Etiket: adalet

  • Okan Pirinç Antakya’daki mezarı başında anıldı

    Okan Pirinç Antakya’daki mezarı başında anıldı

    PİRHA- Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Okan Pirinç için Antakya’da mezarı başında yapılan anmada konuşan annesi, Okan’ın acısının hala içinde olduğunu hiç dinmediğini belirtirken, anmaya katılanlarda “Bu katliamı bizlere unutturmak istiyorlar ama bizler asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu katliamların hesabını eşit ve özgür bir dünya kurarak soracağız” dedi.

    6 yıl önce Suruç’ta katledilen 33 düş yolcularından Okan Pirinç Antakya’da mezarı başında anıldı. Mezar başı anmasına Okan Pirinç’in annesi, Eğitim-Sen, HDP, SYKP, TİP, TÖP, Aka-Der ve Liseli Öğrenci Birliği katıldı.

    “OKAN’IN ACISININ HALA İÇİMDE”

    Suruç Şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anmada; Okan Pirinç’in annesi katılan tüm kurumlara katılımlarından dolayı teşekkür ederek yaptığı konuşmada, Okan’ın acısının hala içinde olduğunu hiç dinmediğini, Okan’ın idealleri uğruna hepimiz adına kendini feda ettiğini söyledi.

    “OKAN; HEP GÜLER YÜZLÜ, UMUT DOLU VE ÇALIŞKAN BİR GENÇTİ”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı Kerem Nalbant “33 düş yolcusunun dünyanın en kanlı en barbar terör örgütü IŞİD tarafından katledilişinin 6. Yılında tüm düş yolcularını saygı ve minnetle anıyorum. Okan ile 2015 seçim çalışmalarında tanıştım. Aklımda hep güler yüzlü, umut dolu ve çalışkan bir genç olarak kaldı. Ve kuşaktan kuşağa aktaracağım bir meşale bıraktı. Bizim mücadelemiz Okan Pirinç’in bıraktığı yerden zafere ulaşıncaya dek devam edecek” dedi.

    “33 DÜŞ YOLCUSUNUN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRENE DEK MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    SYKP PM üyesi Mert Aslanyürek ise, “Okan Pirinç bir dönem Antakya da demokratik siyasetin içinde yer alan her bireyi tanırdı, iletişim kuramadığı hayatına dokunmadığı kimse kalmamıştır. Okan ve bütün düş yolcuları eşit, sınırsız, sınıfsız bir dünya uğruna yılmadan mücadele ettiler ve hayatlarını bu uğurda kaybettiler. Bizler bu geçen 6 yıldan sonra bir kez daha sözlerimizi yineleyerek Okan yoldaşımız şahsında bütün Suruç şehitlerinin faillerinden hesap sorana dek, 33 düş yolcusunun hayallerini gerçekleştirene dek mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Eğitim-Sen adına Eğitim-Sen dönem sözcüsü Özgür Tıraş da, “6 yıl önce kaybettiğimiz 33 düş yolcusunu Okan Pirinç şahsında sevgi ve saygı ile anıyoruz. Suruç katliamı ne ilk ne de son katliamdır. Bu katliamı bizlere unutturmak istiyorlar ama bizler asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu katliamların hesabını eşit ve özgür bir dünya kurarak soracağız. Okan ve Arkadaşlarının düşleri düşlerimizdir tekrardan saygı ile anıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “33 DÜŞ YOLCUSUNUN DA OKAN’IN DA GÜLÜŞÜ YARIM KALMAYACAK”

    Toplumsal Özgürlük Partisi adına konuşan Selver Büyükkeleş, “Bugün 6 yıl önce katledilen 33 düş yolcusu nezdinde buradayız. Katil IŞİD sürüsünün ne yapmak istediğini iyi biliyoruz. Bizler gençler, kadınlar olarak yoldaşlarımız için her zaman sokaklarda olacağız. 33 düş yolcusunun da Okan’ın da gülüşü yarım kalmayacak onlara sözümüz devrim olacak. Buradan Antakya’dan Okan nezdinde bu bayrağı daha da yükselteceğiz” diye belirtti.

    “SURUÇ İÇİN ADALET DEMEK HERKES İÇİN ADALET DEMEKTİR”

    Liseli Öğrenciler Birliği’nden ve aynı zamanda Okan Pirinç’in mücadele arkadaşı olan Ela ise “6 yıl önce bugün arkadaşlarımız yıkılan bir kenti onarmak adına inşaatlarda çalışmak ve oradaki çocuklara oyuncak götürmek için çıktıkları yolda mola yerinde Amara Kültür merkezi bahçesinde barbar IŞİD çeteleri tarafından 33 yoldaşımız katledildi. En gençleri idi Okan ve Demokratik lise mücadelesinde çok büyük emekleri vardı. Biz biliyoruz ki Suruç katliamı aydınlatılmadığı için Ankara katliamı, Amed katliamı gercekleştirildi. Berkin i katledenler Ali İsmail’i katledenler Suruç’un, Ankara katliamının failleridir. O yüzden Suruç için adalet demek herkes için adalet demektir” ifadelerine yer verdi.

    Anma Okan Pirinç’in mezarına karanfillerin bırakılması ile son buldu.

    PİRHA/HATAY

  • 5 ilde ‘Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet’ açıklaması ve yürüyüşleri yapılacak

    5 ilde ‘Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet’ açıklaması ve yürüyüşleri yapılacak

    PİRHA- Suruç Katliamı’nın 6. yılında adalet mücadelesi devam ediyor. Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet talebi yükseltiliyor. Bu kapsamda, 8, 9 ve 10 Temmuz’da İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, ve Diyarbakır’da basın açıklamaları yapılacak.  

    33 düş yolcusunun IŞİD barbarları tarafından katledilişinin 6. yılı yaklaşıyor. 33 sosyalist, barbar IŞİD çetelerinin yakıp yıktığı Kobani’yi yeniden inşa etmek, çocuklara umut olmak yola çıkmışlardı.

    Kobani’ye hareket etmeden önce Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde bir basın açıklaması yaparken IŞİD’in canlı bomba saldırısında hayatlarını kaybettiler.

    Katliamın 6. yılı yaklaşırken, Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet talebi yükseltiliyor. Bu kapsamda, 8, 9 ve 10 Temmuz’da İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, ve Diyarbakır’da basın açıklamaları yapılacak.  

    İlk açıklama İstanbul’da bu akşam saat 17.00’de Okmeydanı’nda Berkin Elvan’ın vurulduğu yerde yapılacak.
    9 Temmuz’da ise İstanbul Kadıköy Belediyesi önünde saat 12.30’da açıklama yapılacak ve Ankara’ya temsili yürüyüş yapılacak. Yine 9 Temmuz’da İzmir Alsancak’ta Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde saat 18.30’da ‘Deniz Poyraz için adalet, herkes için adalet’ temalı bir basın açıklaması yapılacak.
    9 Temmuz’da Diyarbakır’da saat 12.00’de, Adana’da ise 17.30’da basın açıklaması yapılacak.

    Ankara’da ise saat 10.04’te Ulus’taki Gar önünde 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına katılım sağlanacak.

    AİLELERDEN ÇAĞRI

    Suruç Aileleri tarafından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “#Suruç6Yıl‘ına girerken #SuruçİçinAdalet talebimizi sokak sokak yükseltiyoruz. 8, 9 ve 10 Temmuz’da yapacağımız basın açıklamalarına ve yürüyüşümüze tüm adalet arayışçılarını çağırıyoruz. Gelin, Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet talebimizi daha güçlü haykıralım!”

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Kılıçdaroğlu: Gergerlioğlu halen içeride. Bu mu adalet?-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Gergerlioğlu halen içeride. Bu mu adalet?-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmayan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun durumuna dikkati çekerek, “Bu mu adalet?” diye sordu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen serbest bırakılmayan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun durumuna dikkati çekerek, “Bu mu adalet?” diye sordu.

    Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Adaleti sadece kendimiz için istemiyoruz. AK Partili kardeşlerimiz de adalet istiyor.  Örnek mi, bir medya patronu, AK Partili, Sivaslı yerel bir TV’nin sahibi. ‘Basın baskı altında’ diyor. AK Partili bir isim söylüyor. Vicdanı, erdemi olan biri söylüyor” diye konuştu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Tank Palet Fabrikası hakkında televizyon tartışma yapmaya davet ederek, “İktidara geldiğimizde şanlı ordumuza bu fabrikayı alacağız ve teslim edeceğiz” açıklamasını yaptı.

    “BU REZALETE SON VERECEĞİZ”

    “Her ay 10 bin dolar alan rüşvet alan siyasetçi kimdir? Açıklayın, mahkemeye verin diyoruz, yapamıyorlar, yapmıyorlar. Neden? ” diye soran Kılıçdaroğlu, “Ordu’da BBP’li kadın kolları başkanı ters kelepçe gözaltın alındı. Haberi alınca şaşırdım, önce inanamadım, yoktur böyle bir şey diye. Böyle bir rezaleti Türkiye yaşamadı. Gergerlioğlu, BBP Kadın Kolları Başkanı, AKP’li medya patronu için adalet istiyoruz. Adalet o kadar değerli bir şeydir ki ödün verilemez” ifadelerini kullandı.

    Tütün üreticilerinin eylemlerine de değinen Kılıçdaroğlu, “’tütün kızımızın çeyizidir, askerimizin harçlığıdır, öğrencilerimizin dershane harçlığıdır, evimizin geçimidir’ diyor. Bu rezalete son vereceğiz, yeter ki destek verin” sözlerine yer verdi.

    “İŞSİZLİK 10 MİLYONU BULDU, YOKSULLUK, YOLSUZLUKLAR ARTIYOR”

    Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

    “Lüks hayat, şatafatı yolsuzluk, rüşvet, yolsuzluk var, lağım patlamış hâlâ ve hâlâ israfa devam ediyorlar. İsraf haram mı? Haram. Günah mı? Günah, ama ‘ben haramı ,işlemeye devam edeceğim’ diyor. Eğer israf haramsa, günahsa ve sen de hala bunlara oy veriyorsan sen de günah işliyorsun.

    Türk Lirası, döviz karşısında eriyor. Faizler sürekli artıyor. İşsizlik 10 milyonu buldu. Yoksulluk, yolsuzluklar artıyor. Fiyatlar da artıyor. En ağır vergi enflasyon vergisidir. Türkiye bir enflasyon sarmalı içine girdi. Her yazın normalde fiyatlar düşer, şimdi fiyatlar artıyor. Kışın ne olacak? Millet açlıktan ölmüş umurunda değil adam kendisine yazlık saray yapıyor. 19 yıldır ülkeyi yönetiyorlar. Getirdikleri tablo bu. Sorduk 128 milyar doları ne yaptınız diye? Kime satıldı belli değil. 15 Temmuz şehit ve gazilerinin paralarına çöktüler. Fabrikaları sattılar, arazileri sattılar. Cumhuriyetin bütün birikimlerini sattılar. Şimdi sıra geldi TEİAŞ’a. En kârlı şirketlerinden.

    Polise, hemşireye, din görevlilerine, öğretmenlere 3600 ek gösterge vereceğim’ dedin. Sana bunu söke söke yaptıracağım.

    Asla ve asla bu güzel ülkeyi faiz lobilerine teslim ettirmeyeceğim. Londra’daki bir avuç tefeciye her gün 58 milyon dolar faiz ödeniyor. ‘Faize karşıyız’ diyorlar, faizciliğin beyliğini yapıyorlar. Bunu bitireceğim, söz veriyorum. Herkes ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni namuslu insanlar yönetiyor’ diyecek.

    84 milyon insanın alın terini bir avuç tefeciye teslim ediyorlar. Hiç kimse beni, ailemi mal varlığı nedeniyle tehdit edemeyecek. Türkiye’yi namuslu insanlar yönetecek. Hesap vermenin ne kadar onurlu bir görev olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.

    Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, devlet ihaleleri şeffaf yapılacak. Beşli çete düzenine kesinlikle son vereceğiz.

    Önce işsizlik ve yoksullukla mücadele edeceğiz. İktidar olduğumuzda üniversiteye vereceğim, o karanlık ilişkilerin tamamına son vereceğiz. Bir dönem burada haramiler orada oturuyordu, şimdi aydınlık var diyecekler. O uçan saraylar, yazlık, kışlık sarayları, saray edebiyatını bitireceğim. Mütevazı ol, millete örnek ol. Kim kul hakkı yiyorsa hesabını soracağım, burnundan fitil fitil getireceğim.

