Etiket: açıklama

  • İPSD ve SEVDER İzmir Şubesi’nden Madımak anması-VİDEO

    İPSD ve SEVDER İzmir Şubesi’nden Madımak anması-VİDEO

    PİRHA- İPSD İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği ile SEVDER İzmir Şubesi tarafından Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Yamanlar Mahallesi’nde anma etkinliği düzenlendi. Yürüyüşün ardından yapılan açıklamada, Madımak Katliamı’nın Cumhuriyet’e, laikliğe ve aydınlanmaya yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı.

    Anma programı kapsamında yurttaşlar, Yamanlar Mahallesi Kubilay Caddesi Okul Durağı önünde bir araya geldi. Buradan Nazım Hikmet Parkı’na yürüyen katılımcılar, parkta düzenlenen anma programına katıldı. Etkinlik, daha sonra dernek binasında gerçekleştirilen sohbetle devam etti.

    “PİR SULTAN MAZLUMLARIN DİRENİŞİNİN ADIDIR”

    Ortak açıklamada, Pir Sultan Abdal’ın zulme boyun eğmeyenlerin simgesi olduğu belirtilerek, 2 Temmuz 1993’te Sivas’a giden aydınların, sanatçıların, şairlerin ve genç semahçıların Pir Sultan’ın mücadele geleneğini yaşatmak amacıyla orada bulunduğu ifade edildi.

    “MADIMAK’TA CUMHURİYET VE LAİKLİK HEDEF ALINDI”

    Açıklamada, Madımak Katliamı’nın planlı bir saldırı olduğu belirtilerek, Madımak Oteli’nin saatler boyunca kuşatma altında tutulduğu ve katliamın kamuoyunun gözleri önünde gerçekleştiği hatırlatıldı.

    Katliamın yalnızca 33 canı değil, Cumhuriyet’i, laikliği, aydınlanmayı, sanatı ve düşünce özgürlüğünü hedef aldığı belirtilen açıklamada, dönemin siyasi sorumlularının ve katliam sonrasında cezasızlık politikalarının eleştirildiği ifade edildi.

    “SİVAS’IN IŞIĞI SÖNMEYECEK”

    Aradan geçen 33 yıla rağmen Madımak’ta yaşamını yitirenlerin mücadelesinin sürdüğü belirtilen açıklamada, Kerbela’dan Maraş’a, Çorum’dan Gazi’ye ve Gezi’ye kadar yaşanan katliamların unutulmayacağı vurgulandı.

    Anma etkinliği, Nazım Hikmet Parkı’ndaki konuşmaların ardından katılımcıların dernek binasında bir araya gelerek Madımak Katliamı ve güncel gelişmeler üzerine gerçekleştirdiği sohbetle sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Dersim Barosu: 1993, cevap bekleyen soruların ve tamamlanmamış adaletin adıdır!

    Dersim Barosu: 1993, cevap bekleyen soruların ve tamamlanmamış adaletin adıdır!

    PİRHA- Dersim Barosu, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, 1993 yılının suikastlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yakılan köyler ve Madımak Katliamı ile Türkiye tarihinin en karanlık yıllarından biri olduğunu belirterek, geçmişle yüzleşmenin ortak geleceğin inşası için zorunlu olduğunu vurguladı.

    Dersim Barosu Yönetim Kurulu, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Çoğumuzun hayatını yeni yeni anlamlandırdığı 1993 çok şey hatırlatır insana. Sokak ortasında vurulanlar, kalemi susturulanlar, kurşunlananlar, diri diri yakılanlar… İnsanın büyümeyi unuttuğu, Türkiye tarihinin en karanlık yılı” denildi.

    1993 yılında peş peşe gelen suikastlar ve faili meçhul cinayetlerle bir dönemin acı simgesinin oluştuğu belirtilen açıklamada, gazetecilerin, siyasetçilerin, aydınların, iş insanlarının, insan hakları savunucularının ve yurttaşların hedef alındığı ifade edildi.

    Açıklamada, “Kimi evinin önünde, kimi sokakta, kimi aracında, aydınlar ise otelde yakılarak katledildi. Her cinayetin, her katliamın ardından benzer, tanıdık cümleler kuruldu: ‘Araştırılıyor.’ ‘Soruşturma sürüyor.’ ‘Failler bulunacak’” ifadelerine yer verildi.

    “FARKLI OLMAK BİLE HEDEF HALİNE GELMEYE YETİYORDU”

    Dersim Barosu, 1993’ün korkunun gündelik hayatın parçası hâline geldiği yıllardan biri olduğunu belirterek, insanların yalnızca can güvenliğini değil, düşüncelerini ifade etme cesaretini de kaybetmeye başladığını vurguladı.

    Açıklamada, “Çünkü kimi zaman bir yazı, kimi zaman bir türkü, kimi zaman sadece farklı olmak bile hedef hâline gelmeye yetiyordu” denildi.

    Baro açıklamasında, 1993 yılının Uğur Mumcu suikastı ile Turgut Özal’ın ani ölümüyle derin sarsıntılar içinde başladığı belirtilerek, “Ülke, art arda yaşanan sarsıcı olayların ardından giderek daha kutuplaşmış, daha gergin ve daha kırılgan bir siyasal iklime sürüklenmişti. İşte Madımak Katliamı, böyle bir atmosferde meydana geldi” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada, “Aydınların yakılması; hukukun üstünlüğüne olan inancı, farklılıklarla birlikte yaşama umudunu ve devletin herkesi eşit biçimde koruyacağına dair güveni de ağır biçimde sarstı” denildi.

    Baro, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in katliamın ardından yaptığı açıklamaların da uzun yıllar etkisini sürdürdüğünü ifade etti.

    “1993, ORTAK HAFIZANIN ADIDIR”

    Dersim Barosu açıklamasında, “1993… Suikastlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yakılan köyler, toplumsal kutuplaşma ve sonunda Madımak’ta yükselen alevler… Hepsi aynı dönemin farklı yüzleri olarak hafızada yerini koruyor” denildi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bir ülkenin geleceği, geçmişindeki acıları inkâr etmeden konuşabilmesiyle güçlenir. 1993… Cevap bekleyen soruların, tamamlanmamış adaletin ve unutulmaması gereken bir ortak hafızanın adıdır.”

    Dersim Barosu, açıklamasının sonunda Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canın isimlerini anarak, “Ülkenin sesi, sözü, ezgisi, şiiri ve ortak vicdanı olan 33 canın bıraktığı miras; halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve birlikte yaşama iradesini yaşatmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    Baro, açıklamasını “33 Can’a sevgiyle ve özlemle” sözleriyle tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • DAKB: İstismarcıları değil çocukları, kadınları ve engellileri koruyan adalet istiyoruz!

    DAKB: İstismarcıları değil çocukları, kadınları ve engellileri koruyan adalet istiyoruz!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in sağlık gerekçesiyle tahliye edilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. DAKB, kararın cezasızlık politikalarının ve devletin uyguladığı çifte standardın bir göstergesi olduğunu belirterek, çocukların, kadınların ve engelli bireylerin korunmadığı bir düzende adalet duygusunun her geçen gün yara aldığını vurguladı.

    DAKB tarafından yapılan açıklamada, İsmailağa Cemaati’nin Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, 6 yaşındaki kızı H.K.G.’nin 29 yaşındaki müridi Kadir İstekli ile sözde “evlendirilmesi” yoluyla yıllarca cinsel istismara maruz bırakılmasına neden olduğu hatırlatıldı. Bu nedenle yargılanan ve tutuklanan Gümüşel’in kısa süre önce sağlık sorunları gerekçesiyle tahliye edildiğinin ortaya çıktığı belirtildi.

    Açıklamada, “Bir çocuğun yıllarca istismar edilmesine sebep olan bir kişinin, devlet ve yargı tarafından sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması; buna karşılık siyasi tutsakların, düşünürlerin ve gazetecilerin ağır sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmemesi, devletin uyguladığı çifte standardın açık bir göstergesidir” denildi.

    DAKB, 33 yıl önce Madımak Oteli’nde katliam gerçekleştiren bazı faillerin de sağlık gerekçesiyle tahliye edildiğini hatırlatarak, Yas-ı Matem ayında ve Madımak Katliamı’nın yıldönümü öncesinde verilen bu kararın toplumsal vicdanı yaraladığını ifade etti.

    Açıklamada, H.K.G. gibi daha birçok çocuğun benzer istismarlara maruz kalmasında sakınca görmeyen çevrelerin etkisinin, çocuk istismarcılarının cezasız kalmasına hizmet ettiği belirtilirken, Cübbeli Ahmet’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım da dikkat çekici bulundu. DAKB, paylaşımda yer alan “Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâallah bunda olumlu bir tesiri olmuştur diye düşünüyorum” sözlerine işaret etti.

    “ERKEK EGEMEN DEVLET YAPISI İLE TARİKATLAR ARASINDAKİ İLİŞKİYİ GÖSTERİYOR”

    DAKB, tahliye kararının erkek egemen devlet yapısı ile tarikatlar arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin kadınlar ile çocuklar üzerindeki sonuçlarını gözler önüne serdiğini belirtti.

