Etiket: AİHM

  • “Kürtçe dilim ‘X’, Alevi olarak kapıma ‘X’ konuluyor, HDP’li olarak politika yapmam yasak ‘X”-VİDEO

    “Kürtçe dilim ‘X’, Alevi olarak kapıma ‘X’ konuluyor, HDP’li olarak politika yapmam yasak ‘X”-VİDEO

    PİRHA- HDP’li Kemal Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada, “Benim dilim Kürtçe dilim ‘X’, Alevi olarak kapıma ‘X’ konuluyor, HDP’li olarak politika yapmam yasak ‘X’, üç bilinmeyenli denklem” diyerek, “Bu matematik denklemini soruyoruz. Alevi’nin yaşadığı zulüm ile Kürtlerin yaşadığı zulüm çarpı, eşittir, ırkçılık, tekçilik, inkarcılık eksi tek adam rejimi, bölü insan hak ve özgürlükleri o da eşittir demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlık. Demokratik Türkiye olacak kapasite, kabul, saygı ve demokrasi bilinci hükümette yok” ifadelerini kullandı.

    Meclis Genel Kurulu’nda Milli Eğitim Bakanlığı, Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı ile bağlı kuruluşların 2022 yılı ve 2020 Kesin Hesap bütçeleri görüşmeleri devam ediyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) grubu adına Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine dair söz alan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül değerlendirmeler bulundu.

    Katledilen çocukların ve gençlerin isimlerini ifade eden Bülbül, “Devlet nezdinde öldürülmüş Resik Hüseyin, Erdal Eren, Koray Kaya, Uğur Kaymaz, Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ceylan Önkol, Miraç Miroğlu, son 10 yılda panzer altında kalarak ezilen adı bile unutulmuş 20 çocuk, Aladağ’da eğitim hakkı uğruna yanan yoksul çocuklar, Soma’da, Ermenek’te babalarını yitiren öksüz kalan ve gelecekleri meçhul kalan, Kürt sorunundan doğan sistematik şiddet nedeniyle babasını, annesini yitiren asker, polis Kürt, Türk, çocukları, devlet dersinde öldürülen çocuklar ne olacak?” diye sordu.

    Bülbül, konuşmasının devamında kürsüye dövizlerle çıkarak, “Benim dilim Kürtçe dilim ‘X’, Alevi olarak kapıma ‘X’ konuluyor, HDP’li olarak politika yapmam yasak ‘X’, üç bilinmeyenli denklem. Buna bir ‘X’te ben ekleyeyim. Yoksulluk, açlık. 3 K’den, Kızılbaş, Kürt, Komünist ve 3 X’e geldik. AKP ve MHP’nin yaptığı gelişme bu olmuştur. 3X bir X daha ekledik, 4 X geldik. Bu matematik denklemini soruyoruz. Alevi’nin yaşadığı zulüm ile Kürtlerin yaşadığı zulüm çarpı, eşittir, ırkçılık, tekçilik, inkarcılık eksi tek adam rejimi, bölü insan hak ve özgürlükleri o da eşittir demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlık. Demokratik Türkiye olacak kapasite, kabul, saygı ve demokrasi bilinci hükümette yok” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin verdiği ihlal kararını hatırlatan Bülbül, AİHM’in verdiği zorunlu din dersi bir insan hakkı ihlalidir, Cemevi’ni tanımamak bir insan hakkı ihlalidir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde görüşüldü. Hak ihlali olduğuna karar verdi ama buna dair bir işlem yok” dedi.

    Bülbül, son olarak Pir Nesimi’nin Ey Nesimi, ‘Minnet Eylemem’ sözlerini paylaşarak “ Saraya biat etmeyin” ifadelerine yer verdi.

    Genel Kurul konuşmalarla devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Türkdoğan: İnsan hakları haftasındayız; Alevilerin istekleri ne zaman yerine getirilecek?-VİDEO

    Türkdoğan: İnsan hakları haftasındayız; Alevilerin istekleri ne zaman yerine getirilecek?-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Alevi toplumunun talepleri üzerinden 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü değerlendirdi. Türkdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen Türkiye’de Alevilere ayrımcılık yapıldığını belirterek iktidara yönelik “Aleviler kendilerini nasıl ifade etmek istiyorsa o şekilde kabul edin. Önce siz şu Sünni dünyadaki DAİŞ sorununu tartışın” yorumunda bulundu.

    İnsan Hakları Bildirisi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından Haziran 1948’de hazırlandı ve 10 Aralık 1948’de Genel Kurulun Paris’te yapılan oturumunda kabul edildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Aralık 1950’de gerçekleştirdiği toplantıda, “10 Aralık” gününü, “İnsan Hakları Günü” olarak ilan etti. Peki, Türkiye’de Alevi sorunu nezdinde İnsan Hakları Günü ne anlam ifade ediyor, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ile konuştuk.

    “ALEVİLER AYRIMCI MUAMELEYE MARUZ KALMAKTA”

    İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı taleplerinin ne oranda karşılık bulduğunu değerlendirdi.

    Türkdoğan, Türkiye’nin son birkaç yılda daha da otoriterleştiğini ifade ederek “2015 yılındaki barış ve çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlanınca başlayan çatışma sürecinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz” dedi. AKP’nin, tekçi anlayışta ısrarcı olduğunu söyleyerek mevcut rejimin, özellikle farklı inanç ve kültürler için baskıcı bir ortam oluşturduğunu vurgulayan  Türkdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin kesinlikle karşılık bulması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde bazı çekinceleri var. Ama buna rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok önemli kararlar üretti. Özellikle zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili… Konu ile ilgili Türkiye kimi değişiklikler yaptığını ifade etti ve Alevi inancının da ders kitaplarına girdiğine dair görüş belirtti. Ama buradaki talep, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasıydı.

    Aileler dilerse dilekçe yazıp çocuklarını bu dersten muaf tutabiliyor ancak bu defa da öğrenciler arasında ayrımcılık oluşabiliyor. 2 Aralık’taki Avrupa Konseyi toplantısında da bu duruma dikkat çekiliyor, yani ‘başka çözüm önerileri bulmanız gerekir’ deniliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bulduğu aslında bir çözüm değildir. Bu ancak reşit olmuş üniversiteye giden gençler bakımından bir çözüm olabilir. Türkiye’de Alevilerin maruz kaldığı en önemli sorunlardan bir tanesi, ayrımcı muameleye maruz kalmalarıdır.

    Avrupa Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu’nun, Türkiye’ye 2016 yılında verdiği tavsiyeler vardı. Bunlar 22 adet tavsiyedir. Bu tavsiyelerden bir tanesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 numaralı protokolünün onaylanmasıdır. Yani orada ayrımcılığın temelleri sayılıyor ve o ayrımcılık temelleri içerisinde Alevi inancını da kapsayacak şekilde dini veya felsefi inanç kavramı vardır. Türkiye halen bu noktada bu protokolü onaylama sürecinden uzak durmaktadır.”

    “ALEVİLERİN İSTEKLERİ NE ZAMAN YERİNE GETİRİLECEK?”

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin son kararlarına da işaret ederek cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması gerektiğini söyledi. Türkdoğan, hükümetin Alevi politikalarını “İnsanların inancını belli kalıplar içerisine koyamazsın” sözleriyle eleştirerek şöyle devam etti:

    “Hükümet, aşağı yukarı 10 yıldır Alevi çalıştayları yaptığını söylüyor. Peki Alevilerin istekleri ne zaman yerine getirilecek? İnsan Hakları Haftası’ndayız ve bu soruları hükümete sormak gerekiyor.

    Alevi kurumlarının tamamı cemevlerinin ibadethane statüsünde tanınması noktasında hemfikirdir. Yani Türkiye’de iktidar ‘Alevilerin bir kısmı şöyle, bir kısmı böyle düşünüyor’ diyemez. Uluslararası Hukuk ‘Aleviler, cemevlerinin ibadethane sayılmasını istiyorsa onu kabul edeceksiniz’ diyor. Yani sorun elektrik ve su parasının ödenmesi sorunu değil. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 2 Aralık 2021 tarihli kararında aynen şöyle söylüyor: Yerel yönetimler vasıtasıyla bulunan çözüm, çözüm değildir.’

    Kalıcı, Alevilerin taleplerini yerine getirecek, cemevlerinin ibadethane statüsünü tanıyacak çözümler üretmesi gerekir ve bunu üretmek Türkiye için hiç de zor olmasa gerek. Dolayısıyla insanların inancını siz belli kalıplar içerisine koyamazsın. Bu insan hakları hukukuna aykırıdır. Hükümetin yapması gereken çok basittir. Rahatlıkla bazı idari düzenlemelerle bunların hepsi yapılabilir. Alevilerin Cumhuriyet tarihi boyunca karşılaştığı katliamlar noktasında resmi özür dileme ve bununla birlikte hafıza mekanlarının oluşturulması, gerekirse tazminatların ödenmesi ve nüfus kayıtlarının açıklanarak geçmişte kimsesiz bırakılan çocukların hangi ailelere verildiğini açıklanması, Alevi inanç önderlerinin mezar yerlerinin açıklanması gibi bütün bu talepler duruyor. Onun dışında pratik sorunlar da var. Örneğin Alevi köylerine cami yapılması ve imam atanması… Artık hükümetin bu uygulamadan vazgeçmesi gerekir. Bunlar insan hakları hukukuna aykırıdır. Alevi dergahlarının yeniden Alevilere iade edilmesi gerekir. Şu anda Türkiye’de Sünni dini cemaatlerin hepsi açık mı açık. Hepsi öylesine faaliyet gösteriyorlar ki Fethullah Gülen örgütü gitti onun yerine inanılmaz sayıda örgütlenmeler yine devlet içerisine girmeye başladı.”

    “ÖNCE SİZ ŞU SÜNNİ DÜNYADAKİ DAİŞ SORUNUNU TARTIŞIN”

    Öztürk Türkdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Alevi örgütlenmesine karşı ayrımcı tutum sergilemesini de eleştirdi. “Türkiye’deki siyasi iktidar, kendi Alevisini yaratmak istiyor” diyen İHD Eş Genel Başkanı, şu ifadeleri kullandı:

    “Yani Türkiye’deki devlet kafası ‘her şeyi ben belirleyeceğim’ diyor. Şimdi sayın Cumhurbaşkanının, Alevi inancı ile ilgili hususlara karışmaması gerekir. Herkesin inancı kendinedir. Bir insan nasıl inanıyorsa ona saygı duyulması gerekir. Tanrı ile insan arasına başka bir şeyin girmemesi gerekir ama Türkiye’de devlet, araya Diyaneti koyuyor. Kaldı ki Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin çok güzel kararları var. Hangi topluluk kendi inancını nasıl tarif ediyorsa devletlere düşen buna saygı duymaktır.

    Aleviler bu ülkede vergi vermektedirler. Şu anda devletten tek istedikleri elektrik su parasının ödenmesi değil, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınmasıdır. Bu statü tanınsın, inanıyorum ki Alevi örgütlerinin birçoğu kendi ihtiyaçlarını zaten eskiden olduğu gibi yine kendileri karşılayacaktır.

    Yani eğer Türkiye’de Alevilerle ilgili Diyanette bir bölüm açılması veya belli insanların devlet memuru statüsüne getirilip orada da resmi bir Alevi inancı yaratılma fikri varsa bu dini inanca müdahaledir. Müslüman dünyasına baktığımızda envai çeşit mezhep, yüzlerce tarikat-cemaat varken bu Aleviler size çok mu geldi? Anlamak mümkün değil. Hiç değilse Alevileri kendi başına rahat bırakın, onlar kendilerini nasıl ifade etmek istiyorsa o şekilde kabul edin. Yani şimdi Sünni dünyada işler yolunda gitti de sıra Alevilere mi geldi? Önce siz şu Sünni dünyadaki DAİŞ sorununu tartışın.

    Aleviler insani duruşuyla, doğaya, tabiata, evrene, insancıl bakışlarıyla gayet barışçıl bir tutum içerisindeler. Dolayısıyla Alevilere karışmamak gerektiği fikrindeyim. Eğer devlet bir yerleri dizayn edecek ise şiddet üreten tarikat ve cemaatlerle başlayabilir.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Vicdani Ret Derneği yayınladığı raporda, vicdani retçilerin hala baskı gördüklerini açıkladı

    Vicdani Ret Derneği yayınladığı raporda, vicdani retçilerin hala baskı gördüklerini açıkladı

    PİRHA- Vicdani Ret Derneği, “Türkiye’de Askerlik Hizmetine Karşı Vicdani Ret-Türkiye’ye Karşı ÜLKE Grubu Davaları” raporunu yayınladı. Raporda vicdani retçilerin yaşadıkları baskıya dikkat çekilirken, hükümete ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne yönelik tavsiyeler yer aldı.

    Vicdani Ret Derneği, uluslararası alanda çalışan dört sivil toplum örgütüyle birlikte Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ni vicdani ret konusundaki gelişmelere ilişkin bilgilendirdi.

    İnanç Özgürlüğü Girişimi, Norveç Helsinki Komitesi, Uluslararası Savaş Karşıtları, Avrupa Vicdani Ret Bürosu ve Connection e.V. , Ülke Grubu davalarının kararlarının uygulanması için toplu olarak AB Programı’nın desteğiyle hazırlanan ‘Kural 9.2’ başvurusunda bulunarak, 4 Kasım’da Bakanlar Komitesine gönderildi.

    Sürece ilişkin bilgilendirmede bulunan Vicdani Ret Derneği, şunları paylaştı:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Murat Ülke hakkında verdiği ve 24 Nisan 2006 tarihinde kesinleşen kararının ardından bu ve Türkiyeli vicdani retçilere ilişkin daha sonra verilen kararların yerine getirilip getirilmediği Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından nitelikli izleme prosedürü altında izlenmektedir.

    Bu çerçevede çeşitli defalar hükümetten vicdani redde ilişkin politik ve pratik önlemleri içeren “eylem planı” sunması talep edilmiştir. Hükümet tarafından sunulan daha önceki eylem planlarından sonra son olarak 31 Mart 2020 ve 5 Ağustos 2021 tarihli eylem planları sunulmuştur. Başvurucu örgütler, Ağustos 2021 tarihli Eylem planının Mart 2020 tarihli planla neredeyse bire bir aynı olması nedeniyle, 2020 yılında yaptıkları bildirimleri güncelleyerek Bakanlar Komitesine iletmişlerdir.”

