Etiket: afrin

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • IŞİD’e tepki gösterdiği Afrin paylaşımı nedeniyle yargılanan Kemal Bülbül beraat etti

    IŞİD’e tepki gösterdiği Afrin paylaşımı nedeniyle yargılanan Kemal Bülbül beraat etti

    PİRHA – 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül’ün, 2018 yılında Afrin operasyonuna tepki göstermesi sebebiyle yargılanmasına devam edildi. Yargılama sonunda Bülbül hakkında beraat kararı verildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Afrin’e yönelik operasyona tepki göstermesi nedeniyle 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül hakkında 2018 yılında dava açılmıştı. Bülbül, “Afrin’e yönelik Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) yayınlanan haberi paylaştığı için de suçlanmıştı.

    15 Kasım’da yargılanmaya başlanan Bülbül, bugün ikinci kez mahkemede ifade verdi. 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal kültür Derneği (PSAKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yöneticileri, HEDEP ve CHP’li milletvekilleri ile sivil toplum örgütlerinin yöneticileri de destek verdi.

    Duruşmada ilk olarak HDP Milletvekilliği ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki dönem genel başkanlığını yapan Bülbül savunma yaptı. “Suç sayılan durum bir düşünce ifadesidir” diyen Bülbül şunları kaydetti:

    “Ben burada yurt barışı, halkların eşit, özgür yaşamasını, Afrin’de, Türkiye’de kan dökülmesin diye söz demişim. Kürt, Alevi ve sosyalist olduğumu belirtmiştim. İlla Kerbela’yı anmak için Kerbela’ya gitmek gerekmiyor. Suriye’de de IŞİD zihniyeti ile katliamlar yapılıyor. Bu nedenle Kerbela’yı referans gösterdim. Asla bir halkı kin ve nefrete teşvik yok. Bunun bana yönlendirilmesini de suç sayıyorum. Berkin Elvan, Metin Göktepe ve Hrant Dink ile ilgili yönlendirilen suçlamaları da kabul etmiyorum. ‘Halkı karşı karşıya getirmek’ diye bir şey yok. Suçlamaları kabul etmiyorum. Zorlama bir suçlama var. Sosyo psikolojik bir baskı oluşturuluyor. Sizlerin de barışı, adaleti savunmak gibi sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Temel sorun şu, savaş kandır, gözyaşıdır. Burası ne kadar mahkeme olsa da Hakk’ın da huzurdur. Dolayısıyla hakikati savunmak için savaşa karşılık, Kürt, Türk anaları ağlamasın. Başka da hiçbir düşüncem yok. Söylemim fiili bir eyleme çağrı da değildir. Sadece savaş karşıtlığı. Aynı düşüncelerimi burada da paylaşıyorum, savaş karşıtıyım. Yargılanacak bir kimse varsa iddianameyi oluşturan savcıdır.”

    Av. Zeki Avcı ise savunmasında “Paylaşımdaki hedef IŞİD’tir. Türkiye ya da TSK değildir. Bütün cümleler IŞİD’e karşı söylenmiş. Barış içeren ifadelerin suç unsuru oluşturmadığı Anayasa’da da mevcut. Bir örgütün ajandasına hizmet etmek demek bir örgütle aynı düşünceyi savunmak demek değildir. Müvekkilim, IŞİD’e karşı direnişi selamlamıştır. O nedenle bütün bunlar suç unsuru olarak ele alınmış. Sözlerin kime yönelik olduğu dahi araştırılmamış” dedi.

    “İDDİANAMEYİ YAZAN SAVCI KÖTÜ NİYETLİDİR”

    Av. Coşkun Özgür Piroğlu ise savunmasında sınır dışı operasyona karşı çıkmanın suç olamayacağını söyledi. Piroğlu şöyle dem etti:

    “Metin Göktepe, terörist değildir. Berkin Elvan, polisler tarafından katledilmiştir. Berkin Elvan’ın annesinin bu iddianamede yer almış olmasıyla Cumhuriyet Savcısı görevi kötüye kullanmıştır. Savcı, Aleviliği hedef almıştır. Çünkü Elvan ve Göktepe, Alevi kimliğine sahip insanlardı. Müvekkil, kimi kime karşı tahrik etmiş bu da belli değil. İddianameyi yazan savcı kötü niyetlidir. Müvekkilim, hangi eylemle suç işlemiştir? Her yer Afrin, heryer direniş sözlerinden bir propaganda çıkaramazsınız. O nedenle beraat kararı bekliyoruz.”

    Av. Hasan Erdoğan da, “O kadar çok barış davası takip ettim ki barış sözü bu ülkede halen maalesef tartışılıyor. Barış yanlısı olduğunu, dil, din, mezhep ayrımı yapmadığını ifade ediyor. Bugün ben ‘Her yer Filistin her yer direniş’ desem suç unsuru mu olacak? Müvekkilimin, halkı kin ve nefrete teşviki söz konusu değildir. Elbette ki sivil insanların ölmemesi için fikirlerini beyan edecektir. Bu nedenle beraatini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Av. Veysi Gümüş, “Destek için buradayım. Burada yarım saattir mahkeme heyeti ile savunma tarafının gerginliği gibi. Böyle bir heyet görmedim. Savunma heyetine husumetle bakıldığını gördüm. İddianameyi dile getirmek kadar doğal bir durum yoktur” dedi.

    Karar öncesi Kemal Bülbül’e son kez söz verildi. Bülbül, “Son sözüm şudur, ben KESK kurusucuyum. PSAKD ve ABF başkanlığı ile milletvekilliği yaptım. Her zaman eşitliği, barışı savundum. İddianamede ifade edilenler, bir Kürt, Alevi ve sosyalist olarak bana karşı suç niteliğindedir. Asıl yargılanması gereken iddia makamıdır” ifadelerini kullandı.

    Mahkeme heyeti, oy birliği ile Kemal Bülbül’ün beraatı yönünde karar verdi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Bülbül’ün duruşması 29 Kasım’da; ‘Özgürlük için Gelin canlar bir olalım’

    Bülbül’ün duruşması 29 Kasım’da; ‘Özgürlük için Gelin canlar bir olalım’

    PİRHA –Afrin operasyonuna ilişkin sosyal medya paylaşımları nedeniyle 2018 yılında hakkında dava açılan 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül’ün yargılanmasına 29 Kasım’da devam edilecek. Bülbül, dayanışma ve bir olma çağrısında bulundu. 

    TSK tarafından Afrin’e yönelik operasyona tepkisi nedeniyle 2018 yılında hakkında dava açılan 27. Dönem HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, 15 Kasım’da 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmıştı.

    Kemal Bülbül hakkında oluşturulan iddianamede, PİRHA’da yayınlanan haberler de suç unsuru olarak görülmüştü. Bülbül, “Afrin’e yönelik Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) yayınlanan haberi paylaştığım için suçlanıyorum” diye demeç vermişti.

    Aynı zamanda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki dönem genel başkanlığını yapan Bülbül, 2018 yılında yaptığı o paylaşımda, “Savaş kan, gözyaşı ve acıdır. Türk ve Kürt gençleri ölmesin, analar ağlamasın” ifadelerini kullanmıştı.

    29 Kasım saat 13.00’te görülmeye devam edilecek davaya ilişkin Bülbül, “Hukuk, iktidarın sopası değil, adaletin anahtarıdır” ifadelerini kullandı. Kemal Bülbül, Sıhhiye Adliyesi’nde görülecek davaya dair, “Eşitlik ve özgürlük için “, Gelin canlar bir olalım, ” diyerek dayanışma çağrısında bulundu.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER: Bülbül’ün duruşması görüldü: Alevi, Kürt ve sosyalist kimliğim nedeniyle yargılanıyorum!

  • Bülbül’ün duruşması görüldü: Alevi, Kürt ve sosyalist kimliğim nedeniyle yargılanıyorum!

    Bülbül’ün duruşması görüldü: Alevi, Kürt ve sosyalist kimliğim nedeniyle yargılanıyorum!

    PİRHA – 2018 yılında Afrin operasyonuna tepki göstermesi sebebiyle hakkında dava açılan 27. Dönem HDP Milletvekili Kemal Bülbül, mahkemede ifade verdi. Bülbül “Alevi kimliğimin sorumluluğuyla bu açıklamayı yapmıştım. Dolayısıyla siz de bu açıklamayı suç saydığınıza göre benim Aleviliğimi de suçluyorsunuz” şeklinde ifade verdiğini belirtti.

    TSK tarafından Afrin’e yönelik operasyona tepki göstermesi nedeniyle 2018 yılında hakkında dava açılan Kemal Bülbül, bugün 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı.

    HDP Milletvekilliği ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki dönem genel başkanlığını yapan Bülbül hakkında yürütülen dava 29 Kasım’a ertelendi.

    “ALEVİ SUÇLAMASI VAR!”

    Kemal Bülbül, görülen duruşmanın detaylarını PİRHA’ya anlattı. Bülbül, “Afrin’e yönelik Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) yayınlanan haberi paylaştığım için suçlanıyorum” diye belirtti. Bülbül, 2018 yılında yaptığı o paylaşımda “Savaş kan, gözyaşı ve acıdır. Türk ve Kürt gençleri ölmesin, analar ağlamasın” ifadelerini yazdığını aktardı.

