Etiket: AKP

  • Bingöl’de AKP-CHP ortaklığı!

    Bingöl’de AKP-CHP ortaklığı!

    PİRHA- Bingöl’de İl Genel Meclis Başkanlığı seçimlerinde CHP’nin de oy verdiği mevcut başkan AKP’li Nihat Doğu yeniden başkan seçildi.

    Bugün Bingöl’de İl Genel Meclisi başkanlık seçimi yapıldı. AKP’nin 11, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) 6, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 3, Yeniden Refah Partisi’nin 2,  DEVA Partisi’nin 1 sandalye ile temsil edildiği Bingöl İl Genel Meclisi’nde, başkanlık için AKP’den Nihat Doğu, DEM Parti’den Suna Sarı, Yeniden Refah Partisinden Ahmet Demirçelik yarıştı.

    Yapılan oylama sonucunda mevcut başkan Nihat Doğu 15 oy alarak yeniden İl Genel Meclis Başkanlığı’na seçildi. Suna Sarı 6, Ahmet Demirçelik 2 oy aldı. CHP’nin 3, DEVA Partisi’nin 1 il genel meclis üyesi AKP adayı Doğu’ya oy verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cuma Erçe: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ diyerek inancımızı yok sayamazsınız!-VİDEO

    Cuma Erçe: Cemevlerini ‘Kültürel Tesis’ diyerek inancımızı yok sayamazsınız!-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetmeliğinde cemevleri için “kültürel tesis” denilmesini kınadı. Erçe, “belediyelere yeni bir imkan veriliyormuş” imajı yaratıldığını belirterek “Aksine cemevlerinin ibadethane sayılamayacağı tescillenmiş oldu. Cemevilerini hala ‘cümbüş evi’ olarak akıllarında tarif eden ve yok sayan anlayışları devam ediyor” dedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 22 Ocak tarihli ‘Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde cemevleri için “kültürel tesis” isimlendirmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

    Hükümetin, cemevlerini ibadethane olarak kabul etmemesine karşılık tüm Alevi kurumları eleştirilerini dile getirdi.

    “BÜYÜK BİR ALDATMACA”

    Cemevlerinin, imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” başlığı altında tanımlanmasına karşı gelen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yönetmelikte “büyük bir aldatmaca” olduğunu söyledi.

    “Bakanlığın yayınladığı yönetmelik değişikliğinde aslında bizi hiç de şaşırtmayan, tamamıyla hükümetin hangi zihniyete sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyan bir tutum ortaya çıktı. Bu yönetmelik değişikliğinde sözüm ona belediyelerin elini güçlendirmek adına artık sosyal, kültürel tesis alanlarına cemevi yapılabileceği, sözüm ona halka da bu şekilde anlatarak ‘Bakın Alevilere yeni bir hak daha veriyoruz’ dercesine bir yönetmelik değişikliğine gidildi. Ama bu yönetmelik değişikliği büyük bir aldatmaca içeriyor. Çünkü geçmişte belediyeler imar çalışmaları yaparken yeşil alan, okul, cadde ve pazar yeri diye kimi işaretlemeler yaparken ‘cami yeri’ diye de belirtiliyordu. Fakat Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde bu değişmiş, cami yerine ‘ibadethane alanı’ olarak işaretlemeye geçilmişti. Dolayısıyla ibadethane içinde cami, cemevi, kilise ve havra da bulunmakta.

    Belediyeler açısından bir bölgenin imara açılması durumunda, ilgili işaretlemeler yapıldığında ‘ibadet alanı’ koyması tek başına yeterli. O bölgedeki insanların ihtiyacı, talepleri doğrultusunda hareket edilebilir. Fakat tekçi, inkarcı, asimilasyoncu sistemin ürünü olan bu hükümetler, Cumhuriyet döneminin başından bu yana Aleviliği tanımayan, aslında tümden ortadan kaldırılması gereken bir inanç topluluğu olarak değerlendiren anlayış, belediyelere yeni bir imkan veriyormuş gibi gösterip, tersine cemevlerinin ibadethane sayılamayacağını tescillemiş oldu.”

    YOK SAYAN ANLAYIŞLARI DEVAM EDİYOR”

    Cuma Erçe, Alevi inancına dair devlet geleneğinde hiçbir değişimin olmadığının altını çizdi. Erçe, asıl amaçlananın, Aleviliğin özünden koparılması olduğunu ifade etti.

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kuranlar da bunlar! Ama demek ki o başkanlıktaki ‘Cemevi’ ifadesi de Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğuna göre orası da aslında bir ibadethane olarak görülmemiş. Bunun da teşhisi oldu. Dolayısıyla defalarca kez kamuoyuna duyurduğumuz haliyle bu hükümetin, bundan önceki hükümetlerde de olduğu gibi Aleviliğe bakış açısında değişen bir şey yok. Aleviliği bir inanç olarak görmeyen, cemevilerini hala ‘cümbüş evi’ olarak akıllarında tarif eden ve yok sayan anlayışları devam ediyor. Aynı zaman dilimi içerisinde Mecliste o partinin grup başkan vekili, ‘Suriye’de Müslümanlar öldürülüyorken gıkını çıkarmayanlar bugün Aleviler katlediliyor diye sokaklara çıkıyorlar’ diye cümle kullandı. Bu hükümet de Osmanlı ve Selçuklu anlayışını sürdürüyor. Aynı anlayış geçmiş yıllarda da ‘Alevi’ adıyla kurulmuş olan federasyonumuza, derneklerimize dava açmıştı. İlerleyen zamanlarda ‘Bir tane ibadethane vardır, o da camidir. Hepimiz Müslümanız. Müslüman olan kişi o camiye gider’ diyen anlayışın devamı niteliğinde bir uygulama.

    Aleviler açısından bu açıklamalar ya da bakanlığın bu yönetmelik değişikliği bir sürpriz değildi. Hatta her zaman karşılaştığımız ama alışmayacağımız bir durum olarak kaldı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Alevi kurumlarından, AKP’li vekilin sözlerine tepki: Bu dil Yezid’in dilidir!

    Alevi kurumlarından, AKP’li vekilin sözlerine tepki: Bu dil Yezid’in dilidir!

    PİRHA- AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Meclis’te Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara ilişkin kullandığı ifadelere Alevi çatı örgütleri sert tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, kullanılan dilin “Kerbela’da Yezid’in dili” olduğu belirtilerek, AKP’nin Alevilere yönelik katliamlar karşısında ideolojik ve inançsal olarak taraf olduğu vurgulandı

    AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara ilişkin Meclis Genel Kurulu’nda sarf ettiği sözlere Alevi çatı örgütlerinden sert tepki geldi. Yapılan ortak açıklamada, “AKP, Alevilerin katledilmesine ideolojik ve inançsal olarak taraftır” denildi.

    Ankara Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın 8 Ocak’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, çok sayıda Alevi kurumunun tepkisini çekti. Usta, söz konusu konuşmasında, “Suriye’de Müslümanlar katledilirken 13 yıl boyunca gıkını çıkarmayanlar, şimdi Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırıyor” ifadelerini kullanmıştı.

    “BU SÖZLER HTŞ VE IŞİD’İN HAMİSİ OLDUKLARININ GÖSTERGESİDİR”

    AKP’li Leyla Şahin Usta’nın açıklamalarının ardından Alevi çatı örgütleri, “AKP öfkeli çocuklarının katliamını savunuyor!” başlığıyla yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, AKP’nin Alevilere yönelik katliamlar karşısındaki tutumunun açık olduğu vurgulandı.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “AKP Grup Başkan Vekili’nin bu sözleri, HTŞ katillerinin ve IŞİD canilerinin hamisi olduklarının en net göstergesidir. Bu sözler, AKP’nin ‘çocuklarının’ Suriye’de Alevilere, Süryanilere, Kürtlere ve Hristiyanlara yönelik soykırımını normalleştiren zihniyetinin ta kendisidir.”

    “BU DİL KERBELA’DA YEZİD’İN DİLİDİR”

    Açıklamada kullanılan dilin tarihsel ve siyasal anlamına da dikkat çekildi. AKP’li Usta’nın sözlerinin yalnızca güncel değil, tarihsel bir zihniyeti yansıttığı belirtilerek şu değerlendirme yapıldı:

    “Kullanılan bu dil, Kerbela’da Yezid’in dilidir. Bu dil, Sivas’ta ‘Gazanız mübarek olsun’ diyen, zaman aşımı kararı sonrasında ‘hayırlı olsun’ diyen zihniyetin dilidir.”

    Alevi kurumları, AKP’nin Alevilerin katledilmesini yalnızca görmezden gelmediğini, bunu meşrulaştıran bir tutum sergilediğini vurguladı.

    “AKP ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE TARAFTIR”

    Açıklamada, AKP’nin Alevilere yönelik katliamlar karşısındaki konumunun açık olduğu ifade edilerek şu sözlere yer verildi:

    “AKP, Alevilerin katledilmesini meşru görmekle yetinen bir parti olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Çünkü AKP, Alevilerin katledilmesine ideolojik ve inançsal olarak taraftır. HTŞ ve IŞİD ise İbni Teymiyye zihniyetinin günümüzdeki temsilcileridir. Suriye’de Alevi, Hristiyan ve Kürtleri katleden caniler bu akıldan beslenmektedir.”

    Açıklamada, “Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırmak” ifadesinin, katilleri değil katledilenleri suçlamak anlamına geldiği belirtilerek bu yaklaşımın kabul edilemez olduğu vurgulandı.

    “BU SUÇA SESSİZ KALANLAR ZALİMİN ORTAĞIDIR”

    Alevi çatı örgütleri, AKP ile işbirliği içinde olan ya da bu politikalara sessiz kalan kesimlere de çağrıda bulundu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “AKP işbirlikçisi olan ve onun yağlı pilavından medet umanlar şunu iyi bilsinler ki; bu suça sessiz kalarak kendileri de zalimin ortağı olmuşlardır.”

    Açıklamanın devamında, Suriye’de HTŞ’ye karşı mücadele eden halklarla dayanışma vurgusu yapıldı. Alevi kurumları, Suriye’de yaşayan tüm halkların barış içinde bir arada yaşayacağı demokratik bir gelecekten yana olduklarını belirtti.

    “Biz Aleviler; 2013 yılından beri Suriye’de katledilen tüm mazlum halkların ve inançların yanındaydık ve yine olmaya devam edeceğiz. Suriye’deki her bir toplumun barış içerisinde birlikte yaşayacağı Demokratik Suriye’nin kurulmasını savunuyoruz.”

    Açıklama şu sözlerle sona erdi:

    “Suriye Alevilerinin, HTŞ çetelerine karşı direnişini selamlıyoruz ve her daim yanlarındayız.”

    AÇIKLAMAYA İMZA ATAN KURUMLAR

    Açıklamada imzası bulunan kurumlar şöyle sıralandı:

    • Alevi Bektaşi Federasyonu

    • Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu

    • Türkiye Alevi Federasyonu

    • Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu

    • Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

    • Alevi Kültür Dernekleri

    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

    • Avrupa Arap Alevileri Federasyonu

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın sözlerine Alevilerden tepki gecikmedi!

    AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın sözlerine Alevilerden tepki gecikmedi!

    PİRHA- Meclis Genel Kurulu’nda konuşan AKP Grupbaşkan Vekili Leyla Şahin Usta, Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar, bugün Aleviler öldürülüyor diye, ortalığı ayağa kaldırıyor” dedi. Usta’nın sözlerine tepki gösteren PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “AKP hükümetinin ve sahip olduğu zihniyetin ne olduğunu o kadar net ortaya koymuş ki hanımefendi; biz ne desek bunların zihniyetini bu kadar açık anlatamazdık” dedi.

    AKP Grupbaşkan Vekili Leyla Şahin Usta, Meclis Genel Kurulu’nda Suriye’deki süren Alevi katliamını meşrulaştıran bir konuşma yaptı. Konuşmasında, “Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar, bugün Aleviler öldürülüyor diye, ortalığı ayağa kaldırıyor” diyen Usta’ya tepki gecikmedi.

