PİRHA- Dersim’de 2020 yılından bu yana kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında adı geçen ve hakkında kırmızı bülten çıkarılan Umut Altaş’ın ABD’den Türkiye’ye iade edileceği bildirildi.
Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Soruşturma kapsamında firari şüpheli olarak aranan Umut Altaş’ın ABD’den Türkiye’ye gönderilmesi yönünde karar alındığı öğrenildi.
Uzun süredir ABD’de bulunduğu belirtilen ve hakkında uluslararası düzeyde arama kararı bulunan Altaş’ın, Amerikan güvenlik birimleri tarafından gözaltına alınmasının ardından iade süreci tamamlandı. Yetkililer, Altaş’ın önümüzdeki günlerde Türkiye’ye getirileceğini açıkladı.
Gülistan Doku dosyasında adı sıkça gündeme gelen Umut Altaş’ın, ABD’de bulunduğu sırada verdiği bazı ifadeler de kamuoyuna yansımıştı. Karakolda kaydedildiği belirtilen ses kayıtlarında Altaş, olayın aydınlatılmasına katkı sunabilecek bilgi ve delillere sahip olduğunu ileri sürmüş, “Her şeyin kanıtı bende” ifadelerini kullanmıştı.
Altaş, söz konusu kayıtlarda dosyanın çözülmesini sağlayacak bilgileri bildiğini öne sürerken, Gülistan Doku’nun gömüldüğü yeri kesin olarak bilmediğini ancak olayın sorumlusunu tanıdığını iddia etmişti.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de daha önce yaptığı açıklamada, ABD’de gözaltına alınan Umut Altaş’ın Türkiye’ye iadesi için gerekli hukuki ve diplomatik girişimlerin başlatıldığını duyurmuştu. Bakanlık, sürecin yakından takip edildiğini ve Altaş’ın yargı önüne çıkarılması için ilgili mekanizmaların devreye alındığını belirtmişti.
SORUŞTURMADA NE OLMUŞTU?
Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Aradan geçen yıllara rağmen genç öğrencinin akıbeti aydınlatılamazken, soruşturma kapsamında çok sayıda kişi hakkında işlem yapılmıştı.
Dosya çerçevesinde gözaltına alınan 15 şüpheliden 12’si tutuklanmış, 3 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Firari durumda bulunan Umut Altaş hakkında ise Adalet Bakanlığı’nın girişimiyle kırmızı bülten çıkarılması için uluslararası süreç başlatılmıştı.
Altaş’ın Türkiye’ye getirilmesinin ardından soruşturmada yeni ifadelerin ve delillerin ortaya çıkıp çıkmayacağı merak konusu.
PİRHA-Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, ABD’nin İran’a saldırısı sonrası uluslararası dengelerin değişeceğini vurgulayarak, “20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz” dedi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıların ardından kentlerin yoğun bombalanmasıyla başlayan 40 günlük savaşın ardından NATO’nun pozisyonu, Hürmüz Boğazı’nın trafiğine açılmaması, bunun küresel ve bölgesel düzeyde yansımaları ve ateşkes görüşmelerine devam ederken, Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, savaş sürecine dair PİRHA’nın sorularını cevapladı.
“ABD YENİ HEGEMONYA ARAYIŞINDA”
–ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalesinin arka planında neler var?
Kutay Meriç: Geçen yılki 12 gün savaşının ardından bu seferde bir ABD’de İsrail’in 40 günlük saldırısı kamuoyunda da 40 gün savaşı diye tartışacağımız veya adlandıracağımız ikinci bir savaş daha yaşanmış oldu.
Tabii bu savaşın başlama nedenleri savaşın arka planında ne olduğu İran içine bunun nasıl yansıdığı İran muhalefetine İran iktidarına nasıl yansıdığından Türkiye solunda da çeşitli tutumlara kadar çok fazla tartışıldı. Aslında çok çelişkili tutumlar hatta birbirlerini de eleştiren tutumlarda oldu.
Ateşkesle beraber her iki tarafın da ‘kazandık’ dediği zafer sloganları attığı bir durumla da karşı karşıyayız. İlk önce biz devrimciler, sosyalistler olarak emperyalistler bir ülkeye saldırdığında o ülkenin rejiminin ne olup ne olmadığına bakmayız. Yani sosyalist bir rejim de olabilir, ulusalcı bir rejim de, İslamcı bir rejim de olabilir, hiçfark etmez. Emperyalistler bir ülkeye saldırıyorsa orayı yağmalamak, talan etmek ve sömürgeleştirmek amaçlı saldırır. Bu oradaki rejimden tamamen bağımsız bir durumdur.
Sosyalistlerin ilk etapta siyasal refleksleri Amerikan emperyalist saldırganlığına doğrudan karşı çıkmaktır. Bu tavır rejimlerin niteliğinden bağımsızdır. Ama tabii sonra döner sahaya da bakarız. Yani sahada da bizim dostlarımız bizim enternasyonal ilişki kuracağımız birtakım siyasi akımlar var mı? Ya da saldırıya uğrayan o ülke halkları ne diyor, nasıl davranıyor? diye buradaki duruma da, tutuma da bakarız.
Afganistan’a, Libya’ya, Suriye’ye, Irak’a, İran’a baktığımızda bu rejimlerin aslında ortak karakterleri hepsi 20. yüzyıldan kalmış aslında birer ara rejimler. Henüz emperyalizmin toptan bir sömürgeleştirme sömürge ağları içine net olarak kabul edilebilmiş, devletler, ülkeler değildi.
Emperyalist operasyona tabi tutulan yerler ve özellikle de 21. yüzyılda yani 25 yıldır bir bütün bizim coğrafyamızdaki bu askeri saldırı ve işgal yoluyla bir yeniden sömürgeleştirme harekatları yapılıyor. Görece siyasal bağımsızlıkları olan bu ülkeler yeniden sömürgeleştirme zincirinin içine sokulmaya çalışıyorlar. Bu ülkeler zaten kapitalist uluslararası tekerlerle bağları olan ülkeler. Bu ülkeler kapitalizmden bağımsız ayrı bir iktisadi düzene sahip değillerdi.
2010 yılında Suriye’ye yaptığım bir gezide, emperyalist ilişkileri net bir şekilde görmüştüm. Suriye rejiminde olduğu gibi hepsi açısından bu durum geçerliydi. Dolayısıyla da bu ülkeler kapitalist dünyanın dışında değillerdi. Kapitalist ekonomi zincirlerinin bir şekilde içindelerdi ama rejimleri görece bağımsız, ama görece bölgesel çıkarlarına sorun çıkaran rejimlerdi. Bu nedenden dolayı bu rejimlerin değiştirilmesi ve emperyalizmle uyumlu hale getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle bu saldırılar yapıldı.
Bu savaşın arka planına baktığımızda herkes herhâlde tahmin edebiliyor ya da biliyor. Bir Çin meselesi var. Ekonomik ve askeri olarak yükselen Çin, öte yandan askeri ve ekonomik olarak da hegemonya kaybına uğrayan bir ABD ile karşı karşıyayız. Emperyalizmin kendi içlerinde bu hegemonya kaybının pratikte nasıl olduğunu da aslında İran savaşında gördük.
Emperyalist saldırganlıkta çok fazla dost bulamadık. Suriye’de Kürtler vardı. Ağırlıklı kendi bölgelerini korumakla birlikte rejimle esas olarak bir kavgası olmayan, rejimle çatışmayan, esas olarak oradaki İslamcı dinci çeşitli örgütlere karşı kendi bölgelerini, kendi halkını korumakla sınırlı bir mücadele yürütülmüştü.
“İRAN İDAM REJİMİDİR”
-İran özelinde yaşananları nasıl değerlendirirsiniz?
İran özeline gelirsek 47 yıldır süren dinci gerici bir iktidar var. İran’da.1979 devrimini biz ona şöyle tanımlıyoruz ‘Çalınan Devrim’ diyoruz ama bazen bu kavrama da itiraz ediliyor. İran’da hakikaten devrimcilerin, komünistlerin, Kürtlerin, çeşitli ezilen halkların örgütlerin faşist diktatör Şah Rıza’nın devrilmesinde çok önemli rolleri olmuştu.
Hatta ilk askeri kışlaları işgal eden, oradan silahları alıp halka dağıtan devrimin ilk günlerinde halkın fedaileridir. Marksist bir örgüttür. Ama sonrasında sürgünde olan Humeyni’nin Paris’ten apar topar İran’a gönderilip, devrimin liderliği hızla dincilerin eline geçmesine neden oldular. Ülke komünistlerin eline geçmesin diye Humeyni’nin İran’a gönderilmesiyle başlayan bir süreçtir.
1979’dan bugüne 47 yıllık bu sürede İran’daki rejim katliamlar üzerine kendisini iktidarda tuttu. Bütün devrimci, komünist, muhalif örgütlerin üyesi binlerce insanın idam edildiği süreçler yaşanmıştır.
En önemlilerinden birisi 1988’de Humeyni’nin bizzat emriyle cezaevlerindeki muhalif örgütlerin unsurlarının çıkartılarak meydanlarda asıldığı, resmi rakamlara göre 5 bin, gayri resmi rakamlara göre çok daha fazla idam olayı yaşanmıştı. Bu 5 ayın içinde bu bir idam kampanyası sürdürmüşlerdi.
2009’dan bu yana İran’da 6 büyük halk ayaklanması var. En sonuncusunu geçtiğimiz Aralık, Ocak aylarında gördük. Ondan önceki ayaklanmada bir Kürt kızı Mahsa Amini’nin din polisi tarafından başörtüsünün yanlış taktığı gerekçesiyle katledilmesi üzerine Aralık-Ocak aylarında başlayan isyandı. Hakikaten en birleştirici isyanlardan birisiydi. Mahsa Amini isyanında bütün muhalefetin bütün renkleri bir araya gelmişti.
