Etiket: ADALET BAKANLIĞI

  • HDP: YSK Demirtaş’ın FOX TV’ye katılım talebini reddetti

    HDP: YSK Demirtaş’ın FOX TV’ye katılım talebini reddetti

    HDP, Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’ye cezaevindeki ankesörlü telefonla bağlanma talebinin YSK tarafından reddedildiğini açıkladı. 

    HDP, Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’de yayınlanacak “Liderler FOX’ta” programına, haftalık 10 dakika olan telefonla görüşme hakkını kullanarak cezaevindeki ankesörlü telefonla bağlanması talebi Yüksek Seçim Kurulu tarafından reddedildiğini açıkladı.

    HDP tarafından yapılan açıklamada ret kararına karşı çıkan YSK üyelerinin de olduğu ifade edildi.

    YETKİ ADALET BAKANLIĞINDA 

    Başvuru hakkında karar verme yetkisinin Adalet Bakanlığında olduğu belirtilen kararda, “Demirtaş’ın Liderler Fox’ta programına katılımının sağlanması için girişimde bulunulması taleplerinin değerlendirilmesi mercii T.C. Adalet Bakanlığı olduğundan, Yüksek Seçim Kurulunun girişimde bulunması taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir” ifadesi kullanıldı.

    ‘DEMİRTAŞ’A AYNI HAKKIN TANINMAMASI DÜŞÜNÜLEMEZ’

    YSK’nin bu kararına iki üyesi karşı oy kullandı. YSK Başkanvekili Erhan Çiftçi ve YSK Üyesi Yunus Aykın, Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’na atıfta bulunarak tüm cumhurbaşkanı adaylarına tanınan propaganda hakkının Demirtaş’a tanınmamasının düşünülemeyeceğini ifade etti.

    Çiftçi ve Aykın’ın ret kararına sundukları karşı oy yazısında şu ifadeler kullanıldı: “Cumhurbaşkanı adaylarına tanınan propaganda hakkının Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş’a tutuklu olduğu gerekçesiyle tanınmaması düşünülemez. Cezaevi imkanlarının elverdiği ölçüde gerekli önlemler alınmak ve yuğun araçlar kullanılmak kaydıyla seçim kanunlarında öngörülen propaganda hakkının Selahattin Demirtaş’a da sağlanması yolunda bir karar verilmesi gerekirken izin verme yetkisinin Adalet Bakanlığına ait olduğundan bahisle talebin reddi yolunda verilen karara katılmıyoruz.”

    Kaynak: Evrensel

  • Divriği’de cezaevi cemevi oldu

    Divriği’de cezaevi cemevi oldu

    PİRHA – Sivas’ın Divriği ilçesinde bulunan cezaevi ile ilgili yeni bir karar çıktı. Adalet Bakanlığı, mahkum yokluğundan dolayı kapatılan Divriği Cezaevi’ni Divriği Hacı Bektaş Veli Derneği’ne 30 yıllığına verdi. Dernek burayı cemevi olarak kullanacak. 

    Divriği Gazetesi’nde yer alan habere göre; Türkiye’de bir ilk gerçekleşti. Uzun yıllardır mahkum yokluğundan dolayı kapalı olan Divriği Cezaevi, Hacı Bektaş Veli Derneği’nin girişimleri ile Adalet Bakanlığı’ndan 30 yıllığına kiralanarak cemevi oldu.

    Hacı Bektaş Veli Derneği bağış kampanyası başlattı ve uzun yıllar boş kalan cezaevinin bakım ve onarımını yaptırıyor.

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşup kavuşmadığı gündemden düşmezken, devletin mülk sahipi olduğu kamu binası olan ‘Divriği Cezaevi’ ilk defa bir Alevi kurumuna verilmek üzere tapu verildi. Aleviler açısından emsal teşkil edilirse devamında buna benzer kamu ve vakıf mülklerinin Alevi kurumlarına devrinin önü açılmış sayılabilir.

     

  • ‘Sivas Katliamı’yla neden hala yüzleşilmemektedir?’

    ‘Sivas Katliamı’yla neden hala yüzleşilmemektedir?’

    PİRHA – Adalet Bakanlığı’nın Sivas Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne verdiği savunmada katliamdan olay diye bahsedilmesi ve yaşam hakkı ihlalinin tartışılır olduğunu ifade etmesi üzerine CHP’li Mehmet Tüm, meclise soru önergesi verdi. Önergede, “Sivas Katliamı hangi gerekçeyle insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul edilmemektedir” sorusu yöneltildi.

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zaman aşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıklarını öne sürdü.

    “MADIMAK’TA YAKILAN ATEŞ HALA YANMAYA DEVAM EDİYOR”

    Konuya ilişkin CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle meclise soru önergesi verdi.

    Bakanlığın savunmasıyla insanlığa karşı suç işlediğini belirten CHP’li Tüm, skandal açıklamalarına ilişkin şunları belirtti:

    “2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yakılan ateş hala yanmaya devam ediyor. Adalet Bakanlığının Sivas Katliamı’nın zamanaşımı sonrası düşmesine yönelik Anayasa Mahkemesi’ne verdiği savunma, bu ateşi ne yazık ki daha da körüklemiştir. Bakanlık savunmasında katliamdan ‘olay’ diye bahsediliyor, katliam insanlığa karşı suç ve yaşam hakkı ihlali olmadığı belirtiliyor.
    Üstelik bakanlığa, tazminat aldıkları için başvurucular artık ‘mağdur’ değil; mağdurlardan yaralanmalarını ispatlamalarını istiyorlar. Bu bir insanlık ayıbıdır, insanlı adına utançtır. Özellikle Alevi yurttaşlarımızın hassasiyetinin olduğu böyle bir konuda, bu şekilde utanç bir savunma yapılması, AKP’nin hala Sivas katliamının avukatlığını yapmaya devam ettiğini göstermektedir. Adalet Bakanlığının bu savunması, insanlığa karşı işlenmiş suça ortak olmaktır.”

