Etiket: ADALET BAKANLIĞI

  • DEM Parti İmralı Heyeti, İçişleri ve Adalet Bakanlığı ziyareti sonrası açıklama yaptı-VİDEO

    DEM Parti İmralı Heyeti, İçişleri ve Adalet Bakanlığı ziyareti sonrası açıklama yaptı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, İçişleri ve Adalet Bakanlığı ziyaretleri sonrası açıklama yaptı. Pervin Buldan hem kayyım meselesini hem de cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları kendilerine aktardıklarını belirtirken, Mithat Sancar da, “Adalet, ülkenin barışının temeli ve barışın vazgeçilmez şartıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yaptığı görüşme sona erdi. Bakanlık önünde açıklama yapan heyet, görüşmenin kapsamına ilişkin bilgi verdi.

    “BUNUN BIR BAŞLANGIÇ OLMASINI TEMENNI EDIYORUZ”

    DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, bugün iki önemli görüşme gerçekleştirdiklerini, belirterek, “Özellikle yargıya güven meselesinde önemli bir görev üstlenen Sayın Akın Gürlek’e, bakanlık sürecinde kendisinden beklenti içinde olduğumuzu da ilettik. Bunun bir başlangıç olmasını temenni ediyoruz. Gerçekten toplumun yüzünün en fazla dönük olduğu, beklentilerinin yoğunlaştığı; AYM kararlarının uygulanmadığı bir dönemde kendisi yeni bakanlığa geldi. Toplumun bu konuda büyük bir beklentisi var. Yine İçişleri Bakanı’yla da aynı şekilde görüştük. Bu konuları açıkça kendilerine ilettik. Hem kayyım meselesini hem de cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları kendilerine aktardık” dedi.

    “ADALET, ÜLKENIN BARIŞININ TEMELI VE BARIŞIN VAZGEÇILMEZ ŞARTIDIR”

    Mithat Sancar ise süreçle ilgili hukuk, adalet ve demokrasi konusundaki mevcut beklentileri aktardıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

    “Sürecin temeli ve hedefi barıştır; kalıcı barış için toplumun tümünü kapsayan bir adalete ihtiyaç vardır. Adalet Bakanı, hem hazırlık aşamasında hem de yasalar Meclis’ten çıktıktan sonra uygulanması sürecinde önemli bir fonksiyon üstlenmektedir. Bu sürecin ne kadar acil ihtiyaçlar içerdiğini hem kamuoyuna hem de bakanlara ilettik. İçişleri Bakanlığı, barış, hukuk, adalet ve güvenlik ilişkisinde çok önemli bir konumda yer almaktadır. Adalet ve İçişleri Bakanlığı’nın süreçle ilgili sorumlulukları kamuoyu tarafından dikkatle izlenecektir. Bizler de yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldık ve önerilerimizi aktardık. Adalet, ülkenin barışının temeli ve barışın vazgeçilmez şartıdır.”

    Gazetecilerin kayyım uygulamasıyla ilgili sorusuna, Sancar, “Kayyım uygulaması hiç olmamalıydı. Uygulamanın uzaması zaten bu aykırılıkları artırıyor. Umuyoruz ve bekliyoruz ki en kısa sürede bu yanlış düzeltilir ve hukuksuzluk giderilir” derken, Pervin Buldan da, “Yasa ile ilgili bayramdan sonra adalet komisyonuna gitmesi bekleniyor. Biz de bu konuda meselenin tamamlanması için görüşümüzü ilettik. Onlarda böyle bir hazırlıklarının olduğunu iletti. Bayram sonra adalet komisyonunda görüşüldükten sonra genel komisyona gelecek. Gerçekten umutluyum her iki bakan da bu dönemde kendi üzerlerine düşen görev ve sorumluluğu en iyi şekilde yerine getireceği izlenimini aldık” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Tunç ile görüştü!-VİDEO

    DEM Parti İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Tunç ile görüştü!-VİDEO

    PİRHA-Adalet Bakanıyla görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, barış sürecine uygun yasaların çıkması için çalışmaların sürdüğünü belirterek, “Barış ancak adalet zemininde ve hukuksal güvencelerle kalıcı hale gelebilir” dedi.

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile bir görüşme gerçekleştirdi.

    Görüşme sonrası Adalet Bakanlığı önünde açıklama yapan heyet üyelerinden Mithat Sancar, görüşmede Adalet Bakanlığının kapsamlı hazırlıklar yaptığını öğrendiklerini ifade etti.

    “BARIŞ ANCAK ADALET ZEMİNİNDE VE HUKUKSAL GÜVENCELERLE KALICI HALE GELEBİLİR”

    Yapılan görüşmede adalet ve hukuk sorunlarını ele aldıklarını belirten Sancar, şunları dile getirdi:

    “Barış ancak adalet zemininde ve hukuksal güvencelerle kalıcı hale gelebilir. Bu açıdan Adalet Bakanlığına da önemli bir rol ve görev düştüğünü Sayın Bakan ve ekibi de söylüyor. Bunun farkındalar. Pek çok konuda çalışmalar devam ediyor. Şu an Meclis’te görüşülmekte olan 11. Yargı Paketi dahil hukuksal zeminin barış için güçlü hale getirilmesi konusunu ele aldık. İnfazda eşitlik ve adalet de konuşmalarımızın ve görüşmelerimizin bir konusuydu. Süreçle ilgili düzenlemelerin çeşitli boyutlarda ele alınması da yine bu görüşmede söz konusu oldu. Biz Adalet Bakanlığında yoğun bir çalışma olduğunu gördük ve verilen bilgilerden de Adalet Bakanlığının kapsamlı hazırlıklar yaptığını öğrendik. Kendi önerilerimizi de sunduk. Hedefimiz, amacımız barışı hukukla güvence altına almak ve adalet zemininde kalıcı hale getirmektir. Bu konuda çalışmalarımız ve temaslarımız devam edecektir. Sonuçta bu süreci barışa, adalete ve demokrasiye götürmek hep birlikte yapılacak çalışmalarla mümkün olacaktır.”

    “HAZIRLIKLARI KONUŞTUK”

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da, barış süreciyle ilgili çıkarılacak yasa konusunda nasıl bir hazırlık yapıldığına dair görüş alışverişinde bulunduklarını aktararak, şunları ifade etti:

    “Sayın Adalet Bakanı ile yaklaşık bir buçuk saatlik verimli bir görüşme gerçekleştirdiğimizi belirtmek isterim. Birçok konu konuşuldu. Özellikle barış süreci ile ilgili çıkarılacak olan yasa konusunda nasıl bir hazırlık yapıldığına dair görüşmemiz oldu. Ama bunun dışında cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri başta olmak üzere; yaşlı ve hasta tutuklular, yine infazı yakılan tutuklular da gündemdeydi. Biliyorsunuz çok sayıda yaşlı ve hasta tutuklu var cezaevlerinde ve idari gözlem kurullarında yaşanan sorunlardan kaynaklı tahliyeler gerçekleşmiyor. Bununla ilgili de görüşlerimizi ve önerilerimizi yaptık. Yine bunun dışında COVID Yasası ve infaz eşitliği meselesinde bizlere gelen çok sayıda talep var. Bununla ilgili de bir düzenleme olursa iyi olur diye görüşümüzü belirttik. Sayın Adalet Bakanına bu konudaki yapıcı yaklaşımından dolayı teşekkür ediyoruz. Hazırlıkların en kısa zamanda bitmesi konusunda kendisi de bizimle aynı fikirde. Biz takip edeceğiz, istişare halinde olacağız, diyalog halinde olacağız. Sürecin selametle yürümesi açısından da bunun önemli olduğunu düşünüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Adalet Bakanlığı önünde seslendi: Hukuksuzluktan geri dönün!-VİDEO

    DEM Parti Adalet Bakanlığı önünde seslendi: Hukuksuzluktan geri dönün!-VİDEO

    PİRHA- AİHM’in Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin verdiği ihlal kararına itiraz eden Adalet Bakanlığı’na tepki gösteren DEM Parti yaptığı açıklamada, “Hukuksuzluktan geri dönün, evrensel ilkelere dönün, AİHM kararlarını uygulayın. Daha fazla toplumun güvensizliğini pekiştirmeyin. Toplum bu yaptıklarınızı görüyor, bunun sürece etkileri var. Bunu görmezden gelen bir anlayışla bu ülkenin ne barışında ne de demokrasisinde ilerleme kaydetmemiz mümkün değildir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile partinin milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin verdiği ihlal kararına Adalet Bakanlığı’nın yaptığı itiraza tepki gösterdi.

    Adalet Bakanlığı önünde yapılan protestoda konuşan Gülistan Kılıç Koçyiğit, ülkenin açık bir cezaevi hâline getirildiğini belirterek, “Hukuk adına ne varsa katledilen, yerle bir edilen bir uygulama ile karşı karşıyayız. Bu uygulamanın odağında kim var diye baktığımızda, Adalet Bakanı ve AKP hükümetini görüyoruz bizzat bu uygulamanın yürütücüsü olduğunu görüyoruz” dedi.

