Etiket: açıklama

  • DİSK’ten Beşiktaş saldırısı açıklaması

    DİSK’ten Beşiktaş saldırısı açıklaması

    DİSK Genel Başkanı Kani Beko, İzmir’de 10 Aralık’ta İstanbul’daki bombalı saldırılarla ilgili basın açıklaması yaptı.

    Beko, Türkiye’nin kara ve acılı günlerinden birinin yaşadıklarını, katliamı şiddetle lanetlediklerini, ölenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilediklerini söyledi. Terör ve savaşı her gün lanetlemelerine karşın her gün insanları yitirmeye devam ettiklerini belirten DİSK Genel Başkanı Kani Beko, “Artık yeter! Bu ülke toprakları kana ve gözyaşına doydu” dedikleri halde kan ve gözyaşının durmadığını, tekrar tekrar aynı filmin izlendiğini, aynı acıların yaşandığını söyledi. Beko, 10 Ekim 2015 Ankara katliamında Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan en büyük kitle katliamlarından birine hedef olduklarını, dost, arkadaş ve çocuklarını toprağa verdiklerini kaydederek şöyle dedi:

    ‘ÜLKEYİ YILLARDIR TEK BAŞINA YÖNETENLERE SORMALIYIZ’

    “Yazık bu ülkeye, bu insanlara. Yazık bu güzelim topraklara. Ancak ‘yazık’ diyerek geçemeyiz. Bizler bu ülkenin yurttaşları olarak artık korkmadan, çekinmeden soru sormaya başlamalıyız. Katliamları omuz omuza lanetlerken yıllardır bu ülkeyi tek başına yönetenlere soru sormaktan da korkmamalıyız. Ben buradan soruyorum: Türkiye’de genel seçimlerin yapıldığı Haziran 2015’ten itibaren 20’nin üzerinde bombalı saldırıda yüzlerce yurttaşını yitirmiş olması tesadüf müdür? Neden Türkiye o tarihten itibaren şiddet sarmalına girdi? 7 Haziran 2015 seçimlerinde ‘tek başına iktidar’ çıkmadığı için kan akıyor dediler. Eğer iktidar partisine oy verilirse, tek parti iktidarı kurulursa kanın duracağını, kurulmazsa ‘kaos’ geleceğini söylediler. 7 Haziran’ı yok saydılar, yeniden seçime girdiler. Tek parti hükümetini de kurdular. Peki akan kan durdu mu, katliamlar bitti mi, terör son buldu mu? Hayır. Aksine tırmandı.”

    Kani Beko, yurttaşlık görevinin ülke topraklarının neden her gün kanla yıkandığını, neden gözyaşlarının dinmediğini, vaatlerin neden gerçekleşmediğini sormak olduğunu söyledi. Daha İstanbul’da yaralanan ve ölen insanlar yerden kaldırılmamışken ‘başkanlık’ açıklamaları yapanlara sorulması gereken sorunun “İnsanlar ölürken, siyasi hesaplar peşinde koşmak insanlığı öldürmek değil midir” olduğunu belirten Beko, istikrar vaadi ile yönetime gelen bir iktidarın, istikrar adına attığı her adımın Türkiye’yi daha da istikrarsızlaştırdığını sorgulamak zorunda olduklarını söyledi.

    ‘HESABINI SORMAK ZORUNDAYIZ’

    “Teröre karşı çözüm olağanüstü hal” diyenlere “Olağanüstü hal ile amacınız, terörü mü bitirmek sizin gibi düşünmeyen muhalifleri mi bitirmek” sorusunu sormak gerektiğine dile getiren Beko, “Gazeteciler hapiste, milletvekilleri hapiste, belediye başkanları hapiste, akademisyenler işsiz, öğretmenler işsiz ama büyük kentlerin göbeğinde yüzlerce kilo bomba yüklü araçlar patlamaya devam ediyor. Bunun hesabını sormak zorundayız. Bugün soru sormak, bir yurttaşlık görevi olduğu kadar insanlık görevidir. İçeride ve dışarıda savaşı, çatışmayı tercih eden politikaları, bu ülkenin kurucu ilkelerinden olan ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesinin neden terk edildiğini sorgulamak zorundayız. Korkmadan sormalıyız, korkmadan konuşmalıyız. Terörden de baskıdan da OHAL’den de korkmuyoruz. Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletinde insanca yaşamak, kardeşçe yaşamak, barış içinde yaşamak istiyorsak korkmadan, yılmadan omuz omuza vermeliyiz. Görmeyen gözler görsün, duymayan kulaklar duydun. Terörle, şiddetle, çatışmayla, savaşla bu ülkenin hiçbir sorun çözülemez. Bu insanlık dışı saldırıyı bir kez daha lanetliyor, kana ve gözyaşına doyan bu topraklarda acıların, ölümlerin artık son bulmasını diliyoruz” diye konuştu.

    Beko’nun basın açıklamasına TMMOB ve KESK temsilcileri de katıldı.

  • Mersin’de KESK ve İHD’den ortak 10 Aralık açıklaması

    Mersin’de KESK ve İHD’den ortak 10 Aralık açıklaması

    Mersin KESK şubeler platformu ve İHD Mersin Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü ve KESK’in kuruluş yıldönümü dolayısıyla ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamalarda ortak vurgu, OHAL’e, Şiddete, Savaşa karşı Barış, Emek ve Demokrasi mücadelesi sürdürme kararlılığı oldu.

    Mersin KESK şubeler platformu ve İHD Mersin Şubesi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü ve KESK’in kuruluş yıldönümü dolayısıyla özgür çocuk parkında bir araya geldi. Bir çok demokratik kitle örgütünün de destek verdiği açıklamayı ilk olarak İHD adına Ali Tanrıverdi yaptı.

    Tanrıverdi, 10 Ekim katliamında yaşamlarını yitirenleri anarak başladığı konuşmasına İHD, hafta boyunca, savaşa karşı barış, OHAL’e hayır, işkence ve kötü muamele yasağı, hapishanelerdeki hak ihlalleri ve hasta mahpuslar, insan hakları için mücadele, mülteci hakları, çocuk hakları, kadına karşı şiddetin önlenmesi, sokağa çıkma yasakları nedeniyle oluşan hak ihlalleri, keyfi gözaltılar, tutuklamalar ve milletvekili dokunulmazlıklarını gündeminde tutacak, bu konularda etkinlikler ve değerlendirmelerde bulunacak” dedi.