    Siyasi ahlak kanunu gelecek, öyle çantacılar, ihale takipçilerinden vekil olmaz. Uyuşturucu baronlarını bu ülkeden söküp atacağız. Nasıl sınıf atladıklarını görüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sancar: Hak, hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz-VİDEO

    Sancar: Hak, hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, içinden geçilen dönemin tekçi, baskıcı, inkarcı ve kıyıcı zihniyet ile eşitlik, adalet ve özgürlük isteyen zihniyet arasındaki mücadelenin final yılı olacağının altını çizdi. Sancar, 2 Temmuz Sivas Katliamı’nda katledilenleri de anarak, “Orada o canlarımızı bizden alan o vahşet ateşi değil, o canların temsil ettiği ışık aydınlatıyor bu ülkenin geleceğinin yolunu. Bu ülkede halkların ortak mücadelesinin yolunu orada katledilen canlarımızın bize bıraktığı onurlu miras aydınlatıyor” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına, Şeyh Said, Seyid Rıza ve Orhan Doğan’ı anarak başlayan Sancar, Dersim’de eşit yurttaşlık ve halklar buluşması gerçekleştirdiklerini belirterek, “Yaşadığımız tarihsel deneyim ve mücadeleler ışığında o yalanlarla baş etmeyi öğrendiğimizi, doğruluğun ve dürüstlüğün kültürünü ve siyasetini inşa ettiğimizi, bu yolda mücadeleden vazgeçemeyeceğimizi bir kez daha haykırdık” dedi.

    Sancar, Alevi canlarla, inanç kesimleriyle ve kanaat önderleri ile yapmış oldukları toplantıda, inanç özgürlüğünden eşitlik talebine, eğitim hakkından yüzleşmeye varıncaya kadar bütün sorunların, ülke gündemine dair değerlendirmelerini ve dağ gibi büyüyen ülke sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini dinlediklerini aktararak, “Birlikte tartıştık, birlikte konuştuk, birlikte cevaplar aradık. Yol ve erkanın temel düsturu olan hakikat ve adalet yürüyüşünde Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözleriyle ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ dedik. Hünkarın 800 yıllık birlikte ve eşit yaşam manifestosu olan 72 millete bir nazarda bakmayan kırk yıl müderris olsa hakikate asidir. sözlerini hep birlikte dillendirdik. Davetimize icabet edip gelen, görüş, öneri ve eleştirileriyle bizleri irşat etme zahmetinde bulunan tüm canlara aşk olsun diyorum” diye konuştu.

    “FİNALE DOĞRU GİDİYORUZ”

    İçinden geçtiğimiz bu dönemin tekçi, baskıcı, inkarcı ve kıyıcı zihniyet ile eşitlik, adalet ve özgürlük isteyen zihniyet arasındaki mücadelenin final yılı olacağının altını çizen Sancar, “Finale doğru gidiyoruz. İşte bu final yılında başta Alevi canlarımız ve Kürt halkı olmak üzere bu ülkedeki tüm ezilenlerin mücadele ortaklığını pekiştirmek istiyoruz. Bu çağrımızı da her vesile ile yineliyoruz. Bunu neden bu kadar sıklıkla vurguladığımızı da açıklıyoruz. Bugün de biraz daha açacağız. Bundan sonra da bunun sebeplerini anlatmaya çalışacağız. Ama bugün burada konuşma yaparken bundan üç gün sonrasına bir saygı göndermemek, anmamak olmaz” diye belirtti.

    “HAK, HAKİKAT VE ADALET MÜCADELESİNİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”

    2 Temmuz Sivas Katliamı’nda katledilenleri de anarak sözlerinde devam eden Sancar, “Şimdiden onların anısı önünde de saygıyla eğiliyorum. Orada o canlarımızı bizden alan o vahşet ateşi değil, o canların temsil ettiği ışık aydınlatıyor bu ülkenin geleceğinin yolunu. Bu ülkede halkların ortak mücadelesinin yolunu orada katledilen canlarımızın bize bıraktığı onurlu miras aydınlatıyor. Bu mirasa da sonuna kadar bağlı kalacağımızın sözünü bir kez daha veriyoruz. Ayrıca canlarımızın hesabını sorma mücadelesinden bir an bile vazgeçmeyeceğiz. Hak, hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

    “BOYUN EĞMEYEN HDP BU İKTİDARIN KİMYASINI BOZMUŞTUR” 

    Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu iktidar düzenine ve beslendiği kirli sisteme gerçek kurtuluşunun adresi bu fikriyattır, bu program, inanç ve kararlılıktır.  HDP saldırıya devam edecekler çünkü sebebi biz de biliyoruz onlar da biliyor bu iktidarın korkusu büyüktür. Boyun eğmeyen HDP bu iktidarın kimyasını bozmuştur.

    Biz bekleyerek burada oturarak iktidarın sonu geldi diyerek bu sonu beklemeyeceğiz. Sonun gelmesi için her gün her alanda demokrasi özgürlük eve eşitlik mücadelesini en geniş birlikteliklerle sürdürmeliyiz. Halkların, ezilenlerin, dışlananların geleceği gasp edilen gençlerin hayatları talan edilen kadınların kararlı mücadelesini her gün yeniden büyüterek ancak bu sonu getirebiliriz. Demokrasi ittifakı çağrımızın amacı da budur. Biz çağrımızı sadece seçimlere endeksli bir çağrı olarak görmediğimiz defalarca söyledik. Evet, seçimler önemsiz değil hatta hiç değil hatta çok önemli ama her şeyi seçimde halledeceğini düşünerek, bugünün mücadele gereklerini yerine getirmeksizin oturup seyretmek ve boş sözler söylemekle bu düzen değişmez.”

    25 Haziran’da gerçekleşen Demokrasi Konferansı’na işaret eden Sancar, “200’ü aşan kuruluş bir araya gelerek bu konferans gerçekleştirdi. Bu ülkede herkesin partilere bakmadan ve bağlanmadan her şeyi partilere havale etmeden toplumsal mücadeleyi nasıl örebileceklerinin güzel bir örneğini verdiler” diye ifade etti.

    “HDP ONURUN, EŞİTLİĞİN, ÖZGÜRLÜĞÜN, BİRLİKTE YAŞAMANIN ADRESİDİR”

    “Biz HDP’yi kapattırmayacağız derken mahkemeden kapatma kararı çıkmaz demiyoruz. Biz HDP’yi fikriyat ve teşkilat olarak da yaşatacağız” diyen Sancar, şunları vurguladı:

    “İzmir il binasında yapılan saldırıyı da değinerek, “İzmir il binasında yapılan saldırıda Deniz Poyraz yoldaşımızı katlettiler. Katleden kimdi? Nefret ve Kürt düşmanlığı siyaseti ile ilişkili olan korunan kollanan bir kişiydi. Şiddet arıyorsanız bize değil bize yapılana bakacaksınız, bizim yaptığımız şey bu ülkede barışı savunmaktır. Evet, şiddet İşleri Bakanlığı’nın sözcüleri çıkıp da açıkça savundukları şeydir. Yani açıkça tekrar ediyorum, şiddetin odağı iktidarın kendisidir. Bu ülkeyi boğan, nefessiz bırakanların sırtını sıvazlarken, İzmir katliamcısına ‘abicim’ derken, kadınları nefessiz bırakmaya çalışan bu iktidar düzeni şiddetin odağı değil nedir? HDP midir şiddetin odağı. HDP onurun, eşitliğin, özgürlüğün, birlikte yaşamanın adresidir. Sizin şiddetinizi sonlandırmak için her türlü bedeli ödeyerek kararlılıkla mücadele yürüten insanlar topluluğudur HDP. Hakkari’deki sivil ölümlerini mi sayayım? Orman yangınlarını mı sayayım? Bingöl dört gündür yanıyor, yüreğimiz yanıyor. Ülkenin neresinde bir çalı, bir çiçek yanarsa en önce yüreği yanan bizleriz. O ormanları yakanların hangi rant planları için hareket ettiklerini biliyoruz. Binlerce kez de halkın önüne serildi bunlar.”

    “SİZ BU PARTİYİ Mİ KAPATABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ?”

    Sancar, “HDP işte ormanımızı, doğamızı, derelerimizi, Dersim’in gözelerini, Munzur’u, Hopayı, İkizdere’yi, Şexan’ı, Kanal İstanbul adı altında İstanbul’u talan etmek isteyen bu düzene karşı en kararlı mücadelenin adresidir” diyerek, şunları ifade etti:

    “Siz bu partiyi mi kapatabileceğinizi düşünüyorsunuz? Açıkçası kapatma davası bir korku ve korkaklık davasıdır. Korktukları için açtıkları davadır. Sonuç ne olursa olsun, sonuç mahkeme kararı ne olursa olsun, HDP fikriyatıyla ve halkların ortak mücadelesiyle her gün yeniden bu düzene karşı mücadelesini sürdürecek, eğer hesap seçimse inananın kapatsanız da seçimlerde ülkenin geleceğini belirleyecek gücünü sonu kadar ortaya koymanın yolunu yaratacaktır. O yolu kapatabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Elinizde bir tek toplu iğne kalsa dahi o toplu iğnelerle yeni yollar açacağız.  Bu inançla kuracağız arkadaşlar.

    BİRLİKTE YAŞAMASININ YOLUNU MUTLAKA AÇACAĞIZ

    Bu büyük birliktelik, geniş demokrasi ve eşit yurttaşlık ittifakı hayata geçsin yürüyüşünü büyütsün, bütün korkular, bütün korku duvarları yerle bir olacaktır. İte gerçek kurtuluş budur. bunun yolu da bizim fikriyatımızda azmimiz, inancımız vicdanımızda ve zerre kir bulaşmamış mücadelemizdedir. Bir araya geleceğiz, iri olacağız, diri olacağız ve bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Bu konuda umutsuzluğa yer yok çoğunluk biziz. Haklı biziz, o nedenle kazanacak olan biziz buna en önce bizler inanmalıyız. Sesimin ulaştığı her yurttaşa söz veriyoruz. Birlikte yürürsek bu talan yalan soygun ve kan düzenine son vereceğiz hepimizin özgür eşit bir gelecekte birlikte yaşamasının yolunu mutlaka açacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Anne Akman kızı Didem Akman için endişeli: Kızımı kaybetmek istemiyorum!

    Anne Akman kızı Didem Akman için endişeli: Kızımı kaybetmek istemiyorum!

    PİRHA-Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşadığı hak ihlallerine karşı 207 gün ölüm orucu yapan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman PİRHA’ya konuştu. Akman, “Hapishane İdaresi baskıların son bulacağı ve hakların verileceğine dair söz verdiği için kızım da ölüm orucuna ara vermişti ancak sözler yerine getirilmezse tekrar başlayacağını söyledi. Kızımı kaybetmek istemiyorum. Sözünüzü tutun!” dedi.

    Didem Akman Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşadığı hak ihlallerine karşı 207 gün ölüm orucu yaptıktan sonra 11 Eylül 2020’de hapishane idaresinin taleplerinin karşılanacağı sözü vermesi üzerine başladığı ölüm orucuna ara vermişti. Eylemine ara veren Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, kızının yaşadığı hak ihlallerinin son bulacağını beklerken aksine artarak devam ettiğini belirtti.

    Anne Zülfiye Akman, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, koğuşa baskınların yapıldığını ve baskında birçok temel ihtiyaç malzemelerine de el konulduğunu aktardı.

    “MÜHÜRLÜ KİTAPLARA YASAK KOYUYORLAR”

    Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nin sorunlarının hiç bitmediğini ve sürekli yeni yasaklar geldiğini belirten anne Akman şunları dile getirdi:

    “Her şeye yasak koyuyorlar. En son kitaplara, dergilere ve el işlerine el koydular. Şubat’tan bu yana bu baskılar artarak devam ediyor. Tutsakların okuduğu kitaplara sınır getirmişler. 10 kitaptan fazla alamıyorlar. Ancak bu siyasi tutsaklara yetmiyor. Çünkü onlar sürekli okuyorlar, yazıyorlar, el işleri ile uğraşıyorlar, üretiyorlar. Hapishane İdaresi kitapların içeriye gizliden sokulduğunu söylemiş gerekçe olarak. Ancak böyle bir şey mümkün değil. Orası yüksek güvenlikli bir hapishane. Gardiyanların, idarenin bilgisi dışında en ufak bir çöp bile içeriye giremez. Ayrıca kitapların hepsinde görüldü mührü var, kaç sefer kontrolden geçerek içeri giriyor o kitaplar.”

