PİRHA-Alevi örgütlerinin genel başkanları, Akşam gazetesi yazarı- AKP’li Hüseyin Besli’nin Alevilere yönelik nefret yazısı nedeniyle Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde Besli hakkında suç duyurusunda bulundu. Kamu davası açılmasını isteyen Aleviler, Besli’nin cezalandırılmasını istediler.
Akşam Gazetesi yazarı ve eski AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli’nin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yazdığı yazıda Alevileri ve çocuklarını hedef alan nefret söylemi içerikli yazısı yargıya taşındı.
Kılıçdaroğlu’nun birçok konuda yalan söylediğini iddia eden Besli, yazısında “Alevi, Alevi Kürt bir aile çocuklarına Alevi kimliğini gizlemeyi öğrettiği, öğütlediği kadar Kürt kimliğini de saklamayı öğretmek mecburiyetinde kalmaktadır. Yani söz konusu çocuklar ‘çifte kavrulmuş yalancı’ olmak durumundadırlar. Ve ne kadar maharetle yalan söyleyebiliyorlarsa o kadar aferin alarak yetişmişlerdir” şeklinde nefret söylemlerinde bulunmuştu.
Akşam Gazetesi yazarı, AKP’li Hüseyin Besli’nin, yalan ve nefret dolu yazısına tepki gösteren Alevi Bektaşi Federasyonu adına Zeynal Odabaş, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Kültür Dernekleri adına Hüseyin Çam, Besli hakkında İstanbul Adliyesi’nde savcılığa suç duyurusunda bulundu.
KAMU DAVASI AÇILMASI İSTENDİ
Savcılığa verilen dilekçede Hüseyin Besli’nin Akşam gazetesinde 14 Kasım 2021 tarihli yazısında Alevilerin doğuştan yalan söylemeye alıştıkları ve yalancı oldukları ifadesiyle Alevileri aşağıladığı, küçümsediği ve Alevilere hakaret ettiği belirtildi.
Besli’nin nefret suçu işlediğini belirten Aleviler, gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılması için kamu davası açılmasını istedi.
Suç duyurusunun ardından adliye önünde açıklama yapan genel başkanlar, Alevilere yönelik nefret suçlarının, iftiraların hala devam ettiğini belirterek, Besli’nin yargılanmasını istediler.
Alevilere yapılan zulümlerin sona erdirilmesini isteyen genel başkanlar, hep cezasız kaldığı için Alevilere yönelik nefret suçlarının devam ettiğini vurguladılar.
SAAT 17.00’DE AKŞAM GAZETESİ ÖNÜNDE AÇIKLAMA
Alevi örgütleri, bugün (16 Kasım Salı) saat 17.00’de ise Akşam Gazetesi’nin İstanbul İkitelli’de bulunan binası önünde bir araya gelerek basın açıklaması yapacak.
AKP’Lİ HÜSEYİN BESLİ NE DEMİŞTİ?
“Daha önce de çeşitli vesilelerle yazdık. Ancak, hala, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yalanları karşısında şaşkınlık yaşayanlar için hatırlatalım istedik…
Malum, daha düne kadar, Türkiye’de alevi vatandaşlar kimliklerini açıkça ifade edemiyorlardı. (Ne yaman çelişkidir ki bunun da kökeni CHP zihniyetine dayanır.)
Aksi takdirde bilhassa devlette bir takım yerlere gelemezlerdi. Bu nedenle, alevi bir anne baba daha doğumdan itibaren çocuklarına kimliklerini gizlemeyi yani yalan söylemeyi öğretmek durumundaydı… Bu bir.
İkincisi; yine malumdur ki Alevilik Türkmenlere mahsus bir şeydir. Türkmen haricindeki, mesela Kürt aleviler ana kitle tarafından makbul sayılmazlar, hatta Alevilik kimliğinin başka bir kimliği örtmek için kullanıldığını bile düşünürler.
Böyle olunca; alevi Kürt bir aile çocuklarına alevi kimliğini gizlemeyi öğrettiği/öğütlediği kadar Kürt kimliğini de saklamayı öğretmek mecburiyetinde kalmaktadır.
Yani söz konusu çocuklar ‘çifte kavrulmuş yalancı’ olmak durumundadırlar. Ve ne kadar maharetle yalan söyleyebiliyorlarsa o kadar aferin alarak yetişmişlerdir.”
PİRHA-PSAKD Kadın Meclisi’nin 5-6-7 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlediği çalıştayda “Eşikten Bu Yana Kadınlar” başlıklı seminer veren Prof. Dr. Bedriye Poyraz, “Sünni ideoloji Alevilere nasıl davranıyorsa Alevi örgütleri, Alevi erkekleri de Alevi kadınlara öyle kötü davranıyorlar. Kadın mücadelesinde erkeklerle birlikte mücadele verilmelidir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi’nin 5-6-7 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlediği çalıştayda “Eşikten Bu Yana Kadınlar” başlıklı seminer veren Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Alevi kadınlar olarak mücadele etmenin ne olduğunu öğrenmemiz gerekiri diyerek, Alevi örgütlerinin kadınlara eşit koşullar sağlamadığını ve kadınları yeterince desteklemediğini söyledi. Kadın mücadelesinin erkeklerle birlikte verilmesi gerektiğini de vurgulayan Poyraz, bu konuda Alevi erkeklere, kurumlara büyük rol düştüğünü de aktardı.
“ALEVİ ÖRGÜTLERİ ALEVİ KADINLARA KÖTÜ DAVRANIYOR”
Şu anda dünyanın bütün üniversitelerinde kadın çalışmaları bölümleri olduğunu ve bu bölümlerde kadın mücadelesinin tarihinin farklı farklı yönleriyle tartışıldığını ifade eden Poyraz şunları dile getirdi:
“Biz Alevi toplumu olarak, kadınların Alevilik hareketi içinde nasıl yer alması gerektiğini konuşuyoruz bugün. Bu toplantı, Alevilikte kadının yerinin tartışılması ve doğru bir zemine oturtulması açısından çok önemli. Örgütlerle ilgili karamsarım maalesef. Alevi örgütleri gerçekten bu konuda sıkıntılı. Alevi örgütleri diyor ki, kadınlara biz şu hakları verdik, bu toplantıyı düzenledik. Sanki lütfediyorlar. Şu benzetmeyi hep yapıyorum, Sünni ideoloji Alevilere nasıl davranıyorsa Alevi örgütleri, Alevi erkekleri de Alevi kadınlara böyle kötü davranıyorlar. Ama bunu ısrarla görmüyoruz. Kadın mücadelesinde erkeklerle birlikte mücadele verilmelidir. Birlikte mücadele etmeliyiz. Bu sorunun üstesinden birlikte gelebiliriz. Tek kadınlar olarak başa çıkamayız. Eğer Alevi örgütleri kadın hareketlerinin önünü kapatırsa, onların kendilerini ifade etmelerine engel olursa eğer o zaman kadınlar farklı örgütlerde, farklı yerlerde örgütlensinler. Bu aynı zamanda da tırnak içerisinde bir tehdit olabilir. Alevi örgütlerinin kendi dengelerini sağlayacak bir yaklaşım olması lazım.”
“BÜTÜN ALANLARDA KADINLARA EŞİT KOŞULLAR SAĞLANMALI”
Alevi örgütleri içerisinde yer alan veya almak isteyen kadınlara erkeklerle eşit koşullar sunulmadığını söyleyen Poyraz; “Alevi örgütlerinde seçimlere bakıyoruz hep aynı kişiler o koltuklarda oturuyor. Neden değişmiyor başkanlar? Şu ana kadar kaç seçim olduysa, kaç erkek başkan geldiyse sayısına bakılmalı ve artık erkekler seçime girmemeli, beklemeli. Aynı sayıda kadın başkan görev yapmalı. Sayı eşitlenince, eşit koşullar sağlanarak kadın-erkek seçime tekrar girmelidir. Kadınlar erkeklerle aynı imkanlara sahip olmalıdır. Eşit koşullardan kastımız budur. Eşit yarış bu demektir. Şimdi bir kadınla eşit koşullarda yarışırım diyorsanız şu örnek aklıma geliyor. Bir ayağı olmayan insanı dünya atletizm şampiyonu Hüseyin Bob’la yarıştırmak gibi bir şey. Bugünkü koşullarda eşitlik diye bir şey söz konusu olamaz. Dolayısıyla önce eşit koşulların yaratılması, oluşturulması gerekiyor. Kadınların kendisine özgü kadın yaklaşımıyla, feminist yaklaşımla ancak fark edilecek soruları, problemleri, sıkıntıları var. Bunların fark edilip tartışılması ve bunların üstesinden gelmemiz lazım” şeklinde konuştu.
“ALEVİ KADINLAR OLARAK MÜCADELE ETMENİN NE DEMEK OLDUĞUNU ÖĞRENMELİYİZ”
Alevi kadınların bir kadın olarak nasıl mücadele edeceğini bilmediğini vurgulayan Poyraz, kadınların haklarını alma mücadelesinin Alevilik için verdikleri mücadeleden bağımsız olmadığını kaydetti.
Alevi kadınların sistem içerisinde iki kat sömürüye maruz kaldığını da aktaran Poyraz şöyle devam etti:
“Biz Alevi bir kadın olarak mücadelenin ne demek olduğunu bilmiyoruz, en önemli eksikliğimiz bu. O nedenle Alevi kadın meselesinin kavram olarak da üzerine daha çok düşünmemiz gerekiyor. Biliyorum bir çoğunuzun gönlü yüreği mücadelesi ruhu hep Alevilikte merak etmeyin Alevilik orada. Siz yine Alevisiniz. Bundan vazgeçmeyin elbette ama mutlaka öncelikle kadın olarak nasıl mücadele edebileceğimizi öğrenmek zorundayız. Başka türlü bir erkek egemen dünyayla, erkek ideoloji ile başa çıkmamız mümkün değil. Yeter ki birlikte dayanışma içinde, birbirimize köstek olmadan yol yürüyelim. ‘Kadın kadının kurdudur’ lafı kesinlikle erkek egemen ideolojinin kadınları bölüp, parçalayıp, yönetmek için kullandığı bir kavram. Her şeyden önce kadın hareketi içinde, kadın mücadelesi içinde her şeye cevabımız var, çözümümüz var, sözümüz var, yöntemimiz var hiç merak etmeyin. Kadın örgütleri ile dayanışma içinde olacağız. Kadın çalışmaları yapan akademisyenler ile dayanışma içerisinde olacağız. Ama yine de Alevilik çatısı altında inanç içerisinde mücadele edeceğiz” dedi.
PİRHA-Sanık Mahmut Ekinci’nin, Twitter hesabından “Alevi katliamı istiyoruz” yazısı mahkemece ciddi bir suç olarak görülmedi. Savunmasında “Şaka yapmıştım” diyen Ekinci’ye ve mahkemenin kararına sert tepki geldi. PİRHA’ya konuşan Yazar Erdal Yıldırım ve Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, iktidarların kullanmış olduğu dile işaret ederek “Hem bireysel hem de kurumsal olarak çeşitli karşı davalar açılması lazım” dediler.
Mahmut Ekinci adlı şahsın 21 Ekim 2019’da sosyal medya paylaşımında, “Alevi katliamı istiyoruz #Alevi” yazması mahkemece suç olarak görülmedi.
Paylaşım üzerine Oktay Doğan, 31 Aralık 2019’da avukatı aracılığı ile Ekinci hakkında suç duyurusunda bulundu. İki yılın ardından sanık hakkında “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararı verildi. Sanık Mahmut Ekinci’nin, savunmasında “şaka yapmıştım’ demesi ise tepkileri daha da büyüttü.
“SKANDAL BİR KARARA İMZA ATILMIŞTIR”
Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında dava açılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım, mahkemenin kararı hakkında konuştu. “Yaşananları çok olağanüstü bir durummuş gibi karşılamıyorum” diyen Yıldırım, mahkeme kararını “skandal” olarak yorumladı.
Erdal Yıldırım, şunları söyledi:
“Zira mevcut sistem, zaten halklar arasında bir kavganın yaşanmasından yana. Bunu yaparken de hukuksuzluğu üst boyutlara taşıyor. Hatta kendi koydukları yasalara dahi saygı göstermeyen bir davranış içerisindeler. Bu anlamıyla da bu tür ırkçı, bu tür katliamcı bir geleneğin ardılları olarak bu konuda ‘hukuk garabeti’ mi demek lazım bilemiyorum ama skandal bir karara imza atılmıştır.”
Erdal Yıldırım, sanık Ekinci’nin “Alevi katliamı istiyoruz #Alevi” yazısının bir tür nefret suçu olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Alevi örgütleri ve toplumu, güçlü bir şekilde yan yana gelmeli ve sadece salonlara sıkıştırılmış basın açıklamalarıyla değil, mutlaka kamuya mal edecek şekilde bir refleks göstermeli. Hatta bununla ilgili hem bireysel hem de kurumsal olarak çeşitli karşı davalar açılması lazım. Alevi örgütleri çok hızlı harekete geçmeli. Çünkü genelde şöyle bir hata oluyor; süreç erteleniyor, birkaç gün konuşuluyor ve sonra iş artık kanıksanmaya başlanıyor ve sonuç alma odaklı da olmuyor. Derhal vakit geçirmeksizin Alevi temsilcileri bu konuda hukuki yollarla birlikte fiili olarak tepkiyi kamuoyu ile paylaşmalılar.”
“İKTİDARIN DİLİ, İNSANLARI BU TÜR EYLEMLERE TEŞVİK EDİYOR”
“Alevi katliamı istiyoruz” diyen şahsa ilişkin tepki gösteren bir diğer isim ise Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş oldu. İmara aykırı inşaat yapmak suçu ile 11 yıldır yargılandığını ifade eden Odabaş “Ancak sistematik olarak gerek Alevilerin evlerinin işaretlenmesi gerek linç girişimleri, hep yapanların yanına kar kalıyor” dedi.
Odabaş, nefret suçlarına yol açan sebebi “iktidarın kullanmış olduğu dil” olarak işaret ederek şu yorumda bulundu:
“İktidarın dili, insanları bu tür eylemlere teşvik ediyor. Geçmişte de ellerinde palayla insanları linç etmeye çalışanlar bu tür yazılar yazmış, ardından şaka niteliğinde yorumlayan yargıçlar olmuştu! Düşünün ki bir tehdit anlamında bir sanığın tutuklanması talep edilip yargılanıyor. Alevi toplumu bu kadar sürgün ve katliam ile karşı karşıya kalmış ve Twitter’da ‘katliam istiyorum’ yazıyorsun ama bunun karşılığında ceza almıyorsun! Bu tür insanlar meşrulaştırılıyor. Bunlar ceza almadıkları sürece bu tür girişimler, linç kültürleri çoğalıyor. Bunları teşvik edenler, aslında olanlara göz yumanlardır. Yapanların değil, aslında yaptıranların ortaya çıkartılması gerekiyor. Asla söylenenler şaka niteliğinde kabul edilemez. Ciddi bir yargılanma yapılması gerekiyor. Ve dava açan o arkadaşımızın yanında olduğumuzu da paylaşmamız gerekiyor.
Bugün hem ‘laik ve demokratik bir Cumhuriyet’ diyorsunuz ama Anayasanızdaki laiklik ilkesine yakışır davranıyor musunuz? Yargıtay’ın açılışı Diyanet İşleri Başkanının dualarıyla yapılıyor. Dolayısıyla da bu tür durumlar gündeme geliyor.
Artık hakim ve savcıların siyasi ahlakına inanmıyoruz çünkü kendi iradeleri ile hareket etmiyorlar. Ortadoğu’daki gibi ‘Allahuekber’ sesleri ile ‘Alevilerin katli vaciptir’ diyen zihniyetlerin bugün Türkiye’de baş gösterdiğini görüyoruz. Onun için bu yaşananlara tepki göstermek, çocuklarına güzel bir ülke bırakmak isteyen herkesin sorunudur.”