    Açıklamada ayrıca Batman’daki Özel Batman Şifa Bakım Merkezi’nde engelli bireylere yönelik cinsel istismar, işkence, kötü muamele ve şüpheli ölüm iddialarına dikkat çekildi. Kurumda kalan engelli bireylerin sistematik hak ihlallerine maruz bırakıldığı yönündeki ağır iddialar karşısında etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütülmediği belirtilerek, mağdurların sesini duyurmaya çalışanların baskı altına alındığı ve insan hakları ihlallerinin üzerinin örtülmeye çalışıldığı ifade edildi.

    “ADALET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN YARA ALIYOR”

    Rojin Kabaiş, Gülistan Doku ve Narin Güran dosyalarına da değinilen açıklamada, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, engellilere yönelik şiddet ve kurumlarda yaşanan hak ihlallerinin cezasız bırakıldığı bir düzende adalet duygusunun her geçen gün yara aldığı vurgulandı.

    Kadınların, çocukların ve engelli bireylerin yarın güvende olacağını söylemenin mümkün olmadığı belirtilen açıklamada, kadın örgütlülüğü ve kadın dayanışmasının her zamankinden daha büyük önem taşıdığı kaydedildi.

    DAKB açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Biz Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak diyoruz ki; cezasızlık politikalarına karşı kadınların sesi yükseldikçe karanlık ilişkiler açığa çıkmakta, çocukların ve engellilerin hakları daha güçlü savunulmakta ve adalet talebi büyümektedir.

    Bizler biliyoruz ki hiçbir çocuk yalnız değildir, hiçbir kadın yalnız değildir, hiçbir engelli birey yalnız değildir. Adalet sağlanana, çocuklar, kadınlar ve engelli bireyler güven içinde yaşayabilene kadar mücadele edeceğiz. Tekrar ediyoruz; istismarcıları değil çocukları, kadınları koruyan adalet istiyoruz.”

    HABER MERKEZİ

  • DAD İstanbul Şubesi’nden açlık grevindeki öğretmenlere destek: Bu ses bir vicdan çağrısıdır!

    DAD İstanbul Şubesi’nden açlık grevindeki öğretmenlere destek: Bu ses bir vicdan çağrısıdır!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Ankara’da açlık grevini sürdüren ataması yapılmayan öğretmenler ile özel okul öğretmenlerine destek açıklaması yaptı. DAD İstanbul Şubesi, eğitim emekçilerinin taleplerinin haklı ve meşru olduğunu belirterek, tüm demokratik kamuoyunu dayanışmaya çağırdı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Yürütme Kurulu, Ankara’da hak, adalet ve güvenceli çalışma talepleriyle açlık grevini sürdüren ataması yapılmayan öğretmenler ve özel okul öğretmenlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, DAD’ın inanç ve yaşam anlayışının temelinde insanı yaşatmak, rızalığı büyütmek ve mazlumun yanında durmak olduğu vurgulanarak, eğitim emekçilerinin yürüttüğü mücadelenin onurlu bir direniş olduğu belirtildi.

    “EMEĞİN KARŞILIĞINI ALAMAMASI TOPLUMSAL VİCDANI YARALIYOR”

    Yıllarca emek vererek eğitim alan gençlerin ve öğretmenlerin işsizlik, güvencesizlik ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakılmasının kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamada, eğitim emekçilerinin hak ettikleri yaşam koşullarından mahrum bırakılmasının toplumsal vicdanda derin yaralar açtığı kaydedildi.

    DAD İstanbul Şubesi, alın teriyle yaşamını sürdürmek isteyen insanların güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilmesinin adalet duygusunu zedelediğini belirterek, eğitim emekçilerinin taleplerinin karşılanması gerektiğini vurguladı.

    “BU MÜCADELE KAMUSAL EĞİTİMİN DE SAVUNUSUDUR”

    Açıklamada, Ankara’da açlık grevindeki eğitim emekçilerinin yalnızca kendi gelecekleri için değil, kamusal eğitimin, emeğin onurunun ve çalışma hakkının korunması için de mücadele ettiği belirtildi.

    Özel okul öğretmenlerinin düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve güvencesizliğe karşı yükselttikleri sesin de aynı hakikat arayışının bir parçası olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bu ses duyulması gereken bir vicdan çağrısıdır” denildi.

    “DİYALOG VE ADALET TEMELİNDE ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ”

    DAD İstanbul Şubesi, eğitim emekçilerinin taleplerine kulak verilmesi, sorunların diyalog ve adalet temelinde çözülmesi ve açlık grevine neden olan koşulların ortadan kaldırılması çağrısında bulundu.

    Açıklamada, toplumsal barışın, adaletin ve rızalığın emekten, haktan ve hakikatten geçtiği belirtilerek, gençlerin umutsuzluğa, öğretmenlerin ise güvencesizliğe mahkûm edilmediği bir yaşamın mümkün olduğu ifade edildi.

    DAD İstanbul Şubesi son olarak, açlık grevindeki eğitim emekçilerinin yanında olduklarını yineleyerek, demokratik kamuoyunu, emek ve meslek örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi dayanışmayı büyütmeye davet etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Karakoçan’da Dep Doğa ve Kültür Festivali için hazırlıklar başladı!

    Karakoçan’da Dep Doğa ve Kültür Festivali için hazırlıklar başladı!

    PİRHA- Karakoçan’da bu yıl düzenlenecek olan 2026 Dep Doğa ve Kültür Festivali’nin programı açıklandı. Festival Komitesi tarafından yapılan çağrıda, tüm yurttaşlar doğa, kültür, sanat ve dayanışma ekseninde gerçekleştirilecek etkinliklere davet edildi.

    Festival, 31 Temmuz Cuma günü Karakoçan Ortapark’ta düzenlenecek Dengbêj Divanı ile başlayacak. Kadim sözlü kültürün önemli temsilcileri olan dengbêjlerin sahne alacağı etkinlikle açılışı yapılacak festival, 1-2 Ağustos tarihlerinde Bahçelievler Mahallesi Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilecek konserler ve kültürel etkinliklerle devam edecek.

    ÜÇ GÜN BOYUNCA KÜLTÜR VE SANAT BULUŞMASI

    Festival Komitesi tarafından yapılan açıklamada, festivalin yıllardır bölgenin kültürel mirasını yaşattığı ve halkların ortak değerlerini geleceğe taşıdığı vurgulandı. Açıklamada bu yıl da zengin program ve güçlü katılımcılarla festivalin gerçekleştirileceği belirtildi.

    Festival kapsamında sahne alacak sanatçılar ve müzik grupları şöyle:

    Koma Amed

    Erol Berxwedan

    Sılbus û Tarî

    Eylül Nazlıer

    Azad Bedran

    STANTLAR VE SOSYAL ETKİNLİKLER DE YER ALACAK

    Festival alanında konserlerin yanı sıra çeşitli kültürel etkinlikler, sosyal buluşmalar ve satış stantları da kurulacak. Üç gün sürecek etkinliklerde müzik, kültür, sanat ve dayanışmanın bir araya getirilmesi hedefleniyor.

    Festival Komitesi, yaptığı çağrıda tüm halkı etkinliklere katılmaya davet ederek, “Dostluk, dayanışma ve ortak yaşam kültürünü büyütmek için tüm halkımızı 2026 Dep Doğa ve Kültür Festivali’ne bekliyoruz. Gelin; doğanın, kültürün ve sanatın renklerinde buluşalım” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Çevre Derneği: Milli parkta yol ısrarı ekolojik değil, rant odaklıdır!

    Munzur Çevre Derneği: Milli parkta yol ısrarı ekolojik değil, rant odaklıdır!

    PİRHA- Munzur Çevre Derneği, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yol genişletme çalışmalarının durdurulmasının ardından Ovacık Muhtarlar Birliği’nin projeyi savunmasına tepki gösterdi. Dernek, alternatif yol bulunmasına rağmen milli park içindeki güzergahta ısrar edilmesinin ulaşım değil, rant ve sermaye odaklı olduğunu savundu.

    Munzur Çevre Derneği, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yürütülmek istenen yol genişletme çalışmalarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Çevre Koruma Kurulu’nun milli park statüsü, endemik türlerin korunması, heyelan riski ve su havzasının zarar görebileceği gerekçeleriyle projeyi durdurduğu hatırlatılarak, Ovacık Muhtarlar Birliği’nin yolun yapılması yönündeki girişimlerine tepki gösterildi.

    Dernek, yol tartışmasının ulaşım ihtiyacının ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Ortada halkın ulaşım sorunu değil, vadinin sermaye odaklı projelere açılması yönünde bir baskı bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “MİLLİ PARKIN KORUNMASI YERİNE TAHRİBAT SAVUNULUYOR”

    Açıklamada, bir muhtarlar birliğinin milli park statüsündeki bir alanın korunması yerine yol projesini savunmasının kamuoyunda soru işaretleri yarattığı belirtilerek, “Munzur Vadisi’nin ekolojik bütünlüğünü savunmak yerine, vadinin ekonomik çıkar çevrelerine açılmasını kolaylaştıracak bir yaklaşım sergilenmektedir” denildi.

