlık geçiren 55 yaşındaki Fatma Sevmiş’in halen hastanede tutulduğu aktarıldı.
Hakkari Merkez ve Çukurca ilçesine bağlı Cevizli (Gûzereş) köyünde 14 Ekim’de yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 18 kişiden 16’sı dün çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı. 76 yaşındaki İsmail Önal ve 55 yaşındaki Fatma Sevmiş ise “örgüte yardım etmek” iddiasıyla tutuklandı. Kararın ardından baygınlık geçiren Sevmiş’in halen İl Devlet Hastanesi’nde tutulduğu, Önal’ın ise Van’a sevk edildiği öğrenildi.
BİRÇOK HASTALIĞI VAR
Tutuklanan Önal’ın oğlu Şahin Önal, babasının tansiyon ve şeker hastası olduğunu, 2018 yılında fıtık ameliyatı geçirdiği ve nefes darlığının olduğunu aktardı. Önal, babasının gizli tanık ifadeleri doğrultusunda “hukuksuz” bir şekilde tutuklandığını dile getirdi. Önal, babasının cezaevi koşullarına uyum sağlayamayacağını kaydederek, olası olumsuz bir durumda devletin bu sorumlu olacağını söyledi.
Halen hastanede tutulan Sevmiş’in bir akrabası ise, “Yalan ve iftiralar sonucu tutuklandı” dedi.
PİRHA – Çorlu’dan İstanbul’a tedavi amaçlı gelen Alevi yurttaş İbrahim Kartal’a nefret söyleminde bulunan Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel, bugün hakim karşısına çıktı. İnancına dönük nefret söylemine maruz kaldığını söyleyen Kartal “Yasal hakkımı kullanarak dava ettim” dedi. Demirel ise savunmasında “Ben Kartal’a söylemedim. Başka bir hastaya söyledim” diye beyanda bulunarak dolaylı itiraf etmiş oldu.
Haberin videosu;
8 Temmuz 2015 tarihinde yaşadığı yer olan Çorlu’dan İstanbul’a tedavi olmaya gelen şeker hastası İbrahim Kartal, Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’e muayene olmuş ve doktor tarafından nefret söylemine maruz kalmıştı.
İbrahim Kartal adlı yurttaş yaşadığı olay sonrasında savcılığa suç duyurusunda bulunup, Başhekimliğe de şikâyet dilekçesi vermişti. Bugün İstanbul Çağlayan 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde davanın üçüncü duruşması görüldü.
“TANIK HAKARETİ TEYYİT ETTİ”
Dava sürecine dair ajansımıza konuşan Avukat Efkan Bolaç, davaya ilişkin şunları belirti:
“İlk duruşma 3 Martta yapıldı. Sonra 9 Haziranda bir duruşma verildi ancak salgın sebebiyle 9 Hazirandaki duruşma yapılamamıştı. Daha önceki duruşmada kendisi bir anlamda söylediklerini inkâr etti ama “Ben İbrahim Kartal’a söylemedim. Bir başka hasta vardı, onunla tartışmama İbrahim Kartal girdi” diyerek beyanda bulunmuştu. Bugünkü duruşmada 3 tanık dinlendi. İkisi sanığın kendi tanığıydı. Sanığın kendi tanıkları olaya birebir şahit değiller. Olaya şahit olanlardan Nazlı hanım vardı. Nazlı hanım, gördüklerini, bildiklerini ve içeride olan tartışmaları anlattı. İçeride sanığın “cemevi cümbüş evidir. Gezide 7 tanesi geberdi gitti” gibi sözleri söylediğini tekrar tanık olarak teyit etti. Mahkeme bir sonraki celseye kaldı. 9 Şubatta savcı mütalaasını açıklayacak ve bu konuyla ilgili değerlendirilmesi gereken başka konu varsa gerekeni yapacağız.”
“DAVANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
İnanç kimliğinden ötürü hakarete maruz kalan ve konuyu yargıya taşıyan İbrahim Kartal da, davanın takipçisi olacağını belirterek şunları söyledi:
“Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel, Alevi olduğumdan mezhebim üzerinden bana hakaret etti. “Aleviler cem evinde dansöz oynatıyorlar, içki içiyorlar” tarzında sözler söyledi. Ben de yasal hakkımı kullanarak dava açtım. Tartışmada konu gezi davasına Berkin Elvan’ın katil olduğunu, terörist olduğunu söyledi ve söylemleriyle beni tahrik etmeye başladı. Şubatın 9’una kadar bekleyeceğiz ve davanın takipçisi olacağız.”
“DUYARSIZ KALMADIĞIM İÇİN SÜRGÜN EDİLDİM”
Mağdur İbrahim Kartal’ı muayeneye götürdüğü için işten atılan olayın tanığı Nazlı Aktaş ise, “Yıllardır emek verdiğim kurumda bir hastayı muayeneye götürdüğümden dolayı bir hocanın 21. yüzyılda bir insana mezhebinden dolayı bu kadar ağır hakaretler etmesine duyarsız kalamazdım. Kalmadığım için de 1 yıl boyunca sürgün yedim ve emekli olmak zorunda kaldım. İnsanları ayrıştıran böyle zihniyetlerin ceza almasını istiyorum” dedi.
“HAKARET VE NEFRET SUÇLARINININ ÜSTÜ KAPATILMAK İSTENİYOR”
Duruşmaya katılan HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm de, duruşma sonrası yaptığı açıklamada “Bugünkü duruşma çok nadir rastladığımız davalardan birisi. Çünkü genelde Alevilere yönelik veya farklı din ve mezheplere yönelik kin ve düşmanlığa yönelik hakaret ve nefret suçlarında çok dava açıldığını gözlemleyemiyoruz. Çünkü olayların üstü kapatılmak, örtülmek isteniyor. Bu anlamıyla önemli bir dava” ifadelerine yer verdi.