Zeynal Odabaş, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının bu suça ortak olduklarını ve bunları aslında teşvik eden konuşmalarından da görebiliyoruz. Onun için varsa eğer vicdanlı hakim ve savcılar, bu tür olaylara asla meyil vermemeli” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı gençlerden Mustafa Sazcı, Antalya’da unutulmaya yüz tutmuş Alevi-Bektaşi Tekke, türbe ve ziyaretlerine sahip çıkılması için Alevi örgütlerine çağrıda bulundu.
Antalya’da yaşayan Alevi gençlerden Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Antalya’da unutulmaya yüz tutmuş Alevi-Bektaşi Tekke, türbe ve ziyaretlerini yazdı.
Antalya’nın, Alevi-Bektaşi nüfusunun yoğun olarak yaşadığı kentlerden biri olduğunu hatırlatan Mustafa Sazcı, “Tahtacı, Abdal ve Bektaşi süreklerinin bir arada olduğu bu ilimizde yine bu süreklerin sahip çıkarak bugünlere kadar getirdiği birçok türbe ve ziyaretin olduğunu görürüz. Ancak şunun altına çizmek gerek ki bugün bu türbelerin bazılarının varlığından bile haberdar olmadığımızı söylersek haksızlık etmiş olmayız” dedi.
Sazcı, dergah, türbe ve ziyaretlere sahip çıkılması için Alevi örgütlerine çağrıda bulundu.
Sazcı, incelediği türbelerde vardığı sonuçları, gözlemlerini maddeler halinde şöyle ifade etti.
1- Alevi nüfusu hakkında Devlet Kurumunun verileri kullanılarak yapılan 11 milyon-16 milyon belirlemesi gerçeği yansıtmamaktadır. Anadolu’nun her bir bölgesinde farklı politikalarla, baskı, zulüm ve katliamla bölge insanını Alevi kimliğinden uzaklaştıran egemenler tüm bunlara rağmen halkın genetiğine işlemiş Alevi kültürel kodlarını yok edememiştir. Yani bugün tüm bu türbelerin olduğu bölgelerdeki gözlemlerim şunu gösteriyor ki, bu halk Alevi kimliğini yitirse de bir Alevi gibi düşünmeye, inanmaya devam ediyor.
2- Hace Bektaş ile ilişkili Horasan Erenlerinden Antalya’ya gelenler sadece Abdal Musa ve tekkesinde hizmet yürüten dervişleri değildir. Doğu ve Batı Antalya’da Horasan Erenlerinden olduğu söylenen bir çok eren bulunmaktadır.
3-İsmine Kızılbaş, Işık Taifesi, Bektaşi, Tahtacı, Abdal, Torlak ne derseniz deyin Anadolu Alevileri, bu toprakların öz evlatlarıdır. Antalya özelinde incelediğimizde görüyoruz ki Alevilik bu coğrafyanın her tarafında yaşanmakta, Şehir Merkezi dahil olmak üzere birçok ilçede ve bu ilçelere bağlı dağlarda, tepelerde, mağaralarda ve bu toprakların her karışında Aleviliğe, Alevilere dair bir iz taşımaktadır.
4- Bu dergâhlarda ve bulunduğu köylerde ve mahallelerde yapılan camiiler, Hace Bektaş Dergâhına yapılan camii ile aynı döneme denk gelmektedir.
5- Kureyş Baba’ya ait olduğu bilinen ve halkın da belirttiği üzere Horasan erenlerinden bir “seyyid”e ait olduğu söylenen Korkuteli’nde bulunan türbe Baba Kureyş’in, gezgin dervişlerden olma ihtimalini gözden geçirmemizde yarar olduğunu göstermektedir. Bu sayede son süreçte “Rêya Heq” süreğini “Dersim”e özgün farklı bir inanç ve Baba Kureyş’i, Düzgün Baba’yı da bu inancın diğer erenlerden bağımsız önderleri olarak tanımlayanların tezlerini çürütmüş oluruz.
6- Alevilik ile aynı köklerden beslenmiş ve tarihsel süreç içerisinde Aleviliğin içinde erimiş ( olumsuz manada söylemiyorum) Ahîlere ait birçok Alevi- Bektaşi türbesi maalesef ki Alevi kimliğinden uzaklaştırılmış, bunun yanı sıra yine Hace Bektaş Dergâhına yapıldığı dönemlerde buraya da camii inşa edilmiştir.
7-Müteşerri İslam, tüm baskılarına rağmen Alevilerin doğa tapınımını, ziyaret kültürünü, doğanın bir parçası olduğunu hatırlatan ve doğayı kutsayan felsefesini yok edememiştir. İnsanlar hâlâ bu türbe ve ziyaretlerin çevresinde hiçbir canlıya zarar vermemektedir.
8-Türbelerin ve ziyaretlerin çevresinde bulunan bu yerlere gelen kişiler buraların Alevi-Bektaşi ziyaret ve türbesi olduğunu bilmekte ve hatta bazıları da kendilerinin de eskiden Alevi olduklarını söylemektedir.
Mustafa Sazcı, söz konusu tekkeleri, türbeleri ve ziyaretlerin listesini de şöyle kaydetti:
ALANYA:
1-Köklem Dede (Büklüm Dede): Türkler’de, Horasan’dan gelen yedi erenden biri olduğu rivayet ediliyor.
2-Çomaklı Dede: Horasan’dan gelen 7 erenden biri.
3-Pelit Evliyası (Musa Dede): Horasan’dan gelen yedi erenden biri.
4-Pirce Alaaddin Türbesi: Pir Sinan’ın abisi, Şıhlar Köyü
5-Tepecik Evliyası- Koç Davut Baba (Sapadere Köyü- Söğüt yolu üstü)
6-Sitti Zeynep Ana: Horasan’dan gelen yedi erenden biri, Alanya kalesii)
7- Sultan Kadın: Gündoğmuş Kuzeyi, Geyik Dağı zirvesi.
8-Dursun Dede: Horasan’dan gelen 7 erenden biri- Yukarı mahalle, İbradı)
9- Hasan Dede Türbesi: Alanya-Şekerhane Mahallesi
10- Akbaba Yatırı: (İskele Caddesi- Şu an bulunduğu yerde yok)
11-Ardıç Dede Türbesi: Değirmendere mah.
12- Beyobası Dedesi: Beyobası Mahallesi, Horasan Erenlerinden
13-Musa Dede: Deretürbelinas mah.- Bektaş Çeşmesi denen mağarada
AKSEKİ:
14-Cemerler Evliyası: Cemerler Mahallesi.
15-Emir Dede ve Genç Abdal (Güvenç Abdal) Türbesi: Emiraşıklar mahallesinde, köy halkı Alevi olduklarının bilincinde.
16-Hacetgani Mezarlığı: Horasan’lı 14 erene ait mezar.
17- Sarı Abbaslar Evliyası: Emir Dede ve Genç Abdal’ın ilk uğrak yeri- Emiraşıklar’da nazargah)
18-Sarı Haliller Evliyası: Sarı Haliller mah.- Hacetgani evliyaları ile bağlantılı oldukları bilinir.
19-Hacı Doğrul: Menkıbe’de Hace Bektaş-ı “doğan” donunda karşılayan Rum Abdallarından bir eren. Yarpuz Beldesi
MURATPAŞA:
20-Ahi Yusuf Türbesi: Kaleiçi, Ahi Evren’in oğlu olduğu söylenmekte.
21-Ahi Kızı Türbesi: Kaleiçi, Ahi Yusuf’un kızı olduğu söylenmekte.
22-Bayraktar Baba Türbesi: Kaleiçinde tekkesi olan Bektaşi Babası Bayraktar Baba Sultan’ın mezarı restorayon sürecinde Kalenin girişinden sökülüp, kemikleri ve mezar taşı ile birlikte çaprazında bulunan camiinin bilinmeyen bir yerine gömülmüştür. Bu da tıpkı Kaleiçindeki diğer dergahlar gibi Alevi-Bektaşiliği yok etmek isteyen zihniyetin bir pratiğidir.
22-Bayraktar Baba Türbesi: Kaleiçinde tekkesi olan Bektaşi Babası Bayraktar Baba Sultan’ın mezarı restorayon sürecinde Kalenin girişinden söküldüp, kemikleri ve mezar taşı ile birlikte çaprazında bulunan camiinin bilinmeyen bir yerine gömülmüştür. Bu da tıpkı Kaleiçindeki diğer dergahlar gibi Alevi-Bektaşiliği yok etmek isteyen zihniyetin bir pratiğidir.
23-Frenk Baba: Bektaşi Babasıdır. Kaynaklarda kale içinde olduğu ssöylensede nerede medfun olduğu bilinmemektedir.
24- Ahi Evran: Ahi Evren’e ait bir türbenin varlığı rivayet edilse de öyle bir yer şu an yoktur, daha doğru tabirler yok edilmiştir.
25- Ambarlı Baba: Kaleiçi’nde olduğu rivayet edilen Alevi Pir’i, ancak medfun olduğu yer bilinmemekte.
26-Aşık Doğan Dede: Andızlı mezarlığı karşısında ve Markantalya’nın arkasında.
27-Bektaş Murtaza Dede: Horasan’lı Himmetçi Ali Baba’nın evlatlarında Karayağmurlu Ocağı dedesi. Eski mezar taşındaki yazan bilginin tercümesi şöyle: “Merhum Horasan Evlatlarından Hanife Oğlu Bektaş Dede Murtaza Molla.”
SERİK:
28-Pir Bali Baba Tekkesi: Tekke Köyü
ELMALI:
29-Abdal Musa: Tekke Köyü
30-Çoban Dede: Camiatik mah., Eğrekler sok.
31-İshak Dede: Kapmescit, İshak Dede mah.
32-Haydar Baba: İplik Pazarı, Kütükcami cad.
33-Debbağ Baba: Derici olduğu için Debbağ denmiştir, günümüzde ise Tabak Baba olarak anılır. İplik Pazarı- baharlar sok.
34-Baltası Gedik Türbesi: Abdal Musa’nın kardeşi olduğu rivayet edilir.
35-İlla Baba Türbesi: Çalpınar Köyü
36-Ahi Baba Türbesi:
KORKUTELİ:
37-Yaren Dede: Atatürk Ormanı Parkı arkası
38-Kureyş Baba: Gümüşlü Köyü
39-Kurt Baba: İmrahor mahallesi karşısı.
40-AliFahreddin-i Kebir: Büyükköy (Bektaşi köyü)
41-AliFahreddin-i Sağir: Küçükköy
FİNİKE:
42- Kafi Baba Tekkesi: Yuvalı
43-Hasan Baba: Yuvali, tekkenin yanı
44- Bedir Baba: Tekkenin yanındaki Lmyra Antik Kenti içinde
ISPARTA:
45-Veli Baba Türbesi: Senirkent
46-Ahi Şemseddin Tekkesi: Uluborlu
PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve beraberindeki heyet “Herkes İçin Adalet” kampanyası dahilinde Alevi örgütlerinin temsilcileriyle buluştu. HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Ayrımcılığa maruz kalan kesimlerin başında Aleviler bulunuyor. Alevi toplumu, Kürtlerle birlikte bu ülkede en fazla ayrımcılığa maruz kalan toplum kesimlerini oluşturuyor” dedi.
Halkların Demokratik Partisi’nin “Herkes İçin Adalet” kampanyası dahilinde yaptığı görüşmelerin bugünkü adresi Ankara’daki Alevi örgütleri oldu.
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve beraberindeki heyet Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezini ziyaret ederek, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı yetkilileriyle görüştü.
Sancar başkanlığındaki heyeti, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin karşıladı.
“HAKİKATİ SAVUNACAK DEMOKRASİ İTTİFAKI KURALIM”
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, konuşmasında adaletsizlikleri aşacak yolları birlikte bulmak gibi bir amaçları olduğunu söyleyerek, “Çağrımız; savaş politikalarına karşı barışı, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, yalana karşı hakikatI, zulme karşı adaleti birlikte savunacak en geniş demokrasi ittifakını kurmaktır” dedi.
“ALEVİ TOPLUMU KÜRTLERLE BİRLİKTE EN FAZLA AYRIMCILIĞA MARUZ KALAN TOPLUM”
Adaletsizliğin temel sorun olduğunu ifade eden Sancar, şöyle devam etti:
“Adaletsizlik farklı alanlarda karşımıza çıkan yakıcı bir meselesidir. Adaletsizliğin en temel sebeplerinden ve göstergelerinden biri ayrımcılıktır. Ayrımcılığa karşı mücadele de temel ilkemiz, yol göstericimiz ise eşitlik ilkesidir. Birçok kesim ayrımcılığa maruz kalıyor eşitlik ilkesinden uzak bir yaşama mahkûm ediliyor. Bu toplum kesimlerinden en önemlisi Alevi toplumudur, Alevilerdir. Alevi toplumu Kürtlerle birlikte bu ülkede en fazla ayrımcılığa maruz kalan toplum kesimlerini oluşturuyor.
Alevi toplumu inançlarını yaşama konusunda, hatta hayatlarını koruma konusunda ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Neredeyse Alevilere yönelik doğrudan ya da dolaylı tehditler, rutin olaylar olarak algılar hale gelmiştir. Alevilerin evlerine işaret konması, sanki sıradan önemsiz bir olay gibi sunulabiliyor ama toplumsal hafıza, özellikle Alevilerin hafızası, bu konuda son derece hassas ve canlıdır.
Eğer bir insan topluluğu toplum haline gelmek istiyorsa, öncelikle çoğulculuğu korumak zorundadır. Toplumun çoğulculuğuna, farklı inançlarına, yaşam tarzlarına tahammül etmeyen anlayışlar, toplum fikrine de düşmandırlar. Çoğulculuğu ortadan kaldırmak, tekçiliği dayatmak esasen toplumu çözmek aynı anlama gelir.”
“BİR ARADA VAR OLMAYI SAĞLAYACAK İLKELERİ SAVUNUYORUZ”
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisine dönük saldırıları da gündeme getirerek “Çoğulculuğu yok etmek, tekçiliği dayatmak, böylece otoriter yönetimi daha da tahkim etmektir. farklı düşünenlerin farklı inananların ve yaşayanların nefes alamayacağı bir ortam yaratmaktır” diyerek şu konuşmayı yaptı:
“Tekçiliğe karşı birlikte mücadelenin önemini hatırlatmama bile gerek yok. HDP olarak bizler mücadelemizi sürdürüyor, nefret diline aynı şekilde karşılık vermek kesinlikle bizim ilkelerimiz ve tercihlerimiz arasında yer almaz. Tam tersine nefret ve düşmanlık politikalarına karşı biz birlikte yaşamayı eşitlik içinde bir arada var olmayı sağlayacak ilkeleri savunuyoruz. Bu ilkeler etrafında siyaset yürütüyoruz.”
“ACİZLİK PANİĞİ YANSITIYORLAR”
“Bu buluşmalarımızın bir nedeni, toplumda mazlumların, mağdurların dışlanmamak ve ezilmek istemeyenlerin birlikte mücadelesine katkı sunmaktır. Tepkimizi, itirazımızı ortaya koymaktır. Bunu farklı toplum kesimlerine, farklı örgüt ve kuruluşlara ve siyasi partileri bir çağrı olarak sürekli yönetiyoruz bu çağrıyı yineliyoruz. Karşı karşıya olduğumuz tehlike gerçekten büyüktür ama bu tehlike baş etme gücü bu toplumda vardır, bu toplumun inançlı kararlı vicdanlı kesimlerinde temsilcilerinde vardır. Yeter ki bu gücü ortaya çıkarmayı hep birlikte başarabilelim.
Nefret dilini en çok yükselten ve yoğun bir şekilde düşmanlık politikalarını işleyen iktidar ve onun küçük ortağı bir acizlik paniği yansıtıyorlar. Kaybettikçe daha fazla hırçınlaşıyorlar ve ellerinde kullanabilecekleri tek sermaye nefret, düşmanlaştırma, kutuplaştırma ve çatışma politikasıdır. Bu politikayı bu toplum mutlaka alt edecektir, bundan şüphe duymuyoruz.
