Etiket: 25 kasım

  • Kadınlar İzmir’den haykırdı: Yaşamak istiyoruz ! – VİDEO

    Kadınlar İzmir’den haykırdı: Yaşamak istiyoruz ! – VİDEO

    PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde toplanan kadınlar; şiddetsiz, krizsiz, savaşsız bir dünya istedi.

    Haberin Videosu

    İzmir Kadın Platformu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla eylem düzenledi. Eyleme çok sayıda kadın örgütü, siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra HDP Milletvekili Serpil Kemalbay katıldı.

    ÖSYM binası önünde bir araya gelen kadınlar Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürüyerek basın açıklaması yaptı. Kadınlar, ‘Kadın cinayetleri politiktir’, ‘Boşanmayı değil, cinayeti engelle’, ‘erkek vuruyor devlet koruyor’ sloganları attı. Açıklamayı ise İzmir Kadın Platform adına Buse Engin, Zeynep Reyşan ve Özgür Genç okudu.

    Günümüz Türkiye’sinde Mirabellerin yaşadığı tahakkümün devam ettiğinin görüldüğü belirtilen açıklamada, “2019 yılı bitmeden 350’den fazla kadın katledildi. Her gün sayısız kadın tacize, tecavüze ve şiddete uğruyor. Kadına yönelik şiddeti önlemek bir yana perçinlemek isteyen erkek egemen iktidar ve güruhu 6284 nolu kanuna, İstanbul Sözleşmesi’ne saldırıyor. Ocakta meclise sunulması planlanan 2. yargı paketinde nafaka hakkını sınırlandırmaya, çocuklara tecavüz eden kişinin çocukla evlenmesi halinde cezasız kalmasına uğraşıyorlar” denildi.

    “BU SİSTEME KARŞI MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ”

    Eğitime ve savaş politikalarına değinilen açıklamada, “Savaşla kadınları daha fazla yoksullaştıran, yoksulluğu kadınlaştıran ekonomik krizi saman altı etmeye, krizin sonuçlarını meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Çünkü savaş koşullarında her şey olasıdır, mubahtır, savaş konusu dışında konuşmak dahi vatan hainliğidir” ifadeleri kullanıldı.  Açıklamada, LGBTİ+’ların da şiddetle ve cinayetle burun buruna olduklarınına değinildi.

    Her gün hak gaspı, irade gaspının yaşandığına dikkat çekilen açıklamada,  “Bunun en büyük örneğini halkın iradesine darbe vurarak atanan kayyumlarda gördük. Belediyelere kayyum atanmasıyla birlikte kadının yönetim mekanizmalarında temsili konusunda önemli bir uygulama olan eş başkanlık sistemine de, kadın merkezlerine de, sığınma evlerine de darbe vuruyorlar” ifadelerine yer verildi.

    Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin artarak devam ettiği kaydedilen açıklamada, kadın dayanışması ve özgürlük mücadelesine dikkat çekildi.

    DİRENEN İŞÇİ VE EMEKÇİ KADINLARA SELAM

    Öte yandan sendikal hakları için Gaziemir Serbest bölgede direnen SF Trade Tekstil’in işçi kadınlara, Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde alacakları için direnen SIMO tekstil işçilerine, sendikalaştıkları için atılan KOTON işçilerine de selam gönderen kadınlar, Şili’de, Ekvador’da Lübnan’da, Irak’ta, İran’da, Rojava’da, işsizliğe, yoksulluğa, ırkçılığa ve şiddete karşı direnen kadınlara da değinerek, “Dominik’teki Mirabellerin çığlığını, Şili’de Daniela Carrasco’nun isyanıyla büyütelim” dedi.

    “ANNEM BİR CANİ TARAFINDAN KATLEDİLDİ”

    Eyleme geçtiğimiz Haziran ayında Çiğli’deki evlerinde otururken, kaldığı cezaevinden izin alarak çıkan Göksel Sağlam’ın katlettiği Fatma Akta’nın kızı Figen Akta da katıldı. Elinde annesinin fotoğrafını taşıyan Akta, “Bu resme iyi bakın. Annem bir cani tarafından katledildi. Bugün buraya annem ve tüm öldürülen kadınlara adalet istemek için geldim. Bu mücadeleyi tek başıma yürütüyorum. Annemden güçlü kalmayı öğrendim ve son nefesime kadar mücadelemi sürdüreceğim. Kadınların sokağa çıkmasını, daha fazla öldürülmemesini istiyorum. Göremedim, dokunamadım, sarılamadım. 3 gün önce görüşmüştük annem ile. Bir daha hiç göremedim. Asla yalnız yürümeyeceğimi biliyorum” diye konuştu.

  • ‘Şiddetin haberleştirilmesini değil gerçekleşmesini engellemek gerekiyor’-VİDEO

    ‘Şiddetin haberleştirilmesini değil gerçekleşmesini engellemek gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin konuşan Avukat Hülya Gülbahar, Devletin kadına yönelik şiddeti engellemek için somut bir politika uygulamadığını söyledi. Gülbahar, “Şiddetin haberleştirilmesini değil, şiddetin gerçekleşmesini engellemek gerekiyor. Ceza kanunları ile yasaklamalarla düzenlenecek bir şey değil” dedi.

    Haberin Videosu

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin Avukat Hülya Gülbahar Pir Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

    Devletin kadına yönelik şiddeti engellemek için herhangi somut bir politika uygulamadığını belirten Gülbahar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi isteniyorsa İstanbul Sözleşmesi gereğince GREVIO Türkiye raporunda yer aldığı gibi her 10 bin nüfusa bir kadın sığınma evinin, her 200 bin nüfusa bir cinsel şiddet kriz merkezinin ve Türkiye çapında başvuranların dilinden anlayacak, 7/24 ücretsiz hizmet verecek anında müdahale yetkisi olan ‘Alo şiddet’ hatlarının açılması gerektiğini söyledi.

    “BÜTÜN BELEDİYELERİN TOPLAM 32 KADIN SIĞINMA EVİ VAR”

    Türkiye’de kadın sığınma evlerinin sayısının belli olduğunu ve yetmediğine dikkat çeken Gülbahar, “Bütün belediyelerin toplam 32 tane kadın sığınma evi var. Belediyeler kanunu gereğince nüfusu 100 bini geçen belediyelerin ve ayrıca bütün büyükşehir belediyelerinin kadın sığınma evi açması gerektiğini söylüyor. Bir adet cinsel şiddet kriz merkezi yok ve etkin çalışan bir ‘Alo şiddet’ hattı yok. Bu üçlü kurumsal mekanizma olmadan şiddetle mücadele edemezsiniz. Şiddetle mücadele etmek yerine Emine Bulut olayında olduğu gibi şiddeti görüntüleyenleri, şiddetle ilgili haberlere yer verenleri cezalandırarak şiddetin önüne geçemezsiniz. Olsa olsa örtbas eder halının altına süpürmüş olursunuz, görünmez hale getirmeye çalışırsınız” diye konuştu.

    “KADIN HAREKETİ DEVLET POLİTİKASI OLARAK ŞİDDETİN ÖNLENMESİNİ TALEP ETMELİ”

    Şiddetin haberleştirilmesini engellemek yerine değil şiddetin gerçekleşmesini engellemek gerektiğini dile getiren Gülbahar, doğru, etik ve kadına ikincil şiddet uygulamayan haberlerin kadın örgütlerinin ve meslek örgütlerinin yapması gerektiğini kaydetti. Kadın hareketi olarak cezaların ağırlaştırılmasını ve daha çok ceza verilmesini isteyerek hata yaptıklarını belirten Gülbahar, aslında kadın hareketi olarak önleyici kurumsal mekanizmaların, kadınların başvuracağı merkezlerin, devlet bütçesinde payın arttırılmasını ve devlet politikası olarak şiddetin önlenmesini talep etmeleri gerektiğini söyledi.

    Küçük hatalar olarak görülen hakaret, tehdit, ittirme, alay etme, şaka yapma, cinsiyetçi espriler yapma gibi suçlara ağır cezaların verilmesi gerektiğini vurgulayan Gülbahar, küçük şiddet olaylarının cinayete kadar gitmemesi için baştan caydırılması ve durdurulması için etkili politikaların uygulanması gerektiğini vurguladı.

    “KADINA KARŞI ŞİDDET HER ZAMAN SİSTEMATİK”

    Kadına karşı şiddetin aile içinde iş yerinde her zaman sistematik olduğunu dile getiren Gülbahar, şöyle devam etti:

    “Mobing dediğimiz olaya daha çok kadınlar maruz kalıyor. Oda sistematik. Evli olmasan bile istemediğin halde sürekli senin peşinde dolaşıyor ve sana hayatı zindan ediyor. Bu da kadına karşı bir işkence. Türk Ceza Kanunun 96. maddesini uygulamamız lazım. Çünkü caydırıcılık orada sağlanır. Özgecan Aslan cinayetini işleyenlerin failleri ceza evinde öldürüldü. Kadın cinayetlerini durdu mu? Durmadı. Dolayısı ile biz ağır cezalar yerine küçük olaylara tepki vermeli ve onların etkili bir şekilde cezalandırılmasını esas almalıyız. Kendi masamızda cinsiyetçi esprileri yapan birini uyarmalıyız ‘bir daha seninle çıkmam yemeğe’ demeliyiz. ‘Arkadaş ortamıma bir daha giremezsin, sinemaya gitmeyiz, seninle futbol oynamayız’ demeliyiz. Erkek soyunma odalarında yapılan cinsiyetçi şakaların haddi hesabı yok. Buralarda şiddetle mücadele etmeye başlamalıyız.”

    “KADIN MÜCADELESİ ÖMÜR BOYU SÜREN BİR MÜCADELE”

    Türkiye kadın hareketinin Türkiye’nin en önemli siyasal ve toplumsal hareketlerinden bir tanesi olduğunu belirten Gülbahar, “Türkiye kadın hareketi dünyanın en önemli kadın hareketlerinden birisi. Türkiye kadın hareketinin mücadelesini asla 8 Martlara ve 25 Kasım şiddete karşı mücadele gününe sığdıramayız. Kadınlar yıl boyunca ve hayatlarını ortaya koyarak mücadele ediyorlar. Boşanmak istediği için öldürülen kadınlar bir sürü kadının çantasında koruma kararı ile öldürüldüğünü bilmiyor mu? Buna rağmen özgür yaşama hakkını, boşanma hakkını kullanmak için ölümü göze alıyor. Bu nedenle kadınların mücadelesi 7/24 ve ömür boyu süren bir mücadele. Çünkü toplumsal hayatın bütün alanlarında eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyor kadınlar. Türkiye kadın hareketi bu mücadeleyi dünya çapında veren kadın örgütlerinden biri.”

    “DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEĞİZ”

    Devletlerin, egemen erkeklerin, patriarkal sistemin sürdürülmesini isteyen erkeklerin gözünü açtığı andan kapayacağı ana kadar kadınların kendilerine hizmet ve itaat etmelerini istediklerini ifade eden Gülbahar son olarak şunlara değindi:

    “Devletler, egemen erkekler ve patriarkal sistemin sürdürülmesini isteyen erkekler kadınların ses çıkarmasından ve sokağa çıkmasından korkarlar. Çünkü kadın kendi haklarının farkına vardığında eşit ve özgür bir birey olarak toplumda yer almak istediğinde bütün siyasi görüşleri belki de alt üst edecek yeni bir toplumun kurulmasını sağlayacak bir enerji ortaya çıkartır. Bütün vizyoner liderlerin kadın erkek eşitliğini savunması rastlantısal değil. Çünkü yeni bir toplum kadınlar olmadan yaratılamaz. Bu yüzden kadınlar da yeni bir toplumu yaratmak için kendi mücadelelerinin farkındalar aslında. Yalnız olmadığını bütün kadınlar hissediyor. Bunun için hep beraber birbirimizden haberli ya da habersiz dünyayı değiştirmeye çalışıyoruz. Değiştireceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kadın hakikatin kapısıdır’ programında güncel sorunlar tartışıldı-VİDEO

    ‘Kadın hakikatin kapısıdır’ programında güncel sorunlar tartışıldı-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube ve Ana Fatma Cemevi tarafından 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla ‘Kadın Hakikatin Kapısıdır” başlıklı söyleşi düzenledi. Yapılan sunumlarda “Sessiz kalmayalım. Alevi kadını olarak dayanışma ve mücadele içerisinde olalım ki bu çürümüş zihniyeti yenelim.” denildi.

    Haberin videosu

    DAD Ankara Şube ve Ana Fatma Cemevi ortaklığında ‘Kadın Hakikatin Kapısıdır” başlıklı program düzenlendi. Etkinliğe Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri,AKA -DER Mamak Şube ve Alınteri  Temsilcisi katılım gösterdi.

    Mamak Ana Fatma Cemevi’nde yapılan etkinlikte ilk olarak söz cemevi eş başkanı Hülya Türkmen konuşma yaparak 25 Kasım’ın insanlık tarihinde kadınlara yönelik vahşi bir şiddet ve insanlık ayıbının yıl dönümü olduğunu söyledi. Türkmen ayrıca kadınların dünyanın her yerinde ulusal, sınıfsal, cinsel sömürü saldırılarına maruz kaldığına vurgu yaptı.

    “BİZ KADINLAR ARTIK SUSMAYACAĞIZ”

    “Nerede bir kadın eziliyorsa, nerede kadına ve çocuklarımıza yönelik cinsel istismar, katliam, savaş, taciz ve tecavüz varsa hesabını sormaya devam edeceğiz” diyen Türkmen, kadınların dayanışma ağları örerek mücadele edeceğini vurguladı.

    Türkmen, “25 Kasım, 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesini yükselten Mirabel kız kardeşlerin tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri utanç günü ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür. Ama unuttukları bir şey var. Biz kadınlar artık susmayacağız. Artık kendi yazgımızı kendimiz çizmek üzere gücümüzü birleştirerek dayanışmamızı örüyoruz. Nerede bir kadın eziliyorsa, nerede kadına ve çocuklarımıza yönelik cinsel istismar, katliam, savaş, taciz ve tecavüz varsa hesabını sormaya devam edeceğiz. Biz kadınlar kelebeğiz. Unutmayalım ki kelebekler kanat çırparak yol alırlar. Yalnızca 25 Kasım’larda, 8 Mart’larda değil, her gün kanat çırptıkça özgürleşeceğiz. Dünyanın tüm ezilen, sömürülen kadınları adına direnen, karanlığa barikat olan, mücadelesinden ödün vermeyen kadınlara bin selam olsun. Bizim inancımızda cinsiyet farkı yoktur. Kadın kutsaldır. Anadır, yoldur, yarendir, yoldaştır” ifadelerini  kullandı.