Gülüm, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu mesele kişisel bir mesele değil. Sadece burada yargılanan kişinin meselesi de değil. İktidarın yürüttüğü politikaların sonucu gerçekleşen bir durum. Çünkü iktidar sürekli belli kesimleri düşman ilan eden, onlara yönelik nefret söylemini körükleyen bir yerden siyaset üretiyor. Kürtler başta olmak üzere Aleviler, Ermeniler, Romanlar ve farklı kesimlere karşı düşman ve nefret dili kullanılıyor. Bunlar için gerçek anlamda soruşturma ve yaptırım yapılsa bu olayların önüne geçilebilir. İktidarın bu düşmanlaştıran söylemlerden vazgeçmesi gerekiyor ve Alevilerin taleplerini kabul eden, anlayan bir siyasetin üretilmelidir. Günümüzde maalesef böyle bir iktidar göremiyoruz. Alevilere yönelik yapılan bu tür ırkçı, aşağılayıcı, nefret dolu söylemler kabul edilemez. Umarım yargı kararıyla bunun önüne geçilir. İktidarın bu tarz söylemlerden vazgeçmesi, halkların, inançların birlikte barış, içinde, eşit olduğu toplumsal düzenin sağlandığı bir karar alınması gerekiyor.”
“ALEVİ KURUMLARI OLARAK İBRAHİM KARTAL’IN YANINDAYIZ”
Duruşmayı takip eden Esenler Anadolu Canlar Cemevi Başkanı Cemal Özdemir ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“Biz Alevi kurumları olarak bu davanın 5 yıldır takipçisiyiz. Sanık profesör doktor, bugün yalancı şahitleri getirdi. Covid-19 nedeniyle içeri alınmadığımız için izlediğimiz kadarıyla, yalancı şahitlerin yaptığı beyanatı mahkeme heyeti de olumlu karşılamadı. Savcının itirazıyla yine karar çıkmadı. Biz Aleviler olarak bu sürecin takipçisiyiz. Umarım daha önceden mahkemeye yansımayan Alevilerle ilgili hakaretler, söylemler 9 Şubat’ta çıkacak olumlu kararla, son bulacaktır. Kendisine yapılan hakaret için dava açan İbrahim Kartal’ı Alevi kurumları olarak destekliyoruz. Davanın takipçisi olacağız.”
Sanık Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’in “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçuyla yargılandığı dava 9 Şubat 2021 tarihine ertelendi.
PİRHA – Dersim’in en önemli şair ve ozanlarından olan Sılo Qız’ın (Süleyman Doğan) evinin Elazığ depreminin ardından ağır hasarlı gösterilmesi nedeniyle yıkılacağı belirtildi.
14 Aralık tarihinde hakka yürüyen Sılo Qız’ın uzun yıllar yaşadığı Milli köyündeki evinin Elazığ depreminin ardından ağır hasarlı gösterildiği ve bu nedenle de yıkılacağı belirtildi. Koruma altına alınması ve yıkılmaması gerektiğine inanan Dersimliler yıkımın doğru olmayacağı yönünde tepki gösteriyorlar.
Dersim’in Milli Köyü’nde tek başına yaşayan Sılo Qız, Dersim’deki Alevi inancının ritüelleri ve 1938’de Dersim katliamında yaşanan acıları besteleyerek, ağıtlarını tüm bölgeye taşıyan kişi olarak biliniyordu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – PSAKD 7. ve 8. Dönem Genel Sekreteri İbrahim Karakaya “Düzgün Baba ve inanç mekanlarımız” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Karakaya, Düzgün Baba merkezli yaşanan heykel tartışmasına ilişkin “Birlikte mücadele etmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde kurumlarımız bir kavganın içine girdiler” ifadelerini kullandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin 7. ve 8. Dönem Genel Sekreterliğini de yapan İbrahim Karakaya “Düzgün Baba ve inanç mekanlarımız” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Karakaya, Düzgün Baba merkezli yaşanan heykel tartışmasına ilişkin “Birlikte mücadele etmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde kurumlarımız bir kavganın içine girdiler. Hiç hakları yokken Düzgün Baba’nın mekanı üzerinden tasarrufta bulundular, sözler söylediler.” ifadelerini kullandı.
Dersim Katliamında yaşanan acıları anlatan Düzgün Baba ağıdından bir dörtlükle başlayan “Düzgün Baba ve inanç mekanlarımız” başlıklı yazıyı olduğu gibi veriyoruz.
“Werva Qısleyde mekan gureto,
Name Duzgıno, Duzgın Bawao,
Henike efkâr keno cıra vınetto,
Name Duzgıno, Duzgın Bawao,”
Kerametinin ve sırrının açığa çıkması ile Hak ile Hak olan Düzgün Baba mekânı üzerinden yaşanan tartışmalar itikat sahibi herkesi derinden üzmektedir. Düzgün Baba mekânı denilince sadece zirvedeki mekanı akla gelmemelidir. O, Onun kerametine ve sırrına inanların (“Waiyire Hometa xuyo”), dağın, taşın, ağacın, hayvanın ve tüm börtü böceğinde koruyucusudur. Düzgün Baba’ya niyaz edip gitmek isteyenler aylar öncesinden hazırlığını yapar, adak olarak en güzel hayvan seçilir ve kurban edilinceye kadar sevgiyle bakılır. Ziyarete gidenler dağın eteklerine vardıklarında, atlılar atından iner, kimileri çoraplarını da çıkararak yalın ayak dualarla, dileklerle zirveye kadar çıkarlar. Gidenler, Düzgün Baba’ya sırlarını, dileklerini ve isteklerini en içten duygularla açıklar ve hemhal olurlar. Kurban kesilmeden öncede kurban sahipleri kurbanı öper ve helallik isterler. Kurbanlar ve niyazlar pay edilir, rüyalar görülür ve bir arınmışlık içerisinde huzurla evlere geri dönülürdü. Gidenler inançlıydı, Düzgün Baba’da kerametini esirgemiyordu.