    İHD’nin yıl içinde açıkladığı raporları paylaşan Tanrıverdi şunlar dile getirdi:

    “ Türkiye, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından bir bütün olarak olağanüstü yönetim usullerinin yürürlüğe girdiği bir dönemi yaşamaktadır. Darbeler ve darbe teşebbüsleri geçmişle yüzleşememe/hesaplaşamamanın ve dolayısı ile sistemin demokratikleşememesinin bir sonucudur. Türkiye’nin çatışma ve gerilim üreten bir sisteme sahip oluşunun bir diğer nedeni ise siyasi iktidarların bir türlü tekçi resmi ideolojiyi terk etmemeleri ve militarist anlayıştan vazgeçmemeleridir.”

    Mersin‘de yaşanan hak ihlallerini de açıklayan Tanrıverdi,  “Türkiye’de hak ihlallerinin en yoğun olduğu kentlerin üst sıralarında Mersin gelmektedir” dedi. Tanrıverdi,  2016 yılında Mersin’de yaşanan hak ihlallerinin özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha da çoğalarak, yaygınlaşarak ve keyfileşerek uygulandığını belirtti.

    Ali Tanrıverdi çözüm, “Savaşların son bulduğu, barışın sağlandığı, Kürt sorununa onurlu bir çözümün getirildiği, demokrasinin kurum ve kurallarıyla işletildiği, insan temel hak ve özgürlüklerin sonuna kadar kullanılabildiği bir ülke, bir bölge yaratmaktır.” diye konuştu.

    Tanrıverdi’nin ardından konuşan KESK dönem sözcüsü Kenan Hazar da “KESK’in demokrasi, özgürlük, emek, kardeşlik, barış ve eşitlik yürüyüşü devam ediyor” diyerek 21. Kuruluş yıldönümünü kutladı. Açıklama, atılan sloganlarla son buldu.

     Diren Keser- MERSİN

     

  • AKP ve MHP yarın ortak açıklama yapacak

    AKP ve MHP yarın ortak açıklama yapacak

    AKP ve MHP, anayasa değişikliğiyle ilgili yarın ortak açıklama yapacak.

    Soruşturma önerge için 276, komisyon için 330 imza gerekecek. Komisyon çalışmalarını tamamladıktan sonra rapor Genel Kurul’a gelecek. Yüce Divan içinse 367 oyu aranacak.

    Cumhurbaşkanı’nın cezai sorumluluğu da olacak. Bunun için de 3 kademeli formül gerekiyor.

    Anayasa değişiklik paketinin bugün Meclis’e gelmesi bekleniyor.

    ORTAK AÇIKLAMA YAPILACAK 

    AKP’li Abdülhamit Gül ve MHP’li Mehmet Parsak yarın ortak açıklama yapacak.

  • İHD yöneticilerinin serbest bırakılmasını istedi

    İHD yöneticilerinin serbest bırakılmasını istedi

    Darbe girişimi sonrası muhaliflere yönelik tutuklama ve gözaltı furyasının insan hakları savunucularına da sıçradığına dikkat çeken İHD İzmir Şubesi tarafından düzenlenen basın toplantısında, tutuklanan ve gözaltında bulunan dernek üyelerinin serbest bırakılmaları istendi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, 2 aylık süre boyunca gerçekleşen hak ihlallerine ilişkin şube binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan İHD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Mehmet Aker, ülkenin 15 Temmuz’dan sonra OHAL ve KHK’lerle yönetildiğini hatırlatarak, cemaatin darbe girişimi denilerek başlanan bu olağanüstü uygulamanın hızlı bir şekilde yön değiştirdiğini ve tüm muhaliflere yöneldiğini ifade etti.

    HDP Eşbaşkanları ve milletvekilleri ile DBP’li belediye eşbaşkanlarının neredeyse tamamının tutuklandığını vurgulayan Aker, gelinen noktada ise ÖHD, ÇHD, MHD, Halkın Hukuk Bürosu, Kadın dernekleri, dayanışma dernekleri, yardımlaşma dernekleri, çocuk derneklerinin de aralarında bulunduğu birçok derneğin kapatıldığını anımsatıldı. Yine KHK’ler ile birçok sendikadan çeşitli nedenlerle binlerce çalışanın maaş kesim, kademe durdurma, sürgün, açığa alınma, ihraç, gözaltı, tutuklama gibi uygulamalara tabi tutulduğunu dile getiren Aker, İHD Şube üyelerinden Kadir Baydur, Mehmet Kuriş, Ali Düzgün Koçak, Tekin Çelik’in ihraç edildiğini, Maile Ariç, Yunus Kurt ise açığa alındığını kaydetti.

    İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI GÖZALTINDA

    İHD Şırnak Şube Başkanı Emrehan Uysal’ın İHD kapsamındaki basın açıklamaları gerekçe gösterilerek tutuklandığını aktaran Aker, yine Mardin Şube yöneticileri Avukat Seher Acay, Avukat Fevzi Adsız ve Genel Kurul Delegeleri Avukat Ziya Baği’nin 16 gündür gözaltında olduğunu gündeme getirdi. İnsan hakları haftasında üyelerinin derhal serbest bırakılmasını isteyen Aker, şunları söyledi:

    “Siyasal iktidardan İnsan Hakları Derneği yöneticileri ve üyelerinden ellerini çekmelerini istiyoruz. Hukuksuzca gözaltına alınan ve tutuklanan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.”

  • Okuldan uzaklaştırılan öğrenciler: Soruşturmalar geri çekilsin

    Okuldan uzaklaştırılan öğrenciler: Soruşturmalar geri çekilsin

    Mersin Üniversitesi’nde ülkü ocaklarının düzenlemek istediği Nihal Atsız anmasının protestosu sonrası gözaltına alınıp tutuklanan ve protestoya katılan 42 öğrenci daha okuldan 1 ya da 2 dönem uzaklaştırma cezası aldı. Okuldan uzaklaştırılan öğrenciler, üniversite yönetimine seslenerek “soruşturmalar geri çekilsin” dedi.  

