Etiket: AKP

  • Abbas Tan, AKP’li Esma Ersin ile yapılan toplantıyı anlattı: Amaçları Aleviliği devre dışı bırakmak!

    Abbas Tan, AKP’li Esma Ersin ile yapılan toplantıyı anlattı: Amaçları Aleviliği devre dışı bırakmak!

    PİRHA- Kayseri Hacıbektaş Veli Kültür Derneği ve Kayseri Hacıbektaş Veli Kültür Vakfı Başkanı Abbas Tan, İçişleri Bakanlığı Müşaviri Esma Ersin ile gerçekleştirilen toplantının detaylarını PİRHA’ya anlattı. Tan, “AKP zihniyeti Alevileri asimile etmek adına özellikle Alevi kimlikli insanları halkın arasına gönderiyor. Cemevlerini siyasi anlamda kullanmalarına hiçbir şekilde müsaade etmeyiz. Bir kez daha ortaya çıkıyor ki biz örgütlenmezsek, çok hızlı bir şekilde Alevi anlayışını, Alevi öğretisini devre dışı bırakacaklar” dedi.

    İçişleri Bakanlığı Müşaviri AKP’li Esma Ersin, aylardır pek çok Alevi derneğini, cemevini ziyaret edip, fotoğraf veriyor. 23 Eylül 2024 tarihinde İçişleri Bakanlığı Müşaviri Esma Ersin, Kayseri’de cemevi yöneticileri ile toplantı yaptı.
    2 saatten fazla süren toplantıya katılan Kayseri Hacıbektaş Veli Kültür Derneği ve Kayseri Hacıbektaş Veli Kültür Vakfı Başkanı Abbas Tan, toplantıda Kayseri Vali Yardımcısı’nın da olduğunu belirterek toplantının detaylarını PİRHA‘ya anlattı.

    “DEVLETTEN MADDİ HİÇBİR TALEBİMİZ YOK”

    Esma Ersin’in İçişleri Bakanlığı adına görüşme talebinde bulunduğunu belirten Abbas Tan, maddi hiçbir taleplerinin olmadığını söylediklerini kaydetti. Tan, Alevilerin asıl sorunlarını dile getirerek İçişleri Bakanına bu sorunların iletilmesi gerektiğini Esma Ersin’e söylediklerini vurguladı.

    Abbas Tan şunları ekledi:

    “Esma Ersin, ‘talepleriniz varsa onları karşılamak istiyoruz’ dedi. Biz de Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı olarak, Kayseri Cemevi olarak ‘bizim devletten maddi hiçbir beklentimiz yok. Sizin de bize verebileceğiniz bir şey yok ama bizim sistemden, devletten istediklerimiz var. Bunları sen bakanına götürebiliyorsan, götür’ dedik. ‘Alevilik bir kendine has, bağımsız bir inançtır. Hiçbir dinle, inançla alakası yoktur. Bunu böyle kabul etmek zorundalar. Bunu kabul ettirebiliyorsa, Meclis’ten bunu geçirtebiliyorsa onu geçirsin İçişleri Bakanı’ dedik.

    “ÇOCUKLARIMIZA ZORUNLU DİN DERSİ ÖĞRETMEK KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR, DEDİK”

    ‘Cemevleri, Aleviler için ibadethanedir. İbadethane olarak kabul ettirebiliyorsanız bunu yapın elektrik faturalarında konut diyorlar, daha evvel ticarethane dediler biz onlara karşı tepki gösterdik. Burası ticarethane değil ibadethanedir. Bizi bu şekilde kabul etmek zorundasınız’ dedik. ‘Sizden maddi hiçbir şekilde, hiçbir zaman bir talebimiz olmaz. Devletten Aleviler adına, cemevleri adına maddi hiçbir talebimiz olmayacaktır’ dedik. ‘Zorunlu din dersleri var, ÇEDES var, 4 gün okula 1 gün camiye projeleri var. Bunlar Aleviliği yok etme adına yapılan politikalarınızdır. Şiddetle karşıyız. Kabul etmiyoruz. Biz Aleviyiz, bizim çocuklarımıza zorunlu din dersi öğretmek kimsenin haddi değildir’ dedik.”

    “‘BİZİM HABERİMİZ OLMADAN CEMEVLERİMİZE GİDİYORSUNUZ, BU SAYGISIZLIKTIR’ DEDİK”

    Esma Ersin’e devletin Aleviler üzerinde oynayacağı oyunlara müsaade etmeyeceklerini söylediklerini belirten Tan, “Biz Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle kabul etmiyoruz. Bizim için yok hükmündedir dedik bu toplantıda. Biz hiçbir şekilde devletin Aleviler üzerinde oynayacağı oyunlara müsaade etmeyeceğimizi söyledik. Hiçbir kurumun da kendilerinden bir talebi olmayacağını belirttik. ‘Köylere gidiyorsunuz, bizim haberimiz olmadan. Bu yapılan da bir saygısızlıktır’ dedik. Çünkü Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı adına köylerimizde mülkiyeti bize ait olan cemevlerimiz var. Geçmişte Kültür Bakanlığı’ndan gelen görevliler, gitmişlerdi ben cemevlerine sokmadım. Bizim bilgimiz olmadan cemevlerimize giremeyeceklerini söylemiştim. Aynı şeyi bir kez daha tekrar ettim. ‘Bağımsız cemevlerinin talepleri olursa, Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı olarak bütün maddi taleplerini karşılarız, onlar da devletten bir şey istemez’ dedik” diye konuştu.

    “AKP, ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN, ALEVİ KİMLİKLİ İNSANLARI HALKIN ARASINA GÖNDERİYOR”

    Bu ziyaretlerin siyasi bir oyun olduğunu söyleyen Abbas Tan, Esma Ersin’in Alevi kimliğini kullanarak Alevileri asimile etmek için düzenlenen projelerde yer aldığına işaret etti.

    Tan toplantıya dair şu detayları aktardı:

    “Devletin görevlileri cemevimizi ziyarete gelebilirler, Valilik toplantı yapar, biz toplantılara katılır, düşüncelerimizi söyleriz ama bu siyasi bir düşünce, Aleviliği yok etmek adına yapılan bir çalışmadır. Bunu kendilerine de söyledik, söylemeye de devam edeceğiz. Sistem böyle çalışıyor, AKP zihniyeti Alevileri asimile etmek adına özellikle Alevi kimlikli insanları halkın arasına gönderiyor. Esma Ersin de ısrarla Alevi olduğunu dillendiriyordu. Ben de ‘bir keklik zaman zaman ortaya çıkıyor’ dedim. O da anlayacağını anladı. AKP’nin bir politikasıdır. Kendilerine göre buldukları Alevileri çıkartıyorlar.

    “BİZ ÖRGÜTLENMEZSEK ALEVİ ÖĞRETİSİNİ DEVRE DIŞI BIRAKACAKLAR”

    Kayseri’ye gelen İçişleri Bakanlığı Müşaviri Esma Ersin, geçmişte AKP ilçe yöneticiliği yapıp milletvekili adayı olan biri. Bugün gelmiş, devlet adına görüşmeler yapıyor. Biz örgütlü Alevilerin bu konuda tavrının net olması gerekiyor. Cemevlerini siyasi anlamda kullanmalarına hiçbir şekilde müsaade etmeyiz. Bir kez daha ortaya çıkıyor ki biz örgütlenmezsek, çok hızlı bir şekilde Alevi anlayışını, Alevi öğretisini devre dışı bırakacaklar.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Tuncer Bakırhan: Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür!

    Tuncer Bakırhan: Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür!

    PİRHA – DEM Parti 1. Merkezi Örgütlenme Konferansı’nda konuşan Tuncer Bakırhan, Narin Güran cinayetinin arka planına değindi. Bakırhan, “Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür. Bizim olmadığımız, toplumu savunmak şiarıyla örgütlü olmadığımız yerde devlet işte böyle çürümeyi, kirliliği, kendisini örgütler” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) “Özgürlük için Örgütleniyoruz” başlığıyla düzenlediği iki günlük konferansın açılışı yapıldı.

    İnşaat Mühendisleri Odasında gerçekleştirilen DEM Parti 1. Merkezi Örgütlenme Konferansının açılış konuşmalarını Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan yaptı.

    “HERKESİN SÖZÜ ÖRGÜTÜ KADARDIR”

    Tuncer Bakırhan, konferansta alınacak kararların, gelecekte partilerinin yol hattını belirleyeceğinin altını çizdi. Bakırhan, “Konferanslarımızla yetersiz olarak gördüğümüz örgütlenmemizi büyüteceğiz” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Örgütlenmesi güçlü olmayan bir parti parti değildir. Herkesin sözü örgütü kadardır. Örgütü güçlü olan partinin sözü de sesi de karşılık bulur. Onun için örgütlenme konferansları önemlidir. Onun için yerellerde günlerce toplantılar yaptık, yerel konferanslar yaptık. Oralarda başta yereller olmak üzere hem yerel hem de genel sorunlarımızı tartıştık, açığa çıkardık. Şimdi bu sorunları ortak bir akılla doğru iyi bir şekilde tartışarak bu sorunların çözüm yolunu ve yöntemini hep birlikte bulacağız.

    Bizim için milletvekili sayısı, almış olduğumuz belediyeler ve seçilmiş zeminler tek başına başarının göstergesi değildir. Başarı halk ile hangi düzeyde bir araya geldiğimiz sorusunu sormakla başlar. İstediğimiz örgütlü toplumu kurabildik mi sorusuyla devam eder. Yine halkın toplumsal taleplerini yerine getirecek mekanizmaları zamanında kurduk mu, ona uygun mekanizmalar oluşturduk mu sorusunu sormakla devam eder. Yine halka hizmet eden bir vekil profilimiz var mı? Halkımızın mücadelesine layık belediye eş başkan duruşu var mı? Halka layık olacak bir örgütsel duruşmuz var mı gibi soruları çoğaltabiliriz. Bu soruların tamamına verilecek bir cevabımız var. Buna uygun duruşumuz, mücadelemiz ve örgütlenmemiz vardır. Ama yeterli mi değil mi? Değildir.

    “ÖRGÜTSÜZ KALAN BİR YERDE DEVLET, ÇÜRÜMEYİ ÖRGÜTLER”

    Partimiz ilk günden beri Narin cinayetini bütün yönleriyle takip ediyor. Narin cinayetinin altını neden özellikle çizmeye çalışıyorum? Çünkü Narin cinayeti en çok bizi, bu delegasyonu, bu salonu ilgilendiriyor. Narin cinayeti aslında örgütleme konferansı yaptığımız bugünlerde bizlere çok büyük dersler, ödevler ve görevler veriyor. Biz nasıl başladık mücadelemize, örgütlenmemize. Her platformda toplumu savunma şiarını dile getirdik. İşte Narin cinayetinde toplumu savunmanın ne anlama geldiğini bir kez daha gördük. Narin’in katledildiği köyde tam bir devlet projesi, devlet prototipi hayata geçiriliyor. Örgütsüz kalan bir toplumda böylesine bir cinayetin nasıl işlendiğini izledik. Devletin örgütlendiği bir toplumda böylesine kirli, çürümeye başlamış cinayetler işleniyor. Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür. Bizim olmadığımız, toplumu savunmak şiarıyla örgütlü olmadığımız yerde devlet işte böyle çürümeyi, kirliliği, kendisini örgütler.