    Munzur Çevre Derneği, yolun genişletilmesi halinde vadinin yoğun yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalacağını savunarak, “Yolun ağır araçlara ve büyük turizm işletmelerine uygun hale getirilmesiyle birlikte vadide yeni tesislerin, ticari işletmelerin ve günübirlik kullanım alanlarının önünün açılması hedeflenmektedir. Munzur’un doğal ve inançsal değeri turizm faaliyetlerine indirgenmek istenmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

    Açıklamada, vadide yaşayan yurttaşların dışlanacağı, ekonomik kazancın ise bölge dışından gelecek sermaye gruplarına aktarılacağı öne sürüldü.

    “MUNZUR SUYU TİCARİ ÇIKARLARIN KONUSU HALİNE GETİRİLİYOR”

    Dernek, Munzur suyunun yıllardır ticari bir meta haline getirilmeye çalışıldığını belirterek yol projesinin bu süreçten bağımsız ele alınamayacağını ifade etti.

    Açıklamada, “Taşıma ve lojistik maliyetlerinin düşürülmesi, suyun daha hızlı pazarlanması ve ticari faaliyetlerin genişletilmesi amacıyla vadinin doğal yapısı üzerinde baskı kurulmaktadır. Munzur’un yaşam kaynağı olan suyu, şirketlerin kâr hesaplarına kurban edilmemelidir” denildi.

    “ENDEMİK TÜRLER VE EKOSİSTEM TEHDİT ALTINDA”

    Munzur alabalığı başta olmak üzere bölgedeki birçok endemik türün yol çalışmasından olumsuz etkileneceğine dikkat çekilen açıklamada, ulaşımın kolaylaşmasının kaçak avcılığı ve doğal yaşam üzerindeki baskıyı artırabileceği vurgulandı.

    Dernek, “Doğayı koruma iddiasıyla ortaya çıkan projeler zamanla doğayı ticarileştiren uygulamalara dönüşmektedir. Munzur Vadisi bu anlayışa teslim edilmemelidir” ifadelerine yer verdi.

    “ALTERNATİF YOL VARKEN YENİ GÜZERGÂHA İHTİYAÇ YOK”

    Munzur Çevre Derneği, Ovacık ulaşımı için alternatif bir yolun zaten mevcut olduğunu belirterek, milli park içinden geçen güzergâhta ısrar edilmesinin teknik değil siyasi ve ekonomik bir tercih olduğunu savundu.

    Açıklamada, “Ulaşım için kullanılabilecek alternatif bir güzergâh bulunurken milli parkın kalbinden yeni bir yol geçirilmek istenmesi kabul edilemez. Bu durumun ulaşım ihtiyacından çok yeni rant alanları yaratma amacı taşıdığı görülmektedir” denildi.

    Dernek, Munzur Vadisi’nin yalnızca Dersim’in değil tüm toplumun ortak doğal ve kültürel mirası olduğunu belirterek yol projesinin tamamen iptal edilmesi çağrısında bulundu.

    Açıklamanın sonunda şu talepler sıralandı:

    “Milli park içerisindeki yol genişletme projesi tamamen iptal edilmelidir. Munzur’un su varlıkları ve doğal kaynakları kamusal yarar doğrultusunda korunmalıdır. Vadide yeni yapılaşma ve ekolojik yıkıma neden olacak projelere izin verilmemelidir. Yerel kurumların karar alma süreçleri şeffaflaştırılmalı ve halkın doğrudan denetimine açılmalıdır.”

    Munzur Çevre Derneği, “Munzur Vadisi’nin korunması yalnızca çevre mücadelesi değil, yaşamı ve ortak geleceği savunma mücadelesidir” ifadeleriyle açıklamasını sonlandırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • Antalya Kadın Platformu: Nafaka hakkı, çocukların üstün yararı ve LGBTİ+ hakları hedef alınamaz-VİDEO

    Antalya Kadın Platformu: Nafaka hakkı, çocukların üstün yararı ve LGBTİ+ hakları hedef alınamaz-VİDEO

    PİRHA- Antalya Kadın Platformu, 12. Yargı Paketi’ne ilişkin yaptığı açıklamada nafaka hakkının sınırlandırılmasına, çocuklara yönelik cezalandırıcı düzenlemelere ve LGBTİ+’ları hedef alabilecek uygulamalara tepki gösterdi. Platform adına açıklamayı okuyan Yazgülü Tunca, “Kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklara karşı ayrımcılık içeren bu nefret yasası paketinizi geçirmeyeceğiz” dedi.

    Antalya Kadın Platformu, kamuoyunda tartışılan 12. Yargı Paketi’ne ilişkin Beack  Parkında yapılan basın açıklamasında, kadınların, çocukların ve LGBTİ+ bireylerin haklarına yönelik olası hak kayıplarına dikkat çekti. Platform adına açıklamayı okuyan Özlem Yavuz, nafaka hakkının sosyal adaletin bir gereği olduğunu belirterek, çocukların cezalandırılması yerine korunması gerektiğini ve LGBTİ+ haklarının insan hakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

    “Nafaka haktır, gasp edilemez” diyen Yavuz, iktidarın yıllardır gündemde tuttuğu yoksulluk nafakasındaki “süresiz” ibaresini kaldırmaya yönelik girişimlerin kadınların ekonomik ve sosyal gerçekliğini görmezden geldiğini ifade etti.

    “NAFAKA ÖMÜR BOYU MAAŞ DEĞİL”

    Nafakanın boşanma sonrası yoksulluğa düşecek olan tarafın yaşamını sürdürebilmesi için tanınmış hukuki bir güvence olduğunu belirten Yavuz, kadınların önemli bir bölümünün düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalıştığını ya da bakım emeği nedeniyle çalışma yaşamının dışında kaldığını hatırlattı.

    Nafakanın süreyle sınırlandırılmasının binlerce kadın ve çocuğu yoksulluğa sürükleme riski taşıdığını kaydeden Yavuz, “Sorun nafakanın süresi değil; kadınların eşit istihdama erişememesi, bakım yükünün adaletsiz paylaşılması ve sosyal devlet mekanizmalarının yetersizliğidir. Kadınları koruyan hukuki güvenceleri budamak yerine, kadınları ekonomik olarak güçlendirecek politikalar geliştirilmelidir” dedi.

    “ÇOCUKLAR KORUNMASI GEREKEN HAK SAHİPLERİDİR”

    Açıklamada, yargı paketinde suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeler de eleştirildi. Çocuk adalet sisteminin temel ilkelerinin koruma, rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırma olduğunu belirten Yavuz, cezalandırıcı yaklaşımın çocukların yararına olmadığını söyledi.

    Suça sürüklenen çocukların çoğu zaman yoksulluk, eşitsizlik, eğitim hakkına erişememe ve sosyal politikaların yetersizliğinin mağduru olduğunu ifade eden Yavuz, “Gerçek bir çocuk adalet sistemi cezayı değil eğitimi, intikamı değil onarımı esas almalıdır. Devletin görevi çocukları cezalandırmak değil, onları suça iten koşulları ortadan kaldırmaktır” diye konuştu.

    “LGBTİ+ HAKLARI İNSAN HAKLARIDIR”

    Platform açıklamasında, yargı paketinde yer alan ve “hayasız hareketler” suçuna ilişkin düzenlemelerin LGBTİ+ bireyleri hedef alabilecek şekilde uygulanabileceği yönündeki kaygılara da dikkat çekildi.

    Ceza hukukunun açık, öngörülebilir ve keyfi uygulamalara kapalı olması gerektiğini belirten Yavuz, yoruma açık kavramların genişletilmesinin ifade özgürlüğü, özel hayatın korunması ve ayrımcılık yasağı açısından ciddi riskler taşıdığını söyledi.

    Hiçbir yurttaşın kimliği, yönelimi ya da yaşam biçimi nedeniyle hedef gösterilmemesi gerektiğini vurgulayan Yavuz, “Hukukun görevi çoğulculuğu ve eşit yurttaşlık ilkesini korumaktır. Toplumsal barışın yolu farklılıkların suç gibi gösterilmesinden değil, herkesin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasından geçmektedir” ifadelerini kullandı.

    Açıklamanın sonunda 12. Yargı Paketi’ne karşı mücadele çağrısı yapan Antalya Kadın Platformu, “12. Yargı Paketi’nin taşıdığı riskleri görüyoruz. Kabul etmiyoruz. Kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklara karşı ayrımcılık içeren bu nefret yasası paketinizi geçirmeyeceğiz” mesajını verdi.

     Kadın hikayelerinin anlatımının ardından etkinlik sonlandırıldı.

    PİRHA/ANTALYA

  • ABF: Kerbela yalnızca bir matem değil, zalime karşı direnişin adıdır!

    ABF: Kerbela yalnızca bir matem değil, zalime karşı direnişin adıdır!