    “BİRDE İNANÇ KİMLİĞİMİZDEN DOLAYI ZORLUK YAŞIYORUZ”

    Türkmen’in ardından konuşmacı Hatice Çevik söz aldı. Çevik, “Alevi kadınları olarak, diğer kadınların yaşadığı gibi bir çok sorunu yaşarken bir de inanç kimliğimizden dolayı zorluklar yaşıyoruz.” dedi.

    Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son yıllarda Alevilik inancında kadının yeri var mıdır, yok mudur tartışılıyor. Hep duyuyoruz ‘kadın kutsaldır, kamililullahtır, kadın baş tacıdır. Kadınsız yol olmaz’ gibi birçok söz duyuyoruz. Bunlar ne kadar doğru, gerçekten öyle mi? Öncelikle ben, size kadın nedir, bununla ilgili konuşmak istiyorum. Kadın bir cinstir, bir kimliktir. Kadın bilinci hepimizde var mıdır? ‘Ben kadınım’ demekle kadın olunmuyor. Fiziksel olarak bir kadın olabilirsiniz. Öncelikle bilincimizin de olması gerekir. Kadın bilinci dediğimizde kadın olmanın verdiği bazı imtiyazlar, dezavantajlar var. Yaşadığımız topluma ve yere göre, yaşadığımız topluluğun ideolojisine, inancına göre kadın bilinci, inancı başka yerlerde de olabiliyor.”

    “KADIN OLMADAN ALEVİLİK OLMAZ”

    “Bugün o kadını ne kadar görüyor, değer biçiyorsunuz?” sorusunu yönelten Çevik, “Bugün mücadele günü. Bu mücadele gününde Alevi kadınının yeri nedir? Biz diyoruz ki Alevi’lerde cins kimliği yok. Erkek, kadın yok. Her birey bir candır. Ne erkek vardır, ne kadın,  ne çocuk, ne de genç. Hepimiz canız ama toplumda birlikte olduğumuzda can olarak değil, kadın olarak problemler yaşıyoruz. İnancımızda eşitsiz ama yaşamda eşit değiliz. Oysa Alevi inancında kadın Aleviliğin taşıyıcısıdır. Kadın olmadan Alevilik olmaz. Ama biz geçmişte tanrılaştırıldığımız, kutsallaştırdığımız kadına ne kadar kutsallığın hakkını veriyoruz. Siz, kadının özelliklerini geri plana isterseniz, özel bir değer biçilecek bir durumunu bırakmazsanız sıradanlaşır. Sıradanlaştırdığımız zaman o kadın kısırlaşır. O kadın üretimden uzaklaşır ve sahip olduğu değerleri yaşatmaktan geri kalır” diye konuştu.

    “YOLUN SAHİBİ ANADIR”

    Programın devamında Erzincan Yalıncak Köyü Cemevi Gençlik Kolu Başkanı Cansel Özdemir, kadının gerek postta, gerek hizmette sürekli olarak kendi emeği ile var olduğuna dikkat çekti. Özdemir, şunları vurguladı:

    “Bizler çok güzel bir yola sahibiz. Bu güzel yolumuz mücadele yoludur. Kadınsa bu mücadelenin en başından sonuna kadar gerek posta, gerek hizmette, gerek Kerbela’da her anında olmak zorundadır. Çünkü mücadele birliktir ve birliğin cinsiyeti asla olmaz. Ama ne yazık ki çağımızın en büyük sorunlarından biri olan gerek iş, gerek toplum hayatında eşit koşullar sağlanmaması, kadına saygı ve değer verilmemesi gitgide ibadethanelerimizin de en büyük sorunu olmaya başlamıştır. Cemevlerimizin temizliğinden yemeğine kadar her işine koşan kadınlarımızın hak hizmetini kabul etsin lakin bilmek gerekir ki kadın mutfaktan ve temizlikten ibaret değildir. Kadının buralarda olduğu kadar yönetimde postta da yeri vardır.”

    “CEMLERDE BAŞI AÇIK KADINA HOŞ BAKILMAMAKTADIR”

    “Erkanlarımızda dahi birçok cinsel ayrıma maruz kalmaktayız. Bunun en önemli örneklerinden biri başörtü konusudur. Erkanımızda baş açık yalın ayak görüşü olmasına rağmen hala cemlerde başı açık kadınlara hoş bakılmamaktadır” diye konuşan Özdemir, cemevlerinde yemek düzeninden hakka yürüme erkanlarına kadar harem-selamlık bir anlayışının oluşturulmaya çalışılmasına eleştiriler yöneltti. Özdemir şunlara dikkat çekti:

    “Bir kadının giyimine en son müdahale edecek kişi bir erkektir. Ki bu görüş yüzünden “Eteği kısaydı.” “Şort giymişti.” Denilerek birçok kadın cinayet ve taciz davalarında haksız indirim uygulanılmaktadır. Bununla birlikte şu an kimi cemevlerinde yemek düzeninden cenaze erkanına kadar hemen hemen her alanda haremlik selamlık bir yapı oluşturulmaktadır. Günümüzde oldukça artan kadına şiddetin sebeplerinden biri de bu tip ayrıştırıcı politikalardır.”

    “Örneğin Emine Bulut davasında insanlar örgütlenmeseydi acaba o kişi hapis cezası alabilecek miydi? Şuan hala o kadar çok desteğimizi bekleyen kadın cinayeti davaları var ki. Şule Çet, Rabia Naz, Güleda Cankel, Merve Kotan ve daha medyaya dahi yansımamış birçok isim. Ve bu isimler ne yazık ki öldükten sonra dahi rahat bırakılmamış; giyiminden, gece çıktığı saate, psikolojik durumundan aile yapısına kadar her türlü eleştiriye maruz kalmışlardır. Biz bu ülkede cinsel tacize maruz kalmış, kızının sanığı tutuklansın diye otopsisini izlemek zorunda kalan babayı da gördük. Sevgilisi var diye kızının kırılmadık kemiğini bırakmayan babayı da. Biz sesini duyuramamış her kadın için bir olmak zorundayız. Çünkü sıradaki biz de olabiliriz. Üstelik biz Aleviler olarak gelmiş geçmiş toplumlar arasında en güzel kadın erkek felsefesine sahip olan toplum olarak bu konularda en çok duyarlı olması gereken de biziz. Çünkü bizler Ana Fatma, Hz. Zeynep gibi mücadeleci zatların yolunu sürüyoruz. Biz önce Alevi kadını olarak bir olup kendi toplumumuz içinde dik duracağız ki diğer geride kalan tüm kadınlara da destek olabilelim. Sessiz kalmayalım. Dayanışma ve mücadele içerisinde olalım ki bu çürümüş zihniyeti yenelim.”

    Programın sonraki aşamasında Yazar Ayten Kaya ile Opera Sanatçısı Ali Yılmaz, müzik eşliğinde kadın temalı hikaye anlatımı yaptı. Kaya ve Yılmaz, sunumlarında deyişler de seslendirdi.

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Kadınlar savunmasız bırakılmaya çalışılıyor’ – VİDEO

    ‘Kadınlar savunmasız bırakılmaya çalışılıyor’ – VİDEO

    PİRHA – Kadınlar, 25 Kasım’a giderken yaşadıkları sorunlara, maruz kaldıkları kıskaca dikkatleri çekerek örgütlü mücadele ile kadın özgürlüğüne ulaşabileceklerini söyledi.

    Haberin Videosu

    Çağla Akdere, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne yaklaşırken kadın haklarına dikkat çekerek “Savunmasız ve çaresiz kalmamak için kadın savunma ağı kurmaya çalışıyoruz” açıklamasını yaptı.

    “Her ne kadar devlet politikaları kadını savunmasız, yalnız, çaresiz bırakmaya çalışırsa çalışsın kadınlar birbirlerini savunabilir” yorumunu yapan Akdere, kadınların örgütlü mücadele ile tüm zorlukların üstesinden gelebileceğini söyledi.

    “KADINLAR SAVUNMASIZ BIRAKILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Akdere, “Hiç bir kadının yalnız, savunmasız, çaresiz kalmasını istemiyoruz” diyerek şunları aktardı:

    “Kadınların birbirini anlayıp, dertlerini anlatabileceği ve bu dertlerine birlikte çözüm üretebilecekleri bir şey öneriyoruz. Yani bugün baktığımız zaman kadınlar savunmasız bırakılmaya çalışılıyor. Herhangi bir karakola gittiği zaman koruma tedbiri kararı alamıyorlar. Herhangi bir boşanma talebi olduğunda arabulucular getirilmeye çalışılıyor. Barıştırılmaya çalışılıyor. Kadınlar tekrar şiddet gördükleri eve gönderilmeye çalışılıyor.

    Biz bir yandan da şunu görüyoruz; sosyal medyada kadınlar yaşamak için ses veriyor, ses arıyorlar. Aslında örgütlü mücadele ile bunun üstesinden gelebiliyorlar. Doğrudan kendilerinin yaşadığı ya da bir tanıdığının şiddet anında herhangi bir devlet mekanizmasından çözüm olamayacaklarını bildiği için bunu sosyal medyadan teşhir ederek, kadınlardan dayanışma talebinde bulunarak aşmaya çalışıyor. Oradan şunu görüyoruz; hiç bir kadının çığlığına bir başka kadın tarafından kulağı tıkanarak arkası dönülmüyor. Mutlaka karşılık bulunuyor. Ve aslında biz haklarımızı, hayatımızı tehdit eden erkek şiddetine karşı birlikte hareket ederek devlet mekanizmalarını işletmeye zorluyoruz. Onların aklının kadına yönelik şiddetin önünü açmaya çalıştığını biliyoruz.

    “OLMASI GEREKENİ UYGULATMAK ZORUNDA BIRAKIYORUZ”

    Bugün meclisteki kadın sayısına, yerel yönetimlerdeki kadın temsiline baktığımız zaman hepsi çok minimum ve komik rakamlarda kalıyor. Biz bu ülkede bir erkek  AKP’li milletvekilinin bir el hareketi ile bütün AKP’li kadın milletvekillerini CHP ve HDP’li kadınlara saldırtırken gördük. Bunlar çok acı deneyimler. Erkek devletinin aklına kendimizi teslim etmiyoruz. 6284 Sayılı Kanun ya da ‘İstanbul Sözleşmesi’ dediğimiz kadınların mücadelesi sonucunda gelişmiştir. Ve biz olması gerekeni uygulatmak zorunda bırakıyoruz. İktidar ya da devlet, kadına yönelik şiddete karşı önleyici politikalar geliştirebilir ama bunu tercih etmiyor. Bu onların işine gelmiyor. Kadınları birey olarak tariflemek yerine onları aileye, babaya, kocaya gebe bir biçimde bırakmaya teşvik ediyor. O yüzden devlet aklı hiçbir şekilde bize haklarımızı veya hayatlarımızı vermeyecek. Biz bunları kendi mücadelemizle kazanacağız. Ve devlet bunu yapmak zorunda kalacak. Biz olması gerekenin ne olduğunu söyleyip bunu uygulanması için mücadele edeceğiz.”

    “KADIN CİNAYETİ ORANINDA % 1400’LÜK ARTIŞ VAR”

    Çağla Akdere’nin üzerinde durduğu bir diğer konu da kadın haberlerinin medyada yeterince yer almamasıydı. “Bir kadın cinayetinin haberleştirilmesi için magazinleştirilmesi, pornografik unsurlar eklenmesi gerekiyor” diyen Akdere’nin aktarımı şöyle:

    “Cinayetin basında yer alması için bütün romantizmi ile verilmesi gerekiyor. Yani bir kadının öldürüldüğü bilgisi ancak tıklanma değeri varsa medyaya yansıtılıyor. Bizler bunun da karşısında olmak zorundayız. Devletin yapmaya çalıştı şey bunu engellemek değil. Devlet bunu görünmezleştirmeye çalışıyor. 2012 yılı en son kadın cinayetleri ile ilgili resmi verilerin alındığı tarih ve orada AKP döneminde yani 2002’de iktidara gelişlerinden itibaren % 1400 oranında kadın cinayetlerinin arttığı verisi var. Sonra bu verilerin tamamı saklanır oldu. Çünkü hakikaten çok korkunç bir rakamdan bahsediyoruz.

    Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kadın cinayetlerinin arttığını itiraf etmek zorunda kaldı. Cinayetler yokmuşçasına hareket ederek aslında bir biçimde kendisine yönelecek öfkeyi sönümlendirmeyi hedefliyor. Tariflediğimiz şey şu; kadın cinayetlerinin ilk başta önlenmesi ve verilerinin tutulması, ardından bilgisinin paylaşılması ve buna yönelik politika geliştirilmesi. O yüzden de şiddeti pornografikleştirecek herhangi bir unsurun da bulunmaması gerektiğini düşünüyoruz.”

    “KADINLAR OHAL’DE DE BU HALDE DE SOKAĞA ÇIKIYOR”

    Çağla Akdere, kadınların 25 Kasım’da çok net bir taleple sokağa çıkacaklarını da ifade ederek şunları söyledi:

    “Eşit ve özgür yaşamak istiyoruz. Biz her yaşta, her meslekte, her eğitim düzeyinde, her mezhepte, her inançta hiç fark etmeden öldürülüyoruz. Doğal olarak da herhangi bir kadının sesi karşılıksız kalmıyor bu ülkede. Örneklere baktığımızda, kürtaja saldırı yaptığında binlerce kadın sokağa çıkıyor. Örneğin tecavüzü aklama yasası getirilmeye çalışılıyor ve bütün kadınlar sokağa çıkıyor. Örneğin 10 Ekim sürecinde bombaların ortasında insanların sokaktan çekildiği anda ‘yaşamak istiyoruz’ diyerek direk kadınlar sokağa çıkıyor. OHAL ilan edildiğinde herkes ne yapacağını bilemezken biz ‘o halde de bu halde de herhalde de’ diyerek sokağa çıkıyoruz. Bu da doğal olarak iktidarı geriletiyor.

    Biliyoruz ki erkek şiddeti münferit değil. Tesadüf ise hiç değil. Bu sistemli bir mekanizmanın ürünüdür ve bizim öz savunma dediğimiz tekil erkek şiddetine karşı. Tabii ki tepki göstereceğiz ama biz şiddetin kaynağından itibaren mücadele etmeye başlamak zorundayız. Bu da patriyarka ile mücadeleyi gerektirir. Şiddet alanını terk etmek bir öz savunmadır. Haklarımızı, hayatlarımızı gasp ederek çıkartılacak yasalara karşı direnmek öz savunmadır. Yani feminist öz savunmayı tariflerken şiddetin kökeninden itibaren cinayete kadar uzanan bütün o sürecin tamamında etkin müdahale araçları geliştirmeyi tarifliyoruz. Ve o anın içerisinde kadınların, eğer bir şiddete maruz kalıyorsa o şiddet anında hayatını ve haklarını savunması ve bunun için de istediği aracı kullanması meşrudur, haktır ve biz de bunun tartışmasını yapıyoruz.”

    “YAŞAM HAKKIMIZ EN TEMEL GÜNDEMİMİZ”

    Ezgi Bahçeli ise Sosyalist Kadın Meclisleri olarak kadına yönelik şiddete ve toplumsal ayrımcılığa karşı mücadele yürüttüklerine dikkat çekti.

    Bahçeli, Sosyalist Kadın Meclisleri’nin kadın devrimi perspektifini önüne koyduğunu da söyleyerek şunları aktardı:

    “Biz kadınların kurtuluşu bir kadın devriminde. Biz kadınların aslında çok fazla temel gündemi var. Ücret eşitsizliğinden toplumsal eşitsizliğe kadar, ev içi emeğimizin görülmemesinden haklarımızın gasp edilmesine, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, kadın cinayetlerine kadar hayatın her alanında emeğimizin, kimliğimizin yok sayılmasını, bir kadın olarak var olmanın ne kadar zor olduğuna kadar birçok temel gündemimiz var. Ama geldiğimiz süreçte kadınlar olarak yaşam hakkımız en temel gündemimiz haline geldi. Her gün birçok erkek tarafından katlediliyoruz. Sistematik olarak saldırıya uğruyoruz. Dolayısıyla 25 Kasım’a giderken en çok söylemek istediğimiz şey ‘yaşamak istiyoruz’ talebidir. Yaşamak aynı zamanda eşit ve özgür yaşamak…

    Bu iktidar sonuçta bizim muhatabımız. Bu yasaları uygulamakla yükümlü olan iktidar ve onun cinsiyetçi politikalarına karşı bir mücadele yürütüyoruz. Örgütlü bir mücadeleyi savunuyoruz. Aynı zamanda bir başka mesele de öz savunma hakkımız. Biz kadınlar olarak sonuçta bu saldırılara hayatımızın her alanında maruz kalıyoruz. Öz savunma sadece bir erkeği şiddet karşısında öldürmek zorunda kaldığımız anda yaptığımız şey değil. Bir erkeğin tacizine ya da şiddetine maruz kaldığımız zaman ona gösterdiğimiz tepki de öz savunmadır. Ama bu hakkımızın daha meşru olduğunu anlatmak hem kamuoyuna hem de çeşitli dava örneklerinde gördüğümüz gibi biz kadınların kazanımları bakımından önemli yerde duruyor.”

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Ezgi Bahçeli, ‘Şiddet’ algısının genelde fiziksel ve kaba dayak olarak görüldüğüne de dikkat çekerek “Dolayısıyla kadınların birçoğu şiddeti hangi düzeylerde yaşadığının farkında olmayabiliyor” diyerek şöyle devam etti:

    “Sonuçta karşı tarafın sesini yükseltmesi, sizi ezmeye çalışıyor olması da bir şiddet biçimidir. Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet… Bunların hepsini hayatımızın her alanında yaşıyoruz ama bunların farkında olmak ve bunlara karşı örgütlü bir mücadele yürütmeye ve farkındalığı büyütmeye ihtiyacımız var. Örneğin aile kurumu bizler bakımından şiddeti besleyen ve sistematik hale getiren en önemli yerdir. Çünkü burada erkeğin kadına istediği gibi davrandığı, evli olduğu için birlikte olması

    zorunluluğu bunu evlilik içi tecavüz olarak tanımlıyoruz. Sonuçta bu da bir cinsel şiddet ama kadınlar evli oldukları için, tüm bunları yaşamak zorundaymış olarak algılanıyor.

    Biz de Sosyalist Kadın Meclisi olarak 25 Kasım’da sokakta, Taksim Tünel Meydanı’nda olacağız. Tüm kadınları da oraya çağırıyoruz. Bu sistematik devletin bu kadar erkek egemen sistemin bu kadar örgütlü medyasıyla, yasasıyla, söylemiyle, bu kadar örgütlü bir şekilde düşmanlığı beslediği ve bize saldırdığı bir düzende biz kadınların da birlikte olması ve mücadeleyi sosyalistler, feministler, çeşitli sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri hep birlikte mücadeleyi yürüterek birleşik kadın hareketinin büyütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tüm kadınları örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.” PİRHA/ANKARA

  • Dilek: Temsiliyet vermemek kadına şiddetin bir ayağı-VİDEO

    Dilek: Temsiliyet vermemek kadına şiddetin bir ayağı-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Mahbip Dilek, kadınların birlik olarak inatla tüm platformlarda yer almaları gerektiğini söyledi.  

    Haberin Videosu

    Gazeteci Mahbip Dilek, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Kadınların kadın kolları olarak kaldıkları sürece bir temsiliyetlerinin olmadığını ve söz sahibi olamadıklarını ifade eden Dilek, kadının öne çıkması için onlara mikrofon verilmesi gerektiğini vurguladı.

    Kadına şiddetin bir ayağının da kadınlara temsiliyet verilmemesi olduğuna işaret eden Dilek, “Yeterince ne mecliste temsiliyetimiz var, ne belediyelerde, ne siyasette, ne derneklerde ne sivil toplum kuruluşlarında. Kadınlar kendi sorunlarını anlatamıyor. Anlatamayınca da kendi içinde yaşıyor. Bu anlamda kadına şiddet artıyor çünkü sorunlarına sahip çıkacak, sorunlarını öne çıkaracak hiçbir mecra yok. Sessiz kalıyorlar” diye konuştu.

    “ERKEK ŞİDDETİNE MARUZ KALDIM”

    Geçen yıl kadın olarak Almus Belediye başkanı aday adayı olan Dilek, sırf kadın olduğundan dolayı bölgenin CHP’li milletvekilinin “Ben onu Almus’a yakıştıramıyorum. Her yerde gazete dağıtıyor” sözlerine maruz kaldığını hatırlatarak, “8 senedir bir bölgede tek başıma mücadele ediyorum, emek veriyorum. Bu başarımı bile küçümseyen bir erkek şiddetiyle karşılaştım. Bu bir şiddettir benim için” dedi.

    “KADIN KOTASI ŞİDDETİN ÖNÜNÜ AÇIYOR”

    Kadınların inat edip bir erkeğin fikrine başvurmadan kendi fikri ve iradesiyle bir yerlere gelmesi gerektiğine değinen Dilek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadınların örgütleri var ama o kadın örgütlerinin de mutlaka tepesinde engel olarak erkekler var. Biz kadınlar ne kadar örgütlenirsek örgütlenelim sonuçta hepsi meclise dayanıyor. Türkiye Cumhuriyeti meclisi karar veriyor. Aslında biz burada örgütlenip oraya çok fazla kadın temsilciler göndermemiz lazım. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela kadın kotası deniliyor. Kadın kotası ne. Yüzde 30 kotayı geçtiğimiz zaman olmayacak mıyız? ‘Yüzde 30 kotayı geçtiniz sizi daha fazla almıyoruz’ mu denilecek. Bu büyük bir sorun aslında. Bu cümle bile kadına şiddetin önünü açıyor diye düşünüyorum.”

    Dilek, son olarak kadınların inatla, birlik olarak tüm platformlarda var olmaları gerektiğini kaydetti.

    MAHBİP DİLEK KİMDİR?

    Mahbip Dilek, Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Görümlü köyünde doğdu. İki çocuk annesi olan Dilek, çocukları büyüdükten sonra iş hayatına atılmaya karar verdi. Önce matbaacılıkla işe başlayan Dilek, Tokat’ın sorunlarını gördükten sonra gazete çıkarmaya karar verdi. 8 yıldır Anadolu’nun Sesi Tokat Gazetesi’ni çıkaran Dilek aynı zamanda alanlarda gazetecilik yapıyor.

    Bunun yanı sıra Dilek, Salkavak Köyü dernek başkanı. Şimdi ise Tokat İli Dernekler Federasyonu’nun (TOKDEF) Nisan ayında yapılacak olan genel kurulunda başkanlığa aday.

    Salkavak köy derneğine girdiğinde kadın üye ve yöneticinin olmadığını belirten Dilek, iki dönem yöneticilik yaptıktan sonra dernek başkanı olarak seçilmiş. 5 yıldır Salkavak köyü dernek başkanlığı yapan Dilek, kadınların derneklerde var olmaları için çok mücadele ettiğini söyledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gördüğü psikolojik şiddeti anlattı: İsmimden dolayı işe alınmadım-VİDEO

    Gördüğü psikolojik şiddeti anlattı: İsmimden dolayı işe alınmadım-VİDEO

    PİRHA- Geçmiş yıllarda tekstil atölyesine yaptığı iş başvurusu sırasında yaşadığı psikolojik şiddeti anlatan 42 yaşındaki Velat Çelebi, “İsmim Kürtçe ve Bingöllü olduğum için işe alınma talebimi red ettiler” dedi. Çelebi, kadınlara yönelik her türlü şiddete karşı 25 Kasım’da bütün kadınları alanlara davet etti.  

    HABERİN VİDEOSU  

    İzmir’in Çiğli ilçesinde sayıları çok az olan kadın esnaflarından biri Velat Çelebi. 42 yaşındaki Çelebi, yaşamın tüm zorluklarına ve çıkmazlarına rağmen kendini var ettiği Deniz Cafe’de sevgisini katarak yaptığı lezzetli yemekleri ve güler yüzlülüğüyle insanların sevgisini kazanarak kadınlara örnek oluyor. Velat Çelebi, haftanın yedi günü çalışıyor, bir gün bile bıraksa işini on gün gerilemesi anlamına geliyor onun için…

    “KADIN HER ANLAMDA KENDİNE ALAN AÇABİLİR”

    Kadının iş yaşamı içinde yaşadığı zorlukları konuştuğumuz Velat Çelebi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için de çağrıda bulundu.

    Beş yıldır Çiğli’de Deniz Cafe’yi tek başına işleten Çelebi, kadın olarak ayakta durmanın zor olduğunu, beş yıl içinde çok sıkıntı çekip tek başıma mücadele ederek ayakta kalmaya çalıştığını belirtti.

    Kadınların üretimde olması gerektiğini vurgulayan Velat Çelebi, “Kendi varlığım ve yaratma gücümle yapmaya çalıştım. Üreterek kimseye bel bağlamadan tek başına kendi yaşam alanını geliştirebilir, sosyal ve kültürel anlamda kadın kendine bir alan açabilir” diyor.

    İşyeri Çelebi’ye çok şey katmış. Özellikle toplumla iç içe olmak ve insanları daha iyi tanımak açısından iş yaşamının önemli olduğunu savunuyor Velat Çelebi. Onu güçlendiren aslında kadınların desteği olmuş. Kadınların Çiğli’ye geldiklerinde ‘Velat’ın yerini ziyaret edelim’ demesi onu fazlasıyla mutlu ediyor.

    İş yerini ziyaret eden kadınlarla her konuda muhabbetler gerçekleştirdiklerini söyleyen Çelebi, sosyal ve kültürel anlamda her konuda muhabbet yaptıklarını söyledi.

    “İSMİN KÜRTÇE OLDUĞU İÇİN İŞE ALINMADIM”

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle iş yerinde yaşadığı psikolojik şiddeti de bizlere anlatan Velat Çelebi, “Psikolojik baskı altında kaldım. İsmim Kürtçe olduğu için, Bingöllü olduğum için başka siyasi konulara çevirip işe alınma talebimi red ettiler. Şiddet sadece fiziksel değildir. Bunun boyutları fazladır. Fiziksel şiddet, ekonomik şiddet, psikolojik şiddet vardır. Bunu genel olarak ele aldığımız zaman aslında toplumsal olarak içinde büyüdüğümüz ortam, aile gibi birçok etmen bulunuyor” dedi.

    “İŞ YAŞAMINDA ERKEKLER KADINDAN DAHA FAZLA MAAŞ ALIYOR”

    15 yıl tekstilde çalışan Çelebi, kadınların en çok iş yaşamında ekonomik şiddete maruz kaldıklarını söylüyor. Çelebi bunu da şöyle açıklıyor:

    “İş hayatında en sıkıntılı bir durumdur. Tekstilde çalışan bir işçi aynı işi yapıyor, ikisi de operatör, ikisi aynı sayıyı çıkarıyor, ikisi de aynı işi yapıyor ama ekonomiye gelince orada her şey ayrılıyor. Birisi erkek daha fazla maaş alma hakkına sahip, kadın daha az maaş alma hakkına sahip bulunuyor. Bu da bir tür şiddettir.”

    Her gün kadın ölüm haberleriyle uyandıklarını söyleyen Velat Çelebi, “Bunun alt yapısına inmek gerekiyor. Ne olursa olsun kimsenin bir insanın yaşam hakkını çalmasına hakkı yoktur” dedi. Çelebi, iyi hal indiriminin aynı şeylerin devam etmesine olanak sağladığını belirterek, gerekli yasaların yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

    “25 KASIM’DA HERKES ALANLARDA OLSUN”

    25 Kasım’da kadınların alanlarda olması için çağrıda bulunan Velat Çelebi, “Bütün kadınların direnişiyle bütün kadın ruhuyla bütün kadın inancıyla herkes kendi inancı, kendi düşüncesiyle kendi yaşadıkları her şeyle sokağa çıksın ve o sesi çıkartsın. Sadece bir gün 25 Kasım olmasın. Kadınlar için her gün 25 Kasım olsun. Her gün kadının sesi, çığlığı, isyanı doğru bir şekilde çıksın. 25 Kasım’da bütün kadınlar sokağa çıksın. Jin Jiyan Azadi sloganıya 25 Kasım’da alanlarda buluşalım” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Alevi kadın daha sokağa çıkmadan şiddete maruz kalmaya başladı’-VİDEO

    ‘Alevi kadın daha sokağa çıkmadan şiddete maruz kalmaya başladı’-VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü dolayısıyla Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan gazeteci Hatice Çevik, “Kısal kesimde üretime katılan kadınlar kente geldiğinde eve hapsoldular. Alevi kadınların büyük bir kısmı eve kapatılırken küçük bir kesimi fabrikalarda iş buldular fakat burada da Alevi kimliğini gizlemek zorunda kaldı. Bu hem psikolojik, hem toplumsal hem de politik bir şiddettir” dedi. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde panel gerçekleştirildi. Panele gazeteci Hatice Çevik ve eğitimci Helin Mutlu katıldı.

    Panelde ilk olarak söz alan eğitimci Helin Mutlu, kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan her türlü davranışın kadına yönelik şiddet olarak tanımlandığını kaydetti.

    ŞİDDET TÜRLERİ

    Ağır bir insan hakkı ihlali olan kadına yönelik şiddetin kültürel, ekonomik, coğrafi sınır tanımaksızın tüm dünyada varlığını sürdürmekte olduğunu belirten Mutlu, şiddet türlerini şöyle açıkladı:

    “Fiziksel şiddet; yumruklama, tokat atma, vurma, ısırma, çimdikleme, tekmeleme, saç çekme, itip kakma, yakma, boğazını sıkma, bir aletle vurma.

    Cinsel şiddet; istenmeyen cinsel davranışları yapmaya zorlama, istemediğiniz halde cinsel ilişkiye zorlama, cinsel yöneliminize bağlı davranışlarınızı değersizleştirme, taciz etme, cinsel ilişki sırasında güç kullanma.

    Psikolojik şiddet; küsmek, baskı uygulamak, intihar etmekle tehdit, çocukları uzaklaştırma, arkadaşlarınıza, ailenize sizinle ilgili yalanlar söyleme, onları görmenizi engelleme, güveninizi kırma, bilgi saklama, kıskançlık, gözdağı verme.

    Ekonomik Şiddet; ekonomik özgürlüğü kısıtlama, eve para bırakmama veya çok az bırakma, sürekli hesap sorma, parayı kullanarak aşağılamaya çalışma.

    Flört şiddeti; sevgilinin sana karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunmasıdır. Sevgilin, sana karşı şiddet göstererek senin üzerinde egemenlik kurmayı, seni kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Flört şiddeti, bitmiş ya da sürmekte olan heteroseksüel ya da homoseksüel ilişkilerde ortaya çıkabilir.”

    ŞİDDETE NEDEN OLAN FAKTÖRLER

    Tarihsel olarak toplumsal şiddetin kaynağının üstünlük kurma isteği olduğunu vurgulayan Mutlu, bu kaynakta bazı faktörlerin olduğunu söyleyerek bunları şöyle sıraladı:

    “Kültürel faktörler; kadınlar ve erkeklere yüklenen roller ve beklentiler. Erkeklerin güçlü, kadınların zayıf olduğu inancı, erkeklerin kadınlar üzerinde söz hakkı olduğu inancı, erkeklerin şiddet uygulamasının ‘normal’ olduğu görüşü, evlilik gelenekleri (başlık parası, çeyiz), ev içinin ve ailenin özel alan olduğu ve bu alanın erkeklerin kontrolünde olduğu görüşü.

    Ekonomik faktörler; kadınların ekonomik olarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi, kadınların ekonomik kaynaklara ulaşım sınırlılığı, mülkiyet hakları, boşanma sonrası ekonomik haklar vb. konularda ayrımcılık, çalışma hayatına katılımda yaşanan güçlükler, kadınlara eğitimde eşit fırsat tanınmaması.

    Yasal faktörler; yasalarda ve uygulamalarda kadınların ikincil yasal statüsü, boşanma, velayet, mirasa ilişkin yasalar, kadına yönelik her türlü şiddetin yasal tanımlamaları, yasa koyucu ve uygulayıcıların konuya dair yeterli donanım ve duyarlılığa sahip olmaması.”

    Tüm bunlara karşı şiddetin her türlüsünü özellikle de aile içinde teşhir etmek gerektiğini ifade eden Mutlu, Türk ceza yasasında kadına yönelik işlenen suçlar ve cezaların yeniden gözden geçirilerek kadınlar lehine sonuçlanması için kadın cinayetleri ve şiddet konusunda duyarlı olmak gerektiğini kaydetti.

    “ALEVİLİKTE KADININ ADI VAR FAKAT VARLIĞI YOK”

    Mutlu’nun arkasından söz alan gazeteci Hatice Çevik de Alevi kadınların toplumun bir parçası olarak diğer kadınlardan ayrı düşünülemeyeceğini ve şiddetin her çeşidini yaşadıklarını belirtti.

    “Alevi toplumunda şöyle bir algı var: Alevilerde kadın kutsaldır kadın daha değerlidir, kadın baş tacıdır. Ama bu yalan. Alevilikte evet kadın var, ama kadının adı var, kendisi var varlığı yok” diyen Çevik, kentlere göç başlamadan önce kırsal kesimde yaşarken kadınların çok sağlam bir yapısı olduğunu ifade etti. Gelinen anaerkil yapıdan dolayı ananın kutsal olduğunu baba ocağı değil ana ocağı dendiğini söyleyen Çevik, yaşanan Alevi katliamlarından en çok Alevi kadınların etkilendiğini, baskılardan dolayı kentlere göç etmek zorunda kaldıklarını vurguladı. Kentlere göçle birlikte anaerkil yapının bozulmayla karşı karşıya kaldığına işaret eden Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “ALEVİ KADIN DAHA SOKAĞA ÇIKMADAN ŞİDDETE MARUZ KALMAYA BAŞLADI”

    “Kırsal kesimde üretime katılan kadınlar kente geldiğinde eve hapsoldular. Öncelikle Alevi kadının kırılması ve uğradığı en büyük şiddet buydu. Alevi kadınların büyük bir kısmı eve kapatılırken küçük bir kesimi fabrikalarda iş buldular, fakat Alevi kimliğini söylemedi. Zaten kadın kimliğinden dolayı şiddete maruz kalması ile birlikte Alevi olması Kürt olması, Ermeni olması, farklı kimlikte olması sanki bir suç unsuruymuş gibi gizlenmesine neden oldu. Çoğunluk Sünni toplumdan oluştuğu için Sünni toplumun oluşturduğu baskıdan dolayı gizlenme durumunda kalıyorduk. Onun için evde tembihlenirdi, ‘Alevi olduğunu söylersen işten çıkarırlar, kötü gözle bakarlar’. Hepimizin yakından bildiği birçok nedenden dolayı baskı uygulandı. Bu da bir şiddettir. Hem psikolojik, hem toplumsal bir şiddettir. Hem de politik bir şiddettir. Alevi kadını daha sokağa çıkmadan bir şiddete maruz kalmaya başladı. Sır gibi saklar oldu Alevi olduğunu, tarihsel süreç içerisinde yayınlanmış olan fetvalar Alevi kadınının kendisini gizlemesine neden oldu.”

    “ALEVİ KADIN DA ŞİDDETİ GİZLİYOR”

    Alevilerin evlerinde de şiddetin olduğunu ifade eden Çevik, bunun derecesinin diğer toplumlardan farklı olduğunu şu sözlerle anlattı:

    “Biz de bir düşkünlük kurumu var. Kadına şiddette bulunan, tacizde bulunan, tecavüzde bulunan, zina yapan kimse şiddet uyguluyorsa toplumda dara çekilir ve düşkün ilan edilir. Şimdilerde dar cemleri, görgü cemleri kırsal kesimde var olan erkanlarımızı, ritüellerimizi şehirde çok fazla uygulayamadığımız için ne şikayet edebileceğimiz bir merci, ne paylaşacağımız bir ortam, hatta bunu dara çekecek hangi birim bir çoğunun bilgisinde dahi değil. Kendi başına yalnızlaştırılmış olarak yaşıyor kadın. Dar çevrede yaşayanlar birbirleriyle sorunlarını paylaşıyorlar, ilişkililer ama aile huzuru, aile içinde şiddet var mı, yok mu Alevi kadında bunu gizliyor. O da dışarıya çok yansımıyor, diğer kadınlar gibi. Öğretilmiş davranışlarla böyle öğretildiği için bizim kadınlarımızda aynı şekilde gizleme saklama mutluymuş gibi görünme, huzurluymuş gibi görünme, evde çocuğuna bakmak onun göreviymiş gibi eşine itaat etmek, ezelden beri öyleymiş gibi yaşamaya başladığı için o da ataerkil topluma geçiş sağladı.”

    Panelin bitmesinin ardından lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Kadınların kazanımları AKP iktidarı döneminde ciddi saldırılara maruz kaldı’-VİDEO

    ‘Kadınların kazanımları AKP iktidarı döneminde ciddi saldırılara maruz kaldı’-VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü vesilesiyle Ankara’da düzenlenen panelde konuşan SES MYK Üyesi ve psikolog Aylin Akçay, bugüne kadar kadınların mücadele ile elde ettikleri ‘kadın ve erkek eşit olmalıdır’ söyleminin AKP iktidarıyla birlikte ciddi saldırılara maruz kaldığını hatırlattı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi, Eğitim-Sen 1 Nolu Şube, EMEP Mamak İlçe Örgütü, Tuzluçayır Kadınlar Derneği ve Başkınık, Karaağaç, Karacaköy, Küre Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından ortak panel düzenlendi. Moderatörlüğünü DAD Mamak Şube Eş Başkanı Hülya Türkmen’in yaptığı panele konuşmacı olarak SES MYK Üyesi ve psikolog Aylin Akçay ile EMEP Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan katıldı.

    “KANAT ÇIRPTIKÇA ÖZGÜRLEŞECEĞİZ”

    Panelde açılış konuşmasını yapan DAD Mamak Şube Eş Başkanı Hülya Türkmen, 25 Kasım’ın tarihi ile ilgili bilgiler verdi. Kadına yönelik şiddetin millet, dil, din, ırk ayrımı olmaksızın devam ettiğine işaret eden Türkmen, “Nerede bir kadın eziliyorsa, nerede kadına ve çocuklarımıza yönelik, cinsel istismar, şiddet, katliam, savaş, haksızlık, sömürü, zulüm, taciz, tecavüz varsa  hesabını sormaya devem edeceğiz. Biz kadınlar hepimiz ‘kelebeğiz’. Unutmayalım ki kelebekler kanat çırparak yol alırlar. Yalnızca 25 Kasımlarda 8 Martlarda değil, gün gün, her gün kanat çırptıkça özgürleşeceğiz” dedi.

    “KADINLARIN KAZANIMLARI AKP İKTİDARIYLA CİDDİ SALDIRILARA MARUZ KALDI”

    Türkmen’in arkasından söz alan SES MYK Üyesi ve psikolog Aylin Akçay, bugüne kadar kadınların mücadele ile elde ettikleri ‘kadın ve erkek eşit olmalıdır’ söyleminin AKP iktidarıyla birlikte ciddi saldırılara maruz kaldığını hatırlattı. Nerede ve kim tarafından uygulanırsa uygulansın cinsel, fiziksel, ruhsal, zarar veren ya da verme ihtimali olan her türlü davranışın şiddet olduğuna dikkat çeken Akçay, sadece doğrudan şiddet içeren bir eyleme maruz kalmak değil kişinin bu eylemle tehdit edilmesinin de şiddet olduğunu belirtti. Şiddetin türleriyle ilgili bilgiler veren Akçay, fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik, tek taraflı ısrarlı takip gibi şiddet türlerinden bahsetti.

    ŞİDDET TÜRLERİ

    Doğrudan insan bedenine zarar veren her türlü eylemin fiziksel şiddet olduğunu ifade eden Akçay, “Öldürmek, cana kast etmek de bir şiddet, itmek de bir şiddet” dedi. Psikolojik şiddetin hiç konuşulmayan ama en fazla görülen şiddet türlerinden biri olduğunu kaydeden Akçay, “İnsanın psikolojik bütünlüğüne zarar verecek her türlü eylem psikolojik şiddettir. Bir yerde fiziksel şiddet varsa orada psikolojik şiddet de oluyor. Mesela nedir? Aşağılamak, söz söylemesine müsaade etmemek, konuşmasına izin vermemek, hakaret etmek, başkalarının yanında küçük düşürmeye çalışmak” diye konuştu.

    Kadının istemediği bir cinsel eyleme maruz bırakılmasının cinsel şiddet olduğunu belirten Akçay, cinsel şiddetin sadece taciz ve tecavüz olmadığını bedeni teşhir etmeye zorlamak, istenmeyen cinsel içerikli her türlü davranışa maruz bırakılmak gibi şeylerin de kim tarafından uygulanırsa uygulansın cinsel şiddet olduğunu ifade etti.

    Yaşamı sürdürebilmek için gerekli olan ekonomik olanaklardan mahrum bırakılmanın ya da ekonomik olarak elde edilen gelir üzerinde söz sahibi olamamanın ekonomik şiddet olduğunu vurgulayan Akçay, “Ekonomik olarak karar veremediğimiz her şey ekonomik şiddettir. Kadının çalışmasına izin vermemek ya da istemediği yerde ve de istemediği halde zorla çalıştırmak da ekonomik şiddettir” dedi.

    Tek taraflı ısrarlı takibin prosedüre daha geç giren şiddet türlerinden olduğunu söyleyen Akçay, “Sürekli takip etmek, peşinde olmak, izlemek, varlığını hissettirmek, sizinle bir şekliyle bir derdi var gibi sürekli kendini sizin üzerinizde hissettirmek. Kadın ayrılmak istiyorsa, bir adamla birlikte olmak istemiyorsa, buna kadını zorlamak için ya da başka bir baskı oluşturmak için sürekli telefondan ya da sürekli iş yerine kadar takip etmek gibi her gözünü açtığında karşı karşıya kalmak gibi bir şey diyebiliriz” şeklinde konuştu.

    “KADININ İŞ YAŞAMINDA OLMAK İSTEMESİ KAPİTALİZM AÇISINDAN SORUN”

    Akçay’ın arkasından EMEP Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan söz aldı. Ekonomik krize dikkat çeken Doğan, her kriz döneminde kadınların yükünün biraz daha arttığını vurguladı. İktidar kanadının kadının ekonomik özgürlüğünü eline almak istemesiyle ilgili örnekler veren Doğan, içinde yaşanılan kapitalist sistemin kar hırsının kadın erkek ayrımı yapmaksızın tüm emekçilere yansıdığını belirtti. Hem toplumsal yaşamda hem de kapitalizmin işleyişi açısından kadının iş yaşamında olmak istemesinin sorun olduğunu ifade eden Doğan, şunları belirtti:

    “Kapitalist sistem kadını daha ucuz iş gücü olarak görüyor aynı zamanda geçici bir iş gücü olarak görüyor. Yani yerine erkeği getirebildiğinde ucuz iş gücü olarak kadını eve gönderebiliyor. Ya da erkeği nasıl işsizler ordusunu ucuz iş gücü olarak yedeğinde tutuyorsa kadın iş gücünü de erkeklere karşı yedeğinde tutuyor. Özellikle esnek istihdam modellerin yaratılmasında ücretlerin esnekleştirilmesi, çalışma saatlerini esnekleştirilmesi, çalıştığımız yerin birden fazla olması, bir günde birden fazla işe gitme gibi öncelikle kadınlar üzerinden hayata geçiriyorsa Avrupa’da da çok yaygın olan ve Türkiye’de de yaygınlaştırılmaya çalışılan bir yöntem.”

    “İŞSİZLİĞİN FATURASI KADINLARA KESİLİYOR”

    2009 yılında yaşanan ekonomik krizde dönemin Maliye Bakanı olan Mehmet Şimşek’in “İşsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? Çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde iş gücüne katılım daha çok artıyor” şeklindeki açıklamalarında işsizliğin faturasını kadınlara çıkardıklarını belirten Doğan aynı söylemin cumhurbaşkanı tarafından söylendiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “‘9.2 milyon yeni istihdam yarattık’ diyor. ‘Buna rağmen kadın ve gençlerin bu istihdam alanına katılması işsizliği artırıyor’ diyor. Aslında istiyorlar ki kadınlar iş aramasın. İşsizlik oranı tespit edilirken son 1 ayda 2 ayda iş arayanlar üzerinden sürekli değiştiriliyor. Dolayısıyla kadınlar da iş aradığında ya da daha çok iş arayan olduğunda işsizlik oranı yükselmiş oluyor. ‘İş aramayın evinizde oturun işsizlik oranı da düşer o zaman’ diyor aslında kadınlara.”

    Kadınların ev işi, yaşlı, çocuk ve hasta bakımı gibi sorunları nedeniyle evin içine hapsedildikleri için son yılda 1,5 milyon kadının iş bırakarak evine döndüğünü söyleyen Doğan, zaten kadının iş gücüne katılımının yetersiz olduğunu belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Aylin Fırat: Alevi kadınlar şiddete karşı tüm kadınlarla birlikte mücadele edecektir

    Aylin Fırat: Alevi kadınlar şiddete karşı tüm kadınlarla birlikte mücadele edecektir

    PİRHA- Garip Dede Dergahı Kadın Komisyonu Aylin Fırat, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Fırat, “Kadınlara karşı hukuki cezasızlık, sessizlik, damgalanma ve utanç devam ediyor” dedi. 

    İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı Kadın Komisyonu Aylin Fırat, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “25 Kasım, insanlık tarihinde kadınlara yönelen, alçak, vahşi bir şiddetin, bir insanlık ayıbının, bir utancın yıldönümü olduğu gibi aynı zamanda kadınların erkek egemen toplumsal şiddete karşı duruşun, dayanışmanın günüdür” denildi.

    Tüm toplumda kadına yönelik şiddetin; kadını yaşamda güvensizliğe sokarak, fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkilediğine vurgu yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “25 Kasım, insanlık tarihinde kadınlara yönelen, alçak, vahşi bir şiddetin, bir insanlık ayıbının, bir utancın yıldönümü olduğu gibi aynı zamanda kadınların erkek egemen toplumsal şiddete karşı duruşun, dayanışmanın günüdür.
    – Eğitim
    – İstihdam
    – Üreme sağlığı ve haklar
    – Anne sağlığı
    – Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet
    – Cinsiyet eşitsizliği
    – Çocuk gelinler gibi kategorilere ayrılıyor ve kadınlara karşı hukuki cezasızlık, sessizlik, damgalanma ve utanç devam ediyor.

    “ŞİDDET KADININ FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLİYOR”

    Tüm toplumda kadına yönelik şiddet; kadının yaşamda güvensizliğe sokarak, fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz yönde etekliyor, özellikle son yıllarda kendini tehdit altında hisseden kadın, yaşama katılma konusunda zorlanmış, şiddet kültürü ayrımsız tüm toplumda görülen bir negatif durum.
    Toplumsal lider konumunda olan kişilerin kadın haklarına bakışı erkeğin şiddet uygulamasını meşrulaştırmış ve şiddet gören kadın suçlu gösterilip müdahale edilmemesi gerekir imajı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan erkeğin eğitimsiz bırakılması şiddet dozunun ayrımsız tüm kadınlara uygulanmasına neden olmuştur.

    “ALEVİ KADINI, ŞİDDETE KARŞI TÜM KADINLARLA BİRLİKTE HAREKET EDECEKTİR”

    Alevi kadını, küresel bir sorun olan kadına şiddete ve ülkemizde kadına yönelik bakışın erkek güç dengesiyle ölçülmesine karşı tüm kadınlarla birlikte mücadele edecektir.
    Çünkü Alevilik inancı ve Alevilikteki kadının yeri diğer toplumdaki kadınlara göre daha ileridedir. Kadın bedenine yönelik cinsiyetçi kurallar olmak üzere kadının sosyal hayattaki duruşu erkekten sonra gelmez bu durum diğer toplumdaki kadınlara örnek bir özgürlük atfeder.
    Ancak gün geçtikçe tüm toplumda kadına yönelik şiddetin artması ve Alevi kadınının bu olumsuzluklarla özgürlüğünü kıyaslaması yanlış, “karşılaştırma”lı bir özgürlük anlayışı doğuracaktır.
    Garip Dede Dergâhı kadınlar kolu olarak; başta Alevilik inancının özüne sızmış asimilasyona yönelik kadına bakışı durduracak, bu yönde gayret gösterecek, diğer tarafta tüm toplumda şiddete maruz kalmış kadınlara ayrımsız desteklerde bulunup ve yanlarında olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir AKD’de etkinlik: Şiddet kadınların birlikte mücadele etmesiyle aşılır-VİDEO

    İzmir AKD’de etkinlik: Şiddet kadınların birlikte mücadele etmesiyle aşılır-VİDEO

    PİRHA – İzmir Alevi Kültür Derneği’nde 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’nde kadınlar bir araya geldi. Etkinlikte kadına yönelik şiddettin dünyada olduğu gibi Türkiye’de de arttığının altını çizildi. Öte yandan kadınların hukuksal açıdan neler yapması gerektiği üzerinde duruldu. 

    İzmir Alevi Kültür Derneği’nde 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele günü vesilesiyle etkinlik düzenlendi. Etkinliğe çok sayıda kadının yanı sıra HDP Şırnak Milletvekili Nuran İmir, HDP İzmir Eş Başkanı Semra Uzunok katıldı.

    “İNANÇ NOKTASINDA KADINLAR DAHA DUYARLI”

    Etkinlikte ilk olarak İzmir Alevi Kültür Dernekleri Kadın Kolları Başkanı Şefika Öztürk Katı konuştu. Dünyada kadınların şiddete, tacize ve hakarete uğradığını söyleyen Katı, “Dünyada bir çok şey değişiyor ama kadınlara yapılan fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet hiç değişmiyor” dedi.

    Katı, kadınların partnerleri tarafından katledildiğine işaret etti.

    Anadolu kadını Kadıncık Ana, Fatma Ana ve Elif Ana’nın yolu aydınlattıklarını ve Alevi inancında her daim olduklarını belirterek, ancak bu örneklerin günümüzde artmadığını kaydetti.

    Cem yapılırken erkanı yürüten dedelerin çok olduğunu ancak anaların olmadığını söyleyen Katı, “İnanç noktasında kadınların daha duyarlı ve samimi olduğu görülmektedir” dedi.

    Katı, Alevi kurum yöneticilerine eleştiride bulunarak, “Bir çok kurum yöneticisinin bu alanlarda eşlerini yanlarına görememekteyiz” ifadelerini kullandı.

    “KADINLAR ŞİDDET GÖRMEK İSTEMİYOR”

    Katı’nın konuşmasının ardından sinevizyon gösterimi yapıldı. Ardından DİSK’ten Özgür Genç konuşma yaptı. Genç, 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’nün nasıl ortaya çıktığını anlattı.

    Ülkenin kapitalizmle yönetildiğini söyleyen Genç, ironi yaparak hazırladığı video ve slaytları izletti. Kadınların emeğinin görülmediğinin altını çizen Genç, kadının hem evde hem de işyerinde çalıştığını ancak bunun karşılığının alınmadığını belirtti.

    Türkiye’de ekonomik krizin olduğunu ve krizden en çok kadınların etkilendiğini kaydeden Özgür Genç, yaşanan süreçlerde ilk olarak kadının işten çıkarıldığını söyledi.

    Genç, son olarak kadınların şiddet görmek istemediğini, eşit işe eşit ücret istediklerini kaydetti.

    “KADINLARIN BİRBİRİYLE DAYANIŞMASI GEREKİR”

    Konuşmanın ardından kısa bir şiir dinletisi oldu. Ardından Av. Cevriye Aydın kadınların hukuksal olarak neler yapması gerektiği üzerinde durdu. Aydın, kadınların birbiriyle dayanışması gerektiğinin altını çizdi. Kadınların, kimliğinden, inancından, giyiminden dolayı ötekileştirildiğini belirten Aydın, kadınların birlikte mücadele etmesi gerektiğini söyledi.

    PİRHA /İZMİR

     

  • Katı: Şiddete eğilim devlet sistematiği – VİDEO

    Katı: Şiddete eğilim devlet sistematiği – VİDEO

    PİRHA – Kadına yönelik şiddettin AKP iktidarı döneminde çok daha arttığına dikkat çeken İzmir Alevi Kültür Derneği ve Cemevi Kadın Kolları Başkanı Katı, kadınlara 25 Kasım’da alanlara çıkma çağrısında bulundu. 

    Kadınlara yönelik yaşanan şiddet, taciz, tecavüz ve hak ihlallerine karşı Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar sokağa çıkıp yapılan hukuksuzluğu haykırmaya hazırlanıyor. 25 Kasım programı çerçevesinde İzmir’de de kadına karşı artan şiddet, gerçekleştirilecek etkinliklerle protesto edilecek, görünür kılınmaya çalışılacak.

    İzmir Alevi Kültür Derneği ve Cemevi Kadın Kolları Başkanı Şefika Öztürk Katı, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’yle ilgili PİRHA‘ya konuştu; gerçekleştirecekleri etkinlikleri anlattı.

    25 Kasım’ın önemine değinen Katı, kadına yönelik şiddettin AKP iktidarı döneminde çok daha arttığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Başta devlet buna izin veriyor. Başbakanımız çıkıp ‘Kadınlarımız çalışmasın, evde otursun’ diyebiliyor. Bu büyük bir gaf. Bu söylemden erkekler etkilenip, karısına sen çalışma ben çalışır, getiririm. Bu aynı şekilde Alevi kadınlarda da var. Alevi kadını da kocam çok çalışıyor, evimden çıkmayayım diyor.”

    KATI: KADINA YÖNELİK ŞİDDETE EĞİLİMİ DEVLET YARATIYOR

    “Şiddete eğilim devletin yarattığı sistematik bir şey” diyen Katı, kadınlara karşı uygulanan şiddete karşı caydırıcı cezaların verilmediğini vurguladı.

    İzmir Alevi Kültür Derneği ve Cemevi’nde 24 Kasım’da psikolog ve avukatın katılacağı sohbet düzenlediklerini söyleyen Katı, merkezde yapılan eylemlere de katılacaklarını belirtti.

    Katı, kadınlara alanlara çıkma çağrısında bulunarak, “Artık biz de buradayız, tacize, şiddete, istismara uğramak istemiyoruz”  dedi.

     

  •  Ankara’da ‘Kadın hakikatin kapısıdır’ konulu panel düzenleniyor

     Ankara’da ‘Kadın hakikatin kapısıdır’ konulu panel düzenleniyor

    PİRHA – Kadına Şiddete Hayır Platformu ve Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, 24 Kasım Cumartesi günü Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası  Mücadele günü konuşulacak.

    Ankara’da Kadına Şiddete Hayır ve Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi 24 Kasım Cumartesi günü saat 16.00’da ‘Kadın hakikatın kapısıdır’ konulu panel düzenliyor.

    Panelde Kadına karşı Şiddet belgesel gösterimi yapılacak. Eğitimci Helin Mutlu, Kadına karşı şiddetle mücadele konusunu anlatacak. Gazeteci Hatice Çevik ise Alevi kadına karşı şiddet ve mücadele konusunu anlatacak. PİRHA – İSTANBUL

     

  • Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım etkinliğini açıkladı

    Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım etkinliğini açıkladı

    PİRHA- Dersim Kadın Platformu 25 Kasım’a ilişkin program etkinliğini açıkladı.

    25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” dolayısıyla  Dersim Kadın Platformu programını açıkladı.

    23 Kasım Cuma günü saat 15.00’te tutuklu kadınlara kart atma.
    24 Kasım Cumartesi akşam saat 16.00’da ‘Yoksulluğa, güvencesizliğe, şiddete karşı bütünleşiyoruz’ başlıklı panel.
    25 Kasım Pazar günü Seyit Rıza Meydanı’nda saat 13.00’da basın açıklaması gerçekleştirilecek.

  • Katledilen kadınların aileleri: Bu ülkede koruma kanununu uygulayan yok-VİDEO

    Katledilen kadınların aileleri: Bu ülkede koruma kanununu uygulayan yok-VİDEO

    PİRHA- Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, katledilen kadınların aileleri ile birlekte yaptığı ortak açıklamada, yargı tarafından faillere verilen “iyi hal” indirimlerine dikkat çekti. Şiddete karşı mücadele yöntemlerinin anlatıldığı açıklamada, herkesin bu konudaki üstüne düşün görevi yerine getirme çağrısında bulunuldu.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Genel Temsilcisi Gülsüm Kav’ın da katılımıyla, katledilen kadınların aileleri ve şiddete maruz bırakılan kadınların yer aldığı basın toplantısı The-Ritz Carlton Oteli’nde düzenlendi. Toplantıda konuşan Kav, şiddetin çok yönlü ve katmanlı boyutlarını yaşayanların, cezaevinde öz savunma sonucu hapis yatan kadınların ve katledilen kadınların kurtarılabileceği yönünde bir çözüm yolunun olduğunu söyledi. Kav, “Ancak şu an yüreği yananların sesini 25 Kasım’a giderken duyurmak istedik. Basın toplantısını bu yüzden ailelerle düzenlemek istedik” diye belirtti.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

    Şiddetin artarak devam ettiğini kaydeden Kav, “Buna ilişkin çok yönlü raporlar ve veriler var. Sadece fiziki şiddet değil; ekonomik, psikolojik, cinsel olarak her türlü boyutta devam ediyor. Şiddeti önlemek için İstanbul Sözleşmesi var. Ve bu sözleşme uygulanıyor mu diye kontrol eden heyetin açıklamalarına göre Türkiye ortalamanın altında puan aldı” şeklinde konuştu.

    2018’DEKİ KADIN KATLİAMLARININ SAYISI 393

    2018 yılı içerisinde açıklanan kadın katliamları sayısının 393 olduğunu hatırlatan Kav, “Çözüm için asıl muhataba sormak gerekiyor.  Bu yüzden buradayız. Çözüm belli, bizim çok iyi bir yasamız var.  6284 sayılı koruma kanunu. Bunların etkili ve tam kapsamlı uygulanmasını istiyoruz. Bunu da sadece uzaklaştırma olarak değil her anlamda ekonomik ve psikolojik destek de sağlansın istiyoruz. Pek çok önlem var, bu kanun içerisinde kreş yardımı dahi var. 6284’ü unutturmak değil her kadının ihtiyaca göre uygulanmasını talep ediyoruz. Bunun için de vazgeçmeyeceğiz. Her kadının da hakkını aramaya davet ediyoruz” diye kaydetti.

    “YARGI, POLİS, KADIN, ERKEK HERKES GÖREVİNİ YAPMALI”

    Kav, her kuşaktan kadının şiddete maruz kaldığını belirterek şu şekilde devam etti: “Sözleşme diyor ki, önce toplumu şiddetten uzak tutun, bunun adı da eşitliktir. Kadın-erkek eşittir, insanlar eşittir diyoruz. Bir kadın tehdit gördüğünde ve uzaklaşma talep ettiğinde bu kanuna göre onu koruyun diyor. Ancak korurken aktif koruyun. İkisinde de başarılı olup koruma sağlanamadıysa devlet tarafından o zaman son çare ceza vereceksin, cezasız kalmayacak diyor. Ve son olarak bunları yaparken kadınları geleceğe dönük güçlendirmelisiniz.”

    “Kadınların öldürülmediği ve çocukların güldüğü bir Türkiye inanın mümkün” diye devam eden Kav, “Bütün toplumu burada yer alan ailelerimizin yanında yer almalarına ve yargının, savcının, polisin, kadınların, erkeklerin herkesin görevini yapmaya davet ediyorum” dedi.

    “BU ÜLKEDE KORUMA KANUNUNU UYGULAYAN YOK”

    Koruma altındayken katledilen Muhterem Göçmen’in kız kardeşi Çiğdem Evcil, kardeşinin eşinden boşanmak istediği için katledildiğini söyledi. Evcil, “13 yıl boyunca eşinden şiddet gördü ve en sonunda kendi gücünü fark edip boşanmak için yola çıktı. Karşı taraf buna izin vermedi. Tehditler, saldırılar arttı. Muhterem avukatına koruma isteği talebinde bulundu. Ve koruma çıkmasına rağmen sanık gelip iş yerinde kardeşime saldırıyor. Savcı, daha öncesinde birçok darp raporunun olmasına rağmen sanığı serbest bıraktı. Sonra bu böyle devam etti ve son saldırıda 8 bıçak darbesiyle yaşamını kaybetti. Öldürüldüğü zaman çantasından çıkan evraklarda hem darp raporu hem koruma kararı vardı. Bu ülkede koruma kararı uygulanmıyor, uygulayan yok çünkü” sözlerine yer verdi.

    ‘KATİL ŞOVU’, ‘İYİ HAL İNDİRİMİ’

    Her mahkemede farklı ifadelere yer veren sanığın “katil şovu” gerçekleştirdiğine vurgu yapan Evcil, “Avukatıyla birlikte bu şovu başarıyla tamamladılar. Son duruşmada gelip ‘ben karımı seviyorum, pişmanım’ dedi ve hâkimden iyi hal indirimini kaptı. Pişmanlık durumundan faydalandı ve indirimden faydalandı. Benim kardeşimin ne yaşadığını, nasıl öldüğünü kimse düşünmedi” dedi.

    “BENİ KIZIMDAN AYIRDILAR”

    Şule Çet’in babası İsmail Çet, Şule’nin annesini 200’da kaybettiğini ve kızını okutmak için gönderdiği Ankara’dan cenazesini almaya gittiğini söyledi. Çet, “Şule’nin ölüm nedenini öğrenmek için adli tıptan rapor bekliyoruz. Cumhurbaşkanının, hükümetin, savcıların herkesin bu konuya el atmasını istiyoruz. Boynuna kravat takıp, takım elbise giyip mahkeme karşısına gelerek indirim almalarını kabul etmiyoruz. İki patronuyla birlikte binadan yukarı çıkarken kameralar görüntülüyor. Gecenin bir yarısı da ölüm haberini aldım. Şule ile baba kız olarak aramız çok iyiydi. Beni kızımdan ayırdılar” diye konuştu.

    “KIZIMI ÖLDÜREN KİŞİ KADAR POLİS DE KATİLDİR”

    Antalya’da katledilen Deniz Ertaş’ın annesi Figen Yetişkin, “4 Mart 2015’te öldürülen kızımın katili bana telefon ederek zaten öldürdüğünü söyledi. Bu konuda çok sıkıntı yaşadık. Benim destekçilerim olduğu için ailesi bana düğüne gelir gibi davalara geldiğimizi söylediler. Kravat indirimi, tahrik indirimi her türlü indirimin peşine düştüler duruşmalarda. Bu davayı KCDP ve kadın destekçilerimizle beraber yürüttük. Kızımın katiline hiçbir indirim almadan müebbet verildi. Ama benim gözümde kızımı öldüren kişi kadar polis de katildir. Kızım öldürüldüğü zaman polis kapıdaydı. ‘Bu silah sesi miydi, değil miydi’ diye kendi aralarında konuşmuşlar. Bunu anlamayıp kendi aranda konuşacaksan bu görevi yapmayacaksın. Sonuç olarak kızımın davası bitti ve sonuçlandı. Diğer kadınlara sesleniyorum. Kadın örgütlerinden korkmayın, gelin el ele mücadele edelim” dedi.

    “KATİLE İNDİRİM KABUL ETMİYORUM”

    Uzun bir süre kayıp olan ve sonrasında ormanlık alanda cenazesi bulunan Ecem Balcı’nın babası Gökhan Balcı da, “Kızım Ecem, 5 Ocak tarihinde katili tarafından ormanlık alana gömüldü ve birkaç gün sonra kendi itirafıyla bulundu. İlk duruşmada çok rahat hareket eden katil kamera karşısına geçip ‘bana işkence yapıldı, ben bunları yapmadım’ diyerek açıklama yapıyor. Ancak yeri de kendi itirafıyla bulunmuştu zaten, nasıl sen yapmadın? Karakoldaki ilk şokumuz şu oldu: ‘kızınız zengin birini bulmuş ve kaçmış.’ Ne zaman annesi intihar etti, ondan sonra işin ciddiyeti fark edildi ve peşine düşüldü. Şimdi de en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Yaklaşık 10 buçuk ay oldu ancak adli tıptan neden öldürüldüğüne dair otopsi raporu henüz gelmedi. Kızımın katilinin en iyi şekilde cezalandırılmasını istiyorum, indirim kabul etmiyorum. Önce gelip bana soracaklar, benim kabul etmediğim indirimi mahkeme başkanı kendisi karar veremez” şeklinde konuştu.

    “SILA KADINSA BİZ NEYİZ?”

    Boşanmak istediği erkek tarafından 10 yaşındaki oğlu Yiğitcan Deniz katledilen Neriman Deniz, “Ağırlaştırılmış müebbet verildi sanığa evet ama içimiz soğumadı. İçeride şu an bizden daha iyi bakılıyor. Türkiye’de her zaman af tartışmaları oluyor, indirim oluyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. 10 yaşında oğlum öldürüldü, hiçbir görevli görevini yapmıyor. Sıla kadınsa biz neyiz? Ona yardım ediliyor bize neden edilmiyor?” diye konuştu.

    Toplantıda söz alan Helin Palandöken’in babası Nihat Palandöken ise “Benim canım yandı başkasının yanmasın diye meclise gittim önerge verilmesi için yasa çıkarılması için oraya kadar gittim. Gözümün içine baka baka önerge reddedildi. Ben başka canlar yanmasın dedim, başka hiçbir şey istemedim” ifadelerini kullandı.

    Toplantı ailelerin konuşmalarının ardından 25 Kasın Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde yapılacak olan eyleme çağrı ile sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadınlar, 25 Kasım’da neler yapabileceklerini tartıştı

    Kadınlar, 25 Kasım’da neler yapabileceklerini tartıştı

    Kadınlar Birlikte Güçlü grubunun çağrısıyla kadınlar, “25 Kasım’da neler yapabiliriz? Kazanımlarımıza neler oluyor? Mücadele alanlarımız ne durumda?” konularını tartıştıkları bir toplantı düzenledi.

    Kadınlar Birlikte Güçlü grubunun çağrısıyla kadınlar İstanbul’da Cezayir Toplantı Salonu’nda bir araya geldi.  “Kadınlar birlikte güçlü” yazılı pankartının asıldığı toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğu, Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız, İnsan Hakları Derneği İstanbul (İHD) Şubesi’nden kadınlar, Flormor İşçileri ve Sosyalist Kadın Meclisleri’nin (SKM) yanı sıra çok sayıda kadın örgütü temsilcisi katıldı.
    ‘‘KADINLAR BİRLİKTE GÜÇLÜ SLOGANI BİZE GÜÇ VERDİ”  
    Seher Kalkan, Kadınlar Birlikte Güçlü grubunun şimdiye kadar neler yaptığını paylaşarak, şunları söyledi:
    “28 Ocak 2017’de Kadınlar Birlikte Güçlü grubu, 8 Mart’ı güçlendirmek için kurulmuştu. Kampanya ayağı bitti. Türkiye kadın buluşmasını da gerçekleştirmek için bir araya geldik. 25 Mart’ta bir buluşma yaptık. 25 Mart’ta ‘Kadınlar Birlikte Güçlü’ sloganı bize güç verdi. 15 Temmuz sonrası yaşanan baskılardan en çok kadınlar etkilendi. Erkeklik kışkırtıldı, kadınlara ve çocuklara yönelik istismarlar ile şiddet arttı. Her şeye rağmen durmadık, yine mücadele ettik. Fabrikalardaki kadın direnişlerine ses verdik.”
    “KADIN HAKLARI GASP EDİLİYOR”
    Daha sonra söz alan kadınlardan Çağla Akdere ise, ilk toplantılarını 8 Eylül’de aldıklarını hatırlatarak, “Bütün kadınların bir arada hareket edebileceği bir zemin yaratabilir miyiz tartışması yaparken, araya seçimler girdi ve ötelendi. İlk toplantımızı 8 Eylül’de yapmıştık ve orada da yer kalmamıştı. Bu da kadınların bir arada olmasının ne kadar ihtiyaç olduğunu gösteren bir durumdu” dedi.
    Kadınları zor günlerin beklediğini sözlerine ekleyen Akdere, “Sürekli olarak kazandığımız haklarımızı elimizden almak için bir takım girişimler ortaya atılıyor. Bunun son örneği de nafaka hakkıdır. Mağdur babalar yaratıldı ve yasanın değiştirilmesi girişimi başlatıldı. Kazanılmış haklarımıza dair bir hak gaspı var. Kadın emeğinin değersizleştiği bir dönemdeyiz” diye ifade etti.
    “İstanbul’da nasıl ortaklaşabiliriz? Nasıl kararlar verebiliriz? Önümüzdeki 25 Kasım’da neler yapabiliriz? Kazanımlarımıza neler oluyor? Mücadele alanlarımız ne durumda? 25 Kasım’a giderken ortak neler yapabiliriz?” Başlıklarının tartışılacağı toplantı, basına kapalı olarak devam etti. (MA)
  • Mercan Erzincan’ın yedi bölgeden yedi renk alan ‘Gökkuşağı’ albümü çıktı- VİDEO

    Mercan Erzincan’ın yedi bölgeden yedi renk alan ‘Gökkuşağı’ albümü çıktı- VİDEO

    PİRHA-Sanatçı Mercan Erzincan 2 Kasım’da çıkan ‘Gökkuşağı’ albümüne ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu. Erzincan, “Bu albümde türküler, deyişler ve yedi bölgeden yedi renk var” dedi.

    Haberin Videosu

    Sanat hayatının 20. yılını geride bırakan sanatçı Mercan Erzincan’ın altıncı albümü ‘Gökkuşağı’ sevenleri ile buluştu. Albümünde Türkiye’nin yedi bölgesinden yedi rengi bir araya getiren Erzincan ile albümünün ilk konseri öncesi, heyecanın yüksek olduğu Türkan Saylan Kültür Merkezi’ndeki koşuşturmanın arasında konuştuk.

    Bir yandan son provalarını yaparken diğer yandan bize de vakit ayıran Erzincan, yeni albümünü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet ve Mücadele Haftası’nda kadının yerini, kendi gözünden PİRHA’ya anlattı.

    Bir kadın sanatçı olarak Erzincan, her alanda olduğu gibi kadının, sanatta da bir yer edinebilmesi için çok daha fazla mücadele ettiğini, etmesi gerektiğini belirtirken, kadının özgürlüğünün kendisinden geçtiğini vurguladı.

    Sizi tanıyabilir miyiz?

    1976’da Divriği’de dünyaya geldim. İstanbul’a taşınma sebeplerimizden birisi de, müzik hayatına adım atmam için ailemin vermiş olduğu bir karar… Sonra ortaokulda konservatuvar hayatım başladı. Küçüklükten beri türkü söylediğim için ailem de beni bu yönde destekledi. Konservatuvarın bitimine doğru 1997 yılında ilk albüm çalışmamı yaptım. dolayısı ile bu sene 20. sanat yılım. O günden bugüne bu beşinci albüm. Bir de ‘Oyalı Yazma’ adlı kadın grubumuzla bir albümümüz var. O albümü de sayarsak yeni çıkan ‘Gökkuşağı’ albümüm ile birlikte altıncı albümüm oluyor. Yeni albümüm  ‘Gökkuşağı’ ise 2 Kasım’da piyasaya çıktı.

    Son albümünüz ‘Gökkuşağı’… İsmi kadar renkli bir albüm mü? Bu albümü yapma fikri nasıl oluştu ve olgunlaştı?

    Albümlerim genellikle uzun soluklu çalışmalar sonrası oluyor. Çünkü, eserlerin içselleştirilmesi dönemi, sindirme dönemi uzun bir zaman alıyor. Bende 4 yılı buluyor bu süreç. 4 yıl aradan sonra da çok renkli bir repertuar ortaya çıktı. Şimdilerde ise genelde ‘proje albümler’ yapılıyor. Ben öyle olsun istemedim. Her sevdiğim eserlerden seslendirmeye çalıştım. İlk kez bir Karadeniz potporisi, onun dışında Kayseri, Isparta, Malatya derken, Anadolu’yu geziyoruz bu albümde. 12 eserden oluşuyor. Hüseyin Dilaver’den, Karadeniz’den Picoğlu Osman, Sadık Hüseyin Dede’den var. Çok kıymetli ‘Gesi Bağlarında’ yı okudum. Bu albümde Konya Karaman’dan sürgün edilen, mübadelede gidenlerin türküsünü onların versiyonuyla okudum. Böyle renkli bir repertuar çıktı. Deyişler, türküler bir renklilik var. 7 bölge 7 renk gibi düşünebiliriz. Adına yakışır bir albüm anlayacağınız.

    Albümünüzü nasıl halka ulaştırıyorsunuz? Tanıtımlarınızı nasıl yapıyorsunuz? Tepkiler nasıl oldu?

    Aslında biliyorsunuz albüm satışı yapacak pek şey kalmadı eskisi gibi… Ancak sosyal medyadan bize çok hızlı bir geri dönüşümü oldu. Bundan dolayı şaşkınım. Belki ilk kez bir albümümde böyle bir reaksiyonla karşı karşıyayım. Çok güzel olumlu, insanı motive edecek bildirimler alıyorum. Bu da bana daha çok çalışma şevki veriyor.

    Peki bu teknoloji ile her şeyin hızlı tüketildiği bir dönemde siz gerçekten maddi ya da manevi emeğinizin karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz?

    Maddi anlamda hiçbir sanatçının emeğinin karşılığını aldığını sanmıyorum. Ama maneviyat olarak evet çok güzel hisler yaşıyorum. İnternet aracılığı ile sizi dinleyenlerin tepkisini anında alabiliyorsunuz. Bu anlamda olumlu bir şey bizler için bu, ama elbette dezavantajları da var.

    “KADIN HER ALANDA ZORLU MÜCADELE VERİYOR”

    Sizce kadın sanatçılar nasıl bir noktada Halk Müziği’nde?

    Ülkemizde kadın her alanda gerçekten çok zorlu bir mücadele veriyor. Bakıyorsunuz her meslek dalından, alt üst farketmiyor, her statüden kadın eziliyor. Bundan şüphemiz yok. Kadın sanatçıların işi daha da zor. Kadınların bir erkek egemenliği algısı var. Bunun da bir sürü sebebi var. Mesela pek çok kadın aşık olduğunu biliyoruz ama çok azından haberdarız. Oysa belki aşık kahvelerinde kadınlar çok rahat olabilselerdi, çok çok üretici olacaktı. Kendi mahlasını kullanmayıp erkek mahlasları ile şiir yazan kadınları da biliyoruz. 12. yy’da şiir yazmış bir kadın ozan şöyle diyor: ‘Diren, diren çalış,  bebeğinin zıbınını doku, diren’. Bu kadın işçiler için yazılmış bir şiir. Bunu okudum ben. O gün olduğu gibi şimdi de kadın mücadele etmek, kendini kanıtlamak zorunda. İş bölümü düşünürsek kadının öncelikle anne, eş olmak zorunda bırakılmış. O yüzdendir ki, malesef sanat kadınlar için ulaşılması uzak bir alan olarak kalmış.

    ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet ve Mücadele Haftası’ndayız. Türkiye’deki kadınların durumunu nasıl görüyorsunuz?

    Cinayetlerden, katliamlardan sonra elbette bir farkındalığın oluşması ‘biraraya gelelim bunların önüne geçelim’ gibi aydınlanma çalışmaları çok sevindirici olması gerekiyor. Kadın kuruluşlarının, hareketlerinin destekçisiyim. Hatta ilerici kadın komisyonunda da arkadaşlarıma destek vermeye çalışıyorum. 25 Kasım gibi acı günlerin yaşanmamasını diliyoruz ama bunları dilemenin ötesinde bir şey yapmalıyız. Kadın her zaman yapılacak şeyleri başkasından beklememeli. Kendisi harekete geçmeli. Kadın elbette çok güçlü. Her anlamda doğurgan ve yaratıcı. Bu gücünün farkında değil diye düşünüyorum.

    Kadının gücünün ortaya çıkması, toplumda hak ettiği yeri alması için hep birlikte bir şeyler yapmalıyız. Bunu, bilinçlenmeyle, okumayla, kız çocuklarını okutmayla, bu gibi kurumlara destek vermekle bir ölçüde yol alınacağını düşünüyorum.

    “ALEVİ İNANCINDA KADIN ERKEK AYRIMI YOK”

    Peki Alevi bir kadın sanatçı olarak Türkiye’de Alevi kadınların durumunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Türkiye’de genel olarak Aleviler daha yeni kendilerini ifade etmeye başladılar. Kadın erkek diye düşünmüyorum çünkü bizim Alevi inancında zaten kadın erkeğin bir ayırımı yok. Onun için de topluca hep birlikte yaşadığımız sorunlar var. Mesela Malatya’da Alevilerin evleri işaretlemiş. Artık hep birlikte bunlara gülüp geçmeliyiz. Böyle şeyler saçmalığın en son noktası. Hiçbir zaman bu tarz şeylerle galeyana gelmediler. Bu tarz hareketlere şiddetle cevap vermediler. Çünkü felsefenin özüne yakışmıyor. Bizler her zaman kendimizin, inancımızın ne olduğunun farkındayız ve biz buyuz. Bizim inancımız budur. Bizi böyle kabul edeceksiniz. Bunun altını kalın çizgilerle çizdik Pir Sultan’dan bu yana. Hiç vazgeçmedik.

    “ALEVİ İNANCINA GÖRE YAŞAMAK VE SAHNE ALMAK ZORUNDAYIZ”

    Alevi inancınız müziğinize yansıması nasıl oldu?

    Bu inancın müziğini yapmakta zor. Ona göre yaşamak zorundayız. Ona göre sahne almak zorundayız. Ona göre seçtiğimiz kurumların, mekanların dezavantajını yaşıyoruz bazen. Bu sanatımız buraya olmaz dediğimiz bir sürü şey olur. Her yerde sahne alamıyoruz. Çünkü yaptığımız o tarz müziğe yakışmayan bir şey olmamalı. Yolu hafife almamalıyız. O yolu biz yaşatacağız. Biz öğreteceğiz. Hatta biz yolu giderken öğreniyoruz. Onu öğrenirken de hatalar yapmamalıyız. Ona sadık kalmalıyız.

    “SANATIN GEREKSİZ GÖRÜLDÜĞÜ BİR DÖNEMDEYİZ”

    Türkiye’de sizce sanat nasıl olmalıydı?

    (İç çekerek) Türkiye’de her sanatçı belki de iç çekerek başlıyordur bu soruyu yanıtlamaya. Çok kıymetli yazarlarımız, sinemacılarımız, tiyatrocularımız, müzisyenlerimiz var elbette. Ama nice zorluklarla baş ederek bunu başarabiliyorlar bence. Ben yolun daha başındayım. Erdal Erzincan gibi onlarca sanatçı çok bedeller ödeyerek bugünlere geldiler. Ülkesinden ayrılanlar, yaptıkları eserleri yayımlatamayanlar… Sanatın gereksiz gibi algılandığı bir dönem içindeyiz belki. Ama bu bizim araştırma, üretme hevesimizi şevkimizi kıramaz. Çünkü sanat böyle bir şeydir. İnsanlara ilaç gibi gelen bir şeydir. Ve her dönem herkesin ihtiyacı olan bir olgudur. Sanattan kesinlikle vazgeçemeyiz. Müziği nasıl kenara koyacağız. Ninnileri nasıl bir kenara koyacağız. Hayatımızın bir parçası. Bizim içimizde yaşayan bir şey müzik.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    İSTANBUL

      

  • ‘Eril yargının uyguladığı cezasızlık politikaları taciz ve tecavüzlerin artmasına neden oluyor’

    ‘Eril yargının uyguladığı cezasızlık politikaları taciz ve tecavüzlerin artmasına neden oluyor’

    PİRHA-Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle basın açıklaması yapan Malatya Demokratik Kadın Platformu, eril yargının uyguladığı cezasızlık politikalarının taciz ve tecavüzlerin artmasına neden olduğuna dikkat çekti.

    Malatya Demokratik Kadın Platformu, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle açıklamalarda bulundu. Basın açıklamasını okuyan Sibel Yaylagül, “Kadınlar dünyanın dört bir yanında; toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, gericiliğe, savaşa, militarizme, ırkçılığa ve faşizme karşı; kadın dayanışmasını örüyor, seslerini yükseltiyorlar” dedi.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI TACİZ VE TECAVÜZLERİN ARTMASINA NEDEN OLUYOR”

    Bianet’in verilerine göre; 2017 yılının ilk 10 ayında en az 242 kadının ve kız çocuğunun erkekler tarafından katledildiğini, 77 kadının tecavüze uğradığını, 207 kadının taciz edildiğini, 286 kız çocuğunun cinsel istismara maruz kaldığını kaydeden Yaylagül, şu ifadelere yer verdi:

    “Basına yansıyan vakalar sonucu oluşturulmuş bu sayıların gerçekte çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Her güne en az iki kadın cinayeti düşüyorken iyi hal, haksız tahrik gibi cezai indirimler uygulanmaya devam ediyor. Eril yargının uyguladığı cezasızlık politikası taciz ve tecavüzün artmasına neden oluyor. Bizzat siyasal iktidar tarafından üretilen ve pompalanan cinsiyetçi söylemler kadınların sokakta, otobüste, metroda tanımadığı erkeler tarafından kıyafetleri bahane edilerek fiziksel şiddete maruz kalmalarına dayanak oluyor. İçeride ve dışarıda yürütülen savaş politikası, kutuplaştıran, ayrımcılığı körükleyen söylem ve uygulamalar kadın bedeni üzerinden yürütülmekte, kadına yönelik sistematik erkek-devlet şiddetini arttırmakta, barıştan yana tavır koyan kadınların meşru mücadelesi kriminalize edilerek, keyfi gözaltı ve tutuklamaların bahanesi haline getirilmektedir.”

    “KHK’LER İLE 409 KADIN KAMUDAN İHRAÇ EDİLDİ”

    AKP’nin uyguladığı politikaların kadını değil aileyi koruyarak kadının başta bakanlık olmak üzere birçok yerden uzaklaştırılmasına neden olduğunu ifade eden Yaylagül, “Kadını birey olarak görmeyen, fıtratını eşitsizlik olarak niteleyen, tek tip yaşam biçimini dayatan söylem ve pratikler, ilan edilen OHAL ve KHK’ler eliyle meşru kılınmak isteniyor. Bugüne kadar çıkarılan 28 KHK ile 21 bin 409 kadın kamudan ihraç edildi. 1409 kadın akademisyen işinden edildi” şeklinde konuştu.

    “NURİYE VE SEMİH BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM EMEKÇİLER GÖREVLERİNE İADE EDİLSİN”

    Belediyelere atanan kayyımların ilk işlerinin kadın birimlerini kapatmak olduğunu kaydeden Yaylagül şunları belirtti: “Belediye eş başkanları, kadın milletvekilleri, kadın insan hakları aktivistleri, kadın gazeteciler ve sendikacılar tutuklandı. KHK ile 11 kadın derneği ve 1 çocuk derneği kapatıldı. Eğitim Sen üyesi Nuriye Gülmen’in işimi ekmeğimi geri istiyorum diyerek başlattığı açlık grevi hayati açıdan oldukça kritik bir aşamaya gelmiştir. Buna rağmen bulunduğu Ankara Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi mahkum koğuşunda sağlıksız koşullarda ve zorla tutulmaya devam etmektedir. Buradan bir kez daha Nuriye Gülmen’in tutukluğuna son verilmesini, Nuriye ve Semih başta olmak üzere ihraç edilen tüm emekçilerin görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Kadınlar ‘itaat etmiyoruz’ dedi-VİDEO

    Kadınlar ‘itaat etmiyoruz’ dedi-VİDEO

     PİRHA- Kadınlar “Erkek-devlet şiddetine itaat etmiyoruz. Hayatımızdan da mücadelemizden de vazgeçmiyoruz” diyerek AKP’nin KHK’ler ve OHAL ile kurmaya çalıştığı cinsiyetçi rejimi reddettiklerini vurguladı.

    Haberin Videosu

     

    25 Kasım Kadın Platformu’nun çağrısıyla Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle bir araya gelmek isteyen kadınların Taksim Tünel’e girişi engellendi. Gerekçe olarak Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yürüyüşün yasaklanması gösterildi.

    Kadınlar “Yaşasın kadın dayanışması”, “Kadınlar birlikte birlikte güçlü”, “Geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Trans cinayetleri politiktir” sloganları atarak görüşmelerin sonuçlanmasını bekledi.

    Görüşmelerin ardından kadınların yürüyüşüne izin verildi.

    Binlerce kadın Taksim Tünel’de bir araya gelerek Galatasaray Lisesi’ne yürüyüş gerçekleştirdi. “Erkek-devlet şiddetine itaat etmiyoruz. Hayatımızdan mücadelemizden vazgeçmiyoruz” pankartı açan kadınlar “Yaşasın kadın dayanışması”, “Kadınlar birlikte birlikte güçlü”, “Geceleri de, sokakları da, Meydanları da terk etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Trans cinayetleri politiktir” sloganları attılar.

    Ellerinde “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Kadınlar birlikte güçlü”, “Müftülük yasasını tanımıyoruz”, “Yaşamak istiyoruz”, “Şiddete karşı yaşasın kadın dayanışması” dövizleri açan kadınlara polis tarafından LGBTİ+ bayrakları açıldığı takdirde müdahale edileceği söylendi.

    Yürüyüşte cinayetlerle katledilen kadınların ismi okunarak hep bir ağızdan ‘Burada’ denildi.

    Eyleme HDP Milletvekili Pervin Buldan ve HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit de katıldı.

     Çevredeki yurttaşlar da kadınlara alkışlar, ıslıklar ve zılgıtlarla destek verdi. “Hayatı istiyoruz, özgürlüğü istiyoruz” diyen kadınlar işine geri dönebilmek için açlık grevi yapan Nuriye Gülmeni de unutmadı.

    “İTAAT ETMİYORUZ”

    Terkos Pasajı’na kadar süren yürüyüş sonrası yapılan basın açıklamasını Özengül Ergün okudu. Ergün açıklamasına “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında ayağa kalkan kadınlarla beraber bir kez daha sokaklardayız. Sadece bugün değil 1 yıldır neredeyse aralıksız kentlerin meydanlarında itiraz ediyoruz, direniyoruz. Hayatlarımızı çevreleyen, olağanlaştırılmaya çalışılan erkek şiddetine, OHAL ile kadın düşmanlığının dozajını arttıran devlet şiddetine, faşizmin her türlü uygulamasına karşı susmamaya, itaat etmemeye devam ediyoruz.” ifadeleriyle başladı.

    “Boşanıp boşanmayacağımız, doğurup doğurmayacağımız ve kaç çocuğu nasıl doğuracağımız bizim kararımızdır.” diyen Ergün, çocukların velayetini kimin alacağını, hangi mahallenin İmam Hatip okuluna mecbur edileceklerini, hangi topraklarda, hangi savaşta ölmeleri gerektiğini, haysiyetli bir biçimde gömülüp gömülmeyeceklerini belirleyen sisteme itaat etmeyeceklerini vurguladı.

    Ergün açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Karakollarda, şiddet gören kadınlara, LGBTİ’lere ‘size vaktimiz yok’ derken erkeklere sığınakların yerini dahi ayan beyan söyleyen, şiddete uğrayan göçmen kadınlara ‘önce delil’ deyip, sığınağa yönlendirmeyen düzeninize itaat etmiyoruz.

    ‘OHAL’ bahanesiyle şiddet karşısında dayanışma için başvurabileceğimiz kadın örgütlerini kapattığınız, Kürt illerindeki belediyelere atadığınız kayyumlarla en önce belediyelerin kadın merkezlerini  hedef aldığınız, tecavüzcülere af çıkarmaya yeltenirken kadın milletvekillerini, belediye başkanlarını, siyasetçileri, hak savunucularını mahkum ettiğiniz bu hale itaat etmiyoruz.