    “GERİCİ, IRKÇI, FAŞİST ZİHNİYETİNİZE LANET OLSUN”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, AKP Grupbaşkan Vekili Leyla Şahin Usta’nın sözlerine şu şekilde tepki gösterdi:

    “AKP hükümetinin ve sahip olduğu zihniyetin ne olduğunu o kadar net ortaya koymuş ki hanımefendi; biz ne desek bunların zihniyetini bu kadar açık anlatamazdık. Bizim için yeni bir şey değil, sürpriz hiç değil. Dil sürçmesi hiç ama hiç değil. Bu zihniyetin başı, Sivas Madımak Katliamı davası zaman aşımına uğratıldığında “vatanımıza milletimize hayırlı uğurlu olsun” dememiş miydi?

    Bu zihniyet, cemevleri cümbüş evi diyen bir zihniyet değil mi? Bu kafa Sivas katillerini savunan, savunma avukatlarını devletin üst kademelerine taşıyan, katilleri serbest bırakan kafa… Bu anlayış, Suriye’de kelle kesen cihatçı, selefi çetelere arka çıkan, eğiten donatan bir anlayış… Bunlar, Berkin Elvan’ın annesini miting meydanlarında yuhlatanlar… Söylenecek çok şey var ama, boğazımıza düğümleniyor sözler… Gerici, ırkçı, faşist zihniyetinize lanet olsun…

    Biz hala aynı noktadayız. Halkı kin ve nefrete teşvik edenler sizlersiniz. Bu halkı birbirine karşı kışkırtmaya devam ediyorsunuz. Çünkü buna ihtiyacınız var. Halka karşı uyguladığınız zulmün üzerini örtmek istiyorsunuz. Aç, sefil bıraktığınız emekçileri kendi gündemlerinden uzaklaşmasını istiyorsunuz…

    Biz hala aynı yerdeyiz. 72 millete aynı nazarda bakmaya devam edeceğiz. Halklar arasına düşmanlık değil, dostluk tohumları ekeceğiz. Sizinle ve zihniyetinizle değil ama, halklar ile barış içinde kol kola, bir arada yaşamı savunacağız…

    Kimsenin dilinden, inancından, milliyetinden, cinsiyetinden, renginden dolayı ötekileştirilmediği, katledilmediği bir dünyayı mutlaka kuracağız…”

    AKP’li Leyla Şahin Usta’nın TBMM’de sarf ettiği sözlere tepki gösteren DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Yalnızca bir dil sürçmesi değil; Alevi toplumunu hedef alan, inanç temelli ayrımcılığı derinleştiren nefret dolu ve son derece tehlikeli bir siyasi tutumdur” dedi.

    Usta’nın sözlerinin Suriye’de Alevilere yönelik katliamları meşrulaştırmaya hizmet ettiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz Aleviler için insan hayatı mezheple ölçülmez. Alevilikte zulme uğrayanın kimliği değil, uğradığı zulüm esastır. Bu nedenle Aleviler, Suriye’de hangi topluma yönelik olursa olsun sivil katliamlara dün de bugün de karşıdır. Ancak kamuoyunu yanıltan önemli bir gerçek görmezden gelinmektedir: Esad yönetiminin devlet aygıtı ve bürokrasisinin ezici çoğunluğu (%90’a yakını) Sünni Araplardan oluşmaktaydı ve şu an birçoğu görev yapıyor. Tüm yaşananları mezhepsel bir “Alevi iktidarı” anlatısına indirgemek, tarihsel bir çarpıtmadır. Bu çarpıtmayı şu soruyla netleştirelim: IŞİD on binlerce insanı katletti, kadınları köleleştirdi, çocukları infaz etti. Peki bunları yaptı diye Sünnileri suçlayıp “Sünniler yaptı” demek mi gerekiyor ? Demek ahlaksızlık olurdu.

    Çünkü hiçbir inanç topluluğu, bir suç örgütünün ya da iktidarın işlediği suçlarla özdeşleştirilemez. O halde bugün de açıkça söylüyoruz: Alevilere yönelik katliamları meşrulaştırmak için kurulan mezhepçi dil, IŞİD vahşetini tüm Sünnilere maal etmek kadar yanlıştır.

    Bir halkın acısını başka bir halkın acısıyla yarıştırmak vicdansızlıktır. Bir inanç grubunu kolektif suçlu ilan eden her söylem, savaş kışkırtıcılığıdır.

    Aleviler savaşın tarafı olmadı. Bizim yolumuz rıza yolu, canı kutsal sayan, barışı savunan yoldur. Bu nedenle diyoruz ki: Alevi ölümlerini önemsizleştiren her söz, yeni ölümlerin yolunu açar.

    Mezhep diliyle kurulan her cümle, savaşı büyütür. TBMM çatısı altında konuşan herkes bilmelidir: Aleviler bu topraklarda susarak değil, bedel ödeyerek var oldu. Hiçbir halkın acısı üzerinden başka bir halkı hedef göstermeye izin vermeyeceğiz. Katliamın mezhebi olmaz. Zulmün bahanesi olmaz. Savaş diliyle barış kurulmaz. Bu coğrafyanın ihtiyacı mezhepçi kışkırtmalar değil; Barış dili olmalıdır.”

    AHAD DER: ALEVİLİK HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEMENİN ADIDIR

    Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD DER) de, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin’in Aleviler hakkında kullandığı ifadelerin, İslam’ı tarihsel, ahlaki ve inançsal bütünlüğünden koparan, açıkça mezhepçi ve ötekileştirici bir anlayışın yansıması olarak değerlendirdi.

    Kullanılan dilin, toplumsal barışı zedeleyen ve farklı inançları hedef haline getiren tehlikeli bir yaklaşım olduğununun belirtildiği açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Emevi siyasal geleneğini kutsayan, dışlayıcı ve tahakkümcü bu “Müslümanlık” yorumu biz Alevilerin inancı değildir. Alevilik, iktidarın değil vicdanın; baskının değil adaletin yanında duran bir yol ve yaşam felsefesidir.

    Aleviler; Hz. Muhammed’e, Ehl-i Beyt’e ve 12 İmamlar’a bağlı, hak ve hakikat yolunu esas alan halklardır. İnancımız; insanı merkeze alan, zulme karşı direnmeyi, eşitliği, paylaşımı ve kardeşliği ilke edinen bir yaşam anlayışıdır. Bu yol, tarih boyunca mazlumdan yana olmanın, haksızlığa boyun eğmemenin adıdır.

    Aleviliği çarpıtan, inancımızı siyasal hesaplara malzeme eden ve bizleri ötekileştiren her söylem, yalnızca Alevileri değil, birlikte yaşama iradesini de yaralamaktadır. Aleviler bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır; inançları üzerinden hedef gösterilemez, tahkir edilemez.

    Bu nedenle Leyla Şahin’in mezhepçi ve ayrıştırıcı söylemleri nedeniyle Alevi toplumundan açıkça özür dilemesini, kullandığı dili düzeltmesini ve kamusal sorumluluğunun gereğini yerine getirmesini bekliyoruz. Eşitlikten, laiklikten ve halkların kardeşliğinden yana mücadelemiz sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Gazeteci Fatih Polat: Pek çok taşın yerinden oynadığı bir yıl oldu!-VİDEO

    Gazeteci Fatih Polat: Pek çok taşın yerinden oynadığı bir yıl oldu!-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Fatih Polat, 2025 yılını değerlendirirken, hem Türkiye’de hem de bölgede “pek çok taşın yerinden oynadığı” bir dönemin geride kaldığını söyledi. Ekonomik yoksullaşmadan emek hareketine, medya üzerindeki baskılardan Kürt sorunu ve barış sürecine kadar geniş bir çerçevede değerlendirmelerde bulunan Polat, sendika bürokrasisinin sınıf hareketindeki rolüne dikkat çekti; 2025’in aynı anda hem baskıların hem de kitlesel mücadelelerin yılı olduğunu vurguladı.

    Gazeteci Fatih Polat, 2025 yılını değerlendirdi.

    AKP–MHP iktidarının iç ve dış politikaları doğrultusunda Türkiye’nin 2025’te daha da kritik bir sürece girdiğini belirten Polat, uygulanan ekonomi programlarının işçi, memur ve emeklileri derin bir yoksulluğa sürüklediğini ifade etti. 2026 yılı için belirlenen asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasının, krizin daha da derinleşeceğinin göstergesi olduğunu söyledi.

    Bir önceki yıla kıyasla 2025’in sokak hareketlerinin arttığı bir yıl olduğuna işaret eden Polat, “yeni anayasa” ve “barış” taleplerinin daha geniş kesimler tarafından dillendirildiğini kaydetti. Bu süreçte itirazların sokağa taşmasıyla birlikte halk hareketlerinin yanı sıra basın emekçilerinin de hedef haline geldiğini belirten Polat, televizyonlara kayyım atanmasını, muhalif gazetecilere dönük soruşturma ve operasyonları hatırlattı.

    Muhalefetin bütünüyle susturulmak istendiği bir yıl yaşandığını söyleyen Polat, buna karşın toplumsal barış açısından da yeni bir döneme girildiğini vurguladı. 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın, hem iktidar hem de muhalefet cephesinde yankı bulduğunu ifade etti.

    “SİLAH TEKELLERİNİN KAZANDIĞI BİR YIL”

    2025’i küresel ölçekte değerlendiren Fatih Polat, dünyada sağ siyasetin güç kazandığı bir dönemden geçildiğini, Ortadoğu’da ise ABD öncülüğünde tarihsel bir kırılmanın yaşandığını dile getirdi. Gazze saldırılarıyla birlikte İsrail’in çevresindeki ülkelerin “ordusuzlaştırma operasyonlarına” dahil edildiğini belirten Polat, şunları söyledi:

    “60 binden fazla Filistinlinin katledildiği bir yakın coğrafyadan bahsediyoruz. Ardından bir ‘Amerikan barışı’ geldi ve sonuç olarak yine Amerika’nın çıkarları garanti altına alındı. Gazze’yi yeniden yapılandırma ve bir tatil bölgesine dönüştürme söylemi de bu sürecin parçasıydı.

    Bu dönemde, başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin silah teknolojilerinin yeni ürünleri, insanların canı ve kanı pahasına Ortadoğu sahasında test edildi. 2025, aynı zamanda ekonomik kriz emarelerinin konuşulduğu bir dönemde silah tekellerinin borsada kârlarını katladığı bir yıl oldu.”

    “YOKSULLAŞMA DERİNLEŞTİ EMEK HAREKETİ İNİŞLİ ÇIKIŞLI SEYRETTİ”

    Ekonomik yoksullaşmanın Mehmet Şimşek programıyla birlikte daha da derinleştiğini söyleyen Polat, emek hareketinin yıl içindeki pratiklerine de dikkat çekti. Türkiye’nin yılı, ilk kez açlık sınırının altında belirlenen bir asgari ücretle kapattığını hatırlatan Polat, şu değerlendirmede bulundu:

    “Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırının 30 bine dayandığı bir dönemde 28 binli rakamlarda bir asgari ücret belirlendi. Asgari ücret yalnızca bir kesimi değil, tüm emekçileri ilgilendiren bir standarttır. Toplu sözleşmelerin tamamında ölçü alınan bir referanstır bu. Bu programın uygulanmasında emperyalist kurumların baskılarının da etkili olduğu bir süreç yaşandı.”

    Emek mücadelesinin yıl boyunca inişli çıkışlı seyrettiğini belirten Polat, Tokat’ta Şık Makas işçilerinin direnişini örnek gösterdi. DİSK’in Ankara yürüyüşünü hatırlatan Polat, sendikal yapıların tutumuna ilişkin ise şu eleştiriyi yaptı:

    “HAK-İŞ’i iktidara yedeklenmiş bir konfederasyon olarak saymıyorum bile. Türk-İş açısından ise belki de en kötü dönemlerinden biri yaşanıyor. Türk-İş başkanının masada olmamayı bir tür ‘suç ortaklığından kurtulma’ gibi sunması kabul edilemez. Oysa Türk-İş masada ve sahada olsaydı, Türkiye’nin en büyük konfederasyonu olarak bu tablo ortaya çıkmazdı. Sınıf hareketindeki sendika bürokrasisinin pozisyonu, emekçilerin ezilmesinde pay sahibidir.”

    Polat, yılın sonuna doğru düşük ücretli otellerde kalmak zorunda kalan emeklilerin, otogarlarda yaşayan ailelerin haber olduğunu hatırlatarak, “Türkiye sokakta yaşayan insan sayısının arttığı bir yöne girdi. Yoksullaşma çok daha derinleşti” dedi.

    “HEM BASKI HEM MÜCADELE YILI”

    2025’e damga vuran siyasal gelişmelerden birinin Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar olduğunu söyleyen Polat, İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve ardından tutuklanmasını hatırlattı. Ancak bu sürecin yalnızca bir baskı dönemi olarak okunamayacağını vurguladı:

    “İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatları yıkarak başlattığı mücadele, Gezi’den sonra Türkiye’nin dört bir yanında kitlesel protestolara yol açtı. Maltepe’de yaklaşık 2 milyon kişinin katıldığı eylem, İBB’ye kayyım atanması planını durdurdu. Bir yanda gözaltılar ve tutuklamalar var ama diğer yanda iktidarın her istediğini yapamadığı bir tablo da var. Türkiye, mücadele nüveleriyle yeni bir yıla giriyor.”

    “ÖCALAN YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI AÇTI”

    2025’in en önemli siyasal başlıklarından birinin Barış ve Demokratik Toplum Süreci olduğunu belirten Polat, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının ardından yaşanan gelişmeleri şöyle değerlendirdi:

    “PKK, çağrı doğrultusunda fesih kongresi gerçekleştirdi. 11 Temmuz’da Meclis’te bir komisyon kuruldu, toplantılar yapıldı, raporlar hazırlandı. DEM Parti, Emek Partisi ve TİP’in raporları Kürt meselesinin kök nedenlerine eğilen bir yerde duruyor. CHP’nin raporu ise ürkek ve beklentileri karşılamaktan uzak. İmralı konusundaki tavrı da doğru değildi. Oysa bu komisyon Öcalan’ın talebiyle kuruldu.”

    AKP’nin süreci iktidarını pekiştirme ve muhalefeti bölme aracı olarak değerlendirmek isteyebileceğini söyleyen Polat, buna rağmen demokratik güçlerin sürece edilgen değil, müdahil bir aktör olarak yaklaşması gerektiğini vurguladı.

    “MEDYADA DA PEK ÇOK TAŞ YERİNDEN OYNADI”

    Medya alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Polat, AKP döneminde gazetecilere yönelik baskıların yeni bir evreye geçtiğini söyledi. Daha önce ağırlıklı olarak Kürt basını ve muhalif medya hedef alınırken, artık iktidara yakın isimlerin de bu baskıdan payını aldığını belirtti.

    “Fatih Altaylı’nın tutuklanması, medya içindeki yapıların, iktidar–sermaye ilişkilerinin ve Erdoğan sonrası tartışmaların bir yansımasıdır. 2025, Bilal Erdoğan’ın yeniden sahneye çıktığı, çeşitli açılışlarda boy gösterdiği bir yıl oldu. Tüm bu arka planla birlikte 2025, gerçekten de pek çok taşın yerinden oynadığı bir yıl oldu. Türkiye 2026’ya böyle giriyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    İmralı’ya gidecek komisyonda, daha önce isimleri açıklanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman yer alıyor.

    Meclis’te kurulan Komisyon, geçtiğimiz cuma günü İmralı’ya gitmeyi oylamış, DEM Parti, AKP, MHP, EMEP ve TİP üyelerinin oylarıyla gitme kararı almıştı.

    CHP ve Yeni Yol Grubu İmralı’ya gidecek heyete üye vermezken, CHP’nin tavrı tartışmalara yol açtı.

    PİRHA/ANKARA

  • AKP İmralı için ‘Evet’ dedi!

    AKP İmralı için ‘Evet’ dedi!

    PİRHA- İmralı gündemiyle toplanan AKP’nin komisyon üyeleri, “Cumhur İttifakı ile birlikte ziyarete olumlu oy kullanacağız” kararı aldı.

    AKP, Meclis Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yarın yapacağı toplantı öncesi bir araya geldi. Komisyonun AKP’li üyeleri partinin grup başkanı Abdullah Güler başkanlığında Meclis’te toplandı. Toplantı sonrası konuşan AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, “Parti olarak, Cumhur İttifakı ile birlikte İmralı ziyaretine olumlu fikir beyan ediyoruz. Oylama olursa olumlu oy kullanacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP Lideri Özel: Erdoğan sorumluluk alacak!

    CHP Lideri Özel: Erdoğan sorumluluk alacak!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidip gitmeyeceğine dair değerlendirmelerden bulunarak, “Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP’ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı tamamen kendisini buradan kenara çekecek. Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey’in, bilsin. Sorumluluk alacak” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu Silivri’deki cezaevinde ziyareti ardından Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidip gitmeyeceğine dair değerlendirmelerden bulundu.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin bugünkü grup toplantısında yaptığı “Komisyonun bundan sonraki oturumları dahil sonraki süreçte aynı yapıcı, sağ duyulu ilerleyeceğine inanıyorum. Komisyonun Türkiye’nin güvenli geleceği için en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum” cümlelerine işaret eden CHP Genel Başkanı Özel, Erdoğan’ın sorumluluk almak istemediğini ifade etti.

    “SORUMLULUK ALACAK”

    Özel açıklamasında şunları dile getirdi:

    “Dünkü konuşmalardan sonra gerçekten Sayın Bahçeli açısından şunu söylemek lazım, gurur duyması lazım grubuyla. İp attığında da ‘Adaya ben gideceğim dese de ayağa kalkıp alkışlıyorlar. İşin o boyutuna benim söyleyecek bir sözüm yok. Çünkü hep aynı şeye ayağa kalkmıyorlar ama hep ayağa kalkıyorlar. Sayın Erdoğan’a söyledi dün söylediklerinin hepsini. Ben bugün cevabını görmedim. Ne ada diyor ne İmralı. Bir süreç yürüyecek. Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP’ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı tamamen kendisini buradan kenara çekecek. Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey’in, bilsin. Sorumluluk alacak. Onlar boğulsun biz burada kuru duralım diyor. Herkes konuşsun biz konuşmayalım, cuma günü kapalı oturum yapıp içeride konuşalım, bunu da millete göstermeyelim. Sonra da bir şey olunca faydası bana olsun, hasarı müşterek olsun. Hesabın bu olduğunu millet görüyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İmralı’ya gidiş düğümü çözer mi? Gözler komisyonda!

    İmralı’ya gidiş düğümü çözer mi? Gözler komisyonda!

    PİRHA- Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gidişi Türkiye’nin gündeminde. Cuma günü İmralı’ya gidiş için karar verecek olan komisyonda salt çoğunluk mu, yoksa oy birliği mi çıkacak? 

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci yeni bir aşamaya geçiş yapmanın arifesinde. Bir taraftan sorunun çözümü ve demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması için kurulan Meclis komisyonu çalışmalarının son aşamasına gelirken, diğer taraftan İmralı’da Öcalan’ın çağrılarına olumlu yanıt veren ve kendini feshetme kararı alan PKK adımlar atmaya devam ediyor.

    DEM Parti yetkilileri yasal düzenlemelerin ve kararnamelerin sorunun çözümüne katkıda bulunması ve toplumdaki güven arttırılması noktasında iktidarın çalışmalarını hızlandırması çağrılarını yinelerken, komisyonun bir an önce Öcalan’la görüşmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

    Sürecin başından itibaren ezber bozan açıklamalar yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli bir açıklama daha yaparak, komisyonun İmralı’ya gitmemesi durumunda kendilerinin gideceğini belirtti. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Bahçeli’nin açıklamasına destek verirken, gözler komisyona çevrildi.

    Komisyonda bulunan 53 üyeden 31’İnin olumlu yönde oy kullanması durumunda ziyaret kararı alınacak ve ziyarete dair gün, saat planlaması ve İmralı’ya gidecek komisyon üyeleri belirlenecek. AKP’nin 22, DEM Parti’nin 5, MHP’nin 4, Yeni Yol Grubu’nun 3, TİP ve EMEP’nin oyları ile gerekli olan 31 üye sayısı yakalanabiliyor. Bu nedenle ziyarete dair olumlu kararın çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor.

    AKP kanadı net bir renk vermiş değil. Erdoğan- Bahçeli görüşmesinde İmralı’ya gidişin konuşulduğu ve bir mutabakata varıldığı konuşulurken, AKP’nin CHP’nin tavrına göre yol alacağı da ifade edilen görüşler arasında.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısında yaptığı konuşmasında, “Cumhur ortağımız Sayın Bahçeli de ilk günden itibaren ufuk açıcı açıklamalarıyla eşsiz katkılar sağladı. Komisyonun bundan sonraki oturumları dahil sonraki süreçte aynı yapıcı, sağ duyulu ilerleyeceğine inanıyorum. Komisyonun Türkiye’nin güvenli geleceği için en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum. Terörsüz Türkiye süreci ile ülkemizi yarım asırlık bir prangadan, büyük bir beladan kalıcı olarak kurtulacağız. Komisyon şu ana kadar çok kıymetli çalışmalar yaptı. Terörsüz Türkiye titizlikle ilerliyor. Komisyonun Türkiye’nin geleceği için en doğru, en isabetli kararı vereceğine yürekten inanıyorum” diyerek Cuma günü yapılacak komisyona topu attı.

    Komisyonda 11 üyesi bulunan ve ne tavır alacağını netleştirmemiş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “Komisyon’da görevli arkadaşlarımızla perşembe günü toplantı yapacağız” dedi. Bu toplantının ardından CHP’nin tavrı belirlenmiş olacak. CHP’li bazı isimler İmralı’ya gidişe karşı çıkarken, İmralı’ya gidişin özellikle Kürt sorununun demokratik yolları çözülmesine katkı sağlayacağını görüşünü benimseyenlerde ağırlıkta yer alıyor.

    Komisyonda birer üyeye sahip HÜDA-PAR, Yeniden Refah Partisi (YRP), Demokratik Sol Parti (DSP) ve Demokrat Parti’nin (DP) ise ziyarete karşı tutum alacağı belirtiliyor.

    Meclis’te kurulan komisyon, Cuma günü Öcalan’ı ziyaret etme gündemi ile 21 Kasım Cuma günü saat 14.00’te toplanma kararı aldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Güzel sanatlar lisesinde zorunlu ders gibi ‘AKP ve şeriat’ içerikli oyun!

    Güzel sanatlar lisesinde zorunlu ders gibi ‘AKP ve şeriat’ içerikli oyun!

    PİRHA – Çanakkale Akçansa Güzel Sanatlar Lisesi’nde sahnelenmesi planlanan ‘Kim Var?’ adlı oyun, velilerin tepkisine sebep oldu. Oratoryo metninde AKP ve şeriat vurgusu olduğunu söyleyen veliler, “Veli onayı alınarak öğrencilerin bu oyuna dahil edilmeleri gerekiyordu ama hiçbir veliye o belgeler gönderilmemiş, tam tersine velilere ‘Çocuğunuz katılmak zorunda’ şeklinde zorlama yapılıyor” diye belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü, 30.10.2025 tarihinde ‘Kim Var?’ adlı oyunun sahnelenmesi için 18 ilin Güzel Sanatlar Lisesi Müdürlüklerine yazı gönderdi. Ancak söz konusu oyunun içeriği, veliler tarafından tepkiyle karşılandı.

    Konuyla ilgili Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖVDER) Çanakkale Şubesi’ne başvuran veliler, oratoryo metninde AKP’nin “Türkiye Yüzyılı” programının reklamı yapıldığına dikkat çekti.

    AKP ORATORYOSU!

    Konuyla ilgili PİRHA’YA konuşan ÖVDER Çanakkale Şube yöneticilerinden Oktay İnce, 21 Kasım’da sergilenecek oyunda AKP ve şeriat propagandası yapıldığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isminin anıldığı ve AKP’nin seçim müziklerinin kullanıldığını belirtti. Oyunda Yahya Kemal’e ait “Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ rabbi” isimli şiirin de okutulduğu aktarıldı. İnce, Maarif Modele övgülerle birlikte Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e de methiyeler dizildiği ifade etti.

    Çanakkale Akçansa Lisesi’nde sergilenecek “Kim Var?” projesinin yönetmeliğine ulaştıklarını söyleyen İnce, “Uygulama yönetmenliğinin sonunda veli onayı belgeleri var. Yani veli onayı alınarak bu öğrencilerin bu oyuna dahil edilmeleri gerekiyor. Ama bu etkinlikte hiçbir veliye bu şekilde veli onay belgeleri gönderilmemiş. Tam tersine velilere ‘Çocuğunuz katılmak zorunda. Katılmayacaksanız siz dilekçe verin’ şeklinde zorlama yapılıyor” diye belirtti.

    AKP’Lİ MİLLETVEKİLİ YAZDI, ÖĞRENCİLERE ZORLA OYNATILDI!

    Söz konusu oyunun, daha önceden başka okullarda da sergilendiğini söyleyen veliler, okul yönetimiyle yaşadıkları süreci de paylaştı. Çocuğunun oyuna dahil edilmesini istemeyen bir veli, yaşadıklarını şu sözlerle özetledi:

    “Çocuğumun eve getirdiği teksti okuduğumda edebi bir değer bulamadım. Düşünün ki bir tiyatro metni bu! Sürekli geçen cümleler ‘Ne yaptın la? Ne diyorsun?’ şeklinde bozuk bir üslup var. Sürekli Türkiye yüzyılını övmeye başlıyor. Bakan Yusuf Tekin için ‘Şu karizma, şu endam’ gibi yağcı cümleler var. Yazar ve şairleri karşılaştırıp solcu yazarlara vuruş yapıp sağcı yazarları yüceltiyorlar. Bunu kim yazmış diye baktım, AKP’li Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğlu’ları yazıyor. Ardından kızıma ‘Bu siyasi bir oyun, senin yer almanı istemiyorum’ dedi. Öğretmenlerine de iletmesini söyledim. Edebiyat öğretmeni de kızıma, ‘Oyundan çıkamazsın. Zorunlu bir oyun’ deyip kendilerine yazı geldiğini söylemiş. Kızım, ‘Ailem de ben de istemiyorum’ deyince öğretmeni ‘Oyunda yer alanlara sözlü ve proje notu olarak size 100 vereceğiz. Çıkamazsınız. Oynayacaksınız. Oynamazsanız okulumuz kapanır zaten’ demiş.

    Akşam olduğunda çocuğu bekliyorum ancak çocuk okuldan çıkmıyor. Tanıdığımız bir öğretmenin telefonundan kızım beni arayarak ‘Gidemezsin, katılmak zorundasın’ dediklerini aktardı. Ben de sınıf öğretmeninin kurulduğu WhatsApp grubuna oyunun içeriğini siyasi bulduğumu, velisi olarak bu oyuna katılmasına hiçbir şekilde izin vermediğimi yazdım. Velilerin de haberi yoktu, bu vesileyle onlar da öğrenip tepkilerini dile getirdi. Okul müdürü de bakanlıktan gelen bilgilendirme yazısını atarak ‘Oynatmaya mecburuz. Tepkilerinizi bireysel olarak iletebilirsiniz’ deyip akabinde hemen grubu kapattılar.”

    GECE 12’DE OKUL MÜDÜRÜNDEN VELİYE TELEFON! 

    İsminin açıklanmasını istemeyen veli, bu süreçte çocuğunu gerekirse okula göndermeyeceğini belirterek şunları söyledi:

    “Çocuğuma ‘Okula gitmiyorsun, Bu oyuna katılmayacaksın’ dedim. Sonra kızım bana ‘Anne, öğrencilerin kurduğu okulun bir itiraf sitesi var. Orada bir şey paylaşılmış; ‘Okullar siyaset yeri değildir’ yazıyormuş. ‘Ben de bunu hikayemde paylaştım. Öğretmenler benim hikâyemi görüyorlar’ dedi. Ben de ‘görsün kızım bunda ne var’ dedim.

    Gece oldu, uyuyoruz. Saat 00.05 geçiyor. Telefonum çalmaya başladı. Tanımadığım bir numara… Telefonda bir kadın ama nasıl bağırıyor! ‘Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Kendinizi ne zannediyorsunuz? Siz bizim okulumuzun itibarını karalamaya çalışıyorsunuz’… ‘Hanımefendi bir saniye, sakin olun’ diyorum, ‘Bana hanımefendi demeyin. Derhal yarın okula geliyorsunuz. Sizi milli eğitime çektireceğim’ diyor. ‘Beni bu saatte neden arayıp hakaret ediyorsunuz?’ diyorum ancak kadın hiç söylediklerimle ilgilenmiyor. Sürekli ‘Sizi milli eğitime çektireceğim. Derhal o çocuğunuzu kaldırın, paylaşımını kaldırsın’ diyor.

    Sonraki süreçte bir öğretmenin aracılığıyla ‘Olayı tatlıya bağlayacağız, yarın okula gelin, konuşacağız. Müdür, sizden özür dileyecek’ denildi. Okula gittim, Müdürün odasına girdik. Kadın tavırlarından hiçbir şekilde ödün vermemiş. Özür dilemeye değil de azarlamaya çağırmış.

    ‘Bizi sindirmek, bastırmak ya da çocuklarımızı mimlemek, psikolojik baskı yapmak için bunları bize yapıyorsunuz. Çocuğumu rahat bırakın diye ben size dilekçe verdim. Ama siz gene de çocuğumu zorla bu oyuna katmaya çalışıyorsunuz’ dedim. O arada gerildik. Çocukları disipline ifadeye çağırdığını, tutanakları işaret ederek söyledi. Benim kızımı ise imada bulunarak sona bıraktığını söyledi. ‘Lütfen, benim çocuğumu bu tiyatro oyununda oynamadığı için siz atın okuldan’ dedim. Çünkü bana sürekli ‘Dilekçeye, işte bu siyasi bir oyundur. Ben AKP’li değilim. İşte ben Atatürkçüyüm diye yazsanıza’ dedi. O sırada içeriye bir veli girdi. O da benimle birebir aynı şeyleri söyledi. Çocuğunun oyunda yer almasını istemediğini, bunun için başka şehirden kalkıp geldiğini belirtti. Müdür, baktı kurtuluş, ayağa kalktı, gözleri doldu ve dışarıya yürüdü. Sonra okul görevlisi geldi ‘Yaptığınızı beğendiniz mi? Müdürün tansiyonu çıktı. Düştü, bayıldı’ dedi. Ardından biz de okuldan ayrıldık.”

    “SİZİ ZORLA BURADA TUTAN VAR MI?”

    Öğrenci velisi, okul müdürünün MHP kökenli olduğunu belirterek yaşananlar hakkında yasal süreç başlatabileceğini de söyledi. İlgili veli, şunları aktardı:

    “Okul müdürünün, provalara girip ‘Burada zorla tutulan varsa gitsin’ demiş. Çocuklardan biri ‘Ben istemiyorum. Beni zorla tutuyorlar’ demiş. Sınıf öğretmeni de ‘Yumurta geldi kapıya. Son provalar. Gidemezsin’ demiş. Sonraki prova günlerinde çocuğumu okula göndermedim. Başka göndermeyen aileler de oldu. Ara tatil girdi ve henüz çocuğumu ifadeye çağırmadılar. Burası bir sanat okulu. Bilimsel olmalı. Sanatla siyasetin işi olmamalı. Bunları duyurduk diye bireysel bir kavganın içine düştük. İlerleyen aşamada kesinlikle yasal süreç başlatacağım.

    Eren GÜVEN/ÇANAKKALE

  • Ali Kenanoğlu-Alevi kurumları süreci destekledi ama öncülük etmedi!-VİDEO

    Ali Kenanoğlu-Alevi kurumları süreci destekledi ama öncülük etmedi!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne yönelik sadece destek açıklaması yapmalarının yeterli olmadığını belirterek, sürecin kurumlar tarafından öncelikli gündem haline getirilmediğini söyledi. Kenanoğlu, “Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Hayır. Toplantılara katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor” eleştirisini yaptı.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na olumlu karşılık veren kesimlerden biri de Alevi toplumu oldu. Süreci destekler yönde açıklamalar yapan Alevi kurumları, belli aralıklarla DEM Partili heyetlerle bir araya gelerek önerilerini paylaştı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu yürütülen sürecin Alevi toplumu nezdinde nasıl yorumlandığını PİRHA’ya anlattı.

    “ALEVİ KURUMLARI DESTEK AÇIKLAMASI YAPTI AMA YETERLİ DEĞİL”

    Kenanoğlu sözlerine, Alevilerin halen sürece mesafeli durduklarını belirterek başladı. “Sürecin herhangi bir kazaya uğramadan sonuçlanabilmesinin önemli olduğunu” vurgulayan Kenanoğlu, “Bunun için de toplumsal destek de önemli” dedi.

    Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Bu defa Aleviler, sürecin karşısında yer almadılar. Toplumunun büyük çoğunluğu, sürecin başarıya ulaşması konusunda bir temenni içerisinde oldu. Alevi kurumlarından bu sürece ilişkin aleyhte bir açıklama gelmedi. Bu olumlu bir taraf. Diğer taraftan da özellikle yaz döneminde, Karadeniz ve Ege Bölgesi’nde çok yoğun Alevi buluşmaları meydana getirdik. Orada da gözlemlediğim şu oldu; halk nezdinde de bu işin sonuçlanmasına yönelik bir istek var. Fakat kaygılar da var…”

    Kenanoğlu, bu kaygıların medya manipülasyonlarıyla beslendiğini belirterek, “Bu sürecin bir Türk-Kürt kardeşliği üzerinden bir Alevi katliamına dönüşmesi, tarihsel hafızanın güncellenmesi gibi endişe verici durumlar ortaya atıldı” dedi ve şöyle devam etti.

    “Alevi kurumları karşıda bir yere konumlanmadılar. Destek açıklamalarını da yaptılar. Fakat bu yeterli mi? değil. Daha etkin rol alınabilir. Ama çekince gösterdiler. Örneğin 11 Temmuz’da yapılan silah yakma törenine davet edilmelerine rağmen hiçbir Alevi kurum temsilcisi katılmadı. Oysa Alevi inancına uygun bir durumdu bu. Alevi inancı, felsefesi açısından baktığımızda, bırakın sadece örgütlerin ellerindeki silahları, bütün dünyadaki silahların yakılmasından yanayız. Rıza Şehrinin nihai hedefi de budur.”

    “RİSK ALMAYACAKSAN O KOLTUKTA OTURMA”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece dair çekinceli tutumunun, “endişe ve korumacı” bir yaklaşımdan kaynaklandığını belirterek şunları söyledi:

    “Sonuçta bir koltuğa oturuyor, başkanlık görevi üstleniyorsanız bir takım riskleri göze alarak yapıyorsunuzdur! Nihayetinde toplumun, demokrasinin hayrına atılması gereken adımlar bunlar. Bedelleri de göze alarak adım atmak zorundasınız. Endişe edip görevini yapmaktan imtina edersen bu koltukta oturmayacaksın o zaman. Bu riski alabilecek, bu görevleri layıkıyla yerine getirecek insanlar var.”

    Kenanoğlu, cemevlerinde sürecin konuşulması gerektiğini belirtti:

    “Ben şunu isterdim; örneğin bütün cemevlerinde bu sürecin ne olup ne olmadığı ile ilgili tartışmalar yapılsın. Dedik ki ‘Gelelim, anlatalım. Siz de sorularınızı sorun, endişelerinizi dile getirin. Televizyonlardan izlediğiniz manipüle edilmiş, ön yargılarla yapılan haberlerle değil, muhataplarından dinleyin. İmralı heyetinden arkadaşlarımızı getirelim anlatsınlar’ istedik. Bunu gerçekleştirdiğimiz yerler oldu fakat bu bizim gayretimizle oldu. Sürece böyle katkılar sunulabilirdi. Hala gecikmiş değil.”