    “AİHM KARARLARINI UYGULAYIN”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Kobanê kumpas davasında yıllardır haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan arkadaşlarımız var. Sayın Demirtaş ve Sayın Yüksekdağ ve diğer tüm arkadaşlarımız, yıllardır bir siyasi davanın sonucu olarak cezaevinde tutsak tutuluyorlar. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bütün temel ilkelerini ihlal eden bir dava olduğunu bizzat AİHM üç defa üst üste söyledi. Ama bakanlık ve hükümet, AİHM kararlarını uygulamak yerine, uluslararası evrensel haktan, hukuktan doğan arkadaşlarımızın özgürlüklerini sağlamak yerine yasayı dolaşmak, zaman kazanmak, hukuksal ayak oyunları ile sanki ortada bir hukuk varmış gibi bir manipülasyon yapmaya çalışıyor.

    Dün Adalet Bakanlığı, Strazburg’da AİHM’in üçüncü defa Demirtaş hakkında aldığı karara itiraz etti. Şimdi ne diyorlar? Yani üçüncü karar mahkemeye sunulduğunda karar kesinleşmedi diye tahliyesini engellediler. Oysa eğer gerçekten kesinleşmiş bir karar bekleniyorsa, AİHM’in Büyük Daire tarafından kesinleşmiş iki kararı var.

    Halkımız bize, ‘Hem barış diyorlar, hem demokrasi diyorlar hem de Demirtaş ile Yüksekdağ’ı ve Kobani Kumpas Davası’ndaki arkadaşlarımızı cezaevinde tutuyorlar. Bu barış nasıl olacak? Toplumun sürece güveni böyle mi tesis edilebilir? Bu ülke, bu hukuksuzluklarla yargıyı dolanarak çıkabilir mi? Bu ülke kendi barışını ararken Sayın Demirtaş’ı, Sayın Yüksekdağ’ı cezaevinde tutmanın nasıl bir toplumsal faydası var?’ diyor. Biz de bu soruyu bizzat hükümete sormak istiyoruz. Yapılan, hukuksuzlukta ısrardır. Artık ortada açık bir hakikat var; o da, IŞİD’in yapamadığını AKP’nin Kobanê Kumpas Davası ile yapmasıdır.

    Biz de bu ısrar karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu anlamıyla bir kez daha çağrı yapıyoruz: Hukuksuzluktan geri dönün, evrensel ilkelere dönün, AİHM kararlarını uygulayın. Daha fazla toplumun güvensizliğini pekiştirmeyin. Toplum bu yaptıklarınızı görüyor, bunun sürece etkileri var. Bunu görmezden gelen bir anlayışla bu ülkenin ne barışında ne de demokrasisinde ilerleme kaydetmemiz mümkün değildir.”

    Sezai Temelli de, yaptığı kısa konuşmada, “Bu hukuk değildir, kumpastır. Adalet Bakanlığı’nın itirazını geri çekmesini bekliyoruz. Bir barış sürecinin, bunca fedakârlıkla ve sorumlulukla yürüttüğümüz müzakere sürecinin bizzat Adalet Bakanlığı eliyle zehirlenmesini kabul etmiyoruz. Adalet Bakanı, bu başvuruyu hemen geri çekmelidir” ifadelerine yer verdi.

    GENEL KURULDA PROTESTO

    Adalet Bakanlığı önündeki eylemin ardından Meclis Genel Kurulu’na geçen DEM Parti grubu, burada da protesto etti. Bakanlığın ititrazını alkışlarla protesto eden vekiller, Kobanê Davası’ndan tutuklu siyasetçilerin fotoğraflarının yer aldığı dövizler de taşındı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti Adalet Bakanlığı önünden seslendi: Hem müzakereyi hem de mücadeleyi büyüteceğiz-VİDEO

    DEM Parti Adalet Bakanlığı önünden seslendi: Hem müzakereyi hem de mücadeleyi büyüteceğiz-VİDEO

    PİRHA- Adalet Bakanlığı önündeki eylemde konuşan DEM Partili Öztürk Türkdoğan, sürecin ruhuna uygun olarak infaz rejimindeki ayrımcılığın mutlaka kaldırılması gerektiğini belirterek, “Bizler bu konuda hem müzakereyi hem de mücadeleyi büyüteceğiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dair Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamada “İnfaz yakmalar dursun, cezaevi hak ihalleri son bulsun” pankartı açıldı.

    DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Öztürk Türkdoğan, cezaevlerinde yaşanan sorunlara dair Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve bakanlık yetkilileri ile görüştüklerini belirtti.

    Öztürk Türkdoğan, cezaevlerinde kendilerine sürekli şikayetlerin geldiğini vurgulayarak, “Hapishanelerden sürekli komisyonumuza ve partimize şikayetler geliyor. Aileler sürekli olarak eleştirilerini daha yüksek sesle dile getiriyorlar. Geçen hafta Bolu Cezaevi önünde basın açıklaması yapıldı. Çünkü Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu diye bir kurul var; infaz yasasına göre, koşullu salıverilme süresi biten mahpuslarla ilgili sürekli ertelemeli karar veriyor” dedi.

    “KİMSEYE AYRICALIK TALEP ETMEDİK”

    İdare ve Gözlem Kurullarının tutsaklara “pişman mısınız” şeklinde sorular sorduğunu belirten Türkdoğan, “Siz 30 yıl hapis yatmış bir insanı “pişman mısınız?” sorusuyla infazını uzatarak 33 yıl içeride tutamazsınız. İnsanlar pişman olsalar zaten bu kadar hapis yatmazlardı. Başka başka keyfi uygulamalarla bu sorunlar çözülmüyor. Bugüne kadar kimseye ayrıcalık talep etmedik. Hakkı neyse onun yapılmasını istedik” diye konuştu.

    “HEM MÜZAKEREYİ HEM DE MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ”

    DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Öztürk Türkdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tespit ettiğimiz kadarıyla binlerce hasta mahpus cezaevlerinde bulunuyor. İçinde olduğumuz bu süreçte, infaz rejimindeki ayrımcılığın mutlaka kaldırılmasını istiyoruz. Mevcut infaz rejimi çok sayıda ayrımcı hüküm içeriyor. İnfaz koşulları giderek ağırlaştırılarak, iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor. İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılması gerekiyor. Bu uygulamaların sona erdirilmesi gerektiğini bir kez daha güçlü şekilde vurguluyorum. Son dönemlerde S, Y ve Yüksek Güvenlikli cezaevi ismiyle adlandırılan kuyu tipi hapishaneler yapıldı. Bu hapishanelerde mahpusların tutulduğu koşullarda havalandırma kapısı yok. Bir insan bu koşullarda ne kadar dayanabilir? Temiz havanın, temiz ışığın girmediği bir odada ne kadar yaşayabilirsiniz? Yaşayamazsınız. Böyle acımasız bir infaz rejimi olabilir mi? Bu tarz hapishanelerin kapatılması gerekir.

    TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun hapishaneler üzerinde daha etkili denetim yapması gerekir. Bakanlığın etkili denetimlerini artırması gerekiyor, keyfi uygulama yapan müdürlerin görevden alınması gerekiyor. İnsan haklarına aykırı infaz rejimi uygulayan yargı mensuplarının uyarılması gerekiyor. Bizler bu konuda hem müzakere hem de mücadeleyi büyüteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüştü: Sürecin geldiği aşamada hukuki zemin çok önem taşıyor-VİDEO

    İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüştü: Sürecin geldiği aşamada hukuki zemin çok önem taşıyor-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüşme gerçekleştirdi. Görüşme sonrasında yapılan açıklamada, “Sürecin sağlam ve sağlıklı ilerlemesi barışa hukuk devletine demokrasiye ilerlemesi için Adalet Bakanlığı özel bir konumda bulunuyor” denildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüşme gerçekleştirdi. Görüşme sonrasında DEM Parti İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan ve Mithat Sancar açıklama yaptı.

    “ADALET BAKANI YILMAZ TUNÇ’UN DA BU SÜREÇTE ÖENMLİ BİR ROLÜ OLACAĞININ KANAATİNİ TAŞIYORUZ”

    Önemli bir ziyaret olduğunu belirten Pervin Buldan, “Sürecin geldiği aşamaları hem siyasi hem hukuki anlamda hem de bundan sonra süreç açısından bundan sonra gidilmesi gereken yol hakkında genel bir değerlendirme yaptık. Komisyona aşamasına girdiğimiz bu süreçte Sayın Adalet Bakanı’nın da önemli bir rolü ve görevi olacağını kanaatini taşıyoruz. Dolayısıyla kendisine bu sürecin hukuki bir zeminde yürütülmesinin önemli olduğunu ifade ettik. Kendisi de her türlü desteği şimdiye kadar sunduğunu bundan sonra da bu süreç içinde sürecin ilerlemesi açısından hukuki ve yasal zeminde yürümesi görev üstleneceğini ifade etti. Bu anlamıyla önemli ve olumlu bir görüşme oldu. Biz kendisine tekrardan teşekkür ediyoruz” dedi.

