Etiket: ADALET BAKANLIĞI

  • ‘Hasta tutuklular serbest bırakılmalı ve tedavileri acil bir şekilde yapılmalı’

    ‘Hasta tutuklular serbest bırakılmalı ve tedavileri acil bir şekilde yapılmalı’

    PİRHA- Ankara, İstanbul ve İzmir’de hasta tutukluların serbest bırakılması ve tedavilerin acil bir şekilde yapılması çağrısı yapıldı.

    Ankara İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) bir araya gelen Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, ağır hasta tutuklu olan ve 12 kez ameliyat olan Adem Amaç için infaz ertelenmesi talebinde bulundu. İHD Genel Merkez yöneticisi Nuray Çevirmen, Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ağır hasta tutuklulardan Adem Amaç’ın sağlık durumuna dikkat çekerek, Amaç’ın ameliyat olması gerektiğini ancak birçok defa hastaneye götürülmesine rağmen ameliyat ettirilmediğini söyledi.

    “AMELİYAT EDİLEREK İNFAZI ERTELENMELİ”

    Çevirmen, Amaç’ın kalan ameliyatlarının dışarda ailesinin yanında yapılması için infaz ertelemesi taleplerinde bulunmasına rağmen haklı talebine karşılık olumlu bir sonuç almadıklarını ifade ederek, “Yapılması gereken ameliyatları geciktirilmeden yapılmalı ve ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılması amacıyla infazının ertelenmesi amacıyla gerekli çalışmalar yapılmalıdır” dedi.

    “ÖLÜME SÜRÜKLENİYOR”

    İHD İstanbul Şubesi de, ağır hasta tutuklu Atilla Coşkun’un felç geçirme ya da ölüm riskinin olduğunu belirterek, tahliye çağrısı yaptı. Mehmet Acettin tarafından yapılan açıklamada, Coşkun’un beyninde tümör olduğu, görme yetisini kaybettiğini ve yüzde 90 ağır hasta olduğu bilgisini aktararak, “Coşkun tedavisinin yapılmamasının yanında, infaz yasasının süresi dolmasına rağmen 6 yıldır ‘iyi halli olmadığı’ gerekçesiyle tahliye edilmiyor ve ölüme sürükleniyor” diye konuştu.

    Acettin, “Ailesi tarafından verilen bilgiye göre; Beyninde kitle büyüme devam etmekte, yüzde doksan görme yetisini kaybetmiş durumda. Doktorları tarafından verilen bilgiye göre; Yapılacak bir beyin ameliyatı yüzde 90 felç ya da ölüm riski barındırmakta ve ameliyat sonrası iyi bir bakım gerektiğinden hapishane koşullarında ameliyatı yapılamamaktadır” diye belirtti.

    İHD İZMİR: ESER MORSÜMBÜL DERHAL TAHLİYE EDİLMELİ

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Hapishaneler Komisyonu ise, İzmir Şakran Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan hasta tutuklu Eser Morsümbül’ün sağlık durumuna ilişkin Konak Eski Sümerbank önünde açıklama yaptı. İHD İzmir Yöneticisi Ahmet Çiçek, Morsümbül’ün tutuklanmadan önce böbrek nakli ve gelişim güç kaybı nedeniyle yüzde 70 engelli raporu bulunduğunu vurguladı.

    Morsümbül’ün, böbrek naklinden kaynaklı  sürekli kullanması gereken ilaçları olduğunu kaydeden Çiçek, pandemi sürecinde tedaviye götürülmediği ve kontrolleri yapılmadığı için Morsümbül’ün hastalıklarının derinleştiğini ve yeni hastalıkların oluştuğuna dikkat çekerek, “Cezaevi ortamının hastalıkları daha da derinleştirdiği ve başka hastalıklara neden olduğu, infaz ertelemesi başvurusunun yapıldığı ve engelli raporunun varlığı göz önüne alınarak Eser Morsümbül, ATK’ye götürülüp derhal tahliye edilmelidir” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Madımak davasında ümidimiz yok çünkü adaletin işleyiş şeklini biliyoruz’-VİDEO

    ‘Madımak davasında ümidimiz yok çünkü adaletin işleyiş şeklini biliyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül, Sivas Katliamı Davasında somut bir gelişmenin yaşanmadan 6 Ekim 2021’e ertelenmesini eleştirdi. Güzelgül, “Davanın nereye gideceği aslında belli” diyerek Adalet Bakanlığı’nın tutumunu kınadı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Ankara’da 25. duruşması görülen Sivas Katliamı davasına ilişkin konuştu.

    Güzelgül, katliamdan sorumlu 3 ismin yakalanması için Adalet Bakanlığı’nın sorumsuzca davrandığının altını çizdi.

    “SANIKLAR DEVLET ELİYLE ALMANYA’YA GÖTÜRÜLDÜ”

    Güzelgül, amaçlananın davayı zaman aşımına uğratmak olduğuna işaret ederek, “Yıllardır devam eden bu mahkemenin asıl amacı davayı zaman aşımına uğraşmaktır. 2011 yılında davayı zaman aşımına uğrattıkları dönemde Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı yapıyordum. O zaman da davalara katılım çok yüksekti. Fakat insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz. 2005 yılında bu suç bizim iç hukukumuza girmesine rağmen dava yine zaman aşımına uğratıldı. O zaman da kırmızı bültenle aranan şahıslar vardı. Bir isim, Polonya sınırında yakalandı fakat yine Almanya’ya teslim ettiler. O şahıs da kırmızı bültenle aranıyordu, ona rağmen yine devlet eliyle Almanya’ya götürülüp istihdam sağlandı, kalacağı yer ve işyeri ayarlandı” diye konuştu.

    “SANIKLAR İNSANLIĞA KARŞU SUÇ İŞLEMİŞTİR”

    “Yani davanın nereye gideceği aslında belli. Demek ki Adalet Bakanlığı yeterince bunların yakalanması konusunda istekli değil” diye belirten Güzelgül, sanıkların insanlığa karşı suç işlemiş olduklarını  hatırlattı.

    Güzelgül, “Buna rağmen teröristler listesinde bu isimler yer almıyor. Zamanaşımına uğratmak için de mahkemeler davayı devamlı uzatıyor. 2011 yılında Bizler 4 bölgeden yürüyüşler başlattık ve Ankara’da Kültür Bakanlığı’nın önünde açıklama yaptık. Bakanlık yetkililerine birer dosya verdik ve Madımak Otelinin müze olmasını talep ettik. Fakat oradan da bir cevap alamadık. Bu konuda hiç ümidimiz yok çünkü adaletin işleyiş şeklini biliyoruz. Hakkın, hukukun, adaletin, insana değerin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Ama bizim yol ve erkanımızda insanın yaşamasına kutsal gözüyle bakıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERDEN ÖZÜR DİLEMELERİNİ BEKLİYORUZ”

    ABF Başkanı Güzelgül, geçmiş yıllarda Sivas Katliamı sanıklarından Cafer Er Çakmak’ın, emniyetin 500 metre ilerisinde yaşadığını tespit ettiklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Yine de o isim yakalanmadı. Çünkü kollayan koruyan bir devlet var. Artık bu acıya son vermelerini ve Alevilerden özür dilemelerini bekliyoruz. Alevileri katletmekle Aleviliği bitiremediler bu sefer Aleviliği yok etmek, asimilasyona uğratmak yönünde her türlü çalışmalar yürütülüyor. Alevilerin birliği olduğu müddetçe menzile ulaşılır. Sivas Katliamı Davasını uluslararası mecralara taşımak lazım. Bu konuda yine Alevilerin çok duyarlı olması gerek. Şu anda insanlarımızın birçoğu Sivas Davası hakkında bilgi sahibi değil. Aleviliğe sahip çıkmak lazım. Eğer sahip çıkmazsak aynı politikalar devam eder, Alevilik yok sayılır.”

    Eren Güven-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Gündüz ailesi, iki haftadır Adalet Bakanlığı önünde eylemde!-VİDEO

    Gündüz ailesi, iki haftadır Adalet Bakanlığı önünde eylemde!-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da antrenman dönüşü alkollü sürücünün aracıyla çarpması sonucu yaşamını yitiren bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ailesi, Adalet Bakanlığı önünde her Çarşamba günü yaptıkları eyleme devam etti. Baba Menderes Gündüz, “24 Haziran’da görülecek olan mahkememize kadar her çarşamba adalet nöbetimizi yapacağız” dedi.

    Ankara’nın Batıkent ilçesinde 2020 15 Temmuz günü bisiklet sporcusu Umut Gündüz, antrenman sonrası evine dönerken Çağdaş Şenyüz yönetimindeki otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti. Kazanın ardından gözaltına alınan Çağdaş Şenyüz’ün 1.53 promil alkollü olduğu belirlendi. Çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Çağdaş Şenyüz 4 ay sonra tahliye edildi. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından Çağdaş Ş. hakkında ‘taksirle ölüme neden olmak’ suçundan dava açıldı.

    Gündüz ailesi yaşanan hukuki durumun adaletsiz olduğunu, Çağdaş Şenyüz’ün ‘kasten adam öldürmek’ suçundan cezalandırılmasının gerektiğini belirterek Adalet Bakanlığı önünde eyleme başlamıştı.

    POLİS YİNE EYLEM YAPILMASINA İZİN VERMEDİ

    Adalet Bakanlığı’nın bitişiğindeki Güven Park’a gelen Gündüz ailesine, polis müdahale ederek izin vermedi. Çekim yapmak isteyen basın emekçileri de ‘Cumhurbaşkanlığı’ndan onaylı basın kartı olmayanlar çekim yapamazlar’ denilerek engellenmeye çalışıldı.

    Yapılan görüşmeler ve ailenin ısrarı sonucu eyleme izin verildi. ‘Umut’a ses ol, bisikletli ölümler dursun’, ‘Bisikletli yaşam için adalet’ yazılı pankart açan aile, basın açıklaması yaparak ardından 1 saatlik oturma eylemi gerçekleştirdi.

    MİLLETVEKİLİ BÜLBÜL’DEN EYLEME DESTEK

    Yapılan eyleme CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’de destek verdi. Bülbül, yaptığı açıklamada, Gündüz ailesini desteklediğini belirterek; “Yaşanan bu tür bisikletli ölümlerin son bulması için elimizden geleni yapacağız. Konuyu meclis gündemine taşıyacağız. 24 Haziran’da görülecek olan mahkemeyi de yakından takip edeceğiz” diye konuştu.

    “TUTUKLU OLARAK YARGILANSIN İSTİYORUZ”

    Baba Menderes Gündüz yaptığı basın açıklamasında, haziran ayında başlayacak duruşma öncesi adil yargılama istediklerini söyledi. Gündüz, sürücünün alkollü olmasına, yüzde yüz kusurlu bulunmasına rağmen henüz mahkeme görülmeden serbest bırakılmasına tepki gösterdi. Gündüz açıklamasına şöyle devam etti:

    “Sürücünün serbest bırakılması büyük bir hayal kırıklığı yaratmış ve adalete olan inancımızı yok etmiştir. Umut Gündüz’ün ailesi olarak gencecik bir insanın katili olan alkollü ve aşırı hızlı bu sürücünün mevcut somut deliller ışığında ‘kasten adam öldürmek’ suçlamasıyla ağır ceza mahkemesinde tutuklu olarak yargılanmasını talep etmekteyiz. Üniversite hayali kuran ve gelecek planları olan 19 yaşındaki bir insanın hayatının bu kadar değersiz olmaması gerektiğine inanıyoruz.”

