Etiket: açıklama

  • Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı: Hukuksuz uygulamalara son verilmeli!

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı: Hukuksuz uygulamalara son verilmeli!

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, yayınladığı basın açıklamasında kayyum atamaları, tutuklamalar ve yargı eliyle siyasetin dizayn edilmeye çalışılmasına sert tepki göstererek, yaşananları “demokrasiye vurulmuş büyük bir darbe” olarak nitelendirdi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Merkezi, Türkiye’deki son siyasi ve hukuki gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. CHP’nin 38. Olağan Seçimli Kurultayı sonrası yerel seçimlerde yaşananların ardından muhalefete yönelik adımların eleştirildiği açıklamada; kayyum atamaları, belediye başkanları, gazeteciler ve öğrencilerin tutuklanması ile devam eden hukuki süreçlere yönelik tepkiler dile getirildi. Vakıf yönetimi, adalet ve demokrasiye olan güvenin yitirilmesinin toplumsal barışı tehdit ettiğini vurguladı.

    “SEÇMEN İRADESİNİN GASBEDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    Açıklamada, yerel seçimlerin ardından kaybedilen belediyelere kayyum atanması ve seçilmiş yöneticilerin, öğrencilerin, gazetecilerin, sendikacıların tutuklanması eleştirilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Dava sonuçlanmadan tedbirli mutlak butlan kararı girişimlerini, bir partinin üyelerinin verdiği kararı yok saymasını kabul etmiyoruz. Yargı eliyle halkın iradesini hiçe sayarak siyasete yön vermeye çalışan, seçimleri ve sandığı kabul etmeyen bu hukuksuz durum demokrasimize vurulmuş çok büyük bir darbedir.”

    DEMOKRASİ, HUKUK DEVLETİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VURGUSU

    Gerçek bir demokrasinin inşası için adil seçimlerin yanı sıra ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin şart olduğu hatırlatılan metinde, Ortadoğu’daki savaşların gölgesinde Türkiye’nin demokrasi geleneğinin heba edilmemesi gerektiği belirtildi. Bu mücadelenin sadece tek bir siyasi partinin değil; sandık iradesinin, hukuk devletinin ve tüm Türkiye demokrasisinin meselesi olduğu ifade edildi.

    “BU YANLIŞTAN ACİLEN DÖNÜLMELİDİR”

    Henüz sonuçlanmamış davalar üzerinden siyasi sonuçlar doğuracak kararlar alınmasının kabul edilemez olduğunun altını çizen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, açıklamasını şu çağrıyla sonlandırdı:

    Hukuksuz uygulamalara bir an önce son verilmelidir.

    Ülkemizi istikrarsızlığa, kutuplaşmaya ve demokrasi krizine sürükleyecek bu yanlıştan acilen dönülmelidir.

    Demokrasiye, sandığa ve hukuk devletine sahip çıkmak; yalnızca bir siyasi partiyi değil, Türkiye’nin ortak geleceğini, toplumsal barışını ve seçmen iradesini savunmaktır.

    Hak, hukuk ve halk iradesinin yanında durmak, yalnızca siyasal bir tavır değil, toplumsal vicdanın gereğidir.

    HABER MERKEZİ

     

  • Özgür Özel’den iktidara erken seçim resti: Sandığı getirin, yönetimi değiştirmeye hazırız!

    Özgür Özel’den iktidara erken seçim resti: Sandığı getirin, yönetimi değiştirmeye hazırız!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mahkemenin “mutlak butlan” kararı sonrası yaptığı ilk değerlendirmede iktidarın baskın seçim kurguladığını öne sürerek, “Sandık hemen gelsin, hazırız” dedi. İmamoğlu’nun adaylığı için gerekirse “yüz bin imza” formülünün devreye gireceğini açıklayan Özel, olası bir kapatma davasına karşı bir “yedek parti” hazırlıklarının olduğunu da ilk kez doğruladı.

    Mahkeme kararının ardından ilk değerlendirmelerini paylaşan Özgür Özel, iktidarın bu hamleyle Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bir baskın seçim kurguladığını öne sürdü. CHP lideri olası bir erken seçime tamamen hazır olduklarını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

    “Eğer amaçları baskın seçimse hemen yapsınlar, bekliyoruz! Cumhurbaşkanlığı sandığını en kısa sürede milletin önüne getirsinler; biz bu ülkede yönetimi değiştirmeye hazırız. Adayımızı çıkarır ve bu seçimi mutlak bir zaferle noktalarız.”

    “ASIL HEDEF BENİM VE EKREM İMAMOĞLU”

    Anketlerde AK Parti ile başa baş giden ve iktidarı zorlayan tek gücün CHP olduğunu belirten Özel, yargı eliyle partinin paralize edilmek istendiğini söyledi. Sürecin belediyelere yönelik operasyonlarla başladığını ve şimdi de parti yönetimine uzandığını dile getiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İmamoğlu’na ve partimize yönelik bu hamleler hukuki değil, tamamen siyasidir. Ortaya atılan ‘bavullarla paralar’ veya ‘kurultayda dağıtılan telefonlar’ gibi iddiaların asılsız olduğu, hazırlanan iddianamelerde yer almamasıyla zaten kanıtlandı.Bana defalarca ‘Ankara’da otur, konforlu muhalefet yap’ mesajı verdiler. Ancak bizim tek bir gayemiz var o da iktidar olmak. İktidarı hedeflediğimiz için bugün doğrudan ben ve çevrem hedef alınıyor.”

    KILIÇDAROĞLU’NUN KAYYUM OLARAK GELMESİ DURUMUNDA ADAYLIK FORMÜLÜ NE?

    Mahkemenin Kemal Kılıçdaroğlu yönetimini tedbiren göreve iade etmesi durumunda Cumhurbaşkanı adayının nasıl belirleneceği sorusuna da açıklık getiren Özel, alternatif planlarının hazır olduğunu belirtti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayının net olduğunu ifade eden Özel, “İmamoğlu’nu aday yapabileceğimiz son güne kadar seçeneğimiz odur. Eğer parti mekanizmaları engellenirse, anayasal bir hak olan ‘yüz bin imza’ formülü devreye girer. Biz geçmişte 15,5 milyon oyla İmamoğlu’nu seçtirmiş bir iradeyiz, gerekirse bu imzanın yüzlerce katını toplar yine adayımızı çıkarırız” dedi.

    “YEDEK PARTİ İDDİALARINA AÇIKLIK: AYRILIK DEĞİL, TEDBİR ÖNLENEBİLİRLİĞİ”

    Kamuoyunda konuşulan “yedek veya yeni parti için bütçe ayrıldığı” yönündeki iddiaları “asıl dışı” olarak nitelendirirken, bir B planının varlığını da gizlemedi. Özel, arka planda tutulan parti hazırlığının bugünkü “mutlak butlan” kararıyla ilgili olmadığını, çok daha büyük yapısal tehditlere karşı bir sigorta niteliği taşıdığını söyledi:

    “Bir yedek parti hazırlığımızın olduğu doğrudur ancak bu yeni bir durum değil. Bu hazırlık, CHP’den ayrılıp yeni bir yol çizmek için yapılmadı. Partimize yönelik olası bir kapatma davası ya da seçim döneminde milletvekili listelerimizin verilmesini engelleyecek bir hamleye karşı aldığımız bir ‘bloke önleme’ tedbiridir.”

    KILIÇDAROĞLU İLE UZLAŞI MÜMKÜN MÜ?

    Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin son dönemdeki muhalif çıkışlarına ve paylaşılan videolara değinen Özel, parti kültüründen gelen saygı gereği bugüne kadar dikkatli bir dil kullandığını hatırlattı. Kılıçdaroğlu’ndan, Böyle bir butlan kararı çıkması durumunda görevi kabul etmeyeceğine veya partiyi hızla seçime götüreceğine” dair bir açıklama beklediklerini aktaran Özel, yargı eliyle parti dizayn edilmesine izin vermeyeceklerini vurguladı:

    “Şimdiye kadar parti içinde bölünme yaşanmaması için üç kez kapalı toplantıda genel başkan olarak geçmiş kırgınlıklar adına özür diledim. Ancak AK Parti yargısının kararlarını meşru kabul edip, partinin bu yargıyla şekillendirilmesine zemin hazırlayan tutumlara da sessiz kalmayacağız.”

    “DÜNYADAKİ DİKTATÖRLER BİRBİRİNDEN ÖĞRENİYOR”

    Türkiye’deki anti-demokratik süreci küresel otokrasi eğilimleriyle bağdaştıran Özgür Özel, çağımızın en büyük tehlikesinin “teknoloji” değil, “otoriter liderlerin işbirliği” olduğunu söyledi. Dünyadaki baskıcı rejimlerin artık sandığı tamamen kaldırmak yerine, sandıkta yarışacakları rakipleri kendilerinin belirlemek istediğini ifade eden Özel, Bugün Macaristan’da Orban’ın devrilmesi gibi örnekler önümüzde dururken, Türkiye’de de Erdoğan rakibinden korktuğu için onu kendi seçmek istiyor. Ekrem İmamoğlu’na ve partimize yapılan tüm bu baskıların yegane sebebi, sandıktan duyulan bu korkudur” diyerek sözlerini tamamladı.

    HABER MERKEZİ

     

  • AABF NRW’den kutsal mekanlara yönelik saldırılara tepki: Bu vandallık toplumsal barışı hedef alıyor!

    AABF NRW’den kutsal mekanlara yönelik saldırılara tepki: Bu vandallık toplumsal barışı hedef alıyor!

    PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Kuzey Ren Vestfalya (AABF NRW) Bölge Yönetimi, Dersim ve Pazarcık’ta başta Düzgün Baba ziyareti olmak üzere Alevilerin kutsal mekânlarına yapılan saldırıları şiddetle kınayarak, tüm demokrasi güçlerini bu karanlık zihniyete karşı ortak dayanışmaya çağırdı.

    Dersim ve Pazarcık bölgelerinde Alevi toplumuna ait kutsal mekânlara yönelik gerçekleştirilen son saldırılar, Avrupa’daki sivil toplum örgütlerinin de sert tepkisini çekti. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayan Almanya Alevi Birlikleri Kuzey Ren Vestfalya (AABF NRW) Bölge Yönetimi, yaşananlara tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:

    “Dersim ve Pazarcık’ta Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde bulunan başta Düzgün Baba ziyareti olmak üzere kutsal mekânlara yönelik gerçekleştirilen saldırıları, AABF NRW Bölge Yönetimi olarak şiddetle kınıyoruz.”

    “BU SALDIRILAR TESADÜF DEĞİL, SİSTEMATİK BİR ANLAYIŞIN ÜRÜNÜ”

    Açıklamasında bu tür olayların tarihsel arka planına ve taşıdığı risklere dikkat çeken yönetim, saldırıların münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizdi. Provokasyonların arkasındaki zihniyete işaret edilen açıklamada, sürecin planlı yürütüldüğü savunularak şöyle denildi:

    “Yaşanan bu saldırıların ne ilk ne de son olduğunu biliyor bu tür provokasyonların hiçbir şekilde tesadüf olmadığının altını çiziyoruz. Tarihsel süreç incelendiğinde, farklı kimliklere, inançlara ve kültürlere yönelik bu tür yönelimlerin planlı ve sistematik bir anlayışın ürünü olduğu açıkça görülmektedir. Bugün tanıklık ettiğimiz bu vandallık, çoğulculuğu, toplumsal barışı ve bir arada yaşama iradesini hedef alan karanlık bir zihniyetin devamıdır.”

    “İNSAN HAKLARINA VE DEMOKRASİYE İNDİRİLMİŞ BİR DARBE”

    Kutsal alanların ve inanç merkezlerinin korunmasının evrensel bir sorumluluk olduğunu hatırlatan AABF NRW Bölge Yönetimi, bu mekanların sadece Alevi toplumunu değil, tüm insanlığı ilgilendiren birer kültürel miras olduğunu belirtti. Açıklamada şu tespitlere yer verildi:

    “Kutsal mekânlar ve inanç merkezleri yalnızca bir topluluğun değil, insanlığın ortak kültürel mirasıdır. Bir inancın değerlerine ve yaşam alanlarına yapılan her saldırı, temel insan haklarına ve demokrasiye indirilmiş bir darbedir.”

    Açıklamanın son bölümünde ise nefret söylemi ve ayrımcılığa karşı küresel bir set çekilmesi gerektiği vurgulandı. Farklı kesimlerden tüm kesimlere ortak mücadele çağrısı yapan AABF NRW Bölge Yönetimi, açıklamasını şu sözlerle noktaladı:

    “Bu nedenle nefret söylemlerine ve ayrımcılığa karşı durmayı evrensel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Tüm demokrasi güçlerini, insan hakları savunucularını, farklı inanç ve kültürlerden dostlarımızı ve barıştan yana olan herkesi bu sistematik saldırılara karşı ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz. Gelin, toplumsal barışı hedef alan bu karanlığa karşı dayanışmayı hep birlikte büyütelim”

    HABER MERKEZİ

  • İHD: Alevi inanç mekanlarına yönelik saldırılar kabul edilemez!

    İHD: Alevi inanç mekanlarına yönelik saldırılar kabul edilemez!

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, Maraş Pazarcık’taki Elif Ana ve Dersim’deki Düzgün Baba dergâhlarına yönelik gerçekleştirilen saldırıları kınayarak, faillerin derhal bulunmasını istedi. İHD, “Saldırılar inanç özgürlüğüne ve birlikte yaşam hakkına yönelik ciddi bir ihlaldir” açıklamasında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, Alevi inancının en önemli sembol mekanlarından ve dergâhlarından olan Maraş/Pazarcık’taki Elif Ana ile Dersim’deki Düzgün Baba ziyaretlerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara ilişkin yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Saldırıları kınayan dernek, devletin tüm inanç mekânlarını koruma yükümlülüğü olduğunu hatırlatarak sorumluların açığa çıkarılması için etkili bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.

    “CEZASIZLIK POLİTİKALARI YENİ SALDIRILARA ZEMİN HAZIRLIYOR”

    İHD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, inanç mekânlarına yönelik saldırıların yalnızca fiziki alanları değil, o inanca mensup toplulukların kimliğini, tarihini ve varoluşunu hedef aldığı vurgulandı. Alevilerin tarih boyunca ayrımcılık, inkâr ve nefret söylemleriyle karşı karşıya kaldığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün de kutsal mekânlarına yönelik saldırılarla Aleviler hedef gösterilmektedir. Bu saldırılar; cezasızlık politikaları, ayrımcı dil ve nefret ikliminden bağımsız değerlendirilemez. İnanç merkezlerine yönelik saldırıların etkili biçimde soruşturulmaması ve faillerin açığa çıkarılmaması, benzer ihlallerin sürmesine zemin hazırlamaktadır.”

    “DEVLET İNANÇ MEKANLARINI KORUMAKLA YÜKÜMLÜDÜR”

    Elif Ana ve Düzgün Baba dergâhlarının Alevi toplumunun inançsal ve kültürel belleğinde çok kritik bir yere sahip olduğunun altını çizen İHD, bu tür saldırılar karşısında sessiz kalınmasının nefret suçlarını olağanlaştıracağına dikkat çekti. İnanç özgürlüğünün temel bir insan hakkı olduğunu hatırlatan dernek, devletin sorumluluklarını şu sözlerle anımsattı:

    Tüm inanç topluluklarının ibadet ve ziyaret mekânlarını korumak,

    Nefret suçlarına karşı etkili ve caydırıcı önlemler almak,

    Ayrımcılığa karşı eşitlik temelinde politikalar geliştirmek.

    Açıklamanın sonunda, inanç temelinde geliştirilen her türlü ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı mücadelenin kararlılıkla süreceği belirtildi. İHD, Alevi toplumuyla dayanışma içinde olacaklarını vurgulayarak, “İnançlara yönelik nefretin değil; eşit yurttaşlığın, çoğulculuğun ve birlikte yaşamın savunulması gerektiğini bir kez daha vurguluyor, hukuki sürecin yakın takipçisi olacağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • AABK’dan inanç merkezlerine yönelik saldırılara tepki: Failler derhal açığa çıkarılsın!

    AABK’dan inanç merkezlerine yönelik saldırılara tepki: Failler derhal açığa çıkarılsın!

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Dersim’deki Düzgün Baba Mekânı ve Maraş’taki Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik gerçekleştirilen saldırıları lanetleyerek, inanç merkezlerinin yasal güvenceye alınması ve faillerin derhal açığa çıkarılması çağrısında bulundu.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Dersim’in Nazımiye ilçesindeki en önemli ziyaretgâhlardan biri olan Düzgün Baba Mekânı’nda “Ayak İzleri” olarak bilinen nişanelerin tahrip edilmesi ve Maraş’ın Pazarcık ilçesindeki Elif Ana Türbesi yerleşkesinde bulunan Mehmet Baba heykelinin ateşe verilmesi üzerine yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan ortak açıklamada, bu saldırıların yalnızca fiziki bir zarar değil, doğrudan Alevi/Kızılbaş inancının hafızasına, kültürüne ve ortak vicdanına yönelik ağır bir müdahale olduğu vurgulanarak, yetkililer idari ve hukuki tedbirleri almaya çağrıldı.

    “İNANÇSAL BELLEĞE VE ORTAK VİCDANA AĞIR BİR SALDIRI”

    Düzgün Baba Mekânı’nın Dersim coğrafyasının inançsal belleği ve hakikat yolunun en önemli sembollerinden biri olduğunu belirten AABK, yüzyıllardır niyazların tutulduğu ve lokmaların pay edildiği bu kutsal alanların toplumun manevi varlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Pazarcık’ta Elif Ana Türbesi yerleşkesindeki heykelin ateşe verilmesiyle tırmanan olayların Alevi toplumunda derin bir endişe ve rahatsızlık yarattığı aktarıldı.

    İnanç mekânlarının, hangi inanca ait olursa olsun insanlığın ortak değeri olduğunun altını çizen konfederasyon, bu merkezlerin korunmasının devletin anayasal sorumluluğunda olduğunu hatırlattı.

    “MEVCUT POLİTİKALAR SALDIRILARA ZEMİN HAZIRLIYOR”

    Son dönemde farklı bölgelerde ziyaretgâhların, mezarlıkların ve ocakların çeşitli gerekçelerle tahrip edilmesine tepki gösterilen açıklamada, iktidarın politikalara yönelik sert eleştiriler yer aldı. Gerekli önlemlerin alınmamasının kabul edilemez bir ihmal olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Ne yazık ki; mevcut iktidar, sorumluluğunu yerine getirmek yerine bu saldırılara çanak tutmaktadır. Devletin kolluk kuvvetlerinin zarar verdiği Zini Gediği anıtı, baraj suları altında bırakılmaya çalışılan Jara Gola Çetu, inanç merkezisi statüsü verilmeyen Bawa Düzgîn ve Çorum’da bulunan Koyunbaba Dergahı’nın bahçesine cami inşa edilmesi gibi saldırılara maruz kalınmaktadır. Eşit yurttaşlık haklarımızı ihlal eden ve kutsal mekanlarımıza yönelik saldırılara olanak tanıyan iktidarın karşısında durmaya devam edeceğiz.”