Yumurta fiyatlarından isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. ‘Benzin ve akaryakıt fiyatları neden böyle oldu’ diye isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. İran’ın içeride çok özel bir ekonomik siyasi askeri yapılanması var. Aslında tüm dünyada yaşanan neo-liberal uygulamaların bir benzerinin İran’da da olduğunu görüyoruz. Fakat oradaki uygulama biraz farklı. Devletin elinde bulunan ya da devlete ait vakıfların elinde bulunan kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirilerek devrim muhafızları ordusuna verildiği yaklaşık ekonominin şu anda yüzde 30’unu devrim muhafızlarının denetlediği bir yapıdan bahsediyoruz. Yani toplamda yüzde 20-25 kadar klasik anlamda bildiğimiz ticaret burjuvazisi ya da sanayi burjuvazisi diyeceğimiz bir kesim var. Sermayenin ve ekonominin %80′ ine yakın kısmını devlet kurumları ve devrim muhafızlarına bağlı şirketler denetliyor. Devrim muhafızlarının önemli petrol şirketleri, rafineriler ve benzeri sanayi şirketleri var.
Buralardaki çalışma koşulları çok ağır ve çok vahşi. İran neo-liberalizmi kendi içinde bir başka tarzda yaşanmış olduğu ve bütün neo-liberalizme karşı yoksulluk isyanları dediğimiz eylemler İran’da başladığı andan itibaren aslında rejimle karşı karşıya geldi. Çünkü şirketler devrim muhafızları denen askeri yapılanmanın şirketleri oldukları için dolayısıyla bu isyanlar kanla bastırıldılar. Yapılan 6 büyük ayaklanma hep kanla şiddetle bastırıldı. Binlerce, on binlerce insan tutuklandı, işkence gördü, tecavüze uğradı ya da idam edildi.
İran rejimi 40 günlük savaş sürecini bile fırsata çevirip 25 kişiyi idam etti. İran’da idamlar durmadı. İran’ın zaten yıllık idam ortalaması 450-500 kadardır. İran; insanları sadece siyasi nedenlerle değil başka dini nedenlerle de idam eden katliamcı bir rejimdir.
Sahaya baktığımızda İran muhalefeti çoğu mülteci durumunda olan bir muhalif yapıda olan güçlü isyancı bir halk var. Birçok kentten sokaklara dökülen bir yapı aslında. İran içerisinde güçlü muhalif örgütler yok.
Çeşitli yarı legal yarı illegal diyeceğimiz sendikal ve emek yapılanmaları var. İran’da tek örgütlü ve silahlı güç aslında Kürt hareketi. Kürt hareketi bu süreçte 6 örgütle birlikte bir ittifak kurdular. Hakeza ayrıca cumhuriyetçilerin, demokratların, liberallerin beraber hareket bir başka ittifak oluştu. Bir diğer yandan da sosyalistlerin, komünistlerin bir araya geldiği bir başka ittifak odağı da oluştu.
İRAN’DA 2009’DAN BU YANA 6 BÜYÜK SİLAHSIZ HALK İSYANINI YAPAN MİLYONLARCA İNSAN ORADA DURUYOR
Kürtlerin dışındaki yapıların hepsi İran dışında ve mülteci konumundaki diasporada faaliyet gösteren ama İran içinde taraftarları ilişkileri olan yapılanmalar. Sadece Kürt örgütlerinin yapılanmaları oradaki Kürt coğrafyasında bulunuyor. Örgütlü ve silahlı muhalif güçler sadece Kürtlerden ibaret. Diğerleri örgütsüz, dağınık ve silahsız durumdalar.
Tabii ki rejimi destekleyen bir kitle kuvveti de var. İran rejimi kitle desteğini bütünüyle yitirmiş falan da değil. Böyle de düşünmek de doğru değil. Nitekim savaş sürecinde ABD’nin bu saldırıyla beraber rejimin kendi kitlesini konsolide etmesinin de önünü açtı. Muhalefetin ezilmesinin önünü açarken, rejimin kendi kitlesini konsolide etme, hatta muhalif kimi kesimleri de vatanseverlik duygularıyla kendine yedeklemeyi de başarabildi. Dolayısıyla bu saldırı aslında rejime karşı yıllardır kanla canla mücadele eden halkın da muhaliflerin de bastırılmasıyla sonuçlandı. Yani ABD’nin saldırısının İran’a özgürlük getireceği vaadi pratikte tam tersi sonuçlar oluşturan bir durumdur.
ABD Kürt siyasetini Kürt örgütlerini manipüle ederek kendilerini bir Amerikan askeri gibi kullanmak istediler ama onun da olmadığını sahada görmüş olduk. Kürtleri bir kara kara gücü olarak kullanmak istediler ama Kürt örgütleri bu şekilde bir ilişkiyi emperyalist güçlerle kurmayı uygun bulmadıklarını defaatle söylemiş oldular.
Bu 40 günlük savaş öyle bir şeye yol açtı ki birçok insanda da Türkiye’de de İran’ın bu emperyalist saldırganlara direniyor olması, hakikaten herkesin gururunu okşadı. İnsanlar İran’ın kolayca devrilmediğinden mutlu oldular. Saddam gibi kolayca devrilmediğinden ve bir biçimde Amerika’nın yenilmezlik imajı ortadan kalkmış oldu. Amerikan emperyalizmine karşı direnilebileceği gerçekliği de ortaya çıkmış oldu. İran’ın füze kapasitesinin hem üretme hem atma kapasitesinin yanı sıra her şeyi yer altına indirmiş ve füze fabrikaları füze atma rampaları da yerin altında kamyonlar ve tırların üzerinde çıkarılıyor ve geri tünellerde giriyor. Böyle bir savaş sistemi kurmuşlar ve ABD ve İsrail’in toptan imha etmesi mümkün değil. Bir bölümüne zarar verildi ama ne kadarlık bir bölümünü bilmiyoruz ki son ana kadar da hala İran füze atma kapasitesini sürdürüyordu.
-İran ABD-İsrail arasındaki yaşanan savaşa karşı sol, sosyalistlerin tavrı ne oldu? Nasıl bir tutum aldılar?
Bu savaşın Türkiye içine siyasetine sol siyasetine baktığımızda şöyle şeyler gördük. İran elçiliğine gidip Hamaney öldüğünde başsağlığı dileyen solcular gördük. Ya da Ali Laricani öldüğünde İran için başsağlığı dileyen maalesef solcular, sosyalistler de gördük. Bunu Türkiye solundaki kafa karışıklığının ürünü olarak değerlendiriyorum. Elbette İran halklarını yanındayız. Emperyalist saldırganlığa tabii ki karşıyız ama bu oradaki rejimle kendimizi sosyalistleri özdeş kılacak söylemlerden davranışlardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum.
Hani bir zamanlar mollalar İran’a diye slogan atan kimi ulusalcı topluluklarda ters reaksiyonlar gördük. Yani İran’ın direnişini selamlayanları görmüş olduk. Ama işin en başından beri eleştiren ve sokaklara çıkan doğru bir eğilim çizgisiyle de Türkiye solu davranabildi. Bu tutumu aldı. Oradaki İran rejimiyle olan ayrımı koymaya çalıştı.
“KUŞAK YOL PROJESİ’Nİ HAYATA GEÇİRMEK İSTEYEN ÇİN VAR!”
–ABD -İsrail İran arasındaki savaşa İngiltere neden tavırsız ve tarafsız kaldı?
Anglosaksonlar yani İngiltere-Amerika dünyadaki birçok operasyonda hep birlikte davranırdı. İlk defa burada İngiltere olaya dahil olmayıp dışarıda kaldı. Hadi diğer Avrupalı devletleri geçtik diyelim. Çok açık ki Avrupalılar diğer emperyalist güçler bir İran savaşı istemiyor değiller. İran savaşının nasıl, ne zaman ve süresine ilişkin sorunları var. Emperyalist kampta süren bir hegemonya ya da hegemonyanın mimarisinin yeniden oluşturulması tartışmasında kendilerinin nerede nasıl konumlanacağına ilişkin çeşitli tereddütler, çeşitli dirençler var. Yoksa İran gibi bir rejimin, devletin saldırılması ya da İran’ın yeniden sömürgeleştirilmesi, Çin ekseninden koparılması gibi bir şeye itirazları yok.
-Gelinen noktada Çin’in durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çin diyoruz Çin’in sahada Kuşak Yol Projesi diye bir projesi var. Bu proje ile ilgili birkaç tane de yol hattı var. Çin mallarının batı pazarlarına ulaştırılmasını hedefleyen bir yol projesidir. Bunlardan birisi Rusya-Kazakistan hattından bir tanesi Pakistan-İran-Türkiye hattından Avrupa’ya doğru ulaşır. Biri de deniz yolu ile aşağıdan giden bu kuşak yol projesi.
Çin bu projenin içindeki ülkelere çok ciddi kredilendirmeler yapmıştır. Oralara limanlar, tren yolları, köprüler ve benzeri ulaşımı rahatlatacak projeler geliştirilmesi için bu kuşak yolu üzerinde kalan bütün ülkelere Çin bankalarından çok ciddi miktarlarda kredi verilmiştir. Yani bir tür sermaye aktarımı yapılmıştır. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.
Çin kendi askeri gücüyle dayanarak ya da oraya buraya saldırarak bir hegemonya inşa etmiyor. Çin tamamen ekonomik gücüyle yaptığı ticaretle, ürettiğiyle bir hegemonya oluşturmaya ve yayılmaya çalışıyor. Çin ordusu çok kuvvetli bir ordu. Ama bir saldırganlık içerisinde değil.
Dolayısıyla bu bütün bu önümüzdeki dönem uluslararası bu örgütlerin emperyalizmin oluşturduğu kapitalist sistemde oluşmuş örgütlerin hepsinin iç dengeleri filan değişecek. Hatırlayın Birleşmiş Milletler 5 daimî üyesi vardır. Şimdi bu beş daimi üye, birisi Rusya, bir diğeri ise Çin. O beş daimî üyenin herhangi bir itirazı oldu mu? Oradan karar çıkmıyor. BM’den önemli kararları çıkaramıyorsunuz. Şimdi bu tür örgütlerin mimarilerinin yeniden yapılandırılması gibi tartışmalar gündemde.