    “HUKUKİ ZEMİN ÇOK ÖNEM TAŞIYOR”

    Görüşmeye bakan yardımcılarının da katıldığını ve görüşmenin verimli geçtiğini vurgulayan Mithat Sancar ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Sürecin geldiği bu aşamada hukuki zemin çok önem taşıyor. Sürecin sağlam ve sağlıklı ilerlemesi barışa hukuk devletine demokrasiye ilerlemesi için Adalet Bakanlığı özel bir konumda bulunuyor. Çok fazla çalışıma yapılacak bundan sonra elbette, kendimiz bu çalışmalara elimizden gelen her türlü katkıyı yapıyoruz ama bakanlıkla istişare diğer makamlarla istişare gibi çok önemli. Adalet Bakanlığı’nın da bu süreçte şu aşamada rolü çok kritik. Sayın Bakan da ellerinden gelen her türlü çabayı açık bir şekilde sarf edeceklerini söyledi. Sürecin hukuki zemini sağlamlaştıkça ilerlemesi de sonuca doğru yürümesi de o kadar kolaylaşır. Buna inancımız var. Bu konuda yapılacak çalışmalara Adalet Bakanlığı’nın katkısının da bundan sonra en üst düzeyde olacağı yönünde kendilerinin de beyanı var. Kendisine teşekkür ediyoruz. Hepinize kolaylıklar diliyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Basın meslek örgütleri: ‘Özgür basın, özgür toplum demektir’ demeye devam edeceğiz-VİDEO

    Basın meslek örgütleri: ‘Özgür basın, özgür toplum demektir’ demeye devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Basın meslek örgütleri, Ankara’da 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Tutuklu gazetecilerin vurgulandığı açıklamada, “Gazetecilere bedel ödettirmekten bir an önce vazgeçilmeli ve bunun sadece gazetecilere değil aynı zamanda demokrasiye de bir bedeli olduğu unutulmamalıdır.  ‘Gazetecilik suç değildir’ ve ‘Özgür basın özgür toplum demektir’ demeye devam edeceğiz“ denildi.

    Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında tutuklu gazetecilere dair Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı.

    Açıklamaya CHP Milletvekili Utku Çakırözer ve DEM Parti Milletvekili Ceylan Akça Cupolo da destek verdi.

    “TÜRKİYE, TUTUKLU GAZETECİ AYIBINDAN BİR AN ÖNCE KURTULMALIDIR”

    “Adalet ve demokrasi arıyoruz” diyen basın emekçilerinin yaptığı açıklamada, “Türkiye, basın ve ifade özgürlüğü açısından zor günlerden geçiyor. Basın özgürlüğü endeksinde biraz daha gerileyerek 180 ülke içerisinde 159’uncu olmamız elbette tesadüf değil. Biz aşağıda imzası bulunan basın meslek örgütleri ve üyesi gazeteciler, bu tablodan büyük bir üzüntü duyuyoruz. Haberlere erişim yasaklarının getirildiği, sansürün ve ekonomik cezaların RTÜK ve Basın İlan Kurumu gibi kurumlarla normalleştirildiği, oto sansürün olağan bir hal aldığı, güvencesiz ve sendikasız çalışmanın yaygınlaştığı, açlık ve sefalet ücretleriyle gazetecilerin yaşamaya mecbur bırakıldığı, akreditasyon uygulamalarının yaygınlaştığı günlerden geçiyoruz. Tüm bu ağır tabloda; mitinglerde görev alan gazetecilere, haber peşinde koşan gazetecilere, eleştirel yazılar kaleme alan gazetecilere çeşitli yasal düzenlemelerdeki zorlama gerekçelerle gözaltı ve tutuklamalar yapılmakta; ev hapsi kararları uygulanmaktadır. Türkiye, haberi gözaltına alma ve tutuklu gazeteci ayıbından bir an önce kurtulmalıdır” denildi.

    “MESLEKTAŞLARIMIZI ‘OLASI SUÇLU’ OLARAK GÖSTERMEKTEN VAZGEÇİLMELİ”

    Yaşanılan bu tablonun halkın haber alma hakkının önüne geçtiğini, düşünce ve ifade özgürlüğünün geliştirilmesine engel olduğunu belirten basın emekçileri, açıklamanın devamında şunları kaydetti:

    “Terörle Mücadele Kanunu, Dezenformasyon Kanunu, Siber Güvenlik Yasası gibi bir dizi yasa ile hedef alınan gazetecilik mesleği, bugün etki ajanlığı ve gündemde tartışılan farklı düzenlemeler ile yine hedef alınmaya çalışılmakta ve yeni tutuklamalar ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Adalet Bakanlığı’na ve hükümete sesleniyor ve Anayasal güvence altında olan basın ve ifade özgürlüğüne karşı yasal girişimleri durdurup, demokratik bir rejim için düzenlemeler yapılması çağrısında bulunuyoruz. Gazetecilik mesleği hedef alınmaktan, meslektaşlarımızı ‘olası suçlu’ olarak göstermekten vazgeçilmeli, demokratik rejimlerde olduğu gibi mesleğimizin saygınlığı ifade özgürlüğü ile geri kazandırılmalıdır.

    Bugün genç meslektaşlarımız mesleğimizi yapmaktan kaçınmaya başlamışsa bunun ana sebebi önce bu saydığımız anti-demokratik düzenlemeler ve güvencesizliktir. Gazetecilere bedel ödettirmekten bir an önce vazgeçilmeli ve bunun sadece gazetecilere değil aynı zamanda demokrasiye de bir bedeli olduğu unutulmamalıdır.  ‘Gazetecilik suç değildir’ ve ‘Özgür Basın Özgür Toplum demektir’ demeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara’da darp edilerek gözaltına alınan öğrenciler için eylem yapıldı-VİDEO

    Ankara’da darp edilerek gözaltına alınan öğrenciler için eylem yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Gençlerin darp edilerek gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla Sakarya Caddesi’nde biraraya gelen öğrenci ve emek ve demokrasi örgütleri, gözaltında tutulan arkadaşlarının bırakılması için basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın” çağrısı yapıldı.

    25 Nisan’da Konur Sokak’tan Adalet Bakanlığı’na yürümek isteyen öğrencileri şiddet kullanarak gözaltına alınmasını protesto etmek için Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya üniversite öğrencileri dışında Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri destek vererek öğrencilerin serbest bırakılmasını talep etti.

    Arkadaşlarının bırakılmasına tepki gösteren kitle, “Baskılara gözaltılar ve işkencelere karşı üniversiteler ayakta” ve “Gençliğe geleceğe sahip çıkıyoruz, gözaltılar derhal serbest bırakılsın” yazılı pankartalar taşıdı.

    “GELECEKSİZLEŞTİRİLEN GENÇLİK MÜCADALE EDİYOR”

    Üniversite öğrencileri adına açıklamayı yapan Sude Dohman, gözaltına alınan, tutuklanan ve çıplak arama dayatmasına maruz bırakılan öğrenciler için bir araya geldiklerini belirterek, “19 Mart’tan bu yana, iktidarın baskıcı, gerici politikalarıyla hayatı karanlığa sürüklenen, yoksullaştırma politikalarıyla geleceksizleştirilen gençlik mücadele ediyor. Bu süreçte faşist devletin kolluk kuvvetleri tarafından; kampüslerde, sokaklarda, meydanlarda; işkenceye, kimyasal silahlara, coplara, plastik mermilere, gazlı sulara maruz kalıyor. Dün ise tutuklanan ve gözaltına alınan arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu göstermek için buluştuğumuz, direndiğimiz Yüksel Caddesi’nde 30 arkadaşımız yerlerde sürüklenerek, tekmelenerek, işkenceye maruz bırakılarak gözaltına alındı. Dün gece bir arkadaşımızı polis tarafından yerde sürükleyerek işkenceyle gözaltına alındı. Bu görüntüler sosyal medyada yayıldıktan sonra Ankara Valiliği işkenceyi meşrulaştırmak için ‘kadın iç çamaşırı giymiş erkek’, ‘sözde kadın’ gibi transfobik ifadelerin olduğu bir açıklama paylaştı. Bizler ise iktidarı uyarıyor ve buradan da bir kez daha yineliyoruz: Gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları ve LGBTİQ+ları her gün konuşacağız! Varoluşlarımızdan ve yaşama hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, erkek adaletten hesap soracağız” dedi.

    ‘26 ÖĞRENCİ HALA GÖZALTINDA’

    Gözaltına alınan öğrencilerden 4’ünün serbest bırakıldığını geri kalan 26 öğrencinin ise halen gözaltında tutulduğunu belirten Sude Dohman, “Gözaltındaki arkadaşlarımızın tamamını alana, tutuklu tüm arkadaşlarımız serbest kalana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Ne soruşturmalarınız ne de yargılamalarınız, emniyetin işkencelerini örtbas edemeyecek; bizler mücadelemizle, onurumuzla işkencenizi yeneceğiz. Biz sizin 23 yıllık iktidarınızın baskı ve korku politikalarını kabul etmiyoruz. 19 Mart günü Beyazıt Meydanı tarihine bir direnişi daha kazıdı. Biz bu direnişten aldığımız güçle yürümeye devam edeceğiz. Üniversiteliler olarak 1 Mayıs’ta da alanları dolduracak ve işçi sınıfının safında mücadelemizi büyüteceğiz” dedi.