    Kemal Bülbül, İnsan Hakları Derneği ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın o dönem Afrin’e dönük yaptığı saldırılarla ilgili açıklamalarını paylaşmasının da suç gerekçesi görüldüğünü belirtti. Bülbül, sanal medya hesaplarının tamamının tarandığını belirterek şunları söyledi:

    “Metin Göktepe ve annesi, Berkin Elvan ile annesi, Hrant Dink ile ilgili paylaşımlarıma dahi dikkat çekiliyor. Ben, savaşa karşı çıkmanın, Afrin’e yönelik saldırıyı kınamanın suç olmadığını özellikle belirttim. Alevi, Kürt ve sosyalist kimliğim nedeniyle barıştan, eşitlikten halkların birlikte beraber yaşamasından; ama bu birlikte yaşamadan kasıt ‘beraber yaşayalım ama hepimiz Türküz’ gibi bir saçmalıktan bahsetmiyorum. Herkes kendi kimliği, kültürü ile eşit ve mutlu yaşadığı, bir tek kesimin mutlu olduğu değil… Bu üslup ve yöntemle savcı veya mahkeme bana bir suç yöneltiyor ise kendileri asıl suçludur dedim. Savaşın yaratacağı tahribatlar, acı, kan, gözyaşı vesilesi ve halklara karşı duyduğum sorumluluk nedeniyle bunları söyledim. Ancak mahkeme başkanı ikide bir sözümü kesip ‘Siz Alevi diyorsunuz ama burada bir Alevi suçlaması yok’ dedi. Ben de ‘burada bir Alevi suçlaması var’ dedim. Mesela ben ‘Yezid kavmi’ demişim, ‘Yezid kavmini niye söylediniz?’ diyor. Ben de şunu belirttim; IŞİD, insanlara saldırıp, kafa kesip, tecavüzde bulunmadı mı? Yezid kavmi işte bunu destekleyenlerdir’ dedim. ‘Ben Alevi kimliğimin sorumluluğuyla bu açıklamayı yapmışım. Dolayısıyla siz de bu açıklamayı suç saydığınıza göre benim Aleviliğimi de suçluyorsunuz’ dedim. Mahkeme heyetinin kasten sözümü sıklıkla kesip savunma ahengimi bozduklarını belirtmeliyim.”

    “MAHKEME HEYETİ ÖNCESİNDE TAVRINI BELİRLEMİŞ”

    Kemal Bülbül, duruşmadaki asıl çarpıcı olan kısmın ise mahkeme başkanının, iddia makamına “Görüşünüz nedir?” diye sormasıyla ortaya çıktığını belirtti. Bülbül, şöyle devam etti:

    “İddia makamı, katipten herkesin duyacağı şekilde ‘USB’yi verir misin? Dedi. Savcı, USB’yi alıp kendi bilgisayarına takıp oradaki metni aldıktan sonra tekrar katibe verip o hazır metin üzerinden görüşünü ifade etti. Önceden savcının da mahkeme heyetinin de mutabık olmaya yakın hazırlandığının göstergesiydi bu. Böyle bir şey olamaz. Yani mahkeme heyeti öncesinde tavrını belirlemiş. Alelacele 14 gün sonrasına da duruşma günü verildi.

    Bu dava nedeniyle 4 gün gözaltında tutulmuştum. Ardından denetimli serbestlikle serbest bırakıldım ve sonrasında milletvekili seçilmemle birlikte davanın ertelenmesine karar verilmişti. Ve Şimdi tekrar yargılanıyorum. Mahkemede şuna da dikkat çektim; o gözaltı sürecinde IŞİD’lilerle aynı ortama konulmuştum. Ayrıca kronik hastalığım olmasına rağmen ilaçlarım ve ihtiyacım olan su verilmemişti. Buna itiraz ettiğim için polisler, beni darp etmeye çalışmıştı. Bunu anlatınca ‘bu mahkemenin konusu değil’ denildi. Ben de bunların kayıtlara geçmesini istedim. Burada aslında savaş karşıtlığı, Kürt ve Alevi kimliği yargılanıyor ve bu yargılama son derece gayri ciddi. Önceden kes, yapıştır mantığı ile oluşturulmuş bir iddianame söz konusu. Zaten 20 sayfanın son yarım sayfası benimle alakalı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yazar Erdal Yıldırım hakim karşısına çıktı: Paylaşımlarım ifade özgürlüğüdür-VİDEO

    Yazar Erdal Yıldırım hakim karşısına çıktı: Paylaşımlarım ifade özgürlüğüdür-VİDEO

    PİRHA-Sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında dava açılan PSAKD’nin eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım bugün ilk görülen duruşmasında, “Aleviler, dünya görüşü olarak dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan zulme ve haksızlığa karşı tepki gösterirler. Yapılan paylaşımlar ifade özgürlüğüdür” dedi. 

    2015 ile 2018 yılları arasında yaptığı beş sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek hakkında dava açılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım, bugün hakim karşısına çıktı.

    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) yöneticileri, Koçgiri Kültür Derneği yöneticisi/Yazar Gültekin Uçar, Hubyar Alevi Kültür Derneği yöneticileri, DAD Yöneticisi İmam Balsever, PSAKD Beyoğlu Şubesi’nin eski Başkanı Erdal Baba, Almanya Hessen Eyaleti AABF İnanç Kurulu Başkanı Ali Ekber Erden, Ressam Mualla Coşkun, Yazar Temel Demirer, Yazar Mehmet Kabadayı ile çok sayıda kişi katıldı.

    “ALEVİLER, NEREDE OLURSA OLSUN HER ZULME TEPKİ GÖSTERİRLER”

    İddianamede yer alan beş paylaşım ile ilgili olarak konuşan Yıldırım; “‘Afrin yalnız değildir’ paylaşımı bana aittir. IŞİD’in katliamlarını protesto ettim. İnsani bir refleksti. Orada yaşanan zulme ses çıkardım. 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’ndan sonra İstanbul Kadıköy’deki PSAKD’nin kurucusuyum. Kendimi Alevi aktivisti olarak görüyorum. Düşüncelerimi ifade ediyorum.

    Çorum Katliamı’nda ölenleri anmak için Çorum’a gittik. Oraya gittiğimizde İbrahim Kaypakkaya’nın mezarını ziyarete giderek, fotoğraf çektirdik. Herhangi bir suç olduğunu düşünmüyorum. Kaypakkaya, Alevi kökenlidir. Onun kurduğu iddia edilen herhangi bir örgüt ile bağım yoktur. Yalnızca kurucusu olduğum PSAKD ile irtibatım vardır. Örgüt propagandası yapmadım. Kobane günü dolayısıyla IŞİD zulmüne karşı çıkış refleksiyle paylaşım yaptım. Muş Varto’da öldürülen kadının cesedinin sokakta ifşa edildiğini gördüm. Bunun bir insanlık suçu olarak gördüm ve ona dair paylaşım yaptım” şeklinde konuştu.

    “Aleviler, dünya görüşü olarak dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan zulme ve haksızlığa karşı tepki gösterirler” diyen Yıldırım, “Herhangi bir örgütün propagandasını yapma amacım olmamıştır. Yapılan paylaşımlar ifade özgürlüğüdür” ifadelerini kullandı.

    AVUKAT KAYA: DAVALAR, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ENGELLEMEK AMACIYLA AÇILMIŞTIR

    Avukat Onur Şahin Kaya ise usule uygun açılmış bir iddianame ve davanın olmadığını söyleyerek, “Yargılama yapılabilmesi için iddianame ile önünüze usulüne uygun dava getirilmeli. Beş paylaşım yazılmış. İddianamede bize sanığın hangi fiiliyle kanundaki suçu işlediği anlatılmamış. Biz şu anda davasız yargılama yapıyoruz. Usule uygun açılmış bir iddianame ve dava yoktur. Beraat kararının verilmesini istiyoruz. Bu davalar özü itibarıyla ifade özgürlüğünü engellemek amacıyla açılmıştır. Delil toplama usulü de kanuna aykırıdır” diye konuştu.

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, esas hakkında mütalaasını açıklamak üzere dosyayı savcılığa gönderirken; bir sonraki celseyi 4 Kasım 2021 günü saat 11.15’e erteledi.

    “SAVUNDUĞUMUZ DEĞERLERDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Erdal Yıldırım, “Düşünce özgürlüğünü ifade etmek isteyen kişilere karşı bir baskı, sindirme davasıydı bu. Aleviler, daima mazlumdan, ezilenden yana olmuştur. Bizlerin susturulması bugüne kadar gerçekleşmedi. Bundan sonra da gerçekleşmeyecek. Savunduğumuz değerlerden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de, “Bugünkü davanın hangi mantıkla açıldığı belli. Muhalif olan herkesi susturmak istiyorlar. IŞİD’in katliamlarına ses çıkarmamak insanlık suçudur. Erdal Yıldırım, örgüt propagandası yapmamıştır. Talimatla davalar açılıyor. Turgut Öker’in de sayısız duruşması görüldü. Yapılan zulümlere sessiz kalmak Alevi inancına sığmaz. Aleviler mazlumun yanındadır. Katilleri savunmak mahkemelerin görevi olmamalı” diye konuştu.

    “ELİNDE İNSAN KANI OLANLAR YARGILANMAZKEN, BARIŞ İSTEYENLER YARGILANIYOR”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker ise şunları söyledi:

    “Elinde insan kanı olanlar yargılanmazken, barış ve kardeşlik için mücadele edenler yargılanıyorsa; yargılanan zihniyetin neye hizmet ettiğini açık şekilde görüyoruz. Korkan bir toplum yok. Bizi yargılayanlar yargı karşısında hesabını verecekler.”

    Yazar Temel Demirer de, Yıldırım’ın, iddiası olmayan bir iddianame ile yargılandığını belirterek, “Boş bir kağıt ile yargılanıyor. Böyle hukuk olmaz. Fikirle, inançla, iradeyle uğraşmayın. Katiller, yolsuzlar, hırsızlarla uğraşın. Hukuku komediye çevirmeyin” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Derneği’nden (DAD) İmam Balsever de davayı, “Amaçları düşünce özgürlüğünü yargılamaktır” şeklinde değerlendirdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Yazar Erdal Yıldırım, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılanacak

    Yazar Erdal Yıldırım, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yargılanacak

    PİRHA-PSAKD’nin eski yöneticisi/ Yazar Erdal Yıldırım 2015-2018 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle yargılanıyor. Yıldırım’ın duruşması 9 Eylül Perşembe günü saat 10.40’da Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Yıldırım’ın, IŞİD’in Suriye’de gerçekleştirdiği katliamları protesto eden paylaşımları dava dosyasında suç olarak nitelendiriliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) eski yöneticisi Erdal Yıldırım hakkında 2015 ile 2018 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek dava açıldı.

    Yıldırım’ın, IŞİD’in Suriye Afrin’de gerçekleştirdiği katliamları “Afrin yalnız değildir” yazısını paylaşarak, protesto etmesi; Kobani’de yine IŞİD tarafından yapılan katliamlara dair paylaşım yapması, Muş Varto’da öldürülen bir kadının bedeninin sokakta teşhir edilmesi; İbrahim Kaypakkaya’yı Çorum’daki mezarı başında anması, yine Kaypakkaya’nın fotoğrafını paylaşması dosyada suç olarak gösterildi.

    “KİMLİĞİMİZE SAHİP ÇIKTIĞIM İÇİN YARGILANIYORUM”

    9 Eylül günü saat 10.40’da Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak olan Erdal Yıldırım, duruşma öncesi PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Alevilik ve devrimci değerleri savunmaya devam ettiğim, kimliğimize sahip çıktığım için yargılıyorlar. Ben her şeyden önce yıllar yılı Alevi örgütlülüğünün çeşitli kademelerinde (PSAKD Kadıköy Şube ve Ankara Genel Merkezde) yöneticilik yaptım. Alevi değerleri ve benimsediğim evrensel, insani değerler sonucu olarak dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumdan, mağdurdan yana olmayı, eşitsizliklere, haksızlıklara karşı çıkmayı bir aydın ve sol sosyalist değerleri de benimsemiş bir birey olarak görev ve sorumluluk kabul ediyorum. Bu değerleri savunmaktan vazgeçmeyeceğimi bir kez daha beyan ediyorum” diye konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • ‘Afrin’den getirilen zeytinyağları yerli üreticinin belini büküyor’

    ‘Afrin’den getirilen zeytinyağları yerli üreticinin belini büküyor’

    PİRHA-HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Afrin’den Türkiye’ye taşınan zeytinyağının Tarım Bakanlığı tarafından şirketlere ucuza satılması nedeni ile yerli üreticilerin yaşadığı mağduriyeti Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye sordu. Hatimoğlulları, “Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla satılan zeytin ve zeytinyağları için hangi Afrinli üreticiler ile anlaşma yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması istemiyle Meclise soru önergesi verdi.

    Afrin’den Türkiye’ye taşınan zeytinyağının Tarım Bakanlığı tarafından şirketlere ucuza satılması nedeni ile yerli üreticilerin yaşadığı mağduriyete dikkat çeken Hatimoğulları, “Afrinli zeytin üreticilerinin mağduriyetinin yanı sıra, Türkiye’deki zeytin üreticileri mağdur olmaktadır. Afrin’den Türkiye’ye taşınan zeytinyağının Tarım Bakanlığı tarafından şirketlere ucuza satılması nedeni ile Türkiye’de üretilen zeytinyağının litre fiyatı ciddi şekilde düşmektedir. Zeytincilikte üretim sürecinin başta gelen girdi kalemlerinin maliyetindeki artışın yanında ticari rekabete açık olmayan Afrin zeytinyağları nedeni ile zeytinyağı üreticilerinin mağduriyeti kat be kat artmaktadır” dedi.

    Milletvekili Hatimoğulları Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye şu soruları yöneltti:

    “-Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla satılan zeytin ve zeytinyağları için hangi Afrinli üreticiler ile anlaşma yapılmıştır?

    -Zeytin Dalı Sınır Kapısı’ndan açıldığı günden bu yana Afrin’den hangi ürünler, ne kadar miktarda getirilmiştir?

    -Bugüne kadar Afrin’den getirilen zeytin ve zeytinyağından ne kadar gelir elde edilmiştir? İfade edildiği gibi bu gelirin dağıtıldığı bahçe sahipleri kimlerdir?

    -Söz konusu bahçelerden ÖSO mensuplarına ve sonradan Afrin’e yerleştirilen kişilere dağıtılmış mıdır? Dağıtılmışsa kaç kişiye dağıtılmıştır?

    -Cumhurbaşkanının açıklamış olduğu 100 günlük eylem planında Afrin bölgesinden gelen zeytinyağının ihracat yetkisi Tarım Kredi Kooperatifi’ne verilmiştir. Kurumun alım satım politikasının düzenli denetimi sağlanmakta mıdır?

    -Zeytinyağı üreticilerinin talepleri doğrultusunda; Hatay’da bulunan diğer Tarım Kooperatiflerine de satın alım ve satış yetkisi tanınacak mıdır?

    -Tarım Kredi Kooperatifi’nin her ay hangi firmaya kaç ton yağ sattığının açıklanması için çalışmalarınız var mıdır?

    -İhraç kaydı ile ülkeye sokulan yağların 180 gün içerisinde yeniden ihraç kaydı açılabilmesi, yağın iç pazarda dolaşıma sokulmasına ve fiyatların manipüle edilmesine neden olmaktadır. Buna engel olmak için çalışmalarınız olacak mıdır?

    -Türkiye’ye ihraç kaydıyla giriş yapan ürünlerin tamamına Akredite Laboratuvar analizi yapılmasına rağmen, Afrin zeytinyağlarında Akredite Analiz Laboratuvarı şartı neden aranmamaktadır?

    -Yerli zeytinyağı üreticilerini desteklemek üzere çalışmalarınız var mıdır? Afrin zeytinyağı nedeni ile yaşadıkları mağduriyetleri gidermek üzere planlarınız var mıdır?

    -Türkiye’de üretilen zeytinyağı fiyatlarının ucuz Afrin zeytinyağı ile kırılmasını önlemek, üreticilerin ciddi şekilde artan girdi maliyetlerinin düşürülmesini sağlamak ve kat be kat artan mağduriyetlerini gidermek üzere politikalarınız var mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Türkiye’nin Gazeteci Yıldız’ı yargılama talebine Almanya’dan ret

    Türkiye’nin Gazeteci Yıldız’ı yargılama talebine Almanya’dan ret

    PİRHA- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, sosyal medyada yazdıklarından dolayı Gazeteci Şükrü Yıldız hakkında açtığı davanın dördüncü duruşmasının Almanya’da görülmesi için Türkiye talepte bulundu. Ancak Almanya bu talebi reddetti. 

    2018 yılında Afrin’e saldırılar sırasında Twitter hesabından yazdığı yazılar nedeniyle Gazeteci Şükrü Yıldız hakkında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dava açmıştı.

    Üç duruşması Ankara 44’ncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülürken, Türkiye, davanın dördüncü duruşmasında Şükrü Yıldız’ın ifadesinin Almanya’da alınması için bu ülkeye talepte bulundu. Ancak Almanya Türkiye’nin bu talebini reddetti. Alman devleti ret kararını Yıldız’a bir mektupla bildirdi.

    Şükrü Yıldız’ın dördüncü duruşması 15 Eylül 2020’de saat 09.50’de görülecek.

    “TEHDİT ORTAMI OLUŞTURARAK SUSTURMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Davaya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Şükrü Yıldız, “Dava 2018 yılına ait. Bir kaç kez dava Türkiye’de görüldü. Şimdi de Almanya’ya havale edildi. Konsolosluk aracılığıyla dava takipleri yapılıyor. Muhalif kesimlere bir anlamda cadı avı yürütülüyor. Bununla, nerede olursanız olun sizi takip ediyoruz mesajı veriliyor. Bir tehdit ortamı oluşturarak insanları susmaya zorlamak istiyorlar” dedi.

    İnsanların konuşmaya ve mücadele etmeye devam edeceklerini vurgulayan Yıldız, “Asıl yargılanması gerekenler Maraş’ın katilleridir, Sivas’ın katilleridir. Bugün her önüne geleni cezaevine atan zihniyet, kendine muhalif olarak gördüklerini susturmak için cezaevine dolduran zihniyet” diye konuştu.

    “BENİM İÇİN ONURDUR”

    Yıldız, “Devlet Bahçeli’nin, Süleyman Soylu’nun, Tayyip Erdoğan’ın hakkımda açmış olduğu davalar beni onurlandıran davalardır” dedi.

    Af yasasına da tepki gösteren Şükrü Yıldız, “Serbest bırakılanlar AKP ve MHP’nin tabanını oluşturan kesimlerdir” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kenanoğlu: Rojava aynı zamanda Alevi bölgesidir-VİDEO

    Kenanoğlu: Rojava aynı zamanda Alevi bölgesidir-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Türkiye’de Aleviler okul müdürü bile olamazken Afrin’de kantonun eş başkanı bir Alevi idi. Peki, ne oldu?  Oradaki Alevilerin yurtları talan edildi. Şimdi, siz Türkiye’de Alevilere yaşam hakkı vermeyeceksiniz ama gidip Suriye’de Alevileri koruyacaksınız, öyle mi?” dedi.

    HABERİN VİDEOSU 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu meclisteki genel kurul konuşmasında, 10 Ekim Ankara Gar katliamına, Diyanete, Suriye’de başlatılan operasyona, Alevilere ve çevre sorunlarına ilişkin konuştu.

    10 Ekim Ankara Gar katliamı sırasında orada bulunduğunu söyleyen Kenanoğlu, “Nasıl acılar yaşandığını, neler yaşandığını yakından bilen ve iki gün boyunca da Adli Tıpta görev yapan birisiyim. Dolayısıyla orada yaşanılan ve poşetlerle gelen cesetlerin ve o ailelerin yaşadıklarının tarifi mümkün değil. Bütün acılı ailelerin acısını paylaştığımızı ve yaşamını yitiren canları da saygıyla andığımızı ifade ediyor ve katliamcıları da lanetliyorum.” dedi.

    “MUAVİYE İSLAMI ŞU ANDA DİYANET’İN İSLAMIDIR”

    Konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bu katliamı IŞİD’in düzenlediği artık tartışılmaz bir gerçek ama netice itibarıyla IŞİD militanları, kilometrelerce uzaktan elini kolunu sallayarak hiçbir arama noktasına uğramadan -hani siz bir ilden başka bir ile giderken kaç kez aracınız durduruluyor ve arama noktalarında aranıyorsunuz gerek trafik polislerince gerekse asayiş güvenlik görevlilerince- Antep’ten yola çıkıyorlar Ankara’ya kadar geliyorlar hiçbir aramaya tabi tutulmadan ve Ankara’da da elini kolunu sallayarak garın orada kendileri patlatarak 103 canımızın katledilmesine, 500 insanımızın da yaralanmasına neden oluyorlar. Bunları gündeme getirdiğimizde de konu başka türlü tartışılıyor. 10 Ekim 680, aynı zamanda Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da katledildiği bir gün. Hazreti Hüseyin’i katleden zihniyet siyasal İslamcıların atası olan Muaviye ve Muaviye’nin sistemini yürüten oğlu Yezit’tir. Bir kere bunu çok net bir tanımlayalım, yani Yezit’in kim olduğunu bilelim. Yezit, aynı zamanda, bir İslam halifesidir; bunu da bilelim. Yani ‘Yezit’e lanet’ derken kimi lanetlediğimizi de bilelim. Hazreti Hüseyin Kerbela’da Muaviye İslamı’nı reddetmiş birisidir ve orada çok meşhur bir sözü vardır. Atasının İslam’ını, babasının, dedesinin İslam’ını değiştirenlere, onu siyasallaştırıp bir yönetim tarzı olarak ortaya koyanlara karşı o İslam’la vedalaşmak gerektiğini söyleyen, Muaviye İslam’ını o anlamıyla reddeden birisidir. Muaviye İslamı şu anda Diyanetin İslamıdır. Diyanetin sahiplendiği, uyguladığı İslam Muaviye İslam’ıdır; bunun adını da çok net koyalım.”

    Suriye’ye yönelik operasyona da değinen Kenanoğlu, “Suriye’den, Rojava’dan, buradaki savaştan ve Kürtlere yönelik hedeften bahsediliyor, ben başka bir boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Evet, orada Kürtlerin siyasal statüsüne yönelik bir saldırı var ama Rojava bölgesi, aynı zamanda bir Alevi yerleşim bölgesidir.” dedi.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAM HAKKI VERMEDİĞİNİZ ALEVİLERİ SURİYE’DE Mİ KORUYACAKSINIZ?”

    Afrin’de Alevilerin yoğunluklu yaşadığına değinen Kenanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de Aleviler okul müdürü bile olamazken bu meclisin 7 bin 800 tane personeli içerisinde bir elin parmakları, iki elin parmakları kadar Alevi çalışan kalmadığı bir yerde Afrin’de kantonun eş başkanı bir Alevi idi. Peki, ne oldu? Buraya gittiniz, burayı ÖSO çetelerine teslim ettiniz; o bölgede, Afrin bölgesinin dağlarında, köylerinde yaşayan Alevilerin dağlarını, taşlarını, ormanlarını talan ettiler onlar ve burada  İYİ PARTİ’nin ve CHP’nin Balıkesir milletvekili bu kürsüden söyledi. 50 bin ton zeytin türevi çalındı ve bunlar Türkiye üzerinden yurt dışına satıldı. Bir kısım zeytin ağaçları yakıldı. Bu insanların yurtları böyle talan edildi, oradaki Alevilerin yurtları böyle talan edildi. Şimdi, siz Türkiye’de Alevilere yaşam hakkı vermeyeceksiniz ama gidip Suriye’de Alevileri koruyacaksınız, öyle mi? Bırakın bu işleri ya kimse size inanmaz bu konuda. Şimdi, bu anlamıyla samimi olun.”

    “TOPRAĞIMIZI, SUYUMUZU YOK EDİYORLAR”

    Kenanoğlu ayrıca Türkiye’de yapılmak istenen enerji santrallerine değindi ve bunların getireceği zararların ortadan kaldırılmasını talep etti:

    “JES’ler konusunda şunu söyleyeyim: Jeotermal enerji santralleri, atom enerji santralleri, hidroelektrik santralleri bizim toprağımızı, suyumuzu, dağımızı, taşımızı, ormanımızı yok ediyor. Vatanseverlik sizin siyasi hedeflerinize evet demek değildir. Vatanseverlik bu vatanın dağına, taşına, toprağına, suyuna sahip çıkmak demektir ve biz de bu anlamıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin verdiği önergeyi gönlümüzün rahatlığıyla, içimiz yanmadan çok rahatlıkla evet diyoruz ve bunun araştırılmasını talep ediyoruz ve bunun neticesinde buranın getireceği, bu uygulamanın getireceği zararların da ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz, destekliyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Afrin’de yağmalanan 15 milyon zeytin ağacı Meclis gündeminde-VİDEO

    Afrin’de yağmalanan 15 milyon zeytin ağacı Meclis gündeminde-VİDEO

    PİRHA- Afrin’deki 15 milyon adet zeytin ağacının “Zeytin Dalı Harekatı”nda Türkiye ile birlikte hareket eden paramiliter gruplarca yağmalanması HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu tarafından meclis gündemine taşındı. 

    Afrin’deki 15 milyon adet zeytin ağacının “Zeytin Dalı Harekatı”nda Türkiye ile birlikte hareket eden paramiliter gruplarca yağmalanması Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu tarafından meclis gündemine taşındı.

    Konuya ilişkin Meclis Başkanlığı’na sunduğu önergeyle Kenanoğlu, yağmalanan zeytinlerin Suriye sınırları içerisinde zeytinyağına dönüştürüldükten sonra Türkiye’ye taşındığını, sonrasında ise “Türk Malı” damgası vurularak özellikle İspanya ve Kıbrıs gibi Türkiye ile yoğun zeytinyağı ticareti olan ülkelere ihraç edildiğini belirtti.

    Bu yolla Afrin menşeili 50.000 ton zeytinyağının “Türk Malı” olarak ihraç edildiğini dile getiren Kenanoğlu, Türkiye’nin bu gayrı hukuki ihracattan yaklaşık 600 Milyon TL’lik (90 milyon $) gelir elde ettiğini ve bu gelirin ise 130 Milyon TL’lik kısmının ise paramiliter gruplar arasında pay edildiğini açıkladı.

    “TÜRKİYELİ ZEYTİNYAĞI ÜRETİCİLERİ DE MAĞDUR”

    Bununla birlikte, Kenanoğlu’na göre Afrinlilerle birlikte bu sürecin diğer mağdurları ise Türkiyeli zeytinyağı üreticileri olmuştur: Afrin’den yağmalanan 50.000 ton zeytinyağının Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla zeytinyağı ticareti yapan Türkiyeli şirketlere Türkiye’de üretilen zeytinyağına kıyasla daha ucuza satılmasından ötürü Türkiye sınırları içerisinde üretilen zeytinyağı üreticilerinin elinde kaldı.

    Bahsi geçen konunun her yönüyle araştırılması gerektiğini dile getiren Kenanoğlu, bu gayrı hukuki sürecin yurt içi uzantıları hakkında da ivedilikle idari tahkikat başlatılmasının elzem olduğunu kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)   

  • Sanatçı Ferhat Tunç hakkında 20 yıl hapis istendi

    Sanatçı Ferhat Tunç hakkında 20 yıl hapis istendi

    PİRHA- Sanatçı Ferhat Tunç hakkında Diyarbakır’da yürütülen bir soruşturma kapsamında “terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası” yapmak suçlamalarıyla 8 yıl 6 aydan 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

    İddianamede, Tunç’un PKK’ye finansal destek vermek amacıyla kuryelik yaptığı, Zeytin Dalı Harekatı sırasında aleyhte, PKK’yi destekler mahiyette paylaşımlarda bulunduğu ileri sürüldü.

    İddianamede, “Şüpheli tarafından yapılan paylaşımların şiddete çağrı niteliğinde olduğu, ülkemizde yaklaşık 40 yıldır süregelen terör faaliyetleri dikkate alındığında, yakın tehlike kriterinin oluştuğu anlaşılmaktadır.” denildi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede Tunç’un Demokratik Toplum Kongresi’nde “şahsiyet” ve “kurum delegesi” sıfatıyla faaliyet yürüttüğü bildirildi. Tunç’un farklı tarihlerdeki DTK toplantılarına katıldığı belirtildi.

    İddianamede, Tunç’un sosyal medya hesabında, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Suriye’nin Afrin bölgesinde yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı’nda, PKK’yi destekler mahiyette ve operasyon aleyhine paylaşımlar yaptığı ileri sürüldü. Tunç’un PKK üyeleriyle fotoğraf çekerek, paylaştığı ileri sürülen iddianamede, Tunç’un örgüt ile irtibatlı olduğunun anlaşıldığı öne sürüldü.

    PAYLAŞIMLARI SUÇ SAYILDI

    Tunç’un paylaşımlarına ilişkin iddianamede şu değerlendirmelerde bulunuldu: “Terör örgütü PKK/KCK’lı teröristlerin ülkemizin farklı bölgelerinde, çukur kazarak ve barikat kurarak sokakları kapatması, çukurlara ve çevresine bomba yerleştirilmesi, güvenlik güçlerimize karşı silahlı, bombalı, roketatarlı saldırıları gerçekleştirmesi, vatandaşların günlük yaşamlarının engellenmesi üzerine kamu düzeninin tahsisi için yapılan operasyonları örgütün propaganda faaliyetleri doğrultusunda çarpıtmaktadır. Kürt kökenli vatandaşların devlet tarafından katledildiği, ezildiği, sömürüldüğü ve tecride mahkum bırakıldığı yönünde algı oluşturmak, terör faaliyetlerinin meşru olduğuna insanları inandırmak, vatandaşların devlete karşı kin ve nefret duyguları beslemesini sağlayarak, devlete küskün kitleler oluşturmak ve bu kitleyi terör örgütünün saflarına çekmek maksadıyla paylaşımlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.”

    İddianamenin sonuç kısmında, şunlar kaydedildi: “Örgütsel nitelikteki çeşitli toplantılar ve eylemlere katılarak devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak, toplumsal ayrışmaya sebep olmak amacıyla halk kitlelerini etkilemeye çalışmıştır. Şüphelinin, herkesin ulaşabileceği internet ortamında yaptığı paylaşımlarında kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilmiştir. Şüpheli tarafından yapılan paylaşımların şiddete çağrı niteliğinde olduğu, ülkemizde yaklaşık 40 yıldır süregelen terör faaliyetleri dikkate alındığında, yakın tehlike kriterinin oluştuğu anlaşılmaktadır.”

    8 YILDAN 20 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ

    İddianamede Tunç hakkında, “terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası” yapmak suçlarından 8 yıl 6 aydan 20 yıla kadar hapis cezası istenerek, mahkumiyeti halinde TCK’nin 53/1 maddesinde görülen hak yoksunluklarına hükmedilmesi talep ediliyor. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Tunç, 14 Ocak’ta Almanya’dan tarifeli uçakla geldiği İstanbul’da Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınmış, Bakırköy Adliyesindeki ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alman meclisi bilirkişi raporu: Türkiye Suriye’de işgalci güç

    Alman meclisi bilirkişi raporu: Türkiye Suriye’de işgalci güç

    Alman meclisi uzmanlarının hazırladığı bilirkişi raporunda, “Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının uluslararası hukuk açısından işgal kriterlerini karşıladığı” tespitinde bulunuldu.

    Almanya’da Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi tarafından hazırlanan raporda, Türkiye Suriye’de işgalci güç olarak değerlendirildi. Alman Haber Ajansı’nın (dpa) haberine göre raporda, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Afrin ile Azez, el Bab ve Cerablus bölgelerindeki askeri varlığı tam olarak incelendiğinde uluslararası hukuk açısından askeri işgal kriterlerini karşılamaktadır” ifadesi kullanıldı.

    Bilimsel Hizmetler Dairesi’nin dokuz sayfalık raporu, Federal Meclis Sol Parti grubunun girişimi üzerine hazırlandı.

    Sol Parti meclis Grup Başkan Vekili Sevim Dağdelen, bilirkişi raporunun Alman hükümeti için bir uyarı olması gerektiğini belirterek Alman hükümetinin Türkiye’nin Suriye’deki eylemlerini uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirmekten kaçınmasını eleştirdi. Dağdelen, “Tüm uzman raporları ve Alman meclisinde grubu bulunan bütün partilerin tutumuna rağmen Suriye’nin bazı bölgelerine NATO müttefiki Türkiye tarafından girilmesi ve işgalini hâlâ uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirmemek bir skandaldır” diye konuştu.

    ALMANYA’NIN TAVRI

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin Ocak ayı sonunda Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin’e yönelik başlattığı operasyon Alman hükümeti tarafından kınanmış ve kabul edilemez olarak nitelendirilmişti. Dışişleri Bakanı Heiko Maas Mart ayında yaptığı açıklamada, Türk birliklerinin sürekli Suriye’de kalmaları halinde, Türkiye’nin askeri operasyonunun “elbette uluslararası hukuk ile uyumlu olmayacağını” söylemişti. Ancak Alman hükümeti, Afrin operasyonunun uluslararası hukuk açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda net bir açıklama yapmamıştı.

    “SALDIRIYA SOMU KANIT YOK”

    Alman Federal Meclisi’nin Bilimsel Hizmetler Dairesi’nin Mart ayında açıkladığı bir raporda da, Türkiye’nin Afrin’e askeri harekâtının devletler hukukuna uygunluğu konusunda şüpheler bulunduğu sonucuna varılmıştı. Raporda, “Türk hükümetinin, meşru müdafaaya neden olacak kendisine yönelik silahlı bir saldırıya dair henüz somut bir kanıt sunamadığı” değerlendirmesine yer verilmişti.

    Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine karşı başlattığı Zeytin Dalı Harekatına hukuki gerekçe olarak BM Şartı’nın 51’inci maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkını göstermişti.

    Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi’nin hazırladığı raporlar, uzmanlık gerektiren konularda milletvekillerini bilgilendirmeyi amaçlıyor. Raporlar, Alman meclisinin görüşünü yansıtmıyor. (DW TÜRKÇE)

  • Afrin mektubu imzacısı 170 kişiye soruşturma

    Afrin mektubu imzacısı 170 kişiye soruşturma

    TSK’nin cihatçı örgütlerle birlikte ocak ayında Suriye’nin Afrin kentine başlattığı saldırıya ilişkin milletvekillerine mektup gönderen 170 siyasetçi, aydın ve sanatçıya soruşturma açıldığı ortaya çıktı.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, (TSK) cihatçı Özgür Suriye Ordusu’yla (ÖSO) birlikte ocak ayında Suriye’nin Afrin kentine başlattığı saldırıya ilişkin milletvekillerine mektup gönderen 170 siyasetçi, aydın ve sanatçıya soruşturma açıldığı ortaya çıktı. 170 imzacı operasyonun başlangıcında gönderdikleri mektupta askeri operasyonun ‘daha büyük sorunlar ve yıkım’ getireceğini ifade etmişti.

    “OPERASYONUN YAPILMAMASININ İSTENDİĞİ BİLDİRİYİ NEDEN İMZALADINIZ?”

    Diken’den Kemal Göktaş’ın haberine göre, mektubun kamuoyuna açıklanmasından 11 ay sonra, A Haber’in konuyla ilgili yaptığı ‘170 imza ile ikinci bildiri skandalı’ başlıklı haberin de eklendiği soruşturmada bazı imzacılar Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) çağrılarak ifadeleri alındı. Polis sorgusunda, ‘Operasyonun yapılmamasının istendiği bildiriyi imzalamaktaki amacınız nedir?’ sorusu yöneltildi.

    170 siyasetçi, aydın ve sanatçının imzaladığı mektupta şu ifadeler yer almıştı:

    “KÜRT YURTTAŞLARIMIZI YÜREKTEN YARALAYACAĞINI BİLİYORUZ”

    “Ülkemizde ve bölgemizde savaş değil sulh ve sükûn istiyoruz. Sınırlarımızı korumanın ve beka sorunu yaşamamanın en iyi yolunun karşılıklı dostluk ve iyi komşuluk bağlarını güçlendirmek olduğuna inanıyoruz. Güvenliğimizin milyarlara mâl olan silahlanmayla, gencecik insanların yaşamı pahasına ve on binlerce aileyi yersiz yurtsuz bırakacak bir savaşla değil, karşılıklı müzakere ve iş birlikleri üzerinden sağlanacağını, üstelik bunun mümkün olduğunu, tecrübe ile biliyoruz. Türkiye’ye bir tehditte bulunmayan, Suriye toprağı olan Afrin’e silahlı müdahalenin bölgemize ve ülkemize barış ve güvenlik değil, daha büyük sorunlar, yıkım ve acı getireceğini, Kürt yurttaşlarımızı da yürekten yaralayacağını biliyoruz.

    “ON YILLARCA TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYACAK KAYIPLARA YOL AÇACAK”

    Orta Doğu’yu bir vekalet savaşları cehennemine çevirmiş olan yabancı devletlerin oradaki askerî varlıkları bile uluslararası hukukun ihlaliyken, onların arasına katılmak gibi bir niyet ve bu yönde atılacak adımlar ülkemizi sadece hüsrana uğratacak, on yıllarca telafisi mümkün olmayacak toplumsal, siyasal, ekonomik ve insanî kayıplara yol açacaktır.

    Yurttaş kimliğimiz ve sorumluluğumuzla, halkımızın ve tarihin önünde siz yetki sahiplerini uyarıyor, sesimize kulak vererek sağduyulu davranmaya, savaşı derhal durdurmaya ve sorunu diyalogla çözmeye davet ediyoruz.”

    MEKTUBU İMZALAYAN İSİMLER

    Abdullah Demirbaş, Fatma Bostan Ünsal, Nimet Tanrıkulu, Abdülbaki Erdoğmuş, Ferhat Tunç, Nimet Yardımcı, Ahmet Aykaç, Fethiye Çetin, Nur Bekata Mardin, Ahmet Faruk Ünsal, Fidan Eroğlu, Nurcan Baysal, Ahmet İnsel, Fikret Ünlü, Nurhan Keeler, Ahmet Özdemir Aktan, Füsun Ertuğ, Nurten Ertuğrul, Ahmet Tonak, Genco Erkal, Olga Hünler, Akın Birdal, Gençay Gürsoy, Onur Hamzaoğlu, Ali Bilge, Gonca Gül Gedikoğlu, Orhan Alkaya, Ali Haydar Konca, Gönül Saray, Orhan Silier, Ali Uçansu, Gülriz Sururi, Oya Baydar, Arzu Başaran, Gülseren Onanç, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Aslıhan Karabacak Calviello, Gülten Kaya, Ömer Laçiner, Aydın Arı, Gürhan Ertür, Ömer Madra, Aydın Selcen, Hacer Ansal, Özgün E. Bulut, Aynur Özuğurlu, Halil Ergün, Özgür Müftüoğlu, Ayşe Erzan, Hasan Cemal, Pınar Kılıçer, Ayşe Hür, Hasip Kaplan, Rakel Dink, Ayşe Nur Doksat, Hıdır Işık, Rıfat Yüzbaşıoğlu, Ayşegül Devecioğlu, Hüda Kaya, Salman Kaya, Ayten Yıldırım, Hürriyet Karadeniz, Savaş Demirci, Bahattin Yücel, Sefa Feza Arslan, Baki Tezcan, Hüseyin Ayrılmaz, Sema Kaygusuz, Baskın Oran, Hüsnü Okçuoğlu, Semih Bilgen, Belgin Koç, İhsan Eliaçık, Semih Gümüş, Beyza Üstün, Kıvanç Ersoy, Semra Somersan, Binnaz Toprak, Kumru Toktamış, Serhat Baysan, Burhan Sönmez, Kuvvet Lordoğlu, Servet Demir, Bülent Utku, Lale Mansur, Simten Coşar, Celal Korkut Yıldırım, Lati Akyüz, Suavi, Celalettin Can, Levent Tüzel, Suna Uluçınar Aygün, Cem Mansur, Mebuse Tekay, Süleyman Çelebi, Cem Özatalay, Mehmet Rasgelener, Şahika Yüksel, Cengiz Arın, Mehmet Rauf Sandalcı, Şanar Yurdatapan, Ceren Şengül, Melehat Kutun, Şebnem Korur Fincancı, Cihangir İslam, Melek Taylan, Tahsin Yeşildere, Defne Asal, Meral Camcı, Taner Akçam, Deniz Türkali, Meryem Koray, Tarhan Erdem, Deniz Yonucu, Mete Çetik, Tarık Ziya Ekinci, Dilek Gökçin, Mine Gencel Bek, Tatyos Bebek, Ece Temelkuran, Muammer Keskin, Tebesssüm Yılmaz, Ekrem Baran, Muhammed Salar, Tilbe Saran, Elif Sandal Önal, Murat Belge, Tuna Altınel, Emine Uşaklıgil, Murat Çeyişakar, Tümay İmre, Engin Sustam, Murat Morova, Ufuk Uras, Erdal Kalkan, Mustafa Altıntop, Ümit Kıvanç, Erdoğan Aydın, Mustafa Paçal, Ümit Özgümüş, Erol Katırcıoğlu, Muzaffer Kaya, Viki Çiprut, Ersin Salman, Nadire Mater, Yakın Ertürk, Ertuğrul Günay, Nalan Erbil, Yasemin Bektaş, Ertuğrul Mavioğlu, Nazan Aksoy, Zehra Kabasakal Arat, Ertuğrul Yalçınbayır, Nazar Büyüm, Zelal Ekinci, Esra Arsan, Necmiye Alpay, Zeynep Oral, Esra Mungan, Nesrin Nas, Zeynep Tanbay, Eşref Erdem, Nesteren Davutoğlu, Zişan Kürüm, Fadıl Öztürk, Neşe Erdilek, Ziya Halis, Fadime Gök, Neşe Yaşin, Zülfü Livaneli, Fahrettin Dağlı, Nil Mutluer.

     

  • Nuri Dersimi ve eşinin Afrin’de bulunan mezarları tahrip edildi

    Nuri Dersimi ve eşinin Afrin’de bulunan mezarları tahrip edildi

    PİRHA- Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı grupların girdikleri Afrin’in Şera ilçesinde, Kürt aydını Nuri Dersimi ve eşi Feride Dersimi’nin mezarlarına saldırı düzenlediği bildirildi.

    Yerel kaynaklardan ulaşan bilgilere göre, Şera ilçesinde Dr. Nuri Dersimi ve eşi Feride Dersimi’nin Henan Kabristanı’ndaki mezarları ÖSO tarafından tahrip edildi.

    Bölgede bilinen en önemli ziyaretgahlardan olan Henan Ziyaretgahı kabristanında bulunan caminin içerisindeki kıymetli eşyaların da çalındığı öğrenildi. Henan Kabristanı’nda çok sayıda kanaat önderi ve tarihe mal olmuş çok sayıda insanın mezarı bulunuyor. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Afrin’de Ezidiler ve Aleviler için yaşam alanı kalmadı’

    ‘Afrin’de Ezidiler ve Aleviler için yaşam alanı kalmadı’

    Almanya merkezli Tehdit Altındaki Halklar Örgütü, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kontrolündeki Afrin’e radikal İslamcı Arapların yerleştirildiğini, kente şeriat hukukunun getirildiğini ve yaklaşık 7 bin Kürt’ten haber alınamadığını ve Ezidiler ve Aleviler için yaşam alanı kalmadığını belirtti.

    Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre Tehdit Altındaki Halklar Örgütü, Afrin kentinin kontrolünün TSK ve ÖSO’ya geçmesinin ardından yaşananlarla ilgili ağır suçlamalarda bulundu.

    Örgüt, kendisi de Afrinli bir Kürt Ortadoğu uzmanı Kamal Sido’nun şu iddiasına yer verdi: “Tüm Kürtçe yazı ve tabelaların kaldırıldığı ve okullardaki Kürtçe derslerinin de yaz tatili sonrasında yeniden müfredata alınmayacağı bilgisini edindik.”

    Örgüt, bölgedeki Kürt aktivistlerin verilerine göre temmuzun ilk yarısında yaklaşık 120 adam kaçırma, yedi cinayet, 10 soygun ve 27 baskının belgelendiğini, ayrıca dört tarlanın da ateşe verildiğini bildirdi.

    “AFRİN’E ŞERİAT GETİRDİLER”

    Sido, “Bu, buzdağının sadece görünen kısmı” derken, sözlerine şöyle devam etti: “Türk ordusunun Afrin’de kontrolü ele geçirdiği 18 Mart’tan itibaren en az üç bin Kürt’ün kaçırıldı. Tahminlere göre toplam yedi bin kişiden de haber alınamıyor.  Bir zamanlar açık ve liberal bir kent olan Afrin’e Arap radikal İslamcıların yerleştirilmesiyle uygulamada şeriat hukukunun yürürlüğe sokuldu. Kente uzun sakallı erkekler ve peçeli kadınların görüntüsü hakim. Başörtüsüz kadınlar artık sokağa çıkmaya cesaret edemiyor. Ezidiler ve Aleviler için yaşam alanı kalmadı.”

    INDEPENDENT DA YAZMIŞTI

    Benzer iddiaları İngiliz internet gazetesi Independent’ın deneyimli Ortadoğu muhabiri Patrick Cockburn de yazmıştı. Cockburn, geçen ay kaleme aldığı yazısında Afrin’de yaşanan sorunları anlatmış, cihatçı ÖSO militanlarının kadınları çarşaf giymeye zorladığını, giymeyenleriyse kafir ya da fahişe olarak nitelediğini öne sürmüştü.

  • Türkçe kimlikler de dağıtıldı: Afrinliler kendi topraklarında ‘yabancı’ oldu

    Türkçe kimlikler de dağıtıldı: Afrinliler kendi topraklarında ‘yabancı’ oldu

    Türkiye’nin ÖSO gruplarıyla girdiği Afrin’de, yerel halka “Yabancı Tanıtma Belgesi” ile Afrinliler kendi topraklarında mülteci durumuna getirilmiş oldu.

    Türkiye’nin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) grupları ile 20 Ocak’ta başlatılan askeri operasyon sonucunda 18 Mart tarihinden bu yana girilen Afrin kent merkezinde.

    18 Mart’tan bu yana Afrin’den zaman zaman gelen talan, alıkoyma ve işkence vakalarının yanı sıra demografik yapının değiştirilmesine dönük atılan adımlar, merkezi Britanya’da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) kayıtlarına da geçmiş durumda.

    Kentte daha önce Kürtçe olan yerleşim yerleri ve kurumların adı Türkçe ve Arapça olarak değiştirilirken, kimi Afrinlilerin mülklerine de el konuldu.

    Gelinen aşamada atılan son adımla ise Afrinliler kendi topraklarında mülteci durumuna getirildi, Türkçe hazırlanan yeni kimlikler dağıtıldı.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nın ulaştığı bilgi ve belgelere göre, yerel halka verilen bu yeni kimliklerinin üzerinde “Yabancı Tanıtma Belgesi” yazılı.

    Ajansın muhabiri Nazım Daştan’ın imzasıyla yayınlanan haberde, Türkçe ve Arapça olarak hazırlanan “Yabancı Tanıtma Belgesi”nde ad, soyadı, baba adı, doğum tarihi, doğum yeri, cinsiyeti, kayıt yeri ve kayıt numarası gibi ibareler yer aldığı aktarılıyor. Kimliğin arkasında ise “Raco Uygulama Noktası” imzası bulunuyor.

    Hazırlanan kimliklerin Afrin merkezinin yanı sıra bütün ilçe ve köylerde de dağıtılmaya başlandığı belirtildi.

    Halen Afrin’de yaşayan ve güvenlik sebebiyle ismini vermeyen bir kişi, kendi topraklarında ‘yabancı’ olduklarını vurugulayarak, “Şimdilerde bize kimlik çıkardılar. Türkçe ve Arapça hazırlanmış. Ben Türkçe bilmiyorum fakat ne anlama geldiğini öğrendiğimde ise büyük bir şok yaşadım. Kendi topraklarımızda yabancılaştırılıyoruz. Bunun gibi birçok şey yapılıyor. Bu durum daha ne kadar sürer bilmiyorum, fakat Afrin halkı bir katliamdan geçiriliyor” diye konuştu.

  • EMEP’li Aslan: Afrin, AKP’nin seçim yelkenini dolduramadı-VİDEO

    EMEP’li Aslan: Afrin, AKP’nin seçim yelkenini dolduramadı-VİDEO

    PİRHA-EMEP Ankara İl Başkanı Fikret Aslan, 24 Haziran seçimlerinden beklentilerini ve neden HDP ile işbirliğine gittiklerini PİRHa’ya anlattı. AKP’nin baskın seçimle OHAL ile sandıktan iktidar olarak çıkma hesabını yaptığını söyleyen Aslan, “Ben Büro Emekçileri Sendikası’ndan geliyorum, kamu emekçilerinden Ak Parti bu seçimde oy beklemesin” dedi.

    24 Haziran seçimlerine Siyasi Partiler Yasası nedeniyle parti olarak katılamayan Emek Partisi (EMEP) Halkların Demokratisi Partisi (HDP) ile dayanışıyor. Seçimin kaderinde önemli etkiye sahip Ankara’da EMEP İl Başkanı Fikret Aslan seçim sürecini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “AFRİN AKP’NİN SEÇİM YELKENİNİ DOLDURAMADI”

    Afrin Operasyonu’nun AKP’nin seçim yelkenini dolduramadığını söyleyen Aslan, iktidarın erken seçim kararının Türkiye’nin iç ve dış siyasal gelişmelerinin getirdiği bir zorunluluk olarak değerlendirdi. Arslan AKP’nin OHAL olanaklarını kullanarak sandıktan çıkmayı planladığını söyleyerek, “AKP hükümetinin topluma vaat edeceği yeni bir hikâyesi yok. Siyaseten bitmiş, tükenmiş durumda. Ülkemizin başta Kürt sorunu olmak üzere barış sorununu, işçilerin, emekçilerin iş ve aş sorununu çözecek durumda değil.” yorumunu yaptı.

    “İKTİDAR KAMU EMEKÇİLERİNİ BU SEÇİMDE HESAP ETMEDİ”

    Uzun süredir Büro Emekçileri Sendikası’nda görev aldığını söyleyen Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “15 Temmuz sonrasında emekçiler haksız ve hukuksuz bir şekilde işlerinden ihraç edildiler. Yüz binlerce kamu emekçisi hiç bir gerekçe gösterilmeden işlerinden oldular. Bu nedenle bu seçimlerde kamu emekçilerinin ve toplumun genel durumlarını da hesap etmeleri gerekiyor.

    “CUMHUR VE MİLLET İTTİFAKLARININ PROGRAMLARI HDP’NİN ÇOK GERİSİNDE”

    Bu sürece giderken sıfır baraj ittifaklarla bir tarafta cumhur, diğer tarafta millet ittifakı ile birlikte barajın getirilip HDP’nin önüne konması ve 6-7 milyon oy almış olan bir parti olan HDP’nin dışlandığını söyleyebiliriz. Partimizde böylesi bir süreç içerisinde siyasi partiler yasasından kaynaklı olarak emek partisi seçimlere katılamadığı için Emek Partisi olarak HDP ve Demirtaş’a destek çağrılarını açıklamıştır. HDP’nin Mecliste olması demokrasi mücadelesi açısından, Kürt halkının temsiliyeti açısından çok önemlidir. Gerek Cumhur, gerekse de Millet ittifaklarının programlarına bakıldığında HDP’nin programının eksikliklerine rağmen ülkenin geleceğine ve emekçilerin ve halkların temel sorunlarına cevap verir yerde bulunuyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Barış raporu: Almanya Türkiye’ye silah ihracatına ara vermeli

    Barış raporu: Almanya Türkiye’ye silah ihracatına ara vermeli

    Almanya’nın önde gelen barış enstitülerinin ortaklaşa hazırladığı 2018 Barış Bilirkişi Raporu Türkiye’ye silah ihracatına ara verilmesi için Alman hükümetine çağrıda bulundu

    Almanya’nın önde gelen barış enstitülerinin ortaklaşa hazırladığı 2018 Barış Bilirkişi Raporu’nda, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü operasyon nedeniyle uluslararası hukuku çiğnediği ve bunu yapmaya devam ettiği sürece Almanya’nın Türkiye’ye silah ihracatına ara vermesi gerektiği belirtildi. Raporda Alman silahlarının Suudi Arabistan’ın Yemen’e, Türkiye’nin de Afrin’e yönelik operasyonunda kullanıldığı kaydedilerek, “Şayet Almanya dürüst bir arabulucu rolü üstlenmek istiyorsa, uzun dönemli bir barış politikası benimsemeli ve kısa dönemli menfaatleri bir yana bırakmalıdır” ifadeleri yer aldı.

    ALMANYA’NIN SESSİZLİĞİNE ELEŞTİRİ

    “Sonu olmayan savaşlar. Daha fazla diplomasi, daha az silah ihracatı” adıyla yayımlanan 2018 Barış Bilirkişi Raporu’nda, Alman hükümetinin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik yürüttüğü harekatı sırasındaki “uzun süreli sessizliği” eleştirildi. Raporda, Alman hükümetinin bu operasyon sırasında “yanlış anlaşılmaya mahal bırakmayacak şekilde insan hakları hukuku ihlalleri yaşandığı ve devletler hukukunun ‘şiddet yasağı’ ilkesinin çiğnendiğini” yüksek sesle dile getirmiş olmaması eleştirildi. Raporda ayrıca, “Almanya’nın insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye’ye olan eleştirilerinden ‘birkaç vatandaşın tahliye edilmesi karşılığında’ feragat etmemesi gerektiği ifade edildi.

    “ALMANYA ORTAKLARI İLE STRATEJİLER BELİRLEMELİDİR”

    Raporda ayrıca “Alman hükümetinin kısıtlayıcı silah ihracatı kontrol yasası çıkartması” yönünde çağrıda bulunuldu. Yemen’de 2015’ten bu yana devam eden savaşta taraf olan ülkelere verilen silah ihracatı izinlerinin iptal edilmesi gerektiğinin belirtildiği raporda, Almanya’nın bu ülkelere silah ihraç etmesiyle kısıtlayıcı politikanın ilkelerini ihlal ettiği aktarıldı.

    ABD’nin İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi konusuna da değinen rapor, Avrupa Birliği’nin kendisine güvenen ortak bir politika belirlemesi ve Almanya’nın bunun başını çekmesi gerektiğini belirtti. Raporda, “ABD’nin anlaşmadan çekilmesinden ötürü uluslararası ilişkilerin göreceği zararın en aza indirilmesi için Alman hükümeti ortaklarıyla birlikte stratejiler belirlemelidir” denildi.

    “DÜNYA ADİL BİR BARIŞ ORTAMINDAN ÇOK UZAKTA”

    Raporda ayrıca dünya çapında barış ve güvenliğin sağlanması için uluslararası toplumun giderek daha güçsüz bir konumda olduğu belirtildi. “Dünya an itibariyle istikrarlı ve adil bir barış ortamından çok uzakta” denilen raporda, 2012 ile 2015 yılları arasında dünyadaki iç savaşların sayısının 32’den 51’e çıktığı ifade edildi. Bu rakamın 1945’ten bu yana görülen en yüksek rakam olduğu aktarılırken, 2016 yılında dünya etrafında 47 iç savaşın sürdüğü ve bu sebepten 102 bin insanın askeri operasyonlarda hayatını kaybettiği, 10 milyondan fazla insanın da savaş nedeniyle göç ettiği belirtildi.

    Kısa adı HSFK, BICC, INEF ve IFSH olan barış ve güvenlik araştırmaları enstitüleri tarafından hazırlanan rapor, 1987 yılından bu yana yayımlanıyor. (DW TÜRKÇE)

  • Boğaziçili öğrenciler tahliye edildi

    Boğaziçili öğrenciler tahliye edildi

    14’ü tutuklu 22 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin yargılandığı bugün görülen davanın duruşmasında tüm tutuklu öğrenciler tahliye edildi.

    9 Mart’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde “Afrin Lokumu” dağıtılmasına “İşgalin, katliamın lokumu olmaz” diye tepki gösteren öğrenciler, Recep Tayyip Erdoğan tarafından hedef gösterilmelerinin ardından farklı tarihlerde ev, yurt ve kampüs içinde gözaltına alındı.

    14’ü tutuklu 22 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin yargılandığı bugün görülen davanın duruşmasında tüm tutuklu öğrenciler tahliye edildi.

    İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya, 14 tutuklu öğrenci ve bazı tutuksuz öğrenciler katıldı. Çok sayıda avukatın yanı sıra öğrencilerin yakınları, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, Selina Doğan ve basın mensupları da duruşmada hazır bulundu.

    CHP’li ALİ ŞEKER İLE MAHKEME BAŞKANI TARTIŞTI

    Duruşmanın başlayacağı sırada mahkeme başkanı salonun çok kalabalık olduğunu ve ayakta bulunanların sağlıklı bir yargılama yapılabilmesi için salondan çıkmasını istedi. CHP’li Ali Şeker ve bazı izleyicilerin buna tepki göstermesi üzerine mahkeme başkanı “Ortamı germeyi mi geldiniz?” deyince Ali Şeker de “Hayır, adil yargılama yapılıp yapılmadığını izlemeye geldim” dedi.

    Kısa süreli tartışmanın ardından ayakta bulunan izleyiciler salondan çıkarılmasıyla öğrencilerin savunmalarına geçildi.

    Savunmasını yapan öğrenci Agah Suat Atay, derse giderken bir karmaşa gördüğünü ve ne olduğunu anlamak için karmaşanın içine girdiğini kaydetti. PKK-KCK propagandası yapmadığını belirten Atay, Güvenlik masayı kaldırmaya çalışıyordu. Ne oluyor diye baktım. Karmaşayı bir süre izleyip dersime gittim. Pankartı daha sonra sosyal medyadan gördüm” diye konuştu.

    Felsefe Bölümü 4. Sınıf öğrencisi olduğunu belirten Berke Aydoğan ise, “Terör örgütü propagandası suçlamasını kabul etmiyorum. Kütüphaneden çıkınca dışarıda bir kalabalık olduğunu gördüm. İzinsiz açılan bir masa yüzünden bir sorun olduğu anlaşılıyordu. Öğrenci İşleri’nden sorumlu dekan geldi. Olayı yatıştırmak için girişimlerde bulundu. Sonunda kalabalık dağıldı. Herhangi bir şekilde pankart ya da dövize şahit olmadım. Slogan atmış olabilirim ama bunlar asla bir terör örgütünün propagandası sayılabilecek sloganlar değildir” ifadelerini kullandı.

    Savunmasını yapan öğrencilerden Yüksek lisans öğrencisi Zülküf İbrahim Erkol da, “Birkaç slogana eşlik etmiş olabilirim ancak hiçbir slogan propaganda içermiyordu. Ama herhangi bir terör örgütünün eylemlerini meşrulaştırıcı bir amaç gütmüyor, propaganda olmadığı kanaatindeyim” şeklinde konuştu.

  • HDK ve Bileşenleri: Tutuklu bulunan arkadaşlarımız serbest bırakılsın-VİDEO

    HDK ve Bileşenleri: Tutuklu bulunan arkadaşlarımız serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi, iki ay önce tutuklanan HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve ESP Eş Sözcüsü Fadime Çelebi’nin serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. Açıklamada tutuklananların suçlarının olmadığı belirtilerek serbest bırakılmaları istendi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ile bileşen temsilcilerinin, 9 Şubat 2018 tarihinde Afrin savaşına karşı ortak basın toplantısının ardından yapılan operasyonla tutuklanan HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) eski Sözcüsü Fadime Çelebi’nin serbest bırakılması için HDK binasında ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.

    “Eşsözcümüz Onur Hamzaoğlu’na özgürlük” pankartının açıldığı toplantıda HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) eski Sözcüsü Fadime Çelebi’nin serbest bırakılması istendi.

    “AKP UFAK BİR İTİRAZA BİLE TAHAMMÜL EDEMİYOR”

    Toplantıda ilk olarak HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit konuştu. Koçyiğit, hem siyaset yürüten hem de halklara dönük ciddi bir operasyon yürütüldüğünü belirtti.
    Koçyiğit, 9 Şubat’da HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) eski Sözcüsü Fadime Çelebi’nin gözaltına alınmasına ilişkin şunları belirtti:
     “9 Şubat 2018 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile HDK Eş Genel sözcüleri ile HDP’nin eş genel başkanı ve bileşenlerimizin eş sözcüleri, eş genel başkanları ile genel başkan yardımcısı arkadaşların da aralarına olduğu toplam 7 kişi evlerine yapılan baskın sonucunda gözaltına alınmışlardı. Operasyonun Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmesi nedeni ile gözaltına alınan arkadaşlar Ankara’ya götürüldüler. 16 Şubat tarihinde mahkemeye çıkarılan arkadaşlarımızdan Eş Genel Sözcümüz Onur Hamzaoğlu ve Fadime Çelebi 17 Şubat tarihinde tutuklanıp Sincan cezaevine götürüldüler. Diğer arkadaşlarımız ise adli kontrol şartı ile serbest kaldılar.
    Koçyiğit, yürütülen operasyona konu olan açıklamanın ise Afrin savaşının yarattığı ve yaratacağı insani felakete dikkat çekmek olduğunu belirterek şöyle devam etti:
    “Savaşın  bedelini yoksul insanların ödediğini, Efrin  savaşının gerekçelerinin gerçeklikten uzak olduğuna kamuoyunun dikkatini çekmek amaçlı yapılmıştır. Yani barıştan yana tutum sergilenmiş savaşı kalkan olarak kullanan AKP-MHP ittifakının bu savaşı çıkarma gerekçeleri kamuoyuyla paylaşılmıştır. Savaşın sadece Efrin halklarına değil aynı zamanda ülkemizde yaşayan halklara ve ülkemiz deki halkaların bir arada yaşama isteğine büyük zarar vereceği dile getirilmiştir. Ama ne yazık ki en ufak bir itiraza bile tahammül edemeyen AKP-Saray rejimi bu itirazı bu insanlık adına olan çığlığı da boğmak istedi. Bu operasyonları aslında ülkeyi demokratik olarak yönetme ferasetinden uzak olan AKP-MHP ittifakının bunun yerine koyduğu yerli ve milli faşizmin sonucu olduğunu söylemek gerekiyor. Yine bu uygulamaların yeni olmadığını, bu açıklama ile başlamadığını da iyi biliyoruz.”
    “ARKADAŞLARIMIZ SERBEST BIRAKILSIN”
    7 Haziran yenilgisini hazmedemeyen iktidarın o günden beri ülkeyi bir açık hava hapishanesine döndürdüğünü söyleyen Koçyiğit, şöyle devam etti:
    “O günden beri her an, her gün haksız hukuksuz uygulamaları arttırarak toplumsal yaşamı zapturapt altına almaya çalıştığı bir gerçeklik içinde yaşıyoruz. Korkutma ve ‘zorunlu rıza’ temel yönetim biçimi olmuş durumda.”

    “CEZAEVLERİ BOŞALTILMADAN DEMOKRASİ GELMEZ”

    Aynı operasyonda gözaltına alınan Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu da, Afrin’deki savaşı halka anlatmaya çalıştıklarını belirterek, “O günden bugüne baktığımızda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Biz benzer saldırıları Irak’ta da görmüştük. Ortadoğu halklarına bir cehennem yaratmak istiyorlar” dedi.

    Piroğlu, halkların bu savaşa ancak omuz omuza durarak karşı çıkabileceklerini söyledi. Ülkenin karanlığa koşar adımlarla gittiğini söyleyen  “Barışı savunmanın bedeli neyse ödemeye hazırız” diyen Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu, cezaevleri boşaltılmadan bu ülkeye demokrasinini gelmeyeceğinin altını çizdi.

    “ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜ DURMAYACAK”

    ESP Sözcüsü Beycan Taşkıran da savaş politikalarına karşı durmanın vicdani bir duruş olduğunu söyledi. Taşkıran, tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılmasını isteyerek, “Özgürlük yürüyüşü hiç durmayacak. Kadınların özgürlük yürüyüşü durmayacak” dedi.

    “SUÇSUZLUK ÖLDÜRÜYOR”

    78’liler Girişimi adına söz alan Nimet Tanrıkulu ise demokratik siyaset yürüten arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Tanrıkulu, suçsuzluk öldürüyor diyerek herkesi ortak mücadeleye çağırdı.

    Tanrıkulu, son olarak 78’liler Girişimi Eş Sözcüsü Celalettin Can’ın sağlığı hakkında bilgi verdi.

    Tanrıkulu, “401 tane hasta mahpus uzun süredir tutuklu. Can, bunlardan biri olur mu olmaz mı göreceğiz. Arkadaşlarımızı sağlıklı aldınız sağlıklı istiyoruz. Tecrit ve işkencenin başka başka yöntemleri var. Biz susmayacağız ve kimse de bizden susmamızı beklemesin” diye belirtti.

    Açıklama konuşmaların ardından son buldu. (HABER MERKEZİ)