Etiket: abd

  • Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri: Emperyalist savaşa karşı barışın sesini yükseltelim

    Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri: Emperyalist savaşa karşı barışın sesini yükseltelim

    PİRHA- Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, yaptıkları açıklama ile “Emperyalist savaşa karşı barışın sesini yükseltelim” dedi.

    Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, Eski Vergi Dairesi önünde yaptıkları basın açıklaması ile barış çağrısı yaptı. “Medyada çalınan savaş tamtamları emperyalist işgal ve savaşın önünü açtı. Emperyalist savaş tehdidi sadece bombaların patladığı coğrafyayı değil; bütün dünya halklarını tehdit etmektedir” denilen açıklamayı Zeynep Merve Demir okudu.

    “Bu savaş haklı bir savaş olmadığı gibi halkların savaşı da değildir” diyen Demir, bu savaşın pandemi ve ekonomik kriz sürecinde enerji şirketlerinin, kapitalistlerin, silah tekellerinin ve emperyalistlerin barbarlık savaşı olduğunu belirterek konuşmasında şunları söyledi:

    “Kardeş emekçi  halkların yapması gereken şey; her yerde savaşa karşı tepki göstermek, emperyalist politikalara karşı barışın sesini yükseltmektir.

    Emperyalist savaş ve işgal büyümektedir. Bir yanda Rusya ve onu destekleyen Çin emperyalist hükümetleri, diğer yanda ABD, İngiltere yönetimleri ve NATO; halkların boğazlaşmasına yol açan savaş politikalarını adım, adım inşa etmektedir. AKP iktidarı, savaş maceraları konusunda tescillidir. AKP hükümetinin Ortadoğu ve Suriye politikası bunun örneğidir. Bunun karşısında barışın teminatı, halkların yükselteceği barış ve demokrasi mücadelesi olacaktır. Tırmanan gerilim ve savaş karşısında Türkiye’nin güvencesi NATO veya başka bir emperyalist güç olamaz. NATO emperyalist bir savaş örgütüdür. Türkiye NATO’dan çıkmalı, emperyalist savaşlarda Türkiye’yi taraf yapan tüm anlaşmalar iptal edilmelidir.

    Karadenizin kuzeyinde yaşanmakta olan bu savaş Karadeniz halklarını, özellikle de ülkemizi ve karadeniz bölgemizi  çok yakından etkilemektedir.

    İşçi ve emekçi halklar eğer bu savaşı durduramazsa ve savaş büyürse olacaklar bellidir. Şimdiye kadar pandemiyi bahane ederek bütün yaşamsal haklarımızı kısıtlayan, yasaklayan egemen güçler, pandemi dönemindeki sömürü ve yıkımı bir  de savaş gerekçesiyle sürdürerek  servetlerini katlayacak, sömürü ve talanı da katmerli hale getireceklerdir.

    Emperyalist kapitalist sömürü politikalarının  zaten canına okuduğu, hızla yok ettiği doğamız;   yaşam alanlarımız, kaynaklarımız, havamız, toprağımız, suyumuz, içindeki canlılarla birlikte bombaların silahların zehirli gazların  hedefi olacak , korkunç sonuçlara maruz kalacak, hayat damarlarımız kesilecektir.  Zaten büyük zorluklarla hayata tutunan engellilerin  ve hastaların sayısı  artacak yaşamları daha da zora girecektir.

    Öteden beri erkek militarist sistem savaşlarda kadın bedenini SAVAŞ GAİIMETİ kabul etmektedir.Tacizin – tecavüzün kolay en yaygın yaşandığı insanlık dışı bu durum savaş taktiği olarak uygulanmaktadır.Kadın bedeninde – ruhunda açılan yaralar savaşlar sona erse dahi uzun yıllar asla kapanmamaktadır. Yanı sıra tecavüz sonrası istenmeyen gebelikler ve dünyaya gelen savaş çocukları için artık yasam çok daha zorlaşmaktadır.

    “EMPERYALİST SAVAŞ GÖÇ, YOKSULLUK, İŞSİZLİK DEMEKTİR”

    Savaşlar ardında, travmalı, ruhu ve bedeni yaralanmış – yarım kalmış hatta toplum dışında kalmış dezavantajlı ciddi bir insan grubu, talan edilmiş yasam alanlar ve doğa bırakır.

    Emperyalist savaş ölümün yanında açlık, yoksulluk, göçler ve kitlesel işsizlik de demektir. Başta ülkemiz olmak üzere dünyanın bütün halkları bu nedenlerle barış için ayağa kalkmalı, meşru müdafaa dışında her türlü emperyalist savaşa, saldırganlığa karşı mücadeleyi, kardeş halklar arasında dayanışmayı büyütmelidir.

    Başta Rusya olmak üzere işgal ettikleri bütün topraklardan çekilsin. Diğer bütün emperyalist güçler de güçlerini kendi ülke sınırları içine çekmelidir. Silahlanmaya , sömürü ve yayılmacı politikalara son verilmelidir. Donetsk ve Luhansk’ın geleceğine orada yaşayan halklar karar vermelidir.

    Ülkemizdeki sermaye kesimlerine ve tek adam hükümetine karşı devam eden emek ve demokrasi mücadelesi, gelinen aşamada emperyalist savaşa karşı mücadeleyle birleşmek zorundadır. Bu konuda yerel platformlara, emek ve demokrasi güçlerine önemli görevler düşmektedir. Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri olarak halkımızı; ülkemizde ve dünyada zaten yaşanmaz hale gelen, yaşamı daha da yaşanmaz hale getiren emperyalist savaşa karşı çıkmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/SAMSUN

     

  • SYKP: Türkiye, Ukrayna’ya silah satışlarını durdursun!

    SYKP: Türkiye, Ukrayna’ya silah satışlarını durdursun!

    PİRHA – Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşa dair açıklama yaptı. Türkiye’nin Ukrayna’ya silah satışını durdurması için de çağrı yapan SYKP, “Ukrayna’da batı/NATO ve Rusya’nın yayılmacılığına ve hegemonya savaşlarına hayır” ifadelerini kullandı.

    Rusya ve Ukrayna arasında başlayan savaşa dair tepkiler sürüyor. SYKP Merkez Yürütme Kurulu, söz konusu savaşa dair yazılı açıklama yaparak Ukrayna’nın bir taraftan batı emperyalizminin, diğer taraftan ise Çin ve Rusya’nın çıkar çatışmaları alanına dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Yapılan açıklamada “Emperyalist ve hegemonyacı savaşları, bu savaşların taraflarını şiddetle kınadığımızı ilan ediyor, doğudan ve batıdan emperyalist ve yayılmacı kuşatmayı kırma mücadelelerinin yanında olduğumuzu duyuruyoruz” vurgusu da yapıldı.

    “UKRAYNA: KÜRESEL HEGEMONİK GÜÇLERİN ÇATIŞMA ALANI”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “2. Dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan reel sosyalist ülkelere ve ‘komünizm tehlikesi’ne karşı kurulan NATO, 1991 sonrasında karşısındaki Varşova Paktı kendisini dağıttığı halde ve sözde ‘komünizm tehdidi’ ortadan kalkmışken varlığını devam ettirdi. Dahası, Doğu Avrupa ülkelerinin tamamını ve 3 Baltık ülkesini içine alarak Rusya’yı Batıdan kuşattı. ABD/NATO merkezli Batı emperyalizmi eski Sovyet cumhuriyetlerinde desteklediği ‘renkli devrimler’ yoluyla Rusya’nın bu ülkelerdeki etkisini kırmaya ve onu güneyden de kuşatmaya çalıştı.

    2004’teki Turuncu Devrim’den sonra yeniden Rusya yanlısı partiler tarafından yönetilen Ukrayna’da 2014 yılında ABD ve Avrupa ülkelerinin desteğiyle kanlı bir darbe gerçekleşti. Ukraynalı faşist-milliyetçilerin önemli bir rol oynadığı darbe sonrasında ülkenin nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Ruslara yönelik baskı ve şiddet arttı, Rusça yasaklandı. Bunun üzerine ülkenin doğusundaki, Rus nüfusun ağırlıklı olduğu Donetsk ve Lugansk oblastlarında silahlı ayaklanmalar oldu ve ‘halk cumhuriyetleri’ kuruldu.

    Bu olayların da hızlandırıcı etkisiyle Rusya’ya karşı Atlantik İttifakı’nın koruma kalkanına sığınmak isteyen Ukrayna egemen sınıfı Batıya daha da fazla yanaşırken, ABD ve Batılı kapitalist ülkeler Ukrayna’yı Rusya’nın önünü kesmek amacıyla kışkırttılar ve silahlandırdılar. Bu kervana Türkiye de İHA’lar ve SİHA’larla katıldı.

    Ukrayna, küresel düzeyde hegemonyasını korumak isteyen ABD ve NATO ile yeni yükselen küresel hegemonik aktörler olan Çin ve Rusya Federasyonu arasındaki yeniden paylaşım ve jeopolitik çıkar çatışmalarının alanına dönüştü. Ukrayna’da yaşananlar ve yaşanacaklar ancak bu denklem içinde anlamlandırılabilir.”

    “AYRILMA HAKKI”

    “SYKP olarak öncelikle, Ukrayna’da yaşayan Rus etnik kimlikli nüfusa yönelik NATO/Batı destekli faşistlerin saldırıları, Ukrayna devletinin Rus kimliğini baskı altına alan ve Rusça’yı yasaklayan politika ve uygulamalarını kınıyoruz. Programımızda açıkça yazdığı gibi, millet ve milliyetlerin yanı sıra herhangi bir siyasal birimin (özerk bölge, cumhuriyet vb) kendi kaderlerini tayin hakkını ve bunların siyasal olarak bağlı oldukları devletlerden ayrılma haklarını ikircimsiz biçimde savunuyor, bu bağlamda Ukrayna’daki Rusların kendi siyasal iradelerini (özerklik, bağımsızlık ve başka bir devletle birleşme şeklinde) kullanmalarını meşru görüyoruz.

