Etiket: adalet

  • Canan Kaftancıoğlu’nun 3. duruşması yarın

    Canan Kaftancıoğlu’nun 3. duruşması yarın

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu yarın, 5 ayrı suçtan 17 yıla kadar yargılandığı davada 3. kez hakim karşısına çıkacak. Kaftancıoğlu’na destek vermek amacıyla açıklama yayımlayan CHP il başkanları, “Kaftancıoğlu Davası, soruşturmanın başlatılmasından iddianamenin hazırlanmasına kadar baştan sona siyasi bir davadır” dedi.

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, yarın (6 Eylül) 5 ayrı suçtan 17 yıla kadar yargılandığı davada 3. kez hakim karşısına çıkacak. Kaftancıoğlu’na destek vermek amacıyla açıklama yayımlayan CHP il başkanları, “Kaftancıoğlu Davası, soruşturmanın başlatılmasından iddianamenin hazırlanmasına kadar baştan sona siyasi bir davadır. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden toplumsal muhalefete gözdağı verilmek için açılan bu dava, ifade özgürlüğüne ve demokrasiye karşı açıkça bir darbedir” dedi.

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 2012-2017 tarihleri arasında sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımları nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret”, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” , “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 4 yıl 10 aydan 17 yıla kadar hapis cezası ile talebiyle yargılandığı davanın 3. duruşması yarın (6 Eylül) görülecek. Duruşma öncesi, CHP il başkanları Kaftancığlu’na destek amaçlı ortak bir açıklama yayımladı.

    “DEMOKRASİYE KARŞI AÇIKÇA BİR DARBEDİR”

    İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 6-7 yıl önce sosyal medya platformlarında yaptığı paylaşımlar nedeniyle 17 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı belirtilen açıklamada “Kaftancıoğlu’nun siyasi kimliği ve vatandaşlık sorumluluğu ile dikkat çektiği, kamuoyuna teşhir ettiği ya da eleştirdiği söylemlerin suç unsuru olarak değerlendirilmesi kabul dahi edilemez. Kaftancıoğlu Davası, soruşturmanın başlatılmasından iddianamenin hazırlanmasına kadar baştan sona siyasi bir davadır. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden toplumsal muhalefete gözdağı verilmek için açılan bu dava, ifade özgürlüğüne ve demokrasiye karşı açıkça bir darbedir” denildi.

    “AKP SANDIKTA BULAMADIĞI KARŞILIĞI HUKUK DIŞI YOLLARDA ARAMAKTA”

    31 Mart Yerel Seçimleri’nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde farklı siyasal kesimleri demokrasi çatısı altında buluşturan toplumsal ittifakın İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde karşılık bulduğunun kaydedildiği açıklamada, “Kaftancıoğlu hakkında böyle bir davanın açılmasının en büyük sebebi de İstanbul’da elde edilen siyasi başarıdır. AKP sandıkta bulamadığı karşılığı hukuk dışı yollarda aramakta ve demokratik siyasete müdahale etmeye çalışmaktadır. Bugüne kadar görülen 2 duruşmada mahkemenin sergilediği tutum demokrasi ve adalet adına utanç vericidir. 6 Eylül Cuma günü İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek karar duruşmasında hukukun gereği olarak İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu’nun davadan beraat etmesini bekliyoruz. Bu dava ile yalnızca İl Başkanımız Kaftancıoğlu değil Cumhuriyet Halk Partisi yargılanmaktadır. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nin 80 il başkanı olarak Kaftancıoğlu’nun yanındayız. Demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanan herkesi 6 Eylül’de Çağlayan Adliyesi’nde buluşmaya davet ediyoruz. Asla yalnız yürümeyeceksin Canan Kaftancıoğlu!” ifadeleri yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘OHAL komisyonunu kınıyoruz’

    ‘OHAL komisyonunu kınıyoruz’

    PİRHA- KESK İzmir Şubeler Platformu, KHK’lerle kamu emekçilerinin ihraç edilmesini protesto ettiği oturma eyleminin 112. haftasında açıklama yaparak “Hiçbir yargı mekanizması işletilmeden yüz binlerce insana pervasızca uygulanan bu ihraç politikaları, beraat kararlarının bile dikkate alınmaması hukukun ne kadar katledildiğinin kanıtıdır” denildi.
    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce kamu çalışanın ihraç edilmesini ve açığa alınmasını protesto ettiği oturma eyleminin 112. haftasında basın açıklaması yaptı.
    Karşıyaka iskele karşında eylem yapan kamu emekçileri, “İşimizi ve geleceğimize sahip çıkıyoruz. Bu ağır saldırıyı püskürteceğiz” yazılı pankartlar açarak “Karanlığa teslim olmayacağız” , “İşimizi geri istiyoruz”  ve “Zafer direnen emekçinin olacak” sloganları attı.

    “OHAL KOMİSYONUNU KINIYORUZ”

    Eylemin 112. haftasında basın metnini okuyan Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, OHAL inceleme komisyonun oyalama politikalarını protesto ettiklerini ifade ederek, “2 aylık bir aradan sonra uzun zamandan beri haksız hukuksuz ihraçlara karşı yaptığımız oturma eylemlerimize bu gün kaldığımız yerden devam ediyoruz. Okulların açıldığı bugünlerde arkadaşlarımızın öğrencilerinden ve işyerlerinden uzak tutulmalarını işlerine başlatılmamalarını asla kabul etmiyoruz. 3 yılı aşkın bir zamandan beri OHAL inceleme komisyonunun oyalama politikasını kınıyoruz. Bu adalet duygusunu yitirmiş vicdansız tutumunu teşhir etmeyi sürdüreceğimizi buradan bir kez daha ifade ediyoruz” diye konuştu.
    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
    “YÜZBİNLERCE EMEKÇİ YOKSULLUĞA SÜRÜKLENİYOR”
    “Hiçbir yargı mekanizması işletilmeden yüzbinlerce insana pervasızca uygulanan bu ihraç politikaları,  beraat kararlarının bile dikkate alınmaması, darbe ile ilgisiz her türlü muhalif kişinin hatta muhalif olma ihtimali olan kişilerin ve yakınlarının kamudan ihracı hukukun ne kadar katledildiğinin kanıtıdır.
    Karanlığınızla güneşimizin aydınlığını karartmaya gücünüz yetmeyecektir. Suçlu olarak gösterdiğiniz KESK’ li  kamu emekçileri bu ülkenin aydınlık geleceği ve onurudurlar. Haksız hukuksuz uygulamalarınız, emek karşıtı politikalarınız karşısında mücadeleleriyle direnç gösterdikleri için bedel ödettiğinizi biliyoruz. Kararlı ve gür bir sesle dillendirilmeden, uğruna mücadele edilmeden olmuyor. Kadını erkeği, Türkü Kürdü, işçisi işsizi, esnafı köylüsü, genci yaşlısı bir araya gelmeden dikkate alınmıyor. Biliyor ve yaşıyoruz! Adaletsizliğin üzerine oturduğu sömürü ilişkilerine itiraz eden güçlü bir emek hareketi olmadan, demokrasi talebi de adalet talebi de etkisiz kalıyor. Yüzbinlerce kamu işçisini yoksulluğa sürükleyen, taşeron işçilerini sözleşmeye bile dahil etmeyen sözleşme masalarında “açık kalan mikrofonlarda”, milyonlarca kamu çalışanı ve emeklisinin emeğini hükümet tekliflerini meşrulaştırmakla görevli hakem kuruluna teslim eden ‘samimiyetsiz söylemlerde’,  Kaz dağları başta olmak üzere ülkenin yer altını ve yer üstünü yağmalamakta beis görmeyen talancı zihniyette aynı “kayyumcu” anlayışın farklı yüzlerini görebiliyoruz.”
    “SES ÇIKARMAYA, MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
    Ana muhalefet partisi Kılıçdaroğlu’na linç girişiminden, HDP’li belediyelere kayyım atanmasına kadar ki olan süreci yaratanların aslında kendilerini KHK’ler ile ihraç edenlerin olduğunun altını çizen Kılıç sözlerini şöyle sonlandırdı:
    “Biz biliyoruz ki; ana muhalefet partisi başkanına linçe girişenler ve linç girişiminin ortamını yaratanlar bizi ihraç edenlerdir.
    Altı milyon yurttaşın oyunu alan,  onlarca ilin belediye başkanlığını ve onlarca milletvekilini temsil eden muhalefet partisi eş başkanlarının terör örgütü üyesi olarak hapse atanlar bizi ihraç edenlerdir. Gazetecisinden generaline,  üniversite öğrencisinden doğa savunucusuna,  sanatçısından işten atıldığı için direnen emekçiye kadar hemen herkesin aniden terör örgütü üyesi ya da iltisaklısı haline getirerek tutuklatanlar bizi KHK’lerle ihraç edenlerdir.
    Van, Diyarbakır ve Mardin’deki halkın seçim iradesini gasp eden anlayış;  Kocaeli’ndeki işçinin, Ankara’daki kamu emekçisinin emeğini gasp eden anlayışın bizzatihi kendisidir ve bizi ihraç edenlerdir. Demokrasiye ve Adalete aykırı tutum ve işleyişe karşı her zaman olduğu gibi bundan sonra da itiraz etmeye devam edeceğiz. Demokratik bir ülke ve ‘HERKES İÇİN ADALET’ mücadelemizden taviz vermeyerek, bulunduğumuz bütün yaşam alanlarından ses çıkarmaya mücadele etmeye devam edeceğiz.”
    PİRHA/İZMİR
  • ‘Bombalanan TBMM’yi AKP kanun yapamaz hale getirdi’-VİDEO

    ‘Bombalanan TBMM’yi AKP kanun yapamaz hale getirdi’-VİDEO

    PİRHA – DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, yaptıkları basın açıklamasında ülke toplumunun adalete ihtiyacı olduğunu söyleyerek “Bütün kişi ve kurumları, ‘Demokratik bir ülke ve herkes için adalet’ mücadelesine omuz vermeye, bulunduğu yerden ses çıkarmaya, adalet talebini güçlü bir talep haline getirmek için yapılacak olan toplantılara, konferanslara, mitinglere, eylem ve etkinliklere katılmaya davet ediyoruz” dedi.

    Haberin videosu

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, yeni adli yılın açılmasıyla birlikte toplumun adalet ihtiyacı olduğunu söyleyerek TTB Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıya Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Başkanları Aysun Gezen ve Mehmet Bozgeyik, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman ve TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül katıldı. Ortak açıklamayı DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu okudu.

    “Herkes için adalet” başlığı ile kaleme alınan metinde “Kadını erkeği, Türk’ü, Kürt’ü, işçisi, işsizi, esnafı, köylüsü, genci, yaşlısı bir araya gelmeden dikkate alınmıyo.” denildi.

    Okunan metnin devamında şunlar dile getirildi:

    “HERKES İÇİN ADALET İSTEMENİN ZAMANIDIR”

    “Ülkemizde ne yazık ki artık geliştirilecek bir demokrasiden, niteliği ve hızı arttırılacak bir adalet mekanizmasından söz edilemez.

    ‘AKP- Cemaat koalisyonunun’ dayattığı 2010 Anayasa referandumu ile başlayan yargıyı iktidar kavgasında silah olarak kullanma girişimi ülkeyi kanlı bir darbe sürecine taşıdı. Bu dönemin en büyük tahribatı demokrasimizle birlikte adalet sistemine oldu. Parti devletinin ilk adımlarının atıldığı bu kirlenmeden en büyük payı adalet mekanizması aldı. Kişiler değişse de yargının iktidar savaşındaki gücünü gören anlayış adalet sisteminde hegemonyasını geliştirerek korudu.

