PİRHA – Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Sıldız Köyü’nde Ot Festivali yapıldı. Dayanışmayla toplanan otlardan yapılan yöresel yemekler sofrada yerini aldı. Festival, kültürel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasını da hedefliyor.
Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Sıldız Köyü’nde ‘Ot Festival’ yapıldı. Festivale HDK Eş Sözcüsü ve DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Baharın gelişi doğanın yeniden canlanması ile birlikte yeşeren otlar, açan çiçekler ve doğanın sunduğu doğal ürünler sofrada yerini alıyor.
Dayanışmayla toplanan doğal bitkilerden hazırlanan onlarca çeşit yemek hem görsel şölen oluşturuyor hem de kültürel değerlerin gelecek nesillere aktarılmasına vesile oluyor. Çocukların doğayla buluştuğu, eski geleneklerin yeniden hatırlandığı, sohbetin, paylaşmanın ve dayanışmanın büyüdüğü Ot Festivali, geleneksel olarak her yıl yapılıyor.
Yaz aylarında köylerine giden yurttaşlar kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması için çalışmalar yapıyor. Festival için toplanan yiyecekler hummalı bir çalışma sonrası sofralarda yerini aldı. Önce ayıklanan daha sonra ise yıkanan yiyecekleri kadın ve erkeler birlikte hazırladı.
“ALEVİLERİN İNANCINI YÜRÜTMESİ ÇOK DEĞERLİ”
Ot Festivali’ne katılan HDK Eş Sözcüsü ve DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, Erzurum’un farkı yüzleri ve çeşitli zenginliklerinin olduğunu belirtti. Beştaş, Erzurum’un Hınıs ve Tekman ilçelerinde bulunan Alevi köylerinin dayanışma ve birlik içinde Alevi inancını yürütmelerinin çok kıymetli oluğunu söyledi.
Sıldız Derneği’nin İstanbul’daki örgütlü mücadelesine de değinin Beştaş, “Bu kültürün gelecek nesillere aktarılması, bunun kaybolmaması aynı zamanda bir demokrasi ve bir arada yaşama mücadelesidir. Birbirimizin kimliğine, inancına, diline, varlığına saygı duymadır” diye konuştu.
“KADIN ÖZGÜR OLMADAN TOPLUM ÖZGÜR OLMAZ!”
Emekle yoğrulmuş çok çeşitli otlardan yemeklerin yapıldığını söyleyen Beştaş, “Umarım erkekler de otları toplamıştır” diyerek kadın erkek eşitliğinin önemi şu cümlelerle ifade etti:
“Ot toplama işini sadece kadınlara bırakmamıştır. Bizler öncelikle insan hakları ve demokrasi mücadelesi yürütenleriz ama her zaman kadın ve erkek varsa kadının yanındayım. Bunu asla unutmayın. Kadınların eşit ve özgür olmadığı bir toplum asla özgür olamaz. Bir yerde şiddet varsa orada şiddete maruz kalan kadar şiddeti uygulayanı da çok güçlü sorgulamamız ve buna karşı mücadele etmemiz gerekir. Çünkü bizim mücadelemiz topyekun toplumu ve sistemi demokratikleştirmektir. Bu ülkede de dünyada da en büyük ezilen nüfus maalesef kadınlardır. Bugün Türkiye’de de tam anlamıyla bir kadın kırımı yaşanıyor. Her gün üç kadın katlediliyor.”
“NEREDEN GELDİĞİMİZİ UNUTMAYALIM”
Yapılan festivalin önemli olduğunu vurgu yapan Beştaş, “Bizler nereden geldiğimizi unutmayalım. Taşımızı, toprağımızı, bahçemizde açan bir çiçeğin adını, çocuklarımıza nesiller boyu öğreterek aslında çok bir mücadelede yürütmüş oluyoruz. Nerede yaşarsak yaşayalım İstanbul’da ya da Avrupa’nın büyük bir metropolünde her zaman kendi köyümüzü anar, oradaki evimizi özleriz. Bu kendi kültürümüzü devam etmektir” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından pişirilen yöresel lezzetler Sıldız Köyü Cemevi’nde hep beraber yenildi.
PİRHA – İzmir’in Urla ilçesine bağlı Alevi köyü olan Bademler Köyüne İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılma girişimini iktidarın camisiz köy bırakmak istememesi olarak yorumlayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir” dedi.
Sanatsal faaliyetleriyle tanınan İzmir’in Urla ilçesindeki Alevi köyü Bademler’de cami yapılması için kaymakamlığa başvuru yapıldı. Cami talebinin, köye yakın zaman öncesinde dışarıdan göç eden Folkart Sitesi sakinleri tarafından yapıldığı iddia edildi.
Bademler köyüne cami yapımına ilişkin konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılmasını ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir uygulama olarak yorumladı.
“SİYASAL İKTİDAR CAMİSİZ KÖY BIRAKMAK İSTEMİYOR”
İktidarın camisiz köy bırakmama gibi bir hedefi olduğunu belirten Zeynel Can, “En başında da özellikle Alevi köyleri geliyor. Niye? Oraya biz bir camiyi dikelim ve ondan sonrası gelir. Bu bir asimilasyonun başlangıcıdır.
“DİYANET’İN HIZI ŞAŞIRTICI!”
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kuralı ne zamandan beri bir kişinin iki kişinin herhangi bir konudaki talebine bu kadar hassasiyet göstermesini hayretle karşıladıklarını belirten Can, “Doğrusu biraz şaşırtıcı bir olay. İşte onlarca yıldır susuz, elektriksiz olan bir sürü köyümüz olmasına karşın, ne hikmetse iki kişinin imzasıyla bir cami talebi bulunduğunda Diyanet, Müftülük hazır ve nazır. Hemen oraya bir cami kondurmak için çok hızlı davranıyor” diyerek tepki gösterdi.
“BU BİR DAYATMADIR”
Alevi köyüne cami yapılmaısnı asimilasyon politikasının devamı olarak değerlendiren Can,şunları ifade etti:
“Tarihte tamamının Alevi olduğu, birtakım yerleşkelerin, köylerin, kasabaların süreç içinde tamamen Şunnileştiğini asimile olduğunu görüyoruz. Yakın tarihte dahi bildiğimiz yerler var. Dolayısıyla bu siyaset bu doğrultuda devam ediyor.
İhtiyaç olan yerlere cami yapılsın ve zaten de yapılıyor. Bir sorun yok. Köy kanununda, mahalle kanununda yasada bu mevcut. Gerek dini okullar, imam hatipler, gerek camilerin ihtiyaç fazlası sürekli yapılıyor olması Türkiye’yi daha mı çok Müslümanlaştırır? Veya onların anladığı anlamda İslamlaştırır mı? Bunu da anlamış değilim.
Bir sürü bu tür şeyler fazlalığı, çok göze sokmaların aslında olumsuz etki yapacağı da bilinen bir şeydir. Ama burada ısrar etmelerinde çok anlamıyorum. Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılması her şeyle bir kere insanların ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir şeydir. Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir.”
PİRHA –Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis (Büyükyurt) köyünde, İlçe Müftülüğü köylülere ait özel bir mülkiyetin üzerine cami yapmak istiyor. Köylüler asıl ihtiyaçlarının cami değil su, yol ve sağlık ocağı olduğunu belirterek tepki gösterdi. Köylüler, “Burası bizim toprağımız, cami istemiyoruz” diyerek karara karşı dava açtı.
90’lı yıllarda köy boşaltmalarının en yoğun yaşandığı kentlerin başında gelen Dersim’de, Hakis köyü de 1994 yılında tamamen boşaltılmıştı. OHAL Valiliği’nin Kasım 1997 tarihli raporuna göre sadece o yıl içinde 183 köy, 823 mezra, 8 bin 439 hane boşaltılmış, 41 bin 939 kişi yerinden edilmişti.
DEĞİRMEN YIKILDI CAMİ YAPILDI
Hakis köyünde 130 yıllık bir değirmen, köy boşken 1985 yılında camiye çevrildi. Köylüler 2000’li yıllarda geri döndüklerinde, değirmenin yıkılarak yerine cami yapıldığını gördü. O günden bu yana da köylüler, tapulu mallarının “Allah’ın evi” denilerek ellerinden alınmasına karşı hukuk mücadelesi veriyor.
Nazımiye İlçe Müftülüğü’nün girişimiyle yeniden cami yapılmak istenen alan için açılan dava, şu anda Erzurum İstinaf Mahkemesi’nde sürüyor.
“BU KADAR SORUNUMUZ DURURKEN NEDEN CAMİ?”
Köylülerden Fatma Aksoylu, köyde yaşayan herkesin Alevi olduğunu hatırlatarak, “Hakis köyünde herkes Alevi. Cami yerine cemevi yapılması lazım. En büyük sorunumuz şu anda köy odası, sağlık ocağı, yol ve su. Öyle haneler var ki susuz. Bu kadar sorunumuz dururken neden cami? Biz buranın halkı olarak cami istemiyoruz” dedi.
Değirmenin eski sahiplerinden Mine Sarıçiçek, tapusuz şekilde ellerinden alınan değirmenin hikâyesini şöyle anlattı: “1980’lerde 300 hane buğdayını, arpasını burada öğütürdü. 1994’te köyümüz boşaltıldı, geri döndüğümde değirmen yıkılıp cami yapılmıştı ama dış cephesi kalmıştı. Biz onardık, 8 yıl hayvancılık yaptık, sonra konuk evi yaptık. Müftülüğe gidip anahtarı istedim, ‘Burası Allah’ın evidir, sen orayı pisletirsin’ dediler. Dedim ki gelin beraber bakalım, orası değirmen mi cami mi? Eğer cami ise minaresi nerede? Ben malımı geri istiyorum, köyümde cami istemiyorum.”
“HOPARLÖRDEN EZAN DAYATMASI”
Bir başka köylü Düzali Akdağ ise “Ben camiye karşı değilim ama burada cami istemiyorum. Burası Sarıçiçek ailesinin mülkiyetidir. Cami isteyen vatandaşlar varsa kendi tapusunu versin, orada cami yapılsın” sözleriyle tepki gösterdi.