“İKTİDAR, ALEVİLİĞİ KENDİSİ TANIMLIYOR”
Alevi toplumunun sorunlarını ve taleplerini elbette biliyoruz. Bunlar bizim sorunlarımız ve taleplerimizdir. Demokratik bir ülkede iktidarların görevleri farklılıkları tanımaktır, bunları güvenceye bağlamaktır. İnançları eşit bir şekilde güvenceli bir yasal statüye kavuşturmak demokratik bir düzenin vazgeçilmek gereğidir. İktidar, tanımak yerine tanımlamayı bir politika olarak yürütüyor. Yani Alevilerin ne olduğuna kendisi karar veriyor, tanımlamayı kendine hak gören iktidarlar faşist zihniyeti temsil ediyorlar, tekleştirici dayatmacı bir anlayışı temsil ediyorlar. O nedenle yapmamız gereken şey birbirimizi farklılıklarımızla tanımaktır.
Otoriter iktidarlar sürekli halkın ekmeğini aşını, işini, düşünmezler savaşla ayakta kalmak için ülkenin kaynaklarını silaha yatırırlar, şiddet politikalarına yaratırlar. Böylece yoksulluğu derinleştirirler, yandaşları güçlendirirler. Şimdi bizim çağrımız; bu savaş politikalarına karşı barışı dayatma, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, yalana karşı hakikati, zulme karşı adaleti birlikte savunacak en geniş demokrasi ittifakını kurmaktır. Bu yolda Alevi toplumunun ve onun değerli temsilcilerinin özel bir konumu ve rolü olduğuna bütün yüreğimle inanıyorum. Bugüne kadar bu ülkede hak ve adalet mücadelesinin yükünü ağır bir şekilde omuzlamış ve bedellerini ödemiş toplum kesimlerinin başında gelen Aleviler ve onların temsilcilerinin ve yine bu yükü büyük bedellerle omuzlamış ve onun mücadelesini veren Kürt halkının ve temsilcilerin yine diğer kesimlerin ve temsilcilerinin bir araya gelerek yürütecekleri demokrasi ve adalet mücadelesi mutlaka başarıya ulaşacaktır. Kimsenin karamsarlığa kapılmasına, umutsuzluğa sürüklenmesine gerek yoktur; hep birlikte güçlüyüz ve mutlaka kazanacağız.
“EŞİT YURTTAŞLIK ÇOĞULCULUĞU KORUMAKTIR”
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, söze Garê operasyonunda yaşamını yitiren asker, polis ailelerine başsağlığı dileyerek, başladı. Geçmez, “13 vatandaşın ölümünden sonra nefret dili daha da yaygınlaştı. Türkiye’nin bu tablolarla karşılaşmaması lazım. Bizim yıllarca yürüttüğümüz mücadele, eşit yurttaşlık mücadelesi çoğulculuğun korunması mücadelesidir” dedi.
Ercan Geçmez, “Biz hiçbir zaman Anadolu’nun çoğulculuğundan vazgeçmedik” diyerek şunları dile getirdi:
“Hızır ayındayız. Bu anlamıyla ülkemizin insanları dardadır. Hem yoksullaştırıyor hem de bir nefret diliyle birbirine karşı sıkıntı yaratmaya çalışıyorlar. Bizim sorunlarımız, Alevilikten kaynaklanan sorunlar değil. Türkiye’nin demokrasi ve anayasa sorunu olduğunu, bu sorunların haliyle bizi vurduğunun farkındayız. Kendisine ‘laikim’ diyen bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı var ve bu Diyanet İşleri Başkanı hem siyaseti hem de sosyal hayatı dizayn ediyor. Biz Diyanet İşlerinin kaldırılmasından yanayız. 7 bakanlıktan daha büyük bir bütçe ile finanse edilmesine karşıyız.
Seçmeli din dersleri bu ülkeye ihanettir. Alevi çocukları psikolojik işkence görüyor. Alevi çocuklarına Ramazan ayında zorla oruç tutturuluyor, namaz kıldırılıyor. Kaymakamlar Alevi muhtarlara zor kullanıyor. Alevi köylerinde muhtarları ikna ederek, zoraki camii yapıyorlar. Bu ülkeye toplumsal barış gelmediği sürece acılarımız büyüyecektir. Almanya’nın Nazi katliamından sonra kendi meclisinde çıkardığı yasaları örnek gösterdik. HDP’nin daha çok insan hakları ile ilgili bir parti olduğunu biliyoruz. Alevilerin sorunları Türkiye’nin diğer sorunlarından bir farkı yoktur. Bu sorunlar diğer sorunlarla birlikte eşitlikçi bir zemin üzerinden çözüldüğünde ne Türkiye bir savaşa ne bir yoksulluğa ve ayrımcılığa mahkûm kalır.”
“HİTLERİN İLK DÖNEMİNE BENZETİYORUM”
PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan da, “Herkes İçin Adalet’in alt başlığı için çalışma yapmak gerekir” diyerek şöyle devam etti:
“Alevilere, Kürtlere, gençlere yani toplumun tüm kesimlerine adalet için çalışmak lazım. 10 yıl diktatör gibi yöneten ve sonra giden Menderes dönemine de adalet lazımdı. Ülkeyi yönetenler iktidarda oldukları zaman ülkeyi kasıp kavuranlar için de adaletin gerekli olduğunu gördük. 10 binlerce insanı gazlarla katleden Saddam’a da adalet lazımdı. Bugün bu ülkeyi yönetenler için de adalet lazım olacak, onlar için de adalet diyeceğiz. Adalete en fazla ihtiyacı olanlar bana göre bu ülkeyi yönetenlerdir.
Bugün Kürtlere veya başka kesimlere yapılan sistematik operasyonlar bize yapılmıyor. Ancak bize yapılan operasyonlar Cumhuriyet tarihi boyunca sistematik olarak inancımızı yok etmeye çalışıyor. Cemevlerimizin duvarlarını yıkamadılar, bugün cemevlerimizin içerisine girme cüretini gösteriyorlar.
Yeni anayasa tartışması başlatıldı, bu anayasada ‘devletin dini İslamdır’ maddesini kabul etmeyiz. Kaldı ki bu anayasa böyle bir madde olmamasına rağmen çocuklarımız işkenceye maruz kalıyor.
Bu ülkede huzur yoksa, barış da olmaz, hiçbir şey olmaz. Önce ülkemizde önce huzur ve barış istiyoruz. Cumhurbaşkanımıza sesleniyoruz: Bu nefret dilinden vazgeçsin. Bu nefret dili bizi bir yere götürmez. Bu dönemi İkinci Abdulhamit dönemine çok benzetiyorum. Basının susturulması, baskıları Hitlerin ilk dönemine benzetiyorum. Önce Yahudileri şeytanlaştırdı, onlar üzerinden siyaset yürütmeye çalıştı. HDP’ye ve Kürt halkına yapılan operasyonları ve dili de bununla eş değer görüyorum.”
PİRHA-Alevi örgütleri, 42. yılında Maraş’ta katledilenleri andı. Maraş katliamı aydınlatılmadığı için Çorum, Sivas, Suruç ve Ankara katliamlarının yaşandığı belirtilen açıklamada, “katledilen canları da, katledenleri de, bu katliamlara seyirci kalanları da unutmadık” denildi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Maraş katliamının 42. yılı dolayısıyla yaptıkları eylemde, katledilenleri andı.
Kadıköy İskele Meydanı’nda yapılan basın açıklamasına Maraş yöresi dernekleri ile ESP ve SGDF üyeleri de katıldı. SGDF’liler eylemde, “19 Aralık’ı unutma, unutturma”, “Katillerden hesabın gençlik soracak” yazılı dövizler taşıdı. Eylemde, “Maraş, Suruç, Ankara unutma unutturma”, “Maraş’ın hesabı sorulacak” sloganları atıldı.
Maraş’ta katledilenlerin anısına yapılan saygı duruşunun ardından PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya açıklama yaptı. 42 yıl önce yüzlerce kişinin öldürüldüğü katliamın basit bir “Alevi-Sünni” düşmanlığı ile açıklanamayacağını söyleyen Kaya, 7 gün süren katliama müdahale edilmediğini hatırlattı.
O günden bugüne bir şey değişmediğini ifade eden Kaya, Maraş katliamının faillerinin cezalandırılmamasının Çorum’u yaşattığını, ardından bu toprakların Sivas’ı, Gazi’yi, Roboski’yi, Suruç’u, Ankara’yı gördüğünü vurguladı. Kaya, “Bu saldırılar faili meçhul kaldığı sürece bir yenisi eklenmeye devam edecek. Mafyalar etrafa tehditler savururken, hakkını arayan madenciler yerlerde sürüklendiği sürece bu topraklara adalet gelmeyecek. ‘Oruç tutmak, namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır’ diyen Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız zihniyeti, hala aramızda gezdikçe bu topraklara huzur gelmeyecek. Çocuklara oyuncak götüren gençleri katledenlere ‘öfkeli gençler’ dendiği sürece, bu ülkeye umut gelmeyecek” dedi.
‘EŞİTLİK, ADALET İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ’
Katliamlarla yüzleşilmesinin şart olduğunu ifade eden Kaya, şunları söyledi: “Bizler Maraş’ta kocasına ‘Beni sen öldür, onların eline bırakma’ diyen Ümmühan Doğan’ı, parçalandıktan sonra kazana atılıp, yakılan 14 yaşındaki Ali Tıraş’ı, karnında 8 aylık bebeğiyle katledilen Esma Suna’yı, kendi düğün gününde öldürülen Mehmet Ali’yi, Sivas’a türküleri ve semahlarından başka bir şey götürmedikleri halde yakılarak katledilen otuz üç canımızı, Ankara’da barış istedikleri için katledilen canları da, katledenleri de, bu katliamlara seyirci kalanları da unutmadık. Akıtılan bunca kanın hesabı sorulana kadar, her alanda var olacağız. Bu ülkedeki farklı inanç ve kültürlere mesafe koymadan, ötekileştirmeden, bu kan gölüne çevrilmiş topraklara barış, eşitlik ve adalet gelene kadar mücadelemize devam edeceğiz.”
PİRHA-Zorunlu din derslerinin insan hakları ihlali olduğunu söyleyenHacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, Türkiye’nin zorunlu din dersi konusunda anayasa ve uluslararası sözleşmelerle çeliştiğini söyleyerek “Alevilerin temel isteği din derslerindeki müfredatın değişiklik değil çok net ve açıktır. Alevilerin ve Alevi örgütlerinin talebi, zorunlu din dersleri anayasal bir hak değildir, kaldırılsın.” dedi.
Haberin videosu;
Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele eden Alevi kurumları AİHM kararlarını uygulanmasını bekliyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, Alevilerin zorunlu din derslerinin kaldırılması için hukuki ve eylemsel olarak yoğun çabalar sarf ettiklerini ancak yıllardır hükümetlerin bu konuda iç hukuk ve uluslararası hukukla çeliştiklerini vurguladı.
Zorunlu din derslerinin 1980 askeri darbesinden sonra milli eğitim müfredata dahil edildiğini söyleyen Geçmez, “Aslında o anayasa değişikliği kendi içerisinde çelişen bir anayasa, ilgili 12. ve 24. maddeleri zorunlu din dersleriyle kendi içerisinde çelişen bir ortam yarattı. Orada bir yerde vicdan ve din özgürlüğünden bahsediliyor. Bir yerde bu din derslerin seçmeli olduğu ancak ailenin rızalığı olursa ancak bu din dersleri çocuğa verilebilir diyor. Bu içtihatlarda en sonunda zorunlu din dersleri gayrimüslimler hariç herkes için zorunlu bir hale getirildi. Oysa bu şekilde de Türkiye, hem kendi anayasasıyla çelişiyordu hem de uluslararası imza attığı sözleşmelerle çelişiyordu” dedi.
“ZORUNLU DİN DERSİYLE İLGİLİ DAVA AÇAN AİLERİN ÇOCUKLARI SINIFLARINDA DIŞLANDI”
Strasburg içtihatlarını örnek gösteren Geçmez, şunları söyledi:
“Türkiye Cumhuriyeti, Strasburg içtihatları tümüne uyacağına dair yasal bir güvence vermiş. Bu içtihatta zorunlu din derslerinin bir insan hakları ihlal olduğu açıktır. Birleşmiş Milletlerin yine insan hakları ve kişisel ve siyasal haklar sözleşmesi var. Türkiye bu kişisel ve siyasal haklar sözleşmesinde meclisten geçmiş ve imzalamıştır. Türkiye ısrarlı bir şekilde anayasanın 24. ve 12. maddesine dayanarak din derslerini, zorunlu hale getirmeye çalıştı. Bunu zorunlu da yaptı. Oysaki anayasanın birçok yerinde bununla ilgili çelişkiler vardı. Alevi örgütleri bu zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik taleplerini siyasiler görmediler. Anayasa değişikliği gerekiyor. Hükümler ortaya koydular, oysaki anayasa değişikliğinin olmayacağını ve ilgili anayasayı doğru yorumladıklarını çok net gördüm. Bu öyle olunca Türkiye’deki birçok aile dava açtı. İlk açılan dava Hasan ve Eylem Zengin davasıdır. Türkiye’de Hasan, Eylem Zengin davası Türkiye’de tabi ki ailenin lehine sonuçlandı. Tabi bunu örgütler planladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde zorunlu din derslerinin bir hak ihlali olduğuyla ilgili birinci alınan karardı. İkinci karar Ali Kenanoğlu kararıyla çocuklarının zorunlu din dersi almasını engellemek amacıyla Türkiye’deki bütün dava sürecini bitirildikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bir karar çıkarttı. Ona rağmen Türkiye’de hükümet zorunlu din dersine devam etti ve davayı açan ailelerin çocukları kendi okulların da kendi sınıflarında bir nebze dışlandılar. Toplumsal bir lince psikolojik baskıya tabi tutuldular.”
“ALEVİLER SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPTILAR”
Alevi örgütlerinin planlamasıyla süreç içerisinde birçok dava açıldığının altını çizen Geçmez, “Alevilerin temel isteği din derslerindeki müfredatın değişiklik değil çok net ve açıktır. Alevilerin ve Alevi örgütlerinin talebi, zorunlu din dersleri anayasal bir hak değildir kaldırılsın. Devletin bir dini olmamasıydı. Devletin, öğrettiği bir dinin devletin olacağını toplumun dini olmayacağını üzerine kararlı bir duruş sergiledik. Gelişim çağındaki çocukların asla herhangi bir dine herhangi bu şekil bir eğitime tabi tutulmasını doğru bulmadığımızı ve gelişimlerini engellediği üzerine bir talepte bulunduk. Bu noktada Alevi örgütleri önemli bir sınav verdi. Sivil itaatsizlik eylemleri yaptılar. Örneğin Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak biz büyük Alevi kurultayları gerçekleştirdik. Büyük Alevi çalıştaylarına, zorunlu din derslerinin sorumlu olduğumuz vakfımızın tamamında bununla ilgili bölümler koyduk. En son olaraktan işte her yıl okulların önünde Milli Eğitim Bakanlığı önünde ve okullar açılmadan önce kitlesel eylemler basın açıklamaları yapıldı. Bu zorunlu din derslerinden ötürü zulüm görmüş çocukların davalarını takip ettik, oradaki halkın bilinçlenmesi oradaki bu tür eylemleri yapan devlet görevlerinin tamamının hakkında davalar açtık” dedi.
