Etiket: adalet

  • KESK Eş Başkanı Bozgeyik: 1 Mayıs’ta adalet talebimizi dile getireceğiz-VİDEO

    KESK Eş Başkanı Bozgeyik: 1 Mayıs’ta adalet talebimizi dile getireceğiz-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Son dönemlerde yaşanan gözaltı ve tutuklamalara ilişkin PİRHA’ya konuştu. Bozgeyik, “AKP, kendi politikalarına biat etmeyen başta Aleviler, Kürtler, emekçiler olmak üzere bu baskı politikalarını artırmaya devam ediyor” dedi. Bozgeyik 1 Mayıs’ta demokrasi, barış ve adalet taleplerini dile getireceklerini söyledi. 

    Son dönemlerde muhalif kesimlere yönelik gözaltı ve tutuklamalara ilişkin PİRHA’ya konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “16 yıla varan AKP iktidarının çizdiği pembe tablolar yandaş medya kararmalarına rağmen bir bir dağılıyor. Özellikle ekonomik ve siyasal bir krizin derinleştiği ülkemizde her geçen gün koşulların daha fazla ağırlaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Doğal olarak içeride ve dışarıda izlemiş olduğu siyasal ve ekonomik politikalar nedeniyle sıkışan AKP hükümeti hem hukukun üstünlüğü aşçısından hem de dünya ülkeleri arasında giderek geri sıralarda yerini almaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “AKP BASKI POLİTİKALARINI ARTTIRMAYA DEVAM EDİYOR”

    “Yine küresel toplumsal cinsiyet uçurum raporuna göre de cinsiyetçi politikalar açısından da Türkiye dünya ülkelerinin çok çok gerisinde bir sıralamada yer alıyor” diye konuşan Bozgeyik şunları kaydetti:

    “Doğal olarak bu sıkışmışlık içeresinde kendi politikalarını yürütemeyen AKP iktidarı OHAL ve KHK rejiminin de gücüyle tüm toplumsal muhalif kesimlere yönelik özellikle 20 aydır başlatmış olduğu baskı, gözaltı politikalarını her geçen gün artırarak devam ediyor.

    TUTUKLAMALARA TEPKİ

    Geçtiğimiz günler içerisinde PSAKD Genel Başkan yardımcısının da içerisinde olduğu Erzincan üyelerinin de içerisinde olduğu 16 kişi gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Böylece farklı kimliklerden, inançlardan kendisi gibi düşünmeyen ve kendi politikalarına biat etmeyen başta Aleviler, Kürtler, emekçiler olmak üzere AKP bu baskı politikalarını artırmaya devam ediyor.

    Biz buradan bir kez daha özellikle Alevi ve inanç örgütleri üzerindeki bu gözaltı, tutuklama, baskı, sindirme, asimile etmeye dönük politikaların bir an önce ortadan kaldırılmasını ve başkan ve üyelerinin tutuklamalarına son verilmesini bir kez daha buradan ifade ediyoruz.”

    HALKEVLERİ’NE YÖNELİK BASKILAR

    Son dönemlerde Halkevleri üzerindeki baskıya dikkat çeken Bozgeyik, “Yine uzun bir süredir Türkiye’de AKP’nin muhafazakâr gerici eğitim politikalarına karşı mücadele yürüten en başta sendikamız Eğitim-Sen hem de Halkevleri de bu demokratik, bilimsel, laik ve ana dilde eğitim mücadelesini de öteden beri yürütüyor. Özelikle son günlerde Halkevleri üyelerine yönelik yine Halkevi şube ve temsilciliklerine yönelikte valiliklerin yoğun bir baskısıyla karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da hem Halkevileri’nin 3 şubesi hem de Ethem Sarısülük Kütüphanesi Ankara Valiliği tarafından hiçbir yasal hukuksal gerekçe gösterilmeden keyfi bir biçimde kapatılmıştır. Bunu da kabul etmemiz mümkün değildir” diye konuştu.

    Bozgeyik şöyle devam etti:

    “Özellikle Halkevleri, mahallede çocukların demokratik bilimsel eğitim almaları, çocukların pedagojik açıdan eğitilmesi noktasında ücretsiz eğitim katkı çalışması yürüten kültürel, sosyal etkinlikler yapan, mahallelerdeki çocukların uyuşturucu, zararlı alışkanlıklardan korunmasına yönelik çalışmalar yapan bir kurum. Doğal olarak buranın kapatılması da doğru bulmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”

    “AKP, ÖĞRENCİLER ÜZERİNDE BASKI SÜRECİ BAŞLATMIŞTIR”

    Bozgeyik, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik gözaltı ve tutuklamalara ilişkin şunları aktardı:

    “Özellikle AKP hem üniversiteler üzerinde, hem toplumsal muhalif kesimler üzerinde hem de demokratik, bilimsel, laik, ana dilde eğitimden yana olan özerk üniversiteden yana olan akademisyen, öğrenciler üzerinde de son günlerde yoğun bir baskı sürecini başlatmıştır.

    Özellikle Boğaziçi üniversitesinde savaşa karşı çıkan öğrenciler AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın talimatı ile önce gözaltına alınmış ve dün de çıkarıldıkları mahkemede 9 Boğaziçi öğrencisi tutuklanmıştır.”

    “AKP’NİN BASKI POLİTİKALARI: OHAL VE KHK”

    Bozgeyik, “AKP 16 yıllık iktidarı döneminde kendisine biat etmeyen kendi gibi düşünmeyen farklı inanç, kimlik ve emekçiler üzerinde yoğun bir baskı politikası geliştirmeye devam ediyor. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi ve 20 Temmuz’da AKP’nin ilan etmiş olduğu OHAL ve KHK rejimi ile birlikte sivil bir darbe sürecine dönüşen bu 20 aylık süreç içerisinde tüm muhalif kesimler AKP’nin bu baskı politikalarından etkilenmişlerdir” dedi.

    KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik, “Kamu emekçileri işten çıkarmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Yine 64 sendikacı arkadaşımız hala cezaevinde tutukludur. Öğrenciler, tutuklu siyaset yapan, demokratik siyaset yürüten, HDP ve CHP milletvekilleri, yine halkın oylarıyla seçilmiş olan belediye eş başkanları, doğal olarak gazeteler üzerinde son günlerde yoğun baskı var en son özgürlükçü demokrasi gazetesine hukuksuz bir şekilde kayyum atanması ve gazete ve matbaasının da kapatılması AKP’nin başından beri tek millet, tek din, tek devlet, politikalarının yanına tek basın istiyoruz sözcüğü de eklenmiştir” diye konuştu.

    Bozgeyik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Doğal olarak zaten ülkemizde 4-5 basın ve ajans objektif halkın haber alma özgürlüğünü savunan doğru habercilik anlayışı ile haber yapan bilgilendirme yapan kurumlar üzerinde de bu kayyum atama ve gözdağı verme basın emekçilerini tutuklama adımlarıyla basın üzerindeki baskılar her geçen gün artmıştır.

    Hala cezaevinde 170’e yakın gazeteci televizyoncu var.  TV10, Yol TV, Hayat TV, İMC TV gibi birçok televizyon da bildiniz gibi OHAL sürecinde kapatılmıştır.

    “1 MAYIS’TA ADALET TALEBİMİZİ GÜÇLÜ ŞEKİLDE DİLE GETİRECEĞİZ”

    AKP’nin 16 yıllık izlemiş olduğu baskı politikaları ve faşizan uygulamalara karşı bizler kamu emekçileri olarak, konfederasyonumuz KESK olarak,  tüm baskı politikalarının ortadan kaldırılmasına yönelik başta anakent illere ve 81 ilde tüm demokrasi güçleriyle birlikte başından beri saymış olduğumuz AKP baskı politikalarından etkilenen Aleviler, Kürtler, farklı etnik kimlikte olan herkes AKP’ye nasıl ki 8 Martta, Newroz’da barıştan yana, demokrasiden yana tutumlarını bir kez daha ifade etti ise biz emekçiler de bu demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana tutumumuzu adalet talebimizi 1 Mayıs’ta en güçlü şekilde ifade edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak: Adalet, adalet, adalet… -VİDEO

    Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak: Adalet, adalet, adalet… -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eyleminde konuşan gözaltından kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, “Adalet istiyorum, adalet, adalet… Başka bir şey değil” dedi.

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 678’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde bu hafta 21 Mart 1995 tarihinde gözaltına alındıktan sonra cenazesine ulaşılan ve kayıplar mücadelesinin sembol ismi olan Hasan Ocak’ın failleri soruldu.  Yere bırakılan “Failler belli, kayıplar nerede?” pankartının üzerine kırmızı karanfiller, Hasan Ocak’ın fotoğrafları, bağlaması ve dinlediği kasetler bırakıldı. 

    Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’n da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin katıldığı eylem öncesi Ocak’ın sevdiği ezgiler de dinletildi.

    “İŞKENCE İZLERİ RAHATLIKLA GÖRÜLEBİLİYORDU”

    Eylemde konuşan  Cumartesi İnsanları’ndan Nimet Tanrıkulu ise, kayıp yakınları mücadelesine başladıklarında Hasan Ocak’ın akıbetini sorarken ki anılarını anlattı. Nimet konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Hasan’ı her yerde aradık. Adli Tıp’ta ve bütün cesetlere bakıyorduk. Hepsi Hasan olabilirdi. Bir tanesinin Hasan olabileceğini düşünmek, anlatamam… Hasan’ı kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkardığımız anı da unutamam. Tarif edemeyeceğim iki mezar arasında dar bir yere gömülmüştü. Ayakkabı bağcıkları boynundaydı. İşkence izlerini rahatlıkla görebilirdiniz. O tanıklık bambaşka bir şeydi. Hasan’dan sonra bu meydanda oturma ve adalet arama mücadelemiz başladı.”

    “ADALET, ADALET…”

    Dava sürecini ve o süreçte karşılaştıkları hukuksuzlukları anlatan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise, “Hukuki mücadelemiz devam edecek” dedi. 

    Daha sonra söz alan ve konuşmakta zorlanan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak ise şöyle dedi: “23 yıldır burada bekliyorum. Katilin bulunması ve adalet istiyorum. Arkadaşlarımızla bu yola çıktık. Adalet istiyorum, adalet, adalet… Başka bir şey değil.”

    “BU KENTİN HER YERİNDE BİR ANIMIZ VAR” 

    “Hasan’ın sofrasına hoş geldiniz” diyerek söze başlayan Hasan’ın kardeşi Maside Ocak da, “Hasan’ımıza adalet istememizden bu yana hafızalarımızda 2 fotoğraf var. Birincisi elimizde tuttuğumuz ailemizin güleç yüzlü çocuğu Hasan’ımıza ait olan fotoğraf. Bu meydanda yer alan her tiyatro, her sinema salonunda bir anımız var. Bu kentin her sokağında Hasan ile bir anımız var. Sadece biz değil bu kentin çocukları, Hasan’ın dostları da bu meydanda Hasan’ı bekliyor. İkinci fotoğraf ise Hasan’ı bulduğumuzda paramparça edilmiş yüzünün fotoğrafıydı. O fotoğraflarda gördüğümüz şey öfkeydi. O kadar çok şey anlatıyordu ki insanlığın ve vicdanın öldüğünü… Bizim hafızamıza da dün, bugün ve yarınımızın ısrarı, katillerden hesap sormamızdaki inadımız olarak geçti. Dün olduğu gibi işlenmiş insanlık suçlarına ve katillere karşı Hasan’ı ve o 2 fotoğrafıyla birlikte duracağız” diye  belirtti. 

    Maside’nin konuşması sırasında 10 yaşlarındaki yeğeninin amcasının fotoğrafını taşırken etrafa soran gözlerle bakması duygusal anlar yaşattı.

    SON GÖZALTISINDA ‘BİR DAHA GELİRSEN BURADAN SAĞ ÇIKAMAZSIN’ DENİLMİŞTİ

    Yapılan konuşmalar ardından bu haftaki basın metnini ise Gazeteci Pınar Gayip okudu. Hasan Ocak daha önce iki defa gözaltına alındığı ve son gözaltısında “Bir daha gelirsen buradan sağ çıkamazsın” diye tehdit edildiği için ailesinin hemen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’na başvurduğunu söyleyen Pınar, şöyle devam etti:

    İŞKENCE GÖRDÜ, KİMSESİZLER MEZARLIĞI’NA DEFNEDİLDİ

    “23-28 Mart 1995 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini söyledi. Yine Hasan Ocak’ın ismini gözaltına alınan kişilerin parmak izi listesinde gördüklerini açıklayan 2 kişi daha vardı. Bir başka tanıksa, şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin ‘Hasan Ocak getirildi’ diye aralarında konuştuklarını duyduğunu söyledi. Ocak ailesi TBMM, Başbakanlık, Bakanlıklar, savcılıklar, hastaneler ve Adli Tıp nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak başvurdukları her yerde ‘Bizde yok’ cevabıyla karşılaştı. Devletin tüm engellemelerine karşı, aylar süren ısrarlı bir arayışın sonunda Adli Tıp Kurumu kayıtlarından Hasan’ın izine ulaşıldı. Ailesi her yerde Hasan’ı ararken onun ağır işkence izleri ile dolu cansız bedeninin, tüm resmi makamlardan geçirilerek ‘Kimliği meçhul kişi’ olarak gizlice Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiği gerçeği açığa çıktı. Tüm veriler Hasan’ın işkence ile öldürüldüğünü doğruluyordu. Bu gerçek karşısında dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, ‘Toplumdan hükümet adına özür diliyorum’ dedi.”