    PİRHA- Geçtiğimiz yıl ülkü ocakları tarafından Mersin Üniversitesi Çiftlik Köy Kampüsünde düzenlenmek istenen Nihal Atsız Anması, öğrenciler tarafından protesto edilmiş, çıkan olaylar sonrası  birçok öğrenci gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Denetimli serbestlikle bırakılan öğrenciler eğitimine devam ederken, üniversite yönetimi öğrencilere okuldan uzaklaştırma cezası verdi. Öğrenciler bu karara itiraz ederek İHD Mersin Şubesi’nde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “İLERİCİ ÖĞRENCİLER HEP BASKIYA, ŞİDDETE, TACİZE UĞRADI”

    İHD ve Barış İçin Akademisyenlerinin de destek verdiği açıklamada öğrenciler adına konuşan Deniz Akbıyık, “ Bir buçuk seneyi aşkın bu süreç beraberinde, bütün üniversitelerde muhalif, devrimci, yurtsever, ilerici öğrencilere baskı, şiddet, taciz, sayısız soruşturmalar, uzaklaştırmalar, tutuklamalar getirdi” dedi.

    Akbıyık, “Tüm bu baskılar sadece öğrencilere değil aynı zamanda muhalif olan, savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunan, bilimsel özgürlüğü ve biat etmemeyi ilke edinmiş akademisyenlere de aynı derecede uygulandı. Üniversitelerde bu durum devam ederken yaşamın diğer tüm alanlarında da baskılar artarak devam ediyordu. OHAL ilan edilerek çıkarılan KHK’lerle kamunun her alanında tasfiyeler başladı, muhalif basına saldırılarak özgür basın kurumları kapatılıp muhalif olan tüm sesler bastırılmaya çalışıldı” şeklinde konuştu.

    “NİHAL ATSIZ OLAYI, PLANLI SÜRECİN BAŞLANGICI”

    Nihal Atsız olayının planlı bir sürecin başlangıcı olduğunu kaydeden Akbıyık, “Bu dönemle beraber Mersin Üniversitesinde bu bir buçuk yılı aşkın süre içerisinde bizim ulaşabildiğimiz 131 öğrenciye 373 dava açılmıştır. Süreç içerisinde uzaklaştırma alan arkadaşlarımızın sayısı 32 olup verilen uzaklaştırma cezalarının sayısı 50 yi aşmışken bu hafta nihal atsız protestosundan dolayı açılan soruşturmalardan 42 arkadaşımıza daha birer ve ikişer dönem olmak üzere uzaklaştırma cezası verilmiştir ve uzaklaştırma alan arkadaşlarımızın ders kayıtlarını yapmaması için ikinci yarıyıl ders kayıtları öne alınarak birinci yarıyılın başlarında yapılmıştır” dedi.

    “BİZLER YILMAYACAĞIZ”

    Konuşmasının sonunda Akbıyık, “Tüm bunları yaparlarken unuttukları bir şey vardı; başta söylediğimiz gibi bizler salt öğrenci değiliz. Bizler; yüreği savaşsız, sömürüsüz bir dünya umuduyla atan, 68’lerin anti-emperyalist ruhunu kuşanmış, özgür, bilimsel üniversite mücadelesine omuz veren, üniversitelerimizde emeği, bilimi, sanatı, özgürlüğü savunanlarız. Bizleri ne soruşturmalar ne tutuklamalar ne de uzaklaştırmalar yıldırabilir” dedi.

    Diren Keser- MERSİN

     

  • Doğan Grubu’ndan gözaltı sonrası ilk açıklama

    Doğan Grubu’ndan gözaltı sonrası ilk açıklama

    Doğan Grubu Kurumsal İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ahter Kutadgu, Doğan Holding Ankara Sorumlusu Barbaros Muratoğlu’nun gözaltına alınması sonrası bir açıklamada bulundu.

    Doğan Holding Ankara Sorumlusu Barbaros Muratoğlu’nun gözaltına alınması sonrası Doğan Grubu’ndan ilk açıklama geldi.

    Kurumsal İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ahter Kutadgu imzasıyla Doğan Grubu adına yapılan açıklama şöyle:

    “28 yıldır Grubumuz bünyesinde çeşitli görevlerde bulunan ve çalışkanlığı ile takdirimizi kazanarak son 2 yıldır da Doğan Holding Ankara Temsilcisi olarak görev yapan arkadaşımız Barbaros Muratoğlu hakkında bir soruşturmanın başlatıldığını öğrendik. Soruşturmanın niteliği ve detayları hakkında şu anda yeterli bilgiye sahip değiliz. Süreci yakından takip etmekteyiz.

    Bu soruşturmayı fırsat bilen bazı medya organlarının Doğan Grubu’na operasyon yapıldığı şeklinde yalan haberler yaptığını görmekteyiz. Geçmişte, başta haksız vergi cezaları olmak üzere FETÖ’nün kumpaslarına maruz kaldığı için ağır bedeller ödemiş ve bu örgüt unsurlarının bazı önemli davalardaki hukuk dışı uygulamalarına karşı çıkarak, yayınlarıyla bunları deşifre etmiş olan Grubumuzun söz konusu yasa dışı yapı ile hiçbir ilişkisinin olamayacağı açıktır. Bu gerçeğe rağmen Ankara Temsilcimiz Barbaros Muratoğlu ile ilgili yapılan yayınlar Grubumuz aleyhine bir karalama ve çarpıtma çabasına dönüştürülmek istenmektedir.

    58 yıldır iş hayatında ve 40 yıldır da medya sektöründe var olan köklü Doğan Grubu, her türlü teröre ve terör örgütlerine karşı devletimizin ve milletimizin yanındadır.

    Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesi ile ‘at izinin it izine’ karıştırılmaya çalışıldığı bir ortamda yüce yargımızın suçlular ile suçsuzları birbirinden ayıracak deneyim ve basirete sahip olduğuna inanıyoruz.

    Kamuoyunun bilgisine saygı ile sunarım.”

  • Kılıçdaroğlu’ndan yurt yangınına ilişkin açıklama

    Kılıçdaroğlu’ndan yurt yangınına ilişkin açıklama

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Adana’da Süleymancılara ait yurtta çıkan ve 11’i öğrenci 12 kişinin yaşamını yitirdiği yangına ilişkin açıklamada bulundu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adana’da 11 öğrenci ile bir eğitmenin hayatını kaybettiği yurt yangınıyla ilgili ”Aladağ’dan gelen haber yüreklerimizi parçaladı, bu acının tarifi yok. Öğrenci yurdunda yitirdiğimiz evlatlarımıza rahmet diliyorum” dedi.