    SYKP olarak halkların iradesine saygı duyar ve desteklerken; emperyalist veya bölgesel yayılmacı devletlerin emperyal planlarına ‘kendi kaderini tayin hakkı’, ‘insan hakları’, ‘insanlığa karşı işlenmiş suçların cezalandırılması’ vb. tartışmasız biçimde savunmamız gereken konuları alet ettiği gerçeğini de göz ardı edemeyiz.

    Nitekim Putin Rusyası, Ukrayna’da ‘kendi kaderini tayin hakkı’nı Ukrayna’yı kendi çıkarlarına uygun olarak şekillendirmenin bir aracı olarak kullanıyor. Ancak aynı Rusya, kendisinden ayrılmak isteyen Çeçenya’da katliamlar yaparak bu talebi şiddetle bastırabildi. Yine aynı Rusya, Federasyon içindeki özerk bölge ve cumhuriyetlerin yetkilerini, merkezin lehine sistematik olarak budamaya devam ediyor.”

    “PUTİN’İN LENİN DÜŞMANLIĞI VE BÜYÜK RUS ŞOVENİZMİ”

    “Ayrıca Putin, 21 Şubat’ta Ukrayna’ya ilişkin yaptığı Lenin’e, komünizme olan nefretini ve Büyük Rus Şovenizmini açığa vurduğu konuşmada, Ukrayna’da yaşayan Rusların haklarını savunur görünürken, Ukrayna ulusunun varlığını ve tarihsel haklarını, hatta Ukrayna ülkesinin ve devletinin meşruiyetini açıkça reddetti. Ukrayna coğrafyasını “tarihsel ilgi alanı” olarak ilan ederek olası işgal hareketlerine ideolojik zemin oluşturdu. Bunun, Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Balkanlardaki ülkelerin toprakları üzerinde hak iddia etmesinden; Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etmesi ve -fırsatını bulursa- ilhak etmeye hazır beklemesinden, özellikle de Kürdistan coğrafyasını ‘Türk yurdu’ olarak ilan etmesinden farklı bir tarafı yoktur.

    Ancak bütün bunlar, Rusya’nın da küresel hegemonik bir güç olma amacını güden, sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda hareket eden, Rusya İmparatorluğunu ihya etmeyi hedefleyen, yayılmacı bir devlet olduğu, bugün Ukrayna’da başlattığı savaşın da bir savunma savaşı değil, etki alanını genişletmeye dönük saldırı savaşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

    SYKP olarak, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını, halklar arasında kardeşliği ve barışı ikircimsiz biçimde savunurken, emperyalist ve hegemonyacı savaşları, bu savaşların taraflarını şiddetle kınadığımızı ilan ediyor, Ukrayna proletaryasının ve ezilen halklarının sırtlarındaki sömürgenleri yere çalma, doğudan ve batıdan emperyalist ve yayılmacı kuşatmayı kırma mücadelelerinin yanında olduğumuzu duyuruyoruz.

    Ayrıca Türkiye’yi yönetenlere sesleniyoruz: Yandaş şirketlerinizin kasası dolsun diye ısrarla sürdürdüğünüz Ukrayna’ya silah satışlarını durdurun! NATO ile birlikte Ukrayna yönetimini kışkırtmaktan ve silahlandırmaktan vazgeçin! Türkiye Montrö Sözleşmesine bağlılığını sürdürmeli, NATO savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkmasını sınırlayan Sözleşme hükümlerine harfiyen uymalıdır. Savaşın Türkiye emekçileri ve ezilenleri için yaratacağı ekonomik yıkımı da göz önünde bulundurarak bu savaşta tarafsız kalmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ABD, ‘Dini Özgürlükler Raporu’nda Türkiye’yi azınlıklar konusunda eleştirdi

    ABD, ‘Dini Özgürlükler Raporu’nda Türkiye’yi azınlıklar konusunda eleştirdi

    PİRHA-ABD Dışişleri Bakanlığı, ülkelerin dini özgürlükler alanındaki uygulamalarını değerlendirdiği 2021 raporunda, Türkiye’de hükümetin dini azınlıklar için ‘düşmanca bir siyasi ortamı tetikleyecek davranışlarda, kasıtlı eylemsizliklerde ve söylemlerde’ bulunduğunu kaydetti.

    Birleşik Devletler Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu (USCIRF) tarafından yayınlanan 2021 raporunda, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, dini azınlıklara tüzel kişilik ve yönetim kurulu seçimi düzenleme haklarının verilmesi ve Halki Ruhban Okulu’nun açılması gibi kilit öneme sahip konularda çaba harcanmadığını vurgulandı.

    Söz konusu raporda, ‘Hükümet dini azınlıklar için düşmanca bir siyasi ortamı tetikleyecek davranışlarda, kasıtlı eylemsizliklerde ve söylemde bulunuyor’ ifadeleri yer aldı.

    “NEFRET SÖYLEMİ VE ŞİDDET EYLEMLERİNE TOLERANS GÖSTERİLİYOR”

    Raporda ayrıca hükümetin nefret söylemi ve şiddet eylemlerine de tolerans göstermeye devam ettiği vurgulandı. Mart ayında daha demokratik ve daha özgür bir Türkiye vaadiyle ilan edilen İnsan Hakları Eylem Planı’nın insan haklarının sağlanması açısından ‘kaçırılmış bir fırsat’ olarak nitelendirildi.

    Raporda Halki Ruhban Okulu’nun açılmaması, azınlık vakıflarının yönetim kurulu seçmesine izin verilmemesi, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması, örgün eğitimde sadece Sünni-islam öğretilerine yer verilmesinin sorun teşkil ettiği de aktarıldı.

    “ABD, TÜRKİYE’Yİ ‘ÖZEL İZLEME LİSTESİNE’ ALABİLİR”

    Raporda, Türkiye’de yaşayan 50 bin civarında ki Uygur’un 2017 yılında Türkiye ve Çin arasında imzalanan ‘Suçluların iadesi anlaşması’nın Meclis’te oylanarak kabul edilmesi halinde geri gönderilme durumunun olduğu da yer aldı.

    Raporun sonuç bölümünde ise, Türkiye’nin ciddi dini özgürlük ihlallerinde bulunması ya da göz yumması nedeniyle Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na, Türkiye’yi ‘özel izleme listesine’ alması tavsiye edildi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkedeki dini hoşgörü ve azınlıkların güvenliğine yönelik dini söylemleri ve sembolleri siyasi gücünü sağlamlaştırmak için kullanmaya devam ettiği belirtildi. Bununla birlikte hükümetin dini çeşitlilik yerine sadece Sünni-islam yorumuna destek vermeyi tercih ettiğinin de altı çizildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü!

    Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü!

    PİRHA-Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 20 Kasım 1989’da kabul edilmesiyle birlikte dünya genelinde her yıl 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak anılıyor. Peki Dünya Çocuk Hakları Günü tam olarak ne anlam ifade ediyor; detayları haberimizde.

    Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 20 Kasım 1989’da kabul edildi. Türkiye ise Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye 14 Eylül 1990’da imza attı.

    20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü, söz konusu sözleşmeyle birlikte çocuk haklarının yasalarca tanınmasının kutlandığı bir gündür. Bu gündeki asıl amaç; çocuk hakları ve bu haklara ulaşamayan çocuklar hakkında farkındalık oluşturmak olarak görülür.

    ‘ÇOCUK HAKLARI’ NE ANLAM İFADE EDİYOR?

    Çocuk hakları, kanunen veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, yaşama, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramdır.

    Çocuk hakları, insan hakları kavramının içinde ele alınması gereken bir konudur. Bugün, dünyanın birçok yerinde var olan insan hakları ihlalleri, çocuk boyutunda daha geniş kapsamlı ve büyüyerek, müdahale edilmesi daha zor bir şekilde yer almaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün belirttiğine göre; az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, emek sömürüsü, pornografi, şiddet, yasa dışılık gibi olumsuz etkenlerin dahilinde, çocuk hakları ihlalleri daha büyük boyutlarda olmaktadır.

    Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi ile şekillenmiştir. Günümüzde çocuk hakları ile ilgili olan uluslararası belge 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 193 ülke tarafından onaylanmış olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmedir.

    20 Kasım günü günümüzde Evrensel Çocuk Günü (Universal Children’s Day) veya Çocuk Hakları Günü olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında çeşitli ülkelerde farklı günlerde çocuk günü kutlanmaktadır.

    EĞİTİM VE SAĞLIK HAKKI

    Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin çok sayıda maddesi çocukların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerini desteklemektedir. Sözleşme’nin 6. maddesine göre her çocuk esas olarak yaşama hakkına sahiptir. İlaveten, 24. madde gereğince her çocuk ulaşılabilir en yüksek sağlık standartlarından; gerekli tedavi ve iyileştirme hizmetlerinden faydalanabilmelidir. İhmal edilen, terk edilen, istismara uğrayan ya da işkenceye tâbi tutulan çocukların iyileştirilmesi ve yeniden topluma kazandırmasından devletler sorumludur.

    Eğitim hakkı ise çocukların en önemli haklarından biridir. UNICEF’in 1999 tarihli raporunda da belirttiği gibi okuma-yazma bilmeme çok ciddi sorunlara neden olmaktadır. Anne ve çocuk ölümlerinin önde gelen etkenlerinden biri, annenin eğitim düzeyinin düşüklüğü veya okuma-yazma bilmemesidir. Kız çocuklarının okullaşma oranındaki 10 puanlık bir artış sonunda bebek ölüm hızı binde 4.1 azalmaktadır. Bu halde çocuğun en temel hakkı olan yaşama hakkı ile eğitim hakkı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır.