    HUKUKİ GİRİŞİMLER SONUÇSUZ KALDI 

     

    Hasan’ın faillerinin bulunup yargılanması için yapılan tüm hukuki girişimlerin sonuçsuz kaldığını kaydeden Pınar,  “Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’nın 1995/1075 hazırlık numarasıyla takip ettiği dosyada, rutin yazışmalar dışında bir işlem yapılmadı. Dosya takipsizlik ve zamanaşımı kararlarıyla kapatılmak istendi. 29 Kasım 2016 tarihinde zamanaşımı kararına itiraz başvurusu yapıldı. İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hakimliği zamanaşımı kararını kaldırdı ve CMK 173/3 Maddesi uyarınca soruşturmanın genişletilmesine karar verdi. Ancak bugüne kadar dosyada kayda değer bir gelişme yaşanmadı. AİHM’e taşınan davada ise Mahkeme, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili koşullarının belirlenmesi için yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğini tespit etti. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2’nci maddesini usul yönünden ihlal ettiğine karar verdi” diye kaydetti.

    “HASAN İÇİN ADALET”

    Pınar son olarak şöyle dedi: “Artık yeter. Hasan Ocak ve tüm kayıp dosyalarında yargılama faaliyetlerinin tarafsız ve bağımsız biçimde, evrensel hukukun ilkelerini esas alarak gerçekleşmesini istiyoruz. Hasan Ocak’ın güvenlik güçlerince gözaltına alındığını ve onların kontrolü altında öldüğünü doğrulamaya yetecek veriler mevcuttur. Soruşturma olayın tam olarak nasıl meydana geldiğini belirleyecek; sorumluları tespit edecek ve cezalandırılmalarını sağlayacak etkinlikte yürütülmelidir. Hasan Ocak için adalet istiyoruz” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • Dilşah Ana’nın acısı 21 yıldır dinmedi: Eşimin bir mezarı olsun-VİDEO

    Dilşah Ana’nın acısı 21 yıldır dinmedi: Eşimin bir mezarı olsun-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 672. haftada 21 yıl önce gözaltında kaybedilen Fikri Özgen için Galatasaray Meydanı’ndan seslendi: Bir mezarının olması için adli makamları göreve çağırıyoruz. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri 672. haftada İstanbul Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. Eylemde açılan “Failler belli, kayıplar nerede?” pankartının üzerine 21 yıl önce gözaltında katledilen Fikri Özgen’in fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı.

    “KİMLİĞİMİZDEN VE DİLİMİZDEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Eylemde ilk konuşmayı gözaltında kaybedilen Fehim Tosun’un eşi Hanım Tosun yaptı. Tosun, Galatasaray Lisesi önüne kayıplarını unutmamak için bir araya geldiklerini söyledi. Hanım Tosun, “Fikri amca kaybolduktan sonra Dilşah anayla hep beraber meydanlarda beraber olduk” dedi.

    Bütün kayıplar için kafalarının her zaman dik olduğunu çünkü onların bir suçlarının olmadığını söyleyen Tosun, “Eşlerimiz, kardeşlerimiz, çocuklarımız hiç kötü bir şey yapmadı. Bu ülkede demokrasi, hukuk ve yargı varsa hiç kimse gözaltında kaybedilmeyi hak etmiyor” şeklinde konuştu.

    Tosun, “Bu ülkede Kürtlere siyaset yasak, kendi dilini konuşmak yasak. Eğer sadece Kürt olmak suçsa evet biz Kürtüz hiçbir zaman dilimizden ve kimliğimizden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Fikri amcayı da unutmuyoruz, unutturmayacağız” dedi.

    Hanım Tosun, failler bulunana kadar bu meydanlarda mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.

    DİLŞAH TEYZENİN YASI BİTMEDİ…

    Eylemde Avukat Sezgin Tanrıkulu’nun mektubu okundu. Tanrıkulu’nun  mektubunu Kemal Gökhan Gürsen okudu. Mektupta, mücadele çağrısında bulunarak şunlar belirtildi.

    “Fikri amca sesiz ama bilge bir insandı. Fikri amcanın dosyasını AHİM’e götürdük ve kazandık ama Dilşah teyzenin yasını bitiremedik. Kayıplar bulunana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “21 YILIN ACISI”

    Özgen ailesinin mektubunu Cumartesi insanlarından Taylan Bekin okudu. Özgen ailesi mektubunda, “Çocuklarını öldürüp sana katil dediler. Bir babayı çocuklarıyla vuruyorlardı ve çocukları babalarıyla. 21 yıl geçti aradan acısı her geçen gün artarak devam ediyor” denildi.

    21 YILDIR GELMEYEN ADALET

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Cihan Kaplan yaptı.

    Kaplan, ‘672 haftadır Galatasaray’ dile getirdiğimiz “Gözaltında Kayıplar” “ Beyaz Toroslar” ve “JİTEM” gibi kavramlar OHAL uygulamalarının, hak ve özgürlük talep edenleri düşmanlaştıran şiddet politikaların bir sonucu olarak karşımız çıktı” dedi.

    Kaplan, sorunları,  hak ve özgürlükleri askıya alan olağanüstü hal uygulamalarıyla, şiddet yöntemleriyle çözme ısrarının getirdiği acı sonuçları, ağır yıkımları yakından bilenler olarak, 672 haftadır tüm sorunların gerçek çözümünün barışta, adalette, hakikatte ve hakkaniyette olduğunu söyledi.

    84 yaşındaki Dilşah Özgen’in Diyarbakır’dan yükselen “21 yıldır eşimi arıyorum, 21 yıldır adalet arıyorum!” diyen sesine Galatasaray’dan ses katmak için buluştuklarını belirtti.

    “ONU BEYAZ TOROS’A BİNDİRİP GÖTÜRDÜLER”

    Cihan Kaplan, Fikri Özgen’in kaybedilme sürecini anlattı:

    “Fikri Özgen Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Yeşilköy’ünün muhtarıydı. Köyde eşi ile birlikte yaşıyordu. Oğullarının politik faaliyetleri nedeniyle yoğun baskı altındaydı.Sık sık gözaltına alınarak sorgulanıyordu.Üç defa evi yakılan Fikri Özgen evinin bombalanması üzerine 1992 yılında, 28 yıl boyunca muhtarlığını yaptığı köyden ayrılarak Diyarbakır’a taşındı.

    Fikri Özgen’in üzerindeki asker ve polis baskısı Diyarbakır’da  da devam etti. Eşiyle kaldıkları ev güvenlik güçleri tarafından sık sık basılıyor, evde arama yapılıyor ve Fikri Özgen sorgulanıyordu. Kürtçe de konuşan Recep ön isimli polis amiri yapılan ev baskınlarının hepsinde bulunuyordu. 73 yaşındaki Fikri Özgen kronik astım hastasıydı. İlaç desteği olmadan nefes almakta ciddi zorluk yaşıyordu. 27 Şubat 1997 tarihinde saat 10:00 gibi  Koşuyolu’ndaki evinden ilaç almak için ayrıldı. Evinden birkaç yüz metre uzaklaşmıştı ki sivil giyimli dört kişi tarafından durduruldu. Ellerinde telsiz bulunan bu kişiler önce Fikri Özgen’in kimliğini kontrol etti. Sonra onu beyaz Toros’a  bindirerek götürdü.

    Dilşah Özgen savcılığa müracaat ederek gözaltına alınan eşi ile ilgili bilgi istedi. Savcılık başvuruya cevaben  05 Mart 1997 tarihinde Fikri Özgen’in gözaltı kayıtlarında olmadığına dair bilgi verdi. Dilşah Özgen 06.03.1997 tarihinde tekrar şikayet dilekçesi verdi ve Fikri Özgen’i kaçıranların devlet güçleri ile bağlantılı olduğunu belirterek soruşturma açılmasını talep etti.

    Aile olaydan bir süre sonra devletle bağlantısı olan kişilerden gayrı-resmi olarak Fikri Özgen’in JİTEM merkezine götürülerek sorgulandığını öğrendi. Ayrıca aynı tarihlerde JİTEM’de sorgulanan kişiler aileye ve avukatlarına sorguda nefes almakta zorlanan bir kişinin sesini duyduklarını söylediler. Ancak Diyarbakır Savcılığı’nın 13.03.1997 tarih ve 1997/1737 sayılı soruşturmasında Jandarma ve Emniyet Müdürlüğü kayıtlarında Fikri Özgen’e ilişkin hiçbir şey çıkmadı. Ailenin, avukatlarının, İnsan Hakları Derneği’nin ve Af Örgütü’nün bütün girişimleri sonuçsuz kaldı, Fikri Özgen’den bir daha haber alınamadı.

    Olaydan yıllar sonra JİTEM’de kadrolu olarak çalışan itirafçı Abdulkadir Aygan, gazetelere de yansıyan itiraflarında; Fikri Özgen’in Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığını ve Diyarbakır Jandarma İstihbarat Tim Komutanı Yüzbaşı Zahit Engin tarafından öldürüldüğünü açıkladı.”

    “BİR MEZARIMIZ OLSUN”

    21 yıldır, Fikri Özgen’in Diyarbakır Jandarma Komutanlığı ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bulunan ve Başsavcılık makam odasının birkaç metre uzağındaki Diyarbakır JİTEM Komutanlığı’nda sorgulandığı iddiaları bugüne kadar etkili bir biçimde soruşturulmadığını hatırlatarak, faillerin cezasızlıkla korunduğunu vurguladı.

    Fikri Özgen’in gözaltında kaybedilişinin 21. yılında adalet isteyen Kaplan, Özgen ailesinin “Bir mezarımız olsun” talebinin karşılanması için adli makamları göreve çağırdı. (HABER MERKEZİ)

  • Bekir Bozdağ hakkında soruşturma

    Bekir Bozdağ hakkında soruşturma

    Yozgat Barosu, imzaladığı KHK’lerin avukatlık meslek kuralları ve etiği ile uyuşmadığı gerekçesiyle şikâyet edilen Bozdağ’ı disipline sevk ederek hakkında soruşturma başlattı.

    Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, OHAL ve KHK’ler nedeniyle üyesi olduğu Yozgat Barosu ile karşı karşıya geldi.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından OHAL ilan edilmesi sürecinde Adalet Bakanı olarak görev yapan Bekir Bozdağ, imzaladığı 667 ve 668 sayılı KHK’ler nedeniyle avukat kaydının bulunduğu Yozgat Barosu’na şikâyet edildi. Avukat İsmail Sami Çakmak, Bozdağ’ı 12 Kasım 2016’da imzaladığı KHK’lerin avukatlık mesleğine telafisi mümkün olmayan darbeler vurduğunu belirterek şikâyet etti. Ancak baro yönetimi şikâyetleri görmezden gelse de Çakmak’ın ısralı mücadelesi ile geçen 1 yılın ardından Bozdağ hakkında disiplin soruşturması başlatıldı.

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, KHK’lerin altında Bozdağ’ın da imzası olduğunu hatırlatan Çakmak dilekçesinde, “Savunma mesleğine ve savunmanın kapsamına yönelik kısıtlamaların, el atmaların gerçekleştirilmesinde bir avukatın rol alması, üstelik etkili ve yetkili bir biçimde rol alması düşünülemez ve kabul edilemez. Avukatlığın en temel ilkelerinden biri ve olmazsa olmazı, avukatlık onurunu düzen ve gelenekleri ile itibarını korumak, mesleğin amaç ve gereklerine uygun olarak yerine getirilmesini sağlamaktır. Bozdağ’ın baro levhasına kaydının devamı, hukuka ve yasaya aykırılıklara, KHK içerik ve hükümlerine baronun önceden izin vermekte, göz yummakta olduğu sonucuna yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

    “BOZDAĞ’IN ADI BARO LEVHASINDAN SİLİNSİN”

    Bozdağ’ın adının baro levhasından isminin silinmesini isteyen Çakmak, Kasım 2016’daki dilekçesine aylarca baro yönetiminden yanıt alamadı. Bozdağ’a karşı hukuk mücadelesinde kararlı olan Çakmak, dilekçesinin virgülüne dahi dokunmadan 30 Kasım 2017’de yineledi. Baroya Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’ndeki “Yönetim kurulu, ivedilikle ve her halde şikâyet, ihbar veya istek tarihinden itibaren en çok bir yıl içinde disiplin kovuşturması hakkında bir karar vermek zorundadır” hükmünü hatırlatan Çakmak, KHK’lerin avukatlık mesleğine darbe olduğunu belirterek Yozgat Barosu’ndan soruşturma başlatarak Bozdağ’ın meslekten çıkarılmasını talep etti.

    TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NE ŞİKAYET

    Ocak 2018’e kadar şikâyetine yanıt alamayan Çakmak, 24 Ocak’ta Yozgat Baro yönetimini de Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) şikâyet etti. Kendisine 1 yıl içinde yanıt verilmemesinin kanuna aykırı olduğunu belirten Çakmak, Bozdağ’ın meslekten çıkarılması ve baro yönetimine de disiplin cezası verilmesini istedi. Çakmak, Bozdağ hakkındaki başvurusuna 450 gün sonra yanıt aldı. Yozgat Barosu’nun, yasal sınır 1 yıl dolmadan 16 Kasım 2017’de Hükümet Sözcüsü Bozdağ hakkında disiplin soruşturması başlatılmasına karar verdiği ortaya çıktı.

    Yönetmeliğe göre, Avukatlık Kanunu’na ve meslek kurallarına aykırı davranışların disiplin kovuşturmasını gerektirdiğinden işletilen süreçte Bozdağ için disiplin kurulu ilk evrak üzerinde inceleme yapacak. Kanuna göre Bozdağ’ın isteği veya disiplin kurulunca gerek görülmesi halinde, inceleme duruşmalı olarak yapılabilecek. Mesleğin onuruna aykırı davranışları nedeniyle şikâyeti inceleyecek disiplin kurulu, Bozdağ’a mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiği anlamına gelen uyarı cezasından başlayarak, mesleğinde ve davranışında kusurlu sayıldığının bildiren ‘kınama’ cezası, 10 bin liradan 150 bin liraya kadar para cezası, işten çıkarma, meslekten çıkarma maddesi kapsamında da avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılması hükümlerinden birini Bozdağ için işletecek.

  • Soma davasının 20. duruşmasında adalet arayışı sürüyor

    Soma davasının 20. duruşmasında adalet arayışı sürüyor

    Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği katliama ilişkin görülen davanın 20. duruşması Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde bugün görüldü. Duruşmaya yarın sabah devam edilecek.

    Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği katliama dair 5’i tutuklu 51 kişinin yargılandığı davanın 20. blok duruşması bugün Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Tutuklu sanıkların hazır bulunduğu duruşmaya tutuksuz sanıklar ve avukatları, müşteki avukatları ve aileler katıldı.

    Duruşmada EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Eğitim Sen MYK Üyesi Özgür Bozdoğan, çeşitli dernek ve siyasi parti temsilcileri de yer aldı.

    “FAİLLERİ YARGILAMAK İLE YÜKÜMLÜSÜZ”

    Ailelerin avukatlarından Can Atalay, Adalet Bakanlığının yargılamaya doğrudan müdahale ettiğini belirterek şunları söyledi: “Savcı esas hakkındaki görüşlerini bildirmemekte. Dolayısıyla biz de esas hakkındaki beyannameyi tekrarlamak zorunda kalıyoruz. Ceza yargılamasının temel kuralları ihlal ediliyor. Fiilin niteliğinin değerlendirilmesi konusunda farklı bir karar verebilirsiniz ama iddianamede yer alan fiili değiştiremezsiniz. Başka kimse bu dosyanın faili değildir, siz bu failleri yargılamakla yükümlüsünüz.”

     “FACİYA SİNYALİ 2010’DA VERİLDİ”

    Ailelerin avukatları daha önceki duruşmalarda yaptıkları detaylı sunumu yeniden savunmaya ekledi. Özellikle madende metan gazının ve yangınların olduğunu ifade eden avukatlar, bu duruma ilişkin TKİ’nin ve Soma AŞ’nin haberinin olduğuna dair belgeleri gösterdi. 2010 yılında, şirket tarafından madende metan bulunduğuna dair, Ramazan Doğru’nun imzasıyla TKİ Müdürü Efkan Kurt’a belge gönderildiği açıklandı. Özellikle A ve D panolarında bulunan metanın miktarı ve vereceği zarar da açık biçimde yer aldı. Avukatlar, TKİ komisyonundan Prof. Dr. Bahtiyar Ünlü’nün metan tespiti yaptığını, 2011 yılında ise hazırlanan başka bir raporda buradaki metana müdahale edilmediği sürece büyük bir faciaya sebep olabileceği ifadelerinin yer aldığını aktardı.

    TKİ ile yapılan yazışmaların tümünde Ramazan Doğru ve Süleyman Sarı’nın imzalarınun bulunduğu ve bu belgelerin TKİ’den Efkan Kurt ve Adem Ormanoğlu’ya sunulduğu belirtildi. Yapılması planlanan 3. havalandırmanın yapılmamasını büyük bir ihlal olarak değerlendiren avukatlar, son olarak madendeki ısınmalara da değindi.

    “KATLİAMIN ASIL SEBEBİ ÜRETİM BASKISIDIR”

    Olayın meydana gelmesinde metan ve galerilerdeki ısınmaların etkili olduğunu, bunların bilirkişi raporlarında da yer aldığını belirten avukatlar, daha sonra dayı başı, rodevans ve işçi sağlığı ve güvenliği sistemi ile ilgili önceki savunmalarını tekrarlayarak, “Katliamın asıl sebebi üretim baskısıdır” dedi.

    Özellikle sendikanın patronla birlikte hareket ettiği ve işçilerin haklarının yok sayıldığını söyleyen avukatlar, “Dayı başı sisteminin maden içerisindeki yaygın olmasının sebebi de bu” dedi. Avukatlar, Meclis araştırma komisyonunun dayı başlarının hesaplarının incelenmesini talep etmesine rağmen savcılığın bu konuda hiçbir çalışma yapmadığını söyledi.

    “SOMA’NIN KÖMÜRÜ KATİLLERİ BOĞACAK”

    Duruşma öncesi madenci yakınlarının aileleri ve siyasi partiler Akhisar gar önünde toplanarak duruşma salonuna kadar yürüyüş yaptı. Yaşamını yitiren 301 madencinin isminin yazılı olduğu pankart ile yürüyen aileler, “301’in hesabı sorulacak” , “Soma’nın kömürü katilleri yakacak” sloganlarını attı.

    “BU TÜM EMEKÇİLERİN VE EMEĞİN DAVASIDIR”

    Adalet talep eden aileler, dava avukatlarından ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın tutuklu bulunmasına da tepki gösterdi. Açıklamada konuşan avukat Can Atalay ise, “Bu sadece ailelerin değil tüm emekçilerin ve emeği savunanların davasıdır. Bu davaya Türkiye sahip çıkarsa adalet yerini bulur” dedi.

    Müşteki avukatları verilen aradan sonra devam edilen duruşmada ilk olarak işveren ve işveren vekillerinin sorumluklarına değinen sunum gerçekleştirdi. Sürekli artan bir üretim zorlamasının olduğu ancak altyapının olmadığı belirtilen sunumda, işveren vekillerinin ve yönetimin işverenle birlikte hareket ettiği ifade edildi.

    Sunumu anlatan avukatlar, “Alp Gürkan’ın illa belge üzerinde yetkili olmasına gerek yok, fiili durum zaten ortada. Faaliyete başladıktan sonra alınan önlemler vekillerin oluyor, başlamadan önce ise sorumluluk işverendedir. Burada iş güvenliği için önlemler askıya alındığı zaman işveren daha fazla kazanır” denildi.

    “TEFTİŞ KURULU VE MÜFETTİŞLERDE YARGILANMALI”

    Manisa’da açılan soruşturmaya ilişkin konuşan müşteki avukatlarından Nergiz Tuba Aslan, “Cumhuriyet başsavcısı sizden belge saklayamaz ama burada gizlik kararı var denilerek mahkemenize gerekçeli bir sebep belirtilmiyor” dedi. Yaşanan olayla ilgili sanıkların hepsinin aynı suçlamadan yargılanmaması gerektiğini anlatan Aslan, “Üç blok ceza talebimiz var. Bunlar olası katız, bilinçli taksir ve birden fazla kişiyi taksirle öldürmektir. Belli fiiller üzerinden belli failler için bu cezaları talep ediyoruz” dedi. Sadece yargılanan sanıkların sorumluluğu olmadığını da hatırlatan Aslan, “TKİ ve ELİ başmühendisleri, maden işleri genel müdürü, teftiş kurulu başkanı üyeleri ile dört yıldır denetimde bulunan müfettişlerinin de yargılanması gerekmektedir” dedi.

    “YARGILAMA ADİL VE TARAFSIZ YAPILMALIDIR”

    Müşteki avukatlarından Seçil Ege Değerli, “Bu dava işçi sınıfı ve sermaye arasında geçen bir davadır. Maddi gerçeklik dosyada mevcuttur. Dosyanın maddi gerçeklikten koparılıp başka yerlere çekilmeden sonuçlanmasını bekliyoruz. Yargılama adil ve tarafsız bir şekilde yapılmalıdır” dedi.

    Daha sonra söz alan müşteki avukatlarından Berrin Demir ise sanıklara seslenerek, “Sizin pırıltılı hayatınız asgari ücret ile yer altında çalışan işçinin hayatından daha değerli değil. Bir yıldır davanın sonuçlanmasını bekliyoruz. Sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    “ADALETİ HALEN MADENLERDE ÇALIŞANLAR İÇİN İSTİYORUZ”

    Mahkeme heyeti daha sonra sözlü madenci yakınlara verdi. Adalet yerini bulunan kadar davanın takipçisi olacaklarını belirten aileler, uzun zamandır duruşmanın tekrar düştüğünü bu yüzden adalete bir güvenlerinin kalmadığını ifade ederek, özellikle adaleti hala madenlere çalışan işçiler için istediklerini vurguladı. Mahkeme heyeti duruşmayı yarına erteledi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Gezi gazisi Aydın Aydoğan: Ülkede adalet yok ama direnenler var, korkmuyorum-VİDEO

    Gezi gazisi Aydın Aydoğan: Ülkede adalet yok ama direnenler var, korkmuyorum-VİDEO

    PİRHA- Gezi direnişine bağımsız katıldı. Her iş çıkışında Taksim’e gidip direnişe ortak oldu. Polis onu sağ ayağından gaz fişeğiyle yaraladı. O günden sonra hukuk mücadelesi başladı Aydın Aydoğan’ın. “Tüm delilleri sunduk ama mahkemeye kabul ettiremiyoruz” derken öfkesini gizleyemiyor. “Evet hukuksuzluk var ama direnen insanlar da var” diyerek adaletin bir gün işleyeceğine de işaret ediyor. 

    Haberin Videosu 

    Aydın Aydoğan yaklaşık 5 yıl önce Gezi direnişi İstanbul Taksim’de katıldı. Akşam iş paydosu sonrası hemen her gün direniş alanına geldi. Polis’in attığı gaz fişeği sağ ayağına isabet etti ve yaralandı. 3 ameliyat geçirdi, vücut bütünlüğü bozuldu.

    48 yaşında Aydın Aydoğan. 3 çocuğu var. Bir çocuğu ise bir süre önce lösemiden yaşamını yitirmiş. Yaşama tutunmaya çalışıyor. Haksızlıklara hep karşı gelmeyi bir görev bilmiş adeta. 3 ay önce çalıştığı Beşiktaş Belediyesi’nden de işten çıkarılmış. İşsizlik maaşı bile alamıyor.

    Aydoğan direngenliğini hiç bırakmıyor. “Bu ülkede adaletsizlik var ama direnen insanlar da var” diyor.

    Mahkemeye, vurulmasına, yaralanmasına ilişkin tüm delilleri sunmalarına rağmen kabul edilmemesine öfkeleniyor. “Tüm delilleri sunduk kabul ettiremiyoruz” diyen Aydoğan adaletin bir gün geleceğine, hukuksuzluğun sona ereceğine yürekten inanıyor.

    Gezi gazisi Aydın Aydoğan, Gezi direnişine nasıl katıldığını, nasıl vurulduğunu, dava süreçlerini, duygularını, yaşamına dair notları PİRHA‘ya anlattı.

    N.M.-Gezi direnişine İstanbul’dan katıldığınızı biliyorum. Hangi duygu ve düşünce ile direnişe katıldınız?

    Aydın Aydoğan- Gezi direnişi günlerini hatırlarsak, AKP iktidarının insanların hayat alanlarına müdahalesi ile toplumun büyük bölümü tepki gösterdi. Ondan önceki günleri hatırlarsak kaç çocuk yapılacağına, üniversitelilerin kızlı-erkekli beraber oturamayacağına ve insanların yaşam tarzlarına müdahalesi sonucu ben de tepki olarak katılmaya karar verdim. Çünkü bunun sıkıntılarını AKP iktidarı geldikten beri çekiyorduk zaten. Ben hayatımda bir fiil yaşamış birisiyim. Gezi Parkı’na ayın 1’inde (01 Haziran) geldim ve ayın 11’ine kadar gelip kalmaya başladım. Ayın 11’inde çadırlardan kalktığımızda baktık ki polisler meydanlarda geziyor. Buraya nasıl geldiklerini düşünürken, İstanbul Valisi’nin bir gün önce ‘parka müdahale etmeyeceğiz’ sözünü bildiğimiz için öylesine geziyorlar dedik. Fakat baktık ki saat 11.00’e doğru parka müdahale etmeye başladılar. Biz arkadaşlarla merdivenlerin oraya kadar indik, onlara mukavemet gösterdik.

    “TÜM DELİLLERİ SUNDUK KABUL ETTİREMİYORUZ”

    Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeği ile ayağınızdan yaralandınız, şikayetçi oldunuz.Sizi yaralayan polis ya da polisler bulunabildi mi? 

    Bizi vuran polislerin ismi aslında o günkü görev listesinde belliydi. Polisler 24 saatlik görev listeleriyle görev yapıyordu. Bize silah kullanan polislerin isimleri belli bile. Bu dosyanın Adnan Çimen adında ilk savcısı vardı ve 17-25 Aralık’tan dolayı içeri aldılar. Savcı bunları bulmuştu ve 16 polisin ifadesini aldı. Hatta bunlar iki tane Emniyet Müdürü’nün ismini verdi. Onlar da gelip ifade verdiler. O gün orada görev yapan kişi 16 polisten biri. Fakat savcılık bunlar hakkında ‘kovuşturmaya gerek yok’ yazısı verdi. Biz buna dair ne yapmamız gerekiyor diye istişare ederken, savcı dosyayı ‘kriminal dairesine göndereceğim’ dedi. Ölen savcı buna dair söz verdi. Kırıminalden gelen sonuçlarda 5 polisin bizlere vurma görüntüleri vardı. Görüntüleri ayrıca aktüel kameralardan da buldum. Bunu ‘vurulduğu ispat edilememiştir’ diyen İdare Mahkemesi’ndeki dosyaya delil olarak sunduk. İşte benim orada vurulduğum sırada, ayağım sakat topallaya topallaya parka kaçarken görüntülerim çıktı. Bunları da sunduk ve delil olarak kabul etmediler. Yani biz onlara hiçbir şey kabul ettiremiyoruz.

    “İLK MÜDAHALEYİ TTB ESKİ BAŞKANI PROF. DR. ÖZDEMİR AKTAN YAPMIŞTI”

    Saat kaç gibi ve nerede vuruldunuz?

    Saat 12.00’ye çeyrek kala vuruldum. Saat 11.00 ila 11:30 arası  yukarıdaydım ve aşağı indim. Aşağı geldiğimde inşaat çalışmasının olduğu yerde bulunan konteynırın arkasında arkadaşlar sıkışmıştı. Sağ ve soldan tomalar, polisler miğferlerin arkasına gizlenip ateş ederek geliyorlardı. Biz de inip tepki gösterelim, dedik. Birkaç arkadaş vuruldu, onları parka doğru götürdük. Benimle birlikte bir arkadaş kaldı ve bir şey göremediğimiz için kaçalım dedi. O sırada polisleri arkamda kalabalık bir şekilde gördüm. Fakat ellerinde silah olan 2 polise dönmem ile vurulmam bir oldu. Yere düştüm ve arkadaşlar beni çeke çeke götürdüler. Bana ilk müdahaleyi Türk Tabipler Birliği Eski Başkanı Özdemir Aktan yaptı. Parkın içinde kanamamı durdurdu. İdare mahkemesine şahit olarak sunduk ve ‘orada vurulmadınız’ diyerek kabul etmediler.