    Hayatlarımızı anneliğe, aileye, şiddete hapsetmeye çalışan yasalara ve yargıya, nasıl bir hayat yaşayacağımızı bize dayatan adamlara, o adamları koruyan tek adama itaat etmiyoruz! Bizler kadınlar erkek-devlet şiddetinden uzakta, güvenli, eşit ve özgür yaşama arzumuzdan da hayatlarımızdan da mücadelemizden de vazgeçmiyoruz!” (HABER MERKEZİ)

  • Tv10 eyleminde kadına şiddet ve Alevilerin evlerinin işaretlenmesine dikkat çekildi-VİDEO

    Tv10 eyleminde kadına şiddet ve Alevilerin evlerinin işaretlenmesine dikkat çekildi-VİDEO

    PİRHA-KHK ile kapatılan Tv10’un açılması için 60. kez Galatasaray Meydanı’ndan seslenen kanal emekçileri Malatya halkının yalnız olmadığına ve 25 Kasım kadına yönelik şiddetle uluslararası mücadele ve dayanışma gününe dikkat çekti.

    HABERİN VİDEOSU

    KHK ile kapatılan Tv10’un açılması için kanal emekçilerinin başlattığı eylem 60. haftasında devam etti. Eyleme Yalıncaksultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu, Alevi Kültür Derneği (AKD) Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi’nden Dilek Odabaş ve Figen Odabaş, Munzur Çevre Derneği, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İstanbul Sekreteri Fidan Ataselim, Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları destek verdi. Eylemde “Susma haykır kadınlar vardır”, “Kadına değil şiddete hayır”, “Özgür basın susturulamaz”, “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Malatya halkı yalnız değildir” sloganları atıldı.

    “(X) İŞARETİ ÖLÜMÜ TEMSİL EDİYOR, BİLİNÇLİ YAPILAN BİR İŞARETTİR”

    Eylemde konuşma yapan Tv10 programcısı Rohat Emekçi, Malatya’da Alevilerin evlerinin işaretlenmesine değinerek Çorum, Maraş gibi Alevi katliamlarından önce de Alevilerin evlerinin işaretlendiğini, çarpı (x) işaretinin ölümü temsil ettiğini ve bilinçli olarak yapıldığını kaydetti. Malatya’da 15 Temmuz sürecinde de aynı mahallelerde saldırılar yaşandığını, yine geçtiğimiz gün de aynı mahallede bir Ermeni derneğine saldırı yaşandığını belirten Emekçi, saldırıların sadece Alevilere değil tüm Türkiye’ye yapıldığını ifade etti.

    Armutlu Cemevi’ne sabah saatlerinde polisin kapıları kırarak içeri girmesine ve Yamanlar Cemevi’nde yaşanan sorunlara değinen Emekçi, bu saldırıların halklara ve inançlara yapıldığını söyledi.

    25 Kasım’da tacize, tecavüze, tek tip kıyafete, namus cinayetlerine karşı çıktıklarını vurgulayan Emekçi, kadınların her gün kıyafetlerinden dolayı tacize ve tecavüze uğradıklarını, erkek şiddetine maruz kaldıklarını belirtti.

    “GERÇEKLERİ SÖYLEYEN BASINA İHTİYAÇ VAR”

    Emekçi’nin ardından söz alan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İstanbul Sekreteri Fidan Ataselim, evlere çarpıların atıldığını eski zamanlarda da duyduklarını söyleyerek 2017’nin ilk 10 ayında 337 kadının öldürüldüğünü ve bu cinayetlerin giderek arttığını ifade etti. Yandaş medyanın kadın cinayetlerini, tacizleri ve tecavüzleri meşrulaştırdığını belirten Ataselim, gerçekleri söyleyen basına her zaman ihtiyaç olduğunu ve özgür basının susturulmaya çalışıldığını da ekledi.

    “6 BİN 284 SADECE RAKAM DEĞİL”

    Kadına karşı şiddetin önlenmesine dair olan 6284 sayılı kanunun hedef haline getirildiğini ve 6284’ün herhangi bir rakam olmadığını vurgulayan Ataselim, bir kadının şiddete, tacize veya tecavüze uğradığında herhangi bir şiddet önleme merkezine, karakola giderek ‘6284 sayılı kanundan yararlanmak istiyorum’ dediğinde onu koruma altına alan bir yasa olduğunu kaydetti.

    “BİZLER KENDİMİZİ İFŞA EDİYORUZ”

    Ataselim’in ardından konuşan AKD Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi’nden Dilek Odabaş, 25 Kasım’ın ilk çıkış olan Mirabel Kardeşlerin mücadelesine dikkat çekti. Malatya’da yaşanan olaylara değinen Odabaş “Biz bu zihniyeti çok iyi biliyoruz. Çorum’dan biliyoruz, Maraş’tan biliyoruz, Suruç’tan, Ankara’dan biliyoruz. Bu zihniyet halkların kardeşliğine, bir arada yaşamasına düşman olan bir zihniyettir. Sizin bizi işaretlemenize gerek yok. Bizler burada Aleviyiz diyerek kendimizi ifşa ediyoruz. Aleviler vardır ve Alevilik haktır” şeklinde konuştu.

    “ERKEKLER SAVAŞ ÇIKARIYOR KADINLAR BARIŞI GETİRECEK”

    Alevilerin sesi olan televizyonlar, gazeteler, dergiler kapanmış olsa da gözlerini ve kulaklarını kapatamayacaklarını vurgulayan Odabaş, muhalif basının önemine vurgu yaptı. Yaşanan saldırıların sadece Alevilere ve Ermenilere yapılmadığını, kendilerinden olmayan herkese aynı saldırıların yapıldığını ifade eden Odabaş, kadınlar, halklar var olduğu sürece bunu başaramayacaklarını, kadınların her daim her yerde var olacaklarını vurguladı. “Erkekler savaş çıkarıyor kadınlar barışı getirecek” diyen Odabaş, “Nasıl ki Pir Sultanlar, İmam Hüseyinler, Zeynep Analar, Fatma Analar vazgeçmedi biz de vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Eylem Odabaş’ın okuduğu Karşıdan Görünen Ne Güzel Yayla deyişi ile sona erdi. (HABER MERKEZİ)

  • Mücadeleyi yükseltmek için bugün kadınlar alanlarda

    Mücadeleyi yükseltmek için bugün kadınlar alanlarda

    Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü için sokaklarda olacak. Kadın örgütleri 25 Kasım’da mücadeleyi yükseltmeye kadınları hayatlarına sahip çıkmaya çağırdı. 
    2016 yılında 328 kadın erkekler tarafından öldürülürken 2017’nin henüz ilk on ayında bu sayı 337’ye yükseldi. 314 çocuk cinsel istismara maruz kalırken, 246 kadın ise cinsel şiddete uğradı. 12 kadın kıyafetleri dolayısıyla şiddet gördü. Hayatın her alanında şiddete maruz kalan kadınlar bugün Türkiye’nin pek çok bölgesinde mücadeleyi yükseltme çağrısı yapacak. 25 Kasım Kadın Platformu, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle 25 Kasım’da saat 18.00’de Tünel’den Galatasaray Lisesi önüne yürüyüş düzenleyecek.

    Evrensel’e konuşan İstanbul 25 Kasım Platformu adına Rüya Kurtuluş son dönemde müftülere nikah yetkisinin verilmesini, boşanmalarda arabuluculuk girişimlerini ve 6284 sayılı kanunun hedefe alınmasını hatırlatarak kadınların ‘makbul kadın’ çerçevesine sıkıştırılmaya çalışıldığını söyledi. “Erkek-devlet şiddetine itaat etmiyoruz, hayatlarımızdan da mücadelemizden de vazgeçmiyoruz” sloganıyla alanlarda olacaklarını ifade eden Kurtuluş,  “Hem kadınların kazanılmış haklarına dönük çok ciddi bir saldırı var hem de her adımla kadın mücadelesi engellenmeye çalışılıyor. Kadınların nasıl yaşayacağına, ne giyeceğine, kaç çocuk doğuracağına tek bir adamın karar verdiği ve erkeklerin de o adamdan güç aldığı; kadınların hayatlarını zehir ettiği ve şiddetin hayatımızın her alanında normalleştirildiği bir dönemde 25 Kadım’a gidiyoruz. Bu yüzden de hayatlarımızdan da mücadelemizden de vazgeçmiyoruz. Çünkü bunların karşısında daha örgütlü olmamız, daha da birbirimizden güç almamız gereken bir dönemdeyiz. Dayanışmamızla, en yakınımızdaki kadına uzattığımız elle güçlenerek bu hayatta karşılaştığımız sorunları ve şiddet sarmalını kırabiliriz.” dedi.

    “HER MAHALLE MÜCADELE ALANI OLMALI”

    İşçi ve emekçilerin yoğunlukta yaşadığı yerlerden biri olan Esenyalı’da kadın mücadelesi yürüten Esenyalı Kadın Derneği her gün kadın cinayetlerinin, şiddetin yaşandığını söyleyerek yanı başlarında katledilen Helin Palandöken’i hatırlattı. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Adile Doğan, “Kadınların hayatlarına ve haklarına yapılan saldırılara karşı tüm kadınları 25 kasım’da alanlarda sokaklarda ve bir arada olmaya çağırıyoruz. Kadınlara yönelik şiddete dair hiçbir çözüm üretmeyenlere, şiddete mahkum edenlere karşı tüm taleplerimizi yüksek sesle belirtmeliyiz” diye konuştu. Kadın mücadelesiyle mahallelerinde kadınların daha da görünürleştiğinin, güçlendiğinin altını çizen Doğan, her mahallede bu mücadelenin yaratılmasının gerekliliğini vurguladı.

    “25 KASIM’DA TÜM KADINLAR ALANLARA”

    İzmir Kadın Platformu adına konuşan Reyhan Kaplan ise kadınların dayanışma ve birliktelik göstermek için sokakta olacaklarını belirtti ve şunları söyledi:  “Yıllardır kazandığımız hakları almaya çalışıyorlar ve alıyorlar da. Biz ne kadar direnç gösterirsek bu haklarımızın tırpalanmasını engelliyor bu yüzden mücadele etmeliyiz. Kendi haklarını savunmak ve korumak için kadınlar 25 kasım’da alanlarda olmalı.”

    Ankara Kadın Platformu da kadınların haklarını gasbeden yasal düzenlemelere dikkat çekti. Platform adına görüştüğümüz Gönül Kural, “Bu kadar kadın cinayetlerinin arttığı, şiddetin vahşileştiği bir dönemde, bunlara dönük düzenlemeler yapılması gerekirken daha çok şiddeti uygulayanları koruyan ve bunu meşrulaştıran politikalar güdülüyor. Ellerinde koruma tedbiri olmasına rağmen birçok kadın  katlediliyor. Elde olan yasalar bile uygulanmazken bir de kazanılmış haklarımız bir bir ellerimizden alınıyor. Bunlara karşı alanlarda olup saldırılara izin vermeyeceğimizi göstermeliyiz” şeklinde konuştu. KHK ile ihraç edilen kamu emekçisi kadınların da alanlarda olacağına değinen Kural; “Kamu emekçisi kadınlar KHK’lere ve OHAL’e karşı iş güvenceleri ve gelecekleri için alanlarda olacak”dedi. Kural son olarak kadın mücadelesinin sadece 25 Kasım’da değil her gün kadınların bulunduğu her alanda güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

    İLK ON AYDA 337 KADIN CİNAYETİ, 314 ÇOCUK İSTİSMARI!

    2016 yılında 328 kadın erkekler tarafından öldürülürken 2017’nin henüz ilk on ayında bu sayı 337’ye yükseldi. 314 çocuk cinsel istismara maruz kalırken, 246 kadın ise cinsel şiddete uğradı. 12 kadın kıyafetleri dolayısıyla şiddet gördü.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı yüzde 39.3. Yaşadıkları fiziksel şiddet sonucunda yaralanan kadınların oranı yüzde 25. Yaşadıkları şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı ise yüzde 48.5.

    Adli istatistiklere göreyse çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarında özelikle son dört yılda ciddi bir artış yaşandı. 2006 yılında çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan toplamda 3 bin 778 karar verilirken, 2016 yılında ise bu sayı 21 bin 189’a yükseldi.

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) verilerine göre de son 10 yılda çocuğa yönelik cinsel istismar davaları yüzde 700 artmış vaziyette.

    TÜİK rakamlarına göre 2011-2016 yılları arasında yaşanan erken evlilik sayısı ise 232 bin 313.

    İL İL BULUŞMA NOKTALARI

    İSTANBUL
    25 Kasım Kadın Platformu çağrısıyla gece yürüyüşü
    Saat : 18.00
    Yer :  Taksim

    ANKARA
    Ankara Kadın Platformunun çağrısıyla
    Saat : 15.00
    Yer :  Çankaya Belediyesi önü

    İZMİR
    İzmir Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat: 15.00
    Yer: Alsancak ÖSYM önü

    ADANA
    Adana Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat 18.00
    Yer: Atatürk Parkı

    ANTALYA
    Antalya Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat 16.00
    Yer: Cumhuriyet Meydanı

    AYDIN 
    Aydın Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat: 14.00
    Yer: Özgecan Parkı

    BALIKESİR
    Edremit Demokrasi Platformu çağrısıyla
    Saat 12.00
    Yer: Altınoluk Meydan

    BURSA
    Bursa Kadın Platformunun çağrısıyla
    Saat 17.00
    Yer: Setbaşı

    DİYARBAKIR 
    Tevgera Jinên Azad  (TJA) çağrısıyla
    Saat: 11.00
    Yer: Ofis/Sanat Sokağı Başı

    EDİRNE
    Edirne Kadın Dayanışmasının çağrısıyla
    Saat: 14:00
    Yer: Atatürk Anıtı

    ESKİŞEHİR
    Eskişehir Demokratik Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat : 18.00
    Yer :  Espark önü

    HATAY
    Antakya Kadın Dayanışması ve Hatay Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat : 17.30
    Yer :  Köprü başı

    KAYSERİ 
    Kayseri Kadın Dayanışma Derneği çağrısıyla
    Saat:14:00
    Yer: Cumhuriyet Meydanı Almer önü

    KOCAELİ
    Ekmek ve Gül Kadın Dayanışma Derneği çağrısıyla
    Saat: 18.00
    Yer: Yenikent Mahallesi Muhtarlık Önü

    Kocaeli Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat : 16.00
    Yer :  Belediye İş Hanı Önü

    MERSİN 
    Mersin Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat 15.00
    Yer: Balıkçı Barınağı

    MALATYA 
    Malatya Demokratik Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat: 13.30
    Yer: Malatya Öğretmenevi

    MUĞLA
    Muğla Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat : 12.30
    Yer :  Sınırsızlık Meydanı

    SAMSUN 
    Samsun Kadın Dayanışması çağrısıyla
    Saat: 17.30
    Yer: Konak Sineması önü

    TRABZON 
    Trabzon Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat : 16.30
    Yer : Uzun sokak Nejla Hanım önü

     ZONGULDAK
    Zonguldak Kadın Platformu çağrısıyla
    Saat: 13.30
    Yer : İstasyon Caddesi