“TÜRKİYE NATO’YLA İLİŞKİSİNİ GÜÇLENDİRDİ”
-İran Savaşı’nın Türkiye-NATO ilişkilerini nasıl etkiledi?
Öte yandan da kimi siyasi başkaca koalisyonların yani savaşın 3. raundunda Amerika’nın yanında koalisyon gücü olarak İsrail ve ABD dışında hani başka güçleri de görebiliriz. Artı ülkemizde temmuz ayında bir NATO zirvesi yapılacak. Buradan ne kararlar çıkacağını da aslında İran savaşının seyri belirleyecek.
İran Savaşı’nın sonucundaki uluslararası siyasi dengeler belirleyecek. Ülkemizi yöneten egemenler saray iktidarı açısından gördük ve bayağı etkilemiş. Zaten sonucunu da almış durumda. Adana’ya bir NATO kolordusunun kurulması, İstanbul Beykoz’a bir NATO deniz üstü kurulması gibi gelişmeler çok açık. Yani mevcut saray iktidarının bölgede NATO güçlerini konuşlandıran bir ilişki biçimi geliştiğini de gösteriyor.
“PAKİSTAN ÇİN’E BAĞIMLI BİR ÜLKE”
-Ateşkes görüşmelerine Pakistan’ın taraf olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Baktığımızda bu son ateşkesin mimarlarından birisi Pakistan gibi görünüyor. Peki neden Pakistan diye sorulduğunda Pakistan aslında. Çin’in askeri ekonomik etkisi altındaki bir ülke. Pakistan’ın bütün ordusu Çin silahlarıyla da donatılmış durumda.
‘Kuşak Yol Projesi’ nin de geçtiği ülkelerden birisidir Pakistan. Burada İran’ın düşürülmesi demek o zincirin kırılması ve enerji havzasında da, Amerikan ekonomisinin tam anlamıyla sağlanmış olması anlamına gelecek bir durumdur.
“SAVAĞIN EKONOMİK FATURASI ÇOK AĞIR”
-Ateşkes sağlanamaması durumunda bunun ekonomik boyutunun dünyaya ve Türkiye’ye yansımaları ne olur?
Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisi için önemi açık ve henüz açılmadığı da ortada. Deniz ticareti başlamış da değil. Oradaki petrol havzasında yaşanan birçok şeyin dünya ekonomilerine yansımalarını biliyoruz. Dolayısıyla dünya ekonomisi de, Türkiye ekonomisini de ciddi anlamda etkilendi. Türkiye’de bile mazotun fiyatı 80 liranın üzerine çıktı. Mazot akışının durması bir felaket demektir. Bu tarımdan, sanayiye en ufak hizmet sektörüne kadar her şeyi etkileyecek ve ciddi anlamda sonuçlarını önümüzdeki aylarda bunun yansımalarını göreceğiz.
Geçen yılın 12 gün savaşı, bu yılın 40 gün savaşı. Ben 3.ncü bir raundun olacağını düşünüyorum. Bu burada kalmaz. Çünkü emperyalistlerin düşünüş tarzı açısından bakıldığında şu anda İran’a saldırdılar, bir şey yapmak istediler. Sonuç itibariyle istediklerini yapamadılar. Ne rejimi düşürebildiler ne İran’ın askeri ve füze kapasitesini yok edebildiler. Ve İran yerinde duruyor. Dolayısıyla buradan bunu yapabilmek için mantıken devam etmeleri lazım. Çünkü bunu yapamadığınız zaman arkasından İran kendi güçlerini de, Yemen’i de, Hizbullah’ı da, Hamas’ı da ve benzeri diğer güçlerini de yeniden Ortadoğu’da dizayn edecek, yeniden pozisyon alacak. Binlerce Haşdi Şabi militanının İran’a geçerek bir olası kara harekâtında İran rejiminin yanında savaşmak üzere konuşlandığını da görmüş olduk.
20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Ortadoğu’da süren savaşların tek tipçi iktidarlar ve emperyalistler tarafından yapıldığını vurgulayarak, “Ülkenin, Ortadoğu’nun ve dünyanın huzuru ve barışı için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gelişmeleri değerlendirdi.
“ÜLKENİN VE DÜNYANIN BARIŞI İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ”
HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Suriye ve İran’da yaşanılan olaylardan dolayı toplum olarak tedirginlik içerisinde olduklarını belirterek, “ABD ve İsrail o bölgeyi ele geçirmek için şu anda İran üzerinden yapılan bu baskı ve iç savaş durumu oradaki canlarımızın tabii ki hayatlarını kaybetmesine sebep oluyor. Bunlar bizlerin gerçekten yüreğimizi yakan durumlardır. Her nerede ne acılar yaşanıyorsa yüreğimiz orada olmalı ve ülkenin Ortadoğu’nun ve dünyanın huzuru ve barışı için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.
“HER BİR CAN İNANCINI VE KİMLİĞİNİ ÖZGÜRCE YAŞAMALI”
Herkesi bir can olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, “Herkes bu evrende, bu dünyada özgürce yaşama hakkına sahip olarak doğar ve hakkı kimse kısıtlayamaz. Çünkü insanlar özgürdür ve özgürce yaşamalıdır. İnsanlar inancını, kültürünü özgürce ifade etmeli, buna kimse baskı yapıp kendine benzetmemeli, buna kimsenin hakkı olmamalıdır” diye belirtti.
“İKTİDARLAR TEK DİL, TEK KİMLİK, TEK İNANÇ ÜZERİNDEN YÖNETMEK İSTİYOR”
Şu andaki mevcut iktidarların tek tip bir yönetim tek tip bir inanç tek tip bir etnik kimlik üzerinde ülkeleri yönettiklerini vurgulayan Erdoğan, “Kendi koltuklarını sağlama almak için bu gücü kullanmakta ve diğer yapılara ikinci sınıf gözüyle bakarak o insanlar üzerindeki baskı ve politikaları yürütmekteler. Biz Alevi canlar olarak buna karşıyız” diye belirtti.
PİRHA- Antalya Attalos Meydanı’nda Emek ve Demokrasi güçleri tarafından yapılan açıklamada, İran’a yönelik saldırıların emperyalist bir müdahale olduğu vurgulandı. Açıklamada Türkiye’nin fiilen savaşın parçası haline geldiği belirtilerek NATO’ya karşı çağrı yapıldı.
NATO’nun 77’nci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir çok kentte basın açıklamaları yapıldı.
Antalya’da ise Attalos Meydanı’nda Emek ve Demokrasi güçleri adına ortak basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamayı Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin okudu.
Son 25 yıldır bölgede süren savaş politikalarının yeni bir aşamaya geçtiği belirtilen açıklamada , İran’a yönelik müdahalenin “özgürlük” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışıldığı ancak bunun gerçeği yansıtmadığı vurgulandı. Açıklamada, saldırıların esas amacının bölgenin yeniden şekillendirilmesi ve emperyalist çıkarların korunması olduğu ifade edildi.
“BU SAVAŞIN AMACI YENİDEN SÖMÜRGELEŞTİRME”
Açıklamada, İran’a yönelik saldırıların sivilleri hedef aldığına dikkat çekilerek, binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve ülkenin altyapısının tahrip edildiği belirtildi. Emperyalist müdahalenin aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik krizleri derinleştirdiği, halkların artan hayat pahalılığı ile karşı karşıya kaldığı ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, savaşın emperyalist güçler arasındaki çelişkileri de büyüttüğü ve ABD’nin dahi beklediği uluslararası desteği bulamadığı vurgulandı.
“TÜRKİYE SAVAŞIN İÇİNDEDİR”
Açıklamada Türkiye’nin savaşın dışında olduğu yönündeki resmi söylemlerin gerçeği yansıtmadığı belirtildi. Son dönemde yaşanan askeri kazalar, düşen uçaklar, vurulan gemiler ve hava sahasında imha edilen füzeler hatırlatılarak Türkiye’nin fiilen savaşın parçası haline geldiği ifade edildi.
İktidarın emperyalist güçlerle işbirliği içinde hareket ettiği belirtilen açıklamada, İran’ı kınayan uluslararası bildiriye imza atılması eleştirildi. Bu durumun Türkiye’nin dış politikasında bağımlılığı gösterdiği vurgulandı.
“NATO HALKLARIN KATİLİDİR”
4 Nisan 1949’da kurulan NATO’nun tarihine de değinilen açıklamada, örgütün dünya halklarına savaş ve yıkım getirdiği ifade edildi. Türkiye’nin NATO’ya katılım süreci hatırlatılarak, ülkedeki pek çok olayda NATO’nun rolü olduğu ileri sürüldü.
Ayrıca Türkiye’de kurulması planlanan çok uluslu kolordu (MNC-Türkiye) projesine tepki gösterildi. Bu girişimin ülkeyi daha fazla savaşın içine çekeceği ifade edildi. Temmuz ayında Ankara’da yapılması planlanan NATO zirvesinin de yeni askeri planların gündeme geleceği bir toplantı olacağı belirtildi.
Açıklamanın sonunda, bölgede barışın sağlanabilmesi için emperyalist müdahalelerin son bulması gerektiği vurgulandı. Emek ve Demokrasi güçleri, NATO’dan çıkılması, çok uluslu kolordu projesinin iptal edilmesi ve başta İncirlik ile Kürecik olmak üzere askeri üslerin kapatılması çağrısında bulundu.
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Sekreteri Kemal Çiçek, İsrail ve ABD’nin İran’a müdahalesinin İran’da süren özgürlük ve demokrasi mücadelesini olumsuz etkilediğini vurgulayarak, savaşın bir an önce barışla sonlandırılması gerektiğinin altını çizdi.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Sekreteri Kemal Çiçek, ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı müdahaleye ilişkin konuştu.
Orta Doğu’da yeniden bir savaşla karşı karşıya kaldıklarını belirten Çiçek, “2022 yılında Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde savaşın kısa süreceği planlanmıştı. Oysa ABD ve Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya destek verilmesiyle birlikte Ukrayna savaşı bugün 4. yılına girmekte ve milyonlarca insanın hayatına mal oldu ve savaşın daha nerede ve nasıl duracağı belli değil” dedi.