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak, bu gerçekliğe teslim olmayacağımızı, her türlü baskıya rağmen ülkemiz için demokrasi, halkımız için adalet mücadelesini büyütmeye kararlı olduğumuzu buradan ilan ediyoruz.

    Bombalanarak binası işlevsiz hale getirilen TBMM’nin AKP tarafından fiilen kanun yapamaz, soru sorulamaz hale getirilmiş olmasını, Partili Cumhurbaşkanının Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) atanmasındaki etkisini, aynı HSK tarafından AKP ilçe yöneticilerinin apar topar hâkim savcı yapılmasını kabul etmiyoruz.

    Adalet mekanizmasına tarikatların hâkim olmasını, iktidarın siyasi taleplerini yerine getirmeyen hâkim ve savcıların ibret-i alem olsun diye sürgüne gönderilmesini ya da görevlerinden alınmasını kabul etmiyoruz.

    Yargıtay ve Danıştay üye atanmasında iktidarın belirleyiciliğini, Danıştay ve Sayıştay’ın etkin denetim yapma olanaklarının ellerinden alınmış olmasını; üst mahkeme olarak kurulan “Bölge Adliye-İstinaf” mahkeme üyelerinin sıradan bir kararname ile görevden alınabiliyor olmasını kabul etmiyoruz.

    İktidar partisince beğenilmeyen seçim sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle iptal ettirilmesini, iktidar partisinin kazanamadığı illerde belediye başkanlarının yerine defalarca kayyum atanmasını kabul etmiyoruz.

    Ana muhalefet partisi başkanına linç girişiminde bulunanların serbest bırakılmasını ve hâlâ haklarında dava açılmamış olmasını; altı milyon yurttaşın oyunu alan, onlarca ilin belediye başkanlığını ve onlarca milletvekilini temsil eden muhalefet partisi eş başkanlarının terör örgütü üyesi olarak hapse atılabilmesini; gazetecisinden generaline, üniversite öğrencisinden doğa savunucusuna, sanatçısından işten atıldığı için direnen emekçiye kadar hemen herkesin aniden terör örgütü üyesi ya da iltisaklısı haline getirilebilmesini kabul etmiyoruz.

    Ülke tarihinin en kitlesel ve en barışçıl demokratik eylemi olan Gezi Direnişine, alınmış olan beraat kararlarına rağmen bir kez daha “darbe girişimi” davası açılmasını kabul etmiyoruz.

    Toplumun ihtiyaçları ve çıkarları gözetilmeden, iktidar partisini rahatsız eden her habere yayın yasağı konmasını; tutuklama ve serbest bırakmaların uluslararası ilişkilerde bir koz olarak kullanılmasını kabul etmiyoruz.

    Kadına yönelik şiddete, kadın cinayetlerine, çocuk tecavüzü ve istismarına karşı caydırıcı hukuksal düzenlemelerin yapılmamasını ve bunları meşrulaştıran iklime müdahale edilmemesini kabul etmiyoruz.

    İcranın başı olarak herkes tarafından eleştirilebilmesi gereken Cumhurbaşkanı’nın adının geçtiği her sosyal medya paylaşımına soruşturma açılmasını, yüz binlerce insanın sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınmasını, tutuklanmasını;  bir iki tweet için 5 yıla varan hapis cezaları verilmesini kabul etmiyoruz.

    OHAL KHK’ları ile ihraçların hiçbir yargı mekanizması işletilmeden yüz binlerce insana pervasızca uygulanmasını,  beraat kararlarının bile dikkate alınmamasını, darbe ile ilgisiz her türlü muhalif kişinin hatta muhalif olma ihtimali olan kişilerin ve yakınlarının kamudan ihracını ve kamuya yeni atamalarda önce mülakat sonra da güvenlik soruşturması adı altında iktidar partisi yandaşı olmayan hiç kimsenin kamuda çalışmasına olanak bırakılmamasını kabul etmiyoruz.

    Tüm bu hukuksuzlukların ülkede yaşayan 82 milyon yurttaşımızı etkilediğini, adaletin herkese lazım olacağını bilen kurumlar olarak; “Adli Yıl Açılış Töreninin” Saray müştemilatında yapılmasının,  açılış gününden itibaren adaletin, iktidarın himayesinde ve icazetinde olduğunu simgeleyeceğini görüyoruz.

    Bunun için sendikaların, meslek odalarının, baroların, siyasal partilerin, kitle örgütlerinin, ortak bir mücadele programını zaman geçirmeden hazırlaması gerektiğini düşünüyoruz.

    İşçiler ve işsizler için adalet, kamu emekçileri için adalet, mühendis, mimar ve şehir plancıları için adalet, hekimler için adalet, emekliler için adalet, EYT’liler için adalet, ataması yapılmayan öğretmen ve sağlık emekçileri için adalet, kadınlar için adalet, çocuklar için adalet, göçmenler için adalet, ötekileştirilen, yok sayılan, mağdur edilen herkes için adalet istiyoruz!

    Demokrasiye ve adalete aykırı tutum ve işleyişe karşı bu ülkedeki yaşayan herkesi, ‘Bütün kişi ve kurumları, ‘Demokratik bir ülke ve HERKES İÇİN ADALET’ mücadelesine omuz vermeye, bulunduğu yerden ses çıkarmaya, adalet talebini güçlü bir talep haline getirmek için yapılacak olan toplantılara, konferanslara, mitinglere, eylem ve etkinliklere katılmaya davet ediyoruz!”

    PİRHA / ANKARA

  • Roboski Katliamı’nın üzerinden 2798 gün geçti-VİDEO

    Roboski Katliamı’nın üzerinden 2798 gün geçti-VİDEO

    PİRHA – Roboski İçin Adalet Girişimi, Roboski Katliamı’nın 92. ayında basın açıklaması yaparak bir kez daha “Katiller bulunsun” dedi.

    Haberin videosu

     Roboski İçin Adalet Girişimi, 19’u çocuk, 34 insanın katledilişinin 92. ayında Ankara’da basın açıklaması yaparak “Katiller bulunsun, Roboski bir daha asla” dedi.

    İHD Ankara Şube Yöneticisi Melike Giray’ın okuduğu basın açıklamasında, “Katliamın ardından 2798 gün geçti ancak hala adalet sağlanabilmiş değil” denilerek şöyle devam edildi:

    “Ailelerin ve duyarlı kesimlerin, hak savunucularının adalet talebi karşılanıp, failleri yargılanmadığı gibi devam eden süreçlerde de birçok katliam yaşanmıştır. Onların da adalet arama süreçleri ya sağlanmadı ya da gerektiği gibi olamadı. 10 Ekim Katliamı, Suruç Katliamı ve daha pek çok ölümlerde acılar hala tazedir. Toplumun vicdanında derin yara açan bu katliamların son bulması için bıkmadan usanmadan gösterilen çabalara olumlu karşılık verilmiyor ve yenileri ekleniyor.

    Ağustos ayı başında Hakkari, Şemdinli sınırında hayvanlarını otlatan 14 yaşındaki Vedat Ekinci isimli lise öğrencisi bir çocuk açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi. Ülkemizde ne yazık ki yüzlerce çocuk silahla, panzer çarpması ile ya da mayınlarla yaşamını yitiyor. Vedat Ekinci de tıpkı Roboski Katliamı’nda yaşamını devam ettirebilmek için sınırlı imkanlar ile yaşam mücadelesi veren çocuklardan biriydi. Olayın tanıkları anlatıyor: “Köyümüz, hemen sınırın üstünde. Eskiden kaçakçılık yapıyorduk ama yasaklandığı için yapamıyoruz artık. Hayvancılık yapıyoruz, bölgemiz dağlık. Ormanlarımız yakıldığı için birçok hayvanımız yandı, birçoğu da kayboldu. Onları arıyorduk. Olay sırasında Vedat ile birlikteydik, 3 kişiydik. Hayvanlarımız askeriye bölgesine girmişti, oraya gittik. Birden bire asker karşımıza çıktı ve ‘Dur’ demeden direkt bize sıktılar, amca oğlumu sırtından vurdular. Bize sıkanlar 3 kişiydi, birinin elinde dipçik, diğer ikisinde silah vardı ama yaklaşık 10 asker oradaydı. Amca oğlum yere düştü, askerlerden yardım istedim ama yardım etmediler. Vedat ellerimde can verdi.’

    Vedat Ekinci için meclise soru önergesi verilmiş ancak henüz sonuç alınmamıştır. Bu olay da tıpkı diğer vakalar gibi cezasız bırakılacaktır. Bugüne kadar hiçbir vakada adalet sağlanamadığı için aynı cezasızlık ilkesinin devam ettirileceğini biliyoruz.

    Roboskili ailelerin Ocak 2012’den 21 Nisan 2018’e kadar süren hukuk mücadelesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘İç hukuk yolları tüketilmediği için, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu başvurular kabul edilemez bulunmalıdır.’ kararı şimdilik sonlanmış ancak adalet arayışı sonlanmış değildir. Er ya da geç olayın sorumluları ortaya çıkarılacaktır. Cezasızlık politikası, her katliamın ardından hukuk yollarının kapatılmasıyla kesintisiz şekilde uygulanmaktadır. Görevi maddi gerçekliğe ulaşmak olan yüksek yargı makamlarının böylesine önemli olan, 34 canın öldürüldüğü bir davaların hem iç hukukta hem de AİHM sürecinde usulden dolayı reddetmesi kabul edilemez. Devletin en asli görevi hem kendi ulusal hukuk mevzuatıyla, hem Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ile hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti altına alınmış olan yaşam hakkını koşulsuz olarak korumaktır. Anayasanın dahi üstünde olan ve Türkiye Devletinin uymak zorunda olmuş olduğu, değiştirilemez olan bu sözleşme ve hukuksal normlarla ile ‘yaşam hakkı’ koruma altına alınarak hükme bağlanmıştır. Bu sözleşmelerin tamamı Anayasanın 90. Maddesinde ‘Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.’ denilerek hükme bağlanmıştır.

    Roboski’ye ve daha birçok katliam için adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir. Başta Roboski olmak üzere tüm insan yaşamını ve özgürlüklerini ortadan kaldıran savaşa ve şiddete karşı, hepimiz itiraz hakkımızı kesintisizce kullanacağız. Her zaman ve daima adalet için barışçıl mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Biz, Adalet arayışının, bir arada ve barış içerisinde yaşamanın tarafıyız. Devlet ve iktidar şiddetine karşı, Roboski ve tüm katliamlar için adaleti talep etmek adına bir araya geleceğimiz ve adaleti sağlayacağımız güne kadar yataklarımızda rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da. ‘İnsan olarak ne yapabilirim?’ sorusunu soran herkese her ayın 28. Günü sesleneceğiz, hatırlayacağız ‘gelin sesimizi birlikte yükseltelim’ diyeceğiz.

    Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda Barış ve Adaletin yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir.

    Adalet, adaletsizliğin olduğu yerden yükselir. Katiller bulunsun, Roboski bir daha asla.”

    PİRHA / ANKARA

  • SES: OHAL Komisyonu ile adalete erişim mümkün değil

    SES: OHAL Komisyonu ile adalete erişim mümkün değil

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), OHAL ve KHK’lar sonrasında açılan davaların bekleme süresini eleştirdi. “OHAL hukuksuzluğu mahkemeler eliyle devam ediyor” denilen açıklamada komisyon kararına karşı açılan davalarda bekleme süresinin en az 900 gün olduğuna işaret edildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), OHAL sürecinde yayımlanan KHK’lar ile birçok hukuksuzluğun yaşandığına dikkat çekti. Ankara’da yapılan basın toplantısında, açılan davaların bekleme süresinin 900 güne kadar uzayabildiğine vurgu yapılarak OHAL Komisyonu’nun işleme biçimi ve verdiği kararlar eleştirildi.

    SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem’in okuduğu basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “OHAL Komisyonu 28.06.2019 tarihinde komisyon kararlarına ilişkin yaptığı açıklamada 28.06.2019 tarihi itibariyle komisyona yapılan başvuru sayısının 126.200 olduğunu, komisyonun 28.06.2019 tarihine kadar 6.000’i kabul, 71.900’ü ret olmak üzere toplam 77.900 başvuruya ilişkin karar verdiğini, incelemesi devam eden başvuru sayısının 48.300 olduğunu açıkladı. 1,5 (bir buçuk) yıllık süre içerisinde toplam başvuruların yüzde 61’i hakkında karar verildiği belirtildi. Komisyon başvurularının yüzde 61’i sonuçlandırılırken sonuçlanan başvurularda kabul oranı yüzde 0,7’de kaldı. 23 Mayıs tarihinde yaptığımız açıklamada ret kararlarına ilişkin verdiğimiz örnekler başvuruların neden yalnızca yüzde 0.7’sinin kabulle sonuçlandırıldığını göstermektedir.

    OHAL Komisyonu masumiyet karnesini ihlal etmekte, hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmayan üyelerimizin başvurularını reddetmekte, memuriyete girmeden önce kişi hakkında verilen ve denetim süresi dolan kararları ihracın gerekçesi yapmakta, ihraç kararından sonra başlatılan soruşturmaları ret gerekçesi yapabilmektedir.

    OHAL Komisyonunun başvurulara ilişkin kararlarının ardından idari yargı süreçleri de adalete erişim için etkili başvuru yolları değildir.

    Komisyon kararlarına karşı idari yargıya başvuran üyelerimizin davaları bilindiği üzere özel görevli ve yetkili Ankara idare mahkemelerince incelenmektedir. DGM’ler kapatıldıktan sonra ceza yargılamalarında bir şekilde devam eden özel yetkili yargılamalar böylece idari yargılamalarda da işlerlik kazanmıştır.

    Her ne kadar KESK’e bağlı sendikalarımızın üyelerinden ihraç edilenlerle ilgili bugüne kadar idari yargıda sonuçlanmış bir dava bulunmasa da takip edebildiğimiz kadarıyla özel görevli idare mahkemeleri komisyon kararlarına paralel kararlar vermektedir. Bu nedenle komisyon kararlarına ilişkin davaların özel yetkilendirilmiş mahkemelerde görülmesine son verilmeli, davalar genel yetkili mahkemelerde görülmelidir.

    Adalete erişimde bir başka sorun ise yargılamaların uzunluğudur. Yıllardır Mahkemeye erişmek için bekleyen üyelerimiz dava açtıklarında davalarının 2 yıl ile 3 yıllık azami sürelerde sonuçlandırılmasının hedeflendiğini öğrenmektedir. Bu süreler ilk aşama yargılamalar için belirlenmiş sürelerdir.

    “KAMU EMEKÇİLERİNİN ADALETE ERİŞİMİ MÜMKÜN OLMUYOR”

    Komisyon kararlarına karşı açılan davalarda komisyon kararlarının yürütülmesinin durdurulması taleplerimizin incelenmeksizin reddedildiği bir önceki raporumuzda açıklanmıştır.

    Bu şekliyle OHAL Komisyonu ile veya özel görevli ve yetkili idare mahkemeleriyle, bu hedef sürelerle kamu emekçilerinin adalete erişimi mümkün olmadığı gibi, toplumun bir kesiminin temel haklarının ölçüsüzce askıya alındığı bir ülkede hiçbir yurttaşın hakkının güvencede olduğunu söylemek mümkün değildir.

    Bu nedenlerle; Komisyon derhal lağvedilmeli, haksız ve hukuksuz ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmesi sağlanmalıdır. Bu gerçekleşinceye ve hukuksuz ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • İmamoğlu: Taksim’i herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz

    İmamoğlu: Taksim’i herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz

    Halk TV canlı yayınına katılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Taksim Meydanı’na ilişkin “Taksim’i herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Halk TV canlı yayınına katıldı. Taksim Meydanı’nın dönüşümünü İstanbul’un önceliği olarak gösteren İmamoğlu, “Taksim’i herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz” dedi. İmamoğlu ayırca Saraçhane’deki İBB binasının ‘mimari açıdan çok önemli bir eser’ olduğunu belirterek “Bu binaya çok nitelikli bir kütüphane yapacağız” dedi. Esenler Otogarı’na ilişkin de konuşan İBB Başkanı, “Sağda solda duyuyoruz orayı vermeyiz falan. Orayı akla ve bilime peşkeş çekeceğim. Üretim ve istihdam merkezi haline getireceğim orayı. Polis oraya baskın yaptı, pislik içerisinde. Orada oluşan suç merkezi Güngören’i etkiliyor, Esenler’i etkiliyor, Bayrampaşa’yı etkiliyor” ifadelerini kullandı.

    İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “YARIŞMA USULÜ İLE TAKSİM’E YENİ BİR PROJE YAPTIRACAĞIZ”

    “Herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz Taksim’i. Elbette ki mevcut imkanlarla. Gençlerin, kadınların, çocukların fikirlerini kullanacağız. İstanbul’un önceliği simgesel bir anlamda Taksim Meydanı. Beşiktaş Meydanı da dokunulması gereken bir yer. Buralar bir buluşma, aynı zamanda toplumsal uzlaşma için buluşma yeri. Meydanın toplum tarafından sorgulanmasına sebep olduk. Bu bence ciddi bir gelişim. Herkes sorgulayacak bunu. Taksim’i herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz. Ben yaptım oldu zihniyeti bizde yok. Yarışma usulü ile Taksim’e yeni bir proje yaptıracağız. Ayrıca demokratik katılım ile bu projeleri halka soracağız.”

    “SARAÇHANE’DEKİ İBB BİNASINI NİTELİKLİ BİR KÜTÜPHANE YAPACAĞIZ”

    “Biz belediyenin binalarının halka açılmasını istiyoruz. Saraçhane’deki bu yapı mimari açıdan da çok önemli bir eser. Bu binaya çok nitelikli bir kütüphane yapacağız. Ayrıca gönüllülerden kuracağımız İstanbul Kurulları bu binada çalışacak. Belediye başkanı halkın arasında olacak. Özellikle arka bina kısmında Türkiye’nin en nitelikli, en güçlü kütüphanesini yapacağız. Yurt içi, yurt dışı insanların gelip arşiv karıştıracağı bir kütüphane olacak.”

    “ADALET DUYGUSU YERİNE GELEMEDİĞİ ZAMAN NEYİ TARTIŞSANIZ BOŞ”

    Çorlu’daki tren kazasında hayatını kaybeden Oğuz Arda Sel’in kazadan önce Beylikdüzü’deki yaşam vadisini gördükten sonra “Ekrem amca keşke İBB Başkanı olsa” sözünün hatırlatılması üzerine İmamoğlu şunları söyledi:

    “Bu söylemi bizzat Mısra Hanım bana anlatmıştı. Bunu söylediğini o zaman bana söylemişti annesi. Talihsiz bir kaza. Hak, hukuk adalet diyoruz ya adalet duygusunun yerine gelmediği zaman neyi tartışsanız boş. Mahkeme heyeti çekilmiş duruşmadan. Çok feryadını gördüm orada annenin. Niçin bu ülkede adalete olan duyguyu tesis edemeyiz. Biz inançlı insanlarız ama bizim inancımız aynı zamanda maksimum adaleti sağlayan bir inanç. Yerine getirilmediği sürece vatandaşın güvenini sağlayamazsınız.”

    “ESENLER OTOGARI, ON BİNLERCE GENCİMİZİN EĞİTİM ALDIĞI BİR YER OLACAK”

    “Esenler kocaman bir alan. 27-28 yılı bulmuş bir geçmişi var. Yap-işlet-devret süresi görevi geri almamızdan 2-3 gün önce doldu. Kurtköy’de Anadolu Yakası Garı, bir tanede Hadımköy bölgesinde otogar yapacağız. İstanbul içinde de mini otogarlarla desteklenecek. Sağda solda duyuyoruz orayı vermeyiz falan. Orayı akla ve bilime peşkeş çekeceğim. Üretim ve istihdam merkezi haline getireceğim orayı. Polis oraya baskın yaptı, pislik içerisinde. Orada oluşan suç merkezi Güngören’i etkiliyor, Esenler’i etkiliyor, Bayrampaşa’yı etkiliyor. Metro ulaşımı var. Tramvay ulaşımına yakın. Başka bir müjde daha verelim. İstanbul’a yapacağımız 15 yaşam vadisinden birinin de merkezinde. On binlerce gencimizin eğitim aldığı hayata hazırlandığı bir yer olacak.”

    İmamoğlu ayrıca “Sırf ODTÜ’nün mezuniyet günlerine malzeme olmamak için çok çalışacağım” ifadesini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB 70. büyük kongresine çağrı yaptı

    TTB 70. büyük kongresine çağrı yaptı

    TTB’nin 70’inci büyük kongresi öncesi katılım çağrısı yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, kongrenin barış talep eden seçilmiş bir meslek örgütünün yöneticilerinin haklarının tanınmadığı bir dönemde yapıldığına vurgu yaparak, “adalet” talebi olan tüm kesimleri kongreye davet etti.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Genel Merkez binasında 22 Haziran’da 65 tabip odasından gelecek delegelerle gerçekleştirecekleri “Tababet İçin Adalet” temalı 70’inci Büyük Kongre gündemi ve ayrıntılarıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz, TTB Merkez Konseyi üyeleri Prof. Dr. Gülriz Erişgen ve Dr. Selma Güngör ile Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut’un katıldığı basın toplantısında, açıklamayı Sinan Adıyaman okudu.

    Kongreye, 2016-2018 dönemi TTB Merkez Konseyi üyelerinin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklamasını yaptıkları için hapis cezasına çarptırıldığı bir dönemde yapıldığına vurgu yapan Adıyaman, “Bu ceza verilirken evrensel tüm hekimlik değerlerinin ve hukuk kurallarının altüst edildiği, barış talep eden seçilmiş bir meslek örgütünün yöneticilerinin haklarının tanınmadığı, iyi hekimlik değerlerini savunan meslektaşlarımıza gözdağı verilmek istenen bir dönemde yapılıyor” diye belirtti.

    “ELEŞTİRİLMEYEN SİYASAL ORTAM SAĞLIKTA EŞİTSİZLİKLERİN YAŞANMASI DEMEKTİR”

    Kongreye giderken artık ülkede adaletten söz etmenin olanağının kalmadığını ifade eden Adıyaman, “AKP iktidarına muhalif meslek örgütleri, sendikalar, siyasal partiler, toplumun örgütlü kesimleri cezalarla yıldırılmaya ve yok edilmeye çalışılmaktadır. Adaletin olmadığı bir ülkede toplumun yaşam hakkından söz edilemeyeceği gibi, sağlık hakkından da söz etmek mümkün değildir. Çünkü artık eleştirmek hatta önermek dahi yasaktır. Eleştirilmeyen ve dayatmalarla yürütülen bir siyasal ortamın sağlıkta eşitsizliklerin yaşanması, kızamık salgınlarının ve sağlıkta bölgesel farklılıkların giderek artması demektir. Halkın sınırlı kaynaklarının Şehir Hastaneleri adıyla özel şirketlere aktarılması gibi ülkenin sağlık alanındaki ihtiyaçlarının gözetilmesi yerine israf yapılması demektir.”