    “BAKANLIĞIN SAVUNMASI İNSANİ DEĞERLERLE ÖRTÜŞMEKTE MİDİR?” 

    CHP’li Mehmet Tüm, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e verdiği soru önergesinde şu soruları yöneltti:

    -Sivas Katliamı hangi gerekçeyle insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul edilmemektedir?

    -Bakanlığın savunmasında başvurucuların ‘tazminat almaları nedeniyle mağdur olmadığını’ belirtmesi, insani ve ahlaki değerlerle örtüşmekte midir?

    -Bakanlık, katliamdan sağ kurtulanların “yaşam hakkı ihlali” iddiasını kanıtlamalarını istemiş midir?

    -Özellikle Alevi yurttaşlarımızın hassasiyetle yaklaştığı Sivas Katliamıyla neden hala yüzleşilmemektedir?

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İnsanlık dışı, gayri ciddi bir savunma, kınıyoruz’-VİDEO

    ‘İnsanlık dışı, gayri ciddi bir savunma, kınıyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Adalet Bakanlığı’nın Sivas Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne vermiş olduğu savunma ile ilgili PİRHA’ya konuşan Evrensel Yol Partisi Genel Başkanı Metin Güler, “Adalet Bakanlığı’nın gayri ciddi, insanlık dışı savunmasını kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zaman aşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıklarını öne sürdü.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Evrensel Yol Partisi Genel Başkanı Metin Güler, Sivas Katliamı’nda hepinizin bildiği gibi 35 insan katledildi. Adalet Bakanlığı’nın gayri ciddi insanlık dışı yazılı savunmasını kınıyoruz. Orada bir katliam yapıldı, orada bizim insanlarımız, canlarımız katledildi. Sivas Madımak’ta halkımız mağdur oldu. Bu konuda orada yaşam hakkı ihlali yok derken bu tamamen Alevilere yapılmış bir hakarettir, biz de Evrensel Yol Partisi olarak Adalet Bakanlığı’nın bu yazılı savunmasını kınıyoruz” açıklamalarında bulundu.

    “SİVAS’TA KATLİAM YAPILDI, İNSANLIK YAKILDI”

    Güler, Adalet Bakanlığı’nın savunmasında Sivas Katliamı’na katliam denilmemesine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

    “Sivas’ta bir katliam olmadığı şeklinde geçiyor. Siz istediğiniz kadar katliam olmadığını söyleyin, istediğiniz kadar Sivas Katliamı’nı inkar edin, orada bir katliam yapıldı ve insanlık yakıldı, insanlığın kendisi diri diri yakıldı. Zulüm gördü.”

    Savunmada bakanlığın mağdurları suçladığını belirten Güler, ceza davalarının sonuçlandığını, açılan tazminat davalarının başvurucuların tazminata hükmettiğini, tazminata mahkum edildiğini, dolayısıyla bu davanın kapandığını söylüyor. Adalet Bakanlığı’nın bu maddesini de kınıyoruz” dedi.

    “BU DAVANIN PEŞİNDE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Çeşitli STK olarak partimiz dahil biz bu davanın peşindeyiz. Peşinde olmaya devam edeceğiz. Anayasa Mahkemesi’nde aleyhimize de sonuçlansa dahi gerektiği yerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de taşıyacağız” diye konuşan Güler şunları kaydetti:

    “Bu anlamda gerekli hukuksal mücadeleyi yürütmekten yanayız. Bu davayı Avrupa uluslararası ceza dairelerine taşıma diye bir derdimiz vardır. Adalet Bakanlığı’nın bu Emevici, Abbasici, tek taraflı Alevileri rencide eden, Alevileri aşağılayan maddelerini protesto ediyoruz, kınıyoruz.
    Bu anlamda Türkiye ve Avrupa genelinde bütün kurum ve kuruluşlar, Alevi canlarımız, insanlıktan yana yüreği atan bütün STK’ların bu davanın arkasında olmasını istiyoruz. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz diyerek Türkiye’de yaşayan bütün haklara, bütün ana dillere, değerlere, kültürlere, Alevi halkın onuruna, namusuna, diline, inancına, kültürüne, pirlerine, mürşitlerine sahip çıkmak hepimizin insanlık borcudur.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Av. Kazım Genç: Sivas Katliamı’nı katliam olarak görmemesi devletin itirafıdır-VİDEO

    Av. Kazım Genç: Sivas Katliamı’nı katliam olarak görmemesi devletin itirafıdır-VİDEO

    PİRHA – Adalet Bakanlığı’nın Sivas Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne vermiş olduğu savunma ile ilgili PSAKD’nin Eski Genel Başkanı Kazım Genç PİRHA’ya konuştu. Genç, “Sivas Katliamı’na, kendisine insanım diyen kim yaşam hakkı ihlali yok diyebilir” diyerek tepki gösterdi.

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zaman aşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıklarını öne sürdü.