“CEMEVİ OLARAK YAPILAN MEKANLAR GEREKLİ MİYDİ?”
Peki!.. Şimdi böyle miyiz? İnançla ve itikatla mı ziyaret ediyoruz? Selfiler, videolar, kurbanlıklarla verilen pozlar ve her şeyin seyirlik haline getirildiği ziyaretler inançla ne kadar bağdaşmaktadır? Kendine mekan olarak bir dağın saçağını seçen Düzgün Baba veya bin yıllardır O’na itikatle bağlı olan talipleri O’na farklı bir mekan yapamazlar mıydı? Her iki yönden de gelen ziyaretçileri Düzgün Baba’dan önce karşılayan, CEMEVİ olarak yapılan mekanlar gerekli miydi? Düzgün Baba rüyalarına girip böyle bir talepte mi bulundu? Bütün ziyaret mekanlarında yüzyıllardır hizmet yapan aileler vardır. Bu hizmeti Hak için yaparlar. O mekandaki kurumuş odunu bile yakmak için almazlar.
“İNANÇ MEKANLARIMIZ SADECE BİNALAR DEĞİLDİR”
Anadolu’nun bir çok yerinde inanç merkezlerimiz veya mekanlarımız tahrip edilmektedir. İnanç Mekanlarımız sadece binalar değildir. Dağlar, gözeler, göller, ağaçlar da inanç mekanlarımızdır. Bunlara karşı kurumlarımız ve yöre halkımız gerekli mücadeleleri yürütmeye çalışmaktadırlar. Dersimde de bir çok mekanımız bu tehlikelerle karşı karşıyadır. Munzur Baba bunun en açık örneğidir. Biz bu mekanlara yeteri kadar inançsal değeri vermiyoruz, koruyamıyoruz. İnanç yerlerimizin korunmasına yönelik bir projemiz ne yazık ki yoktur. Festivallerde gidip mangal yaktık, içki içtik, sergilerle panayıra çevirdik, kirlettik. Devlette kötü gidişatı düzeltmek adına, inanç mekanlarımızı işgal etmekte, ranta ve turizme kaynak olarak görmektedir.
“KURUMLARIMIZ BİR KAVGANIN İÇİNE GİRDİLER”
Bütün bu sorunlar içerisinde birlik olmaya ve birlikte mücadele etmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde kurumlarımız bir kavganın içine girdiler. Hiç hakları yokken Düzgün Baba’nın mekanı üzerinden tasarrufta bulundular, sözler söylediler. Keramet ve sırrın sahibi Düzgün Baba ile Pir Sultan Abdal aşkına ateşte semaha duran Pir Sultan Yoldaşlarını kurumları için araçsallaştırdılar ve karşı karşıya getirdiler. Ne yazık ki herkes söylediği sözün esiri durumuna düştü, çözümsüzlükte direndi.
“DÜZGÜN BABA MEKANINA HEYKEL YAPILMASI DOĞRU DEĞİLDİR”
Konuyu birkaç açıdan ele almalıyız:
Birincisi; inanç mekanlarımıza hiçbir kurum, kişi ve güç tarafından müdahale edilmesine, coğrafyasının bozulmasına asla izin verilemez. Binaların yapılması da dahildir. Her inanç mekanının duygusu, mistik özellikleri kendisine özgüdür, bir başka ekleme o duyguyu bozar. Dolayısıyla; Düzgün Baba mekanına hangi duygu ile yapılırsa yapılsın heykel yapılması doğru değildir. Bu heykelin Sivas Şehitlerimizden Hasret Gültekin’e ait olması, Sivas Şehitlerimizi anımsatması yapılanı doğru kılmaz.
“İNANCIMIZDA ŞEKİLCİLİĞİN YERİ YOKTUR”
Heykelin yapılmasını sağlayan Canımız Sinan SAMAT’ın bu konulardaki duyarlılığını bilen biri olarak niyetinin asla ve asla olumsuz olmadığını biliyorum. Aslında burada bu iyi niyetle yapılmak istenen davranış, Düzgün Baba’ya zarar vermiştir. Çünkü, inancımızda şekilciliğin yeri yoktur. Düzgün Baba ve diğer inanç mekanlarımızdaki eklenti yapıları kaldırmalıyız. Bu mekanlar, fidan dikilecek, anıt veya heykel dikilecek, bireylerin vicdanlarını rahatlatacakları veya gösteri yapacakları alanlar değildir. O günkü koşullarda bu heykelin yapılmasını isteyen, onay ve rızalık verenler yeteri kadar inançsal yönüyle konuyu algılamadıklarına inanmak istiyorum.
“HEYKELİN KALDIRILMA YÖNTEMİ DOĞRU OLMAMIŞTIR”
İkincisi;toplumumuzda herkes açısından önemli bir değeri olan Sivas Şehitlerimize ait olan bu anıt ve heykelin yerinden kaldırılmasının yöntem ve şeklide doğru olmamıştır. Bu çok hassas olan bir konu, kaldırılması da bu hassasiyet içerisinde, inanç önderlerimizin, Alevi Kurumlarımızın ve Sivas Şehit Ailelerinin davet edildiği bir toplantıda rızalıklar alınarak yola uygun olarak yapılmalıydı. Yönetim Kurulunun, bir önceki yönetim kurulunun yaptığı bu yanlışı düzeltme şekli özensiz ve de saygısızca olmuştur.
“YETER GÜLTEKİN ÜZERİNDEN TAVIR BELİRLENMESİ DOĞRU OLMAMIŞTIR”
Sivas Şehit Ailelerini yakından tanıyan biri olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Onlar yitirdiği Canlarını anarken, mücadeleye ve kurumsal örgütlenmeye son derece önem verdiler. Kendisi de yangından kurtulan ve kardeşi Murat GÜNDÜZ’ü Pir Sultan’a yoldaş eyleyen Birsen GÜNDÜZ Canımız “Onlarla bizim sadece kan bağımız var, Onlar artık bizden daha çok sizin de kardeşleriniz” demişti. Sivas Davası bugün toplumsal bir dava haline gelmiş ise Ailelerimizin bu konudaki kararlılığı ve örgütlerimize olan bağlılığının eseridir. Heykel konusunun sadece Hasret Gültekin ve değerli Canımız Yeter Gültekin üzerinden konuşulması ve tavır belirlenmesi de doğru olmamıştır.
“ÇÖZÜM ÜRETMEK YERİNE KUSURLAR YARIŞTIRILDI”
Üçüncüsü; konunun basına yansıtılma biçimi ve sonrasında yaşanan tartışmalar ve çözümsüzlük tümden yanlış olmuştur. Sivas Şehitlerimiz ve Düzgün Baba kurumlar arasında ve kurum içi sorunlarda araçsallaştırıldı. Kusurlarımızı görmek ve yanlıştan nasıl döneceğimizi, bu iki hassas konuyu toplumumuzda bir kalp kırıklığı bırakmadan nasıl çözüm üretmeliyiz yerine kusurlar birbiriyle yarıştırıldı.
“PSAKD’NİN KULLANDIĞI DİL VE YÖNTEM DOĞRU DEĞİLDİR”
Konunun muhatabı olan kurumlarımızın açıklamaları, örgütsel birlikteliğe, Alevi Diline ve üslubuna uymamaktadır. Pir Sultan Abdal Genel Merkezinin açıklaması doğru olmamıştır. Olayı Madımak Yangınıyla ve yakanlarla eşdeğer görmek, kullanılan dil ve yöntem doğru değildir. Pir Sultan Abdal Örgütlenmesinin adabına ve sorunları çözme anlayışıyla da bağdaşmamaktadır.
“SORUN RIZALIKLA ÇÖZÜLMELİDİR”
Heykel sorununun nasıl çözülmesi gerektiği kararı Düzgün Baba Cemevi’nin, sadece Dersimdeki Ocakların inisiyatifinde olmamalıdır. Heykelin tekrar oraya veya bir başka alana dikilmesi konularındaki karşılıklı zıtlaşma doğru değildir. Hasret GÜLTEKİN ve Sivas Şehitlerimizi heykellerle anmıyoruz. Karar, Alevi Federasyonları, İnanç önderleri, Ocak zadeler ve Sivas Şehit Ailelerinin içinde olduğu bir toplantıda rızalıkla çözülmelidir. Alınacak karar yolumuza, birliğimize ve inancımıza hizmet etmeli, tüm tarafları bağlamalıdır.
“BİRKAÇ YANLIŞ ALGIYI DÜZELTMEYE İHTİYAÇ VAR”
Birkaç yanlış algıyı düzeltmeye de ihtiyaç vardır. Mesut Özcan Canımızın açıklamasında belirttiği Tunceli Cemevi’nin önündeki Pir Sultan Abdal Heykeli Pir Sultan Dernekleri tarafından yapılmamıştır. Heykel Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında kurulan sanat atölyelerinin bir çalışması olarak yapılmıştır. Festival kapsamında bu heykelin yapılması için masraflar Alevi İş insanlarımızdan Haydar Aygören, Sinan Samat ve Yusuf Demir tarafından karşılanmıştır. Açılışı tüm kurumların katılımı ile olmuştur. O dönem Cemevi başkanı Avrupa Alevi Örgütlenmesinden gelen Baba Mansur Ocağından Mahmut DEDE idi. Festival Kapsamında orada da programlar yapılmaktaydı.
Diğer bir konu da, Sivas Katliamı nedeniyle yapılan yardım ve bağışlarla ilgili değerlendirmedir. Yapılan bağışların toplamı 141.593 Alman Markıdır. Bu para Almanya Federasyon başkanı Ali Rıza GÜLÇİÇEK, Sayman Gülizar CENGİZ, Genel Sekreter Turgut ÖKER ve Derviş TUR Dede tarafından makbuz karşılığı teslim edilmiştir. Pir Sultan Abdal Dergilerinde bunlar yayımlandı. Harcama kalemleri tüm kurumların denetimine sunuldu. Aileler Karşıyaka Mezarlığındaki Anıt Mezar, Dava masrafları dışında kalan parayı paylaşmak yerine Pir Sultan Abdal Genel Merkezinin olduğu daireyi satın aldılar, Salon kısmını yitirdiğimiz Canların özel eşyalarının olduğu bir müze haline getirdiler. Böyle bir konunun Düzgün Baba’daki sorunla dile getirilmesi hiç doğru olmamıştır. DÜZGÜN BABA YARDIMCIMIZ OLSUN!
PİRHA – Alevi kurumları, sivil toplum örgütleri, Alevi ocakları ve Dersim halkı Munzur Gözelerinde bir araya gelerek “Kutsalıma dokunma” dedi. Munzur Gözeleri’nde yapılmaya başlanan projeye karşı yapılan cemde ocak temsilcileri konuştu.
Haberin Videosu
Alevilerin kutsal yerlerinden biri olan Dersim’in Ovacık ilçe sınırları içinde bulunan Munzur Gözeleri’nde başlatılan peyzaj projesine yönelik tepkiler devam ediyor.
Bugün Munzur Gözelerinde bir araya gelen çok sayıda kurum temsilcisi, Ocak evlatları ve halktan insanların gerçekleştirdiği cemde peyzaj adı aldında yapılan müdahaleye karşı cem yapıp tepkilerini dile getirdiler.
Dewres Cemal Ocağından Hıdır Rakip, Kureyşan Ocağından Bava Servan Zakir, Kureyşan Ocağından Turabi Genç, Bava Mansur Ocağından Yaşar Toprak, Dewres Cemal ocağından Hayri Şanlı, HDP Dersim Milletvkili Alican Önlü ve Munzur Özgür Aksın Meclisi bileşenleri katıldı.
Söz alan ocak evlatları projeye karşı olduklarını belirterek valinin ben kanaat önderlerinden, ocakzadelerden rızalık almışım mealindeki sözlerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek kendilerinden böyle bir rızalığın alınmadığını ve bu projeye karşı olduklarını belirtiler. Biz bu projeye karşıyız ve razı değiliz. Munzur bizim için kutsal bir mekandır ve dokunulmasını istemiyoruz denildi.
Konuşmaların ardından tutulan cemde semaha duruldu. Dersimli kadınların getirdiği lokmalar pay edildi.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Fırat Kalkınma Ajansı tarafından toplamda 8 milyon TL bütçe ayrılan projenin, Rengi İnşaat San. Tic. Ltd. şirketine usulsüz bir şekilde ihale edilen projeye karşı Dersim halkı ve mücadele yürüten örgütlerinin tepkileri her geçen gün giderek yoğunlaşıyor.
PİRHA- Şişli Belediyesi’nde çalışırken işten atılan ve belediye önünde eylemlerini sürdüren Turan Aktaş, Kakil Yazar, Ramazan Çelik ve Yücel Hanoğlu, PİRHA’ya yaptıkları açıklamada, eve ekmek götüremediklerini ancak onurlu yaşamak için direnmeye devam edeceklerinin altını çizerken, sendikanın da yaşanan duruma karşı sağır sultanı oynadığını ifade ettiler.
Haberin videosu;
Şişli Belediyesi’nde çalışırken işten atılan Turan Aktaş, Kakil Yazar, Ramazan Çelik ve Yücel Hanoğlu 8 aydır Şişli Belediyesi önünde işlerini geri almak için oturma eylemlerini sürdürüyor.
İşçiler, işten atılma ve eylem süreçlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“MUAMMER KESKİN’İN İLK İŞİ BENİ İŞTEN ÇIKARMAK OLDU”
2015 yılında Şişli Belediyesi’nde taşeron olan Atlas özel şirketinde işe başlayan Turan Aktaş, Aralık 2017 yılında çıkan bir kanun hükmünde kararname sonucu Şişli belediyesinin kurduğu Kent yol şirketine Nisan 2018 tarihi itibariyle geçiş yaptı. Eşit ücret talebinin belediye yönetimi tarafından kabul edilmemesinden dolayı direnişe başlayan Aktaş şunları söyledi:
“Biz taşeron yasasıyla geçiş yaptığımızda OHAL vardı. O yüzden bir şey yapamadık. Bizim yanımızda çalışan Kent-Yol’dan arkadaşlarımız vardı. Biz KHK’yle geçtiğimiz için bir eşitsizlik vardı. Eşit ücret alamıyorduk. Bunun için bir dava hazırladık. Davada her hangi bir çıkartma olmamıştı. Muammer Keskin belediye başkanı seçildi. Seçim esnasında bir bildirisi vardı, ‘Ben geldiğim zaman hiçbir işçinin burnu dahi kanamayacak, işinden emeğinden ekmeğinde olmayacak’ diye seçim çalışması yapan kişi gelir gelmez ilk işi beni bu davayı açtığım için işimden etmek oldu. Eylül ayında beni çıkarttılar. Kent-Yol’un başına da Eyüp Bülbül diye birini getirdiler. Gelir gelmez bana saldırdı, bu davayı açtım diye.”
“12 ARALIK 2019’DAN BERİDİR BURADA OTURUYORUZ”
O dönemin sendika şube yöneticisi Zeynel Yiğit’in kendisini ve Eyüp Bülbül’ü bir araya getirdiğini belirten Aktaş, tüm haklarının geri verileceği yönünde söz aldığını ifade etti ve davayı çektiğini söyleyerek ekledi:
“Haklarımızı verecek diye 25 gün bekledim, hiçbir şey yapmadı. Beni o zaman işe aldı. Herhangi bir protokol altına almadığı için ben tekrar davaya devam dedim. Beni 6 Kasım’da bir daha attılar. 12 Aralık 2019’dan beri biz burada oturuyoruz.
“HANİ BABALAR İŞSİZ, ÇOCUKLAR AÇ KALMAYACAKTI?”
Biz burada dururken belediye başkanı sağır sultanı oynuyor. Hak hukuk adalet diyen Kılıçdaroğlu belediye biriminin açılışına geldi. Burada biz 5 kişiydik, önlüklerle duruyorduk. Polisleri de üzerimize saldılar. Babalar işsiz, çocuklar aç kalmasın diye gözümüzün içine bakarak burada yalan söylüyor. Hani babalar işsiz çocuklar aç kalmayacaktı? Biz işçi değil miyiz? Biz baba değil miyiz? Bizlerin ailesi yok mu? Nasıl bir zihniyet bu? Senin beğenmediğin siyasal iktidarı eleştiriyoruz ben bu partinin üyesiyim aynı zamanda… Siyasal iktidarı eleştiriyoruz. Ama siyasal iktidarın yaptığından daha kötüsünü yapıyoruz. Nasıl olacak bu iş?”
“SENDİKA BAŞKANI SAĞIR SULTANI OYNUYOR”
Üye oldukları sendikanın kendilerine yönelik bir çalışmasının olmadığını belirten Turan Aktaş ise şu ifadeleri kullandı:
“Biz Disk Genel-İş’e üyeyiz sendikanın başındaki Remzi Çalışkan bunlara uydu sağır sultanı oynuyor. Kolunu kıpırdatmıyor. Bahaneler uyduruyor. Kakil yazar emekliyse ben neyim dedim. Bu arkadaşım ne? Kakil yazar sendika şubeye aday olduğu için sendika eliyle ve başkanlık eliyle işinden edildi. Şu an Remzi Çalışkan işçisine de sahip çıkmıyor. Geliyor burada işçi üzerinden aidatlarını alıyor gidiyor.
“BİZ İŞİMİZİ, EKMEĞİMİZİ İSTİYORUZ”
Belediyeyle henüz bir görüşme yapmadıklarını söyleyen Aktaş, “Hayır sadece sağda solda alacağını söylüyormuş. Alacaksan al biz bir şey istemiyoruz biz işimizi istiyoruz. Ekmeğimizi istiyoruz emeğimiz karşısında alacağımız ücreti istiyoruz. Belediyenin kasasını istemiyoruz. Kasa sizin olsun bize ekmeğimizi verin. Siyasal iktidardan bizim ne farkımız kaldı. Siyasal iktidara çamur atıyoruz.
Şişli halkının kendilerine destek verdiğini söyleyen Aktaş, “her gelen yanımıza oturuyor. Her gelen lanet okuyup gidiyor. Ama sadece lanet okuyor. Başka bir şey yapmıyor. Ellerinden bir şey gelmiyor ki. Ne yapabilirler?”
Aktaş sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Tek talebimiz var. Sosyal haklarımızla birlikte işimize dönmek. Biz başka bir şey istemiyoruz. Bize sosyal haklarımızı ve işimizi istiyoruz. Ekmeğimizi istiyoruz. Biz başka bir şey istemiyoruz.
“ÜZERİMDEN 2500 İŞÇİYE GÖZDAĞI VERMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Arkadaşlarına destek vermek için eylem alanına gelen Yücel Hanoğlu da işten atılanlardan, 9 yıldır Şişli Belediyesinde çalıştığını belirten Hanoğlu yaşadıklarını şöyle kaydetti:
“Kent-Yol’da işçi olarak çalışıyordum. Son 5 yılımı da amir olarak devam ediyordum. Burada işçiler işten atıldılar. 4 tane arkadaşım işten atılmıştı. Biz de çalışan arkadaşlar olarak bu arkadaşlara destek vermek istedik. 9 ayı aştı. Haklı talepleri için işten çıkarıldılar. Biz de arkadaşlar olarak bunları biliyorduk. Belediyenin bu kadar duyarsız kalması, işçilerin sahiplenilmesini engellemeye çalıştılar. Burada direnen insanlara sahip çıkmamamız için işveren baskı yapmaya çalıştı. Direnişi yalnızlaştırılmaya çalıştırıldı. Bizler de duyarlı insanlarız arkadaşlarımız işinden ekmeğinden olmuş. İşine dönmek için burada direniyorlar görüyoruz, zorumuza gidiyor.
“DİRENİŞÇİLERE SAHİP ÇIKTIM DİYE İŞİMDEN ETTİLER”
İşverenin bütün baskılarına rağmen elimde telsizim vardı, telsizimi bıraktım. Geldim burada işten atılan işçilere sahip çıkmaya çalıştım. 6’ncı Ayın 26’sında senelik izne ayrıldım. Geldim buraya oturdum. 7’nci ayın 1’i itibariyle atılan işçilere sahip çıktım diye işime son verdiler. Senelik izindeyken yapıyorlar bunu da. Beni de 1 aydır işten çıkarmışlar bir yere imza atmış değilim. Haklarımızda almış değilim ne çağırıyorlar ne de haklarımı veriyorlar madem ben çıkarttın, niye haklarımı vermiyorsun kardeşim? 9 yıllık kıdem tazminatım var, ihbarım var, içerde alacaklarım var. Bir kere bile çağırmadılar, sadece çıkışımı vermişler. Sırf bu insanlara sahip çıktığım için yaptılar.
“BUNLAR SOSYAL DEMOKRAT DEĞİLLER”
Benim üzerimden 2500 işçiye gözdağı vermeye çalışıyorlar. Onlara sahip çıkarsanız sizi işten atarız. Bu arkadaşlar işe dönene kadar sahip çıkacağız. Sosyal demokratsınız ama işçi düşmanlığı yapıyorsunuz. Emeğiyle çalışan insanların haklarını gasp ederek, alacaklarını vermeyerek, işlerine son vererek… Bunun adı işçi düşmanlığıdır. Bunlar sosyal demokrat değiller sosyal faşistten farkı yok bunların yaptıkları işçi düşmanlığıdır. Bu mu sosyal demokratlık, CHP bu mu yazıklar olsun.
“DİSK DE BUNLARLA ANLAŞMIŞ”
DİSK’’in önünde ‘DİSK işçine sahip çık’ diye eylem yapıyoruz. DİSK de bunlarla anlaşmış işçisine sahip çıkmıyor. Remzi Çalışkan’ı uyarıyorum işçilere sahip çık emekçi insanlara sahip çık bu insanların aidatını alıyorsun. Bu insanların sırtından para kazanıyorsun. Burası ticarethane değil işçinin sendikası belediyeyle görüşmeni yap işçiler işlerine geri dönmesini sağla.
“HER GELEN YÖNETİMİN HEDEFİ OLDUM”
Yaklaşın 14 yıldır Kent-Yol’da çalıştığını ve sendikacılık yaptığını söyleyen Kakil Yazar da işinden olan direnişçilerden biri. Her dönem başa gelen yönetimin hedefi olduğunu belirten Kakil ise şunları söyledi:
Seçim öncesinde özellikle yerel seçimlerde ittifaklar süresince bu sürecin içinde olanlardanız. Ama seçim sonrasında doğası gereği burada işçiyi sindirme bağlamında işçi önderlerine yönelik bir saldırı var. Bu noktada da geldiklerinde ilk saldırdıkları insan ben oldum. Arkası var ama bu süreci bir şekilde tıkıyor sonuçlandırmıyor. Buradan yaklaşık olarak 6 arkadaşımız işten atıldı. Bunları irdelediğinizde hepsi de haklarına sahip çıktıklarından dolayı işten atıldılar. Burada inatlaşma, irade anlamında bir çatışmaya dönüştü. Zira sendikayı kendi kontrollerine almışlar. Bizim temel sorunumuz örgütlü olduğumuz kurum bize sahip çıkmıyor. Tam tersi her şeye bir bahane buluyor. Bizim zamanımızda Arkadaşımız adına bir dava açmıştık. KHK ile geçen bir arkadaş bağlı olduğumuz şirket sözleşmemiz var ve bu arkadaşlara uygulanmasını istemiştik. Bu kabul edilmedi. Mahkeme kararıyla ispatlamaya çalıştık.
“İŞÇİYİ SİNDİRMEYE DÖNÜK BİR ANLAYIŞ VAR”
Nihayetinde arkadaşlarımız dava açtıklarından dolayı işten atıldılar. Yine açılmış bir başka davadan ötürü 3 tane işçi arkadaşımızı o nedenden atmışlardı. Burada görünen emeğini korumak isteyen insanlara saldırı ve işçiyi sindirmeye dönük bir anlayış hakim. Yani CHP gibi bir anlayışın toplumda “biz demokrasiyi getiriyoruz, özgürlükleri getiriyoruz”, diyen anlayışın zıttı bir yapılanması hayat buluyor. Biz şu anda burada direniyoruz. Direnişimizi sonuna kadar götürmekte kararlıyız.
“SENDİKA POLİS ZORUYLA ÖNLÜKLERİMİZİ ALDI”
Biz DİSK’e bağlı GENEL-İŞ sendikasına bağlı işçileriz. Aynı zamanda 14 senedir üye ve yöneticilik yapmış biriyim. Seçim sonrasında bu ittifaklar bir araya gelmeleriyle birlikte işçilerin işten atılmasında sendikacılar sahip çıkmadı. Burada tam tersi sendikacılar bize saldırmaya başladı. İlk önce biz buraya oturduğumuzda sendikal örgütlerimiz vardı. Polis zoruyla o önlükleri üzerimizden aldırmaya çalıştı. Bizi işverenin şikayeti üzerine karakola götürürken karakoldan zorla üzerimizden aldılar.
“SENDİKAL ÖZÜN İÇİ BOŞALTILIYOR”
Sendikacılar şu anda CHP’nin arka bahçesi gibi Türkiye’deki sendikalar genelde öyle, kimisi siyasal iktidarı arkasına almış, kimisi farklı bir gücü arkasına almış. DİSK CHP’nin arka bahçesi gibi kendi kullandırmaya çalışıyor. Daha doğrusu sendikal özün içerisini boşaltılmaya çalışıyor. Biz burada sadece saldırıyı belediyeden görmedik. aynı zamanda sendikal cepheden gördük.
“ÜÇ MAYMUNU OYNUYORLAR”
Belediye yöneticileri ilk dönemde bu sürece müdahil olmaya çalıştılar. Ama belediye başkanı bir şekilde susturdu. Süreci tamamen kendi kontrollerinde götürmeye çalışan biri. Şu anda görmedik duymadık bilmiyoruz, 3 maymun bir anlayışla karşı karşıyayız. Şişli halkından olumsuz bir tepki almadık. Sonuçta burada ekmeğiyle ilgili bir sorun var. Ekmeğine sahip çıkan bizlerin ötekileştirilmesi 8 aydır buradayız, “benim partimi yıpratıyorsunuz” diyen bir insanla karşılamadık. Bir ifadeyle karşılaşmadık. Halktan olumsuz anlamda bir tepki gelmedi.
“İŞÇİLER HAKLI OLDUĞUMUZU BİLİYOR”
Belediye yönelik ciddi eleştiriler var. Röportajı bizimle değil sokaktaki işçiyle yapsanız onlar size daha detaylı bilgi verir. Çünkü gerçekten işçilerin gönlü bizim davamızdan yana. Haklı olduğumuzu biliyorlar. Sadece 6 işçi olmadığını, belediye yönetiminin 800 işçiyi çıkarmayı düşündüğünü, seçim öncesinde söz vermiş olduğu belli bir kesim var onları işe almak istediğini biliyoruz. İlk günde söyledik, sonuna kadar direneceğiz. Son olarak belediye başkanının sağda solda asılsız iddialarla insanların kafasını karıştırma işini bırakıp buradaki temel sorunun özüne dönmesi gerekiyor. Bu sorunu çözmek zorunda. Sonuç alana kadar direneceğiz 8 ay önce söyledik, bugün de söyledik bunda sonuç alacağız.