“BİZ HERHANGİ BİR İNANCIN ALTERNATİFİ DEĞİLİZ”
Bütün sivil toplum örgütleri, zorunlu din derslerinin sadece Alevilerin sorunu olmadığı eğitim sisteminin bir sorunu olduğunu anlatmaya çalıştıklarını belirten Geçmez, şunları dile getirdi:
“Eğitim sisteminin ne kadar bozuk olduğunu sadece zorunlu din derslerinden değil, diğer derslerde de sosyal bilimlerde veya hikâyelerde de nefret dili ve dini temaların kullanıldığı ve bu dini temaların tamamen Sünnilik üzerine olduğu belirtildi. TBMM’ye, Cumhurbaşkanına ve Milli Eğitim Bakanlığı komisyonuna sunuldu. Siyasi partilere raporlar götürüldü. Bu konular Avrupa Parlamentosuna sunuldu. Mahkemelere sunuldu. Ama Türkiye mahkemeleri bu konuda sağırdı. AİHM kararları konusunda Türkiye biz yerine getirdik dediler. Yalan söylediler. Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri eğitim sistemi. Devlet okullarında dini müfredata tutularak eğitiliyor. Hatta bu hükümetle birlikte belli tarikatların, vakıfların hazırladığı değerler dersi var. Oda yetmedi 4-5 tane seçmeli din dersi yerleştirdiler. Alevi kurumları bunlara da karşı çıktı. Alevi kurumları mümkün oldukça toplumsal eğitimle ilgilenmeleri gerekmektedir. Aleviler, şunu görmeli ki biz herhangi bir inancın alternatifi filan değiliz. Her hangi bir ibadethanenin de alternatifi değiliz. Alevlerin dini Aleviliktir, ibadethanesi de Cemevidir. En çok ülkenin ihtiyacı olan şey barış dilidir. Barış dilini Aleviler çok dillendirmelidir. Bu ülkenin yoksullaşmasının en temel sebeplerinden bir tanesi ülkenin barış dili olan vicdanını yitirmesinden kaynaklanıyor. Bunu Aleviler toplumun önüne koyarsa daha başarılı işler yapacaklarına inanıyorum.”
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da aralarında olduğu 8 Alevi örgütü, Tokat Almus Hubyar Köyü’nde bulunan Hubyar Sultan Tekkesi’nin bir ailenin kontrolünden çıkarılıp köy halkının temsilciliğini yapan köy tüzel kişiliğine tapusunun verilmesini istedi. Yapılan ortak açıklamada, “Hubyar Sultan Tekkesi, Alevi toplumuna ve Hubyar Sultan evlatlarına bırakılmalı” denildi.
Alevi örgütleri, Tokat Almus Hubyar Köyü’nde bulunan Hubyar Sultan Tekkesi’nin bir ailenin kontrolünden çıkarılıp köy halkının temsilciliğini yapan köy tüzel kişiliğine tapusunun verilmesini istedi.
Ortak yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Dernekleri Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaşi Veli Anadolu kültür Vakfı, Demokratik Alevi Dernekleri ve Kanada Alevi Kültür Merkezi, Tokat Almus Hubyar köyünde bulunan Hubyar Sultan Tekkesi ile ilgili olarak uzun süredir yaşanan sorunun mahkeme sonucunda neticeye kavuştuğunu bildiklerini ve süreci yakından takip ettiklerini kamuoyuna duyurdu.
“Hubyar Sultan Tekkesi ve Ocak merkezi olan Hubyar Köyü Aleviler açısından son derece kıymetli ve geleneği sürdürerek Aleviliğe hizmet eden birçok Dede – Ana yetiştirmiş bir dergahımızdır. Halen dahi Hubyar Sultan Ocağı evlatları kurumlarımızda ve cemevlerimizde hizmetlerini yürütmektedirler.
Bu anlamıyla bu Tekkenin geleceği konusunda Alevi inancına ve Hubyar Ocağına müdahaleyi asla doğru bulmayız. Ocağın kendi gelenek yapısında Ocak evladı olan Dede-Ana ve talipleriyle birlikte kendisine uygun olan yolu bulacak ve Hubyar Köyü bir Alevi inanç merkezi olarak yaşamını sürdürecektir. Hubyar Sultan Tekkesi’nin bir ailenin kontrolünden çıkarılıp köy halkının temsilciliğini yapan köy tüzel kişiliğine tapusunun verilmesi önemlidir.
Hubyar Tekkesi’nin akıbetine karar verecek olan, inancın kendi iç dinamikleridir. Bu nedenle bu sürecin Alevi toplumuna ve Hubyar Sultan evlatlarına bırakılması en uygunudur. Hukuki sürecinin tamamlanıp biran önce köy tüzel kişiliğine devredilerek inançsal hizmetlerin Alevice yapılması biz kurumlar için de elzemdir.
Kamuoyunun bilgilerine sunarız.”
PİRHA- 7 Alevi örgütü ve Gazi Cemevi ortak bir açıklamayla, İbrahim Gökçek’in Gazi Cemevi’ndeki cenaze törenini engelleyen polisin cemevine biber gazıyla saldırıp, kapıları, camları kırmasına sert tepki gösterdi. Cemevlerinin Alevi inancının varlığı olduğunu iktidara hatırlatan Alevi örgütleri, “Sizler ibadethanelerimize kanunsuz şekilde girerek tehdit ediyorsunuz. Bu köhne zihniyetiniz neden değişmiyor? Bu nefret ve kin neden? diye sordu.
Hükümetin baskısına karşı 323 gün ölüm orucu eylemi yapan Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek‘in Gazi Cemevi‘ndeki cenaze törenini engelleyen polisin cemevine biber gazıyla saldırıp, kapıları, camları kırması Alevi kamuoyunun büyük tepkisini çekti.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Demokratik Alevi Dernekleri ve Gazi Cemevi ortak bir yazılı açıklama yaparak, polisin Gazi Cemevine biber gazı sıkmasına ve cemevinin ve morgun kapılarını kırmasına sert tepki gösterdiler.
“BU KÖHNE ZİHNİYETİNİZ NEDEN DEĞİŞMİYOR?”
“Cemevlerimiz kutsaldır inancımızın varlığıdır” denilen açıklamada, “323’ncü gününde ölüm orucuna ara veren ancak iki gün sonra tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek, İstanbul Gazi Cemevinden uğurlanacaktı. Ancak uğurlama törenine engel olmak isteyen polis, gaz bombası atıp, koçbaşıyla cemevine ve morguna zorla girdi ve ibadethanemize karşı akıl almaz, kabul edilemez bir tutum sergiledi. Cemevlerimizin devletin kolluk güçlerince basılması politiktir, iktidarın Alevilerin inancını hiçe sayarak gözdağı vermesidir.
Sizler ibadethanelerimize kanunsuz şekilde girerek, tüm toplum üzerindeki baskı ve zulmü yönetmeye çalışıyorsunuz, tehdit ediyorsunuz.
Bu köhne zihniyetiniz neden değişmiyor? Bu nefret ve kin neden?” diye soruldu.
“CEMEVLERİ KUTSALDIR VE ASLA VAZGEÇİLMEZDİR”
Cemevine saldırmanın faşizm olduğu vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi:
“Cemevimize saldırma, tahrip etmek, kutsal mekânımıza ayakla basmak, çiğnemek tek kelimeyle Alevileri aşağılamak ve değersizleştirmek, diğer yandan bu saldırılarla inançsal değerlerimizi, dünya görüşümüzü ve insanlığa dair değer anlayışımızı itibarsızlaştırmaktır. Kısacası faşizmdir.
Oysa; bu topraklarda kardeşçe, kadim bağlarla birbirine bağlı olan halklar toplumsal ilişkiye dair mutlak uyulması gereken şeyin ibadete ve ibadethaneye saygı olduğunu bilir, ona sahip çıkar, zulme ve baskıya karşı ona sığınır. Bu nedenle cemevlerimiz adalet arayan, hak ve hukuk diyen herkesin sığınacağı birer kutsal mekândır, tıpkı Sinagog, Kilise, Cami gibi kutsaldır ve asla vazgeçilmezdir.
“ZULMÜ SİYASİ İKTİDARINIZIN APARATI YAPIYORSUNUZ”
Şunu unutmayın ki; başta özgür ifade olmak üzere ırkçı, mezhepçi, dinci, olmak ve bunu bilinçli yapmak nefret, kin ve sevgisizlik etrafında örgütlenmiş bir diktatörlük ortaya çıkarır.
Tıpkı şu an yaptığınız gibi; zulmü siyasi iktidarınızın aparatı yapıyorsunuz, insanlar bu korku ve acıyı kabullensin istiyorsunuz ölen ya da öldürülen ya da onuru için ölümü göze alan kişilerin yaşamını yok sayıyorsunuz, bunu “hak etti” algısını yaratarak sıranın ötekine gelmesini bekliyorsunuz.
“BU TOPRAKLARDA ÖZGÜRLÜK, ADALET, HAK ARAYANLARA ACI YAŞATIYORSUNUZ”
Bu topraklarda özgürlük, adalet, hak, hukuk isteyen herkese acı yaşatıyorsunuz acıyı “ibreti alem” görsün diye milletin gözüne-gözüne sokuyorsunuz.
Ölüm üzerine yaptığınız her tür hakareti, baskıyı, vicdansızlığı kendi çıkarınız için uzlaşma yolu sanıyorsunuz, haksız öldürülen ya da ölen hep öteki, hep terörist oluyor.
Sizler şiddet diliyle yoğrulmuş ve kendisinden farklı olduğunu düşündüğü kişilerle arasına mesafe koyan, tacizci, tecavüzcü, mafyatik ve entelektüellik karşıtı, her zaman haklı olduğunu savunan ve bilgiden çok kendi kanaatlerinin üstünlüğüne inanan size biat eden bir kitle oluşturdunuz.
“İNANCIMIZA, CEMEVLERİMİZE DOKUNMAYIN”
İşte Alevileri bu yaratmış olduğunuz kitlenin hedefi yapmaya çalışmak suçtur, günahtır ve bizler toplumsal barış ve huzur için bir kez daha diyoruz ki;
Alevilerin kutsal mekânları cemevleridir; her birini Alevi canlar kendi emekleri ile yapmıştır. Bu yüzden inancımıza, cemevlerimize dokunmayın ve tüm değer sınırlarımıza saldırarak yıkıcı, incitici olmaktan ve Alevilere her şey yapılır desturundan vazgeçin.
Gerçekleri perdelemenin yolu Alevi inanç merkezlerine saygısızlık yapmak değildir.
Saygılarımızla…
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu
Alevi Bektaşi Federasyonu
Alevi Dernekleri Federasyonu
Pir Sultan Abdal Derneği
Alevi Kültür Dernekleri
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı
Demokratik Alevi Dernekleri
Gazi Cemevi”
PİRHA – Alevi örgütleri tarafından Dünyayı ve Türkiye’yi etkisi altına alan koronavirüs salgınına ilişkin yeni bir önlem olarak, yapılacak Hakk’a yürüme erkanlarına sadece aile fertlerinin katılması çağrısı yapıldı.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Kültür Dernekleri, Dünyada ve Türkiye’de hızla yayılan koronavirüse ilişkin yeni önlemler aldığını duyurdu.
Alevi kurumları, bu yeni önlemler dahilinde özellikle Hakk’a yürüme erkanlarına sadece aile fertlerinin katılmasının önemine dikkat çeken açıklamada şunlara değindi:
“Bilindiği gibi hepimiz, ülkemizi ve dünyayı saran Corona virüsü (Covıd-19) ile mücadele etmekteyiz. Toplumda oluşan duyarlılık ve hassasiyet ise taktir edilir seviyelere ulaşmış durumda. Biz Aleviler yaşamı savunan, yaşayanı yücelten bir inancın sahipleri olarak, cemevlerimizi cenaze hizmetleri dışındaki tüm etkinliklere kapalı tutarak bu sürece destek olmuştuk.
Cenaze hizmetleri dışında kapalı tutulan cemevlerimizde, hizmet veren canlarımızın korunması için, cemevi yönetimlerinin derhal gerekli hijyen malzemelerini alması (tulum, eldiven, maske, saf alkol vb), cenaze erkanlarının ise 65 yaşını geçmemiş canlarımız ile cenaze yakınlarıyla yürütülmesi artık bu mücadelenin önemli bir parçasıdır.
Bunun birinci nedeni, cenaze hizmeti veren cemevi emekçilerinin yeterli korunma ekipmanlarının olmayışı ve cenazenin Hakk’a yürüme nedeninin tam olarak bilinememesidir. Başından beri gerekli duyarlılık ve hassasiyeti gösteren Alevilerin bu konuda da duyarlı davranacağına olan inancımız ile. Hepimiz çok değerliyiz, lütfen virüse karşı hayatın her alanındaki duyarlılığımızı sürdürelim.” PİRHA/İSTANBUL
PİRHA- Standupçı Pınar Fidan’ın Aleviler hakkındaki ifadelerinin yer aldığı videonun sosyal medyada yayılması ve yoğun tartışmalara yol açması üzerine DAD genel merkezi tarafından yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada Pınar Fidan’ın içine düştüğü hamlık ve yüzeysellik eleştirilirken, gelişen eril linç girişimi ve savcılığa şikayetlere de “Doğru olan linç edip kadı divanına gitmek değildir” denildi.
Stand up gösterisi yaparken Alevi toplumuna ilişkin hassas kimi konuları mizahi olarak ele alan Pınar Fidan’ın konuya ilişkin videosu sosyal medyada paylaşılır paylaşılmaz yoğun tartışmalara yol açtı. Konuya ilişkin haklı eleştirilerin yanı sıra inancın diline, kültürüne ve sorunları çözüm aklına uymayan ve adeta sosyal medya lincine varan dönüşen yaklaşımlar da gelişti.
Ayrıca kimi Alevi örgütleri açıklama yapmanın yanı sıra konuyu yargı sürecine taşıdı.
Pınar Fidan, soruşturma başlatılmadan önce tepkiler üzerine kendi hesabından bir açıklama yaparak Alevi olduğunu, amacının Alevileri aşağılamak olmadığını ve ironi yaparak soruna dikkat çekmek istediğini belirtmişti.
Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi (DAD) konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada “Doğru olan linç edip kadı divanına gitmek değildir. Alevi inancında erkeklerin bir kadını yargıladığı görülmemiştir. Dar- didar olmayı unutmuş, düşeni kaldırmaz, ağlayanı güldürmez duruma gelmişsek, bir kadını yargılama hakkını kendimizden görür duruma gelmişsek, Hak ve Hakikat Can çekişir hale gelmiş ise, önce kendimizi dara alıp nefsimize bakmalıyız. Yeryüzünde belki tek istisnadır; Alevi inancında bir kadının darını ancak yine kadınlar kurar. Alevi kadınlar ana Fatma’nın kemaletinden, bilgeliğinden, barış kültüründen Umut beklerler.” gerçeğinin altı çizildi.
“HER SÖZ HAKİKATİ BARINDIRIR”
“Rıza ve Xızır dili dertlere dermandır” başlığı altında yapılan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezinin açıklamasının tamamı şöyle:
Keramet ile sınanmayan her söz bizden değildir. Alevi inancında söz tarihin geçmiş hafızasından süzülüp gelen kutsal kelimelerdir. Söylenen her söz hakikati barındırır. Doğru sözü ibadetten sayan bir gelenekten geliyoruz. Söz, kâinatta bir yer edinir. Söz ile meydan kurulur. Söylenen her söz hakikat-i barındırırsa mana anlamına ermiş sayılır.
Kendini bilen de bilmeyen de söz söyler duruma geldi. Eskiden böyle miydi? Söz söylemek hakikati dile getirmekti. Aleviler adına söz söyleyenler Alevi olduğunu söyleyip Alevilerle ilgili cümle kuranlar sadece kendilerine karşı sorumlu değil aynı zamanda milyonlarca insana karşı da sorumludurlar.
Yerinde ve zamanında amaca uygun cümle kurmayanlar, Alevi kavramlarını değerlerini duygularını, yaşanmışlıklarını, acılarını bilerek ya da bilmeyerek kişisel çıkarları için kullananlar, sermaye birikimleri için malzeme yapanlar ve bu zihniyete alkış tutanlar; bireye, topluma ve doğaya karşı sorumluluklarını bir daha gözden geçirmeliler. İnsanlığa ait ortak erdemlerin neresinde yer aldıklarını bilmeli kendi darlarını kurmalılar.
“İLLA DOSTUN BİR ÇİFT GÜLÜ YARALAR BENİ”
Pınar Fidan isimli bir standupçının 18 Mart’ta sosyal medyada bir görüntüsü yayınlandı. Sahnede bir şeyler anlatıyordu.