    Peki direnişe bağımsız mı katıldınız yoksa bir dernek veya parti ile mi katıldınız?

    Benim orada arkadaşlarım vardı zaten ve onların yanına gidip geliyordum. Ben ayrıca o zaman bir turizm firmasında çalışıyordum. Harbiye’ye de sık sık gidip geliyordum. Bazen akşama kadar bazen de sabaha kadar kalıyordum. Bireysel olarak katıldım ben.

    Peki dava açtınız, soruşturmanız sürdürüldü. Dava dosyanız Faili Meçhul Suçlar Bürosu’na gönderildi. Şu an ki durumunu bize aktarır mısınız?

    272 kişilik toplu Gezi dosyası vardı. 8700 küsur kişi yaralandı. Devlet bunların 272’sini esas aldı ve şikayetlerini kabul etti. Berkin Elvan da bunların içinden biriydi. Toplu Gezi Davası denen şeyi her alan savcının başına bela oluyordu. İlk Adnan Çimen, sonra Faruk Kurtoğlu aldı ve daha sonra bir günlük savcı geldi. Onlar aldıktan sonra savcı Mehmet Selim Kiraz geldi. 17-25 Aralık’tan gözaltına alınan savcılar dosyayı epey ilerletmişler. Yani bunlarda intikam alırcasına onları aldılar. Başlarına bela oldu bu dosya. Ölen savcı dosyaya dair çok şey yaptı. Bütün dosyaları alıp tek tek çalıştı. Yanına ilk tepki ile gittiğimde bana yaptıklarını, emniyete yazdıklarını ve dosyayı kriminale göndereceğini anlattı. Ama ömrü yetmedi. Bizden birisi gibi görüyordum. Epey ilerletti dosyamızı. Berkin Elvan’ı vuranı da o buldu. Yargılanıyorsa onun sayesinde yargılanıyor.

    Avukatınız kim?

    Avukatım Özgür Urfa. Biz karar aldık, bu yıl da bittikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz.

    “2 BİN 500 LİRAYI ÖDEYECEK GÜCÜM YOK”

    Peki 2500 TL vekalet ücreti talep edilmiş sizden. Neden? Ödeyecek misiniz ?

    Kesinlikle ödeyecek gücüm yok,  işsizim. O ayrı bir vaka onu da ayrıca anlatmak istiyorum. İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nde idare hakkında, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Müdürlüğü ve Valililik hakkında 101 liralık tazminat davası açtık. 1 liralık maddi, 100 liralık manevi tazminat davası açtık.  Bununla ilgili davamız sonuçlandı ve gerekçede oradaki vurulma görüntüleri ispat edemedik dediler. Biz de vurulma görüntüleri, hastane raporlarını sunduk. Bu çok önemli: hastane raporlarımızı değiştirdiler. Beni ambulansla Taksim İlk Yardım Hastanesi’ne gönderdiler. 6 kişi gittik ve ambulansın içi kan gölüydü. Savaş filmindeki sahne gibi hepimiz yerde yatıyoruz. Sedyelerde yer yoktu. Film çektiler ve aşağı temptomun koptuğunu, yapacakları bir şeyin olmadığını söylediler. O sırada çevik kuvvet hastaneye baskın yaptı. Gezi’de vurulan kaç kişi varsa hepimizi dışarı çıkardılar. Sanki suçluyuz. Bahçeye uzattılar, ters çevirdiler ve kalkmamıza izin vermediler. Bunları yaşadık. Baktım ki burada bir çare olmayacak kendi imkanlarım ile Bakırköy Hastanesi’ne gittim. Devlet işte burada açtığımız 2500 TL’lik davayı kabul etmemek için şöyle bir uyanıklığa gitti: Hukuktan anlamadıkları için uyanıklık yapıyorlar, şark kurnazlığı diyorum. Ben İdare Mahkemesi’nin soruşturma dosyasındaki kararının bir örneğini de Valiliğe yolladım. Tabi Valilik bunu aldı tepki gösterdi, ‘senin burada bir yetkin yok’ diye. Bu dosya 2 yıldır Danıştay’da ve sonucun çıkmasını bekliyorum. Aslında Danıştay kararı gelmeden bunu icra takibine koymaları yasal değil. Fakat ‘ben yaptım oldu’ mantığı ile bizden paramızı isteyerek bunu baskı altına alalım düşüncesi var. Ben bunu ödeyemem. Ne yapabilirler? Gelirler evime eşyalarımı haciz edebilirler, başka ne yapabilirler?

    “YILBAŞINDAN SONRA ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURACAĞIM”

    Peki Anayasa Mahkemesi’ne başvurdunuz mu? AİHM’ e gidecek misiniz?

    4.5 yıl oldu ve yılbaşından sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağız. Anayasa Mahkemesi ve AİHM 5 yıl boyunca soruşturmalarda bir ilerleme olmazsa, bu dosyaları öncelikli alıp kabul ediyor. Yılbaşından sonra Anayasa Mahkemesi’ne ve yüksek ihtimalle oradan da bir şey çıkmayacağını bildiğimiz için daha sonra AİHM’e gideceğiz. Ne yazık ki ülkemizde adalet arayamıyoruz, yurt dışında arıyoruz. İşte Zarrab davasında olduğu gibi ülkede sağlanmayan adalet yurt dışında aranıyor.

    Biraz sizi tanıyalım. Nerede doğdunuz, evli misiniz, çocuğunuz var mı ?

    48 yaşındayım. 4 çocuğum vardı birisi 10 ay önce lösemi hastalığından vefat etti. Kürt’üm. Mezhepler, ırklar bu ülkede tehlike olarak görüldüğü için de potansiyel suçluyum. Biraz hayatım ondan dolayı alt üst oldu. Kendi sağlığımı da ihmal ettim. Diğer 2 çocuğum üniversiteye, ufak kızım ortaokula gidiyor. İşte böyle hayatımızı idame etmeye çalışıyorum. İstanbul Bahçelievler’de oturuyorum. Şu an işsizim ve işsizler ordusuna yeni katıldım. Çalıştığım Beşiktaş Belediyesi’nden hukuksuz bir şekilde işten çıkarıldım. Onunla ilgili de İş Mahkemesi’ne başvurumuz var. Zulmün rengi ve siyaseti yok. Zulüm her yerde aynı. Bize bugün sol belediyecilikten söz edenlerin görüyoruz ki hiçbir farkı yok AKP’den.

    “AKP İKTİDARI TOPLUMU BÖLÜYOR”

    Gezide öldürülenlerin, yaralananların çoğu Aleviydi. Sizde Alevi misiniz ?

    Ben Alevi değilim. Bence bu memlekette bu ayrılıklar üzerinden beslenmeye çalışan insanlara bir cevap vermemiz lazım. Bizim aynılıklar üzerinden yürümemiz lazım. Bu coğrafyada herkes mağdur ve mazlum. Aslında bunu AKP iktidarı çok iyi kullanıyor. Toplumu Kürtsün, Alevisin ve şu, bu diye ötekileştiriyor. Biz aynı gemideyiz.  Biz bu memleketinin, Aleviler bu memleketin vicdanıdır. Sünniler de bu ülkenin vicdanıdır ama bu siyasi çıkmaz çarkının peşine düştükleri için bir gün bedelini çok ağır ödeyeceklerini inanıyorum.

    “ZULMÜ İLİKLERİMİZE KADAR YAŞIYORUZ”

    İşsizim dediniz şu an.  Gezi direnişi sırasında çalışıyordunuz ama değil mi ?

    Gezi Direnişi sırasında ben bir turizm firmasında çalışıyordum. Ondan sonra 2-3 kez kimliğimden dolayı işten çıkarıldım. Çalıştığım yerlerde bu sıkıntıyı çok yaşadım. Gazetelerde çıktıktan sonra işten çıkardılar. En son işe girdiğim yerde ise ‘sen iyi birisin ama seninle organik bağımız olmasın, sigorta yapmadan çalış’ dendi. Ben de ‘hiçbir bağım olmasın’ dedim ve kabul etmedim. Bunları neden yaşadık ? Çünkü o zaman ki iktidar halen aynı dili kullanıyor ve bizler için terörist, kemirgen, çapulcu, hain ve dış mihrakların ajanı diye TV’lerde söylüyor. Yani en yakınlarımla ben denendim. Komşularımla denendim. Bu zulmü halen iliklerimize kadar yaşıyoruz. Gezi’den terör ve terörist çıkartmaya çalışanları gördük işte… Valisi ve Emniyet müdürü terörden içeride. Bizi vuran polislerin kaç tanesi FETÖ’den gözaltında şu an. Yani böyle bir komedi.

    “TEM EVİMİ BASTI, BEN YOKUM DİYE OĞLUMU GÖZALTINA ALDILAR”

    Peki ayağınızdan kaç kez ameliyat oldunuz ?

    3. ameliyatı oldum. Bir ameliyat daha olmam gerekiyor. Çocuğum hasta diye biraz da ben ihmal ettim. Bu sorun sonucu tahribat daha da büyümüş. Vücut bütünlüğüm de bozuldu ve diğer ayağımda da problem başladı. Bunları bize reva görenlere yazıklar olsun diyebilirim ben. 5 yıldır bu zulmün acısını çekiyoruz. Nasıl çekiyoruz? Ankara AŞTİ’de biz 3 arkadaşı ihbar var diyerek aşağı indirdiler. Sabaha kadar tuttular. Atatürk Havalimanı’nda beni tanıyan polisler ters kelepçe yaparak gözaltına aldılar. Bir gün sonra bıraktılar. Onlardan da şikayetçi oldum ve tazminat kazandım. Toplum içinde rencide ettiler, yere yatırdılar. Çocuğumun hastanede olduğu bir gün ben evde yokken evimi TEM basıyor ve ben yokum diye oğlumu alıp götürüyorlar. Bir gün sonra oğlumu bulduk. İhbar var ama diyorlar, ne ihbarı olduğunu ve kimin yaptığını söylemiyorlar.

    “3 AYDIR İŞSİZİM, İŞSİZLİK MAAŞI ALAMIYORUM”

    Peki tekrardan ameliyat olacak mısınız ve maddi sorun yaşıyor musunuz ?

    Yılbaşından sonra bir ameliyat daha olacağım. Tabi çok yaşıyoruz. Çalıştığım yerden 25. Maddeden tutanak tutularak hukuksuzca işten atıldım. 29. Madde olarak SGK’ya bildiriyorlar ki işsizlik maaşı alamayayım. O madde de işverenin iyi niyetini suistimal etmekmiş. Bu yüzden kıdem tazminatı ve işsizlik maaşı alamayayım diye böyle bildiriyorlar. 3 aydır işsizim.

    “TARİH DİRENENLERİNDİR, KORKMUYORUM”

    Hukuksal bir mücadele yürütüyorsunuz. Bu hukuki mücadeleyi kazanacağınıza inanıyor musunuz?  

    İnanıyorum. Neden inanıyorum? Gerçekten buna inancım var. Ben adliyeye gittiğim zaman savcılarda bizim doğru bir şey yaptığımızı biliyorlar. Ama suskunlar, suç ortaklığı suskunluğu diyorum ben buna. Aslında bir taraftan da içerden bizi alkışlıyorlar. Hatta geçen gün bir suç duyurusunda bulunmak için gittiğimde savcının biri ‘korkmuyor musun, niye uğraşıyorsun?’ dediğinde ‘ korkmuyorum çünkü sizin durduğunuz yer ile bizim durduğumuz yeri kayıt altına alıyorum ve bu günler böyle durmaz, geçecek. O gün geldiğinde tarih sizi değil bizi yazacak’ dedim. İşte Pir Sultan’ı öldürteni, Spartaküs’ü çarmıha geren imparatoru kimse söylemez. Pir Sultan’ı, Spartaküs’ü söylerler ama onların ismi bile okunmaz. Tarih direnenlerindir. Ben böyle inanıyorum. İnanın böyle çok mutluyum. Neden biliyor musunuz? Gönül rahatlığıyla uyuyorum. Bize bunu yapanlar çok mutsuzlar. Uyuyamıyorlar. Çocuklarının geleceklerinden tedirginler. İnanın ben ne zerre kadar mutsuzum ne de korkuyorum. Doğru yaptığıma inanıyorum ben.

    “GEZİYE KATILMAKTAN PİŞMAN DEĞİLİM”

    Pişman değilsiniz Gezi’ye katılmaktan değil mi ?

    Pişman değilim. Bana sorsalar bugün olsa yine yaparım. Hani geziciler teröristi ne oldu? Kendi emniyet müdürleri, valileri terörist çıktı. Yarın belki onların da bu suçtan içeri girmeyeceği ne malum.

    “BİZE YAPMADIKLARI ZULÜM KALMIYOR”

    Peki buradan AKP Hükümetine nasıl seslenmek ve ne mesaj vermek istersiniz ?

    AKP hükümetinin zaten şu anda siyasi bir iradesi yok. İradesini bir kişinin eline ipotek etmiş. Buradan şöyle seslenebiliyorum: İçlerinde en azından vicdanını kaybetmemiş insanlar varsa adaletten ve hukuktan ayrılmasınlar. Çünkü inandıkları din de bunu söylüyor. En azından bu dini vecibelerini yerine getirsinler. Hani demişler ya ‘adalet mülkün temelidir.’ Nerede temeli imiş? Biz adliyeye gittiğimiz zaman bize yapmadıkları zulüm kalmıyor. Bunları görüyoruz yıllardır. Kendileri de inanmıyor artık bunun böyle gitmeyeceğine. Böyle hukuksuz, mesnetsiz şekilde insanları baskıyla sindireceklerini zannediyorlar. Aslında bu çoğalarak büyüyecek. Direnmek nedir biliyor musunuz? Direnmek, baskıyı gördüğü zaman daha da artar. İşte bunu Gezi’de gördük. 8-10 tane çadırı yaktılar ve bu katlanarak büyüdü. Gezi ruhu, Gezi’den sonra beden bulamadı. Muhalefette bir beden bulabilseydi belki AKP iktidarının ömrü bu kadar uzun olmayacaktı. Gezi ruhu beden bulamadığı için bunlar kendilerine çok güzel bir zemin hazırladılar ve hukuksuz zeminden hala yararlanıyorlar. Bu hukuksuzluk bitecek, buna inanıyorum. Ülkede adalet yok ama direnen insanlar var.