    Alevilerin tarih boyunca kendi değerlerini dayanışma, rızalık ve hakikat ilkeleriyle koruduğunu hatırlatan AABK, bugün de ayrıştırıcı değil, birleştirici bir dilin güçlenmesi gerektiğini vurguladı.

    Tüm Alevi kurumlarını ve duyarlı kamuoyunu inanç merkezlerine sahip çıkmaya davet eden konfederasyon, başta Dersim ve Pazarcık halkı olmak üzere tüm topluma dayanışma mesajı göndererek, faillerin bulunması ve benzer olayların tekrar etmemesi için hukuki sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını kamuoyuna duyurdu.

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti Dersim İl Örgütü: Sorumluluk alın, barış için adım atın-VİDEO

    DEM Parti Dersim İl Örgütü: Sorumluluk alın, barış için adım atın-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim İl Örgütü, Sanat Sokağı’nda bir araya gelerek Seyit Rıza Meydanı’na yürüdü. Meydanda basın açıklamasını okuyan İl Eş Başkanı Özcan Ateş, “Kürt meselesinin demokratik çözümü, eşitlik, adalet ve demokrasi için bugün adım atıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Örgütü, güncel gelişmelere ve barış sürecine ilişkin kentte bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Sanat Sokağı’nda bir araya gelen partililer ve vatandaşlar, sloganlar eşliğinde Seyit Rıza Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.

    Yürüyüşün ardından Seyit Rıza Meydanı’nda toplanan kitleye hitap eden DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Türkiye halklarının tarihi bir süreçten geçtiğini belirterek, “Kıymetli halkımız ve değerli basın emekçileri; tüm Türkiye halkları, kadınlar, gençler, işçiler, emekçiler ve işsizler olarak tarihi bir süreçten geçtiğimiz böylesi bir günde barışa yürüyoruz! Barış talebimizi bir kez daha yineliyoruz!” ifadelerini kullandı.

    “ÇAĞRI BÜYÜK BİR UMUT YARATTI”

    Açıklamasında Abdullah Öcalan’ın çağrılarına ve sonrasındaki gelişmelere değinen Özcan Ateş, gelinen aşamayı şu sözlerle özetledi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının üzerinden tam 15 ay geçti. Hem bölgesel hem de küresel düzeyde büyük bir yankı uyandıran bu çağrı, yüz yılı bulan Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için başta Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiye halklarında büyük bir umut yarattı. Sayın Öcalan’ın çağrısının ertesi günü, hareketi ateşkes ilan etti ve iki ay sonra da 12. Kongre’sini toplayarak kendisini feshetti. Akabinde 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum grubu silah yakma eylemini gerçekleştirerek 40 yılı aşkındır sürdürdüğü silahlı mücadeleye son vermeye dönük bir irade gösterdi. 26 Ekim 2025 tarihinde ise Türkiye sınırları dışına kararını uygulamaya başladıklarını tüm dünya kamuoyuna deklare etti. Böylece hiçbir çatışma çözüm süreçlerinde görülmeyen bir pratiğin sahibi oldu, Barış ve demokratik toplum çağrısına karşılık verdi.”

    “KOMİSYON RAPORU DIŞINDA SOMUT BİR ADIM ATILMADI”

    Süreç içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde kurulan komisyona ve sonrasındaki durağanlığa dikkat çeken Ateş, hükümetin pratiklerini eleştirerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu süreçte ise sadece bir siyasi partinin dahil olmadığı ortak bir akıl ve iradeyle Meclis Komisyonu kuruldu. Bu komisyon toplumsal birçok dinamiği dinledi ve bir rapor hazırladı. Ancak bu 15 aylık süreçte bu komisyon raporu dışında somut bir tek adım dahi atılmış değildir. Hasta ve siyasi tutsaklar hala cezaevinde, özgürlük yasalarına ilişkin net bir söylem dahi kurulmamakta, kayyım rejimi hala yürürlükte, baş müzakereci Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü henüz yasal bir çerçeveye kavuşturulmuş değil. Siyasi iktidar, süreci bekletmeye ve geciktirmeye dönük bir pratik sergilemekte.”

    “MİLYONLARIN BARIŞI İNŞA ETMEYE GÜCÜ DE İRADESİ DE VAR”

    Toplumsal taleplerin barış yönünde olduğunu vurgulayan DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, geri adım atmayacaklarının altını çizerek şunları kaydetti:

    “Oysa milyonların talebi olan barışa en yakın olduğumuz bir eşikteyiz. Zaman beklemenin, ötelemenin değil; adım atmanın zamanıdır. Kürt meselesinin demokratik çözümü için, eşitlik adalet ve demokrasi için, kayyım rejimine son verilmesi için, hasta ve siyasi tutsakların özgürlüğü için, anadilinde eğitim hakkı için, antidemokratik, hukuksuz tüm uygulamalara dur demek için bugün adım atıyoruz. Halklar barış istiyor, kadınlar barış istiyor, gençler barış istiyor, emekçiler, işçiler, işsizler ve tüm ezilenler barış istiyor! Biz milyonların barışı ve demokratik bir cumhuriyeti inşa etmeye gücü de iradesi de inancı da var. Barışı istemekten, barış için mücadele etmekten ve bu zemini büyütmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “SORUMLULUK ALIN”

    Açıklamasının son bölümünde siyasi iktidara sorumluluk alma çağrısında bulunan Ateş, demokratik siyasetin önünün açılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bizler barışta, demokratik bir cumhuriyette, eşitlik ve özgürlükte ısrarcıyız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında halkların eşit ve özgür bir arada yaşam iradesini barışla taçlandıracağız. Bunun için mücadele etmekten bir an dahi geri durmayacağız. Ancak bir yüz yıl daha kaybetmemek için siyasi iktidarın barış ve demokratik toplum sürecinin gerektirdiği somut, pratik adımlar atması Türkiye’nin bugünü ve geleceği için hayatidir. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir tarafından siyasi iktidara sesleniyoruz, meydanlara, sokaklara, caddelere taşan bu barış iradesine ses verin. Sorumluluk alın. Barış için adım atın. Çünkü barış şimdi aldığımız nefes kadar bir ihtiyaçtır. Zaman, kapsayıcı ve bütüncül yasal düzenlemelerle demokratik siyasete nefes aldırma zamanıdır. Süreç, özgür, eşit ve demokratik yaşamı inşa etme ve kazanma sürecidir. Yaşasın Barış! Yaşasın Barış Mücadelemiz, Yaşasın eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelemiz!”

    Eylem, açıklamanın ardından atılan sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • FEDA ve DAKB: Düzgün Baba ve Elif Ana mekanlarına yönelik saldırılar sistematik düşmanlığın örneğidir!

    FEDA ve DAKB: Düzgün Baba ve Elif Ana mekanlarına yönelik saldırılar sistematik düşmanlığın örneğidir!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Dersim ve Maraş’ta bulunan Alevi inanç merkezlerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara tepki gösterdi. Yapılan ortak yazılı açıklamada, inanç merkezlerinin tahrip edilmesine sert tepki gösterilerek acilen yasal önlemler alınması çağrısı yapıldı.

    Açıklamada, Dersim’deki Düzgün Baba Mekânı’na yönelik saldırıya dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Değerli canlar, Dersim’in Qisle (Nazımiye) ilçesinde bulunan ve Alevi inancı açısından en kutsal merkezlerden biri olan Düzgün Baba Mekânı’na yönelik gerçekleştirilen saldırı, hepimizin yüreğinde derin bir yara açmıştır. “Ayak İzleri” olarak bilinen kutsal nişanelerin kazınarak tahrip edilmesi; yalnızca bir taşın değil, bir halkın hafızasının, inancının ve tarihinin hedef alınmasıdır.”

    Maraş’ın Pazarcık  ilçesindeki Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik saldırıya da değinilen açıklamada, doğa ve inanç arasındaki kadim bağ vurgulanarak şöyle denildi:

    “Aynı şekilde Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Elif Ana Türbesi yerleşkesindeki Mehmet Baba heykeline yönelik saldırı da Alevi halkının kutsallarına dönük sistematik düşmanlığın bir başka örneğidir. Çünkü biz Aleviler için dağ, taş, su, ağaç yalnızca doğa değildir; inancımızın kendisidir. Bu topraklarda binlerce yıldır varız. Taşımızla, toprağımızla, suyumuza ve ormanımıza bağlı bir hakikat yolunun taşıyıcılarıyız. Düzgün Baba’ya uzanan el aynı zamanda Dersim’in dağlarına, halkımızın hafızasına ve ortak yaşam kültürüne uzanmıştır.”

    “CEZASIZLIK YENİ SALDIRILARIN ÖNÜNÜ AÇMAKTADIR”

    Devlet yetkililerine faillerin bulunması için çağrıda bulunulan açıklamada, cezasızlık politikasının yeni saldırılara zemin hazırladığı şu cümlelerle ifade edildi:

    “Devlet bu saldırıları derhal soruşturmalı, failleri açığa çıkarmalı ve kutsallarımıza yönelik nefret saldırılarının karşısında sessiz kalmamalıdır. Sessizlik cesaret vermektir. Cezasızlık ise yeni saldırıların önünü açmaktadır.”