    “HAK İHLALLERİNE KARŞI DİRENİYORLAR”

    Bu yasaklar karşısında mahpusların direndiğini ve var olan haklarından vazgeçmek istemediklerini söyleyen anne Akman şöyle devam etti:

    “Oradaki tutuklularda kitaplarını vermek istemiyorlar, haklarından vazgeçmiyorlar. Bu yüzden eylem yapıyorlar. Sloganlar atıyorlar. Eylem yaptıkları için de sürekli saldırıya uğruyorlar. Ben 1 Mart’ta kızımın görüşüne gittim. Kızım bana Şubat’tan beri hak ihlallerinin fazlasıyla arttığını söyledi. Bunun için eylem yaptıklarını söyledi. Kızım böyle bir şey yapmasın diye, zor durumda kalmasın diye Müdüre hanımla görüşmek istedim. Ancak kendisi benimle görüşmedi. Ardından cezaevi savcısına gidip görüştüm. Savcı beni dinledi ve sorunları çözeceklerini söyledi.

    Savcı ile görüşmenin ardından 2 hafta sonra kızım her zamanki aradığı saatten 2 saat geç aradı. Neden geç aradığını sordum. Kızım kaldığı hücreyi gardiyanların bastığını, tüm temel ihtiyaçlar da dahil hücredeki her şeye el koyduklarını söyledi. Ayrıca gardiyanların kendisine işkence yaptığını da söyledi. Kızımın bacağında elinde ve birçok yerinde yara izleri oluştu. Kızımın arkadaşı telefona çıkarken görmüş. Yerlerde kanlar da varmış. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Bir anne olarak Hapishane Müdüresi ve tüm Hapishane İdaresi hakkında. Bunun ardından avukatı kızımın görüşüne gittiğinde hala yaraları iyileşmemişti, saldırının etkisi geçmemişti.”

    “TAKMAK ZORUNDA OLDUĞU SİPERLİĞE BİLE EL KOYDULAR”

    Kızı Didem’in rahatsızlıkları olduğu için hastaneye gidip geldiğini ve o yüzden de siperlik kullandığını söyleyen anne Akman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ancak siperliğine el koymuşlar. Bu siperliği ölüm orucundayken doktoru kendisi vermişti. O zamandan beri kullanıyor. O zaman yasak değildi de Mart’tan sonra mı yasak oldu? Müdüre Hanım saldırmak için bahane yaratıyor. En son geçtiğimiz cuma yine görüş vardı, yine geç aradı kızım. Yine hücresine gardiyanlar girmiş ve kızıma saldırmışlar. Bu sefer de daha önce serbest olan el işlerini bahane etmişler. Yün iplere el koymuşlar. El koydukları yün ipleri kızım hapishanenin kantininden aldı. Böyle bir şey olabilir mi? Yasaksa neden sattılar? Ayrıca hücrede bulunan poşetlere de el koymuşlar. Bu tutsaklar okumazsa, yazmazsa, el işi yapmazsa ne yapacaklar? Zaten televizyon kanalları ile ilgili de sınırlama var. İdarenin belirlediği birkaç kanal dışında hiçbir yeri izleyemiyorlar. Artık bu şartların değişmesini istiyor kızım. Bunun için mücadele veriyor, direniyor. Canını ortaya koydu bu baskıların, yasaklamaların son bulması için. Ben bir anne olarak kahroluyorum. Kızım gözümün önünde can çekişiyor. Bu hapishane idaresinin bu kadar saldırmasının kinle hareket etmesinin nedeni ne? Bunun üzerine tekrar Hapishane İdaresi hakkında suç duyurusunda bulundum. Kızımın başına bir şey gelirse sorumlusu Hapishane Müdüresi Meltem Babaoğlu ve Hapishane İdaresidir. Ayrıca Adalet Bakanlığı’nı da aradım. Onlar da konu ile ilgileneceklerini söylediler ama hiçbir şey yapılmadı.”

    “TEMEL TALEBİMİZ KIZIMIN BAŞKA HAPİSHANEYE SEVK OLMASI”

    Kızının temel talebinin başka hapishaneye sevk olmak olduğunu vurgulayan anne Akman, “Bunu defalarca konuştuk ancak hiçbir adım atılmadı. Kızımı o hapishanede tutarak ve işkence yaparak zulmediyorlar. Geçenlerde hapishanede içeriye bir kedi girmiş. Hemen gardiyanlar kediyi dışarı çıkarmak için müdahale etmişler. Oysaki bir kedi, bir hayvan ne var yani sevseler ne olacak? Zaten dört duvar arasında her şeyden uzaklar. Bu kadar düşmanlık olur mu? Hapishane İdaresi hiçbir sorunu çözmüyor, aksine sorun yaratıyor. Bunları bilerek yapıyorlar. Yine Geçenlerde kızım dergi almak için başvuru yapmış ve parasını ödemiş ancak parasını ödediği halde Hapishane İdaresi dergilerini vermemiş. Kızım da mahkemeye başvurdu. Parasını ödediği dergilerin verilmesini istedi. Mahkemede parası verilen dergilerin tutukluya verilmesine karar verdi. Buna rağmen hala verilmedi dergileri. Hem parasını aldılar hem de dergilerini vermiyorlar” diye konuştu.

    “KIZIMI KAYBETMEK İSTEMİYORUM”

    Anne Akman hak ihlallerinin çok fazla arttığını belirterek son olarak şunları kaydetti:

    “Kızım ölüm orucuna ara verirken taleplerinin kabul edilmesine karşılık ara verdi. Kabul edilmezse tekrar ölüm orucuna devam edeceğini söyledi. Umarım böyle bir şey olmaz, yaşanmaz. Ben kızımı bir daha öyle bir durumda görmek istemiyorum. Kızımı kaybetmek istemiyorum. Başta Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum. Hapishanelerdeki keyfilikler, baskılar kalksın. Buradan savcılara da sesleniyorum, kızımın başına bir şey gelirse sorumlusu Şakran Hapishanesi yönetimi ve Meltem Babaoğlu’dur. Onun için göndermişler oraya. Oradaki tutukluların psikolojisini bozmak için elinden geleni yapıyor. Kızım 5 yıldır orada, 5 yıldır çekmediğimiz eziyet kalmadı. Kızımın başka bir hapishaneye sevk edilmesini istiyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş beraat etti

    PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş beraat etti

    PİRHA-PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş ile birlikte 4 kişinin yargılandığı davanın karar duruşması yapıldı. Yargılama sonunda Ulutaş ve beraberindeki 4 kişi beraat etti.

    Malatya’da 9 Temmuz 2020 tarihinde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, eşi İbrahim Ulutaş ve dernek üyesi Hasan Kaya ile Orhan Sever’in yargılandığı davanın karar duruşması bugün saat 09.00’da Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Avukatlar Cafer Koluman ve Ayla Tunçdemir’in de hazır bulunduğu duruşmada, PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş ve beraberindeki 4 kişi beraat etti.

    Duruşmayı, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Denetleme Kurulu Başkanı İsmail Ateşe, GYK üyemiz Alaaddin Türkoğlu ve Ören ŞubeBaşkanı Mazlum Köse de izledi.

    NE OLMUŞTU?

    Malatya’da Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Toplumsal Dayanışma Derneği’nde yürüttükleri faaliyetler ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş eşi İbrahim Ulutaş ve Hasan Kaya gözaltına alınmış, Orhan Sever ise ifade vermesi için Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılmıştı.

    PİRHA/ MALATYA

  • Alkollü sürücünün öldürdüğü Umut Gündüz’ün babası: Bir pankarttan korktular!-VİDEO

    Alkollü sürücünün öldürdüğü Umut Gündüz’ün babası: Bir pankarttan korktular!-VİDEO

    PİRHA-56’ncısı düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda adalet talebini dile getiren pankart açtığı için gözaltına alınan 19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz, “Bu tür ölümlerin bir trafik kazası değil de cinayet olarak yargılanması için pankart açtık” dedi. 

    Ankara Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği üyesi olan 19 yaşındaki Umut Ahmet Gündüz, 15 Temmuz 2020 günü arkadaşı Ali Can Aydın ile antrenmandan dönerken Çağdaş Ş.’nin kullandığı otomobil Gündüz’e çarptı. Çarpma nedeniyle plakası yola düştüğü için yakalanan Çağdaş Ş.’nin 1.53 promil alkollü olduğu belirlenmişti.

    Baba Menderes Gündüz, oğlunun cinayete kurban gittiğini, son iki yılda 258 bisikletlinin alkollü sürücülerin karıştığı kazalarda yaşamını yitirdiğini söyledi.

    19 yaşındaki profesyonel bisikletçi ve aynı zamanda Ankara Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği üyesi olan Umut Gündüz’ün anne ve babası oğullarının ölümüne neden olan alkollü sürücünün serbest kalması üzerine ‘Umut’a Ses Ol’ adlı bir kampanya başlatmıştı. Aile seslerini duyurabilmek için geçen hafta düzenlenen 56’ncısı düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’na #bisikletliyaşamiçinadalet’ pankartıyla katıldı.

    İZİN BELGELERİ OLMASINA RAĞMEN GÖZALTINA ALINDILAR

    Umut’un anne ve babası Kuşadası’nda düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu finalinde, ‘#UmutaSesOl #bisikletliyaşamiçinadalet’ pankartı açtıktan sonra, Aydın Valiliği tarafından izin belgeleri bulunmasına rağmen gözaltına alındı.

    Yaşadıklarını PİRHA’ya anlatan baba Menderes Gündüz, “Antrenman dönüşü alkollü ve aşırı hızlı bir sürücünün arkadan çarpıp akabinde kaçması sonucu öldürülen Umut Gündüz’ün babasıyım. 15 Temmuz 2020’den sonra bisikletli ölümlere dikkat çekmek, farkındalık yaratmak ve bu tür ölümlerin bir trafik kazası değil de olayların ikinci derece cinayet olarak yargılanması için bir kampanya başlattık” dedi.

    “HER YERDE KULLANDIĞIMIZ PANKART ORADA SUÇ SAYILDI”

    Kampanyalarını ve seslerini duyurabilmek için 56’ncısı düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’na katıldıklarını söyleyen Gündüz şöyle devam etti:

    “Hem sesimizi duyurmak hem de bu farkındalığı arttırmak için eşim ve ben katıldık düzenlenen tura. Yanımızda 9 ay boyunca bu kampanyayı yürüttüğümüz pankartlarımız vardı. Marmaris’e geldiğimizde burada asmış olduğumuz pankartlarımız Jandarma Komutanlığı tarafından ‘sakıncalı ve yasak’ gerekçesiyle indirilmek istendi. Biz aile olarak indirmeyeceğimizi söylediğimizde ise ‘Kamu malına zarar vermekten’ tutanak tutacaklarını söylediler. Ayrıca gözaltı yapabileceklerini söylediler. Biz de pankartımızın içeriğinde herhangi bir suç teşkil edecek bir yazının olmadığını kendilerine söyledik. Bu pankartları 9 aydır birçok kurum, medya, mecra ve sivil toplum örgütünde taşıdığımızı belirttik. Ayrıca oğlumuzun adına Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından Bahçelievler’de açılan bisiklet yolunda da biz bu pankartı taşıdığımızı ve birçok medyada da bunu kullandığımızı ifade ettik. Ancak kesinlikle izin vermeyeceklerini söylediler. Biz de pankartlarımızı kaldırmayacağını söyledik. Ardından apar topar pankartlarımız jandarma tarafından toplanarak parçalandı.”

    “BİSİKLET FEDERASYONU BAŞKANI BİZİ AZARLADI”

    Pankart asmak için izin almaya çalıştıklarını ve tüm yetkililere gitmelerine rağmen sonuç alamadıklarını aktaran Gündüz, “Pankart asmak için yasal olarak izin almamız söylendi. Marmaris Kaymakamlığı’na geçtik eşimle birlikte. Dilekçemizi yazdık. Başvurumuz önce olumlu karşılandı. Sonrasında kaymakamlıkta yetkili birisi güvenlik toplantısı yapılacağını, toplantının sonucunda kaymakamın izin vereceğini söyledi. Eşimle ben de bekledik kapının önünde. Kaymakam ve ekibi çıktığında pankarta izin vermeyeceklerini söylediler.  Niçin olduğunu sorduğumuzda ise Federasyonun onayı gerekiyor dediler. Federasyon yetkililerine ulaşmaya çalıştık ama kimse bize yardımcı olmadı. En son Federasyon Başkanı Erol Küçükbakırcı’ya ulaştık. Kendisine böyle bir zorluk yaşadığımızı ve bize yardımcı olmasını istedik. Çok ters ve sert bir üslupla bizi azarlayarak ‘Beni bir daha aramayın!’ dedi.