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Yol Erkan Kurulu, Masum-u Paklar ve Muharrem Yas Orucu dolayısıyla yayımladığı açıklamada, Kerbela’nın Aleviler için yalnızca bir matem değil, zalime karşı direnişin ve ikrara bağlılığın sembolü olduğunu vurguladı. Açıklamada, Dersim’den Sivas’a, Çorum’dan Suriye’ye kadar Alevilere yönelik katliamların Kerbela’nın devamı niteliğinde olduğu belirtildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Yol Erkan Kurulu, 13-15 Haziran tarihleri arasında tutulacak Masum-u Paklar Orucu ile 16-27 Haziran tarihleri arasındaki Muharrem Yas Orucu nedeniyle bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Kerbela’nın Alevi inancındaki yeri hatırlatılarak, matem günlerinin yalnızca geçmişte yaşanan bir katliamı anmak değil, hakikatin ve adaletin yanında durma iradesini güçlendirmek anlamına geldiği ifade edildi.

    Açıklamada, Kerbela’nın Aleviler için bir yaşam öğretisi olduğu vurgulanarak, “Şah Hüseyin’in ve Zeynep Ana’nın Kerbela’da gösterdiği direniş; zalimin karşısında baş eğmeden, biat etmeden yolundan ve ikrarından dönmemenin öğretisidir” denildi.

    “ORUCUMUZ ZALİME KARŞI DURUŞUN SEMBOLÜDÜR”

    Muharrem Matem Orucu’nun yalnızca dini bir ibadet olmadığı belirtilen açıklamada, orucun aynı zamanda zulme karşı duruşun ve hakikate bağlılığın ifadesi olduğu kaydedildi.

    Yol Erkan Kurulu açıklamasında, “Orucumuz aç kalmaktan öte, Şah Hüseyin’in bendesi olduğumuzun ve zalimin karşısında durduğumuzun nişanesidir. Çünkü her çağın Yezitleri ve her çağın Hüseyinleri vardır” ifadelerine yer verdi.

    “ALEVİLERİN BELLEĞİNDE YENİ KERBELALAR VAR”

    Açıklamada, Muharrem ayının aynı zamanda Alevi toplumunun hafızasında derin izler bırakan katliamların yıl dönümlerine denk geldiğine dikkat çekildi. 6-16 Haziran 1966’da yaşanan Ortaca saldırıları, Çorum Katliamı ve 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı hatırlatılarak, bu olayların Alevilerin ortak hafızasında Kerbela ile aynı direniş ve acı hattında değerlendirildiği ifade edildi.

    “Dersim, Koçgiri, Ortaca, Maraş, Çorum, Malatya, Madımak, Gazi, Gezi ve Suriye; Alevilerin belleğinde yeni bir Kerbela’dır” denilen açıklamada, bu katliamların yüzyıllar geçmesine rağmen Yezit zihniyetinin sürdüğünün göstergesi olduğu belirtildi.

    “SURİYE’DE YAŞANANLAR DA KERBELA’NIN DEVAMIDIR”

    ABF Yol Erkan Kurulu, Anadolu’da geçmişte yaşanan katliamlarla bugün Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar arasında tarihsel bir süreklilik bulunduğunu savundu.

    Açıklamada, “Anadolu’da Alevilere yaşatılan katliamlar da bugün Suriye Alevileri’ne yaşatılanlar da Kerbela’da Şah Hüseyin ve ailesine yaşatılanların devamıdır. Yezit aynı Yezit’tir. Bunun karşısında Hüseyin ve Zeynep Ana gibi durmak gerekir” ifadeleri kullanıldı.

    MUHARREM BOYUNCA ANMALAR DÜZENLENECEK

    Federasyon, bu yıl Muharrem Yas Orucu süresince yalnızca Kerbela şehitlerinin değil, yakın dönemde yaşamını yitiren ve Alevi toplumunun hafızasında yer eden isimlerin de anılacağını duyurdu.

    Açıklamada, “Mersiyelerimiz Ali Asker için de yakılacak, Koray Kaya için de. Su yolunda şehit olan Celal Abbas’ın yasını da çekeceğiz, elinde kınası kalan Kasım ile Fadime’nin de, Çorum’da fırına atılan Veli Dede’nin de” denildi.

    Yol Erkan Kurulu, açıklamasını “Her zulmün karşısında Şah Hüseyin’den ve Zeynep Ana’dan aldığımız onurlu duruşu terk etmeden, Şah Kalender’in direnciyle duracağız” sözleriyle tamamlayarak, tutulan oruçların ve çekilen yasların Hak katında kabul olmasını diledi.

    HABER MERKEZİ

  • Mersin’de Rahmi Koç’a tepki: Kürt kadınlarını hedef alan cinsiyetçi ve ayrımcı söylemleri kınıyoruz-VİDEO

    Mersin’de Rahmi Koç’a tepki: Kürt kadınlarını hedef alan cinsiyetçi ve ayrımcı söylemleri kınıyoruz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti, TJA ve Genç Kadın Meclisi, Mersin’de yaptıkları açıklamayla Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını hedef alan sözlerine tepki gösterdi. Açıklamayı okuyan Meral Gültekin, cinsiyetçi ve ayrımcı söylemlerin mizah adı altında meşrulaştırılamayacağını belirterek, başlatılan soruşturmanın takipçisi olacaklarını söyledi.

    DEM Parti TJA ve Genç Kadın Meclisi, Mersin’de düzenledikleri basın açıklamasında iş insanı Rahmi Koç’un kamuoyuna yansıyan ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadelerine tepki gösterdi. Açıklamayı okuyan Meral Gültekin, söz konusu ifadelerin yalnızca talihsiz bir açıklama olarak değerlendirilemeyeceğini, kadınları aşağılayan erkek egemen zihniyetin ve etnik ayrımcılığı besleyen anlayışın bir yansıması olduğunu ifade etti.

    Gültekin, açıklamada Rahmi Koç’un sözleri kadar bu ifadeleri normalleştiren yaklaşımların da kabul edilemez olduğunu belirterek, özellikle AKP Genel Başkanvekili Binali Yıldırım’ın olay karşısındaki tutumunu eleştirdi.

    “HEM CİNSİYETÇİ HEM AYRIMCI BİR KARAKTER TAŞIYOR”

    Kadınların yaşamlarını, kimliklerini ve mücadelelerini küçümseyen ifadelerin hiçbir gerekçeyle kabul edilemeyeceğini vurgulayan Gültekin, “Hele ki Kürt kadınlarını hedef alan sözler, hem cinsiyetçi hem de ayrımcı bir karakter taşımaktadır. Kadınları etnik kökenleri üzerinden aşağılamaya çalışan anlayış, toplumsal barışa, birlikte yaşam kültürüne ve kadınların eşitlik mücadelesine zarar vermektedir” dedi.

    “KÜRT KADINLARI ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN ÖZNESİDİR”

    Açıklamada, Kürt kadınlarının yıllardır emek, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesinin en önemli öznelerinden biri olduğu belirtilerek, yaşamın her alanında eşitsizliklere karşı mücadele ettikleri ifade edildi.

    “Kürt kadınlarını aşağılayan her söz, onların tarihsel mücadele birikimine ve toplumsal varlığına yönelik bir saygısızlıktır” denilen açıklamada, kadınların erkek egemen sisteme karşı yürüttüğü mücadelenin hedef alınamayacağı vurgulandı.

    Kadınları aşağılayan söylemlerin “şaka”, “espri” ya da “mizah” adı altında meşrulaştırılmasına karşı çıktıklarını belirten Gültekin, “Cinsiyetçilik mizah değildir. Ayrımcılık mizah değildir. Bir halkı ya da kadınları aşağılamak ifade özgürlüğü değildir” ifadelerini kullandı.

    Açıklamada, bu tür söylemlerin toplumdaki eşitsizlikleri normalleştirdiği ve ayrımcılığı yeniden üreten araçlara dönüştüğü kaydedildi.

    “SORUŞTURMANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Kadın cinayetlerinin ve şiddetin sürdüğü bir dönemde kamusal etkisi bulunan kişilerin kullandıkları dilin daha büyük önem taşıdığına dikkat çekilen açıklamada, ayrımcı söylemlerden uzak durulması ve insan onurunu esas alan bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği vurgulandı.

    DEM Parti, TJA ve Genç Kadın Meclisi, kadınlara yönelik her türlü cinsiyetçi söylemin, Kürt halkına yönelik ayrımcı yaklaşımın ve erkek egemen zihniyetin her biçiminin karşısında olduklarını belirterek, Adalet Bakanlığı tarafından başlatılan soruşturmanın sorumlular cezalandırılana kadar takipçisi olacaklarını açıkladı.

    Açıklama, “Kadınların eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam sürmesi için mücadele etmeye; halkların kardeşliğini, eşit yurttaşlığı ve demokratik değerleri savunmaya devam edeceğiz” sözleriyle sona erdi.

    MERSİN/PİRHA

  • Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından FEDA ve DAKB’den açıklama: Halk kendi değerleriyle buluştu!

    Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından FEDA ve DAKB’den açıklama: Halk kendi değerleriyle buluştu!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Frankfurt’ta düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’ne ilişkin yaptıkları açıklamada, festivalin Dersim halkının kültürel, inançsal ve tarihsel değerleriyle yeniden buluşmasına önemli katkı sunduğunu belirtti.