    Kılıçdaroğlu, 11 öğrenci ve 1 eğitmenin hayatını kaybettiği yangına ilişkin, Twitter hesabı üzerinden şu mesajı paylaştı:

     

  • “TV 10’un kapatılması Alevi toplumuna karşı bir saldırıdır”

    “TV 10’un kapatılması Alevi toplumuna karşı bir saldırıdır”

    PİRHA- Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV 10 televizyonu çalışanları bu hafta 8. kez “Alevilerin sesi susturulamaz” sloganıyla saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda açıklama yaptı. Eyleme Pir Sultan Abdal Derneği İstanbul Şubeleri destek verdi. Eylemde bir açıklama yapan Eski Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, TV 10’un yayınının durdurulması Alevi toplumumuza karşı yapılmış bir saldırıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz.” dedi. 

    TV 10 televizyonu çalışanları, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile televizyonlarının kapatılmasını protesto ettikleri “Alevilerin sesi susturulamaz” eylemin 8’inci haftasında da Galatasaray Lisesi önünde biraraya geldi. “Alevilerin sesi TV 10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylem de sık sık “Özgür basın susturulamaz”, “Alevilerin sesi susturulamaz” sloganları atıldı.

    “Sazlar konuşsun silahlar değil” dövizlerinin taşındığı eyleme Pir Sultan Abdal Derneği İstanbul Şubeler Platformu, Dersim Gazetesi üyeleri ve çok sayıda kişi destek verdi.

    Eylemde konuşan Eski Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, “Kanunsuz, hukuksuz ve haksızca yayını karartılan TV 10 ile dayanışmak için bir arada olduklarını” dile getirdi.

    Bülbül açıklamasında şunları kaydetti:

    “TV 10 çalışanları ve onun hak mücadelesine gönül verenler haftalardır haklı taleplerini kitlelere ulaştırmak için eylem yapıyorlar. TV 10 kurulduğu günden bu yana ülke coğrafyamızda Alevi-Kızılbaş kültürünün yaşatılması ve sürdürülmesi adına yayın faaliyetini sürdüren, Alevilerin sesi soluğu olma görevini yerine getiren bir kurumumuzdur. TV 10’un yayınının durdurulması Alevi toplumumuza karşı yapılmış bir saldırıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz.”

    Açıklamanın ardından eylem, Alevi sanatçıların türküler söylenmesi ile son buldu.

  • Eğitim-Sen Mersin:  OHAL ve KHK hukuksuzluğuna son verilmelidir

    Eğitim-Sen Mersin: OHAL ve KHK hukuksuzluğuna son verilmelidir

    MERSİN PİRHA- Eğitim-Sen Mersin Şubesi 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla sendika binasında açıklama yaptı. Sendika adına açıklamayı okuyan Şube Sekreteri Mehmet Cemalettin Kıcır,  “Dünya çapında 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü olarak bilinmesine karşın, 12 Eylül sonrasında darbeciler tarafından ilan edilen “24 Kasım Öğretmenler Günü” olarak, tamamen sembolik ve göstermelik törenler ve söylemler eşliğinde kutlanmaktadır” dedi.

    Siyasi iktidar, aylardır on binlerce öğretmenin, eğitim ve bilim emekçisinin işine, ekmeğine, çalışma hakkına ve geleceğine yönelik hukuk dışı adımlar atmaktadır diyen Kıcır, “Bir taraftan OHAL KHK’ları ile öğretmenler hukuksuz bir şekilde işten atılırken, sendikal faaliyetleri nedeniyle açığa alınırken, diğer taraftan sözleşmeli öğretmenlik ile güvencesiz istihdamın yaygınlaşması sonucunda mesleğimiz ve geleceğimiz resmen ipotek altına alınmıştır” dedi.

    Kıcır, iktidarı laik-bilimsel eğitim karşıtı ve eğitimi dinselleştirmeyi hedefleyen eğitim politikalarına karşı çıkan, itiraz eden eğitim emekçilerinin darbe fırsatçılığı yapılarak cezalandırılmak istenmesi kabul edilemez olduğunu belirtti.

    Mehmet Cemalettin Kıcır, “Ömürleri darbelere karşı mücadele ile geçmiş, her darbenin ardından en ağır bedelleri ödeyen eğitim ve bilim emekçilerini hedef haline getirenler, tamamen hukuksuz ve suç teşkil eden bu tutumlarından derhal vazgeçmelidir. “dedi.

    Kıcır son olarak tüm eğitim ve bilim emekçilerini işimiz, mesleğimiz, iş güvencemiz ve geleceğimiz için dayanışmaya ve birlikte mücadeleye davet ediyoruz” dedi.

    20161124_124926

  • Mersin KESK : Demokratik mücadelemizi alanlarda yükselteceğiz

    Mersin KESK : Demokratik mücadelemizi alanlarda yükselteceğiz

    MERSİN PİRHA- Mersin KESK bileşenleri son çıkan Kanun Hükmünde Kararname ile birlikte ihraç edilen üyeleri için açıklama yaptı. Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya gelen KESK’e demokratik kitle örgütü temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri de destek verdi.

    KESK adına açıklamayı okuyan Tarım Orkam-Sen Şube Başkanı Kenan Hazar “29 Ekim ve 22 Kasım gecesi çıkarılan KHK’lerle binlerce üyemiz, akademisyen ve kamu emekçisi ihraç edilerek işinden atılmıştır. Bunlar KHK yapıcılarının insafına ve takdirine bağlı konular değildir” dedi.

    “Daha fazla izleyip bekleyemeyiz” diyen Hazar, hak için her tür demokratik mücadelemizi alanlarda yürüteceğiz ve yükselteceğiz dedi.

    Açıklamanın ardından eyleme destek veren CHP Mersin İl Başkanı Abdullah Özyiğit konuştu. Özyiğit gün geçmiyor ki bu ülkede listeler yayınlansın ve insanlar işinden ekmeğinden edilmesin diyerek ihraç edilen kişilerin laikliği, barışı, insan haklarını savunduklarını söyledi.