     

    “BU ÜLKEDE HAK, HUKUK, ADALET VE İNSANLIK YOK”

    Ardından Emek ve Demokrasi Güçleri adına konuşan Zarife Çamalan ise “Gençler, 19 Mart’tan bu yana eylem yapıyor. Çünkü; gelecekleri ellerinden alındı ve çalındı. Dün 19 Mart’tan beri eylemler gerekçe gösterilerek tutuklanan arkadaşları için Konur Sokak’ta bir araya gelerek Adalet Bakanlığına yürümek istediler. Çünkü bu ülkede hak, hukuk, adalet ve insanlık yok! Gençler orada bir araya gelerek sadece basın açıklaması düzenleyerek arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep edeceklerdi. Fakat Ankara Emniyeti gençlerin yürümesine engel olmakla kalmadı onları insanlık dışı darplarla gözaltına aldı. Bizler Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri olarak diyoruz ki; geleceğimiz ve gençlerin yanındayız. Gözaltılar biran önce serbest bırakılsın” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Adalet Bakanlığı ile DEM Parti Grup Başkanvekilleri görüşecek

    Adalet Bakanlığı ile DEM Parti Grup Başkanvekilleri görüşecek

    PİRHA- İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumundan kaynaklı Adalet Bakanlığı görüşmesinde İmralı Heyeti’ne başka bir isimin geçeceğini yalanlayan DEM Parti, Adalet Bakanlığı ile Grup Başkanvekilleri tarafından yapılacağını belirtti. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumundan kaynaklı İmralı Heyeti’ne başka bir isim geçeceğine dair yapılan haberlere dair açıklama yaptı.

    DEM Parti tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in hastanedeki yoğun bakım tedavisi sürüyor. Partimiz bütün kurullarıyla hastanede umutlu bekleyişini sürdürüyor ve arkadaşımız Sırrı Süreyya Önder’in en kısa sürede iyileşerek kaldığı yerden devam edeceğine inanıyoruz.

    Bu konuda partimiz, kamuoyu çok büyük bir hassasiyet gösterirken, ne yazık ki gerçek bilgilere dayanmayan spekülatif haberler de yayılmaktadır. Öncelikle DEM Parti İmralı Heyetine Sırrı Süreyya Önder yerine yeni bir ismin yer alacağı bilgisi doğru değildir. Partimiz bu konuyu gündemine alıp tartışmamıştır, partimizin birinci önceliği yol arkadaşımız Sırrı Süreyya Önder’in sağlığına kavuşmasıdır.

    Ayrıca Adalet Bakanı ile görüşme, Sırrı Süreyya Önder’in sağlık sorunu ve Pervin Buldan’ın da hastane yoğunluğu sebebiyle Grup Başkanvekillerimiz tarafından yapılacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    PİRHA – CİSST çalışanı Helin Akyol, hasta mahpuslar sorununun derinleştiğine işaret ederek bugüne kadar derneklerine bin civarında başvuru yapıldığını söyledi. “Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulması insan onuru açısından zedeleyicidir” diyen Akyol, ATK tarafından verilen “hastanede kalabilir” raporlarının tartışmalı olduğunu vurguladı. Akyol, hapishanelerde süre giden verem ve uyuz hastalıklarına da dikkat çekti.

    Türkiye’de yıldan yıla artan cezaevi sayısı beraberinde hukuka aykırı uygulamaları da çoğaltmakta. Cezaevi inşa etmeyi gelenek haline getiren iktidar, diğer yandan tutukluların haklarını ise törpülemekte.

    Cezaevlerinden sık sık duyulan işkence sorununun yanı sıra hasta mahpusların içerisinde olduğu durum ise en can yakıcı mesele haline geldi. İnsan hakkı örgütlerinin yıllardır dile getirdiği mesele, aynı zamanda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin de (DEM Parti) başat gündemlerinden.

    Geçmişte HDP ile AKP Hükümeti arasındaki çözüm sürecinde de sıklıkla duyduğumuz hasta mahpuslar meselesinin, şimdiki İmralı Heyeti ile AKP-MHP Hükümeti arasında devam eden görüşmelerde de öncelikli gündem olduğu öngörülüyor. Hasta mahpuslar sorunu can almaya devam ederken süreç, temel hukuk kurallarının adeta tanınmaması yolunda ilerliyor.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) de konuya dair çalışma yürüten kurumlardan biri. CİSST, Ağır hasta mahpusların tedavi süreçleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguluyor. Söz konusu 16 madde, ağır hasta mahpuslar için cezanın infazına geçici olarak ara verilmesine işaret eder. Yani 16. maddede “mahpusun tahliyesi ya da affı” vurgusu yapılmaz.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) çalışanı Helin Akyol, hasta mahpusların maruz kaldığı hukuksuzluğa dikkat çekti. Akyol, hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığının özellikle altını çizdi. CİSST’in “sıfır ayrımcılık” politikasını benimsediği için bütün mahpus gruplarıyla çalıştığını belirten Helin Akyol, dernek çalışmalarına dair şu özeti geçti:

    “Politik ya da adli tutuklu ya da hükümlü gibi ayrım yok. Bütün mahpus grupları bu bağlamda CİSST’in kapsamına giriyor. Bir mahpus danışma hattımız var ve çok aktif çalışan izleme araçlarımızdan biri. Hem mahpus yakınları hem açık hapishanede bulunan mahpuslar arayabiliyor. Ayrıca avukatlar da arayabiliyor. Bunun dışında mahpuslara düzenli olarak avukat ziyaretleri de yapıyoruz. Bunların haricinde araştırmalar yapıp sıklıkla meclise soru önergeleri veriyoruz.”

    HÜKÜMETİN, İNSAN HAKKI ÖRGÜTLERİNE YAKLAŞIMI?

    Türkiye’de insan hakkı örgütlerinde faaliyet yürütenlerin sıklıkla gözaltına alınıp, tutuklandığı gerçeği de söz konusu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Canı çıkasıca İHD” diyerek hedefe koyduğu örgütler ise hasta mahpuslar sorununun, günümüzde daha da derinleştiğine vurgu yapmakta. Helin Akyol da cezaevlerinde yaşananlara ilişkin derneklerinin hazırladığı rapor ve önerilere dair hükümetin tutumunu şu sözlerle değerlendirdi:

    “Kendimizi dinletebiliyor muyuz ya da dinliyorlar mı bunun etkisini ölçmek çok mümkün değil. Aslında soru önergeleri verdiğimizde bazen cevaplar alabiliyoruz ya da çok gündemleştirdiğimiz bir meseleyi, örneğin hapishanelerdeki elektrik faturasının ticarethane statüsünden çıkarılması gibi meselelerde bize doğrudan cevap verilmese de bazen olumlu sonuçlandığını görebiliyoruz. Kimi durumların sonuçlanmadığını da görebiliyoruz açıkçası.

    HASTA MAHPUS BAŞVURUSU BİN CİVARINDA!

    Şu anda hapishanelerdeki mahpus sayısı 400.000’i geçti. Türkiye’nin toplam kapasitesi 299.000 bu da kapasitenin yaklaşık % 34 üzerindeyiz demek. Bu kalabalığın hasta mahpuslara bir yansıması var. Tabii sadece hasta mahpuslara değil, aslında mahpusların sağlık koşullarına bir yansıması var. Bu demek oluyor ki hapishaneler kalabalıklaşıyor, kalabalık da birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Buna nazaran personel sayısı da yetersiz hale geliyor. Örneğin mahpusun sağlık çalışanına ulaşması daha da zorlaşıyor. Bütün bunlar zaten hasta olan mahpusu ağır hasta konumuna sokarken hasta olmayan mahpusun da sağlık koşullarını ciddi şekilde tehdit ediyor. CİSST’e bu zamana kadar yaklaşık 7000 civarı mahpus temas kurmuşsa bunların bini hasta mahpustur. Bu çok ciddi bir oran. Sadece bu kurumları bilip ulaşan mahpus sayısı bu. Tahmin edersiniz ki hasta mahpus sayısı, bize ulaşandan çok çok daha yukarı.

    Gözlemimiz şu yönde; mahpuslar dışarıda tedavi olsaydı hastalıkları belki de bu kadar ilerlemezdi. Mahpusların çoğunun hastalığı içeride başlıyor ve sürekli gecikmeli tedavi şikayeti alıyoruz. Bütün mahpuslardan, ilaçlara erişemediklerini, hastane sevklerinin yapılmadığına dair şikayetler alıyoruz. Haliyle bu zaten sağlıklı bir mahpusu da hasta konumuna sokacaktır. Dışarıda bizlerin de yaşadığı çok ciddi bir sağlığa erişim sorunu var. Hastanelerden randevu alamamak çoğu zaman ilaca erişememek gibi sorunları bizler de yaşıyoruz. Bu sorunlar hapishanelerde daha da derinleşiyor. Çünkü mahpusların ekonomik durumu olmayabilir, ailesiyle teması olmayan mahpusların doğrudan dışarıdan bir ekonomik geliri de olmayabiliyor. Bazı medikal malzemeler, ameliyatlar da ücretli. Ekonomik durumunuzun olmaması durumunda bu hizmetlere erişmek mümkün olmayabiliyor. Bu noktada sürekli önleyici sağlık tedbirlerini vurguluyoruz. Hasta olduktan sonra ne yapılacağından önce aslında çözmemiz gereken şey, önleyici sağlık tedbirleridir. Mahpusu baştan hasta etmemek, hastalığı tedavi edecek koşullar tabii ki çok önemli ama mahpusu, hastalığı taşıyan süreci de durdurmak lazım. Düzenli tedaviyi sağlamak lazım.”

    “ATK, HEKİM GÖRÜŞLERİNİ YOK SAYIYOR!”