    FEDA ve DAKB, 5-6 Haziran tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleştirilen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, festivalin yalnızca bir kültür etkinliği olmadığı aynı zamanda hakikat, dayanışma, eşitlik ve ortak hafıza temelinde şekillenen güçlü bir toplumsal buluşma olduğu vurgulandı.

    Açıklamada, Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin Alevi toplumunun ve Dersim halkının tarihsel hafızasını, inançsal değerlerini ve kültürel mirasını yaşatmayı amaçlayan en önemli ortak çalışmalardan biri olduğu belirtilerek, Rea Heq öğretisinin gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol üstlendiği ifade edildi.

    Festivalin, Avrupa’nın birçok ülkesinden gelen binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildiğine dikkat çekilen açıklamada, Dersim’in binlerce yıllık kültürel ve inançsal birikiminin geniş kitlelerle buluşturulduğu kaydedildi.

    İNANÇ VE KÜLTÜREL DEĞERLER ÖNE ÇIKTI

    Festival boyunca Rea Heq inancının temel değerlerinin ve Dersim kültürünün çeşitli etkinliklerle görünür kılındığı belirtilen açıklamada, semahlar, deyişler, zakirlerin nefesleri, anadil çalışmaları, inanç erkanları, paneller, söyleşiler ve sanat etkinliklerinin kültürel aktarım açısından önemli bir işlev gördüğü ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, festivalin farklı kuşaklardan Dersimlileri, Alevileri ve dostlarını bir araya getirerek tarihsel köklerle bağların güçlenmesine katkı sunduğunu vurguladı. Açıklamada özellikle gençlerin kendi kültürleri, inançları ve tarihleriyle buluşmasının geleceğe dair umutları büyüttüğü belirtildi.

    KADINLARIN EMEĞİ VURGULANDI

    Festivalin her aşamasında kadınların örgütlü emeğinin belirleyici olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Rea Heq öğretisinin taşıyıcıları olarak kadınların kültürün, inancın ve toplumsal hafızanın yaşatılmasındaki öncü rolünün bir kez daha görünür hale geldiği ifade edildi.

    Açıklamada, festivalin kadınların eşit ve özgür temsiliyetini güçlendiren önemli bir dayanışma zemini oluşturduğu da kaydedildi.

    “KÜLTÜREL MİRASA YÖNELİK TEHDİTLERE KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    FEDA ve DAKB, açıklamalarında Dersim’in kutsal mekanlarının, ziyaretlerinin, doğal yaşam alanlarının ve kültürel mirasının halkın ortak değeri olduğunu belirterek, bu değerlerin korunmasının temel sorumluluklardan biri olduğunu vurguladı.

    Açıklamada, “Coğrafyamızın hafızasına, kutsallarına, doğasına ve kültürel varlıklarına yönelik her türlü tahribat, talan ve asimilasyon politikalarına karşı demokratik, meşru ve kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.

    Festivalin gerçekleşmesinde emeği geçen tertip komitesine, kurum temsilcilerine, Pir ve Analara, sanatçılara, yazarlara, kadınlara, gençlere ve katılım sağlayan tüm canlara teşekkür edilen açıklama, “Hizmetleri Hak katında kabul ola. Aşk ile” ifadeleriyle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

  • DAD Kadın Meclisi’nden Rahmi Koç’a tepki: Irkçılık ve cinsiyetçilik mizah adı altında meşrulaştırılamaz!

    DAD Kadın Meclisi’nden Rahmi Koç’a tepki: Irkçılık ve cinsiyetçilik mizah adı altında meşrulaştırılamaz!

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına yönelik sözlerine tepki göstererek, “Bir halkı, bir dili, bir kültürü ya da kadınları aşağılayan hiçbir ifade; mizah, espri veya fıkra adı altında meşrulaştırılamaz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını hedef aldığı sözlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu ifadelerin “ırkçı ve cinsiyetçi” olduğu belirtilerek, halkları ve kadınları aşağılayan söylemlerin karşısında durmanın toplumsal bir sorumluluk olduğu vurgulandı.

    DAD Kadın Meclisi açıklamasında, bir halkı ya da kadınları hedef alan ifadelerin mizah adı altında normalleştirilemeyeceğine dikkat çekerek, “Bir halkı, bir dili, bir kültürü ya da kadınları aşağılayan hiçbir ifade; mizah, espri veya fıkra adı altında meşrulaştırılamaz” ifadelerini kullandı.

    Irkçılık ve cinsiyetçiliğin toplumsal ayrımcılığı besleyen anlayışlar olduğuna işaret edilen açıklamada, “Halkların ve kadınların onurunu hedef alan her türlü söylemin karşısında durmayı insani, vicdani ve toplumsal bir sorumluluk olarak görüyoruz” denildi.

    “KÜRT HALKINI VE KÜRT KADINLARINI HEDEF ALAN YAKLAŞIMLARI REDDEDİYORUZ”

    Kürt halkının uzun yıllardır inkar, asimilasyon ve ayrımcılık politikalarına maruz bırakıldığına vurgu yapan DAD Kadın Meclisi, bu anlayışın günümüzde farklı biçimlerde sürdüğünü belirtti. Açıklamada, “Bugün de bu anlayışın farklı biçimlerde sürdürülmesine sessiz kalmayacağız. Kürt halkının kimliğini, dilini, kültürünü ve özellikle Kürt kadınlarını hedef alan her türlü ayrımcı yaklaşımı reddediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Kadınların kimlikleri ne olursa olsun ortak bir mücadele hattında buluştuğunu kaydeden Kadın Meclisi, “Kadınları aşağılayan, onları cinsiyetçi kalıplar içinde değerlendiren her türlü yaklaşımın karşısında olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “72 MİLLETE AYNI NAZARLA BAKAN KADINLARIZ”

    Açıklamada Alevi inancının eşitlik ve insan onurunu esas alan değerlerine de vurgu yapılarak, “Biz, Xızır’ın aşkına doğruluğa ikrar vermiş bir inancın yolcuları ve 72 millete aynı nazarla bakan kadınlar olarak; hiçbir halkın, hiçbir inancın, hiçbir dilin ve hiçbir kimliğin aşağılanmasını kabul etmiyoruz” denildi.

    İnançlarının özünün hakikati, adaleti, eşitliği ve insan onurunu savunmak olduğunun altı çizilen açıklamada, nefret ve ayrımcılığı üreten söylemlere karşı mücadeleyi sürdürecekleri belirtildi.

    DAD Kadın Meclisi, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Irkçılığın, cinsiyetçiliğin ve her türlü ayrımcılığın karşısında; halkların eşitliği, kadın özgürlüğü, toplumsal adalet ve birlikte yaşam değerlerini savunmaya devam edeceğiz.”

    HABER MERKEZİ

  • Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nden Rahmi Koç’a tepki: Kadınların onuru sermayeden değerlidir!

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nden Rahmi Koç’a tepki: Kadınların onuru sermayeden değerlidir!

    PİRHA- Almanya Alevi Kadınlar Birliği, iş insanı Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını hedef alan ifadelerine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, kadınları etnik kimlikleri üzerinden aşağılayan söylemlerin kabul edilemez olduğu vurgulanarak Koç’un Kürt kadınlarından özür dilemesi istendi.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB), iş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de katıldığı bir programda Kürt kadınlarını konu alan ifadelerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu söylemlerin basit bir “talihsiz açıklama” olarak değerlendirilemeyeceği belirtilerek, kadınları ve halkları aşağılayan anlayışın bir yansıması olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, kadınları etnik kimlikleri üzerinden hedef alan, aşağılayan ve değersizleştiren hiçbir dilin kabul edilmeyeceği vurgulandı.

    “KÜRT KADINLARI TARİHSEL BİR DİRENİŞ HATTI KURDU”

    Kürt kadınlarının yalnızca kadın oldukları için değil, kimlikleri, dilleri ve mücadeleleri nedeniyle de uzun yıllardır baskı ve ayrımcılığa maruz bırakıldığı belirtilen açıklamada, buna rağmen Kürt kadınlarının özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin en güçlü özneleri arasında yer aldığı kaydedildi.

    AAKB açıklamasında, Kürt kadınlarını hedef alan söylemlerin toplumsal eşitsizliklerden beslenen ayrıcalıklı ve kibirli bir anlayışın ürünü olduğu ifade edilerek, kadın mücadelesini küçümseyen yaklaşımların kabul edilemeyeceği belirtildi.

    Açıklamada, “Kadınların onuru; holdinglerin gücünden, sermayenin nüfuzundan ve medya ilişkilerinden daha değerlidir” denilerek, toplumun bir kesimini aşağılayan söylemler karşısında sessiz kalmanın da ayrımcı dilin sürmesine katkı sunduğu vurgulandı.

    Rahmi Koç’un başta Kürt kadınları olmak üzere tüm kadınlardan açık ve samimi bir şekilde özür dilemesi gerektiği ifade edilen açıklamada, kadınları hedef alan cinsiyetçi ve ayrımcı söylemleri mizah ya da espri adı altında normalleştiren anlayışa karşı mücadele etmeye devam edecekleri belirtildi.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği, kadın özgürlüğünü, halkların eşitliğini ve emekten yana demokratik bir toplumu savunmayı sürdüreceklerini kaydetti.