    Demokratik barış sürecine ve ortak yaşam iradesine vurgu yapan FEDA ve DAKB, provokasyon girişimlerine karşı demokratikleşme yasalarının acilen çıkarılması gerektiğini belirtti:

    “Bizler demokratik barış sürecinin en önemli öznesi olduğumuzu biliyoruz. Yıllardır acılarla, inkâr politikalarıyla ve saldırılarla sınanmış bir halk olarak; barışın, eşit yurttaşlığın ve ortak yaşamın savunucusuyuz. Tam da böylesi kıymetli bir süreçte kutsallarımıza yönelik gerçekleştirilen saldırılarla toplumu galeyana getirmek, halkları karşı karşıya bırakmak ve barış umudunu sabote etmek isteyenler bilsin ki; boşuna uğraşıyorlar. Şunu söylüyoruz; barış ve demokratik sürecin tartışıldığı bu koşullarda demokratikleşme yasalarının acilen çıkartılması, Alevilere yönelik saldırıları önleyecek yegane yoldur.”

    “PROVOKASYONLARA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Açıklamanın devamında, inanç ve doğaya sahip çıkma kararlılığı yinelenerek birlik olma çağrısı yapıldı:

    “Değerli canlar, bizler provokasyonlara teslim olmayacağız. Barış gibi büyük bir değeri, halkların ortak geleceğini ve birlikte yaşam umudunu kimsenin karanlık hesaplarına kurban etmeyeceğiz. Şu iyi bilinmelidir ki; biz Aleviler ne doğamızdan ne de inancımızdan vazgeçeriz. Kutsallarımıza, ziyaretgâhlarımıza, hafızamıza ve hakikat yolumuza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Düzgün Baba da, Elif Ana da, bu kadim toprakların hakikatidir ve bu hakikat asla yok edilemeyecektir. Bugün her zamankinden daha fazla birlik olma zamanıdır. Alevi halkının birliği; inancımıza, kültürümüze, kadınların öncülüğüne, doğamıza ve ortak yaşam değerlerimize sahip çıkmanın en güçlü güvencesidir. Çünkü biliyoruz ki birlik olan bir halkın hafızası da, inancı da, hakikat yolu da yok edilemez.”

    “BU SALDIRILARIN TEKİL SALDIRILAR OLMADIĞINI BİLİYORUZ”

    Saldırıların pervasızca yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, kurumsal olarak sürecin takipçisi olunacağı şu sözlerle duyuruldu:

    “Devletin kimliği belirsiz kişiler dediği şahıslar, kendilerinde bu gücü nereden buluyorlar? Kim ya da kimler, Alevi halkının kutsallarına saldırmayı bu kadar pervasızca göze alabiliyor? Bu saldırıların tekil saldirilar olmadigini biliyoruz. Yıllardır Alevi inancı, kültürü, dili, doğası ve yaşam felsefesi hedef alınmaktadır. Bugün kutsal mekânlarımız tahrip edilirken aslında bizim doğayla kurduğumuz kadim bağ koparılmak istenmektedir. Biz Demokratik Alevi Federasyon FEDA ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği DAKB olarak yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyor ve bu saldırıların hesabının verilmesi için takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz. Barışın ve ortak yaşamın savunucusu olmaya devam edeceğiz. Ya Xizir, Ya Hak, Ya Hakikat!”

    HABER MERKEZİ

  • Dersim İnşa Kongresi’nden Düzgün Baba saldırısına tepki: Bu bir bellek kırımı girişimidir!

    Dersim İnşa Kongresi’nden Düzgün Baba saldırısına tepki: Bu bir bellek kırımı girişimidir!

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi, Düzgün Baba Cemevi bünyesindeki kutsal nişaneye yönelik gerçekleştirilen saldırıyı yazılı bir açıklamayla kınadı. Saldırıyı “toplumsal hafızaya ve kültürel kimliğe yönelmiş bir yok etme girişimi” olarak tanımlayan Kongre, tüm demokratik güçleri duyarlılığa çağırdı.

    Düzgün Baba Cemevi Yönetimi’nin duyurduğu kutsal mekâna yönelik saldırı, Dersim İnşa Kongresi tarafından sert bir dille protesto edildi. Yapılan açıklamada, kutsal dağda Evliya Düzgün Baba’ya ait olduğuna inanılan ayak izi nişanesinin tahrip edilmesi yalnızca fiziksel bir zarar değil, Rea Haq Kürt Alevi Kızılbaş toplumunun tarihsel varoluşuna yönelik ağır bir müdahale olarak nitelendirildi.

    “TESADÜF DEĞİL, ASİMİLASYON POLİTİKALARININ DEVAMI”

    Saldırının zamanlamasına dikkat çekilen açıklamada, inanca yönelik asimilasyon politikalarının altı çizildi:

    “Bu saldırı, cumhuriyet tarihi boyunca baskı altında tutulan inancımızın can damarlarını bütünüyle kesme girişimidir. Özellikle AKP iktidarının inancımızı başkalaştırma uygulamalarına hız verdiği, Dersim’de ‘Dedeler Buluşması’nın tertiplendiği günlerde yaşanmasını tesadüf olarak görmüyoruz.”

    “DÜZGÜN BABA CANLI HAFIZA ALANIDIR”

    Düzgün Baba’nın sadece bir ziyaret yeri değil, kolektif hafızanın taşıyıcısı olduğu vurgulanan metinde, mekânın manevi derinliğine şu sözlerle değinildi:

    “Düzgün Baba, Dersim coğrafyasında ezelden beri hakikat, adalet, vicdan ve maneviyatın sembolüdür. Rea Haq inancı açısından bu mekân, doğayla kurulan kutsal ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dağ, taş ve su burada yalnızca doğal unsurlar değil, canlı hafıza alanlarıdır.”

    “HAFIZASINI KAYBEDEN TOPLUMLAR KÖKLERİNDEN KOPARILIR”

    Saldırının aynı zamanda insanlığın somut olmayan kültürel mirasını hedef aldığı belirtilerek, UNESCO prensiplerine atıfta bulunuldu. Kongre, ulusal ve uluslararası kültürel miras kurumlarını Dersim’in inançsal merkezlerine yönelik tehditler karşısında duyarlı olmaya çağırdı.

    Hafızaya yapılan saldırının geleceği hedef aldığını belirten Dersim İnşa Kongresi, açıklamasını şu çağrıyla sonlandırdı:

    “Yetkilileri bu saldırıyı aydınlatmaya ve sorumluları ortaya çıkarmaya çağırıyoruz. Düzgün Baba’ya sahip çıkmak; hafızaya, kültüre ve gelecek iradesine sahip çıkmaktır. Başta Dersim toplumu olmak üzere tüm Alevi toplumunu ve demokratik güçleri bu saldırıya karşı durmaya davet ediyoruz.”

    HABER MERKEZİ

    İLGİLİ HABERLER
    Düzgün Baba Mekanı’nda kutsal nişaneler tahrip edildi!

  • Hazine bahanesiyle inanca saldırı: DAD Baba Düzgün’deki tahribatı kınadı!

    Hazine bahanesiyle inanca saldırı: DAD Baba Düzgün’deki tahribatı kınadı!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Dersim’in kadim inanç merkezlerinden biri olan Baba Düzgün mekânına yönelik gerçekleştirilen tahribata ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. “Hazine arama” bahanesiyle yapılan saldırıyı sert bir dille kınayan DAD, bu durumu toplumsal varlığa ve inanç dünyasına yönelik sistemli bir saldırı olarak nitelendirdi.

    “HAZİNE PROPAGANDASI SİSTEMATİK BİR SALDIRIDIR”

    Açıklamada, ziyaretgahlarda hazine saklı olduğu yönündeki söylemlerin tesadüf olmadığı, bu propagandanın kutsal alanları tahrip etmek amacıyla bilinçli olarak teşvik edildiği vurgulandı. DAD, bu politikaların sadece Alevi inancını değil, bölgedeki Ermeni-Hristiyan mezarlarını da hedef alarak halkı töhmet altında bırakan sinsi bir yöntem olduğunu belirtti.

    Saldırının “hazine çıkarma” görüntüsü altında Dersim’in nişanelerine ve anlam dünyasına yapıldığı ifade edildi.

    Tahribatın faili kim olursa olsun (karanlık odaklar veya işbirlikçiler) budurumun özel savaş politikalarının bir sonucu olduğu kaydedildi.

    Kutsallardan kopuşun bir “felaket” olduğu belirtilerek, binlerce yıllık insani erdemlerin kaynağı olan toplumsal akla sahip çıkma çağrısı yapıldı.

    “Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    “DİRİLİŞ VE HESAP SORMA VAKTİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri, yaşanan bu olayın doğru analiz edilmesi gerektiğini belirterek tüm halkı “dara durmaya” ve öz değerlerine sahip çıkmaya davet etti. Açıklama şu ifadelerle son buldu:

    “Baba Düzgün mekânına yöneltilen saldırının faillerini kınıyor, takipçisi olacağımızı vurguluyoruz. Bu saldırı kimden ve nereden gelmişse halkımızı güçlü biçimde hesap sormaya davet ediyoruz. Yolumuz üzerinden gerçekleşen her türlü saldırıyı paramparça edecek bir dirilişi gerçekleştirmek toplumsal akıbetimiz açısından zorunluluktur.”

    HABER MERKEZİ

    İLGİLİ HABERLER
    Düzgün Baba Mekanı’nda kutsal nişaneler tahrip edildi!