    “HER ÇARŞAMBA BURADA OLACAĞIZ”

    Menderes Gündüz son 2 yıl içinde 272 bisikletlinin benzer şekilde öldüğünü belirterek; “Bisikletli ölümlere sebep olan sürücüler 2’nci derece cinayetle ve tutuklu yargılanmalıdır. Cezalar teşvik edici değil caydırıcı olmalıdır. Davanın emsal bir dava olması adına sanık Çağdaş Şenyüz’ün ‘kasten adam öldürme’ suçundan en ağır cezayı alması ve adaletin yerini bulmasını beklemekteyiz. Umut Gündüz’ün ailesi olarak 24 Haziran saat 12.00’de 16’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan mahkememize kadar her çarşamba adalet nöbetimizi yapacağız” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Umut Gündüz’ün ailesi Adalet Bakanlığı önünde eyleme başlıyor

    Umut Gündüz’ün ailesi Adalet Bakanlığı önünde eyleme başlıyor

    PİRHA-2020 yılının Temmuz ayında bisikletiyle evine dönerken alkollü ve aşırı hızlı bir sürücünün arkadan çarpması sonucu yaşamını yitiren Umut Gündüz’ün ailesi ‘Adalet istiyoruz’ talebiyle her hafta Çarşamba günü düzenli olarak Adalet Bakanlığı önünde gerçekleştirecekleri oturma eylemlerine başlayacaklarını duyurdu.

    Umut Gündüz, 2020 yılının Temmuz ayında antrenmandan çıkıp bisikletiyle evine doğru giderken alkollü ve aşırı hızlı bir sürücünün çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Olayın üzerinden 3 saat geçtikten sonra aracın sürücüsü Çağdaş Şenyüz evinden gözaltına alınıp tutuklandı. 4 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Şenyüz’ün ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan yargılanacağı davanın ilk duruşması 24 Haziran’da Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    HER ÇARŞAMBA ADALET BAKANLIĞI ÖNÜNDE OTURMA EYLEMİ YAPACAKLAR

    Hakkında istenen cezanın üst sınırının 9 yıl olması nedeniyle Umut’un babası Menderes Gündüz ve annesi Asuman Gündüz adalet mücadelesine başladı. Gündüz ailesi, Umut’un davasında etkili ve caydırıcı bir ceza çıkması ve bu cezanın Türkiye’deki birçok bisikletli ölümünün de önüne geçmesini istiyor.

    Umut Gündüz’ün ailesi birçok kez çeşitli eylemler yaparak seslerini duyurmaya çalışmıştı. 24 Haziran da görülecek ilk duruşma öncesinde de adalet taleplerini dile getirmek için 19 Mayıs Çarşamba günü her hafta düzenli olarak yapacakları oturma eylemlerine başlayacaklarını duyurdular.

    Eylemlerini Adalet Bakanlığı önünde saat 12:00’de yapacak olan aile herkesi yapacakları eyleme destek vermeye çağırdı. Çağdaş Şenyüz’ün tutuklanmasını ve bisikletli ölümlerinde caydırıcı cezaların verilmesini isteyen Gündüz ailesi talepleri karşılanana kadar da eylemlerine devam etmeyi planlıyor.

    NE OLMUŞTU?

    19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz, geçen yıl Ankara’da antrenman sonrası evine dönerken aşırı süratli giden alkollü sürücünün yönetimindeki aracın çarpması sonucunda hayatını kaybetmişti. Yolun sağ şeridinde ve eksiksiz teçhizatla gittiği belirlenen Umut Gündüz, olayda polis raporlarına göre kusursuz bulunmuştu. Yola düşen plakadan yakalanan sürücü ise 4 ay tutukluluk süresinin ardından serbest bırakılmıştı.

    Umut Gündüz’ün ailesi geçtiğimiz aylarda 56’ncısı düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda adalet taleplerini dile getiren pankart açtıkları için Terörle Mücadele (TEM) polisleri tarafından gözaltına alınmıştı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Anne Akman’dan çağrı: Kızım ağır tecrit altında, bitsin bu işkence!-VİDEO

    Anne Akman’dan çağrı: Kızım ağır tecrit altında, bitsin bu işkence!-VİDEO

    PİRHA- Şakran Cezaevi’nde tutuklu bulunan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, cezaevinde devam eden hak ihlallerinin düzeltilmemesi durumunda kızının yeniden ölüm orucuna başlayabileceğini söyledi. Akman, “Cezaevine yönetimine sesleniyorum; sözünüzü tutun ve bu ağır tecrit kalksın. Ölümü görmek isterim ama kızımı bir daha o durumda görmek istemiyorum” dedi. 

    İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan adil yargılanma ve hapishane koşullarının düzeltilmesi talebiyle 206 gün ölüm orucu yapan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, cezaevi yönetiminin sözünü yerine getirmediğini ve bu nedenle Akman’ın yeniden ölüm orucuna başlayabileceğini belirtti.

    Akman, Şakran Kadın Kapalı Cezaevi idaresinin keyfi olarak dış kantin ihtiyaçlarını karşılamama, havalandırma saatleri kısıtlama ve kitap toplatma kararı aldığı, duruma tepki gösteren kadın mahpusların da iki haftadır eylem yaptığını söyledi.

    Çocuklarının tekrar ölüm orucuna başlama riskinin olduğunu söyleyen Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, kamuoyuna çağrıda bulunarak, “Kızımın görme ve duyma kaybı var. Yazı yazar iken bulanık gördüğü için gözünün birini kapatmak zorunda kalıyor. Götürdüğümüz elbiseler dahi alınmıyor. Tam olarak iyileşmedi. Ayaklarındaki şişlikler halen devam ediyor. Halen ilaç kullanıyor. Bir dergiyi, kitabı çok mu görüyorsunuz? Herkesten rica ediyorum; bu ağır tecrit kalksın” dedi.

    “KEYFİ OLARAK KİTAPLAR TOPLATILMIŞ, HÜCRELERİ DAĞITILMIŞ”

    Kızı Didem Akman ile en son 1 Mart’ta yaptığı görüşmede cezaevi idaresi tarafından havalandırmanın 1 saate düşürüldüğü bilgisini bilgisini paylaşan Zülfiye Akman, kitap saklandığı bahanesiyle hücrelerin aranılarak dağıtıldığını belirtti.

    Akman, şunları kaydetti:

    “Kızımın görüşüne en son 1 Mart’ta gittim. Biraz yordun gibiydi. Ölüm orucundan çıktıktan sonra 3 ay hastanede kaldı ve sürekli kontrolleri vardı. Son dönemde keyfi uygulamalarla kitaplarını toplamışlar. Kitap sakladıklarını söylemişler. Her şeyin gözetimleri altında girdiği cezaevinde kitap saklamayacaklarını söylemişler. Görüşe gitmeden bir gün önce telefon günüydü, aramadı. Cezaevine neden aramadıklarını sorduğumda hatların bozulduğunu ve  arayacaklarını söylediler. Meğerse hatlar bozuk değilmiş, kızımın kaldığı hücrenin altını üstüne getirerek arama yapmışlar. Neyi arıyorlar ki? Bunu protesto etmek için uyumadıklarını, 5 dakikada bir kapıları dövdüklerini söylediler. Uykusuz kalmışlar.”

    “İNSAFSIZLAR, VİCDANLARI YOK”

    Zülfiye Akman, kızının cezaevi koşullarına tepki göstermek amacıyla sürekli çeşitli eylemler yaptığını, ayrıca 2 kez hücresini ateşe vermeye çalıştığını ifade etti. Akman, kızına bu eylemi dolayısıyla 1 hafta boyunca yatak verilmediğini, kızının demir ranzada yatmak zorunda bırakıldığını belirtti.

    206 gün ölüm orucunda kalan kızı Didem Akman’ın henüz iyileşmediğini söyleyen anne Zülfiye Akman, cezaevi yönetimi tarafından verilen sözlerin tutulmaması ve şartların düzeltilmemesi durumunda kızının yeniden ölüm orucuna başlayabileceğini belirtti.

    Akman,  şöyle devam etti:

    “Kızım cezaevi şartları değişsin diye iki sefer hücresini yaktı. Demir ranzalar üzerinde yatırdılar, yatak bile vermediler. Yanan hücrenin içerisinde bıraktılar. Bu kadar insafsızlar, vicdanları yok. Kızım sesini duyuramadı ve bedenini ölüme yatırmak zorunda kaldı. 206 gün ölüm orucunu devam ettirdi. 10 Eylül günü kaldığı hastanedeki kızımın sayılı günleri kaldığını söyledi. Kızım da talepleri kabul edilmesi durumunda ölüm orucunu bırakacağını, diğer türlü asla bırakmayacağını söyledi. Ben de kızıma bırak diyemedim. Hepsinden çok ben isterim kızımın yaşamasını; ama kızımın o halini görünce nasıl bırak diyebilirdim ki? Cezaevi müdürü 4 kez gelip gitti. Bir kızım Didem ile bir savcı ile görüşme yaptılar. Söz verdiler. Kızım sözlerine inanmadıklarını, yazılı kağıt vermeleri durumunda ölüm orucunu sonlandıracağını söyledi. Cezaevi müdürü daha büyük bir hücreye geçilmesi, havalandırma ve görüş saatlerinin çoğaltılması, görüşlerde ziyaretçiler ile tek tek değil toplu görüşülmesi vb. talepler için tüm gardiyanlar, askerler önünde söz verdi.”

    “KİTAP, DERGİ YASAK, DIŞ KANTİN YOK”

    “Ölümü görmek isterim ama kızımı bir daha o durumda görmek istemiyorum. Benim yaşadığım acıları hiçbir anne yaşamasın. Kızım, gözümün önünde resmen can çekişiyordu, ölümden daha zor benim için” ifadelerini kullanan anne Zülfiye Akman, “Kitabı, dergileri yasaklıyorsun. İnsaf; dört duvar arasında kitap olmazsa, dergi olmazsa bunlar nasıl zaman geçirecekler. Dış kantini yasaklamışlar. Dışarıdan bir şeyin gelemeyeceğini söylemişler. Önceden defalarca cezaevine getirdikleri gazete, dergiler için gazete bayii yok bahanesi sunmuşlar. Dergi ve gazete aboneliklerini kabul etmiyorlar. Yazdıkları dilekçeler gitmiyor ve cevap verilmiyor” şeklinde konuştu.

