PİRHA- Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinlikte konuşmacılar kadına yönelik şiddetin türlerini ve toplumsal boyutunu ele aldılar. Etkinlik, DAKME Müzik Grubu’nun seslendirdiği ezgilerle sona erdi.
Dortmund DAKME’de, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında kapsamlı etkinlik düzenlendi. Etkinlik, erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitiren kadınlar için gerçekleştirilen bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.
Programın açılışında divanda yer alan Saniye Solgun, kadına yönelik şiddetin türlerini ve şiddetin toplumsal boyutlarını ele alan bir konuşma yaptı.
Ardından Dr.Saffet Taşgenç, şiddetin yalnızca fiziksel değil, psikolojik, ekonomik ve sosyal yönleriyle de kadınların hayatını kuşattığını vurguladı.
Taşgenç konuşmasında, şiddete maruz kalan kadınların yaşadığı psikolojik travmaları yanında, fiziksel yönü, beden bütünlüğüne yönelik tehditleri ve şiddetin sağlık üzerindeki çok yönlü etkilerini bilimsel bir çerçevede değerlendirdi. Taşgenç, kadınların destek mekanizmalarına erişiminin önemine dikkat çekti.
Etkinlik, DAKME Müzik Grubu’nun yorumladığı eserlerle devam etti.
PİRHA- Londra’da bir araya gelen kadınlar 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yürüyüş yaptı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolaysıyla Londra’ki kadın kurumları yürüyüş düzenledi. Yeni Kadın, TİP’li Kadınlar, Alxas Derneği, Tilkililer Derneği, Kürecikliler Derneği, Britanya Alevi Kadınlar Birliği, SKB ve Jiyan Kadın Derneği’nin katılımıyla gercekleşen gece yürüyüşüne onlarca kadın katıldı.
Manor House İstasyonunda bir araya gelen ve sık sık ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganı atan kadınlar basın acıklaması yaptı. Basın acıklamasını platform adına Bilgen Telli okudu. Bilgen Telli, savaşlarda en çok kadınların etkilendiğini belirterek, savaşa karşı barış demeye devam edeceklerini ifade etti.
Suriye’de Alevi oldukları için binlerce kadın ve çocuk tacize, tecavüze uğradığını vurgulayarak, “Yaşamın her alanında örgütlü şiddete karşı direnişi büyütüyoruz. Her zaman biz vardık, varız, var olmaya devam edeceğiz” dedi.
Yürüyüşe katılan BAF Eşit Başkanı Dilek Incedal ve Londra Tilkililer Toplum Merkezi Eşit Başkanı Fatma Avcıl, kadınların şiddete ve saldırılara karşı bir araya gelme çağrısında bulundu.
PİRHA- İzmir’de eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle Alsancak sokaklarını dolduran kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, emek sömürüsüne ve görünmezliğine, “Aile Yılı” ilanına karşı seslerini yükselterek “Barış için dayanışma ve mücadeleye devam” mesajı verdi.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla İzmir’de alana çıkan kadınlar, şiddete, yoksulluğa, eşitsizliğe ve savaşa karşı ses çıkardı. Kadınlar, her alanda dayanışma ve mücadeleyi büyüteceklerini belirtti.
İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde Penguen Kitabevi önünde bir araya gelen kadınlar, Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürüdü.
“Eşit özgür güvenceli bir yaşamdan vazgeçmiyoruz” yazılı pankartları taşıyan kadınlar sık sık “Jin jiyan azadî”, “Jin şer na wxazin aşitiye du cazin”, “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “Rojin Kabaiş ölümsüzdür” sloganlarını attı.
Yürüyüşe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk da katıldı.
Basın açıklamasının Türkçesini Pınar Çetin, Münevver Yalınız, Mine Akbaba ve Ruken Emektar; Kürtçesini ise Ruken Yılmaz okudu.
Kadınlar geleneksel kıyafetleri, renkleri ve zılgıtlarıyla yürüyüşe katıldı.
“AİLE YILI İLANI, MESEM’LERLE ÇOCUK EMEĞİ SÖMÜRÜSÜ”
Açıklamada, 12. Kalkınma Planı’nın parçası olan “Aile Vizyon Belgesi”nin, “aile ve iş yaşamının uyumu” adı altında kadınları “kutsal aile” içine kapatmayı, ucuz ve güvencesiz işlere mahkûm etmeyi amaçladığı belirtildi. İktidarların dünya genelinde kadınların görünmeyen bakım emeğinden yılda 10,8 trilyon dolar kâr elde ettiği vurgulandı. Türkiye’de “Aile Yılı” ilan edildiği hatırlatılarak, açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Eğitim Bakanlığı MESEM projeleri adı altında çocukları işçileştiriyor, güvencesiz çalıştırılan çocukların ölümüne neden oluyor. Ataerkil kapitalist sistem, neoliberal politikalarla derinleşen yoksulluğu erkek-devlet şiddeti ile yönetmeye çalışıyor. Hane gelirine destek olmak isteyen kadınların emeği, parça başı iş adı altında patronlar ve büyük şirketler tarafından sömürülüyor.”
“SORUMLU ÇALIŞMA BAKANLIĞI”
Kadınların açlık sınırının altında çalıştırıldığı, sendikal haklarının keyfi biçimde engellendiği, taciz, şiddet ve mobbinge maruz bırakıldığı vurgulanan açıklamada; Temel Conta, Digel, TPI, Şık Makas ve birçok işyerinde kadın işçilerin direnişlerinin sürdüğü belirtildi. Zara’nın taşeron firması olan Dilovası’ndaki bir fabrikada yaşanan patlamada 3 çocuk ve 3 kadının katledildiği hatırlatılarak şöyle denildi: “Birkaç bina ötesinde İş-Kur binası bulunan, defalarca şikâyete rağmen kapısına gidilmeyen fabrikada yaşanan bu cinayetin sorumlusu, işçilerin güvenliği için önlem almayan, denetlemeyen Çalışma Bakanlığı ve iktidardır. Eşit işe eşit ücret ve sendikalı çalışma hakkı için mücadeleyi de dayanışmamızı da büyütüyoruz.”
“KADINA GÜNDE SADECE 51 KURUŞLUK BÜTÇE”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın çocuk yaşta evlilikler için teşvik verirken, kadınların güçlendirilmesi için günlük yalnızca 51 kuruş ayırdığı kaydedildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Nafaka hakkımıza göz diken iktidar; Diyanet’in fetvaları ile hayatlarımızı, bedenlerimizi tahakküm altına alan politikalarını, erkek şiddetini ve çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Medeni haklarımıza, miras hakkımıza saldırıyor.”
“ATK RAPORU KADINLARIN MÜCADELESİYLE AÇIKLANDI”
Gülistan Doku’nun faillerinin bulunmadığı, Narin Güran’a ne olduğunun açıklanmadığı, Rojin Kabaiş katliamının “şüpheli ölüm” denilerek kapatılmaya çalışıldığı vurgulanan açıklamada, “Kadınların mücadelesi sonucunda, Rojin’in ölümünden tam bir yıl sonra Adli Tıp Kurumu raporlarında Rojin’in üzerinde iki ayrı erkeğe ait DNA bulunduğu açıklandı” denildi.
“ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİ YÜZDE 96 ARTTI”
“Aile Yılı” ilanının ardından 2025’in ilk on ayında 235 kadın katledildiği, 247 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği belirtildi. Açıklamada şu bilgiler aktarıldı: “Son altı ayda şüpheli kadın ölümleri yüzde 96 arttı. Her üç günde bir 2 kadın cinayeti şüpheli olarak kayıtlara geçiyor. Şüpheli kadın ölümleri, ilk kez kadın cinayeti sayısını geçti.”
Açıklamada, Filistin’deki soykırımın kapitalist devletlerin desteğiyle derinleştiği, iki yılda 50 binden fazla kadın ve çocuğun katledildiği belirtildi. Suriye, İran ve dünyanın dört yanında kadınlara yönelik istismar, katliam ve yerinden edilme politikalarının devam ettiği vurgulandı.
“BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Eşit ve özgür bir toplumsal yaşam için mücadele etmeye devam edileceği belirtilen açıklamada, “Bu ülkeye barış, Ekin Van’ın çıplak bedenini teşhir eden, Kürt illerinde kadınlara tecavüz edip ‘Bana bir şey olmaz’ diyen Musa Orhan’ın, asker-polis-korucu yargılanması ile mümkündür. Barış için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.
“11’İNCİ YARGI PAKETİ MÜCADELE SONUCU GERİ ÇEKİLDİ”
Açıklamada, iktidarın 11. Yargı Paketi ile kadınların ve çocukların haklarını hedef aldığı kaydedilerek, “Hiçbir kadının kirpiği yere düşmesin diye. Kimliğimiz, bedenimiz, aşkımız sizin yargı paketlerinize sığmadı, sığmayacak. Makbul kadın olmayacağız” diye belirtildi.
Açıklamanın ardından eylem halay ve şarkılarla son buldu.
PİRHA – 25 Kasım sebebiyle İstanbul’da yapılan eylemde katledilen kadınların akıbetleri bir kez daha soruldu. Okunan basın açıklamasında, kadın cinayetlerine karşılık önleyici politikaların uygulanmadığına vurgu yapılarak “Fail erkekler cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Ve artık kadın cinayetleri kadar şüpheli kadın ölümlerini de konuşuyoruz” denildi.
25 Kasım Kadın Platformu, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle İstanbul’da eylem yaptı.
Taksim Tünel’de yapılan eylem sebebiyle İstiklal Caddesi adeta ablukaya alındı. İstanbul Valiliği, eylemi gerekçe göstererek Taksim Metro hattını da ulaşıma kapattı.
Binlerce kadın yurttaş, “Kadınlar İsyanda, Tarikat düzeninizi yıkacağız. Erkek devlet şiddetine son” yazılı dövizlerin yanı sıra katledilen Rojin Kabaiş’in fotoğraflarını da taşıdı.
Emniyet güçleri, yaklaşık 200 metrelik bir mesafe için yürüyüşe izin verdi. Kadınlar,
“Jin, jîyan, azadî. Katledilen kadınlar isyanımızdır. İsyan var, itaat yok. Bijî tekoşîna jînan” sloganları eşliğinde yürüyüş yaptıktan sonra basın açıklaması düzenledi.
Ortak basın metnin Kürtçesini Hanım Rojbin Özmen okurken, Türkçesini ise Melike Tahmaz ile Çiğdem Atay okudu.
“EV İÇİ EMEĞİN YÜKÜ YETMEZMİŞ GİBİ…”
Basın metninde ‘Kutsal aile’ kavramıyla kadınların hayatının denetim altına alınmaya çalışıldığı vurgulandı. Okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Kimimiz evde görünmez emeğe mecbur bırakıldık, kimimiz işyerinde tacizle yüzleştik, kimimiz sadece ayrılmak istediğimiz için ölümle tehdit edildik, kimimiz varoluşumuzdan dolayı hedef gösterildik. Ama hayal ettiğimiz hayatı yaşama isteğimizden hiç vazgeçmedik. Birbirimizden, mücadelemizden, eşit ve özgür yaşama arzumuzdan güç aldık. Erkekler ve devlet hayatlarımız üzerinde hak sahibi olduklarını sanıyorlar. Kabul etmiyoruz. Kadınları değil aileyi güçlendiren bu politikalar; erkek şiddetini, kadın yoksulluğunu ve eşitsizliği büyütüyor. Kadınlar evde hem bakıma ihtiyacı olan çocuklara, hasta ve yaşlılara hem de bakıma ihtiyacı olmayan erkeklere bakıyor. Ev içi emeğin yükü yetmezmiş gibi kadınlar düşük ücrete, en güvencesiz, kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor, çalışırken öldürülüyor. Bu ay Dilovası’nda kaçak parfüm fabrikasında çıkan yangında katledilen 6 kadın işçi gibi. Hazırlanan 2026 yılı bütçesinde savunmaya 2 trilyon TL ayrılırken kadınların güçlenmesine sadece 6 milyar TL düşüyor. Üstüne iktidar, mücadelemizle kazandığımız medeni haklarımızı gasp etmeye çalışıyor. Boşanmayı zorlaştırma, nafaka hakkını sınırlandırma girişimleri, eşit miras hakkına saldırılar sırada bekliyor. Ama biz ne kazanılmış haklarımızdan vazgeçiyoruz ne de bizi seçeneksiz bırakmaya çalışan politikaları kabul ediyoruz. Aileniz batsın! Biz yaşayacağız.”