    “KARANLIĞIN KISA SÜREDE YOK OLACAĞI UMUDUYLA”

    Kongrenin Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden geçtiği bir dönemde yapıldığını vurgulayan Adıyaman, TTB, tabip odaları ve Türkiye’nin dört bir tarafından gelecek hekimler olarak bu karanlığın en kısa sürede yok olacağına olan umutla kongreyi gerçekleştireceklerini söyledi. Adıyaman, “Kongremizi yaşamdaki tüm adaletsizliklere ‘Tababet İçin Adalet’ talebiyle karşı duracağımızı haykıracağız” diyerek, tababet için adaletin, sağlıklı toplum, kadınlar, sanatçılar, Gezi direnişçileri, gazeteciler, barış akademisyenleri, öğrenciler için adalet anlamına geldiğini ifade etti.

    “ADALET TALEBİ OLAN TÜM KESİMLERİ DAVET EDİYORUZ”

    TTB’nin, eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, barıştan yana mücadelesini uzun yıllardır verdiğini dile getiren Adıyaman, Türkiye’de, “adalet” talebi olan tüm kesimleri, davet ederek, “Birlikteliğimizi, dayanışmamızı ve adaletsizliklere olan tepkimizi birlikte haykırmayı diliyoruz” dedi.

  • Eğitim-Sen: Öğretmenler MEB’i sınıfta bıraktı

    Eğitim-Sen: Öğretmenler MEB’i sınıfta bıraktı

    PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) 2018-2019 eğitim öğretim yılını 2326 öğretmenin yanıtladığı anket soruları doğrultusunda değerlendirdi. “Uygulanan eğitim politikalarının velileri ve öğrencileri özel öğretim kurumlarına yönlendirdiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna öğretmenlerin %77’si “evet” yanıtını verdi.

     2018-2019 eğitim öğretim yılı yine yoğun tartışmaların gölgesinde sonlandı. Eğitim-Sen, “Bakan Ziya Selçuk tarafından yürütülen değişim algısı ve sorunlara çözüm üretileceği beklentisi çöktü” diyerek tüm yılın değerlendirmesini 2326 öğretmene yönelttiği sorular doğrultusunda yaptı.

    ÖĞRETMENLER EĞİTİM ÖĞRETİM YILINI BAŞARILI BULMADI

    Eğitim-Sen, anket çalışması doğrultusunda öğretmenlerin %48’i, yani 1105 öğretmenin “2018-2019 eğitim öğretim yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna “başarısız” yanıtını verdiğini aktardı. Aynı soruya “başarılı” yanıtını verenlerin oranı ise 21 kişiyle sınırlı kaldı.

    İMAM HATİP VE ÖZEL OKULLARA TEŞVİK ARTIYOR

    Raporda 4+4+4 sistemiyle birlikte AKP ve MEB’in hızla özel okulları teşvik ettiğine, devlet okullarını ise imam hatipler ve meslek liselerinin ağırlık kazanacağı şekilde dönüştürdüğüne vurgu yapıldı.

    Özel okullara yönelik talepte ciddi artışların olduğuna dikkat çekilerek “Bu durumun en yakından tanığı olan öğretmenlere ‘Uygulanan eğitim politikalarının velileri ve öğrencileri özel öğretim kurumlarına yönlendirdiğini düşünüyor musunuz?’ sorusunu yönelttiğimizde ankete katılanların sadece % 10’u ‘hayır’ yanıtını vermektedir. Bu soruya öğretmenlerin %77’si (1790 kişi) ‘evet’ yanıtını verirken, %12’si ‘kısmen’ yanıtı vermeyi tercih etti.

    MEB’in ısrarla eğitim sistemindeki sorunun kaynağı olarak ilan ettiği öğretmenlerin böylesine güçlü biçimde eğitim sistemini eleştiriyor oluşu, asıl sorunun yıllardır sistematik biçimde izlenen eğitim politikalarındaki tercihlerde yattığını açıkça gösteriyor” dedi.

    Eğitim-Sen raporunda, AKP’nin temel politika metinlerinde yer alan birçok değişikliğin Bakan Ziya Selçuk tarafından ‘cilalanarak’ kamuoyuna pazarlandığı da ifade edilerek şöyle devam edildi:

    “Her defasında dile getirdiğimiz üzere, eğitim politikaları belirlenirken öğretmenlerin ve öğrencilerin düşünceleri yok sayılmaktadır. Bu durumun en önemli sonucu MEB’in politikalarının gerçekliğini yitirmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘MEB’in sorunları çözmek için ürettiği politikaların gerçekçi olduğunu düşünüyor musunuz?’ sorusuna öğretmenlerin %78’i (1810 kişi) ‘hayır’ derken, ‘kısmen’ yanıtını verenlerin oranı %18 (420 kişi) olarak karşımıza çıkmakta. Öğretmenlerin sadece %3’ünün (70 kişi) bu soruya ‘evet’ yanıtını vermesi, öğretmenler nezdinde eğitim politikalarının gerçekçi görülmediğini göstermektedir.”

    “ÖĞRETMENLER HAK, EŞİTLİK, ADALET VE DEMOKRASİ İSTİYOR”

    Raporda öğretmenlerin iş yaşamındaki memnuniyetinin de altı çizildi. Son iki seçimin temel vaatleri arasında yer alan 3600 ek gösterge, sözleşmeli, ücretli, kadrolu adı altında çalışanların olduğuna işaret edilerek “AKP ve MEB, havuç-sopa taktiğinden vazgeçmedi. Öğretmenlere yöneltilen ‘Sözleşmeli, ücretli öğretmenlerin kadrolu öğretmenlerle eşit haklara sahip olduğunu düşünüyor musunuz?’ sorusu  %88 oranında (2056 kişi) ‘hayır’ yanıtı alırken, ankete katılanların sadece %7’si (157 kişi) bu soruya ‘evet’ yanıtı verdi” denildi.

    ÖĞRETMENLER MÜLAKAT SİSTEMİNE “HAYIR” DEDİ

    Eğitim-Sen anketinde en fazla “hayır” yanıtını alan ikinci konu başlığı ise “mülakat” sistemi oldu. Bu uygulamayla liyakat ilkesinin ortadan kaldırıldığını savunulurken “kadrolaşmanın en önemli aracı haline getirilen ve yeni rejim için ‘makbul görülen’ öğretmen inşasında temel rol oynayan mülakat sistemi, öğretmenlerin %94’ü (2194 kişi) tarafından onaylanmıyor. ‘Mülak’ sorusuna öğretmenlerin sadece %3’ü (68 kişi) ‘evet’ derken, %2’si (58 kişi) ‘kısmen’ yanıtını vermeyi tercih ediyor” denildi.

    CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN SAĞLANDIĞINI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

    Eğitimde cinsiyetçi bakış açısı’ başlığı da öğretmenlerin gündeminde olan bir diğer konu başlığı oldu. Öğretmenler “Eğitimde cinsiyet eşitliğinin sağlandığını düşünüyor musunuz?” sorusuna %75’lik kesim (1739 kişi) “hayır” yanıtını verirken, %9’u (199 kişi) “evet”, %15’i (350 kişi) “kısmen” ve %2’si (38 kişi) de “fikrim yok” yanıtını verdi.

    PİRHA / ANKARA

  • Kadınlar Birlikte Güçlü: Barış, hukuk ve yaşam için ısrar ediyoruz-VİDEO

    Kadınlar Birlikte Güçlü: Barış, hukuk ve yaşam için ısrar ediyoruz-VİDEO

    PİRHA-“Beyaz tülbent yaşam için ses ver” diyerek Taksim Şişhane Meydanı’nda buluşan kadın örgütleri “Şiddetinizle, adaletsizliğinizle, hukuksuzluğunuzla, savaşınızla barışmayacağız” dedi. 

    Tecridin kaldırılması için başlatılan açlık grevleri ve ölüm oruçları devam ederken evlatlarının ölmemesi için cezaevleri önünde oturma eylemi yapan tutuklu annelerinin eylemleri de sürüyor. Bir yandan annelerin eylemleri sürerken diğer yandan da polisin bu eylemlere müdahaleler, baskıları ve gözaltılar da devam ediyor.

    Kadın örgütlerinden oluşan Kadınlar Birlikte Güçlü de bugün tutuklu annelerinin eylemlerine destek olmak için Taksim Şişhane Meydanı’nda “Beyaz tülbent yaşam için ses ver” diyerek buluştu. “Beyaz tülbent yaşam için, yaşama ses ver” yazılı pankart açan kadınlar “Kadınlar birlikte güçlü”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Tecridi kaldırın, ölümleri durdurun”, “Yaşam için ses ver”, “Yakınları açlık grevinde olan kadınlara şiddete son verin” yazılı dövizler taşıdı. Ayrıca kadınlar sık sık “Yaşasın kadın dayanışması”, “Beyaz tülbent yaşam için kadınlar yaşamdan yanayız”, “Barışın sesini yükselt”, “Yaşamın sesini yükselt”, “Ölümden değil yaşamdan yanayız”, “Beyaz tülbent yaşam için” sloganları attı.

    Kadınlar yüksek sesle “Şiddetinizle, adaletsizliğinizle, hukuksuzluğunuzla, savaşınızla, ölümlerle barışmayacağız”, “Yaşam için, tecridin kaldırılması hukuksuzluğun sona ermesi, tutuklu hükümlü yakınlarına uygulanan şiddetin son bulması, barış için ses çıkarıyoruz”  ve “Barış, hukuk, yaşam için ısrar ediyoruz” diye haykırdı.

    “HER FIRSATTA ‘KUTSAL ANNELİK’TEN BAHSEDENLER KADINLAR YERLERDE SÜRÜKLÜYOR”

    Basın metnini okuyan Ezgi Bahçeci şunları kaydetti:

    “Tutuklu ve hükümlülerin durumları günden güne kötüleşirken, kadınlar beyaz tülbentleriyle yakınları, çocukları, sevdikleri için, onların yaşam hakkını savunmak için cezaevi önlerinde nöbet tutmaya, açıklama yapmaya koyuldular. Her fırsatta ‘kutsal annelik’ten bahsedenler ise onlara gelince, şiddeti, tartaklamayı, yerde sürüklemeyi, hakareti, başlarındaki tülbenti yasak etmeyi, ‘çocuklarınızın hayatı için ses çıkarmanız terördür’ demeyi reva gördü.

    “ÖLÜMÜ DEĞİL YAŞAMI TERCİH EDELİM”

    Biz bugün burada, İstanbul’da ‘Kadınlar Birlikte Güçlü’ diyenler, kadınların gücünün birlikteliklerinden, dayanışmalarından geldiğine inananlar olarak, birimize uygulanan şiddetin aslında hepimize uygulandığını hatırlatmak için buluştuk ve ses çıkarıyoruz: Beyaz tülbent yaşam için! Bu konuda yapılması gereken açık: Zaten yasalarımızda mevcut bir hak olan avukat görüşü, tutuklu ve hükümlüye tecrit uygulanmaması talebi karşılansın; ulusal ve uluslararası hukuk uygulansın; ölümü değil yaşamı tercih edelim; kadınlara cezaevi önlerinde, Koşuyolu Parkı’ndan Kuğulupark’a şehir meydanlarında uygulanan zulüm, tülbentlerine getirilen yasak ortadan kalksın.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hükümetin İnsan Hakları Eylem Planı hazırlığına ilişkin kurumlardan öneri-VİDEO

    Hükümetin İnsan Hakları Eylem Planı hazırlığına ilişkin kurumlardan öneri-VİDEO

    PİRHA – Hükümetin ikinci 100 günlük programında yer alan “Yeni Bir İnsan Hakları Eylem Planının Hazırlanması’ kararı ardından İnsan hakları ve meslek örgütleri harekete geçti. 27 sayfalık rapor hazırladıklarını belirten Öztürk Türkdoğan “Görüş ve önerilerimizin takipçisi olup barışı hatırlatmayı sürdüreceğiz” dedi.