Cami yapılmak istenen yerin kendi dedesinden kaldığını belirten Murat Sarıçiçek de, asimilasyon politikalarına dikkat çekti: “1980’lerde Kenan Güven döneminde her Alevi köyüne cami yapılırsa halk rahat eder denilmiş, yaşlılarımıza korkuyla imzalatılmış. Köy boşaltılınca yıllarca gelemedik. Şimdi döndük ama tapulu yerimize el koymak istiyorlar. Hoca gelemiyor, çünkü cemaat bulamıyor. Ama hoparlörle ezan dinletmek istiyorlar. Biz cami değil, huzur istiyoruz.”
PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu ile Damal Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi köylerinin muhtarlarına baskı yaparak, cemevi tapularını istemesine tepki gösterdi. Damal’ın Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük’ün Cemevi Başkanlığı’nın isteklerine karşı geldiği için gözaltına alınmasını eleştiren Alevi örgütleri, “Biz Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarımızın yanındayız. İnancımızdan ve cemevlerimizden kirli elinizi çekin!” dedi.
AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istiyor. Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, bu duruma ve Alevilere yönelik asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için gözaltına alındı. Göyük, savcılıkta verdiği ifadenin ardından denetimli olarak serbest bırakıldı.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi köylerindeki muhtarlara baskı yapmasına Alevi örgütleri sessiz kalmadı.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu ile Damal Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın köy muhtarlarına yaptığı baskıya tepki gösterdi.
Cemevi Başkanlığı’nın, cemevi tapularını ele geçirmek için muhtarlara baskı yaptığı belirtilen yazılı açıklamada, “Vaatlerle biat etmeye çalıştırılan toplumumuzu şimdi baskılarla biat ettirmeye çalışıyorlar” denildi.
“CEMEVLERİMİZDEN KİRLİ ELİNİZİ ÇEKİN!”
Yapılan açıklamada, Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarların yanında olunacağına vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istemekte ve başkanlığa bağlanmasını talep etmektedir. Ardahan ili Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, cemevlerimize yönelik uygulanan asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için çeşitli algı ve bahanelerle gözaltına alınmış, savcılıkta denetimli serbest bırakılmıştır. Kendisi, halkımızın iradesi ve oylarıyla seçilmiş muhtarımızdır ve yalnız değildir. Biz Alevi kurumları ve cemevleri olarak muhtarımızın yanındayız.
Alevilerin ibadeti cemdir, ibadet yeri cemevleridir. Asimilasyon ve inkâr politikalarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bizi temsil etmiyor; bunu asla kabul etmeyeceğiz. Alevilerin inancını folklorik bir yapı içinde göstermek hiç kimsenin haddi de hakkı da değildir. Bu yaklaşım, Alevi inancını yok saymaktır. Kadimden bugüne kadar Yol önderlerimiz, pirlerimiz, analarımız ve âşıklarımız asla Yollarından ve inançlarından dönmemiş, biat etmemiş, diz çökmemiş ve el açmamıştır. Onlarca kıyım, katliam ve sürgüne rağmen pir, talip, mürşit, rehber ilişkileri rızalık şehri esasına göre yürütülmüştür. Devlet ve hiçbir kamu görevlisi inançları tarif edemez.
“İNANCIMIZDAN VE CEMEVLERİMİZDEN KİRLİ ELİNİZİ ÇEKİN”
Biz Alevi yurttaşlar olarak, demokratik, laik, çağdaş, temel hak ve özgürlüklerin, hukukun ve adaletin paylaşımının tüm halklara eşit uygulandığı bir Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasa önünde eşit olarak kardeşçe yaşamak istiyoruz. İnancımızdan ve cemevlerimizden kirli elinizi çekin! Haksızlığa, ihbarcılığa, tekçiliğe, asimilasyona ve inkâra asla teslim olmayacağız, izin vermeyeceğiz.
Biz Aleviler, inadına tüm halklarla, inançlarla, kültürlerle ve dillerle kardeşçe bir arada, laik ve demokratik bir cumhuriyette eşit olarak yaşamak istiyoruz. Bugüne kadar Aleviler olarak inadına barışı, inadına kardeşliği, inadına ortak yaşamı, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve tam bağımsız Türkiye’yi savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.”
PİRHA-Tokat’ın Reşadiye ilçesine bağlı Güllüce köyünde cemevi-cami projesi kapsamında yapılan binada ezan okunuyor. Alevi oldukları halde günde 5 defa ezan okunmasına karşı çıkan köylüler, ezan okunmasının asimilasyon faaliyeti olduğunu, Aleviliğin bitirilmek istendiğini belirttiler.
Fethullah Gülen ve Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın 2012 yılında Hacı Bektaş Veli Kültür Eğitim ve Sağlık Vakfı adıyla Tokat’ın Reşadiye ilçesi Güllüce köyünde açmış oldukları cemevi-cami binasında hala 5 vakit ezan okunuyor. Alevilerin yaşadığı köyde ezan okunması halkı rahatsız ediyor.
CAN TV’den Hüseyin Kelleci’nin “Can Bizim Eller” programında konuşan Güllüce köylüleri Alevi oldukları halde köyde uzun süredir ezan okunduğunu belirterek bu durumdan şikayetçi olduklarını söylediler.
Güllüce köyünde yaşayan bir yurttaş, köylerinde ezan okunmasını istemediklerini ifade ederek, “Dünyada 72 millet var, sen beni inancımdan koparamazsın ki. Bizi inancımızdan vazgeçiremezler. Benim içimdeki bu inancı asla bitiremezler” dedi.
Türkiye Cumhuriyet’inde Alevi köylerine cami yaptırmaya yönelik politikalar geliştirildiğini belirten Ahmet Yıldırım ise “Devlet Alevi köylerine cami yapmaya çalışıyor. Aleviliği bitirmek istiyorlar ama yok edemezler” ifadesini kullandı.
PİRHA- CHP eski İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, Edremit Kitap Fuarı’nda Nazım Hikmet’in Deliorman Bölgesi’nde yaşayan Aleviler için Bulgaristan Sosyalist Partisi’nden özel ricasını açıkladı.
Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlenen 6. Edremit Kitap Fuarı’nın konuklarından biri de “Yalnızlığa Yenilmeyen Aleviler” başlıklı söyleşisi ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat oldu.
Konuşmasının başında, “Herkes belediyeler üzerinden bir şeyler yapıyor ama kitaba yatırım yapan çok az belediye vardır. Bu sebeple başta Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere, Edremit Belediye Başkanı ve özellikle Necdet Saraç’a çok teşekkür ederim” diyen Canpolat, Alevi öğretisinde dil, din ve ırk ayrımı yapmadan mazlumun yanında olma gerekliliğinin öğretildiğini ve bunun sol-sosyalist anlayışın izdüşümü olduğunu ifade ederek, Nazım Hikmet’in Bulgaristan’daki Deliorman bölgesindeki Türkmen Alevi köyü için Bulgaristan Komünist Partisi’ne yazdığı 12 maddelik raporu anlattı.
“TEK O BÖLGEDE TÜRKÇE CEMLERİN YAPILMASI SERBEST BIRAKILIYOR”
Canpolat’ın konuşmasında şu ifadelere yer veriyor:
“Bakınız, Şeyh Bedrettin Alevi değildir. Ama Aleviler Bedrettin’i savunuyor, onu piri olarak görüyor. Onun için Alevi öğretisinde ırk, din ve mezhep ayrımı yoktur. Birlik vardır, beraber olmak vardır. Yoksuldan, mazlumdan yana olmak vardır. Bakın, Bulgaristan Deliorman Bölgesi’nde Bedrettin-i Cem yapılır hâlâ.
İşte, bu geleneği yürüten Nazım Hikmet, bu cemi görüp katılıyor. Cemden çıktıktan sonra Bulgaristan Komünist Partisi’ne 12 maddelik bir rapor gönderiyor.
Bulgaristan Sosyalist Partisi’nin arşivinden çıkardım bunları. Nazım diyor ki bu bölge Türkmendir, bu bölge sürgün edilmiş, çocukları katledilmiştir ama onlar Bedrettinidir. Eğer Şeyh Bedrettin 1416’da başarılı olmuş olsaydı, o zamanın sosyalizmi orada olurdu. Çünkü onlar ekmeğin eşit bölüşülmesini savunuyorlardı.
Ve ekliyor Nazım, o bölgede Türkçe dergi serbest bırakılmalı, Türkçe konuşulmalı ve Türkçe cem yapılmalıdır. Ve en nihayetinde Bulgaristan Sosyalist Partisi o kararı alıyor. Ve bir tek o bölgede Türkçe cemlerin yapılması serbest bırakılıyor.”
PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Tokat Almus Kaymakamının kendisine teşekkür etmeyen Hubyar köyü muhtarına tavır alarak küsmesini, köye hizmet götümeyeceğini söylemesini Meclis gündemine taşıdı. Fırat, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Tokat Almus Kaymakamı Emre Çömen’in, Hubyar köyü Muhtarı Cemal Doğan’a kendisine teşekkür etmediği için küstüğü ve köye hizmet götürmeyeceği iddiaları hakkında bir inceleme başlatılacak mıdır?” diye sordu.
Tokat Almus Kaymakamı kendisine teşekkür etmeyen Hubyar köyü muhtarına tavır alarak, köye hiçbir hizmet götürmeyeceğini beyan ederek ayrımcılıkta bulunmuştu.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, kaymakamın tavrını Meclis’e taşıdı. Fırat, bir soru önergesi sunarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlamasını istedi.
Fırat öncelikle soru önergesinin gerekçesinde şu ifadelere yer verdi:
“Asfaltın bittiği yerden başlayan toprak yollar Alevi köylerine çıkar” sözü Anadolu’da artık sevimsiz bir özdeyişe dönüşmüştür. Asfalt yol görmemiş köylerin Alevi köyleri olması mezhepçilik, ayrımcılık, oy hesapları ve torpil mekanizmasının bu çağda bile terkedilmediğine işarettir.