“CİNAYETLER NEDEN AYDINLATILMIYOR?”
Basın açıklamasının devamında, kadınların yaşadığı şiddet vakaları ardından başvuracağı mekanizmaların işlemediğine vurgu yapıldı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Başvurduğumuz karakollarda diyorlar ki; ‘kocandır, idare et.’ Uzaklaştırma kararları uygulanmıyor. Gizlilik sağlanmadığı için kadınlar öldürülüyor. Önleyici politikalar uygulanmıyor, fail erkekler cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Ve artık kadın cinayetleri kadar şüpheli kadın ölümlerini de konuşuyoruz. Yüzlerce kadının ölümü ‘intihar’ ya da ‘şüpheli’ denilerek karartılıyor. Gülistan Doku’ya ne oldu? Nadira’nın, Hande’nin, Dina’nın, Rojin’in, Rabia Naz’ın, Narin’in ölümü neden aydınlatılmıyor? Erkeklerin, kamu görevlilerinin, siyasetçilerin, ailelerin suç ortağı olduğu her cinayet, üstü örtülen her ölüm, bir sonraki şiddetin zeminini hazırlıyor. Bu iktidar LGBTİ+ düşmanı! Bu iktidar ahlakçı! Yargı paketleriyle ‘genel ahlak’ ve ‘biyolojik cinsiyet’ adı altında kadınları, LGBTİ+’ları, çocukları hedef alıyor. Transların bedenlerine ilişkin karar hakkı baskılanıyor, LGBTİ+ varoluşları kriminalize edilmek isteniyor. Eşitsizliğe, ayrımcılığa, nefrete karşı en yüksek sesimizle, dayanışmamızla buradayız. 25 Kasım’ı yasaklayan, kadınları yerlerde sürükleyerek gözaltına alan, ters kelepçe ile işkence eden, karakollarda çıplak arama işkencesine maruz bırakan, sokaklarda barikat kurup sesimizi kısmaya çalışan bir düzenle karşı karşıyayız. Bu şiddet, tıpkı erkek şiddeti gibi hayatlarımızı kontrol altına almaya çalışan aynı iktidar anlayışının ürünüdür.”
“BİR KİŞİ DAHA EKSİLMEMEK İÇİN…”
Kadınların, barıştan yana olduğu vurgusu yapılan basın açıklamasında, şu cümlelere de yer verildi:
“Hangi coğrafyada olursa olsun kadınların, LGBTİ+ların ve kız çocuklarının savaş politikalarının ilk hedefi olduğunu biliyoruz. Barış sadece silahların susması değildir. Barış; hakikatin açığa çıkması, kayıpların bulunması, faillerin yargılanmasıdır. Siyasetin suç olmaktan çıkması, muhaliflerin cezaevine atılmaması, siyasi tutsakların serbest bırakılmasıdır. Kayyumların son bulması, anadilin özgür olmasıdır. Kürdistan’da yıllardır süren savaşın en ağır yükünü kadınlar taşıdı. Bugün Filistin’de, Suriye’de, Sudan’da emperyalistlerin siyasi, ticari ve askeri çıkarları doğrultusunda körüklenen savaşlarda aynı politikalara maruz kalan ve direnen kadınlar gibi. Savaş politikaları erkek egemen sistemi güçlendiriyor. Kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak savaşı ve şiddeti büyüten bu düzene karşı kalıcı bir barış istiyoruz. Hayatlarımız için, özgürlüğümüz için, eşitlik için, birbirimiz için, bir kişi daha eksilmemek için erkek-devlet şiddetine karşı bir aradayız. Mücadeleye devam edeceğiz.”
PİRHA-Mersin Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yürüyüş yaptı. Yürüyüşte “Kadın cinayetlerine, cezasızlık politikalarına, yoksulluğa, istismara ve LGBTİ+ fobiye karşı sokaklardayız” denildi.
Mersin’de kadınlar ve LGBTİ+’lar Mersin Kadın Platformu’nun çağrısıyla Kushimoto Sokağın’da bir araya geldi. Yürüyüşe kadın kurumlarının temsilcileri ile çok sayıda kadın ve LGBTİ+ katıldı.
Kadınlar,“Jin, jiyan,azadi”, “Erkek vuruyor devlet koruyor”, “Nefrete inat yaşasın hayat”, “Kadın cinayetleri politiktir” sloganları attı. Yüzlerce dövizin taşındığı yürüyüşte kadınlar “Aile yılına, güvencesizliğe, LGBTİ+ fobiye, erkek devlet şiddetine, kadın cinayetlerine karşı feminist isyandayız” pankartı açtı.
“ERKEK-DEVLET İKTİDARINDAN HESAP SORUYORUZ”
Özgecan Aslan Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını platform adına okuyan Naz Dere, “Bundan tam 64 sene önce Dominik Cumhuriyetinde diktatörlükle mücadele ettikleri için tecavüz edilip öldürülen Mirabel kızkardeşlerin mücadelesinin yaktığı ateş her sene olduğu gibi bu sene de sokakları aydınlatıyor. Bizler her sene olduğu gibi bu 25 Kasım’da kadın cinayetlerine, cezasızlık politikalarına, yoksulluğa, istismara ve LGBTİ+ fobiye karşı sokaklardayız. Bir kez daha AKP-MHP faşist iktidarının karşısına dikiliyor ve hesap soruyoruz. Hatta trajikomiktir ki bu hesabı yine paramızla soruyoruz. Burada bulunan onlarca kadına, anladığımız kadarı ile cezayı yazan memur tarafından dahi yeri ve zamanı bile doğru bilinmeyen eylemler gerekçe gösterilerek para cezası uygulandı. Bir kez daha yinelemekte fayda var: Mücadelemizi ne para cezaları ne de başka şeyler engelleyemez. Bakın işte buradayız, yüzleriz!” dedi.
Tüm bu şiddet sarmalının içerisinde kadınların örgütlü mücadele yürütmesinin önemine vurgu yapan Naz Dere, şunları söyledi:
“Kadın cinayetlerinin erkek devlet eli ile adeta teşvik edildiği, kadınların aile adı altında şiddet döngülerine hapsolduğu, sadece bedenlerimizin değil emeğimiz ve haklarımızın da sömürüldüğü bu sistemde kadın mücadelesini ve dayanışmasını yükseltmek için her sene olduğu gibi bu 25 Kasım’da da meydanlardayız. Biliyoruz ki eğer yan yana olursak güçlü oluruz ve gücümüzü ise örgütlülüğümüzden alırız. Kadın cinayetleri son bulana dek mücadelemiz bitmeyecek ve bu Kasım olduğu gibi her Kasım’da da alanları doldurmaya devam edeceğiz.”
PİRHA-Samandağ Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Karşılıksız çalışmayı, sömürülmeyi, emeğimizin yok sayılmasını kabul etmiyoruz! Ne evde ne işte ne sokakta sömürüye boyun eğmiyoruz” denildi.
Samandağ Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. ‘Ataerkiye, yoksulluğa, şiddete, savaşlara karşı kadınlar mücadelede’ pankartının açıldığı açıklamada basın metnini platform adına İlknur Kazan okudu.
“KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ HER GÜN BÜYÜTÜYORUZ”
2025 yılında en az 250 kadının erkekler tarafından katledildiğini belirten İlknur Kazan, “Son dönemde Türkiye’de yaşanan şüpheli kadın ölümlerinin sayısı arttı. İktidar kadınların nasıl giyineceğine, kaç çocuk doğuracağına, nasıl doğuracağına karışacağına şüpheli kadın ölümlerini aydınlatıp faillerini cezalandırsın. Her gün yeni bir kadın cinayeti haberi duyuyoruz. Kadınlar şikâyet ettikleri hâlde korunmuyor, fail erkekler mahkemelerde “tahrik” ve “iyi hâl” indirimleriyle ödüllendiriliyor. Failleri değil kadınları koruyun. Erkek-devlet işbirliğiyle yaratılan bu düzeni görüyoruz. Biz kadınlar sizin “makbul kadın” kalıplarınıza sığmadık, sığmayacağız. Bizler yalnızca “anne/eş/kardeş” değiliz. Eşit ve özgür bir yaşamın öznesiyiz. Yan yanayız, omuz omuzayız; kadın özgürlük mücadelesini de her gün büyütüyoruz” dedi.
“NE EVDE, NE İŞTE NE SOKAKTA SÖMÜRÜYE BOYUN EĞMİYORUZ”
Hayatlarının her alanını kontrol altına almaya çalışan ataerkiye karşı direndiklerini söyleyen Kazan, “Bu düzen kadınları eve kapatmak, emeğimizi yok saymak, bize itaati dayatmak istiyor. 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edildi. Ama bu yıl en az 500 kadın öldürüldü, 287 kadının ölümü hâlâ şüpheli. Öldürülen kadınların %69’u evlerinde, %81’i partnerleri veya eski eşleri tarafından öldürüldü. Sadece evlerde değil, kadınlar çalışma alanlarında da öldürülür. Geçtiğimiz günlerde Dilovası’nda hayatını kaybeden 6 kadın, kadın emeğinin nasıl güvencesiz koşullarda sömürüldüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Kadınlar yoksullukla, şiddetle, sömürüyle mücadele ederken kadınların güçlendirilmesi için ayrılan bütçede bir kadına günlük sadece 51 kuruş düşüyor. Bizi işyerlerinde düşük ücretlerle sömürüp, eve geldiğimizde ikinci bir mesaiye mahkûm edenler, “Kadının yeri evidir” diyenler, ekonomik kriz, barınma kriziyle baş başa bırakanlar saraylarında günlerini gün ederken kadınları bakım emeğiyle eve hapsederek eve bağımlı, sosyal hayattan uzak ve güvencesiz bırakmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bizler buna mecbur değiliz! Ev içi emeğimiz görünmez değil! Karşılıksız çalışmayı, sömürülmeyi, emeğimizin yok sayılmasını kabul etmiyoruz! Ne evde ne işte ne sokakta sömürüye boyun eğmiyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde sokaklara çıkarak erkek-devlet şiddetine, iş cinayetlerine ve ekonomik eşitsizliğe karşı sesini yükseltti.
Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde düzenlediği yürüyüş ve basın açıklamasıyla kadınların hayatlarına, haklarına ve özgürlüklerine yönelik saldırılara dikkat çekti.
Basın açıklamasının Türkçesini Halkevleri’nden Gülcan Şahin, Kürtçesini ise DEM Parti Eş Sözcüsü Derya Polat okudu. Etkinlikte kadınlar, “Kadınlar Sokağa Özgürleşmeye”, “Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz” sloganlarıyla alanı doldurdu.
“AİLE YILI DEĞİL DİRENİŞ YILI”
Gülcan Şahin, 25 Kasım’ın tarihsel kökenine dikkat çekerek, 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde faşist diktatör Trujillo’ya karşı mücadele eden Mirabal Kardeşler’in, erkek-devlet şiddetine karşı direnen kadınların özgürlük mücadelesinde simge olduğunu vurguladı. “Her 25 Kasım’da Kelebekler’in kanat çırpışını direngenliğimizle, inadımızla, isyanımızla sokaklara taşıyoruz” dedi.
Şahin, iktidarın 2025’i aile yılı ilan etmesine tepki göstererek, aile adı altında kadınların karşı karşıya kaldığı yoksulluk ve erkek şiddetini eleştirdi. “Kutsallaştırdığınız aile şiddetin üstünü örtmüyor. Kadınlar en çok en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor” ifadelerini kullandı.
“DİYANETE DEĞİL KADINLARA BÜTÇE”
2025 bütçesinde kadınlara ayrılan payın günlük 38 kuruş olduğunu hatırlatan Şahin, karşılaştırmalı olarak diyanete ayrılan bütçeyi eleştirdi: “Diyanete 130 milyar, kadınlara ise günde 38 kuruş. Devletin bütçesini tarikat ve cemaatlere peşkeş çekiyorlar. Diyanet elini bedenimden çek!”