    “TAVŞANTEPE’DEKİ KÖTÜ ÖRGÜTLÜLÜK NARİN CİNAYETİNİ İŞLEDİ”

    Değerli arkadaşlar biz ahlaki politik toplumu savunuyoruz. Bizi karşımızda bu sistem, bu devlet, toplumu çürütmeye çalışıyor. İşte Tavşantepe köyündeki devletin pratiği bunun en iyi göstergesidir. Bizim olmadığımız, bizim örgütlü olmadığımız zeminde işte toplumun inancını, dinini istismar eden yapılar büyür ve gelişir. Ve devletle birlikte ahlaki politik toplumu örgütlememek için elinden gelen bütün çabayı ortaya koyar. Açık söylüyorum o köy elbirliği ile Narin cinayetini işledi. O köy elbirliği ile örgütlüdür, o örgütlülük, Narin cinayetini işledi. Oranın örgütlülüğü bizim bahsettiğimiz örgütlülük değil, kötü örgütlülük dediğimiz örgütlenmelerden biridir. İşte devletin örgütlülüğü tam da böyledir, ahlaki politik toplumu savunan, toplumun taleplerini gerçekleştirmek için örgütlenmek isteyen bizleri oradan çekerek o karanlık yapıların orada örgütlenmesini sağlıyor. Onun için diyorum Narin cinayeti bizi ilgilendiriyor. Bir çocuk cinayeti işlendi ama devlet, iktidar mensupları, iktidarın milletvekilleri, bürokrasi, taşeron güçler, oradaki karanlık odaklar tamamıyla bu cinayetin altında kaldı. Narin’i katlettiler, gizlediler, gömdüler şimdi yetmiyor cinayetin açığa çıkmasını sağlayacak bilgileri, belgeleri manipüle etmeye çalışıyorlar. Devletin kolluğu, istihbaratı, jandarmasıyla, uzman kriminal ekipleriyle günlerdir çalıştığı bu köyde faillerin açığa çıkarılmaması neyi gizliyor, neyi örtüyor?

    “PARTİMİZ 3’ÜNCÜ YOL SİYASETİNİN MERKEZİDİR”

    Partimiz Kürt özgürlük mücadelesinin ve Türkiye sosyalist hareketinin damıtılmış halidir. Partimiz 3’üncü Yol siyasetinin merkezidir, kendisidir. Birkaç olay üzerinden 3’üncü Yol siyasetinin neden önemli olduğunu ve değerli olduğunu, bunu örgütlenmenin toplumumuz ve halklarımız için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım. Siz de takip ediyorsunuz, Narin cinayeti ile birlikte Türkiye’de bir tarafta Mustafa Kemal’in askerleri diye kılıç çekenleri görüyoruz, öte yandan da Erdoğan’ın askerleriyiz diyen iki tarafın da kılıç çektiği bir süreci görüyoruz. Türkiye halklarının ne askerin kılıcına ne Erdoğan’ın savaş kılıcına ihtiyacı yok. Bunu defalarca dile getirdik. Bu halkın barışa, demokrasiye, insanca yaşama ve özgürlüğe ihtiyacı var. 3’üncü Yol’a ihtiyacı var yani bize ihtiyacı var. Asker kılıcından rahatsız olan bir Erdoğan görüyoruz. Madem asker kılıcından rahatsızsın o zaman 22 yıldır kılıcın keskin ucunu niye Türkiye halklarına gösteriyorsun sorusunu Erdoğan’a soruyoruz. Yine muhalif olana, itiraz edene kılıç sallayan, kılıç gösteren sizler değil misiniz?

    Açık bir şekilde ifade etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yeterince kılıç gördük. Kılıç sahipleri yeteri kadar bu ülkeyi yönettiler. Kılıçların ülkeyi yönettiği dönemlerde Türkiye halkları büyük zulüm gördü, yoksulluk gördü, büyük işkence gördü. Şimdi o kılıçlardan dersler çıkarmak yerine tekrar o kılıçlar çekilmiş, Türkiye gündemi manipüle edilerek o kılıçlarla bizi uğraştırmaya çalışıyorlar. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. Herkes kendi işini yapsın. Herkes görev ve sorumluluklarını yerine getirsin. Kılıç çürümenin, yoksulluğun göstergesidir.

    “ANA MUHALEFET PARTİSİNE SESLENİYORUZ”

    Buradan ana muhalefet partisine sesleniyoruz. Ana muhalefet partisi belli ki tarihten geçmişten hiç ders almamış. Ana muhalefet partisi defalarca yenildiği o mindere AKP tarafından çekilmek isteniyor. Ana muhalefet partisinin görevi kılıçları savunmak değil, temel görevi Türkiye’de bir an önce demokrasinin, özgürlüklerin, insanca yaşamın olacağı bir ülkenin nasıl yaratılacağının mücadelesini vermek ve bunun reçetesini Türkiye halklarına sunmaktır. Bunun için 3’üncü Yol diyoruz, üçüncü kutup diyoruz. Türkiye halkına büyük acılar yaşattılar, hem siyasal İslamcı anlayış hem de ulusalcı anlayış. Bunların yerine 3’üncü Yol’u örgütleyebilirsek, bunların bulunduğu her zeminde haklarımızı örgütleyebilirsek bu kılıç tehditlerinden de toplumumuzu korumuş oluruz.

    “YENİ TASFİYE POLİTİKALARINI BOŞA ÇIKARARAK BAŞARABİLİRİZ”

    Değerli arkadaşlar devlet bir türlü bizden elini çekmedi. Bizden korkuyorlar. Burada oturan bileşen, burada oturan çoğulculuk, burada oturan renklilik, buradaki mozaik hiçbir partide yok. Türkiye’yi, Türkiye’deki zemini aslında bu salon temsil ediyor bütün renkleriyle. Onun için buradan korkuyorlar. Bu gücün örgütlenmesinin önünü kesmek istiyorlar. Bakın en son Kürde, halaya, türküye karşı bir kampanya başlattılar. Neredeyse düğün yapacak ailelerimiz gidip izin alabilecek hale getirdiler. Ama şunu bilmiyorlar, bizler dilimizi konuşmak için elde ettiğimiz hakları kazanmak için çok bedeller ödedik, arkamızda büyük bedeller tarihi var. Bu bedeller tarihini yasakçı, retçi, bizi kabul etmeyen, tasfiye etmeye çalışan güçlere bir kez daha hatırlatmak isteriz. Biz her şeyden vazgeçeriz ama geçmişimizden, emeklerimizle yarattığımız ve mücadelesini verdiğimiz değerlerimizden, mücadelemizden, kazanımlarımızdan asla vazgeçmeyiz.

    Önümüzdeki dönem Kürdü kendi evine, mahallesine hapsetmek isteyen, kadını kendi zeminine hapsetmek isteyen, Türkiye sosyalist hareketi Kürt hareketi arasına büyük duvarlar örmeye çalışan, her bir örgütlenme alanını kendi başına bölük pörçük mücadele etmesi için bütün araç ve gereçleri kullanan bu sisteme karşı durarak en geniş demokrasi ittifakını sağlamak gibi bir sorumluluğumuz var. Bir an önce bulunduğumuz en küçük yerden her yere kadar bütün kurumlarla, siyasi hareketlerle, örgütlerle birlikte yerellerden başlayarak genele kadar bu oyunu boşa çıkaracak, demokrasi ittifakını geliştirmek bizim boynumuzun borcudur. Bizler toplumun taleplerinin öncüsü olmak zorundayız. Bizler bugün süren tecrit politikalarına karşı, halkımızın dilini kimliğini inkar eden bu sisteme karşı toplumun öncüsü olarak en önce mücadele edecek arkadaşlar topluluğu olduğunu belirtmek istiyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din dersine tabi bir eğitim yılı başlıyor!

    Ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din dersine tabi bir eğitim yılı başlıyor!

    PİRHA- 9 Eylül’de açılması planlanan okullar, ‘zorunlu din dersi’ ve ‘ana dilde eğitim’ tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Milyonlarca öğrenci ana dilde eğitimden yoksun ve zorunlu din derslerin tabi bir şekilde yeni eğitim ve öğretim yılını karşılıyor.

    Yeni eğitim ve öğretim yılı 9 Eylül’de başlayacak. Farklı halklardan milyonlarca çocuk, bu yıl da yeni eğitim ve öğretim yılını ana dilde eğitim alamadan karşılıyor. Yine sayısı arttırılan ve haftada 16 saate çıkarılan zorunlu din dersleri çocuklar için zulüm aracı olurken, 22 yıllık AKP iktidarı döneminde eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olan ÇEDES projesi ile  toplumun siyasal İslam ideolojisi doğrultusunda dönüştürülmesi hamlesinin bu eğitim yılında da hız kesmeden devam edeceği belirtiliyor.

    Türkiye’deki eğitim ve öğretimin niteliği AKP ve MHP iktidarı bloğunun iz düşümü olarak varlığını koruyor. Siyasi, idari ve toplumsal anlamda çürümüşlüğün belki de kendisini en fazla hissettirdiği alanların başında Türkiye’deki eğitim politikaları geliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendisini tekçi, mezhepçi ve cinsiyetçi kodlarla inşa eden ancak evrensel değerlerle büyümeye ve yoluna devam etmesi gereken eğitim politikaları AKP ve MHP iktidarı döneminde daha fazla gericileşmiş, bilimsellikten uzak, demokratik temayüllerden uzak ve daha fazla eril bir tarzda bütün toplumsal sorunların merkezini oluşturuyor.

    EĞİTİM SİSTEMİNİN KENDİSİ BİR ASİMİLASYON SİSTEMİ

    Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkedeki eğitim sistemi Türk/Müslüman olmayan bütün halkların asimilasyonu ve o halkların çocuklarının kendilerine dönük yabancılaşma sürecinin bir sonucu olarak geldi. Eğitim sistemini güçlendirmek için hazırlanan müfredatlar ya da AKP döneminde uygulanan 4+4+4 sistemi gibi bütün uygulamalar asimilasyon, Türklük/Müslümanlık dışında kalmış bütün halkların asimile edildiği yabancılaştığı bir sürece hizmet eden kurumsallaşmalar olarak bugüne kadar kendisini getirdi. Bireyin ve çocuğun kendi özüyle ilgili bütün hakikat olgusunun dışında yabancılaşmasını dayatan bu tekçi ve asimilasyoncu süreç toplumun bütününü mağdur eden bir süreç olarak varlığını koruyor.

    ZORUNLU DİN DERSLERİ

    Türkiye’de din dersi, 1928’den 1940’ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise seçmeli bir ders olarak öğrencilere sunulmuştu. Ancak 12 Eylül Darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ne, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi.

    Din derslerinin içeriğinin Sünni İslam ağırlıklı olması sonucu uzun yıllar boyunca toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükseldi. Söz konusu ders içerikleri yerel ve uluslararası mahkemelerce de yasalara aykırı bulundu. Fakat Millî Eğitim Bakanlığı, din derslerinin tek bir dine yönelen ders olmadığını savunsa da veliler, bir bütün olarak din derslerinin müfredattan kaldırılması yönündeki talebini sürdürüyor.

    DİN DERSLERİNDE İKTİDARIN AİLE MODELİ ÖĞRETİLİYOR!

    Okullardaki din eğitimi için hazırlanan kitaplar ise tartışmaların önemli bir kısmını oluşturuyor. Diğer inançları öteleyen, kadını aşağılayan anlatım ve görsellerin yer aldığı kitaplardaki aile yapısı da AKP’nin istediği ‘aile modeli’ olarak yorumlanıyor.

    ZORUNLU DİN DERSLERİNE DÖNÜK MAHKEME KARARLARI!

    Aileler, çocuklarının din dersinden muaf tutulması ya da söz konusu derslerin tümden kaldırılması yönünde defalarca kez mahkemeye başvurdu. Zorunlu din dayatmasının hukuksuz olduğu yönünde mücadele veren eğitim sendikaları da birçok kez adliyelerin kapısını çaldı. Nihai karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2014 yılında çıktı.

    AİHM, Türkiye hükûmetinden “Zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” belirterek zorunlu din dersine karşı olmamakla birlikte, din dersinin içeriğini göz önünde bulundurarak zorunlu bir biçimde verilemeyeceğine hükmetti. Ancak mahkeme kararları tanınmadı, din eğitimi daha da yoğun bir şekilde öğrencilere dayatıldı.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret dili ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiğini belirten eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    ANA DİLDE EĞİTİM TALEBİ

    Özelikle Kürtçe ana dilde eğitim önündeki engeller ülkedeki milyonlarca Kürt’ün temel meselesi. Kürtçe’nin lehçeleri “Yaşayan Dil ve Lehçeler” adı altında ortaokullarda seçmeli ders olarak okutulsa da bu konuda öğrencilere sınırlamalar getiriliyor ya da derslerin verilmesi engelleniyor.