    Kız çocukların da gereksinimlerini karşılayacak ve kendilerine yaşam becerisi kazandıracak nitelikli eğitim görmeye hakkı vardır. Oysa tüm Dünya’da okula gitmeyen 6-11 yaşlarındaki 130 milyon çocuğun 73 milyonunu kız çocukları oluşturmaktadır.

    İsveç, Finlandiya ve Ukrayna başta olmak üzere pek çok ülke, çocuk haklarını korumaya yönelik şikayet merciileri oluşturmuştur. Çocuk hakları ihlallerinin değerlendirilmesine yönelik ilk şikayet mercii, 1981 yılında Barneombudet adı altında Norveç’te kuruldu. Başlıca görevleri arasında tehlike altında olan çocukların güvenliğini sağlamak, çocukların toplum içinde söz sahibi olmalarını teşvik etmek ve eğitim, sağlık, kültür gibi konuları esas alarak çocukların içinde yetiştikleri koşulları denetlemek olan ombudsman, yasalar çerçevesinde bağımsız ve tarafsız olarak hareket etmektedir. Ukrayna, dünyada çocukları bu merciiye atayan ilk ülkedir.

    ÇOCUK İŞÇİLİĞİ

    Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi’nin 9. maddesi, çocukların her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmasını ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamasını beyan etmektedir. Ayrıca, çocukların uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmamasını; sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak; fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmamasını gerektirmektedir.

    Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre dünya genelinde 200 milyondan fazla çocuk işçi bulunuyor. Bu ülkelerin başında ise Hindistan geliyor. Çocuk işçiler için en tehlikeli sektörler arasında tarım, inşaat ve madencilik yer alıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü, yaşları 5 ila 14 olan 132 milyon çocuğun tarım sektöründe çalışmaya zorlandığına ve bu nedenle eğitim ve sağlık olanaklarından yoksun kaldığına dikkat çekiyor. Ayrıca çocukların mafya ve çetelerin elinde; zorla gasp ve yankesicilik suçlarına yönlendirilmesi, duygusal istismarı göz önünde bulundurarak dilenciliğe teşvik ettirilmeleri verilecek örneklerden bazılarıdır.

    ÇOCUKLARIN YAŞAMA HAKKININ İHLALİ

    2003’ten bu yana, çocukken işledikleri suçlar nedeniyle Çin, İran ve ABD’de altı kişi idam edildi. Pakistan, Filipinler ve Sudan’da da çocuk suçlular infazı bekliyor. İran’da hâlen çocuk idamları sürmektedir.

    Savaşlar sebebiyle de çocukların hayatları altüst olmuştur. Bu etkilerin sonucunda sayısız çocuk ölmüş, birçoğu da sakat veya öksüz kalmıştır. Savaşlar nedeniyle çocuklar aç kalmış veya açlıktan ölmüştür. Milyonlarcası sevdiklerinden ayrılarak mülteci ya da yerinden-yurdundan edilmiş olarak, yollara dökülmeye zorlanmıştır. Çoğu; şiddet, korku ve zorluk dolu ortamda travma içinde yaşamaktadır.

    Binlerce çocuk cinayetlerde rol oynamaktadır. Eğitim hakkından yoksun kalan çocukların, topluma genel olumsuz etkisinin yanı sıra, suça eğilimli bireyler olma oranı yüksektir. Çoğu güvenlik güçleri ve silahlı muhalif güçler tarafından işe alınmış, diğerleri ise başka seçenekleri olmadığını düşündüklerinden gönüllü olmuşlardır. Deneyimsiz, korkusuz oluşları ve özellikle zor görevlerde kullanılmaları dolayısıyla çocuk askerler arasındaki ölü ve yaralı oranı çok yüksektir.

    UNICEF’in hazırladığı bir rapora göre çocuk ölümleri yapılan çalışmalar sonucunda giderek azalmaktadır. Buna göre dünyada 5 yaşından küçük ölen çocukların sayısı 2006’da, yılda 10 milyon barajının altına inerek 9,7 milyona düştü. Bütün bu gelişmelere rağmen Orta ve Batı Afrika’nınsa çocuk ölümlerinin en fazla görüldüğü bölgeler olmaya devam etmektedir. BM Nüfus Fonu’na göre Afrika kıtasında 5 yaşın altındaki her 1000 çocuktan 155’inin öldüğü belirtilirken bu çocukların büyük çoğunluğu kızamık, tetanos ve çocuk felci gibi, aşısı olan hastalıklar yüzünden ölüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan ile Biden, bir araya geldi!

    Erdoğan ile Biden, bir araya geldi!

    PİRHA-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi kapsamında, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ile Roma’da bir araya geldi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Biden’ın Erdoğan’a S-400 endişelerini ilettiği belirtildi.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden, Roma’daki G20 Liderler Zirvesi kapsamında görüştü. 20 dakika sürmesi öngörülen görüşmede Erdoğan, ABD Başkanı seçilmesinden bu yana Biden’la ikinci defa bir araya gelmiş oldu. Ancak görüşme, beklendiği gibi 20 dakika değil, yaklaşık 70 dakika sürdü.

    Beyaz Saray’a göre Biden, Erdoğan’a Türkiye ile yapıcı ilişkiler kurma ilişkileri sürdürme, iş birliği alanlarını genişletme ve anlaşmazlıkları etkin bir şekilde yönetme arzusunu dile getirdi. Görüşmede Suriye’deki siyasi gelişmeler, Afganistan’a insani yardım sağlanması, Libya’daki seçimler gibi konuların ele alındığını bildirdi.

    Zirvenin yapıldığı Nuvola Kongre Merkezi’nde basına kapalı görüşmede görüşmede, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da yer aldı.

    İNSAN HAKLARINA SAYGI VURGUSU!

    Beyaz Saray’dan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada, “Biden, savunma ortaklığını ve Türkiye’nin bir NATO müttefiki olarak önemini doğruladı; ancak Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemleri alımına ilişkin ABD’nin endişelerini not etti. Biden aynı zamanda, güçlü demokratik kurumların, insan haklarına saygının, barış ve refah için hukukun üstünlüğünün önemini vurguladı” ifadeleri kullanıldı.

    Anadolu Ajansı, Erdoğan’ın Biden ile görüşmesinde iki ülke ilişkilerini güçlendirmek ve geliştirmek için ortak mekanizma kurulması konusunda mutabık kalındığını bildirdi.

    GÖRÜŞME ÖNCESİNDEKİ GELİŞMELER

    Biden, görüşme öncesi fotoğraf çekimi sırasında ABD’li bir gazeteciden gelen “Türkiye’ye F-16’ları vermeyi planlıyor musunuz?” sorusuna “İyi bir sohbet gerçekleştirmeyi planlıyoruz” dedi.

    Görüşme öncesinde gazetecilere bilgi veren üst düzey bir ABD’li yetkili, Biden’ın Erdoğan’a, “aceleyle karar alınan adımların ikili ilişkilere fayda getirmeyeceği ve krizlerden kaçınılması gerektiği” mesajını vereceğini ifade etmişti.

    Reuters’a konuşan yetkili, geçtiğimiz hafta 10 büyükelçi krizine atıfta bulunarak, “Başkan kesinlikle, gelecekte o tür krizlerden kaçınmanın bir yolunu bulmamız gerektiğini ve aceleci davranışların ABD-Türkiye ortaklığı ile ittifakına fayda getirmeyeceğini söyleyecek” demişti.

    Yetkili, Erdoğan ABD Büyükelçisi’ni sınır dışı etmiş olsaydı iki lider arasındaki görüşmenin yapılmayacağını da ekleyerek, bu meselenin “en azından şu an için” çözüldüğünü belirtmişti.

    HABER MERKEZİ

  • Biden: Türkiye’nin harekatı IŞİD ile mücadeleye zarar veriyor

    Biden: Türkiye’nin harekatı IŞİD ile mücadeleye zarar veriyor

    ABD Başkanı Joe Biden, Türkiye’nin Suriye’deki harekatının IŞİD ile mücadeleye zarar verdiğini söyledi.

    Başkan Joe Biden, Suriye hakkındaki Ulusal Acil Durum halini bir yıl daha uzattı. Biden, konuyla ilgili Kongre’ye bildirim mektubunda Türkiye’ye de atıfta bulunarak, Türkiye’nin Suriye’deki harekatının IŞİD ile mücadeleye zarar verdiğini belirtti. Biden, acil durumun bir yıl daha uzatılmasını öngören kararı hakkında Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye mektup gönderdi ve gerekçelerini anlattı.

    Beyaz Saray’ın kararla ilgili açıklamasında, eski Başkan Donald Trump’ın 14 Ekim 2019’da 13894 sayılı kararnameyle, hem Suriye’deki hem de Suriye’yle ilişkili durumların, ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politikasına getirdiği alışılmadık ve olağanüstü tehditle baş etmek için ”Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası” uyarınca ulusal acil durum ilan ettiği hatırlatıldı.

    Biden da, bu durumun 14 Ekim 2021’den sonra da devam etmesine karar verdiğini kaydetti. Biden mektubunda, “Suriye’deki ve Suriye’yle ilişkili durumlar, özellikle de Türkiye hükümetinin Suriye’nin kuzeydoğusuna askeri taarruz düzenleme yönündeki eylemleri, IŞİD’i yenilgiye uğratma çabasına zarar veriyor, sivilleri tehlikeye atıyor; bölgede barış, güvenlik ve istikrarı zedeleme tehdidi barındırıyor ve ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politikasına karşı alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit oluşturmayı sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

    Biden, “Dolayısıyla, Suriye’deki ve Suriye’yle ilişkili durum hakkında 13894 sayılı kararnamede ilan edilen ulusal acil durumun devamının gerekli olduğuna kanaat getirdim” dedi.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Taliban’dan, üniversite öğrencisi kadınlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı

    Taliban’dan, üniversite öğrencisi kadınlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı

    PİRHA-Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban yayımladığı genelge ile kadın öğrencilerin yüzlerini peçe ile kapatmalarını ve siyah bir kıyafet giymelerini istedi.