    Vicdani Ret Derneği, bildirimin ana noktalarına işaret ederek, şunları dile getirdi:

    “- Türkiye halen vicdani reddi bir hak olarak tanımamaktadır.

    – Hükümetin halen bir vicdani ret politikası yoktur.

    – Vicdani reddin hak olarak tanınmadığı için vicdani retçilerin başvurabilecekleri bir mekanizmanın bulunmamaktadır.

    – Vicdani retçiler din ve vicdan özgürlüğünün yanı sıra çalışma hakkı, seçme ve seçilme hakkı, seyahat özgürlüğü, eğitim hakkı, mülkiyet hakkı gibi en temel hak ve özgürlüklerini diğer yurttaşlarla eşit koşullarda kullanmamaktadırlar.

    – Aralık 2020- Eylül 2021 arasında vicdani retçilerin deneyimleri üzerinden 60 başvuruyu bir araya getirmiştir.

    – Retçiler sürekli bir GBT kontrolü, para cezası, kovuşturma, yargılama, para ve/veya hapis ile cezalandırma döngüsü içinde yaşamaktadır. Bu döngü, kamu haklarından yasaklanma ve ağırlaştırılmış infazı da içermektedir.

    – Vicdani reddin bir hak olarak tanınmaması ve vicdani ret süreçlerine ilişkin bir mekanizmanın yokluğu nedeniyle yaşanan hak kısıtlamaları vicdani retçilerin, yaşamlarını “sivil ölüm” koşullarında sürdürmelerine neden olmaktadır.

    – Mahkemeler ve Anayasa Mahkemesi, vicdani retçiler için etkili iç hukuk yolları sunmamaktadır. Vicdani Ret Derneği’nin raporuna göre bugüne kadar vicdani retçilerin Anayasa Mahkemesi’ne en az 45 ayrı başvuru yapmıştır ve bu dosyaların neredeyse hepsi halen AYM önünde beklemektedir.

    – “Bedelli askerlik” vicdani retçiler için politik ve vicdani bir seçenek değildir.”

    Vicdani Ret Derneği tarafından yayınlanan raporda hükümete ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine yönelik tavsiyeler yer aldı.

    PİRHA/İSTANBUL

    Raporun tamamı: Türkiye’de Askerlik Hizmetine Karşı Vicdani Ret – Türkiye’ye karşı ÜLKE Grubu Davaları.pdf

  • ‘Bizim tarihimiz, saraylara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur’

    ‘Bizim tarihimiz, saraylara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur’

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na dair söylediklerini eleştirerek “Alevilere kin kusmak AKP’li Tayyip Erdoğan’ın fıtratında var” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu hakkında söylediği sözlere eleştiriler büyüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada “Alevilere kin kusmak AKP’li Tayyip Erdoğan’ın fıtratında var” ifadeleri kullanıldı.

    “YOLDAŞIMIZI HEDEF GÖSTERMEK ALEVİLERE MEYDAN OKUMAKTIR”

    Yapılan açıklamada “Pir Sultan örgütlülüğü olarak, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yanındayız” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye’deki Alevilerin devletten destek istemediğini ifade eden Erdoğan, Avrupa örgütlülüğümüzün demokratik mücadelesi sayesinde Alman devletinin Aleviliği tanımasını sindiremediğini de itiraf etmiş oldu.

    Bizim inancımızda Hz. Ali’nin yerini sorgulamak kimsenin haddi değildir!

    ‘Alisiz Alevilik’ diye bir söyleme sarılan Tayyip Erdoğan, biz Alevileri, etrafına topladığı cemaatlerle karıştırmaması gerektiğini hala öğrenememiş. Zira bizim tarihimiz saraylara, saltanatlara ve diktatörlere karşı direnişlerle doludur. Herhangi bir yoldaşımızı hedef göstermek tüm Alevilere meydan okumaktır.

    Tayyip Erdoğan; ‘Karacaahmet dergâhını yıkamadım içimde uktedir’ diyen kişidir. Tayyip Erdoğan, Madımak davasının zamanaşımına uğratılmasına ‘hayırlı olsun’ demiş, katil Ahmet Turan Kılıç’ı affetmiştir. AİHM kararlarına rağmen zorunlu din derslerini dayatan kişidir. Avrupa örgütlenmemizin kazanımlarını hazmedemeyip, sözde Alevi güzellemesi yapan Erdoğan, her zamanki gibi Alevilere karşı samimiyetsizdir, güven vermemektedir.

    Cumhurbaşkanlığı yaptığı ülkede, bir tane Alevi vali, ordu komutanı, rektör, bakan yokken, tüm kamu kurumları cemaatlere teslim edilmişken, Alevilikten dem vurmak tamda AKP aklıdır. 20 yıllık iktidarı döneminde her fırsatta Alevilere yönelik nefret söylemini kullananlar, kapılarımız işaretlenirken sessiz kalanların samimiyetine elbette ki güvenmiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Alevilerle ilgili Türkiye’yi bir kez daha uyardı

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Alevilerle ilgili Türkiye’yi bir kez daha uyardı

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Alevilerin başvurusuyla üzerine zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararları görüştü. Bakanlar Komitesi, ‘devletin Alevi toplumuna, onun dinsel pratiklerine ve ibadethanelerine yönelik tutumunun, devletin nötr olma ve taraf tutmama göreviyle ve dini toplulukların özerk varolma hakkıyla bağdaşmadığına’ karar verdi.

    Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı, İzzettin Doğan ve Hasan ve Eylem Zengin başvurusuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararları denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye kararını verdi.

    Avrupa Mahkemesi Kararlarını Uygulaması Birimi olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin aldığı kararlar şöyle:

    1. Mahkeme, bu gruptaki, diğerleriyle birlikte, daha önce aldığı kararları hatırlayarak ‘devletin Alevi toplumuna, onun dinsel pratiklerine ve ibadethanelerine yönelik tutumunun, devletin nötr olma ve taraf tutmama göreviyle ve dini toplulukların özerk varolma hakkıyla bağdaşmadığına’ karar verdi.

    Tekil yaptırımlar açısından

    2. Yetkilileri başvuruyu yapan Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı’nın 2017’den bu yana aydınlatma giderlerinden muaf tutulup tutulmadığı konusunda bilgi vermeye ve başvuruyu yapan vakfın benzer masraflarının karşılanması bakımından düzenli olarak maddi destek alması için pratik çözümler üretmeye tekrar davet etti;
    3. Bu ve diğer tekil davalardaki yaptırımların daha genel yaptırımlarla ilişkili olduğunu kaydetti.

    Genel yaptırımlar açısından

    4. Yerel mahkemelerin cemevlerinin (Alevi ibadethanelerinin) aydınlatma masraflarının karşılanmasına yönelik kararlarının mahkeme tarafından saptanan ve Alevilerin devletin dini yardımlarından ve vergi muafiyeti gibi diğer yardımlardan toptancı bir biçimde dışlanmasından kaynaklanan ayrımcılığın giderilmesinde yetersiz olduğu konusundaki önceki kararları hatırlayarak, yetkilileri Alevi inancının eşit muamele görmesinin sağlanması için kapsamlı yaptırımlar uygulamaya ve cemevlerinin aydınlatma giderlerinden muaf tutulmasına yönelik bazı pratik çözümler bulmaya davet eder;
    5. 2018 ilk ve ortaöğretim müfredatındaki zorunlu ‘din kültürü ve ahlak bilgisi’ derslerinin mahkeme tarafından dile getirilen sorunlar için bir çözüm olmadığını tekrar kaydetti; dolayısıyla yetkilileri Türk eğitim sisteminin devletin farklı dinler, mezhepler ve inançlar karşısında nötr ve tarafız olma, çoğulculuk ve nesnellik ilkelerine saygılı olma görevini yerine getirmesini ve Sünni İslam dışında dini ve felsefi kanaatleri olan velilerin, dini ve felsefi kanaatlerini açıklamaya mecbur bırakılmaksızın, çocukları için uygun seçenekler sunmasını sağlamaya davet eder.
    6. Bu kararlarla işaret edilen sorunların nasıl çözüleceğine ilişkin ‘Alevi inisiyatifi’ çalıştaylarıyla yapılan ulusal tartışmayı hatırlayarak yetkilileri 2010 çalıştay sonuç raporlarıyla ulaşılan uylaşımın tavsiyelerinin, belirli hukuki ve yönetsel yaptırımlarla, daha fazla gecikme olmaksızın somut bir takvim dahilinde kapsayıcı bir eylem planı oluşturularak daha iyi uygulanmasını sağlamaya davet eder; bu açıdan ayrıca 10 Aralık 2010 ve 29 Haziran 2016’da kabul edilen Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu Raporları gibi Avrupa Konseyi tavsiyelerinden esinlenmesini destekler.
    7. Avrupa Konseyi’nin bu konuda destek sunmak için hazır olduğunu gösteren, mahkemenin halihazırdaki benzer davalarda işaret ettiği önerileri uygulamak için yetkililerin yeni İnsan Hakları Eylem Planı’nın uygulanması çerçevesinde, belirli çözüm odaklı yaptırımlar uygulamasını kuvvetle destekler;
    8. Bu davalarda ele alınan ve çoktandır süregelen sorunlarla ilgili henüz ilerleme sağlanmadığını göz önünde bulundurarak, bu davaların Mart 2023’te yapılacak DH toplantısında ele alınmaya devam edilmesine ve genel yaptırımlara dair olumlu bir görüşü olanaklı kılacak kapsamlı bilgilerin yokluğu halinde, toplantıda Sekreterya’nın geçici ara çözüm değerlendirmesi hazırlanmasına karar verildi.

    NE OLMUŞTU?

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi olağan toplantısında, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi (CEM) Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ile Hasan ve Eylem Zengin tarafından açılan davaya ilişkin kararın uygulanması inceledi.
    Cem Vakfı ve İzzettin Doğan’ın başvurusu üzerine AİHM, 2017 yılında, “Cemevlerinin statüsünün resmiyet kazanması” yönünde karar almıştı. Ancak Türkiye’nin bu yolda bir adım atmaması nedeniyle dosya bakanlar komitesine geldi. Türkiye’de, “zorunlu din eğitimi dersleri de dahil olmak üzere Alevilere uygulanan farklı ve ayrımcı muameleye son vermesini” içeren bir takım reformlara gidilmesi yönünde karar almıştı.

    Aleviler’i kapsayan ikinci dosya ise AİHM’in 2007 tarihli “Hasan ve Eylem Zengin” kararı. Kızlarının zorunlu din dersi alması ve tek taraflı ve tek mezhebi anlatan din derslerinden muaf tutulmasını isteyen Zengin ailesi, iç hukukta başvuruları kabul edilmeyince davayı AİHM’e taşıdı. AİHM, 2007 yılında, AİHS’in “eğitim hakkı” başlığı altındaki , “Devlet, ebeveynlerin, çocuklarının eğitim ve öğretimini, kendi dini ve düşünsel inançlarına göre yapması hakkına saygı gösterir” maddesine dayanarak Zengin ailesinin, “çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulması” talebini kabul etti.

    Bakanlar Komitesi’nin, bu iki dosyanın uygulamasına ilişkin detayları inceledi. Komite, Türkiye’nin karara uyması yolunda uyarıda bulundu.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin 4’üncü fıkrası uyarınca AİHM kararları, sözleşmeye imza atan devletleri bağlıyor. Bakanlar Komitesi, ulusal makamlar, başvuru sahipleri, STK’lar, İnsan Hakları Kurumları ve diğer ilgili taraflarca sağlanan bilgilere dayanarak bu kararların uygulanıp uygulanmadığını denetliyor.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Doğan: Türkiye, AİHM’in Aleviler hakkındaki kararlarına direniyor, kabul edilemez

    Doğan: Türkiye, AİHM’in Aleviler hakkındaki kararlarına direniyor, kabul edilemez

    PİRHA-Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısını değerlendiren Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, “Türkiye AİHM’in kararlarına direniyor. Özellikle de Alevilerin hakları söz konusu olduğu zaman. Bu artık kabul edilebilecek bir olay değildir” dedi. Doğan, AİHM kararlarının uygulanmaması halinde de yeni davalar açacaklarını vurguladı. 

    Cem Vakfı Genel Başkanı ve Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Şişli’de bir otelde düzenlediği basın toplantısında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısını değerlendirdi. Doğan, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına uymasını beklediklerini ifade etti.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısını değerlendiren Doğan, “Türkiye AİHM’in kararlarına direniyor. Özellikle de Alevilerin hakları söz konusu olduğu zaman. Bu artık kabul edilebilecek bir olay değildir” dedi.

    Alevilerin geçmişten bugüne bazı talepleri olduğunu, bunların karşılanması için son 30-35 yılda birçok siyasi parti ve liderleriyle bir araya geldiklerini anlatan Doğan, Alevilerin devlet bütçesinden pay alamadığını ifade etti.

    AİHM kararlarının uygulanmaması halinde de yeni davalar açacaklarını vurgulayan Doğan, “Mahkeme karar verdiyse o kararı uygula. Adaletin, barışın gereği bu. İnsanların barış içinde birbirlerine saygı göstermeye devam etmesinin yolu bu” diye konuştu.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nden, Demirtaş ve Kavala için karar

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nden, Demirtaş ve Kavala için karar

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve AYM’nin AİHM kararı doğrultusunda başvuruları karara bağlamasını istedi.  

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AK BK), AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan iş insanı Osman Kavala ve tutuklu HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili 30 Kasım-2 Aralık oturumunda aldığı kararları açıkladı.

    Kavala’ya dair Türkiye için ihlal süreci başlatılmasını isteyerek, hükümete 19 Ocak’a kadar görüşlerini sunması için süre verirken, Demirtaş’ın da derhal serbest bırakılmasını talep etti.

    Demirtaş’ın avukatlarından Benan Molu, kararlara ilişkin yaptığı paylaşımlarda şunları ifade etti:

    “Bakanlar Komitesi, İHAM’ın (AİHM) ve Komite’nin kararlarına rağmen Osman Kavala’nın serbest bırakılmaması nedeniyle Türkiye hakkında resmi olarak İHAS’ın 46/4 maddesi uyarınca ihlal prosedürünü başlattı. Hükümet’e görüşlerini sunması 19 Ocak’a kadar süre verildi. Bakanlar Komitesi, Selahattin Demirtaş’la ilgili ara karar alarak, Hükümet’in sunduğu eylem planını değerlendirip Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını, AYM’nin bir an önce İHAM kararı doğrultusunda başvuruları karara bağlamasını istedi.

