Etiket: alevi inancı

  • Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz  yok!

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    PİRHA-Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi. Dolu, “Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur, kimsenin katılmaması lazım. Çünkü biz Duaz-ı İmamlarımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil” dedi.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi.

    “ALEVİ İNANCINI ASİMİLE ETMEYE YÖNELİK BİR DURUM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler tarafından, Alevi Diyaneti olarak adlandırıldığını söyleyen İnanç Dolu, “Diyanet İşleri Başkanlığı da ilahi okuma ve Kuran’ı güzel okuma yarışması düzenliyordu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da benzer bir yarışma düzenlemesi tamamen Alevi inancını asimile etmeye yönelik bir durumdur” dedi.

    “ALEVİLER, YARIŞMAYA KESİNLİKLE KATILMASIN”

    Duaz-ı İmamların ve deyişlerin Alevi inancının temelini oluşturduğunu vurgulayan Dolu şunları ifade etti:

    “Kalıplaşmış bir Alevilik yaratılmaya çalışılıyor. Alevilerin böyle bir yarışmaya kesinlikle katılmaması gerekiyor. Yıllardır devlet tarafından yaratılmak istenen Aleviliğin bugünkü projesi de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasıdır. Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur. Çünkü biz Duaz-ı İmam’larımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Necla Genç Köyceğiz’de HBVAKV yöneticisi; ‘Sünniyim ama Alevi inancı bana uzak değil’-VİDEO

    Necla Genç Köyceğiz’de HBVAKV yöneticisi; ‘Sünniyim ama Alevi inancı bana uzak değil’-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Köyceğiz Şubesi yönetiminde görev yapan Nejla Genç, Sünni olmasına rağmen Alevi inancına ve kültürüne yabancı olmadığını söyledi. Genç, “Ben bu kültüre çok uzak değilim ve bu kültürün içerisinde büyüdüm. Çok yakın aile dostlarımız hep Aleviydi. Yönetimde olmaktan dolayı çok mutluyum” dedi.

    Muğla Köyceğiz’de yaşayan Necla Genç, mali müşavir. Nejla Genç aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şube yönetiminde görev yapıyor. Sünni kökenli Genç, Alevi kurumunda görev alması ile ilgili süreci PİRHA’ya anlattı.

    “ALEVİ İNANCI VE KÜLTÜRÜ İÇİNDE BÜYÜDÜM”

    Sünni kökenli olan ancak Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Köyceğiz Şube Yönetimi’nde görev yapan Nejla Genç, “Yeni kurulan bir şubeyiz. Henüz kurulalı 2 yıl oldu. Kurulma aşamasında ben de burada görev aldım. Sivaslıyım. Sivaslı olmamdan dolayı zaten ben bu kültüre çok uzak değilim ve bu kültürün içerisinde büyüdüm. Çok yakın aile dostlarımız hep Aleviydi.
    Hayata inanç çerçevesinde değil, insan çerçevesinde bakıyorum. İlk Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Şubesi Köyceğiz’de kurulacağı zaman, o sürecin içerisinde olan insanlar hep yakın görüştüğüm insanlardı” dedi.

    Daha önce HBVAKV’nin düzenlemiş olduğu bir kahvaltıya katıldığını belirten Genç, “Aşure lokması olacağı zaman ‘gelebilir miyim?’ dediğimde ‘tabi gelebilirsin’ dediler. Çok güzel bir organizasyonla aşurelerimizi yaptık. Sonrasında seni de alalım yönetime diye konuşuldu ama ciddi değildi sadece sohbetti” diye ifade etti.

    “ALEVİ İNANCI VE KÜLTÜRÜ BANA UZAK DEĞİL”

    Yönetimde nasıl görev aldığını da anlatan Necla Genç konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Kongre olduğunda beni aradılar ‘gelir misin?’ diye. Gelebilirim dedim ve kongreye gittim. Orada beni kâtip üye diye yazmışlardı. Sonrasında liste önüme geldi. Listeye baktığımda yönetime yazılmışım. Oysaki daha önce sadece sohbetini yapmıştık, direkt konuştuğumuz bir mevzu değildi, sadece sohbetti. Alevi inancı ve kültürü bana uzak değil. Burada olmaktan çok mutluyum. 2 yıldır burada çok güzel işler yaptık. Sünni olup HBVAKV Köyceğiz Şubesi’nde görev aldığım için çevrem tarafından çok tepki ve eleştiri aldım. Benim yakın arkadaşlarım ’30 yıldır bizden Alevi olduğunu saklamış’ diye söylediler. Zaman zaman merak edip ‘siz orada ne yapıyorsunuz?’ şeklinde soru soranlar var. Ben de anlatıyorum.”

    “CEMEVİNE GİDERKEN CAMİ GİBİ BİR YER SANIYORDUM, ÇOK FARKLIYMIŞ”

    İlk cemevine gidişi ile ilgili anılarını da paylaşan Genç, “İzmir’de oturuyorduk. Apartmanda ısınma sorunumuz vardı ve hemen yanımızda da Buca Cemevi vardı. İnsanlar ‘cemevinde doğalgaz var ısınmaya gidiyoruz’ diyorlardı. Kış aylarıydı. Ben de merak ettim ve cemevine gittim. Cemevini cami gibi bir yer olarak kafamda canlandırmıştım. Cemevine girdiğimde kocaman bir kitaplık vardı. Saatlerce orada insanlar ısınmak için sohbet ederlerken, ben de kitapları karıştırdım” diye konuştu.

    “DEDENİN ‘SİZ ÖLÜLER İÇİN, BİZ İSE YAŞAYANLAR İÇİN DUA EDİYORUZ’ SÖZÜNDEN ÇOK ETKİLENMİŞTİM

    En ilginç anısının ise komşusunun çocuğunun doğum töreni olduğunu belirten HBVAKV Köyceğiz Şube yöneticisi Nejla Genç, şunları kaydetti:

    “Oraya bir dede gelmişti. Dede, bana ‘sizden farkımız ‘siz ölüler için dua ediyorsunuz, ibadet yapıyorsunuz; biz ise yaşayanlar için bir araya gelip onların hayatına dokunuyoruz” diye söylediğinde çok etkilenmiştim.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Alevilerin Sesi Dergisi’nin 288. sayısı çıktı

    Alevilerin Sesi Dergisi’nin 288. sayısı çıktı

    PİRHA-Alevilerin Sesi Dergisi’nin 288. sayısı okuyucusuyla buluştu. Yeni sayıda ‘Alevilik kendine özgü bir inançtır’ başlığıyla kapağa taşındı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) 1994 yılından bu yana aylık olarak yayınlanan yayın organı Alevilerin Sesi Dergisi’nin 288. sayısı, ‘Alevilik kendine özgü bir inançtır’ başlığıyla okuyucu ile buluştu.

    Derginin bu sayısında Avrupa Alevi Çalıştayı, Zini Gediği Katliamı, Dersim Katliamı, Alevi Ütopyası, Hacı Bektaş Dergâhı’na kayyum gibi birçok konu işlendi.

    Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Kırmanca/Zazaca yayınlanan bu sayının yazı başlıkları şöyle:

    Alevilerin Sesi Dergisi’nin 288. sayısında yer alan bazı başlıklar:

    📌‘Memlekete Alevi Kurumu Lâzımsa, Onu da Biz Açarız’ Hinliği! – ERDAL KILIÇKAYA

    📌Avrupa Alevi Çalıştayı: Alevilik Kendine Özgü Bir İnançtır!

    📌Alevi Asimilasyonu ve Öngörüler – CELAL KEYKUBAT

    📌Alevi Toplumunun Kurumları Güçleniyor – BDAJ YÖNETİM KURULU

    📌Dergâha Kayyumu Kabul Etmiyoruz!

    📌“Beraberliğimiz Gücünü Gösterdi” – HÜSEYİN MAT

    📌Büyük Alevi Ütopyası – BEDRİYE POYRAZ

    📌Hacıbektaş: Zaman, Mekân, Siyaset – ŞÜKRÜ ASLAN

    📌Zini Gediği Katliamı Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde Anıldı

    📌Dersim’38 İkinci Kerbela – CEMAL TAŞ

    📌“Kılıç Artığı” – CUMA ERÇE

    📌Engelsiz Yaşam – ARİF YEŞİLYURT

    📌Avrupa Alevi Çalıştayı: Alevilik Kendine Özgü Bir İnançtır! – DOSYA

    📌AABK, Strasbourg’da Diplomasi Ofisi’ni Açtı

    📌35 Yıllık İkrar, 35 Yıllık Mücadele – HÜSEYİN MAT

    📌AABF 16. Olağan Genel Kuruluna Giderken – AV. SEYDİ KOPARAN

    📌Çok Kötü Bir Şey Oldu, Mağdurun Dilsizliği – ORHAN GAZİ ERTEKİN

    📌Diyelim Almanya’da Bir Alevisiniz! – PROF. DR. KEMAL İNAL

    📌“Miraz Maya Demek” – MİRAZ GRUBU İLE RÖPORTAJ

    📌“Gönüllü Karınca” Esat Korkmaz – LEYLA ASLAN

    📌Sesimiz Hala Daha Duyulmadı – GÜNDÜZ YALÇINKAYA

    📌KURUMSAL HABERLER

    📌Hannover Alevi Toplumunda Aşure Günü

    📌Hamm AKM’ye Entegrasyon Ödülü – MEHMET TANLI

    📌“Çok Kötü Bir Şey Oldu” Madımak Katliamı Nürnberg’de – İLHAN BABA

    📌Sehr geehrte Vorstandsvorsitzende, Sehr geehrte Vorstandsmitglieder, Sehr geehrte Damen und Herren – HÜSEYİN MAT – DEUTSCH

    (HABER MERKEZİ)

  • Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    PİRHA-Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, “Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz. Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerekiyor çünkü karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi var” dedi.

    Dersim’de uzun yıllardır süregelen asimilasyon faaliyetleri, çeşitli yöntemlerle ve farklı araçlarla devam ediyor. Son dönemde bu faaliyetlerin bir parçası olarak, Tunceli Valiliği’nin koordinasyonunda, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenecek olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” dikkat çekiyor. 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan bu sempozyum, Dersim bölgesinde uzun yıllardır yürütülen Türkleştirme çalışmalarının bir devamı olarak ele alınıyor.

    Konu hakkında görüş bildiren uzmanlar, bu tür organizasyonların sadece akademik etkinlikler olmadığına, aynı zamanda devletin Dersim’deki kimlik ve inanç yapısını dönüştürme çabasının bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, yapılacak sempozyumu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “SEMPOZYUM DERİN VE PLANLI BİR STRATEJİYE DAYANIYOR”

    Sempozyumun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Alişan Akpınar, “Sempozyumun başlığında yer alan “Horasan” vurgusu, özellikle Alevilik ve Kürtlük ile özdeşleşmiş Dersim halkının, tarihsel ve kültürel mirasını Türkleştirmek amacıyla kullanılan simgesel bir araç olarak öne çıkıyor. Sempozyumun ismi olan ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli’, dikkatli bir şekilde seçilmiş. ‘Horasan’ vurgusu burada önemli bir yer tutuyor çünkü tarih boyunca Alevilik ve Kürtlük ile bağlantılı olan Dersim coğrafyası, Türklükle ilişkilendirilmek isteniyor. Aynı zamanda, sempozyumun düzenleyicilerinden biri olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu asimilasyon politikasının bir aracı olarak kullanılıyor. Bu kurum, esas amacı Aleviliği ve Kürt kimliğini asimile etmek olan bir devlet yapısının parçası olarak dikkat çekiyor” diye belirtti.

    “TÜRKLEŞTİRME VE SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI DERSİM’DE AKTİF OLARAK UYGULANIYOR”

    Asimilasyon politikalarının tarihi bir arka planı olduğunu belirten Alişan Akpınar, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana süregelen bir Türkleştirme ve Sünnileştirme politikası Dersim bölgesinde aktif olarak uygulanıyor. Abdülhamit döneminden itibaren Alevileri ve Kürtleri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek için çok planlı ve programlı bir çalışma yürütüldü. Bu çaba, İttihat ve Terakki döneminde hız kazandı ve özellikle Cumhuriyet döneminde de sistematik bir şekilde sürdürüldü. Ancak 1980 askeri darbesiyle bu süreçte bir kırılma yaşandı ve Türk-İslam sentezine dayalı bir rejim oluşturuldu. Bu rejimin en büyük hedeflerinden biri olan Kürt-Alevileri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek oldu. 1980’den sonra bu politikalar daha derin ve incelikli bir biçimde uygulanmaya başlandı. Bu süreç özellikle AKP ve MHP ittifakıyla birlikte kurumsallaştı. Günümüzdeki asimilasyon politikaları artık daha sistemli ve profesyonel bir hale getirildi.

    “DEVLET, ALEVİLER ARASINDA DEVŞİRİLEN FİGÜRLER BULDU”

    Devlet, bu amaç doğrultusunda pek çok kurum oluşturdu, akademisyenler yetiştirdi ve en önemlisi Aleviler arasında devşirilen figürler buldu. Bu kişiler arasında maalesef Alevi toplumunun saygı duyduğu bazı dede aileleri bile var. Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz” dedi.

    “HORASAN SÖYLEMİ ALEVİ KİMLİĞİNİ TÜRKLEŞTİRMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    Devletin artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürüttüğünü söyleyen Akpınar, şöyle devam etti:

    “Eskiden dağlara “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılırken, şimdi daha sembolik bir dil kullanılarak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” gibi ifadeler öne çıkarılıyor. Bu tür organizasyonlar ve söylemler, Alevi ve Kürt kimliğini kültürel olarak erozyona uğratma amacı taşıyor. Bu stratejinin tarihsel kökleri de İttihat ve Terakki dönemine dayanıyor. O dönemden bu yana “Siz Horasan’dan gelen asıl Türklersiniz, Hoca Ahmet Yesevi’ye dayanıyorsunuz” şeklinde bir tarih yaratılmaya çalışıldığını, ancak yapılan son araştırmalarda, Alevi ocaklarının büyük çoğunluğunun Kürt bir şeyh olan Ebul Vefa Kürdi’nin Vefailik Tarikatı’na bağlandığını gösteriyor. Devlet, Alevilere yönelik bu asimilasyon politikasında tarihsel hafızayı ve kültürel değerleri manipüle ederek kendine bir alan açmaya çalışıyor. Horasan miti, bu stratejinin önemli bir ayağıdır. Aleviler arasında da Horasan kökeni önemli bir yer tutsa da, bu durumun Türk kimliğiyle bir bağı bulunmuyor. Aksine, Horasan’ın Kürtlerin yoğun yaşadığı bir bölge olduğu ve bu söylemin Alevi kimliğini Türkleştirmek için kullanıldığı ortada.”