    “MADIMAK ROBOSKİ DERSİM İLE YÜZLEŞMEDEN BARIŞ OLMAZ”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının “ürkek” davrandığını belirterek, yöneticilerin konum kaygısıyla hareket ettiklerini söyledi:

    “Bir taraftan da hani koltuklarını kaybetme durumu var. Çünkü Alevi kurumları içerisinde Kemalist olanlar da var. Onların eleştirilerine, saldırılarına maruz kalmamak adına da ‘Aman boş ver, yerimde rahat durayım’ da diyebiliyorlar.”

    2003, 2013 ve 2015 süreçlerinde de Alevi toplumunun “izleyen” tarafta kaldığını hatırlatan Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Hatta 2013-2015’te daha kötü bir durum vardı. O dönemde Cumhuriyet Halk Partisi, sürecin karşısındaydı. Alevi kurumlarından da olumlu söz duymuyorduk neredeyse… Dünyanın hiçbir yerinde barış süreçleri sadece iktidarların, örgütlerin ya da görüşen tarafların inisiyatifiyle yürümemiş. Toplumun talebiyle sonuçlanmış!”

    Kenanoğlu, kalıcı barışın sağlanması için geçmişle yüzleşmenin zorunlu olduğunu da belirtti:

    “Devletin çıkaracağı yasalarla işin faslının tamamlanması, esasında birbirimize sarılıp kardeş olmak falan anlamına gelmiyor… Bunun adına ‘barış’ değil de başka bir isim verilebilirdi. Şimdi toplumda şöyle bir algı var; ‘Ya biz bunlarla nasıl barışacağız?’ Arkadaş, biz bunlarla oturup sarmaş dolaş olmayacağız… Ama bunun beraberinde dünyanın her tarafında olduğu gibi bu demokratikleşmenin bir ayağı da yüzleşmedir. Madımak, Roboski, Maraş, Çorum gibi katliamlarla yüzleşmeden; hatta bunların sonuçları ortadan kaldırılmadan olmaz. İşte Dersim Katliamı ortada duruyor hala. Sivas Katliamı’nın sonuçları itibariyle hala devam eden durumlar var. Bütün bunlarla yüzleşilmeden Türkiye’de kalıcı barış ve demokratikleşme sağlanamaz.”

    “ALEVİ KURUMLARI SÜRECİN ÖZNESİ OLMALI”

    Kenanoğlu, sürecin başarıya ulaşması için Alevi kurumlarının daha çok çaba göstermesi gerektiğini vurguladı:

    “Cumhuriyetin ilk yüzyılında eşit yurttaş olmak için uğraştık. Bizim dışımızda birileri bu devleti kurmuş, yasalarını oluşturmuştu. Eşit yurttaş olmak için mitingler, eylemler yaptık, talepler oluşturduk. Şimdi Cumhuriyetin 2. yüzyılında şunun yapılması gerekiyor; Alevi toplumunun, örgütlerinin ‘Artık biz eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz, demokratikleşmeyi destekliyoruz’ değil, ‘Biz bu işin öznesiyiz. Gövdemizle işin içerisinde olacağız ve bu sürecin bir parçasıyız’ denilmesi lazım.”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece “seyirci” kaldığını ifade etti:

    “Bugüne kadar Alevi kurumlarının toplantıları neydi? Kusura bakmasınlar. Bu toplantılar sadece DEM heyetini çağırıp bilgi alma toplantılarıydı. O bilgileri alan Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Bunu yapmadı. O toplantıya katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor yani.”

    Kenanoğlu, Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Evet, Türkiye’de yeni bir anayasaya ihtiyaç var. Şu anda bir anayasa tartışmıyoruz. Niye tartışmıyoruz? Çünkü şu anda bir anayasa yapacak mevcut koşullar yok. Yani bu anayasayı saymayan bir iktidarla anayasa yapacak koşullar yok. Ama Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. İşte burada Alevi toplumunun, örgütlerinin burada özne haline dönüştürülmesi gerekiyor. ‘Demokratik anayasa istiyoruz’ üzerinden yürümemiz gerekir. Alevi kurum yönetici arkadaşlarımızın bilgisi, birikimi ve becerisi hayli yüksek. Bunu da yapabilirler. Yeter ki bunda karar versinler. Ya yapılan toplantılara konuşmacı olarak katılırsın ya da o toplantıları sen yaparsın. İkisinin arasında fark var.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Meclis ‘Çözüm Komisyonu’ İrlanda’da: ‘Nasıl barıştık?’

    Meclis ‘Çözüm Komisyonu’ İrlanda’da: ‘Nasıl barıştık?’

    PİRHA-Meclis’te kurulan çözüm komisyonundan bir heyet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin’de düzenlediği toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinin kilit aktörleriyle bir araya geldi. Eski İrlanda Başbakanı Bertie Ahern, “40 yıl ceza almış birinin serbest bırakılmasını toplum kolay kabul etmez ama barış güçlü liderlik ister” derken, Filipinler’den Raissa Jajurie “25 bin savaşçı silah bıraktı ama süreç bitmedi, sabır şart” dedi.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinden DEM Parti’li Celal Fırat ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, CHP’li Sezgin Tanrıkulu ve Oğuz Kaan Salıcı, AKP’li Abdurrahman Babacan, Yeni Yol Parti’li Bülent Kaya, Mehmet Emin Ekmen ve Mustafa Bilici’niın yer aldığı heyet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (Democratic Progress Institute – DPI), Dublin’de düzenlediği toplantıya katıldı. Uluslararası düzeyde önemli barış süreçlerinin karşılaştırmalı olarak tartışıldığı bir çalışma toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinde doğrudan yer almış siyasetçiler, bürokratlar ve uzmanlar deneyimlerini paylaştı.

    KULLANILAN DİLİN ÖNEMİ!

    Kısa Dalga‘da yer alan habere göre; Toplantının ilk konuşmacısı, İrlanda Adalet ve Eşitlik Bakanlığı eski Müsteşarı Tim Dalton oldu. Kuzey İrlanda barış sürecinde silahların devre dışı bırakılması, paramiliter mahkumlara ilişkin düzenlemeler ve güvenlik reformlarının uygulanmasında aktif rol alan Dalton, sürecin dilinin ve iletişim biçiminin önemine dikkat çekti: “Bu süreçlerde kullanılan dilin, sürecin olumsuz etkilenmesine yol açmaması, taraflar arasındaki ilişkiye ve sürecin toplumsallaşmasına zarar vermemesi gerekir.”

    Dalton, Kuzey İrlanda’da taraflar arasında güven inşa etmenin zaman aldığını ve sürecin toplumsal desteğini koruyabilmek için devlet dilinin kapsayıcı hale getirilmesinin büyük önem taşıdığını belirtti.

    “BARIŞIN TOPLUMA ANLATILMASI VE LİDERLİĞİN SÜREKLİLİĞİ ÖNEMLİ”

    İkinci konuşmacı, Kuzey İrlanda barış süreci ve Hayırlı Cuma Anlaşması döneminin İrlanda Başbakanı Bertie Ahern idi. Ahern, silahsızlanma, güvenlik geçişi ve siyasi uzlaşmanın en kritik dönemlerinde alınan kararları anlattı. Barışın topluma anlatılmasının ve liderliğin sürekliliğinin önemini vurguladı: “40 yıl ceza almış birinin serbest bırakılması toplumun kolay kabul edebileceği bir şey değildi. Ama iki Başbakan olarak, aldığımız kararların arkasında ısrarla durduk ve bu süreç boyunca toplumu ikna etmeye çalıştık. Zamanı geldiğinde de iki ülkedeki tüm IRA’lı mahkumları serbest bıraktık. Bu süreçlerde güçlü liderlik çok önemli.”

    Ahern, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile aralarında birçok konuda görüş ayrılığı olduğunu, ancak barış sürecinin diyalogla yürütüldüğünü belirterek “Tony Blair ile anlaşamadığımız çok şey vardı ama konuşmaktan, tartışmaktan yorulmayan bir liderdi. Konuşa konuşa, tartışa tartışa bir sonuca ulaşıyorduk” dedi.

    Üçüncü konuşmacı, Kuzey İrlanda barış sürecinde aktif rol oynamış İrlanda eski Dışişleri Bakanı Dermot Ahern oldu. Ahern, çatışmadan barışa uzanan siyasal sürecin perde arkasını anlattı. Başbakan’ın kendisinden IRA ile gizli görüşmelere katılmasını istediğini, ancak bunun son derece riskli bir görev olduğunu dile getirdi: “Başbakan, görüşmeler sızarsa her şeyi inkâr edeceğini söyledi. Bu görevin siyasi açıdan çok riskli olduğunu biliyordum. Sızması halinde kariyerim biterdi.”

    “BARIŞ SÜRECİNDE NE ZAMAN DEHŞET VERİCİ BİR OLAY YAŞANDIYSA, BİZ İNATLA BARIŞ ÇALIŞMALARINA DEVAM ETTİK”

    Ahern, görüşmelerin başlamasından hemen önce IRA tarafından düzenlenen bir bombalı saldırıda sekiz İngiliz askerinin öldüğünü hatırlatarak, bu olayların süreci durdurmadığını vurguladı: “Oyun bozucular sorununu çok yaşadık ama barış sürecinde ne zaman dehşet verici bir olay yaşandıysa, biz inatla ve ısrarla barış çalışmalarına ve görüşmelerine devam ettik.”

    Toplantının son konuşmacısı, Bangsamoro Sosyal Hizmetler ve Kalkınma Bakanı Raissa H. Jajurie oldu. Filipinler Hükümeti ile yürütülen barış müzakerelerinde Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) Teknik Çalışma Grubu’na katılan ilk kadın üye olan Jajurie, ayrıca Bangsamoro Geçiş Komisyonu üyesi olarak Mindanao barış sürecinde aktif rol üstlenmişti.

    “ÇOK SABIRLI OLMAK GEREKİYOR”

    Jajurie, Filipinler’deki barış sürecinde silahsızlanma ve toplumsal dönüşümün uzun vadeli bir çaba olduğunu anlatarak “Mindanao’da 25-26 bin savaşçı silah bıraktı ama silah bırakmayla ve bırakanlarla ilgili daha yapılması gereken pek çok şey var. Yani çok sabırlı olmak gerekiyor” dedi.

    Jajurie, Filipinler barış sürecinde oluşturulan Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Contact Group) barış sürecinin önündeki pek çok zorluğun aşılmasında çok aktif çalıştığını ve önemli roller üstlendiğini belirterek “Uluslararası Kriz Grubu, sürecin önündeki engellerin aşılmasında çok kritik bir destek sağladı” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ’12 Eylülcülerin eksik bıraktığı ne varsa AKP eliyle tamamlanmaya çalışılmakta!’-VİDEO

    ’12 Eylülcülerin eksik bıraktığı ne varsa AKP eliyle tamamlanmaya çalışılmakta!’-VİDEO

    PİRHA – Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yıldönümünde açıklama yaparak darbecileri protesto etti. Okuna bası metninde “yıllık AKP döneminde 12 Eylül darbesinin hukuksal, iktisadi ve sosyal sonuçları ile hesaplaşmak bir yana 12 Eylülcülerin eksik bıraktığı ne varsa tamamlanmaya çalışılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

    12 Eylül 1980 askeri darbesinin 45. yıldönümü sebebiyle Antalya’da basın açıklaması yapıldı.

    Attalos Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını, emek ve demokrasi güçleri adına Halkevleri Akdeniz Bölge Sorumlusu Kadriye Tuğcu okudu.