    Amerika Birleşik Devletleri’nin çekilmesinden sonra Afganistan’da yönetimi devralan Taliban, bir genelge yayımlayarak, yüksek öğrenim gören kadınların yüzlerini peçe ile örtmeleri talimatı verdi.

    euronews‘ten Mustafa Bag‘ın haberine göre Taliban tarafından verilen genelgede kadınlardan peçe ile birlikte siyah bir kıyafet giymeleri de istendi.

    Sınıfların cinsiyetlere göre veya bir perde ile ayrılması gerektiği belirtilen genelgede, kadın öğrencilere sadece kadın hocaların ders verebileceği, bunun mümkün olmaması halinde ise ‘yaşı ileri’ ve ‘karakteri sağlam’ erkek hocaların ders verebileceği yer aldı.

    Söz konusu yönetmelik, 2001’de Taliban iktidarının sona ermesinden bu yana sayıları hızla artan özel okul ve üniversiteleri kapsıyor.

    “KADIN ÖĞRENCİLERİN DERSİ ERKEKLERDEN 5 DAKİKA ÖNCE BİTİRİLECEK”

    Hafta sonu yayınlanan yeni yönetmelikte kadınların burka giymesi yönünde bir emir bulunmasa da kadın öğrencilerden sadece gözleri görünecek şekilde, yüzün tamamını örten peçe takması isteniyor. Kararname, özel üniversitelerin imkanlarına göre kadın hoca istihdam etmelerini öngörüyor. Genelgede, “Kadın hoca istihdamı mümkün değilse, üniversiteler bu durumda davranışları iyi olan, yaşlı erkek hocaları işe almaya çalışmalı.” denildi.

    Ayrı sınıflarda eğitim almanın yanı sıra kadın öğrencilerin derslerinin erkek öğrencilerden 5 dakika önce bitirilmesi gerekiyor. Taliban’a bağlı Yüksek Öğretim Bakanlığınca yayınlanan yönetmelikte kadın hoca ve öğrencilerin, erkekler binayı boşaltıncaya kadar beklemesi gerekiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ABD Genelkurmay Başkanı Milley’den çarpıcı Taliban açıklaması

    ABD Genelkurmay Başkanı Milley’den çarpıcı Taliban açıklaması

    ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, bir gazetecinin “IŞİD-H ile mücadele konusunda Taliban ile iş birliği yapmanız ihtimal dahilinde mi?” sorusunu “Bu mümkün” diye cevapladı.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Taliban yönetimi ele geçirirken, hükümetin yakın zamanda açıklanacağı belirtiliyor.

    ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, son ABD askerinin Afganistan’dan çekilmesinin ardından basın toplantısı düzenledi.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin doğru olduğunu savunan Austin ve Milley, 124 binden fazla kişinin tahliye edilmiş olmasından gurur duyduklarını söyleyerek, Afganistan’da artık diplomatik bir sürecin işleyeceğinin altını çizdi.

    Milley, bir gazetecinin “İslam Devleti-Horasan (IŞİD-H) ile mücadele konusunda Taliban ile iş birliği yapmanız ihtimal dahilinde mi?” sorusuna “Bu mümkün. Savaşta, yapmak istediğinizi değil, görev riskini azaltmak için yapmanız gerekeni yaparsınız” ifadelerini kullandı. Savaşın zor, kötü, acımasız ve affedilmez olduğunu belirten Milley, “Hepimizin acısı ve öfkesi var. Son 20 yılda ve son 20 günde yaşananları gördüğümüzde bu acı ve öfke meydana getiriyor” cevabını verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dünya basınından Türkiye: Hükümet kendi çıkarları için Taliban’ı tanımaya hazır

    Dünya basınından Türkiye: Hükümet kendi çıkarları için Taliban’ı tanımaya hazır

    PİRHA – 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde de Ortadoğu’da devam eden savaş iklimi dünya gündemindeydi. Teksas basınında, Afganistan’dan ABD’nin çekilmesi ile Çin, Türkiye ve Rusya’nın tutumları ve diplomatik gelişmeler yorumlandı. Kültür ve sanat haberleri yapan The News Art ise Osman Kavala’nın tutukluluğunu haberleştirdi.

    War on the rocks sitesinde çıkan yazı, Türkiye’nin NATO ve ABD ile ilişkisini gergin ve muhalif olarak değerlendirdi. Haberin ilk paragrafı şu şekilde:

    “Eski bir atasözü der ki “Düşmanımın düşmanı, dostumdur.” Ancak Taliban güçlerinin Afganistan‘ın büyük bölümünün kontrolünü Eşref Gani hükumetinin elinden alması, ABD ile ilişkileri genellikle endişe verici, sık sık da muhalif üç ülke için işleri zorlaştırabilir. Muhtemelen Pekin, Ankara ve Moskova liderleri ABD -ve NATO- destekli rejimin parçalanmasına göz yaşı dökmezler. ABD’nin yirmi yıllık Afganistan’da ABD’ye ve Batı’ya sempati duyan rejim yaratma misyonuna dair her türlü umutlarını da yitirdiler.

    Ama Taliban’ın yükselişi her biri kendini bölgesel güç simsarları olarak gören Çin, Türkiye ve Rusya liderleri için kendi bölgelerinde de zorluklar yaratacak.

     Yazının devamında tek tek söz konusu ülkeler değerlendirilirken Türkiye için ise şu yorumlar yapıldı:

    “Türkiye hükumeti kendi çıkarları için hızla Afganistan’daki değişen olaylara uyum sağladı. Taliban’ı tanımaya ve Kabil’in yeni lideri ile ilişki kurmaya hazır.”

    Makalenin Türkiye ile ilgili bölümünün geri kalanı ise şöyle:

    “Türkiye‘nin Washington ile angajmanı, Türk ordusunun on yıldan fazla bir süredir askerlerinin bulunduğu Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı‘nda muharebe dışı bir mevcudiyetini sürdürme talebi etrafında dönüyordu.
    Bu askerler, ülkedeki tek uluslararası havaalanındaki uçuş operasyonlarını denetlemek de dahil olmak üzere, ABD’nin geri çekilmesinden sonra Afgan hükümetinin havaalanını yönetmesine yardımcı olacaktı.

    Bu müzakerelerin başlangıcında, Türk hükümeti, misyonunu kalkındırmaya çalışmak için NATO ve ABD’den mali tazminat talep etti. Onu dış saldırılara karşı korumak için bir Amerikan muharebe kuvvetleri birliğinin üssünde kalmasını talep etti. NATO yetkilileriyle yapılan görüşmelere göre, Ankara ayrıca bir Avrupa mevcudiyeti talep etmiş ve hem Macaristan hem de Gürcistan‘a kuvvet konuşlandırmak için yaklaşmıştı.

    Ankara ayrıca, havalimanı operasyonlarını devralma anlaşmasını tamamlamadan önce iki müttefiki Katar ve Pakistan ile birlikte çalışarak grubun desteğini kazanmak için Taliban ile müzakere etmeye çalıştı. Türkiye’nin Kabil’in düşmesinden önce Taliban ile ilişkisi, Ankara’nın Taliban’ın ülkeyi ele geçirmesinin ardından aldığı politika kararlarının habercisiydi. Kabil’in düşmesinden bu yana, çekilmenin tamamlanmasının ardından havalimanını işletmek için Türk-NATO anlaşması çöktü. Ancak Ankara, Taliban liderliği Ankara ile çalışmakla ilgilendiğini ifade ederse, havaalanını işletmeyi ve teknik destek sağlamayı teklif ederek Taliban’a benzer bir anlaşma önerdi. Taliban, Ankara’nın üsteki askerleri tutma teklifini geri çevirdi ve Türk kuvvetleri 25 Ağustos‘ta çekilmeye başladı. Geri çekilmeye rağmen, Türk liderliği ülkede sivil bir varlığın sürdürülmesi konusundaki çıkarlarını korudu ve Taliban’ın uluslararası destekle havaalanında varlığını sürdürme konusunda Türkiye ile müzakerelere devam ediyor.”

    Voice of America ise “Türk Yetkililer Göçmen Merkezlerinin Afgan Mültecilerle Dolu Olduğunu Söyledi” başlıklı haberi yayınladı. Yazıda, mültecilerin Türkiye’ye giriş hikayesine de yer verilirken, “Türk yetkililer de sınır dışı edilmelerinin haftalar veya aylar sürebileceğini söyleyerek, bundan sonra ne olacağını görmek için bekliyorlar. Türkiye’nin şu anda tamamı Afgan mültecilerle dolu 25 sınır dışı merkezi var ve sekiz tane daha inşa etmeyi planlıyor.” bilgisine yer verildi.

    Van İl Mülteci Bürosu genel müdürü Cuma Omurca ile yapılan konuşmadan bölümler sunan haber, “İnsan hakları sorunları nedeniyle onları geri gönderemiyoruz” diyor. Ancak işler yolunda giderse normal sınır dışı etmeye devam edeceğiz” dedi.

    The Guardian ise “Kıbrıs, Suriye elektrik santralinden Akdeniz petrol sızıntısına hazırlanıyor” başlığını attı. Gazete Kıbrıs’ı kuzeyinin Türk işgali altında olarak niteledi. “Türk işgali altındaki kuzey Kıbrıs’taki yetkililer, kıyı şeridine 20.000 ton petrolün yaklaştığını söylüyor” yazdı.