    “KATLİAMDA, HANGİ İNSAN YAŞAM HAKKI İHLALİ YOK DİYEBİLİR”

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan PSAKD’nin Eski Genel Başkanı Kazım Genç, bakanlığın bu savunmayı yapmasını en hafif tabiri ile kınıyoruz. Yani Sivas madımak otelde 33 canımız 2 otel görevlisi 35 insanımızın katledildiği bir ortamda hangi kendisine insanım diyen, burada insan yaşam hakkı ihlali yok diyebilir ki. Öyle görünüyor ki bunlar sırf usulü yerine getirmek, gelen geçer cevaplar vererek acaba kafa bulandırmayı nasıl yapabiliriz anlamındaki savunmalardır” diye konuştu.

    “KATLİAM OLARAK DEĞERLENDİRMEMEK DEVLETİN AÇIKÇA İTİRAFIDIR”

    “İsminde adalet olan bir bakanlığın 35 insanın yakılarak katledildiği bir oteldeki bu katliamı yaşam hakkı ihlali yoktur savunmasına dayandırması kınamanın çok ötesindeki sözleri hak ediyor. Ne yazık ki bizim nezaketimiz ve öğretimiz buna izin vermiyor” diye tepkisini dile getiren Genç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak. Kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat sloganlarıyla bir öğretiye, bir inanca ilişkin insanların etkinliklerinde ve o insanları yok etmeye yönelik olan ve saat 13.00 sıralarında başlayıp 20.00 kadar 6-7 saat süren ve devletin acziyeti ve belki de aklımızda hala var olan ve o günden sonra var olan soru işaretleri ile bir yerlerden birilerinin katkısıyla kurgulanmış olan bu katliamı, katliam olarak değerlendirmemesi devletin açıkça itiraf etmesidir. ‘Evet bu meselenin bir yerinde benden birileri vardı; O yüzden de katliam olarak değerlendiremem. Kendimi katliam sanığı katliam suçlusu yerine koyamam’ savunması yapıyor.”

    “BAKANLIK, NASIL OLUMSUZ KARAR ÇIKARTIRIM İŞGÜZARLIĞI YAPIYOR”

    Genç, dava hakkında şu bilgiyi verdi:

    “Ceza davası yürüdü tamamlandı ve orada tazminatlara hükmetti söylemi de şöyle doğru değil. Ceza davasının bir kısmı hala sürüyor. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde. O da zaman aşımının içine katıldı. Kapatmaya çalışıyorlar. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlara zaman aşımı olmaz. 5327 sayılı yasamızın 85 maddesine dayanarak bunları söylüyoruz. Dava kısmen sürüyor.”

    Av. Kazım Genç, “Adalet Bakanlığı değişik değişik yerlerden hukuka uygun olmayan argümanlar sunarak, Anayasa Mahkemesi’ni bu konuda nasıl olumsuz karar, başvuranların aleyhine nasıl olumsuz bir karar çıkartabilirim işgüzarlığı yapmaktadır. Hiç birisinde hukuki neden bir tutar yan bulunmamaktadır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • PSAKD Başkanı Kaplan: Sivas davası Alevilerin vicdanında bitmemiştir-VİDEO

    PSAKD Başkanı Kaplan: Sivas davası Alevilerin vicdanında bitmemiştir-VİDEO

    PİRHA – Adalet Bakanlığı’nın Sivas Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne vermiş olduğu savunma ile ilgili PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan PİRHA’ya konuştu. Kaplan, “Sivas davası Adalet Bakanlığı nezdinde bitmiş olabilir, Alevilerin vicdanında hiçbir zaman bitmemiştir, kesin sonuç alınıncaya kadar bu davanın arkasındayız” dedi.

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zamanaşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıklarını öne sürdü.

    “SANIK AVUKATLARI BUGÜN ÖDÜLLENDİRİLMİŞ DURUMDA”

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Sivas Katliamı’nın üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen, hala katliamın izlerini yaşamakta olduklarını belirterek şöyle devam etti:

    “13 dönem GYK’mız tarafından o zamanki ilgili avukat arkadaşlarımız tarafından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı kullanılarak, Sivas Katliamı’nda mağduriyetin yaşandığı belirtilip dava açıldı.
    Bu dava da geçenlerde herkesin bildiği üzere gazetelerde yayınlandı. Adalet Bakanlığı’ndan Anayasa Mahkemesi savunma istemiş, orada katliam söyleminden Adalet Bakanlığı özellikle kaçınmış. Davanın yürütülmesi aşamasında ve daha sonraki olaylarda da Adalet Bakanlığı’nın, devletin Sivas Katliamı davası ile ilgili davranışlarını hepimiz biliyoruz. Hepinizin bildiği üzere bu davada sanıkların savunmasını yapanlar bugün ödüllendirilmiş durumda.
    Kimdir bunlar? Zamanında bakanlık yapanlar, şu anki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı aynı davada sanık avukatlarıydı. Devletin ve iktidar partisinin bu sanıkların avukatlarını ödüllendirdiğini görüyoruz. Ellerinden gelse sanıkları da ödüllendirecek noktaya gelmiş durumdalar.”

    “SANIKLAR, BİZİM AVUKATLARIMIZIN ADRESLERİNDE ARANIYOR”

    Kaplan, bakanlığın katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu bildirmesi üzerine şunları dile getirdi:

    “Bilakis orada PSAKD’nin düzenlemiş olduğu etkinliklerde yaşanan bu katliamda 35 insan ve 2 otel görevlisinin, etkinliğe katılan yazarlarımız, karikatürist ve aydınlarımız, semahcılarımız 12 yaşındaki küçük Koray Kayamız orada yaşamlarını kaybettiler, katledildiler. Burada yaşam hakkı ihlali yok diyen bakanlık belki kendi görevini yerine getiriyor. Alevi halkına sorduğumuz zaman orada yaşam hakkı ihlali olmuştur. Bakanlığın bu konuda, ihmal konusunda katliam sözcüğünden kaçınarak kendisine verilen görevi bizzat yerine getirdiğini görüyoruz.”