    Ana dilde eğitim-öğretimden yoksun bırakılan halklar, bugüne kadar bu taleplerinden hiç vazgeçmedi. Ulus devletlerin “resmi” dil dayatması ile dünyada 6 bine yakın dilin yok olduğu belirtiliyor. Türkiye’de bu dayatmayla 3 dil yok oldu; 15 dilin de yok olmayla yüz yüze kaldığı biliniyor. Ana dilde eğitim talebini en güçlü Kürtler dile getiriyor; bununla birlikte farklı etnik gruplar da ana dilde eğitim istiyor. Ancak devlet yasak kararında ısrarlı.

    ÇEDES PROJESİ YENİ EĞİTİM YILINDA DA İLK GÜNDEM

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında birçok kentte, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    Türkiye’nin dört bir yanında ilkokul ve ortaokul öğrencileri bir yandan ÇEDES kapsamında sabah namazına camilere götürülürken, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar ve pansiyonlarda öğrencilere yönelik dini programlar düzenlenmesi için devletin bütün kurumları elindeki bütün olanakları seferber ettiği kamuoyuna yansıdı.

    ÇEDES projesi adı altında okullarda imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ adı altında etkinliklere katılırken, öğrenciler camilere götürülmeye, imamlar okullarda ‘konferans’ vermeye devam etmektedir. Çocukları ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimlerinin bu 2024-2025 eğitim öğretim yılında da katmerleşerek artacağı öngörülüyor.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • ‘Çocukların güvende olacağı bir yaşamı kurmak için mücadele edeceğiz’

    ‘Çocukların güvende olacağı bir yaşamı kurmak için mücadele edeceğiz’

    PİRHA-Kadınlar Birlikte Güçlü Platfotmu, son zamanlarda artan çocuk istismarı vakalarına ilişkin Hatay’da açıklama yaptı. Okunan basın metninde “Bir çocuğun daha kaybedilmemesi için, çocukların güvende olacağı bir yaşamı kurmak için mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” denildi.

    Hatay’da Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu, çocuk istismarı vakalarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu adına Sezen Ezer okudu. Açıklamada, “Çocukların yaşamını karartan politikalara dur diyoruz” pankartı açıldı.

    “İSTİSMARIN AFFEDİLDİĞİ BİR ÜLKEDE YAŞIYORUZ”

    İstismarın affedildiği ve faillerin aklandığı bir ülkede yaşadıklarını söyleyen Sezen Ezer, şu açıklamayı yaptı:

    “21 Ağustos’tan beri kayıp olan Narin Güran’a ne olduğunu bilmiyoruz. Amca tutuklanıyor, haberlere  yayın yasağı getiriliyor. Narin Güran hala bulunamadı. Soruyoruz Narine ne oldu? AKP-MHP iktidarı boyunca kayıp çocukların akıbetinin bilinmediği, istismarcıların affedildiği, aklandığı bir düzende ailelerin öncelendiği politikalar çocukların yaşamını karartıyor.

    Geçtiğimiz günlerde Antakya’da akrabasının üç (3) yıldır sistematik istismarına maruz kalan S.Y. durumu ailesine anlattıktan sonra fail Mustafa Şenol gözaltına alınmış, savcının tutuklanma talebi ile mahkemeye sevk ettiği Mustafa Şenol Sulh Ceza Mahkemesi’nin tutuklanmasını reddetmesi ile serbest kalmıştır. Soruyoruz sadece çocuğun beyanı esas alınarak sürecin yürütülmesi gerekirken ve bununla beraber somut delillerle de desteklenmişken Mustafa Şenol neden serbest bırakıldı?

    “İSTİSMAR VAKALARINA DAİR HİÇBİR POLİTİKA YOK”

    Failleri koruyan, istismarcıları aklayan, kadınları ve çocukları güvensizliğe sürükleyen politikalara dur diyeceklerini ifade eden Sezer, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Geçtiğimiz günlerde İskenderun’da bir konteyner kentte 4 yaşında bir çocuk komşusunun istismarına maruz kalmış ve durum ifşa edilince aile tehdit edilmiştir. Son zamanlarda artan bu istismar vakalarına dair hiçbir politika yok. Soruyoruz konteyner kentlerde çocukların ve kadınların güvenliğini sağlamak için neden bir adım atılmıyor?

    Narin’e ne olduğunu, neyin üstünün örtüldüğünü soruyoruz. Her yerde aile vurgusu yapıp aile politikalarına öncelerken çocuktan yana, çocuğun üstün yararını gözeten politika neden uygulanmıyor? Hatay Kadınlar Birlikte Güçlü olarak bu soruların takipçisi olacağız, ve bir çocuğun daha kaybedilmemesi için, çocukların güvende olacağı bir yaşamı kurmak için mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/HATAY

  • Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    PİRHA-Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, yerelde çalışan gazetecilerin sorunlarını anlattı. Aygül, iktidarlar tarafından bölgede gazetecilere yönelik ciddi baskıların olduğunu belirterek, “1990’lı yıllardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok” dedi. Aygül ekledi: Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı!

    AKP-MHP iktidarının gazetecilere yönelik yoğun baskı ve saldırıları, adeta doksanlı yılların devamı niteliğini taşıyor. İfade ve düşünce özgürlüğüne yönelik saldırılar, gözaltı ve tutuklamaların yanı sıra gazetecilere yönelik şiddetle devam ediyor.

    Basın çalışanlarına yönelik saldırılar adeta “komplo mantığı” ile sürdürülürken gazeteciler, gizli tanık beyanları ile “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor.

    Tüm bunların yanı sıra siyasi aktörler tarafından da gazeteciler açık şekilde hedef haline getiriliyor. Tüm muhalif gazetecilerin iktidar tarafından ‘terörist’ yakıştırmasıyla kriminalize edildiği ülkede, basın mesleğinin bugününü Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül ile konuştuk.

    “ÖLÜMDEN BETER BİR DURUM SÖZ KONUSU”

    PİRHA-Gazetecilik mesleği hiç olmadığı kadarıyla itibarsızlaştırıldı. Daha doğrusu bu iktidar süresince birçok meslek, hak etmediği yaklaşımı gördü. Ülkenin doğusundan baktığınızda basın tablosu nasıl görünüyor?

    SİNAN AYGÜL: İktidarların, gazetecilik mesleğine yönelimi her zaman şu eksende olmuştur: Gazetecilik, kamuoyu adına iktidarların yetkilerini nasıl kullandıklarını denetleme görevidir. Gazeteci, kamuoyu adına otoriteleri denetler. Denetimden kaçanlar, yolsuzluk, hırsızlık yapanlar, baskı kuranlar, hak ihlali yapanların ilk susturmaya çalıştığı yer gazeteciliktir. Ne yaptıklarının bilinmesini istemezler. Bu da şundan kaynaklanır; iktidarlar yaptıkları yanlışların bilinmesini istemezler. Son 25 yılda evet bu ülkede çok ciddi sorunlar yaşandı. Basın özgürlüğü gerçek anlamda hiçbir zaman bu ülkede mevzu bahis olmadı ama son 20 yılda çok pervasız, pespaye bir şekilde oldu ne yazık ki. Tutuklu gazeteci sayısı ile dünya ortalamasının üstüne çıktık. Her zaman ilk beşlerdeyiz. Öldürülen gazeteci sayısı belki 90’lı yıllara göre fazla değil ama ölümden beter bir durum söz konusu.

    Bu kadar ciddi baskı, ülke tarihinde görülmüş bir şey değil. Ne yazık ki bu sıkıntılı dönemin temel sebebi de iktidarların, halkla ilgili yaptığı işlerde haber verme görevini yerine getirmemesi, saklanması. Bu durum ülkenin batısında merkez medyada biraz daha belki görünür kılındığı için ön planda ama ülkenin doğusunda, taşrada bu sıkıntı çok daha fazla hissediliyor. Sadece devlet otoritesi değil, devlet dışı otoritelerin de çok ciddi baskıları var. Sonuçta kriminal düzeyi yüksek bir ülkedeyiz. Yolsuzluğun, hak ihlallerinin had safhada olduğu, hatta sıradanlaştığı bir ülkedeyiz. Hak ihlalleri ve yolsuzluk haberleri bu ülkede her zaman gazetecileri hedef haline getiriyor. Yoksa çiçek-böcek haberciliği hiçbir zaman bu ülkede sorun olmamıştır. Bu baskı zaman zaman yargı eliyle basının susturulması şeklinde olabilirken zaman zaman da canımıza kasteden, sokak ortasında öldürülmemize sebep olan yönelimlere kadar da gidebiliyor ama her halükarda çok ciddi bir baskı altındayız ne yazık ki!

    “90’LARDAN DAHA KÖTÜ BİR DURUMDAYIZ”

    -Doksanlı yıllarda Güneydoğuda gazeteci olmak ateşten gömlek giymek gibiydi. Hakikat ısrarı sürdükçe baskılar, gazeteci cinayetleri de arttı. Son 2 yılda özellikle Federe Kurdistan Bölgesi’nde gazeteci cinayetlerine şahit olduk. Bitlis ve civarında gazetecilere yönelik ne gibi saldırılar söz konusu?

    Şiddet, dönemsel olarak şekil değiştiriyor. Belki koşullar olursa 90’lı yıllardan çok daha kötü bir hale de gelebilir. Çünkü otoriteler nezdinde insan hayatının bir önemi yok. Çünkü hesap soran bir otorite yok. Yaptıkları her şey yanlarına kar kalıyor. Sokak ortasında ya da işkencede bir gazeteci öldürseler ne yazık ki hesabı sorulamıyor. Örneğin Federe Kurdistan Bölgesi’nde geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımız şehit edildi. Ne yazık ki bu ülkede ‘Basın Şehitleri’ geleneği var. Bir yıl önce ben de sokak ortasında saldırıya uğradım ve ölümden döndüm. 90’larda işkencehanelerde gizli kapaklı olurdu ancak benim başıma gelen olay sokak ortasında, polis nezaretinde bir işkenceydi. Ölümle sonuçlanmamış olması 90’lara dönmediğimiz anlamına gelmiyor. Hatta 90’lardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok.

    “SON 6 YILDA TAKİP EDEBİLECEĞİMİZ BİR TOPLUMSAL OLAY DAHİ YOK”

    -Batıda, toplumsal olaylarda emniyet güçleri açık şekilde şekilde basın mensuplarına zor kullanabiliyor. Basın mensuplarının yaptığı iş, kolluk tarafından gazetecilik olarak görülmüyor. Burada durum nasıl?

    Ülkenin batısındaki toplumsal olaylarda gazeteci sayısının çok olması, oradaki atmosfer çok daha farklı kılıyor. Çünkü batıda bir toplumsal olayda gazetecinin bir şiddete maruz kalması buradaki şiddete göre çok sıradan bir durum aslında. Buralarda bir toplumsal olayın olabilmesi ihtimali zaten çok az. Son yıllarda bu tür eylemler zaten yasaklanıyor. Bir basın açıklaması, bir toplumsal olaya zaten müsaade edilmiyor. Evet bu yönde eylemler olduğunda arkadaşlarımız şiddete de maruz kalabiliyor, ekipmanları da kırılabiliyor ve basit gerekçelerle haklarında dava açılabiliyor. Ama ilginç olan şu; son 6 yılda burada takip edebileceğimiz bir toplumsal olay yok, çünkü yasaklanıyor. Basın açıklamalarının toplumsal eylemlerin tamamı kanunsuz bir şekilde yasaklanıyor.

    “ARACINIZA KEYFİ OLARAK TRAFİK CEZASI DAHİ YAZILABİLİYOR”

    -Yerelde gazetecilik faaliyetlerinin zorlukları var mı?

    Merkezden uzak bir bölgede gazetecilik yapmak evet zordur. Yaşadığınız yer muhtemelen küçük bir yerdir ve haberinizin bütün aktörleri ile gün içerisinde yüz yüze gelme ihtimaliniz çok yüksektir. Polisi, askeri, iş adamı, mafyası, suç grupları, uyuşturucu satıcısı, tefecisi ile yani haber yaptınız konunun bütün öğeleri ile yüz yüzesiniz. Bu durum haliyle psikolojik bir baskı oluşturuyor. Uzun vadede ise otosansüre yol açıyor. Bir noktadan sonra yaşam alanınız daralıyor.