    İnsan hakları ve meslek örgütleri, Adalet Bakanlığı’na bağlı İnsan Hakları Daire Başkanlığı’nın 14 Şubat 2019’da düzenlediği “Yeni İnsan Hakları Eylem Planı” toplantısına dair görüş ve önerilerini açıkladı. 27 Sayfalık raporda dört temel başlıkta önerilerini sunduklarını söyleyen İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Türkiye demokratik yoldan çıkmıştır diyerek” şöyle devam etti:

    “Öncelikle çatışmasızlık ortamı sağlanarak demokratik yöntemlere kavuşulması gerekir. Türkiye raydan çıktı artık. Yeni bir insan hakları eylem planı hazırlamak isteyen siyasi iktidar, şu anki anayasal model ile antidemokratik sürecin içerisindedir. Çünkü bu anayasa tek bir kişiye dayanmaktadır.”

    “KHK YASALARI MUTLAKA GERİ ALINMALI”

    “Cezaevleri tıka basa doluyken, siyasiler baskı altında iken, beyin göçü söz konusuyken nasıl bir insan hakkı eylem planı yapılacak?” diyen Türkdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “15 Temmuz 2016 tarihli darbe kalkışması 16 Temmuz 2016’da bastırılmış olmasına ve şiddet hareketlerinin önlenmesine rağmen 20 Temmuz 2016’da OHAL ilan edilmiştir. Türkiye OHAL rejimi altında 2 yıl boyuncu yönetilmiştir. Bu süre içerisinde 32 adet OHAL KHK’sı çıkarılmış ve bunların tamamı yasalaştırılmıştır. OHAL KHK’larının yüzlerce temel kanunda, binlerce kanun maddesinde kalıcı değişiklikler yaptığı bilinmektedir. Başta cezasızlık olmak üzere hak ve özgürlükleri sınırlayan KHK yasalarının mutlaka değiştirilmesi ve geri alınması gerekmektedir.”

    “ÇATIŞMALI SÜREÇ DURDURULMALI”

    Türkdoğan, Kürt sorununun bir an önce çözülmesi gerektiği vurgusunu da yaptı. “Türkiye gerçek bir barış sürecine girmeli” diyen İHD başkanı, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Türkiye’nin içerisinde bulunduğu siyasi ortamı değerlendirdiğimizde Kürt sorununun çözümsüzlüğünün ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. BM Genel Kurulunun 2006 yılında kabul ettiği ve daha sonra güncellenen ilkeler çerçevesinde Türkiye’nin gerçek bir çözüm süreci yaşaması gerekmektedir. Dolayısıyla temel sorunların çözümü noktasında bir siyasi iradenin ortaya konması ve Türkiye’nin gerçek bir barış sürecine girmesinin önemli olduğunu belirtmek isteriz. Türkiye’nin demokratikleşebilmesi ve insan hakları sorunlarını en aza indirebilmesinin yolunun devam eden çatışmalı süreci durdurması ve sorunları barışçıl ve diyalog yolu ile çözecek yeni politikalara ihtiyacı bulunmaktadır. Başta ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik yasalarda değişiklik yapılması ve özgürlük kısıtlamalarının sona ermesi gerekmektedir. Halen hapishanelerdeki aşırı yoğunluk, tecritten kaynaklı sorunlar ve diğer hak ihlali iddiaları göz önüne alındığında özellikle infaz kanununda esaslı değişiklikler yapılması gerektiği görüşündeyiz.”

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Üyesi Selma Güngör de hak ihlallerinin yoğun yaşandığı sürece işaret ederek “OHAL’den sonra halen normal hayata geçildiği söylenemez. Türkiye artık bilim üretemeyip kendi içine kapanmış durumda. Herkes kendi içinde düşünüyor. Böylesi bir geleceği çocuklarımıza layık görmek mümkün değil. Umarız raporumuz dikkate alınır.”

    “Yeni İnsan Hakları Eylem Planı” hakkında Adalet Bakanlığı’na sunulan 27 sayfalık raporda İnsan Hakları Derneği, Hafıza Merkezi, Eşit Haklar için İzleme Derneği, Yurttaşlık Derneği, Diyarbakır Barosu, Türk Tabipleri Birliği ve Hak İnisiyatifi Derneği’nin imzası yer alıyor.

    PİRHA /ANKARA 

  • ‘Kadınlar artık itaat etmiyor’-VİDEO

    ‘Kadınlar artık itaat etmiyor’-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da taleplerini haykıran kadınlar, eşitlik, özgürlük, adalet, kadın cinayetlerinin son bulması, gerici politikaların bitmesini istedi.

    Kadınlar, eşitsizliğe, adaletsizliğe, erkek egemenliğine, ekonomik krize, sömürüye, kadın cinayetlerine, gerici politikalara karşı isyanlarını kuşanarak alanlara çıktılar. İstanbul Bakırköy’den taleplerini haykıran kadınlar, dövizleri, sloganları, zılgıtları ve halaylarıyla miting alanını renklendirdiler.

    Mitinge yöresel kıyafetleriyle gelen kadınlar da vardı kucaklarında bebekleriyle gelen kadınlar da. Kucaklarında bebekleriyle gelen kadınlar “Çocuk da yaparım eyleme de giderim, haklarımı da savunurum” mesajları verdiler.

    Miting alanında taleplerini PİRHA’ya anlatan kadınlar eşitsizlikten, adaletsizlikten, sömürüden, ekonomik krizden, artan kadın cinayetlerinden, çocuk istismarından ve dayatılan gerici politikalardan şikayetçi.

    “KADINLARIN BİRLİKTELİĞİ İÇİN ALANLARDAYIZ”

    Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Eski Başkanı Beyza Metin, kadınlara dayatılan gerici politikalara karşı sesini yükseltmek için miting alanında. Kadın mühendislerin çalışma yaşamında erkek mühendislerle eşit koşullarda çalışamadıklarına vurgu yapan Metin, “Daha geçtiğimiz aylar içerisinde bir kadın mühendis patronu tarafından şiddete maruz kaldı. ‘İşe girmeden evvel evlenmeyi düşünüyor musun, çocuk yapacak mısın’ gibi sorular soruluyor ya da kadınlara sözleşmeler imzalatılıyor. Tüm bu gericiliğe karşı kadınların birlikteliği için alanlardayız.” dedi. Yerel seçimlere ilişkin de konuşan Metin, kadınları yerel yönetimlerde görmek istediklerini ve kadın temsiliyeti ön plana çıkaran partilere oy vereceklerini söyledi.

    Erkek egemenliğine, kadın cinayetlerine karşı olduğu için alanlarda olan Kader Bozbay, geçtiğimiz günlerde gündeme gelen çocuk istismarcılarına evlilik affı yasasını eleştirerek bu tür yasalara karşı kadınların hep birlikte ses çıkarması gerektiğini vurguladı.

    “BU ÖLÜM SESSİZLİĞİ BİZİ DE BULACAK”

    Kadınların öldürülmesine karşı alanlarda olan Hazal Kartal da “Biz kadınlar birlikte varız, var olacağız. Bu ülkeyi kadınlar yönetecek.” dedi. Savaşsız, kimsenin ölmediği bir ülkede yaşamak istediklerini dile getiren Kartal, Leyla Güven’in açlık grevine dikkat çekerek “Neden bu kadar sessiziz. Ölüm sessizliği nereye kadar. Bir gün bu ölüm sessizliği bizi de bulacak. Lütfen sessiz kalmayalım, sesimizi yükseltelim. Bu ülkede hepimiz barış içinde yaşayabiliriz.” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KADINLAR ALANLARDA OLMALI”

    Bir Alevi kadın olarak alanlarda olan Sümbül Beltir ise mitinge katılımın azlığını eleştirerek “Bir içe çekilmişlik var, bu da bizim hayrımıza değil.” dedi. Alevi kadınların hakları için alanlarda olmaları gerektiğine değinen Beltir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevileri ötekileştirici söylemlerini hatırlatarak “Buna karşı güçlü bir ses vermemiz gerekiyor. Bu yüzden alanlarda olmalıyız. Kendi inancımıza, yolumuza, gençlerimize sahip çıkmamız gerekiyor. Bunu da ancak kadınlar başarabilir çünkü kadınlar gittikleri her yere inançla gidiyorlar.” şeklinde ifade etti.

    “KADINLAR ARTIK İTAAT ETMİYOR”

    Özgür Genç Kadın üyesi Tanya Kara da kadın cinayetlerine, homofobiye, transfobiye, artan çocuk istismarına karşı isyanını kuşanıp çıkan kadınlardan biri. Kadınların artık itaat etmediklerini ve sokaklarda özgürlük istediklerini belirten Kara, yaşadıkları alanlarda kadın yönetim tarzını istediklerini ve kadın adayları desteklediklerini söyledi.

    Barış, özgürlük ve adalet istediği için alanlarda olan kadınlar taşıdıkları dövizler ve attıkları sloganlarla Leyla Güven’in taleplerini de haykırdılar. Anadillerinde konuşan kadınlar Leyla Güven’in yaşaması için bir an önce adım atılmasını talep ettiler.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Gezi gazisi Aydoğan’ın dosyası tekrar Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi

    Gezi gazisi Aydoğan’ın dosyası tekrar Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi

    PİRHA-Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeği ile yaralanan Aydın Aydoğan dosyası, yeniden Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi. Karara tepki gösteren Aydoğan, “Dosyamda 6 yıldır yapmadıkları kalmadı. Nasıl olur görüntülerin sabit olduğu isimlerin belli olduğu bir dosya 6 yıl gibi bir zaman içinde çözülmez. Burada bizim AİHM başvuru sürecimizin önünü kesmek istiyorlar” dedi. 

    İstanbul’daki Gezi Direnişi’nde gaz fişeğinin isabet etmesi sonucu Aydın Aydoğan ciddi şekilde ayağından yaralandı. Altı yıldır hukuk mücadelesi veren Aydoğan’ı yaralayan polislerin yargılanmasının önü yine kapatıldı. 10 Ocak 2019’da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Valilik tarafından Aydoğan’ı yaralayan 16 polis hakkındaki ‘soruşturma izni verilmemesi’ kararını bozmuştu. Şimdi ise dosya tekrar Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi.

    16 POLİS İSMİ BELİRLENMİŞTİ

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, 20 Ekim 2015’te valiliğe yazı yazarak, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli 16 polisin ismini vermişti. Listede, ZET tüfeğini kullanan ancak ismi tespit edilemeyen memur da vardı. Savcılık, polisler hakkında “zor kullanma yetkisini aştıkları” gerekçesiyle soruşturma izni istemişti. Valilik, 22 Şubat 2016’da, polislerin görevlerini yerine getirdiklerini belirtmiş, “kusurulu oldukları tespit edilemedi” demişti. Kararda, atılan gaz fişeğinin, bahse konu yerde şahısların yaralanmasına sebebiyet verme ihtimalinin olduğu ifade edilerek, şikayetçilerin, görevli polis memurlarının attığı gaz fişeği neticesinde yaralandığına dair somut delil ortaya koyma imkanının olmadığı savunulmuştu.