    “AĞACA, GÜNEŞE HASRETLER, BU AĞIR TECRİT KALKSIN”

    Kızının durumunun her geçen gün kötüleştiğini, duyma ve görme kaybı yaşadığını fakat yetkililerin bu duruma sessiz kalmasından yakınan Zülfiye Akman, mahpuslar üzerindeki ağır tecridin bir an önce kaldırılması çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “Bir gökyüzünü görüyorlar, başka bir şey göremiyorlar. Kızım hastanede iken camının karşısında bir karabiber ağacı vardı, o ağaca hayranlıkla bakıyordu. Kemikleri battığı sandalyede oturamıyordu. Altına yastık koyuyordum. Uzun zaman oturduğunda uzanmasını istiyordum; ‘Anneciğim ağaç görmeye o kadar hasretim ki. Ne olur biraz daha izleyeyim”  diyordu. Hastanede kaldığı 3 ay boyunca hayranlıkla o ağacı izledi. Kargaya bile minnet duyuyordu. Karga bir gün penceresine gelmedi, o kadar çok üzüldü ki. Her şeye hasret. Güneşin doğuşunu, güneşin batışını göremiyorlar. Bu kadar insafsızlık olur mu? Kızımın görme ve duyma kaybı var. Yazı yazar iken bulanık gördüğü için gözünün birini kapatmak zorunda kalıyor. Götürdüğümüz elbiseler dahi alınmıyor. Bir dergiyi, kitabı çok mu görüyorsunuz. Herkesten rica ediyorum; bu ağır tecrit kalksın. Kitaplarını, dergilerini verin.”

    “SÖZÜNÜZÜ TUTUN; YÜREĞİM YANIYOR, BİTSİN BU İŞKENCE”

    Pandemi nedeniyle kızının tedavisinin ertelendiğine vurguda bulunan Zülfiye Akman, 5 metrekare olan bir hücrede kalan kızının  havalandırma saatinin 4 saatten1 saate düşürüldüğünü kaydetti.

    Kızının ölüm orucundan kalan tahribatlar sonrasında halen ilaçlar kullandığına işaret eden Zülfiye Akman, “Kızımı bir daha o halde görmek istemiyorum. Cezaevine yönetimine sesleniyorum; sözünüzü tutun ve bu açlık grevi olmasın. Biz de canımızdan bezdik. Kendilerine de, bize de, tutsaklara da eziyet etmeyin. Bu duruma ciddiye almıyorlar. Vicdanı olan herkese, Adalet Bakanlığı’na, sivil toplum örgütlerine sesleniyorum; bir daha ölüm oruçları olamasın. Talepleri kabul edilsin. Duvarda kuş resmi olan takvimi götürdüm. Siyasete dair bir şey yok. 12 ayın her birine düşen bir kuş resmi var. Onu bile almadılar, geri verdiler. İnsafsızlık yapmayın ve çocuklarımıza huzur verin. Yüreğim yanıyor, yetsin artık bu işkence” diyerek kamuoyuna çağrıda bulundu.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Önlü, Hozat’taki fişlemeyi sordu: Kişisel verilerin kaydedilmesi suç değil midir?

    Önlü, Hozat’taki fişlemeyi sordu: Kişisel verilerin kaydedilmesi suç değil midir?

    PİRHA- HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’in Hozat ilçesinde 2012 yılında dönemin belediye başkanı, sendikacı, öğretmen, esnaf ve memurların bulunduğu onlarca kişiye dair Hozat İlçe Emniyet Amirliği tarafından yapılan fişlemeyi Adalet Bakanlığı’na sordu. 

    Dersim’in Hozat İlçesi’nde İlçe  Emniyet Amirliği ile İlçe Jandarma komutanlığı tarafından 2012 yılında başta dönemin belediye başkanı, sendikacı, öğretmen, esnaf ve memurların fişlendiği belgelerinin ortaya çıkmasından sonra başlatılan soruşturma 9 yıl sonra savcılığının “kovuşturmaya yer yoktur” kararıyla kapatıldı.

    Fişleme skandalına dair Halkların Demokratik Partisi (HDP) Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Dersim Milletvekili Alican Önlü, Adalet Bakanlığı’nın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi hazırladı.

    Önlü, fişleme belgelerinde kişilerin hangi örgüte sempati duyduğu, kimlerle görüştüğü, hangi etkinliklere katıldığı, hatta alkol alıp almadığı, nerede kaldığı, aile üyelerinin nerede olduğuna kadar bilgilerin dahi yer aldığını hatırlatarak, “Bu karar kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesinin suç kapsamına alınmadığı anlamına mı gelmektedir?” diye sordu.

    “FİŞLEME SAKNDALINA İLİŞKİN SOMUT ÇALIŞMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    Önlü, soru önergesinde şunları belirtti:

    “Fişleme skandalının ortaya çıkması sonrasında Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmış, soruşturma devam ederken ortaya çıkan yeni belgelerde Hozat İlçe Milli Eğitim Müdürü, Şube Müdürü, Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü, C. Başsavcılığı kâtibi dâhil ilçede birçok kişinin de polis tarafından takibe alındığı ortaya çıkmıştı. Soruşturma devam ederken Hozat İlçe Emniyet Amiri Çağlar San intihar etmişti. TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde oluşturulan bir alt komisyon 2013 yılı başında ilçede incelemelerde bulunmuş, başkanlığını AKP’li Mehmet Metiner’in yaptığı komisyon da fişleme yapıldığını doğrulamıştı. Ancak olayı araştıran komisyon daha sonra bu skandala ilişkin somut bir çalışma yürütmemişti.

    “Tunceli nüfusuna kayıtlı memurların batı illerine tayin edilmesi”, “Yasa dışı terör örgütleri ile irtibatlı oldukları değerlendirilen şahıslar” ve “TAKİPLİ, SAKINCALI, ŞÜPHELİ…”, başlıkları yer alan belgelerde dönemin Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak hakkında “tam bir devlet düşmanıdır. Dikkat edilmesi gereken bir şahıstır” ifadeleri bulunurken, belgelerde kişilerin hangi örgüte sempati duyduğu, kimlerle görüştüğü, hangi etkinliklere katıldığı, hatta alkol alıp almadığı, nerede kaldığı, aile üyelerinin nerede olduğuna kadar bilgiler yer almaktaydı. Olayla ilgili başlatılan idari soruşturmada ise, dönemin Hozat Kaymakamı Murat Eren, İlçe Jandarma Komutanı Fatih Hati, Eski İlçe Emniyet Amiri Oktay Kaygısız, Polis Memurları Harun Orhan, Oğuzhan Sönmez, İnan Soylu ve Fırat Purtaş hakkında yapılacak bir işlem olmadığı sonucuna varılmıştı. Fişleme skandalıyla ilgili yürütülen soruşturma aradan geçen 9 yılın ardından, bilgilerin istihbari bir işlem için toplandığı belirtilerek, savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.”

    Önlü, Adalet Bakanlığı’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    • 2012 yılında Hozat’ta onlarca kişinin fişlenmesiyle ilgili yürütülen soruşturmanın savcılık tarafından istihbari bir işlem olarak görülmesi ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi hukuka uygun bir karar mıdır?
    • Bu karar kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesinin suç kapsamına alınmadığı anlamına mı gelmektedir?
    • Bir kişinin yasal dernek ve partilere üye olması bir istihbarat konusu olarak mı değerlendirilmelidir? Kişisel verilerin, kişisel eğilimlerin, aile bilgilerinin, siyasal eğilimlerin, kişisel zevklerin istihbarat bilgisi dâhilinde toplanması hukuka uygun mudur? Bu bilgilerin toplanması kişi haklarına aykırı değil midir?
    • Siyasi parti ve derneklere üye olan kişilerin verileri istihbarat birimleri tarafından kaydedilmekte midir? Kaydediliyorsa hangi yasa ve kanun çerçevesinde kaydedilmektedir?
    • Bu kararla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesinde güvence altına alınan özel ve aile hakkında saygı hakkı ilkesi ihlal edilmemiş midir?
    • Soruşturmanın fiil çok açık olmasına rağmen 9 yıl gibi çok uzun sürmesi ve sonrasında kovuşturmaya yer yoktur denilerek kapatılması “makul sürede yargılamanın tamamlanması” prensiplerine aykırı değil midir?
    • Bu fişleme belgeleri kimlerle paylaşılmıştır? Bu belgeler sonucunda kimler hakkında soruşturma açılmış ve işlem yapılmıştır?”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Adalet Bakanlığı’ndan AYM’ye Cemil Uğur yanıtı: Basın mensubu değil!

    Adalet Bakanlığı’ndan AYM’ye Cemil Uğur yanıtı: Basın mensubu değil!

    PİRHA- Van’da 2 köylünün helikopterden atılmasını haberleştirdikleri için tutuklanan 4 gazetecinin bireysel başvuruda bulunduğu AYM, Mezopotamya Haber Ajansı muhabiri Cemil Uğur’un başvurusuna ilişkin görüş istediği Adalet Bakanlığı’ndan, “Basın mensubu değil” yanıtı aldığı ortaya çıktı.

    MA’dan Gökhan Altay’ın haberine göre; AYM, yapılan başvuru üzerine 12 Aralık’ta Adalet Bakanlığı’ndan görüş istedi. Bakanlığa bağlı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı, başvuruculardan Cemil Uğur’un bireysel başvurusuna dair AYM’ye görüş sundu.

    Bakanlık, Uğur hakkında verilen tutuklama kararına görüşünde yer vererek, dosya kapsamında ismi geçenlerin basın kartlarının geçerliliğinin olmadığını savundu. Bakanlık, “(…) geçerli bir basın kartının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebileceği, doğal olarak mevcut şartları taşımadıklarından söz konusu şüphelilerin basın mensubu olmadıklarının anlaşıldığı (…)” ifadelerine yer verildi. Bakanlık, Uğur’un 2 köylüye ilişkin yapılan haberlerden kaynaklı tutuklandığının belirtilmesini de “dayanaktan yoksun” olarak değerlendirdi.

    Uğur’un hukuki temsilini üstlenen Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatları, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını AYM’ye sundu.

    Uğur’un gazetecilik faaliyetinden kaynaklı tutuklandığının vurgulayan avukatlar, Türkiye’nin insan haklarına saygı konusunda çok zayıf bir sicile sahip olduğunu ve “gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesi” olarak tanımlandığını kaydetti.

    Bakanlık görüşünde yer alan “Uğur gazeteci değildir” iddiasına yanıt veren avukatlar, bir kişinin gazeteci olup olmamasının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının belirlediği kriterlerin belirleyemeyeceğini vurgulayarak, gazetecilere yönelik soruşturmayı yürüten savcının aynı zamanda Servet Turgut ve Osman Şiban’a işkence yapılmasıyla ilgili kolluk görevlileri hakkında açılan soruşturmayı da yürüten savcı olduğunu anımsattı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öker’den Sivas davasına katılım çağrısı; ‘Katliamla yüzleşilsin’

    Öker’den Sivas davasına katılım çağrısı; ‘Katliamla yüzleşilsin’

    PİRHA-AABK Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, yarın (20 Ocak) görülecek Sivas Katliamı davasına ilişkin “Alevi toplumu, yeni bir Madımak Katliamı yaşamak istemiyorsa o katliamla yüzleşmesi lazım. Katliamın sorumlularının hesabını vermesini sağlamak lazım” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, 20 Ocak’ta Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde üç firari sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş’ın yargılandığı Sivas Katliamı davasının duruşmasına katılım çağrısı yaptı.

    “Katliamı şu ya da bu yaptı çarpıtmasına gidilmemeli” diyen Turgut Öker, “Bütün belgeleri ortada olan bir katliamdır” dedi.