    Bu sıkıntıyı özellikle ben ciddi anlamda yaşıyorum. Yolsuzluk haberini yaptığınız bir kurumun yöneticisi ya da iş adamı ile sokakta karşılaşabiliyorsunuz. Devlet otoritesinin hedefine girdiğiniz zaman zaten her şey çok sıkıntılı ve zor. Sokakta aracınıza keyfi olarak trafik cezası dahi yazılabiliyor. Buna maruz kalan arkadaşlarımız da var. Örneğin ben, gazeteciliğe İstanbul’da başladım ve uzun yıllar oralarda da çalıştım. Merkez medyada ya da taşrada olmak arasındaki farkı çok iyi biliyorum. Küçük bir yerde gazetecilik yapmak çok daha zor diyebiliriz.

    “GENELDE BİR YAFTAYA MARUZ KALIYORUZ”

    -Politik tartışmaların hiç eksilmediği bir ortamdasınız. Burası aynı zamanda kimlik mücadelesinin daima sürdüğü bir coğrafya. Örneğin yerel yönetimlerle ilgili olumsuz bir haber yazmanız durumunda size yansıması nasıl oluyor?

    Eğer bir de politik görüşünüz varsa haliyle bir noktadan sonra taraf gibi görülmeye başlanıyorsunuz. Muhalifseniz iktidar tarafından zaten ‘terörist’ diye yaftalamıyorsunuz. Eğer muhalif değilseniz muhalefet tarafından bu sefer ‘yandaş’ diye yaftalanıyorsunuz. Bu durum hem muhalefetin hem iktidarın kullandığı bir yafta aslında. Bir gazetecinin de siyasi fikirleri olabilir ama genelde bir yaftaya maruz kalıyoruz. Örneğin yereldeki muhalif bir siyasi partinin iktidarı olsa bile eleştirdiğiniz zaman normalde merkez iktidar nasıl tepki gösteriyorsa aynı tepkiyi, hatta bazen daha da şiddetli tepkiye maruz kalıyorsunuz.

    Muhalefet partileri iktidar olduğu zaman şöyle bir gerçekle yüzleşiyoruz; küçük iktidar alanlarında yanlışını eleştirdiğiniz anda o iktidarın bütün özelliklerini bir anda gösterebilip, ceberrutlaşıp, tehdit edebiliyorlar. Hangi siyasi parti olduğu çok da fark etmiyor aslında.

    “REKLAM ALAN HİÇBİR KURULUŞ, GAZETECİLİK YAPAMIYOR”

    -Bölgedeki mesleki örgütlülük bilinci ne durumda? Özellikle kadın gazeteciler ne oranda iş edinebiliyor?

    Bu yönlü bilinç yok ne yazık ki. Bunun birkaç sebebi var. Gazeteciler arasında bir araya gelip örgütlenmek zor oluyor. Resmi reklam alan gazeteler ve alamayanlar söz konusu. Bu ayrım zaten ilk günden bu yana sorunlu. Örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden birisi bu. Örneğin Basın İlan Kurumu’ndan reklam alan hiçbir kuruluş, gerçek anlamda gazetecilik yapamıyor. Çünkü Demokles’in kılıcı başlarında sallandırılıyor. Gazetecilik yapamadıkları gibi örgütlenme noktasında da problemler yaşıyorlar. Yayınları, ilanları kesilir kaygısı nedeniyle gerçek anlamda sivil toplum örgütü gibi hareket eden örgütlerin içerisinde yer almaktan çekiniyorlar. Ne yazık ki gazeteciler buralarda güvencesiz çalıştırılıyor, basın sigortası yatırılmadığı için birçok gazeteci, sendika üyesi de olamıyor. Ne yazık ki diğer iş kollarına kıyasla çok daha örgütsüz bir yapı söz konusu.

    Kadın gazetecilerin ise ülkenin her yerinde çalışma koşulları ne yazık ki dezavantajlı. Buralarda kadınların gazetecilik yapması çok daha zor. Cemiyet olarak kadın gazeteci arkadaşlarımıza yönelik mesleki adaptasyon noktasında özel programlarımız mevcut. Ayrıca iş bulma noktasında özel olarak ilgilendiğimiz kadın arkadaşlarımız oluyor. Ama ne yazık ki kadınlar bölgede yine dezavantajlılar.

    “KÜRT DİLİNE KARŞI BİR ALERJİ VAR”

    -Bu bölge hep çatışmalarla anıldı. Bir gazeteci gözüyle, günümüz ortamını nasıl yorumluyorsun? Bir yumuşama hali söz konusu mu?

    1980’li yıllardan bu yana devam eden bir çatışma ortamı var. Evet bazı dönemlerde sokakta bombaların patladığı bir atmosfer vardı. Zaman zaman artan, azalan bir çatışma durumu var. Evet bu aralar ortam sakin. Devlet erkinin kendini çok da geri çektiğini söyleyemeyiz ancak eskisi gibi çatışma hali yok.

    Tabii sistemin asimilasyon politikası hiçbir zaman bitmez. Farklı argümanlarla bu devam ediyor. Mevcut durumu da iyi analiz etmek gerek. Evet şu an dilimiz yasak. Son dönemde Kürtçe şarkı söylenen düğünler dahi basılıyor. Belediyeler tarafından yerlere Kürtçe yazılan uyarılar dahi silindi. Yani Kürt diline karşı bir alerji var.

    Üniversitede Kürdoloji bölümü var ve ben de bu bölümde yüksek lisans yapıyorum ama birçok noktada dilimiz yasak. Bir taraftan devlet televizyonu Kürtçe yayın yapıyor, diğer taraftan küçücük bir Kürtçe kelimeye dahi alerji gösteriliyor. Özetle şunu söyleyebilirim; devletin bu asimilasyon politikası da ne yazık ki laçkalaşmış artık. Evet bu durum bize ne yazık ki kaybettiriyor. Çocuğumu kendi ana dilimde yetiştirmek, okulda o dilde eğitim almasını istiyorum ama bunu ne yazık ki başaramıyoruz. Bu sorunumuz 100 yıldır devam ediyor ve bir yüzyıl daha böyle laçka bir şekilde gidecekmiş gibi görünüyor.

    “RUH SAĞLIĞIMIZ YERİNDE DEĞİL”

    -Bölgede büyük bir yoksulluk, moralsizlik hali mevcut. Bölgedeki gazeteciler olarak, pozitif haberler yapamama durumu sizde nasıl bir duyguya sebep oluyor?

    Bizler açısından zaten herhangi bir olumlu psikolojiden bahsetmek mümkün değil. Ne yazık ki yaşadığımız olaylardan dolayı ruh sağlığımız zaten yerinde değil. Ülkenin koşulları çok kötü. Geçinemeyen insan sayısı çok fazla. Bunlardan dolayı travma yaşayan, intihar eden insanların haberlerini yapmak zorunda kalıyoruz. Bu durumlar bizim psikolojimizi zaten olumsuz etkiliyor. Ülkede çok büyük bir yoksulluk sorunu var. Bu yoksulluk belki bugün çok fazla hissedilmiyor ama gün geçtikçe de kötüye giden bir durum söz konusu. Tabii bu atmosferde her şey güllük gülistanlık gibi bir habercilik de yapılamaz. Bunu yapan meslek işgalcisi arkadaşlarımız elbette ki var ama bu da çok ciddi bir şekilde sırıtıyor. Küçük bir kitle, kaynakların tamamına yakınını sömürüyor, geriye kalan büyük bir kitle ise açlıkla boğuşuyor. Bizim yaptığımız, işte bu uçurumu azaltmaya, israfın, yolsuzluğun önüne geçmeye çalışmak. Küçük ya da büyük iktidarların da bu nedenlerle ne yazık ki hedefi oluyoruz.

    “KELEBEK KOVALAMAK BANA NASİP OLMADI”

    -Tümüyle demokratik bir ortam olsaydı ve ekonomik kriz bu denli yaşamın merkezinde yer almasaydı ne türde bir habercilik yapmak isterdin?

    18 yıllık gazetecilik kariyerim var, ne yazık ki 18 yılın tamamı insan ve hayvan hakkı ihlalleri ile yolsuzluk haberleriyle geçti. İşkence, infaz haberlerimin yanı sıra hayvanlara dair de özel bir hassasiyetim var. Birden fazla alanda akademik eğitim aldım. Sağlık eğitimi de aldım. Örneğin çok iyi sağlık haberciliği yapabilirim. Bunun yanı sıra güvenlik bölümünü okudum, çok iyi bir güvenlik analisti olabilirdim. Bunların yanı sıra ekonomi okudum, iyi bir ekonomi habercisi olabilirdim. Uzun bir süre tiyatro da yaptım. Ancak bu atmosferde ne sanattan ne spordan ne de başka bir alandan ne yazık ki bahsedemiyorsunuz. Akademik eğitim aldığım alanlarda da habercilik yapmak isterdim ama olmuyor. Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı. Keşke farklı bir dünyada yaşıyor olabilseydik ve devlet aktörleri ile muhalefetle sürekli bir çatışma ortamında olmasaydım. Keşke sürekli gözaltına alınma ya da sokak ortasında öldürülme riskiyle karşı karşıya kalmasaydım. Ama maalesef güzel olacağına dair bir umudum da yok.

    Eren GÜVEN/BİTLİS

  • Hayvanseverler, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi önünde nöbette -VİDEO

    Hayvanseverler, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi önünde nöbette -VİDEO

    PİRHA- Hayvanseverler, “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan dava nedeniyle Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde nöbete başladı. Hayvanseverler hayvan katliamına neden olan yasanın iptalini istiyor.  

    Sokaktayım Yanındayım İnisiyatifi ve Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi sokak hayvanları düzenlemesinin görüşülmesi sebebiyle Anayasa Mahkemesi önünden bir araya geldi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), AKP hükümetinin çıkardığı “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davada ilk incelemesini yapacak.

    Hayvan hakları savunucuları, hayvan katliamının durdurulması için Anayasa Mahkemesi önünde yasanın iptalini talep ediyor.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ağaçları korurken katledilen Reşit Kibar için Mersin’de eylem yapıldı- VİDEO

    Ağaçları korurken katledilen Reşit Kibar için Mersin’de eylem yapıldı- VİDEO

    PİRHA- Hopa’da ağaç kesimini engellemek isterken şirket çalışanı tarafından katledilen Reşit Kibar için Mersin’de eylem yapıldı. Halkevlerinin yaptığı eylemde, “Tüm bu yaşananlar iktidarın ve sermayenin kar hırsının bir sonucudur. Yağmacıların karlarına kar katması için bu saldırıların önü iktidar tarafından açılmaktadır” denildi.

    Artvin’in Hopa ilçesindeki Cankurtaran mevkiinde ağaç kesimi yapan EFOR Maden Şirketine ait kepçeleri durdurmak isterken şirket çalışanı Muhammet Ustabaş’ın silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitiren Reşit Kibar için Mersin’de sokağa çıkıldı.

    Halkevleri üyelerinin Atatürk Caddesinde yaptığı eylemde “Katil şirketlerden de onları koruyan AKP’den de Hopa Cankurtaran’ın hesabı sorulacak” pankartı açıldı. Eyleme Mersin Emek ve Demokrasi Platformu da katıldı.

    “SALDIRILARLA MÜCADELEMİZ GERİLETİLMEK İSTENİYOR”

    Halkevleri GYK Üyesi Ali Deniz Karahan, sermayenin doğayı katlettiği gibi artık insan yaşamına da saldırdığını ve böylelikle mücadelenin geriletilmek istendiğini belirtti. Karahan, “Doğasına sahip çıkan 3 arkadaşımız Efor Maden Şirketi’nin ağaç kesimini ihale ettiği bir başka şirketin görevlisinin silahlı saldırısına uğramış, saldırıda Reşit Kibar hayatını kaybederken iki arkadaşımız da yaralanmıştır. Tüm bu yaşananlar iktidarın ve sermayenin kar hırsının bir sonucudur. Bu kar hırsıyla yıllardır ormanlarımıza, derelerimize, vadilerimize saldıran sermaye doğamızı katlettiği gibi canlarımızı da almaktadır. AKP iktidarının talan ve yağma politikalarının bir sonucu olarak yaşam alanlarımızı yok etmek isteyen sermaye doğayı ve yaşamı savunan köylüleri gözaltılar, tutuklamalar ve tehditlerle yıldıramadığını anlayınca doğrudan hedef gözeterek silahlı saldırılarla mücadelemizi geriletme derdindedir” dedi.