Savaşın halkı açlığa, yoksulluğa ve sefalete sürüklediğini vurgulayan Çiçek, onbinlerce insanın da yaşamını yitirdiğini belirtti.
ABD’nin İran’ın kısa sürede teslim olacağını düşündüğünü ancak durumun böyle olmadığını dile getiren Çiçek, İran halkının demokrasi arayışına dair de şunları ifade etti:
“İran hakları bir demokrasi mücadelesi yürütüyor. Zaten ekonomik koşulların zor olduğu, İslam Cumhuriyeti’nin kitlere yaptığı baskıdan dolayı bir halk direnişi vardı. Savaş burada bence o direnişi geriletti. İran’da gelecekte iktidar değişikliğinin önünü kesti. Çünkü savaşın olduğu bir ülkede kimse demokrasi mücadelesi vermez.”
“SAVAŞ TÜM DÜNYAYI ETKİLEDİ”
Savaşın etkilerini tüm dünyanın hissettiğini vurgulayan Çiçek, “Bizde en yakından hisseden ülkeyiz. Gıda ve enerji kaynaklarında yaşanan sıkıntıları bütçemize yansımalarını görüyoruz” diye belirtti.
Savaşın bir an önce barışla sonlandırılması gerektiğinin altını çizen Çiçek, “Yaşanan bu savaşın halklara hiçbir faydası yoktur. Tam tersinde açlık, yoksulluk ve beraberinde sefaleti getirir. Çünkü savaşın hiçbir ülkede olmadığı gibi Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamamıştır” dedi.
“İRAN SAVAŞ SONRASINDA MEVCUT BU REJİMLE AYAKTA KALAMAZ”
Savaşın teokratik ve baskıcı rejimlerin ömrünü uzamasına neden olacağının özellikle altını çizen Çiçek, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“İran’da 2025’in sonunda sosyalistler, Kürtler, Aleviler ve birçok etnik yapıların hayat pahalılığını protesto edilmesi ile ilgili kitleler yeniden talepleriyle sokağa döküldüler. İran rejimi bunları sert bir şekilde bastırdı, binlercesini katletti. Hapishanelere atıldılar.
Savaşla birlikte İran’da Kürtlerin, sol, sosyalist kesimlerin bu aşamada yapabilecekleri bir şey yok. Çünkü savaşın olduğu bir ülkede hiç kimse sokağa çıkamaz. Çünkü hedeftir ve düşman olarak algılanır. Zaten İran mola rejiminden de bu yönlü açıklamalar yapılıyor.
Savaş durduktan sonra İran yeniden eski haline gelir mi? Bence gelmez. Açlık, yoksulluk, sefalet, ekonomik kriz derinleşecek. İran’da iktidarını sürdürmek isteyenler elbette ki bunun çabasını verecekler ama bu aşamadan sonra fazla ayakta kalacağını tahmin etmiyorum.”
PİRHA- Ortadoğu’da İsrail merkezli askeri hareketliliğin Lübnan ve Suriye hattında yoğunlaşıyor. İsrail ordusunun açıklamalarına dayandırılan bilgilere göre, Lübnan’ın güneyi ve Suriye sınırına yakın bölgelerde güvenlik gerekçesiyle askeri operasyonlar yürütülüyor. Operasyonların kapsamına ilişkin resmi detaylar paylaşılmazken, faaliyetlerin “önleyici güvenlik tedbirleri” çerçevesinde olduğu ifade ediliyor.
Lübnan’ın güneyinde İsrail ile Hizbullah arasında karşılıklı saldırıların sürdüğü, sınır hattında zaman zaman tahliye çağrılarının gündeme geldiği de gelişmeler arasında yer alıyor.
Suriye cephesinde ise bölgesel medya ve yerel kaynaklar, ABD üslerine yönelik dron saldırısı girişimleri ve İsrail’e atfedilen hava operasyonlarına ilişkin iddialar aktarıyor.
Irak bağlantılı olduğu öne sürülen bazı dron saldırısı iddiaları da bölgesel güvenlik gündeminde yer almaya devam ediyor.
PİRHA- Bloomberg’in haberine göre İran, Türkiye’ye doğalgaz akışını kesti. Kesintinin ne kadar süreceği kesinleşmezken Türkiye’nin yeterli stoklara sahip olduğu belirtildi. Türkiye, geçen yıl doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 14’ünü İran’dan karşıladı.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından başlayan enerji krizi dünyayı zora sokarken ABD ise boğazı kapalı kalmaya devam etmesi durumunda İran’ı enerji altyapısını tamamen yok etmekle tehdit etti ve 48 saat süre tanıdı. Dün yaptığı açıklamayla bu süreyi 5 güne çıkaran ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ‘yapıcı görüşmeler’ sürdürdüklerini açıkladı. İran ise görüşme açıklamasını yalanlayarak hedeflerinin savaşın tamamen sona ermesi olduğunu, herhangi bir görüşme masasında olmadıklarını duyurdu.
Trump’ın açıkladığı 5 günlük takvim devam ederken gece boyu karşılıklı saldırılar da devam etti.
Öte yandan geçen hafta İsrail’in Güney Pars gaz sahasına düzenlediği saldırı nedeniyle İran,Türkiye’ye doğalgaz ihracatını durdurdu. Bloomberg’in haberine göre İran, Türkiye’ye gaz akışını kesti.
İran’ın gaz tedarikindeki bu kesintinin ne kadar süreceği netleşmezken Bloomberg’e konuşan kaynaklar, Türkiye’nin ana tedarikçileri olan Rusya ve Azerbaycan’dan gaz ithal etmeye devam ettiğini ve yeterli stoklara sahip olduğunu belirttiler. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar daha önce yaptığı açıklamada, Türkiye’nin toplam doğal gaz depolama kapasitesinin 6,3 milyar metreküpe ulaştığını duyurmuştu. Geçen yıl mart ayında Türkiye’nin günlük ortalama gaz tüketimi 230 milyon metreküp olarak kaydedilmişti.
DOĞALGAZ İHTİYACININ YÜZDE 14’Ü İRAN’DAN
Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (Gazbir) tarafından derlenen verilere göre, Türkiye, geçen yıl doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 14’ünü İran’dan karşıladı.
İsrail, 18 Mart’ta dünyanın en büyük gaz sahası olan Güney Pars’ı vurdu. Tahran ise, küresel sıvılaştırılmış gaz arzının yaklaşık beşte birini üreten Katar’daki Ras Laffan tesisi de dahil olmak üzere Körfez’deki enerji varlıklarına misilleme yaptı.
Bu saldırılar, Avrupa gaz vadeli kontratlarının üç yıldan uzun bir süredir görülmeyen bir seviyeye çıkmasına neden oldu. Fiyatlar, savaş öncesi seviyelerinin yüzde 70 üzerinde seyrediyor.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, İran’a yönelik saldırıların arkasında enerji kaynakları ve kapitalist krizin bulunduğunu söyledi.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uçarcan, müdahalelerin arkasında enerji kaynakları ve küresel sistemin krizinin olduğunu savunarak, Ortadoğu’daki gelişmeleri ekonomik ve politik çerçevede ele aldı.
“İRAN’A MÜDAHALE KAPİTALİZMİN KRİZİNİN SONUCU”
Uçarcan, özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ABD’nin hegemonik bir güç olarak dünyaya kendisini dayattığını ifade ederek, İran’a yönelik müdahalelerin bu sürecin devamı olduğunu belirtti.
“İran’a müdahale meselesinin esas olarak kapitalizmin yaşamış olduğu krizin sonucu” olduğunu söyleyen Uçarcan, “Emperyalizm dünyada hoyratça kullandığı ham maddeyi artık bulamayacak noktalara gelmesi, yeniden sömürü alanını ve hammadde üretebileceği alanları geliştirme peşinde” dedi.
“ABD SİLAH ZORUYLA ENERJİ KAYNAKLARINA EL KOYMAK İSTİYOR”
“ABD silah zoruyla enerji kaynaklarına el koymak istiyor” diyen Uçarcan, “Dünyayı yeniden dizayn ederek ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarına çok ahlaksızca sahip olmak istiyor” ifadelerini kullandı.
ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni kurma çabalarına dikkat çeken Uçarcan, “Dünyada büyüyen ekonomi açısından Çin’in onlar açısından bir tehdit. Diğer taraftan Sovyetlerin dağılmasından sonra özellikle tek kutuplu dünyada ABD nasıl kaynakların başına geçeriz hesabıyla kendilerince hareket ediyorlar” diye belirtti.
“SIRADA İRAN VAR”
Uçarcan, Irak ve Suriye süreçlerine de atıfta bulunarak, “Özellikle Saddam’ın öldürülmesinden sonra ve Suriye düşürüldükten sonra İran’ı, sonrasında ise Türkiye’ye sıra geleceği tespitinde” bulundu. Uçarcan, “Başta Çin ve Rusya hedefteydi. Rusya’yı Ukrayna üzerinden düşürmeye çalıştılar muvaffak olamadılar. Şimdi ise İran’a yönelmiş durumdalar” dedi.
“ABD-İSRAİL BEKLEDİĞİNİ BULAMADI”
İran’ın Rusya ve Çin sayesinde direniş gösterdiğini ifade eden Uçarcan, “ABD-İsrail ittifakının İran’ı bir haftada düşürebileceklerini zannettiler ama buradaki bu karşı koyuş sayesinde şu anda beklediklerini bulamadılar. Dolayısıyla şu anda bir hayal kırıklığı içerisindeler” diye konuştu.
Küresel ölçekte bir savaş ihtimaline de değinen Uçarcan, bilim insanlarının üçüncü dünya savaşının çıkmayacağı yönündeki görüşlerine dikkat çekerek, “Dünya artık küresel bir köy. Bir yerdeki savaş her yeri etkiliyor” dedi. Uçarcan, “Biz bugün bunun pratiğini Hürmüz Boğazı’nda görüyoruz. Hürmüz trafiğe kapatıldığı zaman petrol fiyatları yükseliyor” ifadelerini kullandı.