    AYDIN AYDOĞAN DOSYASININ SERÜVENİ

    6 yıldır adalet bekleyen Aydoğan, dosyasının serüvenini şöyle özetledi:

    “Dosyamda 6 yıldır yapmadıkları kalmadı. 10 savcı değişti biri öldürüldü 1000 kusur sayfa dosya. Bundan önce öldürülen savcı Mehmet Selim Kiraz dosyayı ulusal kriminal dairesine gönderip dosyada beni vuran polislerin 5’inin görüntülerine ulaşmıştı. Bu sırada valilik dosyaya müdahale ederek işlemden kaldırılmasını talep etti ve dosyayı faili meçhule attılar. Buna itiraz ederek bölge idare mahkemesinde karar çıkartıp soruşturmanın devamına ve valilik kararının yasal olmadığına dair kararı çıkarttık. Dosya tekrar memur suçları bürosuna gönderildi. Bundan önce de dosyada polis görev listesinden ve ön inceleme raporlarından vurulduğum yerdeki polis listesi ZET tüfeği kullanan polisler tespit edilmişti. Bunları da ölen savcı ifadeye çağırmıştı. Kendisi öldükten sonra savcı Hüseyin Öz’e gelip ifade vermişlerdi. Basma kalıp ifadelerle suçu kabul etmeyip amirinin ismini ve nerede görev yaptıklarını bilmediklerini söylemişlerdi. Bu arada valilik tekrar olaya müdahale edip dosyanın işlemden kaldırılmasını talep etti ve dosya tekrar faili meçhule gönderildi. Biz buna tekrar bölge idare mahkemesinde itiraz ettik. Bölge İdare Mahkemesi 1 buçuk yıl sonra valiliğin böyle bir yetkisi olmadığına karar verdi ve dosya Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderildi.”

    “AİHM BAŞVURU SÜRECİNİN ÖNÜNÜ KESMEK İSTİYORLAR”

    Dosyasının tekrar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderilerek AİHM sürecinin önünün kapatılmasına tepki gösteren Aydoğan, şunları belirtti:

    “6 yıl geçti dosyada vuran polisler belli ifadeleri var buna rağmen savcılık makamı hiç bir şey yapmıyor. Çünkü dosyaya bizatihi Başsavcılık müdahil olmuştur. Saraydan idare edilen yargı bunları bize reva görürken aynı gün içinde Osman Kavala dosyası adı altında Gezi’de daha önce beraat eden arkadaşlarımız hakkında bir günde iddianame hazırlayarak dava açabiliyor. Buradan şu anlaşılıyor ki yargı birilerinin siyasi oyuncağı olmuş durumda. Nasıl olur görüntülerin sabit olduğu isimlerin belli olduğu bir dosya 6 yıl gibi bir zaman içinde çözülmez. Burada bizim AİHM başvuru sürecimizin önünü kesmek istiyorlar. Etkin soruşturma yapılmadığı için başvuru sürecimizi etkisiz hale getirmek için dosyayı oradan oraya atıp duruyorlar. Savcılar da dosyadan imtina edip çekiniyorlar ve korkuyorlar. Savcı ile polis nezaretinde en fazla 3 soru sorabiliyoruz yargı şu anda bu halde. Adalet adalet diyerek geldiler ülkeyi adaletsizliğe, hukuksuzluğa mahkum ettiler. Ama unutmasınlar ki onların korkusu bizim umudumuz olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Açlık grevindeki ÇHD’li avukatların aileleri: Yaşanan hukuksuzluk son bulsun-VİDEO

    Açlık grevindeki ÇHD’li avukatların aileleri: Yaşanan hukuksuzluk son bulsun-VİDEO

    PİRHA – Açlık grevine başlayan tutuklu avukatlar için açıklama yapan aileleri yaşanan hukuksuzluğun bir an önce son bulmasını ve avukatların serbest bırakılmalarını istedi.

    Uzun süren tutukluğun ardından tahliye edilen ama 24 saat sonra tekrar tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi avukatlar Selçuk Kozağaçlı, Aycan Çiçek, Aytaç Ünsal, Behiç Aşçı ve Engin Gökoğlu hukuksuz yargılamalara ve cezaevlerindeki baskılara dikkat çekmek için açlık grevine başladı.

    Açlık grevine başlayan avukatların aileleri bugün yaptıkları basın açıklamasıyla bu hukuksuzluğun bitirilmesini istediler.

    “AVUKATLAR TERÖRİZE EDİLDİ”

    İlk olarak konuşan Avukat Didem Baydar Ünsal’ın babası Adem Baydar, mahkemeyi adalete ve hukuka davet etti.

    Avukat Aytaç Ünsal’ın annesi Nermin Ünsal, avukatların terörize edildiklerini belirtti. Tutuklu avukatların değişik illere gönderilmesinin aileleri mağdur ettiğini söyleyen Ünsal, tüm bu hukuksuzlukların durdurulması için Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırdı.

    “TERÖRİST İLAN EDİLEN ÇOCUKLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ”

    Avukat Aycan Çiçek’in Annesi Saniye Çiçek, avukatların boş dosyadan 1 buçuk senedir cezaevinde tutulduklarını ifade etti. ‘Terörist’ ilan edilen avukatların tertemiz avukatlar olduklarını ve suçsuz olduklarını söyleyen Çiçek, “Çocuklarımız hangi suçu işlediler de terörist ilan ediyorsunuz. Terörist diye ilan ettiğiniz çocuklarımızdan gurur ve onur duyuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı içinizde birazcık vicdan varsa çocuklarımızı serbest bırakın” dedi.

    SADECE ÇOCUKLAR DEĞİL AİLELER DE CEZALANDIRILDI

    Avukat Didem Baydar Ünsal’ın annesi Gülay Baydar da tutuklu olan kızı ve damadının farklı şehirlerdeki cezaevlerine gönderildikleri için çok sıkıntı yaşadıklarını ve hala da yaşamaya devam ettiklerini belirtti. 1 buçuk yıllarının Karabük ve Burhaniye yollarında geçtiğini söyleyen Baydar, sadece çocuklarının değil kendilerinin de cezalandırıldığını ve bunun son bulmasını istediklerini kaydetti.

    DIŞARIDA OLAN AVUKATLARA ÇAĞRI

    Avukat Engin Gökoğlu’nun babası Sebahattin Gökoğlu ise avukatların Halkın Hukuk Bürosu ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi oldukları için suçlu ilan edildiklerini dile getirdi. Tutuklu avukatların hepsinin halkın, ezilenlerin yanında olduklarını, onların davalarına sahip çıktıklarını ifade eden Gökoğlu, suçsuz yere cezaevinde olduklarını ve bir an önce serbest bırakılmalarını istedi. Gökoğlu, dışarıdaki avukatlara şöyle seslendi: “Bu sorun hepimizin sorunu. Dışarıda olan avukatlara da sesleniyorum. Meslektaşlarına sahip çıkmalarını desek vermelerini istiyorum.”

    “YAPILANLAR ADALETE OLAN GÜVENİMİZİ AZALTTI”

    Avukat Aytaç Ünsal’ın babası Nihat Ünsal da bu yapılanların adalete olan güvenlerini azalttığını dile getiren Ünsal, çocuklarına yapılan haksız ve hukuksuz uygulamaların son bulmasını istedi.

    Avukat Engin Gökoğlu’nun eşi Meral Yıldırım Gökoğlu da tutuklu bulunan 5 avukatın yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekmek amacıyla açlık grevine başladıklarını hatırlattı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Eş Başkanı Kulu: Leyla Güven’in talepleri insani ve karşılanabilir talepler-VİDEO

    DAD Eş Başkanı Kulu: Leyla Güven’in talepleri insani ve karşılanabilir talepler-VİDEO

    PİRHA- Cezaevinde 69 gündür açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in taleplerinin bir an önce karşılanması gerektiğini belirten Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Musa Kulu, “Bu ülkede barışın, kardeşliğin, ortak vatanda beraber yaşamanın tek anahtarı insanları farklılıklarıyla kabul etmektir.” dedi.

    DAD Eş Başkanı Musa Kulu cezaevinde 69 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’e ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “BİR İNSANI ÖLDÜRMEK BÜTÜN İNSANLIĞI ÖLDÜRMEKTİR”

    Bir insanın yaşam hakkının kutsallığı söz konusu olduğunda bütün evrenin secdeye durması gerektiğini vurgulayan Kulu, “Ölüme en yakın olan bu kişinin toplumda karşılığı ve bir temsiliyeti var. Haklı bir talebin sahibi olan böyle bir canın sistemine devletin kayıtsız kalması anlaşılır ve kabul edilir bir şey değil. Her seferinde İslam ve Müslüman olduğunu söyleyenler Hz. Muhammed’in ‘Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmektir’ sözünü biliyorlardır. Bugünkü durumda bu kadar sağır, dilsiz olmanın ne devlete ne insana ne de hukuka uymadığını herkesin bilmesi gerekir.” diye konuştu.

    “KABEMİZE İNSANI KOYMUŞ VE SECDE ETMİŞİZ”

    “İnanç olarak kabemize insanı koymuş ve secde etmişiz.” diyen Kulu, “Düşüncesi, fikri ne olursa olsun bir insanın hayatı söz konusu ise ve hele hele bu yaşamın sahibi olan bir kadın ise vicdan sahibi, ahlak sahibi, adalet duygusu taşıyan herkesin duyarlılık göstermesi lazım. Dünyanın neresinde olursa olsun Afrika’da, Asya’da, Amerika’da veya Aborjinlerin yaşadığı Avusturulya’da olsa da bir insan hakkına ve yaşamına karşı duyarsızlığın insanlığın bitmesi anlamına geliyor.” şeklinde konuştu.

    “KARŞIMIZDAKİ ANLADIĞIMIZDA İNSANLAŞACAĞIZ”

    Güven’in taleplerinin insani ve karşılanması gereken talepler olduğuna dikkat çeken Kulu, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu ülkede barışın kardeşliğin ortak vatanda beraber yaşamanın tek anahtarı insanları farklılıkları ile kabul etmektir. Eğer sistem geleceğini kurmak istiyor ve gerçekten gelecekte mutlu olma arzusu içindeyse bizler de konuşabilmeliyiz. Karşımızda bizim gibi düşünmeyeni anlayabilmeliyiz. O zaman insanlaşacağız. Belki de özlemini çekeceğimiz adalet, vicdan, hukuk, özgürlük dediğimiz kardeşçe yaşamak o zaman belki mümkün olur.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD Genel Kurulu’nda Cumartesi Anneleri için oturma eylemi-VİDEO

    İHD Genel Kurulu’nda Cumartesi Anneleri için oturma eylemi-VİDEO

    PİRHA- İHD 19. Olağan Genel Kurulu’nda, tek adam rejiminin inşasına varan süreçte artan insan hakları ihlalleri ve antidemokratik uygulamalara tepki vardı. Cumartesi Anneleri’nin de katıldığı genel kurulda, Galatasaray Lisesi önünde izin verilmeyen oturma eylemi için hep birlikte merdivenlerde oturma eylemi yapıldı. 

    İnsan Hakları Derneği’nin 19. Genel Kurulu Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi’nde devam ediyor. Cumartesi Anneleri’ne destek olmak için kurula ara verilerek dışarıda basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına Cumartesi Anneleri, İHD üyeleri ve kayıp yakınları katıldı.

    “BASKI VE ŞİDDETE KARŞI TAVİZ VERMEYECEĞİZ”

    İlk olarak gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun söz aldı. 700’üncü haftadan beri Galatasaray’a çıkmak için direndiklerini söyleyen Tosun, bulundukları her yeri Galatasaray’a çevireceklerini kaydetti. “Gittiğimiz her yerde Galatasaray’da olduğu gibi oturacağız ve haykıracağız” diyen Tosun, kayıplarını unutmayacaklarını, baskı ve şiddete karşı taviz vermeyeceklerini ve haklı olduklarını dile getirdi.