    Ayrıca haber içeriğinde yer alan bilgiye göre Kuzey Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Cemaliye Özverel Ekinci yerel TAK haber ajansına verdiği demeçte, “Deniz ekosistemi için tam bir felaket” dedi. Devamında da Ekinci, “Bu sorun sadece Kuzey Kıbrıs’ı ilgilendiren bir sorun değil, Güney ile birlikte hareket etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

    The Guardian’ın aktarımına göre, Suriye Elektrik Bakanı pazartesi günü hükümet yanlısı Al-Watan gazetesine sızıntının boyutunun iki ila dört ton arasında olduğunu söyledi. Bunun nedenini araştırmak için bir komisyon oluşturulduğunu da sözlerine ekledi.

    Kuzeydeki derin dalış merkezinin başkanı Erol Adalier, petrol birikintisinin adanın kuzeydoğu Karpaz yarımadasına – kumlu plajlar ve yemyeşil tepelerden oluşan vahşi bir bölge – yaklaştığını söyledi.

    Bloomberg ise “Türkiye Virüs Daralmasından Rekor Büyüme İle Geri Dönmeye Hazır” başlıklı haberine yer verdi. Haberin içeriğinde “BBVA Araştırma Büyük Veri Analizi başkanı Alvaro Ortiz, Türkiye’nin “sorunu büyüme değil, enflasyon” dedi. Hükümetin 2020’deki büyüme baskısı, para biriminin %20 oranında zayıfladığını ve tüketici enflasyonunun çift haneli olmasını sağladı. Bu yılki veriler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha düşük faiz oranları çağrıları sırasında fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcioğlu’nun karşılaştığı zorlukları ortaya koyuyor.” değerlendirmeleri yer aldı.

    Times Now News gazetesi de “Türkiye’nin çevresel başarısızlığı” başlığı ile Türkiye’de Ağustos ayı boyunca yaşanan yangınlar incelendi. Türkiye Orman Bakanlığı’nın bu yıl bütçesinden yangınla mücadele için 193 milyon lira ayırdığı bilgisi verildi. Bu tutarın, bugünün döviz kurunda kabaca 22 milyon dolara denk geldiği paylaşıldı.

    The Art Newspaper ise gündemine Osman Kavala’nın tutukluluğunu aldı. Yazı “Türkiyeli kültür aktivisti ve işadamı Osman Kavala, insan hakları örgütü Uluslararası Af Örgütü’nün “saçma” olarak nitelendirdiği bir davadan yaklaşık dört yıl hüküm giymesinin ardından Türkiye’de tutuklu bulunuyor.” şeklinde içeriğine başladı.

    Yazının bir kısmı şu şekilde:

    “Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Kavala, Ekim 2017’de İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı. Gaziantep kentinden dönüyordu ve burada Almanya’nın kültürel sosyal yardım kuruluşu olan Goethe Enstitüsü personeli ile bir projeyi tartışıyordu. Hükümet yanlısı gazeteler, Kavala’yı terör örgütlerini finanse etmek ve Türk ordusunun bir bölümünün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeye çalıştığı Temmuz 2016’da darbe girişimini destekleyen bir suç örgütünü yönetmekle suçluyor.

    Kavala’nın avukatları yaptığı açıklamada, Kavala’nın 1400 gündür tutuklu olduğunu söylüyor. Bu süre zarfında, üç ayrı suçlamayla yargılandı; ilk ikisi, 2013’te İstanbul Gezi Parkı’ndaki hükümet karşıtı protestoların organizatörü ve finansörü olmakla ilgiliydi. Kavala, Şubat 2020’de bu suçlamalardan beraat etti, ancak daha sonra “casusluk” suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı ve onu 2016’daki başarısız darbe girişimiyle ilişkilendirildi.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kabil’de çok sayıda patlama oldu: Ölü sayısı 100’ü geçti

    Kabil’de çok sayıda patlama oldu: Ölü sayısı 100’ü geçti

    PİRHA-Afganistan’da Taliban’ın kontrolü ele geçirmesinin ardından tahliyeler sürerken, Kabil Havalimanı’nın yakınında art ardına 7 patlama meydana geldi. Saldırıların ardından ölenlerin sayısının 100’ü geçtiği ifade edilirken, saldırıyı İŞİD üstlendi.

    Afganistan’da Taliban’ın kontrolü ele geçirmesinin ardından tahliyeler sürerken, Kabil Havalimanı’nın yakınında art ardına 7 patlama meydana geldi. Saldırıların ardından ölenlerin sayısının 100’ü geçtiği, yaralıların ise 500’ü geçtiği bildirildi. Yapılan saldırıyı ise İŞİD üstlendi.

    ABD resmi kaynakları en az 12 ABD askerinin saldırılarda hayatını kaybettiğini, 15 askerin de yaralandığını aktardı.

    Saldırıları kınayan Taliban, patlamanın ABD askerlerinin güvenliği sağladığı yerde gerçekleştiğini söyledi.

    Kabil’de çok sayıda patlama meydana gelirken Darulaman’da da silah sesleri duyuldu. Ancak çatışan tarafların kimler olduğu belirlenemedi.

    ABD resmi kaynakları, kentte duyulan son patlama seslerinin ABD güçlerinin kendi ekipmanlarını imha işlemi olduğunu açıkladı.

    Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, bombalı terör saldırıları olduğunu ve bu saldırılar dışındaki bazı patlamaların ise, ‘ABD güçlerinin havaalanı içinde kendi ekipmanlarını imha etmesinden’ kaynaklı olduğunu duyurdu.

    SALDIRIYI IŞİD ÜSTLENDİ

    Taliban’ın hızlı şekilde yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da düzenlenen saldırıyı IŞİD üstlendi.

    Örgüt, saldırıyı düzenlediği öne sürülen militanın fotoğrafını yayınlayarak eyleme yönelik bilgiler paylaştı. Açıklamada, militanın ABD askerlerinin 5 metre yakınında eylemi gerçekleştirdiği ifade edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Taliban’ın ilk günü: Kabil Havalimanı’nda 5 kişi yaşamını yitirdi

    Taliban’ın ilk günü: Kabil Havalimanı’nda 5 kişi yaşamını yitirdi

    Taliban’ın dün Afganistan’ın başkenti Kabil’e girmesinin, başkanlık sarayı ve kamu binalarının kontrolünü ele geçirmesinin ardından kentte panik havası sürüyor. Reuters, çok sayıda sivilin havalimanına kilometrelerce yürüyerek gittiğini duyurdu.

    Taliban’ın dün Afganistan’ın başkenti Kabil’e girmesinin, başkanlık sarayı ve kamu binalarının kontrolünü ele geçirmesinin ardından halk arasında panik yaşanıyor. Ülkeyi terk etmek isteyen binlerce kişi, dün akşamdan bu yana Kabil Uluslararası Havalimanı’na akın etmişti.

    Yoğunluğun sabah saatlerinde arttığı havalimanında sivillerin pistte toplandığı görülürken, tahliyeler için alanda bulunan ABD askerleri havaya defalarca ateş açmıştı. Binlerce kişinin akın ettiği ve piste çıktığı Kabil Havalimanı’nda 5 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. Hayatını kaybedenlerin, ABD askerlerinin açtığı ateş sonucu mu yoksa izdiham nedeniyle mi öldüğü henüz bilinmiyor.

    UÇAĞIN İNİŞ TAKIMLARINA TUTUNDULAR

    Taliban terör örgütünden kaçmaya çalışan kişiler kalkış sırasındaki ABD uçağının iniş takımlarına tutunarak binmeye çalıştılar. Birkaç kişi havadan düşerek yaşamını yitirirken 20 yıldır ABD’ye mütercimlik yapan Afganistan vatandaşları da yüzüstü bırakıldıklarını söyledi. Sosyal medyada bu görüntüler “İslam Cumhuriyeti’nden kaçış” şeklinde yorumlandı.

    TALİBAN ÜLKEDEN ÇIKIŞLARA İZİN VERMEYECEK

    Taliban ise Kabil Uluslararası Havalimanı’nın girişine gelerek, herkesin evlerine dönmesini istemiş ve şu anda uçuş yapılmayacağını açıklamıştı. Kara yoluyla diğer vilayetlere gitmek isteyenlerin de araç bulmakta çok zorlandığı, taşıma ücretlerinin iki katına çıktığı ifade edilmişti.

    Bir Taliban yetkilisinin Reuters ajansına yaptığı açıklamasında, “İnsanların kişisel güvenlikleri için silah bulundurmuş olmasını anlıyoruz. Artık güvende hissedebilirler” dedi.

    TALİBAN SÖZCÜSÜ BBC CANLI YAYININDA

    BBC sunucusu Yalda Hakim’i canlı yayında arayan Taliban sözcüsü Shuail Shaheen (Süheyl Şahin) ile konuştu. Şahin, “Tüm Afganların yer alabileceği katılımcı bir İslami hükümet kuracağız” dedi. Sözcü, Afganlara yönelik “intikam olmayacağını”, mülkiyetin güvence altında olacağını söyledi. BBC Türkçe’de yer alan habere göre yabancı hükümetlerin vatandaşlarını tahliye ettikleri Kabil havalimanında ne olacağı henüz belli değil. Taliban ayrıca kadınların eğitimine izin verileceğini, ancak burka veya benzeri giyim tarzını benimsemeleri gerektiğini söyledi.