    “BU SALADIRILARIN ÖNÜ İKTİDAR TARAFINDAN AÇILIYOR”

    Tüm bu yaşananların sorumlusunun AKP iktidarı olduğuna dikkat çeken Karahan, şu ifadeleri kullandı:

    “Artvin’de Cerattepe’nin kalbini söken, İşkencedere Vadisi’ni talana açan, Akbelen’i yağmalayan, HESlerle, JESlerle derelerimizi kurutan, maden faaliyetleri ile sularımızı zehirleyip, yaşam alanlarımızla beraber yaşam hakkımızı da elimizden alan çetelerin ve yağmacıların karlarına kar katması için bu saldırıların önü iktidar tarafından açılmaktadır.
    2011’de yine Hopa’da doğasını ve yaşam alanını savunduğu için polisler tarafından katledilen Metin Lokumcu’nun davasında çok değil iki gün sonra karar verilecek iken; bugün Hopa ve Türkiye güne yeni bir katliamın öfkesiyle uyanmıştır.
    Ama hem yaşam alanlarımızı kar uğruna talan edip hem de yaşam savunucularının üzerine ateş açarak katleden çeteler bilsin ki; bu memleketin hiçbir yerinde eksilmeyecek, dünden daha güçlü ve daha kararlı bir şekilde karşınızda duracağız. Güvendiğiniz siyasi iktidar, onun işbirlikçileri, iş makinalarınız, silahlarınız, coplarınız ve kalkanlarınızla yaşam alanlarımızdan defolup gideceksiniz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • AABK Eşit Başkanı Mat: Devletin Alevilere camiyi dayatması zulümdür, faşizmdir!

    AABK Eşit Başkanı Mat: Devletin Alevilere camiyi dayatması zulümdür, faşizmdir!

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’nda cami temeli atma görüntülerini ve sözlerini ‘açık bir zulüm ve faşizm’ olarak değerlendirdi. Mat, “Bir halkı, inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamak, devlet imkanlarıyla yapılmaması gereken bir baskıdır. Ancak bilinmelidir ki, Dersim halkı bu dayatmacı politikaları asla kabul etmez” dedi. 

    Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’ndaki caminin temelini atma törenine katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, buradaki konuşmasında “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler” ifadesini kullanmıştı.

    Yaşanılan duruma sanal medya hesabından tepki gösteren Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, ‘Devletin Dersim üzerinde oynadığı asimilasyon politikaları bitmiyor’ başlığıyla kaleme aldığı yazısında, “Alevi köylerine cami yapıp imam atamak yetmezmiş gibi, şimdi de Dersim’de yeni bir cami temeli atılıyor” dedi.

    Mat, devletin; bir halkın inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamasının açık bir zulüm, faşizm olduğunu kaydederek, Dersim halkının bu dayatmayı kabul etmeyeceğini söyledi.

    “DERSİM’DE ASİMİLASYON POLİTİKALARI BİTMİYOR”

    Mat’ın yaptığı açıklama şöyle:

    “Devletin Dersim üzerinde oynadığı asimilasyon politikaları bitmiyor…

    Alevi köylerine cami yapıp imam atamak yetmezmiş gibi, şimdi de Dersim’de yeni bir cami temeli atılıyor.

    Dersim’de yaşayan halkın neredeyse tamamı Alevi, resmi görevliler (asker, polis, memur) dışında. Ancak bu demografik yapıya rağmen, şehir sınırları içerisinde 117, Dersim merkezinde ise 5 cami bulunurken, sadece bir cemevi var. O cemevi de ne yazık ki devletin bir karakolu gibi işlev görüyor. Yani, Dersim şehir merkezinde halka ait bir cemevi bulunmuyor.

    Tüm bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de yeni bir cami temeli atıldı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Tunceli’de asker ve polislerin katılımıyla tek başına cami temeli attı. Açılışta halktan kimse yoktu; sadece resmi görevliler vardı.

    “AÇIK ZULUM VE FAŞİZMDİR; DERSİM HALKI KABUL ETMEZ!”

    Aleviler defalarca dile getirdi. ‘Bizim ibadethanemiz cemevidir.’ Ancak devlet, camiyi zorla dayatmaya devam ediyor. Bu, açık bir zulüm ve faşizmdir. Bir halkı, inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamak, devlet imkanlarıyla yapılmaması gereken bir baskıdır.

    Ancak bilinmelidir ki, Dersim halkı bu dayatmacı politikaları asla kabul etmez. Onlar, ocaklarına, pirlerine ve kutsal mekanlarına olan ikrarlarını koruyarak yaşamaya devam edeceklerdir.

    Bu zulüm ve faşizm karşısında susanlar, bu zulmü yapanlar kadar suçludur. Sessizlik, zulmün sürmesine ortak olmaktır. Haksızlık karşısında sessiz kalmak, adaleti engellemek demektir. Bozatlı Hızır, Düzgün Baba, ocaklarımız, dergahlarımız hepimizin yardımcısı olsun.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • AKP’lilerin tahrip ettiği Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na ait mezar taşları yerine konuldu-VİDEO

    AKP’lilerin tahrip ettiği Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na ait mezar taşları yerine konuldu-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı, AKP tarafından tahrip edilip yerinden edilen Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na ait mezar taşlarını dergaha bıraktı. 2002 yılında başlayan mahkeme süreci ve devamında çektikleri zorluklara değinerek açıklama yapan Vakıf Başkanı Hüsniye Takmaz, hem yerelde hem merkezde hükümete karşı mücadele ettiklerini ifade etti.

    İstanbul Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na AKP tarafından hileli satış yöntemiyle el konularak İl binası yapılmış ancak yıkım sırasında külliye alanındaki tüm mezarlar ve tarihi eserler tahrip edilerek yok edilmek istenmişti. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından mezar taşlarının bir kısmı kurtarıldı. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne korunmak üzere teslim edilmişti.

    Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı’nın verdiği hukuk mücadelesi kazanımla sonuçlandı.

    Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı, 18 yıl aradan sonra müzede bulunan mezar taşlarını ait olduğu yer olan Karaağaç Dergahı Külliyesi’ne bırakarak açıklama yaptı.

    Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Celal Fırat, Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Hüsniye Takmaz ve Karaağaç Bektaşi Dergahı’nın yöneticileri katıldı.

    TAKMAZ: MEZAR TAŞLARIMIZIN BÜYÜK BİR KISMINI ALDIK

    Vakfın Başkanı Hüsniye Takmaz, yaptığı açıklamada, “18 yıl önce teslim ettiğimiz mezar taşlarımızın bugün büyük bir kısmını aldık. Bu bizim için çok önemli bir gün. Mezar taşlarımızı almış olmamız bizim için Karaağaç Dergahı’nın tapusunun yarısını almışız gibi hissettiriyor. Tüm Türkiye’deki Alevi yurttaşların gözü aydın olsun. Çünkü Karaağaç Dergahı’nın mezar taşlarının büyük bir kısmı dergaha taşınmış durumda. Diğer kalan mezar taşlarımızı da alacağız. Çünkü bugünkü araçla alamadık onları” dedi.

    “ÇOK ZOR BİR SÜREÇTİ”

    2002 yılında başlayan mahkeme süreci ve devamında çektikleri zorluklara değinen Takmaz, şöyle konuştu:

    “Aşağı yukarı 22 yıl oldu. Hala mahkemelerimiz devam ediyor, bitmiş değil. Son mahkemede bizim lehimize karar verildi. Bu bizim için yer altındaki hazinenin yer üstüne çıkması gibi bir değerdi. Tam anlamıyla olmasa da büyük bir kısmını kazandık. Yıllardır bu dergahla ilgili yaptığımız çalışmalar, mahkemeler, kapının açılması çok uzun bir aşama oldu. Bu aşamalar tüm Alevi yurttaşlarımızın katkısıyla gerçekleşmiş oldu. Çok zor bir süreçti. Kazı esnası çok zordu. Sürekli günlük olarak ya polise ya zabıtaya gidiyorduk. Özellikle hem yerelde hem merkezde hükümete karşı mücadele etmek gerçekten çok zor. Ama biz hem yerelde hem merkezde hükümete karşı gerçekten mücadele ettik.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    AKP’nin el koyduğu Karaağaç Dergahı’na ait mezar taşları yerine konulacak

  • ‘Topyekün saldırıya karşı etkin bir mücadele hattı kurulmalı, sivil itaatsizlik olmalı- VİDEO

    ‘Topyekün saldırıya karşı etkin bir mücadele hattı kurulmalı, sivil itaatsizlik olmalı- VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ‘Aleviliğin inkar projesi’ olarak tanımlayan Gazeteci Diren Keser, “Bu başkanlık, Diyanetin yapamadığını başarmak için kuruldu. Aleviliği tek din tek mezhep zihniyetine entegre etmeye çalışıyorlar. Alevi örgütleri bu politikalara karşı sloganvari hareketlerle yazılı açıklamalar yapmak yerine bütünlüklü bir mücadele hattı örmeli” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Bu sorularımızı Gazeteci Diren Keser yanıtladı.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI DİYANET’İN YAPAMADIĞINI BAŞARMAK İÇİN KURULDU”

    PİRHA- AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    DİREN KESER: Diyanet eliyle yürütülen bütün politikalar Alevi hakikati tarafından boşa çıkartılınca, bunun yerine Diyanet’in dışında bir kurum oluşturarak, Kültür Bakanlığı’na bağlanarak biraz daha Alevilik kültürdür diyerek bir bulanıklık yaratılmak istendi ve bu başkanlık kuruldu. Diyanetin başaramadığını Kültür Bakanlığı’na bağlı bir kurum vasıtasıyla başarmak istiyorlar. Alevilik üzerine çalışma yapılırken Alevi kurumları, Alevi toplumu tanınmıyor. Bunun yerine tek din tek mezhep mottosuyla Aleviliği buranın içine entegre etmeye çalışıyorlar. Diyanetin yapamadığını başarmak için kurulmuş bir yapı bu başkanlık. Biz her ne kadar Kültür Bakanlığı’na bağlı desek de bütün bu zihniyetin altyapısının Diyanetle bağlantılı olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor.

    Yüzlerce cemevi, yüzlerce Alevi köyü dolaşılıyor, ihtiyaçlar soruluyor. Alevi hakikatinin tanınması, Aleviliğin bu ülke nezdinde kabulünden öte bir torba çimentoya, iki sandalyeye indirgeniyor. Alevi hakikatının masaya, sandalyeye, çimentoya ihtiyacı yok. Hem Alevi hakikatıyla ters düşen bir yerde duruyor hem de Alevi toplumunu kendisine bağlama, Alevilerin gerçek sorunlarını, beklentilerini görmekten uzak bir yere taşıma sürecini yürütüyor. Aslında bu da bir politika. Alevilerin gerçek taleplerini konuşmaktan uzaklaştırmak isteniyor.

    “ASİMİLASYON PROJESİNE BAZI ALEVİLER DAHİL OLUYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi inkarını başka bir noktaya taşıyan bir projeyle karşı karşıyayız. Şunun altını çizmek isterim: Bu Aleviler tarafından yapılıyor. Kendine Alevi diyen birileriyle yok etmek, iğdiş etmek ve İslam içileştirmek istiyorlar. Alevi kurumları tarafından her ne kadar bu kurumu kabul etmediklerini söyleseler de aslında toplum olarak, yöre dernekleri, bağımsız cemevleri ve bazı federasyonlar eliyle bu sürece dahil olundu. Maaşlı dedelerle kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. Bundan öte sadece isimler üzerinden bir süreç yürütmüyorlar. Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde olduğu gibi mekana saldırı var. O mekanla birlikte düşünceye saldırı var. Kafa karışıklığı ve bulanıklık yaratmak istiyorlar. Belirli yönleriyle başarıyorlar çünkü aynı anda kurulan eylem ve etkinliklerin içi devlet eliyle boşaltılmak isteniyor. Bu tehlikeyi dergahlar elimizden alındığında görmüştük. Yaklaşık 500 yıldır dergahlar bizim elimizde değil. Şimdi bu dergahlar ne kadar Alevi dergahları? Şimdi Sünnileşmişler. Bugün aynı tehlike ile karşı karşıyayız.