    12 EYLÜL BİTMEDİ, AKP ELİYLE SÜRÜYOR”

    Kadriye Tuğcu,, okuduğu basın metninde 12 Eylül darbesinin bugün AKP eliyle yürütüldüğünü söyledi. “12 Eylülcülerin eksik bıraktığı ne varsa tamamlanmaya çalışılmaktadır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Darbeyle birlikte ülke yönetimini ele geçiren askeri faşist cunta, siyasi partileri, sendikaları gazete ve dergileri, ilerici dernekleri kapatmış, sendikal faaliyetler durdurulmuş, grevler yasaklanmış, her tür demokratik hak yok edilmiştir. El koydukları sendikalara, derneklere kayyumlar atanmış bu ilerici kurumların içi boşaltılmış yağmalanmıştır. Onbinlerce insan tutuklanmış, yüzlerce devrimci sosyalist işkencelerde, sokak infazlarında ve idam edilerek katledilmiştir. Bir milyona yakın insanımız gözaltına alınıp işkencelerden geçirilmiştir. Biliyoruz ki; 12 Eylül faşist darbesi, Türkiye’de emeği bastırmak, toplumu depolitize etmek, devlet aygıtını egemenlerin çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmak ve neoliberal ekonomik politikaların önünü açmak amacıyla gerçekleştirilmiştir.

    12 Eylül’ü bugün hatırlamak hatırlatmak bir nostalji değildir. Cunta tarafından katledilen devrimcilerin, sendikacıların mücadelesine ve anısına sahip çıkmak, cuntanın kurduğu siyasi düzeninin bugüne neler ürettiğini hatırlamak önemlidir.

    Emperyalizmin bölgesel çıkarları ve sermayenin istekleri doğrultusunda gerçekleştirilen faşist darbenin yarattığı siyasal-toplumsal süreç, bugün AKP-MHP saray rejimi eliyle sürdürülmeye devam ediyor. 23 yıllık AKP döneminde 12 Eylül darbesinin hukuksal, iktisadi ve sosyal sonuçları ile hesaplaşmak bir yana 12 Eylülcülerin eksik bıraktığı ne varsa tamamlanmaya çalışılmaktadır. Sermayenin 12 Eylül öncesi özlemini duyduğu otoriter sendikasız, derneksiz emek rejiminin inşası AKP eliyle mülksüzleştirme, güvencesizleştirme ve yoksullaştırma saldırılarıyla devam ediyor.  12 Eylül’ün kurduğu baskıcı, otoriter ve sermaye yanlısı rejim; bugün AKP iktidarı ile yeni biçimler altında sürdürülmeye devam ediyor.

    Muhalefet partilerinin yöneticilerini bile mahkeme kararlarıyla belirlemeye çalışan, halkoyuyla seçilmiş belediyelere kayyum atayan saray rejimi eliyle sürüyor. Saray iktidarı, yerel seçimlerden bugüne kadar muhalif yetmiş kadar belediyeye, kayyum, şantaj ve transfer yoluyla el koymuştur. AKP seçimle kazanamadığını hukuk ve demokrasi dışı yöntemlerle almaya çalışmaktadır.”

    BİRYANDAN BARIŞ SÜRECİ, BİR YANDAN YASAKLAR!

    Kadriye Tuğcu, AKP İktidarı döneminde yapılan antidemokratik uygulamalara değinerek şöyle devam etti:

    Yargı, saray iktidarının basit bir aparatına dönüştürülmüş, farklı siyasi renklerden binlerce muhalif siyasetçi, aydın, gazeteci cezaevlerine doldurulmuş, binlerce basın yayın organları iktidar tarafından bir avuç yandaş patronun denetimi altında sokulmuştur.

    Grevler yasaklanmaya, sendikalar baskılanmaya, toplumsal muhalefet kriminalize edilmeye çalışılmaktadır. Üniversiteler sarayın aparatı haline getirilmiştir.

    İktidar tarafından biryandan barış süreci işletilirken, Kürt halkına yönelik inkâr ve baskı politikaları sürdürülmeye devam ediyor. Ülkemizde 40 yıldır süren silahlı çatışmanın son bulması, Kürt sorununun demokratik ve eşit haklara dayalı çözümü ve silahların susması için TBMM de kurulan komisyonda bir Kürt kadının Kürtçe konuşması bile yasaklanabiliyor.

    Kadınların kazanımları geriletilmeye çalışılıyor, LGBTİ+’lara sistematik nefret körüklenmeye devam ediyor.

    Doğamız, suyumuz, ormanlarımız, kentlerimiz son hızla talan edilmeye devam ederken, yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekiliyor.

    Biz Antalya emek ve demokrasi güçleri olarak, askeri ve sivil darbe zihniyetine karşı fiili ve meşru mücadeleyi yükseltme kararlığımızı sürdürüyoruz. AKP’nin faşizan ve baskıcı uygulamalarına ve darbe hukukuna karşı omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANTALYA

  • CHP ve AKP komisyonda görev alacak isimleri Meclis Başkanlığı’na sundu!

    CHP ve AKP komisyonda görev alacak isimleri Meclis Başkanlığı’na sundu!

    PİRHA- Meclis’te kurulacak olan komisyondaki isimler netleşmeye devam ediyor. AKP 21, CHP 10 ismi Meclis Başkanlığı’na bildirdi.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kürt sorununun çözümüne yönelik Meclis’te kurulacak özel bir komisyonun Ağustos ayının ilk haftasında çalışmalarına başlayacağını açıkladı. Meclis’te grubu bulunan ve temsil edilen partilerde komisyona girecek isimleri belirlemeye başladı.

    Komisyonun ismi konusunda tartışmalar sürerken, DEM Parti komisyonun adını “Barış Ve Demokratik Toplum Komisyonu”, CHP “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu”, MHP ise “Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonu” olmasını önerdi.

    AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler, bugün yaptığı açıklamada, partisinin TBMM’de kurulacak komisyonda görev alacak isimleri Meclis Başkanlığı’na bildirdiğini açıkladı.

    AKP adına komisyonda yer alacak isimler şunlar:

    “Antep Milletvekili Abdulhamit Gül, Trabzon Milletvekili Mustafa Şen, Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Adana Milletvekili Sunay Karamık, Erzurum Milletvekili Selami Altıok, Antalya Milletvekili Kemal Çelik, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya, İstanbul Milletvekili Şengül Karslı, Maraş Milletvekili Mehmet Şahin, Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, Konya Milletvekili Tahir Akyürek, Mersin Milletvekili Ali Kıratlı, Urfa Milletvekili Cevahir Asuman Yazmacı, Tekirdağ Milletvekili Gökhan Diktaş, Van Milletvekili Burhan Kayatürk, Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, Samsun Milletvekili Ersan Aksu.

    AKP’nin ardından CHP’den dekomisyona katılacak 10 kişilik liste belirlendi.

    TBMM Başkanlığı’na bildirilen isimler şunlardan oluşuyor:

    “Ankara Milletvekilleri Murat Emir, Okan Konuralp, Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, İzmir Milletvekili Murat Bakan, İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, İzmir Milletvekili Mehmet Salih Uzun”

    Türkiye İşçi Partisi (TİP), TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a Meclis’te kurulacak komisyonda yer alma kararını gerekçeleriyle birlikte iletti. İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, TİP’i temsilen kurulacak komisyonda görev yapacak. Komisyona katılacak bir diğer isim ise Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Önder Aksakal olacak. EMEP ise İstanbul Milletvekili İskender Bayhan temsil edecek.

    Hüda Par’dan TBMM’de kurulacak komisyonda partinin Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu üye olarak görev yapacak.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Neden İHA-SİHA’ları erken uyarı sistemini orman yangınlarını engellemek için kullanmıyorsunuz?-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Neden İHA-SİHA’ları erken uyarı sistemini orman yangınlarını engellemek için kullanmıyorsunuz?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, artarak devam eden orman yangınlarının sorumlusunun AKP hükümeti olduğunun altını çizerek, “Ülke yanıyor, yarısı kavruluyor, küle dönmüş, orman bakanı en iyi yangını söndürme yolunun yangının çıkmasını engellemek olduğunu söylüyor. O zaman soruyoruz niye bunu engellemiyorsunuz? Niye bu ülkedeki İHA-SİHA teknolojisini erken uyarı sistemini gerçek anlamda orman yangınlarını engellemek için kullanmıyorsunuz?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, güncel gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Türkiye’nin dört bir yanında başlayan ve gün geçtikçe yayılan orman yangınlarına dikkati çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Yüreğimiz, geleceğimiz, toprağımız yanıyor. Bununla beraber milyonlarca canlı da yanıp kül oluyor. Her yangının içimizi dağladığını, her yangında bu ülkede milyonlarca insanın sessiz gözyaşları döktüğünü de biliyoruz. Halk hep beraber ağlarken, hep beraber yüreği kavrulurken ne yazık ki bu ülkenin iktidarı süreci seyretmekle ya cumhurbaşkanı başdanışmanı gibi sosyal medya hesabından dua etmekle ya da olaya kayıtsız kalıp aslında hiçbir şey olmamış gibi kafasını kuma gömmekle meşgul” dedi.

    “AKP HÜKÜMETİ SORUMLUDUR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, yangınların sorumlusunun iktidar olduğunun altını çizerek, şunları ifade etti:

    “Ülkenin milyonlarca liralık kaynakları yanıp kül oluyor. Bütün bunlara kader dememizi, doğal karşılaşmamızı bekleyen bir anlayış karşımıza çıkıp doğru dürüst bir açıklama yapmadan bunları normalleştirmeye çalışıyor. Öncelikle bir kez daha söyleyelim bu yangınların sorumluluğunu sadece iklim krizine ve artan hava sıcaklığına yüklemek en büyük haksızlıklardan biridir. Bu yangınların en büyük sorumlusu önlem almayan AKP hükümetidir. Önlem almayan kurumlardır ve bakanlığın bizzat kendisidir.

    Kendilerine Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Bu sudan ölümleri başsağlığı dileyerek geçiştirmeyi de kabul etmiyoruz. Vicdanımız bunu kabul etmiyor, bunlar kader değil, önlenebilecek ölümlerdir. Ancak Türkiye’de ne yazık ki bunlar önlenemediği için insan yaşamı sudan ucuz olduğu için her gün yeni ölümlerle yeni yaşam kayıplarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bir hafta önce ameliyat olduğu için yangın söndürmeye gönderilen ve bu sırada kalp krizi geçiren işçiyi de ifade etmek istiyorum. Bir hafta önce ameliyat olan işçinin dinlenmesi gerekirken, orman alanlarına sürülmesi göz göre göre sağlık ve yaşam hakkının hiçe sayılmasıdır.

    Devasa ormanlar günlerce yanıyor. Geçmişte 24 saatte kontrol altına alınan yangınlar şimdi günlerce devam ediyor, kontrol altına alınamıyor” diye kaydetti. Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi: “İletişim Başkanlığı’nın verilerine bakacak olursak 1 Ocak ve 6 Temmuz tarihleri arasında bin 351’i ormanlık alan olmak üzere, bin 830 orman dışı toplam 3 bin 181 yangın çıkmış. Sadece Haziran-Temmuz 2025’te yani bir aylık süreçte en az 650 yangın çıktı. Bu yangınlar binlerce alana tekabül ediyor. 23-24 Temmuz arasında yani iki günde 10 bin hektar alan yanmış, 2-3 günde yanan orman alanı en az 15 bin futbol sahasına tekabül ediyor. Bu anlamıyla burada devasa bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu sıradan bir yangından bahsetmediğimizi ve geleceğimizi, önümüzdeki onlarca yılı etkileyecek devasa bir felekatle karşı karşıya olduğumuzun altını çizmek gerekiyor.

    Yangın söndürme için norm kadro 25 bin olması gerekirken sadece 12 bin personel var ve bunların çoğunun kayıtlı olmadığını görüyoruz. Maliye personel almayın diyor maliyetleri artırıyor kemer politikası uyguluyor ama bu kemer sıkma politikası günün sonunda şu ana kadar 14 insanın yaşamına mal oldu. Bu yıl yaşanan yangınları da milyonlarca doların kaybına neden oldu. En önemlisi de orman habitatının yok olmasına neden oldu.