    Son olarak konuşan KHK ile işinden ihraç edilen BES şube başkanı Yusuf Kaya ise “onlar arzuluyorlar ki bizim yüzümüzde gülümseme olmasın, onlar arzuluyorlar ki zalimane uygulamalarına karşı ses çıkmasın, ama inadına ses çıkaracağız” dedi.

    i.mersinkesk1mersinkesk3

  • KESK Adıyaman İl Meclisi: KHK’lar AKP’nin elinde silaha dönüştü

    KESK Adıyaman İl Meclisi: KHK’lar AKP’nin elinde silaha dönüştü

    ADIYAMAN PİRHA- KESK Adıyaman İl Meclisi, Kanun Hükmünde Kararnameler ile kamu emekçilerinin ihraç edilmesini kınamak için basın toplantısı düzenledi.

    KESK Adıyaman il Meclisi OHAL kapsamında çıkarılan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Büro Emekçileri Sendikası Adıyaman il temsilcisi Şahin Mehmet Binicier, Büro Emekçileri Sendikası Adıyaman il temsilciliği Mali Sekreter Şah İsmail Harmancı, Adıyaman Vergi Dairesi İşyeri temsilcisi Sabri Tanrıverdi ve Kâhta Vergi Dairesi çalışanı Mehmat şah Tanık’ın ihraç edilmelerini kınamak için basın toplantısı düzenledi. KESK Adıyaman şube binasında basın toplantısında Eğitimsen Adıyaman şube Eşbaşkanı Ayşegül Yücetaş konuştu.

    Konfederasyonları ve bağlı sendikalarının açık bir saldırı ve baskı altında olduğunu belirten Yücetaş, “Sendikal hak ve özgürlükleri KHK’lar yoluyla ortadan kaldırılmıştır. Açık ki, Konfederasyonumuz sendikalarımız ve üyeler bu yolla biat etmeye zorlanmakta, sendikal eylem ve etkinliklerimizden dolayı pişman ettirilmeye çalışılmaktayız” dedi.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ KUŞATMA ALTINDA”

    KHK’lerin AKP’nin elinde bir silaha dönüştüğüne dikkat çeken Yücetaş, Ülkede seçim yapılmasına bile gerek kalmayacak şekilde AKP’nin gelecekte de iktidarda kalmasının zemininin hazırlandığını kaydetti. Yücetaş, “İçinden geçtiğimiz AKP faşizminde tüm demokratik ilke ve kurallar, temel hak ve özgürlükler ortadan kaldırılmış, kadınlara savaş açılmış, meclis işlevsizleştirilmiş, polis devleti ile tüm yaşam alanlarımız kuşatma altına alınmıştır. Adeta AKP’den habersiz bir yaprağın bile kıpırdamasına izin verilmemektedir. Nitekim Cumhurbaşkanı yüzde yüz denetim sağlanmadan OHAL’in kaldırılmayacağını ifade etmiştir. Denetimden kast edilen AKP hâkimiyeti olduğu uygulanmalardan kolayca anlaşılmaktadır” diye konuştu.

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE CEVAP VERECEĞİZ”

    Tüm bu uygulamalara karşı üyelerini yalnız bırakmayacaklarının altını çizen Yücetaş, “Bu puslu havayı fırsat bilerek ekmeğimize, işimize, aşımıza, geleceğimize yönelik geliştirilen saldırılara karşı fiili, meşru ve örgütlü mücadele ile cevap vereceğiz” diyerek hükümete kutuplaştırıcı siyasetine son vermesi çağrısında bulundu.

     

  • Böke’den ekonomik kriz uyarısı: OHAL ekonomimizi boğuyor

    Böke’den ekonomik kriz uyarısı: OHAL ekonomimizi boğuyor

    PİRHA- CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke Türkiye ekonomisini değerlendirmek üzere CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Selin Sayek Böke, ekonomide yaşanan durumun geçici olmadığını belirterek, “OHAL ekonomimizi boğuyor” dedi.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke konuşmasında şunları ifade etti:

    ‘TÜRKİYE BİR EKONOMİK KRİZİN EŞİĞİNDE’

    “İlk kez Türkiye’de ekonomik OHAL yaşandığını, Türkiye’nin bir ekonomik krizin eşiğinde olduğunun altını çizmek ve kamuoyunu aydınlatmak için sizlerle bir aradayız. Tek adam rejiminin çılgınlığı devam ederse eşiğinde olduğumuz bu real sektör krizi, hızla ve kolaylıkla bir mali krize ve takip eden bir bankacılık krizine dönüşebilir durumda. Bu ne 1994 krizine ne 2001 krizine ne de 2009 krizine benzemiyor. Bu bir real sektör krizi. Bugün göstergeler bize aynı şeyi söylüyor. Son haftalarda yaşıyor olduğumuz bu durum, ne yazık ki hükümetin söylediği gibi geçici değil. Bunu sadece siyasi kimliğimle söylemiyorum. Bunu hayatını ekonomistliğe adamış mesleğini konuşan bir insan olarak sizinle paylaşıyorum.”

    ‘ÇOK GEÇ KALMADAN…’

    “Kafasını kuma gömenler çok geç olmadan kafalarını o kumdan çıkartmalılar. Geçtiğimiz hafta açıklanan işsizlik verileri Türkiye’de yeni bir rekora işaret ediyor, işsizlik yüzde 11, 3’e ulaşmış. 3 milyon 493 bin kişi, çalışmak istiyor, iş arıyor ama bulamıyor. 2 milyon 514 bin kişi, iş dahi aramıyor.Türkiye’de 6 milyon 7 bin kişi çalışmaya hazır. Türkiye bununla son 6 yıllık işsizlik rekorunu kırıyor. Sadece yarım milyon kişi bu yıl işsiz kalmış”

    ‘OHAL EKONOMİMİZİ BOĞUYOR’

    “OHAL’in uzatılması siyasi risk yaratıyor. Ekonomimizi boğuyor. Türk lirasındaki en büyük değer kaybının yaşandığı günlere baktığınızda sorunun ne olduğu çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor. En büyük değer kaybı başkanlık tartışmasının alevlendiği gün yaşanıyor. En büyük değer kaybı AB ile, batı ile iplerin gerildiği gün yaşanıyor.”