    Nilgün METE
    Semra ACAR- Kamera/foto

  • Gazeteci Oğuz Güven’e tweet nedeniyle hapis cezası

    Gazeteci Oğuz Güven’e tweet nedeniyle hapis cezası

    PİRHA – Cumhuriyet gazetesi internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’e trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper ile ilgili atılan ve 55 saniye sonra kaldırılan tweet nedeniyle 3 yıl 1 ay 2 gün hapis cezası verildi. Ceza onanırsa Güven tekrar hapse girecek.

    Güven, gazetenin internet sitesinde Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper’in trafik kazasında ölümünün duyurulduğu haberin “İlk FETÖ iddianamesini hazırlayan Başsavcı Mustafa Alper’i kamyon biçti” şeklinde tweet’i gerekçe gösterilerek, 12 Mayıs Cuma sabah saatlerinde evinden gözaltına alınıp tutuklanmıştı.

    Güven, savcılıktaki ifadesinde “Kesinlikle ‘Başsavcıyı kamyon biçti’ şeklinde tweet girilmek istenmemiştir. Ayrıca söz konusu tweet girildikten 55 saniye sonra suça konu tweet kaldırılıp ‘İlk FETÖ iddianamesini hazırlayan Başsavcı Mustafa Alper kamyon kazasında feci şekilde can verdi’ şeklinde düzeltilmiştir. Bu da ilk tweetin sehven girildiğinin göstergesidir” demişti.

    “ADALET 52 SANİYEDE YERLE BİR EDİLMİŞTİR”

    Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş dava sonrası açıklama yatı. Yarkadaş, “Çağlayan Adliyesi’nde adalet 52 saniyede yerle bir edilmiştir, hukuk biçilmiştir” dedi.

    “Sevgili arkadaşlar, olağan salı duruşmalarımızdan birini yapıyor. Her salı, bir meslektaşımızın yargılanmasına, mahkûm edilmesine tanık oluyoruz” diyen Yarkadaş konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bildiğiniz gibi, merhum başsavcının hayatını kaybettiği haberle ilgili tweet atıldı ve bu tweet, ekranda sadece 55 saniye kaldı. Daha sonra editörler tarafından silindi. Basın tarihine 55 saniye davası geçen bu dava, ne yazık ki bir trajediyle sonuçlandı. Karar açıklanırken kronometre açtım. Hakim tamı tamına 55 saniyede karar okundu. Bugün, Çağlayan Adliyesi’nde adalet 55 saniyede yerle bir edilmiştir, hukuk biçilmiştir. Bu kararın haklı olduğunu söyleyebilmek için insanın aklını kaybetmesi gerekir. Önceki gün Erdoğan, gazetecilerin susturulacağını söylemişti. Demek ki iktidarın sarf ettiği her söz, adliyelerde çok çabuk karşılık buluyor. Bugün bir kez daha söylüyorum, 55 saniyede adalet yerle bir edilmiştir, hukuk biçilmiştir. Gazetecilik suç değildir. Gazetecilere düşman gibi yaklaşmayın.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Suruç Aileleri’nin adalet arayışı sürüyor

    Suruç Aileleri’nin adalet arayışı sürüyor

    Suruç katliamının 28’inci ayında bir araya gelen Suruç Aileleri İnisiyatifi, “Sorumluluğu olan herkesin, adalet önünde hesap vermesi için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Suruç Aileleri İnisiyatifi, “Suruç için adalet, herkes için adalet” sloganıyla her ayın 20’sinde Suruç’ta yaşamını yitiren 33 kişi için yaptıkları eylemin 28’inci haftasında da Kadıköy Halitağa Caddesinde bir araya geldi. 33 kişinin fotoğraflarının ve “Belgeler ortada adalet nerede”, dövizlerinin taşındığı oturma eyleminde aileler adına Suruç’ta yaşamını yitiren Vatan Budak’ın babası Murat Budak konuştu.

    Suruç için yürütülen adalet mücadelesinin en başından beri maruz kaldığı baskıların aynı şekilde devam ettiğini söyleyen Budak, 13 Kasım’da görülen duruşmanın ailelerin suçlu gibi gösterilmeye çalışıldığı bir ortamda gerçekleştiğini ifade etti. Budak, “İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun yargılanması değil de sıradan bir adli vakayı soruşturuyormuş gibi davranan heyet ve savcı yargılamanın başından bu yana arpa boyu yol gitmediklerini bir kez daha ortaya serdiler” dedi.

    MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

    Toplumsal adaleti, barışı sağlamak bir yana, yaşanan katliama ilişkin somut gerçeğe ulaşma çabası içinde dahi olmayan yargılamalar zincirinin halen sürmekte olduğuna dikkat çeken Budak, “Geçmişte benzerlerini birçok kez gördüğümüz, bu tür davalara ilişkin unutturma, hasıraltı etme çabası sürmektedir” şekline konuştu. Budak, “Aileler olarak istihbarat raporlarına rağmen yaşanan bu katliamda sorumluluğu olan herkesin, adalet önünde hesap vermesi için mücadele etmeye devam edeceğiz, 33 düş yolcusunun anılarına sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Eylem katliamda yaşamını yitiren 33 kişinin adının okunmasının ardından son buldu.

  • ‘Adaletin er ya da geç tecelli edeceğini umuyorum’

    ‘Adaletin er ya da geç tecelli edeceğini umuyorum’

    Osman Kavala, cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği açıklamayla, destek mesajı gönderen herkese teşekkür etti; “Adaletin er ya da geç tecelli edeceğini umut ediyorum” dedi.

    Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği açıklamayla, destek mesajı gönderen herkese teşekkür etti.

    Kavala’nın mesajı şöyle:

    “Dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen destek mesajları benim için çok kıymetli, herkese selamlarımı iletmek istiyorum. Sürecin başından beri yanımda olan ve iyi temennilerini ileten siyasi aktörlere de teşekkür ediyorum.

    “Devam eden soruşturmadaki gizlilik kararı nedeniyle, yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Adaletin er ya da geç tecelli edeceğini umut ediyorum. Selamlarımla.”

    NE OLMUŞTU?

    Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, 18 Ekim akşamı Antep’te Goethe Enstitüsü ile birlikte gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin toplantısından döndüğü sırada İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı.

    Kavala’nın gözaltına alınmasının ardından iktidara yakın bazı gazeteler Kavala’yı hedef göstermişti. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kavala için “Türkiye’nin Soros’u” ifadesini kullandı.

    ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauert  ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Maja Kocijancic durumun takipçisi olacaklarını söyledi. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri, Avrupalı siyasetçiler ve akademisyenler, ABD’li dilbilim profesörü ve düşünür Noam Chomsky, aralarında İletişim Yayınları, Tarih Vakfı, Yurttaşlık Derneği’nin de aralarında olduğu pek çok kurum Kavala’nın serbest bırakılmaıs için çağrı yaptı.

    Kavala 1 Kasım’da tutuklandı. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra, tutuklama kararında Kavala’nın “’Tüm terör örgütlerinin (FETÖ/PDY – PKK/KCK – DHKPC, MLKP) aktif olarak katıldığı ve destek verdiği’ Gezi direnişinin yöneticisi, organizatörü olduğu ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine katıldığı”nın belirtildiğini açıkladı

  • Ankara PSAKD Başkanı Üngörmüş: Ne olursa olsun değişmeyen tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir

    Ankara PSAKD Başkanı Üngörmüş: Ne olursa olsun değişmeyen tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir

    PİRHA – Olağan Genel Kurulda yeniden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube başkanlığına seçilen Ali Üngörmüş, kaleme aldığı yazıda mücadeleye devam edeceğini vurguladı.

    Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube’nin 13. Olağan Genel Kurulu’nda yeniden başkan seçilen Ali Üngörmüş bir yazı kaleme aldı.

    “FARKIMIZI ORTAYA KOYUYOR”

    Yazısında Pir Sultan örgütlülüğüne ve duruşuna yakışır bir şekilde çalışmalarına devam edeceğini belirten Üngörmüş, “Mücadelemizin bir dönemecinden daha geçiyoruz. Ve ne güzeldir ki kendi örgütlülüğümüzle, kendimiz seçimlerimizi yaparak mücadelemizi büyütüyoruz. Birileri istedi diye başkanlar değişmiyor. Sırf kişisel hırslara yenik düşerek belediye başkanlarının değiştirildiği, tek adamın ağzından çıkanın hadis sayıldığı bir ülkede kendi üyelerimiz akılları ve yüreklerindeki inançla karar veriyorlar. Demokrasiyi öncelikle kendi içimizde yaşıyoruz. Bu bile bizim farkımızı ortaya koyuyor” şeklinde ifade etti.

    “ÇOK ÖRGÜTLÜ DAVRANIYORLAR”

    “Bizim felsefemizde eşitlik var, özgürlük var, hak var, hukuk var, adalet var” diyen Üngörmüş, eğitim müfredatına, zorunlu din derslerine, imam hatip okullarının sayısının artmasına ve kadınlara yönelik saldırılara değinerek ülkede karanlık günler yaşandığını kaydetti. Üngörmüş şunları belirtti:

    “Onların yaptığı gerici, yobaz hamleleri tek tek saymaya çalışsak sayfalar dolusu örnekler verilebilir. Onlar karanlık düşüncelerini egemen kılmaya çalışıyorlar. Bunun içinde her türlü saldırganlığı meşru görüyorlar. Bir gecede çıkarttıkları kararnamelerle muhalif insanları işsiz bırakıyorlar. Bir torba yasayla hayatı vergilerden ibaret hale getiriyorlar. Eğitim, sağlık, ulaşım , barınma gibi en temel haklarımızı bile dinsel kurallarla şekillendirmeye çalışıyorlar. Yaptıkları bütün faaliyetler, aldıkları bütün kararlar belirli bir bütünlük halinde yapılıyor.
    İşsizlik, yoksulluk, kan, şiddet, savaş hepsi iktidarlarını korumak için kullandıkları argümanlar. Ve bunu yaparken çok örgütlü davranıyorlar. Yasaları, yargıçları, polisleri, patronları hepsi birlikte yapıyorlar. Niye peki? Sistem devam etsin daha çok zenginleşsinler sömürü daha çok artsın diye. Kimse muhaliflik yapmasın istiyorlar. Onlar bu hamleleri yaparken halkımız camilerde, tarikat yurtlarında, gerici kurumlarda onların istediği dinsel kurallarla uğraşsın. Ses etmesin istiyorlar. Zaten ses çıkaranlara, karşı duranlara da en sert şekilde müdahale ediyorlar ve baskı uyguluyorlar.”

    “BİZ ALEVİLER NE YAPIYORUZ?”

    “Biz Aleviler ne yapıyoruz?” sorusunun Pir Sultan örgütlülüğünün ve Alevi öğretisinin önemini ortaya çıkardığını vurgulayan Üngörmüş, şunları kaydetti:

    Onlar kadınları 2. sınıf vatandaş haline getirmeye çalışırken, şort giydi diye saldırırken, kara peçelere mahkum ederken biz eşit söz hakkı diyoruz. Kadınların hayatın yaratıcısı olduğunun altını çiziyoruz. Çünkü bizim felsefemiz bu.

    Onlar zorunlu din dersleriyle, sürekli değiştirdikleri sınav sistemiyle çocuklarımızı İmam hatiplere mecbur kılmaya çalışırken, kuran kursları ve Ensar gibi vakıflarıyla gericiliğe mahkum ederken biz kendi semahlarımızla, öğretimizle, kültürümüzle aydınlık düşünceli bireyler yetiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için kurslar açıyoruz. Eğitim fırsatları sunuyoruz. Gençlerimize sahip çıkıyoruz.

    Onlar laikliği ortadan kaldırmaya çalışırken biz aydınlık bir ülke mücadelesini büyütüyoruz. Her sene 2 Temmuz’da canlarımızı anarken, 33 canımıza verdiğimiz sözümüzü, eşit, özgür bir ülke hayalimizi daha çok insana ulaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü biz Aleviler, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir ülke istiyoruz. Çünkü biz Aleviler, eşit yurttaşlık hakkının en temel hak olduğunu biliyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz.  Çünkü biz Aleviler toplumsal duyarlılığı yüksek insanlarız. Haksızlıklara karşı boyun eğmez, mücadele ederiz. Bu bizim öğretimizin temel unsurudur.

    “DEVAM EDECEĞİZ”

    Görev yaptığı 2 yıllık süreçte mevcut yönetim olarak Pir Sultan bayrağını toplumsal platformda hak ettiği yere taşımak için çalıştıklarını vurgulayan Üngörmüş, “Devraldığımız bayrağı en yüksek noktaya taşımak için elimizden ne geldiyse yaptık. Dostlukla, imeceyle, inançla ve kararlılıkla bu dönemde yapmaya da devam edeceğiz. Ne olursa olsun değişmeyecek tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir” şeklinde ifade etti. (HABER MERKEZİ)

  • Cam işçileri eylemlerini sonlandırdı: ‘İşe iade yolumuz kesin olarak açıldı’

    Cam işçileri eylemlerini sonlandırdı: ‘İşe iade yolumuz kesin olarak açıldı’

    Paşabahçe Kırklareli Cam Fabrikası’nda işten çıkarılan ve İstanbul’a düzenledikleri yürüyüş OHAL gerekçesiyle engellenen 90 işçi eylemlerini, işverenlerin sunduğu işe dönüş şartları üzerine sonlandırdı.

    Şişecam Kırklareli Cam Fabrikası’ndan ‘daralma, fırın kapatma’ bahanesiyle 4 Ekim’de işten çıkarılan 90 işçi 20 Ekim’de İstanbul Tuzla’da bulunan Genel Merkez’e doğru “İş, Aş, Adalet” temasıyla yürüyüş başlatmıştı.

    İşçilerin aileleri ve kendilerine destek verenlerle birlikte sürdürdüğü yürüyüş, Tekirdağ Valiliği tarafından Olağanüstü Hal (OHAL) gerekçe gösterilerek yasaklanmıştı.

    İşverenler ile yaptıkları görüşmenin ardından aileleri birlikte Lüleburgaz Kristal-İş Sendikası önünde basın toplantısı düzenleyen işçiler, fabrikanın, kendilerine Eskişehir’de çalışabileceklerini, istemeyenlerin tüm hakları ve tazminatlarını alarak, işten ayrılabileceklerini bildirdiğini söyledi.

    “İŞÇİLERİN İŞE İADESİNİN YOLU TAMAMEN AÇILMIŞTIR”

    “90 Trakyalı Cam İşçisi” imzasıyla yapılan açıklamayı okuyan işçilerin sözcüsü Aydın Şahin, eylemlerinin ‘büyük bir kazanımla’ sonuçlandığını ifade etti.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün itibariyle 90 cam işçisinin işe iadesinin yolu kesin olarak açılmıştır. Cam işçisinin iş, aş, adalet yürüyüşü kararlılıkla sürdürülmüş ve başarı elde edilmiştir. Kazanılan bu zafer tüm cam işçilerinin ve en sonunda tüm işçi sınıfının zaferidir. 90 Trakyalı cam işçisinin mücadelesinde sendika yöneticilerinin isteksiz tutumuna rağmen, Trakya’da çalışan diğer arkadaşlarımızın ve Lüleburgaz halkının büyük payı olmuştur.”

    ŞARTLARI KABUL ETMEYEN İŞÇİLER ‘İŞE DÖNÜŞ’ DAVASI AÇABİLECEK

    İşten çıkarılan 90 işçi, aileleriyle görüştükten sonra ya Eskişehir fabrikasında çalışmayı kabul edecek ya da tüm haklarıyla tazminatlarını alarak, işten ayrılacak. Her ikisini de kabul etmeyen işçiler ise ‘işe dönüş’ davası açacak. İşçilerin kararlarını, 2-3 gün içinde yöneticilere bildirecekleri belirtildi.

  • DİB forumu yapıldı: Dipten gelen bir dalgaya ihtiyaç var-VİDEO

    DİB forumu yapıldı: Dipten gelen bir dalgaya ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB), İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde “Demokrasi için bir aradayız yılmayacağız” şiarıyla forum düzenledi. Forumda Türkiye’nin içerisinde bulunduğu koşullar değerlendirilerek mücadele yollarının çoğaltılması gerektiği vurgulandı.

    Haberin Videosu

    Demokrasi İçin Birlik “Demokrasi için bir aradayız yılmayacağız” şiarıyla İstanbul’da forum gerçekleştirdi. Çeşitli muhalif kurum temsilcileri, KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Forumda OHAL, KHK’ler, referandum ve anayasa konuları tartışıldı.

    “DİB AYNI HEDEFE YÜRÜYEN İNSANLARI BİR ARAYA GETİRDİ”

    Demokrasi İçin Birlik’in neyi amaçladığını anlatan CHP’in eski Milletvekili Melda Onur, Demokrasi İçin Birlik’in herkesi kapsamadığı yönündeki eleştirilere yönelik herkesi Taksim dayanışmasının ilk zamanlarını hatırlamaya davet etti. Onur, DİB’in kiminin uzaktan baktığı, kiminin yakınından geçtiği,, kiminin zayıf bulduğu ve herkesi kapsamadığını düşündüğü DİB’in Hayır Meclislerini oluşturduğunu ifade etti. Onur, DİB’in el ele kol kola yürümek isteyen öyle olmasa bile aynı hedefe doğru yürüyen insanlar için demokratik kitlelere zemin hazırlayacak bir ortam olduğunu belirtti.

    “DİB, BİR ZEMİNDİR” 

    Geçtiğimiz dönemde DİB’in OHAL, KHK’ler ve referandum için çalıştıklarını söyleyen Onur, “Birliktelik nasıl ki Gezide gerçekleri açığa çıkardıysa bu sefer de seçimlerde hırsızlıkları açığa çıkardı. DİB bir zemindir. Bu zeminden bugün hayır meclisleri çıkar, belki önümüzdeki günlerde demokrasi meclisleri çıkar. Herkese açıktır” dedi.

    “BARIŞ KELİMESİ ARTIK TERÖRİZM İLE EŞ TUTULUYOR”

    Onur’un ardından konuşan Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, otoriterlikten faşizme doğru yürüyen iktidarın yürüyüşünün OHAL’in ardından yeni bir evreye girdiğini ve demokrasi maskesini ortadan kaldırdığını vurguladı.

    OHAL ile meclisin bütün yetkilerinin yürütmeye devredildiğini, siyasi partilerin görüşlerini söyleyemez olduğunu, eş başkanların, milletvekillerinin içeride olduğunu söyleyen Türmen, ana muhalefet partisinin üzerinde de baskılar olduğunu, insan hakları ihlallerinin arttığını belirtti.

    OHAL’in ortaya koyduğu hukuksuzlukların arttığını ve OHAL kararnameleriyle yapılanların da hukuka aykırı olduğunu dile getiren Türmen, şunları ifade etti:

    “Hukuk tamamen rafa kaldırılmıştır. Barış Türkiye’de artık terörizm ile eş tutulan bir kelime haline gelmiştir. Osman Kavala’nın da cezaevine konması sivil topluma bir gözdağı vermiştir. Demokrasiye yönelen tehdit yeni bir boyut kazanmıştır. Baskıya, tahakküme karşı direniş bir yükümlülüktür. Direniş sadece demokrasi için değil aynı zamanda insanı insan yapan değerlerin korunması içindir. Mecliste siyaset yapma olanağı artık yoktur. Siyasetin meclis dışına taşınması gereklidir. Kamusal alanda siyaset yapmak gerekir.”

    “BİR KURUCU MECLİS OLUŞTURULMALI”

    Türmen’in ardından konuşan Köz Gazetesi temsilcisi Ali Öztürk, herkes parlamentonun çalışmadığına mutabıksa bütün kesimlerin katılabileceği bir kurucu meclisin oluşturulması gerektiğini belirtti.

    Önce Demokrasi temsilcisi Sevil  Kazanılmış da hakların geri alınabileceği bir anayasa taslağına ihtiyaç olduğunu ve bunun için çalıştıklarını vurguladı.

    “DİB’TEN GELEN BİR DALGAYA İHTİYAÇ VAR”

    Eski Vekil Hasip Kaplan ise önce “demokrasi için neden bir araya gelemiyoruz?” sorusunun üzerinde durulması gerektiğini kaydederek “Kürt sorununda nasıl duracağız. Rakka’da IŞİD’in yanında mı duracağız, zafere koşan kadın gerillaların mı? OHAL ile meclis susturulmuşken, bitmişken biz ne yapacağız?” sorularını dile getirdi. Bütün bunlar için DİB’den gelen bir dalgaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Kaplan, basına yönelik baskılara da değindi.

    “SOMUT ZEMİNLER OLUŞTURULMALI”

    Ardından söz alan HDP Eş Sözcüsü Ayhan Bilgen, toplumun kendi içinde yaşadığı sağ otoriter yönelimlere teslim olmamak gerektiğini vurgulayarak mücadele için somut zeminler oluşturmak gerektiğini kaydetti.

    “İKTİDAR ZORA DAYANARAK VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR”

    Bilgen’in ardından konuşan DİSK Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Seyit Aslan, direnişte olan şişe cam işçilerini selamlayarak kendi geleceği için kendi belediye başkanlarını istifaya zorlayan bir iktidar karşısında nasıl bir yol izleneceğinin ortaya konması gerektiğini ifade etti. İktidarın zora dayanarak varlığını sürdürdüğünü kaydeden Aslan, işçilerde, emekçilerde muhalif olan herkeste bir arayış olduğunu belirtti.

    “DİB’E ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    Aslan’ın ardından konuşan SYKP Eş Başkanı Sibel Hekimoğlu, başarısızlığın en temel nedeninin muhalefetin parçalı duruşu olduğunu belirterek “Eğer DİB gibi bir oluşumda bütün kesimlere hitap edemiyorsak başarmamız çok zor. O nedenle DİB’e çok önemli görevler düşüyor” dedi.

    “HER ŞEYE RAĞMEN DAHA KALABALIK VE DAHA GÜÇLÜYÜZ”

    CHP PM Üyesi Müslüm Sarı da, Türkiye’nin aslında yeni hikayesini aradığını ve ikiye bölünmüş durumda olduğunu ifade etti. Bir tarafta siyasal İslamı savunanlar ve onun karşısında seküler yaşamı savunanlar, bir tarafta savaşı savunanlar ve onun karşısında barışı savunanlar olduğunu vurgulayan Sarı, yeni hikayenin seküler hayattan yana olanlar, barıştan yana olanların olduğunu ve iktidarın bütün olanaklarıyla birlikte muhalefetin üstüne gelmesine rağmen daha kalabalık ve daha güçlü olduklarını söyledi.

    “MÜFTÜLÜK YASASI KADINLAR İÇİN HÜKÜMSÜZDÜR”

    Ardından Halkevci Kadınlar adına konuşan Çağla Akdere, geçtiğimiz gün meclisten geçen müftülüklere nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısına değinerek bu yasanın kadınlar için hükümsüz olduğunu kaydetti.

    “MUHALİF KESİMLERİN TEMİZLENMESİ HIZ KESMİYOR”

    Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu, Türkiye’de çevre yağması, doğa talanı ve muhaliflerin temizlenmesi gibi konuların hiç hız kesmeden devam ettiğini belirterek iktidarın Yeni Türkiye inşasının 2015’te Güneydoğu’da başlayan özel güvenlikli bölgeler, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve eğitim sisteminin daha da kötüleştirilmesiyle hayata geçirilmeye çalışıldığına vurgu yaptı.

    “HALA BİR %50’Yİ SUSTURABİLMİŞ DEĞİLLER”

    Kaboğlu’nun ardından konuşan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan da yaşanan sorunların temelinde ülkenin nasıl bir siyasal rejimle yönetileceğinin yattığını ifade ederek yasamanın, yürütmenin ve yargının işlevlerinin yok edilmesinin yeni bir rejim inşası yaratılmaya çalışıldığının göstergesi olduğuna dikkat çekti. İktidarın toplumu ikiye bölmesinin mücadele için bir dayanak olduğunu söyleyen Gürkan, “Hala bir %50’yi susturabilmiş değiller” dedi.

    “BUNDAN SONRAKİ YÜRÜYÜŞÜMÜZ TÜM İŞÇİ SINIFI ADINA OLACAK”

    Gürkan’ın ardından günlerdir direnişte olan şişe cam işçileri adına söz alan şişe cam işçisi, sendikalarının onları oyaladığını vurgulayarak işe iadelerini alamazlarsa bundan sonraki yürüyüşlerinin tüm işçi sınıfı adına olacağını kaydetti.

    “ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIK HAKLARINI ALAMIYOR”

    Alevi Düşünce Ocağı adına konuşan Doğan Bermek de Alevilerin bu ülkede eşit yurttaşlık haklarını alamadıklarını belirterek ülkede hak ve adalet adına yapılan bütün etkinliklere destek verdiklerini ve vermeye devam ettiklerini kaydetti. (HABER MERKEZİ)

     

  • Garipdede Dergahı’nda ‘Sözümüz kutsaldır, sözümüz cesaretimizdir’ halk projesi

    Garipdede Dergahı’nda ‘Sözümüz kutsaldır, sözümüz cesaretimizdir’ halk projesi

    PİRHA – Garipdede Dergahı “Sözümüz kutsaldır, sözümüz cesaretimizdir” şiarıyla yaptığı etkinliklere devam ediyor. Etkinliği sosyal medya hesabından duyuran Garipdede Dergahı Başkanı Celal Fırat, barış, adalet ve demokrasi için birlikte hareket etmek gerektiğini ve bunun için başlattıkları halk projesinin etkinlikler zincirine dönüştüğünü kaydetti. 

    İstanbul’da bulunan Garipdede Dergahı “Sözümüz kutsaldır, sözümüz cesaretimizdir” şiarıyla yaptığı halk projesine devam ediyor. Bugün saat 18:00’da Garipdede Dergahı’nda gerçekleşecek olan etkinliğe sanatçı Tuncay Balcı, Özlem Taner ve Cengiz Özkan katılıyor. Etkinliği sosyal medya hesabından duyuran Garipdede Dergahı Başkanı ve İmam Rıza Ocağı Piri Celal Fırat, halk projesi olarak başlattıkları bu etkinliğin etkinlikler zincirine dönüştürülerek projelendirildiğini belirtti.

    “SAVAŞA KARŞI BARIŞ İÇİN YAŞAMAK GEREK”

    Paylaşımında savaşa karşı barış için yaşamak gerektiğini vurgulayan Celal Fırat, Alevilerin inançları gereği her zaman birlik ve beraberlikten yana tavır aldıklarını, adaletsizliğe başkaldırmış tüm halklarla birlikte dimdik ayakta kalmayı yaşam felsefesi olarak kabul ettiklerini kaydetti. Alevi ulularının ve erenlerinin sözlerinin kutsal ve cesaretli olduğuna dikkat çeken Celal Fırat, ulularının sözlerinden cesaret alarak onurlu bir şekilde yaşadıklarını ve herkesin içinde olacağı toplumsal barış ortamının acilen sağlanası gerektiğine vurgu yaptı.