    Alevilerin elbette ki su, elektrik, imar, yol gibi sorunları var. Ama hepsinden öte inkar ve asimilasyon sorunları var. Alevilere yönelik yapılan katliamlarda devlet ve iktidar hala özür dilemiş değil. Devlet hala bu inkara devam ediyor. Bu durumda karşımızda duran şeye karşı bizim daha dikkatli bir dil kullanmamız gerekiyor. İlkelerden taviz verilmemesi gerekiyor. Bu olduğu takdirde toplum içerisinde kafa karışıklığına neden olur. Çünkü başkanlığa bağlanacak bir köyün cemevine hizmet gittiğinde diğer köydeki Alevi yurttaş neden bize gelmiyor diye düşünecek. Bu zihniyetin binlerce yıllardır devam ettiğini görmek ve buna karşı yek vücut mücadele etmek gerekiyor.

    “ALEVİ KURUMLARI TOPLUMA UMUT OLMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bu politikalarına karşı özellikle Alevi örgütleri nasıl bir yol izlemeli?

    Bugün kelime olarak bir tanıma süreci olsa da zihniyet olarak inkar devam ediyor. O yüzden her şeyden evvel bu başkanlıktan uzak durmak daha değerli. Cemevi Başkanlığı’na bağlı bir Alevi gerçekliği Aleviliğin kendisiyle bağdaşan bir yerde değil zaten. Alevi toplumu bir yere bağlanmak istemiyor ki. Alevi toplumu kendi inancını kendi mecrası içerisinde yaşamak istiyor.

    Alevi örgütleri başkanlığın tehlikeli politikalarına karşı sloganvari hareketlerle yazılı açıklamalar yaparak, altına onlarca federasyonun adını yazarak mücadele edemez. Alevi kurumları karşı olabilir bu kuruma ama şubeleri veya beraber hareket ettikleri yöre derneklerinin bazıları başkanlıkla işbirliği yapabiliyor. Buna karşı daha derli toplu bir süreç yürütülmeli. Bu süreç yürütülürken de Alevi direnişinin hem tarihsel arka planı görülerek hem de geleceğe dair bu topluma umut olacak şekilde hareket edilmeli. Alevi kurumları bir bütün olarak Alevi toplumuna umut olmayı başarabilmelidirler.

    “ASİMİLASYONUN BÜYÜK BİR AYAĞI MİLLİ EĞİTİM TARAFINDAN YAPILIYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Osmanlı’nın son yıllarından itibaren Alevi toplumunu, özellikle Alevi çocuklarını asimile etmek üzerine kurulu bir sistem oluşturuldu ve günümüzde halen devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı şu anda Diyanetin bir yan kolu olmuş durumda. Tek başına karar veren bir mekanizma olmaktan çıkmış durumda. Diyanet bugün nasıl davranıyorsa Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatında, yaklaşımlarında, işleyişinde görüyoruz. Milli Eğitim Müdürlüğü bugün Alevi çocukları üzerindeki asimilasyonu daha da derinleştirmek üzerinde duruyor. Asıl susturulan, Sünnileştirilmek istenen bir Alevi çocuk ve Alevi genç gerçekliği var. Bütün eforumuz, emeğimiz, mücadelemiz daha çok bu noktada yoğunlaştırılmalı çünkü geleceğimiz karartılıyor. Nasıl ki başkanlık kurarak Alevi toplumsallığı bulanıklaştırılmak isteniyorsa benzer bir asimilasyonun Milli Eğitim içerisinde gerçekleştirildiğini görmeliyiz.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ MÜCADELEDE ODAĞINA EĞİTİMİ ALMALI”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    En büyük mücadele hattımız eğitim sistemi üzerinde kurulmalı ama ne yazık ki belli dönemlerde yükselen ve sönümlenen bir mücadele pratiğimiz var. Alevi kurumları bu meseleyi ikinci plana atmış durumda. Çok da üzerinde durulmuyor. Her ne kadar laiklik üzerinden bir tartışma yürütülüyorsa da, müfredatın içeriğine karşı belli basın açıklamaları yapılır olsa da bunların karşılığının olmadığını düşünüyorum. Önümüzde duran şey açıklamalarla bertaraf edilecek bir şey değil. ÇEDES ve benzeri projeler yapılıyor. Milli Eğitim’in yanı sıra dernekler aracılığıyla, kendi etrafında oluşturduğu şüreka ile asimilasyonu devam ettirmeye çalışıyorlar. Topyekün bir saldırı söz konusuyken sadece açıklamalar ve cılız yürüyüşler yaparak buna karşı çıkabileceğimizi sanmak çok gerçek dışı. Bunun yerine özellikle veliyi bilgilendiren, velilerle iletişimi kuran bir hareket başlatmalı ve sivil itaatsizliğe dönüştürmek zorundayız. Bu yapılmazsa büyük tehlikeler bizi bekleyecek. Yarın Aleviliği konuşamayabiliriz çünkü burada yetişecek çocuklar birkaç nesil sonra Aleviliği unutacak. Zaten Alevilik unutturulmak ve asimile ettirilmek isteniyor. Buna karşı büyük bir taaruz var. Tüm bunlara karşı etkin bir mücadele hattının kurulması Alevi kurumlarının boynunun borcu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’
    17-‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’
    18-‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

    19-‘Bazı Alevi kurumlarının merkezi kurum olma arzusu, en yapılmayacak şeylerden biri’
    20- ‘Bazı cemevlerinde Sünni-Şii erkan uygulanıyor, buna ses çıkarılması lazım’- VİDEO 
    ‘Alevi örgütleri iyi bir eğitimden geçmeli, neler yapılacağı konusunda bir karar çıkartmalı’-VİDEO
    21- ‘Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak mücadele hattı örülürse asimilasyon bertaraf edilebilir’-VİDEO

    22-‘Alevi dünyasında emek veren herkes asimilasyona karşı adım atmalı; bu güce sahibiz’

     

  • AKP’nin el koyduğu Karaağaç Dergahı’na ait mezar taşları yerine konulacak

    AKP’nin el koyduğu Karaağaç Dergahı’na ait mezar taşları yerine konulacak

    PİRHA – Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı, AKP tarafından tahrip edilip yerinden edilen Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na ait mezar taşlarını 29 Ağustos’ta saat 12.00’de dergaha bırakacak. PİRHA’ya konuşan Vakfın Başkanı Hüsniye Takmaz, Karaağaç Dergahı Külliyesi’nde açıklama yapacaklarını söyledi. 

    İstanbul Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na AKP tarafından hileli satış yöntemiyle el konularak İl binası yapılmış ancak yıkım sırasında külliye alanındaki tüm mezarlar ve tarihi eserler tahrip edilerek yok edilmek istenmişti. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından mezar taşlarının bir kısmı kurtarıldı. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne korunmak üzere teslim edilmişti.

    Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı’nın verdiği hukuk mücadelesi kazanımla sonuçlandı. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı, 18 yıl aradan sonra 29 Ağustos’ta müzede bulunan mezar taşlarını ait olduğu yer olan Karaağaç Dergahı Külliyesi’ne bırakarak açıklama yapacak.

    “HERKESİ KARAAĞAÇ DERGAHI KÜLLİYESİ’NE BEKLİYORUZ”

    Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Hüsniye Takmaz, birkaç gün önce AKP il binasında büyük sorun yaşadıklarını belirtti. Takmaz, “18 yıl aradan sonra yarın (29 Ağustos’ta) Sultanahmet’te bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki mezar taşlarımızı ait olduğu yere, Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na koyarak açıklama yapacağız. Herkesi yarın saat 12.00’de Karaağaç Dergahı Külliyesi’ne bekliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Veli Der’den ‘okulda başı açık öğrenci dolaşamaz’ diyen okul müdürü hakkında suç duyurusu- VİDEO

    Veli Der’den ‘okulda başı açık öğrenci dolaşamaz’ diyen okul müdürü hakkında suç duyurusu- VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şubesi, veli toplantısı sırasında ‘okulda başı açık öğrenci dolaşamaz’ diyen Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu müdürü hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Adliye önünde açıklama yapan Veli-Der Şube Başkanı Barış Dinga, iktidarın gerici rejim inşa etmeye çalıştığını ifade etti.

    Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şubesi, Bursa’nın Yıldırım İlçesi Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’nda veli toplantısı sırasında okulda başı açık öğrenci istemediğini söyleyen okul müdürü hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu.

    Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şube Başkanı Barış Dinga, suç duyurusu öncesi adliye önünde basın açıklaması yaptı.

    “SİYASİ İKTİDAR GERİCİ REJİM İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    22 yıldır Türkiye’de gerici bir rejim inşa etmeye çalışan siyasi bir iktidarın olduğunu dile getiren Dinga, suç duyurusu öncesinde şunları söyledi:

    “Bu iktidarın bu konudaki en önemli saldırıları, dayatmaları eğitim alanında oluyor. Özellikle yeni Milli Eğitim Bakanı’nın göreve başlamasından sonra bu saldırılar daha fazla arttı. 21. Yüzyıl Maarif Eğitim Modeli ile gerici müfredatla öğretmenlik meslek kanunuyla, ÇEDES ile bu dayatma, baskılar çocuklarımıza yönelik arttı.

    “KİMSENİN KIYAFETİNE KARIŞILMASINI İSTEMİYORUZ”

    Müdürün ‘başı açık öğrenci dolaşamaz’ dediği çocuklar, yaşları 10 ile 14 arasında değişen kız çocuklarıdır. Müdür, bu çocukları okula sokmayacağını ifade ediyor. Biz Veli Der Bursa Şubesi olarak Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmaya geldik. Toplumun tüm kesimleri olarak kimsenin bedenine kılığına, kıyafetine karışılmasını istemiyoruz. Ayrımcılığa karşıyız. Üstelik bu ülke Anayasası’nda laik olduğu yazan bir ülke. Bizde bu uygulamalara karşı sesimizi yükseltmek, toplumdaki bu rahatsızlığı dile getirmek için Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunacağız.”

    Yapılan açıklama sonrası, Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şubesi, Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu müdürü hakkında görevi kötüye kullandığını ve ayrımcılık suçu işlediğini belirterek Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    PİRHA/BURSA

  • Mat: Cemevi Başkanlığı’nın dergahı işgal girişimini boşa çıkardık, beraberliğimiz gücünü gösterdi

    Mat: Cemevi Başkanlığı’nın dergahı işgal girişimini boşa çıkardık, beraberliğimiz gücünü gösterdi

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat; hükümetin Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Hacıbektaş’ta Alevilere karşı etkinlikler yapmasını ‘dergahı işgal etme’ girişimi olarak değerlendirerek tepki gösterdi. Mat, “Dergahımızı işgal etme girişimlerine karşı mücadelemizi başarıyla sürdürdük ve bu oyunlarını boşa çıkardık. Bu süreçte, toplumsal dayanışma ve direniş ruhu ile birlik ve beraberliğimizin gücünü bir kez daha gösterdik” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, yıllardır Alevi kurumlarının düzenlediği Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri’ne AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ayrı etkinliklerle müdahale etme hamlesini değerlendirdi.

    Hacıbektaş’taki anma etkinliklerinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyoncu faaliyetlerine karşı direnen Alevi kurumlarının, Alevi kültürünün ruhunu korumak için çabalamaya devam edeceğini vurgulayarak, dayanışma gösteren ve dergaha sahip çıkanlara teşekkür etti.