    ‘MESELE AMERİKA’DA YAŞANAN SEÇİMLER DEĞİL’

    “Türkiyenin en büyük riski AKP iktidarının ta kendisidir. Hükümetin iddia ettiği gibi mesele Amerika’da yaşanan seçimler değil. Öyle olmadığının en büyük göstergesi, Türk lirası’nın kendisine benzeyen para birimlerine kıyasla daha çok değer kaybediyor olmasında gözüküyor. Kendisine benzeyen para birimlerinin 2 katı kadar değer kaybediyor. Türk Lirası’nın bu değer kaybı cebinizde dolar olsa da olmasa da hepimizi fakirleştiriyor. Türkiye’nin kısa vadede ödemesi gereken, 167. 8 milyar dolarlık bir borcu var. Bu borç hepimizin. Şirketler borçlu, dolayısıyla o şirkette çalışan işçiler de o şirketin borcuna ortaklar. Bu borç Türkiye’nin . Bu borç Türk lirası değer kaybettikçe çok daha pahalı. 2016’nın başında ödememiz gereken toplam borcun TL değeri, 493 milyar liraydı. TL’nin değer kaybıyla bugün ödememiz gereken borcun değeri, 570 milyar TL.”

    “TÜRKİYE’NİN DIŞ FİNANSMAN İHTİYACI, YILLIK 200 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE”

    “Musluklar kurudu. Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı, yıllık 200 milyar doların üzerinde. Finasman ihtiyacı arttıkça, üstelik finasman bulmanın zorlaştığı bir dönemde arttıkça, TL’nin değer kaybı artacak ve hızlanacaktır. Kaynak gelmeyince ekonomik sistem duruyor. Sadece musluklar kurumuyor, Türkiye’de ki para da tedirgin. Bu eğilim AKP’nin isteyerek kurduğu bir düzenin sonucu. Finansal piyasalarda zorluk dövizle sınırlı değil, geçtiğimiz haftalarda devlet borçlanmak üzere piyasaya gitti. Kendi kağıtlarına Türkiye Cumhuriyeti Devleti müşteri bulamadı. Geçen hafta yapılan hazine ihalesinde, hazinenin kapısını çalan olmadı. Sonunda hazine borcunu kamu bankalarına sattı. Üstelik son zamanlarda ödemediği kadar yüksek faizden. Bankalar zor durumda değilmiş gibi bir tablo çiziliyor ama, bilançolarında görünenin çok ötesinde riskler taşıdıklarını artık herkes biliyor.”

    ‘BİR KEZ DAHA GEREÇEĞİN İFADE EDİLMEDİĞİ, BİR SİYASETLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

    “AB’de ki ekonomik entegrasyon, dolayısıyla ortağı olan ülkelerde yaratacağı, kalkınma ve refah imkanı Şanghay denen yapıda yok. Bir kez daha gereçeğin ifade edilmediği, bir siyasetle karşı karşıyayız. Gerçeği inşa ederken dünyayı doğru okuyan bir iktidara ihtiyaç duyuyor şu anda. Bütün dünya ile iyi geçinebilen, yüzünü asla batıdan geri çevirmeyen bir gelecektir. Buna ekonomik olarak ihtiyacımız var.”

  • ‘Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tırnaklarına zarar gelirse sorumlusu Erdoğan’dır’

    ‘Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tırnaklarına zarar gelirse sorumlusu Erdoğan’dır’

    HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir, TBMM’de tutuklu milletvekillerinin cezaevi koşullarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Baydemir,  “Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tırnaklarına zarar gelirse bunun birinci dereceden sorumluları Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı olacaktır.” dedi. 

    HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir, TBMM’de tutuklu milletvekillerinin cezaevi koşullarına ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Baydemir, milletvekillerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kininden dolayı cezaevinde olduğunu savunarak, “Cumhurbaşkanı, bugün yaşadığımız durum sizin kininizin, kibrinizin, intikam alma duygunuzun sonucudur. Kininizden vazgeçin. Cumhurbaşkanı, çobanlık iddianız varsa o sizin iddianız ama bizim sürü olmama hakkımız da bakidir” ifadelerini kullandı.

    Baydemir’in açıklamasından satır başları şöyle:

    “Arkadaşlarımızın tutuklanma kararı daha önceden verilmiş. Hangisinin hangi cezaevine konulacağı daha önceden kararlaştırılmış. Ortada bir hukuk ve adalet yok.

    ‘SANDIKTA ALT EDEMEDİĞİNİ CEZAEVİNE KOYDU’

    “Bu talimatı veren sayın Cumhurbaşkanıdır. Sayın Cumhurbaşkanı size sesleniyorum; Demirtaş ve Yüksekdağ rakiplerinizdir. Sandıkta alt edemediğinizi cezaevine koymak bir darbedir.

    “15 Temmuz darbesi nasıl millet iradesine yönelik darbeyse, bu gün cezaevi konan arkadaşlarımızın yaşadığı da aynı şekilde darbedir. Bizler aynı zamanda Kürt halkının haklı davasının eşitlik, özgürlük, birlikte yaşam temelinde nihayete ermesi, çatışma zeminin bir bütün olarak ortadan kaldırılmasının çabalayıcılarıyız. Bu uğurda ödediğimiz ilk bedel değildir.

    “Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve milletvekillerimiz halkın yasal temsilcileridir. Ve bizim onurumuzdurlar. Eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz şu anda cezaevlerinde tecrit altında tutuluyorlar. AKP’li bir milletvekili, bir suikast olursa halk cezaevlerini basar diyor.

    Cumhurbaşkanı’na soruyorum, haberdar mısınız? Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tırnaklarına zarar gelirse bunun birinci dereceden sorumluları Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı olacaktır.

    Aslında eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz Cumhurbaşkanı’ndan daha özgür. Çünkü Cumhurbaşkanı kendi korkularının esiri. Cumhurbaşkanı, bugün yaşadığımız durum sizin kininizin, kibrinizin, intikam alma duygunuzun sonucudur. Kininizden vazgeçin. Cumhurbaşkanı, çobanlık iddianız varsa o sizin iddianız ama bizim sürü olmama hakkımız da bakidir.

    ‘Mili irade, milli irade’ diyorsunuz. Demirtaş ve Yüksekdağ milli irade değildir de nedir?”