    “ALEVİLER BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE DAHA DİKKATLİ OLMASI GEREKİYOR”

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini ve karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi olduğunu vurgulayarak, “Devlet bugün artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürütüyor. Sadece kaba Türkçülük ya da Sünnicilik üzerinden değil, Alevilerin hassas noktalarına dokunan, onların kültürel hafızasını kullanan bir yaklaşım var. Alevi toplumunun bu durumun farkında olması ve kendi içinden çıkan devşirmelere karşı da dikkatli olması gerekiyor. Sempozyumun isminde ve düzenleyici yapılarında gördüğümüz bu ince ayrıntılar, devletin ne kadar planlı bir strateji izlediğinin kanıtıdır” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    -Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO
    -Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO
    -Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO
    -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı
    -Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum
    –>DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’
    -Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO
    -FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı
    -‘Tunceli Sempozyumu’na Araştırmacı Yazarlardan tepki: Amaç beyin yıkamak, gençliği etkilemek!
    -Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir
    -DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

  • Dersim’deki kurumlardan AKP’nin sempozyumuna tepki: Dersim halkını asimile etmenin bir parçası

    Dersim’deki kurumlardan AKP’nin sempozyumuna tepki: Dersim halkını asimile etmenin bir parçası

    PİRHA-Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ve DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ataş, AKP iktidarının Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu”na tepki göstererek, “Sempozyumun, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Dersim’in Kürt Kızılbaş kimliğine karşı yürütülen Türkleştirme ve Sünnileştirme politikalarının bir uzantısıdır” dediler. 

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ve DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ataş, yapılacak sempozyuma tepki gösterdi.

    “ASİMİLASYONCU ULUS-DEVLET ANLAYIŞININ SON ÖRNEĞİDİR”

    Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli başlıklı sempozyumun, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Dersim’in Kürt Kızılbaş kimliğine karşı yürütülen Türkleştirme ve Sünnileştirme politikalarının bir uzantısı olduğunu ifade etti.

     Öner, “Bu sempozyum, Dersim halkının inanç ve kimliğine yönelik asimilasyoncu ulus-devlet anlayışının son örneğidir. Alevilikte manevi bir anlam taşıyan “Horasan” kavramı üzerinden Dersim’i kuşatma çabası, devletin Dersim’e uyguladığı baskı politikalarının devamıdır. Bu amaca hizmet etmek için, resmi ideolojiyi savunan bir grup akademisyen ve araştırmacı, bilim kisvesi altında bu ideolojik sempozyumu düzenlemektedir. Üstelik, bu sempozyumda yer alan bazı “Dersimli” ve “Alevi” akademisyenler, tarihsel gerçeklere sırtını dönerek, bu sürecin bir parçası haline gelmiştir. Dün Horasan’ı demokrasi güçlerine karşı kullananlar, bugün bu masada yer alarak taraflarını net bir şekilde ortaya koymuşlardır” dedi.

    “DERSİM’İ KÜLTÜREL OLARAK ASİMİLE ETMENİN BİR PARÇASI”

    Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nun Dersim’i kültürel olarak asimile etme çabasının bir ürünü olduğunu belirten EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Munzur Üniversitesi, Tunceli Valiliği, Türk Tarih Kurumu ve iktidarla ilişkisi açık olan Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı el ele vererek Dersim’e devletin egemen bakış anlayışını yüklemeye çalışmakta. Ele alınan konulara bakıldığında bile yıllardır devletin söylediği ve propaganda ettiği, Dersim’in Kürt Alevi kimliğini, Türk-İslam anlayışına sokma gayreti içerisinde olduğu görülüyor. Böylece Dersim’in Türk olduğu, Aleviliğin bir Türk inancı olduğu yalanı, bir kez daha tekrar edilecektir. Yani sempozyumun asıl amacının, yıllardır sürdürülen asimilasyon politikalarının tekrarından başka bir anlam taşımıyor. Horasana dair yıllardır yapılan bu propaganda son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalarla da geçersiz hale getirilmiş olsa da, böyle politikaların zaman içinde devam edeceğinin göstergesidir. Geçmişte, ülkede bulunan farklı inanç ve kimlikteki halkları yok saymak için çeşitli teoriler nasıl ileri sürüldüyse, AKP döneminde de bu politikalar devam ettiriliyor. Son olarak Alevi kurumlarını, dedelerini Kültür Bakanlığı’na bağlayıp devletin Alevisi yaratma çabası da bunlardan biridir” diye belirtti.

    “DERSİM’İN DAĞLARINA ANADOLU’NUN HORASAN’I YAZILINCA DERSİM NE ANADOLU OLUYOR NE DE HORASAN”

    Dersim’in inanç ve kimliğini asimile etme çabasına karşı Dersim halkının sahip olduğu tarihsel bilincini daha fazla korumasının önemli olduğunu söyleyen Tekin, “O nedenle böyle sempozyumlara, hele de kimliğini, dilini, inancını yok sayan bu tür organizasyonlara karşı tutum gösterecektir ve 100 yıldır denenen ama başaramayan anlayışın yine denense de başaramayacağı açıktır. Özellikle valilik eliyle son dönemde bu anlayış, Dersim’ de yaygınlaştırılmaya çalışıyor. Şu an görevde olan Vali Bülent Tekbıyıkoğlu, kente geldiğinde yaptığı ilk iş olarak Pertek’e ‘Anadolu’nun Horasanı Tunceli’ yazısını yazdırdı. Anlaşılan o ki, özel olarak ‘git oraya ve bizim bu bakış açımızı empoze et’ dediler. O da ilk iş olarak bunu yaptı. Şimdi de bunu çeşitli şekillerde devam ettiriyorlar. Ama Dersim’in dağlarına Anadolu’nun Horasan’ı yazılınca Dersim, ne Anadolu oluyor ne de Horasan. Hep denedikleri ama başaramadıkları yollardan vazgeçmiyorlar” diye konuştu.

    “KİRLİ ELLERİNİZİ VE POLİTİKANIZI DERSİM ÜZERİNDEN ÇEKİN!”

    DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ataş, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Tunceli Valiliği ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortak hareket ederek Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nu gerçekleştirmesi Dersim’in inancını, kültürünü asimile etme politikalarının devamıdır. Yıllardır bu kentte yaşayan ve buraya hâkim olan akil insanlarımız var. Tunceli Valiliği mi bize kültürümüzü inancımızı öğretecek? ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’, Türk ulus devletinin Kürt-Alevi kimliği üzerinde oynadığı oyunların bir parçasıdır. Dersim’in tarihsel gerçeklerini görmezlikten gelenler, bu coğrafyada yapılan soykırımla yüzleşmeyenler ve günümüzde de her türlü zulmü bu halka reva görenler şimdi de sempozyum adı altında asimile etmesinler. Bu kent ağacıyla, taşıyla, kurduyla, kuşuyla bir bütün olarak bu halk için kutsaldır, kirli ellerinizi ve politikalarınızı bu kentin üzerinden çekin.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER
    -Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO
    -Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO
    -Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO
    -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı
    -Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum
    –>DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’
    -Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO
    -FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı
    -DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

  • Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, 16-17 Ekim’de Munzur Üniversitesi’nde yapılacak olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” sempozyumuna tepki gösterdi. Özcan, “Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor” dedi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, yapılacak sempozyumun amacını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ, TUNCELİ CEMEVİ’NİN MİRASINI DEVRALACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR”

    Yapılacak sempozyumun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın inisiyatifinde olan bir çalışma olmadığını belirten Mesut Özcan, “İktidarın Alevilere yönelik bir politikası. Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı” dedi.

    Geçmişten beri devletin Alevilere ilgi duyduğu zaman ilk uğradığı yerin Dersim olduğuna dikkat çeken Özcan, “Devletin inançlardan elini çekmesi gerekiyor, toplum kendi inancını kendi istediği gibi yaşamalı. Dersim sadece Dersim değildir. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Bu çalışmanın Munzur Üniversitesi üzerinden yapılması da aslında çok ilginç bir şey değil. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor. Munzur Üniversitesi Dersim’in inancı, kültürü ve dili için bilimsel çalışmalar yapmalı” şeklinde konuştu.

    “Horasan’dan geldik” denilerek Aleviliğin Türklüğe bağlanmaya çalışıldığını vurgulayan Özcan, “Biraz daha geriye giderek İslamiyet’le bağdaştırması bilime uymayan bir durum. Yapılacak sempozyumda üniversitedeki salonların isimlerine Dersim’de kutsal mekânların adının verilmesi ve bunun bildiride de belirtilmesi bir politikanın amacı. Ana Fatma, Munzur Baba salonu gibi isimlerin verilmesi Alevilere şirin gözükme ve Alevilere değer verdiğini gösterme çabası. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Munzur Üniversitesi’nin çabası beklenen bir şey ve gelecekte bu durum daha da artacaktır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ KURUMLARININ BİR ENSTİTÜ GİBİ ÇALIŞMASI GEREKİYOR, ALEVİ İNANCI İLE İLGİLİ KURSLAR VERİLMELİ”

    Alevi kurumlarının sadece adlarıyla var olduklarını ve pratikte yaptıkları kayda değer bir şey olmadığını dile getiren Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, şöyle devam etti:

    “Alevi kurumları bir enstitü gibi çalışması gerekiyor çünkü geçmişlerine dair bir arşivleri, müzeleri ve referans gösterecekleri kayıtları yok. Biz Alevilerin en büyük kusuru sadece konuşuyoruz ve düşüncelerimizi aktarıyoruz. Ancak şu anda Alevilerin karşısında olan kurumlar ciddi bir arşiv oluşturuyor ve bunun üzerine düşüncelerini oturtuyorlar. Alevi kurumlarının bir an önce bir enstitüye dönüşmeleri ve arşiv oluşturmaları gerekiyor. Cemevlerinde sadece bağlama ve semah kurslarının verilmesi yetersiz yeni kuşaklara Alevi inancı ile ilgili kurslar verilmeli. Milyonlarca Aleviden söz ediyoruz ancak Alevilerin akademik bir dergisi yok. Alternatif bir şey yaratmamız lazım. Aleviler sürekli konuşup, eleştiriyor ama yerine ne koyacağız.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

  • Dede Aksoy: Koyunbaba Türbesi’ne yapılan caminin iptali için mahkemeye gideceğiz

    Dede Aksoy: Koyunbaba Türbesi’ne yapılan caminin iptali için mahkemeye gideceğiz

    PİRHA- Çorum’un Osmancık ilçesinde Koyunbaba Türbesi’ne cami yapılmasına tepki gösteren HBVAKV Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, “Daha önce kitlesel olarak cem yaptığımız açık alana cami temeli attılar. 200 yıllık çam ağaçlarını kestiler, Koyunbaba’nın silüetini bozdular. Avukatımızla birlikte caminin iptali için konuyu mahkemeye taşıyacağız” dedi.

    Çorum’un Osmancık İlçesi’nde bulunan Koyunbaba Türbesi/Dergahı, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının sık sık hedefi haline gelen önemli inanç merkezlerinden biri. İlk olarak 2015 yılında türbenin yemekhanesi müftülük tarafından mescide çevrilip imam atanmıştı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi, türbenin kendilerine devredilmesi için 2013, 2014 ve 2015’te birçok kez Tokat’taki Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ve Çorum Valiliği’ne başvuruda bulunarak hukuk mücadelesi başlatmıştı.

    Son olarak dergâhın önüne cami temeli atıldı. MHP’li Belediye Başkanı Ahmet Gelgör, 5 Aralık 2019’da yapılan Koyunbaba Kültür Derneği’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada dergâhın gerçek sahiplerine verilmesi ve yanına bir cemevi yapılması sözünü vermişti. Ancak Gelgör, belediye başkanı seçildikten sonra sözünü tutmadı, Koyunbaba Türbesi ve Dergahı’nın önünde, Alevilerin cem yaptığı alana cami temeli attı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy, Koyunbaba Türbesi’ne cami yapılmasına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “200 YILLIK ÇAM AĞAÇLARINI KESTİLER, KOYUNBABA’NIN SİLÜETİNİ BOZDULAR”

    Daha önce Koyunbaba Türbesi’yle ilgili mahkeme süreçleri yaşadıklarını ifade eden Nurettin Aksoy, “Dergâhımızı istedik onlar dergâhımızın önüne cami yaptılar. Daha önce kitlesel olarak cem yaptığımız açık alana cami temeli attılar. 200 yıllık çam ağaçlarını kestiler, Koyunbaba’nın silüetini bozdular. Yasadışı, kanunsuz bir şekilde camiyi inşa ettiler. Yaşananları Alevi kurumlarına ilettim ama şimdiye kadar hiçbir şey yapılmadı. Alevilerin şimdilik böyle bir derdi yok anlaşılan. Avukatımızla birlikte caminin iptali için konuyu mahkemeye taşıyacağız” diye konuştu.

    PİRHA/ÇORUM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Koyunbaba Dergahı’nın önüne cami yapılmasına tepki: Müsade etmeyeceğiz!

  • Zakir Süleyman Demir, Zevraki Baba’ya ait nefesin klibini çekti: Hiç Üzülme -VİDEO

    Zakir Süleyman Demir, Zevraki Baba’ya ait nefesin klibini çekti: Hiç Üzülme -VİDEO

    PİRHA – Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü, Zakir Süleyman Demir, Aşık Zevraki Baba’ya ait “Hiç Üzülme” nefesini seslendirip klibini çekti. Demir, “İnancıma bağlılığım ve saza olan aşkım hastalıkları yenmeme sebep oldu” dedi. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, bir klip yayınladı. Demir, asıl adı Akif Timurhan olan Aşık Zevraki Baba’ya ait olan “Hiç Üzülme” nefesini seslendirerek, klibini çekti.