    HABER MERKEZİ

  • YSK, CHP’nin “mutlak butlan” başvurusunu neden reddettiğini açıkladı

    YSK, CHP’nin “mutlak butlan” başvurusunu neden reddettiğini açıkladı

    PİRHA- Yüksek Seçim Kurulu, CHP’nin olağanüstü kurultay ve kongrelerde seçilen yöneticilerin görevlerine devam ettiğinin tespiti istemiyle yaptığı başvuruyu neden reddettiğine ilişkin gerekçeli kararını yayımladı. Kurul, bölge adliye mahkemesi kararlarını denetleme yetkisinin bulunmadığını belirtti.

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK), CHP’nin “mutlak butlan” kararı sonrasında yaptığı başvurunun reddine ilişkin gerekçeli kararını açıkladı. Kurul, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği kararların seçim hukukuna ilişkin denetiminin YSK tarafından yapılamayacağını, bu kararların inceleme merciinin Yargıtay olduğunu vurguladı.

    YSK: GÖREV ALANIMIZIN DIŞINDA

    Gerekçeli kararda, CHP tarafından yapılan başvurunun özünde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21 Mayıs 2026 tarihli kararının denetlenmesini amaçladığı belirtildi. YSK, seçim kurullarının kararlarını inceleme yetkisine sahip olduğunu ancak hukuk mahkemelerinin verdiği kararları değerlendirme veya bozma yetkisinin bulunmadığını ifade etti.

    Kurul, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine atıf yaparak bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulabilecek merciin Yargıtay olduğunu kaydetti.

    “TAM KANUNSUZLUK” İNCELEMESİNİN SINIRLARI HATIRLATILDI

    Kararda ayrıca, CHP’nin başvurusunun “tam kanunsuzluk” iddiasına dayandırıldığı ancak bu yolun yalnızca il ve ilçe seçim kurullarının kararlarının denetlenmesi amacıyla kullanılabileceği belirtildi. YSK, bölge adliye mahkemelerinin kararlarının bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

    Kurul, 2025 yılında gerçekleştirilen CHP kurultayları ve il kongrelerinde seçilen delegeler ile yöneticilere verilen mazbataların geçerliliğinin tespit edilmesine yönelik talebin de kendi görev alanı dışında kaldığını ifade etti.

    CHP NE TALEP ETMİŞTİ? 

    CHP, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararının hukuken uygulanamayacağını savunarak YSK’ye başvurmuştu. Başvuruda, 2025 yılında yapılan olağanüstü kurultay ve kongreler sonucunda seçilen yöneticilere verilen mazbataların geçerli olduğunun tespit edilmesi ve seçilmiş organların görevlerine devam ettiğinin belirlenmesi talep edilmişti.

    YSK, söz konusu başvuruyu 22 Mayıs’ta reddetmişti.

    DAHA ÖNCE DE YETKİSİZLİK VURGUSU YAPILMIŞTI

    YSK Başkanı Serdar Mutta da daha önce yaptığı açıklamada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Kurula gönderilen yazıya ilişkin olarak, hukuk mahkemelerinin kararlarının uygulanması konusunda YSK’ye Anayasa ve yasalarla verilmiş bir görev bulunmadığını belirtmişti. Bu nedenle ilgili yazının herhangi bir işlem yapılmaksızın gönderildiği yere iade edildiği açıklanmıştı.

    Gerekçeli kararla birlikte YSK, CHP’nin başvurusunu reddederken dayandığı hukuki gerekçeleri de kamuoyuyla paylaşmış oldu.

    HABER MERKEZİ
  • Gezi’nin 13. yılında Mis Sokak’ta buluştular: Gezi hala yolumuzu aydınlatıyor-VİDEO

    Gezi’nin 13. yılında Mis Sokak’ta buluştular: Gezi hala yolumuzu aydınlatıyor-VİDEO

    PİRHA- Gezi Direnişi’nin 13. yıl dönümünde Taksim’e yönelik yoğun polis ablukası ve ulaşım engellerine rağmen yüzlerce kişi Beyoğlu’ndaki Mis Sokak’ta bir araya geldi. Taksim Dayanışması’nın yaptığı açıklamada Gezi’nin eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin simgesi olmaya devam ettiği vurgulanırken, alanda sık sık “Gezi’de düşene, dövüşene bin selam” sloganı yükseldi.

    Gezi Direnişi’nin yıldönümü nedeniyle gün boyunca Taksim ve çevresinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. İstanbul Valiliği’nin kararıyla bazı metro istasyonları kapatılırken, Beyoğlu Kaymakamlığı ilçe genelinde eylem ve etkinlik yasağı ilan etti. Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve çevresi polis bariyerleriyle çevrilirken çok sayıda yurttaşın meydana ulaşması engellendi.

    Tüm kısıtlamalara rağmen akşam saatlerinde Mis Sokak’ta bir araya gelen yurttaşlar Gezi’de yaşamını yitirenleri andı. Açıklama öncesi ve sonrasında sık sık “Her yer Taksim, her yer direniş”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Gezi’de düşene, dövüşene bin selam” sloganları atıldı.

    GEZİ KARANLIĞA KARŞI KUTUP YILDIZIDIR”

    Taksim Dayanışması’nın çağrısında, Gezi’nin yalnızca bir parkı savunma mücadelesi olmadığı vurgulanarak, yıllar geçmesine rağmen direnişin yarattığı ortak mücadele kültürünün ve dayanışma ruhunun yaşamaya devam ettiği belirtildi.

    Açıklamada, “Ülkemizin sürüklenmek istendiği karanlığa karşı Gezi hala kutup yıldızımız olarak durmaktadır” denildi. Ayrıca, “Gezi; taşı, toprağı, deresi, denizi, kamu arazisiyle yeraltı ve yer üstü bütün kaynaklarının yağmalanmasına karşı erkenden kurulmuş bir barikattır. Gezi; seçimlere, seçilmişlere, oy hakkına, demokrasiye ve laikliğe halkın sahip çıkmasının diğer adıdır” ifadelerine yer verildi.

    Açıklamada Gezi’nin eşit, özgür, demokratik ve laik bir ülke talebinin sembolü olduğu vurgulanırken, Gezi Direnişi sırasında yaşamını yitiren Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Hasan Ferit Gedik ve Medeni Yıldırım da anıldı. Ayrıca cezaevinde bulunan Gezi tutukluları da selamlandı.

    ABLUKAYA RAĞMEN BULUŞTULAR

    Gezi’nin 13. yılında Taksim’e çıkan yolların büyük bölümü polis bariyerleriyle kapatıldı. Metro ve füniküler seferlerinde kısıtlamalara gidilirken, Taksim Meydanı gün boyunca yoğun polis kontrolü altında tutuldu.

    Buna rağmen Mis Sokak’ta gerçekleştirilen açıklamada, Gezi’nin bıraktığı dayanışma hafızasının ve demokrasi talebinin sürdüğü vurgulandı. Katılımcılar, Gezi’nin yalnızca geçmişte kalmış bir toplumsal hareket değil, bugün de farklı mücadelelerde yaşamaya devam eden bir deneyim olduğunu ifade etti.

    Mis Sokak’taki buluşma, Gezi Direnişi’nin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen hafızasının, taleplerinin ve dayanışma ruhunun yaşamaya devam ettiğini bir kez daha gösterdi.

    HABER MERKEZİ

  • TTSO’dan Dersim Tanıtım Günleri’ne tepki: Kültürümüz ticari kazanca kurban edilemez!

    TTSO’dan Dersim Tanıtım Günleri’ne tepki: Kültürümüz ticari kazanca kurban edilemez!

    PİRHA- Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO), İstanbul’da düzenlenen ve düzenlenmesi planlanan “Dersim Tanıtım Günleri” ile “Tunceli Gastronomi Festivali” etkinliklerine ilişkin açıklama yaparak, kentin kültürel değerlerinin ve yerel üreticilerinin dışlandığını savundu. Oda, Dersim ve Tunceli isimlerinin kişisel çıkarlar doğrultusunda kullanılmasına karşı çıktı.

    Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO), son dönemde İstanbul’da gerçekleştirilen ve planlanan bazı tanıtım etkinliklerine ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “Dersim Tanıtım Günleri” ve “Tunceli Gastronomi Festivali” adı altında yapılan organizasyonların kentin ekonomik ve kültürel yaşamını doğrudan ilgilendirdiği belirtilerek, yerel üreticilerin ve kent dinamiklerinin süreç dışında bırakıldığı ifade edildi.

    TTSO, diaspora dernekleri ve federasyonlarına da çağrıda bulunarak, memleketin kültürel değerlerini temsil eden kurumların bu tür etkinliklerde daha hassas davranması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, “Memleketimizin adını ve kültürünü taşıyan köklü yapıların, yerel üreticimizin ve kent dinamiklerimizin tamamen dışlandığı organizasyonlar karşısında sessiz kalması bizleri derinden üzmüştür” denildi.