    “BİR PANKARTTAN KORKTULAR”

    Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen yol boyunca pankartlarını açmaya ve kampanyalarının sloganlarını yazmaya devam ettiklerini söyleyen Gündüz son olarak şu ifadeleri kullandı:

    “Son etap olan 8. Etap Kuşadası etabına geldik. Orası artık final bölümüydü. Oraya en yakın bir otelin terası olan balkon gördük. İzin alarak bu pankartı açmak istedik. Ancak herkes o kadar çok korkuyordu ki bir pankarttan, kimse bunun altına imzasını atmak, sebep olmak istemedi. Bizde inisiyatif kullanıp pankartımızı açtık. Pankartımızda sadece ‘Bisikletli ölümlere son! Bisikletli yaşam için adalet! Kaza değil cinayet!’ yazıyordu. Ve ‘Umut’a ses ol!’ yazıyordu. Orada Bakan bey varmış bizim bilgimiz yoktu. Bir anda gereksiz bir yaygara çıkarıldı.

    Asayiş polisleri eşimle beni gözaltına aldı. Otel içinde sorguladılar, kontrol ettiler. Aydın Valiliği’nden alınmış hem sokağa çıkma yasağına muafiyet hem de farkındalık oluşturmak adı altındaki izin yazımızda vardı. Onları gösterdik. ‘Tamam izniniz var gidebilirsiniz.’ dediler. Biz alandan çıkıp araca doğru giderken iki tane sivil polis geldi yanımıza ve bizi tekrar gözaltına aldılar. TEM’den olduklarını söylediler. TEM’den dediklerinde eşim de ben de tedirgin olduk. Terörle mücadele yani nasıl böyle bir şey olabilir? Nasıl bağdaştırabildiler bir pankartla terörle mücadeleyi? Sonrasında başka kaynaklardan öğrendik ki Aydın vali yardımcısının bizzat müdahalesi ile TEM bizi gözaltına almış. Kuşadası Emniyet Müdürlüğü’ne ifadelerimizi verdik. Bir odada 2 buçuk 3 saat tutulduk. Sonrasında serbest bırakıldık.”

    NE OLMUŞTU?

    19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz, geçen yıl Ankara’da antrenman sonrası evine dönerken aşırı süratli giden alkollü sürücünün yönetimindeki aracın çarpması sonucunda hayatını kaybetmişti. Yolun sağ şeridinde ve eksiksiz teçhizatla gittiği belirlenen Umut Gündüz, olayda polis raporlarına göre kusursuz bulunmuştu. Yola düşen plakadan yakalanan sürücü ise 4 ay tutukluluk süresinin ardından serbest bırakılmıştı.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

  • Veli Saçılık: 21 yıl sonra gelen adalet geç geldiği için kesinlikle adalet değildir!-VİDEO

    Veli Saçılık: 21 yıl sonra gelen adalet geç geldiği için kesinlikle adalet değildir!-VİDEO

    PİRHA-2000 yılında Burdur Cezaevi’ne düzenlenen operasyonla ilgili açılan tazminat davasının 21 yıl sonra karara bağlanmasını PİRHA’ya değerlendiren Veli Saçılık, “Burdur bir ayıptı biz bu ayıbı ortadan kaldırdık. Türkiye’de daha çok ayıp var. O ayıpları da hep birlikte mücadele ederek ortadan kaldıracağız” dedi.  

    2000 yılında Burdur Cezaevi’nde kolunu kaybeden Sosyolog Veli Saçılık’tan İçişleri ve Adalet Bakanlıkları kanalıyla faiziyle birlikte 500 bin TL’ye ulaşan tazminatı ödemesi isteniyordu. Bakanlıklar, bu ücretin tahsili için icra işlemi başlatmıştı ancak AİHM kararından sonra işlemler durdurulmuştu.

    HEM KOLUNU KAYBETTİ HEM TAZMİNAT ÖDEMESİ İSTENDİ

    Burdur Cezaevi’ne 5 Temmuz 2000’de düzenlenen ve cezaevi duvarının dozer kepçesiyle yıkılarak gerçekleştirilen operasyonla ilgili olarak açılan tazminat davasına dair duruşma Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü.

    Söz konusu davada, idare duvarın cezaevindeki 61 tutuklunun isyan etmesi nedeniyle yıkıldığını öne sürerek faiziyle birlikte 500 bin liraya yaklaşan zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini talep etmişti.

    Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini talep eden devletin talebini haksız buldu.

    15 Temmuz sonrası KHK ile de kamudaki işinden ihraç edilen Veli Saçılık, PİRHA’ya yaptığı açıklamada yaşadığı süreci şöyle özetledi:

    “5 Temmuz 2000 tarihinde ben tutukluyken koğuşa sokulan dozerle kolum koparılmıştı. Daha sonra bir köpeğin ağzında bulunmuştu. Bununla ilişkili birçok dava açıldı bize. İsyan davaları, ceza davaları açıldı. AİHM kararına rağmen Danıştay ve mahkeme aleyhimize karar vermişti. Dozerle yıkılan duvarın parası bizden istenmişti. Ve bu dava tam 21 yıl sürdü. 21 yıl içerisinde hakimler bize, ‘Bu kişiler devletin himayesi altındayken devlete karşı isyan ettiler ve bu tazminatı ödemeye mahkumlar.’ dedi, 500 bin TL ödememizi istediler. Biz AİHM’e başvurmuştuk. Mahkeme de AİHM kararına uyarak bozdu bunu.”

    AİHM KARARI ESAS ALINDI

    Duruşmada Veli Saçılık’ı, KHK ile akademiden ihraç edildikten sonra avukatlık ruhsatını alabilmek için uzun bir hukuk mücadelesi veren Cenk Yiğiter ile avukat Senem Doğanoğlu savundu. Mahkeme, idarenin yıkılan duvarın ücretinin faiziyle birlikte o dönemde cezaevinde bulunan 61 tutuklu isimden erişilebilen tek kişi olan Veli Saçılık’tan tahsilinin talep edildiğini hatırlattı. Mahkeme ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu davada, “İşkence iddiasının bile soruşturulmadığı için davanın reddinin gerektiği” kararını verdiğini ve Yargıtay’ın da bu karar doğrultusunda, daha önce Veli Saçılık’ın tazminat ödemesi gerektiğine hükmeden mahkemenin kararını bozduğunu belirtti. Mahkeme, kısa değerlendirmeden sonra Yargıtay’ın kararına uyarak, davanın reddine hükmetti. Bu kararla birlikte operasyonda kolunu kaybeden Veli Saçılık 21 yılın ardından hukuk mücadelesini kazanmış oldu.

    “BİZ DEVLETE TAZMİNAT VERMEMEME HAKKI KAZANDIK”

    Karara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Veli Saçılık şunları ifade etti:

    “Kazandığımız şey trajikomik aslında. Biz devlete tazminat vermememe hakkı kazandık. İşkence gördük. Cezaevinde insanlık dışı uygulamalara maruz kaldık. Bir de üstüne devlet dava açıp tazminat istedi. Bunu kazanmak içinde AİHM’e kadar gitmememiz gerekti. Dün itibariyle bu ayıp ortadan kalkmış oldu. Tabi bu ayıp zoraki ortadan kalktı. Bir adalet değildi bence. Geç geldiği için kesinlikle adalet değildi zaten.”

    “ADALETSİZLİĞE UĞRAMIŞLAR OLARAK YAN YANA DURDUK”

    Açıklamasında Burdur Cezaevi’nde yaşanan direnişin toplumsal direniş hafızası oluşturduğunu vurgulayan Veli Saçılık şunları aktardı:

    “Davaya avukat Senem Doğanoğlu’nun yanında Cenk Yiğiter de katıldı. Cenk Yiğiter de benim gibi kamu emekçisiydi ve ‘Bu suça ortak olamayacağız!’ bildirisine imza attığı için KHK’yle atıldı işinden. Ruhsatını aldıktan sonraki ilk davasıydı. Cenk hocanın bu sembolik katılımını çok önemsiyorum. Hem ihraçların dayanışması açısından hem adaletsizliğe uğramışların birlikte yan yana mücadele etmesi açısından çok önemliydi.”

    “TÜRKİYE’NİN AYIPLARINI SIRASIYLA ORTADAN KALDIRACAĞIZ!”

    Veli Saçılık, “Şimdi sırada KHK’lerin ortadan kaldırılması ve işe dönmemiz var. Türkiye’de demokratik bir ortamın sağlanması var. Bunu hep birlikte mücadele ederek kazanacağız. Burdur bir ayıptı biz bu ayıbı ortadan kaldırdık. Türkiye’de daha çok ayıp var. O ayıpları da hep birlikte mücadele ederek ortadan kaldıracağız” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Hüseyin Galip Küçüközyiğit 100 gündür kayıp!- VİDEO

    Hüseyin Galip Küçüközyiğit 100 gündür kayıp!- VİDEO

    PİRHA- 100 gündür haber alınamayan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in kızı Nursena Küçüközyiğit; “İncelemelerin yapılması için uğraştık ama bugün 100’üncü gün ve yapılan bir işlem olmadı” dedi.

    Kaçırıldığı belirtilen ve kendisinden 100 gündür haber alınamayan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in ailesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) binasında basın toplantısı düzenledi.

    İlk olarak konuşan İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, “İHD olarak son yıllarda çok fazla kayıp başvurusu alıyoruz. Hüseyin Galip Küçüközyiğit bu başvurulardan sadece biri. Bizler gündeme getiriyoruz kayıpları ancak yeterli olmuyor. Takip aşamasında maalesef engelleniyoruz. Sonuç alamıyoruz” dedi.

    BAZI DELİLLER YOK EDİLDİ

    Çevirmen’in ardından Hüseyin Galip Özyiğit’in kızı Nursena Küçüközyiğit söz aldı. Babasıyla en son 29 Aralık 2020 tarihinde telefonda görüştüğünü belirten Küçüközyiğit, “Babam ertesi gün yanımıza geleceğini söyledi. Fakat gelmedi. Daha sonra tekrar aradığımızda telefonu kapalıydı. O günden sonra bir daha haber alamadık. Bundan sonraki aşamada incelemelerin yapılması için uğraştık ama bugün 100’üncü gün ve yapılan bir işlem olmadı. Aracını bulamadık, çelişkili ifadeler verildi. Geçen bu süreçte işlemlerin başlatılmaması hem süreci yavaşlattı hem de bazı delillerin yok olmasına sebep oldu” diye konuştu.

    “BAZI GÖREVLİLER KAÇIRILDIĞINI İTİRAF ETTİ”

    Hukuki süreç hakkında bilgi veren aile avukatı Adem Kaplan ise, aile ile birlikte emniyete çağrıldıklarını ifade ederek, “Emniyete gittiğimizde bize oradaki görevlileri ‘Biz şu anda sadece gölde yüzebiliyoruz. Sizin uğraştığınız konular deniz, okyanus. Yani bu okyanusta yüzemezsiniz, boğulursunuz.’ şeklinde üstü örtülü olarak devletin bazı görevlileri tarafından Hüseyin Bey’in kaçırıldığı itiraf edilmiş oldu. Fakat kaçıran güçlerin devlet içinde gizli yapılanma içerisinde olabileceği konusunda imalarda da bulundu emniyet yetkilileri” açıklamasında bulundu.

     “100 GÜN GEÇMESİNE RAĞMEN ARAŞTIRMA YAPILMADI”

    Kaplan, Küçüközyiğit için savcılığa başvuru yaptıklarında uzun bir süre savcılık ataması beklediklerini söyleyerek şunları kaydetti:

    “Atamadan sonra telefon kayıtlarının bazı sinyal ve takibini Sulh Ceza Hakimliği’ne istedi. Sulh Ceza Hakimliği’nin de ‘Kişinin sanık olmadığı, sanık olmayan bir kişinin de GPS kayıtlarının Sulh Ceza Hakimliği tarafından incelenmesine karar verilemeyeceğini bu yetkinin Cumhuriyet Başsavcılığı’nda olduğunu ve resmen bu incelemenin yapılması gerektiği’ kararına rağmen hala sinyal kayıtları ve baz bilgileri yolunda savcılık tarafından bir çalışma yapılmadı. İnsanların herhangi bir kayıp durumunda GPS bilgilerine ulaşabildiği bir durumda 100 gün geçmesine rağmen hala telefonun sinyal kayıtları konusunda bir araştırma yapılmadı. Devlet yetkililerinin üzerinde sosyal medya üzerinden bir baskı oluşturmasını kamuoyuna rica ediyoruz. Bu olaya herkes maruz kalabilir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘İnsan Hakları Eylem Planı için İçişleri Bakanlığı’nda değişiklik yapılmalı’-VİDEO

    ‘İnsan Hakları Eylem Planı için İçişleri Bakanlığı’nda değişiklik yapılmalı’-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan’ın gözaltına alınmasına dair İHD Genel Merkezinde basın toplantısı yapıldı. Öztürk Türkdoğan, “Bütün bu yaşananlar demokrasi ve insan hakları mücadelesi verenler bakımından Türkiye’nin kapalı ve açık cezaevi haline getirildiğini göstermektedir” dedi.