    Çalışmasına dair PİRHA’ya konuşan Zakir Süleyman Demir, “1992 yılında Antalya’ya geldiğimizde dernek çalışmalarımız başlamıştı. Tabii bu süreçte semah çalışmamız oldu, daha sonra zakirlik aşamasına geldik. Zakirlik aşamasında çoğu dedelerimizle, analarımızla, babalarımızla birlikte muhabbet cemleri yürüttük. Sonunda Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda icazetli bir Babalık görevi alıp Yol yürütücüsü hem de zakir olarak bugünlere yani klip çalışmasına kadar geldik” dedi.

    “SAZA VE ALEVİ KÜLTÜRÜNE OLAN AŞKIM KANSERİ YENMEME, KALP HASTALIĞINI ATLATMAMA NEDEN OLDU”

    İlk zakirlik yaptığı dönemlerde kansere yakalandığını, pandemi (Korona) döneminde ise kalp kapakçıklarında ağır hasar oluştuğunu belirten Demir, şöyle devam etti:

    “Hem zakirlik ve Babalık görevi hem semah eğitmenliği hem de cemlerde 12 hizmet için gençlerimizi yetiştirmek, yıllarca bu yola olan aşk ve sevgi kanseri yenmeme neden oldu.  Ayrıca çocukluğumda içimde saz çalmakla birlikte aynı zamanda saz ustası olma gibi bir aşk da vardı. Bu süreç içerisinde bağlama yapmaya başladım. Bu süreçte saza ve kültürümüze olan aşkla kalp nakilinden de kurtuldum. Adeta bana bir terapi gibi geldi.”

    Demir, klipi yapmasındaki en önemli nedenin, Mehmet Turan Dededen dinlediği ve asıl adı Akif Timurhan olan Zevraki Babaya ait olan “Hiç Üzülme” nefesinin vesile olduğunu belirtti.

    Saraylıyı sarmış kibir
    Konacağı kara kabir
    Gönüllerin köşkünde bir
    Köşen var mı sen ona bak.

    Zevrak bugün etmez merak
    Yarının da sahibi Hakk
    Şimdi köşende bir ufak
    Şişen var mı sen ona bak.

    Süleyman Demir, “Zevraki Babanın bu nefesi çok anlamlıydı, çok hoştu. Onun için klipini yapayım dedim. Oğlum da sinema ve televizyon yönetmenliğini bitirmişti. Klibi oğlum çekti. Amacım bir eser bırakmaktı. Onun için bu klipi çekmek istedim ve yaptık” diye kaydetti.

    “KÖYÜMDE YAPILAN CEMLERİ VE HATAYİ’NİN ‘YERİ GÖĞÜ YARATMIŞLAR’ NEFESİNİ DE KLİP YAPACAĞIM”

    “Hiç Üzülme” klipini YouTube’da paylaştıklarını ,2 hafta içerisinde 1.700 kişinin izlediğini belirten Süleyman Demir, “Bundan sonra 2 tane klip çalışmam olacak. Kendi köyüm olan Çorum Alaca Karkın köyünün ve o yörenin hem semahını hem de cemlerde söylenen nefeslerini hem de Hatayi’nin ‘Yeri göğü yaratmışlar/Hakk müminin kalbindedir/Dört kitabı taramışlar/Hakk müminin kalbindedir’ nefesi. Hakk’ın kendisinde olduğunu söyleyen bir nefes. Her ikisinin klibini önümüzdeki zaman içerisinde çekmeyi düşünüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

    KLİBİN LİNKİ

    Süleyman DEMİR HİÇ ÜZÜLME

  • Aksu’dan tepki: Kimsenin Hacıbektaş’ta maden araması yapmasına izin vermeyeceğiz

    Aksu’dan tepki: Kimsenin Hacıbektaş’ta maden araması yapmasına izin vermeyeceğiz

    PİRHA- Hacıbektaş’ta Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine yapılacağı bilgisi alınan altın madeni arama sondajlarına tepkiler büyüyor. Gazeteci Recai Aksu, “Hacıbektaş’ın köylerinde sularımızı zehirleyecek bir maden aramasına izin vermeyeceğiz. Hırka Dağı bizim için kutsal. Ardıç ağacı var orada Hacı Bektaş Veli’nin kaldığı, altında yattığı söylenen. Oradan gelen suların da zehirleneceğini düşünüyorum” dedi.  

    Alevi İnancına ait kutsal mekanlara saldırılar devam ediyor. Kırşehir-Nevşehir il sınırları arasında uzun zamandır altın madeni arama sondajları yapan altın şirketleri, şimdi de gözlerini Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine dikti.

    Keşlik bölgesinde altın sondajları başlatılacağı, Hırka Dağı’nda Hacı Bektaş Veli’nin altında yattığı belirtilen ardıç ağacının olduğu bölgede de uranyum arandığı haberleri tepkilere neden oldu.

    Hacıbektaşlı gazeteci Recai Aksu konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “KÖYLERİMİZİ SAVUNACAĞIZ”

    Hacıbektaş’ın Karaburç köyünde de geçmiş dönemlerde maden ocağı yapıldığını ve verilen mücadelenin ardından mahkeme kararı ile davayı kazandıklarını belirten Recai Aksu, yapılmak istenen altın madeni arama sondajlarına da izin vermeyeceklerini vurguladı.

    Aksu konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Net veriler yok elimizde gizli gizli yapıyorlar bu işleri. Bu konuyla ilgili toplantılar da olacak. Pazar günü bir toplantı yapılacak, yarın bir toplantı yapılacak. Hırka Dağı’ndan örnekler alınmış, Kızıldağ ve Keşlik mevkilerinden de örnekler alınmış. Muhtarlık tarafından ÇED raporu geldiği söyleniyor, ret geldiği söyleniyor ama tüm bunlara rağmen belirsizliğe karşı mücadele olmaz, bu yüzden toplantılar yapılacak. Biz de bunları araştırıyoruz.

    Biz tüm ülkede olanları da, İliç’te olanları da gördük. İnsanların hayatlarını mahveden o Amerikan şirketlerine, Kanada şirketlerine bu altın madeni ile ilgili izin verilemeyeceği gibi Hacıbektaş’ın köylerinde sularımızı zehirleyecek bir maden aramasına izin vermeyeceğiz. Bunların niyetleri kesin, buna izin vermeyeceğiz. Köylerimizi savunacağız. Hırka Dağı’nda da maden araması başlatılmasına izin vermeyeceğiz. Hırka Dağı bizim için kutsal. Ardıç ağacı var orada Hacı Bektaş Veli’nin kaldığı, altında yattığı söylenen. Oradan gelen suların da zehirleneceğini düşünüyoruz. Siyanür ile ilgili yapılanları gördük; İliç’te gördük, başka birçok yerde gördük. Büyük şirketlere peşkeş geçiyorlar. Kimsenin burada maden araması yapmasına izin vermeyeceğiz.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi-Bektaşi inancında kutsal olan Aslanağzı suyu altın şirketlerinin tehdidi altında

     

  • Alevi-Bektaşi inancında kutsal olan Aslanağzı suyu altın şirketlerinin tehdidi altında

    Alevi-Bektaşi inancında kutsal olan Aslanağzı suyu altın şirketlerinin tehdidi altında

    PİRHA- Alevilerin kutsal alanlarına saldırılar devam ediyor. Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine yapılacağı bilgisi alınan altın madeni arama sondajlarına tepkiler büyüyor. Alevi-Bektaşi inancında kutsal kabul eldilen Aslanağzı suyu tehdit altında.

    Alevi İnancına ait kutsal mekanlara saldırılar devam ediyor. Aleviler için önem taşıyan bir çok alanda kıyımlar sürerken; Kırşehir-Nevşehir il sınırları arasında uzun zamandır altın madeni arama sondajları yapan altın şirketleri, şimdi de gözlerini Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine dikti.

    Keşlik bölgesinde altın sondajları başlatılacağı, ayrıca Hacıbektaş Veli’nin Velayetname’sinde adı geçen ardıç ağacının olduğu bölgede de uranyum arandığı haberleri tepkilere neden oldu.

    Alevi-Bektaşi inancında kutsal kabul eldilen Aslanağzı suyunun kaynağı olan Keşlik mevkii aynı zamanda Aşıklar, Akçataş (Topain) ve Anapınar köylerinin içme suyunun sağlandığı su havzası olarak da biliniyor.

    Evrensel’de yer alan habere göre; bölgede sondaj çalışması yapan firma çalışanları ile bölge halkı sık sık karşı karşıya gelmeye başladı. Son olarak Büyükkayı köyü yakında maden araması yapan ekipleri durduran köyüler bu kişilere sert tepki gösterdi. Kömür aradıklarını söyleyen ve kendilerini Aksoy Maden Şirketi çalışanı olarak tanıtan kişileri köylüler ‘Topraklarımızdan defolun’ diyerek kovdular.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi örgütleri Bakan Ersoy ile görüşecek; ABF Başkanı Aslan detayları PİRHA’ya anlattı

    Alevi örgütleri Bakan Ersoy ile görüşecek; ABF Başkanı Aslan detayları PİRHA’ya anlattı

    PİRHA – Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılmasını talep eden Alevi örgütlerinin genel başkanlarıyla Eylül ayı içerisinde bir araya gelecek. ABF Başkanı Mustafa Aslan, görüşme öncesi yaptığı açıklamada, “Bakanlığın bünyesindeki Cemevi Başkanlığının inanca müdahale etme, inancı tarif etme gibi bir fetva kurumuna dönüşmesinden dolayı rahatsızlığımızı dile getireceğiz” dedi.

    Çok sayıda Alevi örgütü, Alevilere rağmen Hacı Bektaş Veli Anma programı düzenleyen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı 15 Ağustos’ta protesto etmişti. Dergah önünde yapılan oturma eyleminde, Cemevi Başkanlığı’nın lağvedilmesi ve Hacı Bektaş Dergahı’nın müze statüsünden çıkarılması talebi gündeme getirilmişti.

    Eylemin sürdüğü saatlerde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile bakanlığa bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın heyetleri, dergaha giremeyerek protestonun bitmesini beklemişti. Eylemde ısrar edilince Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Alevi kurumlarının başkanlarıyla görüşme talebinde bulunmuştu.

    Hacıbektaş ilçesinde yapılan ve yaklaşık 1 saat süren toplantıda Alevi başkanların itirazlarını bir kez daha dile getirmesi üzerine Bakan Ersoy, konuyu detaylarıyla konuşmak için Eylül ayında bir araya gelme önerisinde bulundu.

    GÖRÜŞME TALEBİNE SONUNDA KARŞILIK VERİLDİ!

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan, yaşananlara ilişkin detayları PİRHA’ya anlattı. Mustafa Aslan, Alevi kurumları olarak, Hacı Bektaş Veli anmalarına dair 3 ay öncesinde bakanlıktan randevu talebinde bulunduklarını hatırlattı. Taleplerine o süre zarfında karşılık verilmediğini söyleyen Aslan “Bizi hep bakan yardımcısına yönlendirdiler. Biz de bu durumu reddettik. Hacıbektaş’ta yaptığımız eylem sonrasında görüşme durumu oluşunca orada bakan, özel kalemine eylül ayı içerisinde bir randevu ayarlaması gerektiğini söyledi” ifadelerini kullandı.

    “İNANÇ SİZİN İŞİNİZ DEĞİL”

    Mustafa Aslan, eylülde yapılacak görüşmede Cemevi Başkanlığı’na neden karşı çıkıldığını anlatacaklarını belirtirken sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bakanlığın bünyesindeki bir birimin, inanca müdahale etme, inancı yönlendirme, tarif etme, yani fetva kurumuna dönüşmesinden dolayı rahatsızlığımızı dile getireceğiz. Hacıbektaş’ta bakan Ersoy’a ‘Sizler sonuçta Kültür ve Turizm Bakanısınız, inanç sizin işiniz değil’ dedik. Hacıbektaş anma etkinliklerinde siz ve size bağlı olan Kültür Başkanlığı, kültürel çalışmalara, lojistik alanlara destek verir, tanıtım yapar, katkı koyar ama bunun iç işleyişine karışacak bir görevi yok’ dedik. Bunun üzerine Kültür Bakanı, tüm bunları yüz yüze detaylı konuşalım istedi.

    Bizlere karşı şöyle bir algı var: Bakanın bana ilk cümlesi şu oldu ‘Sizler devletten niye rahatsızsınız?’ Bunun üzerine bizler derdimizi, meramızı anlattık. Devletten rahatsız değiliz. Devleti yönetenlerin, yurttaşlara karşı ayrımcı davrandığından bahsettik.”

    “BAKAN, YAPILAN BİRÇOK İŞTEN HABERDAR DEĞİL”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, eylülde yapılacak görüşmede Cemevi Başkanlığı’ndan bir yetkilinin olmayacağına vurgu yaptı. Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle muhatap almayacaklarını dile getiren Aslan, şunları söyledi:

    “Hacıbektaş’ta yaptığımız görüşmede Bakan Ersoy, ‘Sonuçta ben Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini yürütüyorum, sizin rahatsız olduğunuz, kapatılmasını istediğiniz yapı, sonuçta benimle alakası olmayan bir şey. Bana bağlı bir birim oluştu ve bu da Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla oldu. Benim de bakan olarak görevim bu birimin istek ve ihtiyaçlarını bakanlık bütçesi çerçevesiyle karşılamaktır’ dedi.

    Bakan ile görüşmemizde, cemevi başkanlığının, bakanlık ismini kullanarak kültürel ve inançsal alanımıza müdahalesi üzerinden derdimizi anlatacağız. Örneğin Abdal Musa Anma etkinlikleri, Hacı Bektaş Veli Anma etkinlikleri ya da bakanlığın ismini kullanarak Gençlik ve Spor Bakanlığı ile işbirliği yapıp Alevi gençlerini kampa götürmeleri; bütün bunlara karşı itirazımızı bakanın kendisi ile konuşacağız.