  • İstinaf son noktayı koydu: Munzur Gözeleri’ne çivi bile çakılamayacak!-VİDEO

    İstinaf son noktayı koydu: Munzur Gözeleri’ne çivi bile çakılamayacak!-VİDEO

    PİRHA- Dersim TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesine karşı yürüttüğü 3 yıllık hukuk mücadelesini kazandığını duyurdu. Mahkeme, Munzur Gözeleri’nin tamamını “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak tescilledi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2023 yılında koruma statüsü düşürülerek yapılaşmaya ve insan baskısına açık hale getirilmek istenen Munzur Gözeleri hakkında nihai karar verildi. TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu tarafından düzenlenen basın toplantısında konuşan TMMOB Dersim  temsilcisi Uğur Beycan, İstinaf Mahkemesi’nin temyiz yolu kapalı olmak üzere Munzur Gözeleri’nin tamamını 1. Derece Sit Alanı (Kesin Korunacak Hassas Alan) ilan ettiğini müjdeledi.

    STATÜ OYUNU YARGIDAN DÖNDÜ

    Toplantıda sürecin kronolojik özetini paylaşan Uğur Beycan, 2003 yılında Erzurum Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1. derece sit alanı olarak tescil edilen Gözelerin, 2023 Temmuz ayında Bakanlık kararıyla 2. dereceye (Nitelikli Koruma Alanı) düşürüldüğünü hatırlattı. TMMOB’un bu “rant odaklı” değişikliğe karşı başlattığı hukuki sürecin, bilimsel veriler ve ekolojik dengenin korunması esasına dayandırıldığı vurgulandı.

    Beycan, 4 Şubat 2024’teki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile alanın bir kısmının tekrar 1. dereceye alındığını ancak TMMOB’un “alanın bir bütün olduğu” gerçeğinden hareketle itirazlarını sürdürdüğünü belirtti. Yaklaşık bir hafta önce sonuçlanan İstinaf kararıyla, Munzur Gözeleri’nin tamamı en üst düzey koruma zırhına kavuşmuş oldu.

    “SADECE BİLİMSEL FAALİYET YÜRÜTÜLEBİLİR”

    1. derece koruma statüsünün ne anlama geldiğini net bir dille ifade eden Beycan şunları söyledi:

    “Halk tabiriyle buraya artık ‘çivi bile çakılamaz’. Bu statü, alanın sadece bilimsel çalışmalar için kullanılabileceği, ekolojik dengenin devlet koruması altında olduğu anlamına gelir. Munzur Gözeleri, 200 milyon yıllık kireç taşı yapısı, düdenleri ve mağaralarıyla bir bütündür. Bu narin yapıyı insan baskısına, ticarete ve ranta açmak sürdürülemez bir yıkım getirirdi. Hasankeyf’te, Cerattepe’de ve Salda’da yaşananların burada tekrarlanmasına izin vermedik.”

    İNANÇ VE KÜLTÜREL HAFIZA VURGUSU

    Kararın sadece ekolojik değil aynı zamanda inançsal bir kazanım olduğunu belirten Beycan, Munzur Gözeleri’nin Dersim halkı için kutsiyetine dikkat çekti. Bilirkişi raporlarına Türkiye tarihinde ilk kez “inançsal bildirimlerin” de eklendiğini kaydeden Beycan, “Ganj Nehri Hindistan için, Nil Nehri Mısır için ne ifade ediyorsa Munzur da Dersim halkı için odur. Bu karar, bölgedeki eko-kırım politikalarına ve kültürel hafızayı yok etme girişimlerine karşı halkın zaferidir,” dedi.

    ALTYAPISIZ TURİZM UYARISI: BARAJLAR KADAR TEHLİKELİ

    Son dönemde popülerleşen “Dersim’e gelin” çağrılarını da eleştiren TMMOB temsilcisi, altyapısı hazırlanmamış kontrolsüz turizmin madenler ve barajlar kadar doğaya zarar verdiğini savundu. Beycan, koruma-kullanma dengesinin kamucu bir perspektifle ele alınması gerektiğini, Salda Gölü örneğinde olduğu gibi bazı hassas noktalara çıplak ayakla dahi basılmaması gerektiğini hatırlattı.

    TMMOB, Munzur Gözeleri’nde elde edilen bu hukuki kazanımın tüm demokratik kitle örgütleri ve Türkiye halklarının ortak başarısı olduğunu belirterek, tüm havzanın (Munzur Vadisi ve Mercan Dağları) bu statüye dahil edilmesi için mücadelesini sürdüreceğini ilan etti.

    PİRHA/DERSİM

  • MARDEF Kadın Meclisi: Acılı anaların sessizliği dünyanın en yüksek çığlığıdır!

    MARDEF Kadın Meclisi: Acılı anaların sessizliği dünyanın en yüksek çığlığıdır!

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) Kadın Meclisi Anneler Günü vesilesiyle yayımladığı bildiride, anneliğin görünmeyen emeğine ve toplumsal hafızadaki yerine dair bir açıklama yaptı.

    MARDEF Kadın Meclisi, bu yılki Anneler Günü mesajında odağına “acılı anaları” alarak toplumsal bir yüzleşme çağrısında bulundu. Yapılan açıklamada, acılı anaların yitik kimliğinin; yalnızca bir duygunun değil; tarihin, savaşların, göçlerin, yoksulluğun ve sessiz bırakılmış hayatların içinde saklı duran bir yara olduğu ifade edildi.

    “BAZI YOKLUKLAR ALIŞILMAZ SADECE TAŞINIR”

    Meclis, annelerin yaşadığı kaybın toplumsal boyutuna dikkat çekerek, bu annelerin çoğu zaman bir isimle değil, bir eksiklikle; yani kaybolan evladın ardından kalan boşlukla anıldığını belirtti. Bu boşluğun yalnızca bir insanın yokluğu olmadığını vurgulayan Kadın Meclisi; bunun bir evin sesinin, bir sofranın neşesinin, bir sokak yürüyüşünün yarım kalmışlığının adı olduğunu dile getirdi. Açıklamada, en ağır olanın ise bu boşluğun zamanla alışkanlığa dönüşmeye zorlanması olduğu belirtilerek, “Oysa bazı yokluklar alışılmaz; sadece taşınır” denildi.

    Acılı anaların dilinin resmi sözlüklerde karşılığı olmadığına değinilen açıklamada, kelimelerin yarım kaldığı ve cümlelerin içe doğru kırıldığı aktarıldı. Bazı acıların konuşuldukça hafiflemediği sadece yeniden kanadığı ifade edilirken; bu yüzden suskunluğun bir tercih değil, bir hayatta kalma biçimi olduğu vurgulandı.

    “UNUTMANIN KARŞISINDA İNSANLIĞIN HAFIZASIDIRLAR”

    MARDEF Kadın Meclisi bu suskunluğun içinde büyük bir direnişin yattığını ifade ederek şu tespitte bulundu: Her sabah yeniden kalkmak, boş bir sandalyenin yanından geçmek, aynı kapıyı açmak, aynı fotoğrafa bakmak… Bunların her biri görünmeyen bir emeğin adıdır. Bu emeğin ne ücretle ölçüleceği ne de unvanla tanımlanacağı belirtilirken, bunun kaybın içinden yaşamı sürdürme emeği olduğu kaydedildi.

    Toplumların acıyı hızlıca tüketme isteğine eleştiri getiren meclis, acılı analar için takvimin, kaybın olduğu günün etrafında dönüp duran kırık bir daire olduğunu hatırlattı.

    “SEVGİ BİTMEZ BİÇİM DEĞİŞTİRİR”

    Tüm yıkıma rağmen bu kimliğin içinde insanlığın en saf hali olan koşulsuz sevginin saklı durduğu belirtilen açıklamada; acılı annenin, sevginin bitmediği yerde acının başladığını bildiği ifade edildi. Sevginin bitmeyip sadece biçim değiştirdiğini savunan Kadın Meclisi; sevginin bir dua, bir fotoğrafa bakış veya bir rüzgârın içinde fısıldanan isim olduğunu belirtti.

    Açıklamanın son bölümünde, bu anaların yalnızca kaybettiklerini değil, bazen toplumun görmezden geldiği kendi varlıklarını da taşıdıklarına; görülmeyen emekleri, duyulmayan sesleri ve yarım bırakılmış hikâyeleriyle var olduklarına dikkat çekildi.

    MARDEF Kadın Meclisi, açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı: “Acılı analar, unutmanın karşısında insanlığın hafızasıdır ve onların yorgun sessizliği, aslında dünyanın en yüksek çığlığıdır. Tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun.”

    HABER MERKEZİ

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Ana yaşamdır, hakikattir, barıştır!

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Ana yaşamdır, hakikattir, barıştır!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Anneler Günü dolayısıyla yayımladığı kapsamlı açıklamada; analığın sadece biyolojik bir aidiyet değil, yaşamı, hakikati ve barışı büyüten toplumsal bir güç olduğunu vurguladı.

    “ANA TOPLUMU VİCDANLA YOĞURANDIR”

    Birlik tarafından yapılan açıklamada, ananın yalnızca evlat büyüten kişi olmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Ana; toplumu vicdanla yoğuran, acıyı sabra dönüştüren, yaşamı barışla mayalayandır. İnsanlık tarihinin en eski direnişi de, en büyük umudu da anaların ellerinde büyümüştür. Toplumların hafızasında ana; yalnızca aileyi ayakta tutan değil aynı zamanda dili, kültürü, inancı, dayanışmayı ve hakikati geleceğe taşıyan temel güç olmuştur. Mezopotamya’dan Dersim’e, Anadolu’dan Ortadoğu’ya kadar kadınlar ve analar; savaşların, sürgünlerin, katliamların ve inkâr politikalarının karşısında yaşamı savunmuştur.”