    Helin Akyol, hasta mahpuslar gündemiyle birlikte sıklıkla duyulan ‘Adli Tıp Kurumu’ meselesine de değindi. “Burada 16. maddeden bahsetmek istiyorum” diyen Akyol, şöyle devam etti:

    “Bu madde çokça yanlış biliniyor aslında. 5275 sayılı kanunda yer alıyor ve bu maddeden ağır hasta mahpuslar faydalanıyor, ‘hayatını içeride idame ettiremeyecek mahpuslar’ diye de belirtiliyor. Fakat maddeye başvurmak sırasında şöyle sorunlar oluyor; bir Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) onayından geçiliyor. ATK, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurumlar içerisinde. Yani personel atamaları Adalet Bakanlığı tarafından yapılıyor.  Bu da aslında ATK’yi bağımsız bir kurum olmaktan çıkartıyor. Yani kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir durum. Bunun yerine tam teşekküllü hastane heyetlerinden alınan raporların nihai rapor sayılması gerekir. Buradaki doktorların da Mandela Kurallarına göre, bu kurallar etiği, kritikleri çerçevesinde raporları değerlendirmesi gerektiği vurgusu yapılıyor. Çünkü ağır hasta mahpuslarda şu durumla çok karşılaşıyoruz; hastane heyetinden ‘hapishanede kalamaz’ raporu alsa da ATK, ‘hapishanede kalabilir’ raporu veriyor. Basına yansıyan haberlerde görülüyor, % 90 üzerinde engeli olan bir mahpus, ‘hapishanede kalabilir’ raporu alabiliyor. Hayatını tek başına idame ettiremeyen bir mahpusun hapishanede tutulması aynı zamanda bağımsız yaşama ilkesine de aykırıdır. Örneğin bu mahpusun bakım yükümlülüğü kime kalıyor? Bu mahpuslar için çalışan ayrı bir personel de yok. Sadece R Tipi hapishanelerde hasta mahpuslar için bakım personeli bulunmakta ama zaten R Tipi sayısı mevcuttaki hasta ve engelli sayısını hiçbir şekilde sağlamıyor. Ama şunu da belirtmek istiyorum; bizler zaten R Tipi gibi engelli ya da hasta mahpusu ayrıştıran, izole eden kurumlar yerine bütün kurumların engelli ve hasta mahpuslara göre dizayn edilmesini istiyoruz.”

    “TEMİZLİK KİTİ MESELESİNDE ÇAĞRIDA BULUNMAK İSTİYORUZ”

    Helin Akyol, hasta mahpusların dışarıda tedavilerine devam etmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulmasının insan onuru açısından da “zedeleyici” bir durum olduğunu söyleyen Akyol, şu cümlelerle devam etti:

    “O yüzden bizim talebimiz ağır hasta mahpusların tedavilerine dışarıda devam etmesi ve hapishanelerin sağlık bakımından koşullarının bir an önce insan haklarına uygun standartlara getirilmesi. Önleyici sağlık tedbirlerinin hapishanede ciddi şekilde uygulanması gerekiyor. Örneğin bizim bir temizlik kiti kampanyamız var. Aslında yeni bir kampanyada değil, pandemi zamanında çıktı diyebilirim. Bazı bakım ve kişisel temizlik ürünlerinin kit halinde mahpusa verilmesi, devlet tarafından karşılanmasını söylüyoruz. Her yerde bunun önemini dile getiriyoruz. Ekonomik gücü olmayan ya da kantinde olmadığı için alamayan mahpuslar var. O yüzden temizlik kiti meselesinde çağrıda bulunmak istiyoruz. Temizlik kiti kampanyamızın yasal bir formata uygun hale getirilip yasaya sokulmasını talep ediyoruz.”

    Hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığını söyleyen Helin Akyol, hapishanelerde doktor bulunmamasını da eleştirdi. Akyol, şunları söyledi:

    “Bu durumda ATK’nin ‘hapishanede kalabilir’ raporu verdiği ve hayatını kaybeden birçok mahpus olduğunu görüyoruz. Ya da ATK’nin tam ölümün sınırında serbest bıraktığı, çıkar çıkmaz hayatını kaybeden birçok mahpus görüyoruz. Bu mahpuslar hayatta olabilirdi. Bu zamana kadar ATK’nin değil hastane heyetlerinin verdiği raporlar baz alınsaydı, düzenli ve nitelikli tedaviye ulaşabilseydi bu mahpuslar bugün hayatta olurlardı. O yüzden daha fazla ölümün yaşanmaması için bir an önce ATK raporlarının nihai karar olarak sayılmamasını talep ediyoruz.

    Diğer bir sorunda hapishanelerde 7/24 doktor bulunmaması. Birçok hapishanede aile hekimliğine bağlı olarak gelindiği için nüfusu az hapishanelerde yarım gün ya da haftanın 2 günü doktor olabiliyor. Doktorların bu sürede bütün mahpuslara bakması mümkün olmuyor. Hasta mahpus, doktora erişemiyor, bu çok ciddi bir sorun. 1. basamak sağlık hizmetine ulaşamamaları sebebiyle hastaneye sevk de yazılmamış oluyor. Bir de doktora ulaşamamadan kaynaklı ilaçların geç yazdırılması durumu oluşuyor. Her gün düzenli ilaçlarını kullanması gereken kronik hastalar için bu durum ciddi bir hayati risk barındırıyor. Bu nedenle de hapishanelerde yaşamını yitiren mahpuslar olduğunu görüyoruz.

    Verem, uyuz gibi kronikleşmiş sorunlar da var. Uyuz öyle bir hastalık ki Osmanlı döneminde bile hapishane üzerine yazılan romanlara bakarsanız uyuzluğa dair anlatıları görürsünüz. Yıl 2025 uyuz halen hapishanelerde kronik bir sorun ve çözülmüş değil. Bu hastalık, önlemi alınamayacak bir hastalık değil. Kalabalıklaşmanın getirdiği kronik rahatsızlıklardan…”

    Eren GÜVEN – Kamber YILDIZ / İSTANBUL

  • Mahir Polat Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi

    Mahir Polat Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi

    PİRHA-Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu sırada rahatsızlanarak hastaneye sevk edilen ve anjiyo olan Mahir Polat, Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat da tutuklanmıştı. Polat, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu sırada rahatsızlanarak hastaneye sevk edilmiş ve anjiyo olmuştu. Polat, anjiyo işleminin ardından tekrar cezaevine geri gönderilmişti.

    Avukat Erkam Erdem, Silivri Cezaevi’nde tutulan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğini açıkladı.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da, Polat’ın sağlık durumuna ilişkin sosyal medya hesabından bir açıklama yayınlayarak söz konusu sevk kararının gerçekleştiğini duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevilere polis engeli: Adalet arayışımız devam edecek-VİDEO

    Alevilere polis engeli: Adalet arayışımız devam edecek-VİDEO

    PİRHA- Alevilerin, Adalet Bakanlığı önünde yapmak istediği açıklamaya polis engel oldu. PSAKD Genel Merkezi önünde yapılan açıklamada engelleme kınanarak, “Bu karar, sadece Sivas’ın hesabını kapatma girişimi değildir; aynı zamanda memlekette hukuku ve adaleti tamamen ortadan kaldırmaya çalışan bir zihniyetin ürünüdür” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hapis cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesini protesto etmek amacıyla, ’33 gün, 33 can’ şiarıyla 33 gün boyunca ‘Adalet Nöbeti’ tutma kararı almıştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, “Sivas için adalet, herkes için adalet” çağrısıyla genel merkez önünde toplanıp Adalet Bakanlığı’na yürüyüş düzenlemek istedi ancak polis yürüyüşe engel oldu.

    Yaşanan arbedenin ardından PSAKD Genel Merkezi önünde yapılan açıklamada adalet nöbetlerinin devam edeceği belirtildi.

    “DEMOKRASİDEN YOKSUNLUK, BARIŞTAN YOKSUNLUĞU GETİRMEKTEDİR”

    Adaletin ayaklar altına alındığı, hukukun bir siyasi silaha dönüştürüldüğü karanlık bir dönemden geçildiğini belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Biz biliyoruz ki, katliamlarla yüzleşilmeden ve katliamcı zihniyetten hesap sorulmadan yani tam anlamı ile bir hesaplaşma yaşanmadan bu ülkeye ne barış, demokrasi ne de adalet gelmeyecektir. Bugün yaşadığımız bütün anti demokratik uygulamaların, kanun tanımamazlığın, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, her türlü çürümüşlüğün nedeni demokrasiden yoksunluktur. Demokrasiden yoksunluk ise adaletten ve barıştan yoksunluğu getirmektedir. Önü alınmaz ise de rejim hızla otokrasiye dönüşecektir” dedi.

    “FAİLLERİN SERBEST BIRAKILMASI YÜREKLERİMİZE BİR KEZ DAHA KOR DÜŞÜRMÜŞTÜR”

    Sivas katliamı faillerinin serbest bırakıldığını hatırlatan Erçe, “Bu karar, yalnızca hukukun içine düştüğü durumu değil, aynı zamanda rejimin nereye savrulduğunun açık göstergesidir. Bu karar, analarımız ve ailelerimiz başta olmak üzere insanım diyen herkesin vicdanını yaralamış, yüreklerimize bir kez daha kor düşürmüştür. Bu karar, sadece Sivas’ın hesabını kapatma girişimi değildir; aynı zamanda memlekette hukuku ve adaleti tamamen ortadan kaldırmaya çalışan bir zihniyetin ürünüdür! Bu zihniyet bugün sadece Sivas davasında değil, memleketin her köşesinde kendini dayatıyor” diye konuştu.