    TÜRKİYE VATANDAŞLARI DÖNÜŞTE

    Ülkede bulunan Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden eden yabancı uyruklu vatandaşların tahliyesi için gece saatlerinde THY ait bir uçak ülkeye gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Nakliyat İş’ten ABD Büyükelçiliği önünde eylem: Katil ABD Küba’dan defol!

    Nakliyat İş’ten ABD Büyükelçiliği önünde eylem: Katil ABD Küba’dan defol!

    PİRHA- Nakliyat-İş Sendikası,  ABD’nin Küba’da yaratmaya çalıştığı provokasyonları ve ablukayı protesto etmek için Ankara ABD Büyükelçiliği önünde eylem yaptı. Küçükosmanoğlu burada yaptığı konuşmada, Küba halkının hiçbir zaman ABD emperyalistlerine boyun eğmediğini hatırlattı. 

    Nakliyat-İş Sendikası,  ABD’nin Küba’da yaratmaya çalıştığı provokasyonları protesto etmek için Ankara ABD Büyükelçiliği önünde bir eylem yaptı.
    Eyleme sendikanın Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, sendika yöneticileri, direniş yerlerinden temsilciler ve üye işçiler katıldı.

    “ABD’de Küba’dan Defol, Küba İşçi Sınıfı ve Halkı Yalnız Değildir” pankartı ve Fidel Castro, Che Guevara posterleri, Küba Bayrakları taşınan eylemde Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu bir basın açıklaması yaptı.

    Küçükosmanoğlu, ABD Büyükelçiliği önünde, üyesi bulundukları Dünya Sendikalar Federasyonu ve Küba Merkezi İşçi Sendikası’nın (CTC) birlikte aldığı karar doğrultusunda bulunduklarını, ABD’nin Küba’daki provakasyon girişimlerini protesto ettiklerini kaydetti.

    “ABD EMPERYALİZMİ İNSAN SOYUNUN BAŞ DÜŞMANI”

    ABD emperyalizminin tüm dünya halklarına kendi çıkarları için her türlü askeri, siyasi zulmü uyguladığını belirten Küçükosmanoğlu; Che Guevara’nın deyimiyle ABD Emperyalizminin insan soyunun baş düşmanı olduğunu ifade etti.
    Küçükosmanoğlu, Türkiye’de Ortadoğu’da, Latin Amerika’da ve dünyanın birçok köşesinde, dünya halklarının baş düşmanı olarak ABD’nin birçok savaştan, insanların katledilmesinden, göçmen durumuna düşürülmesinden sorumlu olduğunu dile getirdi.
    ABD’nin Sosyalist Küba’ya karşı son dönemde yapmaya çalıştığı emperyalist provokasyonlarını belirten Küçükosmanoğlu, ABD’nin ayrıca Sosyalist Küba’ya karşı 60 yıldan fazla süredir abluka uyguladığını, geçmişte Fidel Castro’ya yönelik yüzlerce suikast girişimini hatırlattı. Küçükosmanoğlu, bu tür girişimlere rağmen Küba halkının hiçbir zaman ABD emperyalistlerine boyun eğmediğini belirtti.

    Eylemin ardından, DSF tarafından 22 Temmuz 2021 tarihinde gerçekleştirilen ve Nakliyat-İş’in de katıldığı Küba halkıyla Uluslararası Dayanışma Konferansı’nın Sonuç Bildirgesi ABD Büyükelçiliği’ne posta yoluyla iletileceği kaydedildi.

    PİRHA/ ANKARA

  • ABD’de 7.2 büyüklüğünde deprem

    ABD’de 7.2 büyüklüğünde deprem

    ABD’nin Alaska yarımadasında 7.2 büyüklüğünde deprem yaşandı. Deprem sonrası tsunami uyarısı yapıldı.

    ABD’de şiddetli bir deprem yaşandı. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi ABD’nin Alasya yarımadasında meydana gelen depremin büyüklüğünü önce 8.1 olarak verirken, sonradan 7.2’ye düşürdü.

    Depremin yerin 35 kilometre derinliğinde meydana geldiği açıklayan merkez, bölgede tsunami uyarısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öldürülen Haiti Cumhurbaşkanı’nın eşi: Eşim kurşunlarla delik deşik olmuştu

    Öldürülen Haiti Cumhurbaşkanı’nın eşi: Eşim kurşunlarla delik deşik olmuştu

    Haiti Cumhurbaşkanı Jovenel Moise’nin 7 Temmuz’da öldürüldüğü saldırıda yaralanan Martine Moise, ABD’de tedavi gördüğü hastanede ilk defa açıklama yaptı.

    Saldırganların eşini kurşunlarla “delik deşik ettiğini” söyleyen Moise, saldırının çok hızlı bir şekilde gerçekleştiğini ve tek bir kelime bile konuşamadıklarını belirtti.

    Twitter hesabından bir ses kaydı paylaşan Moise, eşinin projelerine devam edeceğini açıkladı.

    Haiti, Cumhurbaşkanı Moise’in öldürülmesinin ardından kilit önemdeki altyapısının korunması için yabancı ülkelerden askerlerini göndermeleri için yardım istedi.

    Haiti hükümeti bu talebini ABD ve Birleşmiş Milletler’e iletti; ancak ABD şu aşamada askeri yardım göndermeye niyetinin olmadığını açıkladı.

    Haiti polisi Moise’in çarşamba günü 28 yabancı paralı asker tarafından öldürüldüğünü belirtmişti.

    Başkent Port-au-Prince’teki çatışma sonucunda 17 kişi yakalanmıştı. Kolombiyalı emekli askerlerin de olduğu bir grup militanın saklandıkları evde yakalandığı aktarılmıştı.

    ABD, askerlerini göndermese de suikastın araştırılması için FBI ve ABD İç Güvenlik Bakanlığı’ndan yetkilileri gönderdi. Suikastın ardından ülkede sivil karışıklık ortaya çıkarken halen olağanüstü hal devrede.

    SUİKASTIN NE SEBEPLE PLANLANDIĞI HENÜZ AÇIKLIK KAZANMADI

    Çarşamba günü sabahın erken saatlerinde silahlı bir grup, Cumhurbaşkanı Moise’i ve eşini konutlarına girerek vurmuştu. 12 kurşun yarası alan Moise olay yerinde yaşamını yitirirken ağır yaralanan eşi Martine acil müdahale için uçakla Florida’ya götürüldü.

    Perşembe günü Haiti polisi bazı zanlıları silahları, Kolombiya pasaportları ve diğer kanıtlarla birlikte bir basın toplantısıyla gazetecilerin önüne çıkardı.

    Emniyet Müdürü Leon Charles, “Yabancılar Cumhurbaşkanı’nı öldürmek için ülkemize geldiler. Kalan 8 zanlıyı da yakalamak için soruşturmamızı ve arama tekniklerimizi genişleteceğiz” diye konuştu.

    Ancak Haiti’nin geçici başbakanı Claude Joseph, 53 yaşındaki Cumhurbaşkanı’nın ülkedeki “oligarklara savaş açtığı için” hedef alınmış olabileceğini söyledi.

    Öte yandan Kolombiya hükümeti de bir açıklama yaparak zanlılardan en az 6’sının, Kolombiya ordusundan emekli olmuş göründüklerini bildirdi ve soruşturmada Haiti makamlarına destek sözü verdi.

    Haiti yetkilileri halen Amerika kıtasının en yoksul ülkesinde insanların sokağa dökülmesine yol açan bu suikastın arkasında kimlerin bulunduğunu araştırıyor.

    Kaynak: BBC

  • Hindistan’da Covid-19 nedeniyle rekor can kaybı!

    Hindistan’da Covid-19 nedeniyle rekor can kaybı!

    PİRHA-Hindistan’da Koronavirüs salgını hız kesmeden artıyor. Ülkede rekor can kaybına ulaşıldığı söylenirken son 24 saatte 6 bin 148 kişinin virüs nedeniyle yaşamını yitirdiği bilgisi paylaşıldı.

    Hindistan’da Covid-19 nedeniyle günlük en yüksek ölüm sayısı kayıtlara geçti. Ülkedeki en yoğun ölümün yaşandığı Bihar eyaletinde kriz alarmları çalarken can kayıplarına ilişkin son veriler de kamuoyu ile paylaşıldı.

    Covid-19 kaynaklı can kaybına dair rekor 12 Şubat’ta 5 bin 444 kişi ile Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanmıştı. Hindistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada ise toplam vaka sayısı 29,2 milyona can kaybı sayısı ise 359 bin 676’ya yükseldi.Ülkede günlük vaka sayısı 4 Nisan’da 100 bin 15 Nisan’da 200 bin, 21 Nisan’da 300 bin, 30 Nisan’da ise 400 binin üzerine çıkmıştı.

    EN FAZLA ÖLÜMÜN DÖRÜLDÜĞÜ 3. ÜLKE HİNDİSTAN

    Hindistan’da 16 Ocak’ta başlayan aşılama kampanyasında bugüne dek 239 milyon 60 bin dozdan fazla aşı yapıldı. Nüfusu 1,4 milyara yaklaşan ülkede aşılama, henüz salgını durdurabilecek düzeye ulaşmadı.

    Covid-19 verilerinin derlendiği “Worldometers” internet sitesine göre Hindistan, “dünyada en fazla vakanın görüldüğü ikinci, ABD ve Brezilya’nın ardından en fazla ölümün görüldüğü üçüncü ülke” konumunda bulunuyor.

    Kaynak: euronews

  • Suriye, devlet başkanlığı seçimleri için sandık başında

    Suriye, devlet başkanlığı seçimleri için sandık başında

    PİRHA-Suriye’de halk, devlet başkanlığı seçimleri için sandık başında. 21 yıldır iktidarda olan Beşar Esad’ın kazanmasına kesin gözüyle bakılan seçimlerin ‘sembolik’ olduğu yorumları yapılıyor.