“EVİME BİR LOKMA EKMEK GÖTÜREMİYORUM”
Bir senedir evine bir lokma ekmek götüremediğini belirten Ramazan Çelik adlı direnişçi ise yaşadıkları süreci şöyle anlatıyor:
“Bizim sesimizi duyduğunuz için çok teşekkür ediyoruz. Arkadaşlarımın yarısı burada 8 aydır direniyorlar, ben ise son 6 ayın içerisindeyim ama 1 senedir evime bir lokma ekmek götüremiyorum. İş çıkışımı yaptılar, geçen sene yazın senelik izin de iken tek taraflı disipline göndermeden İş kanunları 29. Maddeden bizim işimize son verildi ve kağıt elime geldi. Birkaç siyasi partilere ilettim tabi belediye 29. maddeden bizi işten çıkardığı için siyasi partilere biraz ağır geldiği için dediler ki ‘’biz dokunamayız’’. Ben de pes etmedim gittim kendimi, yönetimi, hakkımda disiplin tutanağı hazırlayan insan kaynakları müdürünü, Şişli Belediyesini savcılığa şikayet ettim.
“DİRENME HAKKIMI KULLANIYORUM”
Ondan sonra geldim burada direnme hakkımı kullandım. Son 2 aydır savcılıktan kağıt gelmiş bana benim hakkımda o iddia iş çıkışıma sebep olan iddia kamu davasını açtıracak “herhangi bir delil bulunamadı” diye çok şükür elimizde bir belge var. O kağıdı insan kaynakları müdürüne verdim, sosyal hakkım ve kişilik hakkım, şahsiyetim zedelendi diye maddi ve manevi haklarımı istiyorum. Şu an da sağır sultanı oynuyorlar, bizi görmezden geliyorlar ama siyasi olarak bir sloganları vardı, ‘hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek’ diye.
“AÇ YAŞARIZ AMA ONURSUZ YAŞAMAYIZ”
Bizi görmezden geliyorlar ama iki tane irade çatışıyor, bir tanesi kırılacak, yani sonuçta biz kararlıyız. Size de çok teşekkür ederim, bizim sesimizi duyurmaya geldiğiniz için. Biz DİSK’e bağlıyız, hatta Disk şubeyi arkadaşlar resmen onlara teslim ettikleri için bize önlük dahi vermediler. Önlük vermedikleri için bizde kendi imkanlarımızla işçiler ile aramız da dayanışmayla, kimi 2 lira kimi 3 lira vererek bu önlükleri bastık işimizi istiyoruz diye. Karakola giderken bir gün burada başkana sesimi duyurmak için dedim ki başkan 29. Maddeden çıkartmışsın beni bir erkeğin bir babanın başını eğmek o kadar kolay değil bu ülkede. Yani biz aç yaşarız ama onursuz yaşayamayız. Ondan sonraki gün başkan gitmiş karakolda ‘benim can güvenliğim yoktur’ diye beni şikayet etmiş, bende gittim, anlattım. Karakolda iken bu arkadaşlarımız karakola mesaj geldi. ‘Bunlar bizim DİSK’in üyeleri değildir’ diye o ikinci bir can alıcı noktadan sırtımızdan vurulduk onun için DİSK’te bizi görmezden geliyor.
“BİZİ GÖRMEZDEN GELEMEZLER”
Yani şu anda biz direniyoruz, haftaya biz bu direnişimizi daha da yükselteceğiz. Şişli halkı bize üzülüyor. Yani gelip yanımıza “bizim yapabileceğimiz bir şey var mı, vicdanen biz rahatsız oluyoruz” diyorlar. Biz şunu diyoruz kalbimiz bir atıyor ise o bize yeterdir. Bizim bir art niyetimiz yok biz ekmeğimizi istiyoruz, işimizi istiyoruz ama nedense bilmiyorum, tıkanmış bir süreç.
Yani sosyal demokrat bir insansın, anti demokrat olamazsın. Bu insanlar milyonlarca Türkü ile Kürdü ile Şişli’de sana oy vermiş yani. Bizi görmezden gelemez yani, eninde sonunda bir gün bize merhaba diyecek. Bizde bekliyoruz zaten şu anda karşımızda oturuyorda olsa ama biz bekliyoruz yani.
“ÖĞRENCİME TERCİH YAPTIRAMADIM”
Taleplerimiz yani benim ki biraz ağır oldu benim kaç defa yangınlar çöktü yüreğime. Ben çok hırpalandım şu anda da antidepresan kullanıyorum. Öğrencimi tercih ettiremedim maddi sıkıntıdan dolayı durdurdum, şu an oda gidip oteller de günlük olarak yani benim ev taksitimi benim ev taksitim vardı onu ödesin diye tercih yapamadı şimdi otellerde günlük olarak çalışıyor. Mağduruz yani bu mağduriyetin giderilmesi birinin buna el atması gerekmektedir. Benim o iddia üzerine iş çıkışıma sebep olan insan kaynakları müdürüne vermiş olduğum 15 gün içinde yasal olarak bana dönmeleri gerekiyor. Herhangi bir geri dönüşüm olmadı. 25 gün oldu herhangi bir ses yok, geri dönüşümde olmadı. Davamızı açmışız, davalarımızı bekliyoruz, oda pandemi sürecinden dolayı geri tepti. Bizim şansımız yok ki. İşsizlik maaşı da alamıyoruz.
“9 SENE ÇÖP ATTIM”
Şişli halkı bunu bilsin ki 14 senelik elemanım. 9 sene boyunca çöp attım. Sadece bir amacım vardı, benim 3 tane pırlanta gibi erkek çocuğum vardı, okusunlar bu toplumun başına bela olmasınlar diye emek verdim. Ama bakıyoruz ki vefa diye bir şey yoktur. Kendimizi kapının önünde bulduk. Seçim çalışmasında ittifakımız var diye yardım da ettik. Şu anda bizi herkes görmezden geliyor, biz çaresiziz yani. Ama pes etmeyeceğiz.”
Konuya ilişkin ismi geçen tarafların görüşlerini almak için Şişli Belediye Başkanı Sayın Muammer Keskin ve Disk Genel Başkanı Sayın Arzu Çerkezoğlu’ndan talep ettiğimiz randevu talebi henüz cevap bulmuş değil.