    “DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE TALEBİMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Tosun’un arkasından Avukat Gülseren Yoleri ise Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki basın metnini okudu. 710 haftadır gözaltında kaybetme suçunun görülür ve sorumlularının hesap verir olması için sokaklarda olduklarını kaydeden Yoleri, 710 haftadır devlete yüzlerce insanın gözaltında kaybedilmesinden sorumlu olanları cezalandırma görevini yerine getirmeleri çağrısında bulunduklarını belirtti. Devleti yönetenlerin görevlerini yapmak yerine adalet talep eden seslerine Galatasaray’ı yasakladığını vurgulayan Yoleri, Galatasaray’dan düşüncelerini anlatabilme haklarının polis zoruyla engellendiğini, adalet ve hukuk taleplerine karşı gaz bombalı, kalkanlı, ağır silahlı polislerin konuşlandırıldığını ifade etti. Kayıplarını unutmayacaklarını dile getiren Yoleri, adaletin tesis edildiği, herkes için hukuki güvenliğin sağlandığı demokratik bir Türkiye talebimizden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DİSK-Emekli-Sen demokrasi için nöbette

    DİSK-Emekli-Sen demokrasi için nöbette

    PİRHA-DİSK’e bağlı emekli-Sen yaptığı basın açıklamasıyla bugün 24 saat boyunca demokrasi nöbetinde olacağını duyurdu. 

    DİSK’e bağlı Tüm Emekli Sendikası 19 Eylül 2018 tarihinde, emekçi halkı yaşanmakta olan ekonomik krizin olumsuz sonuçlarından koruyacak düzenlemeler yapmak üzere, “Meclisi göreve çağırıyoruz” başlıklı Türkiye genelinde bir imza kampanyası başlatmıştı. Bu kampanya kapsamında bugün Emekli-Sen kendi binasında bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın açıklamasına DİSK Eski Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Kani Beko ve sendika üyeleri katıldı.

    “24 SAAT DEMOKRASİ NÖBETİNDEYİZ”

    Basın metnini Emekli-Sen Genel Başkanı Veli Beysülen okudu. Beysülen, ekonomik krizin olumsuz sonuçlarından koruyacak düzenlemeler yapmak için “Meclisi göreve çağırıyoruz” başlığıyla başlattıkları kampanya kapsamında toplanan imzaları teslim etmeden önce “Demokrasi nöbetindeyiz” sloganıyla 24 saat nöbet tutacaklarını duyurdu.

    Demokrasinin rafa kaldırılmasının emekçilerin hayatını olumsuz etkilediğine vurgu yapan Beysülen, “Seçtiğimiz milletvekillerinin görev yapmaları, yürütmeyi denetlemeleri, geniş halk kesimlerinin sorunlarını meclise taşımaları ve çözüm talep etmelerinin olanakları ellerinden alınmış bulunuyor.” dedi. Beysülen, şunları ifade etti:

    “YILLARCA GERÇEK DEMOKRASİ İÇİN MÜCADELE ETTİK”

    “Ekonomik krizin ağırlaşarak sürdüğü bugünlerde halkın iradesinin temsilcisi olan TBMM’nin devre dışı bırakılması toplumun parlamentoya güvenini sarsacak ve parlamentonun gereksizliği algısına yol açabilecek tehlikeli bir uygulamadır. Kuşkusuz bu tehlikeli yaklaşım ile toplumda oluşacak parlamentonun gereksizliği algısı gelecekte, yetkileri elinden alınmış mevcut haliyle bile parlamentonun varlığından rahatsız olanların, parlamentonun ortadan kaldırılmasını savunmalarına ve bu yönde adımlar atmalarına zemin hazırlayacaktır. Bizim demokrasi talebimiz, parlamentoyu mevcut haliyle savunmak değildir. Ancak önümüzdeki süreçte, mevcut halinin bile çok görüleceği günleri de görmek istemiyoruz. Biz bu ülkenin hiçbir zaman tam olarak demokratik olmadığını da gayet iyi biliyoruz. Bu nedenle, yıllarca gerçek bir demokrasi için mücadele ettik.”

    “TAM DEMOKRASİ VE HERKES İÇİN ADALET”

    Gerçek bir demokrasi istediklerini söyleyen Beysülen, sendika olarak bugün Ankara’da bulunan genel merkezlerinde ve diğer il ve ilçelerde demokrasi nöbeti tutacaklarını kaydetti. Beysülen, taleplerinin tam demokrasi ve herkes için adalet olduğunu ifade etti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Mahkeme kararına rağmen Bahçeşehir’de yaşam alanı gasp ediliyor

    Mahkeme kararına rağmen Bahçeşehir’de yaşam alanı gasp ediliyor

    PİRHA – Yurttaşların itirazının ve mahkeme kararlarının dinlenmediği Bahçeşehir gölet bölgesinde inşa edilen AVM’de, 3 bin metrekarelik ‘Survivor parkuru’ yer alacak.  Bahçeşehirliler Derneği Başkanı Uğur Barış Karabulut, “Yaşam alanımızı gasp ediyorlar” dedi. 

    İstanbul Bahçeşehir’deki Gölet’in hemen yanında hukuksuzca inşa edilen Bahçeşehir Park AVM’de 3 bin metrekarelik Survivor parkuru yer alacak. AKP’li Başakşehir Belediyesi’nin 2015 yılında düzenlediği ihaleyi kazanan Atmaca Grup, Bahçeşehir Park AVM’de 1 milyon dolar yatırımla ‘Survivor parkuru’ oluşturuyor. Ancak Danıştay, bölgedeki inşaatlara ilişkin ‘yürütmeyi durdurma’ kararı vermişti.

    “HUKUKSUZCA YAPILAMASINA RAĞMEN GÖZ YUMUYORLAR”

    Konuya ilişkin BirGün’e konuşan Bahçeşehirliler Derneği Başkanı Uğur Barış Karabulut, Bahçeşehir’in yıllardır, rant kıskacında olduğunu söyledi. Karabulut, “En acısı yerel yönetimler bu gaspın kimi zaman önünü açmış, kimi zaman da ortağı olmuştur. 2013 yılından beridir hukuk mücadelesini sürdürdüğümüz, en üst yargı merci Danıştay’ın ‘yürütmesinin durdurulmasına’ karar verdiği hukuksuz projenin, utanmadan sıkılmadan reklamlarını yapıyorlar! Ve en acısı milyonlarca halkın hukuksuz olduğunu bildiği bu yerin inşaatlarının devam etmesine yargı, Emniyet, İstanbul ve Başakşehir Belediyesi göz yumuyor” dedi.

    “ADALET SARAYLARI NEDEN YAPILDI?”

    “Bu ülkede mahkemenin verdiği karar uygulanmayacaksa neden koca koca adalet sarayları yapıldı?” diye soran Karabulut, şöyle devam etti:

    “2013’den buyana açılan davaları birer birer kaybetmelerine karşın, her seferinde hukuku dolanarak davalara itiraz ettiler. Amaçları inşaatları bir an önce bitirip 3. şahıslara ticarethanelerini satarak mülkiyet devriyle mağdurlar yaratmaktı. Bu hukuksuz yapılar, bitirilip belediye makamlarınca ruhsatları da verilince resmiyet kazandı!”

    Bahçeşehirliler Derneği Başkanı Uğur Barış Karabulut, son olarak şunları kaydetti:

    “Danıştay Gölet’te yapılan inşaatların kamu yararı gözetmediğini, şehircilik ilkelerine aykırı olduğunu belirtmiş, inşaatların yürütmesinin durdurulmasını talep etmiştir. Şimdi çıkmış gazetelere boy boy reklamlar yaparak bu hukuksuzluğu halkımıza sempatik göstermeye çalışıyorlar. Neymiş Survivor parkuru yapacaklarmış. Oradan kazanacağınız her kuruşta binlerce Bahçeşehir mülk sahibinin hakkı vardır. Çocuklarımızın yaşam alanını gasp edenlere haklarımızı helal etmiyoruz!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bu coğrafyada gözaltında kaybedilmeler hiç eksilmedi-VİDEO

    Bu coğrafyada gözaltında kaybedilmeler hiç eksilmedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerinin 693. haftasında 1994 yılında kaybedilen İbrahim Çelik ve oğlu Edip Çelik’in akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 693’üncü kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde üzerine beyaz tülbent ile karanfiller bırakılan “Failler Belli, Kayıplar Nerede” yazılı pankart açılarak gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı.

    Bu hafta 10 Temmuz 1994 gecesi yer göstermek bahanesiyle alınan 50 yaşındaki İbrahim Çelik ve 19 yaşındaki oğlu Edip Çelik’in akıbeti soruldu.

    “BU COĞRAFYADA KAYBEDİLMELER EKSİLMEDİ”

    Eylemde ilk olarak söz alan 8 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır şöyle konuştu:

    “Yaz, kış, yağmur, çamur demeden burayı kendimize mesken ettik. Bu coğrafyada gözaltında kaybedilmeler hiç eksilmedi. 12 Eylül’den sonra gözaltında kaybedilme katmerleşerek devam etti. Bu topluma deli gömleği giydirilirken bizlere de gözaltında kaybedilenlerin yakınları gömleği dikildi. Bu gömlek üzerimize olmamıştır. Bu gömleğin üzerimizden çıkarılması için yılardır buradayız.”

    “OLAY GÖZÜMÜN ÖNÜNDE OLDU”

    Galatasaray Meydanı’nda bulunan  İbrahim Çelik’in kızı Feryal Çelik’in açıklaması yazılı olarak okundu. Açıklamayı 21 Mart 1995’te gözaltına alınarak kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Ben bir cumartesi çocuğuyum, her cumartesi ‘babam nerede?’ diyerek Galatasaray’dayım. Ben bir cumartesi kardeşiyim her cumartesi ‘Kardeşim nerede?’ diyerek Galatasaray’dayım. Babam İbrahim Çelik ve kardeşim Edip Çelik Batman’da gözaltına alınarak kaybedildi. Gözümüzün önünde oldu olay. Silahlı maskeli kişiler bir köylüyü aradıklarını bahane ederek götürdüler babamı. 19 yaşındaki kardeşim de babama bir şey olmasın diye peşlerinden gitti. O günden sonra bir daha ne babamdan ne de kardeşimden haber alabildik.

    “3 KUŞAKTIR ADALET ARIYORUZ”

    Babam ve kardeşim işlerinde güçlerinde olan insanlardı. Hiçbir suçları yoktu. Kürt olmalarını suç saydılar. 24 yıldır feryat ediyoruz duyan yok. Her yere gittik ama sonuç alamıyoruz. Babamı, kardeşimi aradığımızı söylediğimizde karakoldakiler bizimle alay ettiler. ‘Buraya bir daha gelmeyin’ dediler. 24 yıl geçti ama hiçbir şey çıkmadı ortaya. Babamın ve kardeşimin izini önce annem aradı, sonra ben aradım, simdi benim kızlarım arıyor. Bizim ailenin kadınları 3 kuşaktır kayıplarımızı ve adaleti arıyoruz. Babamın ve kardeşimin mezarını istiyoruz.”