    AKP zihniyeti şöyledir; işlerine geldiğinde ‘Biz yaptık’, işlerine gelmediğinde ‘Bizim haberimiz yok. Yapabilecek bir şeyimiz yok’ sözlerinin arkasına saklanmayı severler. Ama bakan da gördüğümüz tavır şu; gerçekten de birçok konuda olduğu gibi devlet adına yapılan birçok çalışma ve gelişmeden doğru bir şekilde bilgi sahibi değil. Mesela bakanla görüşmemizde ‘Eğer gerçekten samimiyseniz 16 ve 17 Ağustos’ta yapılacak olan programı iptal edin, kültür merkezini kapatın’ dediğimde yüz ifadesi değişti. Çünkü Hacıbektaş Belediye Başkanı ile görüşmesinde ‘Başkan, biz 15 Ağustos’ta anmamızı yapmak için sahnemizi kuralım, sonrasında istiyorsan sahneyi sen kullan’ dediğini söyledi. Bakan Ersoy, Hacıbektaş Belediye Başkanına ‘Madem bizimle program yapmak istemiyorsunuz 15 Ağustos’ta bakanlık olarak biz programımızı yapalım, istiyorsanız kurduğumuz sahneyi de size bırakalım. 16, 17 ve 18 Ağustos’ta da siz kullanın’ demiş. Sonrasında biz bu duruma itiraz edince belediye başkanı Ali Kaim, bakanı arayarak ‘Sahnenizi kullanma ihtiyacımız yok’ diyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de o platformu kuran firma ile anlaşarak 16-17 ve 18 Ağustos tarihleri için anlaşma yapıyor.”

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI, BAKANLIĞIN İSMİNİ KULLANARAK BİR ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYOR”

    Mustafa Aslan, Hacıbektaş meydanında kurulan sahneyi hem Kültür Bakanlığı’na bağlı Cemevi Başkanlığı’nın hem de Hacıbektaş Belediyesi ile hareket eden Alevi kurumlarının kullandığını ifade etti. Aslan, “15 Ağustos’ta kurulan sahnede ve sonraki günlerde yapılan etkinliklerde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ismi hiçbir yerde yoktu. Her yerde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın logosu vardı. O nedenle bakan beyle görüşeceğimiz asıl konu bu. Kültür Bakanlığına bağlı bir birim, bakanlığın ismini kullanarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Buna karşı itirazımızı yükselteceğiz.”

    “DERGAHLARIN MÜZE OLMASI UTANÇTIR, BU KONUYU DA GÜNDEME GETİRECEĞİZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan, Kültür ve Turizm Bakanı ile yapacakları görüşmede dergahların iadesi konusunu da gündeme getireceklerini belirtti.

    Aslan şöyle devam etti:

    “Bu konuyu Hacıbektaş’ta yaptığımız görüşmede de dile getirdik. Bir kere dergahımızın, bakanlığa bağlı bir müze olması yetmiyormuş gibi o gün de dergahın içini işgal etmek, bununla birlikte kültür merkezini işgal etmek, anma törenleri yapmak doğru değil. Sonuçta Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Bakanlığına bağlı. Dergahlarımızın tümü de bu genel müdürlüğe bağlı. Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda ekstra bir durum söz konusu. Dergahın sadece malları Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olmasına rağmen dergahın tümü de Kültür ve Turizm Bakanlığı Genel Müdürlüğüne bağlı. Bu müze utancı ve el koyma girişimleri konusunda itirazlarımızı da dile getireceğiz. Son dönemde örneğin Hüseyin Gazi Türbesi’ne cumhurbaşkanlığı talimatıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ‘orayı boşaltın’ yazıları yazılıyor. Aynı şey Karacaahmet, Şahkulu gibi yerlerde de yapılabilir. Mevcut iktidar, kendine yakın oluşturduğu Alevilerle, kuracağı vakıflar üzerinden bu dergahları onlara verebilir. Düne kadar aynı tabakta yemek yiyorlardı şimdi ise kendine daha sağlam bir jandarma buldu ve onlara vakıf kurdurtup şimdi dergahı o vakfa vermek istiyorlar.

    Eylül ayında yapılacak görüşmede bu konuları da gündeme getireceğiz. Ancak Hacıbektaş’taki görüşmemizde de söyledik, ‘Dergahın, bir müze olarak size bağlı olması bir utançtır’ gibi bir cümle kurduk. Görüşmeden bir sonuç elde edilebilir mi bir şey demek zor. Çünkü bu zamana kadar AKP hangi konuda tam anlamıyla sonuç elde etmiş ki! Mücadelemiz bir görüşme ile bitecek değil ama en azından birinci muhataba, itirazlarımızı yükselteceğiz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kete: Cemevi Başkanlığı, Alevi süreklerini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek amacıyla kuruldu

    Kete: Cemevi Başkanlığı, Alevi süreklerini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek amacıyla kuruldu

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi süreklerini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek amacıyla kurulduğunu vurguladı. Kete, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ağırlıklı olarak Kürt Alevi coğrafyasındaki ocak sistemine yönelmesi ve çalışmalarını bu alanlarda yapması boşuna değildir. Devlet, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Aleviliğin kültürel direniş damarı olan ocak sistemini yok ederek Alevi toplumunun toplumsallığını parçalamayı esas almaktadır” dedi.

    AKP tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilik inancından uzak faaliyetleri sebebiyle toplumda tepki görüyor. Alevi toplumunun kesin olarak reddettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi inancını asimile etmek, dejenerasyon yaratmak için birçok yerde etkinlikler yapmaya devam ediyor. Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurulması, dedelere maaş teklif edilmesi, Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne müdahale edilmesi, başkanlık tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Gençlik Kampı’nda bir gencin bozkurt işareti yapması ve bu fotoğrafın resmi sitede paylaşılması gibi olaylar kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bu tür faaliyetler, Alevileri asimile etme ve iktidarın ‘kendi Alevisini’ yaratma projeleri olarak adlandırılıyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ile AKP iktidarının/devletin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurma nedeni, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kürt Alevi bölgesindeki ocak sistemine yönelmesi ve cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevilerin ne yapması gerektiğini konuştuk.

    “CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILINDA ALEVİ SÜREKLERİ ETKİSİZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”

    PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Alevilere verilmek istenen mesaj nedir?

    ZEYNEL KETE: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, isimlendirilmesinin kendisi devlet eksenli siyaset anlayışının ürünüdür. Kavramlar, anlamlar dünyasının dayandığı yapının aynası durumundadır. İsimlendirme, kavramlardaki anlam, değer değişikliği düşünce ve anlam dünyasındaki değişiminde göstergesi durumundadır. Bu mana ile söz konusu başkanlık Aleviliği, devletin resmi Türk İslam Bektaşiliği ile eşitleyen, her iki süreği cemevine sığdıran, kontrol ve denetim altına alan, egemen kültür ile özdeş tutan bir resmi akıl söz konusudur. Her ne kadar AKP-MHP ittifakı döneminde kurulmuş olsa da sonuç itibariyle bir devlet aklıdır. Esasında bu kuruma karşı olduğunu söyleyen muhalefet partilerinin hepsi Alevi süreklerini “Türk İslam Aleviliği ya da Türk İslam Bektaşiliği” içerisinde eritme konusunda hem fikirler. Başka bir ifade ile resmi ideoloji ile birleşen tüm partilerin, kurumların “ötekilere” ait tüm değerleri tahakküme ve devletçi ideolojiye dayalı politika anlayışı söz konusudur. Bu yönü ile söz konusu kurum bir iktidar alanı olarak rıza toplumu politikasının inkârı üzerine kuruludur.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevi süreklerini, özellikle Kürt Alevi ocak sistemini etkisiz hale getirme, sistem içileştirme, karşıt Aleviliği oluşturma amacıyla kurulmuş bir devlet kurumudur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kendisini yöneten, Alevileri ise “yönetilen” ikilemi içerisinde ele almaktadır. Söz konusu “kültür” kavramı ise inançlardaki demokratik kültürden ziyade erkek egemen esaslar üzerinde kurulu olan milliyetçi, dinci, cinsiyetçi bir kültürü esas almaktadır. Ayrıca her biri özerk, özgün sürek olan ve zaman, mekan içerisinde özgünlükleri olan süreklerin hepsini Türk İslam Bektaşiliği içerisinde eritmek esas alınmıştır. Reya Heq, Nusayri, Tahtacı, Çepni vb. sürekleri ve bu süreklere ait toplumsal hafızayı, kültürel mirası, özgür yaşam iradesini büyük bir kırıma uğratmak amacı söz konusudur.

    “FARKLI İNANÇLAR VE KİMLİKLER YA YOK EDİLMEYE ÇALIŞILDI YA DA KÜLTÜREL SOYKIRIMA UĞRADI”

    -Alevi kurumları, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı Alevi diyaneti olarak tanımlıyor. Böyle bir tanımlamanın tarihsel arka planında neler var?

    Birçok Alevi kurumu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kayyum olarak ya da Alevi diyaneti olarak tanımladı. Bu tanımlamaların tarihsel arka planına bakmak gerekiyor. Özellikle 16. yüzyılda Hacı Bektaş Veli Dergahı, zamanın Osmanlı iktidarına muhalif halifeler, dervişler yetiştirince Balım Sultan bu dergaha kayyum olarak atandı. Alevi dernek hattının, Balım Sultan ve kayyum ilişkisini bu topluma anlatması lazım. Dergahlar toplumsal dayanışma, birlik, beraberlik, komünal yaşam temelinde var olan, devlet dışı ahlaki, politik kurumlardır. Daha sonraları bu manevi kurumlar sistem içileşerek bu hakikatten uzaklaşmışlar, devletin imtiyazlı kurumları haline gelmişlerdir. Kanuni döneminde kentlerdeki Bektaşi kurumlarına kayyum atanması söz konusudur. 2. Mahmut döneminde başlayan Bektaşi ve Alevi katliamı, Abdülhamit döneminde özellikle Kürt Alevi ocaklarına yönelik bir asimilasyon, kontrol ve denetim altına alma, asimile etme, Dersim bölgesine asimilatörlerin gönderilmesi, misyoner çalışmalarının yapılması, devletin kendi kızılbaşını yaratma siyaseti söz konusudur.

    İmparatorluklar döneminde başlayan bu resmi anlayış, daha sistemli bir şekilde ulus devlet döneminde devam etti. Ulus devletin hakim bir etnisite, din, mezhep veya başka bir grupsal olguya dayanarak toplumu, ulusu homojenleştirme sürecinde “öteki” dinler, inançlar, kültürler, mezhepler, kimlikler yok edilmeye çalışıldı. Cumhuriyet Modernitesi’nin ulus devlet anlayışı içerdiği dinci, milliyetçi, cinsiyetçi anlayışına karşı direnenler katliamlara uğradı. Farklı inançlar, kimlikler ya yok edilmeye çalışıldı ya da asimile edilip kültürel soykırıma uğradı. Birçok resmi kurum ideolojik aygıt görevi görerek bu amaca hizmet etti. Alevi sürekleri de bu süreklerin yaşadığı mekânlar ve halklar bu katliamlardan nasibini aldı. 1924 yılındaki anayasa ile devlet resmi dinini ve muteber vatandaşını tanımladı. 1924 Anayasası ile resmi ideoloji hukuki hale gelmiş ve o günden bu güne kadar toplumu tekleştirme anlayışı bir kayyum anlayışıdır diyebiliriz. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu zihniyetin devamıdır. Alevi kurumları, Cumhuriyetin tekçi anlayışına, resmi ideolojiye karşı olmadıkları müddetçe, Cumhuriyetin demokratikleşmesi mücadelesinin öznesi olmadıkları sürece bu kuruma karşı olduklarını söylemelerinin bir karşılığı olmaz.

    “ESKİDEN ALEVİLER YOK SAYILIYORDU, ŞİMDİ İSE ALEVİLİK YOK EDİLİYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın daha çok Kürt Alevi bölgesindeki ocak sistemine yönelmesinin nedeni sizce nedir?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ağırlıklı olarak Kürt Alevi coğrafyasındaki ocak sistemine yönelmesi, çalışmalarını bu alanlarda yapması boşuna değildir. Alevi kurumlarının bu anlayışı görmeleri gerekiyor. Bu kuruma bağlı resmi, gayri resmi görev yapanlar Balım Sultan’dan Abdülhamit ve İttihat Terakki’den devriye olan anlayışın günümüzdeki izdüşümleridir. Bugünkü iktidar din, mezhep ve milliyetçilik adına görev yapmaktadır. İmparatorluklardan başlayan Müslümanlık adına hüküm süren bir devlet geleneği söz konusudur. Din ve mezhep hiçbir zaman siyaset aracı olmaktan çıkmamıştır. Cumhuriyet Modernitesi söylem boyutunda laik ve seküler olduğunu söylese de kullanılan argümanlar tekçilik üzerinedir. Alevi kurumlarının bu zihniyet ile hesaplaşması asimile olmalarını önleyecek en önemli duruştur. Cumhuriyet olma sevdası batıda laiklik üzerinde dil oluştururken, cami açmazken, Kürtlerin yaşadığı kentlerde şeriat propagandası, cami ve kuran kursu, tekke ve tarikatları açma, uçak ve helikopterlerle ayet ve hadislerin yazılı olduğu bildirilerin atılması çalışmalarının nedenini, nasılını bilmek gerekiyor. Başta Dersim olmak üzere Alevi çocuklarının laikliği savunanlarca Kuran kurslarına gönderilmesi, laikliği savunanların buna ses çıkarmamaları bilinmelidir. Dersim’e vali olarak atanan Korgeneral Kenan Güven’in Dersimlilere “Gerçek Türk, gerçek Müslüman sizsiniz. Aslen horasandan geldiniz. Soy olarak Ahmet Yesevi’ye bağlısınız” demesi son derece önemlidir.