    Sivas Katliamı’nın önemine dikkat çeken Öker, şu açıklamayı yaptı:

    “İlk kez araştıran, inceleyen, anlatımlardan öğrenen kuşaklar açısından Sivas Katliamı’nın farkı; insanların evlerinde katliamı canlı izlediği bir katliam olmasıdır. Geriye dönüp ‘2 Temmuz 1993’te ne olmuş denildiğinde’ otelin nasıl yakıldığını ve o katil sürüsünün nasıl elini kolunu sallayarak otelin önünde saatlerce beklediğini, güvenlik güçlerinin onlara yardımcı olduğunu, müdahale etmediğini, dolayısıyla devlet nezdinde Alevilerin karşılığının ne olduğunun açık seçik görüldüğü bir katliamdır.”

    “MÜCADELEMİZ YENİ KATLİAMLARIN ÖNLENMESİ ÇABASIDIR”

    “Sivas Katliamı sadece dünde kalmış değildir” diyen Turgut Öker, katliamdan gerekli dersin çıkarılmadığının da altını çizdi. Öker, Türkiye’de katliamlarla ilgili caydırıcı cezaların verilmediğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “İktidar, elinde bulundurduğu güç ile istediği an aynı katliamı yapabilecek potansiyele bugün de sahiptir. Gerçek katiller yargılanmadılar. O nedenle bugün başta Alevi toplumu, yeni bir Madımak Katliamı yaşamak istemiyorsa o katliamla yüzleşmesi lazım. Katliamın sorumlularının hesabını vermesini sağlamak lazım. O nedenle de Madımak ya da benzer katliamlarla ilgili duyarlılık göstermek sadece nostaljik takılmak anlamına gelmiyor. Yeni katliamların önlenmesi çabasıdır bu.”

    “ÖRGÜTSÜZ BİR TOPLUM MÜCADELE YÜRÜTEMEZ”

    Turgut Öker, 2 Temmuz 1993’te yapılan katliam sonrasında Meclis’te olan Alevi parlamenterlerin, yeterli mücadeleyi sergileyemediklerini de ifade ederek şunları aktardı:

    “Katliamın olduğu dönemde bildiğim kadarıyla 6 ‘Alevi kökenli’ bakan vardı. ‘Kökenli’ olmak başka, doğrudan bir topluma ait olmak ise başka bir durum. ‘Aleviler’ diye başlayan cümleler kurmak yerine ‘Biz Alevilere yönelik bu katliam gerçekleşti. Biz Aleviler katlediliyoruz’ ifadeleri arasında ciddi farklılıklar var. O anlamda o günün koşullarında katliama maruz kalan Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerinin ülke genelinde sadece 3 şubesi vardı. Genel anlamda bir Alevi örgütlenmesi yoktu. Bu nedenle örgütsüz bir toplumun çok da mücadele yapmasını beklememek gerek. Ama aileler kendi acısına sahip çıktılar.”

    “KATİLLERİN İADESİNİ TALEP ETMEDİLER”

    Turgut Öker, Sivas Katliamı’nda parmağı olan kimi isimlerin özel olarak Almanya’ya yerleştirildiğini de hatırlattı. “Katillere camilerde imam olarak görev verildi. Milli Görüş örgütü doğrudan bu katillerin savunucusu oldu” diyen Öker, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Adalet Bakanlığı, o katillerin Türkiye’ye iade edilmesi için kırmızı bültenle hiçbir şekilde ‘Bunlar Madımak’ı ateşe veren, 35 kişinin yakılmasına sebep olan katillerdir’ diyerek geri istemedi. Son 5 yıldır yapılan duruşmalara katılıyorum. Resmen Alevi toplumu ile alay ediliyor. Almanya’da olan katillerin Türkiye’ye iade edilmemesi için yargıyı elinde bulunduran güçler, sırf zamanaşımı uğruna oyun oynuyorlar. Almanya’daki katiller neredeyse her 3 haftada bir ikamet adreslerini değiştiriyorlar. O nedenle de ‘şahıslara ulaşılmadı’ deniliyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Astım hastası Resul Kocatürk 8 aydır tedavi edilmiyor!-VİDEO

    Astım hastası Resul Kocatürk 8 aydır tedavi edilmiyor!-VİDEO

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnsiyatifi 332. hafta basın açıklamasında Kırıkkale F Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Resul Kocatürk’ün durumuna dikkat çekerek “Astım Hastası ve Wernicke-Korsakof sendromu var. Ayrıca hipotiroid rahatsızlığı ve irritabl kolon hastalığı da bulunmakta. Akciğerindeki nodül nedeniyle uzun bir süre tedavi görmüş ancak 8 aydır kontrole götürülmemiş” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnsiyatifi 332. hafta basın açıklamasında Kırıkkale F Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan Resul Kocatürk’ün durumunu gündeme getirdi.

    Pandemi nedeniyle açıklamayı video kaydı ile paylaşan İnsan Hakları Derneği MYK üyesi Nuray Çevirmen, “Mahpuslar, biyolojik ve psikolojik olarak tahribata uğramakta ve yaşam hakları korunamamaktadır” diyerek tutuklu Resul Kocatürk’ün durumu hakkında şu bilgileri paylaştı:

    “Resul Kocatürk astım hastası ve Wernicke-Korsakof sendromu vardır. Ayrıca hipotiroid rahatsızlığı ve irritabl kolon hastalığı da bulunmaktadır. Akciğerindeki nodül nedeniyle Ankara Sanatoryum Hastanesi’nde uzunca bir süre tedavi görmüş ancak 8 aydır kontrol için götürülmemiştir.

    7 Ekim tarihinde Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edilmiş, karaciğerinden parça alınmış ve biyopsi yapılmıştır. Doktorlar tarafından, patoloji sonucunun olumsuz olduğunu, Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde alınan biyopsinin Ankara Gazi Hastanesi’nin patoloji bölümünde incelenmesi gerektiğini, Ankara Gazi Hastanesi’nin teknolojisinin diğer hastanelerden daha iyi olduğunu ve patoloji sonucuna göre tedavinin başlatılacağının söylendiğini aktarmıştır. Ancak hapishane tarafından; Adalet Bakanlığının Gazi Hastanesi ile sözleşmesinin olmadığı, ancak Şehir Hastaneleri isterse Gazi Hastanesi’ne gönderilebileceği söylenerek kabul edilmemiştir.

    Bunun üzerine Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne tekrar sevk edilmiştir. Şehir hastanelerinin kullandıkları teknolojiye kendilerinin de sahip olduğu bu sebeple şehir hastanesine gönderilmenin amaca hizmet etmeyeceği infaz koruma memurlarına bildirilmiş, onların da ‘tamam’ dediğini ifade etmiştir. Ancak İdare sonrasında Gazi Hastanesi ile görüşmüş ancak Gazi Hastanesi tarafından hastayı görmeden patoloji yapamadıkları ve şu anda da pandemi koşullarından kaynaklı hasta almadıkları şeklinde geri dönüş yapılmış ve bu durum Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde doktoruna da iletilmiştir. Resul Kocatürk ile yapılan avukat görüşmesinde; ‘Tetkik için Ankara Şehir Hastanesi’ne götürülmeyi 1 haftadır beklediğini ancak ne zaman götürüleceğinin belli olmadığını’ ifade etmiştir.

    Devam eden hastalıklarına ek olarak midesinde ülser problemi olduğunu, boyun ve bel fıtığının olduğunu, ilk tutuklandığında gördüğü işkenceye bağlı olarak gelişen bursit rahatsızlığından dolayı sağ omzunun kullanmakta zorluk yaşadığını, uzun süre kalem tutamadığını, kullanmakta olduğu ilaçların kan değerlerine bağlı olarak değiştirildiğini ancak pandemi gerekçesiyle kontrole gidemediği için nerdeyse 1 yıl önceki ilaçları kullanmaya devam ettiğini de aktarmıştır.

    Resul Kocatürk’ün ağırlaşan hastalıkları ve pandeminin özellikle kronik hastalıkları olanların yaşamları üzerinde oluşturduğu risk nedeniyle bir an önce tetkikleri tamamlanarak tanı konulmalı ve tedavileri yapılmalıdır.

    Ayrıca durumu ağır olan mahpusların infazları ertelenmeli ve ailelerinin yanında sağlıklı koşullarda tedavileri gerçekleştirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Diyanet İşleri Başkanını kınayan Ankara Barosu hakkında soruşturma izni

    Diyanet İşleri Başkanını kınayan Ankara Barosu hakkında soruşturma izni

    Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinsellere karşı nefret söylemi içeren konuşmasını kınayan Ankara Barosu hakkında soruşturma izni verdi.

    Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinsellere karşı nefret söylemi içeren konuşmasını kınayan Ankara Barosu yönetimi hakkında soruşturma izni verdi. Savcılık, açıklamada imzası bulunan 11 baro yöneticisini ifadeye çağıracak.

    Ankara Barosu, geçen yıl nisan ayında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, Ankara Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde yaptığı cuma hutbesi konuşmasındaki nefret söylemlerini yazılı açıklama yaparak kınamıştı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara Barosu hakkında suç duyurusunda bulunmuş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da inceleme başlatmıştı.

    İnceleme kapsamında Ankara Barosu’nun 11 yöneticisinden yazılı savunma istendi. Baro yönetimi de ortak şekilde hazırlanan savunmayı savcılığa gönderdi. Savcılık, ifadelerin alınmasının ardından dosyayı soruşturma izni için, Adalet Bakanlığına gönderdi. Bakanlık Ankara Barosu hakkında soruşturma izni verdi.

    Soruşturma izni verilmesinin ardından savcılık, açıklamada imzası bulunan aralarında Ankara Barosu Başkanı Avukat Erinç Sağkan’ın da bulunduğu 11 Baro yöneticisini ifadeye çağıracak.

    NE OLMUŞTU?

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, cuma hutbesinde “İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayrimeşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HİV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim” ifadeleriyle eş cinselleri hedef göstermişti.

    Ankara Barosu, Erbaş’ın ifadelerine yaptığı yazılı açıklamayla “Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın insanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef gösterdiği konuşmayı şaşkınlıkla ve ibretle izledik. Şaşkınlığımız; sesi çağlar öncesinden gelen bu şahsın, bir devlet kurumunun başında oturup söylemini kutsal sayılan değerler üzerine inşa ederek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesindeki kan kokan cüreti sebebiyledir” diyerek tepki göstermişti.

    Soruşturma AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in Twitter hesabından yazdıklarıyla Ankara Barosunu hedef göstermesi sonrası başlatılmıştı. Çelik, Ali Erbaş’ın söylediklerini “İnandığı değer sistemine göre konuşmak en doğal hakkı” diye savunmuş, Ankara Barosuna yönelik “Ankara Barosu’nun yaptığı faşist açıklama tam bir terbiyesizliktir. Faşizmin en küstah ve terbiyesiz hallerinden birinin bir baro adına yapılan açıklamada görülmesi ibretliktir” ifadelerini kullanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • 5 gün elleri domuz bağı şeklinde kelepçelenen mahpus Meclis gündeminde

    5 gün elleri domuz bağı şeklinde kelepçelenen mahpus Meclis gündeminde

    PİRHA-CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, İzmir 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Cem Kuru isimli mahpusun yaşadığı işkenceye ilişkin soru önergesi verdi. 

    CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, İzmir 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Cem Kuru isimli mahpusun işkenceye maruz kalmasını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

    “5 GÜN BOYUNCA ELLERİ DOMUZ BAĞI ŞEKLİNDE KELEPÇELENEREK TUTULDU”

    Hakverdi meclise sunduğu önergede, “İzmir 2  Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda kalan Cem Kuru isimli mahkûm vasisi L.K aracılığı ile başsavcılığa verdiği dilekçede; B-51 numaralı hücreye götürülerek S. ve Y isimli infaz koruma memurları tarafından darp edildiğini, kış soğuğunda pencereleri açık bu hücrede 5 gün boyunca elleri domuz bağı şeklinde kelepçelenerek tutulduğunu, yemek verildiğinde dahi bu kelepçelerin çözülmediğini ve bu şekilde aç bırakıldığını iddia etmiştir. Kurumda görevli doktorların ilk raporunda mahkûmun yüzünde darp izlerinin olduğu, ikinci raporda ise bileklerinde kelepçeden kaynaklı kesik yaraları ve kaburgalarında hasar tespit edilmiştir” ifadelerine yer vermiştir.

    “ANAYASA MAHKEMESİ CEM KURU’NUN KÖTÜ MUAMELEYE UĞRADIĞINA HÜKMETMİŞTİR”

    Önergede, “Konu hakkında işlem başlatan savcılık faillerin ve tanıkların ifadelerine başvurmadan, ilgili kamera kayıtlarını bilirkişi marifeti ile inceletmeden sadece cezaevi idaresinin yazılı beyanını esas alarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi ilgili olayda mahkûm Cem Kuru’nun kötü muameleye maruz kaldığına ve olay hakkında savcılığın gerekli detaylı kovuşturmayı yapmadığına hükmetmiştir. Mağdur mahkûma 20 bin TL tazminat ödenmesine hükmeden Anayasa Mahkemesi, sorumlular hakkında cezasızlığın ortadan kalkması için de yeniden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmasına karar vermiştir.

    “İŞKENCE HEM HUKUK HEM DE İNSANLIK ONURU İLE BAĞDAŞMAYAN BİR DURUMDUR”

    Hakverdi, ”Devletimizin sorumluluğu altında cezası infaz olan bir mahkûmun cezaevi personellerince kötü muamele ve işkenceye maruz kalması hem hukuk hem de insanlık onuru ile bağdaşmayan bir durumdur. Bir mahkûmun elleri arkadan kelepçelenmiş şekilde günlerce bir hücrede tutulması Anayasa Mahkemesince de tespit edildiği gibi güvenlik kastını aşan bir uygulama, yani kötü muamele ve işkence örneğidir” dedi.

    “SORUMLU PERSONELLER HAKKINDA HERHANGİ CEZAİ BİR İŞLEM UYGULANMIŞ MIDIR?”

    Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e şu soruları yöneltti:

    1.Cem Kuru’yu darp ettiği iddia edilen İnfaz koruma memurları S. Ve Y. hakkında bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

    2.Ceza ve Güvenlik tedbirlerinin Uygulanması Hakkındaki Kanunun ilgili maddesinde ‘‘kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar kurumun en üst amirinin emriyle alınır’’ hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda İzmir F Tipinde Cem Kuru’nun günlerce kelepçeli kalması yönünde üst düzey bir amirin talimatı var mıdır? Varsa ilgili Amir için bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

    3.Kötü muameleye sebebiyet veren ve devleti 20 bin TL tazminat ödemeye mahkûm eden personellerden bu parayı tazmin etmeyi düşünüyor musunuz?

    4.Konu Anayasa Mahkemesi gündemine taşınmadan önce, olay gerçekleşip adli mercilere yansıdığı ilk andan itibaren Bakanlığınız tarafından konu hakkında bir soruşturma açılmış mıdır? Açılmış ise sorumlu personeller hakkında herhangi bir cezai işlem uygulanmış mıdır?

    PİRHA/ANKARA

     

  • Gezi’de polis gözünü çıkarmıştı; Bakanlık, Anayasa Mahkemesi’ne polisi aklayan yazı gönderdi

    Gezi’de polis gözünü çıkarmıştı; Bakanlık, Anayasa Mahkemesi’ne polisi aklayan yazı gönderdi

    PİRHA – Gezi Direnişi sırasında polisin attığı plastik mermi sonucu sağ gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın hukuk mücadelesi sürüyor. Sarıkaya’nın 2017 yılında Anayasa Mahkemesi’ne  yaptığı bireysel başvurusuna istinaden Adalet Bakanlığı Anayasa Mahkemesi’ne bir yazı göndererek polisin yurttaşların gözünü çıkarmasını ve ağır şekilde yaralamasını orantılı bulduğunu belirtti. Bakanlığa tepki gösteren Sarıkaya, “Benim başvurumu reddedip, Bakanlığın vermiş olduğu görüş doğrultusunda karar alınması durumunda benim için iç hukuk bitmiş olur” dedi. 

    7 yıl önce Gezi Direnişi sırasında polisin attığı plastik mermi sonucu sağ gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın hukuk mücadelesi sürüyor.

    Yıllardır yargıya başvuruda bulunan Sarıkaya, henüz bir sonuca ulaşmış değil.

    2017 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunan Sarıkaya’ya 3 yıldır bir yanıt verilmedi.

    Olaya ilişkin görüntülerin uzmanlar tarafından incelenip bilirkişi raporu hazırlanmasını isteyen Sarıkaya, Adalet Bakanlığı’nın Valiliğin ‘Soruşturmaya yer yok’ kararını desteklediğini belirtti.

    Bakanlık, Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda, polisin hedef göstererek bir yurttaşın gözünü çıkarmasını orantılı olarak tanımladı. Bakanlık, polisi, üstelik de bunu hedef alarak yapmasına rağmen, “kazara” oldu diyerek savunuyor.

    Adalet Bakanlığı, olayın kasıtlı olmadığını öne sürerek Erdal Sarıkaya’nın gözünü kaybetmesinin soruşturma konusu olmasını istemediğini de belirtti.

    “DOSYA FAİLİ MEÇHULE GİTTİ”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Erdal Sarıkaya, “Ben dosya faili meçhul büroya gönderilince  ‘Etkin soruşturma yürütülmüyor’ gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakkımı 2017 yılında gerçekleştirdim. Gerekli deliller sunmama, kriminal rapora rağmen savcı benden habersiz ‘ek kovuşturmaya gerek yoktur’ kararı aldı. O kararı yanlış adrese tebliğ ediyorlar. Farklı bir yerde ikamet etmemden kaynaklı zamanında itiraz etmemem gerekçesiyle kesin karar aldırtıyor. Ben itiraz edince kabul edilmiyor ve dosya faili meçhule gidiyor. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkımı kullandım” dedi.

    “BAKANLIĞIN ANAYASA MAHKEMESİ’NE VERDİĞİ BİR ÜLTİMATOM”

    Anayasa Mahkemesi’nin henüz karar vermediğini belirten Sarıkaya, “Cevap verme süremiz 15 Haziran’a ertelenmişti. Adalet Bakanlığı belirli hususlarda belirli polis memurlarına güç aşımına sebebiyet olabileceğini, burada bir suç olmadığını belirtmiş. Güç kullanımının tamamen yasaklanmadığı, orantısız gücün kötü muamele olmadığı belirtilmiş. Bu, bakanlığın Anayasa Mahkemesi’ne verdiği bir ültimatom. Yargıya, Anayasa Mahkemesi’ne Adalet Bakanlığı müdahale etmiş durumdadır” dedi.

    “BAKANLIĞA GÖRE KARAR ALINIRSA YARGI SİYASETE GÖRE HAREKET ETMİŞ OLACAKTIR”

    Anayasa Mahkemesi’nin Adalet Bakanlığı’nın görüşü doğrultusunda karar alması durumunda suçun meşrulaştırılmış olacağına dikkat çeken Sarıkaya, şöyle devam etti.

    “Böyle olursa yargı tamamıyla siyasi konjonktürün güdümünde hareket eden tüzel kişilik durumuna gelmiş olacak. Anayasa Mahkemesi, Adalet Bakanlığı’nın bu görüşünü yerine getirmez, gerekli değerlendirme yapma kararı alırsa Anayasa Mahkemesi, bağımsızlığını, tarafsızlığını ispatlamış olacak.”

    Sarıkaya, “Anayasa Mahkemesi, benim başvurumu reddedip Adalet Bakanlığı’nın vermiş olduğu görüş doğrultusunda karar alması durumunda benim için iç hukuk bitmiş olur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hak arayışına devam edeceğim” diye konuştu.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Alevi örgütlerinden ölüm orucundaki avukatlar için Yargıtay’a ve Adalet Bakanlığı’na çağrı

    Alevi örgütlerinden ölüm orucundaki avukatlar için Yargıtay’a ve Adalet Bakanlığı’na çağrı

    PİRHA – 6 Alevi örgütü, adil yargılama talebiyle ölüm orucuna başlayan Avukat Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın sağlık durumlarının kritik seviyeye ulaştığını belirterek, Yargıtay ve Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırdı. Yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’de adalete olan ihtiyacın her geçen gün arttığına dikkat çekildi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri ortak yazılı bir açıklama yaparak, Türkiye’de adalete olan ihtiyacın her gün arttığına dikkat çekti.

    Adil yargılama hakkı için ölüm orucunda olan Avukat Ebru Timtik ve ve Avukat Aytaç Ünsal‘ın durumuna değinilen açıklamada, adil yargılanma koşullarının tarafsız sağlanması için Yargıtay ve Adalet Bakanlığı göreve çağırıldı.

    “TÜRKİYE’DE ADİL ÇÖZÜME İHTİYAÇ ARTIYOR”

    Barış ve kardeşlik için adaletli yönetim şart’ başlığıyla yapılan yazılı açıklamada, şiddetin temel nedenlerinden birinin adaletsizlik ve hukuksuzluk olduğu belirtildi.

    Açıklamada, “Bir toplumda barışın inşa edilebilmesi için önce bireylerin güvenliğini, özgürlüğünü ve onurunu korumak gerekir, insan merkezli olan bu yaklaşım bireyin kendini güvende hissetmesini, adalete erişim konusunda kuşku duymamasına yöneliktir” denildi.

    Hükümetin yasama yürütme organını planlarlarken aldığı kararların kendi varlığını korumak için değil  yurttaşın adil yaşamasının varlığını korumaya yönelik, eşitlikçi bir yaklaşımda olması gerektiği kaydedilen açıklamada, Türkiye’de de adil çözümlere olan ihtiyacın her geçen gün arttığına dikkat çekildi.

    “TOPLUMSAL BARIŞI TEHLİKEYE ATAN KARARLAR VERİLİYOR”

    Toplumda bireylerin ciddi bir çatışmanın içinde oldukları, şiddet, stres, iş kaybı, gelir adaletsizliği, geçimsizlik ve ayrımcılık gibi pek çok sorunla karşı karşıya olduklarına değinilen açıklamada, şunlar belirtildi:

    “Mahkemelerde devam eden binlerce dava dosyası bulunurken, bir o kadar da devletin vatandaşa açtığı dava dosyası var. İşte bu kaos içinde adaleti bulmak ona erişmek ve adil çözüm düşünmek olanaksız gibi. Halkımızın hukuka olan inancının azaldığı bugünlerde toplumsal barışı tehlikeye atan yargı kararları verilmeye devam ediyor. Uzun süredir yargı bağımsızlığı, adil yargılanma ve savunma hakkı gibi temel ilke ve haklar tartışılır duruma gelmiştir. Hukuk güvencesinin olmadığı ve buna keyfi tutuklamaların eklendiği olaylar günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmeye başladı.”