Basın açıklamasında ekonomik sömürü ve iş cinayetlerine de dikkat çekildi. Şahin, Kocaeli Dilovası’nda 6 kişi, 2’si çocuk, kadın işçinin yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, “Yaşananlar tesadüf değil, iş kazası değil; iş cinayetidir. Haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz” dedi.
“ÖZ SAVUNMA HAKTIR YARGILANAMAZ”
Şahin, kadınlar, erkek şiddetine karşı öz savunma hakkını savunurken, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ve 6284 sayılı yasanın etkin uygulanmamasına dikkat çekti. Şahin, faillerin cezasız kalmasının kadın cinayetlerini beslediğini vurguladı.
Açıklama, kadınların örgütlü mücadele ve dayanışma vurgusuyla sona erdi: “İstanbul Sözleşmesi’nden eşit iş, eşit ücret talebimizden, güvenceli iş, güvenli gelecek, barış içinde yaşama, laiklik, eşitlik ve özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”
Kadınlar açıklamanın ardından sloganlarla etkinliği sonlandırdı.
PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Mardin-Nusaybin Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Kadınlar omuz omuza verdiğinde, aşamayacakları hiçbir engel yoktur.” denildi.
25 Kasım 1961’de Dominik Cumhuriyeti’nde bir uçurumun dibinde cesetleri bulunan Mirabel Kardeşler’in mücadelelerinden ilham alan Birleşmiş Milletler, bu tarihi Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan etti.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde Nusaybin’de de kadınlar alanlardaydı. Mitanni Kültür Merkezinde buluşan kadınlar Barış parkına yürüyerek burada basın açıklaması yaptı.
“Jin, jiyan, azadî” sloganı eşliğinde yürüyen kadınlar, sık sık “Kadın cinayetleri politiktir”, “Kadınlar savaş değil, barış istiyor”, “Çocuk ölümleri politiktir”, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları attı.
25 Kasım mesajlarının yer aldığı pankart ve dövizleri taşıyan kadınlar, demokratik toplumda şiddetsiz özgür yaşama taleplerini dile getirdi. Yürüyüşe Nusaybin Belediyesi eş başkanları Gülbin Şahin Dağhan- Selahattin Ay, DEM Parti ve DBP il ile ilçe örgütleri, Tevgera Jinên Azad (TJA), Dem Parti Mardin milletvekili Beritan Guneş, Barış Anneleri, kadın örgütleri, siyasetçiler ve çok sayıda kadın katıldı.
“KADINA ŞİDDET RASTLANTI DEĞİLDİR”
Açıklamayı kadınlar adına Hatice Öncü okudu.
“Jin, Jiyan, Azadî” şiarını yükseltmek ve örgütlü duruşu büyütmek gerektiğini vurgulayan Hatice Öncü,
“Kadına yönelik şiddet, bireysel bir sorun ya da rastlantı değildir; devlet politikalarıyla örgütlenen erkek egemen sistem tarafından sistematik biçimde üretilen bir gerçekliktir. Eşitsizliklerin, adaletsizliğin, ayrımcılığın ve demokratik eksikliklerin olduğu her yerde şiddet büyür. Bu şiddet, sadece sokakta ya da işte değil; evde, okulda, siyasette, yaşamın her alanında kadınları hedef alır. Bu sistematik şiddetin bir parçası olarak çocuk istismarı ve doğa/ekoloji katliamı da aynı zihniyetin ürünüdür; çünkü işgal ve erkek egemen iktidar, yaşamın kaynağı olan doğayıda, çocukların geleceğini de bir savaş alanına dönüştürür. Dünya genelindeki veriler gösteriyor ki “kutsal” olarak sunulan aile yapısı, kadınlar için en tehlikeli alanlardan biri hâline gelmiştir. Erkek devlet sistemi, kadının yaşamının her aşamasını bedeninden kaderine kadar denetim altına almak istemekte; bu sınırlara sığmayan kadınları ise hedefe koymaktadır. “İntihar”, “ev kazası” gibi ifadeler çoğunlukla erkek şiddetinin üzerini örtmekte, taciz ve tecavüz pek çok ülkede açıkça tanımlanmadığı için erkek şiddeti teşvik edilmektedir. Bu yüzden 25 Kasım’ın özü, devlet eliyle sürdürülen bu şiddete karşı durmaktır. Bugün dünyada süren savaşlar, kapitalist sistemin ve ulus-devletlerin en ağır şiddet biçimidir. Bu savaşlarda ilk hedef kadınların emeği, bedeni ve yaşamıdır. Bu politikalara karşı “Jin, Jiyan, Azadî” şiarını yükseltmek ve örgütlü duruşu büyütmek gereklidir. Dünya kadın mücadelesi defalarca kanıtlamıştır Kadınlar omuz omuza verdiğinde, aşamayacakları hiçbir engel yoktur. Biz kadınlar, yan yana ve dayanışmayla özgür ve onurlu bir yaşamı kuracağız” dedi.
Nusaybin Belediyesi eş başkanı Gülbin Şahin Dağhan ise “25 Kasım günün anlamı; 1960 Dominik Cumhuriyeti’nde evet adı Cumhuriyet ama faşistler. 3 değerli Mirabel Kardeşler bu faşistliğe ayaklandı. Bu ayaklanmadan sonra Dominik Cumhuriyeti “iki tehlike vardır. Bir tanesi bu 3 kardeş” dedi. Bir devlet 3 kadından korktu ve bu 3 kardeşi katletti. 2014’ten beri de belediyemize Dominik düşüncesiyle kayyım atıyorlar. Bunun sebebi de kadınlardı ve kadın emeğiydi Nusaybin bir kadın şehri çünkü Nusaybin kadın ve insan hakkını savunuyordu. Bunu bozmak için kayyımlara başvurdular. Bu kirli politika 9 yıldır devam ediyor. 9 yıl az bir şey kaybetmedik 25 yıl geri gittik. Geri giden yıllar hep kadın, çocuk ve gençlerin hakları ile ilgiliydi. 9 yıl kayyım atılmasaydı şu an çok farklı, renkli ve güzel bir yerdeydik. Bugün Barış parkında toplanan kadınlar olarak şunu demek istiyoruz; Nusaybin de kadın üstüne olan şiddeti kabul etmiyoruz. Biz kadınlar varız her alanda ve her yerdeyiz bizi kabullenmeye mecbursunuz” dedi.
“KADIN VE ÇOCUK ÖLÜMLERİNE YOL VERMEYECEĞİZ”
Kadın ölümlerine dikkat çeken Beritan Guneş ise “Bugün kadınlar niye Diyarbakır, Urfa, Van İstanbul ve Ankara’da alanlardalar. Çünkü kadınlar artık yaşamak istiyor. Kadınlar iş yerinde, evde, sokakta ve her yerde katliamla yüz yüze gelmiş. Her gün kadınlar ölüyor. Kadınlar haklarını arayıp yaşamlarını savunuyorlar. Biz burayız kadın ve çocuk ölümlerine yol vermeyeceğiz” dedi.
PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Dersim Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenledi. Kadınlar yürüyüşte sık sık, ‘AKP Kadınlardan Elini Çek’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Koruma Failleri Yargıla’ sloganları attı.
Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Sanat Sokağı’nda bir araya gelerek Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yaptı. Kadınlar yürüyüşte sık sık, ‘AKP Kadınlardan Elini Çek’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Koruma Failleri Yargıla’ sloganları attı.
‘Şiddetsiz ve özgür yaşam için tek güvencemiz mücadelemiz’ pankartının açıldığı açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ve yüzlerce kadın katıldı. Basın açıklamasını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin okudu.
“2025 YILI KADINLARI NEFESSİZ BIRAKACAK BİR DÜZENİN HIZLA ÖRGÜTLENDİĞİ BİR YIL OLDU”
25 Kasım’da hayatları ve hakları için sokaklarda olduklarını belirten Hümeyra Tusun Yeğin, “2025 yılı, Türkiye’de bizler için hem mücadelenin yükseldiği hem de kadınları nefessiz bırakacak yeni bir düzenin hızla örgütlendiği bir yıl oldu. ‘Aile yılı’ ilanı ile başlayan 2025 yılında, kadınlar aileye bağımlı kılınmaya çalışılırken erken evlilik ve çok çocuk ısrarı da tüm yıl boyunca gündemdeydi. Yıl boyunca kadınlara “aile yaşamı ile uyumlu iş” tanımı yapıldı. Bu süslü sözlerin anlamı; esnek, sosyal güvenceden yoksun, emeklilik hakkı olmayan, düşük ücretli çalışma oldu. Haklarımıza yönelik saldırılara her gün bir yenisi ekleniyor. Boşanmayı önleyen politikalar, nafaka hakkımızın gasp edilmeye çalışılması, miras hakkımıza göz dikilmesi ve son olarak medeni kanundan doğan haklarımızın tartışmaya açılması bizleri erkek şiddeti karşısında savunmasız bırakıyor.
İktidarın kadın düşmanı politikaları, devletin şiddeti önleyecek mekanizmaları harekete geçirmemesi, erkek egemen yargı kararları, kriz ve artan yoksulluk sonucu kadınlar evde, işte, sokakta, kampüste her yerde şiddetin türlü biçimlerine maruz kalıyor. Kadın katillerinin, şiddet faillerinin yargılamalarında iyi hal ve haksız tahrik indirimleri uygulanırken, hayatta kalmak için öz savunma uygulamak zorunda kalan kadınlara yüksek cezalar veriliyor. Ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bırakılmayı, yoksullaşmayı, güvencesiz- kayıt dışı çalıştırılarak sömürülmeyi, dünyanın bakımı da dahil tüm bakım yüklerini karşılıksız olarak yüklenmek zorunda görülmeyi, şiddet tehdidi altında yaşamayı reddediyoruz. Şiddetsiz, eşit, özgür, barış içinde; emeğimizin değer gördüğü demokratik ve laik bir ülkede yaşamak istiyoruz” dedi.
“KADIN MÜCADELESİNİ DAHA FAZLA BÜYÜTECEĞİZ”
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Erkek egemen şiddetinin kendisi 2025 yılını aile yılı ilan ederek milliyetçi cinsiyeti politikalarını her tarafta hayata geçirdi. Elbette ki biz kadın cinayetlerini, katliamlarını sadece sayısal verilerle ele almıyoruz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki şüpheli ölümler intihar denerek kadınların erkekler tarafından katledilmesinin önü açılmakta ve cinayetlerin araştırılmasının önü engellenmektedir. Mutlaka bu ülkede kadınlar bakanlığını inşa edeceğiz. Kadınların bütçesini savaşa değil, kadınların bütçesini güvenlikçi sisteme değil, kadınların yaşamına, sağlığına, eğitimine, kadına yönelik şiddete ayırarak bu coğrafyada kadın mücadelesini daha fazla büyüteceğimizi buradan bir kere daha söylüyoruz.”
PİRHA- Balıkesir-Burhaniye Emek ve Demokrasi Bileşenleri Kadınlar Grubu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde yürüyüş ve basın açıklamasıyla “Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz” dedi.
Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Burhaniye Emek ve Demokrasi Bileşenleri Kadınlar Grubu’nun çağrısıyla yürüyüş düzenledi. İlçe merkezinde bir araya gelen kadınlar, sloganlarla ve dövizlerle şiddete, yoksulluğa, sömürüye ve eşitsizliğe karşı ses yükseltti.
Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklaması, kadınlar adına Dilek Avcı ve Pervin Çağlayan tarafından okundu.
“DİLOVASI NE KAZA NE KADER KATLİAMIN SORUMLUSU GÜVENCESİZLİĞİN DÜZENİDİR”
Açıklamada 25 Kasım’ın Mirabal Kardeşlerin direniş mirasına dayandığı hatırlatılarak, kadınların erkek egemenliğine, devlet şiddetine, savaşa ve yoksulluğa karşı mücadelesini büyüttüğü vurgulandı:
“Erkek devletin şiddetine, erkek egemenliğine, savaşa, sömürüye, yoksulluğa karşı yaşamı savunuyoruz. Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için mücadelede kararlıyız.”
Kadınlar, Türkiye’nin gündemine oturan Dilovası iş cinayetinde yaşamını yitiren altısı kadın sekiz işçiyi anarak, katliamın sorumlusunun “emekçilerin yaşam hakkını yok sayan düzen” olduğunu belirtti.