“Arada bir Cem evine saldırı oluyor en son Okmeydanı’nda oldu bu haberleri okuyoruz ama hiç Alevi kaybetmiyoruz”
“Çok istiyorsan meyhaneye falan git”(Aleviler genellikle meyhanede bulunur ya da meyhaneye gider anlamına gelir)
Ayrıca Madımak katliamı ile ilgili de bazı söylemlerde bulunmuş. Madımak katliamının anlatıldığı bir anda salondakiler tarafında alkışlanması, kahkahalarla karşılık verilmesi toplumun insanı erdemlerde ve başkasının acısını hissetme konusunda ne kadar uzaklaştığının bir göstergesidir. Ayrıca Alevilerin yüreğinde hala kabuk bağlamamış Madımak katliamının ve katliam da hakka yürüyen canlarımızın duygularıyla oynanması insanlık adına bir utanç olarak kabul ediyoruz.
Alevilerin bu coğrafyada yaşadıkları zulümden kaynaklı olarak yaraları hala kabuk bağlamadı, analar hala yastadır. Akarsu’nun Hak kelamları hala Arşı Ala’da dolaşmakta, Hasret’in “düştüğün yerde derman sendedir”, Nesimi’nin “Barış güvercini uçsun dünyada” söylemleri insanlığa karşı inancımıza karşı sorumluluğumuzu hatırlatmaktadır.
Bizim için daha da acı olan ve bizi derin derin düşündüren, aynı zamanda sorumluluk almamızı da gerektiren durum, bu sözleri söyleyen Pınar Fidan’ın Alevi olduğunu söylemesidir. Pir Sultan’ın söylediği gibi “İlla dostun bir çift gülü yaralar beni”. Bir Alevinin, Alevi değerlerini, kültürünü, kavramlarını pazara çıkarması bu yolla gelir elde etmesi, hakikatinden uzaklaştığının bir göstergesidir. Bir Alevi canı bu hâle düşmüşse kim sorumludur? Alevi inancında suç ve ceza kavramı ne anlama geldiğini bir daha hatırlamak gerekmiyor mu? Alevi inancında bilgisizlik, ilgisizlik, zamanın ve mekanın ruhuna uygun davranmamak, famsızlıktır. Her can famı ile orantılı olarak sorumluluk alır, hesap alır, hesap verir.
Birebir olarak aynı olmasa da Güner Ümit, Mehmet Ali Erbil gibi isimler televizyon programlarında Alevileri aşağılayan benzer söylemlerde bulunmuşlardı. Elbette ki bunların hiçbirini unutmadık.
Pınar Fidan, yaptığı işin bir ironi olduğunu söylesede Alevi toplumunun duygularıyla yaşanmışlıkları ile bilerek veya bilmeyerek dalga geçmiştir. Yolumuzun hakikati bize öğretmiştir ki; kendi hakikatinizden uzaklaşırsanız insanlıktan çıkarsınız. İsminizin arkasında hangi sıfat yazılırsa yazılsın, söylenirse söylensin, karşıtınıza dönüşürsünüz.
Bu toplumda sanatçı olduğunu söyleyenler birleştirici olmaktan çok ayrıştırıcı ve toplumun sinir uçlarını zorlayan suçlar işleyebiliyorlar? Sanatçı olduğunu söyleyenleri izlemeye, dinlemeye gidenler de bu suça ortak olarak alkışla karşılık verebiliyorlar.
“CİNSİYETÇİ, LİNÇÇİ DİL BİZİM OLAMAZ”
Bizim açımızda önemli olan bir diğer durumda; Pınar Fidan’a karşı linç girişimidir. Bir Alevi neyin yanlış, neyin doğru olduğunu anlattığında kendi özünü de dara çeker. Kendi eksiğini de görür. Alevi darında kişi tek başına suçlu kabul edilmez. Suçun ya da yanlışlığın sonuçlarından çok nedenleri üzerinde durulur.
Bir linç kültürüdür almış başını gidiyor. Cinsiyetçi bir dil hiçbir zaman Alevi dili olamaz. “Kendini, bilmez, zevzek, kirli, pis, alçak şerefsiz ahlaksız, düşmüş,” gibi tanımlamalar inancımızın dili değildir, edep ve erkanımıza da uymaz. Pınar Fidan nezdinde eril bir dil kullanarak kadın bedenine hakaretlerde bulunmak Alevi hakikatine uymamaktadır. Bu tarz bir dil binlerce yıldır Nahak zihniyetin binlerce yıldır Rıza toplumu süreklerine karşı uyguladığı dildir.
Pınar Fidan’a hakarette bulunanlar, sosyal medyada adresini ve fotoğraflarını yayınlayanlar, hedef gösterenler, fiziki saldırıyı ima edenler, Özel hayatını gündeme alanlar, Alevi hassasiyetini gösterdiğini söyleseler de hakikatte hiç de öyle değillerdir. Hele hele linç edilen bir kadın ise Yol adına, ana Fatma’nın Kemaleti ve Hakk adına “edep yahu” deme hakkını bize verir. Durumdan vazife çıkararak, saldırganlık yapmak, bir kadını linç etmek, dünya kadar olumsuz sıfatla tanımlamak olsa olsa bilinçaltındaki eril zihniyetin dışarı vurulmasıdır. Linç kültürünün ne olduğunu en iyi biz biliriz. Bize yapılmasını istemediğimizi başkasına nasıl yaparız?
Söz ola kese savaşı/söz ola kestire başı/söz ola ağulu aşı/bal ile yağ ede bir söz (Yunus Emre)
“ASLOLAN RIZA VE XIZIR DİLİDİR”
Aleviler yaşananlardan hareketle sözü kimin söylediğinden ziyade, ne amaçla söylendiği, kim tarafından söyletildiğine de bakmalılar. Bu kadar yaşanmışlıktan sonra bir şeyler öğrenilmez mi? İster Aleviler tarafından olsun isterse başkaları tarafından sürekli Aleviliğin tartıştırılması bir üst aklın oyunudur, bir misyoner aklıdır. Nasıl ki 40 yıl boyunca Alevilerin bütün mücadelesi, enerjileri, cemevleri ve derneklerin elektrik su faturasının ödenmesine harcandıysa, şimdi de bu enerji farklı araçlarla harcanmaya çalışılmaktadır.
Alevileri boş gündemler etrafında sürekli manipüle etmenin bir yolu da budur. Medya yoluyla saldırıp toplumda sürekli karşıtlık oluşturarak “Alevi-sunni” karşıtlığını canlı tutmaktır. Kaos ve Kriz ortamından kaynaklı zaman ve mekan buna uygundur. Bu tarz Alevilerin tarzı olmamalıdır. Alevileri yine tahrik edip özellikle Alevilerin eliyle sokağa çıkarıp ikinci bir Sivas yaratmanın 2. bir Gazi yaratmanın zemini oluşturuluyor. Alevilerde buna müsait, Aleviler yumuşak karın. Aslolan Rıza ve Xızır dilidir. Bu dil dertlere dermandır. Hızır dilinde ötekileştirmek yoktur. Eril bir zihniyeti barındıran dil, üslup, yöntem hızır’ın dili olamaz.
“KADI DİVANINA GİTMEK YOLUMUZDA YOKTUR”
Doğru olan linç edip kadı divanına gitmek değildir. Alevi inancında ceza verilir eza verilmez. Ceza mahkeme kurmak değildir.
“Gönül gel beri gel beri/bir gönüle nazar eyle/görür göz işitir kulak/söyler dile nazar eyle.
İki elin kızılkan da/çok günahlar vardır ben de/ya ilahi Kerem sende/düşkün Kula nazar eyle” Şah Hayatî’nin dile getirdiği hakikati ne zaman unuttuk.
Alevi inancında Nahak zihniyetten uzak Hakka yakın olmak esastır. Otoriteye, iktidara, kadı divanına, zulme rağmen rızalığı esas alma vardır. Mahkemelere başvurarak kimin elini güçlendiriyoruz?
Peki Pınar Fidan’ı kime şikayet edelim? Alevi halkını tanımayan, Sivas katliamını yapan katilini özel afla salan hükümette mi? Armutlu cemevimize işeyen kolluk kuvvetlerine mi? Cemevi bahçesinde öldürülen Uğur KURT’un yargı sürecinde işini yapmayan yargıya mı? Cemevlerimize çümbüş evi diyenlere mi? Çocuk istismarlarına “bir kereden bir şey olmaz diyen zihniyete mi? Ulusal ve uluslararası mahkemeler de kazanmış olduğumuz haklarımızı uygulamayan bir yargı sistemine mi?
“KADININ DARINI KADINLAR KURMALI”
Dar- didar olmayı unutmuş, düşeni kaldırmaz, ağlayanı güldürmez duruma gelmişsek, bir kadını yargılama hakkını kendimizden görür duruma gelmişsek, Hak ve Hakikat Can çekişir hale gelmiş ise, önce kendimizi dara alıp nefsimize bakmalıyız. Yeryüzünde belki tek istisnadır; Alevi inancında bir kadının darını ancak yine kadınlar kurar. Alevi kadınlar ana Fatma’nın kemaletinden, bilgeliğinden, barış kültüründen Umut beklerler.
Alevi inancında erkeklerin bir kadını yargıladığı görülmemiştir. Çünkü kadın mürşidi kamillullahtır. Kadınlar kendi arasında toplanır bir mürşidin huzurunda meydan kurulur, dar didar olunur. Olması gereken budur. Biz biliriz ki insanın sözü yüzünün cemalidir. Söz ağızdan söylenir ama kalpten gelir.
Bütün bu gelişmeler, yasananlar Alevi pirlerine, yol ulularına, Alevi kurumlarına ve kurum yöneticilerine tarihsel sorumluluklar yüklemektedir. Yaşanan olaylara, olgulara, yüzeysel yaklaşmak, derinlikli kavrayamamak, yolun aklını esas almamak, inancın kemaleti ve sorunları çözme aklı ile çözüm üretememek, dolaylı da olsa yaşanılan pratiğe ortak olmaktır.
Madem inancımızda kadın mürşidi kamilullah ise,doğum kapısı Hak kapısı ise,bu kapıyı mahkum etmek hanği sorunumuzu çözer? Yarın mahkemeye gittiğimizde yüzümüz olmalı. Yine Hakikat hattı değil de dernek hattı esas alınmıştır.
Demokratik Alevi Dernekleri olarak diyoruz ki, Ana kadınlar meydan kursunlar. Buna cesaretimiz olsun. Post Ana kadınındır.
Söylenen her söz söyleyenin nerede olduğunu gösterir. Yerini bilmeyen, başkasına yer gösteremez.
PİRHA – İstanbul’daki cemevlerinin imar planlarına ibadethane olarak işlenmesine dair önergenin AKP ve MHP oylarıyla reddedilmesine tepki gösteren Alevi örgütleri basın açıklaması yaptı. Açıklamada, cemevlerinin ibadethane olarak imar planına işlenmesi taleplerinin reddedildiği belirtilen açıklamada, “Bu ülkenin eşit yurttaşıyız ve hakkımızı istiyoruz” denildi.
İstanbul’daki cemevlerinin imar planlarına ibadethane olarak işlenmesine dair önerge İBB Meclisi’nde oylandı. Önerge, AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. İBB Meclisi’ne katılan Alevi kurum temsilcileri önergenin reddedilmesinden sonra ‘Aleviyiz haklıyız, kazanacağız’ sloganları atarak salondan ayrıldı.
Daha sonra basın açıklaması yapana Alevi örgütleri, karara tepki gösterdi. Açıklamaya, Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin ve Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş katıldı. Alevi inancına hukuksal statünün, cemevlerinin ibadethane olarak imar planına işlenmesi kararının ve kamu düzeyindeki isteklerinin bir kez daha reddedildiği belirtilen açıklamada, “Yeryüzünde sahip oldukları topraklarda inancı, yaşamı özgürlüğü oylamaya gidilen tek halk Alevi halkıdır” denildi.
Aleviler, yapılan bu operasyonu unutmayacakları vurgulanan açıklamada, her seçim döneminde gizli kapaklı demokrasi gösterisi yapan siyasi partiler adaletli olmaya davet edildi.
“ALEVİLER MUHALİF GÖSTERİLİP KATLEDİLDİ”
Hak ve hukukun olmadığına dikkat çekilen açıklamada, şunlar belirtildi;
“Sürdürebilir hak ve hukukun olmadığını bir kez gördük, holdingleşen diyanete toplumsal kaynaklar orantısız aktarılıyor, halk üzerinde Sünniliğe dayalı egemen sınıf yaratılıyor. Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemimde de tüm iktidarlar meşruiyetini dinden almıştır. Baskı, kandırma yada uyutma taktikleri ile toplumsal düzeni kurmuştur. Bu süreç 21.YY’da böyle devam ediyor.
Bu baskılarla ideal vatandaş beklentisine giren devlet köylerimize zorla cami yapılmasına, kapılarımızın işaretlenmesine, okullarda çocuklarımıza dindar eğitim dayatılmasına göz yumuyor sosyal adaletsizlik karşında ilk olarak Alevileri muhalif gösterip katlediyor.”
“ALEVİLER ÖRGÜTLEMEYE HIZLA DEVAM EDECEKTİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim’ sözleri de hatırlatılan açıklamada, “Söylemiyle tüm değerlerimizi, geleneğimizi yok sayan basit vatandaş konumuna düşüren bu sistem ideal Alevilik çizgisini kendi istediği siyasal ve inançsal çizgiye getirme çabasındadır” denildi.
Adaletsizce verilen bir karar olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Kamusal alanda Aleviler yok demiştir. Peki, Aleviler bu süreçten sonra ne yapacak; kendi vicdanlarını dinleyerek, örgütlenmeye hızla devam edeceklerdir. Devletin farklılıklara karşı kamusal körlüğünü görünür kılacak, siyasette yön verecek hak ve hukukuna sahip çıkacaktır” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, “Vicdanınız bir toplumun inanç özgürlüğünü,inancını reddetmeyi kabul ediyor mu?” sorusu yönetilerek, “Bu ülkede hiç kimse başkasının inancını tarif etsin istemiyoruz. Bu ülkenin eşit yurttaşıyız ve hakkımızı istiyoruz. Toplumsal barış isteyen herkesin de buna saygı göstermesini talep ediyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Alevilerin en temel talebi olan eşit yurttaşlık talebinin doğru sahiplenilmediğini ve bugün Alevilerle Alevilik arasında yaşanan uçurumun bizzat Alevi topluluk ve örgütleri tarafından inşa edildiğini söyledi. “Alevilik dünya hakları için de önemli bir mirastır, kaybedilmemeli” diyen Yalçınkaya, Alevilik açısından Dersim, Antokya ve Tahtacı Alevilerin önemine vurgu yaptı. Eşit yurttaşlık talebinin doğru anlatılmadığını belirten Yalçınkaya, Alevilerin bugün bir trajedi yaşadığına dikkat çekti.
Haberin videosu
Pir Haber Ajansı olarak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya ile geçtiğimiz günlerde yaptığımız röportajın bir devamı niteliğindeki bu bölümünde; Alevi inancının temel değerleri ile varlığını sürdürmesinin neden önemli olduğunu, asimilasyonun etkilerini, Alevi toplumu ve örgütlerinin temel taleplerini doğru dile getirip, mücadelesini verip vermediğini ve Alevi örgütlerinin son zamanlardaki birlik arayışlarını sorduk.
“Alevilik sadece ve sadece ‘Müslüman dünya’ için önemli değil. Aslında demokratik kandaşlığın izlerini sürdüren ve farklı dinler içinde farklı topluluklar içinde batıdan, doğudan nereyi kerteriz olarak alırsanız alın her topluluk için hayati önem taşıyor” ifadeleriyle söze başlayan Yalçınkaya, ‘dedelik, musahiplik’ gibi kurumlardan vazgeçmenin esasen Aleviliğin tüm dinsel özeliklerinden vazgeçmeyi de beraberinde getirdiğinin, Sünni argümanlara alan açıldığının altını çizerek, bu vb. kurumların önemine değindi.