    Ülke yanıyor, yarısı kavruluyor, küle dönmüş, orman bakanı en iyi yangını söndürme yolunun yangının çıkmasını engellemek olduğunu söylüyor. O zaman soruyoruz niye bunu engellemiyorsunuz? Niye bu ülkedeki İHA-SİHA teknolojisini erken uyarı sistemini gerçek anlamda orman yangınlarını engellemek için kullanmıyorsunuz? Bu çıkan yasaların sermaye lehine olduğunu, maden şirketleri lehine esnetmek için çıkarılan ticari yasalar olduğunun altını çizmek istiyoruz. AKP’nin en büyük düşmanlığı doğaya karşıdır, halka karşıdır. Bugün bu ülkede bu kadar çok orman yangını çıkıyorsa, bütün yeşil alanlar imara açılıyorsa, kıyı hattı oradaki yaşayan halka değil de bazı turizm şirketlerine peşkeş çekiliyorsa, bunun sorumlusu sermayeden yana olan iktidarın bizzat kendisi olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.”

    Kars’ın Kağızman ilçesinde etkili olan sele dikkati çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, kouşmasını şöyle sürdürdü:

    “8 köyümüzü çok ciddi bir şekilde tahribat yaşadı. Evler, hayvan barınakları çok ciddi bir şekilde zarar gördü. Tek tesellimiz can kaybının olmaması. Fakat artık bu can kayıplarını olmamasının ötesinde yitip giden özellikle diğer canlıların hesaba katılması gerekiyor. Duranlar, Keşkıran, Yağlıca, Kuruyayla, Güngendi başta olmak üzere 8 köy zarar gördü. Burada zarardan sonra bütün bu zararı gidermek için yine köylünün seferber olduğunu, köylünün yardımlaşma ve dayanışmayla süreci aşmaya çalıştığını görüyoruz. AFAD yok, yine devlet yok. Büyük bir devletsizlik kriziyle karşı karşıyayız. Yetkili kurumlar kafasını kuma gömüyor, neredeyse ilk anda görünüyor ama sonrasını takip eden yok. Zarar ziyanı tazmin eden yok, Köylünün halkın yanında olmak yok. Sadece ve sadece sosyal medyada dua ederek süreci kurtarmaya çalışan bir akılla karşı karşıyayız. Oysaki devletin sorumluluğu önlem almaktır, duayı halkımız zaten ediyor. bugün yetkili kurumlara değil icracı olmaya görevlerinin gereklerini yerine getirmeye çağırıyoruz.

    Bütün bunların temelinde Kapitalist Modernite’nin doğanın sömürüsü üzerinde yarattığı, doğayı bir sömürü aracı olarak görme zihniyeti olduğunu görüyoruz. Azami kâr peşinde koşan şirketler ve iktidarlar doğayı geri dönüşü olmayan yıkımlarla baş başa bırakıyorlar. Kapitalizmin doğaya tahakkümü ve saldırısı, kaynakları sonuna kadar sömürme isteğinin kendisi eko sistemde büyük tahribatlara neden oluyor. Doğa karşıtı tüm politikalara karşı tüm canlıların yaşam hakkını korumayı esas almaya devam ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Erdoğan’dan komisyon açıklaması: Sürecin yasal ihtiyaçlarını konuşmaya başlayacağız

    Erdoğan’dan komisyon açıklaması: Sürecin yasal ihtiyaçlarını konuşmaya başlayacağız

    PİRHA- PKK’nin silahlarını yakarak imha etmesi ardından değerlendirmelerde bulunan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM’nin komisyon kurarak sürecin yasal ihtiyaçlarını konuşmaya başlayacağının altını çizdi.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam Eliz Otel’de partisinin 32. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu.

    “DEVLETİN YANLIŞ UYGULAMALARI TERÖRÜ BİTİRMEK YERİNE BÜYÜTTÜ”

    PKK’nin silah yakmasına ve barış sürecine ilişkin konuşan Erdoğan, şunları kaydetti:

    “1984’teki ilk eyleminden sonra terör Türkiye’de her geçen gün tırmandı. O günden sonra nice hükümetler geldi. Hepsi de ‘terörün kökünü kazıyacağız’, dedi. Bunda devletin yanlış uygulamalarının payı da vardı. Faili meçhuller, beyaz toroslar, yakılan köyler, bir gecede göçe zorlanan aileler yanlış uygulamalardan biriydi. Terörü bitirmek yerine büyüttü. Hataların bedelini hep beraber ödedik. Türkiye bu terör saldırılarıyla istikrarsız hale geldi. Ülkemizin huzuruna, birliğine, kardeşliğine çok büyük hasarlar verdi

    “BUGÜN TARİHTE YENİ SAYFA AÇILMIŞTIR”

    Savunma sanayimizi geliştirdik, dışa bağımlı kalmadan terörle mücadele silahlarımızı ürettik. Sınır ötesi operasyonlarla sınırlarımızı kontrol altına aldık. Dün itibarıyla 47 yıllık terör belası inşallah sona erme sürecine girmiştir.

    Türkiye uzun, acılı, sancılı, gözyaşlarıyla dolu bir sayfayı dün itibarıyla kapatmaya başlamıştır. Bugün yeni bir gündür, bugün tarihte yeni sayfa açılmıştır. Bugün Büyük Türkiye’nin kapıları ardına kadar aralanmıştır.

    Kanı durduracak, annelerin gözyaşını dindirecek, acıları hafifletecek, kardeşliği güçlendirecek her türlü girişimi yakından takip ediyoruz. Son dönemde takip ettiğimiz Terörsüz Türkiye projesi, açık söylüyorum bir müzakerenin, bir pazarlığın, bir al ver sürecinin neticesi değildir. Herkes şundan emin olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin onurunu çiğnetmeyiz, başını öne asla eğdirtmeyiz. Terörsüz Türkiye projemizi bu anlayışla izliyoruz.

    “İLK ADIM OLARAK TBMM BİR KOMİSYON KURACAK”

    Korku yayarak milletin yeşeren umutlarını kırmaya çalışıyorlar. Terör bitecek göreceksiniz, hepsi işsiz kalacak. Bugün terör biterken terör istismarı da bitmektedir.

    İttifak yaptığımızda medeniyetimizle de ilmimizle de kimse yarışamadı. Türk, Kürt, Arap birse, beraberse o zaman Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır. Ayrıştıklarında, bölündüklerinde ise mağlubiyet, hezimet, hüzün vardır.
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti dimdik ayaktadır hatta bugün düne göre çok daha kudretlidir, azametlidir, en önemlisi istikbali için çok daha umutludur.

    Şimdi oturup konuşacağız, silahlarla değil. Yüz yüze, gönül gönüle konuşacağız, her meselemizi konuşarak çözeceğiz. Sağcı solcu, Alevi, Kürt zengin fakir her vatandaş birinci sınıf vatandaştır.

    Meclisimizin sürece sunacağı ciddi katkıların sürecin devamı açısından kritik öneme sahip olacağı görüşündeyim. Mümkün olan en geniş katılımla Meclisimizin de bu hayırlı süreci desteklenmesini umuyorum.

    AK Parti, MHP ve DEM heyetiyle bu süreci pişirerek geleceğe taşıyacağız. Bu süreçte rahmetli Sırrı Süreyya, Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile yan yana geldik. Oturduk konuştuk demek oluyormuş. Daha güzel şeyler olacak.
    Gönüller bir olunca sınırlar ortadan kalkar. İlk adım olarak TBMM bir komisyon kuracak, sürecin yasal ihtiyaçlarını konuşmaya başlayacağız”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevi kurumları, yalnızca taleplerini ileten değil, süreçte mücadele eden aktör olmalı!’

    ‘Alevi kurumları, yalnızca taleplerini ileten değil, süreçte mücadele eden aktör olmalı!’

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın, Alevi toplumu açısından “umut verici” olduğunu ifade etti. Kamilağaoğlu, “Alevi kurumları, bu süreçte yalnızca taleplerini ileten değil, aynı zamanda anayasa tartışma sürecinin içerisinde toplumsal demokratik dönüşüm için mücadele eden bir aktör olmalıdır” diye de ekledi.

    Abdullah Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından PKK’nin silah bırakma kararı, ülkede yeni bir siyasi atmosfer oluşturdu. İktidar partisi de muhalefet de Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü konusunda fikirlerini sundu ancak hükümet nezdinde henüz somut bir adım atılmadı.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulması önerilen komisyona dair de henüz net bir açıklama yapılmadı.

    Sürecin bir diğer merakla beklenen başlığı ise yeni anayasa çalışmaları konusu. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından çalışmalara başlandığı ifade edilse de anayasa hazırlıklarında hangi evreye varıldığı da bilinmeyenler arasında.

    “DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜN BAŞLANGICI”

    Sürecin öznelerinden olarak gösterilen Alevi toplumu da Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı olumlu yorumladı. AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu da sürece dair Pir Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, Alevi toplumu nezdinde nasıl okundu?” sorusuna Kamilağaoğlu şu yanıtı verdi:

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, Alevi toplumu açısından umut verici ve çok değerli olmakla birlikte temkinli bir şekilde karşılanıyor. Aleviler, tarihsel olarak katliamlardan geçmiş, dışlanmış, inançları görmezden gelinmiş yok sayılmış bir topluluk. Bu nedenle her çağrı, Alevi toplumu tarafından önceki yaşadıkları tecrübelerin süzgecinden geçirilerek değerlendiriliyor. Bizim için barış, sadece silahların susması değil, toplumsal adaletin tesisi, eşit yurttaşlık, ana dil ve inanç özgürlüğünün tanınmasıdır. Aleviler bu çağrıyı, inançlarının tanındığı, eşit yurttaşlık temelinde bir demokratik dönüşümün başlangıcı olarak görmek istiyor. Ama, bugüne kadarki devletin uygulamaları ve devlete karşı duydukları güvensizlikten dolayı son dönemki gelişmelere temkinli yaklaşıyor.”

    “ALEVİLİK, ANAYASAL DÜZEYDE İNANÇ OLARAK TANINSIN!”

    Nevin Kamilağaoğlu yeni anayasa çalışmalarına dair de görüş belirtti. Alevi toplumunun, yeni anayasada görmek istediği başlıklara değinen Kamilağaoğlu, şunları söyledi:

    “Yeni bir anayasa, geçmişin ayrımcı, baskıcı, inkarcı uygulamalarını tekrar etmeyecek demokratik ve çoğulcu toplumsal bir sözleşme olmalıdır. Bizler, yeni anayasada laikliğin gerçek anlamda uygulanmasını, tüm inanç gruplarına, farklı kimliklere eşit mesafede olmasını görmek istiyoruz. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, inançlara eşit yaklaşmayan, yok sayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını tüm inançlara eşit yaklaşan yeni bir yapının kurulmasını istiyoruz. Aleviler, Aleviliğin anayasal düzeyde bir inanç olarak tanınması, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulmasını en temel hakkımız olarak görüyoruz.”

    “İKTİDARIN SAMİMİYETİNE DAİR CİDDİ ŞÜPHELERİMİZ VAR”

    AKP-MHP Hükümetinin, yeni anayasa taslağı için kendisine yakın kimi Alevi şahsiyetlerle görüştüğü iddiaları ise kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Nevin Kamilağaoğlu da “ihanet içinde olan çevrelerin, devletle Aleviler adına kurdukları ilişkileri bizim için yok hükmündedir” dedi.

    Kamilağaoğlu, “Mevcut iktidar, Anayasa Mahkemesi’nin Alevilik hakkında lehte kararlarını uygulanmayıp, AİHM’in kararlarını da tanımayan bir pozisyondayken şimdi nasıl bir anayasa taslağı öngörüyor dersiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

    “Bu soru, çok haklı bir toplumsal sorgulamayı yansıtıyor. Evet, AYM ve AİHM kararları açıkça Aleviliğin bir inanç olarak tanınması gerektiğini ortaya koymasına rağmen bu kararlar hayata geçirilmiyor. Çünkü ulus devlet projesinde devletin dini tekçilik ve Aleviliğin inkarı üzerine kurulmuştur. Bu durum yüz yıldır devam ediyor. İktidara kim gelirse gelsin durum değişmiyor. Şu anda yine iktidarda olan siyasi iradenin samimiyetine dair çok ciddi şüphelerimiz ve güvensizliklerimiz var.