    YARGITAY VE ADALET BAKANLIĞI’NA ÇAĞRI

    Toplumun adalete erişiminde ses olan avukatların, gazetecilerin, siyasetçilerin, öğrencilerin ve insan hakları savunucularının tutuklandığı belirtilen açıklamada, hukuk devletinin temel ilkesinin yurttaşların adalete erişimini sağlamak olduğunun altı çizilerek, “Yoksa birey sesini çıkaramaz, haklarını kullanamaz, ayrımcılığa meydan okuyamaz ve kendi yaşam haklarıyla ilgili kararları kendisi veremez. Böylece siyasallaşan bir yargı pratiği ortaya çıkar” denildi.

    Adil yargılanma hakkının tüm vatandaşlar için güvence altına alınmasını isteyen Alevi kurumları, adil yargılanma koşullarının tarafsız sağlanması için Yargıtay’ı ve Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırdı.

    Adil yargılama talebiyle ölüm orucunda olan Avukat Ebru Timtik ve ve Avukat Aytaç Ünsal’ın durumuna dikkat çeken Alevi kurumları, şunları kaydetti:

    “Avukatların ölüm orucu kritik seviyeye ulaşmıştır. Avukat Ebru Timtik ve Avukat Aytaç Ünsal suç isnadı olarak ileri sürülen tüm hususların doğrudan mesleki faaliyetleriyle ilgili olduğunu gözler önüne sermişlerdir. Dava dosyalarında sadece gizli tanık ifadesi bulunan “gizli tanık ifadeleri tek başına delil olarak kabul edilemez” ilkesi ayaklar altına alınarak yargılanmış, hâkim ve mahkeme yüzü görmeden direk suçlanarak tutuklanmış daha sonra serbest bırakılmalarına rağmen 24 saat geçmeden tekrar tutuklanmışlardır” ifadelerine yer verdi.

    “İNSAN HAKLARINI SAVUNUYORUZ”

    “Yargıtay ve Adalet Bakanlığı bu adaletsizliğe bir an önce son vermelidir” denilen açıklamada,  “Alevi kurum temsilcileri olarak inançsal ilkelerimiz doğrultusunda toplumsal barış, hak ve hukuk konusunda insan haklarını savunuyoruz. En değerli şeyin, insan yaşamı olduğunu vurguluyor ve her zaman olduğu gibi adaletten yana tavır belirleyerek mazlumun yanında yer alıyoruz” denildi.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Ölüm orucundaki avukatlar için imza kampanyası

    Ölüm orucundaki avukatlar için imza kampanyası

    PİRHA – Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatlar adil yargılanma talebi ile ölüm orucundalar. Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu yayınladığı bir açıklama ile ölüm orucu yaparak adalet arayan Av. Aytaç Ünsal ve Av. Ebru Timtik için yetkilileri göreve çağırdı.

    5 Şubat 2020 tarihinden bugüne adil yargılanma hakkı için başlattıkları açlık grevi eylemlerini 5 Nisan’da ölüm orucuna dönüştüren Av. Aytaç Ünsal ve Av. Ebru Timtik için Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu imza kampanyası başlattı.

    Koordinasyon, ölüm orucundaki avukatların yaşam haklarının tüm kamuoyunun sorumluluğu altında olduğunu belirterek herkesi destek olmaya davet etti.

    “ÇHD ÜYESİ AVUKATLARA 159 YIL HAPİS CEZASI İSTENDİ”

    Çağdaş Hukukçular Derneği Üyesi 18 Avukat hakkında yürütülen soruşturmalar ve yargılamalar sonrasında toplam 159 yıl hapis cezası istenmişti.

    Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu yayınladığı açıklamada, “ÇHD üyesi 18 avukata, adil yargılamaya ilişkin tüm usul güvenleri, savunma hakkı ihlal edilerek, toplamda 159 yıl hapis cezası verildi. Avukatlara tahliye kararını veren yargıçlar kararlarını geri almaya zorlandı ve ardından davadan alındılar. Sonra atanan yargıçlar tarafından hızlıca verilen ve bizatihi avukatlık faaliyetinin suç sayıldığı bu karar, bugün hala Yargıtay önünde beklemektedir. Bu metne imza atanlar olarak, mevcut durumda Türkiye’de hakim olan siyasallaşmış yargı pratiğinden endişe duyuyoruz” denildi.

    Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu tarafından açılan imza kampanyasına da Avukatların yaşatılması için verilen mücadeleye herkesin destek vermesi istendi. Yine Savunmaya Özgürlük Koordinasyonu, “Yargıtay ve Adalet Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkilileri derhal göreve çağırıyoruz” dedi. 

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Ölüm orucundaki Koçak’ın babasından çağrı: Çocuklarımız artık ölmesin-VİDEO

    Ölüm orucundaki Koçak’ın babasından çağrı: Çocuklarımız artık ölmesin-VİDEO

    PİRHA – Adil yargılanma talebiyle ölüm orucunun 276. gününde olan tutuklu Mustafa Koçak’ın ailesi, Helin Bölek’in hayatını kaybetmesi ardından Koçak’ın bulunduğu cezaevi önünde açıklama yaptı. 

    Mustafa Koçak, adil yargılanma talebiyle tutuklu bulunduğu İzmir Kırıklar Cezaevi’nde ölüm orucunun 276. gününde.

    Koçak’ın ailesi ise cezaevi önünde adalet nöbetlerinin 22. gününde.

    Ölüm orucunun 288. gününde olan Grup Yorum üyesi Helin Bölek’in hayatını kaybetmesinin ardından Koçak’ın ailesi ve işe dönme talebiyle ölüm orucuna girdikten sonra işini geri alan Mahir Kılıç, cezaevi önünde açıklama yaptılar.

    “TALEPLERİMİZ KABUL EDİLSİN”

    Baba Hasan Koçak, “Helin’in annesine baş sağlığı diliyorum. Biz diyoruz ki bu çocuklar ölmesin. Talepleri kabul edilsin istiyoruz. Kendi istekleri kabul ediliyor, istekleri; insanlara cop sokmak, işkence yapmak. Ama çocuklarımızın talepleri türkü söylemekti. Kendi çocukları olsa her türlü yasayı çıkartırlar. Mustafa’ya, Helin’e, İbrahim’e gelince Yargıtay’ı tanımıyorlar. Çocuklarımız kimseyi öldürmedi, yakmadı. Çocuklarımız haklıdır, kendi davalarında haklarını sonuna kadar vereceklerdir” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZ ÖLMESİN”

    Anne Zeynep Koçak ise, “Helin’in annesinin acısını çok iyi anlıyorum. Çocuklarımız ölmesin. Artık el atsınlar. Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı, milletvekilleri herkes el atsın, çocuklarımız ölmesin” diye konuştu.

    “ARTIK ÖLÜMLER OLMASIN”

    Mustafa Koçak’ın kardeşi Mine Koçak, “Helin abla daha 28 yaşındaydı. Tek talebi özgürce türkülerini söyleyebilmekti. 288 gün ölüm orucundaydı. Adalet nöbetimizde Helin ablanın haberini aldık. Ailesine baş sağlığı diliyoruz. Sıra İbrahim abide ya da abimde de olabilir. Talepleri artık kabul edilsin. Onların talebi, özgürce türkülerini söyleyebilmek ve adil bir yargılama. Seslerine ses olun artık. Bugün biri gitti, diğerleri gitmesin artık” diyerek çağrı yaptı.

    “HELİN BİZİM ONURUMUZDUR”

    Mahir Kılıç ise şöyle konuştu:

    “Helin’in katili AKP faşizmidir. Sadece onlar da değil, bugüne kadar sesini çıkarmayan herkes sorumludur. Helin bizim onurumuzdur. Grup Yorum’un vereceği konserleri yaşatacağız. Yapmamız gereken tek şey onları yaşatmak olacak. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, bedel ödediğimiz gibi bedel de ödeteceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevilerden hükümete ‘Toplumsal barış için adalet’ çağrısı

    Alevilerden hükümete ‘Toplumsal barış için adalet’ çağrısı

    PİRHA – Alevi kurumları, cinsel saldırı ve uyuşturucu suçlularının serbest bırakılmasını öngören yargı paketine tepki gösterdi. Kurumlar, “Hükümetin bu yönlü ‘af’ politikasından vazgeçmesini, başta fikir suçları olmak üzere, düşüncesini ve siyasi görüşünü açıkladığı için hapiste tutulan tüm yurttaşların ayrımsız bir şekilde özgür bırakılmasını talep ediyoruz” açıklamasında bulundu.

    Mükerrer suçlar, cinsel suçlar ve uyuşturucu ticareti suçları bakımından 3/4’lük koşullu salıverilme oranı ise 2/3’e düşürülüyor. Yani bu suçlardan hüküm giyenler cezasının yüzde 75’i yerine, yüzde 67’sini çekmeleri halinde koşullu salıverilebilecek. Kasten adam öldürmede 2/3, siyasisuçlarda 3/4 oranında uygulanan cezaevinde infaz süresinde ise değişiklik yapılmıyor.

    Duruma tepki gösteren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Demokratik Alevi Dernekleri ortak açıklama yayınladı.

    “DEVLETİN EŞİTLİK İLKESİNE UYMASI GEREKMEKTEDİR”

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Çağdaş ceza felsefesi adalet modelini öncelikle toplumun kültürel, inançsal ve sosyal yapısına göre oluşturur ve modern formlarda bireyin topluma yeniden kazandırılmasını hedefler.

    Uluslararası sözleşme ve anayasalarda temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler yapılırken, yasa önünde eşitlik ilkesinin benimsenmesi temel düsturlardan biri olarak kabul görür.

    Bu ilkenin temel yükümlüsü olan devletin, her düzey ve nitelikte tüm organ ve görevlileriyle yasa önünde eşitlik ilkesine uygun davranması gerekmektedir.

    “UYUŞTURUCU VE CİNSEL SALDIRI SUÇU İŞLEYENLERİ SERBEST BIRAKMAK KABUL EDİLEMEZ”

    Devleti yönetenlerin kendi siyasi – politik dayatmalarıyla ceza ve adalet politikalarını güncellemesi, yurttaşların adalet ve vicdan muhasebesi yapmasına sebep olabilir. Bu uygulamalar da toplumun hakkaniyet duygusunu zedeler. Hakk’ın varlık deryası olan canlar arasında ayrım yapmak, en başta Hakk’ı incitecektir. Hakkı da, adaleti de, hukuku da incitmemeli.

    Devletin yurttaşlar arasında ahlaki ve vicdani deformasyon yaratabilecek uygulamalardan kaçınması esastır.

    Özgürlük, barış, adalet, insanca bir yaşam, ücretsiz eğitim, ücretsiz sağlık isteyen öğrencileri, gazetecileri, akademisyenleri, öğretmenleri ve halkın seçilmişlerini hapishanede tutmak, toplumsal adalet duygusunu zedelediği gibi, insan özgürlüğüne de vurulmuş bir prangadır.
    Ceza infaz yasasında yapılacak bir düzenleme öncelikle bu canlarımızı kapsamalıdır.