    Her bir bireyin diğer bireylere karşı olan sorumluluğunu bilerek barış adalet ve demokrasi için hep birlikte hareket edilmesi gerektiğini belirten Celal Fırat, birlik ve beraberlik için düzenleyecekleri “Sözümüz kutsaldır, sözümüz cesaretimizdir” etkinliğine tüm canları davet etti. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Barış ve Adalet’ etkinliğinde yüzlerce yurttaş buluştu

    ‘Barış ve Adalet’ etkinliğinde yüzlerce yurttaş buluştu

    PİRHA- Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Hatay İl örgütü “barış ve adalet” etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlikte konuşan SYKP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “AKP iktidarının zamana yayılmış sivil darbesine boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    Hatay’da yüzlerce yurttaş “barış ve adalet” etkinliğinde buluştu. Cevdet Bağca, Waveyla ve Kıvılcım Şiir Topluluğunun sahneye çıktığı etkinliğe Gezi eylemlerinde yaşamını yitiren   Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan ve Halil Aksakal’ın aileleri de katıldı. Aileler yaptığı konuşmada 4 yıldır adalet aradıklarını, ancak mahkemelerin davadan vazgeçmelerini istediğini belirterek, kamuoyundan duyarlılık beklediklerini ifade ettiler.

    Etkinlite konuşan SYKP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da, AKP iktidarının toplumu açlıkla terbiye etmeye çalıştığını belirterek, “Zamana yayılmış, bir darbe yaşanıyor. Tüm bu politikalara boyun eğmeyeceğiz, teslim olmayacağız” dedi.

    Ardından sahneye çıkan Cevdet Bağcanın seslendirdiği ezgilerle etkinlik sona erdi.

    Diren Keser/MERSİN

  • Sykp Hatay İl Eş Başkanı Hülya Kavuk: ‘Barış Ve Adalet’ etkinliğimize herkesi bekliyoruz

    Sykp Hatay İl Eş Başkanı Hülya Kavuk: ‘Barış Ve Adalet’ etkinliğimize herkesi bekliyoruz

    PİRHA- Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Hatay İl Örgütü İl Eş Başkanı Hülya Kavuk 16 Eylül Cumartesi günü saat 20.00’de Sümerler Amfi Tiyatro’da yapacakları “Barış ve Adalet” etkinliğine katılım çağrısı yaptı.

    HABERİN VİDEOSU

    12 Eylül askeri darbesinin 37. Yıl dönümünde Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Hatay İl Örgütü il binasında açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan İl Eş başkanı Hülya Kavuk, darbenin bilançosunu açıklayarak şunları ifade etti;

    “ Geçtiğimiz yıl ise 15 Temmuz’da yapılan darbe girişiminin hemen ertesinde 12 Eylül’ü aratmayacak bir OHAL süreci başlatıldı. Ülkemiz KHK’larla yönetilmeye başlandı. On binlerce kamu emekçisi işlerinden edilerek aileleri ile beraber açlığa mahkûm edildi. HDP ve CHP’li 12 milletvekili tutuklandı. DBP’li belediye başkanları, meclis üyeleri, on bini aşan HDP yönetici ve üyeleri tutuklandı cezaevlerine atıldı. Onlarca gazeteci sadece gerçek habercilik yaptığı için tutuklandı. Muhalif gazeteler, radyolar ve televizyon kanalları kapatıldı. Basın tek sesli hale getirildi. Sadece işini ve ekmeğini istemek için açlık grevine başlayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça cezaevine atıldı. Doğamız, tarihimiz devlet eliyle katlediliyor. Kadın katliamları ve kadınlara sokak ortasında yapılan saldırılar artarak devam ediyor. Eğitim müfredatında yapılan değişikliklerle muhafazakârlık ve cihatçı çetelerin zihniyetleri çocuklarımıza enjekte edilmeye çalışılıyor.”

    “SAVAŞLARA, AÇLIĞA, YOKSULLUĞA HAYIR DEMEK İÇİN BİR ARADA OLACAĞIZ”

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Hatay İl Örgütü olarak 16 Eylül Cumartesi günü saat 20.00’de Sümerler Amfi Tiyatro’da “Barış ve Adalet” etkinliği yapacaklarını duyuran Hülya Kavuk, şunları söyledi;

    “Ülkemizde ve Ortadoğu’da akan kana dur demek, OHAL ve KHK’larla yönetilmeye dur demek, eğitimde yapılan müfredat değişikliğine hayır demek için, St. Simon Manastırı’na, Hasankeyf’e, Sur’a, doğamıza sahip çıkmak için, ODTÜ’de ağaç katliamı yapanlara dur demek için, işten atılan yüz binlerce kamu emekçisinin işe geri alınmasını talep etmek için, cezaevlerinde işkenceye dur demek için, Gezi’de, Suruç’ta, Ankara’da katledilen yoldaşlarımıza adalet istemek için, kısacası başta ülkemizde, Ortadoğu’da ve bütün dünyada süren savaşlara, açlığa, yoksulluğa hayır demek için bir arada olacağız. Şimdilerde en çok ihtiyacını hissettiğimiz barış, vicdan ve adalet için gezi aileleri, sanatçı Cevdet Bağca, yerel müzik Grubu Vaveyla ve Kıvılcım Şiir Topluluğunun katılımı ile yapacağımız “Barış ve Adalet” etkinliğine bütün Hatay halkını davet ediyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Tv10: Sanmayın ki Aleviler buna eyvallah diyecek-VİDEO

    Tv10: Sanmayın ki Aleviler buna eyvallah diyecek-VİDEO

    PİRHA-Tv10 eyleminin 46. haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Tv10 çalışanları, Alevilerin ülkede yaşanan hukuksuzluklara karşı seyirci kalmayacaklarını vurguladılar.

    HABERİN VİDEOSU

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Tv10 çalışanlarının başlattıkları eylem 46. haftasında devam etti. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kanal çalışanları, ülkede yaşanan hukuksuzluklara karşı seyirci kalmayacaklarını belirttiler.

    “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı. Eyleme sanatçı ve Ağuçan Ocağı pirlerinden Ali Baran, Munzur Çevre Derneği yöneticilerinden Mehmet Soylu, Dersim Araştırmalar Merkezi DAM Yöneticisi Muzaffer Kocaman, Demokratik Alevi Derneği Avcılar Şubesi Eş Başkanı Özgür Bulan, programcı ve yazar İsmail Pehlivan, Anadolu Erenler Cemevi Başkanı Ali Çiftçi ve cumartesi insanları destek verdi.

    HERHANGİ BİR KHK’DE ADI GEÇMİYOR

    Açılış konuşmasını yapan Tv10 Yönetim Kurlu Başkanı Veli Büyükşahin, Tv10 kapanalı bir yıl dolmak üzere olduğunu söyleyerek Türkiye’nin dört bir yanında eylemler yaptıklarını, hukuki mücadele yürüttüklerini ancak bir sonuç alamadıklarını kaydetti. Tv10, İMC Tv, Hayatın Sesi Tv, Özgür Gün Tv gibi televizyon kanallarının OHAL İnceleme Komisyonuna başvurularının kabul edilmediğini hatırlatan Büyükşahin, gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Tv10 gibi kapatılan televizyon kanallarının herhangi bir KHK’de adı geçen kuruluşlar değiliz. Direk başbakanlığa bağlı bir komisyon tarafından kapatıldık. Hiçbir hukuki dayanağı olamayan bir kapatmayla karşı karşıyayız.”

    “BAŞVURULACAK BİR MERCİ YOK”

    “Bizi neden kapattınız? Şu şu gerekçelerden dolayı bizi açmak zorundasınız” diyebileceğimiz bir merci yok Türkiye’de” diyen Büyükşahin, bu yüzden hak, vicdan ve adalet demenin çok kıymetli olduğunu söyledi. Bir ülkede adalet ve hukuk yoksa vicdanın da olmadığını ifade eden Büyükşahin, şöyle devam etti:

    “SANMAYIN Kİ ALEVİLER BUNA EYVALLAH DİYECEK”

    “Siz televizyonlarımızı kapatabilirsiniz. Medya üzerinde baskılar kurabilirsiniz. Gazetecileri tutuklayabilirsiniz. OHAL’i gerekçe yapıp her türlü hak talebini baskı altına alabilirsiniz. Ama sanmayın ki toplum bunlara eyvallah diyecek, sanmayın ki Aleviler bunlara eyvallah diyecek.”

    Dersim’deki orman yangınlarına da değinen Büyükşahin, “Siz Dersim’de ormanları yakabilirsiniz. Ağaçları, kurdu, kuşu, geyikleri yakabilirsiniz. Canlıların yaşam alanlarını yakabilirsiniz. Ama sanmayın ki biz buna seyirci kalacağız. Sanmayın ki Aleviler, çevreciler, insanım diyenler bunlara seyirci kalacak” ifadelerini kullandı.

    “GÜN GELECEK BU İSYAN SİZİ BOĞACAK”

    Büyükşahin’in ardından konuşan Munzur Çevre Derneği Yöneticilerinden Mehmet Soylu, kapatılan bütün kanalların bu alanda olması gerektiğini söyleyerek dayanışmanın önemine dikkat çekti. Dersim’in sadece günümüzde yanmadığını söyleyen Soylu, Dersim’in Osmanlı döneminden günümüze kadar sürekli yakıldığını belirtti. “Dersim’in Türkiye’nin ciğerleri yanıyor” diyen Soylu, bir çevreci olarak sadece Dersim’de yanan ormanlara isyan etmediğini ifade ederek dünyanın hiçbir yerinde ormanların yanmasını istemediğini de ifade etti.

    Soylu, bir çevreci olarak dünyadaki tüm egemenlere şöyle seslendi: “Ey egemenler aklınızı başınıza toplayın. Bir gün gelecek siz de yanacaksınız. Bugün burada bizim güvenliğimizi sağlayan memurlar dahi belki bu yangından kurtulamayacak. Bundan vazgeçin egemenler. Sadece Dersim’i yakmakla, Akdeniz’in ciğerlerini yakmakla, madenler, barajlar yaparak yaşam alanlarımızı bize dar etmekle kendinizi özgür mü sayıyorsunuz? Gün gelecek bu isyan sizi boğacak. Vazgeçin. Adaletli olun. Eğer sizin adaletiniz adalet olsaydı ne Tv10 bugün burada konuşacaktı, ne Cumartesi Annelerimiz konuşacaktı, ne biz konuşacaktık ne de siz etrafımızda güvenlik çemberi örecektiniz. Ey egemenler aklınızı başınıza toplayın!”

    Tv10’un sadece Alevileirn sesi olmadığını kaydeden Soylu, “Tv10 bütün adaletsizliklerin sesiydi. Tv10’u o yüzden kapattılar” dedi.

    “TÜRKİYE HALKI ADINA ÜZGÜNÜM”

    Soylu’nun ardından sanatçı ve Ağuçan Ocağı pirlerinden Ali Baran, 1980 darbesiyle 20 yıl Türkiye’ye gelemediğini, 2000 yılından beri gelip gitmeye başladığını söyleyerek hiçbir şeyin değişmediğine vurgu yaptı. Türkiye halkı adına üzgün olduğunu belirten Baran, Almanya’da insanların Türküm demeye utanmaya başladıklarını ifade etti. Kapatılan kanallarda türkülerinin, şarkılarının, beyitlerinin yayınlandığını özellikle Tv10’un bu konuda duyarlı olduğunu kaydetti. Bu kanalların kapatılmasıyla bir yere varılacağına inanmadığını söyleyen Baran, adalet ve demokrasinin herkese lazım olduğuna dikkat çekti. Konuşmasının ardından Baran kıs bir beyit seslendirdi.

    Veli Büyükşahin, son olarak zorunlu din dersine değinerek cihat kavramının eğitim müfredatına girmesini eleştirdi. (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Başkanı Kaplan: Adalet için kim sokağa çıkıyorsa destek vermek zorundayız-VİDEO

    PSAKD Başkanı Kaplan: Adalet için kim sokağa çıkıyorsa destek vermek zorundayız-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, HDP’nin Vicdan ve Adalet Nöbetini destekledikleri için hedef alınmalarına yanıt verdi. Kaplan, “Adalet için kim sokağa çıkıyorsa destek vermek zorundayız” dedi. Vicdan ve Adalet Nöbetini ziyaret ettikleri için Alevileri eleştirenlere, AKP’li Ayhan Oğan’ın “Yeni devlet kuruyoruz, kurucusu Erdoğandır” sözünü hatırlatan Kaplan, “Bizi itham edenler bu tip açıklamaları köşelerine taşısalar, yazsalar biz de onlara destek versek” diye konuştu. 

    Haberin Videosu

    PİRHA‘ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda HDP’nin Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni ziyaret etmelerini eleştirenlere, “Adalet için vicdan için kim sokağa çıkarsa çıksın bunun siyasi yapısına bakmaksızın Alevi kurumları bunlara destek vermek zorundadır” yanıtını verdi.

    CHP’nin Adalet Yürüyüşü’nü de desteklediklerini hatırlatan Kaplan, “Maltepe’de son bulan Adalet Yürüyüşü’ne Alevi kurumları olarak destek verdik ve yürüyüşe katıldık, mitinge büyük destek verdik” vurgusunu yaptı.

    “ALEVİLER ADALETE EN İHTİYAÇ DUYAN TOPLULUK”

    Alevilerin adalete en çok ihtiyaç duyan topluluk olduğunun altını çizen Kaplan şunları kaydetti:

    “En çok adalete ihtiyaç duyan bir inanç topluluğuyuz. Bakıyorsunuz oraya giderken Sivas için adalet dedik, Biz Gazi için adalet dedik, Suruç için adalet dedik, Ankara Gar Katliam için adalet dedik. Özellikle Sivas’ın hala karanlık yüzü aydınlatılamadı. Bu süreç aydınlatılmış olsaydı bu katliamların perde arkası çorap söküğü gibi gelirdi.”