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan’ın 19 Mart 2021’de gözaltına alınıp serbest bırakılması üzerine açıklama yapıldı. İHD Genel Merkezinde yapılan basın toplantısına MYK üyeleri de katıldı.

    Adli kontrol ve yurt dışı yasağı konulup serbest bırakılan Öztürk Türkdoğan, yönlendirilen tüm suçlamaların asılsız olduğunu söyleyerek faaliyetlerinin insan hakları savunuculuğu kapsamında olduğunu belirtti. Öztürk Türkdoğan, soruşturma kapsamında tespit ettikleri hukuka aykırı hususları da şu şekilde sıraladı:

    Avukat olmama rağmen konunun Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezine iletilmemesi, İHD Genel Başkanı olmam nedeni ile konunun Adalet Bakanlığına intikal ettirilmemesi, soruşturmanın gizli olmasına rağmen polis tarafından gözaltına alındıktan sonra emniyete götürülürken çekilen görüntülerin Demirören Haber Ajansına sızdırılıp yayın yapılması hukuka aykırıdır.

    Soruşturmanın kısıtlamayı gerektirmediği halde keyfi olarak kısıtlama kararlarının alınması, soruşturmanın yapılan basın açıklamalarına dayanması nedeni ile CMK 140’a göre çağrı alma üzerine ifade alma yönteminin uygulanmayıp gözaltı yapılması, tamamen serbest bırakma yerine adli kontrol ve yurt dışı yasağı konulması gibi birçok hukuka aykırılığı belirtebiliriz.

    Bu durum Türkiye’deki siyasi iktidarın yargı yolu ile siyasi ve toplumsal muhalefette bulunan muhalif kişileri baskı altında tutmayı ciddi bir politika haline getirdiğini göstermektedir. Bütün bu yaşananlar demokrasi ve insan hakları mücadelesi verenler bakımından Türkiye’nin kapalı ve açık cezaevi haline getirildiğini göstermektedir.”

    “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA DEĞİŞİKLİK ŞART OLDU” 

    “İçişleri bakanının 16 Şubat 2021 günü TBMM kürsüsünden doğrudan doğruya İHD’ye yönelik ‘canı çıkasıca dernek’ deyimini kullanıp hedef göstermesinden sonra böyle bir operasyonun yapılması göstermektedir ki İnsan Hakları Eylem Planı’nın hayata geçmesi için İçişleri Bakanlığı’nda değişiklik yapılmasının şart olduğudur. Güvenlikçi anlayış değişmeden Türkiye’nin özgürlüklere yönelmesi mümkün değildir.

    Türkiye son yıllarda uluslararası sorumluluklarını sıkça yerine getirmemektedir. Türkiye’nin bu tutumu genel bir alışkanlık halini almış ve uluslararası alanda teşhir olmuştur.

    “BASKI POLİTİKALARINA SON VERİLMELİ”

    Türkiye’nin ülke içinde oluşturduğu insan hakları koruma mekanizmalarının bu süreçteki sessizliği bu mekanizmaların bağımsız ve tarafsız olmadığını, siyasi iktidara bağlı çalıştığını maalesef bir kez daha göstermiştir.

    İHD 35 yıldır, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için çalışmaktadır. İHD Eş Başkanına, insan hakları alanındaki çalışmaları nedeniyle soruşturma açılması, gözaltına alınması, adli kontrole tabi tutulması, yurtdışı yasağı uygulamasına maruz bırakılması Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları belgelerinde yer alan taahhütlerine aykırıdır. İnsan hakları savunucularına yönelik bu baskı ve gözdağı politikası ve uygulamasına son verilmelidir.

    İnsan hakları savunucularının mücadelesi kesintisiz bir şekilde kararlılıkla sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP ‘Herkes İçin Adalet’ kampanyasını başlattı: Adaleti aranır olmaktan çıkartalım-VİDEO

    HDP ‘Herkes İçin Adalet’ kampanyasını başlattı: Adaleti aranır olmaktan çıkartalım-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi, ‘toplumsal adaleti sağlamak’ hedefi ile 21 Haziran’a kadar sürecek bir seferberlik süreci başlattı. HDP Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar, “Herkes için, her yerde, her dilde, her zaman adalet” diyerek muhalefeti ortak mücadeleye çağırdılar.

    Halkların Demokratik Partisi, ‘toplumsal adaleti sağlamak’ için Haziran ayına kadar sürecek “Herkes için Adalet” kampanyasını başlattı.

    Ankara’da tanıtım toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ile Mithat Sancar, “AKP-MHP iktidarı tarafından ekonomi, yargı, sağlık, eğitim, siyaset ve kültür alanlarında yaratılan çürümüşlük, çözümsüzlük ve tıkanmışlık topluma katlanılması zor bir yaşam olarak yansımaktadır” dedi.

    Okunan deklarasyonda adaletsizliğin en yoğun yaşandığı alanlardan biri de ‘inanç ve kültür özgürlüğü’ olarak ifade edilirken “Özellikle Alevi toplumuna yönelik tarihi arka planı olan adaletsizliklere bu iktidar tarafından yenileri eklenmektedir. Aleviler de ayrımcı nefret dilinin hedefindedir. Cemevlerinin ısrarla statüsüz bırakılması, iktidarın toplumun önemli bir kesimini oluşturan Alevileri tanımaması ve taleplerini karşılıksız bırakmasından başka bir anlamı yoktur” denildi.

    “ADALETE VE ADALET ARAYANLARA DÜŞMANLAR”

    HDP Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar’ın ortak açıkladıkları deklarasyonda “nefret ve tehdit dili, cinsiyetçi, ötekileştirici zihniyet toplumu sürekli kutuplaştırmaktadır” denilerek şu açıklama yapıldı:

    “İktidarın düşmanlaştırıcı dili, ne yazık ki, toplumun temel harcı olan insani değerleri bir bir aşındırmakta, toplumu ahlaki bir yozlaşma girdabına sürüklemekte, toplumsal çözülmeyi dayatmaktadır.

    Bu krizlerin her birinin ayrı ayrı sonuçları olsa da, hepsinin toplamda ürettiği ve giderek çığ gibi büyüyen ortak bir sonuç vardır: Adaletsizlik.

    Yargıdan kadın haklarına; vergiden ücrete; işçi haklarından tüketici haklarına; sağlığa erişimden konut hakkına; ifade özgürlüğü hakkından engelli haklarına; çocuk haklarından hayvan haklarına, barış hakkından yaşam hakkına, su ve toprak hakkından ekolojik haklara kadar her alanda adaletsizlik bu rejimin temel özelliğidir.

    Gayri meşruluğu, yolsuzluk düzenini, insanlık suçlarını ancak ve ancak böyle bir adaletsizlik düzeninde sürdürebileceklerini biliyorlar. Bu nedenle toplumu adaletsiz bir yaşama mahkûm ve mecbur bırakmaya çalışıyorlar. İşte bu yüzden adalete ve adalet arayanlara düşmanlar.”

    “İNSAFSIZLIK DÜZENİ İŞLEMEKTEDİR”

    Adaletsizlik ile ekonomik sömürü ve yoksulluk arasında sıkı bağlar bulunmaktadır. Kayırmacılığın, yolsuzluğun hâkim anlayış haline geldiği, gelir dağılımı uçurumunun her geçen gün büyüdüğü; halktan toplanan vergilerin iktidar eliyle yandaş sermayeye aktarıldığı, talan ve sömürü çarkı toplumun en ağır yaşadığı adaletsizliklerin başında gelmektedir. Bir yandan iktidar yandaşı olanlara büyük ekonomik ayrıcalıklar bahşedilirken; öte yandan çöpten ekmek toplayan insanların bulunduğu bir insafsızlık düzeni işlemektedir. Bu ülkenin kaynaklarına çöreklenenler, yurttaşa çöp konteynerlerini ve pazaryeri çöplerini reva görmektedir. İşsizlik, yoksunluk, yoksulluk ve hayat pahalılığında yakın tarihin en vahim tablosu yaşanmaktadır.

    Kendileri şatafat içinde yüzerken, bu ülkeyi insanların aç yattığı, sabaha umutsuzca uyandığı, borç batağında süründürüldüğü, çaresizlikten yaşamına son verdiği, bir sefalet coğrafyasına çevirdiler.”

    “TEK ADAMA DAYALI OLAĞANÜSTÜ HAL REJİMİ”

    “AKP-MHP iktidarı keyfi ve adaletsiz rejimini sürdürebilmek için siyasal alanı tamamen lağvetmek hevesindedir. Bunun en tipik örneği kayyım rejimidir. Siyasi hırsızlık ve soygun düzeni olan kayyım rejimi, bu iktidarın seçimsiz, halksız ve haksız bir darbe düzenine geçiş özleminin aynasıdır.

    Bu düzende demokratik hak ve özgürlükler kullanılamadığı gibi katılım adaletinin işlemesi de engellenmekte, demokrasinin en temel ilkeleri bile askıya alınmaktadır. Kuvvetler ayrılığı, denge denetim mekanizmaları yok edilerek tek adama dayalı olağanüstü hal rejimi kalıcı hale getirilmeye çalışılmaktadır. Demokratik siyasetin temel özellikleri olan müzakere, diyalog ve mutabakat arayışını ortadan kaldıran AKP-MHP iktidarı, bütün alanları şiddet mekanizmalarıyla yönetmeyi tercih etmektedir.”

    “SARAY’A BAKAN YARGI SİSTEMİ”

    “Adaletsizliğin hassas bir teraziye vurulduğu yargı alanında da tam bir çürümüşlük yaşanmaktadır. Bugün en büyük hukuksuzluklar, baskı ve tasallut altına alınan liyakatsiz savcı ve hakimler eliyle yapılmaktadır. Evrensel hukukun temel ilkelerine değil Saray’a bakan yargı sistemi, bu ülkenin geleceğini müebbet adaletsizliğe çevirmeye çalışmaktadır.

    Hukuku adeta bir tasfiye ve tedip mekanizmasına dönüştüren bağımlı ve taraflı yargı düzeni, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başta olmak üzere evrensel hukuk değerlerini hiçe saymakta, ortaçağ engizisyon mahkemelerine rahmet okutmaktadır.”

    “SEÇME VE SEÇİLME HAKKI GASP EDİLMEKTE”

    “AKP-MHP iktidarı, kökten adaletsizliğe dayanan harami düzenini ne pahasına olursa olsun sürdürme gayreti içerisindedir. Halkın desteği ve rızasıyla ayakta kalamayacağını bildiğinden toplumu sürekli kutuplaştırarak, ötekileştirerek, nefret dilini yaygınlaştırarak, cebir ve şiddetle ömrünü uzatmanın arayışındadır. Düşmanlaştırıcı nefret dilini ise Kürtler başta olmak üzere toplumun kimlik, inanç, cinsiyet ve kültürel farklılıklarına yöneltmektedir.

    Kürt halkının en doğal ve insani hakkı olan kültür, kimlik, anadilinde eğitim ve kendini özgürce ifade etme hakları gasp edilmekte, bunların talep edilmesi bile ceza konusu yapılmaktadır. Hukuk ve kanun dışı oluşturulan kayyım rejimiyle Kürtlerin seçme ve seçilme hakkı gasp edilmekte, yerel demokrasi, yerelden ve yerinden yönetim imkanları ve hakkı yok edilmektedir. Tek adam yönetimi, Kürt sorununda çözümsüzlüğü esas alarak, Türkiye halklarının huzuru, refahı ve geleceğiyle tehlikeli bir şekilde oynamaktadır.”

    “HERKES İÇİN ADALET”

    HDP’nin açıkladığı deklarasyonda “Toplumun adalet arayışına ses ve nefes olacağız” denilerek toplumsal adaleti sağlamak adına bir tür seferberlik başlatılacağı duyuruldu.

    “İşsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, hayat pahalılığına, sömürüye, talana, gelir uçurumuna karşı mücadeleleri büyüteceğiz” denilen açıklamanın devamında şöyle devam edildi:

    “Kayırmacılığa; ayrımcılığa, şiddet ve nefret diline, kutuplaştırıcı politikalara karşı direneceğiz.

    Farklı halkların ve inanç gruplarının haklarını, hukuklarını, kültür, kimlik ve anadillerini özgürce kullanabilmeleri mücadelemizi kararlı biçimde sürdüreceğiz.

    Kadın kırımına ve kadına yönelik şiddete, kadın yoksulluğu ve işsizliğine karşı mücadeleyi büyütecek, İstanbul Sözleşmesi’ni daha güçlü sahipleneceğiz.

    Gençliğe karşı tüm hoyrat politikaların karşısında duracağız.