    Alevi inancındaki ana tanımına dikkat çekilen metinde, “Alevi öğretisinde Ana; hakikatin taşıyıcısıdır. Rızalığın, paylaşımın, eşitliğin ve merhametin adıdır. Ocakta lokmayı bölüşen, dara düşeni kaldıran, küskünü barıştıran, yolu hakikatle yürüten analardır. Çünkü biz biliriz ki; Ana varsa yaşam vardır, Ana varsa umut vardır,” denildi.

    “ANALAR ARTIK TABUT GÖRMEK İSTEMİYOR”

    Dünyadaki adaletsizliklere değinilen açıklamada, anaların hem acının hem de mücadelenin merkezinde olduğu vurgulandı:

    “Bugün Anneler Günü vesilesiyle bir kez daha görüyoruz ki; dünyanın neresinde olursa olsun savaşın, yoksulluğun, baskının ve adaletsizliğin en ağır yükünü kadınlar ve analar taşımaktadır ama aynı zamanda barışın en güçlü kurucuları da yine analardır. Tarih boyunca analar yalnızca acıyı yaşayan değil, mücadeleyi örgütleyen olmuştur.”

    Açıklamada ayrıca dünya ve Türkiye tarihindeki direniş odaklarına atıf yapıldı:

    Plaza de Mayo Anneleri: Arjantin’de diktatörlüğe karşı insanlığın vicdanı oldular.

    Cumartesi Anneleri: Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini sorarak hakikatin sesi oldular.

    Barış Anneleri: Savaşın değil, demokratik çözümün ve ortak yaşamın mümkün olduğunu haykırdılar.

    Siyasi kurumlara ve topluma vicdan çağrısı yapan birlik, “Gerilla anaları da asker anaları da artık tabut görmek istemiyor. Analar; inkârın, savaşın ve kutuplaştırmanın değil; demokratik siyasetin, eşit yurttaşlığın ve onurlu barışın büyümesini istiyor,” sözleriyle toplumsal barış talebini yineledi.

    Ortadoğu’daki kadınların yaşadığı zulme de değinilen metinde; Arap Alevi, Êzidî ve Süryani kadınların DAİŞ barbarlığına karşı direnişi selamlanırken, erkek egemen zihniyetin kadın bedenini savaş alanına çevirmesi eleştirildi. Kadın özgürlüğünün demokratik toplumun temeli olduğu hatırlatıldı.

    “NEDEN ANALARA CEHENNEM YAŞATILIYOR?”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, açıklamasında şu can alıcı soruları sordu:

    “Eğer ‘cennet anaların ayağının altındaysa’, neden analara bu dünyada cehennem yaşatılıyor? Neden annelerin yüreğine savaş, yoksulluk, göç, işsizlik ve ölüm düşürülüyor? Neden kadın emeği görünmez kılınıyor, kadın bedeni şiddetin hedefi haline getiriliyor?”

    Açıklama, Alevi öğretisinin temel düsturu olan “İncinsen de incitme” ilkesiyle son buldu: “İnsanlık; ölümle değil yaşamla, inkârla değil eşitlikle, savaşla değil demokrasiyle büyüsün diye analar mücadele veriyor. Kadınız. Anayız. Yaşamın, doğanın ve hakikatin savunucusuyuz. İşte bu yüzden; kin yerine barışı, zulüm yerine adaleti, ayrımcılık yerine eşitliği, ölüm yerine yaşamı savunuyoruz.”

    Birlik, başta Cumartesi ve Barış Anneleri olmak üzere, adalet ve barış için direnen tüm anaların Anneler Günü’nü kutlayarak, yaşamı büyüten kadınları selamladı.

    HABER MERKEZİ

  • DAD Ankara Şubesi: Varto’da doğaya açılan savaşı kabul etmiyoruz-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi: Varto’da doğaya açılan savaşı kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA-  Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Muş’un Varto ilçesi Çallıdere (Xwarik) köyünde hayata geçirilmek istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı Sakarya Caddesi’nde bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, 16 köyü doğrudan etkileyecek olan projenin sadece ekolojik bir yıkım değil aynı zamanda inanç ve kültür merkezlerine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı.

    “DOĞA BİZİM KIBLEMİZDİR”

    DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak tarafından okunan açıklamada, JES projesinin bölgedeki tarım ve hayvancılığın yanı sıra Réya Heq Alevi inancının kutsal mekanlarını da hedef aldığı belirtildi. Karabudak, “İnancımızda doğa en kutsal olandır, kıblemiz doğadır. Bu projelerle sadece toprak işgal edilmiyor; bölgenin ruhu, değerleri ve toplumsallığı da hedef alınıyor. Bu bir eko-savaş halidir,” dedi.

    TOPLUMSAL YAPI VE GÖÇ POLİTİKASI VURGUSU

    Basın açıklamasında, Varto’nun farklı kimliklerin rızalık temelinde bir arada yaşadığı bir yerleşim yeri olduğu hatırlatılarak, rızasız yürütülen bu faaliyetlerin demografik yapıyı değiştirmeyi ve göçü tetiklemeyi amaçladığı ifade edildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Varto’da planlanan bu eko-kırım faaliyetleri, göç ve savaş politikasının bir devamıdır. Doğal dengenin bozulması ve su kaynaklarının kirletilmesi halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Rızasız yürütülen bu projelerle toplumsal yapı yeniden şekillendirilmek istenmektedir.”

    Kadınların öncülüğünde Çallıdere köyünde başlatılan çadır eylemine selam gönderilen açıklamada, tüm demokratik güçlere direnişi sahiplenme çağrısı yapıldı. Açıklama, “Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir” sözleriyle noktalandı. Ankara Sakarya Caddesi’nde gerçekleştirilen basın açıklamasına, İHD, Varto-Der, Dersimliler Derneği, DEM Parti Ankara İl Örgütü, Yeni Yaşam Derneği destek verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Veli-Der’den “Güvenli Okullar” çağrısı: Çözüm polis değil, hak temelli kamusal eğitim!

    Veli-Der’den “Güvenli Okullar” çağrısı: Çözüm polis değil, hak temelli kamusal eğitim!

    PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), okullarda artan şiddet vakaları ve çocukların gerileyen toplumsal konumuna ilişkin bir rapor yayımlayarak kamuoyuna seslendi. “Güvenli Okullar İçin Hak Temelli Kamusal Eğitim” başlığıyla sunulan açıklamada, çocukların yoksulluk, ihmal ve istismar kıskacında olduğu vurgulanırken; çözümün güvenlikçi politikalarda değil, eğitime ayrılan kamusal kaynakların artırılmasında yattığı belirtildi.

    AİDİYET DUYGUSU AZALIYOR, MEMNUNİYETSİZLİK ARTIYOR

    PISA ve OECD verilerine dayandırılan açıklamada, Türkiye’deki öğrencilerin okul iklimine dair çarpıcı göstergeler paylaşıldı:

    Türkiye’de öğrencilerin yüzde 28’i okulda kendini yalnız hissederken, bu oran OECD genelinde yüzde 16’da kalıyor.

    2018’de yaşamından memnun olmayan öğrencilerin oranı yüzde 34 iken, 2022’de bu rakam yüzde 44’e yükseldi.

    Türkiye’de öğrenci başına yapılan kümülatif harcamanın (46.700 dolar), öğrenci başarısını doğrudan etkileyen kritik eşik olan 75.000 doların çok altında kaldığına dikkat çekildi.

    “OKUL KIŞLA DEĞİLDİR: POLİSİYE TEDBİRLER ŞİDDETİ BESLER”

    Son dönemde gündeme gelen okullara polis yerleştirilmesi önerisine sert tepki gösteren Veli-Der, okulların birer gelişim alanı olduğunu hatırlattı. Açıklamada, Sürekli polis varlığı eğitim mekanlarını kışla veya hapishane atmosferine büründürür. Bu durum pedagojik süreçleri işlemez hale getirerek şiddeti besleyen asıl nedenleri derinleştirir denilerek, çocukların birer “risk unsuru” değil, hak sahibi bireyler olarak görülmesi gerektiği vurgulandı.

    ACİL VE KALICI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

    Veli-Der, okullarda güvenliği sağlamak adına acil ve uzun vadeli adımların atılmasını talep etti:

    Her okula yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalı, kriz müdahale ekipleri oluşturulmalıdır.

    Akran zorbalığına karşı bilimsel programlar uygulanmalı, öğrenci meclisleri aktif hale getirilerek çocukların katılım hakkı korunmalıdır.

    Sınıf mevcutları düşürülmeli, ikili eğitim uygulamasına son verilerek tam gün eğitime geçilmelidir.

    Açıklamanın sonunda, eğitimdeki yoksullukla mücadele edilmeden şiddetin önlenemeyeceği belirtilerek şu temel talepler sıralandı:

    Laik, bilimsel, kamusal ve parasız eğitim sağlanmalı.

    Okullarda ücretsiz yemek ve temiz su imkanı sunulmalı.

    Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi müfredata eklenmeli.

    Güvenlik personeli ve yardımcı hizmetliler dahil tüm personel kadrolu ve güvenceli olarak istihdam edilmeli.

    Yaz saati uygulamasına derhal geçilerek çocukların karanlıkta okula gitme sorunu çözülmelidir.

    Veli-Der, çocukların güvenli ve onurlu bir yaşam sürdürebilmesinin ancak hak temelli ve önleyici politikaların kararlılıkla uygulanmasıyla mümkün olacağını belirterek, bu sorumluluğun ertelenemez bir kamusal yükümlülük olduğunu hatırlattı.