    Komite, Demirtaş kararında ayrıca HSK’nin ve yargının bağımsızlığının sağlanması için yasal değişiklik yapılmasını, çoğulculuğun ve özellikle seçilmiş muhalif kişilerin ifade özgürlüğünün güçlendirilmesini, TCK 314 altında keyfi tutuklamalara karşı önlem alınmasını talep etti.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Halis: Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’yi çok zorlamayacak bir karar da alabilir

    Halis: Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’yi çok zorlamayacak bir karar da alabilir

    PİRHA- AİHM tarafından Aleviler hakkında verilen kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmaması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 30 Kasım-2 Aralık günleri arasında yaptığı toplantıda ele alınıyor. Toplantıyı ve Alevilerin taleplerinin kabul edilmemesini PİRHA’ya değerlendiren Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, “Avrupa’da kurulan bu tür mekanizmalar daha önce çifte standart uyguladılar. Bundan dolayı bizde yarattıkları ciddi bir tereddüt ve güvensizlik var” dedi. Halis Alevi kurumlarının da etkin davranmamasını eleştirdi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım itibari ile Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. 3 Aralık’a kadar sürecek toplantıda Bakanlar Komitesi’nin gündemlerinden biri de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Alevilere dönük alınan kararların Türkiye tarafından uygulanıp uygulanmadığı oldu.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, geçmiş yıllarda zorunlu din dersi ve cemevleri ile ilgili Alevilerin lehine verilen kararları göz önünde bulundurarak, Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulaması bekleniyor.

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Aleviler hakkında AİHM tarafından alınan kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmamasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yeniden toplamasını değerlendirdi.

    Halis, Avrupa Konseyi gibi uluslararası mekanizmaların ulusal çıkarlarına göre hareket ettiğini ve çifte standart uyguladıklarını belirterek görüşmelerden Türkiye’yi çok zorlamayacak bir kararın da çıkabileceğini söyledi. Bu süreçte Alevi kurumlarının etkin bir kamuoyu yaratamadığını da vurgulayan Halis, Alevilerin değerlerine ve potansiyeline denk düşecek bir inisiyatif ortaya koymaları gerektiğini aktardı.

    “AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARININ BİZDE YARATTIĞI CİDDİ BİR TEREDDÜT VE GÜVENSİZLİK VAR”

    Halis, bu kararları uygulamayanın Türkiye Devleti’nin yöneticileri olduğunu, AİHM’in aldığı kararların Anayasa’da yazdığı gibi nihai karar olduğunu ve Türkiye Devleti’nin hukuken AİHM’in verdiği kararlara uyma zorunluluğu bulunduğu halde bu kararları uygulamadığını da dile getirdi.

    Halis, “Dönüp Avrupa’ya baktığımız zaman, Avrupa’nın da insan hakları konusunda, demokrasi konusunda söylediği çok söz var, aldığı birçok karar var. Ancak bunlara uyulmaması sırasında gösterdiği tepkiler çok yetersiz, çok eksik. Bu tür kararlarda bu şekilde davranmalarını Avrupa Birliği’nin demokrasi anlayışı ile bağdaştıramıyoruz. Bu çok büyük bir çelişki. Dolayısıyla Avrupa Birliği kurumlarının da bizde yarattığı ciddi bir tereddüt ve güvensizlik var. Teorik olarak güzel sözler söylüyorlar, yazılı metinler yayınlıyorlar ama kararları uygulamayan ülkeler ile ilgili olan ilişkilerinde daha çok kendi ulusal çıkarlarını koruyarak ve o çıkarlara göre hareket ederek davranıyorlar. Bu da bir handikap ve çelişkidir. Biz Avrupa Birliği’nin bu konudaki tutumunu aydınlar, demokratlar, sivil toplum örgütleri olarak eleştiriyoruz ve bunları bu manada kınıyoruz. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Alevilerin kazandığı davaların kararları, öncelikle kendi hükümetimizden ve Türkiye’deki ilgili kurum ve kuruluşlardan uygulamalarını ısrarla bekliyoruz. Bundan asla geri bir adım atmıyoruz. Şüphesiz ki Avrupa Birliği’ni de bu konuda eleştirmek, baskılamak, onların kendi yarattıkları değerlere sahip çıkmalarını sağlamak için her koşulda onları da zorlamalıyız diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARI, SES ÇIKARMA VE KAMUOYU OLUŞTURMA NOKTASINDA YETERSİZ KALIYOR”

    Bu süreçte Alevi kurumlarının da bu konuyu çok gündeme getirmediklerini ve bir birliktelik ortaya koyamadıklarını vurgulayan Halis, bu konunun büyük önem taşıdığını, Aleviler açısından tartışılması gerektiğini dile getirdi. Alevi hareketlerinin, Alevi toplumunun bu coğrafyadaki potansiyeline denk düşen bir etkinlik, bir inisiyatiflik ortaya koyamadığını da belirten Halis sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu bir gerçek. Bu durumu Alevi kurumlarının da büyük ölçüde kabullendiğini düşünüyorum. Alevi kurumlarının bu konudaki yetmezliği ve yetersizliğini, Alevi hareketleri öncelikle düşünüp değerlendirmelidir. Hak ettikleri inisiyatifi kullanmaları gerekir, diye düşünüyorum. Avrupa Birliği’nin aldığı kararlarla ilgili geçmişte Alevi kurumlarının ses çıkarmadığını söylemek haksızlık olur. Sesler çıktı, hala çıkıyor da ama yetersiz olduğu çok açık bir gerçek. Bu kararların uygulanmasını öncelikle siyasi iktidardan beklemeleri gerekiyor. Mevcut muhalefet partilerini bu konuda zorlamaları gerekiyor. Ancak Alevi kurumlarının bundan vazgeçtiğini, bu durumu kabullendiğini söyleyebiliriz. Vazgeçmiş derken, bu zorlamada ve baskı yapmada vazgeçmişlik anlamında söylüyorum. Türkiye’deki Alevi kurumlarının, Aleviliğin hak ettiği değerlere denk düşen bir etkinlik içerisinde olmadıklarını düşünüyorum. Kurumlara haksızlıkta etmek istemem ama genel olarak toplumdaki algıda bu yönde. Dolayısıyla Alevi hareketlerinin mutlaka bir araya gelip, kendi kişisel çıkarlarını bir tarafa itip, Alevi düşüncesinin toplumda yaygınlaşması, gelişmesi ve Alevi inancının özüne uygun bir duruş sergilenmesi konusunda birbirleri ile tartışarak, bir yol çizmeleri gerekir.”

    “ÇİFTE STANDART UYGULAYIP, TÜRKİYE’Yİ ÇOK ZORLAMAYACAK BİR KARAR DA ALABİLİRLER”

    Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye bir yaptırım kararı çıksa bile bunun etkili bir şekilde uygulanmayacağını söyleyen Halis, “Bir yaptırım kararı çıksa bile Avrupa Birliği’nin, Avrupa Konseyi’nin cemevleri, zorunlu din dersleri gibi konularda yapmaları gereken baskıyı yapmaktan vazgeçtikleri gibi bir kanaatim var benim. Şu an Avrupa Konseyi’nin üzerinde durduğu davalar Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarının uygulanması kararları. Bu doğrultuda etkili bir adım atabilirler gibi görünüyor. Tabi bu etkiyi nasıl, ne şekilde, hangi periyotta, hangi programla uygulayacakları noktasında bir fikrim yok. Bunu adım adım, aşama aşama mı yapacaklar yoksa Türkiye’nin Konsey’den çıkarılması gibi daha sert ve ciddi bir karar mı alacaklar şimdiden bilemeyiz. Bunu hep birlikte karar açıklanınca göreceğiz. Avrupa’da kurulan bu tür mekanizmalar çifte standart uygulamışlardır daha önce. Şimdi de Türkiye’ye karşı böyle bir tavır içerisine girecekler mi bilemiyoruz. Türkiye’yi çok zorlamayacak, çok baskı oluşturmayacak bir karar da alabilirler. Öyle bir tutum da sergileyebilirler” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Türmen: AİHM kararlarının nasıl uygulanacağı bellidir; ‘Aleviler canımız’ demekle olmaz!

    Türmen: AİHM kararlarının nasıl uygulanacağı bellidir; ‘Aleviler canımız’ demekle olmaz!

    PİRHA-Hukukçu Rıza Türmen, Aleviler hakkında AİHM tarafından alınan kararların Türkiye’de uygulanmamasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yeniden toplamasını değerlendirdi. Türmen, “Alevilerin kim ve Aleviliğin ne olduğu hükümet tarafından tanımlanmaz. Aleviliğin ne olduğu Alevilerin kendisi tarafından karar verilir, tanımlanır” dedi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım itibari ile Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin gündemlerinden biri de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Alevilere dönük alınan kararların Türkiye tarafınca uygulanıp uygulanmadığı oldu.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, geçmiş yıllarda zorunlu din dersi ve cemevleri ile ilgili Alevilerin lehine verilen kararları göz önünde bulundurarak, Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulaması bekleniyor.

    “BAKANLAR KOMİTESİ, ELİNDEKİ SİYASİ ARAÇLARINI KULLANACAKTIR”

    Uzun yıllar boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulunan Rıza Türmen, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında Alevileri ilgilendiren bir grup davanın ele alınacağını işaret etti. Türmen, söz konusu toplantının önemine vurgu yaparak “Bu davaların hepsini topladığınız zaman ortaya şöyle bir şey çıkıyor: Bir kere din dersi ile ilgili kararlar din ve inanç özgürlüğünün ihlali anlamına gelir. Ayrıca eğitim hakkının ihlalleri de var. Öbür taraftan cemevlerinin ibadethane sayılmaması ile ilgili kararda ayrımcılık var.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Alevilerle ilgili bu kararları Türkiye’nin uygulamadığı kanaatine varmış. O sebeple bugün gündemine almış. Bu demektir ki bu kararların uygulanması için gerekli elindeki siyasi araçlarını kullanacaktır” ifadelerini kullandı.

    “SÜNNİ-İSLAM AÇISINDAN YAPILMIŞ DEĞİŞİKLİKLERDİ”

    Hukukçu Rıza Türmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İçişleri Bakanı Soylu’nun, yakın zamanda Alevilerle ilgili açıklamalarına karşılık “Bu işler öyle lafla, ‘Aleviler bizim canımız, kanımız demekle olmuyor” yorumunda bulundu. Türmen, AKP iktidarının, Alevi sorununa karşılık tüm hamlelerini “Tamamen Sünni-İslam açısından yapılmış değişiklikler” şeklinde yorumlayarak şunları söyledi:

    “Mesela din dersi kitapları ile ilgili olarak hükümet, birtakım değişiklikler yaptı. Ondan sonra döndü dedi ki ‘İşte bakın, ben kitapları değiştirdim. Artık bu Eylem Zengin ve Mansur Yalçın kararı uygulanmıştır.’ Halbuki Alevi penceresinden baktığımız zaman, yapılanlar hem yetersiz hem de tamamen Sünni-İslam açısından yapılmış değişikliklerdi. Ve Aleviler bakımından bu değişiklikler kabul görmedi. Şimdi bu konu tekrar bakanlar komitesinin gündemine geliyorsa demek ki komite de aynı kanaat ve görüşte. Demek ki Bakanlar Komitesi, yapılan bu değişiklikleri yeterli bulmadı. Yani burada kararın uygulanması demek, din dersi kararları ile ilgili olarak bunun zorunlu olmaktan çıkarılması lazım. Cemevleri ile ilgili kararların uygulanması demek; cemevinin açıkça ibadethane olarak tanınması lazım. Kararın uygulanması anlamı budur. Yoksa ‘sen benim canımsın, kanımsın’ demekle karar uygulanmıyor.”

    “ALEVİLERİN KİM, ALEVİLİĞİN NE OLDUĞU HÜKÜMET TARAFINDAN TANIMLANAMAZ!”

    Rıza Türmen, son olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısının ardından AİHM kararlarının yürürlüğe girip girmeyeceğine dair görüş belirtti. Türmen, Fransa’daki üç günlük toplantının ardından çıkan nihai sonuçların Türkiye hükümeti tarafından karşılık bulmayacağını ifade ederek şunları söyledi:

    “Tabii ki hükümet isterse kararları yürürlüğe sokar. Şimdi hükümetin başı da derde girecek, çünkü Osman Kavala, Selahattin Demirtaş davaları yanında bir de Alevi davaları problemi ortaya çıkacak. Uygulanmaları için Bakanlar Komitesi de bir takım önlemler alacak. Hükümet, eğer bunları önlemek istiyorsa tabii ki kararları uygular. Kararların nasıl uygulanacağı da bellidir. Temel mesele şudur: Alevilerin kim ve Aleviliğin ne olduğu hükümet tarafından tanımlanmaz. Aleviliğin ne olduğu Alevilerin kendisi tarafından karar verilir, tanımlanır. Geçmişte bir davada ‘Alevilik ayrı bir din midir değil midir’ diye Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alındı. Böyle bir şey olabilir mi? Diyanet İşleri’nden alınan görüş ile mahkeme karar verdi. Yani laik bir devlette öyle bir şey olabilir mi?”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun çağrısıyla Strazburg ‘ta Avrupa Konseyi önünde bir araya gelen Aleviler, AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından uygulanmasını istedi. Konsey önünde Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı. Açıklamalarda, Türkiye hükümetinin AİHM’nin Aleviler lehine verdiği kararların bir an önce yerine getirilmesi istendi.

    Avrupa Konseyi‘nin siyasi karar mercii olarak bilinen Bakanlar Komitesi, Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin bu toplantısında gündem, AİHM kararlarının uygulanması ve denetlenmesi olacak.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmamasını da inceleyecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla Aleviler,  Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi önünde bir araya gelerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye’de tarafından uygulanmasını istedi.