    Doğa katliamını ve tahribatını durduracağız.

    Bütün toplumsal ve demokratik muhalefet güçlerinin özgürce siyaset yapma hakkını savunacağız.

    Demirtaş, Kavala, Berberoğlu örneklerinde olduğu gibi AYM ve AİHM tarafından verilen kararların uygulanmasını sağlayacağız.

    Cezaevlerinde hüküm süren şiddet, zorbalık, tecrit ve hak gasplarını sona erdireceğiz.”

    “DAHA FAZLA GEÇ KALMADAN…”

    “Siyasal muhalefet başta olmak üzere, tüm toplumsal muhalefete ve tek tek yurttaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz. Daha fazla geç kalmadan, iktidar ittifakının halklarımızı daha fazla yoksunluğa, yoksulluğa, açlığa ve sefalete, ekonomik, siyasi, ekolojik ve toplumsal yıkıma sürüklemeden hep birlikte, herkes için adalet diye haykıralım.

    Adaletsiz yaşanmaz. Adaleti aranır olmaktan çıkartalım ve yaşanır hale getirelim. Yaşamı adaletli kılalım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu, verdiği 61 soru önergesinin akıbetini sordu

    Kenanoğlu, verdiği 61 soru önergesinin akıbetini sordu

    PİRHA-HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, 2018 ve 2020 yılları arasında çeşitli bakanlıklara verdiği ve cevaplandırılmayan 61 soru önergesinin akıbetini TBMM Başkanlığı’na sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 2018 ve 2020 yılları arasında birçok bakanlığa verdiği ve cevaplandırılmayan 61 soru önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sordu.

    Kenanoğlu, milletvekillerinin, halk adına yürütme organını denetleme hakkının olduğunu vurgulayarak cevaplandırılmayan soru önergelerine dair TBMM Başkanlığı’na verdiği dilekçede şu ifadeleri kullandı:

    “Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri uyarınca, tarafımızca verilen soru önergeleri sevk tarihinden başlayarak 15 gün içerisinde cevaplandırılmak durumundadır. Ancak, bırakın soru önergelerimizin 15 gün içesinde cevaplandırılmasını, Cumhurbaşkanlığı ve bazı bakanlıkların (İçişleri, Adalet, Aile, Çalışma, Sağlık bakanlıkları gibi) Anayasa’nın amir hükmünü ihlal ederek, soru önergelerimize hiç cevap vermediği kayıtlarımızda sabittir. TBMM İçtüzüğünün 100. maddesi uyarınca, cevaplandırılmayan soru önergelerime ilişkin gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.”

     

  • Barakada yaşamak zorunda kalan Dersimli Suna Duman 907 gündür adalet arıyor-VİDEO

    Barakada yaşamak zorunda kalan Dersimli Suna Duman 907 gündür adalet arıyor-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde dere ıslah ve peyzaj çalışması nedeniyle evi yıkılan ve barakada yaşamak zorunda bırakılan Suna Duman, “907 gündür hak mücadelesi veriyorum ve adalet arıyorum” dedi. Duman, ayrıca Alevi ve Kürt olmalarından kaynaklı ayrımcılığa tabi kaldıklarına dikkat çekti.

    İstanbul, Çekmeköy deresi ıslah çalışması projesi kapsamında birçok aile mağdur edilmiş durumda.

    Üç senedir yapılan haksızlığa, evinin yıkılması üzerine direnmeye çalışanlardan Dersimli Suna Duman, 2 Ağustos 2018 yılından bu yana 6 metrekarelik barakada adalet nöbeti tutuyor.

    Dere ıslah çalışması nedeniyle evlerinin yıkılmasının ardından yerine başka evlerin yapılıyor olmasına tepki gösteren Duman, “Dere ıslah çalışması yapılırken sesimi bir şekilde duyurdum. Birileri durdurdukça onlar korsan bir şekilde çalışmaya devam ettiler. Artık bunun görülmesini istiyorum” diye konuştu.

    Evi yıkılan Suna Duman, evlerden 3’ünün 4 Nisan 2018’de yıkıldığını belirterek, Çekmeköy Belediyesi Başkanı Ahmet Poyraz’ın yıkımın baş sorumlusu olduğunu kaydetti. İlk yıkımla birlikte adli mercilere başvurduklarını aktaran Duman, yıkımın İstanbul 7. İdare Mahkemesi tarafından bir hafta sonra durdurulduğunu dile getirdi. Söz konusu hafta içerisinde sokaktaki 3 hanenin yerle bir edildiğini söyleyen Duman, mahkeme kararı sonrası birkaç ay boyunca diğer evlerin yıkılmadığını kaydetti.

    HUKUKSUZ, KORSAN ŞEKİLDE EVLERİMİZİ YIKTILAR”

    2017 yılında bir tebligatla evlerinin boşaltılması istenen Farabi Sokak sakinlerinden biri olan Suna Duman, 2018 Ağustos ayında zorla kapıları pencereleri kırılarak, polis zoruyla evlerinden çıkarıldıklarını söyledi.

    Duman, süreci şöyle anlattı:

    “Evlerimiz yıkıldıktan sonra iki buçuk ay havalı çadırda yaşadım. Çünkü direnmeye başladım. Haksız yere evlerimizin yıkıldığını biliyordum. Biz imar barışından faydalanmıştık ve davamız bu süreçte devam ediyordu. Hukuksuz, korsan bir şekilde evlerimizi yıktılar. Sonrasında çadırımı kaldırdılar ve ailemle birlikte konteyner da yaşamaya başladım. 27 gün sonra usulsüzlükle konteyneri de kaldırdılar.”

    TACİZLERE, HAKARETLERE MARUZ KALDIM”

    Duman, evinin yıkılmasının ardından, önce yaşadığı çadırın daha sonra yaşadığı konteynerin de arazileri sahibi kişiler tarafından kaldırıldığını belirtti. 907 gündür direndiğini ifade eden Duman, “Sonrasında şu an içinde yaşadığım kulübeyi yaptım. Çadırı, kulübeyi, konteyneri kaldırmam için tacize, hakarete ve birçok şeye maruz kaldım. Bir kadın olarak her şeye maruz kaldım. Şiddet gördüm, her gün bir şiddet yaşadım. Korktum, kendimi koruyabilmek için geceleri uyumadım. Artık sesimin duyulmasını istiyorum” ifadelerini kullandı.

    İMAMOĞLU’NA ÇAĞRI

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu seçilmesinden sonra sesini ulaştırmak için birçok girişimde bulunduğunu ancak bir türlü ulaşamadığını dile getiren Duman, “Yetkililere özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na sesleniyorum. Bu size son çağrım. Gelin ve Farabi sokakta yapılan yolsuzluğu, usulsüzlüğü kendi gözünüzle görün artık” çağrısında bulundu.

    Diren SATI/İSTANBUL

     

     

  • Bülbül: 6 yıl 3 ay hapis cezası bana değil tüm Alevi toplumunadır

    Bülbül: 6 yıl 3 ay hapis cezası bana değil tüm Alevi toplumunadır

    PİRHA-HDP Milletvekili Kemal Bülbül, hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesini “Günümüzde Anayasanın kendisi insan hakları ihlali işleyen bir yapıdadır. Şu an bir yasasızlık, anayasasızlık söz konusudur” sözleriyle eleştirdi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül hakkında silahlı terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla  Diyarbakır’da yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti.

    HDP’li vekilin avukatları karara itiraz etmeye hazırlanırken Kemal Bülbül ile geçtiğimiz yıla dair hak ihlallerini konuştuk. “Bizler, çok şiddetli nefret suçlarıyla ve yargının toplumsal muhalefet üzerinde bir silah olarak kullanılmasıyla karşı karşıyayız” diyen Bülbül, mevcut Anayasa’nın insan hakları konusunda yetersiz kaldığını ifade etti.

    Samsun’da eline ‘iş-aş’ yazarak 11 Aralık’ta intihar eden bir vatandaşı hatırlatan Bülbül, “Yoksul bir insanımız, hem de insan hakları gününde intihar etti. ‘İnsan hakları’ kavramı bireyin tüm varlığını ifade eder. Yani; işini, aşını, varlığını teşkil eden, inançsal kültürel değerlerin tamamına, kimliğini, kişiliğini oluşturan değerler bütünüdür” dedi.

    “YARGI, SUÇ İŞLEYEN BİR POZİSYONA GELMİŞTİR”

    Bülbül, “Yargının kendisi hukuksuzluk yapıyor” diyerek tutuklu olan diğer partililerin tamamının hukuka aykırı olarak, keyfi nedenlerden tutuklandığını ifade etti. Yargının insan haklarına karşı suç işler pozisyona geldiğini söyleyen Bülbül şöyle konuştu:

    “Örneğin Alaattin Çakıcı’yı eleştiren tutuklanıyor ama Alaattin Çakıcı ana muhalefet partisi liderini açıkça tehdit edebiliyor. Fakat onun hakkında herhangi hukuki bir işlem yapılmıyor. Burada en büyük hak ihlali yapan, adı hukuk olan ama hukukla adaletle ve hiçbir alakası olmayan yargının kendisidir. Yargı insan haklarına karşı suç işleyen bir pozisyona gelmiştir. Örneğin Hakkari’de, Kürdistan’da insanlar çobanlık yaparken, köylerinin çevresinde dolaşırken, asker kurşunlarına hedef olabiliyor. Ve o kurşunu atan kişiler sistematik bir şekilde ödüllendiriliyor. Ama günümüzde anayasanın kendisi insan hakları ihlalleri işleyen bir yapıdadır. Şu an bir yasasızlık bir anayasasızlık söz konusudur. Tutuklu olan partili arkadaşlarımızın tamamı aslında bir yasal, hukuki, yargısal bağlamda değil, keyfi ve nefret suçlarına bağlı nedenlerden tutuklanmışlardır. Bunun hukukla alakası yoktur. Şahsıma verilen ceza da bu bağlamdadır.”

    “VERİLEN CEZA TÜM ALEVİ TOPLUMUNADIR”

    Bülbül, ceza almasına gerekçe gösterilen 2014 yılındaki Demokratik Toplum Kongresi (DTK) toplantısında yaptığı konuşma detaylarına da değindi. Bülbül, o toplantıya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri sıfatıyla katıldığına vurgu yaparak şunları dile getirdi:

    “Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, laiklik, demokrasi, Kürt sorununun çözümüne dair Aleviler olarak bundan ne anlıyoruz; o gün bunları izah ettim. Bunu izah ederken de ‘72 millete bir nazarla bakmayan 40 yıllık müderris olsa hakikate asidir’ dizelerini söyledim. Dolayısıyla bu ceza sadece bana değil Hünkar Hacı Bektaş’a, Alevi toplumuna, Pir Sultan Abdal’a verilmiş bir cezadır. Ben bu cezayı HDP vekili olarak yaptığım siyasal faaliyetlerden dolayı değil, PSAKD Genel Başkanı ve ABF sekreteri olarak yaptığım konuşmalardan dolayı verildi. Hukuki süreç bağlamında Diyarbakır’daki avukatlarım gerekli başvuru ve itirazları yapacaklar.”

    “ANAYASA İŞGALİ SÖZ KONUSUDUR”

    Bülbül, benzer bir davanın da Ankara’da olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Ancak Ankara’da da yürüyen davama ilişkin avukatım ‘müvekkilim milletvekili seçilmiştir. Anayasanın 83. maddesi gereği yargılanması durdurulmalıdır’ başvurusu yaptığında Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi bu başvuruyu kabul edip yargılamayı vekil sürecinin sonuna kadar durdurdu. Hukuka uydu yani. Aynı kararı biz Diyarbakır’da da tebliğ ettik fakat Diyarbakır Mahkemesi bu hukuka uymadı. Dolayısıyla bir Anayasa işgali söz konusudur. Ben şiddeti, çatışmayı, savaşı öven ya da bunu örgütleyen bir konuşma yapmadım.”