    Davada 3 sanığın hala yakalanamadığını dile getiren Kaplan, “Bu yakalanamayan sanıkların arama yerlerini mahkeme tutanaklarından ve mahkemeden öğreniyoruz ki sanıkları bizim avukatlarımızın adreslerinde arıyorlar. Bu davaya adalet bakanlığının da, devletinde, ne kadar ciddi yaklaştığının örneğidir. Sanıkları bizim avukatlarımızın ofislerinde aramak ciddiyetsizliktir. Bu Alevilere yapılan en büyük hakarettir” dedi.

    “KATLİAMLARDA ANA FAKTÖRLER HEP AYNI KİŞİLER”

    “Sivas davasının arka perdesi açıklanmadığı müddetçe kimlerin bu davada rol oynadığına dair şimdiye kadar bir araştırma yapılmadığı için Sivas Katliamı’ndan sonraki katliamlarda da faktörlerin ve ana kişilerin hep aynı kişiler olduğunu görüyoruz” diye konuşan Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yıllar sonra bu karşımıza Gar katliamı, Antep katliamı, Diyarbakır katliamı olarak çıktı. Maalesef ki Türkiye’de yaşanan bu katliamlarla ne yüzleşildi, ne de ana faktörleri, ana unsurları kim, kimler bir türlü açıklanmadı.

    Devlet yıllardır hep katledilenlerin suçlu olduğu üzerinden bu davları yürüttü. Oysaki bugün 12 yaşındaki Koray’ın suçu ne olabilirdi. Sadece oradaki Pir Sultan’ın anma etkinliğine katılmaktan başka. Etkinliğe semah dönenlerin ne suçu olabilirdi. O katliamda nasıl bir rol oynayabilirdi. Pir Sultanı Sivas’la buluşturma 1500’lü yılların yarılarında asılarak katledilen idam edilen Pir Sultan’ı Sivas’la buluşturmaktan başka bir şey değildi bu etkinlik. Maalesef ne bunu Sivas halkı anlayabildi, ne de devlet anlayabildi.”

    “ALEVİLERİN VİCDANINDA BU DAVA BİTMEMİŞTİR”

    Kaplan, Alevilerin yapacağı etkinliklerde devlete güvenmeyeceklerini belirterek, “Burada tertip komitesinden birisi de bizzat devlet. Bu işin içerisindeydi. Kültür Bakanlığı hem desteklemişti hem de İl Kültür Müdürlüğü aracılığı ile tertip komitesinin içerisindeydi. Bu bize şunu gösteriyor ki biz yaptığımız etkinliklerde devlete güvenmeyeceğiz. Devletin o aklına hiçbir zaman güvenmeyeceğiz. Devletin derinine hiçbir zaman güvenmedik, güvenmeyeceğiz” dedi.

    Alevilerin devletle olan ilişkisini bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğini belirten Gani Kaplan, şunları kaydetti:

    “Nasıl ki Sivas’ta 1. gününde etkinliklerin çok güzel gittiği, halkın büyük destek verdiği etkinlikte 2. günü kan gölüne çevrildi. Demek ki devletin bizimle olan, ilişkilerini Aleviler bir kez daha gözden geçirmelidir.
    Sivas davası Adalet Bakanlığı nezdinde bitmiş olabilir. Katliamın 25. yılına girdiğimiz bugünlerde Aleviler nezdinde Alevilerin vicdanında Alevi kurumlarının yöneticilerinin vicdanında, Sivas davası hiçbir zaman bitmemiştir. Kesin sonuç alıncaya kadar bu davayı sürdüreceğiz ve bu davanın arkasındayız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Adalet Bakanlığı’ndan skandal Sivas Katliamı savunması!

    Adalet Bakanlığı’ndan skandal Sivas Katliamı savunması!

    Adalet Bakanlığı, Sivas Katliamı davasının zamanaşımı ile düşmesi nedeniyle AYM’ye yapılan bireysel başvuruya savunma gönderdi. Bakanlık, savunmasında katliamdan “olay” diye bahsetti.

    Adalet Bakanlığı, Sivas katliamı davasının zamanaşımıyla düşmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruya karşı skandal bir savunma yaptı.

    Cumhuriyet’in haberine göre; Cafer Erçakmak’ın aralarında bulunduğu 8 sanığın yargılandığı Sivas Katliamı davasında zamanaşımı gerekçesiyle verilen düşme kararı üzerine, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruya karşı 22 sayfalık savunma metni gönderdi.

    “YAŞAM HAKKI İHLALİ TARTIŞILIR” İFADESİ

    Bakanlık Sivas Katliamı’ndan ‘olay’ diye bahsederken başvurunun tüm yönleriyle reddedilmesini istedi. Bakanlık, Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu insanlığa karşı suç ve adil yargılanma hakkı ihlali yönünden inceleyemeyeceğini öne sürdü. Katliamdan sağ kurtulan başvurucuların “yaşam hakkı ihlali” iddiasının tartışılır olduğunu savunan bakanlık, “Başvurucuların bu olaylar nedeniyle nasıl bir yaralanmalarının oluştuğunu kanıtlamaları gerekmektedir” denildi.