    4 DİLDE BASIN AÇIKLAMASI

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanları Hüseyin Mat ve AABK yöneticileri ile üyeleri, Avrupa ülkelerindeki Alevi Birlikleri federasyonlarının genel başkanları ve yüzlerce Alevi yurttaşın katılımıyla Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya ise Türkçe basın açıklamasını okudu. Kılıçkaya, Alevilerin AİHM’nin zorunlu din dersleri ve cemevleri konusunda aldığı kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmasını istediğini ancak AKP hükümetinin kararları uygulamadığını, olumlu adım atmadığını kaydetti.

    Cemevlerine uygulanan ayrımcılık konusunda çözüm getirilmediğini ifade eden Kılıçkaya, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerine uygulanan ayrımcılığın giderilmesini isteyerek, eşit yurttaşlık haklarının hayata geçirilmesi için mücadele edeceklerini vurguladı.

    KURUM BAŞKANLARINDAN AÇIKLAMA

    Türkçe açıklamanın ardından Avrupa’da bulunan Alevi kurum temsilcileri yaptıkları açıklamada, Alevilerin verdiği mücadelenin şimdiye kadar devam ettiği gibi bugün de devam edeceği vurgulanarak, Türkiye hükümetinin verilen kararları uygulaması çağrısında bulundular.

    Fransa Alevi Birlikleri Eşit Başkanı Hakan Alca, Alevilerin mücadelesinin onurlu bir mücadele olduğunu belirterek, Türkiye’nin samimiyetsizliğine dikkat çekti. Alca, Alevilerin mücadelesinin devam edeceğini ifade etti.

    Britanya Alevi Birlikleri Federasyonu İsrafil Erbil yaptığı konuşmada, AİHM’nin kararlarının uygulanması için buradayız. Tüm haklarımızı alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Alevilik haktır, Aleviler vardır” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise, AKP hükümetinin AİHM’nin kararlarını uygulamak zorunda olduğunu söyledi. Çankaya, haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilerin hak arayışlarının Türkiye’de karşılık bulmadığının altını çizerek, AİHM’nin kararlarına rağmen cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmediğini ve zorunlu din dersi kaldırılmadığını hatırlattı.
    “Biz Aleviler olarak bunun kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz” diyen Demir, “Var olan zulüm, iktidardan yana olmayan tüm toplum kesimlerini ilgilendiren bir durumdur. Hak ve özgürlükler konusunda birleşerek, eşitlikçi, demokratik bir anayasa için mücadele etmelidir” diye konuştu.

    AABK Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat da, “Avrupa Konseyi önündeyiz. T.C. hükümetinin olumsuzluğu devam ettirmesi nedeniyle bu toplantı bizim için önemlidir. AİHM’nin aldığı kararların uygulanmaması samimiyetsizliktir. Neden anlaşmalara ülkeler imza atıyor? Kararlar uygulanmalıdır. Uygulanmadığı taktirde Konsey gerekli kararları almalı. Yaşasın haklı mücadelemiz” dedi.

    Alevi yurttaşlar da AİHM’in Aleviler hakkında verdiği kararın Türkiye tarafından kabul edilmemesine tepki göstererek, kararın uygulanması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirttiler.

    TOPLANTI SONRASI NE OLACAK?

    Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve cemevlerine yönelik ayrımcılığa karşı yapılan başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye devletinin Alevilerin haklarını ihlal ettiğine hükmederek, kararların uygulanmasını istemişti. Ancak hükümet, AİHM’in Alevilerin lehine verdiği kararları yıllardır görmezden geliyor. Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için bugün toplandı. Alevilerle ilgili kararın dışında İşadamı Osman Kavala’nın tutukluluk halinin de inceleneceği toplantı 2 Aralık’a kadar sürecek.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle ihlal ve yaptırım sürecini başlatacak.

    Bakanlar Komitesi’nin üç günlük toplantısında aldığı kararların 3 Aralık Cuma günü Avrupa Konseyi’nin resmi internet sitesinde yayımlanması bekleniyor.

    AİHM’in “Türkiye’nin AİHS’i ihlal ettiği” yönünde karar almasının ardından da Komite, Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması ya da oy kullanma hakkının askıya alınması gibi yaptırımlar uygulayabilir.

    PİRHA/ STRAZBURG-FRANSA

    URG-FRANSA

     

  • Aleviler, AABK öncülüğünde, 30 Kasım’da Avrupa Konseyi önünde toplanacak

    Aleviler, AABK öncülüğünde, 30 Kasım’da Avrupa Konseyi önünde toplanacak

    PİRHA- Aleviler, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun çağrısıyla, AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetleyecek olan Avrupa Konseyi önünde basın açıklaması yapacak. Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 30 Kasım-2 Aralık 2021’de toplanıyor. 

    Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmamasını görüşecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla Aleviler de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye’de uygulanmamasına karşı 30 Kasım Salı günü saat 11.00’de Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi önünde basın açıklaması yapacak.

    Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve cemevlerine yönelik ayrımcılığa karşı yapılan başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye devletinin Alevilerin haklarını ihlal ettiğine hükmederek, kararların uygulanmasını istemişti.

    AKP İktidarı, AİHM’in Alevilerin lehine verdiği kararları yıllardır görmezden geliyor. Türkiye’de yaşanan ayrımcılığa karşı ses çıkaran AABK, bu kez AİHM kararlarının uygulanması için Avrupa Konseyi önünde 4 ayrı dilde kitlesel basın açıklaması yapacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aydın Deniz: Çağrımızı yalnız basın metinleri ile değil, sokaklarda da göstermeliyiz

    Aydın Deniz: Çağrımızı yalnız basın metinleri ile değil, sokaklarda da göstermeliyiz

    PİRHA- AİHM’in Türkiye’deki Alevilere ilişkin verdiği hak ihlalleri kararlarının görüşüleceği 30 Kasım’daki Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı öncesi konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Türkiye’de ayrımcılığın devam ettiği bir süreçte yasal olarak kazanılmış bir hakkımız var. Uygulanması yönündeki çağrılarımızı da sadece basın metinleri ile değil sokaklarda göstermeliyiz” dedi.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki Alevilere ilişkin verdiği hak ihlalleri kararlarının uygulanıp, uygulanmadığını denetleyeceği 30 Kasım’daki toplantısı öncesi PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Deniz, AİHM kararlarının uygulanması yönündeki çağrıların yalnız basın açıklamaları ile değil, sokaklarda dile getirilmesi gerektiğini vurguladı.

    “YALNIZ BASIN METİNLERİ İLE DEĞİL SOKAKLARDA DİLE GETİRMELİYİZ”

    Sürecin netleşmesi konusunda sadece Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne iş düşmediğini kaydeden Deniz, “Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketine de iş düşüyor. Bu davalar için senelerdir maddi, manevi emekler harcandı. Bunun karşılığını bulması gerekiyor. Türkiye’de ayrımcılığın devam ettiği bir süreçte yasal olarak kazanılmış bir hakkımız var. Uygulanması yönündeki çağrılarımızı da sadece basın metinleri ile değil sokaklarda göstermemiz gerekiyor.

    30 Kasım’da Türkiye’de eş zamanlı olarak eylemler yapıp, AİHM kararlarının uygulanması konusunda taleplerimizi dile getirmeliyiz. Avrupa Konseyi’nden de beklentimiz, AKP’nin bu konuda zaman kazanmaya dönük adımlarının önüne geçecek yaptırımları almasıdır. Bugün pandemiyi bahane eden iktidar, pandemiden önce de hiçbir adım atmadı” diye konuştu.

    1558 CEMEVİNİN ZİYARETİ: AMAÇ BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURMAK

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı öncesi İçişleri Bakanlığı tarafından 58 ilde 1558 cemevinin ziyaret edilmesi ve sonrasındaki gelişmeleri değerlendiren Deniz, “Amaç, bir taşla iki kuş vurmak” dedi.

    Deniz şunları söyledi:

    “İlk olarak amaçları, kendi Alevisini yaratmak ve onlar üzerinde hüküm sürmek. İkincisi de Bakanlar Konseyi’ne bir şeyler yaptığını göstermek. Süreci uzatmanın peşindeler. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi gerekiyor. Kültür merkezi statüsü verilerek oyalamaları kabul etmiyoruz.”

    BARIŞ KOP / İSTANBUL

  • PSAKD Başkanı Kaplan: Hükümet mahkeme öncesi köylü kurnazlığı yapıyor-VİDEO

    PSAKD Başkanı Kaplan: Hükümet mahkeme öncesi köylü kurnazlığı yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, 30 Kasım’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’nin aleyhine bir karar vereceği öngörüsünde bulundu. Kaplan, iktidar yetkililerinin, cemevleri ziyaretlerine işaret ederek “Hükümet 30 Kasım’a giderken köylü kurnazlığı yapıyor” dedi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da Türkiye’deki Alevilerin yaşadığı hak ihlallerinin giderilip giderilmediğini tespit etmek amacıyla toplanacak. Fransa’nın Strazburg kentinde yapılacak toplantıda AİHM’in, Alevi inancına dönük ihlallerle ilgili aldığı kararların yerine getirilip getirilmediği incelenecek.

    Söz konusu dosyaların başında “Hasan ve Eylem Zengin Türkiye/Davası” bulunuyor. Yine, “Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye Davası” da ele alınacak bir diğer başlık olacak.

    Bakanlar Komitesi, 2019 yılında yaptığı toplantıda her iki dosya için Türkiye’nin hukuka uygun hareket etmesi gerektiği yönünde karar almıştı. 30 Kasım’da yapılacak toplantıda, geride kalan süreç göz önünde tutularak Türkiye’nin ne yönde adım attığı gözlemlenecek.

    Öte yandan, Alevi toplumunun genelini ilgilendiren söz konusu dava dosyaları, mevcut örgütler tarafından ne derece dikkate alınıyor PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ile konuştuk. Zorunlu din dersleri konusunda AİHM’in hak ihlali gördüğü hususta Türkiye ne yönde adım attı; cevaplarını Kaplan’dan dinledik.

    Zorunlu din dersleri açısından hiçbir iyileştirme olmadığını söyleyen Gani Kaplan, “Tam tersine, din dersleri, dini figürler daha çok müfredata girmiş oldu” dedi. Kaplan, konu ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliği’nin temsilcilerine, Türkiye ile ilgili kapsamlı birçok rapor sunduklarını belirterek “Alevi örgütleri bu konuda üzerine düşen görevleri yaptı” dedi.

    “HÜKÜMET KÖYLÜ KURNAZLIĞI YAPIYOR”

    Kaplan, 30 Kasım Salı günü toplanacak mahkemede Türkiye’nin “oyalama taktiğine” başvuracağını belirterek şunları söyledi:

    “Hükümet bu konuda köylü kurnazlığı yapıyor. Köylüler, tarlasının yanından geçen boruya delik açıp damlama su tekniği yaparlardı. Hükümet de 30 Kasım’a giderken böylesi bir kurnazlık yapıyor. Muhtemelen hükümet görevleri de yapacakları savunmada ‘Biz Türkiye’de 58 ilde 1584 cemevini gezdik, sorunlarını tespit ettik, çözümleri için adım atıyoruz’ diyecektir. Zorunlu din dersleri ile ilgili de muhtemelen ‘Biz müfredata Alevilikle ilgili de konu başlığı koyduk’ diyeceklerdir. Müfredat incelendiğinde Alevilikle ilgili koyduğu kısımlar Alevilere hakaret içeriyor. Dolayısıyla mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine bir karar verecektir. Çünkü alınan kararlar sahada uygulanmadı. Hükümet, AİHM’in kararlarını uygulamak istemiyor.”

    “İKTİDAR, DÜŞERKEN ALEVİLERİN AYAĞINA MI SARILMAK İSTİYOR!”

    Gani Kaplan, hükümetin, 30 Kasım’daki görüşmeyi düşünerek Alevilere dönük politika yürüttüğünün de altını çizdi. Hükümet yetkililerinin, son bir yılda cemevlerine yönelik ziyaretlerine işaret eden Kaplan, “Samimi değiller” diyerek şunları söyledi:

    “Hükümetin ilk geldiği zamanlarda Avrupa uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’de sendikal haklar ve derneklerin kazanımlarıyla ilgili çok ciddi iyileştirme geldi. Dini referanslardan bağımsız biraz iyileştirme görüldü ve ‘iyi gidiyor’ diye yorumladık ama geldiğimiz noktaya baktığımızda aslında bunun bir aldatmaca olduğunu, iktidarlarını pekiştirmek için halkı yanıltmaya yönelik bir eylem olduğunu gördük. Hükümet artık aldatmaya yönelik politikalar geliştirmekte. Dolayısıyla şu anda samimi değiller. Hükümet cemevleri ile ilgili bir adım atacak ancak atma gerekçesi de iyice açığa çıktı. Mahkemenin Türkiye’yi masaya yatıracak olmasından kaynaklı olduğunu görüyoruz. Zaten hükümet son zamanda ekonomik anlamda iflas etti. Ayrıca siyasette de dış politikada da iflas etti. Bunlar düşüyor ve gidiyorlar. Oyları %37’den %52’ye fırladığı süreçte ciddi anlamda Kürtlerin oyunu almışlardı. Yani Kürtlerin bedenine sarılarak açılım hamlesiyle tırmandılar. Şimdi düşerken de acaba Alevilerin ayağına mı sarılmak istiyorlar, o sebeple mi cemevleriyle ilgili böylesi bir açıklama yaptılar diye de düşünülebilir.”

    “EYLEMSİZLİK KARARI ALDIK!”