Alevilik açısından Dersim,Antokya ve Tahtacı Alevilerin önemli olduğuna işaret eden Ayhan Yalçınkaya, Dersim coğrafyasına, Dersim dinsel yapısına özel olarak sahip çıkmak gerekiyor. Ama bunu Dersimli kibrine kurban etmeden yapmak gerekiyor. Dersim’de Alevilerin mekanda bıraktığı o kuvvetli iz Antokya’da zamanda bırakılmış bir ize dönüşüyor. İnanılmaz benzerlikler var. Oysa Antokya Alevilerini kimse bizim Alevilerden saymıyor. Üçüncü bir grup korunması gereken ama artık kaybedildi ne yazık ki Tahtacı Aleviler. Ne yazık ki Milliyetçilik tümüyle bu bölgeyi Sünnileştirdi, Milliyetçileştirdi tespitini öne çıkarıyor.
“Aleviler tümüyle Alevilere has taleplere savruldukları ölçüde Alevilerin taleplerini savunamaz hale geldiler. Yani Aleviler kendi taleplerini savunabilmek için kendi taleplerini de kuşatan ama o talepleri de aşan bir siyasal hattı savunmak durumundalar” diyen Yalçınkaya, eşit yurttaşlık talebine yanlış yaklaşıldığını, bu talebin daraltıldığını öne çıkarırken bugün Alevilerle Alevilik arasında yaşanan uçurumun bizzat Alevi topluluk ve örgütleri tarafından inşa edildiğinin altını çizdi.
“Birliğin yolu hiçbir yerde kesinlikle bir arada olmaktan geçmez. Birliğin yolu tersine bölünmekten parçalanmaktan geçer” diyerek birlik tartışmalarına farklı bir pencereden yaklaşan Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya sorularımızı yanıtladı:
“ALEVİLİK DEMOKRATİK KANDAŞLIĞIN İZLERİNİ SÜRDÜREN HER TOPLULUK İÇİN HAYATİ ÖNEMDE”
PİRHA- Bu inancın temel değerleri ile varlığını sürdürmesi neden önemli? Bazı cemevlerinde kadınlara başörtüsü dağıtılıyor. Bazıları kadınları ayrı erkekleri ayrı oturtuyor. Bazıları ‘Hayır yemeğini kaldırdık’ diyor. Başka inançların etkisi, asimilasyon her geçen gün derinleşiyor. Sizce Ocak ve Dergah örgütlenmelerinin zayıflaması bu süreci nasıl etkiliyor?
PROF. AYHAN YALÇINKAYA: Öncelikle Aleviliğin bir dinsel varlık olarak hayatiyetini sürdürmesi neden önemli? sorusuna cevap vereyim.
Aleviliği biz sadece salt İslam tarihi ile sınırlı olarak çalışabilir miyiz? diye bir soru sorsak. Hayır. İslam tarihini tümüyle tasfiye ederek Aleviliğin içinden çıkararak çalışabilir miyiz? Buna da hayır demek zorundayız. Dolayısıyla Alevilik öylesine özgün bir dini yapılanma ki bu dini yapılanmanın adının ne olduğunun Alevi toplulukları dışında hiç kimse karar veremez. İstiyorsa buna İslam der istiyorsa buna başka bir şey der. Bu Alevi topluluklarının kendi hakkıdır. Madem ki Alevi topluluklarının dininin her dini aşan ve her dini önceleyen bir anlayışın mirasçısı olduğunu kabul ediyoruz ki, ben o yanıyla Aleviliğin demokratik kandaşlık dediğimiz formların en önemli mirasçısı olduğunu düşünüyorum. Ve bunun dini ifadesi olarak Alevilikten söz edebileceğimizi düşünüyorum. Bu Aleviliğin İslam oluşuna kesinlikle engel değil.
Bu haliyle Alevilik sadece ve sadece ‘Müslüman dünya’ için önemli değil. Aslında demokratik kandaşlığın izlerini sürdüren ve farklı dinler içinde farklı topluluklar içinde batıdan, doğudan nereyi kerteriz olarak alırsanız alın her topluluk için hayati önem taşıyor. Bugün en güçlü biçimde günümüze kalabilmiş istisnai bir dini anlayış. Yani batıda ya da çeşitli doğu toplumlarında en güçlü biçimde, onu şimdilik afaki bir biçimde doğu batı diye kullanıyorum yoksa çok tartışmalı kavramlar.
“ALEVİLİK DÜNYA HALKLARI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR MİRAS”
Aleviliğe benzeyen çeşitli topluluklar bulabiliriz, yani daha soyut bir ifadeyle demokratik kandaşlığın mirasçısı olan, olma konusunda ısrarını sürdüren topluluklarla karşılaşabiliriz ama bunlar artık çok küçük topluluklar. Oysa Alevilik hala son derece güçlü bir mirasçı olarak canlılığını sürdürmeye çalışıyor. O açıdan ben Aleviliğin sadece bu coğrafya için değil tüm dünya hakları için en önemli miraslardan biri olduğunu ve kaybedilmemesi gerektiğini düşünüyorum ve bu vasıfları da bu yanıyla son derece önemli. Yani demokratik kandaşlık hattı üzerinden evrenselleştiriyorum. Öneminin evrensel olduğunu kabul ediyorum. Bu hat üzerinden gittiğimiz ölçüde de Aleviliği Alevilik yapan temel değerler her neyse ki bence bu değerler; örneğin, 72 milleti bir nazarda görmek, eline diline beline sadık olmak. Ama bunu bugün yorumlandığı haliyle kesinlikle kabul etmiyorum. Örneğin; yine bugün yorumlandığı haliyle hiç katılmamakla birlikte; ‘Hümanizm ya da insan merkezli yaklaşımı’ ki bugünkü yorumlarına da şiddetle karşıyım. Ben Alevilerin hümanist falan olduğunu düşünmüyorum. Aleviliğin bu haliyle insan merkezci olduğunu da düşünmüyorum. Bu tümüyle yanlış okuma.
“ÇÖZÜM ALEVİLİĞİN KENDİ TARİHİNDE YATIYOR”
Aynı şekilde cinsiyetler arası ilişkiler, musahiplik kurumunda kendini gösteren kolektivizm, ortak yaşama, kominal hayatın izdüşümleri bütün bunlar son derece önemli ve vazgeçilemez. Bu anlamda örneğin, musahiplik artık uygulanamıyor, kaldıralım demek bana doğru gelmiyor. Uygulanamadığı doğru. Peki uygulanabilmesi için biz ne yaptık, niçin uygulanamadığına dair ne gibi sorular sorup ne gibi yanıtlar verdik de kolayca teslim olduk.
Ya da ‘ikrar, son derece ağır bir yüktür’ diyoruz ve bugün ikrarlı, ikrarsız cemlere doluşuyoruz. Oysa ikrar son derece önemli bir bağlılık. Bağlanma ve belirli bir kolektiviteye bağlanmayı işaret ediyor. Topluluğun doğal üyesi olmaktan çıkıp formel üyeliğine ‘terfiye edilmeye’ işaret ediyor. Sizi doğal yükümlülük ötesinde formel yükümlülükle karşı karşıya getiriyor. Biz ikrardan vazgeçtiğimiz anda formel yükümlülüklerden vazgeçmiş oluyoruz. Formel yükümlülüklerden vazgeçmek esasen Aleviliğin tüm dinsel özeliklerinden vazgeçmeyi de beraberinde getiriyor. Bu anlamda bunların mutlaka korunması ve bu haliyle de Alevi gerdisi olarak ben çözümün daima Aleviliğin kendi tarihinde yattığını düşünüyorum.
“TARİH BİLİNCİNİN YANI SIRA TOPLULUK BİLİNCİ DE YOK OLUYOR”
Bu Alevi tarih yazımının her şeyi domine etmesi anlamına gelmiyor. Alevi tarihçilerimizin iddia ettiği gibi Alevilik çalışma, Alevilik tarihini çalışmaktır. Hayır değildir. Alevilik çalışmak; Alevi tarihi yazımında Alevi tarihinin de aynı zamanda politik vasfını görmekle başlar. Ve bunun bir din yapısı gösterdiğini kabul etmekle başlar. Bunun bir teolojisinin olduğunu kabul etmekle başlar ve bunun nereden nasıl beslendiğini. Yoksa Alevilik hangi kökten geliyor, şu soydan mı, bu soydan mı, Kürt mü, Türk mü, Ermeni mi yoksa tümüyle Hristiyanlığın ya da Yahudiliğin çeşitli seklerinin mirasçısı mı? Bunu tartışmak Alevi tarihinin yazımı açısından akademik bir değer taşıyabilir, akademisyenler bu tip eğlenceli konuları severler. Ama Alevi toplumu açısından tarihin önemi bizzat bir tarih bilinci oluşturmasıyla ilgili. Tarih bilincinin oluşturulmasından bahsettiğimiz anda da tarih bilinci hiçbir zaman salt kökenle ilgili bir şey değil, nereden geldiğimiz ile ilgili bir şey değil. Oysa bugün salt bununla ilgileniliyor.
Tarih bilinci topluluk oluşla ilgili bir şey. Bugün Alevilerin hızla kaybetmekte olduğu şey ne yazık ki bu. Bir topluluk olma bilinci, topluluk olma bilinciyle birlikte aynı zamanda bu topluluğun bir siyasal varlık olduğunun bilinci kayboluyor. Dolayısıyla tarih bilinci şart, kendisine ilişkin bir farkındalık şart ve bunun için sürekli beslenmesi gerekiyor. Beslenebiliyor muyuz? Hayır. Bütün bu beslenme kaynaklarının kesilmesi Osmanlı’dan başlayarak Cumhuriyetin modernleşme projesi içinde zaten tezahür etti. Hızla bugün daha fazla kesilmesine hizmet edecek politikalar üretiliyor ne yazık ki bizzat Aleviler tarafından, Alevi örgütleri tarafından ve üstelik Aleviliği öz ve öz İslam sayan ve ‘Biz Alevilikten gayri bir şey tanımayız’ diyen kesimler tarafından özellikle yapılıyor. Örneğin Ateist olan kesimler ya da Marksist olan kesimler bunu yapmıyor tam tersine kendilerini Alevi dostu olarak gösteren Aleviliğin tarihini de İslamın tarihi ile sınırlı olarak kavrayanlar özellikle yapıyor.
“ALEVİLERİN DİNLERİNİ AYAKTA TUTAN KURUMLAR TASFİYE EDİLİYOR”
O açıdan özellikle de Alevilerin dinlerini ayakta tutan temel kurumları; dedelik kurumu, musahiplik kurumu, aile gibi kurumların tasfiye edilmesiyle birlikte inanç giderek solgunlaşıyor ve giderek Sünnilikten pekte farkı kalmayan hatta Sünni argümanları içselleştiren bir yapıya kavuşuyor. Örneğin; 1963 yılından Halil Öztoprak’tan bir örnek vereyim. Alevilerin gusül abdesti alıp almadığı meselesi hep konuşulan bir meseledir. Şimdi günümüzdeki Aleviler; sağcısı, solcusu, Aleviliği İslam sayanı saymayanı hepsine bu soruyu yöneltsek verecekleri yanıt ne olurdu. İlk tepki şu olurdu: ‘Bu kuru iftiradır, Sünni halkımız böyle yalan yanlış iftiralarla cahil bırakıldı, Alevileri tanımıyorlar o yüzden böyle iftiralar atıyorlar.’ Sünni halkımızı cahil yerine koymanın alemi yok. Bu soru 1963 yıllında Halil Öztoprak’ın önüne geldi. Ve Kuran ile ilgili her iki kitabında soruya verdiği yanıt, bugün hiçbir Alevinin veremediği düzeyde üstelik Kuran ile temellendirerek veriyor bu cevabı.
“ALEVİLİĞİN TARİHİ YANLIŞ ÇALIŞILIYOR”
Aleviler niye gusül abdesti almıyor?
PROF. AYHAN YALÇINKAYA: Halil Öztoprak buna şöyle cevap veriyor: Ey Sünniler siz niye gusül abdesti alıyorsunuz? Bu ne demek; Gusül abdesti bir tür temizlenme, arınma ise siz Sünniler açıkça cinsel ilişkiyi kirli sayıyorsunuz. Oysa bizzat Kuran, insanın sevdiğiyle cinsel ilişkisini doğrudan doğruya temiz bir şey sayar. Zina gibi kötü terimlerle anmaz. O halde sevdiğiniz biriyle birlikte olduğunuzda neden kirlendiğinizi varsayıyorsunuz da gusül abdesti alıyorsunuz? Biz Aleviler sevdiğimizle, eşimizle birlikteysek bu bizim üstümüze kir getirmez ki temizlenelim. Budur verilmesi gereken yanıt. Bu yanıt Aleviler tarafından verilmiştir. Ama bugün unutturulmaktadır. Bu yanıtları bu refleksleri hatırlamalıyız.
Benzer bir şey daha “Siz Aleviler niye namaz kılmıyorsunuz?” sorusuna Halil Öztoprak; Siz Sünniler niye namaz kılıyorsunuz? cevabını veriyor? Bunu demeyi bilmek gerekiyor. Bunu bugün Aleviler diyemiyor. Kim diyor? Antikapitalist Müslümanlar diyor. Sünni geleneğinin içinden yeşermeye çalışan daha radikal bir kanat bunu söylemeye çalışıyor. Oysa bu Aleviliğin tarihinde var. Aleviliğin tarihini çalışmak tarih bilinci dediğimiz bunları çalışmak. Yoksa hangi secere kimden kime bağlanıyor? Yok ‘biz Vefayi miyiz?’ Yok başka bir şey miyiz? Kusura bakmayın da bu Aleviliğin tarihini çalışmak değil. Alevi topluluklara dönük bir hizmet de değil. Aksine milliyetçi kök arayışı değirmenine su taşımak. ‘Biz Türkmüşüz’ ‘Horasan’dan geliyormuşuz’ ya da biz ‘Kürt’üz Alevilik öz ve öz Kürtlüktür.’ Hangi milliyetçi akıma mensupsanız ona yontun. Bu çok eskidir, Alevileri Ermeniler de, Rumlar da kendi hanelerine yazmak istemişlerdir bunun örnekleri var biliyoruz.
“DEDELİK KURUMU BÖYLE DEVAM EDERSE ALEVİLİĞİN BAŞ BELASI OLACAK”
Dolayısıyla burada Aleviliğin mevcut kurumları tasfiye olduğu ölçüde bu kurumların giderek tam tersine hizmet etmeye başlayacağını yani örneğin; bugüne kadar dedelik kurumu Aleviliği taşıdı getirdi. Bundan sonra bu haliyle devam ederse dedelik kurumu Aleviliğin baş belası olacak. Çünkü demin sözünü ettiğiniz şeyler yapan örneğin; Ceme girenlere baş örttüren, kadın erkek ayrı oturtan, cem ayinini tümüyle Kuran-i referanslarla yönetenler dedeler.
Dolayısıyla bu sorunun adını açıkça koyalım. Artık Alevi topluluklarının bas bayağı dedelik gibi bir sorunu var. Ve nostaljik bir biçimde dedelerimiz bizi bugüne kadar getirdi avuntusuyla dedeliğin yaratabileceği ve hali hazırda yarattığı sorunları görmezden gelemeyiz. Kendi taliplerini etrafında toplamak isteyen ve bunun için çeşitli taktikler üretemeyen, yeni söylemler geliştiremeyen, çünkü bunların yollarını bilmeyen ama aynı anda taliplerini etrafında tutmak isteyen dede ne yapıyor; ya da o dedeyi istihdam eden cemevi ya da dernek ne yapıyor; Diyor ki ‘bizim de bayramlarda talipleri bir araya getirecek bir şey icat etmemiz lazım yoksa hepsi ramazanda bayram namazına kaçıyor.’ ‘Ne yapalım? Bayram Cemi icat ediyorlar. Bir de süreli cem. Niye bir saat? Çünkü camideki bayramlaşma sürecini gözetiyor. Sonra herkes evine gelecek, evinde de bayramlaşacak. Bunlar da aynısını yapıyor.
“NEDEN RAMAZANDA TALİPLERİ TOPLAMA İHTİYACI DUYUYORSUN?”
Ramazan bayramı bizim mi ki? Neden ben ramazanda talipleri toplama ihtiyacı duyuyorum? Aksine talipleri başka yerde toplamayı becermeliyim ki talibim ramazanda başka yere gitmesin. Yoksa sen bayram cemi yapsan da o talip camiye gitmeye devam ediyor. Ne sağlamış oluyorsun? Sözüm ona dedelik rütbeni yeniden üretmek dışında ne sağlamış oluyorsun? Aleviliğe ağır bir tahribat ve yıkım getiriyorsun. Dede vasfınla bunu yapıyorsun.