“SAVAŞIN MAĞDURU KADINLAR, ÇOCUKLAR VE DOĞA”
Savaşların en büyük mağdurlarının kadınlar, çocuklar ve doğa olduğunu belirten Uçarcan, “Petrol fiyatları yükseldiği zaman insan yaşamındaki her şeyin fiyatları artıyor. Bu da toplumda hoşnutsuzluğa neden oluyor ve bu hoşnutsuzluğun tüm negatif enerjisi bu savaşı başlatanlara yöneliyor” dedi.
Uçarcan, İran’daki iç dinamiklere de değinerek, “Ne Amerikan barbarlığı ne de molla rejimi” diyerek iki kutuplu yaklaşıma karşı çıktı. Uçarcan, “İçten zayıflatarak dışarıdan basınç uygulayarak kendilerince oradaki hegemonyayı kırıp kendilerine tabi hale getirmek istiyorlar” ifadelerini kullandı.
“3. YOL KÜÇÜMSENMEMELİ”
Kürt özgürlük hareketinin bölgedeki etkisine dikkat çeken Uçarcan, “40 yılı aşkın bir süredir Kürt özgürlük hareketinin yarattığı bilinç, öteki toplumsal kesimler üzerinde de etkili. İran’da bu 3. yol dediğimiz alan küçümsenecek bir alan değil” diye belirtti.
“ALEVİLER EMPERYALİZME KARŞI TUTUM ALMALI”
Alevilerin tarihsel olarak savaş karşıtı bir gelenekten geldiğini vurgulayan Uçarcan, “Bin kez mazlum olsan da bir kez zalim olma düsturuyla biz savaşlardan yana olmayız ama bu kapitalist emperyalist barbarlığı teşhir etmek gibi bir görev de var” dedi.
Son olarak Alevi örgütlerine çağrıda bulunan Uçarcan, “Aleviler dünyanın her yerinde kapitalist emperyalist barbarlığı teşhir etmeli. Savaşların nedenlerini doğru tespit etmeye dönük çalışmalar yapmalı. Bu bizim tarihsel sorumluluğumuz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere İran’a karşı yürütülen savaşla ilgili yaptığı açıklamada, “Ateşkes yapmak istemiyorum” dedi. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da, bölgede barış ve huzur yaratmak için, Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kurulmasını önerdi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalenin 22. gününde karşılıklı saldırılar ve açıklamalar devam ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere İran’a karşı yürütülen savaşla ilgili yaptığı açıklamada, “Ateşkes yapmak istemiyorum. Karşı tarafı yerle bir ederken ateşkes yapmazsınız. ABD savaşı ne zaman bitirmek isterse İsrail’in de hazır olacağını düşünüyorum. Hürmüz Boğazı bir noktada kendiliğinden açılacak. Hürmüz konusunda Çin’in devreye girmesi iyi olurdu” dedi.
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da, nükleer silah peşinde olmadıklarını belirterek komşu ülkelerle çatışma yaşamak istemediklerini söyleyerek, ” Biz hiçbir şekilde nükleer silah arayışında değildik. Savunma Konseyi üyeleri ve komutanlarla birlikte Devrim Lideri’ni (Ali Hamaney) her ziyaret ettiğimizde, kendisi nükleer silahların İslam hukukunca yasaklandığını kesin bir dille ifade ederdi” dedi. Pezeşkiyan, bölgede barış ve huzur yaratmak için, Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kurulmasını önerdi.
PİRHA- Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının askeri olduğu kadar jeopolitik ve ekonomik bir stratejiye dayandığını belirterek, sürecin uzun vadeli bir yıpratma ve yön değiştirme politikası olduğunu ifade etti.
Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, son dönemde artan hava operasyonlarının bölgesel savaş dinamiklerinin bir parçası olduğunu ifade etti.
Çelik, 2025 yazından bu yana süren yaptırımlar ve askeri baskının, Şubat ayı sonlarından itibaren yoğunlaşan hava saldırılarıyla yeni bir aşamaya geçtiğini belirterek, “Diplomatik görüşmelerin sonuçsuz kalmasıyla birlikte askeri operasyonlar yeniden şiddetlendi” dedi.
“1990’LARDAN BU YANA SÜREN SÜREÇ, PARÇALI BİR ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞIDIR”
Küresel ölçekte süren çatışmaları üç başlık altında değerlendiren Çelik, “1990’lardan bu yana süren süreç, aslında parçalı bir üçüncü dünya savaşıdır. Birinci ayağı emperyalist güçler arasındaki rekabet, ikinci ayağı ulus devletlerle emperyalistler arasındaki çatışmadır. Askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik yaptırımlarla devam eden daha çok da geçmişte Sovyet sisteminin, Sovyet Rusya’nın arka bahçesi olarak bilinen Baas rejimleri işte Irak’ta Saddam Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek ve en niyetinde Suriye’de Esad rejimlerinin çökertilmesi, siyasi, diplomatik ilişki Ortadoğu’da şiddetlenerek onlarca yıl sürdü. Benzeri bir savaş konumu Ukrayna-Rusya arasında başladı ve hala olanca şiddetiyle devam devam ediyor. Üçüncü ayağı ise ezilen halkların her iki güce karşı mücadelesidir.Bu boyutuyla İsrail-İran savaşı yeniden başlamadı” dedi.
İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrası başlattığı sürece değinen Çelik, bu dönemde İran’ın bölgedeki etkisinin zayıflatılmasının hedeflendiğini belirterek, “Hamas, Hizbullah, Husiler ve Haşdi Şabi gibi yapılar hedef alınarak İran’ın Ortadoğu’daki etkisi kırılmak istendi” ifadelerini kullandı.
“AMAÇ REJİMİ ÇÖKERTMEK DEĞİL, BATI İLE UYUMLU HALE GETİRMEKTİR”
ABD ve İsrail’in nihai hedefinin rejim değişikliği değil yön değişikliği olduğunu kaydeden Çelik, “Amaç İran’daki mevcut rejimi tamamen çökertmek değil onu Rusya ve Çin ekseninden koparıp Batı ile uyumlu hale getirmektir” dedi.
Enerji hatlarının güvenliğinin bu sürecin önemli bir boyutu olduğunu vurgulayan Çelik, “Ortadoğu’daki enerji güzergahlarının güvenliği ve sürdürülebilirliği, NATO ülkeleri açısından belirleyici bir faktördür” değerlendirmesinde bulundu.
Savaşın sadece askeri boyutla sınırlı olmadığını ifade eden Çelik, İran’ın uzun vadeli bir yıpratma stratejisiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, “Bu süreç ekonomik, diplomatik ve siyasal olarak İran’ı yalnızlaştırma ve çaresiz bırakma çabasıdır” dedi.
“KÜRTLER PARÇALI DURMAK YERİNE BİRLİKTE MÜCADELE ETME İRADESİ ORTAYA KOYDU”
İran’daki toplumsal dinamiklere de dikkat çeken Çelik, farklı halklar ve inanç gruplarının uzun süredir baskı altında olduğunu belirtti. Çelik, “İran çok kimlikli bir yapıya sahip. Kürtler başta olmak üzere birçok halk inkar ve asimilasyon politikalarına maruz kalıyor” diye konuştu.
“Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla gelişen toplumsal hareketlere değinen Çelik, “Bu itirazlar rejimin baskıcı politikalarına karşı demokratik taleplerin ifadesidir” dedi.
Kürt siyasi hareketlerinin 22 Şubat 2026’da aldığı birlik kararını da değerlendiren Çelik, bu adımı önemli bulduğunu belirterek, “Kürtler parçalı durmak yerine birlikte mücadele etme yönünde önemli bir irade ortaya koydu” ifadelerini kullandı.
Çelik, Kürt örgütlerinin yayımladığı deklarasyona ilişkin ise “Ulus devlet yerine demokratik bir toplum talebinin öne çıkarılması ve dış müdahalelere karşı mesafe konulması dikkat çekicidir” dedi.
İran’daki diğer halklara yapılan çağrılara da değinen Çelik, “Azeriler başta olmak üzere tüm halklara ortak yaşam çağrısı yapılması, çatışma yerine birlikte yaşam iradesinin güçlendiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.
Ortadoğu’daki sorunların tarihsel kökenlerine işaret eden Çelik, “1639 Kasr-ı Şirin ve 1916 Sykes-Picot anlaşmalarıyla bölünen Kürdistan coğrafyası, bugün de istikrarsızlığın temel nedenlerinden biridir” dedi.
Rojava’ya yönelik baskılara karşı gelişen toplumsal dayanışmayı da değerlendiren Çelik, “ Milyonların Rojava’ya sahip çıkması, halkların öz gücüne dayalı direnişinin önemli bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.
Son olarak Kürtlerin birlik ihtiyacına dikkat çeken Çelik, “Bugün ortaya çıkan fırsatların değerlendirilebilmesi için ortak siyasal program, ortak diplomasi ve koordineli mücadele şarttır” diye belirtti.
PİRHA- ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş 20’nci gününde sürerken, İran’da milyonlarca kişi evini terk etmek zorunda kaldı. UNHCR verileri iç göçün hızla büyüdüğünü ortaya koyarken, son saldırılarda sivillerin yaşamını yitirmesi savaşın ağır insani tablosunu gözler önüne serdi.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı bombardımanla başlayan, İran’ın ise bölgedeki ABD üsleri ve İsrail’e yönelik misillemeleriyle karşılık verdiği savaş 20’nci gününde sürüyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) yayımladığı rapora göre, İran’da süren çatışmalar nedeniyle yüz binlerce hane güvenlik gerekçesiyle evlerini terk etti.
ÜLKE GENELİNDE 1 MİLYON HANE GEÇİCİ OLARAK YER DEĞİŞTİRDİ
Raporda, İran hükümetinin verilerine dayanılarak ülke genelinde 600 bin ila 1 milyon hanenin geçici olarak yer değiştirdiği, bunun da yaklaşık 1.9 milyon ila 3.2 milyon kişiye karşılık geldiği belirtildi.