    Başvurunun reddinin istendiği savunmada, başvurucuların hukuksal sürecin tüm aşamalarında bütün zarar görenlerin adeta suçlu muamelesi gördükleri, duruşmalar sürecinde sanıkların hakaret dolu eylem ve sözleri ve sanıkların yakalanmasında gösterilen görev ihmallerinin adeta özellikle sol görüşlü ve Alevi olan yurttaşların bir değeri olmadığı, ikinci sınıf insan oldukları sonucunu doğuracak eylem ve işlemlerle dolu olduğu, konuyla ilgili TRT’nin yanlı programlar yaptığı, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılması isteminin reddedildiği, bu nedenle ayrımcılığa maruz kalındığı ifadelerine de değinildi ve başvurucuların ayrımcılığa maruz kaldığına dair yeterli somut bilgiler olmadığı iddia edildi.

    “BAŞVURUCULAR ARTIK MAĞDUR SIFATINI TAŞIMIYOR”

    Yaşam hakkı şikayetleriyle ilgili etkili soruşturma yapılmaması konusunda mağdurları suçlayan bakanlık, 23 Eylül 2012 tarihinden önce 6 ay içerisinde AİHM’ye aynı tarihten itibaren 30 günlük süre içerisinde AYM’ye başvuru yapılmamış olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtti.

    Savunmada, Sivas olaylarıyla ilgili ceza davalarının sonuçlandığı, açılan tazminat davalarında başvurucular lehine tazminata hükmedildiği belirtilerek, başvurucuların artık “mağdur sıfatını” taşımadıkları öne sürüdü.

  • Savcı, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamını istedi

    Savcı, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamını istedi

    PİRHA – 15 aydır tutuklu olan Selahattin Demirtaş’ın üç günlük savunmasından sonra mütalaasını veren savcı, tutukluluk halinin devamını istedi. Demirtaş, “Barış olsaydı 15 Temmuz olmazdı. Çünkü biz yapacağımız siyasi çalışmalarla Türkiye’nin barışını sağlayacaktık” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davanın ikinci duruşması 3’üncü gününde Sincan Cezaevi Kampüsü’nde kurulan duruşma salonunda başladı.

    SAVCI, TUTUKLULUĞUN DEVAMINI İSTEDİ

    15 aydır tutuklu olan Selahattin Demirtaş’ın üç günlük savunmasından sonra mütalaasını veren savcı, tutukluluk halinin devamını istedi.

    HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davada verilen öğle arasının ardından dosyaya gelen yeni evraklar ve müzakereye verilen cevaplar okundu. Ardından iddia makamı tutukluluk halinin devamı yönünde mütalaasını sundu.

    Savcı, 15 aydır tutuklu olan Demirtaş’ın savunması için süre verilmesini, mevcut kuvvetli suç şüphesinin bulunması, atılı suçların katalog suçlardan olması, CMK 100 ve devamı maddeler gereğince tutukluluk halinin devamını istedi. Avukatların mütalaaya karşı savunmalarını sürdürüyor.

    Bugünkü duruşmada Demirtaş’ın savunması sona erecek ve mahkeme taleplere dair ara kararını verecek.

    Mahkeme başkanı duruşmanın önceki günlerinde darbe davalarına bakan heyet olduklarını hatırlatarak, Pazartesi günü darbe davaları olması sebebiyle Demirtaş’ın duruşmasını uzatamayacaklarını söylemişti.

    50 AVUKAT DURUŞMAYI İZLİYOR

    HDP milletvekilleri ile yaklaşık 50 avukat duruşmayı izliyor. Duruşmaya başlanmadan önce mahkeme başkanı dün Demirtaş’ın duruşma salonundan servis edilen fotoğrafları için avukatlara sitemde bulundu. Mahkeme başkanı “Bunu bir avukat arkadaşa yakıştıramıyorum” diyerek, avukatların cep telefonlarını duruşma sırasında çıkarmamalarını istedi.

    Mahkeme Başkanı daha sonra dosyanın tamamının taralı olarak içinde yer aldığı 3 DVD’yi Demirtaş’a teslim etti. Demirtaş, duruşmanın ilk gününde dosya eklerini görmediğini, talep etmesine karşın verilmediğini, verildiğinde de ücret talep edildiği söylemişti. Mahkeme başkanı bunu hatırlatarak, “200 TL kardasınız” diye espri yaptı. Demirtaş bu ekleri incelemek için zaman talep edeceğini dile getirdi.

    Demirtaş daha sonra savunma yapmaya başladı.

    “BARIŞ OLSA 15 TEMMUZ OLMAZDI”

    Demirtaş, “Çünkü biz yapacağımız siyasi çalışmalarla Türkiye’nin barışını sağlayacaktık. En çok korktukları şey buydu. Barış içinde bir Türkiye’yi kim yıkabilir. Cemaati de silip süpürür atardı böyle bir Türkiye. Hiçbir yere sızamazdı. 15 Temmuz olmazdı. Türkiye zayıf düşmeseydi böyle bir şey de yaşanmazdı. Darbe mekaniği dediğimiz buydu” dedi.

    ‘SURİYE SOÇİ’DE DEĞİL ANKARA’DA KONUŞULURDU’

    Demirtaş, hükümetin çözüm geliştirmek yerine izlediği bu politikalardan dolayı Ortadoğu’da ciddi bir aktör olmak yerine yalnızlaştığını ifade ederek, “Suriye’deki çözüm Soçi’de ve Cenevre’de değil, Ankara’da konuşulurdu” dedi.

    DTK’nin düzenlediği toplantılara birçok AKP’li ismin katıldığını ve dönemin Meclis Başkanı Cemil Çiçek tarafında da Meclis’e davet edildiğini hatırlatan Demirtaş, hükümet temsilcilerinin silah bırakma imkanı gibi bir sürecin geliştiği dönemde “Silahı bırakıyorsa gelsin DTK’de konuşsun” yaklaşımı içindeyken cemaatin tuzak kurduğunu söyledi.