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, 30 Kasım’da yapılacak toplantı öncesinde Alevi örgüt temsilcileriyle konu hakkında değerlendirme yaptıklarını, henüz bu yönlü bir eylem planı hazırlamadıklarını da aktardı. Kaplan’ın aktarımları şöyle oldu:

    “Ankara’daki Alevi örgütleri ile kendi aramızda toplandık ve 30 Kasım’da görülecek olan davayı konuştuk. Aslında 30 Kasım’daki mahkeme öncesinde bizlerin burada yapacağı eylem ve etkinlikler ile ne Türkiye Cumhuriyeti’nin kararını değiştirebiliriz ne de mahkemenin kararına etki yapabiliriz. Avrupa’daki arkadaşlarımız tabii ki mahkeme önünde eylem etkinlik yapsınlar. Bizler aslında mahkemenin almış olduğu karara istinaden lehimize karar verirse hükümete çağrı yapacağız. ‘Israrla mahkemenin almış olduğu kararlara rağmen uygulamaya geçmiyorsunuz, derhal uygulayın’ diyerek bu yönlü eylem ve etkinlikler geliştirilebilir. Aleyhimize bir karar çıktığında da mahkemeyi hedef alan bir eylem etkinlik yapılabilir. Şu anda mahkeme öncesi Türkiye’de Alevi örgütleri, yaptığımız görüşme neticesinde eylemsizlik kararı aldı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Öker’den 30 Kasım mesajı: Alevi kurumları ses çıkarmalı, elleri kolları bağlı olamazlar!-VİDEO

    Öker’den 30 Kasım mesajı: Alevi kurumları ses çıkarmalı, elleri kolları bağlı olamazlar!-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da AİHM’in, Alevilerin uğradığı hak ihlallerine ilişkin verdiği kararların akıbeti hakkında toplantı yapacak. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Turgut Öker, “Avrupa’da bu konu konuşulurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır” diyerek Alevi örgütlerinin, bu konuda duyarlı olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki Alevilerin yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili verilen kararları masaya yatıracak. AİHM kararlarının akıbeti ile ilgili yapılacak toplantıda, mahkemenin Alevilerin sorunları hakkında karara bağladığı, ancak Türkiye’nin uygulamadığı dosyalar tek tek sorgulanacak.

    Gündeme gelmesi beklenen ilk dosyanın “Hasan ve Eylem Zengin Türkiye/Davası” olması beklenirken, “Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye Davası” da muhtemel bir diğer dosya olarak irdelenecek. Bakanlar Komitesi, 2019 yılında yapılan toplantıda her iki dosya için yapılması gerekenlere işaret etmişti. 30 Kasım’da yapılacak toplantıda ise geçen zaman dilimi göz önünde tutularak Türkiye’nin ne gibi adımlar attığı irdelenecek.

    “AVRUPA’DA İNANDIRICILIĞIMIZ SORGULANIYORDU”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, 30 Kasım’da yapılacak toplantıya ilişkin görüş verdi. Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasını işaret ederekTürkiye’de Alevilere yönelik bunca eşitsizlik, ayrımcılık uygulanmış olmasına rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hiç bir tane Alevilerle ilgili dosya söz konusu değildi” dedi.

    Turgut Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasının, Alevi toplumu için neden önem arz ettiğini şu sözlerle anlattı:

    “Bir bütün olarak devletin Alevilere yönelik sistematik baskıları, katliamları, hak ihlalleri le ilgili bir dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yoktu. 1993 yılı sonrası bizler, Avrupa’da kitlesel şekilde örgütlendikten sonra Türkiye’de 15-20 milyon Alevi olduğunu söylediğimizde gülüyorlardı. ‘Almancaya çok hakim olmadığınız için milyon ile bini mi karıştırıyorsunuz?’ diyorlardı. Sonra biz, ısrarla Türkiye’de toplam nüfusun üçte birinin Alevi olduğunu iddia ettiğimizde ‘böyle anormal bir durum olamaz’ diyorlardı. ‘Bu bir gerçeklikse nasıl bu kadar saydığınız hak ihlallerine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bugüne kadar bir şikayetiniz gelmedi?’ diyorlardı.

    2000’li yıllardan itibaren Türkiye’deki arkadaşlarla bir araya geldiğimizde bunu çok paylaştık. ‘bizi bu mahcubiyetten kurtarın, Avrupa’da inandırıcılığımız sorgulanıyor’ derdik. Ve o süreç içerisinde 2003 yılında Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Kazım Genç idi. Hukukçu kimliğiyle Avrupa’da bir panelde ilk defa ‘Sizi, sıkıntılı bir durumdan kurtaracak haberim var’ dedi. Türkiye’de Hasan Zengin isimli bir veli, kızı Eylem Zengin için zorunlu din derslerinden muaf olması sebebiyle dava açtığını söyledi.

    Avukat Kazım genç ‘Konfederasyon olarak bu konuya destek olursanız ben bu davayı takip edip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesi için katkı sunacağım’ dedi. Bu bizler için çok önemliydi. Türkiye’de Alevilere yönelik eğitim alanındaki ayrımcı uygulamaları belgeleri ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne getirmek önemliydi.

    2004 yılı 2 Ocak tarihinde Kazım Genç ile birlikte dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürüp elimizle verdik. Bizler, bunu sadece Eylem Zengin’le sınırlı bir dava olmanın ötesine taşımak istedik. 2006 tarihinde duruşma günü verildi. Avrupa’dan bilim insanlarının yanı sıra Türkiye’den hukukçular da dahil oldular. O tarihten sonra başka oldu mu bilmiyorum ama salon ve dışarısı tıklım tıklım dolmuştu. Kitlesel bir duruşma oldu.”

    “TÜRKİYE’Yİ SAVUNAN AVUKATLAR KOMİK POZİSYONA DÜŞMÜŞLERDİ”

    Turgut Öker, 2006 yılında  görülen ilgili davaya ilişkin önemli gelişmeleri hatırlatarak, Türkiye’yi temsilen katılan 5 avukatın, o duruşmada yalan savunma yaptığını söyledi. Öker, AİHM tarafınca zorunlu din derslerinin neden hak ihlali olarak görüldüğünü şu sözlerle anlattı:

    “Duruşmada bir devletin nasıl bu kadar gülünç pozisyona düştüğüne şahit olduk. Türkiye’yi temsil eden avukatlar, hepimizin gözü önünde yalan söylediler. Türkiye’de güya zorunlu din dersleri yokmuş ve mevcut din dersleri bütün inançları anlatıyormuş! Hatta Aleviliği de anlatıyormuş! Kazım Genç, avukat olarak hazırlıklı gelmişti ve tek tek bütün sınıflarda okutulan ders kitaplarının örneklerini sunmuştu. Orada bir devletin hukuk anlamında bile bu kadar yalan söyleyebildiğini görebilmiştik. Gerçeklerden uzak, davayı kazanma uğruna komik pozisyona düşmüşlerdi.

    Sonrasında 9 Ekim 2007’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını kamuoyuna açıkladı. O kararda zorunlu din derslerinin hak ihlali olduğuna karar verildi. Bu kapsamda ‘zorunlu din dersleri kalkmalı, olacaksa da tercihli olmalı’ denildi. İkinci olarak mahkeme, ‘eğer din dersi veriyorsanız Aleviliği de dahil edeceksiniz’ dedi.”

    “DİKKAT ÇEKEN BİR ŞEY YAPMAMIZ LAZIM”

    Turgut Öker, hem Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun hem de Türkiye’deki örgütlerin zorunlu din derslerinin kalkması için büyük çaba sarf ettiğine vurgu yaptı. Öker, Türkiye’de Alevilere dönük ayrımcılığın bilinmesi açısından 30 Kasım’daki toplantının önemli olduğunu belirterek “Bu kapsamda Avrupa’daki Aleviler 30 Kasım’da konseyin önünde kitlesel bir basın açıklaması yapacaklar. Türkiye’deki Alevi kurumları olarak da mutlaka dikkat çeken bir şey yapmamız lazım” dedi.

    Turgut Öker, 30 Kasım’da Eylem Zengin davasının haricinde iki önemli dosyanın daha görüşülmeye alınacağına işaret ederek şöyle devam etti:

    “Cemevlerinin elektrik ve su parasından muaf tutulması ile ilgili Cem Vakfı’nın açmış olduğu ve kazandığı bir dava da ele alınacak. Üçüncü dava dosyası ise İzzettin Doğan’ın açmış olduğu ‘Türkiye’de hukuksal alanda devletin, Alevilere ayrımcı yaklaşımı ile ilgili’ dava olacak.”

    “KURUMLAR, ELLERİ KOLLARI BAĞLI OLAMAZLAR”

    AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, söz konusu toplantı öncesinde Alevi kurumlarının ses çıkarması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Oradaki komite üyeleri, bu konuyu konuşurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır. O nedenle Alevi hareketinin bir adım öne çıkması lazım. Bu konuda bir şeyler yapılması lazım.

    Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni hem umursamıyor hem de kendi karanlık emelini eğitim alanında da bağırta bağırta hayata geçiriyor. 2004’lü yıllarda sadece zorunlu din dersleri vardı ancak bugün bütün eğitim dinselleşti.

    Şimdiden tüm Avrupa’daki federasyonlarımız, ülkelerindeki Avrupa parlamenterlerine mektup yollamalılar. ‘Kendi iradenizle oluşturduğunuz bir mahkeme kararı var. 2004’ten bu yana Türkiye kılını kıpırdatmıyor. Ya bir karar vermeyin ya da kararınızı takip edin, arkasında durun’ denilmesi lazım.

    Böylesi bir süreçte uluslararası alanda Alevilerin mağduriyetleri gündeme getirilirken kurumlar, elleri kolları bağlı olamazlar. Bundan sonra götürülecek davalar açısından da gayri ciddi bir durum olur. Kazanılmış davaları bile takip edemeyen Alevi kurumları başka neyi takip edecek ve neyin kazanımını halka sunacak? O nedenle de çatı kuruluşları bir araya gelmeli, kamuoyuna, siyaset dünyasına, Alevi toplumunun kitlesel duyarlılığına denk düşecek adımlar neler olabilirse bu noktada adım atılmalı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Hasta tutuklular serbest bırakılsın’

    ‘Hasta tutuklular serbest bırakılsın’

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD), Hasta Hakları Günü nedeniyle birçok kentte basın açıklaması yaparak, Türkiye cezaevlerinde 604’ü ağır, bin 605 hasta tutuklu bulunduğuna dikkat çekilerek, hasta tutukluların serbest bırakılmasını istedi.

    Ankara’da dernek binasında yapılan açıklamayı İHD Şube Eşbaşkanı Sevil Turgut yaptı. Turgut, Türkiye cezaevlerinde 604’ü ağır, bin 605 hasta tutuklu bulunduğunu ve hasta tutukluların ya hiç tahliye edilmeyerek ya da ölüm sınırına geldiklerinde tahliye edildiğini, bunun açıkça yaşam hakkı ihlali olduğunu belirtti.

    Mersin’de açıklama dernek binasında düzenlendi. Emek ve Demokrasi Platformu bileşenlerinin destek verdiği açıklamayı İHD Mersin Şube sekreteri ve cezaevi komisyonu sözcüsü avukat Battal Gazi İnci okudu.

    Türkiye cezaevlerinde 30 Eylül 2021 itibari ile 278.711’i erkek, 11.467’si kadın ve 1896’sı çocuk olmak üzere 294.074 tutuklu ve hükümlü bulun Hapishanelerde pek çok sağlık hakkı ihlali yaşandığına dikkat çeken İnci, “2020 yılı başından bugüne kadar tespit edebildiğimiz kadarıyla  89 hasta mahpus yaşamını yitirmiştir. Bunların 23’ü Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirmişken, 6’sı ise ölüm sınırına geldiklerinde tahliye edilmiş ve çok kısa bir zaman içinde ise yaşamlarını yitirmişlerdir” dedi.

    İHD şubelerinin bulunduğu onlarca kentte de benzer açıklamalar yapılıp, Adalet Bakanlığını ve tüm yetkili kurumları sorumluluk almaya davet edilerek talepler şu şekilde sıralandı:

    “-Hapishanelerde bulunan ağır hasta mahpusların tümü tam teşekkülü herhangi bir hastane raporuna istinaden derhâl salıverilmeli, tedavileri ailelerinin yanında sürdürülmeli ve sağlık sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır,

    -Resmi olmayan açıklamalara göre sadece 2020 yılında Adli Tıp Kurumu’nun 1330 kişiye hapishanede kalabilir raporu vermiştir. Tedavi ve bakım süreçlerinin hapishane koşullarında yürütülmesinin imkansız olduğu mahpuslar için dahi ‘hapishanede kalabilir’ raporları veren Adli Tıp Kurumu, sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek merci olmaktan çıkarılmalıdır,

    -Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmelidir;

    -Hasta mahpusların infaz ertelemesi önündeki “toplum güvenliği bakımından tehlike” kriteri kanundan çıkarılmalıdır,

    -Hasta mahpusların infaz ertelemesinin önündeki engel teşkil eden infaz kanununun 25. maddesindeki “infaza ara verilemeyeceğine” dair düzenleme ile 107. maddenin 16 fıkrasındaki düzenleme kaldırılmalıdır,

    -AİHM’nin Kaytan/Türkiye kararı uyarınca mahpusların müddetnamelerinde yaşları ve sağlık durumları dikkate alınarak tahliye olabilecekleri uygun bir tarih yer almalıdır,

    -AİHM’nin Gülay Çetin/Türkiye kararında belirttiği hususlara uyulmalı, hasta mahpusların tahliye edilmemesinin AİHS’nin 3. maddesinin ihlali olduğu hatırda tutulmalıdır,

    -5275 sayılı Ceza İnfaz Yasası’nın 16. Maddesi uyarınca; ihtiyaç duydukları tedaviye hapishanede erişemeyen ağır hasta mahpusların gerekli tedavilerinin dışarıda gerçekleşmesi için tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurulları ve bağımsız hekimlerin düzenleyeceği raporlar üzerine, ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmesi sağlanmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dilek Doğan’ın dosyası AİHM’e taşınıyor

    Dilek Doğan’ın dosyası AİHM’e taşınıyor

    Dilek Doğan’ın polis tarafından evinde öldürülmesinin üzerinden 6 yıl geçti. Adaletin sağlanamadığını belirten Doğan ailesi, dosyayı AİHM’e taşıyacak.

    İstanbul Küçükarmutlu Mahallesi’nde yaşadığı eve 18 Ekim 2015 tarihinde, baskın düzenleyen ve ayakkabıyla içeri giren polislere “galoş giymeleri” uyarısında bulunan Dilek Doğan, polis kurşunuyla göğsünden vuruldu. 45 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Doğan, yoğun bakımda tedavi altına alındı ancak bir hafta sonra, 25 Ekim 2015’te, hayatını kaybetti.

    Doğan’ı katleden özel hareket polisi Y.M. hakkında “kasten öldürmenin ihmalli davranışla işlenmesi” ve “Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanmak” suçlarından 20 yıldan 26,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

    SADECE 45 GÜN KALACAK

    Davaya bakan İstanbul 12’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Mart 2017 tarihinde yaptığı karar duruşmasında polis memuru Y.M.’ye “iyi hal” indirimi yaparak “bilinçli taksirle ölüme neden olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı.