Rapora göre en büyük hareketlilik başkent Tahran’da yaşandı. Saldırıların yoğunlaşmasıyla birlikte yüz binlerce kişi kentten ayrılarak kuzey bölgeler ve kırsal alanlara yöneldi. Tahran’ın yanı sıra İsfahan, Şiraz ve Tebriz gibi büyük kentlerden de küçük yerleşim yerlerine doğru göç yaşandığı aktarıldı.
İÇ GÖÇ DALGASI İRAN’IN DEMOGRAFİK YAPISINDA ÖNEMLİ DEĞİŞİMLER YARATTI
UNHCR, açıklanan rakamların toplam göçü tam olarak yansıtmayabileceğine dikkat çekti. Saha verileri ve yerel gözlemlerin, özellikle kentlerden köylere yönelen hareketliliğin resmi verilerin üzerinde olabileceğini gösterdiği ifade edildi. Raporda, savaşın yalnızca askeri değil toplumsal etkilerinin de derinleştiği vurgulandı. İç göç dalgasının İran’ın demografik yapısında da önemli değişimlere yol açtığı belirtildi.
28 ŞUBAT’TAN BU YANA 207’Sİ ÇOCUK BİN 369 SİVİL YAŞAMINI YİTİRDİ
Öte yandan İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), İsrail-ABD’nin son 24 saat içinde 11 kentte gerçekleştirdiği en az 79 saldırıda; 15 askeri merkezin, İran Devrim Muhafızları üslerinin, Besic merkezlerinin, askeri havaalanlarının, polis merkezlerinin, petrol depolarının ve nükleer enerji tesislerinin hedef alındığını açıkladı.
HRANA, bu saldırılarda 15 sivil yurttaşın yaşamını yitirdiğini ve 105 sivil yurttaşın yaralandığını açıkladı. Saldırıların Tahran, Hürmüzgan, Gilan, Albroz, Tebriz, Kum, Kazvin, Huremşehr, Bender Abas, Kerec, Fardis ve Piranşar kentlerinde yoğunlaştığı ifade edildi.
Savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana, 207’si çocuk bin 369 sivilin yaşamını yitirdiği aktarıldı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını kapitalizmin içine girdiği krizden kaynaklandığını belirterek, halkların, inanç topluluklarının birlikte yaşadığı demokratik bir Orta Doğu’nun mümkün olduğunu söyledi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını değerledirdi.
Kapitalizmin Orta Doğu’da kaotik süreç yaşadığını vurgulayan Yüksel Mutlu, “Kapitalizmin içine girdiği bu kaos sadece Orta Doğu’yla ilgili değil. Aynı zamanda dünyanın birçok ülkesinde sistem kendine yeni bir arayış, yeni bir çıkış arıyor ve bu çıkışın içinden emperyal güçler çıkarken halkları, inançları, yoksulları, kadınları, emekçileri asla düşünmediler, düşünmeyecekler” dedi.
“ULUS DEVLET MİADINI DOLDURDU”
Suriye, Irak, İran gibi birçok ülkede çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirten Yüksel Mutlu, “Orta Doğu tarihsel olarak hep bu çatışmaların içinden çıkmış ama sınırlar oluşturularak küçük ulus devletçikler oluşturulmuş ve bu ulus devletler zaman içerisinde yıprandı. Halkın nezdinde ulus devletler bütün geçerliliğini yitirmiştir. Halkı ezen, yok sayan tekçi bir ulus devlet zihniyeti elbette ki sonsuza kadar yürüyemez” şeklinde konuştu.
“STATÜ KAZABİLİRLER”
Kapitalizme karşı Orta Doğu’da direniş gücünün de olduğunun altını çizen Yüksel Mutlu, “En yakın zamanda Suriye’de gördüğümüz gibi mücadele eden, örgütlü güç haline gelen, kendini ifade edebilen, direnişle kendini gösteren halklar ve toplumlar kendini ifade edebiliyor. Bir statü kazanabiliyor. Bu Rojava’da ifadesini buldu ve şu an mücadelesi devam ediyor. Suriye’de kimlikleri dahil olmayan Kürt halkı bugün bir statü kazanmış durumda” diye belirtti.
“DEMOKRATİK BİR ORTADOĞU MÜMKÜN”
İran’da Humeyni ile başlayan süreçte, Humeyni’nin başta sosyalistler olmak üzere halklara ve yok sayılanlara karşı idam sephalarını kurduğunu hatılratan Yüksel Mutlu, şunları ifade etti:
“Molla rejiminin İran’daki Kürtlere, Belucilere, rejime muhalefet eden güçlere müsaade etmediğini, nasıl zulüm ettiğini İran’daki uyguladığı idamlarından ve katliamlardan biliyoruz. En son Jina Mahsa Amini’nin katledilmesi ile başlayan “Jin, Jin, Azadi” sloganı bugün neredeyse dünyada evrensel bir hal aldı.
Bugün Molla rejimi ABD, İsrail ve ona bağlı güçlerin oluşturduğu güçler tarafından değiştirilmek isteniyor. Emperyalizm kendine bağlı yeni bir güç oluşturmak istiyor. Oradaki örgütlü güçlerin de bu kaotik süreçten bir güçle çıkarıp çıkaramayacağına bakmak lazım. Kürtler, ne molla rejimine eklemlenen ne de ABD emperyalizmine ya da İsrail İsrail’in bölgedeki egemenliğine evet diyen bir noktada değiller.
Üçüncü yol dediğimiz kendi paradigmasını, kendi gücünü oluşturan, kendi mücadelesini yürüten bir güç olması hasebiyle bugün İran’da aslında halkların ve inançların bir arada güç oluşturabileceği bir demokratik İran rejimi olabilir mi, olamaz mı? Mesele tam burada kilitleniyor. Buradan okuduğumuzda mümkün olduğunu görüyoruz. Bu mücadele verilirse, bir araya gelinirse farklı inançlarla, farklı kimliklerle, kültürlerle bir araya gelip güçlü bir örgütlü mücadele oluşturursak bunun mümkün olduğunu düşünüyorum.
21. yüzyılda demokratik bir Orta Doğu oluşturmanın mücadelesini hep beraber vermeliyiz.”
PİRHA- FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’daki çatışmaların iki ülke arasındaki bir savaş olarak tanımlanamayacağını belirterek, sürecin küresel kapitalist güçlerin müdahalesiyle şekillenen yeni bir jeopolitik dizilim olduğunu vurguladı.
Ortadoğu’da İran ile İsrail arasındaki savaş genişleyerek Irak’tan Suudi Arabistan’a kadar yayılıyor. Karşılıklı füze ve İHA saldırıları sürerken, stratejik önemdeki Hürmüz Boğazı İran tarafından gemi geçişlerine kapatıldı. Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, savaşın seyrini etkileyebilecek kritik bir faktör olarak görülüyor.
ABD Başkanı Donalt Trump, petrol ticaretinden yararlanan ülkelere güvenlik için gemi gönderme çağrısı yaptı ancak yanıt alamadı. Ayrıca İran’ın bölge ülkelerine saldırmasını beklemediklerini ve İran’da lider kadronun etkisiz hale getirildiğini iddia etti. Savaş, hem bölgesel yayılma hem de enerji hatları üzerindeki etkisi nedeniyle küresel risk oluşturuyor.
FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Polat, mevcut çatışmaların dar anlamda iki ülke arasındaki bir savaş olarak ele alınmasının eksik bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Polat, “Esas tanımlama üçüncü dünya savaşının Ortadoğu’da bir üst aşamaya ulaştığıdır” dedi.
Polat, sürecin kapitalist modernite güçleri ve onların bölgedeki temsilcilerinin Şii ulus devlete doğrudan müdahalesi olduğunu belirterek, bu durumun yaklaşık 40 yıllık bir arka plan ve hazırlığın sonucu olduğunu dile getirdi.
“AMAÇ YENİ BİR JEOPOLİTİK DİZİLİM”
Savaşın temel hedeflerinden birinin bölgesel ve ileride küresel ölçekte yeni bir jeopolitik düzen kurmak olduğunu ifade eden Polat, bu sonucun kaçınılmaz göründüğünü söyledi. Polat, “ulus üstü küresel kapitalist sermayenin bu sermayeyi sınırlandıran köhnemiş ulus devletlere karşı müdahalesidir” değerlendirmesinde bulundu.
Sürecin gidişatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Polat, mevcut tablonun kapitalist modernite güçlerinin lehine ilerlediğini belirterek, İran’ın uzun süre direnmesinin ya da bu mücadeleyi kazanmasının zor göründüğünü ifade etti. Saddam Hüseyin’in akıbetine de değinen Polat, bunun demokratikleşmeyen ulus devletlerin geleceğine dair bir örnek olduğunu söyledi.
“KÜRTLER VE EZİLEN HALKLAR İÇİN HEM FIRSAT HEM RİSK”
Polat, yaşanan gelişmelerin Kürtler ve ezilen halklar açısından hem fırsatlar hem de ciddi riskler barındırdığını belirtti. Kürtlerin birlik oluşturmasının önemli olduğunu vurgulayan Polat, bunun tek başına yeterli olmadığını ifade ederek, diğer halklar ve inançlarla demokratik ve stratejik ittifakların kurulması gerektiğini söyledi.
Demokratik ulus modeline işaret eden Polat, bu çerçevenin Kürt halkı ve tüm ezilen kesimler için en doğru ve ispatlanmış model olduğunu belirtti. Bu modelle “üçüncü yol” alternatifinin hayata geçirilebileceğini ifade eden Polat, ne kapitalist moderniteye ne de köhnemiş ulus devlet anlayışına mahkum olunmaması gerektiğini vurguladı.
İran’ın çok dilli ve çok inançlı yapısına da değinen Polat, en uygun çözümün demokratik ulus temelinde geliştirilecek üçüncü yol modeli olduğunu sözlerine ekledi.