    DTK İYİ BİR ŞEYDİR, HDP OLARAK KÖTÜLÜĞÜNÜ GÖRMEDİK’

    Demirtaş, DTK ile ilgili savunmasında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde 2013 yılında Diyarbakır ziyareti sırasında dönemin DTK Eş Başkanı Ahmet Türk ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi binasında görüştüğünü, yine aynı dönem AKP’li çok sayıda siyasetçinin bu toplantılara katılımı ya da destekledikleriyle ilgili açıklamaları içeren haberleri okudu.

    “DTK iyi bir şeydir. HDP olarak bir kötülüğünü görmedik. Faydalandık” diyen Demirtaş, halen HDP’nin DTK üyesi bir parti olduğunu ama başka partiler, dernekler ve oluşumların da içinde yer aldığını söyledi.

    KANDİL VE İMRALI’DA ÇEKİLEN FOTOĞRAFLAR

    Demirtaş, çözüm sürecinde Kandil’de çekilen fotoğrafların dosyaya delil olarak konmasına dair şunları söyledi:

    “Ses kayıtları, ortam dinlemeleri hepsini kriminale gönderebilirsiniz. Arkasında durmadığım tek bir konuşmam ya da inkar ettiğim tek bir faaliyetim yoktur. Hepsinin arkasındayım. İmralı’da, Kandil’de fotoğraf çektirdik. Bunlar hatıra fotoğrafı değildi. Bu işin ciddiyetine dair olan fotoğraflardı. Cezaevine yasak olan fotoğraf makinesini biz sokmadık. Oradaki görevli tarafından çekildi. Adalet Bakanlığı mührüyle dijital ortamda verildi. Kandil’de çekilen fotoğraflar ise hükümetin onayıyla dağıtıldı. Çünkü bu fotoğraflar sürecin ciddiyetle yürütüldüğünün göstergesiydi. Çözüm süreci bozulunca şimdi o fotoğraflar dosyaya delil diye konuldu. Her gün baskıyla, yargıyla karşı karşıya olmamıza rağmen pes etmiyoruz. Bize oy vermeyenler ise bu durumu anlamlandırmaya çalışıyor. Bizimde istediğimiz toplumsal uzlaşıdır. Böylesi yüzde 10, diğer yüzde 51’den iyidir.”

    “TÜRKİYE’Yİ İKİYE BÖLÜYORLAR”

    Parti programında yer alan “demokratik özerkliği” bir dizi çalışmada anlattıklarını, bu süreçte oylarının da arttığını söyleyen Demirtaş, “Başkanlık modeli Türkiye’yi kurtarır diyorlar ya. Benim elimde, partimin elinde iktidar partisi imkanlarının milyonda biri olsun yüzde 75 oy alırız biz. Biz bu imkansızlıklar içinde halk desteğini sağladık. Oy vermeyenler de dinliyordu, çok önemliydi. Bu yüzde 50 oy almaktan daha değerliydi. İşte alıyorlar Türkiye’yi ikiye bölüyorlar. Böyle yüzde 50 oy alacağımıza yüzde 10 alıp, kardeşliğe, barışa hizmet edelim önemli deriz değiliz. Bizim bakış açımız bu. Milli-gayri milli olarak ayırıp yüzde 60 oy alsak ne olur. Başkan olmak oya bağlı değil rızaya bağlıdır. Yüzde 50 oy alırsınız, yüzde 50’nin rızasını alamazsınız, başkan olamazsınız. İkna lazım. Toplumun geri kalanının iknası lazım” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Mahkeme, Demirtaş’ın duruşmaya getirilmesi kararını kaldırdı

    Mahkeme, Demirtaş’ın duruşmaya getirilmesi kararını kaldırdı

    Diyarbakır’da, “Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği” iddiasıyla yargılandığı davada HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın mahkemeye getirilmesi yönünde karar veren Diyarbakır 4. Asliye Ceza Mahkemesi, bu kararını kaldırarak, davanın başka kente nakli için Adalet Bakanlığı’na başvurdu.

    Demirtaş hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “hakaret” ettiği iddiasıyla 1 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle açılan davada yeni bir gelişme yaşandı. Diyarbakır 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi davanın başka bir ile nakledilmesi için Adalet Bakanlığına başvurdu. Mahkeme ayrıca davanın görülmesine 39 gün kala yani 13 Ekim’de dava dosyası üzerinde yaptığı inceleme sonucunda Demirtaş’ın mahkemeye getirilmesi yönündeki kararın yerine getirilmediğinin görüldüğünü belirterek, Demirtaş’ın mahkemeye getirilmesi yönündeki ara kararı kaldırdı.

    MAHKEMEYE GETİRİLECEKTİ

    Diyarbakır 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugüne kadar 4. duruşması görülen davaya katılmayan Demirtaş, mahkemeye gönderdiği dilekçelerde SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılmak istemediğini, duruşmada bizzat bulunarak savunma yapma talebinde bulunmuştu. Demirtaş ve avukatlarının bu talebini kabul eden mahkeme, 6 Temmuz’daki ara kararda, Demirtaş’ın savunmasının alınabilmesi için mahkemeye getirilmesine karar vererek, davayı 21 Kasım’a ertelemişti.