    Çocuklarımıza örgütlü uyuşturucu satanları, kadınlara cinsel saldırıda bulunanları, kadınları katledenleri, serbest bırakmak kabul edilemez.

    Bu tutum ceza politikasının amaçlarına uyumlu olmadığı gibi toplumsal barışa katkı sağlar nitelikten de uzaktır.

    “EŞİTLİK İLKELERİ ELE ALINIRSA TOPLUMSAL BARIŞA HİZMET EDİLİR”

    Her dönemde anayasaya aykırı af kanunları çıkarıp, önce yandaşları sonra bunu genişletip toplumun kabul edemeyeceği suçluları “kader mahkumu” olarak adlandırıp serbest bırakmak, yurttaşlar arasında ayrımcılık yapmak anlamına gelebileceği gibi, ceza hukuku sorumluluk ilkelerine ve infazın amaçlarına da aykırıdır.

    Hak ve hukuk dağıtma ya da hakkın tecelli etmesi biçimi olarak ‘af’ toplumlar için büyük çatışma veya çalkantılı dönemlerden sonra yeni bir başlangıç olabilmelidir.

    Böyle hallerde eşitlik ve adalet ilkeleri dikkate alınırsa, ceza infaz yasasında yapılan değişikliklerin sonuçları toplumun vicdanında kabul görür, toplumsal barışa da hizmet eder.

    “DÜZENLEME, DÜŞÜNCE SUÇLULARINI KAPSAMALIDIR”

    Sevgili canlar, tüm dünyayı pençesine alan bir virüs salgını bulunmakta ve mevcut durumda hapishanelerde kapasitesinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır maalesef.

    Bu haliyle hapishaneler sağlığa uygunluk açısından oldukça sorunlu yerler olup salgının daha hızlı yayılma ihtimali oldukça yüksektir.

    İşte bu salgın vesilesiyle infaz yasasında yapılacak düzenleme öncelikle, siyasi düşüncesinden dolayı mahkûm edilen ”düşünce suçlularını” kapsamalıdır.

    “SUÇ MAKİNELERİNİN SERBEST KALMASI TOPLUM VİCDANINI YARALAYACAK”

    Toplumun değer yargılarını rencide eden, başta cinsel saldırı suçları, kişiyi hürriyetinden yoksun kılan suçlar, uyuşturucu madde imalı ve satışı suçları işletenlerin serbest bırakılması kabul edilemez.

    Halkımızın gelenek ve kültürüne uygun davranış göstermeyen, halklar arasında nefret duygusu yaratan bu suç makinelerinin serbest bırakılması, toplum vicdanını derinden yaralayacaktır.

    Hükümetin bu taraflı ‘af’ politikasından vazgeçmesini, başta “fikir suçları” olmak üzere, düşüncesini ve siyasi görüşünü açıkladığı için hapiste tutulan tüm yurttaşların ayrımsız bir şekilde özgür bırakılmasını talep ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK’li Platformları Birliği: Eşit infaz indirimi adaletin gereğidir

    KHK’li Platformları Birliği: Eşit infaz indirimi adaletin gereğidir

    PİRHA – KHK’li Platformları Birliği, yeni ceza infaz düzenlemesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, talebin ciddi sağlık riski altında yaşayan tutuklu ve hükümlüler arasında herhangi bir ayrım olmaksızın eşit koşullarda bir infaz indirimi düzenlemesi yapılması olduğu belirtildi. 

    Yeni ceza infaz düzenlemesine ilişkin açıklama yapan KHK’li Platformları Birliği, düzenlemenin herhangi bir ayrım olmaksızın eşit koşullarda yapılması gerektiğini belirtti.

    Açıklamada, “Dünyada ve ülkemizde büyük boyutta sağlık sorunlarına yol açan ve birçok can kaybına sebebiyet veren yüzyılın en büyük küresel salgını korona konusunda birçok ülkede çok ciddi ve sert tedbirler alınmaktadır. Bu çerçevede, sosyal mesafeyi korumanın imkansız olduğu ve temel hijyen koşullarının bile sağlanamadığı cezaevlerinin salgın riskine karşı büyük bir tehdit altında olduğu açıktır. Bu nedenlerle; İtalya, Norveç, İran, Bahreyn, Filistin ve Suriye ile ABD ve Hindistan’ın bazı eyaletlerinde birçok mahpus için önlem olarak tahliye kararı verilmiştir” ifadeleri yer aldı.

    “SİYASİ MAHPUSLARI KAPSAM DIŞINDA TUTMAK HUKUKSUZDUR”

    “Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, geçen hafta yaptığı açıklamasında, cezaevlerinin infaz indirimi gibi düzenlemelerle acilen boşaltılması çağrısında bulunmuştur. Baroların çağrısı ve kamuoyunda oluşan talepler doğrultusunda hazırlanan yeni yargı paketinde infaz sürelerinde indirim ve denetimli serbestlik süresinin uzatılmasının öngörüldüğü belirtilmektedir. Bununla birlikte terör yargılamalarının kapsamda olmadığı söylenmektedir” denilen açıklama şöyle devam etti:

    “Oysa ki, ülkemizde birçok yasal ve şiddet içermeyen söz ve  eylem;  AB hukuku, Evrensel Hukuku ve Objektif Hukuka  aykırı olarak terör faaliyeti sayılabilmektedir. “Suç ve cezada kanunilik” ilkesi birçok yargı uygulamasında açıkça çiğnenmektedir. Son yıllarda adalet terazisi ile çok oynandığı, yargılamaların adil yapılmadığı da herkesin malumudur. Zira, Terörle Mücadele Kanunu, her türlü muhalif görüş ve düşünceye karşı bir sopa olarak kullanılmaktadır.

    “EŞİT İNFAZ İNDİRİMİ, ADALETİN GEREĞİDİR”

    Böyle bir ortamda, terör yargılamalarını yeni yargı paketinde kapsam dışında tutmak, bu hukuksuz uygulamalara onay vermek anlamına gelecektir.  Terör örgütü üyeliği gibi soyut ithamlar bahane edilerek ve hukuksuz bir terör kılıfı geçirilerek yargılanan siyasi mahpusların diğer “adli mahpuslar gibi eşit koşullarda infaz indirimi” koşullarından faydalanması gerekir. Aksi durum zaten mevcut olan hukuksuzluğu daha da derinleştirecektir.

    Talebimiz; ciddi sağlık riski altında yaşayan mahpuslar arasında herhangi bir ayrım olmaksızın eşit koşullarda bir infaz indirimi düzenlemesi yapılmasıdır. Anayasamızın  10. maddesindeki “eşitlik” ilkesi uyarınca; tüm mahpuslara, özellikle terör kılıfı ile yargılanan, şiddete bulaşmış siyasi mahpuslara eşit hukuk uygulanmalı ve bu kişiler de infaz indirimi kapsamına alınmalıdır. ‘Eşit infaz indirimi’ adaletin gereğidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Çok sayıda hukuk örgütünden cezaevleri için Adalet Bakanlığı’na çağrı: Tehlike büyüyor

    Çok sayıda hukuk örgütünden cezaevleri için Adalet Bakanlığı’na çağrı: Tehlike büyüyor

    PİRHA – Dünyada ve Türkiye’de giderek yayılan koronavirüs salgınına karşı çok sayıda hukuk örgütü yaptıkları açıklamada Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunarak tehlikenin büyüdüğüne dikkat çekti. 

    Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyanın dört bir yanına yayılan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınında tespit edilen vaka sayısı her geçen gün artıyor. Koronavirüs Türkiye’de de görülmesiyle birlikte hızla yayılırken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün yaptığı açıklamada hasta sayısının 947’ye hayatını kaybedenlerin sayısının ise toplamda 21 olduğunu belirtti.

    Koronavirüs salgınında riskli durumda olan cezaevlerinde bulunan binlerce tutuklunun serbest bırakılması için ÇHD İstanbul Şubesi, Demokrasi İçin Hukukçular, Katılımcı Avukatlar, Kartal Hukukçular Derneği, Sosyal Hukuk, ÖHD İstanbul Şubesi Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu.

    “CEZAEVLERİNDE BULUNANLARIN HAYATİ RİSKLERİ ÖNLENMELİ”

    Açıklamada, ​Uluslararası sözleşmeler, AİHS 2 ve Anayasanın 17. maddesi hatırlatılarak yaşam hakkının her şeyin üstünde olduğu vurgulandı.  Dünyada ilan edilen ​pandemide, hijyen, beslenme, sosyal izolasyon ve tıbbi olanaklara erişim hakkının hayati önem taşıdığı belirtilen açıklamada, “Bu çerçevede, çeşitli devletler en büyük risk alanlarından biri olan cezaevlerindeki mahpusların yaşam hakkının korunması için önlemler almakta, tahliyeler gündeme gelmektedir. Hukuk devleti kriterlerinin çok uzağında olan İran’da dahi siyasi mahpuslar dahil olmak üzere onbinlerce kişi tahliye edilmiştir” denildi.

    ​Türkiye’de cezaevlerinde 300 bin civarında tutuklu ve 150 bin çalışan kamu görevlisinin bulunduğu hatırlatılan açıklamada, salgın nedeniyle cezaevlerinde bulunanlarının hayati  risklerinin önlenmesi gerektiğinin altı çizildi.

    Açıklamada, Meclis başkanlığına sunulan yargı paketindeki infaz indirimi düzenlemesine de değinilerek “anayasal eşitlik ilkesinden ayrılarak siyasi mahpusların kapsam dışında tutulmasına ilişkin yaklaşımlar kabul edilemez. Aslolan; bağımsız olmayan mahkemeler tarafından siyasi muhalifler, hak savunucusu avukatlar, insan hakları aktivistleri, gazeteciler hakkında adil yargılama ilkesine aykırı, infaz nitelikli siyasi yargılamaların devasa haksız sonuçlarının ortadan kaldırılmasıdır”denildi.

    “CEZAEVİNDE OLAN RİSK GRUBUNDA OLANLAR TAHLİYE EDİLMELİ”

    Açıklamada, koronavirüs salgında cezaevlerinde 300 bin tutuklu ve 150 bin cezaevi çalışanının olduğu belirtilerek, sağlıklı yaşam hakkının korunması için alınması gereken önlemler şöyle sıralandı:

    • Virüsün etkisi bakımından yüksek risk grubu içerisinde en dezavantajlı pozisyonda olan astım, böbrek ve şeker hastalıkları gibi kronik hastalıkları olanlar; açlık grevindekiler; çocuklar, hamile ve çocuklarıyla birlikte hapishanede kalmak zorunda kalan kadın tutuklular ile 40 yaşın üzerindeki tutukluların öncelikli tahliyeleri sağlanmalıdır.

    •Tutukluluk durumunun ceza değil tedbir olduğu gözetilerek, tutuk halinin bir son çare olarak kabulu ile, mesleklerini icra ettikleri için tutulan hak savunucusu avukatlar, politik gerekçelerle cezaevlerinde tutulanlar koşulsuz olarak, diğer tüm tutuklular, gerektiği takdirde başkaca adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmalıdır.