PİRHA- ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı saldırılar 18. gününde sürerken, İran’da sivil kayıplar ağırlaşıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre binlerce kişi yaşamını yitirirken, çocuklar ve kadınlar da saldırıların hedefi olmaya devam ediyor.
ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş 18. günde karşılıklı hava saldırılarıyla sürüyor. İran Sağlık Bakanlığı, 28 Şubat’ta başlayan ABD ve İsrail’in saldırılarına ilişkin son bilgileri paylaştı.
İRAN SAĞLIK BAKANLIĞI: YARALI SAYISI 18 BİNİ AŞTI
Yapılan açıklamaya göre, 15 Mart 2026 itibarıyla hayatını kaybedenlerin sayısı bin 444’e, yaralı sayısı ise 18 bini aşarak 18 bin 254’e yükseldi. Bakanlığın paylaştığı verilere göre, 28 Şubat’ta başlayan hava saldırılarından bu yana on binlerce kişi sağlık merkezlerine sevk edilirken, hastanelerde yoğun bir çalışma yürütülüyor. Açıklamada, yaralılardan bin 70’inin durumunun ağır olduğu ve hastanelerde tedavilerinin sürdüğü belirtildi.
Sivil kayıplara ilişkin detayların da yer aldığı açıklamada, yaşamını yitirenler arasında 204 çocuğun bulunduğu, bunlardan 13’ünün 5 yaşın altında olduğu kaydedildi. Saldırılarda 226 kadının hayatını kaybettiği, 3 bin 2 kadının ise yaralandığı bildirildi. Yaralılar arasında 18 yaş altı bin 275 kişinin bulunduğu, bunlardan 45’inin 2 yaşın altındaki bebekler olduğu aktarıldı.
TRUMP’TAN OPERASYONA DAHİL OLMAK İSTEMEYEN NATO ÜLKELERİNE TEPKİ
Öte yandan İran’dan yeni füze saldırısı başlatıldığının duyurulmasının ardından İsrail’in orta ve güney kesimlerinde sirenler çaldı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan atıldığı tespit edilen füzelere karşı hava savunma sistemlerinin devreye girdiği bildirildi.
ABD Başkanı Donald Trump ise NATO ülkelerinin ABD ve İsrail’in İran’da başlattığı savaşa dahil olmayacakları yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, NATO “müttefikleri” ifadesini tırnak içine alarak şu ifadeleri kullandı:
“ABD’nin, NATO’daki ‘müttefiklerinin’ çoğundan Orta Doğu’da İran’daki terörist rejime karşı yürüttüğü askeri operasyona dahil olmak istemedikleri yönünde bilgi aldığı belirtildi. Bu durum, neredeyse tüm ülkelerin yapılanlara güçlü şekilde katıldığını ve İran’ın hiçbir koşulda nükleer silah sahibi olmasına izin verilmemesi gerektiği görüşünü paylaşmasına rağmen gerçekleşti.”
PİRHA- Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına dair konuştu. Başkavak, Amerika’nın dünyanın hiçbiri yerine demokrasi getirmediği gibi İran’a getirmeyeceğine dikkat çekerken, Korkmaz da, toplumsal muhalefetin Türkiye’deki barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmeye hizmet edecek adımların hızlıca atılması çağrısının süren savaşta ne kadar önemli olduğunun iktidar tarafından anlaşılması gerektiğini belirtti.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları 18’inci gününe girerken, karşılıklı saldırı dalgası devam ediyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına dair KHK Platformu’ndan Münir Korkmaz ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ajansımıza konuştu.
Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Üyesi (MYK) Münir Korkmaz, Ortadoğu’da yaşananları ‘savaş karşıtlığı’ üzerinden değerlendirerek, “Amerika Birleşik Devletleri’nin, bağımsız bir ülkeye bu şekilde haydutça saldırısı doğru bir şey değil. Ama bu şu anlama gelmiyor. İran’daki antidemokratik yönetiminin orada Kürtlere yaptığı uygulamaları meşru hale getirmiyor. Veyahut da kadınlara, İran halkına yönelik yaptıkları antidemokratik uygulamaları meşru hale getirmiyor. Karşı çıkma nedenimiz ABD emperyalizminin İsrail ile beraber bir ülkeye bu şekilde saldırmasıdır” dedi.
“ZENGİNLER KAÇIYOR, YOKSULLAR ÖLÜYOR”
Emperyalizmin amacının İran’daki petrol kaynaklarını kazanmak ve kendi politikalarını uygulayacak uydu devletler yaratmak olduğunun altını çizerek, “O anlamıyla bu yapılan müdahaleye itiraz ediyorum. Ama İran halkının geleceğini İran halkları belirleyecek. Onların da mücadelelerinin yanındayız. Emperyalist bir savaş varsa buna karşı çıkmak gerekiyor. Barış yanlılarının görevi bu. Çünkü savaşta genelde emekçi halk çocukları, kadınlar ve yoksullar ölüyor, zenginler kaçıyor” şeklinde ifade etti.
“TÜRKİYENİN BARIŞA İHTİYACI VAR”
Ortadoğu’daki savaşın Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini belirten Korkmaz, Türkiye’nin iç dinamiğinde yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşmasının ve hiçbir bahaneye takılmadan devam etmesi gerektiğinin altını çizdi: “Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı var.”
Münir Korkmaz, toplumsal muhalefetin Türkiye’deki barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmeye hizmet edecek adımların hızlıca atılması çağrısının süren savaşta ne kadar önemli olduğunun iktidar tarafından anlaşılması gerektiğine dikkat çekerek, “Demokratik bir ülke olduğumuz zaman aslında bu sorunların hiçbirisi olmayacak. Bizim derdimiz aslında Türkiye’yi demokratikleştirmesi olmalıdır” ifadelerine yer verdi.
İran’daki rejimin hem gerici bir rejim olması, hem baskıcı bir iktidar olması nedeniyle dünya kamuoyunda sanki bütün saldırılara hak ediyormuş gibi bir yaklaşımın olduğunu dile getiren EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, “Evet, İran’da gerici aynı zamanda baskıcı, halkına zulm uygulayan bir iktidar var. Bunu yerine koymak lazım. Ama yaşanan sürecin şöylesi bir karşılığı var. Amerika ve İsrail İran’da ilerici bir rejim istediği için saldırmıyor. Amerikan Başkanı Trump bunu açıkça söyledi. Dolayısıyla Amerika’nın İran’dan önceki Afganistan gibi, Irak gibi, Suriye gibi pek çok ülke gibi dünyada hiçbir yere demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış götürmediği gibi İran’a da bunları götürmek gibi bir derdi yok” diye belirtti.
“AMERİKANIN TEK DERDİ YERALTI KAYNAKLARI”
Amerika’nın oradaki hesapladığı tek şeyin İran halkının ortak varlığı olan yeraltı kaynaklarına el koymak olduğunu vurgulayan Başkavak, şunları ifade etti:
“Nitekim işte Venezuela’da da Maduro’yu bir operasyonla evinden aldı ve oradaki iktidara da ‘petrolleri, Amerikan şirketleri işlettiği sürece bizim sizinle bir sorunumuz yok’ dedi. O nedenle İran halkının demokrasi, eşitlik, özgürlük isteği ne Amerikan emperyalizmi, ne İsrail siyonizmi ne de bölge gericiliklerinin karşılayabileceği bir şey değildir.
İran halkları kendi mücadelesini kendisi vererek ancak gerçek bir demokrasiyi, gerçek bir eşitliği, gerçek bir özgürlüğü kazanabilir.”
“SAVAŞ EKOLOJİK TAHRİBAT YARATIYOR”
Savaşın ekolojik yıkımına da dikkat çeken Başkavak, “Çünkü bu kadar bombanın, bu kadar savaş araç gerecinin kullanıldığı coğrafyada aynı zamanda toprakta kirleniyor, su da kirleniyor ve önümüzdeki dönemde geri döndürülmez pek çok tahribatla da karşı karşıya kalıyoruz” diye konuştu.
İran’daki yaşayan halkın Amerika’dan bir demokrasi gelmeyeceğini gördüğüne işaret eden Başkavak, “Bizim gibi sol sosyalist partilerin, emek, demokrasi güçlerinin öncelikli sorumluluğu; İran’a saldırıların durdurulmasını, İran halkıyla da, İran’daki emekçi halk kitleleriyle de dayanışma içerisinde olarak onların demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış talebini de desteklemek olmalıdır” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik yürütülen saldırılara tepki göstererek, “Savaş ve işgali reddediyor, barışı, halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz” dedi.
ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırıları devam ederken, İran’da karşı saldırısını sürdürüyor. Ölü ve yaralı sayısının her geçen saat arttığı saldırıların durdurulması çağrıları da sürüyor.
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik yürütülen saldırılara karşı açıklama yaptı.
“SAVAŞ VE İŞGALİ REDDEDİYOR, BARIŞI, HALKLARIN EŞİTLİĞİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
İran halkının yanında olduklarını ifade eden AFA, şunları dile getirdi:
“Orta Doğu, uzun yıllardır dış müdahalelerin hedefinde olmuştur. Geçmişte Irak, Afganistan, ve şu an Suriye’de (özellikle Şeriatçı HTŞ teröristlerinin iktidara taşındığı bölgeler) yaşanan askeri operasyonlar siviller üzerinde büyük insani kayıplara yol açmıştır. Bugün İran’da da, diplomatik görüşmeler devam ederken gerçekleştirilen füze ve hava saldırıları ciddi insani sonuçlar doğurmuş, yüzlerce insan hayatını kaybetmiş ve milyonlarca kişi savaş korkusu yaşamaktadır.
Bir ülkenin yönetimini değiştirme hakkı yalnızca o ülkenin halkına aittir. Emperyalist müdahaleler özgürlük getirmez; aksine yıkım, yoksulluk ve bağımlılık üretir. İran’daki baskıcı uygulamaları eleştiriyor, ancak dış müdahaleyi meşrulaştırmıyoruz. Bölgeye yönelik askeri müdahaleler, yalnızca hedef ülkeleri değil, tüm Orta Doğu halklarını tehdit etmektedir.