    Adalet Bakanlığına gönderilen davanın nakli konusundaki talebe Yargıtay’ın ilgili dairesi karar verecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li vekillerden, Demirtaş’a ‘militan’ diyen Adalet Bakanlığı’na tepki

    HDP’li vekillerden, Demirtaş’a ‘militan’ diyen Adalet Bakanlığı’na tepki

    Adalet Bakanlığının, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına “gizli” ibareli bir yazı göndermesi ve bu yazıda Demirtaş için “Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan militan konumunda olan tutuklu” ifadesini kullanmasına Meclis’te tepki sert oldu.

    HDP Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri şunları söyledi:

    Filiz Kerestecioğlu“Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan militan konumunda olan…” Bu nasıl bir ifadedir! Kayseri mahkemesi Selahattin Demirtaş’ın duruşmaya getirilmesini karara bağladığı halde Adalet Bakanlığı nasıl talimat verebilir, ilgili yazıları bütün mahkemelere gönderir? Bu Anayasa 138’e aykırıdır. Çünkü hiçbir merci, kişi hakimlere, mahkemelere talimat veremez, onları yönlendiremez.

    Ahmet YıldırımBiz yıllardır bu Parlamentoda yargının iktidar tarafından siyasallaştırıldığını ve derdest edildiğini söyledik. Buyurun, 13 Ekim 2017 günü Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın fezlekesinin ve dosyasının olduğu bütün mahkemelere gönderilmiş ibretlik bir yazıyla karşı karşıyayız. Neymiş? “Örgüte üye olma suçundan militan konumunda olan ve kamuoyu tarafından yakından bilinen ve takip edilen adı geçen Selahattin Demirtaş’ın bulunduğu il dışında yapılacak duruşmalara getirilmesinin firar, olası saldırı ve adliye önünde gösteri, eylem yapılmasına neden olabileceği, bu sebeple getirilmemesi…”

    Nerede bağımsız yargı? O mahkeme başkanının ve üyelerinin özgür karar verebilme ihtimali kaldı mı? İşte budur yargının siyasallaşması. Buradan siyasi iktidara sesleniyorum: Demirden korkuyorsanız trene binmeyeceksiniz. Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğundan bu kadar korkuyorsanız rehin almayacaksınız. Selahattin Demirtaş’ın Mecliste, alanda, sokakta siyaset yapma hali sizin korkunuzdu, zindanda rehin olma hali kabusunuz olmuş. Bu ne korku?

    Meral Danış Beştaş: Kanun hükmünde kararnamelerle OHAL’e sırtını yaslayan ve her türlü hukuksuzluğu yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. Biz size yargıya talimatın, yargıyı yönetmenin belgesini sunuyoruz, siz bize gelip hikaye anlatıyorsunuz.

    Anayasa’yı her an, her saniye çiğnediğinizin gayet iyi farkındayız. Üzerinde “gizli” ibaresi bulunan, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü başlıklı bir yazı Eş Genel Başkanımız Demirtaş’ın bütün dava dosyalarına göndermiştir.

    Adalet Bakanlığının, bir tutuklunun duruşmaya getirilip getirilmeme konusunda yargılamayı yapan mahkeme yerine karar vermesi mümkün değildir. Hükümete sesleniyoruz: Lütfen bunu açıklayın, Türkiye’de biz de artık yargı vardır yoktur tartışmasını bir kenara bırakalım. Bu, “vahim” nitelemesinin bile karşılamayacağı bir belgedir.

    Mahmut Toğrul:  3 gün sonra, siyasi soykırım operasyonlarının başlamasının ve eş genel başkanlarımızın rehin alınmasının üzerinden tam bir yıl geçmiş olacak. Ama bu süre zarfında örneğin, Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş, hala tutuklu olduğu davadan yargı önüne çıkmış değil. Bakın bugün gösterdik, yargı, Adalet Bakanlığından mahkemelere giden talimatla nasıl çalışacağı, nasıl karar vereceği konusunda uyarılıyor. Yargı talimatlı yargıya dönüşmüş, siyasetçiler rakiplerini bertaraf etmek adına onları rehin aldırıyor. Rakip siyasi partinin 11 bin insanını gözaltına aldırıyor, 4 bini hala içeride. Ama “yargı bağımsızdır” diyebiliyoruz.

  • ABD, Adalet Bakanlığı heyetine vize vermedi

    ABD, Adalet Bakanlığı heyetine vize vermedi

    ABD, Washington’da temaslarda bulunacak Adalet Bakanlığı heyetine vize vermedi. 

    ABD, Adalet Bakanlığı heyetine vize vermedi. Adalet Bakanlığı heyeti Washington’da temaslarda bulunacaktı. ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un ‘FETÖ’ soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından Washington ve Ankara karşılıklı olarak vizeleri askıya almıştı. İki ülke arasında başlayan gerilimi çözmek için geçen hafta ABD’den bir heyet Türkiye’ye gelmiş ve hükümet yetkilileri ile görüşmüştü. Genel olarak olumlu geçtiği belirtilen görüşmelerin devamında bir Türk heyeti de ABD’ye gitmek için hazırlık yapıyordu.
    Washington, vize kısıtlaması gerekçesiyle ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türk heyetinin vizelerini onaylanmadığını açıkladı.
  • Firari sanıkların yargılandığı Sivas Katliamı Davası 20 Şubat tarihine ertelendi

    Firari sanıkların yargılandığı Sivas Katliamı Davası 20 Şubat tarihine ertelendi

    PİRHA- Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te 35 kişinin siyasal islamcılar tarafından yakılarak öldürüldüğü Madımak Katliamı Davasının duruşmasına bugün devam edildi. Üç firari sanığın yargılandığı duruşma 20 Şubat 2018 tarihine ertelendi.

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde 35 kişinin yakılarak öldürülmesine ilişkin davanın duruşması Mayıs 2017’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştü. Mahkeme Başkanı duruşma öncesi, haklarında yokluğunda tutuklama kararı bulunan sanıkların yakalanması için emniyet ve diğer kurumlara yazılan müzekkerelere cevap verildiği ve sanıkların yakalanamadığını bildirmişti.

    Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlülerin Nakli Bürosunca, daha önce Almanya’da olduğu tespit edilen sanıklardan Murat Songur’un iadesini istendiği fakat Songur’un ceza yasaları çerçevesinde cezalandırılmasını gerektirecek bir suçun işlendiğinin tespit edilmemesi nedeniyle reddedildiğini açıklayan Mahkeme Başkanı, büronun yazısında zaman aşımının dolup dolmadığının da bildirilmesini talep ettiğini belirtmişti.

    AVUKAT SANIKLARIN İADESİ İÇİN YENİDEN TALEPTE BULUNULMASINI İSTEMİŞTİ

    Müdahil avukatlarından Hasan Cem Yılmaz, sanıklar hakkında daha önce hüküm kurulamadığı için hem eski hem de yeni Ceza Kanunu’na göre müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmaları gerektiğini vurguladı. Sanıklar açısından zaman aşımının dolması için en az 7 yıl olduğunu söyleyen Yılmaz, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlülerin Nakli Bürosuna müzekkere yazılarak sanıkların iadesi için yeniden talepte bulunulmasını istemişti.

    Mahkeme, sanıkların yakalanmasının beklenmesine, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlülerin Nakli Bürosunun zaman aşımının dolup dolmadığına ilişkin, iddianamenin bir örneğinin eklenerek gönderilmesine karar vermişti.

    Bugün görülen dava ise 20 Şubat 2018 tarihine ertelendi.  (HABER MERKEZİ)

     

  • Adalet Bakanlığının “Berfo Kırbayır öldü, dava düşmeli” savunmasına tepki

    Adalet Bakanlığının “Berfo Kırbayır öldü, dava düşmeli” savunmasına tepki

    Adalet Bakanlığı’nın Cemil Kırbayır’ın davası ile ilgili AİHM’e gönderdiği savunmaya tepki gösteren CHP Milletvekili İlhan Cihaner, savunmanın “hukuk skandalı” olduğunu söyledi.

    Birgün’de yer alan habere göre, Cemil Kırbayır’ın 12 Eylül 1980 döneminde kaybedilmesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülen davada Adalet Bakanlığı tarafından yapılan, “Berfo Ana öldü. Dava düşmeli” savunmasına CHP’nin hukukçu İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner tepki gösterdi.

    Adalet Bakanlığı, anne Kırbayır’ın varislerinin davayı sürdürme yönünde niyetlerini gösteren bir belge olmadığını iddia etti ve davanın düşmesi gerektiğini savundu. Adalet Bakanlığı’nın AİHM’e sunduğu savunmasının “hukuk skandalı” olduğunu söyleyen CHP’li Cihaner, “Bakanlık, ‘Mirasçılarının davayı takip ettireceğine ilişkin bilgi ya da belge yok’ demiş. Bu hem vicdansızlık hem de yalandır. Çünkü takipsizlik kararının kaldırılması üzerine yeniden başlatılan ve hala açık olan bir soruşturma var. Bu soruşturmayı, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır takip ediyor” dedi.

    Berfo Ana’nın yaşamını yitirmesinin ardından Meclis’te Mikail Kırbayır ile açıklama yaptığını ve soruşturma ile ilgili çağrıda bulunduğunu anımsatan Cihaner, “Taraflar da bunu teyit etti. Bilgi isteniyorsa bu kamuoyuna açık olarak gerçekleşmişti. Rahatça bulabilirler” diye konuştu. Mikail Kırbayır’ın, her hafta “Cumartesi Anneleri” eylemine katıldığını ifade eden Cihaner, “Aile, davanın bir an önce sona erdirilmesini isterken Bakanlığın davanın düşürülmesi isteği anlaşılabilir bir istek değil” dedi.

    Kartal Adliyesi’nde 12 Eylül ve işkenceleriyle ilgili davada Mikail Kırbayır’ın “şikayetçi” olduğunu dile getiren Cihaner, “Eğer biraz da olsa vicdanları varsa, burada yürüyen davada Cemil Kırbayır’ın yakınlarını bulurlar ve tebligatlarını bugünden sonra onlara yaparlar” ifadelerini kullandı.

    “HALKA YALAN SÖYLÜYORLAR”

    AKP’nin 2010 referandumunda kullandığı, “12 Eylül darbesi ile hesaplaşacağız” sloganını hatırlatan Cihaner, halka yalan söylendiğini belirtti. Cihaner, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “AKP, 2010 yılında yurttaşları kandırdı. AİHM’e de yalan savunma yaptı. AKP iktidarı, OHAL’in ilanı ile birlikte KHK’ler çerçevesinde alınan kararlarla ilgili çok geniş bir dokunulmazlık alanı oluşturdu. İşkence yapılsa bile herhangi bir cezai sorumluluğun olmayacağına dair olağanüstü genişlikte sorumsuzluk alanı mevcuttur. Bu süreç içerisinde kanuna aykırı bir takım uygulamalar yapan kişilerin önümüzdeki dönemde sığınacağı bir içtihat çıkarılması için de AİHM’e bu tarz bir savunma sunulmuştur. Çünkü insanlığa karşı suçlarla ilgili AİHM’in verdiği onlarca karar duruyorken kalkıp bu tarz bir savunma verilmesinin başka bir açıklaması olamaz. Vicdansızlık yapıyorlar.”