    “MENŞEİ BELİRSİZ ÜRÜNLER KÜLTÜREL MİRASA ZARAR VERİYOR”

    Açıklamada, söz konusu etkinliklerde Dersim’de üretilmeyen ve bölgenin mutfak kültürüyle ilgisi bulunmayan bazı ürünlerin “Dersim/Tunceli ürünü” adıyla tanıtıldığı ileri sürüldü. Bunun hem coğrafi işaretli ürünlerin itibarını zedelediği hem de yerel üreticilerin emeğini görünmez kıldığı belirtildi.

    TTSO, “Taklit ve menşei belirsiz ürünlerin Dersim/Tunceli adıyla sergilenmesi, yüzlerce yıllık kültürel mirasımıza zarar vermektedir. Hiç kimsenin kısa vadeli ticari kazanç uğruna Tunceli’nin marka değerini ve güvenilirliğini zedelemeye hakkı yoktur” ifadelerini kullandı.

    KAMU KURUMLARINA KOORDİNASYON ÇAĞRISI

    Ticaret ve Sanayi Odası, kentin adını taşıyan büyük organizasyonlar düzenlenirken ilgili belediyeler, kamu kurumları, Ticaret Odası, Valilik ve Esnaf Odaları arasında resmi bir koordinasyon kurulmadığını da savundu.

    Açıklamada, “Kamusal alanların ve imkânların, o şehrin gerçek temsilcilerinin bilgisi ve onayı dışında denetimsiz ticari faaliyetlere açılması kabul edilebilir değildir” denilerek, etkinliklere izin veren kurumların daha sorgulayıcı ve koordineli hareket etmesi istendi.

    “DERSİM VE TUNCELİ ORTAK HAFIZAMIZDIR”

    Açıklamanın sonunda Dersim ve Tunceli isimlerinin toplumun ortak hafızası, emeği ve kültürel değeri olduğu vurgulanarak şu çağrı yapıldı:

    “Dersim ve Tunceli isimleri, toplumun ortak hafızası, emeği ve kutsalıdır. Bu isimlerin kontrolsüz ve şahsi çıkarlar doğrultusunda birer pazar malzemesi haline getirilmesine müsaade edemeyiz. Yerel üreticilerimizin, esnafımızın ve odalarımızın içinde yer almadığı hiçbir tanıtım gününün memleketimize faydası yoktur.”

    TTSO, diaspora derneklerini, organizasyon firmalarını ve ilgili kamu kurumlarını kurumsal iş birliğine ve memleket hassasiyetine davet ederek, kültürel değerlerin doğru tanıtılması ve yerel üreticilerin haklarının korunması için sürecin takipçisi olacaklarını bildirdi.

    PİRHA/DERSİM

  • DEM Parti’den Çorum Katliamı mesajı: Adalet olmadan toplumsal barış kurulamaz!

    DEM Parti’den Çorum Katliamı mesajı: Adalet olmadan toplumsal barış kurulamaz!

    PİRHA- Çorum Katliamı’nın 46. yılında açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, geçmişle yüzleşme ve adalet çağrısında bulundu. Eş Genel Başkanlar, kalıcı barışın hakikatin ortaya çıkarılması ve cezasızlık politikalarının son bulmasıyla mümkün olacağını vurguladı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Çorum Katliamı’nın 46. yılı dolayısıyla yaptıkları açıklamalarda, katliamın Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır toplumsal travmalardan biri olduğunu belirterek adalet ve yüzleşme çağrısı yaptı. Açıklamalarda, katliamın hafızalardaki yerini koruduğu ve cezasızlık anlayışının toplumsal yaraları derinleştirdiği ifade edildi.

    “HAFIZAYI VE HAKİKAT MÜCADELESİNİ BÜYÜTECEĞİZ”

    Tülay Hatimoğulları, Çorum Katliamı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olmadığını, bugün de etkileri süren büyük bir toplumsal yara olduğunu belirtti. Çorum’dan Maraş’a, Sivas’tan Gazi’ye uzanan acıların ortak bir hafıza oluşturduğunu kaydeden Hatimoğulları, Alevilere yönelik ayrımcılık ve nefret politikalarına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

    Hatimoğulları, hakikat ve adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirterek, farklı inanç ve kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde özgürce yaşayabileceği demokratik bir yaşamın inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

    “GERÇEK SORUMLULAR ORTAYA ÇIKARILMADI”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Çorum Katliamı’nda onlarca kişinin yaşamını yitirdiğini, yüzlerce yurttaşın yaralandığını hatırlattı. Katliamın toplumun ortak hafızasında derin izler bıraktığını belirten Bakırhan, olayların arkasındaki sorumluların tam anlamıyla açığa çıkarılmamasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti.

    Bakırhan, katliamın halkları ve inançları karşı karşıya getirmeyi hedefleyen karanlık anlayışların ürünü olduğunu belirterek, cezasızlık politikalarının sürmesinin acıları canlı tuttuğunu söyledi.

    “KALICI BARIŞ İÇİN YÜZLEŞME ŞART”

    Türkiye’de demokratik ve kalıcı bir barışın ancak geçmişle samimi bir yüzleşme sayesinde mümkün olacağını dile getiren Bakırhan, hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin eksiksiz biçimde sağlanmasının toplumsal barışın temel koşulu olduğunu belirtti.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları, Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla andıklarını ifade ederek, hakikat, adalet, eşit yurttaşlık ve ortak yaşam mücadelesini sürdüreceklerini kaydetti.

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD: CHP’ye yönelik müdahale, tüm toplumsal muhalefeti teslim alma provasıdır!

    PSAKD: CHP’ye yönelik müdahale, tüm toplumsal muhalefeti teslim alma provasıdır!

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesine ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayarak, yaşananlara tepki gösterdi.

    Siyasi iktidarın kaybettiği meşruiyeti muhalefete yönelik saldırılarla telafi etmeye çalıştığını belirten PSAKD, CHP’ye yönelik müdahaleyi “demokrasinin kırıntılarına dahi tahammülü olmayan faşizan bir kuşatma” olarak nitelendirdi.

    “BU SALDIRILAR YANGINI GİZLEME TELAŞIDIR”

    Açıklamasında iktidarın hukuk dışı uygulamalarını “despotik bir anlayış” olarak tanımlayan dernek yönetimi, şu ifadelere yer verdi:

    “Devletin kolluk gücünü, halkın iradesine karşı bir sopa gibi kullanan bu despotik anlayışı açıkça ve nefretle kınıyoruz! Bu saldırılar, ülkeyi içine sürüklediğiniz yangını gizleme telaşıdır. Ancak ne yaparsanız yapın, suçlarınızın üstünü örtemezsiniz!”

    “MESELE CHP MESELESİ OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR”

    PSAKD, CHP’ye yönelik müdahalenin sadece bir partiyi değil, tüm toplumsal muhalefeti teslim alma girişimi olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Bugün CHP’ye yönelen saldırı, faşizmin tüm toplumsal muhalefeti teslim alma provasıdır. Artık mesele CHP meselesi olmaktan çıkmıştır. Ülkenin ve halkın meselesi olmuştur” denildi.

    Dernek yönetimi, sadece güncel siyasi gelişmeleri değil, geçmişteki toplumsal travmaları da hatırlatarak iktidarı eleştirdi:

    PSAKD, Gezi’de katledilen gençlerin anısını yaşatmaya devam edeceklerini belirtti.

    Madımak davasının zaman aşımı kararıyla kapatılmasına tepki göstererek, “Katilleri aklama utancıyla yaşayacaksınız. Sivas’ı unutturmayacağız” mesajı verdi.

    Eğitim sisteminin gericileştirilmesine karşı çıkarak, “Dindar, kindar ve itaatkar nesilden olmayacağız” ifadesini kullandı.

    “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” diyen Pir Sultan Abdal’ın izinde olduklarını belirten dernek, tüm demokratik kitle örgütlerine ve halka dayanışma çağrısında bulundu:

    “Zalimin ve zulmün karşısında, mazlumun yanındayız. Cümle Canlara çağrımızdır; Gelin canlar bir olalım! Faşizme karşı omuz omuza duralım. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hep beraber!”

    HABER MERKEZİ

  • CHP Genel Merkezi’ndeki polis müdahalesine DEM Parti’den tepki

    CHP Genel Merkezi’ndeki polis müdahalesine DEM Parti’den tepki

    PİRHA- DEM Parti yönetimi, CHP Genel Merkezi’ne valilik kararıyla gerçekleştirilen polis müdahalesini “demokratik siyasete bir saldırı” olarak nitelendirerek sürece tepki gösterdi.

    Bugün öğle saatlerinde CHP Genel Merkezi’nde yaşanan olaylar, siyaset sahnesinde gerilimi tırmandırdı. Valilik talimatı doğrultusunda binaya giren emniyet güçlerinin, parti yöneticileri ve milletvekillerini tahliye etmesi üzerine DEM Parti’den peş peşe açıklamalar geldi.