“Güvencesiz, denetimsiz ve kayıt dışı çalışmanın kalıcı hale getirildiği bu politikaları kabul etmiyoruz” denildi.
“KADINLAR ÖLDÜRÜLÜYOR YASALAR UYGULANMIYOR”
Açıklamada kadınlara yönelik ekonomik eşitsizlikler de ayrıntılı biçimde aktarıldı. Çalışma Bakanı’nın “kadın istihdamı arttı” söylemine karşın DİSK-AR verilerinin kadın işsizliğini yüzde 39,4 gösterdiği hatırlatıldı.
Kamusal hizmetlerin tasfiye edilmesiyle ev içi bakım yükünün kadınlara dayatıldığı belirtilerek, “Merkezi bütçeden kadının payına günde sadece 51 kuruş düşüyor” denildi.
2024’te en az 394, 2025’in ilk dokuz ayında ise 290 kadının öldürüldüğü; faillerin iyi hal ve haksız tahrik indirimleriyle korunmaya devam ettiği belirtildi.
“Toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden politikalar şiddeti besliyor” diyen kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi ve ILO 190’a taraf olunması çağrısını yineledi.
“DEMOKRASİ VE BARIŞ TALEBİMİZDEN VAZGEÇMİYORUZ”
Kadınlar, demokratikleşmenin önüne geçen uygulamaların devam ettiğini, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarıyla yerel yönetimlerin işlevsiz hale getirildiğini vurguladı.
“Barış içinde, demokratik bir ülkede yaşama talebimizden vazgeçmiyoruz” ifadeleri öne çıktı.
Burhaniye’de yapılan açıklama, kadınların kararlılığını şu sözlerle ortaya koydu: “Ekonomik ve sosyal güvencesizliği, bakım yükünü, yoksulluğu, şiddeti reddediyoruz. Laik, demokratik, eşit bir ülkede yaşamak istiyoruz. Hayatlarımızı ve kazanımlarımızı hedef alanlara karşı emeğimiz ve özgürlüğümüz için her alanda mücadeleyi büyütüyoruz.”
Kadınlar açıklamanın ardından alkışlar ve sloganlarla etkinliği sonlandırdı.
PİRHA-İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Kadına yönelik şiddet suçlarında cezasızlık politikası son bulmalı, etkili soruşturma ve yargılama ilkeleri güvence altına alınmalıdır” denildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.
“KADINA YÖNELİK ŞİDDET ÇEŞİTLENEREK DEVAM EDİYOR”
25 Kasım’ın yalnızca bir anma günü değil aynı zamanda kadınlara yönelik her türlü şiddeti görünür kılma ve devletlerin sorumluluklarını hatırlatma günü olduğunu vurgulayan Nurşat Yeşil, “İnsan Hakları Derneği olarak, bu tarihsel mirasın taşıyıcılarından biri olduğumuzu hatırlatıyor; kadınların yaşam hakkını korumanın devletin devredilemez yükümlülüğü olduğunu vurguluyoruz. Yıl boyunca derneğimize yapılan başvurular, basın taramasından elde edilen veriler, hapishane izleme çalışmaları ve raporlamalar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi bir yana, aksine çeşitlenerek devam ettiğini açıkça göstermektedir. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi ve kamu kurumlarının politikalarının aile merkezli bir çerçeveye oturtulması, kadına yönelik şiddetin görünürlüğünü azaltmış ve bireysel hakların geri plana itilmesine yol açmıştır. Devletin politikasını işletirken “aile birliğini önceleyen” yaklaşımı, şiddet gören kadınların başvuru mekanizmalarına erişimini zorlaştırmış, kolluk ve idari makamların “aileyi koruma” gerekçesiyle kadınları uzlaştırmaya yönlendirme eğilimini artırmıştır” dedi.
“ADİL BİR BARIŞ KADINLARIN YAŞAM HAKKININ GÜVENCE ALTINA ALINMASIYLA MÜMKÜNDÜR”
Kadınların hem çatışmalı süreçlerin hem de baskıcı devlet politikaların ilk hedefi haline geldiğini belirten Yeşil, “Coğrafyamızda yıllardır süren çatışmalı ortamın kadınlar üzerindeki etkisi çok boyutlu olup; zorunlu göç, yoksullaşma, güvenlik kaygısı ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetin ağırlaşmasıyla görünür hale gelmektedir. Çatışma çözümlerinde kadınların barış mücadelesinin dışlandığı hiçbir siyasal süreç gerçek ve kalıcı bir barış üretemez. Kadın örgütlerinin karar alma mekanizmalarına katılımı güvence altına alınmadıkça çatışmanın yarattığı toplumsal tahribatın onarılması mümkün değildir. Coğrafyamızda uzun yıllardır devam eden güvenlikçi politikalar, kadınların maruz kaldıkları hak ihlallerini artıran bir etki yaratmaktadır. Özellikle Kürt illerinde yürütülen askeri ve idari uygulamalar, kadınların gündelik yaşam koşullarını doğrudan etkileyen sistematik hak ihlallerine dönüşmektedir. Kadın örgütleri ve hak savunucuları ise yıllar boyu yargı ve kolluk tacizine maruz bırakılmışlardır. Kadına yönelik şiddet yalnızca münferit olaylar silsilesinden ibaret bir olgu değil; devletin kadını yok sayan politikaları ve toplumsal yapıdaki kadın karşıtı tutumlar ile beslenen sistematik bir insan hakkı ihlalidir. Kadına yönelik şiddet sona ermeli, kadınlar barışın, adaletin ve eşitliğin öncüsü olmalıdır. Kalıcı ve adil bir barış, güvenli bir toplum ve toplumsal eşitlik ancak kadınların yaşam hakkının, özgürlüğünün ve karar alma süreçlerindeki eşit temsilinin güvence altına alınmasıyla mümkündür” diye konuştu.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN TÜM HÜKÜMLERİ EKSİKSİZ UYGULANMALIDIR”
Yeşil, İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu olarak taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
-Türkiye, hukuken bağlayıcı niteliği devam eden İstanbul Sözleşmesi’nin tüm hükümlerini eksiksiz uygulamalıdır.
-6284 sayılı Kanun’un etkin bir şekilde uygulanmasını engelleyen keyfi idari ve kolluk pratikleri son bulmalıdır.
-Kadın örgütlerinin çalışmaları üzerindeki baskıya ve kriminalize eden yaklaşımlara son verilmelidir.
-Kadına yönelik şiddet suçlarında cezasızlık politikası son bulmalı, etkili soruşturma ve yargılama ilkeleri güvence altına alınmalıdır.
-Kadın Sığınma Evlerinin sayısı, erişilebilirliği ve niteliği artırılmalıdır. Bununla beraber kadınların yalnızca tehlikeden korunmaları değil; ekonomik ve sosyal yaşama özgür bir şekilde katılabilecekleri koşullar sağlanmalıdır.
-Sosyal medyanın yaygınlaşması ve teknolojiye erişimin artması ile birlikte kadınlara yönelik artan dijital şiddete karşı etkin tedbirler alınmalı, kadınların ifade ve fikir özgürlüğü korunmalıdır.
-Mültecilik statüsü dahi engellenen sığınmacı kadınlara yönelik ayrımcı uygulamalar derhal son bulmalı; barınma, sağlık, eğitim gibi temel insan haklarına erişimleri sağlanmalıdır.
-Kürt Meselesi bağlamında yürütülmekte olan çözüm sürecine kadınların etkin katılımları sağlanmalı, BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kararı’nın kadınların korunması ve karar alma süreçlerine katılımı yönündeki ilkeleri benimsenmelidir.
PİRHA-Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Her bir kadın için adalet sağlanana kadar susmayacağız, geri çekilmeyeceğiz, mücadeleyi bırakmayacağız. Kadınların yaşam hakkını korumak devletin yükümlülüğüdür; bu hakkın hesabını sormak ise bizim kararlılığımızdır” denildi.
Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı avukat Reyhan Helin Bulut okudu.
“DEVLET KORUYAMADIĞI HER KADININ YOKLUĞUNDA SORUMLUDUR”
25 Kasım’ın bir anma günü değil yaşamlarını, haklarını ve özgürlüklerini savundukları bir gün olduğunu belirten Reyhan Helin Bulut, “Kadına yönelik şiddet, Türkiye’de artık münferit bir olay değil; yıllardır süregelen kurumsal ihmallerle beslenen, cezasızlıkla büyüyen, toplumsal yapıyı çürüten sistematik bir insan hakları ihlalidir. Her gün yeni bir kadın cinayeti yaşanırken, devletin kadınları koruma konusundaki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği her an, kadınların yaşam hakkı ihlal edilmektedir. Bu nedenle bugün 25 Kasım vesilesiyle bir kez daha açıkça ifade ediyoruz: Kadınların yaşam hakkını korumak bir tercih değil, devletin anayasal ve uluslararası hukuktan doğan zorunlu görevidir. Narin Güran’ın karanlık ölümü ve son bulan yaşamı, Gülistan Doku’nun hâlâ ortaya çıkarılmayan akıbeti ve Rojin Kabaiş’in üzeri örtülmeye çalışan ölümü. Her birinde aynı ortak sorumluluk zinciri, aynı derin ihmal ve aynı karanlık tablo ile karşı karşıyayız. Eksik soruşturmalar, işletilmeyen koruma mekanizmaları, korunmayan deliller ve kapatılmak istenen dosyalar bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Devlet, koruyamadığı her kadının yokluğunda sorumludur” dedi.
“HER BİR KADIN İÇİN ADALET SAĞLANANA KADAR SUSMAYACAĞIZ”
Şiddetin tüm dünyanın ortak yarası olduğunu vurgulayan Bulut, “Suriye’de, Filistin’de yıllardır süren savaşın ortasında kadınlar; kimlikleri, inançları ve bedenleri üzerinden sistematik şiddetin hedefi hâline gelmektedir. Yaşanan ölüm, kayıplar, cinsel şiddet ve yoksulluk kadınların yaşamlarını kuşatmaktadır. Sudan’da ise devam eden çatışmalarda kadınların cinsel saldırıya savaşın yöntemi olarak maruz kaldığı, güvenlik ve barınma hakkının tamamen yok sayıldığı ağır bir tablo yaratmaktadır. Bu gerçeklik, kadınlara yönelik şiddetin kültürler, sınırlar ve rejimler ötesinde aynı mekanizmalarla sürdüğünü; sorunun evrensel, mücadelenin ise uluslararası dayanışmayla güçleneceğini göstermektedir. Kadınlar kaybolurken, susturulurken, öldürülürken devlet neredeydi? Tunceli Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak biz buradayız. Narin Güran, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Suriye’deki, Filistin’deki ve Sudan’daki savaşın gölgesinde hayatta kalmaya çalışan tüm kadınlar ve adalete hiç ulaşamayan tüm kadınlar için buradayız. Her bir kadın için adalet sağlanana kadar susmayacağız, geri çekilmeyeceğiz, mücadeleyi bırakmayacağız. Kadınların yaşam hakkını korumak devletin yükümlülüğüdür; bu hakkın hesabını sormak ise bizim kararlılığımızdır” diye konuştu.
PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. Yapılan açıklamada “Katil Colani ve HTŞ çetelerinin bu saldırıları derhal durdurulmalıdır!” denildi.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Suriye’de yaşanan Alevi katliamına dikkat çekti.
Suriye’de yapılan katliamın derhal durdurulması için çağrı yapan ABF Kadın Meclisi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Kadına yönelik şiddet, bu topraklarda her gün yeniden üretilen bir devlet politikasına dönüşmüştür. Erkek egemen düzenin korunduğu, şiddetin cezasızlıkla ödüllendirildiği, eşitsizliğin yasalarla meşrulaştırıldığı bir ülkede, kadınların yaşam hakkı sürekli olarak hedef alınmaktadır.
Alevi inancında kadın; yolun, vicdanın ve rızalığın taşıyıcısıdır.
‘Eline, beline, diline sahip ol’ ilkesi, insanın insana kıymamasını buyurur. Oysa bugün kadınların yaşamına yönelen her saldırı, devletin kadın hayatını hiçe sayan politikalarıyla daha da pervasızlaşmaktadır. Kadına el kaldıran zalimin cesareti, cezasızlıkla büyütülen karanlıktan beslenmektedir.