    Alevi toplumu olarak şunu söylüyoruz: İktidar gerçek bir demokratik anayasa hazırlamak istiyorsa önce mevcut hukuk kararlarına uymalı, uygulamalı ve eşit yurttaşlık ilkesini pratiğe geçirmelidir. Alevilik, herhangi bir pazarlığın ya da temsil iddialarının asla söz konusu olamaz. Bizler şeffaf, katılımcı ve hak temelli bir anayasa sürecinin ancak tüm inanç ve kimliklerin tam temsiliyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Kimi ihanet içinde olan çevrelerin devletle Aleviler adına kurdukları ilişkiler bizim için yok hükmündedir.”

    “DEMOKRASİ, ALEVİLER İÇİN HAYATİ BİR MESELE”

    “Aleviler için demokratikleşme, sadece oy verme, sandığa gitme hakkı değil” diyen Kamilağaoğlu, cümlelerine şöyle devam etti:

    “Gerçek demokratikleşme, inanç özgürlüğünün ve ana dilin güvence altına alınması, kültürel hakların tanınması ve devletin tüm yurttaşlara eşit yaklaşmasıyla mümkündür. Gerçek demokratikleşme halkın yönetime katılma hakkıdır, örgütlenme hakkıdır, sendikalaşma hakkıdır; özgür medya, bağımsız yargı, bağımsız üniversitelerdir.

    Aleviler, artık kamusal alanda var olabilmek, ibadetlerini özgürce yerine getirebilmek, eğitimde ve kamu hizmetlerinde ayrımcılığa uğramak istemiyor. Demokratikleşme, toplumun her kesiminin kendisini özgürce ifade edebileceği bir yapının kurulmasıdır. Bu nedenle demokrasi, bir bütün olarak insan hakları; kadın, çocuk, doğa, hayvan hakları, Aleviler için doğrudan hayati bir meseledir.”

    “ALEVİ KURUMLARI, TOPLUMU DOĞRU BİLGİLENDİRMELİ”

    AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Alevi kurumlarının mevcut süreçte nasıl rol alması gerektiğinin de altını çizerek, “Alevi örgütleri, somut olarak ne yapmalı?” sorusunu şu cümlelerle yanıtladı:

    “Alevi kurumlarının, kurum yöneticilerinin bugünkü en önemli görevi, toplumu doğru bilgilendirmek, talepleri ortaklaştırıp birlikte hareket etmektir. Bu süreçte kurumsal ayrışmaları bir kenara bırakarak, eşit yurttaşlık temelinde birleşik bir duruş sergilemek gerekir. Somut olarak, anayasa çalışmaları ile ilgili kendi taleplerini bir belge haline getirilerek kamuoyu ile paylaşılmalı. Ayrıca Alevi kurumları, ulusal ve uluslararası düzeyde insan hakkı temelli faaliyetlerini artırılmalı, her hukuk mücadelesinde gençler başta olmak üzere kadınların sürece aktif katılımı sağlanmalıdır. Sonuç olarak, Alevi kurumları, bu süreçte yalnızca taleplerini ileten değil, aynı zamanda anayasa tartışma sürecinin içerisinde toplumsal demokratik dönüşüm için mücadele eden bir aktör olmalıdır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Mat: Alevilere yeni anayasa ‘daveti’ samimiyetten uzak ve göstermelik

    Mat: Alevilere yeni anayasa ‘daveti’ samimiyetten uzak ve göstermelik

    PİRHA- AKP’nin yeni anayasa çalışmaları kapsamında Alevi bilim insanlarını davet ettiğini kamuoyundan öğrendiklerini belirten AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Demokrasiye ve hukuk devletine gerçek anlamda bağlılık gösterilmeden atılacak her adım, meşruiyetten yoksun kalmaya mahkûmdur. Aksi takdirde anayasa adı altında yürütülen bu tartışmalarda biz yokuz” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, anayasa tartışmaları üzerine sosyal medya hesabı üzerinden bir yazı paylaştı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN TEMEL TALEPLERİ GÖRMEZDEN GELİNDİ”

    AKP’nin yeni anayasa çalışmaları kapsamında Alevi bilim insanlarını davet ettiğini kamuoyundan öğrendiklerini belirten Mat, “Bu çağrı, 2009–2010 yıllarında gerçekleştirilen Alevi Çalıştayları’nı hatırlatıyor. O dönem de benzer bir diyalog zemini oluşturulmuş, ancak sonuçlar açısından Alevi toplumunun temel talepleri görmezden gelinmişti” dedi.

    “DEVLET, ‘VERİLENLE YETİNİN’ DEDİ”

    Yapılan çalıştaylarda Alevilerin dile getirdiği taleplerin hiçbirinin hayata geçirilmediğini hatırlatan Hüseyin Mat, Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi, Alevi katliamlarıyla devletin yüzleşmesi, Alevi dergahlarının Alevilere iade edilmesi, Alevi taleplerinin anayasal güvence altına alınması. Bu talepler karşısında devletin tavrı netti: ‘Verilenle yetinin’” diye kaydetti.

    “SAMİMİYET YOK, DÜRÜSTLÜKTEN ESER YOK”

    Yeni bir anayasa tartışmasının samimiyetine inanmanın mümkün olmadığını belirten Hüseyin Mat, şu ifadeleri kullandı:

    “Yaklaşık 15 yıl sonra, yine Alevi akademisyenleri davet ederek yeni anayasa meselesini konuşmak istediklerini bildiriyorlar. Bu tabloya bakınca, insanın gülmemesi elde değil.
    Çünkü bu çağrıyı yapan iktidar; Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayan, adalet sisteminin tarafsızlığına gölge düşüren, yargının, yürütmenin vesayeti altına alındığı bir düzenin mimarıdır.

    Bugün Türkiye’de toplumun büyük bir kesimi, yargının en az güven duyulan kurumların başında geldiğini düşünüyor. Bu koşullar altında, yeni bir anayasa tartışmasının samimiyetine inanmak mümkün değildir. Samimiyet yok. İnandırıcılık hiç yok. Dürüstlükten eser yok. Alevilerle ne konuşulacak? Alevi toplumu ve kurumları yıllardır demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir sivil anayasa talebinde bulunmaktadır. Bu talepler defalarca dile getirilmiş, yazılı metinlerle ve on binlerce imzayla karar alıcılara sunulmuştur.”

    “ERDOĞAN’IN YENİDEN CUMHURBAŞKANI OLMASININ ÖNÜNÜ AÇMAYA YÖNELİK HERHANGİ BİR ADIMA DESTEK VERMEYİZ”

    “Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı olmasının önünü açmaya yönelik herhangi bir adıma ne destek veririz ne de bu tür bir çabanın parçası oluruz” diyen Hüseyin Mat, şunları ekledi:

    “Önce mevcut anayasaya uyun, AİHM kararlarını uygulayın, adaletin terazisini doğru tutun, hukuku siyasetin gölgesinden kurtarın. Ve en önemlisi, Cemevlerini ibadethane olarak kabul ettiğinizi açıkça ilan edin. Bu koşullar sağlanmadığı sürece yapılan bu tür ‘davetler’, samimiyetten uzak ve sadece göstermelik girişimler olarak kalacaktır.s

    Demokrasiye ve hukuk devletine gerçek anlamda bağlılık gösterilmeden atılacak her adım, meşruiyetten yoksun kalmaya mahkûmdur. Aksi takdirde anayasa adı altında yürütülen bu tartışmalarda biz yokuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gaziosmanpaşa Belediyesi CHP’den AKP’ye geçti

    Gaziosmanpaşa Belediyesi CHP’den AKP’ye geçti

    PİRHA- Gaziosmanpaşa Belediye Meclisinde, tutuklanan Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılan seçimde, belediye AKP’ye geçti.

    İBB’ye yönelik 5′. dalga operasyonunda gözaltına alınarak tutuklanan ve görevden alınan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine başkanvekili seçimi yapıldı. 3 tur süren seçimde başkanvekilliği görevine AKP’nin adayı Eray Karadeniz seçildi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik yürütülen “yolsuzluk” iddialı soruşturma kapsamında, 5. dalga operasyonda CHP’li Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe de gözaltına alınarak tutuklanmış ve görevden alınmıştı. Gaziosmanpaşa Belediyesinde bugün başkan vekili seçimi yapıldı.

    Birinci tur oylama saat 10:00’da başladı. Gaziosmanpaşa’da çoğunluk Cumhur İttifakında.Adayların ilk iki turda salt çoğunluğu elde edememesi üzerine yapılan üçüncü tur oylamada, AKP’li Karadeniz 21 oy alarak başkanvekili seçildi.

    İlk tur oylama sonucunda AKP’nin adayı Eray Karadeniz 21, CHP’nin adayı Murat Topaloğlu 16 oy aldı.

    İkinci tur oylamada da AKP’nin adayı Eray Karadeniz 21, CHP’nin adayı Murat Topaloğlu 16 oy aldı.

    Üçüncü turda yine AKP’nin adayı Eray Karadeniz 21, CHP’nin adayı Murat Topaloğlu 16 oy aldı ve seçim sonuçlandı. Belediye başkanvekili seçimini, AKP’nin adayı Eray Karadeniz kazandı.

    Öte  yandan AKP’nin Büyükçekmece Belediye Başkanvekili adayı Mustafa Yazıcı olurken, Avcılar Belediye Başkanvekili adayı ise Mahmud Lökbaş olarak açıklandı.

    CHP’li üyeler, “Gaziosmanpaşa halkının iradesi gasbedildi” diyerek tepki göstererek seçimin yapıldığı salondan çıktı.

    ÖZGÜR ÇELİK: YARGI ELİYLE BELEDİYEYE ÇÖKÜYORLAR 

    CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Gaziosmanpaşa Belediyesinin önünde açıklama yaptı. İktidarın, yargı eliyle Gaziosmanpaşa Belediyesine çökmeye çalıştığını söyleyen Çelik, “Yerel seçimlerde Gaziosmanpaşa Belediyesinde oylar tekrar tekrar sayıldı. Masa başında seçimi kazanmaya çalıştılar. Ama Hakan Başkan tekrar tekrar seçildi” dedi.

    Hakan Bahçetepe’nin var gücüyle çalıştığını söyleyen Özgür Çelik, “Bugün Gaziosmanpaşa halkının iradesine çökenler tarihten ders almamışlar. Millet gerçekleri biliyor, görüyor. Hakan Bahçetepe başkanımız görevine dönecek. O güne kadar belediye meclis üyelerimiz, ilçe örgütümüz Gaziosmanpaşa halkıyla gönül kurmaya, çalışmaya devam edecek” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yeni sürece dair halk ne diyor?-VİDEO

    Yeni sürece dair halk ne diyor?-VİDEO

    PİRHA – PKK Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından başlatılan yeni süreç, toplum nezdinde nasıl yorumlanıyor; Ankara ve İstanbul’daki yurttaşlardan dinledik.

    Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 5-7 Mayıs’ta toplanan PKK, 12. Kongresinde fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıkladı. Bu karar ardından hükümet ve Kürt hareketi arasındaki görüşmeler de yoğunlaştı.

    Barışın sağlanabilmesi için yeni bir anayasa hazırlığının olduğunu açıklayan AKP-MHP hükümeti, sürecinin olgunlaşması adına TBMM çatısı altında bir de komisyon kurulması gerektiğini belirtti.

    ÇOĞUNLUK UMUTLU VE BARIŞTAN YANA!

    Ülkede yaşanan gelişmeler ardından halkın görüşü ne yönde; sokak röportajları ile nabız ölçtük. “Hükümet ciddi adım atarsa barış olur” görüşünün yaygın olduğu görülürken, kimi yurttaşlar ise süreci “Hükümetin bir oyunu” şeklinde yorumladı.

    “Barışın sözü bile güzel. Bizlerde çok güzel duygu uyandırdı. İktidar artık adım atmalı. Örneğin Selahattin Demirtaş gibi isimleri serbest bırakmalı” diyen yurttaşlar, yeni anayasanın eşit yurttaşlık temelinde oluşması gerektiğini vurguladı.

    Eren GÜVEN – Rozerin TEK – Buse Nehir DEMİR/PİRHA