    “İŞGAL GİRİŞİMİ OYUNUNU BOŞA ÇIKARDIK”

    AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat’ın değerlendirmesi şöyle:

    “Aleviler, kendi kurumları ve örgütlenmeleri aracılığıyla, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın işgal edilmesine engel oldular. Bu süreçte, inançlarının kutsal mekânlarına sahip çıkma bilinciyle hareket ederek, dergâhın korunması için toplumsal dayanışma sergilediler. Hacı Bektaş Veli Dergâhı, Alevi inancının önemli bir simgesi olarak, tarih boyunca Alevi toplumunun kültürel ve manevi mirasının merkezinde yer almış, bu yüzden Aleviler için kutsal ve özel bir anlam taşımaktadır.

    AKP/MHP zorbacı ve dayatmacı iktidarının, devletin tüm imkanlarını kullanarak kurduğu sözde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla dergahımızı işgal etme girişimlerine karşı mücadelemizi başarıyla sürdürdük ve bu oyunlarını boşa çıkardık. Bu süreçte, toplumsal dayanışma ve direniş ruhu ile birlik ve beraberliğimizin gücünü bir kez daha gösterdik. Dergahımız, hakikati savunanların iradesiyle ayakta kalacak ve kültürümüzü, inancımızı koruma mücadelemiz sürecektir.

    “CEM ERKANIYLA İŞGALE EN ANLAMLI CEVABI VERDİK”

    Hacı Bektaş Veli Dergahımızda, kurumlarımızla birlikte son 3 gündür gece-gündüz demeden, aralıksız olarak sürdürdüğümüz eylemler, basın açıklamaları, yürüyüşler, paneller, kültürel etkinlikler ve yürütülen cem erkânı ile bu işgale en anlamlı cevabı hep birlikte verdik. Birlik ve dayanışma içerisinde, direncimizi, inancımızı ve kültürümüzü koruyarak bu süreçteki kararlılığımızı gösterdik. Bu süre zarfında emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz; inancımızdan ve mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

    “BOYNUNA MİSAFİR KARTI TAKANLAR GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER”

    Boynuna misafir kartı takarak gelenler ise geldikleri gibi gittiler. Biz, dergahımızın asıl unsurları olarak her zamanki gibi dergahımızdayız. Misafirler geçici, biz ise buradayız; dergahımızın ruhunu ve özünü yaşatmaya devam ediyoruz.

    CHP, DEM PARTİ, TİP VE HACIBEKTAŞ BELEDİYESİNE TEŞEKKÜR

    Özellikle resmi açılış töreninde konuşan CHP, DEM ve İşçi Partisi genel başkanlarının, Alevi kurumlarının yanında olduklarını ve çakma Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımadıklarını, bu kurumun asimilasyon amaçlı bir yapı olduğunu açıkça ifade etmeleri çok değerliydi. Bu tavır, Alevi toplumu için önemli bir destek ve dayanışma anlamına geliyor. Her üç genel başkana da bu duyarlılıklarından dolayı teşekkür ediyoruz.

    Ayrıca, iktidarın tüm dayatmalarına rağmen, Alevi kurumlarıyla birlikte uyumlu ve ortak hareket ettikleri için Hacıbektaş Belediye Başkanı ve Belediye Meclis Üyelerine teşekkür ediyoruz. Bu işbirliği, toplumsal uyum ve adalet açısından büyük önem taşımaktadır.

    “ELİNİZİ DERGAHIMIZDAN VE İNANCIMIZDAN ÇEKİN”

    En büyük teşekkürlerimizi Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği’ne katılan ve inancına, kimliğine ve de verdiği ikrara sahip çıkan, dergahımızın işgaline geçit vermeyen canlarımıza canı gönülden sunuyoruz. Bu güçlü dayanışma ve kararlılık, hepimizin ortak değerlerine olan bağlılığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Hep birlikte, bu kutsal mirası ve toplumsal bütünlüğü korumak için gösterdiğiniz azim ve cesaretten dolayı sizlere teşekkür ediyoruz.

    Dergahlarımız bizimdir, işgale hayır! Elinizi inancımızdan, dergahlarımızdan ve değerlerimizden çekin. Alevilik vardır, Alevilik haktır. Tarih boyunca var olmuş ve bugün de yaşatacağız. Birliğimiz, dirliğimiz ve mücadelemiz daim olsun. Hep birlikte, kültürel ve inançsal değerlerimizi korumaya devam edeceğiz. Bir kez daha haykırıyoruz; haklıyız, hep birlikte vereceğimiz haklı ve onurlu mücadelemiz sonucunda kazanacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Milyonlarca çalışanı ilgilendiriyor; İş Kanunu’nda değişiklik yapılacak

    Milyonlarca çalışanı ilgilendiriyor; İş Kanunu’nda değişiklik yapılacak

    PİRHA- Ücretlerden çalışma saatlerine, genel tatil ücretlerinden esnek çalışmaya, haftalık izinden yıllık izne kadar birçok başlıkta yeni düzenleme yapılacağı öne sürüldü. İddiaya göre; iş kanunu komple değiştirilecek, çalışma saatleri 40 saate düşürülecek, ‘uzaktan’, ‘kısmi’, ‘platform’ gibi yeni nesil esnek çalışma modelleri getirilecek.

    30 milyonu aşkın çalışanı doğrudan ilgilendiren Türk İş Kanunu’nda değişiklik çalışmaları sürüyor.

    İddiaya göre iktidar, ücretlerden çalışma saatlerine, genel tatil ücretlerinden esnek çalışmaya, haftalık izinden yıllık izne kadar birçok başlıkta yeni düzenlemeler yapmak için çalışmalarını hızlandırdı.

    Türkiye gazetesinden Emrah Özcan’ın haberine göre; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Başkanlığında geçtiğimiz hafta düzenlenen ‘Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu’nda (YOİKK) da konu masaya yatırıldı.

    MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPILACAK

    Toplantıda, çalışma biçimlerinde ortaya çıkan ihtiyaçların tespitine yönelik teknik çalışma yapılması görüşüldü.

    Uzaktan, kısmi ve geçici süreli çalışma ile platform çalışması gibi yeni nesil esnek çalışma modellerine dair mevzuat değişikliği ihtiyaçlarının, iş dünyası gerekleri ve iş-özel hayat dengesi gözetilerek belirlenmesi kararı alındı.

    45 olan çalışma saatinin 40 saate, bazı meslek gruplarındaki 48 saatlik çalışma saatlerinin de azaltılarak 40 saate düşürülebileceği belirtiliyor.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Haziran ayında Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketinde yer alan esnek çalışma modeliyle ilgili çalışmalara başlanacağını, konu ile ilgili tüm kesimlerle bir araya geleceklerini, konunun Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) toplantısında da gündeme getirileceğini kaydetmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Can Atalay oturumunda Ahmet Şık, AKP’li vekilin saldırısına uğradı, Koçyiğit’in kaşı yarıldı-VİDEO

    Can Atalay oturumunda Ahmet Şık, AKP’li vekilin saldırısına uğradı, Koçyiğit’in kaşı yarıldı-VİDEO

    PİRHA- Can Atalay oturumunda konuşan TİP Milletvekili Ahmet Şık, AKP’li Alpay Özalan’ın saldırısına uğradı. AKP’lilerin saldırısı sırasında Özalan’ın yumruğu DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’e isabet etti. Koçyiğit’in kaşı yarıldı.

    Meclis Genel Kurulu, muhalefet partilerinin tutuklu Milletvekili Can Atalay için yaptığı olağanüstü çağrı üzerine toplandı. Kurul toplantısına, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı.

    Meclis’i yöneten Bekir Bozdağ, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ahmet Şık’a söz verdi. Meclis kürsüsünde konuşan Şık, AKP’lilere, “Sizden olmayan herkese ‘terörist’ dediğiniz için Can Atalay’a terörist demenize hiç şaşırmadık” diyerek, AKP’lilere sert tepki gösterdi.

    Bu sözler üzerine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ kurula ara verdi. Aranın ardından tekrardan söz alan Şık, aynı ifadeleri tekrar kullandı. Bunun üzerine Meclis’e tekrar ara verildi.

    KOÇYİĞİT’İN KAŞI YARILDI

    Bu sırada AKP’li Alpay Özalan Şık’a saldırdı. AKP’lilerin saldırısı sırasında Özalan’ın yumruğu DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’e isabet etti. Kavga sırasında Koçyiğit’in kaşı yarıldı.

    NE OLMUŞTU?

    Can Atalay, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimde TİP’ten Hatay Milletvekili seçildi. Atalay’a verilen hapis cezası, 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nce onaylandı. AYM ise milletvekili seçilmesi nedeniyle 25 Ekim 2023’te Atalay hakkında hak ihlali kararı verdi. Yüksek Mahkeme; yargılamanın durdurulmasına, vekilliğinin kabulüne ve Atalay’ın tahliyesine karar verilmesine hükmetti.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı uygulamadı ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Daire, 8 Kasım 2023’te AYM’nin süper temyiz mahkemesi gibi davranarak böyle bir hüküm kuramayacağı gerekçesiyle karara uyulmayacağını açıklayarak AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    AYM bunun üzerine anayasal zorunlulukları anımsatarak 21 Aralık 2023’te ikinci kez hak ihlali kararı verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 3 Ocak’ta bu kararın yok hükmünde olduğu yönünde bir karar aldı.

    Yargıtay’ın kararının 30 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’nda okunmasıyla Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü. Atalay’ın avukatlarının yanı sıra TİP, CHP ve DEM Parti; bu kararın iptali için AYM’ye başvurdu.

    AYM, 22 Şubat’ta açıkladığı ve 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanan gerekçeli kararla Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin “yok hükmünde” olduğunu kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Ali Bozan: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı derhal kapatılmalı- VİDEO

    Milletvekili Ali Bozan: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı derhal kapatılmalı- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Ali Bozan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevilere yönelik inkar ve asimilasyon politikalarının bir devamı olduğunu belirterek, kapatılması gerektiğini söyledi. Bozan, “AKP iktidarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarak, Aleviliği bir inanç olarak kabul etmediğini resmileştirdi. Alevilerin gerçek taleplerinden uzak olan bu kurum derhal kapatılmalı” dedi.

    AKP tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilik inancından uzak faaliyetleri sebebiyle toplumda tepki görüyor. Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurulması, dedelere maaş teklif edilmesi, Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne müdahale edilmesi, başkanlık tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Gençlik Kampı’nda bir gencin bozkurt işareti yapması ve bu fotoğrafın resmi sitede paylaşılması gibi olaylar kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bu tür faaliyetler, Alevileri asimile etme ve iktidarın ‘kendi Alevisini’ yaratma projeleri olarak adlandırılıyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının sistematik olduğunu ve AKP iktidarının bu asimilasyonu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden devam ettirdiğini söyledi.

    “BOZKURT İŞARETİ İLE ALEVİLERE MESAJ VERİLMEK İSTENDİ”

    Ali Bozan, AKP iktidarının Aleviliği bir inanç olarak kabul etmediğini, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarak bunu resmileştirdiğini belirtti. AKP’nin ‘makbul Alevi’ yaratma peşinde olduğunu vurgulayan Bozan, “Söz konusu başkanlık, geçtiğimiz günlerde bir gezi düzenledi ve bu gezide gençler bozkurt işareti yaptı. Kimse o bozkurt işaretinin tesadüfen servis edildiğini söylemesin. Orada Alevilere şu mesaj verildi: Biz sizin inancınızı kabul etmiyoruz. Sivas’ta yurttaşlar diri diri yakılırken, Çorum’da Alevi yurttaşların evlerine saldırılar yapılırken, Maraş’ta Alevilere yönelik katliam yapılırken bozkurt işaretleri yapılmıştı. Dolayısıyla bu kurumun düzenlediği etkinlikte bozkurt işaretinin yapılması akıllara bu katliamları getirdi” dedi.