    Söz konusu Kürtlerin ve Alevilerin demokratik talepleri olunca sistemin seküleri, laikliği savunanı ile dinci olanı el ele vermektedir. Aynı mantık günümüzde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Kürt Alevi toplumuna yapılmaktadır. Bu kurum daha çok Kürt Alevi toplumunu ve ocaklarını esas almaktadır. Mekan olarak da daha çok Dersim merkezli Fırat havzasını ve Maraş merkezli İç Toroslar havzasını esas alması boşuna değildir. Bu havzalar Kürt Alevi inancının kadim mekânlarıdır. Binlerce yıldır ocak sisteminin varlığını devam ettirdiği, hakikat ve özgürlük arayışının devriye halinde olduğu mekânlardır. Bu mekânlarda Kürt Alevi hakikatinin kültürel direniş damarı hala devriye halindedir. Bütün asimilasyona rağmen direnen kültürel fay hattı aktiftir. Bu sürek yok edilirse diğer sürekler çok rahatlıkla kontrol altına alınır, bu gerçeklik biliniyor.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’i hedef aldığı bilinmelidir. Son günlerde mülki amirlerle Dersim’de çalışmalar yapması, Sarı Saltuk Türbesinde vali ile beraber cem erkanına katılması bunun en somut örneğidir. Yaşananlardan hareketle şunu diyebiliriz; Alevilik tarih boyunca günümüzdeki kadar asimile edilmemiştir. Eskiden Aleviler yok sayılıyordu şimdi ise Alevilik yok ediliyor. Dersim’deki cemevinin çalışmaları, burada görev yapanların icraatları, ocaklara yönelik ele geçirme çalışmaları, seçim döneminde Hüda-Par adayının kendisini Alevilerin temsilcisi sayması bu kurumun anlayışının bir sonucudur. Bir taraftan Türklük üzerinden inşa edilen bir Alevilik, bir yandan Müslümanlığın alt kültürü olarak tanımlanan bir Alevilik, bir taraftan da İran üzerinden ilişki sağlanan bir İran Şiiliği. Son dönemlerde Dersim’den İran’a ocak evlatlarının gezi seferleri, eğitim almaları resmi bir anlayışın ürünüdür. Dersimli kendi hakikati ile ikrarlaşmasını isterse Humeynici olsun fark etmiyor. Kendisi olmasın ne olursa olsun. Bir çok ocak evladı adeta birer misyoner gibi çalışmaktadır. Bu çalışmalar için özel bir bütçe hazırlandığı muhakkaktır.

    “İÇİ BOŞALTILMIŞ BİR REYA HEQ İNANCI HEDEF ALINMAKTADIR”

    -Devletin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı olarak Kürt ve Alevi olan birini seçmesinin altında yatan neden nedir?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı’nın Kürt, Erzincanlı ve bir ocak mensubu olduğunun söylenmesi boşuna değildir. Yazdığı kitaplar, makaleler, üniversite ortamına ve savunduğu düşüncelere bakıldığında hedefinin ne olduğu hakkında bir fikrimiz oluşur. Hemen hemen bütün kitaplarında Alevi yol ulularını Türkleştirmesi, Alevi süreklerini Türklük üzerinden tanımlaması hedef kitlesinin Kürt Alevi toplumu olduğu netleşir. Ayrıca Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve dünya görüşünü Türk-İslam anlayışı üzerinden tanımlaması amacının ne olduğunun ifadesidir. 1925 yılında gizlice hazırlanıp uygulamaya konulan Şark Islahat Planı’nın “Kızılbaş Kürtlerin öncelikle asimilasyona tabi tutulması” fikrinin aleni olarak uygulanmasını esas almaktadır. İttihat Terakki ile başlayan “Alevi-Bektaşi tetkikleri-raporları”, Fuat Köprülü’ nün Alevi-Bektaşilere yönelik tarih tezinin yeniden uygulanmasıdır.

    Süleyman Soylu’nun 1558 Alevi kurumunu gezdiğini, bu kurumlardaki raporların esas alındığını, bu çerçevede çalışmaların planlandığını söylemesi, İttihat Terakki raporlarının yenilendiği anlamına geliyor. Bu raporlar doğrultusunda oluşturulan çalışmalar ve kurumlaşma ile Cumhuriyetin ikinci yüzyılında çerçevesi çizilmiş, içi boşaltılmış Reya Heq inancı hedef alınmaktadır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında tekçi anlayışın tekrar egemen ulus olması için diğer halkların, inançların, kültürel kimliklerin kontrol ve denetim altına alınması gerekiyor. Demokratik siyasetin öznesi olma potansiyeli güçlü olan Reya Heq süreğinin kontrole alınması bu açıdan çok önemlidir.

    “ALEVİLİĞİN DİRENİŞ DAMARI OLAN OCAK SİSTEMİ YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanının cemevlerini gezmesi, cem erkanlarına katılması ve cemevi açılışlarını yapmasını nasıl yorumlamalıyız? 

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanının devletin mülki amirleri ile beraber cemevlerini gezmeleri, cem erkanlarını katılmaları, her ocaktan kendine bağımlı kişilerin olması bir iktidar alanının söz konusu olduğu manasına gelir. Bir plan dahilinde her türlü rıza imalatı yapılarak bu inanca ait rıza toplumu değerleri ve ocak sisteminin yok edilmesi esas alınmıştır. Alevi dernek hattının ocak sisteminden çok dernek sistemini esas alması bu kurumun çalışmalarını kolaylaştırmıştır. Ayrıca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı olduğunu söyleyen bir çok kurumun onlarca derneğinin, cemevinin, vakfının, dergâhının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan hizmet alması son derece düşündürücüdür, Alevi dernek sisteminin bu kurumla nasıl iş yaptığının resmi belgesidir. Ocak sistemi ve pirlik kurumunun binlerce yıldır yarattığı komünal değerlerle ayakta durmuştur. Tekçi, iktidarcı, dinci, milliyetçi, cinsiyetçi anlayışlara karşı farklılıkların ikrarlı birliğine, kadın mürşidi kamilullahtır anlayışına, ahlaki politik toplum modelini esas almaktadır.

    Ocak sistemi, devlet dışı ya da devlete rağmen varlığını devam ettiren talip topluluğunun toplumsal yaşam formudur. Bu anlayış Cumhuriyetin ikinci yüzyılında egemen olmak isteyen sınıfın önünde engel teşkil edecek potansiyele sahiptir, bu biliniyor. Bu hakikatin önüne geçmek için, uzun vadede rahat etmek için, yüzyıllık bir proje söz konusudur. Aleviliği reddetmektense içi boşaltılmış bir Alevilik çok rahatlıkla kontrole alınır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’deki bazı Alevi kutsal mekânlarını vali ile ziyaret etmesi, cem erkânına katılmaları, Sarı Saltuk Türbesi’nde cemevi açılışına katılması buna örnektir. Biyolojik Alevilerle “Türk İslam Aleviliğini, Karşıt İslam Aleviliğini” inşa etme çalışmasıdır. Devlet, mülki amirler, rızasız lokma yiyen ocak evlatları, siyasi partiler, üniversiteler, parlamento hepsi Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Aleviliğin kültürel direniş damarını, ocak sistemini yok ederek, bu toplumun toplumsallığını parçalamayı esas almaktadır.

    “ALEVİLERİN BUGÜN YAŞADIKLARI SORUNLAR TEKÇİ ANLAYIŞTAN KAYNAKLANMAKTADIR”

    -Alevilerin, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ne yapması gerekiyor?

    Alevi toplumunun Cumhuriyetin demokratikleşmesi ile ilgili söz kurması, karar gücü haline gelmesi, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında katliamlara uğramaması, kendi eylem dilini oluşturması, demokratik siyasetin öznesi olması için bir karar vermesi gerekiyor. Sorunların çözümünde engel olan, sorunun kendisi olan, toplum üstü bir yapılanma olan, toplumu homojenleştiren sistemin iyisi ile mi yoksa Aleviliğin hakikatini esas alarak, arsızdan, hırsızdan, nursuzdan uzak durarak resmi ideoloji ile zihinsel olarak hesaplaşarak demokratik siyaseti mi esas alacak. Alevilik için asıl önemli olan anlamlı yaşama ikrar vermektir. Alevi sürekleri her dönemin hakikatına ikrar vermişlerdir. Aleviliğin anlamlı yaşam arayışı tarihseldir. Arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, pirsizden uzak yaşam anlamlı yaşamdır, bu yaşam inancın toplumsal özüdür. Hakikat ise bu anlamlı yaşamın ifadeye kavuşmuş biçimidir.

    “ALEVİ DERNEK SİSTEMİ, YOLDA BİRLİK ESAS ALINMALIDIR”

    Bu bakımdan Alevi dernek sistemi, bu sistemin inşacıları anlamlı yaşam için dernekte değil “yolda birliği” esas almalılar. Alevi inancının bir doğrultusu, yönü ve hakikati vardır. Kendi hakikatini ve doğrultusunu esas almayan bir dernek sisteminin yaratacağı sonuçlar ne olacak, nelere yol açacak? Soruları acilen cevap bekleyen sorulardır. Aleviler, ‘Alevilerin kıyameti nedir?’ sorusuna cevap vermeliler. Bu sorunun sağlıklı bir cevaba kavuşması, Alevilerin Cumhuriyetin ikinci yüzyılında katliamlara uğramaması için, hakikat çalışmaları yapmaları gerekiyor. Bu minvaldeki çalışmalar başta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkisiz hale gelmesini ve diğer asimilasyon çalışmalarının önünü alacaktır.

    Son dönemlerde bazı Alevi kurumlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na radikal eleştiri yaptığı halde elektrik ve su paralarının bu kurum tarafında karşılanması kabul ve ret ölçülerinde Alevi hakikatını esas almadıklarının ifadesidir. Ayrıca bu kuruma karşı olduğunu söyleyen bir çok Alevi kurumunun yerelde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile birlik içinde olarak etkinlik yapmaları, panellere katılmaları, aşure dağıtmaları, cem erkânına katılmaları da toplumun gözünden kaçmamaktadır. Alevi kurumları söylemleri, pratikleri, ilişki ağları ile toplumsal hakikatten, Alevi kimliğinden, tarihsel hafızadan, yaratılan değerlerden, pirlerin kelamından, rıza toplumu perspektifinden kopmamalıdır. Kapitalist modernitenin, nehak anlayışın zor ve rıza aygıtları ile toplumsal hakikati, yaşamın büyüsünü bozduğu, toplumu parçaladığı bir demi devranda Alevilerin demokratik siyaset için mücadele veren Adorno’nun “düzen kurucu faaliyeti” olarak tanımladığı ideolojik duruşu esas alan, bunun mücadelesini veren demokrasi güçleri ile ikrarlaşmalıdır. Unutulmamalıdır ki an geçmişin yükünü omzunda taşır. Alevilerin bugün yaşadıkları sorunlar Cumhuriyetin birinci yüzyılındaki tekçi anlayıştan kaynaklanmaktadır.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Alevi kurumlarından 5 maddelik talep için imza kampanyası

    Alevi kurumlarından 5 maddelik talep için imza kampanyası

    PİRHA- Alevi kurumları 5 maddelik taleplerinin yerine getirilmesi için imza kampanyası başlattı. Kurumlar, Hacı Bektaş Anma Etkinliklerinin 16-17-18 Ağustos’ta olduğunu, bunun dışında düzenlenen etkinliklerin ise korsan olarak tanımlanacağını ilan etti. Alevi kurumları imza metninde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı derhal kapatılması, Cemevi Başkanlığı ile birlikte hareket eden kişi, kurum, sanatçının bu başkanlığın işlediği aleni suça ortak olacağı, bu ortaklığı bir an önce sonlandırması gerektiği talepler arasında yer alıyor.  

    Alevi kurumları 5 maddelik taleplerin de yer aldığı bir yazılı metin yayınlayarak imza kampanyası başlattı.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alternatif Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği düzenlemesine sert tepki verilen metinde, Alevilerin organize bir saldırıyla karşı karşıya kaldığı, devşirme, ırkçı, gerici, kinci bir ekibin Aleviliği ortadan kaldırmaya çalıştığı vurgulandı.

    Alevilerin inançsal bir etkinliği olan Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nin, Alevi Diyaneti olmaya soyunan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından mafyatik ve işgalci bir anlayış ile gasp edilmeye çalışıldığı kaydedildi.

    AKP hükümetini uyaran Alevi kurumları, “Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği’ni kültürel festivallerle karıştırmayın” dedi.

    Alevi kurumlarının imzaya açtığı metin şöyle:

    “Alevilik; kadim ve özgün bir inançtır. Bu inanca, bu kültüre, bu felsefeye sahip milyonlarca insan, yüzyıllardır bu topraklarda var olma mücadelesi vermektedir. Aleviler; hem kendilerini hem de inançlarını korumak için tarih boyunca bedel ödediler ve hala ödemektedirler. Ödenen bedellere rağmen inançları ve ibadethaneleri yasal güvence altına alınmamıştır. Tarih boyunca ibadetleri yasaklanmış ve dergâhları, ziyaretgâhları ya talan edilmiş, ya el konulmuş ya da başka inançların ibadethanesine dönüştürülmüştür.

    Alevi köylerine zorla camiler inşa edilmiş, Alevi çocukları zorunlu din derslerine tabi tutulmuşlardır. Alevilerin, çağdaş, laik, demokratik, eşitlik, barış, kardeşlik çağrıları ve talepleri her seferinde yeni bir katliamla yanıt bulmuştur. Ancak; Aleviler, sadece kendileri için değil, bütün inançlar, cinsiyetler, renkler, milliyetler, topluluklar ve halklar için, “Eşit Yurttaşlık, İnsanca Yaşam, Barış, Kardeşlik, Adalet, Laik ve Demokratik Cumhuriyet” talepleri için mücadele etmekten geri durmamışlardır.

    “ALEVİLER ORGANİZE BİR ASİMİLASYON, İNKAR VE İMHA POLİTİKASIYLA KARŞI KARŞIYADIR”

    22 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ve bu iktidarın ortakları, dezavantajlı kesimlerin, ayrımcılığa maruz kalanların, azınlıkların hiçbir demokratik ve insani talebine olumlu karşılık vermemiştir. Bu kesimlerin başında yer alan Aleviler, organize bir asimilasyon, inkâr ve imha politikası ile karşı karşıyadır.

    “DEVLET, DEVŞİRME KADROLAR VE IRKÇI, GERİCİ, KİNCİ EKİPLE ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞIYOR”

    Devlet, devşirme kadrolar yanında ırkçı, şoven, gerici, kinci bir ekip ile Aleviliği katletmeye ve tümden ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Bu durum, tarihin en büyük operasyon hamlesidir. Bu operasyonu, Alevilerin bütün itirazlarına rağmen inatla kurdukları “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” eli ile yürütmektedirler. Bu başkanlık kurulduğu günden bu yana asimilasyon politikalarının üssü durumundadır. Bu merkezde Alevi inancı özünden uzaklaştırılarak, yeni bir elbise biçilmeye çalışılmakta ve daha da kötüsü rüşvet ve maaş karşılığı tahsis edilen devşirme kadrolar eli ile Aleviler kendi içinde ayrıştırılmak ve çatıştırılmak istenmektedir.

    “HACI BEKTAŞ VELİ ANMA ETKİNLİKLERİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI TARAFINDAN GASP EDİLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR”

    Hacıbektaş ilçesinde bulunan Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı bir kez daha işgal edilmek istenmekte ve 60 yıldır devam eden Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri, Alevi Diyaneti olmaya soyunan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından mafyatik ve işgalci bir anlayış ile gasp edilmeye çalışılmaktadır. Bu Anma etkinlikleri Alevilerin inançsal bir etkinliğidir.