    HABER MERKEZİ

  • AABK’dan Hıdırellez Mesajı: Darda kalana Hızır olacak olan yine bizleriz!

    AABK’dan Hıdırellez Mesajı: Darda kalana Hızır olacak olan yine bizleriz!

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), doğanın uyanışını ve umudun tazelenmesini simgeleyen Hıdırellez vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Alevi inancında doğanın kutsallığına ve Hızır kültünün taşıdığı derin anlama dikkat çekilen açıklamada, “Darda kalana Hızır olacak olan yine bizleriz” vurgusu yapıldı.

    DOĞA İLE KURULAN KUTSAL BAĞ

    Konfederasyon tarafından yapılan açıklamada, Hıdırellez’in sadece mevsimsel bir geçiş değil aynı zamanda insanın özünü arındırdığı ve hakikate yöneldiği bir eşik olduğu belirtildi. Alevi öğretisinde doğanın bir parçası olan insanın, evrenle uyum içinde yaşama sorumluluğu şu sözlerle ifade edildi:

    “Toprakla, suyla, ateşle ve havayla kurulan bağ; yaşamın bütünlüğünü ve sürekliliğini hatırlatır. Hıdırellez; insanın doğayla, evrenle ve kendi özüyle kurduğu bağın güçlendiği, paylaşımın ve yenilenmenin anlam kazandığı özel bir zamandır.”

    HIZIR: İYİLİĞİN VE VİCDANIN ÇAĞRISI

    Açıklamada, Hızır’ın Alevi yol ve erkânındaki yeri “darda olanların yardımına yetişen, umudu diri tutan bir hakikat sembolü” olarak tanımlandı. Hızır’ın insanın özündeki iyiliği ve vicdanı harekete geçiren bir çağrı olduğu belirtilirken, toplumsal sorumluluğa dair şu önemli hatırlatma yapıldı:

    “Hızır, yolu kaybedene rehberlik eden, darda kalanı gözetendir. İnsanı doğru yola ve rızalığa yönelten bir bilinçtir.Unutmayalım ki, darda kalana Hızır olacak olan da bizleriz.”

    Hıdırellez’in özünde paylaşmanın ve birliğin yer aldığı vurgulanan açıklamada, lokmaların pay edildiği bu günün barış ve kardeşlik ikrarı olduğu ifade edildi. Alevi inancının temel taşı olan “rızalık ilkesinin, Hıdırellez ile yeniden hayat bulduğu belirtildi.

    Dünyanın dört bir yanındaki Aleviler olarak barışa, eşitliğe ve özgürlüğe olan inancın tazelendiğini belirten Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, mesajını şu temennilerle noktaladı:

    “Bu vesileyle tüm canların Hıdırellez’ini kutluyor; sağlık, huzur ve umut dolu yarınlar diliyoruz. Aşk ile.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Datça’da Dersim için yüzleşme çağrısı: Hakikat açıklanmadan demokratikleşme olmaz!-VİDEO

    Datça’da Dersim için yüzleşme çağrısı: Hakikat açıklanmadan demokratikleşme olmaz!-VİDEO

    PİRHA-  Muğla’nın Datça ilçesinde yaşayan Dersimliler, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararının yıl dönümünde ortak bir açıklama yaparak, Türkiye’nin demokratikleşme yolunun geçmişteki acılarla yüzleşmekten geçtiğini vurguladı. “4 Mayıs Kara Gün” dolayısıyla yapılan açıklamada, Dersim 38 Tertelesi’ne ilişkin devlet düzeyinde somut adımlar atılması talep edildi.

    “CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK İHTİYACI YÜZLEŞMEDİR”

    Datça’da yaşayan Dersimliler adına yapılan basın açıklamasında, bir toplumun gerçek anlamda demokratikleşebilmesi için kendi tarihindeki karanlık sayfalarla hesaplaşması gerektiği belirtildi. Cumhuriyet tarihinin ağır travmalarla dolu olduğu ifade edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Geçmişindeki acılarla yüzleşemeyen toplumların gerçek anlamda demokratikleşmesi mümkün değildir. 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan kararın ardından Dersim halkı ağır bir yıkıma uğratılmış, yaşam alanları tahrip edilmiş ve taş üstünde taş bırakılmamıştır. Aradan geçen bir asra rağmen, bu trajedi hala yalnızca bir ‘isyan bastırma harekâtı’ olarak tanımlanmaktadır.”

    “ON BİNLERİN ARDILLARIYIZ HAKİKATLERİ İSTİYORUZ”

    1937-1938 yıllarında “kefensiz toprağa düşenlerin” mirasçıları olduklarını belirten Datçalı Dersimliler, hafızayı canlı tutma kararlılıklarını dile getirdi.

    Açıklamanın sonunda, adaletin sağlanması için şu somut adımların atılması istendi:

    “Tunceli Tenkil Harekâtı’nın resmi olarak soykırım olarak kabul edilmesi.

    Yaşanan büyük trajedi nedeniyle devletin Dersim halkından resmen özür dilemesi.

    15 Kasım’da idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının kayıp olan mezar yerlerinin açıklanması.

    Topraklarından koparılan ve sürgüne gönderilen ailelerin listelerinin ve yer bilgilerinin şeffaf şekilde paylaşılması.”

    Datça’da yaşayan Dersimliler, bu talepler karşılık bulana ve “mağdur edilen halkların rızalığı” alınana kadar seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirterek açıklamalarını noktaladı.

    HABER MERKEZİ

  • ABF: Dedeler zirvesi meşru değildir!

    ABF: Dedeler zirvesi meşru değildir!

    PİRHA-  Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de düzenlenmesi planlanan “Dedeler Zirvesi” toplantısına yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi. Toplantıyı “açık bir asimilasyon girişimi” olarak nitelendiren ABF, “Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan” mesajını verdi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, 4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıldönümünde gerçekleştirilecek olan “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin  bir açıklama yayımladı. Açıklamada, toplantının zamanlamasına ve amacına dikkat çekilerek, Aleviliğin devlet eliyle dönüştürülmek istendiği vurgulandı.

    “4 MAYIS TARİHİ BİR RASTLANTI DEĞİLDİR”

    Toplantı için seçilen tarihin Dersim halkı ve Aleviler için “kara bir gün” olduğunu belirten Federasyon, şu ifadeleri kullandı:

    “4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıldönümünde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de düzenlenecek olan ‘Dedeler Zirvesi’ toplantısı açık bir asimilasyon toplantısıdır. Bu tarihin seçilmesi bir rastlantı değildir. Dersim coğrafyası özel olarak hedef alınmıştır.”

    “ALEVİLİK BÜROKRATİK KURUMLARLA ŞEKİLLENDİRİLEMEZ”

    Aleviliğin kendi rızalık düzeniyle var olan bir inanç yolu olduğuna değinilen açıklamada, devlet kurumları üzerinden yapılan müdahaleler reddedildi:

    “Alevilik; Ocaklarıyla, Mürşitleriyle, Pirleriyle, Talipleriyle ve kendi rızalık düzeniyle var olan bir inanç yoludur. Bu yol, hiçbir bürokratik kurumun müdahalesiyle şekillendirilemez. Alevi toplumunun iradesi yok sayılarak planlanan bu tür toplantılar, meşru değildir ve kesinlikle kabul edilemez.”

    Alevi Bektaşi Federasyonu tüm Alevi toplumunu bu sürece karşı durmaya davet ederek açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Aleviliği, devlet kurumları üzerinden yeniden tanımlama girişimlerini reddediyoruz. Alevi toplumunun rızası dışında atılan adımları tanımıyoruz. Tüm canlarımızı bu sürece karşı ortak bir duruş sergilemeye çağırıyoruz. İnanıyoruz ve biliyoruz ki Dersim halkı ve yolumuzu yürüten canlar gereğini yapacak, inancımızın özünü koruyacak ve asimilasyon girişimlerine karşı gerekli tutumu alacaktır. Bizler; inancımıza yönelik her türlü asimilasyona karşı durmaya ve sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan!”

    HABER MERKEZİ

  • İHD’den 3 Mayıs raporu: İfade özgürlüğü ağır baskı altında!

    İHD’den 3 Mayıs raporu: İfade özgürlüğü ağır baskı altında!

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, 1993 yılından bu yana kutlanan 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle bir açıklama yayımladı. Dernek, Türkiye’de ve dünyada gazetecilerin karşı karşıya kaldığı baskıları, tutuklamaları ve hak ihlallerini verilerle ortaya koyarak siyasi iktidara “hukuka uyma” çağrısında bulundu.

    İHD’nin açıklamasında, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2026 yılı verilerine dikkat çekildi. Rapora göre Türkiye, basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 163. sıraya gerilemiş durumda. Geçtiğimiz yıla oranla 4 basamak birden düşüş yaşanması, ülkedeki otoriterleşme eğiliminin basına yansıması olarak değerlendirildi.

    Açıklamada öne çıkan veriler şu şekilde:

    Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre, 2026 yılı itibarıyla 14 gazeteci cezaevinde bulunuyor.

    “Dezenformasyon yasası” adı altında çıkarılan düzenlemelerin, muhalif sesleri susturmak için bir araç olarak kullanıldığı vurgulandı. Yıl başından bu yana Alican Uludağ, İsmail Arı ve Pınar Gayip gibi çok sayıda ismin bu gerekçelerle tutuklandığı hatırlatıldı.

    İHD, İsrail’in Filistin’deki askeri operasyonlarında, Ukrayna-Rusya savaşında ve Rojava’daki çatışmalarda çok sayıda basın emekçisinin kasten hedef alındığını belirterek, gazetecilerin can güvenliğinin küresel bir kriz haline geldiğini ifade etti.