    Suriye halkı, devlet başkanlığı seçimi için bugün oy kullanıyor. Ancak dünya kamuoyu, seçimlerin adil olmadığı fikrinde.

    ABD, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere dışişleri bakanları, seçimlerin adil ve özgür bir ortamda olmayacağını ve herhangi bir meşruiyetinin bulunmadığını açıkladı.

    Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın “Amerika’daki seçimlerden 1000 kat daha iyi” diye tanımladığı seçimde anayasa mahkemesi kararıyla adaylıkları ilan edilen 3 isim yarışıyor.

    Beşar Esad haricinde eski kabine bakan yardımcısı Abdallah Saloum Abdullah ve muhalefet partisinin başkanı Mahmud Ahmed Marei de seçimde yarışan isimler arasında bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hindistan için uluslararası yardım kampanyası başlatıldı

    Hindistan için uluslararası yardım kampanyası başlatıldı

    PİRHA-Koronavirüs salgınında, yıkıcı bir tablo ile karşılaşan Hindistan’da can kaybı 204 bini geçti. Ölümlere ilişkin kapsamlı kayıt tutulmadığına dikkat çeken uzmanlar, salgında ölenlerin sayısının çok daha fazla olduğunu ifade ettiler.

    Hindistan’da koronavirüs kaynaklı ölümler hızla artıyor. Son 24 saatin verilerine göre ülke genelinde 345 bin 398 yeni vaka tespit edildi, 3 bin 130 kişi öldü. Ancak açıklanan resmi rakamlarla naaşların yakıldığı krematoryumlarda tutulan kayıtlar arasında farklılıklar olduğu öne sürüldü.

    HİNDİSTAN İÇİN ULUSLARARASI YARDIM KAMPANYASI

    Salgın nedeniyle sağlık sisteminin çökme noktasına geldiği ülkeye uluslararası yardım kampanyaları başlatıldı. Hindistan ile iyi ilişkileri olmayan Çin ve Pakistan da komşu ülkeye yardım etmeye hazır olduklarını duyurdu.

    Hindistan’a 10 milyon dolar bağış yapacağını bildiren Kanada yönetimi, başta kişisel koruyucu ekipmanlarla solunum cihazı gibi öncelikli ihtiyaçların da temin edilebileceğini aktardı.

    İngiltere’de yaşayan Hintler, ülkelerindeki mücadeleye destek amacıyla bağış topladı. İngiliz hükümeti ise oksijen üreten konteyner büyüklüğünde 3 ünite yollayacağını duyurdu.

    ABD Başkanı Joe Biden da “Hindistan’ın ihtiyacı olan yardımları hemen göndereceğiz.” dedi. Salgının gidişatını yakından izlediklerini ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştüğünü anlatan Biden, ellerinden geldiği ölçüde bu ülkeye salgınla mücadele için destek olacaklarını belirtti.

    Hindistan’a aşı da göndereceklerini belirten Biden, isim vermeden Astra Zeneca aşısıyla ilgili gerekli süreci beklediklerini ve buna göre bu ülkeye önemli miktarda aşı göndermek istediklerini sözlerine ekledi.

    ULUSLARARASI SEYAHATLERE KISITLAMA

    Hindistan’da hızla artan vakalardan dolayı bu ülkeden yapılan uluslararası seyahatlere kısıtlamalar getirildi.

    İspanya, 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olacak şekilde, Hindistan’dan gelecek tüm yolculara 10 günlük zorunlu karantina uygulanması kararı aldı. Söz konusu yolcuların karantinayı evlerinde ya da otel odalarında geçirecekleri, temel ihtiyaçların alımı dahil, hiçbir şekilde bulundukları yerden çıkamayacakları kaydedildi. Karantinanın 7. gününde PCR testi yaptıranlar ve negatif sonuç alanlar, 10 günü tamamlamadan karantinadan çıkabilecek.

    Yemen hükümeti de Covid-19 tedbirleri kapsamında, Hindistan’a uçak seferlerini durdurma kararı aldı.

    Covid-19’la Mücadele Ulusal Yüksek Komisyonu, ikinci bir emre kadar Hindistan’a gidiş ve gelişlerin durdurulduğunu duyurdu. Yemen’deki sağlık kaynaklarından edinilen bilgiye göre, söz konusu kararda, Hindistan’dan gelen bir uçaktaki 7 Yemen vatandaşının Covid-19 pozitif çıkması etkili oldu.

    Kaynak: Euronews, AP

  • ABD Başkanı Joe Biden 1915’e ‘Soykırım’ dedi

    ABD Başkanı Joe Biden 1915’e ‘Soykırım’ dedi

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, “Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü”nün 106’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklamasında, 40 yıl sonra “soykırım” ifadesini kullanan ilk başkan oldu.

    Biden’ın 1915 Ermeni katliamının yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada iki defa “soykırım” ifadesi yer aldı.

    Biden, açıklamasında “Her yıl bu günde Osmanlı dönemindeki Ermeni soykırımında ölen herkesin hayatlarını hatırlıyoruz ve böylesi bir mezalimin yeniden yaşanmasını engellemeye bağlılığımızı ortaya koyuyoruz. Amerikan halkı, 106 yıl önce bugün başlayan soykırımda yok olan bütün Ermenileri onurlandırmaktadır.” ifadelerini kullandı.

    “Ermenilerin hikayesini onurlandırıyoruz. Acılarını görüyoruz. Tarihi teyit ediyoruz. Bunu suçlamak için değil, yaşananların tekrarlanmamasını garanti etmek için yapıyoruz” diyen Biden, açıklamasında daha önceki başkanların kullandığı “Büyük Felaket” ifadesine de yer verdi.

    Biden’ın 24 Nisan açıklamasının tamamı şöyle: “Her yıl 24 Nisan’da Osmanlı döneminde yapılan Ermeni Soykırımı’nda ölenleri anıyor ve böyle korkunç bir şeyin bir daha meydana gelmesini önlemek için bağlılığımızı yineliyoruz. 24 Nisan 1915’te Ermeni entelektüel ve toplum liderlerinin Konstantinapol’de Osmanlı yetkilileri tarafından tutuklanmasının ardından 1.5 milyon Ermeni sınır dışı edildi, katledildi ve yok edilme hedefi doğrultusunda ölümüne yürüdü. Meds Yeghern’in (Büyük Felaket) kurbanlarını yaşanan korkunç olayların tarihin yapraklarında kaybolmaması için onore ediyoruz. Ayrıca nefretin her türlüsünün aşındırıcı etkisine karşı hep gözümüzü açık tutmamız gerektiğini hatırlıyoruz.

    “AMERİKAN HALKI SOYKIRIMDA ÖLENLERİ ONORE EDİYOR”

    Hayatta kalanların birçoğu dünyanın çeşitli yerlerinde yeni evler ve yeni hayatlar bulmak zorunda kaldı. Bu yerlerin arasında ABD de vardı. Kuvvet ve direnç ile Ermeni halkı ayakta kaldı ve toplumlarını tekrar inşa etti. Geride kalan yıllarda Ermeni göçmenler ABD’yi sayısız yönde zenginleştirdi, ancak atalarını bizim kıyılarımıza getiren trajediyi unutmadı. Hikayelerini onore ediyoruz. Acılarını görüyoruz. Tarihi kabul ediyoruz. Bunu kimseyi suçlamak için değil ancak tarihin tekerrür etmediğinden emin olmak için yapıyoruz.

    Bugün kaybettiklerimizi anarken gözlerimizi aynı zamanda geleceğe, çocuklarımız için inşa etmek istediğimiz dünyaya doğru dikelim. Bağnazlık ve hoşgörüsüzlük gibi kötülüklerle kirlenmemiş, insan haklarına saygı gösterildiği, tüm insanların hayatını haysiyet ve güvenlik içinde yürütebildiği bir dünyaya. Bütün insanlar için iyileşme ve uzlaşmanın peşinde olalım. Amerikan halkı, 106 yıl önce bugün başlayan soykırımda hayatını kaybeden tüm Ermenileri onore ediyor.”

    PAŞİNYAN MEMNUNİYETİNİ DİLE GETİRDİ

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Biden’ın açıklamasını memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu.

    Bloomberg, ABD Başkanı Joe Biden’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıma niyetinde olduğunu ifade ettiğini aktarmıştı.

    Biden, geçen yıl başkan adayıyken yaptığı 1915 ‘Ermeni Soykırımı’ ile ilgili açıklamasında, yaşananları ‘soykırım’ olarak tanımlamış ve başkan seçilmesi halinde bu yöndeki bir Kongre tasarısına destek vereceğini ifade etmişti.

    Daha önce ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Vekili Jalina Porter, Washington’un yarın konuya ilişkin kararını açıklayacağını belirtmişti.

    2019 yılının aralık ayında ABD Senatosu’nda ‘Ermeni Soykırımı’nı tanıyan karar tasarısını oy birliğiyle kabul edilmişti.

    REAGEN SOYKIRIM DEMİŞTİ

    Eski Başkan Ronald Reagan, 22 Nisan 1981’de “Holokost Anma Günü” nedeniyle yaptığı açıklamada, Yahudi Soykırımı’nın kurbanlarını anmıştı.

    Açıklamada Reagan, “Öncesinde gerçekleşen Ermeni soykırımı ve sonrasında gelen Kamboçyalı soykırımı gibi Holokost’tan alınan dersler asla unutulmamalıdır” demişti.