    Yargıtay Başsavcılığı Doğan’ı katleden polis hakkında yapılan temyiz başvurusunu geçtiğimiz Temmuz ayında reddetti. Hala Yargıtay’da olan dosya onanırsa, fail polis yalnız 45 gün cezaevinde kalacak.

    Doğan ailesi katliamın üzerinden geçen 6 yılda “kasten öldürme” veya “olası kastla öldürme” suçundan yargılanmalarını istedikleri fail polisin, “iyi hal indirimi” yapılarak “bilinçli taksirle ölümüne neden olmak” suçundan cezaya çarptırılmasına tepkili.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Esra Solin Dal’a konuşan Dilek Doğan’ın ailesi, adaletin sağlanmadığını belirterek, davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’-VİDEO

    ‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) önceki  dönem Genel Bakanı ve Yazar Ali Balkız, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasal statüsü olmadığı için hepsinin yasadışı ve  gecekondu statüsünde olduğuna dikkat çekerek, “Devletin ya da belediyenin maddi olanaklarına ihtiyaç kalmaksızın cemevlerinin bir pazarlığa araç haline getirilmemesi için Alevilerin kendi olanakları ile cemevlerini yapmalı” dedi.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) önceki  dönem Genel Bakanı ve Yazar Ali Balkız, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “CEMEVLERİ KENT KOŞULLARINDA ALEVİLİĞİN DEVAMI İÇİN VAZGEÇİLMEZ YAPITLARDIR”

    PİRHA-Cemevi yapılması fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    Ali Balkız: Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Orada cem tutarlar, 12 hizmeti İkmal ederler, arınırlar, durulurlar, temizlenirler. Bir arada yeni bir döneme hep birlikte başlarlar. Aleviliğin varoluşundan bu yana cemevleri de beraberinde vardır diyebiliriz. Köy koşullarında cemevi diye bir yapıt, bir bina yoktu. Köyün en geniş odası, salonu her neyse kış geldiğinde cem ibadetine göre dizayn edilir, düzenlenir ve canları kabul ederdi. Cem bittikten sonra Dede kendi dergahına döndükten sonra köyde herkes kendi işine döndükten sonra da o hazırlanmış olan cemevi kendi normal haline dönerdi. Ancak Alevilerin kentlere göç etmeleri ile birlikte, köyden ayrılmaları ile birlikte ibadetlerini yapamadıkları, yapamayacakları kent koşullarına gelmiş ve düşmüş oldular. 80’li yılların sonlarından başlayarak yurtiçinde ve yurtdışında Alevilerin asimilasyona karşı kendi kültürlerini, inançlarını, yaşam tarzlarını devam ettirebilecekleri mekanlara ihtiyaçları oldu. Böylece kentlerde cemevleri oluştu, oluşturuldu. Cemevleri kent koşullarında Alevilerin birbirlerini buldukları, sarmaş dolaş oldukları, muhabbet ettikleri, cem ettikleri, 12 hizmeti gördükleri hem bir ibadethane hem de bir kültür merkezi niteliğini taşıdı. Kent koşullarında cemevleri olmaksızın Aleviliğin ne kadar zorlanacağı da çok açıktır diyebiliriz. Cemevleri kent koşullarında Aleviliğin devamı için, süreği için vazgeçilmez yapıtlardır.

    “İKTİDAR NE KADAR İNATÇI İSE ALEVİLERDE O KADAR İNATÇI”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevilerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunun yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Kent koşullarında olunca tabi imar sorunu çıkıyor, inşaat sorunu çıkıyor, devletle cebelleşmek sorunu çıkıyor, devlete, belediyeye, valiliğe bunu kabul ettirme sorunu çıkıyor. Beraberinde bunu getiriyor. Bu sorunun aşılması gerekiyor. Bu da ancak ve ancak cemevlerinin Aleviler açısından bir ibadethane olduğu statüsünün kabulü ile olanaklıdır. Ancak gerici, dinci, faşist yönetimler bunu böyle görmüyorlar. Ne Aleviliği ne de cemevlerinin bir ibadethane olduğunu kabul ediyorlar. Son 40 yılı 50 yılı ele alacak olursak kent koşullarında Alevilerin örgütlenmeye başladıklarından bu güne devam eden mücadelelerini dikkate alacak olursak bu problem Türkiye’de halledilemediği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidildi. Zorunlu din dersleri ile ilgili ülke içinde Danıştay’dan, Yargıtay’dan alınan kararları hükümet uygulamadığı gibi AİHM’den çıkan kararları da hükümet uygulamıyor. Bu bir çatışma noktasıdır Alevi adıyla dernek açmak bile sorun oluşturmuştu. Bu kent koşullarında Alevilerin hak arayanlarla, eşitlik arayanlarla, laiklik ve demokrasi arayanlarla devlet yapısı arasında bir anlaşmazlık konusu henüz çözülmedi. Bu iktidarla da çözülecek gibi gözükmüyor. İktidar ne kadar inatçı ise Alevilerde o kadar inatçı. Bu bir süreç. Cemevi inşa edebilmek için arsa lazım, arsanın planı lazım, imar planı lazım, haritada yeri lazım… Alevilik kabul edilmediği için bunlar da olmuyor. Ama Alevilerin ihtiyaçlarına, mücadelelerine yerel yönetimler direnseler de kabullenmek zorunda kalıyorlar. Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa hepsi yasadışıdır, gecekondu statüsündedir. Vardır iyidir, hoştur, meşrudur, ibadethanedir, haktır ama yasalarda yeri yoktur. Düşünün ki köy kanununda köy tarif edilirken, tanımlanırken yasayla şöyle deniyor; Belli bir sınırları olan, muhtarı olan ve camisi olan deniyor. Neden çünkü her köyde bir cami olması gerekiyor. Alevi köyü olsa da olmasa da cami olma şartı getirilmiş.

    “ALEVİLER KENDİ İLKELERİNDEN, KENDİ İNANÇLARINDAN ÖDÜN VERİYORLAR”

    -Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında bile sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan, Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı? Ayrıca Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı?

    Alevilerin bazen yasal bazen yasaların sınırlarını zorlayarak yaptıkları cemevleri devlet tarafından, yerel yönetimler tarafından zoraki kabulleniliyor. Buna destek veren yönetimler acaba buradan kendimize bir oy çıkar mı biçiminde bir fırsat noktasına dönüştürebiliyor. Kimi cemevi inşaatı yapan arkadaşlarımız, dostlarımız, canlarımız da belediyelerin olanaklarını bu anlamda bu amaçla kullanmak istiyorlar. Burada çok dikkat etmek gerekiyor. Alevi hareketi bağımsız bir harekettir. Doğuşu ile gelişmesi ile tarihi ile yürüdüğü yol ile dili ile ulaşmak istediği amaç ile kendine özgü bir harekettir. Toplumcu bir harekettir, demokratik, laik bir harekettir. Ama bunu bazen ihmal eden kimi Alevi kurumları kimi cemevi yöneticileri var.

    Belediyelerden arsa ihtiyaçları var ise ya da kiremit, kireç gibi ihtiyaçları var ise elektrik, su faturalarını ödeyemiyor, paraya ihtiyaçları varsa hemen belediyelere başvuruyorlar. Hangi partiden olursa olsun bunu fırsatı çeviriyorlar belediyeler. Kiremiti veriyor arkasından da belediye kendi taleplerini sıralıyor. ‘Bana oy verin, benim sözümden çıkmayın, herhangi bir toplantınızda beni getirin başköşeye oturtun, kitlenizle beni karşılaştırın, onlara hitap etme olanağı sağlayın’ diyor. Ben size Sivas’a gitmek için Hacıbektaş’a gitmek için otobüs veriyorum ama öyle bedava yok gibi bir kötü pazarlık haline geliyor bu durum. Oysaki Aleviler belediyelerden yer isteyecekler, otobüs isteyecekler, kiremit isteyecekler, bina isteyecekler, arsa isteyecekler… Bu onların analarının ak sütü gibi helaldir ama belediye bunu bir fırsata çevirmemeli, Aleviler de buna fırsat vermemeli. Asıl bu tür taleplerin yanında bir de bizi encümen üyesi yapın, bizim muhtarımızı seçin, bizim milletvekili adayımızı seçin, destek olun dediğiniz zaman belediyeye hangi belediye olursa olsun orada bir pazarlık başlıyor zaten.

    Aleviler kendi ilkelerinden, kendi inançlarından ödün veriyorlar ne yazık ki. Bu iç içe geçmişliği getiriyor ve iş ticari bir alışverişe dönüşüyor. Çok ayıp bir şey bu. Alevilere yakışmaz. Bütün bu çatışmalar, çelişkiler, dövüşler, kavgalar bu noktada bir hastalık gibi yayılıyor. Aleviler bunu yapmamalı yani pazarlığa gitmemeliler, cemevlerinin ihtiyaçları ile ilgili siyasi bir talepte bulunmamaları gerekir. Cemevi ile ilgili talepleri sınırlı olmak üzere siyasi bir talepte bulunmamalıdırlar. Siyasi talepte bulunacaklar elbette gidecekler Meclis’e, hükümete, Cumhurbaşkanına, Başbakana diyecekler ki cemevimizin yasal statüsünü istiyoruz. Biz anayasal eşitlik istiyoruz. Bunlar siyasi taleptir, vazgeçilmezdir ama şurada ki belediye ile yapılacak iş değildir. Bunu oraya indirgememek gerekiyor.

    “ALEVİLERİN KENDİ OLANAKLARI İLE CEMEVLERİNİ YAPMALI”

    -Son dönemde yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

    Devletin ya da belediyenin maddi olanaklarına ihtiyaç kalmaksızın cemevlerinin bir pazarlığa araç haline getirilmemesi için Alevilerin kendi olanakları ile cemevlerini yapmaları çok mümkün. Evet lokmaları ile bağışları ile yapabilirler. Belki yetmeyecek maddi olanaklar ama Alevilerin zengin iş adamları da var. Onların lokmaları ile onların destekleri ile bir cemevi inşa etmek olasıdır, mümkündür. İhtiyaç duyulan mahallelerde son derece mütevazi cemevleri inşa edebilir. Aleviler orada ibadetlerini yapabilirler. Bu yol varken o yol izlenmeli. Parayı veren düdüğü çalar zihniyeti ile hareket ediliyor. En son örneğini Isparta’da gördük. Burayı ben yaptım diyor Belediye Başkanı. Pir Sultan’ın yöneticisine sen kimsin diyor. Orada toplam yaptığı işte iki mikser beton dökmektir. Alevilerin buna ihtiyacı yoktur ama asıl ona o lafı söyleten o cemevinin yöneticileridir. Yazıktır, ayıptır. Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Abdal Musa’nın bulunduğu bir mekana bu zihniyetteki Belediye Başkanını davet etmek, onları ağırlamak, onlara mikrofon olanağı sağlamak Alevilerin kabul edeceği bir pazarlığın sonucu olmamalıdır.

    Bunun daha büyüğünü cami-cemevi projelerin de gördük. Mamak’ta kaç sene önce cami-cemevi projesi hayata geçirilmek istendi. Bu yöre halkı şu meydanda günlerce ve saatlerce direndi. Gaz yedi, taş yedi yerlerde sürüklendi ama yine de onu kabul etmedi. Buradaki direnen Alevilerle Isparta’da o cemevini yapıp da aynı zihniyeti mikrofona davet edenler aynı Aleviler midir acaba? Hiç mi örnek almadılar buradan, kendi tarihlerinden.

    “ALEVİLERİN HAKLARINI ALMAK İÇİN BİRBİRİYLE KOORDİNASYONU ÖNEMLİDİR”

    -Cemevleriyle derneklerin iç içe olmasını sorun olarak görüyor musunuz?

    Cemevleri bu anlamda asimilasyonun bir aracı haline geliyor. Ben size çimento verdim, çatınızı yaptım, şuranızı yaptım, buranızı yaptım deniyor. Oradaki cemin niteliğini de ben belirlerim deniyor bu kadar ileri gidilebiliyor. Cenaze kaldırma usullerinizi ben belirlerim, dualarınızı ben belirlerim diyor Burada Kuran kursu açacaksınız diyor. Cemevlerini, biz bir yandan Aleviliğin kent koşullarında yaşamasının garantisi görürken bir yandan da ne yazık ki asimilasyonun bir aracı haline getiriliyor. Bizim merkezi örgütlerimiz dernek çatısı altında varlığını sürdürüyor. Bunlara bağlı olarak yurdun çeşitli yerlerinde ihtiyaçlara yanıt verecek şekilde cemevleri açılıyor, yapılıyor. Örgütlerimizin inanç kurulları var. O kurullar inanca dair işler yapıyor. Dernek siyasete dair işler yapıyor. Alevilerin haklarını almak adına bunların birbiriyle koordinasyonu önemlidir. Bunların biri diğerini yadsımak lüksüne sahip değildir. İnanç olmadan Alevilik olmaz. Alevilerin cemevi ve ibadet hakkını siyasi anlamda götüren örgütlerimiz olmadan da inanç boyutu olmaz. Bunların ikisi birliktedir ve iç içedir. Biri diğerini tamamlar.

    “CEMEVİ İNŞAATI DİYE BİR MİMARİ TARZIMIZ OLMAMIŞTIR”

    -Açılan ve varolan cemevlerinin yapım aşamasında mimari yapısına dair bir süreç yürütüldüğünü düşünüyor musunuz? Cemevlerinin mimari yapısı nasıl olmalıdır?

    Türkiye’de ne yazık ki cemevi inşaatı prototipi diye inancımızdan kaynaklı, inancımıza yanıt verecek bir mimari tarzı, stili örneğimiz yoktur. Neden yoktur? Köyde yaşayanlar bunu oluşturamadı ki. Bizim hiç mimarımız olmamıştır. Türkümüz boldur, ağıdımız boldur, mücadelemiz boldur, isyanımız boldur ama cemevi inşaatı diye bir mimari tarzımız olmamıştır. Köy koşullarında, kır koşullarında cemevleri içinde Aleviliği mimari anlamda anlatan, çağrıştıran mimari yöntemlere, usullere, planlara, projelere ihtiyaç vardır. Hacı Bektaş Veli Dergahı mimari anlamda buna bir örnek olabilir, Şahkulu Dergahı bir örnek olarak alınabilir,  Karacaahmet Dergahı örnek olarak alınabilir… Başka benzer dergahlar örnek olarak alınabilir. Arapkirli Cemevi’nin 700 yıllık bir mimarisi var. Çok mükemmel. Bunlardan bir sentez yapılabilir. Prototip bir cemevi örneği mimari anlamda yaratılabilir. Gereklidir de bence. Mevcut cemevlerinde en asgari düzeyde mühendislik-mimarlık anlamında bir estetizmden bahsedilemez. O estetikliği sağlamış olanlar vardır ama azdır. Cemevleri kent koşullarında Alevilerin sığındıkları, yaşadıkları ve yarına ulaşabilecekleri bir yerdir. Duvardan, taştan, kiremitten, kapıdan ibaret bir yapı değildir. Anlamı ve fonksiyonu büyüktür, vazgeçilmezdir. Devlet ister kabul etsin ister etmesin keyfi bilir, Aleviler her arzu ettikleri yerde arzu ettikleri kadar cemevi yapıyorlar, yapmaya da devam edecekler. Bu koşullarda böyle olmak zorundadır.

    Diren KESER-Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’

  • Aleviler hükümete seslendi: Kum, çimento değil, haklarımızı istiyoruz-VİDEO

    Aleviler hükümete seslendi: Kum, çimento değil, haklarımızı istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’da birçok cemevi ve dergâhın, İçişleri ve Kültür Bakanlığı yetkililerince ziyaret edilerek, ihtiyaçlarının olup olmadığının sorulmasına dair Alevi kurumları ortak açıklama yaptı. “Öncelikle eşit yurttaşlık talebimizin kabul görmesi gerekiyor” denilen açıklamada, yıllardır kabul edilmeyen talepler bir kez daha sıralandı.

    AKP hükümetinin İçişleri ve Kültür Bakanlığı yetkilileri tarafından cemevlerinin ziyaret edilerek; ihtiyaçların olup olmadığının sorulmasına ilişkin İstanbul Anadolu yakası Alevi vakıfları, cemevleri ve ocaklarından oluşan 43 Alevi kurumu yöneticisi, Kadıköy’deki Şahkulu Sultan Dergâhı‘nda ortak bir açıklama yaparak Cemevlerinin ibadethane sayılmasını ve eşit yurttaşlık temelinde maddi manevi haklarının karşılanmasını istedi.

    Sarıgazi Cemevi Başkanı Erdal Sağır tarafından okunan ortak açıklamada, “Yıllar önce devlet, uzun süren çalıştaylarla Alevilerin hak taleplerini dinledi. Bütün kurumlarımız ortak taleplerini devlete ve hükümete ilettiler. Bu çalıştay sonrasında geçen uzun süre içerisinde en ufak bir talebimiz yerine gelmediği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay kararları varken; bunları uygulamadı, iletişimler yarıda kaldı” ifadelerine yer verildi.

    “Türkiye genelinde aylardır cemevlerimiz ve kurumlarımız İçişleri ve Kültür Bakanlığı yetkilileri tarafından ziyaret edilmektedir” diyen Sağır, “Bir ihtiyacımızın olup olmadığı soruluyor. Son iki günde de Marmara bölgesinde İstanbul’da toplantılara devam ediyorlar. Umarız, bu çalışma da diğeri gibi yarıda kalmaz. Demokratik, laik, hukuk devleti olarak halkımızın beklediği eşit yurttaşlık taleplerimiz gerçekleşmiş olur. Temennimiz çok hızlı karar alabilen cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin taleplerimizi kabul etmesi” diye konuştu.

    Sağır, Alevi kurumlarının taleplerini ise şöyle sıraladı:

    “1- Cemevlerimiz ibadethanemizdir. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz.

    2- AİHM kararları uygulanmalıdır.

    3- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararları uygulanmalıdır.

    4- Eşit yurttaşlık temelinde maddi, manevi hak ve taleplerimiz karşılanmalı.

    5- Devlet zorunlu din dersleri adı altında verdiği eğitimle asimilasyon politikalarından ve Alevi köylerine cami yapma politikasından vazgeçmelidir.

    6- Kamuda personel alımlarında ayrımcılık yapılmamalı; liyakate göre işlem yapılmalıdır.

    7- Devlet tüm inançlara eşit mesafede durmalı; inançlara ve inanç merkezlerini tarif etmemeli.

    8- Birçoğu devletin elinde veya başka kimselerce işgal altında bulunan başta Hacı Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün elindeki tüm Alevi inanç merkezleri olan Şahkulu Sultan Dergâhı, Karaca Ahmet, Erikli Baba, Garip Dede vb. Alevi Bektaşi Dergâhları, Alevi kurumlarına verilmelidir.

    9- Devlet televizyonlarında Alevi inançlarına yer verilmelidir.

    10- Alevilere yönelik her türlü ayrımcı tutumlar, ortadan kaldırılmalı; ayrımcılık yapanlara karşı caydırıcı yaptırımlar oluşturulmalıdır. Ötekileştirilen tüm diğer gruplarla birlikte Alevileri de hedef alan nefret söylemleri, nefret suçları kapsamına alınmalıdır.

    11- Alevilerin kutsal mekanlarına yönelik yağmaya son verilmelidir. Munzur Baba, Abdal Musa, Keçeci Baba ve Alevilerce kutsal sayılan ziyaretgahların bulunduğu mekanlarda, maden, taş ocağı veya termik santral yapılmasına müsaade eden yapım ruhsatı iptal edilmelidir.”

    Barış KOP -Rıza ŞEKER / İSTANBUL

  • ‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’-VİDEO

    ‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’-VİDEO

    PİRHA-Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin yaptığı değerlendirmede Alevilerin büyük bütçelerle yapılan cemevlerine ihtiyacı olmadığının altını çizdi. Deniz, Alevi hareketinin Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemesi ve net duruşu bütün kurumlarıyla göstermesi gerektiğini belirtti.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    AYDIN DENİZ: Aleviler, cemevlerini köylerinde bulundukları en geniş evde gerçekleştiriyordu. Kentleşmenin getirdiği yaşam şekilleri aslında cemevlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. En büyük sebeplerinden bir tanesi de günlük hizmetlerin, Hakk’a uğurlama erkânlarının, yedisi, kırkı ve senelik yemeğinin verilmesi konusunda sıkıntı yaşanıyordu.

    Sorunlar camilerden kalkan cenazelerdi. İstediğimiz gibi Hakk’a uğurlama erkânı yapamıyorduk. Cemevi olgusu ortaya çıktı. Bir yandan Aleviliği orada yaşatmak, gelecek kuşaklara aktarmak; bir yandan da günlük hizmetlerin yürütülmesi sebebiyle cemevleri kurulmaya başlandı. Kentlerde çok büyük ihtiyaç iken, günümüzün şartlarında köylerde bile ayrı ayrı cemevleri yapılmaya başlandı. Bu Alevilikte yeni bir dönem açtı.

    “YEREL YÖNETİMLERDEN ALINAN DESTEKLE BERABER SİYASİ BİR KARŞILIK BEKLENİYOR”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    İhtiyaçların giderilmesi için Alevilerin oluşturduğu bir bütçe yok. Alevilikte lokmalar vardır ve lokmalarla biz ihtiyaçlarımızı ve hizmetlerimizi yürütüyoruz. Bu bağlamda acil olan ihtiyaçlar, özellikle cemevlerinin kurulması aşamasında iktidarlardan, belediyelerden yardım talebinde bulunuluyor. Eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde diğer ibadethanelere nasıl bütçe ayrılıyorsa, cemevleri için de geçerli olması gerekiyor. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı olmasına rağmen cemevlerine yasal statü tanınması konusunda hükümetin ısrarlı direnişi var. Gündemlerine bile almıyorlar.

    Yerel yönetimlerden alınan destekle beraber maalesef ki siyasi bir karşılık bekleniyor. Ekonomik sıkıntı nedeniyle buna mecbur kalan Alevi kurumları bu ilişkiyi yürütemiyor. Aslında bu sorun sadece yerelde bir kurum ile belediye arasında bir sorun değil. Bu sorun daha çok Alevilik ile siyaset ilişkisiyle ilgili. Aleviler bu konuda net ve ortak duruşu sağlamadığından dolayı, yerellere göre değişen kötü ve olumsuz örnekler yaşanabiliyor.

    Belli bir süre sonra yereldeki o kurum, o belediyenin aslında farkında olmadan yeri geldiğinde siyasi emellerine alet olmuş oluyor. Daha önce örneklerini gördük. İnancımızla alakası olmayan durumlar belediyeler tarafından yaratıldı ve kurumlar zor durumda bırakıldı. Alevi hareketinin, Alevilikle siyaset ilişkisini belirlemesi ve net duruşunu bütün kurumlarda göstermesi gerekiyor.

    “ALEVİLERİN BÜYÜK BÜTÇELERLE YAPILAN CEMEVLERİNE İHTİYACI YOKTUR”

    -Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında dahi sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan, Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı? Ayrıca Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı? 

    Cemevlerini yaparken Aleviliği yaşatmak adına yapılması gerektiğini ifade ediyorduk. Tabi yasal statüye kavuşturulmadığı ve belediyeler de bu işin içine girdiği için kültür merkezleri adı altında devasa binalar yapıldı. Bu binalar Alevi inancı ve mimarisine de uymayan binalar aslında. Cenaze erkanını yapacak alanın, cem salonunun olduğu ve lokmaların verildiği bir alanın olması yeterliydi. Ama şu an daha da farklı amaçlara hizmet eden cemevlerimiz var.

    Devasa binalar yapılırken bir yandan da aslında Alevilikten ve özünden uzaklaşılıyor. İçini dolduramayacak şekilde ortada kalan kurumlarımız var. Devasa binalar var ama hizmet ve projeler konusunda bir o kadar zayıf kurumlarımız ortada duruyor. Alevilerin büyük bütçelerle yapılan cemevlerine ihtiyacı yoktur. Mütevazı kurumlar yeterli olacaktır. Devasa kurumların varlığından ve bitirilememesinden de kaynaklı olarak da belediyeler veya farklı kurumlarla muhataplık kurularak yanlış işlere girişilebiliyor.

    “ISPARTA OLAYINDA ALEVİ HAREKETİ CİDDİ DERSLER ÇIKARTMALI”

    -Isparta Cemevinin açılışında yaşanan provokasyonda da görüldüğü üzere Alevilik ve Aleviler belediyeler üzerinden dizayn edilmek isteniyor. Sizce Alevi kurumlarının, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumda ve nasıl olmalıdır? Alevi kurumları, belediyeler ile hangi sorunları yaşıyor?

    Isparta’da yaşanan sadece Gani Kaplan’a (PSAKD Başkanı) yapılan bir saldırı değildi. Aslında Aleviliğe ve Alevilere yapılan bir saldırıdır. Ana taleplerimizi haykırmak için otuz yıldır mücadele ediyoruz. Alevi kurum başkanları olarak mitinglerde, sokaklarda, cemevlerinde her yerde bunları dillendiriyoruz. Alevilik ile siyaset ilişkisini kuramadığımızdan kaynaklı birçok sorun yaşadık ve son örneği de Isparta oldu.

    AKP’li belediye başkanının tavrına şaşırmıyorum. O görevini yaptı zaten. Biliyorsunuz son dönemde iktidar kanadında ciddi bir Alevi aşkı doğdu. Asimilasyon politikalarının yanında kendi Alevilerini yaratma çabası var. Yerelde de AKP ve MHP’li belediyelerin de ayrı bir çalışması var gibi. Cemevlerine destek verebiliyor hatta kendileri yapabiliyor. Mersin örneğinde yaşamıştık. Bunu aslında Alevileri kendi emellerine alet etmek için yapıyorlar. Alevilere duyduğu saygıdan ya da eşit yurttaşlık hakkından dolayı yapmıyorlar. Isparta’da da gördük. Diyanet İşleri Başkanlığı’na farklı misyonlar biçilmeye başlandı. Cumhurbaşkanı her açılışta ya da her pratikte yanında götürüyor. Adli yılın açılışında da, Yargıtay binasının veya Amerika’daki bir bina açılışında da yanında götürüyor, dualarla açılıyor.

    Onun dışında Isparta olayının bizlere acı gelen tarafı açıkçası AKP’li belediye başkandan daha çok oradaki Alevi duruşunun sağlanamaması, bu genel başkanlar düzeyinde değil, yerel yöneticiler tarafından ve organizasyonda aktif görev alan arkadaşlar tarafından özellikle sunum yapan, orayı organize eden arkadaşlar tarafından. Oradaki atmosfer farklı olabilir ama biz özellikle orada bulunan arkadaşların 20-30 yıldır Alevi mücadelesi vermesi, başkanın Dersimli olması yine Gani başkana (Gani Kaplan) uyarı yapıp kürsüden indirilmesini isteyenin Dersimli olması bize daha çok acı verdi.

    Kurumlar bizim için ihtiyaç ama bu tür kurumlar açıkçası Aleviliğe hizmet etmiyor. Tam tersi asimilasyona hizmet ediyor ve kötü örnekler oluşturuyor. Boşluğu doldurmak adına bu işte daha pişmemiş, Alevilik yolunu, Alevi kültürünü almamış canların yönetimlerde ve başkanlık görevinde yer almaları bu gibi durumlara neden olmaktadır.

    Daha önce de yapılan cemevlerinde özellikle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun destek olduğu cemevlerinde canlarımızın iyi niyetle bin bir emekle kazandıkları paraları lokma olarak buraya gönderiyor ama o cemevleri bir süre sonra ya devletle işbirliği içinde oluyor ya da Aleviliğin içinde olmayan durumlar yaratıyor. Ya da Isparta’daki örnek gibi farklı sorunlar yaratabiliyor.

    Bu bağlamda birincisi özellikle Avrupa’daki canlarımızın, örgütümüz olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu daha sonraki cemevleri yapımında bağımsız olan yerellerdeki Alevi kurumlarını muhakkak bir çatı örgütüne bağlanması şartını koymalı. Yani orada yapılacak bir açılış etkinliği, temel atma töreni ya da farklı etkinliklerin tek başına oradaki yerel inisiyatiflere ya da kişilere bırakılmaması, Alevi hareketine uygun ve Alevi duruşuna uygun şekilde ilerlenmesi konusunda bir duruş sağlaması gerekiyor ki ondan sonra bu yardımların yapılması ve cemevlerinin oluşturulması söz konusu olabilir diye düşünüyorum.

    İkincisi yine bağımsız da olsa, farklı örgütlere bağlı da olsa kurum yöneticilerimizin aslında biraz daha donanımlı, bu konuda emek harcamış ve orada yol gösteren duruş sergileyen insanlarımızdan seçilmesini, yoksa bile oraya geçici olarak görevlendirilecek bu konuda tecrübeli canlarımızın olması gerektiğini düşünüyorum.

    Çünkü yaşanacak olaylar hem Alevilerin gönlünde kırıklık oluşturuyor hem de yolu açıkçası kirletiyor. Gönüllerin bir olmadığı bir yerde de kalkılıyor semah dönülebiliyor. Bu semahta o salonda gönülleri kıran belediye başkanı veya vali yer alabiliyor.

    Isparta olayı gerçekten Alevi hareketi açısından ciddi derslerin çıkartılması gereken bir durum. Önümüzdeki süreçlerde böyle sıkıntıların yaşanmaması adına Alevi hareketi bu anlamda önlemlerini almalı eksikliklerini görmeli ve bu eksikliklere müdahale etmelidir diye düşünüyorum.

    “ALEVİ MECLİSİ OLUŞTURULMALI”

    Cemevleri Alevilerin inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Karşılamıyorsa neler yapılmalı, nasıl yol izlenmeli?

    İnançsal ve toplumsal ihtiyaçları karşılama konusunda yeterli olan cemevlerimiz de var. Bunu genelleştirmek çok sıkıntılı bir durum gerçekten. Yola uygun bir şekilde hareket eden, toplumsal sorumluluklarını da yerine getiren çok değerli kurumlarımız da var. Ama bunu yerine getiremeyen, iç asimilasyona hizmet eden farklı Sünni inançlarla ya da Şii inançlarıyla yoğrulan ve buna göre hizmetlerini şekillendiren cemevlerimiz de var.

    Aslında sorun Alevilerin birliğinin kurulamamasından ve biraz da yaptırımın olmamasından kaynaklı. Yerelde bir güç elde edip burada kurum oluşturan cemevini yapanların inisiyatifi kendi ellerinde tutmasından da kaynaklı bireysel olarak.

    Alevi hareketi olarak bir üst çatı ya da bir meclis oluşturamadığımız zaman yapılan yanlışlara müdahale etme şansımız da zayıf. Yani bir yere biz müdahale ettiğimizde “Bu bizim şubemiz niye karışıyorsunuz?” denilebiliyor. Bir bağımsız Alevi kurumuna müdahale ettiğinizde “Siz ne karışıyorsunuz?” denilebiliyor.

    Ama bir Alevi meclisi oluşturulursa ve Türkiye’deki tüm kurumlar buraya müdahil olsa ve orada hesap verip, verememe durumu yaşansa belki bu yaşanan eksiklikleri giderme konusunda inançsal ve toplumsal olarak eksikliklerimizi görme ve bunları giderme konusunda farklı aksiyonlar alınabilir. Ama şu anki haliyle birçok kurumumuz gerçekten layıkıyla bu işi yaparken, birçok kurumumuzda da gerçekten Aleviliğin özüne uymayan inançsal ritüellerin yapıldığını görüyoruz.

    Toplumsal olarak da 72 millete aynı nazardan bakan bir anlayışta olmamıza rağmen diğer halklara bakarken üstümüze düşen sorumlulukları yeterince yerine getirememe gibi sıkıntıları yaşıyoruz. Bu bağlamda bunun giderilmesi için de üst akılda buluşulması gerekiyor. Üst aklın yaratılabilmesi için de bu bağlamda yan yana gelmek gerekiyor. Sadece bizim yan yana gelmemiz değil. Türkiye’deki diğer bağımsız kurumların, cemevlerinin tüm kurumların çatı örgütleri, şubeleri de dâhil bir Alevi meclisi çatısı altında toplanması gerekir diye düşünüyorum.

    “CEMEVLERİ ALEVİ MİMARİSİNDEN ÇOK UZAK”

    Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Cemevlerinin mimarisi gerçekten sıkıntılı bir durum. Aslında öncelikle geçmişimizde bir cemevi tanımlaması ve şekli yok. Ama done olarak elimizde dergâhlar, ocaklar var. Bu yapılanmada Alevilerin kendilerine özgü mimarisi var. Bu mimarinin şu anda cemevlerinde uygulanmadığını ve yine günümüzün güncel sorunlarını gidermek adına ya da farklı kültürel çalışmaların yapılması adına ciddi bir uyumsuzluk yaşandığını görüyoruz. Kimi cemevleri camiye benziyor, kimi cemevleri plazalara benziyor, kimi cemevleri gerçekten mimari açıdan da böyle çok çirkin durabiliyor.

    Alevi hizmet yerini, dergâhlara baktığınızda göreceksiniz. Yatay ve cemal cemali görebileceği dairesel şekilde oluyor genelde. Yani dairesel olmasa bile hizmetlerin yapıldığı yerlerin birbirini görebilmesi, aynı avludan girilmesi gibi durumlar oluyor. Ama maalesef kentleşmenin getirdiği yapılaşma sorunu cemevlerine de yansıyor.

    Küçük arsalar üzerine sadece bahçe olmadan cemevleri yapılabiliyor ve çoklu katlar üzerinden sadece cem salonu değil morg,  ya da yıkama ve yemekhanesi dışında kültürel olarak tiyatro ya da konferans salonu, derslikler, farklı odalar eklenerek gündelik  yaşamlarımızı orada gidermeye yönelik çözümler üretiliyor. Ama Alevi mimarisine çok uzak. Ocaklarda ve dergâhlarda gerçekliğimizden de tamamen uzaklaşmış, yeni bir sıradan binalar oluşuyor.

    Bir tek tipleşme değil söylediğim şey ama mimarisinin de, hizmetlerinin de cemal cemale görülebildiği, yürütülebildiği şekilde yapılması aslında bir nevi de her şeyin daha şeffaf olabilmesi ve hizmet edenlerin de bu konuda yararlanacağı bir yer olması gerekiyor diye düşünüyorum.

    Ama maalesef şu anki hadise gerçekten inançsal boyutun da çok düşünülmeden, daha çok günlük yaşamsal boyutuyla düşünülerek hareket edildiği için farklı farklı ve ibadethaneye bu anlamda uyum sağlamayan maalesef bir çok devasa cemevlerimiz var diyebilirim.

    Barış KOP-CEBRAİL ARSLAN / İSTANBUL

     

     

     

  • İşkenceyle alınan ifadeyle 27 yıldır tutuklu; 3 yıl sonra tahliye olacak

    İşkenceyle alınan ifadeyle 27 yıldır tutuklu; 3 yıl sonra tahliye olacak

    PİRHA-27 yıldır tutuklu şair İlhan Sami Çomak’ın Avukatı Fırat Aydınkaya, CAN TV’de katıldığı programda dosyaya ilişkin konuşurken; “İlhan’ın dosyasında yalnız Türk Hukuku değil, modern Avrupa hukuku da çürüyor. Maalesef beyaz adamın hukuku geçerli” ifadelerini kullandı.

    27 yıldır tutuklu olan şair İlhan Sami Çomak‘ın Avukatı Fırat Aydınkaya, CAN TV‘de yayınlanan ‘Can’da Bu Sabah’ programına katılarak dosyaya ilişkin bilgiler verdi. “İlhan’ın dosyasında yalnız Türk Hukuku değil, modern Avrupa hukuku da çürüyor” diyen Aydınkaya, hukuk sisteminden beklentilerinin kalmadığını söyledi.

    Üniversite öğrencisiyken ‘örgüt üyeliğine üye’ olma iddiasıyla gözaltına alınarak tutuklanan İlhan Sami Çomak, AİHM’in hak ihlali kararının ardından İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanırken; 5 Ekim 2016’da yine müebbet almıştı.

    “TÜRKİYE’DE CİDDİ ADALET VE HUKUK SORUNU VAR”

    Dosyaya ilişkin hatırlatmalarda bulunan Av. Aydınkaya, Çomak’ın tutuklandığı döneme dair bilgiler verirken, “İlhan’ın dosyası Türkiye’deki tek sıkıntılı dosya değil. Malum Türkiye’de çok ciddi hukuk ve adalet sorunu var. İlhan’ın hikayesi 27 yıl öncesine dayanıyor. Faili meçhul cinayetlerin vaka-i adiyeden olduğu, köy yakmaların her gün yaşandığı, işkencelerin normal hukuk prosedürleri içine alındığı bir süreçte tutuklandı İlhan.

    15 gün boyunca gözaltında işkenceye tabi tutuldu. Soyut iddialarımız yok. İlhan kendisine işkence yapan polisin sesini tanıyabileceğini söyledi. Gerçekten somut iddialar bunlar. 15 gün gözaltında tutulup, işkenceyle ifadesi alındığında tutukluluk hikayesi de başlamış oluyordu. O esnada kendisine okutulmadan zorla imzalatılan ifade beyanı iddianame haline geldi. Bahsedilen iddianame mahkemenin gerekçesi haline geldi” diye konuştu.

    “MAALESEF BEYAZ ADAMIN HUKUKU GEÇERLİ”

    “İşkenceyle alınan bu ifadeyle 27 yıldır İlhan’ın hayatı çalınmış durumda” diyen Aydınkaya, “O dönem Devlet Güvenlik Mahkemeleri vardı. Askeri hakim yargılamaları tayin ediyordu. İlhan’ın hukuk hikayesi normal hukuk devletindeki bir hikaye değil. Darbe geleneğiyle bağlantılı bir hukuk yargılamasından geçti. İlhan’ın dosyasını normal ulus devlet hukukuna dahi riayet edecek noktaya getiremedik. Burada normal bir hukuk prosedürü yok. Açık konuşalım. Normal bir ulus devlet hukuku da cari değil. Maalesef beyaz adamın hukuku geçerli” ifadelerini kullandı.

    “AİHM’DE KAZANDIĞIMIZ DAVALAR TÜRKİYE’DEKİ ADALET MEKANİZMALARININ İÇİNDE KAYBOLUYOR”

    Aydınkaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına da değindi. AİHM’de kazanılan davaların Türkiye’deki adalet mekanizmaları içinde kaybolduğunu belirten Aydınkaya, şunları söyledi:

    “İlhan’ın dosyasında yalnız Türk Hukuku değil, modern Avrupa hukuku da çürüyor. AİHM eğer 2007’de verdiği kararın arkasında gerçek anlamda dursaydı; Öcalan veya Demirtaş kararlarında verdiği içtihatların arkasında gerçek anlamda dursaydı inanın bu tarz hukuka aykırılıklar yaşanmazdı. AİHM’in verdiği kararlar caydırıcı etkisi noktasında ciddi problemler yaşandığı için Avrupa Konseyi de bu konuda etkin bir organ olma hüviyetini kazanmış değil.

    O yüzden Strazburg’da kazandığımız davalar maalesef Türkiye’deki adalet mekanizmalarının içinde kaybolup gidiyor. 2007’deki AİHM kararından sonra yeniden yargılanma için başvuru yaptık. Yeniden yargılamada beklentilerimizin hiçbiri karşılanmadı. Dosyada, doğrulanmış, kanıtlanmış tek bir delil dahi yok. İnanın hiçbir yerde gerçek anlamda bir hakim bulabilmiş değiliz. Dosya hakimler arasında gidip geliyor. Bu gidişle İlhan büyük ihtimal infazı bittiğinde çıkacak. Hakimler inisiyatif kullanmadan, mahkemeler adil bir karar vermeden kendi infaz sistemi bitince çıkacak gibi görünüyor.

    “ÇOMAK, BÜYÜK İHTİMAL İNFAZI BİTİNCE TAHLİYE OLACAK”

    Bir aksilik olmazsa iki buçuk üç yıla yakın bir süresi var. İlhan üniversite öğrencisiyken gözaltına alındı. Genç bir çocuk olarak alıyorsunuz içeriye ve yaşlı bir insan olarak dışarı salıyorsunuz. Bu yalnız İlhan’ın trajik hikayesi değil. Hepimizin trajik hikayesi. İlhan’a yapılan şey aslında bize yapılan şeydir. Bu konuda duyarlı olmak gerekiyor. İnsanların hayatının dört duvar arasında çürütülmesi normal ve kabul edilebilir bir durum olmamalı.”

    “İLHAN İÇERİDE BİZ DE ADLİYELERDE DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Çomak‘ın sağlık durumuna dair de bilgiler veren Aydınkaya son olarak şöyle konuştu:

    “İlhan şair duyarlılığına sahip birisi olduğu için kendisini edebiyat veya başka aktivitelerle meşgul ettiği için ayakta kalıyor. Direniyor daha doğrusu. Hepimiz bir şekilde direniyoruz. Türkiye’deki iç hukuktan bir beklentimiz yok şu an. Anayasa Mahkemesi de ihlal başvurularımızı reddetti. Hukuk sisteminden çok bir beklentimiz kalmadı. İlhan içeride biz de adliyelerde direnmeye devam edeceğiz.”

    NE OLMUŞTU?

    1973 Bingöl-Karlıova doğumlu İlhan Sami Çomak 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken 22 yaşında ”örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklandı. Gözaltında ve daha sonra da tutukluluk sürecinde büyük işkenceler gördüğünü ve işkence altında hazırlanmış olan tutanaklarla yargılandığını belirttiği dava sonucunda 2000 yılında  DGM (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) Çomak’a idam cezası verdi. Ancak idam cezasının kalkması sebebiyle cezası müebbet hapse çevrildi.

    Yargıtay’daki onama kararının ardından tüm iç hukuk yolları tükenmiş olduğu için AİHM ‘e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) başvuru yapan Çomak hakkında AİHM, 2007 yılında Çomak için ”adil yargılama yapılmamıştır” kararı verdi. Defalarca tutuksuz yargılanmak için başvuruda bulundu ancak başvuru talepleri kabul edilmedi. AİHM’in yeniden yargılama kararından 6 yıl sonra 2013’te ikinci kez yargılanmaya başladı. Ancak, Çomak’ın cezası 2016’da Yargıtay tarafından somut hiçbir delil bulunamamasına rağmen bir kez daha onandı. İlhan Sami Çomak bugün itibariyle aralıksız 27 yıldır cezaevinde ve 27 yıldır düzyazı ve şiirlerini yazmaya devam ediyor.

    PİRHA / İSTANBUL