    SORU- CEVAP

    (Demirtaş’ın cezaevindeki durumu) Bir risk olmasaydı bu açıklamayı yapmazdım. Çeşitli temaslarımız oldu ama sonuç alınamadı. Demirtaş neden Edirne Cezaevi’nde? Neden C blokta tutuluyor?

    Bugün Edirne F Tipi Cezaevi’nin almış olduğu tecrit kararı Diyarbakır ilgili savcılığın aldığı tecrit kararı bizlere başka bir hukuksuzluğun zeminin göstergesidir. Sakın ha sakın! Aklınızdan geçirmeyin! Bu felaketi başka bir felaketle gerçekleştirme düşüncesinden vazgeçin. Öyle görünüyor ki bambaşka bir saldırının, kaosun fitili cezaevleri üzerinden derinleştirilmeye çalışılıyor.”

    AKP İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın cezaevlerine yönelik baskınların olacağına dair yaptığı paylaşımlara işaret eden Baydemir, “Çok açık ve net diyorki, ‘halk cezaevlerine saldıracak ve bulunanları idam edecek’ Ben sayın Cumhurbaşkanı’na soruyorum. Siz bu bilgiden haberdar mısınız? Bu zemin hazırlamadan bizzati siz mi mesulsünüz? Adalet Bakanı, Sayın Başbakan siz bu işin neresindesiniz?” ifadelerini kullandı.

  • “ABF’ye yapılan hırsızlık olayı manidar”

    “ABF’ye yapılan hırsızlık olayı manidar”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Ankara’daki Genel Merkez binasına kimliği henüz belirlenemeyen kişilerin girmesine ilişkin Alevi Bektaşi Federasyonu Bileşenleri Adına; ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız kamuoyuna bir açıklama yaptı.

    Yıldız açıklamasında “Avrupa Birliği Projelerimizde kullandığımız iki diz üstü bilgisayarımız alınmış olup, kayıp evraklarımız ile ilgili tespit çalışmalarımız devam etmektedir. Çankaya Polis Merkezi tarafından Olay Yeri İnceleme ekiplerince, binada gerekli tahkikat yapılarak ilk tespitler tutanaklara geçirilmiştir” dedi.

    Bu hırsızlık olayını manidar bulduklarını belirten Yıldız, şunları ifade etti:

    “Bu girişimin sıradan bir hırsızlık vakası olmasını umut ediyor, yapan ve yaptıranların bir an önce bulunması için konunun takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”

  • Engin Gündük: Aleviler ateş çemberinin en korunda

    Engin Gündük: Aleviler ateş çemberinin en korunda

    Alevi Kültür Derneklerinin 12 Kasım Cumartesi günü yapılacak olan 11. Olağan Genel Kuruluna hazırlıklar devam ediyor. Yazılı bir açıklama yapan eski AKD Genel Başkanlarından Engin Gündük oluşturacakları liste ile seçime gireceklerini belirtti. 

    AKD GENEL KURULU 12 KASIM’DA

    PİRHA- Alevi Kültür Derneklerinin 11. Olağan Genel Kurulu’na hazırlıklar devam ediyor. Eski AKD  Genel Başkanlarından Engin Gündük yazılı bir açıklama yaparak oluşturacakları liste ile seçime gireceklerini açıkladı.

    “MÜCADELEMİZİ YÜKSELTMEK VE BAŞARMAK ZORUNDAYIZ”   

    Gündük açıklamasında, Türkiye’nin bir ateş çemberi içinde olduğunu, Alevilerin ise bu ateş çemberinin en kor ateşinde yandığına dikkat çekti. “El ele, el Hakk’a düsturu ile ‘Hak birlikte saklıdır’ şiarıyla, mücadelemizi yükseltmek ve başarmak zorundayız” diyen Gündük, mücadelede istenilen örgütlülüğün ve çalışmanın sağlanamadığının altını çizdi.

    “LİSTE ÇALIŞMASI KARARI ALDIK”

    Bütün bu sorunlar çerçevesinde, buna inanan ve el veren canlar ile beraber hareket ettiklerini belirten Gündük, 12 Kasım Cumartesi  günü  yapılacak olan AKD Genel Merkezi 11. Olağan Genel Kurulu’nda aday olup, liste çalışması kararı aldıklarını belirtti.

  • Faşizme karşı ODTÜ’lü akademisyenler ayakta!

    Faşizme karşı ODTÜ’lü akademisyenler ayakta!

    ODTÜ öğretim üyeleri de Türkiye’de gelişmelere karşı ayağa kalktı. Akademisyenler bir basın açıklaması yaparak, “ODTÜ’lü öğretim elemanları olarak talebimiz, demokratik, katılımcı, özerk, insan ve doğayla barışık üniversitedir. Bunun sağlanması için mücadele etmeyi topluma karşı bir sorumluluk ve görev kabul ediyoruz” dedi.

    Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ÖDTÜ) öğretim üyeleri cübbelerini giyerek üniversitenin Fizik Amfisi önünde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada; rektörlük seçimlerinin kaldırılmasına, HDP’li vekillere ve Cumhuriyet gazetesine yönelik tuutklamalara da değinilerek “kaygı verici siyasi müdahaleler yapıldığına tanık oluyoruz” denildi.

    Yaşanan sürecin kaygı verici olduğu belirtilen açıklamada “Bugün ülkemizde demokrasinin sürdürülmesi için yaşamsal öneme sahip kurumlara, parlamentoya, yargıya, siyasi partilere ve basın-yayın kuruluşlarına kaygı verici siyasi müdahaleler yapıldığına tanık oluyoruz” ifadeleri de yer aldı.

    ODTÜ öğretim üyelerinin ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği tarafından hazırlanan açıklama şöyle:

    “Demokrasi insanlık tarihinin en önemli kazanımlarından biridir. Farklılıklarla bir arada yaşamayı mümkün kılan bu kazanım, sancılı tarihsel süreçler sonunda elde edilmiştir. Bugün ülkemizde demokrasinin sürdürülmesi için yaşamsal öneme sahip kurumlara, parlamentoya, yargıya, siyasi partilere ve basın-yayın kuruluşlarına kaygı verici siyasi müdahaleler yapıldığına tanık oluyoruz. Bu süreç, son bir haftada yaşadıklarımızla yeni ve korkutucu bir evreye girmiş bulunmaktadır.