    KIRMIZI ÇİZGİLER VE CEZASIZLIK POLİTİKASI

    İHD, Türkiye’deki yerleşik ideolojinin “kırmızı çizgileri” olarak görülen Kürt meselesi, Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs gibi konularda farklı görüş bildirenlerin ağır baskılara maruz kaldığını belirtti. Özellikle Kürt basınına ve muhalif kurumlara (Mezopotamya Ajansı, JinNews, Halk TV vb.) yönelik gözaltıların süreklilik kazandığına dikkat çekildi. Faili meçhul gazeteci cinayetlerindeki cezasızlık politikasının sürdüğü eleştirisi yapıldı.

    HUKUK İHLALLERİ VE AYM/AİHM KARARLARI

    Açıklamanın en kritik noktalarından biri de hukuksuzluk vurgusu oldu. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmamasının, Türkiye’nin hem iç hukukunu hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmesi anlamına geldiği belirtildi.

    İHD Genel Merkezi yaklaşık iki yıldır devam eden ve toplumsal bir barış umudu yaratan sürece dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

    “Tüm toplumsal sorunların çözümünde en temel unsur konuşabilmektir. Barış umudunu yeşertmek için ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması bir lütuf değil, zorunluluktur.”

    İHD, açıklamasının sonunda siyasi iradeyi; anayasaya, evrensel hukuk ilkelerine ve basın özgürlüğüne saygı göstermeye davet etti.

    HABER MERKEZİ

  • Dersim Eğitim-Sen:Taciz faillerini korumayı bırakın!

    Dersim Eğitim-Sen:Taciz faillerini korumayı bırakın!

    PİRHA- Eğitim Sen Dersim Şubesi, yayımladığı  açıklamada Munzur Üniversitesi’nde yaşanan taciz ve istismar iddialarının “münferit değil, sistematik” olduğunu vurguladı. Gülistan Doku soruşturmasında ortaya çıkan son gelişmeleri hatırlatan sendika, kurumlar arasında kurulan “kirli ilişkiler ağını” ve cezasızlık politikalarını sert bir dille eleştirdi.

    KANIT YOK DENİLEREK GERÇEKLER ÖRTBAS EDİLİYOR”

    Yıllardır süregelen taciz iddialarının “kanıt yok” gerekçesiyle sonuçsuz bırakılmasına tepki gösteren Eğitim Sen, kamuoyuna çarpıcı sorular yöneltti:

    Gülistan Doku dosyası, kadın öğrencilerin maruz kaldığı güvencesizliğin en somut kanıtı değil midir?

    Uzun süredir hakkında taciz iddiaları bulunan personelin ancak yeni tutuklanması yeterince kanıt değil midir?

    Bir öğretim üyesi ve sendika şube başkanının Gülistan Doku’ya ait kamera kayıtlarını sildiğine dair sosyal medyadaki ciddi iddialar neden cevapsız bırakılmaktadır?

    Hakkında taciz iddiaları olan eski daire başkanları ve öğrencilere nüfuz eden vakıf yöneticileriyle ilgili neden etkin soruşturma yürütülmemektedir?

    “ÜNİVERSİTE DEĞİL, KURUMSAL KORUMA KALKANI”

    Açıklamada, taciz faillerinin akademik ve idari personel tarafından korunduğu, öğrencilerin ise tehdit ve baskıyla susturulmaya çalışıldığı iddia edildi. Eğitim Sen, sorunun “kanıt eksikliği” değil, “etkin soruşturma yapılmaması ve kurumsal koruma politikası” olduğunu savundu.

    ACİL VE TARTIŞMASIZ TALEPLER

    Eğitim Sen Dersim Şubesi, yaşanan bu “çürümüşlüğe” karşı şu talepleri sıraladı:

    Yükseköğretim Kurulu derhal bağımsız ve şeffaf bir soruşturma başlatmalıdır.

    Adı taciz ve istismara karışan tüm akademik ve idari personel derhal açığa alınmalıdır.

    Dosyaları örtbas eden veya geciktiren üniversite yöneticileri hakkında yasal işlem başlatılmalıdır.

    Geçmişte “kanıt yok” denilerek kapatılan tüm taciz dosyaları yeniden incelenmelidir.

    Öğrenciler için bağımsız başvuru ve koruma birimleri oluşturulmalıdır.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Üniversitesi öğrencilerinden Gülistan Doku için adalet çağrısı- VİDEO

    Munzur Üniversitesi öğrencilerinden Gülistan Doku için adalet çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencileri, 2020 yılında kaybolan Gülistan Doku’nun dosyasındaki adaletsizliklere dikkat çekmek için bir araya geldi. Öğrenciler, yaptıkları basın açıklamasında, altı yıldır süren belirsizlik ve cezasızlık politikasına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

     

    Gülistan Doku soruşturmasında delillerin karartılması, soruşturmanın sürüncemede bırakılmasının politik bir tercih olduğunu belirten Munzur Üniversitesi öğrencileri bu karanlığı kabul etmediklerini belirterek, “Gülistan Doku olayı bir adalet meselesi ve politik mücadeledir” dedi.

    Munzur Üniversitesi öğrencileri, 5 Ocak 2020’de kaybettirilen ve katledildiği ortaya çıkan Gülistan Doku için Adliye binası önünde açıklama gerçekleştirdi. Çok sayıda öğrencinin katıldığı açıklamada, Gülistan Doku ve şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Van Yüzüncüyıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in fotoğraflarının yer aldığı  pankart açıldı.
    Açıklamayı okuyan öğrencilerden Rojin İdacı, öğrenciler olarak bu açıklamayı yapmalarının nedenini hem Doku ailesine destek olmak hem de Gülistan Doku soruşturmasında yaşananlara dikkat çekmek için olduğunu söyledi. Gülistan Doku’nun kaybettirilme sürecini hatırlatan Rojin İdacı, “Sıra arkadaşımız Gülistan Doku’dan 2020 yılında kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra haber alınamadı. Yapılan araştırmalar sonucunda, Gülistan Doku’nun kaybolmadan kısa bir süre önce eski erkek arkadaşı Zainal Abakarov ile bir kafenin önünde tartıştığı, cep telefonunun en son Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Sarısaltuk Viyadüğü’nde sinyal verdiği belirlendi. Sonrasında dönemin valisi Tuncay Sonel tarafından kesin bir dille Gülistan’ın intihar ettiği ve bedeninin bulunarak ailesine teslim edileceğine dair sözler verildi” dedi.

    “BİLİNÇLİ POLİTİK BİR TERCİH”

    “İlk günden beri soruyoruz her tarafı kameralarla izlenen dersimde nasıl olur da Gülistan bulunamaz? “ diyen Rojin İdacı,

    “Gülistan Doku’nun kayboluşuna ilişkin soruşturmada, 6 yılın ardından gerçekleştirilen gözaltı işlemleri, dosyada ilerleme sağlanması bakımından önemli bir gelişme olmakla beraber, soruşturma sürecinin bugüne kadar etkin ve özenli yürütülmediğine dair ciddi soru işaretlerini ortadan kaldırmamaktadır. Aradan geçen yıllara rağmen dosyanın sürüncemede bırakılması, delillerin karartılması, etkin bir soruşturmanın yürütülmemesi bir ihmalkarlık değil; bilinçli bir politik tercihtir. Bu tercih, kadınların yaşam hakkını korumayan, aksine onları güvencesiz bırakan bir düzenin sonucudur” şeklinde konuştu.

    “KADINLAR KOYBOLMUYOR, KAYBETTİRİLİYOR”

    Rojin İdacı, sözlerini şöyle sürdürdü: “ Bizler biliyoruz ki; Kadınlar kaybolmuyor, kaybettiriliyor. Failler korunuyor, adalet sistematik olarak geciktiriliyor ve her geçen gün bu cezasızlık politikası yeni suçların önünü açıyor. Üniversiteler, sokaklar, yaşam alanlarımız bizim için güvensiz hale getiriliyor. Bir genç kadın kayboluyor ve yıllardır hiçbir yetkili gerçek bir hesap vermiyor. Buradan soruyoruz; 6 yıldır “intihar” denilerek kamudaki gücünü suçluları saklamak için kullananlar emri kimden almıştır? Aradan geçen bunca zamanda delilleri karartanlar, etkili bir soruşturma sürecini engelleyerek adaletin gecikmesine neden olanlar emri kimden almıştır?”

    “BU KARANLIĞI KABUL ETMİYORUZ”

    Gülistan Doku olayının bir adalet meselesi ve politik mücadele olduğunu belirten Rojin İdacı. “Gülistan gibi akıbeti karanlıkta bırakılmaya çalışılan, başta Rojin olmak üzere tüm kadınlar için gerçek suçlular cezalandırılıp, örtbas edenler açığa çıkıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Buradan açıkça söylüyoruz: Gülistan Doku dosyasındaki karanlık, bu sistemin karanlığıdır. Bu karanlığı kabul etmiyoruz. Sorumlular yargılanana, gerçekler açığa çıkana kadar mücadeleyi büyüteceğiz. Bu dosyanın peşini bırakmayacağız. Çünkü bu sadece Gülistan’ın meselesi değil bu kadınların yaşam hakkı meselesidir” şeklinde konuştu.

    Açıklamanın ardından “Doku ailesi yalnız değildir”, “Gülistan Doku nerede?” , “Jin jiyan azadî”, “Rojin’e ses ol”sloganları atıldı ve adliye önünden üniversite yemekhanesine kadar sloganlarla yürüyüş gerçekleştirildi.

    PİRHA/DERSİM