Yıllardır yaşanan bu ayrımcılığa son olarak hiçte rastlanmayan bir tarzda yenisi eklenmiştir. Tokat Almus Kaymakamı Emre Çömen’in, Hubyar Köyü Muhtarı Cemal Doğan’a kendisine teşekkür etmediği için küstüğü ve köye hizmet götürmeyeceği bölgede siyaset yapan kişiler, meclis üyeleri vb. kişilerden öğrenilmiştir. Ayrıca kaymakam bu durumu açıkça yaptığı muhtarlar toplantısında da tüm bölge köy muhtarların huzurunda da söylemiştir.
Bir kamu görevlisi olan Almus Kaymakamının Muhtara küserek/kızarak köye hizmet götürmek istememesini, bu köyün Alevi köyü olması ile bir ilgisi olmadığını ne yazık ki söyleyemeyiz.
Tokat’ın Almus ilçesindeki Alevilerin yaşadığı Hubyar köyünün yolları yapılmazken aynı konumda bulunan ve Sünni köyü olan Sarıören’in yollarının yapılması bu ayrımcılığı bir kez daha kanıtlamıştır.
Alevilerin yaşadığı köy yolları birçok Alevi köyü gibi asfalt yüzü görmemiş, bırakın asfaltı toprak yollar bile düzeltilmemekte, yıllardır yapılan çağrılar sonuçsuz kalmakta, özellikle yaz aylarında toz ve engebeler, kış aylarında çamur nedeniyle ulaşım işkenceye dönüşmektedir. Bunun sebebi çokta gizli değildir! Bu köylerde iktidar yanlısı partilere oy verilmemesi nedeniyle bu hizmetlerin götürülmediği düşüncesi yaygındır.
Kaldı ki bir Alevi İnanç merkezinin Hubyar Köyüne Sivas- Doğanşar bağlantı yolunun Almus ilçe sınırları içerisinde kalan kısmı toprak ve hiçbir şekilde bu toprak yola da bakım yapılmamaktadır.
Tokat’ın Almus İlçesine bağlı Hubyar Köyünün yolları bakımsızlıktan ulaşımın güçlükle yapıldığı bir haldedir. Hubyar Köyü her yıl onbinlerce Alevinin ziyaret ettiği Hubyar Sultan Ocağı’nın Dergahına ev sahipliği yapan bir Alevi inanç merkezidir.
Almus Kaymakamı’nın Hubyar köyüne yönelik bu kaprisli ve olumsuz kişisel inisiyatifini kabul etmek mümkün değildir. Bir an önce bu çağdışı bakışın terkedilmesi ve hiçbir köye ayrımcılık yapılmadan gereken yol, su, elektrik vb. hizmetlerin en kısa sürede tamamlanması hem iktidarın hem de yerel yönetimlerin en birincil görevi olmalıdır.”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, bu bağlamda İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın şu soruları yanıtlamasını istedi:
1. Tokat Almus Kaymakamı Emre Çömen’in, Hubyar köyü Muhtarı Cemal Doğan’a kendisine teşekkür etmediği için küstüğü ve köye hizmet götürmeyeceği iddiaları hakkında bir inceleme başlatılacak mıdır?
2. Tokat’ın Almus ilçesindeki Alevilerin yaşadığı Hubyar köyünün yolları yapılmazken aynı konumda bulunan ve Sünni köyü olan Sarıören’in yollarının yapılması bir ayrımcılık değil midir?
3. Tokat/Almus ilçesindeki Alevilerin yaşadığı Hubyar köy yolları ne zaman asfaltlanacaktır?
4. Aynı zamanda Alevi İnanç merkezinin Hubyar köyüne Sivas- Doğanşar bağlantı yolunun Almus ilçe sınırları içerisinde kalan kısmı da topraktır. Bu yol ne zaman asfaltlanacaktır?
5. Alevi köylerine yönelik hizmet anlayışında bu ayrımcı politikalardan ne zaman vazgeçilecektir?
6. Alevilerin yaşadığı köy yolları neden asfaltlanmamaktadır? Bu Köy yollarının yapılmamasının bir sebebi var mıdır?
7. Daha önceleri de defalarca, Alevi Köy yollarının asfaltlanmadığına ilişkin verilen soru önergelerimize neden cevap verilmemektedir?
PİRHA-Tokat Almus Kaymakamı kendisine teşekkür etmeyen Hubyar Köyü muhtarına küsüp yapması gereken hizmetlerden vazgeçti. Durumu yerinde inceleyen Ali Kenanoğlu, “Alevi, Sünni ayrımcılığı yapmayın, hizmeti eşit götürün. Sarıören köyüne hizmet yapılırken Hubyar köyüne hizmet götürülmeyeceğine dair verilen söz kabul edilemez” dedi.
Tokat il merkezine 120 kilometre mesafede bulunan, Almus ilçesine bağlı Hubyar köyü, hem bir dergâha ev sahipliği yapıyor hem de bölgedeki Alevilerin inanç merkezi konumunda. Ancak devletin, Alevi köylerine yönelik ayrımcı politikası devam ediyor.
Tokat’ın Almus ilçesindeki Hubyar köyünün yolları yapılmazken Sünni köyü olan Sarıören’in ise yolları yapılıyor.
27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, çektiği video ile Hubyar köyünde yaşanan ayrımcılığı anlattı.
“ALEVİ-SÜNNİ AYRIMCILIĞI YAPMAYIN”
Tokat Almus Kaymakamı kendisine teşekkür etmeyen Hubyar Köyü muhtarına küsüp yapması gereken hizmetlerden vazgeçtiğini söyleyen Ali Kenanoğlu, “Almus Kaymakamı’nın ve bölgedeki yetkililerin şunu bilmesi gerekiyor. Hubyar köyü sıradan bir köy değil, burası Alevi inanç merkezi. Alevi, Sünni ayrımcılığı yapmayın, hizmeti eşit götürün. Sarıören köyüne hizmet yapılırken Hubyar köyüne hizmet götürülmeyeceğine dair verilen söz kabul edilemez.” dedi.
PİRHA- Tokat merkeze bağlı Günçalı köyünde Alevilerin kutsalı olan ve ibadetlerini gerçekleştirdikleri Çal Baba alanına maden ocağı yapılması için ruhsat izni verildi. Ruhsatın iptali için dava açacaklarını belirten DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, AKP’nin Alevi köylerini özellikle hedef aldığını söyleyerek, “Maden ruhsatları Alevilerin köylerini ve inanç yerlerini dağıtmak için bir araç olarak kullanıyor” dedi. Alevi dedesi Muharrem Erkan ise “Bu Alevilere, insanlara, doğaya yapılan en büyük zulümdür” dedi.
Tokat’a bağlı Alevi köyü olan Günçalı köyünde yapılmak istenen maden ocaklarına karşı köy halkının ve çevrecilerin mücadelesi sürerken, HLC Kıymetli Madenler ve Yatırım A.Ş. ile Zeni Madencilik tarafından Alevilerin kutsal mekanı Çal Baba köyünde altın madeni yapılması için ruhsat izni verildi.
Yaşam alanları ve ibadet yerlerinin yok edilmesine karşı duran köylüler, dava açmaya hazırlanıyor. Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal ve Alevi dedesi Muharrem Erkan, iktidarın Alevi köylerini özellikle hedef aldığını belirtti.
“MADEN OCAKLARI, ALEVİLERİN YAŞAM ALANLARINI YOK ETMEK İÇİN KULLANILIYOR”
Zeni Madencilik Şirketine altın madeni ruhsatı verilen yer 700 yıldır Alevilerin inanç merkezi olan, cemlerini yaptıkları, semah döndükleri bir inanç merkezi. Buradaki ekosisteme köylülerin 700 yıldır müdahale etmediğini söyleyen Avukat İsmail Hakkı Atal, “Belli ki AKP burayı dağıtmak istiyor. Maden ruhsatlarını Alevi köyü ve Alevi inanç yerlerini dağıtmak için bir araç olarak kullanıyor. Aksi halde Çal Baba Ziyaret alanında 4 tane maden ruhsatının olmasının, 2’sinin siyanürlü altın madeni olmasının başka bir açıklaması olamaz” dedi.
Söz konusu alanın spesifik bir yaşam felsefesine sahip olduğuna dikkat çeken Atal, şunları ifade etti:
“Yaşam felsefesi olan bir yeri sömürgeci kapitalist maden şirketleri ve onun yerli işbirlikçileri AKP’nin taşeronluğunda dağıtmak istiyorlar. Açtığımız davaların tamamının sağlam dayanakları var ama AKP’li hakimler bu davaları bir türlü lehimize sonuçlandırmamakta kararlılar, süreci uzatıyorlar. Ancak biz açtığımız her davayla mücadelemizi devam ettireceğiz ve buraları kurtaracağız.”
“ALEVİLERE, DOĞAYA YAPILAN EN BÜYÜK ZULÜMDÜR”
Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı/Alevi dedesi Muharrem Erkan ise Alevilerin kutsal alanının yok edilmek istendiğini dile getirerek, “Alevilerin geleneklerini, göreneklerini sürdürdüğü, Yol ulularının ibadet ettiği en önemli merkezlerden biridir ve kutsaldır. Bir avuç altın için, emperyalistlerin, uluslararası tekelci burjuvazinin emrine sokmak için gayret ediyorlar. Bu Alevilere, insanlara, doğaya yapılan en büyük zulümdür” diye konuştu.
PİRHA – Havuz medyası tarafından CHP’nin Ankara Güdül Belediye Başkan Adayı Mehmet Doğanay’a ait olduğu iddiasıyla paylaşılan videonun asılsız olduğu öğrenildi.
CHP’nin Ankara Güdül Belediye Başkan Adayı Mehmet Doğanay’ın olduğu iddia edilen bir görüntüde “Alevi köyü var mı?” sorusuna “Çok şükür Alevi köyümüz yok” denildiği duyuluyor.
Havuz medyası tarafından paylaşılan videoda geçen diyalog şu şekilde:
-Kaç köyümüz var?
+27 köyümüz var.
-Kaç Alevi köyü var?
+Hiç yok, çok şükür.