    Sürecin üniversiteye yansımalarından biri, 29 Ekim 2016 tarihinde yayımlanan 676 no’lu KHK ile, üniversite yönetimlerinin belirlenmesinde öğretim üyelerine söz hakkı tanıyan rektörlük seçimlerinin yürürlükten kaldırılması olmuştur. 2547 sayılı YÖK yasasında tanımlanmış halini dahi yeterli görmediğimiz bu uygulamanın kaldırılmasını demokrasinin toplumsallaşması ve kurumsallaşması açısından kabul edilemez buluyoruz.

    Ayrıca hatırlatmak isteriz ki, üniversitelerin toplum yararına bilgi üretebilmesi ve toplumsal gelişmeye katkı sağlaması için temel ön koşul özerkliktir. Bu nedenle, üniversitelerin özerkliği çağdaş dünyada anayasal güvence altına alınmıştır. Üniversite rektörlerinin seçimle belirlenmesi, yüksek öğretim elemanlarını toplumun diğer kesimlerinden ayrıştırmak üzere talep edilen bir ayrıcalık değildir. Aksine, kamusal bir hizmet olan eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerinin toplum yararına ve bilimsel bir temelde yapılabilmesinin gereklerindendir.
    ODTÜ’lü öğretim elemanları olarak talebimiz, demokratik, katılımcı, özerk, insan ve doğayla barışık üniversitedir. Bunun sağlanması için mücadele etmeyi topluma karşı bir sorumluluk ve görev kabul ediyoruz.”

  • HDP’den açıklama: Çağrımız iç savaşı önleme çağrısıdır

    HDP’den açıklama: Çağrımız iç savaşı önleme çağrısıdır

    HDP’li vekiller Mithat Sancar, Osman Baydemir ve Ayhan Bilgen, gece yarısı polis baskınıyla gözaltına alınan eş başkanalr ve milletvekilleriyle ilgili açıklama yaptı. HDP’li vekiller, bu olayın Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçeceğini söyledi.

    PİRHA- HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, “Dayanışma çağrımız bize destek çağrısı değildir, iç savaşı önleme, demokrasiyi kurtarma çağrısıdır” diye konuştu.

    BİLGEN: SİYASİ LİNÇ, FAŞİZAN REJİMİN AYAK SESLERİ

    15 Temmuz’un ardından darbe girişimini ‘Allah’ın lütfu’ olarak görenlerin asıl niyetinin bu olduğunu söyleyen HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen de, “Dün gözaltına alınan arkadaşların yargıdan kaçma diye bir derdi yok. Biz bu ülkede darbe koşullarının herkes tarafından görülmesini bütün dünya tarafından bilinmesini istediğimiz için ifade vermeye gitmedik” diye konuştu.

    Bilgen konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bir siyasi linç, bir kuşatma ve baskı, faşizan rejimin ayak sesleri olarak görüyoruz. Bundan sonrasında bu sürecin geleceğini belirleyecek olan demokratik çevrelerin, sivil toplumun, uluslararası kamuoyunun, Türkiye’de barıştan, demokrasiden yana olanların sesini yükseltmesiyle ancak bu süreç şekillenecektir. Buna boyun eğmeyeceğimizi bize oy veren herkesin, bizim duruşumuzu, tavrımızı önemseyen herkesin sergileyeceği tavırla bu faşizan baskıyı püskürtmesini istiyoruz. Dolayısıyla herkesi dayanışma içerisinde olmaya çağırıyoruz.”

    BAYDEMİR: ÖZGÜRLÜK TALEPLERİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

    HDP Şanlıurfa Milletvekili Baydemir ise, “Erdoğan’a sesleniyorum” dedi ve kendilerini değil tutuklamak, mengeneye de koysa özgürlük taleplerinden asla vazgeçmeyeceklerini söyledi. Baydemir, “Bizde iki emanet var, biri Allah’ın verdiği can, diğeri halkımızın verdiği temsiliyet. Bu emaneti kimsenin alma hakkı yok.” dedi.

     

     

  • Demirtaş: Beni ancak halkım sorgulayabilir

    Demirtaş: Beni ancak halkım sorgulayabilir

    Gözaltına alınan ve tutuklanma istemiyle mahkemeye sevkedilen HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Şaibelerle dolu bir siyasi geçmişe sahip olan Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargı tiyatrosuna figüran olmayı kabul etmiyorum” dedi.

    PİRHA- HDP’li vekillere düzenlenen gece yarısı operasyonunda gözaltına alınan Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildi. Demirtaş, savcıya verdiği ilk ifadesinde “Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım ve seçmenlerin siyaseten sorgulayabilir” dedi.

    Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Demirtaş’ın ifadesi şöyle:

    “İddia olunan suçlara ilişkin sorulacak sorulara cevap vermek istemiyorum. Bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz. Şahsımızı değil bizi seçen seçmen kitlelerini temsil ederiz. Şu anda da yasamanın parlamentonun dokunulmazlığa sahip bir üyesiyim. Milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim temsil ettiğim bu kimliğe ve halkın iradesine saygısızlık yapılmasına izin vermem mümkün değildir. Ben adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap vermekten asla çekinmiyorum. Veremeceyeğim hiçbir hesabım da yoktur. Ülkemizde yargının saygınlığı ayaklar altında iken düğmesiz olan cübbelerini iliklemeye çalışan böylesi bir yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul etmeyeceğim. Sizin şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiçbir tereddütüm ve saygısızlığım yoktur. Ancak şaibelerle dolu bir siyasi geçmişe sahip olan Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargı tiyatrosuna figüran olmayı kabul etmiyorum. Soracağınız hiçbir soruya cevap vermeyeceğim. Yapacağınız hiçbir yargılama faaliyetinin adil olacağına inancım yoktur. Benim buraya getirilmem bile hukuk dışıdır. Siyasetçilerin siyaset arenasındaki muhatapları yine siyasetçilerdir. Yargı mensupları değildir. Bu anlamda sizler evrensel ve demokratik hukuk ilkelerine ve Türkiye’nin imzalamış olduğu aynı zamanda bir Anayasa hükmü de olan uluslararası anlaşmalara bağlı olması gereken yargı mensupları olarak siyasi oyunların ve tezgahların parçası olmayı reddetmelisiniz. Sizden hiçbir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım ve seçmenlerin siyaseten sorgulayabilir.”