“GRİ PASAPORTLU DEDELER SİYASİ FİGÜRDÜR”
Devlet senin bu yaptığını senden daha iyi biliyor. Sonra ne yapıyor; senin cebine gri pasaportu koyuyor ve gönderiyor ve gidiyorsun. Biz basıyoruz çığlığı ‘gri pasaportlu dede istemiyoruz’ diye. Pardon da gri pasaportlu dedeler Almanya’da Fransa’da kimlerle cem yürütüyor? Sen istemiyorsun da bu cemi seninle yürütüyor. Senin üyelerinle yürütüyor. Bu üyelerini tutmak için şu ana kadar ne yaptın? Hiçbir şey. Onların siyasal mücadelesini yürütebilseydin zaten böyle olmazdı. Siyasal bir tepki göstereceklerdi. Çünkü gri pasaportlu dedenin açık anlamı bunun siyasal bir dede olduğu, din adamı vasfı taşımadığı. Ama sen siyasal mücadele yürütemediğin ölçüde kaçınılmaz olarak onu siyasal bir figür olarak görmüyor. Alevi topluluğu, dini bir figür saymaya devam ediyor. Hayır kardeşim değil. O siyasi bir figür. Ona karşı verilecek mücadele de öncelikle siyasi mücadele. Ve bunu da senin vermen gerekiyordu, veremedin.
“ALEVİLİĞİ KAYBETTİĞİMİZDE DÜNYA HALKLARI DA KAYBEDER”
Dolayısıyla Aleviliğin dinsel yapısı bizzat bu siyasi figürler eliyle Alevi örgütlerindeki siyasi figürler eliyle değil, kendini dede sıfatıyla sunan siyasi figürler eliyle dedelik vasıflarının çoğunu taşımayan ama elindeki secereye dayanarak dedelik yürüten fakat dedelik vasıflarından son derece uzak siyasi figürler eliyle tahrip ediliyor. Aleviliği kaybettiğimizde sadece biz kaybetmeyeceğiz tüm dünya halkları kaybedecek. Son derece önemli bir mirası kaybetmiş olacağız. Onun için bunu korumak gerçekten hayati önem taşıyor. Bunun için özel olarak korunması gereken belli bölgeler var.
“DERSİMİ DERSİMLİ KİBRİNE KURBAN ETMEDEN SAHİPLENMEK GEREK”
Mesela kesinlikle bir özgünlük iddiasına, bir kök olduğu iddiasına sarılmaksızın; Dersim coğrafyasına özel olarak sahip çıkmak gerekiyor. Dersim dinsel yapısına özel olarak sahip çıkmak gerekiyor. Ama bunu Dersimli kibrine kurban etmeden yapmak gerekiyor. Dersimin gücü her şeyin başı, kökü olmasında değil Aleviliğin demokratik kandaş özelliklerini bugüne değin yaşatabilme kudretinde. İçinde bulunduğu coğrafyanın avantajıyla, aşiret örgütlenmesinin avantajıyla ve bütün mekanın, Dersim coğrafyasının adım adım, milim milim inanılmaz dokumuş olması, din kendini orada mekana inanılmaz bir biçimde yansıtıyor. Ve Dersimle biz ne diye övünüyoruz? ‘Küçük bir İsviçre’ diye övünüyoruz. ‘Turizm merkezi yapalım.’ Olur yapalım. O zaman görürüz neyi kaybettiğimizi.
“DERSİM FİRİK DEDE’DİR”
Kök ocaklarla övünüyoruz. Kök ocağın içindeki adam bizzat Dersim’de Munzur Üniversitesi’ne Aleviliği pazarlayan değil miydi? Neyle övünüyorsun? Elindeki dede saygınlığını kullanarak ve bugün Dersim bu vb. dedelerle boğuşmak zorunda kalmıyor mu? Firik Dede’yi aşağılayanlar Aleviler değil miydi? Oysa Dersim Firik Dede’dir ve Dersim’de hala hayatta olan ki biri daha hakka yürüdü biliyoruz. Dersim Katliamı’nın tanıklarından son birisi. Orada hala inanılmaz bir birikim var, bu birikim sırf insani birikim değil. Gerçekten mekansal bir birikim. İsterseniz doğal birikim deyin. O anlamda özel hassasiyet gösterilmesi gereken bir bölgedir Dersim.
“ANTOKYA ALEVİ COĞRAFYASININ ÖNEMLİ BİR YERİ”
İkincisi ise Hatay bölgesidir. İlginç bir benzeşme tıpkı Tunceli gibi Hatay ismi de uydurmadır. Antokya’dan bahsediyoruz. Ama bugün hiç kimse Hatay söz konusu olunca rahatsızlık duymuyor. ‘Hatay’ demeye devam ediyor. Ama hepimiz biri ‘Tunceli’ dedi mi ‘hayır Dersim’ diye düzeltiyoruz. Hatay’ı niye düzeltmiyorsun? O da Cumhuriyet’in uydurması. Alevi coğrafyasının bir diğer önemli ayağı. Çünkü Dersim’de Alevilerin mekanda bıraktığı o kuvvetli iz Antokya’da zamanda bırakılmış bir ize dönüşüyor. İnanılmaz benzerlikler var. Oysa Antokya Alevilerini Laskiye’ye inen hat boyunca kimse bizim Alevilerden saymıyor. Gerçekten onlar Alevi, beğenseniz de beğenmeseniz de. Bunlar inanılmaz bir Kuran-i referansla Alevi. Kuran-ı bambaşka bir Kuran olarak inşa etmiş bir Alevi topluluktan bahsediyoruz. Halil Öztoprak da bunu yapıyordu. Referansları Kuran’iydi örneğin.
“TAHTACI BÖLGELERİ DE ALEVİLİĞİ DE İNANILMAZ DEĞERLİ BİR MİRASTIR”
Üçüncü bir grup korunması gereken ama artık kaybedildi ne yazık ki Tahtacı Aleviler. Ne yazık ki milliyetçilik tümüyle bu bölgeyi Sünnileştirdi, milliyetçileştirdi. Bir tek şeyi yapamadı; Tahtacı Alevileri ayakta tutan şey ve bugün ne yazık ki o da ciddi tehdit altında. Aleviler dem alır. Tahtacı Aleviler de iyi içer. Seküler milliyetçilik iddiasında olan kesimler içkilerine dokunmadılar, dinlerini ellerinden aldılar ve hızla milliyetçileştiler. Dinin boşalttığı yere Türklük bilinci yerleştirildi.
Tahtacı bölgeleri de Tahtacı Aleviliği de inanılmaz değerli bir mirastır. Oraya da özel bir dikkat gerekiyor. Ama bugün o hızla tasfiye oluyor. Neye göre tasfiye oluyor? İçki üzerinden tasfiye ediyoruz. Biz Aleviler tasfiye diyoruz. Cemlerimizde dem alındığını, demin de dümdüz içki olduğunu söylemeye korkuyoruz. Bunun alkolizmle şununla bununla cemevlerini, ibadeti meyhaneye çevirmekle bir ilişkisi yok. Biz öyle içeriz ki içtiğimiz kan olur, siz su içseniz içtiğiniz alkol olur. Aleviliğin dini öyle bir dindir ki ne içerse içsin içtiği sadece ve sadece zamanın ruhudur dem dediğiniz, dolu dediğiniz şey. Dem aynı zamanda zaman, kan, nefes demektir. Alevinin içtiği zamanın ruhudur. Onu içerek onunla zamanın hükümdarına kafa tutar.
Cemevlerimizde demli cem yürütemiyorsunuz. En solcuların yönettiği yerlerde bile yürütemiyorsunuz. Hangi Alevilikten söz ediyoruz? O halde geriye ne kaldı ve hangi halkaları nereden nasıl tutacağız? Daha ironik bir ifadeyle Dersim’i Dersimlilerden nasıl koruyacağız? Antokya’yı Kemalist milliyetçiliğe entegre olmaktan nasıl koruyacağız? Antokya’nın Alevileri sıkı Kemalistlerdir. Nasıl koruyacağız?
“ALEVİ TALEPLERİNDE BİR GERİLEME GÖRÜNÜYOR”
Bütün bunlardan yola çıkarak Alevi toplumunun taleplerini yenilemek gerekirse öncelikli olarak nasıl sıralarsınız?
PROF. AYHAN YALÇINKAYA: Örgütlerdeki daralmaya ya da ‘çökmeye’ paralel bir biçimde haklı olarak şunu soruyorsunuz: Alevi taleplerinde de giderek bir daralma bir gerileme hatta bir çökme eğilimi görünüyor.
Dikkat edin Alevilerin Türkiye’de en azından demokratik siyasal mücadeleye kattığı en önemli slogan nedir? diye sorsak ne yanıt veririz? Son 30 yıllın ‘eşit yurttaşlık’ talebi. Neden en etkilisi budur? Eşit yurttaşlık talebi bugün sadece Alevilerin talebi değil. Ermeni etnisitesine ait Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının da talebi. Kürt etnisitesine ait yurttaşların da talebi. Kürtlerin de siyasal mücadelesinde en önemli kalemlerinden birisi de eşit yurttaşlık oluşturuyor. Ve Alevilerin de diğer sadece Alevi topluluklarına has tüm taleplerini eşit yurttaşlık talebi altında toplamak mümkün mü? Kesinlikle mümkün. Öyleyse Aleviler genel demokratik siyasal mücadeleye kattıkları en genel talebi ifade edebildikleri, bu talep peşinde mücadele edebildikleri ölçüde bu talep kapsamındaki kendi özgün ve özel taleplerini de savunma becerilerine sahiptiler.
“KENDİ TALEPLERİNİ KUŞATAN VE AŞAN BİR SİYASAL HAT SAVUNULMALI”
Tam tersine Aleviler tümüyle Alevilere has taleplere savruldukları ölçüde Alevilerin taleplerini savunamaz hale geldiler. Yani Aleviler kendi taleplerini savunabilmek için kendi taleplerini de kuşatan ama o talepleri de aşan bir siyasal hattı savunmak durumundalar. Eğer bu siyasal hat terk edilirse salt kendine has taleplerle sınırlı bir dünyada devinmeye başlarsanız esasta yapmak istediğiniz o talepleri de canlı tutamıyorsunuz. Yapmak istediğinizi yapamıyorsunuz.
Eşit yurttaşlık talebi canlı olduğu sürece cemevlerinin ibadethane olma talebi de canlıydı. Madımak müze olsun talebi de canlıydı. Munzur’da yapılan HES’lere karşı yapılan mücadele de canlıydı. Ne zaman ki bu talep berhava oldu Alevilerin talepleri sadece ve sadece kendilerine özgün taleplere dönüştü. Dolayısıyla da güçlenmesi umuluyordu tam tersine çöktü. Ve her bir tikel talep iktidarla yürütülen çeşitli pazarlıklar aracılığıyla tikel olarak karşılanmaya çalışılıyor şimdi.
“EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ DOĞRU ANLATILAMADI”
Doğan Demir niye siyasete girdi? İddiası ne? Alevilerin taleplerini dillendirecek. Hangi talebini dillendirecek Alevilerin? Cemevlerinin ibadethane olarak kabulü sadece ve sadece Alevilerin talebi mi sayılmalı acaba? Yoksa bu talep esasta eşit yurttaşlık talebine bağlı olarak şu anlama gelmiyor muydu: ‘Ey devlet, sen bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle bu ülkenin kültürel varlıklarına müdahale edemezsin. İbadethane lafının geçtiği yerde kararnamene; Cami, Sinagog, Havra, Kilise diye yazamazsın. Bunların tümü mescittir ve cemevi de mescittir esasta. Sen bunu tanımlayamazsın.’ Dolayısıyla bu ekseni kaybettiğin anda devletin bunu tanımlama hakkını hiç tartışma gündemine almıyorsun. Diyorsun ki ‘beni de tanımla.’ Hayır eşit yurttaşlık ‘beni de tanımla’ anlamına gelmiyordu. Biz bunu kaybettik. ‘Beni de tanımla’ dediğin yerde şunu da ihmal ediyorsun; bu devlet laiklik iddialarına rağmen artık bunu iddia etme gereği de duymuyorlar tam tersine açıkça kendi İslami anlayışlarına uygun bir yaşama tarzını dayatıyor. En tepeden ağızlardan ifade ediliyor bu.
Bu devletin senin cemevlerini ibadethane olarak tanıması kadar saçma bir talep olamaz. Tabi ki tanımayacak. Devletin mevcut mantığına mevcut siyasal rejimine mevcut işleyişine aykırı. Tabi ki tanımayacak. Sen imkansız bir talebi gerçek bir talepmiş gibi önüne koyuyorsun. Oysa diğeri mümkün oradan yakalamak mümkün. Dolayısıyla paradoksal bir biçimde Alevilerin talepleri ne zaman ki sadece ve sadece Alevi toplulukların kendine özel talepleri haline gelmiştir o talepleri o zaman güçlenmemiş tam tersine cılızlaşmıştır. Alevilerin talepleri ne zamanki tüm kesimler için aynı zamanda anlamlı talepleri olarak ifade edilebilmiş ve bu haliyle formüle edilebilmişse o zaman bu Alevilerin özgül talepleri güçlenmiştir.
“ALEVİLER BUGÜN BİR TRAJEDİ YAŞIYOR”
Benim cemevi talebimi tanısa ne tanımasa ne? Genel oy hakkım elimden alınmış. Seçme hakkım elimden alınmış. Madımak Müze olsun talebini salt Madımak ile sınırlandırırsan tabi ki Madımak müze olmayacak. Suruç, Roboski, 1915, Dersim, Ankara bütün bunlar gözetildiğinde bütün bu yükü Madımak ile politik bir talep haline getiremiyorsan unut sen Madımak’ın müze olmasını.
Dolayısıyla özgül talepleri özgüllükleri ölçeğinde ancak ve ancak daha yapısal bir durumla bütünleştikleri ve onu ifade edebildikleri ölçüde güçlenirler ve canlanırlar. Alevi örgütlülüğü ve Alevi toplulukları tamda bunu kaybettiği için biz bugün taleplerinde bir gerilemeye, solgunlaşmaya, önemsizleşmeye ve bu doğrultuda da iktidarın önümüze sunduğu çözüm reçeteleriyle hızla uzlaşma, bütünleşme eğilimine tanıklık ediyoruz.
Alevilerin ibadethanesi cemevidir ve ibadethane olarak tanınsın, talebinden nereye geldik. Bizzat bugün siyasete atılan Doğan Demir’in Diyanet İşleri Başkanı’na yazdığı resmi yazıyı hatırlayın. Cemevi için arsa talep ediyor. Düşünün trajik ama Alevilerin başına gelen bir trajedi. Ve Aleviler kendilerini bir trajedi kahramanı olarak kendilerini inşa ediyorlar ne yazık ki. Trajediyi var eden bir uçurumun varlığıdır. Alevilerle Alevilik arasındaki uçurumu bizzat Alevi topluluklar ve örgütler inşa ediyor. O yüzden Aleviler bugün gerçekten bir trajedi yaşıyorlar.
“BİRLİĞİN YOLU KESİNLİKLE BİR ARADA OLMAKTAN GEÇMEZ”
Son zamanlarda Alevi örgütlerinin birlik arayışları var ve bu temelde zaman zaman bir araya geliniyor, çeşitli deklarasyonlar yayınlanıyor, bunu nasıl yorumluyorsunuz?
PROF. AYHAN YALÇINKAYA: Birliğin yolu hiçbir yerde kesinlikle bir arada olmaktan geçmez. Birliğin yolu tersine bölünmekten parçalanmaktan geçer. Bir olmak demek bazılarının tasfiye edilmesi demektir. Kim kiminle bir olacak? Ne neyle birleştirilecek? Elmayı elmayla birleştirmek istiyorsanız, elmanın içine karışmış armudu ve elmayı ayırmanız gerekiyor.