    “DEVLET VE BİRİMLERİ ANMA ETKİNLİĞİNDEN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı, Alevilerin en önemli inanç merkezlerinden biridir. Alevilerin Serçeşmesidir. 60 yıldır Alevi Kurumları ve Hacıbektaş Belediyesi organizasyonunda gerçekleşen ve Alevilerin inançsal ritüeli haline dönüşen bu etkinlikten, devlet ve birimleri elini çekmelidir. Bu vicdanen kabul edilebilir bir durum değildir.

    SİYASİ İKTİDARI UYARIYORUZ: BU ANMAYI FESTİVALLERLE KARIŞTIRMAYIN!

    Siyasi İktidarı uyarıyoruz; Bu anma etkinliğini kültürel festivallerle karıştırmayın. Bu bir turistik faaliyet ya da tek başına kültürel bir festival değildir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve AKP/MHP ortaklığı bu tutumundan derhal vazgeçmelidir. Yapılmak istenen şey üzülerek ifade etmeliyiz ki; Filistinli Müslümanların Mescidi Aksa’ya girmesinin ve ibadetlerini yapmak istemelerinin İsrail devleti tarafından yasaklanması ile eşdeğer bir durumdur. Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, ibadeti olan Cemi kabul etmeyen, İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç olan Madımak Katliamı davasını zaman aşımına uğratan, katillerini serbest bırakan bir anlayışın Hacıbektaş’ta bunları yapması anlaşılır bir tutumdur ama kabul edilemez.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI YOK HÜKMÜNDEDİR; İŞBİRLİĞİ YAPANLAR ALEVİLERİ VE DOSTLARINI KARŞISINA ALACAKTIR”

    Her yıl 16/17/18 Ağustos’ta yapılan Anma Etkinliklerine bu başkanlık tarafından alternatif etkinlik konması ve halkımızı 15/16/17 Ağustos’a çağırması, kötü niyeti açığa çıkarmakta ve iddialarımızı doğrulamaktadır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı başta Aleviler ve Alevi kurumları nezdinde olmak kaydı ile hepimiz için yok hükmündedir. Böyle bir başkanlık Alevilerin talebi değildir. Bu başkanlıkla birlikte hareket eden herkes ve her kurum Alevileri ve Alevi dostlarını karşısına alacaktır.”

    İMZA KAMPANYASI BAŞLATILDI

    Alevi kurumları, aşağıdaki 5 maddelik talebin kabul edilmesi için imza kampanyası başlattı.

    1- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı derhal kapatılmalıdır. Alevilerin inançsal faaliyet ve ritüellerinden elini çekmelidir. Aynı şekilde siyasal iktidar, Alevilerin taleplerini kabul etmek yerine böyle oluşumlar eliyle Aleviliği katletme girişiminden vazgeçmeli ve Hacıbektaş programını derhal iptal etmelidir.
    2- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi başkanlığı ile birlikte hareket eden kişi, kurum, sanatçı kim varsa bu başkanlığın işlediği aleni suça ortaktır ve bu ortaklığı bir an önce sonlandırmalıdır.
    3- Hacı Bektaş Veli Dergâhı başta olmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve benzeri kurumlar eli ile gasp edilmiş, el konulmuş bütün Alevi dergâh, türbe ve ziyaret yerleri, ibadethaneleri bir an önce gerçek sahibi olan Alevilere teslim edilmelidir.
    4- Alevilik, Aleviliktir. Aleviler nasıl inanıyorsa o şekilde kabul edilmeli ve hiçbir inanca müdahale edilmemelidir.
    5- Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerinin 61.Ulusal, 35.Uluslararası programı Hacıbektaş Belediyesi ve Alevi kurumlarının ortaklaşa organize ettiği 16-17-18 Ağustos’tadır. Bunun dışındaki programları korsan programlar olarak tanımlıyor ve kabul etmiyoruz.

    NASIL İMZACI OLUNACAK?

    Bu arada, kurumsal veya bireysel imzacı olmak isteyenlerin en geç 12.08.2024 saat 12:00 a kadar abf@alevifederasyonu.org.tr mail atarak veya 05439075904 numaraya bildirim yapmaları gerekiyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Büyükşahin: Cemevi Başkanlığı’nın etkinliklerine katılmak Yezit’in sofrasına oturmaktan farklı değil

    Büyükşahin: Cemevi Başkanlığı’nın etkinliklerine katılmak Yezit’in sofrasına oturmaktan farklı değil

    PİRHA-Alevi toplumunun kesin olarak reddettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi inancını asimile etmek için birçok yerde etkinlikler yapmaya devam ediyor. Dejenerasyon politikalarıyla Alevi inancının yok edilmeye çalışıldığını vurgulayan Üryan Hızır Ocağı’ndan Veli Büyükşahin, “AKP-MHP iktidarının asimilasyon aracı olarak kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çeşitli cemevleri, Alevi kurumları, ocak evlatları, semah dönenler ve sanatçıları kendi çevresine çekerek Alevi inancını yozlaştırmaya çalışıyor” dedi.

    Alevi toplumunun kesin olarak reddettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi inancını asimile etmek, dejenerasyon yaratmak için birçok yerde etkinlikler yapmaya devam ediyor.

    3 Ağustos’ta da Cem Vakfı Antep Şubesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ortaklığında düzenlenen 8. Hemşehri Dernekleri Festivali’nde Adıyaman yöresi yaşlı otantik semah grubu adlandırması da büyük tepki çekti.

    Sanatçılar Tolga Sağ, Muharrem Temiz ve Hüseyin Korkankorkmaz, 11 Ağustos’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katkılarıyla yapılacak 16. Kısas geleneksel aşure etkinliğine katılmayacaklarını duyurdu.

    Üryan Hızır Ocağı’ndan Veli Büyükşahin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın son dönemlerde yaptığı etkinliklere tepki gösterdi.

    “ALEVİ İNANCINI YOZLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Farklı asimilasyon politikalarıyla Alevi inancının yok edilmeye çalışıldığını vurgulayan Veli Büyükşahin, “İktidarlar Alevi toplumunu sadece baskılarla ve katliamlarla yok etmeye çalışmadılar aynı zamanda onların geleneklerini, kültürlerini, inançlarını, sanatlarını ve yaşam tarzlarını yozlaştırarak yok etmeye çalıştılar. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasıyla birlikte Alevi inancının içini boşaltmaya yönelik çok ciddi girişimler var. Ama bu yozlaştırma politikalarını da Alevi inancı içerisinde olan kişiler aracılığıyla yapmaya çalışıyorlar. AKP-MHP iktidarının asimilasyon aracı olarak kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çeşitli cemevleri, Alevi kurumları, ocak evlatları, semah dönenler ve sanatçıları kendi çevresine çekerek Alevi inancını yozlaştırmaya çalışıyor. Alevi inancını yozlaştırmak istiyorsanız ilk önce inancı ayakta tutan temel direklerine müdahale etmeniz gerekir. Eğer Alevi ocaklarını yok ederseniz aslında Alevi toplumunun inancının tümünü asimilasyona açık hale getirmiş olursunuz” diye belirtti.

    “BİZİM İNANCIMIZDA SEMAH EKİBİ DİYE BİR KAVRAM YOK, SEMAH BİR GÖSTERİ DEĞİL”

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı etkinliklerle kendi anlayışını Aleviler üzerinden Alevilere pazarlamaya çalıştığını belirten Veli Büyükşahin, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bazı sanatçılarımız bu tehlikeyi gördükleri için reddettiler ve yapılan programa katılmayacaklarını söylediler. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yine birçok cemevi ve Alevi inanç önderiyle ilişki kurmak istedi ancak birçok insan bunu reddetti. Bu yapılanlar çok kıymetli ve değerli. Bu yapılanlar Alevi inancını korumaya dönük Hüseyni duruşlar. Adıyaman, Maraş, Malatya, Antep geleneksel Aleviliğin en güçlü yaşandığı bölgelerdendir. Özellikle kırsal bölgelerde Alevi inancı ocak sistemi içerisinde çok güçlü bir şekilde yaşanıyor. Ancak yakın zamanda Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği bir etkinlikte Adıyamanlı semah dönen canlarımızı yaptıkları etkinliğin afişinde semah ekibi olarak nitelendirmişler. Bizim semahımız bir gösteri değildir. Bizim inancımızda semah ekibi diye bir kavram da yok. Semahın böyle tanımlanması Alevi inancına çok zarar veren bir şey ancak buna araç olan kişiler de Alevi inancına zarar veriyor. İnancımızı asimile etmek isteyenler, canlarımızın iyi niyetini kullanıyorlar. Tıpkı Tolga Sağ ve Muharrem Temiz’in çağrıldığı etkinlikte olduğu gibi. AKP iktidarı ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı insanlarımızın iyi niyetinden faydalanmaya çalışıyor. Alevi toplumunun bu tür etkinlerde daha uyanık olması lazım.”

    “HEM KERBELA’YA AĞLAYIP HEM DE YEZİT SOFRASINA OTURMAMALIYIZ”

    Alevi inancının kendisini geleceğe taşıyacaksa bunun ocak sistemi içerisinde olacağını söyleyen Büyükşahin, “Cemevlerinin kentlerde bir misyonu ve görevi var ama ne Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, ne cemevleri ne de derneklerin Alevi inancını yeniden şekillendirmesine gücü yeter. 40’lar Meclisi’ni sembolize eden semahımızı bu şekilde kullanmaya kimsenin hakkı yok. Semahımız bir gösteri aracı değildir, semah dönenler de folklor ekibi değildir” diye konuştu.

    “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile bilerek ve isteyerek çalışan kişi ve kurumlara karşı bir tutum alınması gerekiyor” diyen Büyükşahin şunları kaydettti:

    “Alevi sanatçısı bir taraftan İmam Hüseyin’in Kerbela’da yaşadığı zulmün deyişlerini okuyacak ama bir taraftan da Yezit siyaseti yapanların sofrasına oturacak. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı etkinlikler Muaviye ve Yezit zihniyetinde olanların yaptığı etkinliktir. Hem Kerbela’ya ağlayıp hem de Yezit sofrasına oturmamalıyız. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkinliklerine katılmak Yezit’in sofrasına oturmaktan farklı bir şey değil” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • ‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

    ‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

    PİRHA- Yüzyıllık Cumhuriyet tarihinde Alevilerin yaşadığı inkâr ve asimilasyon politikasının sürdüğünü söyleyen DAD eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “ÇEDES’e, kuran kursuna karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür. Sadece karşı çıkmak değil, bu konuda bir fikrinizin, programınızın, hedefinizin olması lazım. Türkiye’de ve Avrupa’daki bütün Alevi kurumları kendi hakikatiyle yeniden buluşmalı. Sadece anmalarda bulunup söz kurarak bu inanca ve topluma çok fazla şey katmadığını görmemiz lazım” dedi.

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli sorularını Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu‘ya sorduk.

    “DEVLET KENDİ ALEVİLİĞİNİ TOPLUMA ENJEKTE ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    Yüzyıldır Türkiye’de Alevilerin yaşadığı inkâr ve asimilasyon politikası sürüyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran mantığa göre Türk ve Müslüman olmayan hiçbir halkın, dilin, inancın ve etnik kimliğin önemi yok. Herkes Türk ve Müslüman olmak zorundadır. Yüzyıldır asimile edilen, katledilen Alevilere karşı durup dururken AKP ve MHP faşist iktidarı neden böyle bir başkanlığa ihtiyaç duydu. Türkiye’de ve dünyada Alevilerin kendini keşfetmesi ve kendi inancıyla buluşması muazzam bir ivme kazandı. Eksik de olsa, hatalı da olsa böyle bir süreç yaşandı. Bu süreçte Aleviler diğer ötekilerle ortak paydada yol alma imkânı buldu. İşte tam da bu noktada devlet bu duruma müdahale etme gereğini duydu. Devlet eğer Aleviler bir şey söyleyecekse bunu ancak devletin istediği ölçülerde yapabilir dedi. AKP-MHP iktidarı tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da buna hizmet eden bir yapı. Devlet, Alevileri hiç dinlemeden kendi ölçülerini koyduğu bir Aleviliği topluma enjekte etmeye çalışıyor.

    “ALEVİ KURUMLARININ KARŞI DURUŞU OLDU ANCAK TOPLUMSAL BİR TEPKİYE  ÇEVİREMEDİK”

    MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    MHP ırkçı bir parti ve AKP ile bir anlaşma yapmış. Sen herkesi Müslüman yapmak için çalış bende Alevilerle ilgileneceğim demiş. AKP-MHP iktidarının ülkü ocaklarında yetişmiş birisini Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın başına geçirmesi çok da şaşırılacak bir şey değil. Makam ve mevki düşkün olan herhangi bir Alevinin bu görevi kabul edeceğini düşünüyorum. Devlet bu hamleyi yaparken Alevi kurumlarının karşı duruşu oldu ancak bunu toplumsal bir tepkiye çeviremedik. Bu da bizim eksikliğimizdir bunu kabul etmemiz gerekiyor. Bugün Türkiye’de ve Avrupa’da örgütlü sekiz tane Alevi federasyonu var ama halen yan yana gelmekten aciz durumdalar ya da bu gerçeklikten kaçıyorlar. Bunun iki nedeni var ya kurdukları iktidarı kaybetmek istememeleri ya da korkuları.

    “DEVLET, ALEVİLERİN SORGULAMA HAKİKATİNİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Sistem önüne Türkiye’deki Alevileri asimile edip Türk ve Müslüman potası içerisinde eritme hedefi koymuş. Onun için bütün akademisyenleri de kullanır, ansiklopedi de hazırlar. Bugün araştırma yapan bütün akademisyenler devlet arşivine gider. Sistem, bütün imkân ve olanaklarını kullanarak Alevi hakikati üzerine oynayarak toplumu tamamen teslim alma çabası içerisinde. Çünkü Alevi olan insanlar biatı kabul etmez, sorgulamadan her şeyi kabul etmez. Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması ve ansiklopedi hazırlanmasının tek bir amacı var o da sorgulama hakikatini ortadan kaldırarak biat eden bir toplum yaratmak.