PARTİDEN O VİDEOYA YALANLAMA
PİRHA’ya konuşan CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, söz konusu videonun gerçeği yansıtmadığını belirtti. Yapılanın “sahtekarlık” olduğunu söyleyen Emir’in ilgili açıklaması şu şekilde:
“Haberi, videoyu gördüm ancak onun Mehmet beyle alakası yok. Bizim adayımızla ilgisi olmayan bir video bu. Zaten ilgili videoda arkada görünen fotoğraflarda da partimizle ilgisi olmayan bir yer. Güdül’ü kazanıyoruz diye bir şeyler yapıyorlar. Bu sahtekarlığın dibidir. Adayımız Mehmet Doğanay’la da bu gelişmeleri görüştük.”
PİRHA- Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Yazılıtaş köyünün yol sorunu devam ediyor. Alevi olmalarından kaynaklı hizmet alamadıklarını belirten köy sakinleri, yollarının sadece 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme döküldüğünü belirttiler.
Türkiye’de birçok Alevi köyünde halkın ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı 100 haneli Yazılıtaş köyü.
Yazılıtaş, Akdağmadeni ilçe merkezine 28 km doğusunda olup Akdağmadeni – Şarkışla karayoluna ise 3 km uzaklıkta bulunan bir orman köyü. 1850’li yıllardan sonra kurulduğu sanılan köye Malatya, Almus (tokat), Sarıkamış, Aşkale, Divriği ve ilçenin Ortaköy’ünden gelen ailelerin yerleştiği biliniyor.
PİRHA’nın 2023 yılında ulaştığı Yazılıtaş köyü sakinleri, hizmette yaşadıkları ayrımcılığı dile getirmiş ve bu haberle birlikte kimi girişimlerle köy yolunun 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme dökülmüştü.
Ajansımız PİRHA‘ya yeniden ulaşan köy sakinleri dağdan getirdikleri toprakla yollarını yapsa da yağmurdan sonra yollar yeniden çamur içinde kaldı. Köylüler ayrıca, her yolun asfalt yol ve parke döşemesine giderek yerinde incelemeler yapan Akdağmadeni kaymakamının, köylerine uğramak bir yana kendilerine tavır aldığını kaydettiler.
RESMİ KAYITLARDA KÖY YOLU ASFATLIYMIŞ!
Geçen yıl resmi yazışmalarda yollarının asfaltlandığını öğrenen köylüler, valilik ve kaymakamlığa başvurmaları sonrasında ‘evraklarda karışıklık olmuş’ cevabı almış. Yine çocuk parkı bulunmayan köyde, geçmiş dönem görev yapmış kaymakamların da imzalarının bulunduğu belgede ise köyde çocuk parkı olduğu iddia edilmiş.
Konuya dair CİMER’e dilekçe yazan köylülere gelen cevapta ise köyde ‘çocuk parkı olmadığı’ ve ‘parkın yanlışlıkla resmi kayıtlara işlendiği’ belirtilmiş.
SADECE 500 METRELİK YOLA ÇAMUR OLMAYAN MALZEME DÖKÜLDÜ
Geçen yıl köye gelen ve sonrasında tayini çıkan dönemin valisi Ziya Polat’ın köye gelerek yol ve alt yapı malzemesi sözü verdiğini aktaran yurttaşlar, sonrasında ise yollarının 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme döküldüğünü aktardılar.
Köylülerin, ‘hemen sonrasında araya siyaset girdi ve malzeme göndermediler’ dediği durum sonrasında alt yapı malzemesinin kendilerine verilmediğini ve ayrıca yollarının asfaltlanmadığını dile getirdiler.
KAYMAKAMIN KÖYE TAVRI OLDUĞU İDDİASI
Malzeme alamayan köylüler dağdan getirdikleri toprağı köy yoluna dökse de yağan yağmur sonrasında ‘değil araba traktör dahi geçemiyor’ dedikleri yolları çamur deryasına dönmüş.
Köylüler, Akdağmadeni kaymakamı Fatih Topuz’un Alevi olmayan köylere parke taşı döşemesinde giderek yerinde incelediği, fotoğraflar çektiğini, ancak 1000 metrekare parkı döşemesi sırasında kendi köylerine kaymakamın gelmediğini ifade ederek, bunun Yazılıtaş köyüne yönelik bir tutum olduğu eleştirisinde bulundu.
2024’TEN YENİ GÖRÜNTÜLER: YOLLAR ÇAMUR DERYASI
Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan köylüler sosyal medya paylaşımlarında köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekti. Görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü görünüyor.
Ovada bulunan birçok köyün yollarının asfaltlandığını belirten Yazılıtaşlılar, sıra kendi köylerine geldiğinde bu hizmetin köy sınırında bittiğine şahitlik ettiklerini belirtiyorlar.
PİRHA – Hekimhan ilçesinin Alevi köyü Hasançelebi’ye halkın talebi olmadan imam atandı. Muhtar Ali İhsan Durak, benzer girişimin yıllar önce de olduğunu belirterek, “Geçmişte yine bir imam atadılar ancak cemaat olmadığı için 1 yıl kalıp gitti. Üç gün önce aniden ezan sesi duyunca tuhaf olduk. Köylüler bu duruma itirazlarını dile getirecektir” dedi.
Devletin/AKP hükümetinin, Alevi inancını yok sayma politikasının bir örneği de Malatya’nın Hekimhan ilçesinde görüldü. Tümüyle Alevilerin yaşadığı Hasançelebi köyüne imam atandı. Köy içerisinde uzun yıllardır kapısı kapalı halde olan harabe haldeki camiye, 3 gün önce imam gönderildi. Camiye, ses sistemi kurularak günde 1 kez ezan okutulmaya başlandı.
İMAM, MUHTARA DAHİ GÖRÜNMEDİ!
Köyün Muhtarı Ali İhsan Durak, “Benim de bu durumdan haberim yoktu. Köye imam atandığını ezan sesinden öğrendik” dedi.
Muhtar Durak, köyde 15 senedir ezan sesi duymadıklarını belirterek ,“Cumhurbaşkanlığı seçim arefesinde beni 20-25 imam arayarak ‘oraya tayin isteyeceğim, yeriniz nasıl, lojman var mı, yol şartları nedir?’ gibi şeyler söylemişti. Ben de bu köyde bir cemaatin olmadığını belirtmiştim. Bu köyün bir Alevi köyü olduğunu da söyledim. Arayanlar tepkisizce sadece ‘Aleviler iyi insanlardır’ demişlerdi” diye konuştu.
“GÜNDE 1 VAKİT EZAN OKUYUP ORTADAN KAYBOLUYOR”
Köylerinde eski bir cami olduğunu belirten muhtar Ali İhsan Durak “Cami vardı ancak megafonu da kendileri ayarlamış. Caminin anahtarını nereden aldıklarını da bilmiyorum. Gelen hoca ile benim bir görüşmem de olmadı. Ayrıca gelen imam sabah ezan okumuyor, yani günde 5 vakit yerine sadece bir kere okuyor ve ardından ortadan kayboluyor. Ezanı ilk duyduğumuzda da bir tuhaf olduk. Köyde eski bir cami vardı ancak bu zamana kadar ne hoca geldi ne de başka biri. Bu köy oldu olası Alevi yerleşkesiydi. Daha önceden sadece bir hoca gelmişti o da bir sene kaldı ve gitti çünkü cemaat yoktu” dedi.
KÖYLÜLER, İMAM DAYATMASINA KARŞI!
Muhtar Ali İhsan Durak, köylülerin, imam atanmasına karşı itirazda bulunabileceklerini belirterek şöyle devam etti:
“Cemaat yok, hoca neden gelmiş anlamış değilim. Böyle bir durumda muhtara danışılması gerekirdi ancak ben adamı görmedim. Bizim burada doktor yoktu, bırakın imamı. 600 nüfusluk bu köye daha bir buçuk ay önce doktor gelebildi. Yetkililer, Hasançelebi’de bir sağlık ocağının olduğunu dahi bilmiyorlardı! Sonuç olarak bu imam atanmasına ilişkin köylüler kitlesel bir itirazda bulunacaktır.”
PİRHA-Tokat’ın Almus ilçesindeki Hubyar köyünde çöpler toplanmazken Sünni köyü olan Çayönü (Değeryer) köyüne ise çöp konteyneri konuldu. Köylülerin dilekçeler verdiğini, sorunlarını valiye anlattıklarını ancak sorunlarının çözülmediğini belirten 27. dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Buradan valiye sesleniyoruz ayrımcılık yapma, vatandaşlarına eşit davran. Valiyi yapmış olduğu ayırımcılıktan dolayı İçişleri Bakanlığı’na şikâyet ettik” dedi.
Tokat il merkezine 120 kilometre mesafede bulunan, Almus ilçesine bağlı Hubyar köyü, hem bir dergaha ev sahipliği yapıyor hem de bölgedeki Alevilerin inanç merkezi konumunda. Ancak devletin, Alevi köylerine yönelik ayrımcı politikası devam ediyor. Tokat’ın Almus ilçesindeki Hubyar köyünde çöpler toplanmazken Sünni köyü olan Çayönü (Değeryer) köyüne ise çöp konteyneri konulmuş durumda.
27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, çektiği video ile Hubyar köyünde yaşanan ayrımcılığı anlattı.
“AÇIK BİR ŞEKİLDE AYRIMCILIK VAR”
İki köy arasındaki tek farkın Alevi köyü ve Sünni köyü olması olduğunu belirten Ali Kenanoğlu, “Ancak Hubyar köyü sadece Alevi köyü değil aynı zamanda Alevi inanç merkezi, binlerce insanın ziyaret ettiği bir yer. O nedenle bu köyde üretilen çöpler sadece köylülerin ürettiği çöpler değil. Bu nedenle Hubyar köyünün çöp sorununun çözülmesi için mutlaka valiliğin ve il özel idaresinin gerekli tedbirleri alması gerekiyor. Bu konuda dilekçeler verildi, köylüler sorunlarını valiye anlattı fakat bir türlü bu sorun çözülmüyor. O yüzden biz de bu durumu ayrımcılık olarak nitelendiriyoruz. Eğer Hubyar köyü Alevi inanç merkezi değil de Sünni inanç merkezi olsaydı orayı ihya ederlerdi, bunu çok iyi biliyoruz. İnsanlar diyor ki kendi sorununuzu çözün! Tabii kendi sorunumuzu çözeriz ama burada açık bir şekilde ayrımcılık var. Buradan valiye sesleniyoruz ayrımcılık yapma, vatandaşlarına eşit davran! Valiyi yapmış olduğu ayırımcılıktan dolayı İçişleri Bakanlığı’na şikâyet ettik. Bu şikâyet sonunda hiçbir şey olmayacak ama yaşanan ayrımcılığı belgeleyerek ortaya koymak için bunları yapmamız gerekiyor” dedi.