    “ÇEVREYE SAHİP ÇIKAMAYIZ DOĞAYA TESLİM OLURUZ”

    Bülbül, Türkiye’de bir bütün olarak doğadaki canlıların da haklarından mahrum edildiğini ifade etti. “Bizler doğanın bir parçasıyız” diyen Bülbül, sözlerine şu cümlelerle son verdi:

    “Doğa katliamının söz konusu olduğu bir ülkede insan haklarından da söz edilemez. Çok yoğun doğa katliamı var. Buna ‘çevrecilik’ deniliyor. ‘Çevrecilik’ denerek bu işi basitleştiriyorlar. ‘Çevreye sahip çıkalım, çevreyi koruyalım…’ Bunlar basit tabirler. Biz çevreye falan sahip çıkamayız. Biz doğaya teslim oluruz. Doğa ile birlikte yaşama anlayışı vardır. Biz doğanın bir parçasıyız. Doğa da bizim bir parçamız. Şimdi ağacın kesildiği, toprağın kirletildiği, HES’lerle suların katledildiği bir coğrafyada insan hakları kavramı yetmiyor. Doğa hakları, hayvan hakları; kısaca varlık hakkı diyelim biz buna; bütün yaşamı içeren haklar ihlal edilirken sadece insan haklarından söz etmek yetersiz kalıyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul Barosu: Algı operasyonudur

    İstanbul Barosu: Algı operasyonudur

    Ölüm orucunda yaşamını yitiren avukat Ebru Timtik’in posterinin İstanbul Barosu hizmet binasına asılmasına ilişkin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarına cevap veren baro yönetimi, posteri indirip yerine Türk bayrağının asıldığını belirtti

    Adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunun 238. gününde vefat eden Ebru Timtik’in posteri dün bir grup avukat tarafından İstanbul Barosu binasına asıldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “İstanbul Barosu, Şehit Savcımız Mehmet Selim Kiraz’ın DHKP-C’li katillerinin fotoğrafını binasına asmış. Yazıklar olsun! Bu, avukatlık mesleğine ihanettir. Barolar, terör örgütlerinin arka bahçesi olamaz. Bu konuyla ilgili şahsım adına ben de savcılığa suç duyurusunda bulunuyorum” dedi.

    Ebru Timtik’in posterinin kaldırılmasının ardından binaya Türk bayrağı asan İstanbul Barosu yönetimi Soylu’nun suçlamalarına yönelik açıklama yaptı.

    İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu imzasıyla yönetim kurulu adına yapılan açıklamada savcı Mehmet Selim Kiraz davasında Ebru Timtik’e yönelik hiçbir suçlama yöneltilmediği belirtilerek posterin de baro görevlilerine rağmen asıldığına vurgu yapıldı.

    ‘İstanbul Barosu, İçişleri Bakanı, Ölüm Orucu, Poster ve Algı Operasyonu’ başlıklı açıklama şöyle:

    Dün ölüm orucunda kaybettiğimiz Av. Ebru Timtik için yapılan anma vesilesiyle, İstanbul Barosu özelinde bir algı operasyonu tasarımlandığı anlaşılmaktadır. Son aylarda tartışılan ve yasalaşan çoklu baro sistemine de “özel bir yarar” getireceği umulan bu tartışmaya, İçişleri Bakanının da gerçek dışı anlatımlarıyla katılmış olması dikkat çekicidir. Gerek bizzat İçişleri Bakanı, gerek bir takım basın organları ile operasyoncu trollere aşağıdaki maddeleri özel bir duyarlılıkla anımsatmayı, İstanbul Barosu olarak şimdiye kadar sürdürdüğümüz tavrın gereği sayarız:

    • Dün İstanbul Barosu önünde yapılan anma sırasında, Av. Ebru Timtik’in posteri Baro tarafından asılmamıştır. Poster “baro görevlilerine rağmen” Müdür Yardımcısının odasına girilerek asılmıştır.
    • Bu poster, İçişleri Bakanının beyanının aksine, güvenlik güçleri tarafından değil, bizzat Baro görevlilerince indirilmiştir. Bunun tanığı da, güvenlik güçleridir.
    • İstanbul Barosu, bu noktadaki tavrının işareti olarak binaya Türk Bayrağı çekmiştir.
    •  Av. Ebru Timtik için Mahkemece verilen karar, kesinleşmemiştir. Bir hukuk kurumu olarak konumumuzu belirleyen en temel ilke, evrensel hukukun genel kabule ulaşmış kurallarının başında gelen “masumiyet karinesi”dir. Kaldı ki, anlatmaya çalışılan da o yargılamadaki ihlaller ve kararın yanlışlığıdır. Bu çerçevede bir terör üyesinden veya terör savunuculuğundan söz edilmesi, düzenlenen algı operasyonunun bir parçasıdır.
    • C. Savcısı M. Selim Kiraz’ın şehit edilmesi ile ilgili terör eyleminde, Av. Ebru Timtik’e yöneltilen bir iddia yoktur. Henüz kesinleşmeyen kararda da bu yönde bir saptama yoktur.
    • M. Selim Kiraz’ı şehit eden eylem, İstanbul Barosu tarafından en ağır şekilde lanetlenen bir terör eylemidir. Bugün de aynı anlayış içinde bulunan Baromuz, her yıl Savcımızı anmakta ve onun isminin yaşatılmasına verdiği önemi her yıl özel olarak vurgulamaktadır.
    • Av. Ebru Timtik özelinde savunduğumuz değer, “adil yargılanma ilkesi”dir. Bu alanda ülkemiz yargısının çok ciddi bir sorun yaşamakta olduğu, tüm hukukçuların malumudur. İstanbul Barosu olarak bu tartışmaların dışında kalmamız beklenemez.
    • Bu tartışmanın içinde bulunmak, “ölüm orucu” eyleminin kutsanması anlamına gelemez. Daha önce de, bu türden eylemler sırasındaki tavrını açıkça ilan etmiş olan İstanbul Barosu, bugün de aynı noktadadır. Ölüm orucu, onanacak bir eylem değildir. Yaşam hakkını öncelikle savunan bir kurumsallığın başka bir noktada bulunması beklenemez.
    • Burada önemli olan konu, yaşadığımız soruna “insan hakları odaklı” yaklaşıp yaklaşmadığınızdır. Ölüm orucundaki avukatların eylemlerinin sona ermesini sağlamak uğruna, başlangıçtan bu yana etkin bir çaba gösterilmiştir. Bu çabalarımızın odağındaki temel yaklaşım, sadece ve yalnız “ölümü engellemek” olmuştur. Son kez 18.08.2020 tarihinde, hastane ziyaretleri yaparak soruna dair duyarlılıkları anlatan 9 Baro Başkanımızla birlikte, “görünen bu gelecek” işaret edilerek basın toplantısı ile uyarılmıştır. Ne yazık ki, bu uyarılar beklenen karşılığı bulmamıştır.

    İstanbul Barosu; resmî sitesi ve sahiplendiği tüm mecralarındaki yazı, afiş, duyuru, bildirge ve toplantıları ile çizgisini “net biçimde” ortaya koyan bir hukuk kurumudur. Bu çizgiyi tanımak isteyenleri tarihe geri götürecek bütün kaynakları açık iken, şimdi o çizgi üzerinden yaratılmaya çalışılan kuşkular, bir algı operasyonudur. Hukuk bilincinin yeterli gelişim süreci izlememiş olması nedeniyle, böyle bir algı operasyonunun yararlı olacağını düşünenler, karşılarında avukatları bulacaklardır.

    İstanbul Barosu, demokratik, laik, sosyal, hukuk devletinin Atatürk Devrimlerinden doğduğunu bilen ve bu Cumhuriyetin değerlerini yaşayıp yaşatmayı amaçlayan mücadelesine aynı bilinçle devam edecektir.

  • AABK’den Ebru Timtik tepkisi: AKP’nin adalet anlayışı ülkemiz adına utanç verici

    AABK’den Ebru Timtik tepkisi: AKP’nin adalet anlayışı ülkemiz adına utanç verici

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, ölüm orucu direnişinin 238. gününde dün yaşamını yitiren Avukat Ebru Timtik ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada AKP iktidarına ve adaletsizliğe tepki gösterdi. Açıklamada, “Adalet sistemini, muhalefeti susturmak için bir tehdit unsuru olarak kullanan AKP rejiminin karşısındayız” denildi. 

    Adalet talebiyle ölüm orucu direnişinin 238. gününde dün yaşamını yitiren tutuklu Avukat Ebru Timtik bugün Gazi Cemevinden deyişlerle uğurlanarak İstanbul’da Gazi Mezarlığı’nda annesi Fatma Timtik’in kabrinde sırlandı.

    Yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, AKP iktidarına ve adaletsizliğe tepki göstererek, “Adalet sistemini, muhalefeti susturmak için bir tehdit unsuru olarak kullanan AKP rejiminin karşısındayız” dedi.

    Ebru Timtik’in cenaze erkanına polisin şiddet uygulamasının eleştirildiği açıklamada, “Adil yargılanma hakkı talebiyle 3 Şubat’ta açlık grevine başlayan ve açlık grevini 5 Nisan’da ölüm orucuna çeviren Avukat Ebru Timtik ve arkadaşlarının talepleri AKP rejimi tarafından görmezden gelinerek, ölümüne adeta seyirci kalınmıştır. Bu da yetmezmiş gibi cemevinde düzenlenen Hakka Yürüme Erkânı’na katılanlara güvenlik güçleri şiddet uygulamıştır. Muharrem Matemi içerinde olduğumuz bu süreçte AKP rejiminin bu saldırgan ve zalimane tavrını kabullenmemiz mümkün değildir” ifadeleri yer aldı.

    “AKP’NİN ADALET ANLAYIŞI ÜLKEMİZ ADINA UTANÇ KAYNAĞI”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, şunları kaydetti:

    “Bu canlarımıza yönelik; tıpkı geçtiğimiz dönemlerde FETÖ örgütlenmesinin açtığı davaların bir benzeri tezgâhla, haklarında hiçbir somut delil olmadan, sahte fezleke ve gizli tanıklarla köşeye sıkıştırılma çabalarının farkındayız. “Adil Yargılanma Hakkı Talebi” sadece kendileriyle ilgili değil, aynı zamanda bu ülkede adalet isteyen herkesin talebidir. Evrensel hukuk normları çerçevesinde; kişinin suçu ne olursa olsun, adil yargılanması gerektiği gerçeğini değiştiremez! Tecavüzcülerin serbest bırakıldığı, AKP rejiminin kendi katilini, dolandırıcısını ve yandaşını kutsadığı bir adalet anlayışı ülkemiz adına bir utanç kaynağıdır. Adil olması gereken adalet ve yargı sistemini, muhalefeti susturmak için bir tehdit unsuru olarak kullanana AKP rejiminin bu tutumuna karşıyız.

    “AYTAÇ ÜNSAL’IN AYNI AKIBETE UĞRAMAMASI İÇİN ÇABA GÖSTERMEK ZORUNDAYIZ”

    Demokrasiden ve özgürlüklerden yana bir toplum olarak; Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Aytaç Ünsal’ın aynı akıbete uğramaması için çaba göstermek zorundayız. Ülkemizin her alanda AKP zulmüne esir düştüğü bu süreçte, ölümün değil aksine yaşamın ve direnmenin öne çıkarıldığı bir anlayışla mücadele hattını yeniden var etmeliyiz. Bu noktada demokrasi güçlerinin bir arada mücadele etmesinin önemini bir kez daha hatırlatmak isteriz.
    Ebru Timtik canımızın devr-i daim olsun, ışıklar yoldaşı olsun. Hizmeti ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Çoklu Baro’ düzenlemesi Adalet Komisyonu’nda kabul edildi

    ‘Çoklu Baro’ düzenlemesi Adalet Komisyonu’nda kabul edildi

    PİRHA – TBMM Adalet Komisyonunda 5 gündür büyük tartışmalarla görüşülen “Çoklu Baro” düzenlemesi olarak bilinen Avukatlık Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi AKP ve MHP oyları ile kabul edildi.

    CHP, HDP ve İYİ Partili milletvekillerin çok sert engellemelerine rağmen AKP ve MHP’li vekiller komisyon görüşmelerinde söz hakkı dahi almayarak teklifin hızlı bir şekilde geçirilmesini sağladılar. AKP’li Komisyon Başkanvekili Yılmaz Tunç’un yönettiği görüşmelerde iktidar muhalefet milletvekillerini bilgilendirmeksizin teklifi komisyondan geçirdi. 28 maddelik teklifin perşembe günü ivedi bir şekilde genel kurulda görüşmeye alınacağı bilgisi de verildi.  (HABER MERKEZİ)

  • Oğlu Serkan’ın acısı hiç dinmedi: ‘Madımak utanç müzesi olsun; katiller yargılansın’

    Oğlu Serkan’ın acısı hiç dinmedi: ‘Madımak utanç müzesi olsun; katiller yargılansın’

    PİRHA -Sivas Katliamı’nın üzerinden 27 yıl geçti. Katliam’da yaşamını yitiren Serkan Doğan’ın annesi Pakize Doğan, Sivas davasının takipçisi olacaklarını belirterek mücadele çağrısı yaptı ve ekledi: Madımak oteli yanığıyla, çürüğüyle, toprağıyla kalacaktı ki utanç müzesi öyle olsun.