    “HİÇBİR HUKUKSUZLUĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ!”

    “2 Temmuz 1993 tarihinde gerçekleştirilen Sivas Madımak Katliamının gerçek sorumluları, planlayıcıları ve asıl aktörleri yargı önüne çıkarılmadı” diyen Cuma Erçe, şunları kaydetti:

    “Aileler ve örgütlü gücümüzün 32 yıldır sürdürdüğü mücadele sayesinde bu günlere kadar sürdürülen dava, önce zaman aşımına uğratıldı, sonra da her biri ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan katiller serbest bırakıldı. Bu kararın ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği örgütlülüğü olarak başlattığımız nöbet eylemi dernek binalarımızda, cemevlerimizde, sokakta, parklarda sürdürülüyor. Ancak, adalet arayışımız ve mücadelemiz asla bitmeyecek ve katliamlarla hesaplaşıncaya kadar devam edecektir. Bugün Suriye’de Alevi Soykırımı yapan, selefi, cihatçı çetelerin sahip olduğu zihniyet ile Türkiye’de gerçekleştirilen onlarca yüzlerce katliamın sorumlularının sahip olduğu zihniyet, bire bir aynı zihniyettir. 33 canımızın katillerini serbest bırakanlar, bayram arifesinde de Hizbullahçı katilleri serbest bıraktılar. Onlar, taraflarını hiçbir zaman değiştirmediler. Onlar yakanlardan, katillerden yana oldular. Biz de tarafımızı değiştirmedik, biz de mazlumdan yana, haktan ve hakikatten yana taraf olduk, olmaya da devam ediyoruz. Hiçbir güç bizi bundan vaz geçiremeyecektir. AKP/MHP Hükümeti her gün yeni bir hukuksuz uygulama ile karşımıza çıkıyor. Ama bilsinler ki, biz hiçbir hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğiz!”

    “FAŞİZM KENDİSİNİN BEĞENMEDİĞİ HİÇBİR ŞEYİ KABUL ETMEMEKTİR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise yaptığı Adalet Bakanlığı önüne yürüyüşe izin vermeyen polisi kınadı.

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, mücadelenin devam edeceğini vurgulayarak, “Her türlü katliama rağmen direnen canlar. 33 canımızın bugüne kadar süren mücadelesi devam edecektir. Faşizm kendisinin beğenmediği hiçbir şeyi kabul etmemektir. Saray’daki ne ise Vali de öyle hareket ederek hukuk tanımamıştır. Bu ülkeye demokrasi gelene kadar mücadele edeceğiz. Kahrolsun faşizm” dedi.

    “ADALET İSTİYORUZ”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Zeliha Aksaz Şahbaz, “Faşizme karşı bu ülkede eşitliği, demokrasiyi, barışı hep birlikte savunacağız” diyerek  “Bugün burada Pir Sultanların torunları olarak buradayız. Ülkemizde yıllardır iktidarlarını katliamlara dayanarak sürdürenlere karşı burada bir aradayız. İktidarları katliamlardan besleniyor, faşizmden besleniyor. Adalet istiyoruz. Katledilen canlarımız için adalet istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Açıklama alkış ve sloganlarla son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi kurumlarının Adalet Bakanlığı’na yürüyüşüne polis engeli!-VİDEO

    Alevi kurumlarının Adalet Bakanlığı’na yürüyüşüne polis engeli!-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, ‘Sivas için adalet, herkes için adalet’ çağrısıyla Adalet Bakanlığı’na düzenlemek istediği yürüyüş polis tarafından engellendi. 

    Sivas Madımak’ta 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hapis cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesini protesto etmek amacıyla başlatılan ‘Adalet Nöbeti’nin son gününde Adalet Bakanlığı önünde yapılacak eylem polislerce engellendi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi önünde toplanan Alevi kurum temsilcileri ve çok sayıda kişi Madımak şehitlerinin fotoğraflarının olduğu pankartla birlikte Adalet Bakanlığı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşün önünü kesen polisler kitlenin ilerlemesine izin vermeyeceklerini belirterek yürüyüşü engelledi.

    Yasaklama kararını kabul etmeyen Alevi kurumları oturma eylemine başladı.

    Kitle basın açıklaması için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi önüne geçiyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Hayvan hakları savunucuları Adalet Bakanlığına seslendi: Katliam yasası acilen iptal edilmeli!

    Hayvan hakları savunucuları Adalet Bakanlığına seslendi: Katliam yasası acilen iptal edilmeli!

    PİRHA- Adalet Bakanlığı önünde bir araya gelen yaşam savunucuları, Adalet Bakanlığı ve yargı mercilerinin en az hayvan katilleri kadar suçlu olduğunu ifade etti. 

    Hayvan hakları savunucuları, hayvanların katledilmesini içeren yasa tasarısının Meclis’ten geçmesinin ardından artan hayvan katliamlarına dikkat çekmek için Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ekoloji Meclisi, Hayvan Yaşam Hakları Konfederasyonu, Ankara Barosu, Hayvan Hakları Merkezi, Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi ve Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi üyelerinin katıldığı eylemde, “Cezasızlığa son verin hayvan katliamlarını durdurun” yazılı pankart açıldı.

    Konuya ilişkin açıklama yapan Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Üyesi Neşe Özkanoğlu Türkiye’de son aylarda artarak devam eden hayvanlara yönelik şiddet ve katliamları yakından takip ettiklerini söyledi. Özkanoğlu, “Ağustos ayında Niğde Barınağında zehirli iğnelerle katledilerek ölüm çukurlarına atılan, Altındağ’da işkence edilerek katledilen, Gebze’de iğne yapılıp yarı canlı poşetlere koyulan ve boğularak öldürülen hayvanlarla ilgili yasal olarak neler yapıldığını soruyoruz” diye sordu.

    Hayvan katliamlarından yalnızca katledenlerin suçlu olmadığının altını çizen Özkanoğlu, “Bu katliamlar hepinizin eseridir. Suç işleyenler kadar buna sebep olan, seyirci kalan, soruşturulmasına engel olarak örtbas eden ve yeterli cezayı vermeyen kamu kurumları, bakanlık ve yargı mercileri de en az onlar kadar suçludur” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAM YASASI ACİLEN İPTAL EDİLMELİDİR”

    Hak, hukuk ve adalet arayışlarını sürdüreceklerini ifade eden Özkanoğlu, şunları kaydetti:

    “Hak savunucusu hukukçular olarak Adalet Bakanlığına sesleniyoruz. İsminde adalet kelimesi geçen bakanlığınızdan, bunun gereğini yerine getirmesini ve hayvanları katledenlerin yargılanmalarının önünün açılmasını talep ediyoruz. Niğde katliamı örtbas edilemez, bizzat barınak çalışanlarından 3 kişinin tanık olduğu olayda bin civarında hayvanın ölüm fermanını verenler yargılanmak zorundadır. Bunun önünü kesenlerin de kime veya neye hizmet ettiğini sorgulayarak gereken ceza verilmelidir. Bir kez daha Anayasa Mahkemesi’ne de katliam yasasını acilen iptal etmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • TAYAD’lı Aileler, Y ve S tipi hapishanelerin kapatılması için imza kampanyası başlattı

    TAYAD’lı Aileler, Y ve S tipi hapishanelerin kapatılması için imza kampanyası başlattı

    PİRHA-TAYAD’lı Aileler, Y ve S tipi hapishanelerin kapatılması için imza kampanyası başlattı. Yapılan açıklamada, “Kuyu tipi hapishanelerin artık siyasi bir tercih olduğunu imza metnimizde ilan ediyoruz. Vicdan sahibi sol, sosyalist ve kendine anti-emperyalist diyen herkesi, siyasi sorumluluğunun gereğini yapmasını bekliyoruz” denildi.

    Y ve S tipi olarak adlandırılan yüksek güvenlikli hapishanelerde birçok ihlâl yaşanıyor. Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TAYAD), Y ve S tipi hapishanelerin kapatılması için imza kampanyası başlattı.

    TAYAD’lı Ailelerden Doğan Karataştan, başlattıkları imza kampanyasına dair PİRHA‘ya konuştu.

    “S, R, Y TİPİ HAPİSHANELER YASA DIŞI BİR ŞEKİLDE FAALİYETE GEÇİRİLDİ”

    S, R, Y Tipi Hapishaneler’in 5 yıl önce yasadışı bir şekilde faaliyete geçirildiğini söyleyen Doğan Karataştan, “Bizler TAYAD’lı Aileler olarak, bu hapishaneleri 2020 yılında, ilk sürgün sevk edilen Şerif Turunç’la duyduk. Şerif Tunç, 47 günlük açlık grevi yaptıktan sonra talebi doğrultusunda yeri değiştirildi ancak S ve Y Tipi Hapishaneler kamuoyuna duyurulmadan kaldı. Daha sonra Mayıs 2022 tarihinde, toplu sürgün sevklerle birlikte süresiz açlık grevleri ve ölüm oruçları başladı. Nedim Öztürk, Hüseyin Karaoğlan, Nurettin Kaya, Cemil Kurt ve Alişan Gül derken direnişçiler çoğaldı ve direniş Cem Dursun, Oktay Kelebek, Rezzan Şengül, Vedat Doğan, Halil Yakut ve Muammer Kaya ile direniş büyüdü” diye belirtti.