    •Hükümlüler, salgınla ilgili tedbir mahiyetinde infaza ara verme uygulaması ile ve adli denetim mekanizmaları etkin kullanılarak tahliye edilmelidir. Hali hazırda cezaevlerinde yaşam ve sağlık hakkının korunması için yeterli ve dengeli beslenme ihtiyacı karşılanmalı, cezaevleri düzenli olarak dezenfekte edilmeli, hijyen ve sağlık hakkı gecikmeksizin sağlanmalıdır. (HABER MERKEZİ)

  • Gergerlioğlu: Koronavirüse karşı çalışma yapan bilim insanı KHK ile ihraç edilmiş

    Gergerlioğlu: Koronavirüse karşı çalışma yapan bilim insanı KHK ile ihraç edilmiş

    PİRHA- HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, korona virüs salgınının cezaevlerinde ciddi sorunlara neden olacağına dikkat çekerek, Adalet Bakanlığı’nın adım atması gerektiğini söyledi. Gergerlioğlu, “Dünyada bu virüse karşı bilimsel çalışmalar yapmış bir bilim insanının KHK ile ihraç edilip çalışmasının engellenmesini kabul etmek mümkün değil” dedi.

    Koronavirüs dünyada yayılmaya devam ederken, Türkiye’de de ilk can kaybına neden oldu. Devlet yetkilileri tarafında topluma duyarlılık çağrıları yapılırken, cezaevlerine dönük bir adım atılmış değil. İran, salgının başladığı günden bu yana cezaevlerini tedbir amaçlı boşaltırken, toplumun birçok kesiminden yapılan “cezaevleri boşaltılsın” çağrılarına hükümetten herhangi bir karşılık verilmiş değil.

    Cezaevleri konusunda çalışmalar yapan ve aynı zamanda Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi olan HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, önemli açıklamalarda bulundu.

    Gergerlioğlu, “Bugün dünyayı saran korona salgınına karşı çok öncesinde ve belki de tek çalışma yapan Mustafa Ulaşlı görev yaptığı Gaziantep Üniversitesi’nde KHK ile ihraç edildiğini öğrendim” diyerek şunları ifade etti:

    “Düşünün dünyanın başına bela bir virüs var. Bu virüsle ilgili çalışma yapan bir bilim insanı var ve bu bilim insanı KHK ile ihraç edilmiş. Kendisiyle konuştum. Bana “Koronavirüsü nasıl şekillendiğini, insanı etkilediğini ve virüsü nasıl yenebileceğini biliyorum. Bana fırsat verilmesi halinde tedavisi yönünde önemli çalışmalar yapabilirim. Ama şu anda ihraç durumundayım ve işsizim” dedi. Gördüğünüz gibi ihraçlar sadece KHK’lileri ya da Türkiye’yi değil tüm dünyayı ilgilendiren bir noktaya gelmiş durumda. Bu durumun önüne geçmek ve toplum sağlığı için Mustafa Ulaşlı adlı bilim insanına fırsat verilmeli.”

    “ADALET BAKANLIĞI BİR AN ÖNCE ATIM ATMALI”

    “Koronavirüs siyaseti, ekonomiyi, iç ve dış politikayı yani hayatın her alanının etkileyecek bir noktaya gelmiş durumda. Umarım ki topluma çok zarar vermeden bu salgın atlatılır” diyen Gergerlioğlu, cezaevlerindeki duruma dikkat çekerek şunları belirtti:

    “Cezaevlerinde durum hiç iyi bir noktada değil. Bundan dolayı cezaevlerinde kalanların hayatlarına ve hak kayıplarına neden oluyor. Böylesi bir ortamda şimdi de korona virüs salgınıyla karşı karşıya kalındı. 300 bin mahpusun olduğu bir ortamda sıkıntı olmaması mucize olur. Buna karşın hükümetin attığı hiçbir adım yok. Salgına karşı toplum ve devlet belli tedbirleri alıyor ama bu önlemleri alamayacak cezaevlerinde, kışlalarda ve sınırlarda olan insanlar var. Bu insanların yakınları panik halindeler. Haklılar çünkü gerekli önlemler alınmıyor. Koronavirüsü cezaevlerine bulaşmaz, deniyor. Bir doktor olarak bu savı çok doğru bulmuyorum. Virüs ne devlet tanır, ne de sınır. Virüs bir takım temas yoluyla her yere hareket eder ve bulaşır. Cezaevlerinde iddialara göre karantina altında olanların olduğu bilgisi geliyor. Yaptığımız tüm girişimlere karşın ne Adalet Bakanı’ndan nede bürokratlarından cevap almış değiliz. Bu da özellikle mahpus yakınlarını tedirgin ediyor. Var olan koşulların kötü olduğu bir yerde daha kötü sonuçların çıkmaması için bir an önce Adalet Bakanlığı atım atmaya çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri: Cezaevleri tedbir amaçlı boşaltılsın

    Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri: Cezaevleri tedbir amaçlı boşaltılsın

    PİRHA- Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri, yaptıkları ortak açıklamayla koronavirüs salgınının oluşturduğu risk dolayısıyla cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmalarını, oluşturulmasını planladıkları bağımsız bir heyetin önümüzdeki günlerde cezaevlerine gönderilmesine Adalet Bakanlığı’nca izin verilmesini istedi.

    Dünya geneli ile birlikte Türkiye’de giderek yayılan koronavirüs (Kovid-19) salgınında risk oluşturan mekanların başında gelen cezaevlerinde alınması gereken önlemler konusunda Ceza İnfaz Sistemleri Sivil Toplum Derneği (CİSST), İnsan Hakları Derneği ( İHD),  Diş Hekimleri Odası, İstanbul Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Hak İnisiyatifi Derneği yöneticileri ve temsilcileri İHD İstanbul Şube binasında basın toplantısında düzenledi.

    MA’da yer alan habere göre, hazırlanan basın metnini kurumlar adına İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Murat Ekmez okudu.

    Açıklamada, hapishanelerde çevresel ve kişisel hijyenin sağlanması için gerekli önlemleri almanın hastalığın yaygınlaşmasını önlemek için azami özen göstermenin hapishane idarelerinin ve devletin temel sorumluğu olduğuna vurgu yaptı.

    Kovid-19 salgınına ilişkin cezaevlerinde alınması gereken önlemlerin önemine dikkat çeken Ekmez, şu önerilerde bulundu:

    “* Koronavirüs (Kovıd-19) ile ilgili bütün kaynaklarda virüsün yayılmasını engellemek için kişisel hijyeni sağlamanın önemine dikkat çekilmektedir. Hapishanelerde mahpusların sağlıklarının korunabilmesi, bulundukları alan ve kendi kişisel temizliklerini sağlayabilmeleri için, acilen temizlik malzemelerinin kendilerine ücretsiz verilmesi sağlanarak parası olmayan mahpusların da temizlik ürünlerine erişimi sağlanmalıdır. Hapishanelerde de çevresel ve kişisel hijyenin sağlanması için gerekli önlemleri almak hastalığın yaygınlaşmasını önlemek için azami özen göstermek hapishane idarelerinin ve devletin temel sorumluğudur.

    * Hapishanelerdeki banyo, tuvalet gibi ortak alanların her gün dezenfekte edilmesi,

    * Mahpusların yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesinin sağlanması, vitamin takviyesi yapılması,

    * Risk grubunda ve kişisel hijyenlerini sağlamakta yetersiz olan kronik hasta, engelli, yaşlı, çocuklu, hamile mahpusların adli kontrol yoluyla cezalarının ertelenmesi gündeme alınmalı aksi takdirde bu mahpusların kalabalık koğuşlar yerine kapasitesi ve hijyen koşulları uygun ortamlarda tutulmasının sağlanması,

    *  İnfaz kanunun 16. Maddesi uyarınca sağlık sebebiyle infaz ertelemeye başvurmuş olan hasta mahpusların dosyalarının hızla incelenmesi ve acilen hapishane dışında tedavi olanaklarının sağlanması,

    * Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliği’nin önerileri ve uyarıları dikkate alınarak hapishanelerde görev yapan tüm personelin bilgilendirilmesi, atılması gerekli olan adımların ve uyulması gerekli olan kuralların belirlenmesi, mahpusların iletişim araçlarına erişimlerindeki kısıt dikkate alınarak ilgili personel tarafından bu bilgilerin paylaşılması,

    * Hapishane içine girecek kişilerin salgını önlemek için uyması gereken hijyen kuralları ve alması gereken önlemler konusunda bilgilendirilmesi, mahpuslarla temasın söz konusu olduğu durumlarda bu önlemlerin yanı sıra uygun ortam ve koruyucu malzemeler sağlanması,

    * Sağlık çalışanları başta olmak üzere mahpuslarla temas eden tüm çalışanlara koruyucu giysi ve malzeme temin edilmesi, özellikle risk grubunda olan çalışanlar başta olmak üzere tüm hapishane çalışanları için çalışma koşullarını da kapsayacak şekilde gerekli önlemlerin alınması,

    * Kurumda düzenli ve yeterli sayıda sağlık personelinin bulunması (sayının arttırılması),

    * Tüm mahpus, hapishane çalışanı ve mahpus yakınlarından olası belirtiler gösteren kişilerin testlerinin hızlı ve güvenilir şekilde yapılabilmesi için gerekli önlemlerin alınması,

    * Görüşlerin yapıldığı alanlarda mahpusların görüş haklarını ihlal etmeyecek şekilde hızla önlemlerin artırılması ve alanların sıklıkla dezenfekte edilmesi, mahpusların yakınlarıyla haberleşebilmesi için imkanların arttırılması,

    * Hapishanelere yakın yerlerde bulunan hastanelerde ve mahpuslara sağlık hizmeti verilen sağlık kurumlarında uygun-yeterli sağlık hizmeti verilebilmesi için gerekli önlemlerin alınması,

    * Mahpusların sağlık kurumlarına ve hastanelere ring araçlarıyla değil; daha hijyenik ve sağlığa uygun araçlarla taşınması,

    * Sağlık gerekçesiyle alınacak önlemlerin mahpusların temel haklarını ihlal etmeyecek şekilde uygulanmasına özen gösterilmesi,

    * Hapishanelerde koronavirüs salgını ile ilgili alınan ve alınacak önlemler ile alınacak sonuçlar konusunda başta mahpusların aile ve avukatları olmak üzere kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmesi,

    * Biz aşağıda imzası bulunan sivil toplum kuruluşları ve sağlık meslek odaları olarak, hapishanelerdeki kapasite aşımının hak ve ihtiyaçlara erişmek konusunda mahpuslar üzerindeki negatif etkilerini pek çok defa ifade ettik. Ancak, bu kapasite aşımı sorununun virüsün yayılmasını ne kadar hızlandıracağını tekrar hatırlatarak, yetkilileri gerekli önlemleri almaları konusunda uyarmak isteriz.”

    “HEYET İNCELEMESİNE İZİN VERİLSİN”

    Açıklama sonrası basın mensuplarının sorularını cevaplandıran kurum temsilcileri, oluşturulmasını planladıkları bağımsız bir heyetin önümüzdeki günlerde cezaevlerine gönderilmesine izin verilmesini istedi. Kurum temsilcileri, bununla birlikte özellikle kapasite fazlası olan cezaevlerindeki tutsakların mutlaka adli kontrol şartıyla serbest bırakılması gerektiğini yineledi.

    (HABER MERKEZİ)