    HABER MERKEZİ

  • TSK’dan Metina, Zap ve Avaşin bölgesine operasyon

    TSK’dan Metina, Zap ve Avaşin bölgesine operasyon

    PİRHA-Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) dün akşam saatlerinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi toprakları içerisinde bulunan Metina, Zap ve Avaşin başta olmak üzere birçok bölgeye havadan ve karadan operasyon düzenledi. Yerel kaynaklara göre operasyon bölgesi içinde kalan sivil yerleşim birimlerinin de etkilendiği kaydedildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), dün akşam saat 20.00 sıralarında Federe Kürdistan sınırında bulunan Metina bölgesine önce havadan sonra karadan operasyon başlattı. TSK, aynı saatlerde Avaşîn bölgesine asker indirmesi yaparken, sabah saatlerinde de Zap’a operasyon başlattı. Her üç bölgede de TSK ile HPG güçleri arasında yoğun çatışmaların yaşandığı kaydedildi.
    Sınır bölgelerine yönelik operasyonların ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı telefon görüşmesinden sonra gelmesi dikkat çekti. Basına yansıyan iddialara göre, görüşmede Biden 1915’te yaşananları “Ermeni Soykırımı” olarak tanımlayacağını Erdoğan’a iletti. Erdoğan’ın “soykırım” tanımasına ne karşılık verdiği bilinmezken, TSK askerleri dün akşam Federe Kürdistan Bölgesi sınırında bulunan üç bölgeye operasyon başlattı.

    METİNA’NA OPERASYON

    Fırat Haber Ajansı’nın yerel kaynaklara dayandırdığı habere göre, TSK ait savaş uçakları, Metina’nın Zendura bölgesine bağlı Derarê, Koordine ve Stuna alanları dün akşam saat 20.00’den sonra bombaladı. Sınır hattı üzerinde bulunan ve Kaşura hattı olarak bilinen bölge daha sonra helikopterler tarafından bombalandı. Helikopterler hareketliliğinin sürdüğü bölge, çevredeki sınır karakollarından da havan ve obüslerle vuruluyor.

    Hava saldırısından sonra Metina bölgesine bu kez helikopterler tarafından indirme yapılarak, karadan operasyon başlatıldı. İndirme yapan askerlere, Halk Savunma Güçleri’nin (HPG) karşılık verdiği belirtildi. Bölgede keşif uçaklarının hareketliliği de yoğun bir şekilde yaşanıyor.

    AVAŞÎN’E İNDİRME

    Metina’na yapılan operasyonla eş zamanlı olarak yine sınır bölgesinde bulunan Avaşîn alanı TSK tarafından yoğun şekilde vuruldu. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Avaşîn’e bağlı Mamreşo bölgesi bombalandıktan sonra gece yarısından itibaren bu kez Mamreşo Tepesi’ne asker indirme yaptı. HPG/YJA Star güçlerinin indirmeden sonra askerlere karşılık verdi. Bölgede yoğun çatışmalar yaşanıyor. Bombalamanın sürdüğü bölgede, büyük kayıpların olduğu kaydedildi.

    SABAH ZAP VURULDU

    Metina ve Avaşîn’den sonra sabah saatlerinde Zap bölgesine yönelik operasyon başlatıldı. Zap’a bağlı Qela Bêdewê, Şehît Munzur, Dola Nêrwe ve Kinyaniş alanlarını hedef alan TSK’nin operasyonu sürüyor.
    Her üç bölgede de hem çatışmalar hem de TSK’nin karadan ve havadan yoğun bombardımanı devam ediyor. Yerel kaynaklara dayandırılan bilgilere göre operasyon bölgesi içinde kalan sivil yerleşim birimlerinin de operasyondan olumsuz etkilendiği ve sivil can kayıplarının da yaşanabileceği kaydedildi.

    Heftanîn ve Xakurkê’den sonra geçtiğimiz Şubat ayında Garê’ye yapılan operasyonda TSK, HPG anakargahını hedef almıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Başarısız oldu” dediği operasyon sonucunda, 13 esir asker ve polis, 6 yıl tutuldukları yerlerinden cansız bedenleriyle Türkiye’ye getirilmişti. HPG yetkilileri, esir asker ve polislerin tutulduğu bölgenin yoğunca bombalandığını ve bombalamada kimyasal gazın kullanıldığını açıklamıştı ve Birleşmiş Milletleri’nden bölgede inceleme yapmasını istemişti.

     

  • HDP’den güvencesiz kapanmaya karşılık kanun teklifi: Bıçak kemiğe dayandı-VİDEO

    HDP’den güvencesiz kapanmaya karşılık kanun teklifi: Bıçak kemiğe dayandı-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, güvencesiz kapanmaya karşı tedbirlerin alınması amacıyla hazırladıkları kanun teklifine ilişkin TBMM’de basın toplantısı yaptı. Paylan, “Bıçak kemiğe dayandı ama yurttaşa destek yok” diyerek iktidarı eleştirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, pandemi sebebiyle kapanma kararına ilişkin hazırladıkları kanun teklifi hakkında Meclis’te basın toplantısı yaptı. Paylan, “Demokratik ülkeler, vatandaşına ‘evde kal’ derken onları ekonomik güvenceye aldı; esnafını, işçilerini ve çiftçilerini destekledi” dedi.

    Garo Paylan, Türkiye’nin yurttaşlarına en az destek veren ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Pandeminin birinci dalgasında AKP yurttaşlarımıza 5 kuruş destek vermedi, ikinci dalgada yalnızca işsizlik fonundan çok küçük destekler söz konusu oldu. O da yaraya merhem olmadı ve pandemide ilk iki dalgada yani ilk bir yılda dünyada Türkiye vatandaşına en az destek veren ülkelerden biri oldu. Bütçeden sadece 7-8 milyar lira destek verildi. Oysa ABD’de 2 bin, 3 bin katı destek yurttaşlara dağıtıldı. AB’de ise binlerce katı destek esnafa, işçilere ve çiftçilere dağıtıldı, yurttaşlar ekonomik güvenceye alındı” ifadelerini kullandı.

    “BIÇAK KEMİĞE DAYANDI AMA YURTTAŞA DESTEK YOK”

    Garo Paylan, iktidarın salgın yönetiminde yaptığı hatalar sonucunda en büyük dalganın yaşandığını belirterek şöyle devam etti:

    “Peki kapatma kararları ile birlikte yurttaşlarımız ekonomik güvenceye alındı mı? Hayır alınmadı. Üçüncü dalgada da bıçağın kemiğe dayandığı yurttaşlara destek yok. İşçilerimize, işsizlere 5 kuruş destek yok. Borç batağına batmış çiftçilere bir kuruş destek yok. Ay sonunu getiremeyen emeklilere 5 kuruş destek yok.”

    TÜM YURTTAŞLARIMIZA BİR NEFES ALDIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

    HDP’li Paylan, yurttaşların ekonomik güvenceye alınması için Meclise yasa teklifi verdiklerini söyleyerek şunları aktardı:

    “Bu yasa teklifi kapsamında üçüncü dalga kapatma kararlarında, daha önceki kapatma kararlarında olduğu gibi, desteklenmeyen yurttaşlarımızı ekonomik güvenceye almayı hedefliyoruz. Üçüncü dalga kapatma tedbirlerinin mağduru olan işçiye, çiftçiye, emekliye, esnafa ve tüm yurttaşlarımıza bir nefes aldırmayı hedefliyoruz.

    Kanun teklifimizle tüm işsizlere, 10 milyonun üzerindeki işsize, herhangi bir şart aranmaksızın nisan, mayıs ve haziran aylarında 3 bin TL doğrudan gelir desteği verilmesini öneriyoruz. En düşük emekli maaşının 3 bin TL’ye yükseltilmesini öneriyoruz. Çiftçilerinin Ziraat Bankasına ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçlarından 50 bin TL’sinin ertelenmesini değil silinmesini ve kamu bütçesinden karşılanmasını öneriyoruz.

    Faaliyeti duran veya kısıtlanan esnafa salgın süresince, yani kapatma ve kısıtlama tedbirleri süresince, her ay 5 bin TL doğrudan destekleme desteği verilmesini öneriyoruz. Yurttaşlarımızın bankalara olan kredi kartı ve diğer borçlarının faizsiz şekilde haziran sonuna kadar ertelenmesini öneriyoruz. Nisan, mayıs ve haziran döneminde tüm kira ödemelerinin dondurulmasını öneriyoruz; elektrik su, internet ve doğalgazın her haneye ücretsiz verilmesini öneriyoruz.

    Aynı şekilde 2021 boyunca işten çıkarmaların yasaklanmasını öneriyoruz. Pandeminin en yaygın olduğu dönemde kısa çalışma ödeneği durduruldu, bu ödeneğin 2021 sonuna kadar uzatılmasını öneriyoruz. Aynı şekilde KOD-29 gerekçesiyle işten çıkarılan tüm işçilerin işe geri alınmasını öneriyoruz. Pandemide vatandaşlarımız büyük sıkıntılar çekiyor. Bu iktidarın umurunda değil oysa bütün yurttaşlarımız için bıçak kemiğe dayanmış durumda.”

    “ERDOĞAN, 20 YIL SONRA YURTTAŞI ÇAY VE SİMİDE MUHTAÇ ETTİ”

    Garo Paylan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidara gelmeden önce “Vatandaşı bir çay bir simide muhtaç etmişti bu vicdansızlar” sözünü hatırlatarak “Ben de yıllar sonra onun için aynı cümleyi söylüyorum. Eğer bu rakamı yani 50 TL’yi yurttaşımıza reva görüyorsunuz siz de 20 yıl sonra yurttaşımızı bir çaya bir simide muhtaç etmiş olacaksınız, bundan vazgeçin. Yalnızca şu an görüştüğümüz torba yasada işten çıkarılan işçilere 100 TL vererek derdine derman olabiliriz. Ama bundan da öte Meclis bu yasa teklifimizi gündeme alıp yurttaşlarımızı ekonomik güvenceye almalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA