PİRHA- Türkiye toplumunun tepkilerine rağmen AKP hükümeti laiklik karşıtı uygulamalarını sürdürüyor. Milli Eğitim Bakanlığı, HÜDA-PAR’lıların yönettiği Peygamber Sevdalıları Vakfı ile eğitimde işbirliği protokolü imzaladı. Buna göre vakıf, “Okullarda peygamberin ve sahabelerin hayatını anlatıp” yarışmalar düzenleyecek.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, gerici/dinci vakıflarla protokol imzalamaya devam ediyor.
BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre, HÜDA-PAR ile bağlantılı olduğu bilinen Peygamber Sevdalıları Vakfı ile yeni bir protokol imzalandığı ortaya çıktı.
YARIŞMALAR DÜZENLENECEK
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile merkezi Diyarbakır’da bulunan Peygamber Sevdalıları Vakfı arasında 26 Kasım 2024 tarihinde eğitimde işbirliği protokolü imzalandı. Protokolün “MEB’e bağlı resmi temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilere yönelik, gönüllülük esasına göre yürütülecek İslam Peygamberinin, sahabelerin örnek hayatlarını öğretmek” amacıyla imzalandığı belirtildi.
Protokolde, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde madde ve mana, dünya ve ahiret dengesini gözeten; ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren; içinde yaşadığı topluma ve insanlığa karşı sorumluluk bilinciyle hareket eden erdemli ve ahlaklı bireyler yetiştirmek amacıyla yarışmalar düzenleneceği de” ifade edildi.
VAKFIN BELİRLEDİĞİ KİŞİLER OKULLARA SOKULACAK
Protokol kapsamında, vakıf tarafından hazırlanan duyuru ve afişlerin MEB’e bağlı okulların panolarına asılacağı, vakfın okul binalarında yarışma düzenlemesine izin verileceği belirtildi. Okul müdürlüklerinin yarışmalar için konferans salonlarını ve derslikleri hazır bulunduracağı da vurgulanırken, vakfın belirlediği “öğretim üyesi, araştırmacı, panelist, uzmanları” okullara sokmasına da onay verildi.
VAKIF, HÜDA-PAR İLE BAĞLANTILI
Milli Eğitim Bakanlığı, Ortaöğretim Genel Müdürü Halil İbrahim Topçu ile Peygamber Sevdalıları Vakfı Başkanı Mehmet Beşir Şimşek’in imzalarının yer aldığı protokolün geçerlilik süresinin ise bir yıl olduğu belirtildi.
Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın Genel Başkanı Mehmet Beşir Şimşek, eski bir HÜDA-PAR yöneticisi. Aynı zamanda gerici faaliyetleriyle dikkat çeken Alimler ve Medreseler Birliği’nin (İttihadul Ulema) Genel Başkan Yardımcısı olarak da görev yapıyor. Alimler ve Medreseler Birliği’nin Genel Başkanlığını ise Hizbullah’ın eski İran sorumlusu olduğu belirtilen Enver Kılıçarslan yapıyor.
PİRHA-31 Mart seçimleri öncesinde imzalanan Toplu İş Sözleşmesi’ni uygulamayan AKP’li Pertek Belediye Başkanı Recai Vural, işçilerin biriken alacaklarını da borç bahanesiyle ödemiyor. İşçiler ise zorla izne gönderiliyor.
Evrensel Gazetesi’nden Orhan Kurul’un haberine göre; Pertek Belediyesinde çalışan 116 işçi DİSK’e bağlı Genel İş Sendikası ile imzalanmış toplu sözleşmeye bağlı haklarını alamıyorlar. 2024 yılının mart ayından beridir asgari ücret alan işçilerin alacakları AKP’li Belediye Başkanı Recai Vural tarafından ödenmiyor. İşçilere, yapılan toplu sözleşmeyi tanımadığını ve ödemeyi asgari ücret üzerinden yapacağını ifade eden AKP’li Vural, DİSK Genel-İş Sendikası tarafından şikayet edildi.
Şikayet sonrasında incelemelerde bulunan müfettiş, şikayeti değerlendirerek toplu sözleşmeye bağlı hükümlerin uygulanmasının gerekliğine dair bir rapor hazırlamış olsa da AKP’li Vural, işçilerin alacağını ödemiyor.
İddiaları sormak üzere Evrensel’in AKP’li Belediye Başkanı Recai Vural, iddiaları kabul ederek, önceki dönemde belediye yönetiminin belediyeyi çok borçlandırdığını ifade etti ve işçi çıkarmaya gideceğini söyledi.
İŞÇİLER SENDİKADAN İSTİFA ETTİRİLİYOR
İsmini vermeke istemeyen bir işçi de, sendikadan istifaların başladığını söylerken, belediye başkanına daha yakın işçiler üzerinden sendikalı işçilere “İstifa edin maaşlar yatsın” baskısı yapıldığını söyledi. İşçilerin sendikadan istifaya zorlandığını ifade eden işçi, 20’nin üzerinde işçinin aynı dilekçeyle istifa ettiğini belirtirken, başka bir işçi de dilekçenin belediye yönetimi tarafından yazıldığını iddia etti.
ZORUNLU İZİN DAYATMASINA “TALEP FORMU”
Otuzun üzerinden işçinin belediye yönetimi tarafından zorla izne çıkarıldığını ifade eden bir işçi de belediye yönetimi tarafından işçilere ‘izin talep formu’ şeklinde bir evrakın cuma günü imzalatıldığını söyledi. İşçilerin eksik yatan ücretlerinin bir kısmının dahi yatırılmadığını söyleyen başka bir işçi ise “Bu ayın maaşını 15’inde almamız gerekirken eksik yatanı da almadık. İçeride 2, bazılarının 3, 4 aylık alacağı var” dedi.
“İŞÇİLERİN HAKLARINI ALMADIKLARI DOĞRU”
Pertek Belediyesinin AKP’li Belediye Başkanı Recai Vural iddialara ilişkin yaptığımız görüşmede, mart ayından beri işçilerin toplu sözleşmeye bağlı haklarını alamadıklarının doğru olduğunu söyleyerek “Zaten işçi çıkarmaya gidiyorum, çünkü gelir gideri karşılamıyordu. Geldiğimde işçiler dört aylık ücretlerini almamışlardı. Buna rağmen toplu sözleşme yapılmış. 2019 yılında işçiler asgari ücretin üzerinde maaş alıyorlardı. Asgari ücret o zaman 2 bin 500 liraydı. Ben 3 bin 600 lira veriyordum. Benden önceki başkan ‘Daha fazla işçi çalıştıracağım’ deyip ücretleri düşürdü. O zaman sendika bir şey yapmadı, kimse ortada yoktu. Fakat biz gelince tabi bu iş siyasi, ideolojik bir şey” dedi. Kendinin 2019 yılında belediye başkanlığı yaptığı dönemde 46 kişinin belediyede çalıştığını ancak 2019 yerel seçimlerinden 2024 yerel seçimlerine kadar olan dönemde 92 personelin daha alındığını söyleyen Vural, “Seçim günü dahi personel almış. Tabii onları çıkardık” diye konuştu.
“MÜFETTİŞİN CEZA YAZDIĞI DOĞRU”
Müfettişin, toplu sözleşmeye bağlı hükümlerin uygulanması yönünde rapor yazdığını ve belediyeye ceza yazıldığını da kabul eden Vural, “2019’da belediyeyi teslim ettiğimde bir tek lira SGK borcumuz yoktu. Şimdi 22.5 milyon lira SGK’ya, 6 milyon da maliyeye borç bırakmış. Denizbank’tan da para çekilmişti. O da ödeniyor” dedi. İşçilerin alacaklarının ödenmemesinin gerekçesini ‘Kasada para yok’ diye açıklayan Vural “Belediyenin parası yenilmemiş, belediye soyulmuş. İşçilerin izne çıkarılmasına dair de “İzinleri fazla olanlar kimler dedim. Üç senelik, beş senelik izinleri var. Dedim burada boşuna durmasınlar. Gitsin bari izinlerini kullansınlar. Kış günü iş yok güç yok. Yazın hiç değilse çalışırız” diye konuştu.
PİRHA- AKP hükümetinin laiklik karşıtı faliyetleri yükseliyor. İstanbul’daki Milli Eğitim Müdürlükleri’nin yılbaşı için okullara gönderdikleri yazılar tepki çekti. Yazıda, okullarda yılbaşı etkinlikleri yasaklanıyor.
İstanbul Bağcılar ve Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara tartışmalı bir yazı gönderdi. Okullara gönderilen yazıda, yılbaşı etkinlikleriyle ilgili bir dizi ‘yasak’ talimatı verildi.
Okullara gönderilen yazıda, yılbaşı etkinlikleri, “kültürümüz, geleneklerimiz ve inancımıza uymayan etkinlikler” olarak tanımlandı. Söz konusu yazıda, öğrencilerin “milli manevi kültür değerlerine uygun etkinliklere” yönlendirilmesi gerektiği savunuldu.
Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Altay’ın imzasını taşıyan yazıda, “Okullarımızda yılbaşı etkinlikleri adı altında kültürümüz, geleneklerimiz ve inancımıza uymayan etkinliklerin ve okul – sınıf süslemelerinin yapılmaması hususunda gereken hassasiyetin gösterilmesini, ayrıca, eğitim-öğretim sürecinde öğrencilerimizin milli manevi kültür değerlerine uygun etkinliklerin tercih edilmesi önem arz etmektedir” denildi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü de okullarda yılbaşı kutlamalarının yapılmamasına ilişkin yazı yayınladı.
İlçe milli eğitim müdürlüğü tarafından okullara gönderilen yazıda ‘kültürel değerlere aykırı’ yılbaşı ve noel gibi kutlama faaliyetlerinin yapılmaması istendi.
Bakanlığın talimatı üzerine 16 Aralık’ta Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Yıldırım imzasıyla ilçedeki okullara gönderilen yazı şöyle:
“Belirli gün ve haftalarda yer almayan, milli ve kültürel değerlere aykırı yılbaşı, noel, cadılar bayramı vb. adı altında düzenlenen her türlü çekiliş, kutlama ve bunlara yönelik her türlü dijital, yazılı, görsel içerik paylaşımlar gibi faaliyetlerin Müdürlüğümüze bağlı okullarımızda ve kurumlarımızda yapılmaması hususunda; Gereğini rica ederim.”
PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Özgür Kaplan iktidarın kayyım politikasına tepki göstererek, “Biz kayyumlara da karşıyız, AKP’nin politikalarına da karşıyız. Tek dil, tek din, tek inanç, tekleştirilmiş, tek tipleştirilmiş bir toplum istiyorlar. Biz de diyoruz ki Aleviler olarak aşure gibi bir ülke istiyoruz” dedi.
İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkari Belediyelerinin ardından Dersim ve Ovacık ve Bahçesaray Belediyelerine de kayyım atanması büyük tepki çekiyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, iktidarın belediyelere kayyım atamasını değerlendirdi.
“ALEVİLERİN HAYATINA KAYYUM ATANIYOR”
İktidarın sadece belediyelere değil hayatın her alanına kayyım atadığının altını çizen Özgür Kaplan, “Kendisini eleştiren, politik olarak eleştiren insanlara karşı, siyasetlere karşı kayyum atıyor, belediyelere kayyum atıyor. Son olarak Dersim’e ve Ovacık’a atanan kayyumlardan biliyoruz. Bir tarafta siyaset yasakları üzerinden siyaseti yasaklamak, Kürt halkının mümkün olduğu kadar kendi açılarından sesini kısmaya çalışırken, seçilmiş belediye başkanlarına kayyum atarken bir taraftan da Alevilerin hayatına toplamda kayyum atıyor aslında” dedi.
“ESAD DİKTATÖR DE SİZ ÇOK MU DEMOKRATSINIZ?”
“Kayyum dediğimiz şey darbedir, darbeciliktir” diyen Kaplan, Suriye’de de Alevilerin ve Kürtlerin hedefe konulduğuna vurgu yaparak şunları söyledi:
“Bir siyasi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çıkıyor diyor ki ‘Esad’a son çağrımızdır.’ Yani şimdi sormazlar mı? Esad çok diktatör de siz çok mu demokratsınız? Kendi halkınıza kayyum atarken, kendi halkınızın sesini kısarken Esad’a demokrasicilik dersi vermeye kalkıyorsunuz! Orada da Kürt halkının hedefe konulduğunu biliyoruz, Alevilerin hedefe konulduğunu biliyoruz. Eğer yanı başımızdaki bir halk, yanı başımızdaki bir toplum kendini özgürce ifade edemiyorsa, eğer komşu inançlar, komşu kimlikler mutlu değilse bizim alacağımız, kazanacağımız özgürlüğün de bir anlamı olmadığını düşünüyoruz. 72 millete bir nazarla bakıyorsak eğer 72 millettin özgür bir şekilde demokratik ortamda, herkesin iradesiyle bir arada yaşadığı, kendi tercihiyle bir arada yaşadığı bir ülke istiyoruz.”
“ALEVİLER OLARAK AŞURE GİBİ BİR ÜLKE İSTİYORUZ”
AKP’nin politikalarına karşı olduklarını belirten Özgür Kaplan, CHP’li ve DEM Partili belediyelere kayyum atanmasın da karşısında olacaklarını belirtti. Kaplan şunları ekledi:
“Burada eğer ‘15 Temmuz darbe girişimine karşıyız. 15 Temmuz’da yedi düvele karşı mücadele ettik, savaştık’ diye açıklamalar yapanlar hala aynı fikirdelerse -ki öyle olduklarını biliyoruz biz. Her fırsatta söylüyorlar. 15 Temmuz eğer bir darbe girişimiyse Dersim’e atanan kayyum da darbe girişimidir. Diğer kayyumların tümü de darbe girişimidir. Cumhuriyet Halk Partili belediyeye atanan da aynıdır bizim için, DEM partiye atanan da aynıdır. Sonuç itibariyle hayatın her alanına atanan kayyumları kesinlikle reddediyoruz. Cumhuriyet Halk Partili belediyenin, DEM Partili belediyelerin de bu anlamda yanındayız. Nerede bir antidemokratik uygulama varsa Aleviler mazlumların, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin açık ve net bir şekilde yanında olacaktır. Biz kayyumlara da karşıyız, AKP’nin politikalarına karşıyız. Tek dil, tek din, tek inanç, tekleştirilmiş, tek tipleştirilmiş bir toplum istiyorlar. Biz de diyoruz ki Aleviler olarak aşure gibi bir ülke istiyoruz. Herkes aynı kazanda, herkes aynı ortamda ve halkın kendi özel bir kıvamı olacak. Bunu da başaracağımıza inanıyoruz. Nasıl bir ülke istiyorsak, öyle bir örgüt/kurum olmak durumundayız. Biz eşit yurttaşlık mücadelemizi bütün ötekileştirilen kimlikler ve inançlarla birlikte sürdürmeye devam edeceğiz.”
PİRHA -Yazarlar Mehmet Güzel, Miran Pırgiç ve Mustafa Bakır, Esenyurt ile başlayıp Dersim ve Ovacık’a kadar uzanan kayyımlara tepki göstererek, kayyımların, demokrasiye ve halkın iradesine vurulmuş bir darbe olduğunu söylediler. Yazarlar, kayyım rejimine son verilmesi için mücadele edilmesi gerektiğini vurguladılar.
İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkâri, Dersim, Ovacık ve Bahçesaray belediyelerine AKP hükümeti tarafından kayyım atanmasına tepkiler sürüyor.
Yazarlar Mehmet Güzel, Miran Pırgiç ve Mustafa Bakır, Esenyurt ile başlayıp Dersim ve Ovacık’a kadar uzanan kayyımları PİRHA’ya değerlendirdiler.
“İKTİDARIN BASKISI GİTTİKÇE DERİNLEŞİYOR”
Yazar Mehmet Güzel, mevcut hükümetin, farklı inanç gruplarından, farklı etnik kimliklerden insanların seçmiş olduğu belediye başkanlarının temsilcilerini görmek istemediğini belirterek, iktidarın yıllardır değişik toplum kesimlerine dönük baskısını gittikçe derinleştirdiğini ve kendisini ayakta tutmak için de devletin bütün imkanlarını kullandığını ifade etti.
“KAYYIM, HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİYLE AŞILABİLİR”
Kürtlerin uzun süredir vermiş olduğu mücadeleye de değinen Güzel, “Kayyım meselesi, bu coğrafyada yaşayan bütün halkların ortak mücadelesiyle ancak aşılabilir” dedi.
21. Yüzyıl dünyasında tekçi devletlerin kurulduğunu ve bu tekçi devletlerin diğer halkları reddeden, çeşitli inançları, kimlikleri reddeden bir sistem yürüttüklerini de sözlerine ekleyen Güzel, “Kayyım rejimine nasıl son verilebileceği üzerine kafa yormak lazım. Türkiye’deki emekçiler, Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar, Çerkezleri de içine katacak, bu toplum kesimlerinin hakkını hukukunu esas alacak yeni bir sözleşmenin yapılması gerekir. Yoksa bu kaostan bizim kurtulmamız mümkün değil. Biz mücadelemizi verdiğimiz takdirde Türkiye’de değişim ve dönüşüm sağlanabilir” diye konuştu.
“DERSİM’E SİYASİ AMAÇLA KAYYIM ATANDI”
Yazar Miran Pırgiç de kayyımın demokrasiye vurulmuş bir darbe olduğunu dile getirerek, “Dersim’e yönelmeleri çok ilginç geldi bana. Çünkü daha önce Dersim’e dokunmuyorlardı” dedi. Pırgiç, kayyım projesinin, Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber hayata geçirildiğini de söyleyerek şunları belirtti:
“Türkiye Türklerindir demeye çalışıyorlar. Daha önce HADEP, HDK şimdiki ismiyle de DEM Parti gibi partilerde görev alanların şu an belediye başkanı olmasına bile tahammül edemiyorlar. Hangi parti olursa olsun MHP’den bile belediye başkanı olsa daha önce Kürtlerin bulunduğu bir partide görev almaları kayyıma sebep olmaktadır. Bunu böyle düşünmek gerekiyor. Dersim’e atanan kayyım belli ki siyasi amaçla yapıldı ama Esenyurt’a hem siyasi hem ekonomik amaçla kayyım atandı. Biraz da burada söylenmek istenen ‘sen sandıkta kazansan da ben istediğimi alırım’ düşüncesidir. Bunu kabullenmemek için de siyasi partilerin daha fazla tepki gösterip mücadele etmesi gerekiyor. Tepki gösterilmezse aksi takdirde diğer yerlere de kayyım atar. Burada kayyımlarla asıl yapılmak istenen Kürtlerin iç dinamiklerini kırmaya çalışmaktır.”
Yazar Mustafa Bakır ise Türkiye’deki halkın iradesinin hiçbir anlamının olmadığını kaydederek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Halkın iradesine başvuruyorsunuz, sen ne diyorsan ben onu yapacağım, diyorsunuz. Halk kendi yerel başkanını seçiyor. Sizi seçmediği için siz bir süre sonra onun görevine son veriyorsunuz, tutuklatıyorsunuz, o halkın iradesini hiçe sayıyorsunuz. O zaman bunun adı demokrasi olmaz. Asıl Dersim’de yapılmak istenen halkın iradesinin hiçe sayılması, halkın cezalandırılmasıdır. Daha doğrusu Kürt belediye başkanlarının cezalandırılmasıdır. 7 tane kayyım atandı. İçlerinde bir tane bile Kürt olmayan yok. Dersim bir ilin, bir bölgenin adı değil sadece. Tarih boyunca zulme baş eğmeyen, zulmü kabul etmeyen dünyaya mal olmuş bir bölgenin adıdır Dersim. Bu düşmanlık Selçuklulardan beri devam etmektedir. Nedir bu insanların suçu? Özgürce yaşamak istedikleri, laik olmak istedikleri, Kürt ve Alevi oldukları, zulmü ve zalimi kabul etmedikleri için suç sayıldı.”
PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mecliste yaptığı konuşmada, Suriye’de özellikle Kürt ve Alevilerin çeteler tarafından katledildiğine vurgu yaparak “Türkiye, HTŞ’yi resmi olarak terör örgütü ilan etmişken, Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş bu örgüte neden tek bir cümle kurmuyor?” diye sordu.
Meclis Genel Kurulu’nda 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi görüşmeleri sürerken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, görüşmeler esnasında söz alarak HTŞ’nin Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye tarafından “terör örgütü” olarak kabul edildiğini, ancak HTŞ’nin katliamlarına sessiz kalındığını belirtti.
“KÜRTLER VE ALEVİLER KATLEDİLİYOR”
Özellikle Alevi ve Kürt bölgelerinde ciddi saldırı ve katliamların yaşandığına işaret eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Birçok yerde SİHA bombalamaları oluyor. Eyn İsa’da 12 sivil yaşamını yitirdi, çoğu çocuktu. Kobane’ye yönelik SİHA saldırılarında yine aynı şekilde 2 kişi yaralandı, 2 kişi yaşamını yitirdi. Yine, 2 Aralık’ta Kamışlo-Haseke yolunda bir sivil araç bombalandı, 1 sivil yaşamını yitirdi. 9 Aralık’ta Kobane’de 2 çocuk yaşamını yitirdi ve en önemlisi, 10 Aralık’ta yine Eyn İsa’da yapılan bombalamada 8 kişi yaralandı, 15 rejim askeri yine katledildi, yaşamını yitirdi” diye konuştu.
“İNSANLIĞIN UTANÇ DUYACAĞI MANZARALAR GÖRÜYORUZ”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın dünkü konuşmasına atıfta bulunan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Suriye’de pek çok halk ve inanç sahibi grup var, ama şu anda hepsinin yaşamı tehdit altında. Bakın, bu dinci, bu selefî, bu cihatçı çeteler şu anda Alevi mahallelerinde Alevileri katlediyor, şu anda rejimle ilintili olduğunu düşündükleri bürokratları katlediyorlar. Sokak ortasında insanlığın utanç duyacağı manzaralar, videolar görüyoruz. Boynuna ip atılmış insanlar yerlerde sürükleniyor. Peki, biz soruyoruz: Türkiye, HTŞ’yi terör örgütü ilan etmiş, Türkiye Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş olan HTŞ’ye niye tek bir cümle kurmuyor, niye tek bir kelime etmiyor da sabahtan akşama kadar Kobane’yi bombalıyor, Kamışlo’yu bombalıyor, Haseke’yi bombalıyor, Kürtleri bombalıyor?” diye sordu.
PİRHA- Yerine kayyım atanan Muhtar Şahismail Güyük’ün duruşması sonrası açıklama yapan Alevi kurumlarının temsilcileri basın toplantısı yaptı. Alevi yöneticiler, eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten Şahismail Güyük’ün davasının Alevilerin davası olduğunu söyledi. Yerine kayyım atanan Şahismail Güyük de, Alevi olduğu için yargılandığını, Alevi yurttaşların haklarını savunması gerektiğini vurgulayarak, Alevilerin bulunduğu her alanda sesini yükseltmesi ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkması çağrısında bulundu.
Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Burmadere (Sors) Köyü Muhtarı Şahismail Güyük, AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı çıktığı için 10 yıl önce devrimci önderlerlerle ilgili sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınmış, ardından yerine kayyım atanmıştı. 26 Kasım’da görevden alınan Güyük hakkında “Örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla açılan davanın duruşması bugün görüldü. Duruşma 9 Ocak 2025 tarihine ertelendi.
Şahismail Güyük’ün duruşması sonrası Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ardahan il binasında basın toplantısı yapıldı. Toplantıya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultan Gazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş ile Damal Dernekler Federasyonu Başkanı Güner Kökat, Gazeteci Musa Ağacık ve yurttaşlar katıldı.
Açılış konuşmasını yapan CHP İl Başkanı Yalçın Taştan, eşit yurttaşlık hayata geçene kadar mücadeleye devam edeceklerini belirterek, milyonların devrimci önderleri andığını, anmaya devam ettiğini dile getirdi.
“BUGÜN YARGILANAN ALEVİLİKTİR”
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, hem ülkedeki hem de dünyanın birçok yerinde faaliyet yürüten Alevi kurumları adına Ardahan’da olduklarını belirterek, “Yargılanan Aleviliğin kendisidir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi başkanlığı köy köy dolaşarak Aleviliği teslim almak istiyor. Buna karşı çıkan muhtarımız yargılanmak istenmektedir. Bizim açımızdan bu suç değildir. Bu suçsa bunu işlemeye devam edeceğiz. Bu dava Alevi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle açılmıştır. Alevi kurumları olarak bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bugün yargılanan Aleviliktir, Alevi kurumlarıdır. Bu kayyım siyasetine karşı olmaya devam edeceğiz. Kayyımlar gidecek biz kalacağız” dedi.
Damal Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Güner Kökat, dosyada suç teşkil edecek bir unsurun olmadığının altını çizerek, “Kayyım politikasının neyi ifade ettiğini biliyoruz. Muhtarımız bütün ömrünü özgürlük mücadelesine adamış bir isimdir. İktidar makul muhtar yaratmanın peşinde. Buna karşı duran, Pir Sultan Abdal gibi direnen muhtarımıza dava açıldı. İnanıyoruz ki, bu davadan vazgeçilir. Her kimliğin eşit yurttaşlık hakkının verilmesini istiyoruz” diye konuştu.
Ardahan’ın Türkiye’nin en yoksul kentlerden biri olduğunu söyleyen Kökat, Ardahan Valisi’ne seslenerek, “Muhtarla, onun sözleriyle uğracağınıza, yoksullukla, fuhuşla, kumarla uğraşın” şeklinde ifade etti.
“ŞAHİSMAİL GÜYÜK’Ü SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş ise Şahismail Güyük’ün kurduğu sözün Alevilerin, hakikatin sözü olduğunu vurgulayarak, “Biz bugün kendi davamıza geldik. Ankara’da barış sesi yükselmeye başladı. Nasıl barışacağız? Kürtlerle barışmak için Mardin’e kayyım mı atayacaklar? Alevilere Dersim’de, Ovacık’ta, Damal’da kayyım atayarak mı barış yapacaklar? Böyle barış olmaz. Aleviler yıllardır, barış, eşitlik, adalet diyor” şeklinde konuştu.
Şahismail Güyük’ü Alevi olduğu için yargılandığına dikkat çeken Bektaş, “Muhtarımızı yargılayanların cesareti olmadığı için başka gerekçeler bulmaya çalışıyor. Biz buradayız, 9 Ocak’ta da burada olup, Şahismail Güyük’ü savunmaya devam edeceğiz” diye belirtti.
“MARDİN’E ATANAN KAYYIMLA, SORS KÖYÜNE ATANAN KAYYIM AYNIDIR”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultan Gazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş da kayyım anlayışını kınadığını ifade ederek, “12 Eylül’den bunları tanıyoruz. Binlerce insanımızı katlettiler, işkenceden geçirdiler ama bizler bu anlayışa boyun eğmedik. Katliamdan, zulümden geçirilen Aleviliği foklorik bir unsura dönüştürmek için iktidar çaba içerisinde. Pirlerimiz, analarımız haram lokmaya el uzatmaz. Bizim tuğlaya, çimentoya, boyaya, badanaya ihtiyacımız yok. Bizim eşit yurttaşlığa ihtiyacımız var. Bu kayyımlar bir darbedir. Mardin’e atanan kayyımla, Sors köyüne atanan kayyım aynıdır. Bu zihniyete karşı çıkmalıyız. Ardahan’da sesleniyoruz, bu dava insanlık davasıdır. KHK ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını tanımıyoruz. Hiç kimse hiçbir inanca baskı yapamaz. Bizleri baskı altına alamazsınız. Pir Sultan Abdal’ın da dediği gibi ‘Dönen dönsün biz dönmeyiz yolumuzdan.’”
Yerine kayyım atanan Muhtar Şahismail Güyük ise sürece dair yaşananları aktararak, duruşmada sözlerini tekrar ettiğini belirtti. Alevi yurttaşların haklarını savunması gerektiğini vurgulayan Güyük, Alevilerin bulunduğu her alanda sesini yükseltmesi ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkması çağrısında bulundu.
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu, İzmir Bornova’da öğrencilerin din dersi için camiye götürülmesine sert tepki gösterdi. “Aleviler karanlığa teslim olmayacak” diyen federasyon, “Eğitimci olmayan bu kişilerin laiklik ilkesine aykırı şekilde din eğitmeni olarak okullarda olduğu aşikârdır. Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!” dedi.
İzmir’in Bornova ilçesinde 9’u Anaokulu, 33’ü İlkokul, Ortaokul ve Lise olmak üzere toplam 98 okula Müftülük tarafından Vaiz, Kuran Kursu Öğreticisi, Müezzin, İmam, görevlendirildi.
Hükümetin laiklik karşıtı bu uygulaması büyük tepki çekiyor. Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) yazılı bir açıklama yaparak, “Aleviler karanlığa teslim olmayacak! Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!” dedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu yazılı açıklamasında şunları ifade etti:
“Aleviler karanlığa teslim olmayacak! AKP-MHP iktidarı halkın iradesine atanmış kayyumdur.
Bu iktidar, milletvekillerinden gazetecilere, öğrencilerden işçilere, emeklilere, belediye başkanlarından muhtarlara kadar hayatın her alanına atanan kayyumdur.
Önce belediyelere kayyum arayarak darbe yapan iktidar hızını alamayıp anaokullarına müezzin atayarak şimdi de müspet ilime kayyum atadı.
Aynı zamanda bu Cumhuriyetin Laiklik ilkesine bir darbedir!
İzmir’in Bornova ilçesinde 9’u Anaokulu, 33’ü İlkokul, Ortaokul ve Lise olmak üzere toplam 98 okula müftülük tarafından Vaiz, Kuran Kursu Öğreticisi, Müezzin, İmam, görevlendirildi.
Eğitimci olmayan bu kişilerin laiklik ilkesine aykırı şekilde din eğitmeni olarak okullarda olduğu aşikârdır.
Hükümetin yol haritası olan dindar ve kindar nesiller yetiştirme hedefi, ÇEDES ve MESEM benzer projelerle devam ediyorken şimdi bir daha karanlık bir projeyi hayata geçirdiler.
Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!
“ÇOCUKLARIMIZI SÜNNİ İSLAM MODELİNE GÖRE YETİŞTİRİYORLAR”
Özellikle Alevilerin yaşam alanlarını yok ederek devam eden iktidar, bir taraftan Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden inancımızı yok etme faaliyetleri sürdürürken diğer yandan çocuklarımızı Sünni İslam modeline göre yetiştiriyor. Hem çocuklarımızın hem Türkiye halklarının geleceği ile oynuyor.
Okullarda ilim ve fen öğretilmesi gerekirken din eğitimi ile planlı bir şekilde çağın gerisinde bırakıyor.
“İKTİDAR TÜM HALKLARIN HAYATINA SALDIRIYOR”
İktidara geldikleri günden beri kesintisiz olarak ırkçı ve şeriatçı çevrelerin önünü açan iktidar, Alevi köylerine cami yapıp, Madımak katilini serbest bırakarak, açıkça Alevi düşmanlığı yapıyorken şimdi de aydınlık yarınlara inanan tüm halkların hayatına saldırıyor.
Hatta Suriye politikası ile de oradaki Aleviler başta olmak üzere diğer halkların üzerine şeriatçı ölüm askerlerini kışkırtarak cesaretlendiriyor!
“ALEVİ DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİN!”
Bu vesile ile bir kez daha sesleniyoruz;
İçerde ve dışarıda Alevi düşmanlığından vazgeçin! Suriye’de savaşın değil barışın tarafı olun.
Karanlık yarınlar kendini dayatsa da biz Aleviler, şeriata karşı demokrasiyi, savaşa karşı barışı ve ırkçılığa karşı 72 milletin bir arada yaşamı için mücadele edeceğiz!
Bir olalım İri Olalım Diri Olalım.
PİRHA- Din dersi okullardan camiye taşındı. AKP hükümetinin laik eğitim karşıtı uygulamaları hız kesmeden sürüyor. İzmir Bornova’da 7’si anaokulu, 32’si ilkokul, 27’si ortaokul ve 33’ü lise tam 99 okuldaki öğrencilere, eğitim verilecek cami adresi bildirildi. İzmir Fen Lisesi’ne de eğitimi belli olmayan Ahmet İnce adlı bir Kuran Kursu öğreticisi görevlendirildi.
Sözcü’den Sultan Uçar’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı, kadrolu 50 binin üzerinde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olmasına rağmen öğrencileri imamlara teslim etmişti ancak şimdi de ÇEDES projesiyle imamların yerine, “Kayyım müezzinler”, “Kuran Kursu Öğreticileri” ve “Vaizler” görevlendirdi. Kayyımların ilk din dersi İzmir’de!
ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum) adlı proje için İzmir ve Eskişehir’i uygulama illeri seçen Milli Eğitim Bakanlığı, gelen tepkiler üzerine 2 yıldır okullarda hiçbir adım atmamıştı. MEB’in, tepkiler nedeniyle uykuya yatırdığı ÇEDES projesi, şimdi İzmir’de başlatılıyor.
MÜFTÜDEN MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ’NE YAZI
MEB, Diyanet, Gençlik ve Spor Bakanlığının ortak projesi ÇEDES’i uygulamak için Bornova İlçe Müftüsü Fethullah Yavuz, Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne resmi yazı gönderdi.
Yavuz, ÇEDES projesi için görevlendirdiği, “imam, kayyım müezzin, kuran kursu öğreticisi” unvanlı kişiler ve okul adlarının yer aldığı 99 kişilik listeyi, Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gönderdi.
99 OKULA İMAM, KAYYIM MÜEZZİN, KURAN KURSU ÖĞRETİCİSİ ATANDI
Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kaya da, 2 Aralık 2024 tarihinde Bornova Müftüsünden gelen listeyi, resmi talimatla Bornova’daki tüm okullara gönderdi. Bornova’da 7’si anaokulu, 32’si ilkokul, 27’si ortaokul ve 33’ü lise tam 99 okuldaki öğrencilere, eğitim verilecek cami adresi bildirildi.
TEK ADRES TEK İMAM
Bornova’da dini eğitim verilecek adres olarak müftülük, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 yıl önce ibadete açtığı Bilal Saygılı Cami ve Külliyesi’ni gösterdi. Camideki tek din görevlisi imam Ahmet İnce. Bornova Müftülüğü resmi yazısında görevlendirilen 99 kişinin eğitim vereceği tek adres olarak da bu camiyi gösterdi.
FEN LİSESİNE KURAN ÖĞRETİCİSİ!
Fen Lisesi’ne Kuran öğreticisi gidecek. Türkiye’nin en iyi liselerinden İzmir Fen Lisesi’ne, eğitimi belli olmayan Ahmet İnce adlı bir Kuran Kursu öğreticisi görevlendirildi. Okullar arasında Bornova Anadolu Lisesi, Yunus Emre Anadolu Lisesi gibi nitelikli Anadolu liseleri de var.
‘Kayyım’ın tanımında temizlikçi deniyor. Eğitim İş İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Yılmaz Dalgalı, “Demokratik kimliğiyle öne çıkan Eskişehir ve İzmir kasıtlı seçildi. Eğitim verecekler içinde ilk kez, “Müezzin Kayyım”, “Kuran Kursu Öğreticisi”, “Vaiz” gibi unvanlar var. ‘Müezzin kayyım’ı ilk kez duyduk. Eğitimler, Bilal Saygılı Camii ve Külliyesi’nde. Din kültürü dersi okullardan camiye taşındı. Kim bunlar? Bu kişilerin bir tarikatla bağlantısı olup olmadığına dair hiçbir fikrimiz yok” diyerek tepki gösterdi.
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, AKP hükümetinin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle Diyarbakır’da bir cemevi açma hazırlığında olduğunu söyledi. AKP’nin kurduğu bu başkanlığın Alevilere atanmış bir kayyım olduğuna dikkat çekerek, Aleviler olarak Diyarbakır’da Alevileri bölme girişimlerine izin vermeyeceklerini kaydetti.
AKP hükümetinin kurduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Diyarbakır’da yürüttüğü faaliyetlere dair Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, PİRHA’ya konuştu.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere atanmış bir kayyım olduğuna dikkat çeken Ayfer Artan, “Pir Sultan Abdal’ı idama götüren süreç, onu sarayın Alevisi yapamayışlarından dolayıydı. Duymaktan korktukları “Şah” kelimesi, aslında devletin Alevisi olma baskısına karşı Alevilerin direnç sembolüdür. Günümüzde devletin güdümüne girmeyen Aleviler, birçok baskı tehdit ve şantajla karşı karşıya kalmaktadırlar. Kayyım olarak değerlendirdiğimiz başkanlığı kurarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar” dedi.
“ALEVİLER OLARAK İZİN VERMEYECEĞİZ”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Diyarbakır’da alternatif bir cemevi yapacağı duyumunu aldıklarını belirten Ayfer Artan, “Kendi güdümüne girmeyen, kendine biat etmeyen Alevileri, kendi Alevisini, kendi cemevini yaratarak ayırmaya çalışıyorlar. Bu konuda yaptığımız toplantılarda hiçbir dedemiz, canlarımız bu yönde biat etmeyeceklerini, kesinlikle karşı çıkacaklarını bize söylediler” diye konuştu.
“BUNU BOŞA ÇIKARACAĞIZ”
Ayfer Artan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Diyarbakır’da bir cemevi açarak, Alevi toplumunu bölmeyi amaçladığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“Bunu yaparak buradaki direnişi kırmaya çalışıyorlar. Toplumu bölüp parçalayıp ayrıştırma derdindeler. Yoksa bu yola hizmet etme derdinde değiller. Ama buna izin vermeyeceğiz. Kesinlikle bu asimilasyon politikasından, böl, parçala, yönet politikasında Aleviler olarak Diyarbakır Pir Sultan Abdal Kültür Derneği/Cemevi olarak kesinlikle sesimizi duyuracağız. İleriki süreçlerde de bunu zaten gündemleştireceğiz ve bir kamuoyu oluşturmaya çalışacağız.
Belki binanın yapılışına engel olamayabiliriz ama hiçbir canımızın da oraya gitmeyeceğinin garantisini verebiliriz. Hiçbir Alevi canımızın, hiçbir yurttaşımızın kesinlikle ayağı gitmeyecektir ve bunu boşa çıkaracağız. Çünkü bizler direndiğimiz, baş eğmediğimiz, özümüzü koruduğumuz için yakıldık, katledildik. Sivas, Maraş, Dersim’deki tüm canlarımızın direnişini boşa çıkarmamamız lazım. O gün nasıl katliamlar yapılıyorsa bugün de sistemin getirdiği farklı katliamlarla karşı karşıyayız. Kesinlikle buna izin vermeyeceğimizi söylemek isterim.”
PİRHA- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı İsrail ile ilişkileri iddiasıyla protesto eden 9 yurttaş, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kırılma Noktasında Bir Dünya: Krizleri ve Dönüşümleri Yönetmek” temasıyla gerçekleştirilen TRT World Forum 2024’ün açılışında yaptığı konuşma sırasında protesto eden ve gözaltına alınan 9 kişi, emniyetteki işlemlerinin ardından Adliye’ye sevk edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tutuklama talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen yurttaşlar, hakimlik kararıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Protesto sonrası gözaltına alınan 9 kişi hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Kadın Meclisi, kadına yönelik şiddete karşı bir araya geldi.
DAD İstanbul Kadın Meclisi, kadına yönelik şiddeti önleme günü kapsamında buluşma gerçekleştirdi. Koçgiri Kültür Derneği’nde yapılan buluşmada ilk olarak çerağ uyandırıldı.
Alevi kadınlar yaptıkları sohbetlerde, kadına yönelik şiddettin kaynağı ve AKP hükümeti döneminde şiddetin normalleştirilmesi konusunu değerlendirdi. Yapılan sohbetlerde ayrıca belediyelere atanan kayyumlar, bölgede süren savaşlar gibi başlıklar da ele alındı.
Yapılan sohbetin ardından deyiş ve ezgiler seslendirilirken çerağlar da sırlandı.
PİRHA – Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mecliste yaptığı konuşmada Azerbeycan’ın Türkiye üzerinden İsrail’e petrol sattığını kanıtlayan belgeleri gösterdi.
DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Azerbeycan’ın, Türkiye üzerinden İsrail’e petrol sattığını kanıtlayan belgeleri gösterdi. Türkiye’nin bu ticaretten varil başına 1 dolar 27 sent aldığını söyleyen Gergerlioğlu, AK Parti hükümetinin yaptıkları ticareti yalanlarla saklamaya çalıştığını ifade etti.
“SİZE İKİ KELİME EDENİ İÇERİ ATIYORSUNUZ!”
Ömer Faruk Gergerlioğlu, OHAL, KHK ve kayyım rejiminin kurulduğunu belirterek, “İki çift laf edeni hemen tutuklayıp cezaevlerine atıyorlar. Son örneği Nasuh Mahruki. On beş yıl önce evlerinizde rahat bir şekilde otururken bu adam depreme koştu ve insanları kurtarmaya çalıştı. Şu anda iktidarınızı eleştiren iki çift cümle, iki “tweet” taktığı için adamı zindana attınız; ayıp, utanın!” ifadelerini kullandı.
Gergerlioğlu, “Sağlık Bakanı meclise geldiğinde Yeni Doğan Çetesiyle ilgili belgeleri ilettik. Bize kendisini savundu ama içi boştu. Mahkeme tutanaklarına bakıyoruz, o hastanelerde yolsuzluk yapanlar Sağlık Bakanının ‘Ben gereken denetimleri yapıyorum.’ dediği lafları yalanlıyor. Sağlık bakanlığının denetime gittiği zaman, ‘Sağlık Bakanlığı güya denetime geliyordu, biz gülüyorduk.’ diyorlar.” şeklinde konuştu.
“1 DOLAR 27 SENT KOMİSYON İÇİN İSRAİL’E PETROL SATILMIŞ!”
Gecen hafta yaptığı konuşmadan sonra Özlem Zengin’in yaptığı açıklamalara değinen Gergerlioğlu, “Sayın Özlem Zengin çıktı, peşi sıra yalanlar sıraladı. Çok ilginçti, bir noktayı tek doğru söyledi. Ben ‘Varil başına 80 sent Türkiye iktidarı komisyon alıyor.’ dedim. Sayın Zengin ise 1 dolar 27 sent alındığını söyledi. Benim laflarımı da güya bu paranın Erdoğan’ın cebine gittiğini söylemişim gibi çarpıttı. Ben onu demedim, ‘Türkiye iktidarı alıyor.’ dedim. Sayın Zengin ‘1 dolar 27 sent alıyoruz ama biz petrol şirketlerine rica ettik. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’ndan İsrail’e petrol gitmiyor.’ dedi. Sen devletsin ya, ne ricası! Sen egemenlik sahibi bir devletsin, sen geçirtmezsin o petrolü” şeklinde konuştu.
“ZIM FİRMASININ GEMİ VE TIRLARI KOCAELİ’DE CİRİT ATIYOR”
Yapılkan ticarete dair belgeleri de gösteren Gergerlioğlu, “Azerbaycan Gümrük Komitesi’nin rakamları, 2023’te İsrail’e 1,99 milyon ton petrol satmışlar. Türkiye’den geçmiş. Günde 700 bin varilden varil başına 1 dolar 27 sent alınmış. Şıkır şıkır paralar kazanmışsınız. 2024’te 2,37 milyon ton Türkiye üzerinden akmış gitmiş. Bakın, hâliniz budur işte. Hani o nazlı gelinler vardır ya, ‘Hem ağlarım hem giderim.’ derler, giderler. Siz de böylesiniz, biliyor musunuz? ‘Lanet olsun! Kahrolsun İsrail!’ diyorsunuz, arka plandan da ticaretleri yapıyorsunuz, petrol sevkiyatı devam ediyor. İstanbul Ambarlı’dan, Kocaeli Derince’den ticaretiniz devam ediyor. Ben Kocaeli Vekiliyim, biliyorum, Derince Limanı’nda ZIM firmasının gemileri, tırları nasıl cirit atıyor, çok iyi biliyorum. Biz, Siyonist İsrail’i ilk günden beri takip ediyoruz biliyor musun? ZIM, Siyonist İsrail’in kurucusu şirkettir o ve şu anda da soykırıma yardımcı olan şirkettir. Biz, sizin ciğerinizi biliyoruz” ifadelerini kullandı.
“İSRAİL’İ YARGILAMA İZNİ ERDOĞAN’DAN GERİ DÖNDÜ”
Gergerlioğlu, “Ben 2009 yılında MAZLUMDER Başkanıydım ve o zaman Gazze’de bir soykırım yapılmıştı. MAZLUMDER suç duyurusunda bulunmuştu. Arkadaşlarımızla tüm katiller hakkında suç duyurusu hazırlamış ve ardından suç duyurumuzu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına vermiştik. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Adalet Bakanlığı buna izin vermedi. Arkadaşlarımla o dönemin Bakanı Mehmet Ali Şahin’e gidip dedik ki ‘Buna niye izin vermiyorsun? Katil İsrail’i çok iyi yakaladık, Adalet Bakanının izin vermesi lazım.’ Bana ne dedi biliyor musunuz? ‘Ömer Bey, o iş beni aşar; reis karar verecek, ona bir sorayım.’ dedi. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Ben diyorum ya, sizin ciğerinizi bilirim diye. Aradan iki üç ay geçti, soğuttunuz, sonra bu soruşturmaya izin vermediniz! Özlem Zengin çıplak aramada da yalan attı, petrol sevkiyatında da yalan atıyor! Yazıklar olsun ona, partinize!” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu, Dersim Belediyesi ile Ovacık Belediyesine kayyım atanması ardından yazılı açıklama yaptı. Alevi örgütlerinin, kayyımlara karşı harekete geçmesi gerektiğini belirten FEDA, “Bu saldırıyı sadece bir belediye gaspı olarak göremeyiz, görmemeliyiz. Bu saldırı aynı zamanda ve özellikle Aleviliğe yapılmış bir saldırıdır” denildi.
DEM Partili Dersim Belediyesi ile CHP’li Ovacık Belediyesi’ne 22 Kasım akşamı kayyım atandı. Halkın, belediye binasına girmesine engel olan kolluk güçleri, belediye binasını beton bariyerlerle kapattı.
Son girişimle birlikte 31 Mart’tan bu yana 6 belediyeye kayyım atanmış oldu. Demokratik Alevi Federasyonu da (FEDA) birçok kesim gibi belediyelere kayyım kararını kınadı. Yaşananlara ilişkin yazılı açıklama paylaşan FEDA, “Dersim ve Ovacık halkının iradesi gasp edilemez” diye belirtti.
“PİR SEYİT RIZA’NIN BAŞ EĞMEZLİĞİNİN ACISI”
FEDA’nın açıklamasında, “Alevilere yönelik tarihsel düşmanlığın” sürdüğü ifade edilerek şu cümlelere yer verildi:
“AKP/MHP iktidarı, hakikatçi Aleviliğin merkezlerinden ve Pir Seyit Rıza’nın mekânı olan Dersim’de ve Dersim’in bir ilçesi olan Ovacık ’ta halkın belediyelerine kayyum atadı. Halkın iradesine bir kez daha el konuldu. Bu durum aynı zamanda Alevi halkının iradesine el konmasıdır. İktidar bu kayyum saldırılarıyla hem Kürt halkına hem Alevilere hem de bütün özgürlük ve demokrasi isteyenlere karşı savaş ilan etmiş olmaktadır.
Dersim ve Ovacık belediyelerine yapılan bu saldırı, devletin son zamanlarda geliştirdiği çeşitli davranış, tutum ve söylemlerin gerçek barış amaçlı olmadığını ortaya koymuştur. Anlaşılan iktidar, çözüm olacakmış görüntüsü yaratarak doğan rehavetle irade gaspını daha kolay yapabilmeyi amaçlamıştır.
Devletin yaptığı bu saldırıdan dikkatle altı çizilmesi gereken önemli bir nokta daha bulunmaktadır. Devlet, halkın temsilcilerine hiçbir saygı duymadan yatak odalarına girerek veya evine giderken yolda seyir halindeyken, hiçbir saygı duymadan halkın temsilcilerine saldırabilmektedir. Alevi toplumu bunu kabul etmeyecektir.
Değerli Canlar, biz Alevi toplumu bu saldırıyı sadece bir belediye gaspı olarak göremeyiz, görmemeliyiz. Hiçbir Alevinin soruna böyle yaklaşmayacağını biliyoruz. Bu saldırı aynı zamanda ve özellikle Aleviliğe yapılmış bir saldırıdır. İktidar bu saldırıyla Alevilere yönelik tarihsel düşmanlığını güncellemiş ve bir adım daha ileri taşımıştır.
İktidar Aleviliği bu topraklarda yok etmek istediği, Alevi kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bu amaçla Alevilere ve Raya Hak inancına yönelik çok yönlü saldırlar geliştirildiği biliniyor. Bu saldırıların güncel hali olarak asimilasyoncu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adlı yapının cemevlerini el koymaya çalışması söz konusu saldırıların bir parçasıdır. O nedenle Dersim ve Ovacık Belediyelerine yapılan bu saldırı, devletin Alevi düşmanlığından ayrı olarak ele alınamaz.
Değerli canlar, bu saldırılara karşı sessiz kalarak veya olması gereken güçlülükten bir tepki ortaya koymadan geleceği kazanamayız. Dahası bu kadim ata topraklarındaki varlığımızı korumamız ve sürdürmemiz imkânsızlaştırılmak istenmektedir.
Gelmiş geçmiş iktidarlar, Pir Seyit Rıza’nın baş eğmezliğinin acısını taşımakta ve onun intikamıyla yanıp tutuşmaktadır. Bugün yapılan saldırının Alevilere ve önderlerine duyulan bu kinle yapıldığı görülmektedir. O nedenle bütün Alevi toplumunun, kurumlarının en aktif ve en kitlesel haliyle bu kayyum saldırılarına karşı tavır alması ve ayağa kalkması gerekmektedir. Bütün bunlardan hareketle FEDA olarak bizler, bütün Alevi kurumlarının ve bütün Alevi toplumunun, Dersim ve Ovacık Belediyelerinin gasp edilmesine karşı harekete geçeceğine inanıyoruz. Bugün yapabileceklerimizi değil, daha fazlasını, sonuç almak için yapmamız gerekeni yapmalıyız. Hızır Paşalara, asimilasyonculara karşı Pir Sultan’ın ve Seyit Rıza’nın direncini ve vakarını kuşanarak harekete geçmemiz gereken günlerdeyiz. Zulüm ilelebet payidar olmayacak, mazlumların örgütlü direnişi mutlaka kazanacaktır. Belediyelere kayyum atanmasını kabul etmiyoruz. Halklar direnecek ve kazanacaklardır.”
PİRHA-Muhalefet partilerinin tepkisi üzerine AKP-MHP iktidarı, “etki ajanlığı” düzenlemesini kanun teklifinden çıkardı.
AKP ve MHP’nin ortak imzası ile Meclis Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda tepkiyle karşılanan “etki ajanlığı” olarak bilinen düzenlemeyi de kapsayan madde, kanun teklifinden çıkarıldı.
AKP, MHP, İYİ Parti, CHP ve DEM Parti’nin Grup Başkanvekilleri, bugün Meclis’in danışma kurulunda bir araya geldi. DEM Parti dışındaki muhalefet partileri, maddenin revize edilmesi gerektiğini paylaştı.
MADDENİN TAMAMEN ÇIKARILMASI TEKLİFİ
AKP-MHP de “etki ajanlığı”nı düzenleyen maddenin revize edilmesine olumlu yaklaştı. DEM Parti, maddenin tamamen çıkarılması gerektiğini belirterek, revizeye karşı çıktı.
AKP-MHP, geri adım atarak, “etki ajanlığı”nı düzenleyen maddenin kanun teklifinden tamamen çıkarılmasını kabul etti.
PİRHA – TTB Merkez Konseyi, ‘Etki Ajanlığı Yasası’na dair açıklama yayınladı. AKP’li milletvekillerince gündeme getirilen yasa teklifin ciddi hak kayıplarına sebep olacağını belirten TTB, “Teklifin yasalaşması halinde mesleki bağımsızlığın önem taşıdığı birçok alanda halihazırda kısıtlı olan özgür çalışma ve üretme ortamı daha da zedelenecektir” ifadesini kullandı.
AKP’li milletvekilleri tarafından 18 Ekim 2024’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan ve 23 Ekim 2024’te Adalet Komisyonu’nda görüşülerek kabul edilen “Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” torba yasa teklifinin bu hafta TBMM Genel Kurulu gündemine alınması bekleniyor.
Toplumun birçok kesimi tarafından tepkiyle karşılanan kanun teklifine Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nden de olumsuz eleştiri geldi. Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan TTB Merkez Konseyi, “Etki Ajanlığı düzenlemesi derhal ve kesin olarak TBMM gündeminden çıkarılmalıdır!” diye belirtti.
“ÖZGÜR ÇALIŞMA VE ÜRETME ORTAMI DAHA DA ZEDELENECEK”
TTB Merkez Konseyi açıklamasında torba yasa teklifinin 16. Maddesine işaret ederek şu açıklamayı yaptı:
“Türk Ceza Kanunu’nun ‘Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk’ bölümünde ‘Devletin güvenliği veya siyasal yararları aleyhine suç işleme’ başlığıyla yeni bir suç ihdas edilmesi, ‘devletin güvenliği veya iç ya da dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler’in 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması, söz konusu eylem ‘savaş sırasında işlenmiş veya devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmışsa’ cezanın 8 yıldan 12 yıla kadar artırılması, söz konusu eylemin ‘milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birimler ile proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren kurum ve kuruluşlarda görev yapanlar tarafından işlenmesi halinde’ cezanın bir kat artırılması teklif edilmektedir.
Kamuoyunda ‘Etki Ajanlığı Yasası’ olarak da nitelendirilen düzenlemenin, Mayıs 2024’te farklı toplumsal kesimlerden gelen tepkiler üzerine 9. Yargı Paketi taslağından çıkarılmasının ardından bu defa da bir torba yasa teklifine dahil edildiği görülmektedir.
Düzenlemenin en büyük sorunu; ‘devletin iç ve dış siyasi yararları’, ‘yabancı organizasyon’, ‘stratejik çıkar’, ‘talimat’, ‘savaş etkinliği’ gibi kapsamı/sınırı belirsiz ve geniş yorumlamaya açık ifadelere yer vermesidir. Yakın tarihimizde belirsiz ve yoruma açık ibarelerle hayata geçirilen birçok düzenlemenin ifade özgürlüğüne büyük darbeler vurduğu, keyfi uygulamalara ve suistimallere yol açtığı, muhalif kişi ve kurumlar nezdinde ciddi hak kayıpları yarattığı unutulmamalıdır.
Teklifin yasalaşması halinde mesleki bağımsızlığın önem taşıdığı sivil toplum, medya, kültür-sanat, akademi, bilim gibi birçok alanda halihazırda kısıtlı olan özgür çalışma ve üretme ortamı daha da zedelenecektir. Mesleklerini icra edenlerin her an ‘etki ajanı’ olarak suçlulaştırılmasına, düşünme ve ifade özgürlüğünün gerek dışsal gerek içsel bir basınçla daha da kısıtlanmasına zemin sağlanacaktır. Sağlık alanı özelinde hekimlerin ve bilim insanlarının uluslararası kurum ve kuruluşlarla yaptıkları işbirlikleri, kaynaklara erişimleri, bilgi alışverişleri ve bilimsel üretimleri sınırlanacak, beyin/hekim göçü daha da tırmanacaktır.
Temel hak ve özgürlükleri açıkça kısıtlayan; Türkiye’nin siyasal, sosyal, kültürel, bilimsel ortamına tehdit oluşturan; kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini yok sayması nedeniyle Anayasa’ya ve Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olan ‘Etki Ajanlığı’ düzenlemesinin derhal ve kesin olarak TBMM gündeminden çıkarılmasını istiyoruz.
Mesleğimizin bağımsızlığı, meslektaşlarımızın hakları ve toplumun sağlık hakkı için sözümüzü söylemeye, bilimsel doğruları savunmaya devam edeceğiz.”
PİRHA – CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Batman’da cinsel istismara uğradığı iddia edilen 8 yaşındaki kız çocuğunun yaşadıklarını TBMM gündemine taşıdı. Adli tıp raporundaki somut deliller ve çocuğun ailesinin hükümet ile olan ilişkilerinin altını çizen Aysu Bankoğlu, ilgili üç bakana “Dosyanın kapatılma gerekçesi olarak sunulan ek adli tıp raporunun içeriği nedir?” sorusunu yöneltti.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Batman’da evinin önünde asılı bulunan ve cinsel istismara uğradığı iddia edilen 8 yaşındaki kız çocuğuyla ilgili üç bakana soru önergesi yöneltti.
Verilen takipsizlik kararı sonrası Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın itirazı üzerine soruşturması yeniden başlanarak bakanlık gözetimine alınan kız çocuğu, TBMM gündemine taşındı.
Adli tıp raporundaki somut deliller ve çocuğun ailesinin hükümet ile olan ilişkilerinin altını çizen Milletvekili Aysu Bankoğlu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Adalet Bakanı ve Sağlık Bakanına soru önergesi yöneltti.
“NE AKLA NE DE VİCDANA SIĞMAZ”
Konuyla ilgili açıklama yapan Bankoğlu, “Batman’ın Kozluk ilçesinde 8 yaşındaki bir kız çocuğu Ş. S., 7 Ocak günü evinin önünde asılı bulunmuştur. Olayla ilgili cinsel istismar şüphesiyle soruşturma başlatılmış ancak “somut delil olmadığı gerekçesiyle” takipsizlik kararı verilerek dosya kapatılmıştır. Ş. S.’nin hastaneye kaldırıldığı gün tutulan hasta kayıt formunda; çocuğun kalbi durmuş şekilde hastaneye annesi tarafından getirildiği, kalp masajı yapıldığı tekrar hayata döndürüldüğü, boyun çevresinde 1 santim eninde ası izi olduğu ve entübe edildiği belirtilmiştir. 27.03.2024 tarihli adli tıp raporuna göre, olay yerinden alınan ve biri çocuk olmak üzere 3 erkek şahsın kıyafetleri incelenmiş hem kıyafetlerde hem de çocuğun, iç genital bölgesinde sperm saptandığı ancak rapordaki önemli bulgulara rağmen, 26 Nisan 2024’te alınan ek bir raporla “somut delil yoktur” denilerek soruşturma dosyasının kapatıldığı görülmüştür. 8 yaşındaki bir kız çocuğunun iç genital bölgesinde sperm bulunmasına rağmen somut delil yok diyerek dosyayı kapatmak ne akla ne de vicdana sığmaz.” dedi.
“DOSYANIN KATILMASININ NEDENİ NEDİR?”
Soruşturmanın kapatılmasının arkasında karanlık bir elin olduğu şüphesinin altını çizen CHP’li Bankoğlu, önergesinde şu ifadelere yer verdi:
“Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararında; ‘Olay günü mağdur ile aynı ikamette bulunan annesinin ve kardeşlerinin beyanları ile olayın meydana geldiği yerin özellikleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, mağdurun oyun oynarken bahçelerindeki direkte asılı halde bulunan ipi oyun maksadıyla boynuna dolaması sonucunda olayın gerçekleştiği değerlendirilmiştir’ ifadelerine yer verilmiştir. 8 yaşındaki bir çocuğun oyun oynarken kendini boynundan ağaca asması hayatın olağan akışına aykırı bir davranıştır. 27.03.2024 tarihli adli tıp raporuna göre çocuğun üzerinde 3 ayrı erkeğe ait DNA ile iç genital bölgede 1 erkeğe ait sperm bulgusuna rastlandığı belirlenmiştir. Bulgular ve adli tıp raporuna göre savcılık, aile üyelerinden kan örneği alınmasını istenmiş ancak sonrasında ek adli tıp raporu düzenlendi ve ‘somut delil yoktur’ denilerek soruşturmaya takipsizlik kararı verilmiştir. Bu ek rapor neden istenmiştir, savcılık ailedeki erkeklerden kan örneği istemesine rağmen alel acele dosyanın katılmasının nedeni nedir? Çocuğun ailesinin AKP’nin üst düzey yöneticileri ile olan ilişkileri kamuoyunda tepkilere neden olmakta ve gizli bir elin dosyaya müdahale ederek konunun karartılmaya çalışıldığı şüphesini doğurmaktadır.”
AİLE, SİYASİLER İLE YAKIN İLİŞKİ İÇERİSİNDE Mİ?
8 yaşındaki kız çocuğu Ş. S. ile ilgili takipsizlik kararı verilen soruşturmanın, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın itirazı üzerine yeniden başlatıldığı, 8 yaşındaki Ş. S.’nin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı gözetimine alındığını 18.10.2024 tarihinde basına yansımıştı.
Konuyla ilgili Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına sorular soran Bankoğlu, Adli Tıp raporundaki bulgulara rağmen Ş. S’nin neden ailesine teslim edildiğini, bakanlığın neden sürece zamanında itiraz etmediğini sordu.
Milletvekili Bankoğlu, ailenin akrabalarından Kozluk Muhtarlar Derneği Başkanı Muhittin Serikli’nin siyasi bağlantılarının güçlü olduğunun sosyal medya paylaşımlarından görüldüğü, hatta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ı 2 Ocak 2024 tarihinde Batman’da resmi bir ziyarette karşıladığı ve protokolde yer aldığını belirtti. Bankoğlu, Bakan Göktaş’ın, Serikli ailesinden ve Muhittin Serikli’nin siyasi bağlantılarından haberdar olup olmadığı, olay gününden sonra aile ile Bakan Göktaş’ın konuyla ilgili dolaylı ya da direkt bir görüşmesi olup olmadığı sorusunu da yöneltti.
Milletvekili Aysu Bankoğlu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın görevlerini yapmayıp “ihmaller zincirini oluşturup” dosyanın kapanmasına zemin hazırladığını da söyledi.
EK ADLİ TIP RAPORU İLE KONU KARARTILDI
Ocak ayında cinsel istismar iddiasıyla başlatılan soruşturmada müşteki olarak küçük kızın annesi ve Batman İl Sağlık Müdürlüğü’nün yer aldığı görüldü. Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’ndan alınan ilk ATK raporunda cinsel istismar bulgusu somut bir şekilde yer almasına rağmen bu dosyanın nasıl ve hangi gerekçeyle kapatıldığının peşini bırakmayacaklarını belirten Aysu Bankoğlu, “Dosyanın kapatılma gerekçesi olarak sunulan ek adli tıp raporunun içeriği nedir, ilk adli tıp raporuna rağmen neden ikinci bir rapor alınma ihtiyacı duyulmuştur? Bu soruları Adalet Bakanı yanıtlamalıdır. Olayı kamuoyuna duyuran gazeteci Canan Kaya’nın haber kaynağı, Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda ilk adli tıp raporuna ulaşmak isterken bilinmeyen bir numaradan aranıp tehdit ediliyor. Tehdit eden kişi ya da kişiler devletin kurumu içerisindeki bu durumdan nasıl haberdar oluyor da konunun araştırılmasını engellemek istiyor? Kim ya da kimler bu kişilere bilgi veriyor, tüm bu sorular yanıt bekliyor” dedi.
SAVCILIĞIN İSTEDİĞİ KAN ÖRNEKLERİ NEREDE?
Milletvekili Bankoğlu, “Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nun ilk raporunda belirtilen sperm hücresi ve erkek DNA’sı örneklerinin kime ait olduğunu tespit etmek amacıyla savcılığın istediği kan örnekleri kuruma teslim edilmiş midir? Sonuçları nedir? Raporda geçen DNA’lar kim ya da kimlere aittir? Bu soruların cevabını bulamıyoruz. Konunun kapanması ve küçük kızın kaderine terk edilmesi için dosyanın üzerinde maalesef karanlık bir el dolanıyor, Adalet Bakanlığı’nın soruşturmanın hangi aşamada olduğuyla ilgili kamuoyunun vicdanını rahatlatacak bir açıklamayı derhal yapması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
PİRHA – İlahiyatçı Yazar Fatma Yavuz, devasa bütçesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesini sadece Sünni kesime kullandığını belirterek Diyanet’in en temel probleminin eşitlikçi olmaması olduğunu ifade etti. Yavuz, insanların Diyanet deyince tüylerinin diken diken olduğunu da vurgulayarak “Onlar hala her yerden Diyanet basıyor. Oraya da imam, buraya da ÇEDES. Sesini çıkarana ‘sen dine mi karşısın?’ diye dayak atıyorlar. İnsanlar dine karşı değil, bu saçmalıklara karşı! Bunu anlamıyor musunuz?” diye konuştu.
Pir Haber Ajansı (PİRHA) olarak yeni bir haber dizisi başlattık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundan günümüze faaliyetlerini tartışmaya açıyoruz.
Türkiye’de halkın en güvenmediği ikinci kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalarla, verdiği fetvalarla toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oldu. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim tartışma konusu oldu. Son yıllarda eğitim-öğretimde de etkin rol verilen Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı ile çeşitli protokoller imzalayarak laiklik karşıtı eğitimin kalıcılaşması için çabalıyor.
“Bütçesi büyük, varlığı tartışmalı kurum olan Diyanet’in tarihsel ve güncel görevini, toplumdaki yerini, laiklik karşıtlığını, Alevi toplumu üzerindeki etkisini İlahiyatçı Yazar Fatma Yavuz ile konuştuk.
“AMACI DİN HİZMETLERİNİ YÜRÜTEN BİR DEVLET KURUMU OLMASIYDI”
PİRHA-Diyanet’in kuruluş amacı nedir?
FATMA YAVUZ: Bir resmi amacı var bir de analizlerde ifade edilen amacı var. Şeriye ve Evkaf kaldırılınca toplumun din hizmetlerini yürütmek üzere bir kuruma ihtiyacı vardı. Çünkü son derece dindar bir toplumda yaşıyoruz, birçok konuda din hizmeti verilmesi gerekiyor. Bu bir şekilde çözülmeliydi. Bu çözüm yollarından biri bir devlet kurumuyla başka türlü de çözülebilirdi. Dünyada da farklı modelleri olduğu gibi devlet kurumu olarak değil de sivil toplum kuruluşu olarak da kurulabilirdi. Ancak Türkiye’deki görülen amacı din hizmetlerini yürüten bir devlet kurumu olmasıydı. Tabi kemalist görüşe sahip olanların tabir ettiği gibi resmi devlet kurumu olması gibi bir amacı da vardı. Görünürdeki amaç bu ve bence buradan yürümeliyiz.
“DİYANET’İN EN TEMEL PROBLEMİ EŞİTLİKÇİ OLMAMASI”
-Tarihsel olarak Diyanetin faaliyetleri nasıl bir yol izledi? Sizce süreç içerisinde misyonunda bir değişiklik yaşandı mı?
Diyanet’in biraz zikzaklı bir tarihsel süreci var. Bence Diyanet kurulduğundan beri şu anda en dip seviyesini yaşıyor. Hiç bu kadar itibarı düşmemişti. Güven sıfıra yakın noktada. Her kesimden yani dine uzak insanlar zaten güvenmiyorlar, dindar insanlar da Diyanet’e hiç güvenmiyorlar. ‘Diyanet çok iyi çalışıyor, harika’ diyen kimseyi görmüyorum. Diyanet, bütün kesimlerin gözünde çok berbat bir durumda şu an. Tarihte de hiç bu kadar itibar kaybetmemişti. Her zaman çok iyi de değildi tabi. Mesela Rıfat Börekçi döneminde çok iyi olduğu zamanlar da olmuş. Zaman zaman güzel işler yapan Diyanet İşleri Başkanları da olmuş tabi, toplum bunları çok tanımıyor. Bence bilerek de o figürler silikleştiriliyor. Ama genel olarak olması gereken yerde değildi. En iyi zamanda bile eşitlikçi değildi. Bunu eğri oturup doğru konuşmak lazım. En iyi zamanda bile Sünnilere hizmet veriyordu. Bu bile başlı başına bir sorun. Sadece bir gruba iyi, ötekilere zaten hiçbir hizmet vermedi ki. Bence en büyük problem de bu. Diyanet, Sünni bir din hizmeti kurumu olarak devam ediyor. Bunu bir türlü kıramıyoruz. Bütün tartışmalar da bu eksende gidiyor. Topluma ‘Diyanet başka inançlara hizmet verirse dinimiz bozulacak’ mantığıyla korku salınıyor. Niye dinin bozulsun? Kimse bir dedeyi getirip camiye atamayacak, bir papazı getirip camiye atamayacak. Böyle saçma şey olur mu? Herkes kendi yerinde yine hizmet verecek. Ne finanse ediliyorsa onlara da finanse edilecek. Sünnilere bütçe anlamında hizmet yapılıyorsa diğer inançlara da yapılmalı. Düşünün devasa bir bütçe kullanılıyor ve sadece bir kesime kullanılıyor. Bu kadar büyük bir haksızlık, Diyanet’in zaten ayakta tutması gereken değerlerin tümünü tersine çeviren bir şey. Dolayısıyla tarihte de böyleydi. Bence en temel problemi eşitlikçi olmaması.
“DİYANET, AKP’NİN BİR PARTİ ORGANI GİBİ ÇALIŞIYOR”
-Sizce süreç içerisinde misyonunda bir değişiklik yaşandı mı?
Özellikle AKP iktidarıyla yaşandı. AKP iktidarından sonra da bence şu an AK Diyanet yani. AKP’nin Diyanet kolu gibi çalışıyor. Dışarıdan göründüğü kadarıyla AKP’nin bir parti organı gibi çalışıyor. Hutbelere varana kadar bunu artık herkes söylüyor. AKP’nin politikalarını cuma günü çoğu kez hutbelerden dinleyebilirsiniz. O hangi algının oluşmasını istiyorsa toplumun hangi tarafa yönlenmesini istiyorsa hutbelerden onu duyuyoruz. Birçok insanın bu nedenlerden dolayı cuma namazlarını bıraktığına şahit oldum. ‘Ben gidiyorum, A Haber mi dinliyorum, hutbe mi dinliyorum belli değil’ diyorlar. Dolayısıyla şu an çok taraflı, çok politize olmuş maalesef dik de duramıyor. Şimdi AKP’ye angaje olursun da biraz daha dik durursun. AKP’nin gelgitlerine de ayak sağlamaya çalıştığı için bir gün ak diyor bir gün kara diyor. Söylediğinin tersine pozisyona düşüyor. Bir çizgisi de yok. Mesela şu konuda Diyanet’in görüşü nedir deseniz bir görüş yok. Sayın Erdoğan’ın görüşü neyse Diyanet’in görüşü de odur yani. Sigara konusunda bile biliyorsunuz Erdoğan sigara konusunda bazı hassasiyetleri var. Bence Diyanet’in sigara görüşünü de etkiledi. Sigaraya haram fetvası, şimdiye kadar böyle etkili bir kurumdan verilmemişti. Mekruh olarak hüküm veriliyordu. Erdoğan’ın gözüne girmek için haram olmasa bile haram gibi düşünülüyordu. İçler acısı bir durum. Erdoğan’ın gözünün içine ne diyecek diye bakıyorlar. TOKİ faizi fetvası mesela. Böyle bir saçmalık olur mu? Faizin hükmü neyse odur. Akademik bir tartışmaya açarsın ama günlük böyle bir politikaya göre faiz olursa şöyle olur böyle olur gibi fetva mı olur? Tamamen güveni yerle bir ettiler. Çoğu insanın Diyanet’in söylediği şeylere bakarak hayatını yaşadığını sanmıyorum açıkçası.
-AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren Diyanet’te nasıl bir değişim yaşandı?
Sembolik bazı şeyler de oldu. Semboller önemlidir. Mercedes meselesi mesela. Magazin gibi konuşuldu ama bence sembolik olarak toplum orada kırıldı. Sayın Mehmet Görmez’in Mercedes’i iade edip sonra Erdoğan dedi diye tekrar almak zorunda kalması gibi. Onu iade ettiysen ‘ben iade ettim binmeyeceğim’ deyip affını isteyecektin sayın Mehmet Görmez. Atarlarsa da atsınlar. Ben de atıldım ne olacak rızık Allah’tan, korkmayın. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan atılmak bir onurdur, bir hikaye ile atılacaksın. Seni tarih ‘mercedes’e binmedi adam, helal olsun diye anardı.’ Şimdi paşa paşa bindin diye anıyor. Böyle sembolik olaylar da oldu. O Mercedes’e bindiniz ondan inmediğiniz sürece AKP’nin hegemonyasından kurtulamayacaksınız.
“DİYANET’İN BÜTÇESİNDE ÇOK BÜYÜK BİR HARAM KISMI VAR”
-Diyanet’in, bir taraftan en güvenilmez ikinci kurum olurken, Meclis’e sunulan 2025 bütçesinden 130 milyar 119 milyon lira ile 6 bakanlığın bütçesini geride bırakarak bütçeden aslan payını almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haram yiyorlar. Direk onların anladığı jargonla söyleyeyim. Çok büyük bir haram kısmı var Diyanet’in bütçesinde. Birincisi herkese hizmet vermedikleri için. İkincisi verdikleri hizmetleri de şişirdikleri için. 14 yıl kurumda çalıştım. O kadar gereksiz o kadar israf harcamalar var ki sırf orası bir kadrolaşma alanı olmuş durumda. Argo tabirle arpalık olmuş durumda. Mesela Müftü kızları, genelde Kuran kursu hocası olur. Nasıl olabiliyor değil mi? Mesela öğretmen çocukları atanıp öğretmen olamıyorlar. Ama Diyanet’tekiler atanır. Böyle kapalı devre bir sisteme dönmüş durumda. Dolayısıyla gereksiz bir sürü personel, bir oran verecek olursak yarısı gereksizdir. Normalde 12 kişiye bir sınıf açılması gerekirken sınıflarda 3-4 kişi olurdu onu 12 kişi olarak bir şekilde gösterirlerdi. Yoklama yapmazlardı. Gelmiyor yazmayınca orada var görünüyor. Sınıflarda 3-4 kişi takılıyorlar ve o insanlar memur maaşı alıyorlar üstüne de bir sürü ek ders ücreti alıyorlar. Ben mesela kendimi öğrenci olan bir sınıfa vermeleri için parçalardım ama müftüler buna engel olurdu. Ne kadar çok kişiye ekmek yedirirsek kardır diye düşünüyorlar. Bu kadar çürümüşler. Kul hakkı olduğunun, öksüz yetim hakkı olduğunun farkında değiller. Bir kere ben ‘öğrenci sayısı az, ek ders ücreti istemiyorum’ dedim diye beni kınadılar. Yani berbat durumdalar. Diyanet’e de neşter vurmaya kimsenin cesareti yok. Çok umutlu da değilim. Çünkü Diyanet’ten beslenenler zaten vurmaz. Karşı taraf da ‘Diyanet’e dokunursak bize dinsiz derler, oy alamayız’ kaygısıyla vuramaz.
-Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iç içe geçen faaliyetlerini nasıl okumak gerekir?
İdeolojik, toplum mühendisliği. Toplumda böyle bir talep yok, güven yok, itibar yok, zorla her yere Diyanet sokuşturmaya çalışıyorlar. Çok güvenilir bir kurum olursun toplumda bir karşılığın olur elbette devletin diğer kurumlarıyla işbirliği yapar ama karşılığı olmadan zoraki insanlara dayatıyorlar. İnsanlar Diyanet deyince tüyleri diken diken oluyor. Onlar hala her yerden Diyanet basıyor. Oraya da imam, buraya da ÇEDES. Sesini çıkarana ‘sen dine mi karşısın?’ diye dayak atıyorlar. İnsanlar dine karşı değil bu saçmalıklara karşı, bunu anlamıyor musunuz? ‘Hz. Peygamber hayvanlara merhamet gösterir’ dediniz de biri buna itiraz mı etti? ‘Allah emrediyor biz bu Diyanet’in bütçesinin bir kısmını Milli Eğitimle paylaşıyoruz’ dediniz de biri itiraz mı etti? Bir yaraya merhem oldunuz da kimse dine karşı mı oldu? Nerede bir politik rant var, nerede size yontan bir şey var onu din diye insanlara dayatıyorsunuz, karşı çıkana da din düşmanı diyorsunuz. Tamamen bir oyun. Yani gerçekten kimsenin din düşmanı falan olduğu yok. Diyanet’in acilen buralardan çekilmesi lazım. En gözde yerler bile Diyanet’e veriliyor, Şişli’deki eski tekel fabrikası niye Diyanet’e verilsin, ne alakası var? Devlet yine kamulaştıracaksa oranın dokusuna uygun, kültürüne uygun, oraya daha iyi hizmet edebilecek bir kuruma veremiyor mu? Diyanet resmen devletin şımarık çocuğu gibi oldu. Heybeliada’daki sanatoryum niye Diyanet’e veriliyor? Ne alakası var? Bu ne kadar zorlama ne kadar saçma sapan bir şey. Korkunç yani!
“ÇOK KONUŞUYORUZ HİÇ İŞ YAPMIYORUZ”
-Diyanet ve laiklik bir arada olabilir mi?
Bu çok tartışıldı. Şu anki Diyanet üzerinden tartışıldığı için çok sancılı oluyor. Şu an ki Diyanet ile laiklik gelmez tabi. Bu Diyanet’in sağlıklı bir fikri olduğunu da düşünmüyorum. Laiklik devletin din hizmeti vermemesi demek değildir. Devletin herhangi bir dine angaje olmaması demektir. Bütün dinlere hizmet verse niye laikliğe aykırı olsun ki? Devlet nasıl ki sağlık hizmeti veriyorsa din hizmeti de verir. Papazın da maaşını verse imamın da maaşını verse her dine eşit mesafede dursa, dışarıda bir yerden dursa her türlü hizmeti verebilir. Tabi ki bunun adı Diyanet olur başka bir şey olur, başka bir sivil kurum üzerinden olur, farklı modeller var, dediğim gibi. Şu an Diyanet laikliğe aykırı, normalde Diyanet laikliğe aykırı değildir. Herhangi bir dine devlet angaje olamaz insanlar bu konuda çok haklı. Dinde Nas var derler Nas var da İslam’ın Nas’ı öyle. Hristiyanlığın Nas’ı nasıl olacak? Sen o zaman İslamcı bir devlet olmuş oluyorsun senin bütün vatandaşların Müslüman değil ki. Çoğu Müslüman diye düşünüyorlar. Şu an çoğu Müslümanın çocuğu ateist, deist. Geçti o devirler. Kimliğinde Müslüman yazıyor da o çok resmi, uyduruk bir şey yani. Bugün yapılan araştırmalara göre imam hatip çocuklarının birçoğu İslam’dan uzak. Ayrıca Müslüman olur ama şeriatçı değildir. Toplumun çoğu Müslüman ama şeriatçı değil. Yani oradaki toplum şeriat kuralına göre yaşamak istemiyordur. Başka türlü bakıyordur. Tarihsel bir uygulama olduğunu düşünüyordur. Başka türlü yorumluyordur. Senin yorumladığın gibi İslamcı düşünmek zorunda mı? Bu saçmalıklar olmasaydı bir arada olabilirdi ama şu an ki hali ile olamaz. Aslında ben bunu İBB’de modellemeye çalışıyordum. Başka bir Diyanet mümkün biz minik bir modelini yapıyoruz diye. Mesela orada bütün dinlere hizmet veriyorduk. Caminin çatısını yapıyorsak kilisenin çatısını da yapıyorduk. Mevlid’de mevlid simidi gönderiyorsak Noel’de de noel çöreği gönderiyorduk. Ve herkes benim kimliğimi de biliyordu. Diyordum ki biz eşit hizmet yapıyoruz. Ve kabul de görmüştü. Ama orada da bir takım ayak oyunlarına kurban gittim maalesef. Ama bence o proje devam etmesi gereken, yarım kalmış bir proje. CHP’ye de öneriyorum. Tamam bu Diyanet yanlış ama doğrusu ne? Bir tane doğruyu ortaya koyamadığımız için Diyanet eleştirileri boşa gidiyor. Dolayısıyla bizim halka başka türlü bir Diyanet mümkündür diye somut örnek sunmamız lazım. Lafla değil uygulamayla yapmalıyız. Çok konuşuyoruz hiç iş yapmıyoruz maalesef.
“DİNİ YAPILARI KONTROL ETMEK KOLAY DEĞİLDİR”
-Laik, demokratik ülkelerde devlet destekli dini kurumlar yok, bizim ülkemizde var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burası Türkiye. Fransa’nın uyguladığının aynısını buraya uygulamak zorunda değiliz. Zorladığımız zaman oradaki sonucu alamıyoruz. Türkiye toplumuna göre bir şey yapıyorsan tamamen orijinal olması gerekiyor. Aynısını almak zorunda değiliz. Dolayısıyla almak gerekiyorsa onu alır revize eder, tartışırız. Türkiye’ye adapte etmek gerekiyorsa adapte ederiz. Türkiye’de bir dini kuruma ihtiyaç var. Söylediğim sebeplerden dolayı Diyanet’e karşı bir antipati bizi körleştirmemeli. Bu sivil kuruluş da olabilir. Ama şunu söyleyeyim Diyanet’ten üç ağzımız yanıyorsa sivil toplumdan on üç yanar. Dini yapıları kontrol etmek kolay değildir. Mesela bunun özel olduğunu düşünün. Mesela cemaatlerin resmi statü kazanıp Diyanet’in hiç olmadığını düşünün. Onları kontrol etmek daha da zor olabilir. Resmi kurum bence kolaylaştırıcı da bir şey. Diyanet ideal olsaydı, laikliğe saldırmasaydı insanlar 29 Ekim’de feryat ediyor Atatürk’e fatiha okutun diye. Ben de Atatürkçü değilim ama ben Diyanet İşleri Başkanı olsaydım bunu yapardım. Çünkü benim neye inandığım önemli değil o kişisel inancım benim. Bir kamu kurumunu temsil eiyorsan kişisel inancını buradan ayıklamak zorundasın sayın Ali Erbaş. Ali Erbaş’ın neye inanıp neye inanmadığı bizi ilgilendirmiyor. Diyanet İşleri Başkanı olarak milyonlarca insanı temsil ediyorsun ve milyonlarca insanın senden bir beklentisi var. Bir fatiha yani. Bu kadar mı zor? Beş para etmez insanların ayaklarına gidip saçma sapan ziyaretler yaparken zor olmuyor da yani. Bu senin Atatürkçü olduğun anlamına gelmeyecek. Korkma, o anti Atatürkçülüğüne halel gelmez. Bu senin inancına da zarar getirmez. Ne düşündüğün bizi ilgilendirmiyor. Hiç sevmediğimiz bir insan milyonlarca insanın sevgilisi olabilir. Mesela bana göre terörist olan bir insan milyonlarca insanın sevdiği biri olabilir, artık bunlara alışalım. Demokrasi bütün bunların arasını bulan bir şeydir zaten. Sana göre, bana göre, devlete göre hepiniz eşitsiniz olmalı. Sende bir devlet kurumunda çalışıyorsan kişisel görüşünü arkaya koyup mesai saatinde nötr olmalısın. Senin neye inandığın bizi ilgilendirmiyor. Bunu bile yapamayan bir Diyanet yani. Demokrasi kültürümüz oturmuş olsaydı herkes memnun olacaktı. Kişisel görüşlerimizi devlet erkini kullanırken katmamayı öğrendiğimizde bu başka problemlerimizi de çözecek.
“DİYANET ŞİDDETİN DEVAM ETMESİNE ZEMİN HAZIRLIYOR”
-Diyanet’in kadına bakışını nasıl görüyorsunuz?
Çok berbat. 1400 yıllık bir külliyat var. 1400 yıllık bir geleneğin de içinde dahil olduğu bir havuzdan besleniyoruz inançlarımız olarak. Dolayısıyla bir sürü içine karışan şeyler var. Kültür karışmış, Arap kültürü karışmış, siyaset, ideoloji, mezhep uydurma şeyler, gelmiş bugüne. Çok problemli şeyler var. Kadını direk aşağılayan! Mesela benim atılma sebeplerimden biri, ‘kadının aklı da dini de eksiktir’ diyen hadisin sahi olmadığını söylememdi. Bana, ‘sen hadisleri itibarsızlaştırıyorsun’ dediler. Hz. Peygamber böyle bir şey söylemedi ne demek aklı eksik dedim. Yok bu Buhari müslümde geçiyor dediler. Sonra Buhari müslümü itibarsızlaştırmaktan soruşturma açtılar. Komik ama gerçek. Ben bunun Hz. Peygamber’i tenzih anlayışım, dedim. Kabul etmediler, tartıştırmadılar da. Bunu aynen dogma olarak devam ettirmeye çalışıyor Diyanet. Dolayısıyla kadınlarla ilgili bir sürü saçma sapan şeyleri de insanlara din diye anlatarak bunun reklamını yapıyor. Dolayısıyla bu şiddeti önlemesi gerekirken önlemek şöyle dursun hafif tabirle devam etmesine de zemin hazırlıyor. Aile içi şiddetin bir kısmı maalesef Diyanet’in görevini ihmal etmesinden kaynaklanıyor. Çok işimiz var, Diyanet düzelirse Türkiye’nin birçok problemi düzelir.
PİRHA – Belediyelere atanan kayyımlara tepki gösteren DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan ve AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, yapılan uygulamanın “demokrasiye darbe, savaşta ısrar” olduğunu ifade ettiler. Kurum başkanları, kayyumlara karşı “ortak mücadele” çağrısı da yaptı.
Esenyurt Belediyesi’nin ardından Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine de kayyım atanması toplumun büyük tepkisine neden oldu. Alevi kurum temsilcileri de kayyımlara karşı olduğunu dile getirdi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Kadriye Doğan ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, hükümet tarafından belediyelere kayyım atanmasını değerlendirdiler.
“KAYYUMDA ISRAR SAVAŞTA ISRARDIR”
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Kadriye Doğan, kayyımda ısrarın “Kürt halkını ve toplumun belli bir kesimini tanımamak” olduğunu söyledi.
Kadriye Doğan, “Seçilmişleri reddetmek en ağır terördür” diyerek tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“Yani diyor ki yaşayabilirsiniz ama biat ederek. Yaşama hakkınız var fakat seçme seçilme ve kimlik olarak varlığınızı kabul etmiyorum. Kayyumda ısrar tam da bunun teyidini yapıyor. Türkiye’de Türk olarak seçim yapabilirsin, seçilebilirsin ama başka kimseye yaşam hakkı tanınmıyor, kimliği, varlığı kabul edilmiyor. Kayyumda ısrar savaşta ısrarlıdır, faşizmde ısrardır, kaosta ısrardır, yoklukta ısrardır, her türlü yoksunlukta ısrardır.
Kayyumu atarken de insanlara ‘terörist’ ya da ‘teröriste yardım’ yaftasını kullanıyor. Bence en büyük terör, bir toplumun, bireyin kabul edilmemesidir. Bunu reddetmek en ağır terördür. Mağdur olan insanlara ‘terörist’ diyerek kendilerine haklılık gerekçesi gösteriyor. Tümden bu anlayışı reddediyoruz. Bizler varız, bizler var olduğumuz için hak sahibiyiz ve hakkımızı da sonuna kadar kullanmak durumundayız. Bundan vazgeçmeyeceğiz. Alevi halkı olarak da haklarımızı talep etmekten, yaşamaktan, Kürtlerin de haklarını sonuna kadar talep etmekten, seçmekten, seçilmekten, hak taleplerinden asla ve asla geri adım atmak durumunda değiliz. Bunun reddiyesi, toplumun, barışın, demokrasinin, özgürlüğün, eşitliğin, insani değerlerin hepsini reddetmek anlamındadır. Kayyumları reddediyoruz, kabul etmiyoruz. Kayyumda ısrar savaşta ısrardır diye tekrar söylemek isterim.”
“DAHA ÇOK BİRLİK İÇERİSİNDE OLMALIYIZ”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, antidemokratik uygulamalara karşı “Ortak mücadele” konusunda çağrı yaparak şöyle devam etti:
“Aleviler de kendileri açısından zaten ciddi bir mağduriyet yaşıyor. Kürt toplumu kadar Alevi toplumu da bu ülkenin asimilasyon baskısı altındadır. Ama Alevi kurumlarının şu konuda bir eksikliği var; mağduriyet yaşayan tüm toplumsal kesimlerle buluşmakta bir eksiklik yaşanıyor. Bunun için de önümüzdeki süreçte daha çok çaba sarf etmek gerekiyor. Demokrasiden yana olan tüm kesimlerin ortaklaşması konusunda Alevi örgütlerinin öncülük etmekte biraz eksik kaldığını ama mücadele etmek gayretinde olduklarının da farkındayız. Biz Alevi örgütleri, bu anlamıyla demokrasi mücadelesinde biraz daha öncü ve gayretli olmak zorundayız. Belki de yeteri kadar destek göremediğimizden diyelim. Örneğin Diyanet. Alevilerin asimilasyonu ile ilgili toplumsal kesimlerde yeteri destek görememenin vermiş olduğu bir tedirginlik de olabilir. Bu anlamıyla tüm toplumsal kesimler, Alevi mağduriyetine de hassasiyet göstermeli. Aleviler de tüm toplumsal kesimlerin, özellikle bu kayyum atamalara karşı genel anlamda bir ortak mücadelenin elzem olduğunu söylemek isterim. Mücadele diriliyor fakat mevcut sisteme henüz geriletme veyahut da demokrasiye evrilmede başarılı olmuş değiliz. Onun için çok daha fazla çaba sarf etmeli ve birlik içerisinde olmalıyız.”
“BU İKTİDARDAN KURTULMADIKÇA SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise “Kayyım, demokrasiye darbedir!” diyerek tepki gösterdi. Yılmaz, demokratik bir ülke için “iktidar değişimini” işaret ederek şunları kaydetti:
“ ‘Şahsım devleti’ rejiminin son icraatı Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine atanan kayyımlardır. Toplumsal barışı ayaklarının altında çiğneyenler bu ülkeye en büyük kötülüğü yapanlardır. Toplum, halkın iradesini gasp eden bu iktidardan kurtulmadıkça, bu rejim yeniden demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti yapısına geri çevrilmedikçe, ülkenin hiçbir sorununun çözülmesi olanaklı değildir!
Alevi örgütleri, öğretisi gereği haktan, hukuktan, barıştan ve hoşgörüden yanadır. Haksızlık karşısında mazlumdan ve doğrudan yanadır. Vicdan sahibi her bireyin göstermesi gereken refleks elbette hukuksuzluğa karşı dik durmaktır.
Bir Alevi bir Sünninin, bir Sünni bir Alevinin hakkını savunmadıkça bu topraklara gerçek bir demokrasinin gelmesi mümkün değildir. Bu bilinçle irade gaspını, kayyım darbesini şiddetle kınıyorum.”
PİRHA- CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin, Adana’da bir gecede 4 farklı olayda 11 kişinin hayatını kaybetmesini Meclis’e taşıyarak, “AKP hükümetinin 22 yılda ülkeyi getirdiği nokta budur” dedi.
CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin, Türkiye’de ve Adana’da nefret iklimi ile cezasızlığın, uyuşturucu ve güvenlik güçleri dışındaki kolay silahlanmanın ülkeyi yaşanmaz hale getirdiğini vurguladı.
CHP’li Dr. Müzeyyen Şevkin, şunları söyledi:
“Adana’da geçtiğimiz hafta aynı gün 12 saat içerisinde 4 farklı olayda 11 kişi maalesef hayatını kaybetti. 3 kadının mezar ziyareti sırasında hayattan koparıldığı, 1 kişinin kendi ailesinden 3 kişiyi katlettiği, Suriye uyruklu 3 çocuğunsa elektrikli soba kontağından öldüğü bir on iki saatten bahsediyoruz. Aynı gün içinde yaşanan bu vahşet ve olaylar ülkemizde güvenlik, sağlık, eğitim sorununun derinliğini ve korkunç boyutunu gözler önüne seriyor. Bebekler, emanet edildikleri hastanede öldürülüyor. Nefret iklimi, cezasızlık, uyuşturucu ve güvenlik güçleri dışında kolay silahlanma ülkeyi bu noktaya getirdi. AKP Hükûmetinin yirmi iki yılda ülkeyi getirdiği nokta budur. Her gün maalesef her yerde öldürülüyoruz; her yer cinayet mahalli ve cezasızlık hüküm sürüyor.”