    “TOPLADIĞIMIZ İMZALARI TBMM’YE VE ADALET BAKANLIĞI’NA İLETECEĞİZ”

    TAYAD’lı Aileler olarak hapishanedeki tutukluların sesi olmak için seferber olduklarını belirten Karataştan, “Her hafta çarşamba günü saat 12.00’de Çağlayan Adliyesi önünde işkenceyle gözaltına alınıyoruz. TBMM’de milletvekilleriyle görüşmeler yapıldı. Adalet Bakanlığı önünde gözaltılar yaşandı. Direnişte olan özgür tutsakların taleplerini içeren dilekçeler verildi. İstanbul’da Taksim Anıtı, Ankara’da Yüksel Caddesi ve İzmir Meydanı’nda düzenli eylemler örgütlendi. Basınla, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve TBMM’de kuyu tipi hapishanelerle ilgili görüşmeler yapıldı, dosyalar sunuldu ve bugün kuyu tipi hapishanelerin yeterince duyurulduğunu düşünüyoruz. Kuyu tipi hapishanelerin artık siyasi bir tercih olduğunu imza metnimizde ilan ediyoruz. Vicdan sahibi, sol, sosyalist, kendine anti-emperyalist diyen herkesin siyasi sorumluluğunun gereğini yapmasını bekliyoruz. Başlatmış olduğumuz imza kampanyası onlarca faaliyetimizden bir tanesidir ve topladığımız imzalar TBMM’ye, Adalet Bakanlığı’na iletilecek” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Emine Şenyaşar adalet talebiyle yeniden Adalet Bakanlığı önünde

    Emine Şenyaşar adalet talebiyle yeniden Adalet Bakanlığı önünde

    PİRHA- Eski AKP milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve 2 oğlu öldürülen Emine Şenyaşar, tutuklu oğlunun serbest bırakılması için yeniden Adalet Bakanlığı’nın önünde eylem yaptı.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde eski AKP milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından 14 Haziran 2018 tarihinde eşi ve iki oğlu öldürülen Emine Şenyaşar ile saldırıda yaralı olarak kurtulan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Urfa Milletvekili Ferit Şenyaşar’ın Ankara’da Adalet Bakanlığı önüne taşıdıkları Adalet Nöbeti 52’nci gününde devam etti.

    Oğlu Ferit Şenyaşar ile birlikte tekerlekli sandalyeyle Meclis’ten Adalet Bakanlığı’na kadar üzerinde “Adalet” yazan dövizle gelen Emine Şenyaşar, Bakanlık önünde tutuklu bulunan oğlu Fadıl Şenyaşar’ın serbest bırakılmasını istedi.

    (MA)

  • Yeşil Sol Parti Milletvekili Heval Bozdağ hakkında fezleke

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Heval Bozdağ hakkında fezleke

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ hakkında hazırlanan fezleke Adalet Bakanlığı’na gönderildi

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeşil Sol Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ hakkında hazırlanan fezlekenin Adalet Bakanlığı’na gönderildiğini duyurdu.

    Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

    “PKK/KCK silahlı terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen iki şahsın Ankara’dan Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesine götürülmesi eylemine ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında, 28. Dönem Milletvekili Heval Bozdağ hakkında ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçu yönünden tanzim olunan fezleke Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.”

    “İÇİŞLERİ BAKANI’NIN AÇIKLAMASI YARGIYA MÜDAHALEDİR”

    Yeşil Sol Parti, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın gerçekleri saptırarak algı operasyonu yaptığını vurguladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “İçişleri Bakanı gerçekleri saptırarak algı operasyonu yapıyor. Gözaltına alınanlar Gençlik Meclisimizin (Ronahi Tunç) ve Parti Meclisimizin (Hazal Karabey) üyesidir. Kongre çalışmalarımız için Heval Bozdağ vekilimizle birlikte Ankara’dan Ağrı’ya gitmişlerdir. Gözaltına alındıklarında arkadaşlarımız bu durumu açıklamışlardır. Adliyedeki ifadelerinden sonra önce serbest bırakılmışlar, ancak ısrarla Adliyede tutulmuşlardır. Daha sonra da itiraz üzerine ve beyanlarına rağmen haksız yere tutuklanmışlardır. İçişleri Bakanı’nın açıklaması yargıya müdahaledir ve algı operasyonudur. Bu hukuksuzluğu kınıyoruz”

    (HABER MERKEZİ)

  • Avukatlar meslektaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösterdi-VİDEO 

    Avukatlar meslektaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösterdi-VİDEO 

    PİRHA- Ankara’da isimsiz bir ihbar sonucu gece evlerine yapılan baskınla ÇHD Ankara Şube Başkanı Ceren Yılmaz, yöneticisi Fatih Gökçe ve üyeleri Bilge Topcu ile Ilgın Gökçe gözaltına alındı. Meslektaşları için açıklama yapan hukuk örgütleri, gözaltıların kabul edilemez olduğuna dikkat çekerek, “İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin yanında saf tutan avukatlık pratiğimizin, hukuk mücadelesi geleneğimizin hedef alındığının farkındayız” dedi.

    Ankara’da gece evlerine yapılan baskınla ÇHD Ankara Şube Başkanı Ceren Yılmaz, yöneticisi Fatih Gökçe ve üyeleri Bilge Topcu ile Ilgın Gökçe TEM şube polislerince gözaltına alındı.

    Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şube, Demokrasi İçin Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube ve Toplumsal Hukuk, meslektaşlarının gözaltına alınmasına ilişkin Ankara Çağdaş Hukukçular Derneği’nde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı avukatlar adına Av.Nergis Görnaz okudu.

    “GÖZALTILAR İSİMSİZ İHBAR SONUCU YAPILDI”

    İsimsiz bir ihbarla başlatıldığını öğrendikleri soruşturmada alelacele ve hukuksuz bir şekilde kamusal görev yapan meslektaşlarının gözaltına alındığını ve hakimlik kararı dahi alınmadan arama, el koyma kararı verildiğinin aktaran Görnaz, “Her gün adliyede mesleki faaliyetlerini sürdüren meslektaşlarımızın ifadeleri davet edilerek alınabilecekken, gece yarısı ev baskınıyla gözaltına alınmış olmaları kabul edilemezdir. Haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

     “HUKUK MÜCADELESİ GELENEĞİMİZ HEDEF ALINDI”  

    Görnaz, siyasi iktidarın her alanda keyfi ve hukuksuz uygulamaları yönetme biçimi olarak dayattığını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Çok açıktır ki bu hukuksuzluğa karşı çıkan avukatları da hedefine almaktadır. Derinleşen yönetememe krizi, toplumsal muhalefete ve onun demokratik kazanımlarına dönük saldırıları beraberinde getirmektedir. Meslektaşlarımızın da içinde yer aldığı gözaltıların nedeni tam da budur. Adil yargılanma hakkının çiğnendiği, hukuki güvenceden yoksunluğun olağanlaştığı günümüzde, yürütmenin yargıya açıktan talimat verdiğini görmekteyiz. Fakat tüm bunlara rağmen, halkın demokratik kazanımlarına sahip çıkarak, ekonomik, siyasi, kültürel, akademik alandaki tüm haksız uygulamalara ve hukuksuzluklara karşı direnmekteyiz. İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin yanında saf tutan avukatlık pratiğimizin, hukuk mücadelesi geleneğimizin hedef alındığının farkındayız.”

    “SAVUNMA SUSMADI, SUSMAYACAK”

    Siyasi iktidarın muhalif avukatlık pratiğine tahammülsüzlüğüne vurgu yapan Görnaz, “Yaratmaya çalıştığı biat eden savunmanlığı reddediyoruz. Mesleki faaliyetlerimizi hak temelli, ezilenlerden yana sürdürmeye devam edeceğiz. Siyasi iktidarın tüm bu saldırılarına karşı mücadelemizde asla geri atmayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Gözaltına alınan ÇHD Ankara Şube yöneticisi ve üyesi meslektaşlarımızın hukuki sürecinin takipçisi olduğumuzu bildiriyor, bu haksız ve hukuksuz duruma son verilerek tüm gözaltıların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Savunma susmadı, susmayacak!” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Şenyaşar ailesi Adalet Nöbeti’nin 22. gününde Adalet Bakanlığı’na alınmadı

    Şenyaşar ailesi Adalet Nöbeti’nin 22. gününde Adalet Bakanlığı’na alınmadı

    PİRHA-Meclis’ten Adalet Bakanlığı’na yürüyen Şenyaşar ailesi, gerekçe sunulmadan Adalet Bakanlığı’na alınmadı.

    Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018’te eski AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Yeşil Sol Yeşil Sol Parti Milletvekilli Ferit Şenyaşar, Ankara’ya taşıdıkları Adalet Nöbeti’ni 22 gündür sürdürüyor.

    Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle tekerlekli sandalye ile Meclis’e gelen Emine Şenyaşar, oğlu Ferit Şenyaşar ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube üyeleriyle “Adalet” yazılı dövizle Meclis’in Dikmen kapısından Adalet Bakanlığı’na kadar yürüdü. “Bakan yok”, “Bakan toplantıda” denilerek Adalet Bakanlığı’na alınmayan Şenyaşar ailesi, bu defa hiçbir gerekçe sunulmadan bakanlık binasına alınmadı.

    Bakanlık önünde bulunan polisler, Emine Şenyaşar’ın elinde tuttuğu “Adalet” yazılı dövizi almaya çalıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Şenyaşar ailesinin Adalet Bakanlığı’na yürüyüşü engellendi; Meclis’te açıklama

    Şenyaşar ailesinin Adalet Bakanlığı’na yürüyüşü engellendi; Meclis’te açıklama

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Urfa Milletvekilli Ferit Şenyaşar, Urfa Adliyesi önünde başlattıkları ve Ankara’ya taşımayı planladıkları Adalet Nöbeti eylemine dair Meclis’te açıklama yaptı. Şenyaşar’ın, annesi Emine Şenyaşar ile birlikte Adalet Bakanlığı önünde yapmak istediği eyleme polis izin vermedi.

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Urfa Milletvekilli Ferit Şenyaşar, Urfa Adliyesi önünde başlattıkları ve Ankara’ya taşımayı planladıkları Adalet Nöbeti eylemine dair Meclis’te açıklama yaptı. Anne Emine Şenyaşar da basın açıklamasında yer aldı.
    Ferit Şenyaşar, konuşmasında “Beş yıldır dinmeyen acı. Beş yıldır akan gözyaşları. Beş yıldır devam eden zülüm. Beş yıldır gelmeyen adalet” ifadelerini kullandı. Şenyaşar, iki çocuğu ile eşi katledilen ve bir oğlu tutuklu bulunan annesinin, adalet talebi ile Ankara’ya geldiğini söyledi.
    Ferit Şenyaşar, annesinin 68 yaşına rağmen 846 gün Urfa Adliyesi önünde nöbet tuttuğunu, tek talebinin ise adaletin sağlanması olduğunu belirtti. Şenyaşar, “Tek amacı yetkililerin onu duymasıydı. Ama maalesef Ankara’da adalet sağlayıcılar annemin çığlığını görmezden geldiler” dedi.

    BAKANLIKTAN GÖRÜŞME TALEP EDECEKLER

    Adalet Nöbeti eylemlerini Ankara’ya taşıma amaçlarının adil bir yaşam için olduğunu söyleyen Şenyaşar, “Biz bu açıklamadan sonra Adalet Bakanlığı’na görüşme talebi ileteceğiz. Eğer adaletin sağlanacağına dair bize söz verirlerse oradan ayrılıp gideceğiz. Anne, Ankara’da kalmak istemiyor. Hem gözlerinden hem de dizlerinden ameliyat olması lazım. Adalet gelmediği sürece tedavi olmayacağını söylüyor. Eğer adalet sağlanmazsa mücadelemizi Ankara’da sürdüreceğiz” diye konuştu.

    ANNE ŞENYAŞAR: OĞLUMU BIRAKSINLAR, YETER!

    Anne Emine Şenyaşar ise, zulüm karşısında nöbet tuttuğunu vurguladı. Şenyaşar, “Oğlumu bıraksınlar. Artık yeter. Ben de evime ve torunlarımın yanına gideyim. Ailemi katlettiler, oğlumu hapse attılar. Eşimi gözlerimin önünde katlettiler. Eğer oğlumu bırakmazlarsa ben Adalet Bakanlığı önünde oturmaya devam edeceğim. Erdoğan da çok iyi biliyor, hükümet de çok iyi biliyor ki benim çocuğumun hiçbir suçu yok. Kayıtları çıkarsınlar eğer çocuklarım suçlu ise, diğer iki çocuğumu da tutuklasınlar” dedi.

    GAZETECİLER, BAKANLIĞA YAKLAŞTIRILMADI!

    Şenyaşar ailesinin, Urfa’da yaptığı Adalet nöbeti eylemini Ankara’da sürdürme kararına polis engel oldu. Adalet Bakanlığı önünde yapılması planlanan oturma eylemine polis izin vermedi.
    Yapılması planlanan eylem nedeniyle Adalet Bakanlığı çevresi ve Melis’e giden tüm yollar basın çalışanları için kapatıldı. Gazetecilerin “Güvenlik tedbiri” gerekçe gösterilerek çekim yapmasına izin verilmedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bakanlığın ‘Hasta tutuklular genelgesi’ neden uygulanmıyor?

    Bakanlığın ‘Hasta tutuklular genelgesi’ neden uygulanmıyor?

    PİRHA- Adalet Bakanlığı’nın, hasta tutuklulara dair yayınladığı genelge pratikte uygulanmıyor. ‘Cezaevinde kalamaz’ raporlarına rağmen onlarca ağır mahpusun hala tahliye edilmemesi genelgenin uygulanmadığı kanısını oluşturdu. Hak savunucuları ve mahpusların yakınları, genelgenin uygulanmasını ve tüm hasta tutukluların tahliye edilmesi gerektiğini söylüyor.

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 28 Şubat davasından ceza alan Vural Avar’ın cezaevinde yaşamını yitirmesinin ardından ‘Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler’ maddesine dair bir genelge yayınlamıştı.

    Bakan Bozdağ, bu durumdaki kişilerin hastalıkları nedeniyle başvurularının tahliye işlemi mahiyetinde kabul edilmesini istemiş ve 8 maddelik genelge bütün Ceza İşleri Genel Müdürlüğü kurumlarına gönderilmişti.

    Ancak genelgeye rağmen onlarca ağır hasta tutuklu tahliye edilmiyor. Yıllardır tutuklu olan ve tek başına günlük yaşamını dahi idame ettiremeyen mahpusların ‘cezaevinde kalamaz’ raporuna rağmen tahliye edilmemesi tepkilere neden oluyor.

    Yaşanan durumun insan haklarına aykırı olduğunu vurgulayan hak savunucuları, genelgenin gerekliliklerinin yerine getirilmesini ve hasta mahpusların bir an önce tahliye edilmesini istiyor.

    84 YAŞINDAKİ AĞIR HASTA MAHPUS MEHMET EMİN ÖZKAN, 27 YILDIR TUTUKLU YARGILANIYOR

    Bu durumun sembol ismi haline gelen 84 yaşındaki hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan, hala cezaevinde. 27 yıldır tutuklu olan Özkan’ın ileri derecede kalp, hipertansiyon, troid, böbrek,  alzheimer ve demans hastası olduğu ve yapılan tetkiklerde beyninde kist tespit edildiği açıklandı. Hapishanede kaldığı süre içinde bugüne kadar 5 kez kalp krizi geçiren Özkan, tedavisini yürüten hastanelerin verdiği ‘Cezaevinde kalamaz’ raporlarına rağmen tahliye edilmiyor. Özkan, serbest bırakılırsa tedavisi ve bakımı iyi koşullarda sürdürülecek. Bu durumda da, daha uzun yaşayabilme ihtimali artacak ve son günlerini de ailesiyle geçirebilecek.

    “‘CEZAEVİNDE KALAMAZ’ RAPORUNA RAĞMEN TAHLİYE EDİLMİYOR”

    Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki ağır hasta tutuklu Gıyasettin Sevmiş’in eşi Sultan Sevmiş, eşinin durumuna ilişkin şunları dile getirdi:

    “Eşim 16 yıldır tutuklu. 11 yıl önce Wilson hastalığına (karaciğer, beyin ve diğer hayati organlarda bakır birikmesi sonucu ortaya çıkan kalıtsal bir hastalık) yakalandı. Sevmiş’in ayrıca siroz, şeker, migren, görme bozukluğu, beyninde küçülme, damar tıkanıklığı, Hapatit B gibi hastalıkları da bulunuyor. Ayrıca Haziran 2017’de geçirdiği ameliyat sonucu Sevmiş’in kalbine pil takıldı.  Sevmiş, 11 Mart 2014’te Amed’de bulunan Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi oldu ve sağlık durumuna dair “cezaevinde kalamaz” raporu verildi. Ancak rapora rağmen tahliye engelleniyor.

    “‘TEK BAŞINA KALAMAZ’ RAPORUNA RAĞMEN HÜCRE CEZASI VERİLDİ”

    Kırıklar F Tipi Cezaevi’nde bulunan 71 yaşındaki 28 yıllık tutuklu Mehmet Sait Yıldırım, 6 Eylül 2018’den bu yana tekli hücrede kalıyor. İHD yaptığı açıklamada Yıldırım’ın şu anki durumuna ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Müebbet hükümlü olmasına rağmen hukuk ve infaz mevzuatına uymayan bir şekilde Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla, ağırlaştırılmış müebbet uygulaması yapılarak tek kişilik odaya alınmış ve tecrit edilmiş durumdadır. M. Sait Yıldırım’ın hipertansiyon, arteriosklerotik kalp hastalığı, KOAH ve damar sertliği hastalıkları mevcut. 2015’te Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde verilen heyet raporunda kalp rahatsızlığı nedeniyle tek başına kalmasının uygun olmadığı belirtilmiştir. 2017 yılında İzmir Ödemiş İlçe Devlet Hastanesinden aldığı heyet raporunda, ‘Hücre cezası çekmesi sağlığı açısından sakıncalıdır’ kararı verilmiş.”

    PİRHA/ANKARA