Suriye’de yıllardır süren çatışmaların ortasında en ağır bedeli Alevi kadınlar da ödemiş, katil HTŞ çeteleri tarafından her türlü insanlık dışı saldırıya maruz bırakılmışlardır. Başta Türkiye olmak üzere, dünya devletlerinin ‘demokrasi kahramanı’ olarak lanse ettiği Colani ve çetesi, gerçekte insanlık ve kadın düşmanı bir yapıdır. Alevi, Dürzi ve Hristiyan kadınlara yönelik saldırıları bunun en net göstergesidir. Dünya devletlerinin bu vahşete seyirci kalması, bu karanlığın ortağı olduklarını göstermektedir. Katil Colani ve HTŞ çetelerinin bu saldırıları derhal durdurulmalıdır!”
“FAİL LEHİNE İŞLEYEN YARGI”
ABF Kadın Meclisi’nin açıklamasında, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının getirdiği sonuçlara da değinilerek şöyle devam edildi:
“Nefret mitingleriyle LGBTİ+’ların hedef haline getirilmesi, devletin şiddeti örgütleyen bir zemin yarattığını gözler önüne sermektedir. Koruma kararlarının uygulanmaması, fail lehine işleyen yargı pratikleri ve kadını aile içine hapseden politikalar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini devlet eliyle kurumsallaştırmaktadır.
25 Kasım, kadınların şiddete itirazının bir kez daha yankılandığı gündür. Bu itiraz, ülkede şiddetin, nefretin ve eşitsizliğin büyümesinden kaynaklanmaktadır.
Görevini yapmayan, kadını korumayan ve yaşam hakkını güvence altına almayan devlet, kadınların maruz kaldığı her şiddetin ortağıdır. Kadınlar özgürleşmedikçe bu toplumun hiçbir parçası özgürleşmeyecektir.
Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi olarak, bu karanlığın karşısında, yolun ve adaletin dilini büyütmeyi bir görev biliriz.
Dünyanın neresinde olursa olsun kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü ve eşitliği, iktidarların keyfi kararlarıyla değil; hukukun üstünlüğü ve evrensel insan haklarıyla korunmalıdır.
Nefesi çalınan her kadın için mücadele edecek ve bu kör karanlığı yok edecek nice deliller uyandıracağız!”
PİRHA- Alevi kadın örgütleri ve köy dernekleri İzmir’de ‘Kadınlar direnişin ve umudun ocağıdır’ paneli düzenledi. Panelde konuşan Jineoloji Akademisi’nden Nesrin Akgül, “Bu kadar şiddete çözüm üretmemek normalleşme tehlikesi yaratır. Bu şiddet inşası bir iktidar yöntemi haline gelmesi halinde, kadını yaşa-yaşat eylemine dönüştürmek için çözümde rol almalıyız” derken, Avukat Gamze Yentür ise üretim ilişkileri değişmeden kadına yönelik şiddetin de değişmeyeceğini belirterek, “Toplumsallık gelişmedikçe yasalar kağıt üzerinde kalır ve bir gecede kaldırılabilir” diye belirtti.
İzmir Çiğli’deki kadın örgütleri, inanç ve köy dernekleri “Kadınlar direnişin ve umudun ocağıdır’ başlığı ile Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Konferans Salonunda panel düzenledi. Panele konuşması olarak Jineoloji Akademisinden Nesrin Akgül, Avukat Gamze Yentür katılırken Güzeltepe Kadın Derneğinden Ezgi Özer ise moderatörlüğü üstlendi. Salonda ‘Hak ve hakikati benimseyen Alevi kadınlar olarak zalimlere karşı direnerek özgür bir yaşamı kuracağız” yazılı pankart asıldı.
Panele Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği, Mor Dayanışma İzmir, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Alevi Kültür Dernekleri Karşıyaka Şubesi, Pir Sultan Abdal Derneği Çiğli Şubesi, Meydan Köyü Dayanışma Derneği, Varto Kültür ve Dayanışma Derneği katkı sundu.
“BU DÜZENİ BİRLİKTE DEĞİŞTİREBİLİRİZ”
Panel öncesinde kurumlar adına ortak bildiriyi okuyan Sakine Koğu, derinleşen krizler, büyüyen yoksulluk ve bu çoklu şiddetin görünmeyen taşıyıcısı hali aldığını söyledi.
Krizli dönemlerde devletinin ‘aile’ olgusuna sarılarak savaş politikalarını ev içerisinde yeniden ürettiğini ifade eden Sakine Koğu, “Korkuya rağmen konuşmak, sessizliğe rağmen birbirimizi duymak. Yan yana gelmek, güvenmek, dayanışmak. Çünkü yalnız kalınca kırılıyoruz. Birlikte hareket etmek, yeniden güç bulmak demek. Örgütlenmek; aynı hikayeyi farklı yerlerde duymak, birbirine yaslanabilmek demek. Öfkeyi bastırmak ve yaşananları kanıksamamak hayatta kalmanın bir yolu olmuş olabilir. Ama artık o öfkeye sahip çıkmanın zamanı. O öfkeyi sokaklarda, meydanlarda, yan yana gelerek var etmenin zamanı. Çünkü yaşadıklarımız birer “anormallik” değil; bu düzenin kendisi. Ve biz, bu düzeni ancak birlikte değiştirebiliriz” dedi.
Panelde ilk olarak Nesrin Akgül söz aldı. Nesrin Akgül, şiddetin normalleşme tehlikesi olduğuna vurug yaparak, “Biz demokratik toplum inşasında yer almak istiyoruz ve barışın diyen bir toplumsal dinamik var. Madem bunun istemindeyiz o zaman bugün daha fazla kadına yönelik şiddette ne yapılması gerektiğini, bunun bakış açısını daha fazla tartışmalıyız. Günlük olarak şiddet beyan ediliyorken bunun normalleşme tehlikesi var. bu kadar şiddete çözüm üretmemek normalleşme tehlikesi yaratır. Bizim ahlaki reflekslerini öldürü. Reya hak her şeyden önce vicdan der. Rızalık üretirken her bir canı can olarak kabul eder biz de her yaşanan oalya karşı vicdani ses olmak zorundayız. Kadına şiddete alışmamak için buna tepki koyacağız” diye konuştu.
“SÜRECİN KADINA YÖNELİK ‘ŞİDDETE DUR’ DİYEN HALİ ORTAYA KONULMALI”
Barış ve demokratik toplum sürecinde ortak endişe ve güvensizliklerin bulunduğunu kaydeden Nesrin Akgül devleti bu sorunlara karşı duyarlı kılmak, çözümün tarafı haline getirmek için toplumsal irade ortaya koymak istediklerini dile getirdi. Bu süreçte de en büyük gücün kadınlarda olduğunu ifade eden Nesrin Akgül, “Aslıdan bütün halklar bu sürecin öznesidir. Bütün kimliklerin, bireylerin farklılıklarıyla var olmak isteyen hereksin iradesini koyması gereken bir süreçteyiz. Kadınlar en fazla irade oluşturması gereken güç. Binlerce yıllık erkek egemenliğin savaşlarla kendini hizalayan, çatışmalarla kendini var eden bir sürecinden bahsediyoruz. Bir barış süreci diyoruz kadın irade olsun inisiyatif alsın diyoruz, sadece silahların susması değil söz gücünün toplumda olduğu alanlarda eylemini ortaya koyduğu bir müzakere sürecidir de. Çatılmalı sürecin sona erip toplumun kendi öz değerleriyle yeninden ortaya koymasıdır. Kadına yönelik şiddette de bu sürecin şiddete dur diyen hali ortaya konmalıdır” şeklinde konuştu.
“KADINI YAŞA-YAŞAT EYLEMİNDE ROL ALMAYI TARTIŞMALIYIZ”
Mirabal Kardeşler’indireniş tarihine değinen Nesrin Akgül, “Biz de benzer bir süreç yaşıyoruz. Her türlü yaşam hakkını eline alan bir faşist rejimle cebelleşen toplumsal kesimler altında yaşıyoruz. Bu şiddet inşası bir iktidar yöntemi haline gelmesi halinde, yeni döneme kadına şiddete kadın kırımı dediğimiz sürecin sonlanması ve kadın varlığını kazanmak için bu süreçte inşacı olmak, kadını yaşa yaşat eylemine dönüştürmek halkların kardeşliğini geliştirmek için çözümde rol almayı taşımak istediğimizi belirtmek isterim” dedi.
Ardından slayt gösterimi ile sunumunu gerçekleştiren Avukat Gamze Yentür üretim ilişkileri değişmeden kadına yönelik şiddetin de değişmeyeceğini ifade etti. Gelişmiş olarak nitelendirilen ülkelerde ilerici yasalar yürürlükte olsa bile kadına yönelik şiddetin devam ettiğini hatırlatan Gamze Yentür, “Ataerki kapitalimle var olması ama kapitalizm eşitsizlikleri revize etti ve sanki eşitsizlik yokmuş gibi gösteren bir hukuk yarattı. Toplum hazır değilse ilerici yasalar da kağıt üzerinde kalır. Toplumun değişmesi içim üretim ilişkilerin değişmesi için sınıfsallığın değişmesi ve kültür biçimlerinin de değişmesi gerekir. Hukuk toplumsal ilişkilerle değişir dönüşür. 6284 sayılı kanun güzel bir yasa ama toplumsallık gelişmedikçe bir gecede kaldırılabilir. Hukukçular genelde her şeyin hukukla değiştireceğini düşünür ama aslolan toplumsal mücadeledir ve bu mücadeleyle birlikte değiştirilen ilişkilerdir” diye konuştu.
“ŞİDDET TOPLUMSALDIR, AİLE İÇİ KALMAMALI”
Şiddetin fiziksel veya cinsel şiddetten ibaret olmadığını ve sadece aile ile sınırlı kalmadığını ifade eden Gamze Yentür, “İşte sokakta, çevrimiçinde her yerde şiddet var. Aile içinde gerçekleşen cinsel şiddet te tecavüzdür. Kadın çalışma hayatına katıldığı zaman, üretime katıldığı zaman birçok hakkı da talep etmeye başladı. Daha önce evlerdeydi ve eşten para almak zorunda olduğu için ondan gizli ekonomi yürütmek zorundaydı. Bu aile içi ekonomik şiddetin bir yansımasıdır. Türk Ceza Kanununda (TCK) bununla ilgili çok madde var. Öte yandan 6284 sayılı yasa ve CEDAW var. 6284 Herkesi koruyan bir kanun aslında, CEDAW da taraf olumuz tek uluslararası sözleşme, uygulama alanı geniş. Önleyici ve koruyucu tedbirler içeriyor, Örneğin bu yasalara dayanarak tedbir talep edebilirsiniz. Ancak adli mercilerde önemli çabalar sarf edilse de kolluk faili korumaya dönük hareket edebiliyor. Uzaklaştırma kararları için Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerine(ŞÖNİM), mülki amirlere kolluğa dilekçe vermeye bile gerek yok sözlü olarak başvurabilirsiniz, avukat bulundurmak zorunda da değilsiniz. Baroların Adli Yardım Merkezleri, Kadın Merkezleri var” şeklinde anlattı.
PİRHA- DEM Parti Kadın Meclisi 25 Kasım etkinlikleri kapsamında Dersim Tertelesi döneminde ailelerin yanından alınıp başka yerlere verilen küçük yaştaki iki kız çocuğunun dramatik öyküsünü konu alan ‘Dersimi’in Kayıp Kızları’ belgesel filmini izledi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Kadın Meclisi, 25 Kasım programı dahilinde Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu’nun katılımıyla Karaca Sineması’nda kadınlarla ‘Dersîm’in Kayıp Kızları’ adlı belgese filmi izledi.
BARIŞ VE YÜZLEŞME ÇAĞRISI
Gösterim öncesi konuşan DEM Parti İzmir Kadın Meclisi Sözcüsü Türkan Aslan Ağaç, parti olarak kadınlara yönelik şiddetle mücadeleyi görünür kılma çabası içerisinde olduklarını ifade etti. Türkan Aslan Ağaç, “Yüzyıldır bu coğrafyada büyük trajediler yaşandı. Bu trajedilerin en büyüğü Dersim Katliamı. Bu katliamın mağdurları en fazla kadınlar oldu. Bu kapsamda bu filmi hep birlikte izleyip farkındalık yaratması açısından şiddetin aslında bireysel olmadığını toplumsal ve politik olduğunun altını çizmek için bu belgeseli seçtik. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı kapsamında bu katliamlarla yüzleşilmesi lazım” diye belirtti.