Bu bağlamda savaş ve işgali reddediyor, barışı, halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları Malatya’da protesto edildi. Yapılan açıklamada, ABD’nin “rejim değiştirme” söylemlerinin halkları aldatmaya yönelik olduğunu belirtilerek, “Rejimleri değiştirecek olan güç emperyalistler değil, işçi sınıfı ve halklardır” denildi.
Malatya Emek Demokrasi Platformu, ABD emperyalizmi ve İsrail’in Ortadoğu’daki saldırgan politikalarına karşı basın açıklaması yaptı. 1 Mayıs alanında, Emeksiz Üst Kavşağı’nda toplanan platform bileşenleri adına basın açıklamasını Emek Partisi Malatya İl Başkanı Şerif Demirel okudu.
Basın açıklamasında, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının bölgedeki savaş ve yıkımı derinleştirdiği vurgulanarak, bu saldırıların Ortadoğu halklarını daha büyük felaketlerle karşı karşıya bıraktığı ifade edildi. Açıklamada, saldırıların “12 Gün Savaşı”ndan daha büyük bir çatışmaya dönüşme riskini taşıdığına dikkat çekildi.
Demirel, ABD’nin “rejim değiştirme” söylemlerinin halkları aldatmaya yönelik olduğunu belirterek, “Rejimleri değiştirecek olan güç emperyalistler değil, işçi sınıfı ve halklardır” dedi. Irak, Libya ve Afganistan örneklerini hatırlatan Demirel, ABD müdahalelerinin bu ülkelerde milyonlarca insanın ölümüne, yıkıma ve daha gerici rejimlerin ortaya çıkmasına yol açtığını ifade etti.
Açıklamada, Suriye’de de benzer bir senaryonun hayata geçirildiği belirtilerek, emperyalist müdahalelerin halklara özgürlük değil, yoksulluk, savaş ve baskı getirdiği vurgulandı.
“HAYDUT ABD, BARBAR İSRAİL”
Basın açıklaması sırasında sık sık “Katil ABD Ortadoğu’dan defol”, “Haydut ABD, barbar İsrail” sloganları atıldı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının asıl amacının bölgenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalamak olduğu ifade edilen açıklamada, İran halkının hem molla rejimine karşı mücadelesinde hem de emperyalist saldırganlığa karşı direnişinde desteklendiği belirtildi.
“TÜM ASKERİ ANLAŞMALAR İPTAL EDİLSİN”
Türkiye’deki iktidarın ABD emperyalizmiyle iş birliği yaptığına da dikkat çekilen açıklamada, Kürecik Radar Üssü ve İncirlik Hava Üssü başta olmak üzere ABD ve NATO üslerinin Türkiye’yi de savaşın tarafı haline getirme riski taşıdığı vurgulandı. AKP iktidarına çağrı yapılarak, ABD ve İsrail’in Türkiye’deki askeri faaliyetlerinin durdurulması ve bu ülkelerle yapılan tüm askeri anlaşmaların iptal edilmesi istendi.
Açıklamanın sonunda tüm işçi ve emekçiler, emperyalist-siyonist ittifaka ve bu ittifakla iş birliği yapan iktidara karşı enternasyonal dayanışmayı büyütmeye çağrıldı.
“Emperyalistler yenilecek, direnen halklar kazanacak” denilen açıklama, “Katil ABD Ortadoğu’dan defol” sloganıyla sona erdi.
PİRHA- İran’ın Körfez’deki ABD askeri hedeflerine yönelik füze ve İHA saldırıları bölgede fiili çatışma tablosu yarattı. Bahreyn başta olmak üzere bazı ülkelerde patlama sesleri duyuldu. Resmî savaş ilanı yok ancak sahada savaş var.
Ortadoğu’da artık “gerilim” değil, doğrudan askeri karşılık konuşuluyor. İran, Körfez’de bulunan ABD askeri varlığını hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediğini duyurdu. Saldırıların ardından Bahreyn semalarında patlama sesleri duyulduğu ve hava savunma sistemlerinin devreye girdiği bildirildi.
Hedefler arasında Bahreyn’de konuşlu ABD Beşinci Filosu çevresi ile Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan askeri tesislerinin bulunduğu öne sürülüyor. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde gökyüzünde ışık izleri ve art arda patlamalar dikkat çekti.
Tahran yönetimi saldırıları “misilleme” olarak nitelendirirken, Amerika Birleşik Devletleri tarafından henüz kapsamlı bir bilanço açıklaması yapılmadı. Washington’dan gelen ilk mesajlarda “gerekli karşılığın verileceği” vurgusu öne çıktı.
Resmî savaş ilanı yok. Ancak sahadaki tablo, iki ülke arasında doğrudan askeri angajmanın başladığını gösteriyor. Bu durum, vekil güçler üzerinden yürüyen düşük yoğunluklu çatışma döneminden daha açık ve riskli bir evreye geçildiğine işaret ediyor.
Enerji hatlarının kalbi olan Körfez’de yaşanan bu saldırılar, sadece iki ülkeyi değil tüm bölgeyi etkileme potansiyeline sahip. Petrol fiyatlarında dalgalanma ihtimali artarken, uluslararası kamuoyu “kontrollü gerilim” söyleminin artık geçerliliğini yitirip yitirmediğini tartışıyor.
PİRHA- İran’a dönük ABD’nin saldırı tehdidi sıcaklığını korurken, rejim güçlerinin protestoculara yönelik saldırılarında ölü sayısı 7 bin 15’e yükseldi.
ABD’nin İran’a dönük saldırı tehdidi sıcaklığını korurken, İran’da 51 gündür süren protestolarda ölü sayısı yükseliyor. İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), teyitli ölüm sayısının 7 bin 15’e yükseldiği açıkladı. Yayınlanan raporda, 226’sı çocuk 6 bin 734 kişinin ise rejim güçleri tarafından katledildiği kaydedildi.
Ayrıca rejim tarafından tutuklananların idam edilme tehlikesi büyüyor. Rejim yanlısı paylaşımlarda idamların artacağı belirtiliyor.
PİRHA-HTŞ’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ateşkese rağmen sürüyor. Türkiye, Federal Kürdistan Bölgesi ve Avrupa’da onbinlerce yurttaş sokağa çıkarak, saldırıları protesto etti.
Son gelen bilgilere göre SDG, binlerce DAİŞ’linin bulunduğu Rakka’daki Eqtan Cezaevi’nden çekildiğini duyurdu. Ayrıca HTŞ’ye bağlı grupların, Kobani’nin kuzeydoğu kırsalındaki Kork köyünden olan 5 kişilik Kürt bir aileyi Rakka kentinden çıkmaya çalıştıkları sırada katlettiği bildirildi.
DİPLOMATİK GİRİŞİMLER SÜRÜYOR!
Bölgede ateşkese rağmen çatışmalar sürerken, diplomatik görüşmeler de devam ediyor. Dün (22 Ocak) Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlûm Ebdî ile Kuzey ve Doğu Suriye Dış İişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed, Hewlêr’de Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ve ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Suriye’deki gelişmelere dair bir görüşme gerçekleştirdiklerini duyurdu. Ebdî, yine dün akşam saatlerinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’dan bir telefon aldıklarını söyledi.
Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Franca Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile telefonla görüştüğünü duyurdu. Ebdî, “Kendisi, Suriye’de ateşkesin sağlanması ve diyalog ile müzakere yoluna geri dönülmesi için çalışan tarafların ve bizim yaptığımız çabalara desteğini ifade etti. Amaç, tüm bölgenin genel çıkarlarına hizmet eden kalıcı bir çözüme ulaşmaktır. Görüşmede ayrıca, biz ve Suriye hükümeti arasında daha önce varılan anlaşmaların yakın zamanda uygulanması ve çeşitli grupların haklarının korunması gerekliliği konularına da değinildi” diye konuştu.
Ebdî, Federe Kürdistan Bölgesi’nde de ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile de görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti. Ebdî, görüşmeye dair, “Irak Kürdistan Bölgesi’nde ABD Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile yapıcı ve verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ve ABD Başkanı Trump’ın ateşkes sürecine yönelik politikası, Büyükelçi Barak’ın bizimle Suriye hükümeti arasında diyaloğa ve müzakerelere geri dönme çabalarına ek olarak, bizim için ciddi, önemli ve memnuniyet vericidir. Mevcut ateşkesi sürdürmek ve gerçek bir entegrasyon sağlamak için tüm imkanlarımızı kullanarak ve ciddiyetle çalışacağız” ifadelerini kullandı.
DÜNYAYA YANSIMASI!
Avrupa’nın birçok kentinde HTŞ-DAİŞ’in Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları protesto edilmeye devam ediyor. Avrupa’Nın bir çok merkezinde sokağa çıkan onbinler, saldırıları kınayarak, uluslararası güçlerin tutumunu protesto etti.
BM Güvenlik Konseyi Rojava’ya dönük saldırılar gündemiyle toplandı. BM Ortadoğu, Asya ve Pasifik’ten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mohamed Khaled Khlari Hesekê ve Kobanê’de endişe verici bir insani kriz yaşandığını belirtti.
ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi Brett McGurk, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin sanal medya hesabından açıklama yaptı. Kuzey ve Doğu Suriye’deki durumun son derece endişe verici olduğunu belirten McGurk, “Ateşkesin sürdürülmesi şart. Herhangi bir güvenlik açığı, özellikle IŞİD’in gözaltı merkezlerinde, uluslararası sonuçlar doğurma riski taşıyor. Irak ve Suriye genelindeki Kürtler sadık ortaklardır ve öyle muamele görmelidirler. Onlar sayesinde dünya çok daha güvenli” ifadelerini kullandı.
İsrail’in Almanya Büyükelçisi Ron Prosor, “Suriye’nin Kürt bölgelerinden bize ulaşan görüntüler insanın kanını donduruyor. Avrupa’dan gelen sessizlik ise kulakları sağır ediyor” dedi.