    “DEVLETİN ENGELLEMESİYLE KARŞILAŞMADI”

    Bu haftaki açıklamayı ise Cumartesi İnsanlarından Hatice Onaran yaptı. Galatasaray Meydanı’nda olma amaçlarının açık ve net olduğunu dile getiren Onaran, “Ölüme karşı yaşamı, cezasızlığa karşı hukukun üstünlüğünü ve adaleti savunmak” dedi. Batman’ın 90’lı yıllarda özel harp stratejisi temelinde faaliyet gösteren Hizbullah’ın merkezi halinde olduğuna işaret eden Onaran, “Devletle bağlantısı TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nun raporunda da geçen Hizbullah, çok sayıda Batmanlıyı gündüz vakti herkesin gözü önünde infaz etti. Evlerinden aldıkları insanları, kendilerine tahsis edilmiş işkence köylerinde vahşi yöntemlerle sorgulayıp katletti, kaybetti. Bütün bu vahşi eylemleri gerçekleştirirken devletin hiçbir engelli ile karşılaşmadı” diye ifade etti.

    TÜM BAŞVURULAR YİNE SONUÇSUZ KALDI

    50 yaşındaki İbrahim Çelik’in Batman’ın Soğuksu mezrasında yaşadığını sözlerine ekleyen Onaran, “10 Temmuz 1994 gecesi maskeli ve silahlı 4 kişi, Çelik ailesinin kapısını çaldı. İbrahim Çelik’i yer göstermek bahanesiyle evinden alarak yanlarında götürdü. 19 yaşındaki Edip Çelik de babasını yalnız bırakmamak için onların peşlerinden gitti. Baba-oğul eve dönmeyince endişelenen aile, Jandarma’ya ve Emniyet’e başvurdu. Olayla ilgili Hizbullahçı Talat Rüzgâr, Aziz Önlük, İlhan Önlük, Resul Güneş ve Çetin Dursun isimli kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak ailenin bütün başvuruları sonuçsuz kaldı; İbrahim ve Edip Çelik’ten bir daha haber alınamadı” diye belirtti.

    24 yıldır İbrahim ve Edip Çelik’in failleri bilinmesine rağmen akıbetlerinin karanlıkta bırakıldığını söyleyen Onaran, onları kaybedenlerin cezasızlıkla korunduğunu ifade etti. Onaran, kayıplar için adalet talebinde bulundu. (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: 23 yıl daha burada oturmak istemiyoruz- VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 23 yıl daha burada oturmak istemiyoruz- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışı 687 haftadır devam ediyor. 1994 yılında kaybedilen 5 kuzenin akıbeti soruldu. Cumartesi Anneleri, “23 yıldır buradayız. Adalet için buradayız. Biz çocuklarımızın katillerini istiyoruz. Bu sesimizi duymuyorlar mı?” diye sordu. 

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak amacıyla başlattıkları oturma eyleminin 687’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Çok sayıda kişinin katıldığı oturma eyleminde HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, polisler tarafından aranmak istendi. Polislerin Kerestecioğlu’ndan kimlik istemeleri üzerine, Kerestecioğlu duruma tepki gösterdi. Kerestecioğlu daha sonra aranmadan eylem alanına girdi.

    Kayıpların fotoğrafı ve karanfillerin taşındığı eylemde Amed’in Lice ilçesinde 1994 yılında kaybedilen Fahri, Mustafa, Ali, Ekrem ve Ramazan Bulut’un akıbeti soruldu.

    “23 YILIN UTANCINI YAŞAYANLAR GİTSİN”

    Eylemde ilk olarak HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu konuştu. Kerestecioğlu, “Beş insan diyoruz. Yarın 23’üncü yıl olacak. 23 yıl yakınlarına ulaşmak isteyip de ulaşamayanların utancını yaşayanlar gitsin. Biz artık kurtulmak istiyoruz. 23 yıl daha burada oturmak istemiyoruz. Nasıl yargıyı siyaset yürütüyorsa, siyasete de yön verecek olan bu mücadeledir” dedi.

    “SESİMİZİ DUYMUYORLAR MI?”

    Sonrasında 28 Temmuz 1993’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Gazeteci Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe konuştu. Anne Tepe, “23 yıldır buradayız. Adalet için buradayız. Biz çocuklarımızın katillerini istiyoruz. Bu sesimizi duymuyorlar mı? Adalet gelene kadar buradayız” diye konuştu.

    “BU MEYDANDA BÜYÜDÜM”

    Gözaltına alındıktan sonra, 6 Aralık 1993’te kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya da, “Babam kaybedildiğinde 8 yaşındaydım. Yaşamla bu meydanda tanıştım. Bu meydanda büyüdüm. Burada verilen mücadelenin içindeyim 23 yıldır. Erdoğan ile yapılan görüşmede bulundum. Orada kayıplarımızın başına ne geldi tek tek anlattık. Sonuna kadar bizi dinledi ve somut adımlar atacaklarını söyledi. Çok geçmeden fark ettik ki orada konuşulanlar orada kaldı. Çıkmadı dışarı o odadan. O görüşmede bir seçim arifesinde oldu. O görüşme seçim malzemesi olarak kullanıldı. Bugünde aynı süreçteyiz. Faili meçhul denilse de failleri belli. Kemiklerimizi istiyoruz. Bizi kirli siyasetlerine alet etmesinler” diye belirtti.

    Sonrasında ise Fahri ve Mustafa Bulut’un eşlerinin Amed’den gönderdikleri mektuplar okundu. Fahri Bulut’un eşi Saliha Bulut’un gönderdiği mektubu Cumartesi insanlarından Leman Yurtsever, Mustafa Bulut’un eşi Dilber Bulut’un mektubunu ise Cumartesi insanlarından Nimet Tanrıkulu tarafından okudu.

    5 KUZENİN KAYBEDİLİŞİNİN 24. YILI

    Haftanın açıklamasını Cumartesi insanlarından oyuncu Nur Sürer yaptı. Gözaltına kaybedilişlerinin 24’üncü yılında Bulut ailesi için adalet istediklerini dile getiren Sürer, yaşanan olayı şu şekilde anlattı:

    “Bulut Ailesi Lice’ye bağlı Kabakkaya (Entağ) köyü Esenli (Cumarg) mezrasında yaşıyordu. 13 Mayıs 1994 günü sabahı Bolu ve Kayseri’den gelen askerler mezraya baskın yaptı. 50 hanelik mezradaki evler içinde eşyaları ve ahırlarındaki büyük ve küçükbaş hayvanları ile birlikte yakıldı. Biri bir yaşında, diğeri yeni doğmuş 2 çocuk babası Mustafa Bulut ve 6 köylü askerler tarafından ‘üç saat sonra serbest bırakacağız’ denilerek gözaltına alındı.

    Mustafa geri dönmeyince Bulut Ailesi’nden 36 yaşındaki Fahri Bulut 15 Mayıs 1994’te Mustafa’yı sormak için Lice’ye doğru yola çıktı ama geri dönmedi. Bunun üzerine Bulut Ailesi’nden 39 yaşındaki Ramazan, 38 yaşındaki Ekrem ve 28 yaşındaki Ali Bulut 17 Mayıs 1994 tarihinde Mustafa ve Fahri Bulut’u aramak için yola çıktılar. Ancak askeri kontrol noktasında iki köylü ile birlikte gözaltına alınıp Lice Jandarma Tugay’ına götürüldüler. İki köylü serbest bırakıldı ama Bulut’lardan bir daha haber alınamadı.”

    “GÖZALTINA ALINDIKLARI İNKAR EDİLDİ”

    Bulut Ailesi’nin beş üyesinin gözaltına alındıklarının inkar edildiğini hatırlatan Sürer, kayıplarım arayan Bulut Ailesi’nin evlerine güvenlik güçlerince baskınlar düzenlendiğini, kayıplarını aramaktan vazgeçmeleri için tehdit edildiklerini söyledi. Ailenin ve İnsan Hakları Derneği’nin başvurduğu tüm yetkili makamlar, Bulut’ların yaşama hakkının korunması için acil tedbir alma görevini yerine getirmediğini aktaran Sürer, “Uluslararası Af Örgütü; ‘Lice Jandarma Komutanlığında gözaltında tutulduktan sonra ortadan kaybolan Esenli köyünden Bulut Ailesinin beş üyesinin nerede olduklarını tespit etmek için hemen harekete geçme’ çağrısı yaptı. Jandarma Komutanı Aydın İlter’e, Lice Cumhuriyet Savcısı’na ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’ye yapılan bu çağrı karşılık bulmadı. Olaydan on yıl sonra bir toplu mezarda Ramazan, Ekrem ve Ali Bulut’un kurşuna dizildikten sonra yakılarak öldürülmüş kalıntılarına ulaşıldı. Ancak 24 yıldır Mustafa ve Fahri Bulut’a ulaşılamadı. Bugüne kadar maddi delilleri ve sorumluları tespit edecek nitelikte etkin bir soruşturma yürütülmedi. Başlatılan soruşturmalar fiili cezasızlıkla sonuçlandırıldı” diye ifade etti.

    “CEZASIZLIK SON BULSUN”

    Sürer, 24 yıldır Mustafa, Fahri, Ramazan, Ekrem ve Ali Bulut için adalet İstediklerinin altını çizerek, şunları söyledi: “Savcıları Bulut Ailesi’nin soruşturma dosyasının yeniden açılması ve adil bir soruşturma yapılması için göreve çağırıyoruz. Devleti yönetenleri gözaltında kayıp dosyalarındaki cezasızlığın son bulması için irade göstermeye çağırıyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Roboskililer: Adaletsizliğe son vermek için TAMAM

    Roboskililer: Adaletsizliğe son vermek için TAMAM

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Milletimiz tamam derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz” sözlerine, adalet arayışlarının 332’inci haftasında cevap veren Roboskililer, “Adaletsizliğe son vermek için ‘TAMAM’ diyoruz” dedi. 

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde, savaş uçakları bombardımanı sonucu yaşamını yitiren 34 kişinin yakınları, adalet arayışlarının 332’nci haftasında kaybettikleri yakınlarını mezarları başında andı. Yağışlı havaya rağmen bir araya gelerek, kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan aileler adına Veli Encu açıklama yaptı.

    “ROBOSKİ ADALETSİZLİKTİR”

    Katliamın yaşandığı ilk gün gibi acıları ve öfkelerinin taze olduğunu belirten Encu, “Roboski bir daha yeri dolmayacak olan yitirdiklerimizin elimizde kalan anısıdır. Roboski, bu ülkede zalimin ne kadar zalim ve mazlumun ne kadar mazlum olduğunun en somut halidir. Roboski acı, keder, dert, ölüm, zulüm ve adaletsizliktir” dedi.

    Encu, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında söylediği, “Milletimiz tamam derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz” ifadeleri üzerine bir süre önce sosyal medya hesapları üzerinden başlatılan “TAMAM” kampanyasına destek verdiklerini belirtti.

    “BİNLERCE KEZ  TAMAM”

    Encu, kampanyaya destek vermelerinin nedenlerini ise şu sözler ile sıraladı: “Çünkü; 34 insan öldü ve bu ülke bir gün sonra ancak duyabildi. Tazminat ile adeta kan parasını verip bizleri susturmak istediler. Kimse görevden alınmadı. Dava dosyası sumen altı  edilip soruşturmanın üstü kapatıldı. Köyümüze, bizlere yapılan baskılar, hukuksuzluklar bitmedi. Öz kardeşi ve 11 yakın akrabasını kaybeden Ferhat Encu cezaevine atıldı. Roboski mezarlığında devam eden acıya ve adaletsizliğe son vermek için ‘TAMAM’ diyoruz. Binlerce kez ‘TAMAM’ diyoruz.”

    Encu, son olarak asla yılgınlık göstermeden mücadelelerini sürdüreceklerinin altını çizdi. (HABER MERKEZİ)