Birleşmek mi istiyorsunuz siz elma iseniz ki elma Aleviler için kutsaldır. Bunun içine karışmış ayvadan uzak duracaksınız. Ayvadan uzak durmak ne demek? Elma olmayanla bir olamazsınız demek. Onun için diyorum her birlik aynı zamanda bir tasfiye girişimidir. Alevilerse ‘aman bölmeyelim’ diyorlar. Bölmezseniz birlik olmuyor ki. Şimdi ‘birlik olacağız’ diye örneğin; İzzettin Doğan’ın her yaptığı şeyi görmezden gelip hareket etmek başka bir şeydir. İzzettin Doğan’ı özeleştiriye zorlamak başka bir şeydir. Ya da üçüncü bir yol daha var: Bugünkü konjonktürde İzzettin Doğan’ı özeleştiriye zorlamak, hesabını sormak mümkün değil. İzzettin Doğan’ı bugün muhalif bir yere koyuyorsam, Alevilik adına katkıda bulunabilecek bir aktör olarak görüyorsam, İzzettin Doğan ile eylemde yol yürürüm. Ama yıllardır Sivas’a götüremediğiniz biriyle hangi birlikten söz ediyorsunuz pardon?
“EYLEMDE BİRLİK OLMALI”
Eylemde birlik olmalı ama bunun ötesinde bir birlik tartışması böyle yürütülemez. Bu birlik arayışlarını her zaman yapılan ve Alevi örgütlerinin tabandan gelen baskıyı savuşturma biçimi olarak görüyorum. Çeşitli Alevi örgüt aktörlerinin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş zorlayıcı girişimleri olarak görüyorum. En önemli birlik girişimlerinden birisi Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın yaptığı büyük Alevi kurultaylarıydı. Başlangıç girişimi oydu. Arkası getirilemedi. Gerçekten de bu kurultaylardan hareketle bir kongre girişimine sahne olabilirdi ve bütün Alevi örgütleri de orada temsil hatta bütün Alevi aktörleri belli ağırlık ölçeğinde üzerinde uzlaşılacak bir çerçeve taslakta bir araya getirilebilirdi. Çok da hoş dururdu.
Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu bunları yan yana bir fotoğrafta görmek buna zorlamak gerçekte bir birlik oluşturmayacak. Çünkü Alevi tarihinin öylesine önemli kırılma anları var ki isteseniz de istemeseniz de bu örgütlerin seslendikleri kitleler, yanıt vermeye çalıştıkları ihtiyaçlar farklı farklı olduğu için siz istediğiniz kadar birlik iddiasında bulunun o kritik anda o birlik buhar olacak.
PİRHA – “Yolda birlik, mücadelede birlik” şiarıyla bir araya gelen Alevi örgütleri ortak sonuç bildirgesi yayımladı. Bildirgede Alevilerin anayasal olarak tanınmadığı belirtilerek toplumsal dinamiklerle birlikte mücadele edileceği vurgulandı.
“Yolda birlik, mücadelede birlik” şiarıyla Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda bir araya gelen Alevi örgütleri, sonuç bildirgesini açıkladı.
Siyasal iktidarın suskun bir toplum yaratma politikasına karşı Avrupa ve Türkiye’deki kurum temsilcilerinin ‘Yolda Birlik, Mücadelede Birlik’ şiarı ile Garip Dede Dergahı’nda bir araya geldikleri belirtilen açıklamada, Dünyanın bir kaos, ekonomik, sosyal çöküntü içerisinde olduğu ve demokrasi ruhunun can çekiştiği kaydedildi.
Türkiye’de lider esaslı politikaların toplumlara dayatıldığı ve toplumsal olarak tüm sosyal dinamiklerin çözüm üretme gücü elinden alınarak merkezi iktidarlar tarafından teslim alınmak istendiğinin altı çizilen sonuç bildirgesinde, Alevilerin bu baskı ve tekleşen yaklaşımları karşı yeniden bir mücadele sürecini başlatacakları belirtildi.
“ALEVİLER ANAYASAL OLARAK TANINMAMAKTA”
Alevi kurumlarının birlikteliğinin önemine vurgu yapılan açıklamada, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının devam ettiği belirtilerek, “Geçmişte olduğu gibi bugünde Alevi köylerine cami yapılmakta. Çocuklarına zorunlu ve uygulamalı din dersi dayatılmakta. İnancı hakir görülmekte, evleri işaretlenmekte, iktidar baskısı ile asimilasyona tabi tutulmaktadır. İnsanlar ekonomik sıkışmışlıklar altına intihara sürüklenmektedir. Aleviler Anayasal olarak tanınmamaktadır. Tanınmayan bir toplumun koşulsuz direnme ve mücadele hakkı vardır. Bu hak inancımızın önümüze koyduğu tarihsel bir sorumluluktur” denildi.
“DEMOKRASİ İÇİN TÜM DİNAMİKLERLE ORTAK MÜCADELE”
Türkiye de süren antidemokratik sistemin tek adam yönetimine dönüştüğü vurgulanan açıklamada, Laik demokratik cumhuriyet değerlerinin işleyemez duruma geldiği ifade edilerek demokrasi için tüm dinamikler ile ortak mücadeleye acil ihtiyaç olduğuna dikkat çekildi.
Yerel yönetimlere atanan kayyımlara da değinilen açıklamada, “Yerel yönetimler kayyum zihniyeti halkın temsil ve iradesi teslim alınmakta ve muhalefet üzerinde bir tehdit aracı olarak kullanılmaktadır. Türkiye’nin iç barış ve huzura ihtiyaç vardır. Bu durumu değiştirmek için toplumsal dinamiklerin Türkiye toplumunun çıkarına bir araya gelmesi ve ortak mücadele hattı oluşturması gerekmektedir. Bugüne kadar izlenen muhalif yaklaşım bu dönüşümü karşılamaktan uzaktır” denildi.
“ALEVİ KURUMLARINDA KADIN TEMSİLİYETİ AZ”
Açıklamanın devamında şunlar belirtildi;
“Avrupa’daki Aleviler sadece Alevi kimliklerinden dolayı sınır kapılarından geri çevrilmektedir. Bazılarına 5 yıl ülkeye girmesi yasaklanmıştır. Türkiye içerisinde ki Aleviler de gerekçesiz gözaltına alınmakta, evleri işaretlenmekte, cem evlerimizin statüsü kabul edilmemekte davaları devam etmektedir. Medya aracılığı ile türlü yöntemlerle Alevi inancına hakaret edilmektedir. Zeynep Yıldırım iddianamesi hazırlanmadan içeride tutulmaktadır. Turgut Öker yurtdışı yasağı konmuştur. Akd Sultangazi Pir Sultan Cemevi yıkım kararı davası şube başkanı Zeynel Odabaş’ın yargılanma süreci devam etmektedir.”
Alevi kurumlarında yönetim kademelerinde kadın temsiliyetinin azlığından bahsedilen açıklamada, Alevi kurumların bu durumu gündemlerine alarak Alevi inancının düsturu ile yaklaşmaları istendi.
Son olarak açıklamada Alevi kurumlarının birlikte mücadele etmesi çin üç ayda bir toplantıların olması ve sürece tüm Alevi kurumlarının dahil edilmesi gerektiği üzerinde duruldu. PİRHA/İSTANBUL
PİRHA – Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevleri konusunda “Alevi örgütlerinin bir an önce duyarlı hale getirilerek çok daha fazla aktivite ve birliktelik ile sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Cezaevlerindeki tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemi 181. güne girdi. Güven ile birlikte binlerce tutuklunun eylemi de sürdürüyor.
“BUNA SESSİZ KALAMAYIZ”
Konuya ilişkin açıklama yapan Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, yaşamın kutsaliyetine işaret ederek, Alevi toplumunun daha duyarlı olması gerektiğini söyledi. Öztürk, “Zulüm bir gün döner kendisini de vurur” diyerek şunları aktardı:
“Her şeyden önce yaşamak kutsaldır ve haktır. İnsanlık bugün büyük bir kuşatma altında olup bütün değerlerinden izole edilmiş durumda. Dolayısıyla en fazla haksızlığa uğramış, mağdur edilmiş olan Alevilik, bugün yaşam hakkını savunmak zorundadır. İnsanca olan talepler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bizler ölümü reddeden bir toplumuz. Fakat insanlar bedenini açlık grevine ve ölüme yatırmışsa buna mutlaka bir çözüm bulmak zorundayız. Buna sessiz kalamayız. İnanç önderleri olarak Aleviliği toplumunu konu üzerinde yoğunlaştırmalı ve duyarlı hale getirmek zorundayız. Zulmün meşrulaştırıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu durum zulüm yapanlar için de tehlikeli. Zulüm bir gün döner ve kendisini de vurur. Yaşam Hakkı kutsaldır. Ve dünyada yaşayan her canlı, yaşatmak zorundadır. ‘Nasıl olsa ölüm garantidir ve yaşam ihtimallere bağlıdır’ denilir. İnsanlar o ihtimalleri çoğaltmak zorundadır.
“ALEVİ ÖRGÜTLERİ SORUMLULUK ALMALI”
Dede Öztürk, Alevi örgütlerinin sürece dair daha fazla somut eylem içerisinde olması gerektiğini ifade ederek, “Ve yaşamın kutsaliyetini inceleyerek, toplumu duyarlı hale getirip açlık grevlerinin bir an önce durdurulmasını, haklı talepler yerine getirilerek sonlandırılması gerektiğini düşünüyorum. Alevi örgütlerinin bir an önce bu duruma duyarlı hale getirilerek çok daha fazla aktivite ve birliktelik ile sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
PİRHA -Sivas Madımak katliamının 24. yıl dönümü nedeniyle Madımak Oteli’nin önünde toplanan Alevi toplumu ve örgütleri katliamı lanetlerken yaşamını yitirenlerin anısına otelin önüne karanfiller bırakarak saygı duruşunda bulundu. Ardından da konuşmalara geçildi.
Çok sayıda Alevi örgütünün katıldığı anmada katliamı lanetleyen sloganlar atılarak adalet talebinde bulunuluyor. Sivas şehitlerinin yakınları ve alevi örgütü temsilcileri ile CHP ve HDP milletvekilleri karanfil bıraktı.
Sivas Madımak Katliamı’nın 24. yılında yapılan anma için Türkiye’nin dört bir yanından ve Avrupa’nın bir çok kentinden Sivas’a gelen Alevi yurttaşlar, Madımak otelinin önünde anma etkinliğinde bulunuyor.
“Sivas’ın ışığı sönmeyecek” “Sivas’ı Unutma” “Sivas için adalet” yazılı, Sivas’ta yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu dövizleri taşıyan yurttaşlar sık sık “Sivas’ı unutma unutturma”, “Direne direne kazanacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza”, sloganlarını atıyorlar.
PSAKD GENEL BAŞKANI KAPLAN: ADALET İSTİYORUZ
Anmada konuşma yapan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan “Adalet saraylarının içine adaleti getirmek için varız” dedi.
Kaplan “Sivas için adalet istiyoruz, Madımak’ta katledilen 33 can için, Berkin Elvan için Çorum için herkes için adalet istiyoruz. Semih ve Nuriye için de adalet istiyoruz. KHK ile üslerinden atılan herkes için adalet istiyoruz” ifadelerini kullandı. Kaplan 9 temmuz da yapılacak olan adalet yürüyüşü finaline de dikkat çekerek Katılım çağrısı yaptı.
ABF GENEL BAŞKANI YILDIZ: DEMOKRASİ OLMAZSA ADALET OLMAZ
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Muhittin Yıldız’da konuşmasında katliamlara dikat çekerek “24 yıldan beridir hala Sivas’ta kara duman tütüyor. Biz Sivas için adalet istiyoruz. Alevilerin tarihi katliamlar tarihidir. Devlet bu acılarla yüzleşmelidir. Biz bu acıları sadece Sivas tarafından değil Koçgiri, Dersim, Maraş, Suruç’ta yaşadık. Adalet yürüyüşü geç olmasına rağmen anlamlıdır” vurgusu yaptı.
Yıldız konuşmasında “Demokrasi olmazsa adalet olmaz adalet olmazsa demokrasi olmaz. İkisinin olmadığı yerde katliam vardır, kan vardır,” ifadelerinin altını çizdi.
AKD GENEL BAŞKANI DEMİR: BİZ İNADINA LAİKLİĞİ SAVUNACAĞIZ
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel başkanı Doğan Demir de yaptığı konuşmada adalet vurgusu yaptı. Demir “biz buraya yıllardır adalet aramak için geliyoruz. Sesimize kulak veren olmadı. Biz inadına laikliği, demokrasiyi, halkların kardeşliğini savunacağız” ifadelerini kullandı.
HBVAKV GENEL BAŞKANI TUNCER BAŞ: 1400 YILDIR ADALET İÇİN YÜRÜYORUZ
Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş ise konuşmasında biz Aleviler 24 yıldır değil, bin dört yüz yıldır adalet için yürüyoruz vurgusunu yaparak başladı. “Madımak utanç müzesi olana kadar da devam edeceğiz.” dedi.
Adalet yürüyüşüne de dikkat çeken Baş “Adalet yürüyüşünü büyük bir buluşmayla taçlandıracağız. Yeryüzüne adalet gelene kadar, yer yüzü halkın yüzü, aşkın yüzü, olana kadar çabalayacağız” dedi.
AABF GENEL BAŞKANI MAT: BİZİ TOPRAKLARIMIZDAN VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞIYORLAR
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat konuşmasına “bu katliamı yapanları, kollayanları şiddetle kınıyorum, yaşamlarını yitirenleri saygıyla anıyorum,” diyerek başladı.
Mat “Yöneticilerimiz yargılanmaya başladı. Gençlerimizin yasak belgeleriyle Avrupa’ya gönderiliyor. Bizi topraklarımızdan vazgeçirmeye çalışıyorlar, ama bunu yapmayacağız. Ne yezit bunu başarabildi, ne Yavuz bunu başarabildi, ne de Saray ve AKP diktatörlüğü bunu başaramayacak. Dost düşman bilsin ki, bu ülkemizi asla ama asla tekçi, ırkçı, faşist ve şeriatçılara teslim etmeyeceğiz” dedi.
Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın abisi Hüseyin Karababa da Şehit yakınlarını temsilen bir konuşma yaptı.
“Bizler savaşırsak, mücadele edersek, bir elimizde sazımız, sözümüz olursa kimse bizimle baş edemez” diyen Karababa Hollanda’nın Carina Cuanna’ya sahip çıkmadığını vurgulayarak “Hollanda davasına sahip çıksaydı biz şuanda uluslar arası mahkemelerdeydik. Hollanda vatandaşını öldürenler Avrupa’da iltica durumundalar” ifadelerini kullandı. Karababa “Dava zaman aşımına uğradığı zaman hayırlı olsun sözleriyle karşıladı iktidar. Biz de ‘hayırlı olsun’ nişan, düğün, sünnet gibi şeylerde kullanılır. Bende kalktım Tayyip Erdoğan’a dava açtım ‘bu bir nefret suçudur’ diye. Bu davayı biz kazanacağız, insanlık kazanacak” diyerek bitirdi sözlerini.
DAD EŞBAŞKANI DEMİRTAŞ: DERSİM KATLİAMININ FAİLLERİ YARGILANSAYDI MADIMAK OLMAZDI
Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanı Dursun Demirtaş’da konuşmasında geçmişte yaşanan katliamlarla yüzleşilmedikçe, bunlara karşı güçlü bir örgütlülük sergilenmedikçe yeni katliamların gelişme olasılığına vurgu yaptı.
Demirtaş “Mücadelemizi devam ettireceğiz. Yakın zamanda Koçgiri, Dersim katliamlarının yıl dönümlerini geride bıraktık. Bu katliamlar doğru sorgulanıp failleri yargılansaydı belki Maraş, Çorum, Madımak olmayacaktı. Madımak katliamında 33 canımızı göstere göstere yaktılar. Bizler yıllardır istiyoruz ki yolumuzu inancımızı özgürce devam ettirelim. Buna izin verilmiyor, şiddet ve yok sayma politikaları uygulanıyor. Bizim bunun önüne geçmemiz için mutlaka doğru temelde örgütlenmemiz gerekiyor” dedi.