PİRHA- 6 Şubat depreminde ağır yıkımın olduğu Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı bir Arap Alevisi köyü olan Dikmece’de 4 etaptan oluşan hukuksuz kamulaştırmaya karşı köylüler direniyor. Dikmece köylüleri, yaşam alanlarına sahip çıkılması için çağrıda bulundu.
Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Dikmece köyünde 4 etaptan oluşan kamulaştırmaya karşı Dikmece köylüleri ve hak savunucuları bir direniş başlattı.
Can TV’de Özge Erdoğan Yeşilırmak‘ın sunduğu Yeşil Yaşam programına konuk olan Dikmece köylüsü ve direnişçisi Cafer Tuner, kamulaştırma için 6 Şubat depremi öncesinde köyünde keşif yapıldığını ancak depremden sonra kamulaştırma için belirlenen arazilerin yoksul halka ait olduğunu aktardı.
Tuner, Arap Alevilerin yaşadığı Dikmece köyünde yaşam alanlarına sahip çıkılması için çağrıda bulundu. Selver Büyükkeleş ise yerel idarelerin herhangi bir yasal bilgilendirmede bulunmadığına ve köylüler ile bir mutabakat sağlanmadığına dikkat çekti. Tuner ve Büyükkeleş, Dikmece köyündeki hukuksuz kamulaştırmaya karşı direnişi sürdüreceklerini ifade ettiler.
PİRHA- Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Yazılıtaş Köyü’nün yol sorunu yüz yıldır devam ediyor. Alevi olmalarından kaynaklı hizmet alamadıklarını belirten köy sakinleri, yol sorunlarının hala devam etmesine isyan ediyorlar.
Türkiye’de birçok Alevi köyüne gittiğimizde hepsinin ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı 100 haneli Yazılıtaş Köyü.
Yazılıtaş, Akdağmadeni ilçe merkezine 28 km doğusunda olup Akdağmadeni – Şarkışla karayoluna ise 3 km uzaklıkta bulunan bir orman köyü. 1850’li yıllardan sonra kurulduğu sanılan köye Malatya, Almus (tokat),Sarıkamış, Aşkale, Divriği ve ilçenin Ortaköy’ünden gelen ailelerin yerleştiği biliniyor.
PİRHA‘nın ulaştığı Yazılıtaş Köyü sakinleri, hizmette yaşadıklarını ayrımcılığı anlattılar.
ALT YAPIYI VE KANALİZASYONU KÖYLÜLER YAPMIŞ
Yazılıtaş Köyü’nün tamamı Alevi ve bu nedenle hizmetlerden en son ve en az yararlanan köylerden biri. Köyün yolu çamur deryasını andırıyor. Yazılıtaş’a belediye de el uzatmamış. Köy halkı, Devlet hizmetlerinden neredeyse sıfır düzeyde yararlanıyorlar.
Köyün altyapısı ve kanalizasyonu köylülerin dayanışması ve kendi emeği ile yapılmış. Kendilerine sadece bir kepçe sağlandığı Yazılıtaş’ta tüm işçilik ve alt yapı malzemeleri köylülerin omzuna yüklenmiş. Tüm bu ayrımcılığa rağmen köylüler alt yapı sorununu kendi dayanışmaları ile aşmış.
İKTİDAR’A OY ÇIKMAYAN KÖYE HİZMET YOK
Kışın 15, yazın ise 100 haneyi bulan köyde AKP’ye oy çıkmaması gerekçesiyle hizmet alamadıklarını kaydeden köylüler, kendilerine verilen sözlerin ise karşılık bulmadığını dile getiriyor.
Cumhuriyetin kurulduğu 100 yıllık zaman içerisinde köy yolu asfaltlanmayı beklerken, yanı başında Sünni yurttaşların yaşadığı köylerin yollarının asfaltlanması, ayrımcılık iddialarını güçlendiriyor.
YOLLAR, SOKAKLAR ÇAMUR DERYASI
Köylüler, bozuk yollar için yaptıkları resmi başvurulara cevap ve isyan eden köylüler Alevi olmalarından kaynaklı ayrımcılık ile karşılaştıklarını dile getirdiler.
Asfalt çalışmalarının hiçbir şekilde gerçekleşmediği Yazılıtaş’ta’ yurttaşlar, tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığını söylüyor. Yurttaşlar, seçim zamanı oy için verilen vaatlerin başında gelen yol probleminin, seçimlerden sonra ise hiçbir karşılık bulmadığını ifade ediyorlar.
Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan köylüler sosyal medya paylaşımlarında köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekiyor. Görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü görünüyor.
Mezarlarına giden yolların da ayrıca çamur içinde kaldığını söyleyen köylüler, hayvan ahırlarına ulaşmanın araçlarla dahi mümkün olmadığını kaydediyorlar.
Ovada bulunan birçok köyün yollarının asfaltlandığını belirten Yazılıtaşlılar, sıra kendi köylerine geldiğinde bu hizmetin köy sınırında bittiğine şahitlik ettiklerini belirtiyorlar.
PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere Köyü çevresini kuşatan sanayi kuruluşlarının sulara döktüğü atıklar ve saldığı zehirli gazlar sonucu birçok kişi kanser. Köydeki ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Köylüler, “Alevi köyü olduğumuz için kıllarını kıpırdatmıyorlar, zehir soluyoruz” diyerek duruma isyan ediyorlar.
Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.
Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta kar örtüsü gibi köyü kaplamış durumda.
ÇEPNİDERE KÖYLÜLERİ SESLERİNİ DUYURAMIYOR
Fabrikaların kiminin bacasından, kiminin çatısından sürekli zehirli dumanlar yükseliyor. Köy civarındaki Nif Çayı’na atılan veya boşaltılan kimyasal atıklar yüzünden bitki örtüsü ve hayvanlar zarar görmüş durumda. Zehirli atıkların aktığı Nif Çayı’nın suyu ile bahçelerini sulamak zorunda kalan köylüler havadan yetmezmiş gibi topraktan da zehir yemeye başlamış. Organize sanayi bölgesinin adeta köyü kuşatma altına almasıyla köyde kanser ve astım gibi hastalıklar en üst düzeye çıkmış durumda.
Köyde bulunan birçok yaşlı, kanser hastalığına yakalanmış durumda ve 70 yaşını göremiyor. Gençler ise hem tarım yapacak arazinin olmayışı hem de kanser vakalarının artması nedeniyle köyü terk ederek büyük şehirlere göç etmiş. Gidecek başka toprakları olmayan ve maneviyatları bu köyde olan yaşlılar ise adeta ölümü bekler durumda. Onca eylem, yol kapatma, dilekçe ve çağrılara rağmen seslerini duyuramayan Çepnidere köylüleri çözüm bekliyor.
“ARSALAR ZORLA İSTİMLAKLA ELİMİZDEN ALINDI”
Köy sakinlerinden Rıza Karayel, devlet tarafından ‘işlenmez arazi’ olarak gösterilen verimli arazilerinin istimlak ile ellerinden alındığını söyleyerek, “Kendimizi bildik bileli çiftçilik, hayvancılıkla uğraşan bir bölgeydik. 20 sene önce arazilerimiz kırsal işlenmez arazi olarak gösterilmiş. Aksine toprağımız çok bereketliydi, üzüm bağlarıydı. Manisa Büyükşehir Belediyesi de işlenmez arazi diyerek sanayi bu tarafa yönlendirdi. Satmak istemedik ama zorla istimlak ile araziler elimizden alındı. Kurulan sanayilerle hastalık yayıldı. Köyde 70 yaşını gören yok. Gençler köyü terk etmeye başladı. Ağaçlarımız dahi kurumaya başladı. Fabrikalar filtreler takmıyor. Gübre, kemik tozu, seramik, plastik ambalaj gibi fabrikalar var” dedi.
“ALEVİ KÖYÜ DİYE KILLARINI KIPIRDATMADILAR”
Köylerindeki ekolojik tahribata karşı tüm çabalarının Alevi köyü olmalarından kaynaklı görülmediğini ifade eden Karayel, “Köy resmen abluka altında. Temiz hava alamıyoruz. 70 yaşını görebileceğimizi umut etmiyoruz. Eskiden yaşlılar 100 yaşını görürdü. Ölümlerin büyük sebebi ise kanser hastalığından kaynaklı. Valiliğe, kaymakamlığa, sanayi odasına verdiğimiz dilekçeler cevapsız kaldı. Ankara yolunu dahi kapattık ama engel olamadık. Alevi köyü olduğumuzu bildikleri için kıllarını dahi kıpırdatmadılar, destek olmadılar. Verimli arazilerimiz vardı, ekmeğimizi kazanıyorduk. Sonuç olarak köyümüz boşaltıldı” şeklinde konuştu.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Çepnidere Şube Başkanı Hamza Karayel ise köydeki ölümlerin yüzde 90’ının kanser kaynaklı olduğuna işaret etti.
Köylerindeki Nif Çayı’na zehirli fabrika atıkları bırakıldığını ve bu su ile bahçelerini sulamak zorunda kaldıklarını dile getiren Karayel, ‘Yediğimiz ürünler de zehirli’ diyerek şunları söyledi:
“İstimlak adı altında köye temiz sanayi olarak girdiler. Temizliği de kalmadı. Sanayinin getirdiği tozdan, kirlilikten, artıktan köy halkının çoğu hastalandı. 70 yaşında çok nadir bulunuyor. Diğer köylerde 100 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Arazilerimiz hep tütündü ve kota getirildi. Kotadan kaynaklı köylü kazanamayınca tütün ekmeyi bıraktı. Düşük fiyata arazilerimiz istimlak edildi ve köylü teslim oldu. Sanayinin kirlilik getireceğini kimse tahmin etmiyordu. Ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Bunun sebebi de hava kirliliği, toz, sanayi atıkları. Artık çaremiz kalmadı. Fabrika bacalarındaki filtreler gece açılıyor. Yakınımızda Gediz nehri, Nif Çayı var, siyah mikrop akıyor. Tarım yapamaz duruma geldik. Bahçelerimiz bu kirli su ile sulanıyor. Yediğimiz ürünler bile zehirli. Bu zehirli duman ve suyun denetim altına alınması lazım.”