    “ALEVİLER, BÜTÜN ÖTEKİLERE SAHİP ÇIKMAK ZORUNDA”

    Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gerici eşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Türkiye’deki hiçbir üniversitede bilimsel bir eğitim verilmiyor. Ancak siyasi partiler, demokratlar, devrimciler ve Aleviler bu konuda birkaç söylemek ve açıklama yapmanın ötesinde toplumun gücünü ortaya çıkaracak ne bir projeleri ne de bir çabaları var. Biz ne kadar söz kurarsak kuralım yaptıklarımız hiç kimseye bir fayda sağlamayacak. Aslında sisteme kızıyorum ama hiçbir iş yapmıyorum, karşı çıkıyorum ama bir şey üretmiyorum. Bu hiçbir şey yapamamaktır, yani durumu kurtarmak, zamanda o kendi konumunu kurtarmak için zayıf, cılız bir serzenişten öteye geçmiyor. Sistemin bütün topluma enjekte ettiği karanlık ve çağ dışı olarak enjekte edilen projenin anaokuluna kadar inmesine engel olamadık. Eğer Aleviler bu ülkede gerçekten bir şey yapmak istiyorsa bütün ötekilerin diline, kültürüne ve inancına sahip çıkmak zorundadır. Siyasi partilerin, inanç kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin bu konuda söz söyleme zorunluluğu ve görevi vardır. Bu yapılmadığı sürece siz sadece bir simge olarak kalırsınız ve kendi kurduğunuz iktidarla birlikte kendinizi tatmin edersiniz. Siyasi partilerin ya da inanç kurumlarının bu konuda söz söyleme zorunluluğu ve görevi vardır. Bunu yapmadığınız sürece sadece siz simgesiniz. ÇEDES’e, kuran kursuna karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür. Sadece karşı çıkmak değil, bu konuda bir fikrinizin, programınızın, hedefinizin olması lazım. Bunu yapmadığınız sürece siz sadece konuşmuş olursunuz.

    “BÜTÜN ALEVİ KURUMLARININ ZULME KARŞI ÇIKMASI LAZIM”

    Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Eğer Türkiye’nin üçte birini oluşturan bir inanca karşı devlet size hiç sormadan ve dinlemeden sizi bir kalıba sokmaya çalışırsa, önce ahlaklı Müslüman’ın, Hristiyan’ın karşı çıkması lazım ondan sonra diğer sorumluluk da Alevilerindir. Kim hangi ırkta ve inançta olursa olsun zulme karşı çıkması lazım. Bunu yapmadığımız ve bu konuda ortak program ve projeler üretmediğiniz sürece sadece iktidarın en küçük ve en berbat hali olursunuz bir şey üretemezsiniz. Çünkü sizin toplumla buluşma şansınız yok diğerleri sizden daha planlı bir şekilde çalışıyor. Artık herkesin şapkasını önüne koyup her Alevinin kendini gözden geçirmesi gerekiyor. Bütün Alevi kurumlarına soruyorum İstanbul’da 120 tane cemevi var kaç tanesi sizinle beraber çalışıyor. Her türlü asimilasyonun üretildiği 94 tane cemevinin sizinle bir bağı yok, siz şimdi iş mi yapmış oluyorsunuz. Bu kadar basit bir yaklaşım Alevi hakikatini bilmemektir.

    Bir kurdun açlığını, bir yılanın çıplaklığını kendine dert eden bir inanç sizin kişisel beklentileriniz için sınırladığınız ve kurduğunuz derneklerle açıklanamaz. Hacı Bektaş’ın bir olalım, iri olalım, diri olalım sözünü söylersiniz ama bunun için bir çabanız yok siz şimdi Alevi misiniz? Zulmün olduğu yerde mazlumun yanında olmak bir haktır, Hüseyin’i bir duruştur dersiniz ama size yakın olmayanın uğradığı zulmü görmemezlikten gelirsiniz. O zaman siz Alevi değilsiniz, Aleviliği anlamamışsınız demektir. Türkiye’de ve Avrupa’daki Alevi kurumları kendi hakikatiyle yeniden buluşmalı. Şu andaki duruşuyla, bu topluma çok şey vermediklerini görmeleri lazım. Sadece anmalarda bulunmak ve bağırarak söylediğiniz söz bu inanca ve topluma çok fazla şey katmadığını görmemiz lazım. Bu körlükten de çıkmamız gerekiyor.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’
    17-‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’

  • Almanya’da aşure lokması pay edildi-VİDEO

    Almanya’da aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PİRHA- Almanya’da Freiburg Dergâhı ve Hamburg Hak Evi’nde aşure lokması pay edildi.

    Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Almanya’da Freiburg Dergâhı ve Hamburg Hak Evi’nde aşure lokması pay edildi.

    Aşure lokmasının pay edilmesinin ardından deyişler okundu.

    PİRHA/ALMANYA

  • Hasan Ali Tuncer: Son günlerde yakınlarımızı Alevi inancına göre Hakk’a uğurladık-VİDEO

    Hasan Ali Tuncer: Son günlerde yakınlarımızı Alevi inancına göre Hakk’a uğurladık-VİDEO

    PİRHA-Kayseri ve Maraş’ta eski Alevi mezarlıklarında sembollerin olduğunu belirten Göynük köyünden Hasan Ali Tuncer, “Son dönemlerde kendi yakınlarımızı Alevi inancına uygun olarak defnettik. Hakk’a uğurlama, dedenin eşliğinde, saz çalınarak, nefesler ve gülbenkler okunarak yürütüldü” dedi.

    Maraş’ın Göksun ilçesine bağlı Göynük köyü ve Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Alevi köylerinde eski dönemlere ait mezarlarda inançlarını ve geleneklerini yansıtan sembollerin taşlara çizildiği görülüyor.

    Göynük köyünde yaşayan Hasan Ali Tuncer, şu anda Keklikoluk’ta, Tatmakuyu’da İslami inanca göre yetişen kişilerin cenazeleri defnettiğini söyledi. Tuncer, “Oradaki hocalar da şimdi İslamiyet’in misyoneri olarak çalışıyorlar. Tümüyle dualarla götürüyorlar. Okuduğu duaların hepsi yanlış ve hatalı. Bunu bir türlü anlatamıyoruz” diyerek tepki gösterdi.

    Tuncer, şöyle devam etti:

    “Alevilerin eski dönemlerinde mezar taşlarına güneş, silah, bardak, ay ve yıldız figürleri çizilmiş. Silahın onların savaşçı özelliğini, güneş motifi de güneşin kutsal kabul edildiğini gösteriyor. Yine bu dönemde Alevilerin inançlarına müdahale edilmediğini ve dışardan etkilenilmediğini ortaya çıkarıyor.”

    “O DÖNEMDEKİ MEZARLAR ALEVİ İNANCINA GÖRE YAPILIRDI”

    Tuncer, ailesine ait olan mezarlar hakkında ise “Tarihi mezarlardan bir tanesi dedemin dedesine ait, diğerleri de büyük dedemin kardeşlerine ait. Bir tanesini Ermeni mezarlığı diye yıkıyorlar. Köyden birileri gelip buranın Ermenilere değil Kürt Beylerine ait olduğunu söylüyor. 1930’larda buradan Kayseri’ye gidiş gelişlerde hayvancılık yaptıkları için Kayseri taşlarını görüp buraya taşıyorlar. Tümüyle Alevi geleneklerine göre yaptırılıyor. Üzerinde ay ve yıldızın olması hanedanlığı anlatıyor. Silah figürlerinin olması da hanedan içinde silahlarla uğraştığını ifade ediyor” diye konuştu.

    “DEVLET ZEKİ ÇOCUKLARI ALIP ASİMİLE ETMEK İSTİYORDU”

    Hasan Ali Tuncer, “Devlet o dönemde Alevileri asimile etmek için bölgedeki zeki çocukları götürüp okutmak istiyor. Dedemin küçük kardeşini zeki olduğu için Kuleli’ye götürüyorlar, geri dönüşte zatürreye yakalandığı için hayatını kaybediyor. Ondan sonra aileler bir daha çocuklarını okutmak istemiyorlar” dedi.

    “HOCALIK DAYATILIYORDU”  

    “Özellikle 1950’de Tekke ve Zaviye Kanunuyla dergahların kapatıldığını hatırlatan Tuncer, şunları kaydetti:

    “Aleviler o dönemde cemlerini gizli yürütmek zorunda kalıyor. Çok partili dönemle birlikte Alevilere Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın tekrar verileceğine yönelik bir seçim kampanyası yürütülüyor. Bunu yaparken de bize ‘sizin cenazelerinizi nasıl kaldırdığınız belli değil’ diyerek köyden eski yazıları bilen birkaç kişiyi gönderin, diyor. Daha sonrasında müftülük tarafından dualarla birlikte hocalık sistemi başlıyor. Daha sonra dedem aşiret reisi olduğu için bunu yaptığına pişman olmuştu. Nerden bulaştık diye buna sinirleniyordu. Bizim köyde başkalarına aktarılmadığı için kimse yapmıyor.

    Şu anda Keklikoluk’ta, Fatmakuyu’da hocalar İslamiyet’in misyoneri olarak çalışıyorlar. Tümüyle dualarla götürüyorlar. Okuduğu duaların hepsi yanlış ve hatalı. Bunu bir türlü anlatamıyoruz. Eskiden mezarlar yörenin taşlarıyla yapılırdı. Daha sonra mermer taşları çıkınca mezarları yaptırmak için mermercilere gidiyorduk. Böyle olunca mermer ustası kendi düşüncesine göre yaptırıyordu. Getirip taktıklarında bu sefer kavga çıkıyordu. Biz silinmesini istiyorduk artık kaldırılamayacağını fark edince mecbur kabullenmiş olduk. Son dönemlerde kendi yakınlarımızı Alevi inancına uygun olarak defnettik. Dedenin eşliğinde, saz çalınarak, nefesler ve gülbenkler okunarak yürütüldü. Bunu yapınca kendi köyümden tepki aldım.”

    “ALEVİ İNANCINA GÖRE UĞURLANMAK İSTİYORUM”

    Alevilerin hızlı bir şekilde asimile olmaya başladıklarını hızlı bir şekilde de Kuran okumaya çalıştıklarını dile getiren Tuncer, “Ailemin bana vasiyetleri üzerine akrabalarımı Alevi inancına göre defnettik. Bundan sonra da bu şekilde sürdüreceğim. Yaptığım için de mutluyum. Kendi vasiyetim de böyle. Ölünce Alevi inancına göre uğurlanmak istiyorum” diye konuştu.

    Kamber YILDIZ/MARAŞ 

     

     

     

  • ‘Alevi kurumsallaşmasının bir yol haritası olmalı; Güçlü bir hukuk komisyonu kurulmalı’-VİDEO

    ‘Alevi kurumsallaşmasının bir yol haritası olmalı; Güçlü bir hukuk komisyonu kurulmalı’-VİDEO

    PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Gazeteci Veli Haydar Güleç. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir Diyanet benzeri kurum olduğunu belirten Güleç, asimilasyonun önemli bir ayağının cemevlerinde yürütüldüğünü vurguladı. Alevi kurumsallaşmasının mutlaka bir yol haritasının, bir hedefinin olması gerektiğini söyleyen Güleç, güçlü bir hukuk komisyonu kurulması gerektiğini kaydetti. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Gazeteci Veli Haydar Güleç sorularımızı yanıtladı.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİR ALEVİ DİYANETİDİR”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    VELİ HAYDAR GÜLEÇ: Devlet inkar ettiği bir inancın bir birimini oluşturuyor kendi bünyesinde ama Aleviliği inkar ediyorlar. Peşi sıra oluşturdukları bu başkanlık bana göre aynı zamanda bir Alevi Diyaneti’dir. Alevilere bir Diyanet armağan etmeye çalışıyorlar. Bugüne kadar asimilasyon politikalarıyla, baskıyla, katliamlarla yok edemediği Aleviliği kendine benzetmeye çalışıyor. Yoğun bir çalışma içinde olduklarının bizde farkındayız. Özellikle kırsaldaki cemevleri üzerinde yoğun çalıştıklarını biliyoruz. Çünkü buralar biraz korunaksız alanlar. Alevi kurumsallaşmasının çatı örgütlerine bağlı yerler olmadıkları için doğal olarak buralarda çalışma yürütüyorlar. Bütün sorun Alevi kurumsallaşmasının ortaya koyacağı tepkilerdir. Bu kadar yoğun baskı, katliam, öldürme, yok etme, sürgüne rağmen Alevi toplumu bu yolu buraya kadar getirdi. Bu yolu bir şekilde korudu. Devlet dönem dönem Alevi toplumuna müdahalelerde bulunuyor. Geçmişte bunu çok kaba tarzda yapıyordu. Katliam yaparak, sürgün ederek, öldürerek, Alevi pirlerine işkence yaparak birçok yol yöntem denedi. Şimdi biraz daha ince tarzla yapıyor. Aleviliği yeniden belirlemeye çalışıyorlar. Alevi toplumunun, kurumsallaşmasının buna göstereceği refleks önemli. Alevi kurumsallaşmasının bir yol haritası mutlaka olması gerekiyor. Alevi kurumsallaşmasının hedefinin olması gerekiyor. Bu amaç ve hedefleri de toplumsal mücadelenin içerisinde örgütlemesi gerekiyor. Bu ülkede sınıfsal olarak ezilen çok önemli bir kesim var. Bütün kesimlerle mücadelesini ortaklaştırması gerekiyor. Şu an devletin uyguladığı bu uygulamaya karşı Alevilerin bu işte tereddüt etmemesi gerekiyor. Tepkiyi gösterirken tereddüt içerisinde olmamaları gerekiyor. Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleriyle ilgili belediye, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile görüşebilir, devletle görüşebilir sonuçta kamu kurumudur. Ama Alevi kurumları o görüşmenin bir parçası haline gelmemelidir. Zaman zaman bu tür eksikliklere düşüyorlar. Bu bir meşruiyet sağlamaktır aynı zamanda. Görüşmeye giderseniz onu kabul etmiş oluyorsunuz. Nasıl bakarsanız bakın bu bir kabullenmedir. O yüzden Alevi kurumlarının bu konuda çok net olması lazım. Bu tür yalpalanmalar Alevi toplumu içerisinde bir karşılık bulmuyor. Bizim bir Yolumuz var. Bu yol Aleviler tarafından bin yıllardır aslında bu günlere getirilmiştir. Aleviler son 10-15 yıldır aslında kendini tanımaya başladı, farklı sürekleri tanımaya başladı. Burada görsel medyanın da çok katkısı oldu. TV10, CAN TV ve PİRHA’nın bu konuda çok ciddi katkıları oldu. Basının, medyanın bu konudaki katkıları aslında Alevilerin kendini bulmasını da sağladı. Düne kadar birbirine farklı gözle bakan, birbirini öteki olarak gören Aleviler şimdi birlikte hareket ediyor. Basın açıklamaları gibi etkisiz eylemlerle sorunların aşılamayacağını herkesin görmesi gerekir.