    27 yıl geçti Sivas Katliamı’nın üzerinden. Davalar zaman aşımına uğratıldı, failler korundu, tutuklananlar ise serbest bırakıldı, 9 sanık da firarda, Almanya’da yaşıyorlar. Katliamda çocuklarını kaybeden annelerin acıları dinmedi adalet arayışları ise hala devam ediyor.

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Serkan Doğan‘ın annesi Pakize Doğan, katliama ilişkin konuşurken boğazında düğümleniyor sözcükler. Acıları ilk günkü gibi olan annenin ağzından, “27 yıl oldu. Davalar sürdü, zaman aşımına uğratıldı. Kapıların önlerinde toplandık, bunu kabul etmedik, coplandık, çoluk çocuk demeden gaz ve su sıkıldı, bunu da yaptılar bize” diyerek bir kez daha katliama lanet ediyor.

    “O YANIĞIYLA, ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜYLE, TOPRAĞIYLA UTANÇ MÜZESİ OLMALIYDI”

    Cumhurbaşkanının  ‘hayırlı uğurlu olsun’ sözlerini hatırlatan Pakize Doğan, Sivas davasının takipçisi olacaklarını söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Biz yine o davamızın peşindeyiz. Sivas’a bizi koymuyorlar, yine zar zor bir şekilde giriyoruz oraya. Madımak utanç müzesi olsun diye. Ama utanç müzesi diye bir şey bırakmadılar ki… İçine döner lokantası koydular. Ocaklarını horladılar, oturdular dönerini yediler, ekmeğini yediler hiç vicdanları sızlamadan orada oturdular, o ekmeği, aşı yediler. Orasını aslında hiç yapmayacaklardı. Otel utanç müzesi olmalıydı. O yanığıyla, o çürüğüyle, o toprağıyla kalacaktı ki utanç müzesi öyle olsun.”

    KİMİ GAZETECİYDİ, KİMİ ÖĞRETMEN, KİMİ OKULU BİTİRMİŞTİ

    Anne Pakize Doğan o gün yaşananları şöyle özetliyor:

    “Cumhurbaşkanı bize bir şey bırakmıyor. Çünkü bunu devlet yaptı. O kaldırım taşlarını kaldırıp oraya koyana kadar, Sivas’ı doldurana kadar çocuklarımızı orada mağdur bıraktılar otelin içinde, kibriti çakana kadar. Polisi, askeri hepsi oradaydı. Katiller 50’sinden tut 70’ine kadar var orada. Çıkıyorlar omuzlarına birbirinin. Alkışlayarak kibriti çaktılar, çocuklarımızı içeride mağdur bıraktılar. Karamollaoğlu çıktı ‘gazanız mübarek olsun, dedi. Şimdi Meclis’te. Salonda yüz yüze de geldik hiç mi vicdanın sızlamadı. Şimdi utanmadan ben değildim bana benzeyen biri vardı diyor. Boy boy fotoğrafların çıkmış ‘gazanız mübarek olsun’ diye hiç mi vicdanınız sızlamadı. Bir dur diyen olmadı, bir sus diyen olmadı, yapma diyen olmadı. Herkes toplandı oraya, çocuklarımızın suçu neydi. Pir Sultan’ı anmaya gittiler, başka bir şey yoktu, bir şey yapmadılar çocuklarımız. Kimi okulu bitirmişti, kimi gazeteciydi, kimi öğretmendi, çocuklarımız boş değildi. Ama bunlar bilerek çocuklarımızı yaktı. Tansu Çiller ‘dışarıdaki halkıma bir şey olmadı’ diye söyledi. İçerideki halkı değildi. Sanki biz vergi vermiyoruz, biz vatandaş değildik, sadece dışarıda kibriti çakan vatandaştı. Bunların hepsini yaşadık.”

    “SUÇLU OLAN BİZ, HAKLI OLAN ONLAR OLDU HEP!”

    Pakize Doğan, adalet arayışlarının devam ettiğini ancak hakimin, savcının devletin yanında olduğunu belirtiyor.

    Doğan, “İmkânı var mı birileri bir şey söylese. Ağzımız bantlı, hâkimi, savcısı yine onların yanında. Kaç hâkim savcı değişti. Biri de demedi ki bunlar niye yakıldı? Ama suçlu yine biziz, onlar haklı hep” diyen Doğan, yurt dışında bulunan 4 kişinin akıbetine ilişkin, “Bunlar döner yeri açtılar mı, evlendiler mi, askere gitti mi, ehliyet aldılar mı? Bu devlet bunları niye yakalayıp görmedi. Birkaç ay önce yaşlıdır diye katili bıraktılar” diyerek tepki gösteriyor.

    Anne Doğan, cezaevinde açlık grevinde olan avukatlara da dikkat çekerek, “İçeride açlık grevine girdi gençler, elleri ayakları tutmuyor, yürümeye gücü yok, onlar içeride. Gazeteciler içeride. Niye? Çünkü kalemiyle gerçekleri yazmış ama katilleri teker teker bırakıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Sivas hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından serbest bırakılmasına da tepki gösteren Doğan, buna karşı basın açıklaması yaptıklarını ancak seslerinin duyulmadığını söylüyor.

    “ADALET YERİNİ BULMADI”

    Pakize Doğan, “Cop yiyen biziz, dayağı yiyen biziz, lafı yiyen de biziz. Avukatlarımıza çakmaklar fırlatıldı, bize laf söylendi, hakaret edildi. Ağzımıza bant vurup mahkemeye öyle girip çıkıyorduk. Bir çıt deseniz hemen kapının önüne koyacağım sizi diyorlardı. Adalet yerini bulmadı aynı şekilde devam ediyor” diyor.

    “FİRARİ KATİLLER TÜRKİYE’YE İADE EDİLSİN”

    Pakize Doğan, firari katillerin Türkiye’e iade edilmesini isteyerek şunları kaydetti:

    “Yıllardır yanımızdalar hepsi, yürüyüşte, mahkemede hep yanımızda oldular. Ama bunu daha sıkı tutacağız. Bu katiller yurt dışında. Yargılanıyorsa orada yargılansın, yargılanmıyorsa Türkiye’ye gönderilsinler. Burada yargılansınlar.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Baro başkanları Ankara’ya ‘Savunma Yürüyüşü’nü başlattı-VİDEO

    Baro başkanları Ankara’ya ‘Savunma Yürüyüşü’nü başlattı-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’nin her yerinden baro başkanları avukatlık yasasında değişiklik yoluyla mesleğe, barolara, savunma hakkına ve halkın hak arama özgürlüğüne dönük saldırılara karşı bugün Ankara’ya yürüyüş başlattı. İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “Mesleğimizin çok ciddi sorunları var. Bu teklif geri çekilmeli. Siyasal iktidarın hiçbir tavır göstermemesi nedeniyle yapabileceğimiz hiçbir şey kalmamıştı” dedi. 

    Barolar ve meslek örgütlerinin seçim sisteminde değişiklik yapılmasını protesto eden baro başkanları, bulundukları illerden bugün (19 Haziran) Ankara’ya “Savunma Yürüyüşü” başlattı.

    “YAPABİLECEĞİMİZ HİÇBİR ŞEY KALMAMIŞTI”

    İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu bugün saat 10.00’da Anadolu Adliyesi E Blok önünde açıklama yaptı.

    Durakoğlu, “Mesleğimizin çok ciddi sorunları var. Bu teklif geri çekilmeli. Bir avukatlık yasa tasarısı hazırlanabilmesi konusunda katkılarımız olacağını ilan etmiştik. Siyasal iktidarın hiçbir tavır göstermemesi nedeniyle yapabileceğimiz hiçbir şey kalmamıştı. Bugün bu saatte baro başkanları Ankara’ya yürüyorlar. Her gün biraz daha artırarak devam edeceğiz” dedi.

    Durakoğlu şunları söyledi:

    “Birden fazla baronun getirilmesine ilişkin tasarı açık bir biçimde halkın hak arama özgürlüğüne getirilmiş bir sınırlamadır. Özellikle de insan haklarına yönelik olarak baroların yaptığı mücadeleyi geri itmeye dönük bir anlayıştır. Bu yine kadına karşı şiddet ve çocuk istismarları karşısında baroların verdiği mücadelenin etkisizleştirilmesi anlayışıdır. Ve bütün bu anlayışların ortaya çıkarabileceği sonuç netice itibariyle halka tesir eden bir sonuç olacaktır. Biz şimdi mücadelemizi aslında sadece kendimiz için, mesleğimiz için değil, onun ötesinde toplum için, halk için veriyoruz. Yani insan hakları ihlalleri olduğu zaman ona ses çıkarmayan baro aranıyor. Yani kadına karşı şiddet olduğunda onu duymayacak baro aranıyor. Yani çocuk istismar edildiğinde onun yanında durmayı beceremeyen baro aranıyor. Sarı baro aranıyor. Nazım bir dizesinde ‘yolculuk başlamaz yürek çağırmazsa’ diyor ya bu yolculuğumuz aslında basit bir yolculuk değil. Biz yürüyeceğiz belki ama inanıyorum ki bir yol açacağız aslında. Açabildiğimiz yoldan siyasal iktidar da gelebilirse eğer bizim gittiğimiz yer hukuk devletidir, yargı bağımsızlığıdır, savunmanın güvenliğidir, insanca yaşamaktır, onurlu yaşamaktır. İşte bunun için yürüyoruz.”

    Önceki gün yapılan açıklamada, görüşmelerin sonuçsuz kalması nedeniyle baroların eylem sürecini başlattığı belirtilmişti.

    Açıklamada, “19 Mayıs ve 1 Haziran bildirilerimizde ortaya koyduğumuz kararlılık içerisinde, meslektaşlarımıza ve halkımıza verdiğimiz sözün arkasında durarak eylemlilik sürecini bugünden itibaren başlatıyoruz. Bu yeni süreç, 80 Baro olarak attığımız imzaya yönelik bir sadakatin ifadesidir” denilmişti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin Barosu: Adalet sağlansın, Ebru ve Aytaç yaşasın-VİDEO

    Mersin Barosu: Adalet sağlansın, Ebru ve Aytaç yaşasın-VİDEO

    PİRHA- Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, savunmayı savunmak için mücadele edeceklerini belirterek, “Adil yargılamanın tesisine ilişkin şartlar derhal yaratılmalı, tutuklu avukatlar bir an önce serbest bırakılmalıdır. Adil yargılanma haktır. Adalet sağlansın, Ebru ve Aytaç yaşasın” dedi. 

    Mersin Barosu, avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Durmaz için baro binasında açıklama yaptı. Onlarca avukatın yer aldığı açıklamayı baro başkanı avukat Bilgin Yeşilboğaz okudu.

    Yeşilboğaz, savunmayı savunmak için toplandıklarını belirterek, avukatlar olarak mücadele edeceklerini vurguladı.

    Yeşilboğaz, yargı bağımsızlığı ilkelerinin, adil yargılanma ve savunma hakkının ihlali ile son günlerde baroların seçim sisteminde yapılmak istenen değişiklikle gündeme gelen savunmaya yönelik saldırıların bir bütün olduğunu ifade ederek, Timtik ve Ünsal’ın aralarında olduğu Çağdaş Hukukçular Derneği ve Haşkın Hukuk Bürosu üyesi 18 avukata verilen onlarca yıllık cezaların bu tablonun parçası olduğunu belirtti.

    Siyasi iktidarın doğrudan düşman ilan ettiği kişiler, Selahattin Demirtas, Osman Kavala örneğinde de olduğu gibi, uluslararası yargı kararlarına rağmen tutuklu kalabildiğini, Cumhurbaşkanı’nın kamuoyu karşısında Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımadığını bağıra bağıra ifade edebildiğini belirten Yeşilboğaz, şunları dile getirdi:

    “Bugün Ebru ve Aytaç’ın da içinde olduğu 18 avukatın yargılandığı bu dava Yargıtay incelemesi aşamasındadır. Bunun anlamı, çok kısa bir süre içerisinde doğrudan talimatla hareket ettiği şüphe götürmeyen İstanbul 37’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin kurduğu hüküm hakkında bir karar verileceğidir. Bizler de hukukçular ve insan hakları savunucuları olarak bu kaygıyı ve isyanı paylaşıyor ve aynı talebi bir kez de bugün dile getirme sorumluluğunu duyuyoruz! Bahsi geçen dosya kapsamındaki hukuka aykırılıklar açık olup, bütün dünyaca bilinmektedir. Bu haliyle hukuka aykırılıkların tespitiyle, adil yargılamanın tesisine ilişkin şartlar derhal yaratılmalı, tutuklu avukatlar bir an önce serbest bırakılmalıdır. Adil yargılanma haktır. Adalet sağlansın. Ebru ve Aytaç yaşasın.”

    Diren KESER/MERSİN