“KÖY HAPİS DURUMDA, GENÇLER KÖYÜ TERKETTİ”
İki büyük organize sanayi içerisinde köylerinin hapis kaldığını söyleyen Mutlu Karayel, genç nüfusun köyü terk etmek zorunda kaldığına işaret ederek, “Köy adeta kirli hava soluyor. Ağır bir koku var. Arazilerimiz elimizden alınınca genç nüfus fabrikalarda çalışmaya başladı. Sıkıntılarımız büyük. Köyü örgütlenmeyi çalıştık ama fabrikaların önüne geçemedik. Bir şey yapamaz hale geldik. Biraz da duyarsız kaldık. Geri çekilmek zorunda kaldık. Dumanlı fabrikalar ve kirli hava salan fabrikaların kontrol altına alınması lazım. Köy iki organize sanayi arasında hapis kalmış durumda. Biz burada üvey evlat gibiyiz. Siyasiler ancak oy zamanı bu köye gelir, ama sorunu ile asla muhatap olmazlar” ifadelerini kullandı.
“HASTALIKTAN KÖY BOŞALIYOR”
Çepnidere köyünden Ali Karayel de köylerinin boşalmak üzere olduğunu kaydederek, “İmzalar topladık, yürüyüşler yaptık. Hatta Ankara yolunu kapattık. Ama müdahale edildi. Yine de bu fabrikaların buraya girmesini engelleyemedik. Araziler devlet tarafından köylülerden alınarak istimlak edildi. Fabrika yapılacağını bilmiyorduk, yoksa asla arsalarımızı vermezdik. Şimdi köyün her tarafı sanayi oldu. Hastalıktan kaynaklı birkaç seneye köy boşalacak. Bir türlü baş edemedik” diye konuştu.
PİRHA – Eski Turizm Bakanı Şahin Ulusoy, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gerektiğini vurgulayarak, “Hala birtakım güçler, bizi bölmek için uğraşıyor. Bütün zekalarını da ‘bunu nasıl yapabiliriz?’ diye kullanıyorlar. Biz ise Hacı Bektaş Veli gibi devrimci olmalıyız. Gelecek kuşaklara ne bırakmamız gerektiğini çok iyi bilmeliyiz” ifadelerini kullandı.
19. ve 20. Dönem Tokat Milletvekilliği ile Turizm Bakanlığı yapan Şahin Ulusoy, güncel politik gelişmelerden Alevi inancı üzerindeki baskı politikalarına dek birçok konuda PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Şahin Ulusoy, öncelikle ekonomik kriz sebebiyle gelinen süreci değerlendirdi. “Ekonomideki büyük bozukluk iktidarı ve onun başkanını oldukça şaşırttı. Ne diyeceklerini de bilemez hale geldiler” diyen Ulusoy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi eylemcileri için kullandığı “Çürük, s..tük” sözlerini şu sözlerle eleştirdi:
“Bir cumhurbaşkanının bu tür laflar etmesini ben bu yaşıma kadar hiç kimsede görmedim. Bu tür söylemler bizim örf ve adetlerimize, kültürümüze çok yabancı kelimeler. Bu kelimeleri bir devlet başkanının kullanması kadar garipseyeceğim bir olay daha olmamıştır. Ne yazık ki anketlerde çıkan sonuçlar birilerinin sinirlerini oldukça bozuyor istedikleri sonucu da herhalde çıkarttıramıyorlar. Eskiden istedikleri gibi sonucu çıkarttırabiliyorlardı ancak şu anda kendi yandaş anketörleri bile onların istediği gibi sonuç çıkaramıyor. Erdoğan’ın söyledikleri umarım bir tür dil sürçmesidir. Bütün Türkiye’den özür dilemesini bekliyorum.”
“CAMİYİ PİSLETENLERİN BELGESİ YOK AMA YIKTIKLARI CEMEVİNİN VAR”
Şahin Ulusoy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Camide bira içip pislettiler” söylemine de tepki gösterdi. Ulusoy, “Onun söylediklerinin belgesi yok ama yıkılan cemevi ve aşevinin bende belgesi var” diyerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 1994 yılında yıkılan Karacaahmet Sultan Dergahının cemevi ve aşevi bölümlerini işaret etti. Ulusoy, 14 Eylül 1994 yılında Meclis’te yaptığı şu konuşmayı da hatırlattı:
“Katillerin sürdürdüğü şeriat düzenini mi Türkiye’ye getirmek istiyorsunuz? Bu söylediklerimi kabul etmiyorsanız ‘Biz, hayır onlar gibi değiliz’ diyorsanız size inanmamız için yıktığınız Karacaahmet Sultan Dergahı’nın cemevi ve aşevi bölümlerini yeniden yapın. İşten çıkardığınız insanları tekrar işe alın ve bütün Alevilerin kuşkularını üzerinizden kaldırın. Aksi takdirde bu suçlarla tarihin karanlık sayfalarına gömülüp gideceksiniz.”
“ÜLKÜCÜ KÖKENLİ İNSANLARA PARLAMENTONUN YOLUNU AÇMAZDIM”
Eski Turizm Bakanı Şahin Ulusoy, Millet İttifakının stratejilerine de değindi. “Şu andaki politika bugün hiçbirimizin istemediği iktidarı göndermek için çok iyi bir adım” diyen Ulusoy şunları kaydetti:
“Bu güzel adımı devam ettirebilir ve ileride Cumhurbaşkanı adayı dahi kimlerin iş başına geleceklerini, nasıl anlaşacakları şimdiden belirlenir ise ileride bir ihtilafın olmasını da engellemiş olurlar. Baştan her şeyi açık açık konuşup sonuca öyle gitmelerinde yarar var. Ama yanlış bir adayla giderlerse ki benim endişem 6 partinin içinde sadece CHP için çok fazla da sol bir parti diyemiyorum, ‘sosyal demokrat’ bile diyemiyorum artık o hale geldi ama Kemal bey güzel politikalar yaptı. Mesela ben genel başkan olsaydım ülkücü kökenli insanlara, bugüne kadar Türkiye’ye zararı dokunmuş insanlara kesinlikle parlamentonun yolunu açmazdım. Ama Kemal bey, 15 milletvekilini göndererek demokrasi olarak güzel bir adım attı. Bunu beğendim. Ama şahsen ben olsaydım yapamazdım çünkü ben onların acısını çok çektim.
Bir ara Ankara Karşıyaka’da Mezarlıklar Müdürlüğü yaptım. Bir gün bir ülkücünün cenazesini getirdiler. Cenazeden sonra Deniz Gezmiş’in, Hüseyin Aslan’ın, Yusuf İnan’ın mezarlarını tahrip edip kırdılar. Bu kadar kin, bu kadar iyi çocuklara, Türkiye için kendini feda eden çocuklara bu muamele hiç uygun değildi. Çok üzüldük. Seçime giderken de kötü olayların olmaması için cumhurbaşkanının çok daha yumuşak bir dille hareket etmesi gerekir. Belki karakteriyle uyumlu değildir ama bunu Türkiye için yapması şart. Eğer bu ülkenin evladıysa insanların birbirine düşmemesi için üslubunu mutlaka yumuşatması lazım.”
“HİÇ ALEVİ YOKTU HEP SÜNNİLERE OY VERDİK”
Şahin Ulusoy, Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı ihtimaline ilişkin de görüşlerini belirtti. Adayların, inançları üzerinden gündemleşmesine dair konuşan Ulusoy, şu ifadeleri dile getirdi:
“Kendisi yoksul bir ailenin çocuğu ve yoksulluğu çok iyi biliyor. En azından yaşamın içerisinde tutarlı bir tavrı olmuş. Bugüne kadar yaptıklarına bakarsak daha güvenilir olduğunu görüyorum. Bundan sonra da sanırım bir yanlış yapmaz. Seçilirse iyi olur ama seçilme şansı ne kadar onu da bilemiyorum.
Biz şimdiye kadar bütün seçimlerde ‘Alevi mi Sünni mi?’ bakmadık. Hatta benim gençliğimde hiç Alevi yoktu hep Sünnilere oy verdik. Biz o ayrımı yapmadık. Biz Hacı Bektaşi Veli’nin yolunda gidiyor, 72 milleti bir tutuyoruz. Bizim yaptığımız tek ayrım iyi ve kötü insan ayrımıdır. Biz en çok insana değer veririz.”
“BAŞIMIZDAKİ ZİHNİYET TURİZME BİLE MÜSAİT DEĞİL”
Ülke ekonomisindeki kötü gidişatın daha çok uzun süreceğini belirten Şahin Ulusoy, yaz aylarının gelmesiyle birlikte Turizm gelirlerinin dahi fayda sağlamayacağını söyledi. Ulusoy, yoksulluk sınırının 20 bin liraya dayandığını işaret ederek, “Bugün emekli milletvekillerinin eline geçen para yoksulluk sınıfına girdi. Bu pek basında yer almıyor ancak ben belirteyim; eğer bu insanlar dahi yoksulluk sınıfına girebiliyorlarsa artık herkesin sonu yoksulluk demektir” ifadelerini kullandı.
Şahin Ulusoy, “Son zamanların zenginleri ayırırsak onun dışındakilerin yaşama şansını kaybedeceklerini tahmin ediyorum” diyerek turizm politikaları özelinde şu değerlendirmeyi yaptı:
“Turizm, tam boğulmak üzere olan bir insanın denizde bir filikaya rastlaması gibi bir olay. Bu ‘Bacasız Sanayi’ çok önemli ama başımızdaki zihniyet turizme bile müsait değil. Birileri çıplaklar kampı yapıp o şekilde denize girerken birileri de mayo ve bikini tercih ediyor. Bir takım icatlarla denize girmek oradaki turisti de kaçırır. Turizmle ne kadar uğraşırsanız uğraşın turistlerin gözlemi önemli turist senin gibi düşünmüyor.