“ALEVİLİK YOK OLMADI, MÜCADELESİ SÜRÜYOR”
Filmin ardından söz alan Yüksel Mutlu, “38’den bu yana Dersim şu ana kadar da çekiyor. Az önce katliamın küçük bir bölümünü izledik. Seyit Rıza başta olmak üzere bu topraklarda kefensiz yatanları anıyorum” dedi.
Dersim Tertelesi’ne giden süreci ve günceldeki kültürel soykırıma değinen Yüksel Mutlu, “Bugün henüz mezar yerini bilmediğimiz Seyit Rıza ve Şeyh Sait’in mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların mezar yerlerini bulunması için mücadelemiz sürecek. Ardılları olarak mücadelemiz sürecek. Bu kadar büyük katliamın sonunda Kürtlük yok olmadı. Alevilik halen duruyor ve bunun özgürlük mücadelesi devam ediyor. Bu bakımdan bu bizim için gurur verici. Bugün Ortadoğu’da Kürtler büyük bir özgürlük ve adalet mücadelesi veriyor” dedi.
PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Ankara Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Biz feminist hareketten, kadın kurtuluş hareketinden ve Kürt kadın hareketinden; kadın ve lgbti+lar olarak mücadele ediyoruz. Çünkü kadınlar her gün erkekler tarafından katlediliyor, şiddete uğruyor” denildi.
25 Kasım 1961’de Dominik Cumhuriyeti’nde bir uçurumun dibinde cesetleri bulunan Mirabel Kardeşler’in mücadelelerinden ilham alan Birleşmiş Milletler, bu tarihi Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan etti.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde Ankara’da kadınlar alanlardaydı. Kolej Meydanı’nda buluşan kadınlar Sakarya Meydanı’na yürüyerek burada basın açıklaması yaptı.
“Jin, jiyan, azadî” sloganı eşliğinde yürüyen kadınlar, sık sık “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop; inadına isyan, inadına isyan, inadına özgürlük”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları attı.
25 Kasım mesajlarının yer aldığı pankart ve dövizleri taşıyan kadınlar, eşitlik taleplerini dile getirdi. Yürüş esnasında polisler kitleyi engellemeye çalışırken kadınlar barikatı aşarak yürüyüşe devam etti. Çıkan arbede de 2 kişinin gözaltına alındığı bilgisi verildi. Yürüyüşün ardından yapılan açıklama Türkçe, Kürtçe, Arapça olarak okundu.
Açıklamayı kadınlar adına İrem Dağ okudu.
“HAYATLARIMIZI SİZE TESLİM ETMEYECEĞİZ!”
Kadın mücadelesinin tarih boyunca sınır tanımadan büyüdüğünü söyleyen İrem Dağ, şunları ekledi:
“Mirabel kardeşlerden Mahsa Amini’ye bu mücadelenin kadınlara ait olduğunu söyledi. İrem Dağ, “Biz feminist hareketten, kadın kurtuluş hareketinden ve Kürt kadın hareketinden; kadın ve lgbti+lar olarak mücadele ediyoruz çünkü kadınlar her gün erkekler tarafından katlediliyor, şiddete uğruyor. Kadın düşmanı siyasal iktidarınız her gün bizi ölüme, şiddete mahkûm ediyor. Cezasızlık politikalarıyla hayatlarımızı kuşatılıyor! Siz konuştukça biz kadınlar ölüyoruz! Gülistan Doku, Hande Kader, Nagihan Akarsel Derin, İkbal Uzuner, Ayşegül Halil, Narin Güran, Rojbin Kabaiş, Güldane, Şirin ve daha niceleri…. Hayatlarımızı size teslim etmeyeceğiz. Öfkemizi kuşandık buradayız, meydanlardayız! Şiddet Faili erkeklerden, kadın düşmanı iktidarınızdan hesap soruyoruz. Geçtiğimiz Ekim ayında 48 kadın katledildi, 23 kadının ölümü ise şüpheli. 2010’dan bu yana en yüksek oranla karşı karşıyayız! Kadınların ailelerindeki erkekler tarafından öldürüldüğü gerçeğini saklayamazsınız.”
“HESAP SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, ‘sıfır tolerans’ söylemini hatırlatan İrem Dağ, “ İstanbul Sözleşmesinden bir gecede ‘bitmiştir bu iş’ diyerek çıkmak, 6284’ü tartışmaya açmak, failleri aklayıp cezasızlıkla ödüllendirmek mi sizin sıfır tolerans dediğiniz? Kadınların kaç çocuk doğuracağına karışıp, nasıl doğum yapacağına müdahale edip bedenlerini denetim altına almaya çalışmak mı? İçişleri Bakanı Yerlikaya açıklamasında koruma kararı verilen kadınların karara uymayarak şiddet gördükleri erkeklere evlerinin kapısını açtıkları için öldürüldüklerini söyledi. Siz bu sözlerinizle şiddet faillerini aklıyorsunuz, teşvik ediyorsunuz. Katledilen kadınları suçluyorsunuz! Şiddet faili erkeklerden, kadın düşmanı politikalarınızdan hesap sormaya devam edeceğiz. Evet, özgür ve eşit bir yaşamı istiyoruz ve alacağız” dedi.
“KADIN YOKSULLUĞUNU KABUL ETMİYORUZ”
“Erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı ekonomik kriz, bize çifte sömürü olarak dönüyor, kadın yoksulluğu salt bir kavramın ötesinde yakıcı bir gerçek olarak karşımızda duruyor” diyen Dağ, şunları söyledi:
“Ekonomik kriz gerekçesiyle, kadın emeği güvencesiz, esnek ve ucuz-iş gücü alanına hapsedilmeye çalışılıyor. Tüm bu döngü, kendi hayatını geçindirecek kadar maaşı olmayan kadınları, eve, evdeki şiddete, kendileri için biçilen düzene biat etmeye zorluyor, kadına şiddeti yeniden üretiyor. Dünya bizim emeğimizle dönerken ev içi emeğimiz görünmezleştiriliyor. İşyerlerinde tacize, cinsel şiddete ve mobbinge maruz kalıyoruz. Biz kadınları yoksullaştıran ve güvencesizleştiren politikalarını kabul etmiyoruz! Biz Kadınlar eşit işe eşit ücret hakkımızdan, ücretsiz kreş talebimizden vazgeçmiyoruz! Mecliste bütçe görüşmeleri devam ediyor. Yoksulluk karşısında kendi kaderine terk edilen, bakım emeği ile annelik arasında sıkışıp kalan kadınlara ayrılan bütçe, toplam bütçenin yalnızca yüzde 0,3’üne denk geliyor. Ayrılan bu bütçe yine kadınlara aktarılmıyor. Kamusal hizmet olarak yapılması gereken, şiddete maruz bırakılmış kadınlar için sığınmaevleri, çalışan ve çalışmayan kadınlar için kreşler, engelli ve yaşlı bakım evleri yapılmıyor ya da niteliksiz, eksik yapılıyor.
“İKTİDAR ÖZGÜR YAŞAM İRADESİNE SALDIRIYOR!”
Demokratik siyasete karşı geliştirilen saldırılar katmerlenerek yaşadığımız coğrafyanın tümüne sınırsız şiddet dalgasıyla yayılıyor. Yeni darbeyle kayyım politikalarını irade gaspıyla sürdüren, AKP-MHP iktidarı, eşbaşkanlık ilkesini bahane ederek, aslında kadınların eşit temsil, eşit ve özgür yaşam iradesine saldırıyor. Adeta Kürt halkının seçme ve seçilme hakkı yoktur diyerek, her gün kayyum/irade gaspı terörünü devam ettiriyor. Anayasanın tamamen askıya alındığı bu koşullarda ezici bir oyla seçilen belediye eş başkanları tutuklanıyor, görevlerinden alınıyorlar gaspçı kayyım rejimi devreye konuluyor.”
“LÜBNAN’DAN ROJAVA’YA DÜNYANIN DÖRT YANINDA MÜCADELEMİZ ORTAK”
Eşit, özgür bir yaşamın kadın dayanışması ile kurulacağını söyleyen Dağ, “Kadınlar olarak; eşit temsil iradesi ile aldığı güçle, yönetim mekanizmalarında, genel ve yerel siyasetin her aşamasında sadece emek veren değil, karar alıcı olarak da yer alacağız. Sokaklarda, zindanlarda, alanlarda bedeli ne olursa olsun kayyum politikasına, irade gaspına baş eğmedik, baş eğmeyeceğiz. Yıktığınız kentleri yeniden kuracağız, kararttığınız geceleri dayanışmamızla biz aydınlatacağız! Haklarımızı gasp eden, hayatlarımıza kayyım atayan erkek egemen sistemi hayatımızın her alanına dayatan AKP İktidarına ve ortaklarına sesleniyoruz: Hesap Soracağız! Filistin’de, Lübnan’da, Rojava’da dünyanın dört bir yanında savaşla hayatı alt üst edilen kadınlar ve LGBT ile mücadelemiz ortak! Katledilen, kaybedilen tüm kadınların, çocukların isyanı için mücadele ediyoruz! Eşit, özgür bir yaşamı kadın dayanışması ile kuracağız. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın geceleri aydınlatacak mücadelemiz!” diye ekledi.
Yapılan açıklamanın ardından “Transfobik devleti yıkacağız elbet” sloganı eşliğinde Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü polis tarafından okutulmayan basın metni de okundu.
PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında İstanbul’da yürüyüş yapmak isteyen kadınlara polis izin vermedi. Taksim Meydanı’na çıkmaya çalışan çok sayıda kadın polis tarafından gözaltına alındı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde binlerce kadın 25 Kasım Kadın Platformu’nun öncülüğünde Karaköy Vapur İskelesi’nde bir araya geldi. “Erkek devlet şiddetine karşı mücadelemiz birbirimiz için” sloganıyla bir araya gelen kadınlar, taleplerini açıkladı.
Ancak İstanbul Valiliği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü öncesinde bir kez daha meydanları kadınlara kapatma kararı aldı. Valilikten yapılan yazılı açıklamada, 25 ve 26 Kasım tarihleri arasında Beyoğlu’nda gerçekleştirilecek etkinliklerin yasaklandığı duyuruldu.
Bunun üzerine Taksim’e çıkan tüm yollar ikinci bir emre kadar kapatıldı. Sabah saatlerinden itibaren Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi başta olmak üzere Beyoğlu sınırları içerisinde bulunan birçok cadde ve sokak bariyerlerin yanı sıra çevik kuvvet ve TOMA araçları ile ablukaya alındı.
Polis ablukasına ve yasağa rağmen ‘Yaşamak istiyoruz’ diyen kadınlar ise Karaköy’de pankartları ile toplandı.
Kadınlar sık sık “Jin jiyan azadi”, “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz”, “Kadınlar artık susmayacaklar, susmayacaklar”, “Erkek adalet değil gerçek adalet” sloganlarını attı.
Karaköy’den vapur iskelesine gelmek isterken ablukaya alınarak geçişlerine izin verilmeyen ve gözaltı aracında bekletilen kadınlar için iskelede açıklama yapıldı.
25 Kasım Kadın Platformu adına açıklamayı Gamze Çetintepe okudu.
“SUÇLU ERKEK EGEMEN DÜZEN!”
Çetintepe, kadına yönelik şiddete karşı önleyici/koruyucu politikalar geliştirmek bir yana var olan yasaları bile uygulamayan devletin iyi hal ve haksız tahrik indirimleriyle de cezasızlığı beslediğini belirterek devamında şunları söyledi:
“Şüpheli kadın ölümlerini ve kayıpları aydınlatmayıp üstünü örtüyor. Gülistan Doku dört yıldır kayıp! Narin’e, Rojin’e ne olduğu gizlenmeye çalışılıyor. Biz ise o örtüyü kaldırıp suçluyu gösteriyoruz. Suçlu erkek egemen düzen, erkek devlet ve onun kurumları. Çocuk yaştan bize cinsiyet rollerini öğretmeyi görev edinen, istismar yuvası tarikatlarla işbirliği yapan Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, nasıl doğuracağımızı, kaç çocuk yapacağımızı söyleyen, transların hormona erişimini engelleyen Sağlık Bakanlığı’na; heteronormatif aile dışında kadınların, LGBTİ+ların varlığını kabul etmeyen, boşanmayı azaltıp kadınları en çok öldürüldükleri aile içine hapsetmeye çalışan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan, tasarruf diye kamu hizmetlerinden kısarak gittikçe daha büyük bir toplumsal bakım yükünü kadının sırtına yükleyen Maliye Bakanlığı’na kadar her alanda kadın düşmanı, LGBTİ+ düşmanı politikalar üreten bütünlüklü bir sistemle karşı karşıyayız.