    “KİM ADALET İÇİN SOKAĞA ÇIKARSA YANLARINDA OLACAĞIZ”

    “Biz Adalet derken bir partiye destek vermek için gitmiyoruz. Halkın temel taleplerini, ihtiyaçlarını, karşılanması noktasında biz destek veriyoruz” diyen Gani Kaplan, “Adalet için için kim sokağa çıkarsa, eylem yaparsa Pir Sultan Abdal örgütlülüğü ve diğer demokratik alandaki örgütlü derneklerimiz, vakıflarımız onların yanında olacaktır” diye konuştu.

    “BİZİ İTHAM EDECEKLERİNE AKP’LİNİN ‘YENİ BİR DEVLET KURUYORUZ’ SÖZLERİNİ YAZSINLAR” 

    HDP’nin Vicdan ve Adalet Nöbetini ziyaret ettikleri için Alevileri eleştirenlere, AKP’li Ayhan Oğan’ın “Yeni devlet kuruyoruz, kurucusu Erdoğandır” sözünü hatırlatan Kaplan, “Vicdan ve Adalet Nöbetine destek vermekle bizi itham edenler bu tip açıklamaları köşelerine taşısalar, yazsalar biz de onlara bu yazdıkları yazılardan dolayı destek versek daha doğru olur diye düşünüyorum” dedi.

    Türkiye’de yeni bir sistemin kurulduğunu ifade eden PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Yeni kurulan sistemin karşısında duracak, adaletsizlik ortamını adaletli bir ortama çevirecek, bu devasa adalet saraylarının içine adaleti getirmek için çaba sarf edecek olan herkesin yanında oluruz biz. Siyasi yapısına bakmaksızın Alevi kurumları olarak biz yanında oluruz. Bunun içinde hiç tereddüt etmeyiz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Oya Ersoy: Erkek adalet için değil gerçek adalet için mücadele ediyoruz-VİDEO

    Oya Ersoy: Erkek adalet için değil gerçek adalet için mücadele ediyoruz-VİDEO

    PİRHA- Halkevleri’nin Ankara’da düzenlediği 5. Kömür Deposu Buluşması etkinliğinde konuşan Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy,  OHAL ve KHK’lerin kaldırılması gerektiğini, gazetecilerin hapishanede değil dışarıda olması gerektiğini, erkek adalet için değil gerçek adalet için mücadele ettiklerini belirtti. 

    Haberin Videosu

    Hlakevleri’nin Ankara’da “demokrasi, laiklik ve adalet için biraradayız” şiarıyla düzenlediği 5. Kömür Deposu Buluşması etkinliğinde konuşan Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, Gezi, OHAL, KHK’ler, referandum gibi konulara değindi.

    Ersoy, “Biz halkız. Gezi’de eşitlik ve özgürlük için, ülkenin dört bir yanında ayağa kalkanlarız. 7 Haziranda AKP’ye tek başına iktidar vermeyenleriz. 16 Nisan referandumunda ‘hayır bu memleketimizi geleceğimizi tek adama bırakmayacağız’ diyenleriz” şeklinde konuştu.

    “OHAL VE KHK’LER VARSA ADALET YOKTUR”

    “Şimdi Hayır’ımıza sahip çıkıyoruz. Bütün sözlerimizin arkasındayız” diyen Ersoy, “Biz ne istiyoruz? Biz eşitlik istiyoruz, özgürlük istiyoruz, kardeşçe bir ülkede yaşamak istiyoruz. Biz laik ve demokratik bir ülkede yaşamak istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. Eğer bir ülkede OHAL varsa bir ülke KHK’lerle yönetiyorsa o ülkede adalet yoktur. O ülkede demokrasi yoktur” diye ifade etti.

    “HANİ OHAL FETÖ İLE MÜCADELE İÇİNDİ, HANİ HALKA DOKUNMAYACAKTI”

    OHAL’in kaldırılmasını istediklerini vurgulayan Ersoy, Erdoğan’ın ‘Grev tehdidi olan yere biz OHAL ile müdahale ediyoruz’ sözlerini hatırlatarak şunları belirtti:

    “Hani OHAL, FETÖ ile mücadele içindi, hani devlet içindi, hani halka dokunmayacaktı. Darbe girişimini fırsata çevirip Allah’ın lütfu olarak görenler tek adam kararnameleriyle bu ülkeyi yönetmeye başladılar. Bütün özgürlüklerimizi yasakladılar. Hak aramayı grev hakkını yasakladılar. Kim özgürlük istiyorsa kim hakları için mücadele ediyorsa onun karşısına OHAL’i çıkardılar. Siz FETÖ ile birlikte iktidarın basamaklarını tırmanırken bunu teşhir eden bunun ne olduğunu söyleyen Ahmet Şık mı FETÖ’cü? Şimdi o yargılanıyor.”

    GAZETECİLERİMİZİ HAPİSHANEDE DEĞİL DIŞARIDA GÖRMEK İSTİYORUZ”

    OHAL’in demokrasi düşmanlığı olduğunu, insanların işine ve ekmeğine saldırı olduğunu ifade eden Ersoy, OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin tüm sonuçlarıyla iptal edilmesi gerektiğini vurguladı. Tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmasını, basın üzerindeki sansüre ve baskılara son verilmesini isteyen Ersoy, “Biz gazetecilerimizi hapishanede değil dışarıda görmek istiyoruz. Halkın doğru haber alma hakkı için sonuna kadar mücadele etmeye hazırız.” dedi.

    “CEMAATLER ÇOCUKLARIMIZIN OKULLARINA MÜDAHALE EDECEK”

    Konuşmasında eğitim müfredatına değinen Ersoy, şöyle devam etti:

    “Milli Eğitim Bakanlığı bir takım protokoller hazırlamış. Kiminle yapmış cemaatlerle, tarikatlarla yapmış. Bu protokollere göre bizim okullarımızda, halkın okullarında bu kurumlar, bu vakıflar, bu cemaatler çocuklarımızın okullarına müdahale edecekler. Buna izin vermeyeceğiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ülkenin dört bir yanında nasıl ki referandum öncesi nasıl bir Hayır seferberliği yaptıysak, önümüzde laik ve bilimsel eğitim için seferberlik yaratma vaktidir. Bunun için veli, öğrenci olmamız gerekmiyor. Bilimsel ve laik bir eğitim için mücadele etmek, bu memlekete sahip çıkan, geleceğine sahip çıkan herkesin yurttaşlık görevidir.”

    “ERKEK ADALET İÇİN DEĞİL GERÇEK ADALET İÇİN”

    Kadınlara yönelik nefret söylemlerine ve eşitsizliğe de değinen Oya Ersoy, şunları ifade etti:

    “Biz kadınlar erkek adalet için değil, gerçek adalet için mücadele ediyoruz. Kadınların eşitliği ve özgürlüğü karşısındaki tüm engellerin kaldırılmasını, iktidarın gerici, kadın düşmanı düzen ve uygulamalarına son verilmesini istiyoruz. Çünkü bütün bu söylemler, tüm bu politikalar bizim yaşamımızı vuruyor, yaşam hakkımızı engelliyor. Biz kadınlara buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. Eşitlik olmadan adalet olmaz. Biz kadınlar kadın olarak yan yana geleceğiz, örgütleneceğiz ve her türlü erkek şiddetine sokakta, otobüste, parkta, evde, mahallemizde, yaşadığımız iş yerinde karşılaştığımız bütün bu şiddetlere karşı hep birlikte mücadele edeceğiz. Yan yana geleceğiz, kendi dayanışmamızı, kendi savunmamızı kuracağız. Tek bir saldırıya, kadın düşmanı tek bir söze sessiz kalmayacağız müdahale edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • CHP heyeti “vicdan ve adalet” nöbetini ziyaret etti

    CHP heyeti “vicdan ve adalet” nöbetini ziyaret etti

    PİRHA- CHP’li milletvekilleri HDP’nin Yoğurtçu Parkı’nda devam eden ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni ziyaret etti.

    CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat yaptığı açıklamada, Barış demokrasi ve dayanışma için bir çözüm sürecine girmemiz gerektiğini söyledi.

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da yaptığı konuşmada dayanışmanın önemine vurgu yaparak, “Hep şunu ifade ediyorum zor bir süreçten geçiyoruz. Türkiye tarihinin en zor sürecinden geçiyor. Bugün dayanışmayı burada göstermek için buradayız. Bu zemin bizi birleştirebilir” dedi.

    CHP’lilerin ardından HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da ziyaret ve çiçekler için teşekkür etti. “Bundan sonrası hepimiz için önemli” diyen Kerestecioğlu şunları söyledi, “Bu dayanışma ve bundan sonrası önemlidir. Bu nedenle hiçbir zaman artık muhalif olan insanların demokrasi isteyen, barış isteyen insanların birbirlerinin elini bırakmaması gerekir. Güzel bir Türkiye’de yaşamak için birlikte olmamız gerekiyor. Bundan sonrası hepimiz için önemli.”

    “Eziyete devam ediyorlar”

    CHP’nin ziyareti öncesinde açıklama yapan HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar ise, “Türkiye adaletin bütünüyle çöktüğü bir dönemi yaşıyor.  Adaletin nerede, nasıl çöktüğünü uzun uzun anlatmayacağız ama bazı konular bu çöküş hakkında bize bilgi veriyor. Burada bir yıl önce üniversite öğrencisi Şule İdil Dere, İBB’nin kamyonu altında kalarak can verdi. 1 yıl geçti. Ne yapıldı?” diye sordu. Açlık grevindeki eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklanmasını da eleştiren Sancar, “Nuriye ve Semih kardeşlerimizin büyük bir inançla devam ettirdikleri bir direnişleri var. Öyle bir adaletsizlik çarkı başladı ki Nuriye ve Semih’i hapse tıktılar. Hapiste de eziyet etmeye devam ettiler” dedi.

    Sancar şöyle devam etti, “Bu yönetim sadece haksızlık yapmakla kalmıyor aynı zamanda kötülük de yapıyor. Nuriye ve Semih’e, hastaneye götürme adına eziyet ettiler. Van’ın Edremit Belediyesi’ne atanan kayyum Ermeni mezarlarının üzerine tuvalet yaptı. Ölülerin kemikleri ortaya saçıldı. Ermeni soykırımı demeyi yasaklıyorlar ama tatmin olmuyorlar. Şu park binlerce polisle çevrili. Galiba parkın tek kuru ağacının olduğu yeri bize verdiler. Yasak var, üstüne kötülük ekliyorlar. Cumhurbaşkanı çıkıp hakim gibi hüküm veriyor. İspata davet ediyoruz, susuyor. Hangi hakla sen Demirtaş’a terörist diyorsun!” şeklinde konuştu.

    Haber Merkezi

  • Alevi Kurum Başkanları: Vicdana seslenen, Adalet diyen herkesin yanında olmalıyız

    Alevi Kurum Başkanları: Vicdana seslenen, Adalet diyen herkesin yanında olmalıyız

    PİRHA- HDP’nin başlatmış olduğu “Vicdan ve Adalet” nöbeti, İstanbul Yoğurtçu parkında devam ediyor. Nöbete yarın (Perşembe) saat 13:00’da destek verecek olan Alevi kurum başkanları, ülkedeki adaletsizliğe karşı, “adalet” isteyen herkesin nöbet eylemine destek vermesini söyledi.

    Alevi kurum başkanları HDP’nin başlatmış olduğu “Vicdan ve Adalet” nöbetine destek ziyaretinde bulunacak. Yoğurtçu parkında devam eden “Vicdan ve Adalet” nöbetine ilişkin PİRHA’ya konuşan ABF ve PSAKD Genel Başkanları, adalet eylemlerinin sahiplenilmesi gerektiğini ifade etti.

    “ “BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN” DÖNEMİ ARTIK KAPANMIŞTIR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel başkanı Muhittin Yıldız, bende vicdan sahibiyim, hak, hukuk istiyorum diyen herkesin “vicdan ve adalet” nöbetine katılması gerektiğini belirterek şunları  ifade etti;

    “ “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dönemi artık kapanmıştır. Sistem artık herkese dokunuyor. Bu ülkede yaşayan ve bir şekilde ötekileştirmeye maruz kalmış tüm toplumsal kesimler; demokratik cumhuriyet ve demokratik anayasa için birleşmelidirler. Barış, eşitlik, aş, iş, ekmek ancak o zaman sağlanır. Aksi taktirde eylemler büyütülmeyip, katkı sağlamadığımız müddetçe, Türk-İslam- Gerici sistem tarafından ezilecektir. Bunun için dilinden, inancından, düşüncesinden ötürü mağdur olmuş herkes HDP’nin “Vicdan ve Adalet” nöbetini ve sonraki zamanlarda ortaya çıkacak olan eylemleri büyütmelidir. Biz Alevi kurum temsilcileri olarak yarın Yoğurtçu parkında olup, eyleme destek vereceğiz.”

    “PSAKD, VİCDANA SESLENEN, ADALET DİYEN HERKESİN YANINDA YER ALACAKTIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel başkanı Gani Kaplan ise adaletin bir gün herkese lazım olacağını belirterek şunları ifade etti;

    “Öncelikle geldiğimiz süreçte, iktidar ülkeyi öyle bir noktaya getirdi ki, toplumun tüm kesimleri “adalet” diyor. Bir zamanlar şimdinin cumhurbaşkanı, dönemin İstanbul belediye başkanı iken, bir şiir okudu diye hapse atılırken, bugünün adalet arayışçıları Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıktı. Ama bugün kendi iktidarından HDP’nin Eş Genel başkanları, belediye başkanları ve binlerce siyasetçi cezaevinde. Aynı zamanda KHK ile işlerinden edilen 100 binin üzerinde kamu emekçisi var. Bundan dolayı Alevi kurumları, vicdana seslenen, adalet diyen herkesin yanında yer alacaktır, almalıdır.”

    Son olarak topluma seslenen Kaplan, adalet isteyenlerin bir arada olması gerektiğini belirterek, “nasıl ki “adalet yürüyüşü”nde sayın Kılıçdaroğlu’nun yanında yürüdüysek, bugünde “vicdan ve Adalet” diyen HDP’nin yanında olacağız” dedi.

    Haber Merkezi