Ben bakan iken İstanbul’da bir otel sahibi ‘Ne olursunuz ezanın sesini biraz kıstırın. Turistler çok şikayetçi’ dedi. Türkiye’de ezanın sesini kıstırmak mümkün değil. Gücünüzün yetmeyeceği bir iş. Milletvekilliğim süresince, 8 yıl boyunca ‘Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’ye zararlıdır, bunu kaldıralım’ diye uğraş verdim, bir adım dahi yol alamadım. Şimdi ezanı susturabilir miyiz? Mümkün değil. Tamam susmasın o inancı güdenler de var ama beni, gelen turisti rahatsız etmesin, sesini kısın. Üstelik şimdiki teknoloji kulağınıza takarsınız isterseniz 24 saat ezan dinleyin. Bu beni ilgilendirmez. Ben sizin inancınıza saygı duyuyorum, siz de bana, gelen turiste saygı duyun ki turist kaçmasın.
Ekonomi böyle giderse tek kelimeyle felaket olacak. 1995 yılı bütçesini hazırlarken arkadaşlarımız bir çalışma yapmıştı. Geçmişteki turizmin ivmesi ile 2000 yılında kadar Türkiye’ye gelecek kişi sayısı 638 milyon olması lazım. Yani belli bir ivme ile yükseliyorsunuz. Turizm gelirimizin de 527 milyar dolar olması gerekiyordu. Peki bugün nasılız? 2021 yılında turist sayısı 30 milyon. Topladığımız döviz 24 milyon dolar. O ivme ile yükselseydik çok şeyler yapardık. Bizim ülkemiz tarihi eser yatağı. Nereyi kazarsanız tarih fışkırıyor. Kültür ile turizmi birleştirirseniz daha çok turist çekme şansınız olur.
İşte bugün şifa olur diye Ayasofya’nın kapısını kemirenler var. Bu işler biraz zeka işi. İnsanların zekası eğitimle köreltiliyor! İnsanların zekasını arttıracak eğitim yapmadığımız için bunun gibi maskaralıklar ülkemizde çoğalacaktır. Hacı Bektaşi Veli gibi bir isim Ortodoks İslam’a karşı çıkıp heterodoks bir yapıya dönüştürmeye çalışmış.”
DERGAHDAKİ KÜLLİYE TABELASINA TEPKİ
Hacı Bektaşi Veli Dergahına asılan ‘külliye’ tabelasına da tepki gösteren Şahin Ulusoy, “Tekke deselerdi daha iyiydi. Biz de buralar hep tekke olarak geçer. Osmanlı zamanında da Tekke olarak kullanılmıştır” dedi.
Alevi inancı üzerindeki baskılara işaret eden Ulusoy, Dersim’deki köylerde hoparlörlerden ezan dinletilmesini de kınayarak şunları söyledi:
“Yapılanlar, onların deyimiyle tam bir ucube. Bizlere kendilerini kabul ettirmek zorunda hissediyorlar. Biz böyle şeyleri neden kabul edelim ki? Ha belki külliye diye yaptıkları sarayları mazur göstermek için oraya da ‘külliye’ ismini verip ‘Arada ortak bir noktamız var. Bakın sizin de külliyeniz var’ diyeceklerse o aldatmalara da karnımız tok.”
Büyük bir hata. Siz, bizim inancımıza ne karışıyorsunuz? Ben inancımı size sorarak mı seçeceğim? Sizin emrinizle mi seçeceğim? Benim inancım ne ise o yolda giderim. İnancımın yanlış bir tarafını da görürsem bırakırım. İnancımla benim arama kimse giremez. Girmeye de hakkı yoktur. Bu sisteme benzer ben de bir olay yaşadım. Bir Alevi köy muhtarı bana geldi ve dedi ki ‘Sayın vekilim, ben köye cami yaptırmak istiyorum’. ‘Hayrola bir şey mi oldu, sen bir Alevi köyünün muhtarısın, cami ile ne işin var?’ diye sordum. ‘Sayın vekilim, bizim buraya gelen memurlar ‘caminiz nerede, namaz kılacağız’ diye soruyorlar. Biz de ‘cami yok’ dediğimiz zaman ‘sizin caminiz bile yok, işiniz yapılmaz’ deyip gidiyorlar’ dedi. Yani bugünkü yeni buluş değil. Kendilerini çok zeki zannetmesinler. Bu Türkiye’nin ezelden beri çektiği hatta Osmanlı’dan beri çektiği sıkıntıların en başında gelen bir sistem. Onun için tekrar ediyorum, kimse bizimle inancımız arasına girmeye çalışmasın.”
Şahin Ulusoy, günümüz baskı politikaları içerisinde kendisini yaşatmak için mücadele veren Aleviliğe de işaret etti. “Aleviliğin özü iyi insan yetiştirme sanatıdır. Anayasası ise ‘Eline, diline, beline sahip olmaktır’. Bizim bağlı olduğumuz kural budur. Bunun dışına da çıkmayız” diyen Şahin Ulusoy, inancın değerleri hakkında şunları söyledi:
“Bugüne kadar Aleviler hakkında işte ‘Cinayet işliyor, ırz düşmanlığı, hırsızlık yapıyor’ gibi kötü laflarla suçlanacak hiçbir ferdimiz olmamıştır. Öyle sıkı bağlarımız, öyle dayanışmamız var ki kötülüğü kendi içimizde hep yok etmeye çalışıyoruz. Örneğin bizim cemlerimiz bu kötülükleri engelleyen en büyük ibadet şekliydi. Cemlerimiz sadece ibadet değil aynı zamanda bir okul, bir hukuk, bir yargı alanıdır. Yani aklınıza gelen yaşamsal her olgu bizim cemlerimizin içindedir.
Hacı Bektaşi Veli’nin öğretileri var. Örneğin ‘Ara bul’ diyor. ‘İncinsen de İncitme. 72 milleti bir tutunuz. Kadınları okutunuz. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu’ diyor. İşte şimdi o karanlığı biz yaşıyoruz. ‘Çalışmadan gezenler bizden değildir’ diyor. ‘En büyük keramet çalışmaktır’ diyor. Bakın şu son sözü emekten yana olduğunu gösteriyor.
‘Dervişlik hırkada tacda değildir
Hararet nardadır sacda değildir
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir’ diyor.
Şimdi bu sözleri yalın olarak dinlediğinizde pek önem vermeyebilirsiniz. ‘Zeki insanlar yetiştirin’ demek istiyor. Yani ‘Her şeyi insanda arayıp, insanlığı geliştirin’ diyor. Örneğin uçağı icat eden Mekke’de mi bulmuş? Yer çekimi kanunu Hacca giderken mi tespit edilmiş? Veya Mozart Sihirli Flüt operasını bir kilisede mi bulmuş? Veya herhangi bir buluşu sinagogta, havrada mı bulmuşlar? İşte bizim felsefemizi böyle anlatmak lazım.
Şimdi de Alevilik ile Bektaşiliği ayırmaya çalışıyorlar. Yani Osmanlı’dan beri asimile etmeye çalışıyorlar. Cumhuriyet döneminde de aynı asimilasyon politikaları ile karşı karşıyayız. Yani biz kendi kimliğimizle Türkiye’de yaşayabilecek ortamı her nedense bir türlü gerçekleştiremedik. Mecliste ‘Diyanet İşleri Başkanlığı kalkmalıdır, kalkmazsa laiklik gelmez’ diye yıllarca söyledim ama hala birtakım güçler bizi bölmek için uğraşıyor. Bütün zekalarını da bunu nasıl yapabiliriz diye kullanıyorlar ama biz de kendimizi çok daha iyi yetiştirmeli ve Hacı Bektaş Veli gibi devrimci reformist olmalıyız. Gelecek kuşaklara ne bırakmamız gerektiğini çok iyi bilmeliyiz. Ama maalesef bugün biz bu yolda değiliz.
Evet postnişimiz var ocaklarımız var her şeyimiz var ama Hacı Bektaşi Veli’yi bir kenara bırakıyoruz, 72 milleti birbirinden ayırıyoruz, hala ‘Şu şununla evlenemez. Bu şöyle yapamaz’ diye iptidai görüşlerle uğraşıp duruyoruz. Artık devrimci olmalıyız ve çocuklarımızı çok iyi yetiştirmeliyiz.”
“HACI BEKTAŞ’TA BİR ÜNİVERSİTE KURULSA”
Şahin Ulusoy, son olarak Yol hizmetlerinin daha nitelikli olması gerektiği vurguladı. “Bu yol bir çıkar yolu değil” diyen Ulusoy, eğitim alanında yenilikçi olunması gerektiğini söyleyerek, “Biz Ulusoy ailesi olarak yıllarca bizi sevenlerle birlikte bu işi götürmeye çalıştık ama görevimizi yapamadık. Dede gider ibadetini yapar, bir emek verir ve karşılığını alır ama bunu bir gelir kapısı olarak görmemek lazım. Beyni boş olarak değil bir şeyler anlatsın ve karşılığını alsın ama hiçbir şey yapmadan bir şeyler almaya kimse çalışmasın. Bu böyle devam ettiği sürece kendimizi toparlayamayız” dedi.
Hacıbektaş’ta bir Dede okulunun ve bir üniversitenin kurulmasının önemli olacağını belirten Ulusoy, “Hacı Bektaş Veli 13. Yüzyılda orada adeta bir üniversite kurmuş, ocakzadeler yetiştirmiş, onların kafasını bilgiyle doldurmuş ve görevlendirip göndermiştir” dedi.
PİRHA – Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yozgat’ta Alevi köyü Kamışçık’a yapılmak istenen mermer ocağı sebebiyle yurttaşların itirazlarını Meclis gündemine taşıdı. Milletvekili Koçyiğit, köylüler tarafınca kutsal görülen ağacın, maden sahasındaki patlamalar sebebiyle zarar görebileceğine işaret etti.
Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde açılan mermer ocağı sebebiyle köylülerin itirazları sürüyor. Yöre halkı tarafından kutsal sayılan Ulukavak ağacı, kurulan mermer ocağı sebebiyle tehlike altında. Köylüler, maden faaliyetleri sebebiyle kutsal sayılan ağaçların zarar göreceğini belirtiyor.
Yurttaşlar, uzun bir süredir yaptıkları eylemlerle hem çevrenin ciddi zarar gördüğünü hem de kutsal kabul ettikleri ağaçların tehlike altında olduğuna işaret ediyor.
CEMLERİN YAPILDIĞI ANIT AĞAÇ TEHLİKE ALTINDA!
HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de yaşananlar ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u sorumluluk almaya davet etti. Koçyiğit, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın bölgedekiler için dini ve kültürel önemi olduğuna vurgu yaptı.
Milletvekili Koçyiğit, Alevi köyü olan Kamışçık’ta, adakların adandığı, her yıl rutin ziyaret ve etkinliklerin düzenlendiği, cemlerin yapıldığı anıt ağaç bölgesinin mermer ocağı için yapılacak patlamalardan olumsuz yönde etkileneceğinin altını çizdi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, Bakan Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
“*Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde mermer ocağı yapılacağına ilişkin şirkete verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararından haberdar mısınız?
*Bakanlığınızca Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde yapılmak istenen mermer ocağının yaratacağı tahribata ilişkin inceleme ve araştırma yapılmış mıdır?
*Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın yapılacak mermer ocağından kaynaklı yok olacağından haberdar mısınız? Koruma altında bulunan bir bölge iken ruhsatlandırma işlemi nasıl yapılmıştır?
*Mermer ocağından kaynaklı yapılacak patlatmalardan çıkan tozlar, gürültü, trafik ile anıt ağacın civarının işlevsizleşmesinin önünü açan bu planın hayata geçmesiyle beraber oluşacak zarar nasıl karşılanacaktır?
*Şirketin proje alanı 100 hektarın üzerinde olmasına rağmen ÇED mevzuatlarını aşmak için ruhsat sahasının 93 hektar gösterildiği ve bunun da 24 hektarı için ÇED başvurusu yapıldığı iddiaları araştırılmış mıdır?
*Şirketin ÇED başvurusunun Tokat Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde yürütülmesinin sebebi nedir? Proje sahasında yer alan mera, otlak ve tarım arazilerinin Kamışçak’a ait olduğunun bilinmesine rağmen ÇED süreci nasıl Tokat’ta ilerleyebilmiştir?”
PİRHA- Kaymakamlığın, müftülüğün, Kültür Bakanlığı’nın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Alevi yurttaşların yaşadığı Hardal Köyü’nde bulunan tarihi kalıntıya ‘cami’ diyerek el koymaya çalıştığı ortaya çıktı. Duruma tepki gösteren PSAKD Kurucu Başkanı Murtaza Demir Murtaza Demir, “İnancınızı yaşamaz, sahipsiz, kimsesiz bırakırsanız bir gün o köye leş kargaları musallat olur” dedi.
Alevi yurttaşların yaşadığı yerleşim yerlerine ilişkin asimilasyon politikaları devam ediyor. Devlet, Alevi yerleşim bölgelerine cami yapmanın yanı sıra bu yerleşim yerlerinde yer alan inanç ve ibadet merkezleri olan cemevlerini, tarihi yapıları asimilasyon politikaları kapsamında camiye çevirmeye çalışıyor.
Alevilere ait yapıları camiye çevirme politikasının son örneği Hardal Köyü’nde yaşandı. Kaymakamlığın, müftülüğün, Kültür Bakanlığı’nın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Alevi yurttaşların yaşadığı Hardal Köyü’nde bulunan tarihi kalıntıya ‘cami’ diyerek el koymaya çalıştığı ortaya çıktı.
MAHKEME ‘CAMİ’ DEĞİL KARARI VERMESİNE RAĞMEN İTİRAZ EDİLDİ
Söz konusu duruma ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir, Hardal Köyü’nde bulunan metruk yapıya ‘cami’ denilerek Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir vakfa devredildiğini, köylünün duruma itiraz ederek konuyu yargıya taşıdığını aktardı.
Demir, köy halkının avukatlar aracılığıyla yargıya başvurduğunu ve hem yerel hem de Bölge İdare Mahkemeleri’nin söz konusu kalıntının üzerindeki taşınmazın ‘cami olmadığına’ karar verdiğini belirtti. Bu karara rağmen Şarkışla Kaymakamlığı’nın, müftülüğün, Kültür Bakanlığı’nın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bir üst mahkemeye itiraz ettiğini ve ısrarla kalıntının ‘cami’ olarak kabul edilmesini istediklerini söyledi.
Demir paylaştığı yazıda, Alevi yurttaşlara çağrı yaparak inançlarını sahipsiz ve kimsesiz bırakmamaları gerektiğini ifade etti.
PSAKD Kurucu Başkanı Murtaza Demir’in paylaştığı yazı şöyle:
“Yine bir Alevi köyü ve yine ‘ille de cami olacak’ diyen devletin ahlak, hukuk ve vicdan dışı Alevi anlayışının ibretlik hikayesi. Okuyun lütfen ama aklınıza mukayyet olun…
Alevi köyündeki metruk kalıntıya; ‘Bu bir cami kalıntısıdır’ diyerek ‘çökmek’ istiyorlar! Muhtar ve İhtiyar Heyeti, Müftü ve Kaymakamın ricası karşısında ‘ikna’ olduktan sonra, ‘Evet burası cami kalıntısıdır’ diyerek aldığı kararı kaymakamlığa iletiyor. Köy halkı itiraz ediyor ve avukat aracılığıyla yargıya başvuruyor. Yerel ve bölge İdare Mahkemeleri bu kalıntının üzerindeki taşınmazın cami olmadığına karar veriyor ama ‘devlet’ Aleviyi yurttaş, inancını inanç, ibadethanesini ibadethane saymadığı için yargı kararını İstinaf Mahkemesine taşıyarak itiraz ediyor.
Kim itiraz ediyor; Şarkışla Kaymakamlığı, Müftülük, Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü yani Devlet…
“KIZMAK, İSYAN ETMEK YETMEZ, CEHALETLE MÜCADELE ETMEK GEREKİR”
Fazlasını yazmaya gerek yoktur. Ekli belgelerdeki yargı sürecini okuduğunuzda, sizin de ‘Bu nasıl devlet?’ diyerek isyan edeceğinize eminim. Ancak kızmak, isyan etmek yetmez. Fark etmek, önlem almak, bu ilkel, geri, öğretilmiş, ezberletilmiş cehaletle mücadele etmenin, ekmek ve nefes almak kadar elzem olduğunu da görmek gerekir.
Daha da önemlisi inancınızı yaşamaz, sahipsiz, kimsesiz bırakırsanız bir gün o köye leş kargalarının musallat olacağını, gelip oturacaklarını, kendilerine benzetmek için devletin tüm olanaklarını asimilasyon adına harekete geçireceklerini görmek elzem değil, şarttır. Aşk ile canlar…”
PİRHA- Malatya Yeşilyurt’a bağlı Dilek Mahallesi Uğrak mevkiinde oturan yurttaşlar, 2021 Türkiye’sinde yol ve hizmetle tanışamamış durumdalar. Mahallede oturan Alevi yurttaşlar, Alevi oldukları için mi hizmet gelmediğini belirterek için isyan ettiler.
Türkiye’de birçok Alevi köyünün hepsinin ortak şikayeti, Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Malatya Yeşilyurt ilçesine bağlı Dilek Mahallesi.
Yeşilyurt ilçesi Yeşilyurt Dilek Mahallesi Uğrak mevkiinde oturan bölge sakinleri kendilerine bir türlü gelmeyen hizmetten dolayı dert yandı. Hizmet gelmesi için defalarca müracaat ettiklerini belirten halk, acaba ‘Alevi Mahallesi’ olduğu için mi hizmet gelmediğini dile getirdiler.
Köylüler, bozuk yollar için yaptıkları resmi başvurulara cevap alamayınca yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. Yaşananlara isyan eden köylüler hizmette ayrımcılık ile karşılaştıklarını dile getirdiler.
Asfalt çalışmalarının hiçbir şekilde gerçekleşmediği Dilek Mahallesi’nde yurttaşlar, tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığını söylüyor. Yurttaşlar, seçim zamanı oy için verilen vaatlerin başında gelen yol probleminin seçimlerden sonra ise hiçbir karşılık bulmadığını ifade ediyorlar.
PİRHA‘ya konuşan köylüler köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekiyor. Görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü görünüyor.
“ÇAMURDAN ÇIKAMIYORUZ”
Bölge sakinlerinden Hasan Yılmaz, bazı sokaklarda aydınlatma ve asfalt olmadığını ifade ederek, “Engelli komşum var yolda gidip gelmekte zorlanıyor. Bir yangın, bir hasta olsa ne itfaiye girebilir buraya ne sağlık ekibi. Mağdur durumdayız, bir an evvel buralara bir el atılsın. Yollarda asfalt olmadığı için çamurdan çıkamıyoruz. Kendi imkanlarımızla buralara çakıl döktük. Işıklandırma yok. Bizler de vergimizi ödüyoruz. Bizler de bu devletin vatandaşıyız ama bizimle ilgilenen yok. Defalarca söyledik, dilekçe verdik aydınlatma gelsin diye hepsi boş” diye konuştu.
“ALEVİ MAHALLESİ DİYE Mİ HİZMET GELMİYOR?”
“Alevi mahallesi diye mi hizmet gelmiyor?” diye soran bir diğer mahalle sakini Müslüm Aslan ise, “Mahallemizin meydanında yağmur ve kar suları birikiyor. Vatandaşın evine su gidiyor. Belediyeden hiçbir hizmet alamıyoruz. 2 yıldır bir hizmet almadık. Bazı sokaklara kilit taşı yaptılar, nasıl yapıldıysa evleri su basıyor. Hizmet alamıyoruz, Allah aşkına bir sesimizi duyun. Mahallemiz unutulmuş bir mahalle. Alevi mahallesi mi diye buraya hizmet gelmiyor” diyerek tepki gösterdi.