    “DİYANET’İN KALDIRILMASI GEREKİYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarını muhatap almaması çok normal bana göre. Çünkü Aleviler böyle bir kuruma ihtiyaçları olmadığını baştan dile getirmişler. O yüzden bu kurum aslında etkisiz bir eleman gibi ortaya çıktı. Bu kurumun devlet tarafından tamamen asimilasyon için oluşturulduğunu herkes zamanla görecektir. Ve zaman onu tüketecektir. Diyaneti kimse bu ülkede tartışamıyor, Diyaneti tartışmak gerekiyor. Laik, demokratik bir ülkede yaşıyorsak Diyanet gibi bir kurumun olmaması lazım. Din hizmetlerini vermek devletin görevi değildir. Alevi kurumları başta bunu çok net ifade ettiler ama sonra onlar da bu tuzağa düşmeye başladılar. Elektrik, su parası vb. konular tartışma konusu yapıldı. Buna düşmemek gerekiyordu. Temel olan Diyanet gibi kurumların ortadan kaldırılması gerekiyor, devletin din üzerinden elini çekmesi gerekiyor. Devlet dine mesafesini ortaya koymak zorunda. Devlet burada hakem görevi görecektir. Devlet egemen din anlayışının ötekiye baskı yapmasının önündeki güvencedir aslında. İnancı devlet belirlemeye kalkarsa biz de dönüp ‘benim inancım seni niye bu kadar alakadar ediyor?’ diye sorarız. Aslında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevilere karşı bir baskı unsuruna dönüştürüldü. Çünkü devlet kendi Alevisini yaratmak istiyor. Devletin görevi bu değil. O yüzden Alevilerin açık bir şekilde Diyanete net tavır koymaları gerekiyor. Diyanetin kaldırılması için herkesin de kampanya yürütmesi gerekiyor. ÇEDES Projesi bu ülkedeki herkesin sorunudur. ÇEDES’in hayata geçirilmesini sağlayan temel faktör Diyanettir. Diyanet olduğu sürece devlet din hizmetlerini topluma karşı bir silah olarak kullanacaktır. Alevilerin olduğu her yerde ezan okutuyorlar bu açık bir baskıdır, asimilasyondur, o insanları yıldırmaktır. Bunlara karşı tavır oluşturabilmek için ana kaynağını sorgulamak lazım. Devlet şu anda Diyanet’e milyarlar harcıyor. Bu bütçenin nereye gittiğini sorgulamak lazım. Bu kurum bir inanç kurumuysa oraya hizmet sunan vatandaşların çok mütevazı bir yaşamı olması lazım normalde. O yüzden Diyanetin kaldırılması için güçlü bir şekilde mücadele etmek gerekiyor. Diyanet kaldırılırsa bu ülkede gerçek anlamda laiklik de hayata  geçirilecektir, diğer bütün inançlar da daha özgürce inançlarını yerine getirebileceklerdir.

    “YOĞUN BİR ÇALIŞMA TEMPOSUNA İHTİYAÇ VAR, BİR HEDEFİNİZ OLMAK ZORUNDA”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Alevi örgütlülüğünün bugüne kadar böyle bir çalışma yapmaması hepimizin eksikliğidir. Asimilasyon için en temel şeylerden biri o inancı kendine benzeştirmedir. ‘Aleviler zaten bir İslamdır’ diyor. Belli ki o ansiklopedi de İslam düşünürleri tarafından hazırlanacaktır. Bahsedilen o birkaç Alevi akademisyen de devlete, islama hizmet eden kişilerdir. Aleviliğe hizmet edip gerçekten Aleviliği koruma çabası olsaydı zaten o işin içerisinde olmayacaktı. Bu anlamda Alevi kurumlarının taşın altına elini koyması gerekiyor. Yakın zamanda Avrupa’da böyle bir çalışma başlatıldı. Hızlı bir şekilde hayata geçirilebilirse boşluğu doldurmuş olacaktır. Alevilik yolu üzerinde kafa yoranların da oraya destek olup biran önce hayata geçirilmesini sağlamak gerekiyor. Devlet o tarihsel hafızayı silmek için uğraşıyor. Türkiye’de en çok değiştirilen bakanlık Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Bu ülkede son 22 yılda 14 Milli Eğitim Bakanı değişmiştir. Demek ki bir sorun sıkıntı var. Gelen yeni bir şey icat etmeye çalışıyor. Aleviliği de İslam’ın bir parçası gibi okullarda öğretmeye çalışıyorlar. Tüm bunları aşmak için gerçekten çok yoğun bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Bir hedefiniz olmak zorunda.

    “ÇEDES SADECE ALEVİLERİN DEĞİL BÜTÜN TOPLUMUN SORUNU”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES sadece Alevilerin sorunu değil toplumun bütününün bir sorunudur. Laik demokratik bir ülke isteyenlerin sorunudur. Onların en çok sahip çıkması gerekiyor bu konuya. Tabi ki Aleviler bu konuya tepki vereceklerdir ama bu tepkilerin ortaklaşması gerekiyor. Bütün bir toplum bunu baskıya dönüştürüp adım attıramazsa bu devlet bunları hayata geçirir. Özellikle AKP-MHP faşizmi bunun üzerinden siyaset yapacak. Toplumun muhafazakar, milliyetçi kesimine hitap eden adımlar atmaya çalışıyorlar. Bu en çok eğitim alanında atılan adımlardır. ÇEDES hayata geçirildiğinden beri iki kesimden tepki gördük. Alevi kesimi ve VELİ-DER bu konuda epey çalışma yürüttü. Ama ne kadar etkili oldu bütün sorun bu. Bunun etkili olması için daha güçlü adımlar atılması gerekiyor. Siyaset kurumlarını özellikle muhalefet cephesini hareket ettirmek gerekiyor. Bu ciddi bir sorun. Bir yere imam girmeye başlıyorsa o yerde başka şeyler olmaya başlayacaktır. Eğitimin rengi de niteliği de değişmeye başlayacaktır. Bütün ailelerin aslında bunu düşünerek hareket etmesi gerekiyor.

    “ASİMİLASYONUN ÖNEMLİ BİR KISMI CEMEVLERİNDE YÜRÜTÜLÜYOR” 

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Asimilasyonun önemli bir kesiminin de cemevlerinde yürütüldüğünü söylemek lazım. Kuran kursları açarak Hakk’a uğrulama erkanında Kuranı kullanarak, namaz kıldırarak, fatiha okutarak asimilasyonu kendi içimizde daha etkin yürüttüğümüzü görmemiz gerekiyor. Alevi kurumsallaşmasının buna karşı kendi içinde ciddi şekilde tartışması gerekiyor. Alevi kurumlarının bütünlüklü bir yol haritasının olması gerekiyor. Kendi ana dilimle bile cemevlerinde cenaze töreni yapılmasının ne kadar zor olduğuna ben tanık oldum. Alevi kurumlarının buradaki mücadelesi de sorgulanmalı. Etkili bir mücadele yürütülemedi, sonuç alıcı adımlar geliştirilemedi. Kimi mitingler, basın açıklamaları yaparak, okullar açıldığında kimi tepkiler vererek bu işin üstesinden gelinmeyeceğini herkesin görmesi gerekiyor. Bağırıp çağırıp miting yapmak bir sonuç vermiyor. Daha somut adımlar atmamız gerekiyor. Bu ülkede Kürtler çok ağır bedeller ödedi ama radikal kararlar alarak bir sonuç aldılar. Şu anda fiili olarak Kürtler sahip olması gereken hakları kullanıyor aslında. Kendi dilini, kimliğini kullanıyor, kültürüne tarihine sahip çıkıyor. Bunlar çok ağır bedeller ödenerek kazanıldı.

    “KENDİ İÇERİSİNDE ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVİ KURUMSALLAŞMASININ OLMAMASI GEREKİYOR”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Öncelikle bir fikir ortamının oluşması gerekiyor. Alevilerin bir fikir üretim merkezinin olması lazım. Zaman zaman danışma kurullarının oluşturulması lazım. Aydınlarımızdan, yazarlarımızdan, bilgiden yararlanarak birçok şeyin önünü açabiliriz. Alevi kurumlarının bu konuda biraz daha yoğun çalışması gerekiyor. Hukuk mücadelesi en temel konulardan bir tanesidir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik AYM’ye dava açıldı. Aleviler gidip bu davanın bir parçası olabilirlerdi en başından. Çünkü tarafıdır Aleviler. Bu bir hukuk mücadelesidir. Sonuç alınır ya da alınmaz hiç önemli değil. Ama siz orada olmak zorundasınız. Siz orada görünür olmak zorundasınız. Bunun için de güçlü bir hukuk komisyonunuzun olması lazım. Bu mücadeleleri de bunun üzerinde yürütmek lazım. Her gün nefret suçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz, evlerimiz işaretleniyor. Bu tür şeylere karşı toplumsal tepki önemlidir. Bu tür şeylere prim vermemek lazım. Alevi kurumsallaşması bu konuya biraz daha kafa yormalı. En önemlisi de bir hedefin olması lazım. Kendi içerisinde ötekileştirilen bir Alevi kurumsallaşmasının olmaması lazım.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO

  • Berlin’deki din/inanç dersleri arasında Alevi inancı da yerini aldı

    Berlin’deki din/inanç dersleri arasında Alevi inancı da yerini aldı

    PİRHA- Berlin Eğitim Senatörlüğü din/inanç derslerine ilişkin yayınladığı yeni düzenlemede 2024/2025 eğitim yılı itibariyle Alevi inancının kayıt formu içinde yer alacağını duyurdu.

    Berlin Cemevininin Alevilik dersleri konusunda yaptığı çalışmalar kapsamında önümüzdeki eğitim yılı itibariyle tercih edilecek din/inanç başlıkları arasında artık Alevilik de yer alacak.

    Berlin Eğitim Senatörlüğü din/inanç derslerine ilişkin yayınladığı yeni düzenlemeyi duyurdu. Yapılan duyuruya göre önümüzdeki eğitim yılı itibariyle (2024/2025) din/inanç için başvuru kayıt formu içindeki başlıklar arasında Alevilik seçeneği de yer alacak.

    Konuya dair açıklama yapan BAT-Cemevi ARU Eğitim Koordinatörü Erdal Çağlar, Alevilik başlığının başlı başına eklenmesinin önemli bir adım olduğunun altını çizerek, “Alevilik derslerini Berlin’in her bölgesinde verilmesini sağlama konusunda ebeveyn ailelerimize büyük sorumluluk düşüyor. Çocuklarını gönderdikleri her okulda girmelerini istedikleri din/inanç dersleri arasında Alevilik seçeneğini işaretlemeleri sonucunda yetkililer bizlerle iletişime geçecek ve bizde Alevilik derslerinin o okulda çocuklarımıza verilmesi için hemen çalışmalarımızı başlatacağız” dedi.

    Çağlar, Alevilik seçeneğinin olduğu bu kayıt formunu ailelerin ilgili okullardan veya gelip Cemevi’nden temin edebileceklerini sözlerine ekledi.

    PİRHA/ALMANYA

  • Avrupa Konseyi’nden AKP hükümetine din dersi uyarısı: AİHM kararlarına uymakla yükümlüsünüz

    Avrupa Konseyi’nden AKP hükümetine din dersi uyarısı: AİHM kararlarına uymakla yükümlüsünüz

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’den Alevi inancına sahip ebeveynlerin çocukları için uygun seçeneklere ihtiyaç duyulduğuna ilişkin kararın gereklerinin yerine getirilmesini istedi.

    AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetlemek üzere Strazburg’da toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, her devletin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğünün altını çizerek, Türkiye’de inanç özgürlüğü ile zorunlu askerlik ve din eğitimi konularında ilerleme çağrısında bulundu.

    “FARKLI İNANÇTAKİ EBEVEYNLERİN ÇOCUKLARI İÇİN UYGUN SEÇENEKLERE İHTİYAÇ DUYULUYOR”

    Bakanlar Komitesi, zorunlu din dersleriyle ilgili, AİHM’in, 2008 yılındaki “Zengin-Türkiye davası” ile 2014 yılında “Mansur Yalçın ve Diğerleri – Türkiye” davasında aldığı kararları hatırlattı. Komite, ebeveynlerin kendi dini veya felsefi inançlarını açıklamalarını gerektiren prosedürle sağlanan çok sınırlı bir istisna dışında, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin Türkiye’de zorunlu olmaya devam etmesini derin bir üzüntüyle not ettiklerini dile getirdi.

    Türk yetkililere “Mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğünü” hatırlatan Komite, Sünni İslam dışında dini veya felsefi inanışa sahip ebeveynlerin çocukları için uygun seçeneklere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Komite, Türk yetkililerini yıl sonuna kadar AİHM kararının uygulanması için öngörülen tedbirlere ilişkin bilgi sağlamaya davet etti.

    “HİÇBİR SOMUT ADIM ATILMAMASI KAYGI VERİCİ”

    Ayrıca Bakanlar Komitesi, toplantının ardından yaptığı açıklamada, vicdani retçileri kapsayan “Ülke grubu davası” ile ilgili kararların kesinleşmesinden yıllar sonra, başvuranları ve bu durumdaki diğer kişileri korumak için gereken yasal reformları uygulamaya yönelik hiçbir somut adımın atılmamasından duyduğu kaygıyı ifade etti. Açıklamada, “Komite, başvuranlardan üçünün hala askerlikten kaçan kişiler olarak görülmesinden ve kovuşturma tehdidiyle ve ‘sivil ölüm’ anlamına gelen çok sayıda kısıtlamayla karşı karşıya kalmaya devam etmesinden derin üzüntü duymaktadır” denildi.

    (HABER MERKEZİ)