    “HACI BEKTAŞ VELİ ANMA ETKİNLİKLERİ GASP EDİLİYOR”

    15 Ağustos’ta AKP’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle anma düzenlemesini gasp olarak nitelendiren Bozan, “Bu yıl Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı orayı adeta gasp etmiş durumda. Bu sene yapılacak etkinliklerle ilgili olarak öncesinde kurum olarak sadece bir gün etkinlik yapacaklarını söylemişler fakat programa bakıldığında 16-17-18 Ağustos’ta Alevi örgütlerinin ve belediyenin anma etkinliklerini düzenleyici alanların tamamının kapatıldığını görüyoruz. Buna rağmen Alevi örgütlenmeleri Hacıbektaş‘ta olacaklar ve bugüne kadar gerçekleştirilen katılımın belki de en güçlüsü gerçekleşecek çünkü bizzat devlet eliyle Alevilerin inancına yönelik bir saldırı söz konusu. Biz de bu nedenle bütün Alevi canları, demokrat, ilerici kesimleri 16-17-18 Ağustos tarihlerinde Hacıbektaş’a bekliyoruz” diye konuştu.

    AKP’YE ÇAĞRI

    Devletin çoğu yerde engellemelerine rağmen yıllar içerisinde Türkiye’deki cemevi sayısının arttığına ve Alevi örgütlenmesinin güçlendiğine işaret eden Bozan, “AKP kendi kontrolü dışında cemevlerinin büyümesini, çoğalmasını istemiyor. Kendince kontrol altına almaya çalışıyor ama kontrol altına almaya çalışırken de bunu maddiyatla yapmaya çalışıyor. Ancak Alevilik inancı, özgürlüğü esas alan bir inanç ve özgürlüğü esas alan bu inançta da devlete bağımlılık söz konusu değil” sözlerini kullandı.

    Son olarak AKP’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunan Bozan, şunları dile getirdi:

    “2022’de açtığı o kurumun kapatılması gerekiyor. Aleviliğin bir inanç olarak kabul edilmesi, cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi ve bunun yasal dayanağının sağlanması gerekiyor. Alevi yurttaşların sorunlarının dinlenmesi ve inançlarını özgür bir şekilde yaşamaları önündeki engellerin ortadan kaldırılması için oturup Alevilerle konuşulması gerekiyor. Eğer AKP gerçekten Alevi yurttaşlar için bir şeyler yapmak istiyorsa bu adımlardan başlayabilir.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Hükümetin Hacıbektaş’ta tüm salonları Alevi kurumlarına kapattığı iddia edildi

    Hükümetin Hacıbektaş’ta tüm salonları Alevi kurumlarına kapattığı iddia edildi

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri kapsamında düzenlenecek programlar için kullanılması planlanan tüm salonların ve Dergah avlusunun AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından kapatıldığını duyurdu. Vakıf, “Dergahımıza hep birlikte sahip çıkalım. 30 yıldır verdiğiniz emeklere el koymalarına, hazıra konmalarına müsaade etmeyelim” dedi.

    Alevi toplumunun/Alevi kurumlarının Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri 16-17-18 tarihlerinde Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde  yapılacak.

    MHP’nin desteğiyle AKP hükümeti tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevleri Başkanlığı’nın Alevi kurumlarını yok sayarak Hacıbektaş’ta program düzenlemesi, etkinlik yapılacak tüm salonları ve dergah avlusunu Alevilere kapatması tepkilere neden oldu.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) yaptığı açıklama ile tüm salonların ve dergah avlusunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kendisi için kapatarak Belediye ve Alevi Bektaşi sivil toplum örgütlerinin her sene ortak düzenlediği etkinliğe balta vurduğunu belirtti.

    HBVAKV’DEN ALEVİLERE ÇAĞRI: 17 AĞUSTOS’TA DERGAHIMIZA SAHİP ÇIKALIM

    “30 YILDIR VERDİĞİNİZ EMEKLERE EL KOYMALARINA, HAZIRA KONMALARINA MÜSAADE ETMEYELİM”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV)’nın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Sevgili arkadaşlar 2022 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan (SÖZDE) Alevi -Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tüm salonları ve dergah avlusunu kendisi kapatarak Belediye ve Alevi Bektaşi sivil toplum örgütlerinin her sene ortak düzenlediği etkinliğe balta vurmuştur. Sizde orada olun ve 17 Ağustos’ta Dergahımıza hep birlikte sahip çıkalım. 30 yıldır verdiğiniz emeklere el koymalarına, hazıra konmalarına müsaade etmeyelim.”

    PİRHA/ANKARA

  • Uzunköprü’de köpek katliamı: Çuvallara doldurup çöpe atmışlar!-VİDEO

    Uzunköprü’de köpek katliamı: Çuvallara doldurup çöpe atmışlar!-VİDEO

    PİRHA – Sokak köpeklerini öldürmeyi öngören tasarının yasalaşmasının ardından Türkiye’nin dört bir yerinden katliam haberleri geliyor. Son olarak Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde çöplüğe çuvallar içinde atılan yaklaşık 10-15 köpek öldürülmüş olarak bulundu.

    Edirne’nin Uzunköprü ilçesi çöplüğüne çuvallar içinde atılan yaklaşık 10- 15 köpek, bir vatandaş tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi. Öldürülerek çuval içine konduğu ileri sürülen köpekler, sosyal medyada tepkilere neden oldu.

    Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin, belediyenin avukatı aracıyla suç duyurusunda bulundu.

    Uzunköprü Belediyesi tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Belediyemize ait vahşi depolama alanında çuvallar içerisinde 10-15 adet köpeğin ölü vaziyette bulunduğu ekiplerimiz tarafından tespit edilmiştir. Uzunköprü Belediyesi olarak bu canice eylemi yapanlar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğumuzu ve sorumluların adalet önünde hesap vereceğini halkımıza bildiririz.”

    Hayvan Hakları Yasası’nda yapılan değişikliğin ardından, Niğde ve Ankara’nın Altındağ ilçesinde de öldürülmüş sokak köpekleri bulunmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Hacı Bektaş Anma Etkinliği korsan etkinlikle gasp ediliyor’; Alevi kurumları açıklama yapacak

    ‘Hacı Bektaş Anma Etkinliği korsan etkinlikle gasp ediliyor’; Alevi kurumları açıklama yapacak

    PİRHA – Alevi kurumları, Hacıbektaş’ta 60 yıldır süregelen Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nin AKP hükümeti/devlet eliyle korsan bir şekilde gasp edilmeye çalışıldığını belirterek, buna ilişkin 13 Ağustos Salı günü saat 12.00’de Garip Dede Dergahı’nda basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.

    Alevi kurumları, 16-17-18 Ağustos’ta düzenlenecek 61. Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri öncesi 13 Ağustos Salı günü saat 12.00’de Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda basın toplantısı yapacak.

    15 Ağustos’ta AKP’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle korsan anma düzenlemesine tepki gösteren Alevi kurumları, “Hacıbektaş’ta 60 yıldır süregelen Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri, devlet eliyle korsan etkinliklerle gasp edilmeye çalışılmaktadır” dedi.

    “AKP İKTİDARI, ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİLASYON, İNKAR, İMHA POLİTİKALARINI SİSTEMATİK SÜRDÜRÜYOR”

    “İnancımıza, kültürümüze, cemevlerimize müdahaleyi kabul etmiyoruz, sözümüzü kamuoyu ile paylaşıyoruz” şiarıyla basın açıklaması yapacağını duyuran Alevi kurumları basına şu mesajı yaptı:

    “Alevilik, kadim ve özgün bir inançtır. Aleviler, tarih boyunca inançlarını korumak için büyük bedeller ödemiş, ancak inançları ve ibadethaneleri yasal güvence altına alınmamıştır. Alevi köylerine zorla camiler inşa edilmiş, Alevi çocukları zorunlu din derslerine tabi tutulmuştur. Alevilerin eşit yurttaşlık, insanca yaşam ve demokratik talepleri, sürekli olarak yok sayılmış ve yeni baskılarla karşılık bulmuştur.

    22 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı, Alevilere yönelik asimilasyon, inkâr ve imha politikalarını sistematik olarak sürdürmektedir. Bu politikaların bir parçası olarak kurulan “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı,” Aleviliği özünden uzaklaştırma çabalarının, asimilasyonun merkezi haline gelmiştir.

    Hacıbektaş’ta 60 yıldır süregelen Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri, devlet eliyle korsan etkinliklerle gasp edilmeye çalışılmaktadır.

    YÜZLERCE KİŞİ İMZA VERDİ

    16-17-18 Ağustosta düzenleyeceğimiz 61. Hacı Bektaş Veli Anma törenleri öncesi başta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın derhal kapatılması bu kurumun Aleviler arasında yaratmak istediği ayrılığın önüne geçmek için yüzlerce kişi ve kurumun imzasını taşıyan basın açıklamamıza siz değerli basın emekçilerini davet etmek istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Türkiye’de çocuk nüfusunun yüzde 25’i yoksulluk içinde

    Türkiye’de çocuk nüfusunun yüzde 25’i yoksulluk içinde

    PİRHA- Çocuklara yönelik sosyal yardım verilerine göre yoksul hanelerde yaşayan toplam 5,4 milyon çocuk için ailelere ödeme yapıldı. Veriler, Türkiye’deki çocuk nüfusunun yüzde 25’inin yoksulluk içinde olduğunu ortaya koydu.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Türkiye Aile Desteği Programı, Haziran 2022’de uygulamaya konuldu. Program kapsamında yoksul hanelere gelirlerine göre 850 TL ile bin 250 TL arasında destek verileceği kaydedildi. Programın uygulamaya konulduğu Haziran 2022’de, 2,5 milyon hanenin desteklerden yararlandığı belirtildi.

    İktidar eliyle yaratılan ve önlenemez hale gelen ekonomik kriz, program kapsamına alınan hane sayısında da artışa yol açtı. Haziran 2022’de 2,5 milyon olan programdan yararlanan hane sayısı, Mayıs 2024 itibarıyla 3 milyon 479 bin 832 ile ifade edildi.

    YOKSULLUĞU GİZLEME PROGRAMI

    Derin yoksulluğu yardımlarla kamufle eden iktidar, Türkiye Aile Destek Programı’nın kapsamını genişletti. Bu kapsamda programa, ‘’Çocuk Desteği Bileşeni” eklendi. Çocuk Desteği Bileşeni yardım programı ile hak sahibi hanelerde bulunan çocuk sayısına göre, aylık 350 TL ile 650 TL arasında ek ödeme yapıldığı açıklandı.

    Bakanlığın, ‘’Çocuklara Yönelik Sosyal Yardımlar” başlığı altında paylaştığı veriler ise Türkiye’de milyonlarca çocuğun yoksulluğun pençesinde olduğunu gözler önüne serdi. Yoksul olduğu tespit edilen 2,2 milyon hanedeki toplam çocuk sayısının ise 5,4 milyon olduğu belirlendi.
    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ‘’Çocuk Desteği Bileşeni” kapsamında 2,2 milyon hanedeki 5,4 milyon çocuk için 900 milyon TL’lik ödeme yapıldığını açıkladı.

    “ÇOCUKLARIMIZ ÇOCUK YAŞTA YETİŞKİN OLMAK ZORUNDA BIRAKILDI”

    CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, hayat pahalılığı nedeniyle çocukların da mağdur olduğunu belirtip, “Çocuklarımız çocuk yaşta yetişkin olmak zorunda bırakıldı. Sokaklarda çocuklar ekonomi konuşuyor” dedi.

    Oyuncak fiyatlarının artışına dair açıklama yapan İlgezdi, şunları kaydetti:

    “Sayın Cumhurbaşkanı geçenlerde Rize’de çocuklara bir araba oyuncağı dağıttı. Merak ettim oyuncağın fiyatına baktım. Bu oyuncağın 6 ay önceki fiyatı 315 liraymış. Şu an bu oyuncak yüzde 106 zamlanarak 650 olmuş durumda. Asgari ücret alan anne babanın maaşına temmuzda zam gelmedi. Ama oyuncaklar iki kattan fazla arttı. Bu anne baba çocuklarına nasıl oyuncak alacak.
    Çocuklarımız çocuk yaşta yetişkin olmak zorunda bırakıldı. Sokaklarda çocuklar ekonomi konuşuyor, gelen zamların ailelerine etkilerini konuşuyor. Koca bir nesle çocukluk, gençlik borçlusunuz! Oyun oynaması gereken çocuk, bugün bozuk düzeninizin kurbanı oluyor, elektrik akımına kapılıp hayatını kaybediyorsa orada insanlık adına bir şey kalmamıştır.”

    (HABER MERKEZİ)