    “DEMOKRATİK SİYASETE MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ”

    DEM Parti kanadından yapılan resmi açıklamalarda, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ortamın “baskıcı yöntemler” değil, demokratik hukuk ilkeleri ve toplumsal barış olduğu vurgulandı. Parti yönetimi, yaşanan gelişmeleri şu sözlerle değerlendirdi:

    Siyasi bir krizin çözümünde polis gücüne başvurulması, demokratik teamüllere ve kurumsal meşruiyete zarar verici bir yaklaşım olarak tanımlandı.Demokratik siyasete yönelik her türlü müdahalenin dün olduğu gibi bugün de karşısındayız” ifadesiyle, partinin demokratik alanın korunması konusundaki kararlılığı yinelendi.

    Yetkililerin gerilimi artıran adımlardan kaçınması gerektiği belirtilirken, CHP yönetimine ve seçmenlerine de sorunların çözümünde müzakere ve uzlaşıyı esas almaları yönünde çağrı yapıldı.

    EŞ GENEL BAŞKANLARDAN “ORTAK AKIL” VURGUSU

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da ayrı bir açıklama yayınlayarak, Türkiye’nin demokrasi açısından kritik bir eşikte olduğunu belirtti. Parti binalarının kaba kuvvetin değil, müzakerenin merkezi olması gerektiğinin altını çizen Eş Başkanlar, “Kapı kırmalarla ve gazla siyasi meseleler çözülemez” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    Açıklamanın devamında şu ifadeler öne çıktı:

    “Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin siyasal dengesinde önemli bir ağırlık merkezidir. Ana muhalefet partisinde yaşanan bir sarsıntı, tüm ülkenin siyasal düzenini doğrudan etkiler. Bu badirenin aşılması için sorumluluk üstlenmeye hazırız.”

    DEM Parti yönetimi, tüm siyasi aktörleri “vakarla siyaset yapma” geleneğine sahip çıkmaya ve ortak akılla hareket etmeye davet etti.

    HABER MERKEZİ

  • İskenderun’da Alevi kurumlarından tepki: Kutsal mekanlarımıza yapılan saldırılar provokasyondur-VİDEO

    İskenderun’da Alevi kurumlarından tepki: Kutsal mekanlarımıza yapılan saldırılar provokasyondur-VİDEO

    PİRHA- İskenderun’daki Alevi kurumları ve yöre dernekleri, Alevi inanç merkezlerine yönelik artan saldırıları kınadı. Saldırıların toplumsal barışı hedef alan bilinçli bir provokasyon olduğuna dikkat çeken kurum temsilcileri, inançlarına ve mekanlarına sahip çıkmaya devam edeceklerini vurguladı.

    Son günlerde Alevi inanç merkezlerine ve kutsal mekanlara yönelik artan provokatif eylemler, İskenderun’daki Alevi kurum ve yöre dernekleri tarafından tepkiyle karşılandı.

    İskenderun Cemevi, Vartolular Derneği ve Tuncelililer Derneği yaptıkları açıklamalarda, Düzgün Baba Ziyaretgahı’na ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıların toplumsal barışı ve birlikte yaşama iradesini hedef alan bilinçli birer provokasyon olduğuna dikkat çekti.

    “BİZLERİ ASİMİLE ETMEK, ‘DEVLETİN ALEVİSİ’ YAPMAK İSTİYORLAR”

    Saldırıların arkasında toplumsal barışı bozmak isteyen odakların olduğunu belirten İskenderun Cemevi Yöneticisi Makbule Güden, Alevi toplumunun inancından asla geri adım atmayacağını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Biz Alevi topluluğunun sabrını sınamaya çalışıyorlar. Bu tür olaylar bizleri asla inancımızdan vazgeçiremez. Kerbela’dan beri buradayız. Alevileri asimile etmek istediklerini düşünüyoruz. Bizi devletin Alevileri olarak görmek istiyorlar. Ama biz inancımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “YÜZLERCE YILLIK DEĞERLERİMİZE DOKUNULMASI BİZİ DEHŞETE DÜŞÜRÜYOR”

    Saldırıya uğrayan mekanların yüzlerce yıllık inançsal ve kültürel kökleri olduğunu hatırlatan İskenderun Vartolular Derneği Başkanı Alişan Turan, sadece Alevilerin değil tüm kamuoyunun ses çıkarması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

    “600 yıl önceki değerlerimize dokunulması bizleri dehşete düşürüyor. Sadece Alevilerin değil; kendine ‘demokratım’ diyen, ‘insanım’ diyen herkesin tepki koyması, bu durumu şiddetle kınaması lazım. Başka kesimlerin de kutsalları, değerleri var ve biz onlara çok saygılıyız. Bu tip insanlara müsaade edilmemeli, olaylar titizlikle soruşturulmalıdır.”

    “BU SALDIRILARIN ÜST ÜSTE YAŞANMASI TESADÜF DEĞİL”

    Alevi inanç merkezlerinin toplumsal barışın simgesi olduğunu belirten ve yetkilileri kararlı adımlar atmaya çağıran İskenderun Tuncelililer Derneği Başkanı Cafer Koç ise açıklamasında şu sözlere yer verdi:

    “Bu kutsallara yönelen her saldırı aynı zamanda toplumun ortak huzuruna ve birlikte yaşam iradesine yapılmış bir saldırıdır. Yaşanan olayların art arda gerçekleşmesi kamuoyunda ciddi soru işareti yaratmaktadır. Bu saldırıların üst üste yaşanmasının tesadüf olmadığını düşünüyor, toplum içerisinde korku ve gerilim yaratması amaçlanan her türlü girişime karşı yetkilileri daha duyarlı ve kararlı davranmaya çağırıyoruz.”

    Kurum temsilcileri, yapılan tüm karanlık girişimlere karşı sağduyuyla inançlarına ve mekanlarına sahip çıkmaya devam edeceklerini belirterek, nefret diline karşı ortak mücadele çağrısını yineledi.

    Cevahir FINDIK / İSKENDERUN

  • DAD’dan açıklama: Aleviliği ve Dersim’i siyasi rekabetinize alet etmeyin!

    DAD’dan açıklama: Aleviliği ve Dersim’i siyasi rekabetinize alet etmeyin!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, CHP’de yaşanan hukuki süreçlerin ardından sosyal medyada Alevilere ve Dersimlilere yönelik tırmanan nefret söylemlerine karşı çok sert bir açıklama yayımladı. Kurum, inanç ve kimlik değerlerinin siyasi çekişmelerin malzemesi yapılmasını “kırmızı çizgi” olarak tanımlayarak tüm tarafları sorumluluğa davet etti.

    CHP’ye uygulanan mutlak butlan kararının ardından sanal mecralarda başlayan tartışmalar, kısa sürede tehlikeli bir boyuta evrildi. Alevi kimliği ve Dersim aidiyeti üzerinden yürütülen ayrıştırıcı söylemler, Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’nin tepkisine neden oldu.

    DAD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, siyasi rekabetin toplumsal barışı tehdit eder hale geldiğine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “CHP’ye uygulanan mutlak butlan kararının ardından, dijital mecralarda ve sanal medya platformlarında Alevilere ve Dersimlilere yönelik nefret söylemlerinin belirgin biçimde arttığını kaygıyla takip ediyoruz”

    Açıklamanın devamında, eleştiri sınırlarının aşılarak kimlik temelli bir nefret dilinin inşa edildiğine dikkat çekiliyor:

    “Siyasi tartışmaların ve eleştirilerin hedefi kişiler, partiler veya politikalar olabilir. Ancak hiçbir siyasi gelişme; inanç kimliklerini, etnik kökenleri ve kültürel aidiyetleri hedef alan ayrımcı ve düşmanlaştırıcı söylemleri meşrulaştıramaz. Alevilere ve Dersimlilere yönelik hakaretler, aşağılayıcı ifadeler, toplu suçlamalar ve nefret içerikli paylaşımlar, yaşadığımız coğrafyanın ortak yaşam kültürünü ve demokratik geleceğini tehdit etmektedir”

    DAD Genel Merkezi, tarihsel hafızaya atıfta bulunarak toplumsal kutuplaşmanın sonuçları konusunda uyarılarda bulunuyor:

    “Toplumsallığımıza karşı geliştirilen inkar, imha ve nefret dilinin nelere yol açabileceğini yaşadığımız katliamlar silsilesi bizlere defalarca göstermiştir. Tarihten ders çıkarmak yerine aynı önyargıları yeniden üretenler, toplumsal barışa zarar verdiklerini bilmelidirler. Farklı kimliklere yönelik düşmanlaştırıcı söylemlere karşı sessiz kalmak değil açık ve kararlı bir tutum almak herkesin sorumluluğudur. İnancımıza yönelik geliştirilen bu dili asla kabul etmiyoruz!”

    Açıklamanın sonunda ise CHP içerisinde yaşanan iç çekişmelere doğrudan bir mesaj gönderilerek, inanç gruplarının bu mücadelenin parçası yapılmaması gerektiği şu şekilde ifade ediliyor:

    “Hiç kimse siyasi hesapları uğruna Alevileri hedef gösteremez. Hiç kimse Dersim’i hedef göstererek toplumsal kutuplaşmayı derinleştiremez. CHP içerisinde oluşan iki cepheninde aralarında ki mücadelede Aleviliği araçsallaştırmaması gerektiğini buradan açıkça ifade ediyoruz”

    HABER MERKEZİ