Kadın ve LGBTİ+ düşmanı iktidar bununla yetinmeyip düşmanlar yaratarak savaş politikalarıyla güç kazanmaya çalışıyor. Kürt halkının iradesini yok sayarak, ilk işi kadın dayanışma merkezlerini kapatıp yerine evlendirme dairesi, kuran kursu açmak olan kayyumlar atıyor. Bu gaspçı, rantçı kayyumlar kadınları kamusal alandan silmeye, tüm dünyada kadın mücadelesi ve dayanışmasının sloganı olan Jin Jiyan Azadi’yi yasaklamaya çalışıyor. Biz kadınlar kayyumlara ve savaşa karşı da buradayız. Kürtçe’ye ve kadın özgürlüğü fikrine katlanamayanlara inat sokakları Jin Jiyan Azadi sloganlarıyla dolduruyoruz!
Bütün dünyada faşist iktidarlar gücünü, kendi iradesine sahip çıkan kadınların ve halkların bedenini, topraklarını işgal etmeye dayandırıyor. Filistin halkı bir seneyi aşkın zamandır soykırım altında. İsrail ile ticareti kesmeyip soykırıma suç ortaklığını sürdüren iktidarın yalanlarına karnımız tok. Filistin’de, Lübnan’da, Rojava’da, dünyanın dört bir yanında savaşla hayatı alt üst edilen, işgale direnen kadınlar ve lubunlarla mücadelemiz ortak! Bütün kadınlar özgürleşmeden hiçbirimiz özgür olmayacağız.
“MÜCADELEMİZ BİRBİRİMİZ İÇİN!”
Kadın dayanışmasının sınırları aşan gücünü savaşlarla yok etmeye çalışanlara karşı mücadelemiz birbirimiz için!
Kadın cinayetlerine, trans cinayetlerine, cezasızlığa, aileci politikalara, kazandığımız haklarımıza savaş açanlara, ücretli/ücretsiz emeğimizi sömürenlere karşı mücadelemiz birbirimiz için!
Bir kişi daha eksilmemek için, birbirimizi mutlu, umutlu bulabilmek için, kendi hayatlarımızın sahibi olabilmek için; mücadelemiz birbirimiz için!”
Karaköy’de gözaltı aracında bekletilen kadınların serbest bırakılmasını isteyenlere de polis müdahale etti. O sırada bir grup erkek, bozkurt işareti yaparak kadınları taciz etti!
PİRHA- İzmir’de alanlara çıkan binlerce kadın, erkek/devlet şiddetine karşı dünya kadınlarının sloganı olan “Jin, Jiyan, Azadi” ile öfkeyi kuşandıklarını belirttiler. Kadınlar; şiddetsiz, krizsiz, savaşsız bir dünya istediler.
İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde kadınlar “25 Kasım’a gel mücadele en güvenli yer” şiarıyla Alsancak Garı önünde bir araya gelerek, Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne kitlesel yürüyüş gerçekleştirdi.
Binlerce kadının katıldığı yürüyüşte, “Haklarımız ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz. Mücadelede bir aradayız” pankartı açılırken, “Tek adama karşı çok kadın”, “Kadının direnişi kadına mirastır”, “Teslimiyet ihanete direniş zafere götürür”, “Tanrım eril kullarını sen affetsen ben affetmem” dövizleri taşındı. Yürüyüşe katılan kadınlar alkışlar, ıslıklarla “Savaşa hayır, barış hemen şimdi”, “Kadınlar kayyım istemiyor”, “Kadın cinayetleri politiktir” “Kadınlar sokağa özgürleşmeye” ve “Kadınlar yürüyor mücadele büyüyor” sloganları ile yürüdü.
Yürüyüşe birçok kadın örgütü oluşturdukları kortejlerle katıldı.
“ERKEKLER 327 KADINI ÖLDÜRDÜ”
Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde İzmir Kadın Platformu adına basın metninin Türkçesini Eylül Deniz Argun, Nesil Dinçer ve Pınar Çetinkaya, Kürtçesini ise Emine Bozdağ okudu.
Dünyanın dört bir yanında faşist diktatörlüklere, erkek-devlet şiddetine, yoksullaştırma ve aile politikalarına, savaşa karşı emekleri, bedenleri, hakları ve hayatları için sokaklarda olduklarını vurgulanan açıklamada, “2024 Ocak ayından bu yana erkekler, 327 kadını, en az 39 çocuğu öldürdü, 240 kadının ölümüyse ‘şüpheli’ olarak kaydedildi. Türkiye’de katledilen kadınların sayısı en yüksek sayılara ulaşmışken yüzde 90’ı iktidarın kutsadığı ailenin üyesi olan erkekler tarafından katledildi” denildi.
“DİRENEN KADINLARI SELAMLIYORUZ”
Kayyım atamalarına dikkat çekilen açıklamada, “İradelerine kayyım atanan kadınlarla yan yanayız. Kayyum politikalarının 2019 yılından bugüne kadar en çok kadınların kazanımlarına saldırdığını biliyoruz. Ülkenin en yüksek oyunu alan Batman Belediyesi Eş Başkanı Gülistan Sönük’ün iradesi ile kayyuma karşı direnen kadınların isyanını buradan selamlıyoruz” diye belirtildi.
“JİN JİYAN AZADİ”
Diyarbakır Valiliği’nin “Jin jiyan azadi” sloganını yasaklanmasına da değinilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Diyarbakır Valiliği’nin yasaklamaya gücünün yeteceğini sandığı tüm dünyada kadınların direnişinin sloganı olan ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganı ile kuşandık öfkemizi, katledilen, hikayesi yarım bırakılan tüm kadınların kanat çırpışında mücadelemiz. Birbirimizin elini sıkıca tutuyor, sokaklardan, meydanlardan haykırıyoruz. Ben, sen, o birbirimizin çaresiyiz. Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Dünyada kadınlar otoriter, faşist ve muhafazakâr iktidarlara direniyor. Kadın bedeni ve kazanımlarına yönelik politikalara karşı saldırılar arttıkça kadın mücadelesi ve direnişi de artıyor.”
Açıklama, yüksek sesle “Jin Jiyan Azadi” sloganıyla son buldu.
PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Adalet Baklanı Yılmaz Tunç ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’te soru önergesi verdi. Kordu, “Kadınlar, evde, sokakta, parkta, dolmuşta, işyerlerinde, kısacası yaşamın her alanında erkekler tarafından tacize uğramakta, şiddete maruz kalmakta ve katledilmektedir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yanıtlaması istemiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a Meclis’te soru önergesi verdi.
“KADINLAR YAŞAMIN HER ALANINDA ERKEKLER TARAFINDAN ŞİDDETE MARUZ KALMAKTADIR”
Ayten Kordu, soru önergesine şunları dile getirdi:
“25 Kasım, yalnızca kadınlara yönelik şiddet, vahşet ve katliamların yıldönümü değil, aynı zamanda kadınların şiddete karşı duruşunun, dayanışmasının, örgütlülüğünün ve mücadelesinin de simgesidir. Ancak, kadın cinayetleri giderek katliam boyutlarına ulaşırken, bu konuda alınan önlemler ve uygulanan yaptırımlar oldukça yetersiz kalmaktadır. Kadınlar, evde, sokakta, parkta, dolmuşta, işyerlerinde, kısacası yaşamın her alanında erkekler tarafından tacize uğramakta, şiddete maruz kalmakta ve katledilmektedir. Ancak, bu konuda alınan önlemler ve yasal yaptırımlar hala yetersizdir. İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmesi, kadın cinayetlerinin artmasına zemin hazırlamaktadır.”
“KADINA YÖNELİK ERKEK ŞİDDETİYLE İLGİLİ KAÇ DAVA SÜRMEKTEDİR”
Ayten Kordu, Adalet Baklanı Yılmaz Tunç’a cevaplaması için şu soruları yöneltti:
-Son 20 yılda, yıllara ve illere göre tecavüz, taciz ve istismar vakalarına dair kaç şikâyet başvurusu yapılmıştır? Yapılan başvurular sonucunda kaç kamu davası açılmıştır? Davalar nasıl sonuçlanmıştır? Kaç kişi ceza almış, kaç kişi beraat etmiştir?
-Şu anda devam eden, kadına yönelik erkek şiddetiyle ilgili kaç dava sürmektedir?
-Kadına yönelik şiddet bu kadar artarken, şiddet verileri neden güncellenmemektedir?
-Kadına yönelik şiddetin türleri ve nedenleriyle ilgili herhangi bir araştırma veya çalışma yapılmış mıdır?
-2024 yılının başından bu yana, polis veya savcılığa başvurduğu halde kaç kadın öldürülmüştür?
-Kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi için, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve şiddetle mücadele alanında, önleyici bir çalışma başlatılmış mıdır?
-Kadına karşı şiddetle mücadele ve önleme konusunda, diğer ilgili kurumlar, üniversiteler, STK’lar, kadın dernekleri ve platformları ile işbirliği yapmayı düşündüğünüz bir proje veya çalışma var mıdır? Varsa, bu çalışmalar nelerdir?
-Kadınlara yönelik cinayetlerle ilgili olarak, Bakanlığınızın kurumları aracılığıyla dosyalara konulan “gizlilik” kararları, gerekçeleriyle birlikte kaç adettir?
-Son 10 yılda kayıp olarak işleme alınan ve intihar iddiasıyla öldüğü belirtilen vaka sayısı kaçtır?
-Kadın cinayetlerinin engellenmesine yönelik, özellikle mağdurların aile içi şiddet ve tehditler konusunda daha erken dönemde güvenlik önlemleri alınabilmesi adına bir erken uyarı sistemi veya protokol geliştirilmiş midir? Varsa bu protokoller sayesinde şiddet girişimleri ne kadarı önlenmiş ya da engellenmiştir?
-Dersim ve ilçelerinde son 5 yılda, yıllara göre dağılımda kaç kadın şiddet başvurusu yapmıştır? Hangi işlemler yürütülmüştür?
-Dersim’de kadına yönelik şiddetle ilgili hangi çalışmalar yürütülmektedir?
“DERSİM’DE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE KADIN CİNAYETLERİNE İLİŞKİN ÇALIŞMALAR NELERDİR?”
Ayten Kordu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a cevaplaması için şu soruları yöneltti:
-Dersim genelinde bakanlığınızın kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine ilişkin yürüttüğü çalışmalar nelerdir?
-Dersim ili ve ilçelerinde son bir yıl içerisinde kaç kadın koruma talebi ile yargı mekanizmalarına başvurduğu halde şiddete maruz kalmıştır? Bu şekilde kaç kadın yaşamını yitirmiştir?
-Erkek şiddeti ve Kadına yönelik şiddet vakalarının takibi ve şiddet mağdurlarına yardım sağlanması konusunda yerel yönetimler ile yaptığınız çalışmalar var mıdır? Yapılan ya da yapmayı düşündüğünüz çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?
-Dersim ili ve ilçelerinde fiziksel, psikolojik. Cinsel ve ekonomik şiddet riski altında olan kadın sayısının güncel olarak tespit edilmesi için bir çalışmanız var mıdır?
-Dersim ili ve ilçelerinde yapılan başvurular neticesinde kaç kamu davası açılmıştır? Davalar ne şekilde neticelenmiştir? Kaç kişi ceza almış, kaç kişi beraat etmiştir?
-Dersim ili ve ilçelerinde son bir yıl içinde kadına yönelik şiddet, cinayet, taciz ve istismar davalarında Bakanlığınızın taraf olduğu dava sayısı kaçtır?
-Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu tür davalara müdahil olması, yargılamalarda kadınların şiddete maruz kalmasını engellemek adına bir katkı sağladığına ilişkin bir veriniz var mı?
-Dersim ili ve ilçelerinde kadına yönelik ekonomik, duygusal, fiziksel, cinsel ve dijital şiddet için başvuracağı mekanizmaları çoğaltmak, için yapılan çalışmalarınız nelerdir?
-Bakanlığınızın talebiyle kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine ilişkin dosyalara konulan “gizlilik” kararları ve yayın yasakları sayısı kaçtır?
-Dersim ili ve ilçelerinde kadınların özgür ve eşit yaşayabileceği alanların çoğalması için 2025 bütçesinde istihdam sorunlarını çözecek yeni projeleriniz ve ayırdığınız bütçe nedir?
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 533. hafta basın açıklamasında kadın hasta tutukluların durumunu aktardı. Yapılan açıklamada,”Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması, hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir” denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde, kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali boyutunun en yoğun hapishanelerde kadın mahpusların yaşamış oldukları sağlık sorunlarını ve hastalık durumlarına dikkat çekti.
Sakarya Meydanı’nda yapılan 533. Hafta basın açıklamasında; Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde 16, Kayseri/Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesinde 19 olmak üzere tespit edilebildiği kadarıyla İç Anadolu Bölgesinde en az 35 kadın hasta mahpus bulunduğu vurgulandı.
“Tedavi haktır engellenemez. Hasta Mahpuslar serbest bırakılsın” pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.
Türkiye Hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorun bulunduğunu belirten Çevirmen, “Hasta mahpuslar sağlık hakkına yeterince erişemiyor. Üçlü protokolden kaynaklı olarak birçok aksaklık, sağlığı tehdit eder nitelikte uygulamalara neden olmaktadır. Kelepçeli muayene, sağlıksız tek kişilik ring araçlarıyla sevkler, yapılmayan ya da aksatılan hastane sevkleri ve daha birçok etkenin yanı sıra 24 saat acil tıp hizmeti zorunlu olan hapishanelerin bunlardan yoksun olması gibi nedenler, sağlığa erişimin önündeki engellerdir. Hasta ve ağır hasta mahpuslar infazları ertelenmediği için tahliye olamıyor ve ayrıca İdare Gözlem Kurulu Kararlarıyla da koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik hakları da ihlal ediliyor. Hasta mahpusların haklarının korunmasını garanti altına alan yasalara ve uluslararası sözleşmelere de uyulmuyor. Hakları ihlal eden kamu görevlileri hakkında da cezasızlık politikası izlenmekte ve bu da ihlalleri süreklileştirmektedir” dedi.
“SİNCAN KADIN KAPALI HAPİSHANESİ’NDE 16 KADIN HASTA TUTUKLU BULUNUYOR”
Nuray Çevirmen, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde hasta kadın tutukluları sıraladı:
“Ayşe Gökkan: Duyma yetisinde bozukluk var ve ayrıca kalp rahatsızlıkları bulunuyor.
Ayşe Topçu: Ciğerinde ve sırtında şarapnel parçaları var. En ufak bir soğuk aldığında, üşüttüğünde nefes alıp verme güçlüğü çekmekte, nefes darlığı sorunu yaşamakta, bazen kramp girmekte, soğuk algınlığında 70-80 yaşındaki gibi öksürmekte, öksürük esnasında ciğerinin kasıldığını hissetmekte, sırtında etkisinin ise sinirlere geldiği için kollarında uyuşma oluşmakta, elinden geldikçe parçaların hareket etmemesi için dikkat etmektedir.
Bermal Birtek: Kalp Hastası.
Elif Çetinbaş: Rozasea (gül) hastalığı var. Guatr hastasıdır ve bel fıtığı hastasıdır ve 2020’de ameliyat oldu.
Fadik Adıyaman: İki kere rahim ameliyatı oldu. Tiroid hastası, midede polipler var.
Gülşan Adet: Kronik ankilozan spondolit (iltihaplı eklem iltihaplanması) ve ülser rahatsızlıkları bulunmaktadır. 2021 Haziran ayında çekilen MR sonucunda beyninde damar tıkanıklığı tespit edildi. Boyun fıtığı, boyun düzleşmesi ve bel fıtığı mevcut.
Nedime Yaklav: Böbrek hastası. Ayrıca guatr, alerji ve yüksek tansiyonu hastalıkları var.
Özge Özbek: Beynindeki tümör nedeniyle ameliyat oldu. 3 ay erteleme aldı ancak tekrar hapishaneye konuldu. Beyin tümörleri hala mevcut ve hapishanede kaldığı süre ilerledi ve epilepsi, Vertigo gibi dengesizlik belirtileri olan hastalıklar da nüksetti. Beyin tümörleri organlara baskı yapmaktadır. Şu an tümörden kaynaklı olarak sol kulağında %72 işitme kaybı vardır, ellerde titreme, kimi zaman idrarını tutamama durumlar meydana gelmiştir. Bu durum ileride görme, hafıza ve hareket kaybına neden olacaktır.
Pınar Tikit: Beyinde araknoid kist var. Kist şu an 8 cm, bayılma, kriz şeklinde ataklar yaşıyor. Kist 10 cm olduğunda risklere rağmen cerrahi müdahale zorunlu olacak.
Rihan Kavak Özbek: Kas ve sinir erimesi var. Astım hastası. Zehirli guatr teşhisi konuldu, ameliyat oldu. Bel fıtığı var. Göğüslerinde kitle olduğunsan yılda bir kez momografi çektiriyor. Panik atak rahatsızlığı bulunmaktadır.
Selver İspir: Kalp hastası.
Selver Yıldırım: Sağ gözünü kaybetmiş diğer gözü de tedavisi yapılmadığından görme oranı %20’ye düştü ve tek gözünde de ödem olduğu için okuma yazma ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Ayrıca el ve kollarında kısmi işlev kaybı var.
Sermin Demirbağ: Ülser ve astım hastası.
Şükran Aydın: Bağırsak rahatsızlıkları var.
Zerrin Yılmaz: Panikatak hastası. Ayrıca haşimato hastalığı da var.”
ÇEVİRMEN, KAYSERİ KADIN KAPALI HAPİSHANESİ’NDEKİ HASTA KADIN TUTUKLULARIN DURUMUNU AKTARDI
Çevirmen, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan hasta tutuklu kadınların durumunu şöyle aktardı:
“Dicle Bozan: Bir bacağı kesik olup diğer bacağında şarapnel parçaları vardır. Bağırsakları parçalandığından kolostomi torbası takılıdır. Ayrıca migren atakları var ve epilepsi hastalığından ötürü sürekli bayılmalar yaşamaktadır.
Dilek Arsu: Vertigo hastası, bel fıtığı var. Sürekli kanaması var ancak kadın doğuma götürülmüyor, teşhis konulmamış.
Dilşad Şengül: Yaralanmadan kaynaklı kalp ve akciğerlerde çok büyük zedelenmeler var. Yemek borusu parçalanmış, sağ akciğerinin yarısı çalışmıyor. Yemek borusunda cep oluştuğundan, yemek yerken zorlanıyor yutma güçlüğü çekiyor. Kaburgalarına gelen patlayıcı madde kana karışmış, kalbe doğru ulaşarak vücudun kalp üzerindeki seviyesinden yani baş, boyun ve kollardan kalbe dönen kirli kanı taşıyan ana toplar damarı yırtmış ve bu damar dikilmiştir. Sağ kolunda yaralanmadan kaynaklı hareket kısıt sorunu var ve gittikçe ilerliyor, kaslarda sıkışma var, sağ kolunu kaldıramıyor. Serçe, orta ve yüzük parmağı kesilmiş.
Elif Deniz: Astım hastası.
Gülazer Akın: 10 yıldan fazladır böbreklerinde 8-10 mm’lik kireçli kist var. Üç yıldır yutkunma problemleri yaşıyor. Birkaç kez mide filmi çektirdi. Parmakları ve elleri şişiyor, ağrıdan bükemiyor, bir şey tutamıyor. Bel fıtığı rahatsızlığı var.
Gülgeş Tatlı: Epilepsi hastası, 5-6 ayda bir atak geçiriyor ve bayılıyor. Sol kolunda pıhtılaşma var ve çok ağrı yapıyor. Kolunda mermi ve şarapnel parçaları var, kemik yapısı yok. Yine sırtında, ayağında, karnında mermi ve şarapnel parçaları var. Doktorlar tarafından, “ameliyat olması gerektiği ancak bünyesinin kaldıramayacağı” söylenmiş. Sadece kan tahlilleri yapılıyor.
Güzel Saraç: Şeker hastası.
Hacer Halil Yusuf: 26 yıldır hapishanede, bağışıklık sisteminde sorun var. Memesinde sorun var hastalık ilerliyor.
Hiyem Yolcu: Bacaklarda iltihaplı yaralar mevcut. Kanda lökosit değerleri düşük.
Jiyan Ay: Bel fıtığı var, bacakları ise zaman zaman tutmuyor.
Medya Aslan: Nefes darlığı var. İleri derecede astım hastası. Ayrıca bel fıtığı hastalığı mevcut.
Melek Akgün: 58 yaşında. Kalp hastasıdır, mitral kapak yetmezliği var. Stent takılmış, tekrardan anjiyo olması gerekiyor. Hipertansiyon hastasıdır ve aynı zamanda koroner arter hastasıdır. KOAH hastasıdır, yapılan tetkiklerde akut alevlenmeler teşhis edilmiştir. Osteoporoz yani ileri derecede kemik erimesi rahatsızlığı mevcuttur. Romatoid artrit hastalığı bulunmakta ve bu hastalık için 20 yıldır kortizon kullanıyor. Bel kayması mevcuttur. Kronik böbrek yetmezliği var ve böbrekleri yaklaşık %37 oranında çalışıyor. Kulaklarda işitme kaybı mevcut ve gözlerde katarakt gibi rahatsızlıkları da bulunmaktadır. Tüm bu hastalıklarından kaynaklı olarak 21.12.2023 tarihinde %82 engelli olduğuna dair rapor düzenlenmiştir. Hastalıklarından kaynaklı olarak sürekli olarak hastaneye götürülüp getirilmektedir. Ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesine dahi yürüyerek gelemeyen Melek Akgün, gardiyanların koluna girmesi ile getirilmiş ve dengede durması sağlanmıştır.
Naime Encü: Bir gözünde katarakt var. Bir gözünde tümör çıkmış, ameliyat olacak. Diş tedavileri yapılmıyor. Bel ve boyun fıtığı var. Dizlerde menüsküs var. Kulak zarı delinmesi ve iltihap sorunu nedeniyle işitme sorunun yaşıyor. Ayrıca ciğerlerinden rahatsız.
Nazlı Soglin: Cezaevinde bulunduğu 12 yıllık süre zarfında midede ülser, beyninde iki damarında tıkanıklık ve lekeler oluşmuştur, Kalp kapakçığında kalınlaşma, eklem hastalığı, yumurtalıklarında kist, nefes darlığı gibi birçok hastalıkları mevcuttur.
Nergiz Okan: Kolundan ameliyat edilip platin takılmış ancak yeniden ameliyat olması gerekiyor.
Özgül Yaşa: Diyabet hastası. Yüzünde ve çenesinde yaralar var.
Songül Aydın: Panik atak rahatsızlığı mevcut. Ayrıca son dönemlerde karaciğerlerinden de rahatsızlıklar yaşamaya başlamış olup tedavileri aksatılmıştır.
Şilan Çetiner: Beyninde kitle var. Kusma, baş ağrısı, titreme, kulak uğuldaması oluşuyor. Ayrıca boyun kemiğinde çatlak var.
Zerga Açar: 59 yaşında, iki gözünden ameliyat olmuş, sol elini kullanamıyor.”
“HAPİSHANELERDE ACİL MÜDAHALEDE BULUNAN SAĞLIK EKİPLERİ BULUNDURULMALI”
Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması gerektiğini belirten Çevirmen, “Hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir. İnsanlık onuruna aykırı kelepçeli muayene ve tekli ring araçlarıyla sevklere son verilmelidir. Hapishanelerde acil müdahalede bulunan sağlık ekipleri bulundurulmalı, revire çıkarılma ve hastane sevkleri hızlandırılmalıdır” diye ekledi.